Kategori arşivi: Uncategorized

pdf 26

mimarlıkta orijin olarak tip kurgusu
http://www.izmimod.org.tr/egemim/62/28-31.pdf

kültürel süreklilik için tipolojik analizin önemi: izmit merkez geleneksel konutları örneği
http://www.adjournal.net/articles/64/648.pdf

yerleşmelerde imaj analizi konusunda bir yöntem: kastamonu örneği
+
bu çalışma bir yerleşmenin nasıl algılandığının araştırılmasına ilişkin bir yöntem denemesini anlatmaktadır. çalışmada topografya, ölçek, doku gibi kente ilişkin özelliklerin yanısıra cinsiyet, eğitim düzeyi, ulaşım tipi ve yerleşmede yaşama süresi gibi kenti algılayanın kişisel özelliklerinin kent algısını nasıl etkilediği ortaya konulmaktadır. ortaya konulan yöntem denemesinin kastamonu kenti aracılığıyla örneklendiği makalede kentsel imaj ve zihinsel haritalar ile ilgili araştırmalarda ifade edilen yöntem ve tekniklerden benzeri çalışmalarda nasıl ve ne ölçüde yararlanılabileceği de açıklanmaktadır.
https://jag.journalagent.com/megaron/pdfs/MEGARON_5_2_67_81.pdf

istanbul’un tarihsel topoğrafyası ve literatür değerlendirmesi
+
roma kenti karakteristiğinin en önemli unsurlarından biri anıtsal nitelikteki kamusal meydanlardır. istanbul, osmanlı imparatorluğu dönemiyle beraber sosyal ve fiziksel bir yaşama alanı olarak önem kazanan meydan-forum kullanma alışkanlıklarından vazgeçmeye başlamıştır. daha öncesinde halkın yoğun olarak kullandığı meydanlar, sosyal yaşam biçimi, avlulu konut tipolojisi ve hane hayatı, “kadın mahremiyeti” gibi olgularla önemini yitirmeye başlamıştır. osmanlı imparatorluğu döneminde meydanların kamusallık işlevini külliyeler almaya başlamıştır. ancak kent içerisinde daha öncesinde gelişmiş olan önemli meydanlar korunmuş ve türk-islâm kültürü ile yeniden ele alınmıştır. bu dönemdeki anıtsal kompleksler kentin eski ulaşım aksına ve bu aks üzerinde gelişen forumlar çevresine yerleşmişlerdir. bu kapsamda istanbul’un en önemli meydanları olarak at meydanı ve beyazıt meydanı üzerinde durulması gerekmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/652793

mimari ve peyzaj arakesitinde topoğrafyanın kullanımı
+
akıl ile bağlantılı olduğu kabul edilen erkek, yapı ve kent değer taşımış, doğurgan olan kadın duygusallıkla ve bereketli, değişken doğa kadınsı niteliklerle ilişkilendirilerek ikincil bir önem taşımıştır.
https://polen.itu.edu.tr/bitstream/11527/3697/1/10184.pdf

istanbul’da iki dünya mirası: yarımburgaz ve inceğiz mağaraları
https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/76ebb4533d15d5a_ek.pdf

karstik yerşekilleri ve türkiye’den örnekler
http://tucaum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/280/2015/08/tucaum3_1.pdf

türkiye’de volkanizma ve volkanik yerşekilleri
http://tucaum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/280/2015/08/tucaum3_2.pdf

istanbul’un anadolu yakasının jeomorfolojik özelliklerinin ana çizgileri
+
bu sahada kuvaterner’deki epirojenik hareketler ve yükselmeler ile birlikte pleyistosen ikliminin nemli devrelerinde akarsu etkinliğinin artmasıyla beraber karstik çözünme ileri bir safhaya ulaşamamış ve akarsular tarafından bozulmuştur. bu bakımdan bölgede büyük karstik yerşekilleri meydana gelmemiş, oluşmuş olanlar ise dış drenaja açılarak bozulmuşlardır. bütün bu açıklamalara dayanılarak inceleme sahasındaki karstlaşma yakın geçmişin eseri sayılabilir.
+
sonuç olarak çok sayıda yerşeklinin görüldüğü inceleme sahasında günümüze doğru artan antropojenik etki, insanın yeryüzünü değiştirici en etkili dış etmen ve süreç olmasına neden olmuştur. insan etkisi ile yerşekillerinin değişiminin ani, yoğun, sürekli ve hızlı bir şekilde gerçekleştiği bu sahada, yerşekilleri üzerindeki antropojenik etkinin asgari düzeye indirilmesi şarttır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/231242

türkiye’de paraglasiyal yerşekilleri, paleoiklim ve paleocoğrafya açısından önemleri
https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/01ff1ec72012139_ek.pdf

iklim, coğrafi konum, yer şekilleri ve denizlerin siyasi coğrafya üzerindeki etkileri
+
deniz kıyısında yaşayanlar ve iç kesimlerde yaşayanlar, verimli arazilerde yaşayanlar ve çöllerde yaşayan insanlar eşit şartlarda değildir.
+
siyasi coğrafya, siyaset ve coğrafya arasındaki ilişkiyi genel bir şekilde ele alırken; jeopolitik, dış politikanın belirlenmesinde coğrafyanın oynadığı rol üzerinde durmaktadır.
+
toplumsal yapıya bağlı olarak siyaset farklılık arz etmektedir. siyasetin özelliklerine nüfuz etmek isteniyorsa, önce toplum yapısının özelliklerine nüfuz etmek gerekmektedir.
+
fırat-dicle havzasına yerleşen sümerlerde yeryüzündeki her şeyin tanrı’nın malı olduğuna inanılmıştı. söz konusu inanışa göre tanrı’nın olduğu kabul edilen ancak yaşamsal anlamda genel itibariyle elverişsiz durumdaki bu toprakları verimli hale getirmek, bunun için de bataklıkları kurutmak ve sulama kanalları inşa etmek gerekiyordu. bütün bu zor işleri başarmak ise ancak ortak bir emeğin ortaya konması ile mümkündü. böylece halk birlikte kanallar açıyor, toprağı birlikte işliyor ve yetişen ürünleri birlikte topluyorlardı. toplanan ürünler ise “ziggurat” denen mabede getiriliyordu. mabette toplanan ürünler daha sonra her ailenin ihtiyacı oranında paylaştırılıyordu. ihtiyaç fazlası ürünler ise satılıyor elde edilen gelirle yerine ihtiyaç duyulan diğer ürünler alınıyordu. yaklaşıma göre mezopotamya’nın coğrafi şartları neticesinde, sümer şehir devletlerinde “emekte ve nimette ortaklık” esasına dayanan yeni bir idare şekli, yeni bir rejim doğmuştu. batılı tarihçiler bu durumu bir çeşit ilkel sosyalizm olarak da nitelendirmektedir. fakat bu sosyalizm gücünü tanrı’dan aldığı için ona “mabet sosyalizmi” ya da “teokratik sosyalizm” de denilmektedir.
+
bir devletin konumunun kuzey veya güney yarımkürede olması da onun siyasi ve ekonomik ilişkileri ve gelişimi açısından önemlidir. çünkü bu iki yarımküre coğrafi açıdan önemli farklılıklara sahiptir. yarımküreler arasından kara ve denizlerin dağılışı yarımkürelerdeki siyasal gelişmelerde etkili olmaktadır. bunu tetikleyen iklime bağlı coğrafi konumdur. ılıman iklim kuşağı siyasi ve ekonomik faaliyetlerin ve birikimin en yoğun olarak yaşandığı sahaları kapsaması buradaki devletlerin yeryüzünde siyasi yönden en aktif devletler olmasına sebep olmuştur.
+
kuzey yarımküre’deki birçok ülkenin güneyi, kuzeyinden daha az gelişmiş ve halkı da daha yoksuldur.
+
söz konusu ülkelerde genellikle kuzeyliler çalışkan ve verimli insanlar olarak nitelendirilirken güneyliler ise eğlenceye düşkün ve tembel insanlar olarak dahi nitelendirilmiştir.
+
isviçre örneğinde olduğu gibi, konumuna rağmen etrafındaki tüm siyasi gelişmelere karşı dağlar, isviçre’nin siyasi olaylarda tarafsız kalmasını kolaylaştırmıştır.
+
dağlarda yaşayan insanlar özgürlüğüne daha düşkündür. ayrıca toplumsal kurallara uyum sağlamakta güçlük çekerler.
+
denizlerin sağladığı dinamizm, ülkelerin yayılmalarını ve imparatorluklara dönüşmelerini kolaylaştırır.
+
ingiltere’nin kıta avrupa’sına karşı denizlere egemen olma yönünden üstünlüğünü coğrafi durumunun doğal bir sonucu olduğu ve bu durumun ingiltere’nin siyasetteki rolü ve gelişimiyle ilişkili olduğu düşünülebilir.
+
denizlerin devlet açısından önemi büyüktür. kıyı sahibi olmak her şeyden önce dış dünya ile serbest bir şekilde ilişkide bulunmak için şarttır. bu durum devletin bağımsızlığını ve gücünü etkilemektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/744785

20. ve 21. yüzyılda elde edilen tüm bulgular evrenin üstün bir aklın, kusursuz bir plan ve tasarım sonucu olduğunu ortaya koymuştur.
https://www.isemdijital.com/Uploads/KitapOrnekPDF/7051/8.%20S%C4%B1n%C4%B1f%20Din%20K%C3%BClt%C3%BCr%C3%BC%20DENEME%20K%C4%B0TAP%C3%87I%C4%9EI_Ornek.pdf

kadın dostu kentler
avrupa’dan örnekler
https://turkey.unfpa.org/sites/default/files/pub-pdf/kadin_dostu_kentler_avrupadan_ornekler_4.pdf

mekansal planlamada kadın dostu kent yaklaşımı
+
kadınlar kent yaşamı içerisinde çeşitli nedenlerden dolayı birçok konuda dezavantajlı bir konuma düşmektedirler.
+
kadın kenti her yönüyle ve yoğun olarak kullanabilmeli ve yaşayabilmelidir.
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1476448733.pdf

“bütün bu düşünceleri yazarken ellerim titredi. ama kafamda biriken bütün düşünceleri boşaltmak ve yazmak istiyorum. sadece yazmak. rahatlamak.” marilyn monroe
https://tuti.com.tr/wp-content/uploads/2016/03/olumsozluk-10-sayfa.pdf

kadın dostu kent yaklaşımı kapsamında kentsel açık yeşil alanların değerlendirilmesi: bornova örneği
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1082597

kadın dostu şirketlerin insan kaynakları uygulamaları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1432609

mekan ve yer kavramlarının anlamsal açıdan irdelenmesi
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/900229

mekân-kimlik etkileşimi: kavramsal ve kuramsal bir bakış
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/577726

geçişlilik kavramının mekâna anlamsal ve simgesel yansımaları
http://docs.neu.edu.tr/library/6583070857.pdf

çağdaş mimarlıkta cephe-yüzey kavramı tartışmaları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/187062

konuşma anatomisi ve fizyolojisi
https://www.academia.edu/43120647/Konu%C5%9Fma_Anatomisi_ve_Fizyolojisi

çevrenin insan davranışları üzerindeki etkisi
https://www.academia.edu/39191746/%C3%87evrenin_insan_davran%C4%B1%C5%9Flar%C4%B1_%C3%BCzerindeki_etkisi_The_impact_of_the_environment_on_human_behavior_

anatominin toplumsal algısı üstüne: bize, kendimizle ilgili söylenen yalanlar
https://www.academia.edu/41443192/Anatominin_toplumsal_alg%C4%B1s%C4%B1_u_stu_ne_Bize_kendimizle_ilgili_so_ylenen_yalanlar

“canguilhem’e dair: reverans ve bir ouverture” ve “biyolojik düşünce tarihinde normallik meselesi”
https://www.academia.edu/30709008/_Canguilhem_e_Dair_Reverans_ve_Bir_Ouverture_ve_Biyolojik_D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce_Tarihinde_Normallik_Meselesi_Georges_Canguilhem_den_%C3%A7eviri_

bakteriyoloji ve on dokuzuncu yüzyıl ‘tıp teorisinin’ sonu
https://www.academia.edu/31122957/_Bakteriyoloji_ve_On_Dokuzuncu_Y%C3%BCzy%C4%B1l_T%C4%B1p_Teorisinin_Sonu_Georges_Canguilhem_den_%C3%A7eviri_

cemiyet-i tıbbiye-i osmâniye toplantısında sunulan bir tıp tarihi makalesi: terakkiyât-ı tıbbiye
https://www.academia.edu/26934289/Cemiyet_i_T%C4%B1bbiye_i_Osm%C3%A2niye_Toplant%C4%B1s%C4%B1nda_Sunulan_Bir_T%C4%B1p_Tarihi_Makalesi_Terakkiy%C3%A2t_%C4%B1_T%C4%B1bbiye_An_Article_Related_to_Medical_History_that_Represented_at_the_Meeting_of_Cemiyet_i_T%C4%B1bbiye_i_Osmaniye_Terakkiyat_%C4%B1_T%C4%B1bbiye

topografik anatomi (karın-urogenital -diş)
https://www.academia.edu/35230970/TOPOGRAF%C4%B0K_ANATOM%C4%B0_Kar%C4%B1n_Urogenital_Di%C5%9F_

teoloji mi antropoloji mi?
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/767/9740.pdf

kutsaldan sekülere: değişen ölüm algısı üzerine sosyolojik bir değerlendirme
+
seküler bir söylemin gelişiminde her şeyin nasıl sekülerleştiğini göstermek gerektiğine dikkat çeken sommerville, “dinî referanstan lâ dini olana kayma” olarak ifade ettiği sekülerleşmeyi zihniyeti oluşturan parametreler çerçevesinde çözümler.
+
bacon, tıbbın üç görevini; sağlığın korunması, hastalığın iyileştirilmesi ve en önemlisi de hayatın uzatılması olarak belirler.
+
tedavi yöntemleri, zengin olanların hastalıklarını iyileştirir; fakirlerin hastalıkları tedavi edilmez niteliğinde doğal olmayan ölüm tanımlamasına sıkıştırılır.
+
aydınlanmayla birlikte ölüm yetkisini hekim üstlenir.
+
ölüm, doktorun tanımladığı bir hastalığın neticesidir.
+
geleneksel aile yapısının dede ve ninelerimizin, hatta küçük çocukların ölümünde aşina olunan ölüm gerçeği, çekirdek aileyle hatıralarda kalır.
+
artık, insanlar hasta ölmektedir.
+
şifayı verenin ancak tanrı olması, toplumsal olarak önemini kaybeder.
+
tedaviyle sağlığına kavuşturma hedefi, doğal ölümün pabucunu dama atmaya başlar.
+
tedavi, son dinî vecibeleri yerine getiremeden ölen insanların sayısını arttırır.
+
20. yüzyılda, doktorların gözetiminde hasta sıfatıyla ölmek bir vatandaşlık hakkı hâline gelir.
+
modern tıp, “doğal ölüm” imgesi oluşturur.
+
ölümün tıbbileşmesi aracılığında, sağlık hizmetleri diğer bütün inançların dışlandığı bir “dünya dini” konumuna yükselir.
+
modern düşüncede ölüm, tedavi edilebilir bir hastalığın sonucudur.
+
hastalık tedaviyle üstesinden gelinebilir bir endişe oluştururken tedavisi olmayan ölüm, korku oluşturur.
+
insan ölümden korktuğu sürece akıldan ayrılarak hevâya tâbi olur.
+
ölümün tanımı da açık değildir.
+
modern dönemde ölüm var oluşu aydınlatmaz tersine karartır.
+
insan bir uzmanın elleri arasında parçalanmakla kalmaz, her parçası çok sayıda rakibi karşı karşıya bırakır.
+
her şeyi bildiğini iddia eden hekimin yanılma hakkı yoktur.
+
harika ilaçlar ve saygı uyandıran ileri teknoloji ürünü donanımlarından oluşan göz kamaştırıcı gösteri aracılığıyla dikkatleri verdiği sözlerin atıllığından uzaklaştırır.
+
onun ne zaman ve hangi kesip biçmelerden sonra öleceğine, sağlık sistemi aracılığıyla eylemde bulunanlar karar verir. toplumun tıbbîleşmesi, doğal ölüm çağının sonunu getirir.
https://dergipark.org.tr/download/article-file/500739

etnik ve mezhepsel çatışmalarda ideolojik ve teolojik arka plan etkisi
+
“mezhepler, etnisite ve çatışma çözümü” konulu bu orta doğu kongresi’nde müstakil bir oturumun “ideolojik ve teolojik arkaplan etkisi”ne tahsis edilmesi son derece isabetli olmuştur. zira belirtilen coğrafyada yaşanan etnik ya da mezhepsel gerilim ve çatışmalarda birçok başka sebeple birlikte, dinî anlayış ve yorumların hatırı sayılır yeri olduğu muhakkaktır. hatta daha açık söylemek gerekirse etnik ve mezhepsel faktörler belirleyici değil, şiddete dayalı çatışmalarda vazgeçilemeyen bir tür “araç” niteliğindedir. hiç kuşkusuz asıl belirleyici olan bölgenin kendine has jeo-politiği, uluslararası ilişkilerin çapraşık dinamikleri ve küresel güçlerin siyasi, sosyal ve ekonomik stratejileridir.
https://tasam.org/Files/Icerik/File/Mezhepler_etnisite_ve_catisma_cozumu_ODK_3_EKT_(1)_pdf_d528a7f3-a95e-45ed-bfbc-7fdacfcd7fea.pdf

modern dönemde taziye geleneği: taziye evleri (batman örneği)
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/4049/566023.pdf

aşağıda sayacaklarımın hepsini bir arada bulabileceğiniz başka tek bir bina var mı? hazırlanan yemeklerden arta kalan hayvansal ve bitkisel atıklar; döküntü ve çöpler; teşhis, tıbbi, cerrahi ve otopsi kaynaklı biyolojik atıklar; yara bezleri; sargı bezleri; ameliyatlarda ve otopsilerde çıkarılmış dokular; havada asılı mikroplar; plasentalar; …..
+
modem tıp kilisesi’ni ayakta tutacak olan da elbette inançtır; yeryüzündeki bütün insanlar sadece bir günlüğüne ona inanmayı bırakacak olsa bütün sistem çöker.
+
doktorlar, anlambilimsel üstünlüklerini, size kendinizi aptal gibi hissettirmek için kullanırlar.
+
ilaca karşı olan doktorlar hemen modern tıp kilisesi tarafından “sahtekâr” veya “şarlatan” ilan ediliyor. buna psikolojide projeksiyon (yansıtma) denir. yani modern tıp ve ilaç sektörü kendi sahtekarlığını ve şarlatanlığını sisteme boyun eğmeyen doktorlara ve tedavi yöntemle’rine yansıtarak kendini aklamaya çalışıyor.
+
dünyanın en güçlü iki endüstrisi silah ve tıp endüstrisi. silah endüstrisi en azından niyetini gizlemiyor. silahın tek bir işe yaradığını herkes biliyor. ama tıp endüstrisi daha da tehlikeli. çünkü bize “sağlık” vaat ederek yavaş yavaş öldürüyor.
+
kadınlar da gereksiz ameliyatların en büyük kurbanlarındandır. her yıl milyonlarca kadının rahmi alınır.doktorların bir hastadan diğerine gittiklerini ama ellerini nadiren yıkadıklarını görürsünüz. bazen doktor ellerini suyun altında öylesine tutar. refakatçiniz, doktorun size dokunmadan önce ellerini iyice yıkamış olduğundan emin olmalıdır. size dokunmadan önce aynı ellerin nerede olduklarını kim bilebilir!
https://www.scribd.com/document/408761886/Ayk%C4%B1r%C4%B1-Bir-Doktorun-%C4%B0tiraflar%C4%B1-Betul-Y-Arslancan-Robert-S-Mendelsohn-pdf

beden, kültür ve erkeklik: vücut geliştirmenin eril bir alan olarak savunulması üzerine sosyolojik bir çalışma
https://www.academia.edu/41470544/Beden_K%C3%BClt%C3%BCr_ve_Erkeklik_V%C3%BCcut_Geli%C5%9Ftirmenin_Eril_Bir_Alan_Olarak_Savunulmas%C4%B1_%C3%9Czerine_Sosyolojik_Bir_%C3%87al%C4%B1%C5%9Fma

genç yüzücülerde antropometrik, fizyolojik ve fiziksel özelliklerin müsabaka performansına etkisinin araştırılması
https://www.academia.edu/44571086/Gen%C3%A7_Y%C3%BCz%C3%BCc%C3%BClerde_Antropometrik_Fizyolojik_ve_Fiziksel_%C3%96zelliklerin_M%C3%BCsabaka_Performans%C4%B1na_Etkisinin_Ara%C5%9Ft%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1

ışid (ırak şam islam devleti): psikopolitik veteolojik bir değerlendirme
http://sosbilder.igdir.edu.tr/Makaleler/2050822649_04_Cengil_%2851-63%29.pdf

covid-19 salgını’nın psikolojik sonuçları ve etkili başa çıkma yöntemleri
https://corona.hacettepe.edu.tr/wp-content/uploads/2020/06/Covid-19_psikolojik_sonuclari_basa_cikma_yontemleri.pdf

türk üniversite gençliğinin ölüme bakış açısı: alturist ve mutlu ölüm olgusu
+
deneklerden bazıları, anne ya da babaların, evlatlarının hayatını kurtarmak için kendilerini feda edebileceklerini, aynı şekilde, bir evladın da kendi anne ya da babasının ya da kardeşinin, özellikle ölümcül bir hastalık durumunda, aile ferdini kurtarabilmek için kendi sağlığından vazgeçebileceğini söylemiştir.
+
teknolojinin gelişmesine ve ideolojilerin doğuşuna bağlı olarak, ölüm farklı şekillere bürünmüş; bir yandan kitlesel ölümler, katliamlar boy göstermiş, diğer yandan ise, egoist ölüm biçimleri, alturist ölümler, kahramanlık ölümleri ortaya çıkmıştır.
+
türk gençlerinin bir kısmında kolektif bilince bağlılığın zayıfladığı, bireysel bilincin hâkim olduğu bir durumun ortaya çıktığı ayrıca gözlemlenmektedir.
http://tursbad.hku.edu.tr/tr/download/article-file/884340

holocaust problemi ve tanrı: teolojik ve felsefi cevaplar
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/583431

modern iktisadî düşüncenin teolojik arka planı
https://tkbb.org.tr/Documents/Yonetmelikler/MODERN-IKTISADI-DUSUNCENIN-TEOLOJIK-ARKA-PLANI.pdf

kadın için kızlar için onların bedenlerini sömürgeleştiren onların bedenlerini istismar eden devasa korkunç bir cinsellik endüstrisi var.
+
evren, var olduğunda temiz havayla, suyla, toprakla, rüzgârla donatıldı. bitkiler, ağaçlar boy verdi. canlı çeşitliliği sardı her yanı. insan ırkı bu iklimin ortasında buluverdi kendini. berrak, saf, kullanılabilir bilgi ile güçlendirilen insanoğlu, kendisi ile ve çevresi ile dostane bir ilişki geliştirdi. daha ilk anda konuşmayı, okumayı, yazmayı, giyinmeyi, barınmayı, avlanmayı, yemek yapmayı öğrendi. kendine yettiği kadar üretti, tüketti. çevresiyle bir ve beraberdi. yaşamı organikti. evlendi, çoğaldı. nice yüzyıllar sonra, toprağın, ekinin ve insanın genleriyle oynayan fıtrata aykırı bir yaşam biçimi ortaya çıktı. kâinata meydan okuyan bu yapı, gdo’nun temellerini attı. gdo’nun sebep ya da sonuç olduğu üreme sorunları meydana geldi. sezaryenle ilk doğumlar başladı. 2 ya da 3 sezaryen doğumdan sonra, doğumun ölümcül hal alması gibi etkileri nüksetti. kadının doğurganlığı sonlandırıldı.
https://memursen.org.tr/yayinlar/sosyalpolitika/sosyalpolitika40.pdf

kötülük problemi çerçevesinde leibniz ve voltaire’in görüşlerinin karşılaştırılması
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/4428/598364.pdf

voltaire’in zadig, micromegas, candide adlı yapıtlarında yolculuğun işlevi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/411297

lizbon felaketi üzerine şiir
+
ah talihsiz ölümlüler! ah şu acınası yer!
ah korku içinde yaşayan tüm ölümlüler!
faydasız acıların ebediyen sürüp giden!
ve hatalı filozoflar, haykırarak, “her şey iyidir” diyen,
haydi, gelin de dikkatle seyredin bu korkunç yıkıntıları,
http://www.beytulhikme.org/Makaleler/521647408_13_Voltaire_(279-291).pdf

covıd-19: küresel salgının siyasî, sosyal ve ekonomik yansımaları
https://www.tasav.org/media/k2/attachments/Covid-19_K%C3%BCresel_Salg%C4%B1n%C4%B1n_Siyasi,_Sosyal_ve_Ekonomik_Yans%C4%B1malar%C4%B1_web.pdf

tarihsel perspektiften covıd-19 felaket kapitalizmi korku güdümlü bir dünya düzenini nasıl üretir?
https://briqjournal.com/sites/default/files/yazi-ici-dosyalar/2020-11/BRIQ_TURKCE%20-%203.%20SAYI%20-%20EFE%20CAN%20G%C3%9CRCAN%20-%20%C3%96MER%20ERS%C4%B0N%20KAHRAMAN%281%29.pdf

adalet kurumunun kendisi çift anlamlıdır: gerçekte o ne kaynağında, ne işleyişinde tüm şiddetten arınmış değildir. her şeyden önce adalet kurumunun kendisi adil olmayabilir. o sadece egemen olanlarla egemen olunanlar arasındaki kuvvet ilişkilerini ifade edebilir ve bu durumda saklı ve örgütlenmiş bir şiddetten başka bir şey değildir.
+
cinayet çok büyük bir kolektif heyecan yaratır. toplum en kutsal değerlerinde yara almıştır. bu kolektif heyecan boşalmaya çalışır.
https://tusiad.org/tr/yayinlar/raporlar/item/download/1782_d452e226e549bd998d7077065cde4b8b

türkiye’de özel otomobillerde sigara yasağının felsefi ve paternalist temelleri
http://www.beytulhikme.org/Makaleler/1585801775_21_Ozturk_(1183-1203).pdf

sağlık psikolojisi
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/15181/mod_resource/content/0/Sagl%C4%B1k%20Psikolojisi-1A.pdf

burada şeytan tekrar ortaya çıkar ve bu sefer de hekim kılığında saraya gelerek, bu yılanların asla öldürülemeyeceğini, onların, ancak hergün iki insan beyni yedirilirse etkisiz bir hâle getirilebileceğini söyler.
https://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/04/20150421.pdf

rahîme’yi kandırmayı başaramayan şeytan birkaç gün sonra hekim suretine bürünerek tekrar onun karşısına çıkar. şeytanın bu teşebbüsü olaylara yeniden hareketlilik kazandırır. eyyûb’a haram yedirerek onu allah’ın huzurundan uzaklaştırmak isteyen şeytan, rahîme’ye bazı tavsiyelerde bulunur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/316384

şeytani ele geçirilme
+
bu çalışmanın amacı, islam, yahudilik ve hıristiyanlık gibi tek tanrılı dinlerin yanı sıra, hinduizm, budizm, taoizm, şintoizm gibi birçok dinde bulunan, kişinin bedeninin ve zihninin ülkenin inançlarına göre kötü bir ruh, iblis ya da şeytan gibi bir varlık tarafından yönetildiği ve genellikle anormal fiziksel güç, kutsal nesneleri reddetme, gaipten haber verme, farklı bir lisanda ya da dilde konuşmak gibi çeşitli değişimlerle tespit edilen şeytani ele geçirilme ile kültürel yapılanmayla ilişkili olarak muska, haç vb kutsal nesnelerin kullanıldığı, kimi zaman aç, susuz bırakmak ve kırbaçlamak gibi metotların da uygulandığı şeytan çıkarma ritüellerini belirlemek ve ele geçirilme inancının zihinsel ve ruhsal hastalıklar arasındaki durumunu açığa çıkarabilmektir. bu noktada, ilk olarak dini ve kültürel yorumları aracılığıyla ele geçirilme inancı ve şeytan çıkarma ile bu inancın geçmişten günümüze kadar olan süreçte, zihinsel ve ruhsal rahatsızlıklar ile ilişkisi üzerinde durulacaktır. ardından, psikoloji ve psikiyatrinin şeytani ele geçirilme ile ilgili görüşlerine, ele geçirilme vakalarına değinilecek ve analizi yapılacaktır. son olarak, psikoloji ve psikiyatrinin şeytan çıkarma ayini ile ilgili değerlendirmelerine değinilecek ve bu ritüel, ruh ve akıl hastalıklarının tedavi süreçlerine etkisi bakımından işlenecektir. bu açıdan bakıldığında, bu çalışma, ‘’şeytani ele geçirilme inancına dayanan şeytan çıkarma ayinlerinin zihinsel ve ruhsal rahatsızlıkları tedavi etme ve hastanın iyileşme süreçlerine etkisi var mıdır? eğer varsa, bu ritüeller tedavi sürecini nasıl etkilemektedir?’’ gibi sorulara cevap arayacaktır.
http://sssjournal.com/Makaleler/1782750368_5_ID-56_SSSJournal_V3_I5_Tu%c4%9fba%20TA%c5%9eDEM%c4%b0R_403-412.pdf

güneşteki sevbul afiyet, afiyet gömleğinden bize de giydir ya rabbi diye güneşin çıkışını seyretsen arslan gibi durursun. ne hap istersin, ne hekim istersin. onu işittim, dün işittim. şeyde devriyededir, devriye yaparlar onlar. dedim yahu ben seslenmeyeyim ama gece bana talimat verildi. talimat verildi, boş boşuna dolaşıp ezilirler dedi.
+
yediğimiz içimize siner; ne hap ister, ne ilaç ister. bunları kullansa hiç hekime ihtiyacı yoktur oğlum.
+
enerji yüklenirsin bu vakit. öğleden sonra enerjini bitirirsin. enerjisiz millet, onun için hepsi hasta. dertli, hastaneler adam almaz oldu. her evde herkes, hepsi hasta. bir şeyi idare etse; ne hekim ister, ne hakim ister. hakimlik vukuatların hepsi de gece olur. her cinayet, her pislik gecenin içindedir.
https://silo.tips/download/eytanlarin-ntar-ett-zaman

21 yaşındaki sertürner isimli bir eczacı asistanı bulduğu alkaloit ile hayvan deneyleri yaptı. alkaloit çıkarıldığında afyonun hiçbir etkisi kalmıyordu, ama bu maddenin kendisi, işlenmiş afyondan on kat daha etkiliydi. sertürner, afyonun sırrına erdiğinin farkındaydı ve bunu principium somniferum (uyku verici ilke) olarak adlandırıyordu. buluşuna da, yunan rüya tanrısı morpheus’tan ötürü morphium dedi. sonrada morphia, morphinum gibi çeşitli adlarla anılan bu maddeyi günümüzde ‘morfin’ olarak biliyoruz. morfin, keşfedilişinden sonraki on yıl boyunca uyuşturucu bağımlılarının ilgisini çekmemişti ama, güçlü bir madde olduğu için birçok intiharda araç işlevi gördü. balzac’ın comedie du diable (şeytanın komedyası) adlı yapıtında barut ve insan yapımı diğer yıkım araçlarıyla birlikte anılıyor, bizzat şeytanın ağzından, cehennem’deki ani nüfus artışının nedeni olduğu ifade ediliyordu.
+
nuh peygamber çaresiz şeytan ile pazarlığa girer. şeytan bir tek şartla bağlara yeniden hayat verecektir; sürüden yedi hayvan kurban edecek ve bu hayvanların kanlarıyla bağlar sulanacaktır.
http://www.ogelk.net/Dosyadepo/tarihce_kogel.pdf

anton çehov’un üç günahından ilki (yazar-hekimin mektuplarında tütün mamulleri)
https://www.addicta.com.tr/Content/files/sayilar/25/404-425(1).pdf

hekim, hemşire ve sağlık yöneticilerinin meslekleşme düzeylerinin değerlendirilmesi
http://www.saglikcalisanisagligi.org/tezler/hekimyonetici.pdf

hasta ile doktor arasında şeytan olmamalıdır.
http://guncel.tgv.org.tr/journal/70/pdf/100525.pdf

tıbbi müdahalede kötü uygulamanın hukuki sonuçları
http://www.ankarabarosu.org.tr/Siteler/1940-2010/Kitaplar/pdf/t/tibbimudahale.pdf

sağlık sistemleri çerçevesinde hekim yetiştirme ve istihdam etme modelleri üzerine bir alan araştırması
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS03548.pdf

dindarhk, depresyon, ve intihar
http://isamveri.org/pdfdrg/D02036/2000_7-8/2000-01_7-8_STACKS.pdf

hekimler yardım etmek isterken çocukları istismar ettiklerinin farkındalar mı?
çocuk-anne-hekim
üçgeninde geçen ilginç bir sendrom: “munchausen by proxy sendromu (mbps)”
http://www.balikesirtabip.org.tr/tr/2017/26%20say%C4%B1.pdf

telesphoros’un köken sorunu
+
yeni platoncu neapolisli
(nablus) marinus’un, “proclus’un hayatı” adlı biyografide proclus’un çocukken hastalandığını ve uyurken telesphoros tarafından iyileştirildiğini yazması, ms. 6. yüzyıl başlarına dek teürjik inançların felsefede ve güncel yaşamda yer bulmaya devam ettiğinin önemli bir kanıtıdır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/772603

felsefe’nin menşei üzerine bazı düşünceler
+
lamplicus “aslında yunan filozofları en iyi düşüncelerini hz. musa’nın kitaplarından çalmışlardır. felsefe, şeytanların bir armağanı olmayıp, tanrının bir armağanıdır,” demektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/222242

tabip olan ebû bekr er-râzî’nin tedavi yurdunda bu üç çeşit öğrenci vardı ki, bir hasta önce birinci derecedeki öğrenciye gelir, hastalığı teşhis edemezse ikinciye, o da edemezse üçüncüye,bunlar da edemediğinde, teşhis üstada kalırdı. öğrenci dediğimiz bu kişiler tabip olup râzî’ye nisbetle öğrenci idiler. diploma alışkanlığı yoktu. öğrenci tuttuğu notu veya istediği bir kitabı üstadın huzurunda okur, üstad da “bu kitap bana falan tarafından okunmuştur” şeklinde bir açıklama yapardı.
+
ibn miskeveyh’e göre hayır “bir”de varolandır, şer ise, ne varolandır ve ne de bir olandır. şer, çoklukta yokluktur. çünkü çok olmaklık diye bizatihi bir varlık yoktur. yani şer, kemalin yokluğudur. hastalık, zulüm ve benzerlerinin kökleri ve varlıkları yoktur bilâkis onlar yoklardır. meselâ, hastalık insanın tabii mizacının dengesini kaybetmesi, zulüm adaletin yokluğu, ölüm ise ruhun bedendeki fonksiyonunu yitirmesidir. o halde insanın fiillerinin hayır ve fazilet olabilmesi için bizzat kendi irade ve ihtiyarının bir sun’u olmalıdır.
https://dergipark.org.tr/en/download/issue-file/4384

peki, ‘trajik’ kavramının var olmadığı bir dünya mümkün mü yoksa hayal ürünü mü? filozof ioanna kuçuradi yapıtında bu konuya şöyle değiniyor: “eksiksiz dünyada, ahlak düzenine katılan bir dünyada, herkesin gerektiği gibi davrandığı, her şeyin yerli yerinde olduğu bir dünyada trajedi ortaya çıkmaz. şeytanca bir dünyada; yüksek olumlu bir değerler gerçekleştiren hiç kimsenin bulunmadığı bir dünyada da görülmez trajedi.”. yani trajedisiz bir dünya ancak bu iki şarttan birinin yerine getirilmesi ile olabilir. nasıl eksiksiz ve ahlak kurallarının bütünüyle uygulandığı bir dünyanın olabileceği fikri ütopikse; tamamen şeytani, olumlu ve yüksek değerli hiç kimsenin olmadığı dünya da insan ulaşılabilirliğinde değildir. çünkü insan ne yaparsa yapsın mükemmellikten bir adım uzakta olduğu gibi mutlak kötülüğün de hep bir adım arkasındadır.
https://jag.journalagent.com/tjob/pdfs/TJOB_5_4_193_194.pdf

nietzsche platon’un bu tür konularda daha masum olduğunu ve onun bayağı kimselerde görülen şeytanlıktan uzak olduğunu söyler. ona göre platon sokrates tarafından kandırılmıştır.
+
nietzsche bu beyanları doğrultusunda platon ve sokrates’i eleştirmeye devam eder. ona göre “şeytanlık bile doruk noktasına platon’da ulaşmıştır.”
+
platon’dan itibaren yunan filozoflarının ahlakçılığı patolojik koşulların ürünüdür; diyalektiğe verdikleri değer de öyle.
+
nietzsche’ye göre sokrates bir kurtarıcı, bir hekim gibi görünerek insanları büyülemiştir.
+
sokrates bir hekim değildi, sadece uzun süredir hastaydı.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/3599/9ea70c13-3ea6-4d5b-b0eb-be25cfdc46fc.pdf

kültür tarihimizde gizli diller
+
gizli ve gizemli hekim dili
+
hekimler toplum tarafından yaşamı ve ölümü denetleyen, erişilmesi güç ve “hem vazgeçilmez hem ürkütücü” varlıklar olarak algılanmaktadır. bu algılama hekimlerin kullandıkları gizemli konuşma dili, hasta üzerindeki otoritelerini vurgulayan beden dili ve sağlık kuruluşlarında kendi başlarına bir dil oluşturan çeşitli sembolik ögeler ile birleşerek, hekimlerle iletişimi adeta olanaksız kılmaktadır.
+
hekim dili, bu dile yabancı olan çoğunluğun sağlık bilgisi ve hizmetlerinden gereğince yararlanmasına engel oluşturduğu için, tartışılmaya değer bir sorun olarak görülmektedir.
+
iktidarın tartışmasız sahibi olan hekim, çoğu zaman bir de anlaşılmaz ve gizemli bir dil kullanmaktadır. hekimin almış olduğu eğitim toplum tarafından tartışmasızca yüceltilen bir eğitim olduğu için, onun konuştuklarını anlayamayan kişiler, sorunu doğrudan kendi yetersizlikleri, bilgisizlikleri, hatta hasta olmaları ile bağlantılandırmaktadır.
+
hekim ile hasta iletişimi, tıbbın giderek daha ileri teknoloji kullanması nedeniyle insani boyutunu büsbütün yitirme tehlikesiyle de karşı karşıya gelmiştir. günümüzde pek çok hekim, hastalarını artık yalnız anatomi ve fizyoloji terminolojisiyle değil, çok uzmanlaşmış bir mühendislik terminolojisiyle de şaşırtmaktadır.
+
hekimlerin mesleki jargon kullanmasının, hasta ile hekim iletişiminde taraflar arasındaki asimetrik ilişki ve sosyal mesafe kadar önemli bir engel oluşturduğu belirtilmiştir. hastalar ve hasta yakınları hekimlerin kendine özgü bir dil konuştuğunu fark ederler. ama kimisi cahil görünmek kaygısıyla, kimisi de hekimden çekindiği için açıklama talep edemez. kimi durumlarda da bir açıklama talebi dile getirilir, ama hekim bunu ya hiç karşılamaz ya da daha da karmaşık ve yabancılaştırıcı bir üslupla ‘açıklama’ yapar.
https://actaturcica.files.wordpress.com/2019/12/gizli-diller.pdf

hekim bereket’in ḫulāṣatu’t-tıbb (25b-56a) eseri
http://i-rep.emu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11129/2800/1/dogrugizem.pdf

sonsuzluk kavramının fizik ve matematik yönden incelenmesi
https://openaccess.iku.edu.tr/bitstream/handle/11413/997/Mant%C4%B1k%2C%20Matematik%20ve%20Felsefe%20III.%20Ulusal%20Sempozyumu%20Sonsuzluk%20ve%20G%C3%B6relilik%20Metin%20K%C4%B1sm%C4%B1.pdf

tapınak-hekim-sihir üçlüsü
http://www.konak.bel.tr/files/43pdf_03-06-2020_15-56-40.pdf

felsefe tarihinde yapılan rivayetlere göre, milat tan önce beşinci asırda yunan dilinde kendilerine “sofist” yani hekim, bilgin denilen düşünürler vardı. bu düşünürler kendi zamanlarının ilminden sahip olduk ları onca geniş bilgiye rağmen hiçbir sabit gerçeğe ve bilime inanmamakta ve hiçbir ilimde kesin bilgi ve yakinî bir marifeti kabule yanaşmamaya çalışıyorlardı. işleri güçleri hitap ve tartışma ilminin öğrenilmesi idi.
http://mes.journals.miu.ac.ir/article_3868_a2b12c2264335fd8e4fcd9ffeb532217.pdf

tıp metinlerinin çevirisine ilişkin yaklaşımlar ve beklentiler: bir olgu çalışması
+
hekimler aldıkları eğitimden mi yoksa gerçekten “gizemli” veya “seçkin” görünmek istedikleri için mi latince terimleri kullanmayı tercih ediyor?
hem alışkanlık, hem seçkin görünme diyelim. derdini anlatmaya gelen hasta karşısında tam anlamadığı bir dille konuşan hekim karşısında ezilmekte, derdini söyleyememekte ve dolayısı ile çare bulamamaktadır. bu konuşma tarzı hastada ezilmeye, karşısındakini kafasında yüceltmeye neden olmakta sadece bu rol ile hekim başka bir dünyadan olarak, ulaşılamaz olarak takdir de görebilmektedir. yollardaki yabancı terimli tabelalardan rahatsızlık duyan bir yurttaş var mıdır? toplum duyarsızlaştırılmıştır. cumhuriyet döneminde bizzat atatürk‟ün dil ve tarihle ilgili çabaları, i. hakkı tonguç, hasan ali yücel‟in çabaları ile sıçrama yapan türkçe, günümüzde korkarım batmakta olan bir güneş olmaz. herkesin sorumluluğu var bu konuda. özellikle media denen kitle iletim araçlarının. yurttaş olarak dili kötü kullanan, yozlaştıran yazılı ve görsel basın eleştirilmelidir.
http://earsiv.okan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/123456789/309/Esra%20%C3%87ET%C4%B0NTA%C5%9E%20S%C3%96NMEZ%20%20%20%20%20%20%28%C3%87eviribilim%20Y%C3%BCksek%20Lisans%20Tezi%29.pdf?sequence=1&isAllowed=y

dünden bugüne reçete
http://e-kutuphane.teb.org.tr/pdf/eczaciodasiyayinlari/diyar_86_1/2.pdf

tanrılaştırma ve şeytanlaştırma arasında mitolojik bir figür olarak asklepios
+
tertullianus asklepios’u dünya için tehlikeli bir canavar olarak görmektedir. constantine’nin oğlu crispus’un akıl hocası olan lactantius ise, asklepios için “şeytan atası” ifadesini kullanmaktadır.
+
eusebios ise asklepios’un bir kurtarıcı ve şifacı olduğuna ve uyku yöntemiyle pek çok kimseyi iyileştirdiğine inanıldığını kaydeder. oysa eusebios’a göre bu durum hakikat değil, aksine bir kandırmacadır. asklepios tapımının ruhlara büyük zararlar verdiğini aktarır. aynı zamanda insanların gerçek kurtarıcı ve şifacı olan isa’yı anlamalarına da engel olmaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/267124

güneş’in şeytan’ın iki boynuzu arasından doğması ve batması ile ilgili rivayetlerin tahlili
+
deve idrarının bilimsel olarak faydalı olduğu günümüz modern tıbbı tarafından da tetkik edilmiştir.
+
kapları örtün, tulumları bağlayın. çünkü senede bir gece veba iner. o gece, üzerinden geçtiği kapaksız kaplar ile bağlanmamış tulumlar üzerine vebadan bir şey bulaşır.
http://www.islambilimleri.com/Makaleler/1315511142_6.%20slymn.pdf

tiryaklar: antik çağlardan beri her derde deva ilaç ümidinin sembolü
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/758795

isveç şurubu, tarihçesi ve ülkemiz piyasasında bulunan isveç şurubu örneklerinin incelenmesi
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/24/2297/23909.pdf

sanat eserlerinde yaşayan bir mit: sağlık tanrısı asklepios ve kızı hygieia
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/205455

ortaçağ türk kadını
+
meme uçlarına dokunm aya yapılan ima anlamlıdır. levchine bunu xıx’uncu yüzyılda kırgızlarda gördüğünü bildirir: “(bu yarışa) katılan her iki cinsten kişiler çift olarak ayrılmak zorundadırlar. her süvari kendisiyle yanşan kıza yetiştiği zaman atının önünü kesmek (yani yarışta onu yenmek) ya da en azından eliyle yanştığı kızın göğsüne dokunmak zorundadır. kırgız güzellerinin gelenekleri ne kadar kaba olursa olsun, onlar, bu özgürlüğü yalnızca hoşlarına gidenlere tanırlar. başka bir yöne dönmelerini sağlayan esneklikleri ve hafiflikleri nedeniyle hoşlanna gitmeyen bir elin dokunuşundan sakınırlar ve gereğinde, kendilerini takip edenin yarattığı hoşnutsuzluğa ve hoşlanmama derecesine göre şiddetini ayarladıklan halat darbeleriyle kendilerini korurlar. bu göğüse yapılan aynı ima, savaşın oldukça bozulmuş anısıyla birlikte, manas destanında (er-töstük öyküsünde) bulunur. kahraman, göksel olduğu belli olan bir genç kızdan (paris’teki milli kütüphane’de bulunan oğuzname’deki kızları hatırlatan) yayılan parlak bir ışıkla uyandırıldığı zaman yurdunda uyuyordu. kızın saçlarını avuçlarına alır, mintanını açar ve “beyaz göğüslerini okşar.” şöyle der: “göğüslerini avuçlarıma alsaydım .” fakat kız doğrulur, bileklerini yakalar ve onu kovar.
+
beşinci yüzyılda w eı ch ou şöyle yazar: “evlilik gecesi erkek karısının evine gider. genç kızın göğüslerini avuçlarına alır ve böylece birleşme tamamlanır. artık karı-kocadırlar.”
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/692219

doğumdan ölüme bingöl geçiş dönemleri inanç ve uygulamaları
http://busbed.bingol.edu.tr/en/download/article-file/438740

mış gibi yapmak
+
“yaşıyormuş gibi görünüp de aslında yaşamayanların yaşamı”dır bu.
+
hepimiz mış gibi yapıyoruz.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/230493

-mış gibi yapma, bütün sanatsal süreçlerin temelinde vardır. çünkü sanat, genel anlamda doğayı, insan ve yaşam gerçekliğini taklide dayalıdır.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/125849/mod_resource/content/1/DramaDersNotu.pdf

adudüddin el-îcî’de huy ve erdem problemi
+
îcî’nin tasnifine göre nefsani hastalıklar kökenleri itibariyle üç türdür. şöyle ki, bunlar ya düşünce gücünden ya öfke gücünden ya da arzu gücünden kaynaklanır.
+
düşünce gücünden kaynaklananlar üç tanedir. bunlar, ifrat hâli olan ve cerbeze durumunu da kapsayan kafa karışıklığı; tefrit hâli olan yalın cehalet ve niteliksel sapma hâli olan katmerli cehalettir.
+
öfke gücünden meydana gelen hastalıklar da üç tanedir: ifrat olarak öfke taşkınlığı, tefrit olarak ödleklik ve niteliksel sapma olarak da korkaklıktır.
+
aynı şekilde arzu gücünün de üç hastalığı vardır: açgözlülük ifrata, tembellik tefrite tekabül ederken, üzüntü de niteliksel sapmaya karşılık gelmektedir.
https://www.nazariyat.org/content/5-sayilar/4-4/2-m0023/mustakim-arici_tr.pdf

aristoteles ve îcî’nin ahlâk düşücesinde değişim doğa felsefesinde hareketin gayesi ve değişimin imkânı açısından bir inceleme
+
hastaya göre mutluluk sağlıktır, fakire göre mutluluk servettir.
+
korku, vahşilik gibi aşırı durumlar, bazen yerleşmiş bir hastalık olarak erdemli olma açısından büyük engellerdir.
+
îcî’ye göre, insanda yerleşmiş olan ahlaki kötülük ne olursa olsun, gerekiyorsa güç kullanarak, zorla da olsa insanın onu iyileştirmede ısrarcı olması gerekmektedir. burada zorla değiştirmek, kişinin kendi iradesiyle kendinde olan hastalıkları arayarak iyileştirmesi değil; hastalığın kendi çabasıyla bilincinde olmadığı zaman tedavi görmesi söz konusudur.
+
aristoteles’te de düşünme gücünde ortaya çıkan ifrat, iyileştiremez bir hastalık olarak görülmektedir.
+
îcî, benzer şekilde insanların huylarını tecrübe ederek kalıcı bir şekilde yerleşen haller olduğunu söyler. insan, erdemlerini kazanması nasıl uzun bir uğraş içinde gerçekleştiriyorsa hastalıklarında iyileşmesi ve değişmesi de yaşayarak zaman içinde mümkündür. ona göre: “kime bir hastalık arız olursa, mukabili fazilet işleyerek ve nefsini ayıplayarak onu tedavi etsin; ya da neftse yerleşmiş bulunan kötülüğe karşılık, başka bir kötülük işlesin…”
https://openaccess.ihu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12154/1006/Berat%20YL%20Tez.pdf

tiyatronun eğitim, din ve politika ile ilişkisinin kökleri üzerine
+
sanatın, başlı başına estetiğin konusu haline gelmeden önce, toplumsal işlev taşıyan (büyü, inanç, ritüel, beslenme, avcılık vb. gibi) uygulamaların içinden doğduğu varsayımı kabul edilirse, aynı sosyal işlevi (ya da işlevleri) kendi dinamiklerinde barındırmaya devam etmesi hiç de şaşırtıcı değildir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/172476

bir ideoloji taşıyıcısı olarak mit ve tragedya
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/203742

max weber’den önce ebu’r-rayhan muahmmed b. ahmed el-bîrûnî’de kast sistemi
http://dep.manas.edu.kg/img/files/11/Max%20Weber’den%20%C3%96nce%20Biruni’de%20Kast%20Sistemi.pdf

kapalı toplumsal yapı: kast sistemi üzerinden tabakalaşma
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/651146

toplumsal tabakalaşma
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/805728

hint’te kast sisteminin ilk izleri ve hint edebiyatındaki yeri
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/26/2131/22051.pdf

çokkutuplu dünyaya doğru ilerlerken uluslararası ilişkilerde denge politikası analizi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/91649

türk kamu politikası modelinin doğuşu ve gelişmesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/48512

1876-1914 arası osmanlı devleti dış politikasının genel bir değerlendirmesi
https://sbed.ahievran.edu.tr/makaleler/eaxg8t_tammetin.pdf

osmanlı’da estetik ve poetika: kelam, mucize ve zorunluluk
https://www.ilem.org.tr/mediaf/kitapcik-2018-19-ilem-acilis-konferansi_web–.pdf

din felsefesi – felsefe
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/616074

allah-insan ilişkisi açısından ibadet fenomenolojisi
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/7d4f37d14c90bf42800eeddb1b60e86e.pdf

örneklerle modern türk edebiyatının felsefe temelleri
https://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2019/05/Mustafa-Atiker-_-BA%c5%9eLIK-_8-sayfa.pdf

camilerin toplumsal kimlik ve değerlerin oluşmasındaki rolü
https://acikerisim.deu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/10545/348861.pdf

çanakkale ilindeki hayvansal kaynaklı sağlık risklerinin değerlendirilmesi
https://www.researchgate.net/profile/Vedat-Caliskan/publication/319874144_Canakkale_ilindeki_hayvansal_kaynakli_saglik_risklerinin_degerlendirilmesi/links/59bef002458515e9cfd22c44/Canakkale-ilindeki-hayvansal-kaynakli-saglik-risklerinin-degerlendirilmesi.pdf

geleneksel gaziantep evleri yapı üretimi analizi
http://docs.neu.edu.tr/library/6297508151.pdf

gaziantep tarihi su sisteminin osmanlı dönemindeki yönetimi
https://jag.journalagent.com/megaron/pdfs/MEGARON-93898-ARTICLE-UCAR.pdf

gaziantep tarihi su sistemi ve su yapıları
http://jfa.arch.metu.edu.tr/archive/0258-5316/articles/metujfa2016204.pdf

su ve mimarlık
http://statik.wiki.com.tr/adanamimod/doc/ebb2b8cc-4fef-43a8-bfe0-e15066c8af42.pdf

kentsel açık mekanlarda yapay su elemanı tasarım ilkelerinin mekansal algı ve çevre psikolojisi bağlamında irdelenmesi
http://dspace.yildiz.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/1/6077/0041389.pdf

mimari tasarımda su öğesinin farklı kullanım amaçları bakımından incelenmesi: anadolu örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/553947

mimar sinan’ın su mühendisliği
https://www.imo.org.tr/resimler/ekutuphane/pdf/13582.pdf

mimar sinan’ın su yapıları
http://egemimarlik.org/1991-2/34.pdf

çağdaş istanbul post-modern mimarisinde neoklâsisizm
https://core.ac.uk/download/pdf/230192984.pdf

alain de botton ile mimari-mutluluk üzerine düşünmek: evler hali söyler
https://youngacademia.com/wp-content/uploads/2020/03/11-Alain-de-Botton-ile-Mimari-Mutluluk-%C3%9Czerine-D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnmek-Evler-Hali-S%C3%B6yler.pdf

mimari tasarımda dokunma olgusu ve dokunsal haritalamaya ilişkin bir alan çalışması
+
günümüzde, mimarlığın üretiminde, öğretilişinde ve kavranışında, gözmerkezci bir eğilim söz konusudur. gözmerkezcilik, “nesnel bakış” kavramının diğer her şeyden üstün tutulduğu düşünce biçimidir. batı kültüründe benimsenmiş olan, bilgi ve gerçekliğin görme üzerinden sağlandığı anlayışına gözmerkezci paradigma denmektedir. martin jay’in çalışmasıyla daha güncelleşen bu terim, görme duyusunun diğer tüm duyulardan üstün olduğu ve benzersiz bir bilgi üretimi ile bağdaştırılabileceği fikri olarak tanımlanmaktadır.
+
günümüze kadar devam etmiş olan bu kavrayış biçimi, temel olarak, görme duyusunun tarihin ilk dönemlerinden bu yana en soylu ve önemli duyu olarak kabul edilmesi ve kartezyen düşüncenin ortaya çıkmasıyla birlikte, görmenin bedenden ziyade akılla ilişkilendirilmesiyle, bedenin aldatıcı kabul edilmesinin bir sonucudur.
+
sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda toplumla ilişkili her tür pratiğe egemen olmaya başlayan; görmeye ve usa üstün bir konum veren bu düşünce biçimi, mimari üretim sürecinde, batının mimari başarı ve mekânsal kalite algısına da sızmıştır.
+
juhani pallasmaa, görmeye odaklanarak; sahne dekoru ya da bir heykel gibi ele alınan ve insan bedeniyle edilgen bir ilişki içerisinde olan yapılar için “retinal mimari” terimini kullanmakta ve insanın evrendeki varoluşunu tam olarak karşılayamadığını iddia ettiği bu tasarımların, akılla görmeye dayalı bakışın mimarlık pratiğindeki baskınlığının yansımaları olduğunu belirtmektedir.
+
mimarlıkta gözmerkezciliği sorgulanması gereken bir olgu haline getiren şey, öznenin deneyim sürecinde mekânla kurduğu bedensel ilişkiyi, bu ilişkinin sonucunda meydana gelen bedensel hafızayı, hareket ve zaman olgularını çok fazla dikkate almayışıdır. oysa mekân sadece görerek değil, tüm bedenle deneyimlenmektedir.
+
duyuların birbirlerinden ayrı mekanizmalar gibi çalıştıkları ve görmenin diğer duyulardan üstün olduğu inancı, görme duyusunu bedenin geri kalanından kopararak akılla ilişkilendiren bir anlayışın yarattığı bir yanılsamadır. farklı duyuların diğerlerinden değerli kabul edildiği ya da her duyunun eşit görüldüğü örnekler, görme duyusunun birincil duyu olarak kabul edilmesinin kültürel bir sonuç olduğunu göstermektedir.
+
görmenin akılla kaynaştırılmasının sonucunda, mantığın hislerden üstün kabul edilmesi; tarihin ilk dönemlerinden itibaren batıda toplumların bilinçaltına yerleştirilen dokunma korkusuyla da beslenmiştir.
+
hâlbuki dokunma, insan bedeni için vazgeçilmezdir. bütün türler üzerinde bugüne kadar yapılan araştırmalara göre, dokunma duyusu ilk gelişen duyu olmuştur ve tüm duyuların dokunma duyusunun farklılaşmasıyla meydana geldiği görülmektedir. şeffaf olan kornea tabakası bile derinin özelleşmiş bir şeklidir.
+
fransız filozof ve fenomenolog maurice merleau-ponty de dokunma ve görme arasındaki ilişkiyi kurarken görmeyi “bakışlarla nesnelere dokunmak” olarak tanımlamıştır.
+
işte nasıl ki, dokunma, kişinin özü ve nesne arasındaki sınırları bulanıklaştırarak onları birbiri içinde kaynaştırıyorsa; mimari ve bedeni birbirine kaynaştıran da dokunma olgusudur.
+
her bir mimari mekânın kendine özgü sesi, ısısı ve kokusu bulunmaktadır.
+
yüzeyleri ve diğer yapısal elemanlarını örten maddenin dokusu, mekânın derisini oluşturmaktadır. bu deri kimi zaman pürüzlü, kimi zaman kaygan, bazen şeffaf, bazen mat, yumuşak ya da sert olabilmektedir. tüm bu sayılan özellikler, peter zumthor’un söz ettiği gibi, mimarinin de vücut bulmuş halleridir.
+
maddesellik, mekânın bedensel algılanmasının en somutlaşmış halidir.
+
karsten harries’e göre, tarihin en eski zamanlarından bu yana, insanı dış kuvvetlerden koruyacak bir barınak olarak görülen mimari mekânın en önemli işlevlerinden birisi, insan varlığını zamanın teröründen korumaktır. zamanın teröründen korunmuş olma, kırılganlık ve ölümlülük gibi hislerden kurtulmak anlamına gelmektedir.
+
kendisi ile barışık mimari, dışarıya herhangi bir mesaj verme kaygısı taşımadan sadece hissedilmek için oradadır.
https://www.researchgate.net/publication/277579495_The_Phenomenon_Of_Touch_In_Architectural_Design_And_A_Field_Study_For_Haptic_Mapping/fulltext/5ac2e2d70f7e9bfc045f3935/The-Phenomenon-Of-Touch-In-Architectural-Design-And-A-Field-Study-For-Haptic-Mapping.pdf

1950’ler izmir mimarlığında apartman olgusu ve melih pekel
http://www.izmimod.org.tr/egemim/71/6.pdf

türk su mimarisinde suluk adını verdigimiz çeşmeler
+
türk su mimarisinin en tanınmış örnekleri, şüphesiz çeşmelerdir. sözlüklerde kısaca, göz gibi olan delik ve bu delikten akan su, diye açıklanan çeşme kelimesinin yerine, xıı.-xv. yüzyıllarda arapça «sıkâye», «ayn» yahut «meska» terimlerinin kullanıldığını görüyoruz. ceşme kitabelerinde rastladığımız bu isimlerin yanı sıra, halk arasında da bu çeşit su tesislerine türkçe göz, göze, pınar denildiğini de biliyoruz.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/12746/Y%C4%B1lmaz%20%C3%96NGE.pdf

mekân örgütlenmesi bağlamında su öğesi kullanımları
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt12/sayi64_pdf/3sanat_sanattarihi_arkeoloji_mimari/duzenli_tugba.pdf

distopya ve neoklasik mimari ilişkisini “yedinci hayat” filminden okumak
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1550745740.pdf

şehircilik ve mimari açıdan modüler bir su ulaşım sisteminin geliştirilmesi: istasyon/su taksisi/su otobüsü
https://www.spo.org.tr/resimler/ekler/8fe2621d8e716b0_ek.pdf

mimari tasarım hataları sonucu oluşan kayıplar
http://www.mitua.net/images/urun/Pdf_412018141554.pdf

mimarlıkta bir mekan üretim aracı olarak kabin
https://www.ulakbilge.com/makale/pdf/1519719715.pdf

sinema-mimarlık arakesitinde bir mekana dokunmak: sine-tasarım atölyesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/717055

mimar sinan ve su
https://www.researchgate.net/profile/Atilla-Karatas/publication/329714299_Hidtografik_Acidan_Kirkcesme_Sulari/links/5c17a54092851c39ebf3e7bd/Hidtografik-Acidan-Kirkcesme-Sulari.pdf

perge antik kentinde suyun kullanımı
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/45640.pdf

türk su mimarisi kitabelerinde hat estetigi
http://isamveri.org/pdfdrg/D02535/2010_VIII_15/2010_VIII_15_OZKAYAF.pdf

tezgâh: beden farkındalığı yaratan bır çalışma masası tasarımı
https://aurum.altinbas.edu.tr/wp-content/uploads/2018/02/4-22.pdf

inşanın poetikasından poetikanın inşasına: meclis cami üzerinden mekânda poetikliğin izini sürmek
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/4003/10160370.pdf

metropollerdeki yaşam biçimlerinin günümüz iç mekân tasarımına yansımalarının post-gerçekçi ve bireyci bakış açısıyla tartışılması
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/8022/ALI%20ERGIN%20-%2010268875.pdf

çağdaş mimarlıkta bağlamın yeniden kavramsallaştırılması üzerine eleştirel bakış
https://dspace.gazi.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12602/149597/?sequence=1&isAllowed=y

mimari mekân okumasında algısal deneyim analizinin bir yöntem yardımıyla irdelenmesi
http://openaccess.ogu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11684/750/465780.pdf

tarihte bulaşıcı hastalık salgınları
https://jag.journalagent.com/terh/pdfs/TERH-93764-REVIEW-PARILDAR.pdf

türkiye’de zoonotik hastalıkların hastalık yükü ve maliyeti
https://www.tuseb.gov.tr/tuspe/uploads/yayinlar/makaleler/pdf/08-06-2020__5ede03c557655__tusperapor01_turkiyede_zoonotik_hastaliklarin_hastalik_yuku_ve_maliyeti.pdf

salgın hastalıkların kısa tarihi
https://arel.edu.tr/files/arelusam/dergi.pdf

kanser vakalarının ve çevresel risk etkenlerinin coğrafi bilgi sistemleri (cbs) ile incelenmesi
https://www.kongresistemi.com/root/dosyalar/uzalcbs2014/219.pdf

covid-19 pandemisinin türkiye’de dağılış seyrinin mekânsal analizi (mart-haziran 2020)
http://mts.sosyalarastirmalar.com/Makaleler/c619b455-ae4b-4e5f-8099-3a75a4e86609.pdf

duyuların mekânsal deneyimleri şekillendirmesi: sagrada familia kilisesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/325609

mimari tasarım araç ve teknolojilerinde duyuların rolü ve mekansal deneyim
http://www.izmimod.org.tr/egemim/58/10-13.pdf

mimari ve kutsallık üzerine
http://underarchitects.com/wp-content/uploads/2015/07/DD_BU.pdf

beden etkileşimli deneyim mekanları
https://polen.itu.edu.tr/bitstream/11527/14256/1/10078431.pdf

mimarlıkta mekan kavramı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/100137

gelişen tasarım araç ve teknolojilerinin mimari tasarım ürünleri üzerindeki etkileri
https://acikerisim.deu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/9450/202709.pdf

20. yüzyıl türk mimarlığının nitelikli örnekleri olarak etimesgut ve t.b.m.m. camileri’nin çevre estetiği temelinde okunması
http://proje.akdeniz.edu.tr/mcri/mjh/9-2/MJH-26-Kemal_Reha_KAVAS-Ayse_SEKERCI.pdf

mimarlık yapıtlarının alımlanmasında poli – semantik katmansal yöntem önerisi: sancaklar camii örneği
https://www.researchgate.net/profile/Pinar-Dinc-Kalayci/publication/332801119_Mimarlik_Yapitlarinin_Alimlanmasinda_Poli_-Semantik_Katmansal_Yontem_Onerisi_Sancaklar_Camii_Ornegi/links/5ccaa276299bf120978f5bf9/Mimarlik-Yapitlarinin-Alimlanmasinda-Poli-Semantik-Katmansal-Yoentem-Oenerisi-Sancaklar-Camii-Oernegi.pdf

a. loos mimarlıkta bezemenin yer almasını cinayetle eşdeğer görmüş, işlevsel ve strüktürel olmayan her ögeyi mimarlık dışı saymıştır. bu görüşün tam tersinde ise r. venturi yer almaktadır. venturi, mimarlığı sığınak + dekorasyon olarak tanımlamaktadır. venturi yapının içinin ve dışının birbirinden bağımsız olarak ele alınması gereğine inanır.
https://acikders.ankara.edu.tr/mod/resource/view.php?id=8427

erken cumhuriyet döneminde mekansal değişimlerin popüler yayınlar üzerinden okunması: konutta iç mekan deneyimlenmesi
+
loos, mimaride süslemeye yer olmadığını savunarak, sade, yalın bir mimari anlayışını benimsemektedir. loos’un tasarladığı ve süsten arınmış anlayışın hakim olduğu steiner evi, modern mimarlığın temelinin atıldığı bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. ayrıca, ilk olarak adolf loos tarafından “ornament is crime” (süsleme cinayettir) gibi katı bir formülle ifade edilmiş olan rasyonalizm, 1919 yılında hollanda’da de stijl ismi ile kurulan bir grup tarafından loos’a göre daha radikal bir tutuma dönüşmüştür.
+
özellikle cami yapıları, saraylar ve gelir düzeyi yüksek sınıf konut iç mekanlarında süslemeye çok önem verilmiştir.
+
her türlü süse hayır diyerek sade ve rasyonalist bir mimarlık anlayışı, ‘biçim işlevi izler’ ilkesi modern mimarlık hareketini dostoğlu’nun tanımlamasıyla en iyi anlatan ilkeler ise işlevsellik, programın belirleyiciliği, strüktürün ifadesi, teknoloji ve endüstrileşmeye olan inanç, süslemeden ve tarihsel referanslardan arınmış soyut formlar, mimarlık ve kent sorunlarına evrensel çözümler bulmaya yönelik pozitivist ve ütopik bir inanç vb. düşüncelerdir.
+
binanın yüzüne süsleme yapmak yerine, işlevselliği sağlayacak bir detaya para harcanmalıdır.
http://www.adjournal.net/articles/71/715.pdf

çağdaş mimari ile moda tasarımı ilişkisinde ‘farkyarat mimari tasarım atölyesi’ deneyimi
+
”bazen sınırları aşmak, kutunun dışında düşünmek daima içine girdiğimiz binayı üzerimize giymekledir. mimarlık eğitimi sanıldığı gibi yalnızca binalarla ilgili olmayıp, düşüncenin ve hayallerin sınırlarını zorlayan bir tasarlama eylemidir.
+
tasarım uzamsal bir olgudur. tüm duyuların etkileşimli ortamında gelişir ve zenginleşir. işte bu nedenle binaya dokunmak, hissetmek ve onu yaşamak, mimarını ve binasını anlamada en önemli araçtır.
+
adolph loos, ‘giyinmenin prensipleri’ isimli makalesinde, insanoğlunun nasıl bina inşa edeceğini öğrenme sürecinin, nasıl giyineceğini öğrenmesiyle başladığını söylemektedir. giyinmenin en eski mimari detay olduğunu ve insanın bedenini soğuk hava koşullarından korumak için hayvan derileri ve tekstil ürünlerinden faydalandığını, aynı yöntemle uyurken kendilerini korumak içinde deriler ve bitkilerle mekanlarını örttüklerini ve bu sayede barınaklar oluşturduklarını ifade etmektedir. diğer aileleri aynı alanda korumak ve ayırmak amacıyla duvarların eklendiğini ve bu şekilde ilk mimarinin oluşmaya başladığını belirtir.
http://www.bilgehanyilmazcakmak.com/staticfiles/file//mimaran_makale.pdf

mimarlıkta rasyonalizm, saf geometrik formlar esas alınarak yapılan tasarımları ifade etmektedir. rasyonel mimarlığın tarihi de, rasyonel düşünce tarihine paralel bir çizgi izlemiştir. rasyonel mimarlık ürünü, çeşitli dönemlerde farklı anlamlar yüklenerek ifade edilmiştir. antik dönemde tanrılara ulaşmanın evrensel ifade aracı olarak kabul edilmiş, rönesans’ta ise ideal güzelliğin aracı olmuştur. endüstri devrimi ve fransız devrimi ile ortaya çıkan aydınlanma dönemi’nde ise, sosyal, ideolojik, teknik, ekonomik bileşenler, kavramın içini doldurmada belirleyici olmuştur. ancak, gerçek anlamda rasyonel mimari ürünlerin ortaya çıkması, 20. yüzyıl başında, “süsleme suçtur” diyen adolf loos ile gerçekleşmiştir. modern mimarlık içinde gelişen rasyonalizm, 20. yüzyılın ilk otuz yılının baskın stili olmuştur. 20. yüzyıl rasyonalizm’i, tasarımı bireycilikten kopararak sosyal gelişmenin hizmetine sunan, onu geniş halk kitlelerine yayabilmek için ekonomiyi dikkate alan, bunun da standardizasyon ve seri üretim ile mümkün olduğuna inanan ve fonksiyoncu bir anlayış esasına dayanmıştır. tüm bunları elde etmenin, evrensel, saf geometrik formlarla mümkün olduğu sonucuna ulaşmıştır.
https://core.ac.uk/download/pdf/230193512.pdf

süsleme ve cinayet
https://abl.gtu.edu.tr/hebe/AblDrive/73746022/w/Storage/326_2011_1_381_73746022/Downloads/4-adolf-loos-werkbund-endustri-kenti.pdf

mimarlık, mimarlığın en büyük engeli (mi?)
https://bogachandundaralp.files.wordpress.com/2011/07/ascan0001.pdf

mimarlıkta “öznellik” etiği ve “özneleşme” estetiği: adolf loos, le corbusier ve sou fujimoto mimarlıkları
https://jag.journalagent.com/tasarimkuram/pdfs/DTJ_14_25_134_152.pdf

süsleme bir suç mudur? süsleme kullanımının modern hareket ve toplumsal algı üzerindeki etkisi: kaunas örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/455987

19.yüzyılda viyana ve otto wagner
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/506111

mimarlıkta süsün ve suçun yüz yıllık anlamları
+
mimarlık, kütlelerin ışık altındaki ustalıklı, doğru ve muhteşem oyunudur, mimarın görevi bu kütleleri giydiren yüzeylere hayat vermektir, ama öyle bir yolla ki, bu yüzeyler, kütleyi yiyip bitiren ve kendi yararına sindiren parazit haline gelmesin.
+
çıplaklık bir maske olarak eklenir ve giyilir.
+
“süsleme ve cürüm” meselesini, bugünün çokluklar dünyasında kulağa küpe yapmaya çalışmak, olsa olsa sakillik olur. süslemeye yüklenen anlamlar dişillik, efeminelik, etnik farklılık, gösteriş, kirlilik, geri kalmışlık vb.’dir; zaten bu nedenle mesafe alma gereği daha da somut hale gelir.
+
beyaz mimarlığın geçmişi tümden reddeden yanı, faşizmin “canına com com”dur.
+
rollins’e göre hegemonik merkezin kendine ait anlamları inşa ettiği yerde beyaz, önemli bir yer kaplıyordu. beyaz binalar ve modern tasarımlar çoğalırken, kendini kararlı hale getirebilen, operasyonlarını rasyonelleştirebilen ve önceki ilerlemeleri tersine çevirebilen kapitalist endüstriyel sistem de güç kazanmaktaydı.
+
alman burjuvazisi hijyenik pozisyonunu netleştirerek, tıbbileştirilmiş tartışma alanına katkıda bulunuyordu. amaç orta sınıfı soylulardan ve alt sınıflardan ayrıştırmaktı. ardından beyaz, hijyen programından ayrı düşünülemez oldu. hijyen; tertiplilik, ahlaki iyileşme, sağlığın korunması ve genel olarak “ilerleme” kavramıyla bağlantılı bir alan olarak tanımlanıyordu. alman orta sınıfının kendini tanımlayışında sağlıklı olmakla ve temizlikle ilgili tartışmalar temel önemdeydi.
+
hijyen, nüfusu “normalleştirmek” ve “tekil bir yaşam tarzı aracılığıyla ulusal bir kimlik yaratmak” için temeldir
+
hijyenik dünya görüşü ışık, hava ve beyazlığı işlevselleştirmiştir.
+
modern mimarlık toz tutmayacaktı ve geçmişin bütün mimarlıklarını, toz tutmaları temelinde süslü ve suçlu addedecekti.
+
onlar viyanalılara modern şapkayı değil, viyanalıların modern olduğunu düşündükleri şapkayı satıyor. ve arada büyük bir fark var.
+
bizler modernleşmeye çalıştıkça, ileri gitmiş olanların kölesi haline getiriliyoruz.
+
gropius, adolf loos’u binalardaki tüm süsleri kaldırmayı teklif eden ilk kişi olarak gösterir.
+
le corbusier, öncülü auguste perret’nin süslemenin her zaman yapısal bir hatayı gizlediği uyarısını sık sık tekrarlamıştır.
+
bir giysi, kültürün merkezinde toplumun önde gelenleri arasındaki seçkin bir olayda en az dikkati çekecek tarzdaysa, moderndir.
+
süslemeyi cezalandırmak hazları cezalandırmaktır; ayrıca bu yolla kültürel ve sınıfsal üstünlük iddiası da sabitlenmiş olacaktır.
+
beyaz modernlik, cinselliği dişil olanla eşitleyip onu kendi eril hegemonyası altına alabilmek için, ötekini geçicilikle damgalayıp kendi kalıcı görsellik rejimini kurgular.
+
wigley, le corbusier’nin binalarını “bakılmak için yapılmış makineler” diye niteler.
+
ev, içinde yaşanacak bir makinedir.
+
beyaza boyanmış olmak yalnızca bir sonuç ürünü anlatmaz, silme (erasure) işleminin de parçasıdır. beyaza boyanmış bina, “silme işleminin aktif mekanizması” olarak dünyayı da “temizlemeyi” sürdürür.
+
modern mimarlık doktorun beyaz önlüğü, banyonun beyaz fayansları, hastanenin beyaz duvarları ve sairedir. yine de tartışma hijyenle sınırlı değildir. tartışma belli bir biçimde temiz görünmekle ilgilidir. ya da daha açıkça, bakışın temizlenmesidir, görmenin hijyenidir. beyaz badana binadan çok gözü saflaştırır. ayrıca hijyende görmenin merkezi rolünü açığa vurur.
+
semper’e göre mimarlık süslemeyle başlar; yapısal olan tek şey dekorasyondur; dekorasyonsuz bina yoktur; inşa edici unsur yapının taşıyıcıları değil, dekorasyonun kendisidir.
+
semper 1860 tarihli metninde giydirme ilkesini mimarlığın özü kabul eder. mimarlığın kökeninde inşa etmek değil, inşa edilmişi maskelemek yatar semper’e göre. bütün bir toplumsal örüntü semper’de aynı mecazi üretimin sürekliliğini kurar: aile dokunmuş bir maske aracılığıyla üretilir, kamusal alan bir maskeli balodur, festivallerin dekorasyonu sosyal hayat tarafından tanımlanır.
+
mimarlık beden politikasını giydirir. binalar içinde yaşanmaktan ziyade giyilirler.
+
le corbusier’de modern nesne modern kıyafetten ayrılamaz. hatta wigley’e göre le corbusier’de bütün bir modernlik meselesi, tıpkı loos’ta olduğu gibi giysiler bağlamında sorunlaştırılır.
+
nesneler bedenin sabit yapısını tamamlayıcı “yedek uzuvlar”, “yapay uzuvlar”, protezlerdir. wigley bu tespiti genişleterek süslemenin reddinin giyinmenin reddi olmadığını, tersine, mimarlığın giysi olduğunu, modern mimarlığın da yapay uzuvlar olan bütün bilimler gibi bir terzilik biçimi olduğunu ileri sürer. le corbusier’ye göre bütün işe yarar nesneler giysidir.
+
loos ve kraus’un wiener werkstätte’ye kadınsı oldukları için saldırmaları boşuna değildir.
+
loos, viyana’daki sanatı “feminist eklektik çöp sanatı” olarak niteler.
+
ben 1908’de yaşıyorum ama komşum 1900’de yaşıyor, karşı komşu 1880’de.
+
loos viyana atölyelerinin mimarlığı bırakması çağrısında bulunur: “kadın terzilerinin (damenschneider) hayal gücüne sahipsiniz, o halde kadın elbisesi (damenkleider) dikin.”
+
loos, van de velde’nin bütün mimarlık işlerini kadın modası olarak görür. loos’a göre bir kadının gece giysisi sadece bir gece için yapılmıştır, bir yazı masasından daha hızlı değiştirilecektir. loos’a göre kadın, kendi hastalıklı cinselliğine erkeği köle etmek için süslemeler kullanır çünkü aslında kendisi bir köledir.
https://www.academia.edu/28249504/mimarl%C4%B1kta_su_s%C3%BCn_ve_suc_un_yu_z_y%C4%B1ll%C4%B1k_anlamlar%C4%B1_pdf

mekan tasarımlarında kimlik oluşum süreçleri ve yersizleşme kavramının irdelenmesi
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/2302/f17e656e-62a0-4159-99b5-85914dc642b0.pdf

kültürel bir tamirat şansı: pandeminin yarattığı yeni kültürel ve materyal gerçekliğin yeni babil üzerinden okunması
http://egemimarlik.org/108/17.pdf

mimarlığın zulmü
http://www.mimarlarodasiankara.org/dosya/dosya40.pdf

aykırı mimarlık
https://www.researchgate.net/profile/Feray-Maden/publication/258209384_Dinamizm_De-Konstruktivizm_ve_Aykiri_Mimarlik_Coop_Himmelblau_Dynamism_De-Constructivism_and_Marginal_Architecture_Coop_Himmelblau/links/56cecc2c08ae85c82340404f/Dinamizm-De-Konstruektivizm-ve-Aykiri-Mimarlik-Coop-Himmelblau-Dynamism-De-Constructivism-and-Marginal-Architecture-Coop-Himmelblau.pdf

bir mimarlık bilinmeyeni: postmodern gündelik yaşamda ‘konut’ tükendi mi?
https://jag.journalagent.com/megaron/pdfs/MEGARON-63835-ARTICLE-ARAS.pdf

kubbenin cami mimarisindeki yeri ve önemi
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1522262369.pdf

yorumlanan cami mimarisi
https://www.ulakbilge.com/makale/pdf/1523218293.pdf

evrensel ve yerel arasında bir okuma denemesi; modern mimarlığın beş ilkesi ve corbusier konutları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1171068

süs suç değildir
http://egemimarlik.org/73/20-27.pdf

iç mekânda bir tasarım kriteri olarak açıklık kavramının loft mekânlarda analizi ve örnekler üzerinde inceleme
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/2308/f6837702-9636-4f43-b570-5daceaed7556.pdf

mimari ürünün görsel kimliğinin belirlenmesinde “mimar-işveren” etkilerinin incelenmesi
http://docs.neu.edu.tr/library/6346989379.pdf

medyanın mimarlığa etkisi, mimar imgesinin oluşumunda medyanın rolü
https://acikerisim.deu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/8052/283544.pdf

frank lloyd wright evi ve stüdyosu
https://abl.gtu.edu.tr/hebe/abldrive/76787209/w/storage/326_2011_1_221_76787209/downloads/modernizmin-ncleri-publish.pdf

“taşı taş gibi, ahşabı ahşap gibi göstermek”: frank lloyd wright’ın malzeme teorisi
http://jfa.arch.metu.edu.tr/archive/0258-5316/2012/cilt29/sayi_1/321-338.pdf

soyutlama kavramının mekân tasarımı eğitimine yansıtılmasının önemi: 20. yüzyıl soyut resim sanatı ve f. l. wright’ın yapıları üzerinden bir inceleme
https://jag.journalagent.com/tasarimkuram/pdfs/DTJ-88700-RESEARCH-KAYA.pdf

adolf loos üzerinden bir okuma: ‘modern’ mimarlık ve gelenek
https://www.academia.edu/9994318/Adolf_Loos_%C3%9Czerinden_Bir_Okuma_Modern_Mimarl%C4%B1k_ve_Gelenek

modern iç mekanlar: adolf loos & frank llyod wright
https://www.academia.edu/26885827/MODERN_%C4%B0%C3%87_MEKANLAR_ADOLF_LOOS_and_FRANK_LLYOD_WRIGHT

mimarlıkta “öznellik” etiği ve “özneleşme” estetiği: adolf loos, le corbusier ve sou fujimoto mimarlıkları
https://www.researchgate.net/publication/328329213_Mimarlikta_Oznellik_Etigi_ve_Oznelesme_Estetigi_Adolf_Loos_Le_Corbusier_ve_Sou_Fujimoto_Mimarliklari

aydın afacan’ın “metruk şehir” şiirinde mekânsal poetika
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/549270

cahit külebi şiirlerinde mekânın poetikası
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt11/sayi60_pdf/1dil_edebiyat/simsek_yasar.pdf

mekânın poetikası olarak safiye erol’un romanlarında istanbul ve edirne
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/857765

mekân poetikası bağlamında âşık kahvehaneleri ve âşık üzerinde kimi fonksiyonları
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423933168.pdf

durning şöyle diyor; “eğer su kirliliği ve fazla avlanma, balıkçılık alanlarının büyük bölümünü ortadan kaldırırsa, balıkçılar işsiz kalacaktır. eğer yinelenen kuraklık, mahsullerini ve hayvanlarını öldürürse, çiftçiler tarlalarını terk edeceklerdir. eğer ormanlar hava kirliliği, asit yağmurları ve değişen iklim kuşakları yüzünden ölürse, ormancılara yapacak pek fazla iş kalmayacaktır. eğer insanlar kazançlarının büyük bölümünü yetersiz besin kaynaklarına harcamak zorunda kalırlarsa, araba yapımcıları ile ev inşaatı yapanlar pek fazla alıcı bulamayacaklardır. kısacası, ölmekte olan bir gezegen üzerinde işler iyi gitmeyecektir. dolayısıyla, tüketimin azalmasıyla bazı işçilerin işlerini kaybedeceği gerçeği, barışın sağlanmasıyla silah endüstrisinde iş kayıplarının olması durumundan farklı bir tartışma konusu değildir.”
https://sentezfikir.files.wordpress.com/2020/05/bazc4b1-mevzular-ve-baudrillard-2.pdf

çalışmanın mutluluğu ve sıkıntısı
http://www.isahlakidergisi.com/content/6-sayilar/11-6-cilt-1-sayi/d0030/alpaydin.pdf

alain de botton ve modernizm eleştirisi
http://dspace.yildiz.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/1/621/0152786.pdf

çalışma mutluluğu düzeyi ve algısı: özel sektör avukatları üzerine bir araştırma
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1052011

çalışma mutluluğu: kavram ve kapsam
https://www.uludag.edu.tr/dosyalar/iibfdergi/genel-dokuman/2018_1/asl%2008.pdf

modern kültürde kentten kaçmanın ve uzaklara gitmenin sosyolojisi
+
“eğer toplum zorunluluk ve açgözlülüğün baskısı altında, doğanın armağanlarını ancak yırtıcı bir hırsla alacak, en yüksek karla satabilmek uğruna dalından ham meyvayı koparacak, karnını tıka basa doldurmak uğruna her çanağı sıyıracak kadar soysuzlaştıysa, o zaman dünya yoksullaşacak, toprak kötü hasat verecektir”. walter benjamin
+
paris’te ev yoktur. büyük kentte oturanlar, üstüste konmuş kutularda yaşarlar.
+
doğada hayatta kalmayı ifade eden insani çaba, kent yaşamında belli bir kesintisizlik içinde hep daha fazlasını elde etme hırsına dönüşmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/325403

çalışma psikolojisi
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/iky_ao/calismapsi.pdf

esnek çalışma mekânlarının çalışan memnuniyetine etkisinin akıllı bir ofis binası örneğinde incelenmesi
https://jag.journalagent.com/megaron/pdfs/MEGARON-46547-RESEARH_BRIEF-GOCER.pdf

ortaçağ’da katolik roma kilisesi’nin hâkim iktidarla birlikte, halk üzerinde kurduğu baskıcı din anlayışı, toplumu bir kargaşa ortamına sürüklemekteydi. 16.yy.’ın başlarında yaşanan savaşlar nedeniyle halk bir taraftan, açlık ve sefalet ile mücadele ederken bir taraftan da savaşlar ve salgın hastalıklarla pençeleşmekteydi. ayrıca insanlar, sosyal hayatı düzenleyen kilise kuralları altında kıvranmaktadır. bu nedenle katolik kilisesinin sorgulanmasına dair sesler yükselmeye başlamıştır. anlaşmazlıklar, ı. bölümde yer verildiği üzere reform hareketlerinin ortaya çıkış noktası olmuş ve irili ufaklı pek çok reform kilisesinın varlık sebebi olmuştur. socinianizm de reform hareketlerinin radikal reformcular kanadında yer alan kiliselerden birisidir. socinian veya genel anlamda radikal grupları oluşturan kişilerin, protestanlardan mı yoksa katoliklerden mi ayrıldıklarına dair net bilgiler olmakla birlikte, eldeki veriler çerçevesinde, katolik kilisesinden ayrılarak protestanlığa intisab eden kişilerden radikal gruplara katılanların daha fazla olduğunu düşünüyoruz.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/46071.pdf

meme kanseri hastası olan kadınlarla yapılan araştırmalarda ise hastalık nedeniyle kişilerin maneviyata yöneldikleri, sosyal destekle birlikte manevî inançların hastalığa çözüm arayışını pekiştirdiği, hastalığı kabullenme ve hayata olumlu bakma açısından motivasyon sağladığı ile ilgili olumlu sonuçlar ortaya çıkmıştır.
https://acikerisim.sakarya.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12619/77006/T06678.pdf

medya, toplumun ahlakını yozlaştırmaktadır. kadın cinayetlerinin artış göstermesinin nedeni tv programları olarak belirtilmiştir. örtünüp gizli kalması gereken kadınlar sosyal medyayı aktif olarak kullanarak bedenlerini metalaştırmışlardır.
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS02111.pdf

kadınların modaya yöneliminde ötekileştirilmenin rolü “süleyman hilmi tunahan cemaati” konya örneği
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/1031/10064466.pdf.pdf

kur’an-ı kerim’de kadın ve psikolojisi
+
erkek cinsel performansı ve sonucu önemser, kadın sevilmeyi önemser. kadın cinsel yönden vericidir, yumuşaktır, sıcaktır ve yuvarlaktır. erkek alıcıdır, katıdır, köşelidir ve soğuktur.
+
erkek cinsinin muhayyilesini tahrik edecek şekilde kendilerinden bahsedildiğini ifade edebileceğimiz huriler, kur’an’da daha çok cennette inanan erkeklere hediye edilecek cinsel bir obje olarak tasvir edilmektedir.
+
kur’an’ın kadını bir “cazibe merkezi” olarak takdim etmesinin sebebinin, “insan neslinin devamını temine ve insanca yaşamayı sağlayan aile kurumunun devamına hizmet etmesi olduğunu söyleyebiliriz.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/7353/261209.pdf

pdf 25

türkiye’de tıbbi jeoloji sorunları
https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/9578bd91f2c0296_ek.pdf

1960’lardan günümüze depresyonun epidemiyolojisi, tarihsel bir bakış
https://jag.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_10_100_3_10.pdf

tıp etiği açısından tıpta şarlatanlık, yasal ve etik yönleriyle türkiye’de tıbbi malpraktis
+
ilk düzenbaz, ilk budalaya rastladığı andan itibaren şarlatanlık doğmuştur.
+
yankesici insanın malına, şarlatan ise hem malına hem canına kasteder.
http://www.aysegulyildirimkaptanoglu.com/rsmlr/dosya/26%20Subat%20%20T%C4%B1p%20eti%C4%9Fi%20a%C3%A7%C4%B1s%C4%B1ndan%20t%C4%B1pta%20%C5%9Farlatanl%C4%B1k,%20yasal%20ve.pdf

modern tıbba saldırmanın dayanılmaz hafifliği ve tıbbın şarlatanlarının 10 ortak özelliği
sakın kanmayın, sağlığınızdan olmayın!
https://www.istabip.org.tr/site_icerik/2019/ocak/ba_15.01.2019.pdf

hekimlik ve şarlatanlık
+
sözlük anlamında, “uydurmacılık, düzmecelik ve yalancılık” biçiminde belirtilmeye çalışılan şarlatanlık kavramı, insanlık tarihi kadar eskidir. tıp, sağlık ve hekimlik bilincinin oluşmadığı dönemlerden bu yana da, aynı süregelmiştir.
https://www.belgelik.dr.tr/ToplumHekim/download.php?Id=cziAbbq1j0

bilimsellik ve şarlatanlık
onur hamzaoğlu olayı bağlamında bilim kuramı ve bilim etiği üzerine
+
hamzaoğlu, annelerin ilk sütünde ve bebeklerin ilk kakalarında bulunan ağır metallere ilişkin dilovası üzerine yapmış olduğu araştırmasının ilk sonuçlardan bazılarını kamuoyu ile paylaştığı sırada, yaklaşan seçimlerden dolayı ülke çapında politik gerilim oldukça yüksekti.
+
onur hamzaoğlu’nun kamuoyuyla paylaştığı uzun bir gözlem ve izlem süresine de dayanan araştırma verileri de bu havanın kurbanı olacaktı. oysa, yapılmış olan açıklama toplumsal vicdanı olan herkesi ayağa kaldırmalı ve toplumun geleceği konusunda kaygılandırmalıydı.
+
iddiaya göre onur hamzaoğlu bir bilimci değil, “şarlatandır”. bu nedenle yapmış olduğu araştırmanın ve bu araştırmadan elde etmiş olduğu bilginin, iddia sahiplerine göre, bilimsel bir anlamı ve değeri de yoktur.
+
onur hamzaoğlu bir bilim kuramcısı değildir; bir bilim etikçisi de değildir. fakat bilim kuramı ve bilim etiğine dair kendine özgü bir duruşu olan bir halk sağlıkçısıdır.
https://dogangocmen.files.wordpress.com/2012/10/onur-hamzaoc49flu-bilimsellik-ve-c59farlatanlc4b1k.pdf

bilimsel sahtekarlık, intihal, şarlatanlık: bilimin karanlık yüzü
http://journalofsocial.com/Makaleler/435400866_3.%20ID73_5-13.%20B%c3%bcy%c3%bckbing%c3%b6l&%c3%96zdemir_24-32.pdf

örgütsel şarlatanlık ölçeğinin türkçe uyarlama çalışması
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1364945

klinik biyokimyanın doğuşunda idrar analizlerinin önemi
+
madalyonun öteki yüzü: şarlatanlık!
+
antik çağda ya da ortaçağda henüz yeterli anatomik bilgiler olmadığından ve hastalıklara yol açan bakteriler, virüsler gibi etkenlerin varlığı da bilinmediğinden, üroskopi şarlatanlığa kadar varabiliyor.
+
idrarın her türlü hastalık için bilgi taşıdığı kanısı yaygınlaşıyor, önce. ortaçağın sonları ile rönesansın başlangıcında pek çok hekim üroskopiyi amacı ve gücü dışında kullanır oluyor.
+
daha sonra işin boyutları öylesine yozlaşıyor ki, bazı kahin-hekimler çıkarak yalnızca idrar sahibinin hastalığını değil, geleceğini de okur duruma geliyor.
+
bazı “bilimciler”, idrar analizinde şarlatanlığın boyutlarını daha da geliştirirler. leonhardt thurneiser’e göre, idrar dağdan akan dere gibidir. dere nasıl dağdan kopardığı küçük parçacıkları sürükleyip götürürse, idrar da aynı şekilde, vücudun çeşitli bölümlerinden aldığı bilgileri taşır.
+
thurneiser, bu amaçla “anatomik fırın” adını verdiği, idrarın kaynatıldığı bir “cihaz” geliştirir. bu cihazda idrar kaynatıldığında, idrar buharları ve idrarın kaynama sırasında sıçrayan damlacıkları nerede yoğunlaşırsa, hastanın sorunu da o bölgededir, thurneiser’e göre. bu da o zamanın modern şarlatanı olsa gerek!
http://e-kutuphane.teb.org.tr/pdf/mised/mayis02/13.pdf

bilim, felsefe, şarlatanlık, yobazlık
+
şarlatanlar niçin vardır, hayatta ve bilimde? yaşadığımız dünya nasıl bir dünya ki orada sahtekarlar zaman zaman etkili bir biçimde yer tutabiliyorlar?
https://e-dergi.tubitak.gov.tr/edergi/yazi.pdf?dergiKodu=4&cilt=27&sayi=317&sayfa=102&yaziid=7452

paul k. feyerabend’in bilim anlayışı: çoğulcu bilim kuramı
+
paul k. feyerabend, bilimin insan tarafından geliştirilmiş düşünce şekillerinden sadece biri olduğunu, yegâne doğru bilgi üretme biçimi olmadığını savunmaktadır. ona göre bilim tek ve evrensel bilgi üretme biçimi değildir.
+
feyerabend, çağdaş bilimin hasta olduğunu düşünür ve bu öngörüsünü de, bili­min çağdaş dünyada oynadığı tahakküm edici, hatta insanları ve toplumları köleleştirici rolle doğrulamaya çalışır.
+
bili­min yatak odamıza dahi girdiğini öne süren feyerabend, bilimin baskıcı siyasal iktidarla­rın konumlarını meşrulaştırmaya ve pekiştirmeye hizmet etti­ğini söyler.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/32264

çağdaş sanatta kadın temsilinin imgesi: saç
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1013383

uygur kültüründe saç örgüleri ve anlamları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/32727

kutadgu bilig ve divanü lugati’t türk’e göre ‘saç-sakal’ kültürü üzerine
https://arastirmax.com/en/system/files/dergiler/79199/makaleler/7/3/arastirmax-kutadgu-bilig-divanu-lugatit-turke-gore-sac-sakal-kulturu-uzerine.pdf

islâmiyet öncesi türklerde saç kültürü
http://isamveri.org/pdfdrg/D03601/2020_46/2020_46_SAHBAZM.pdf

bilimde yöntemciliğin reddi ve çoğulculuk: feyerabend’in epistemolojik dadaizmi
https://sbd.aku.edu.tr/VIII2/hhulur.pdf

paul karl feyerabend’in bilim anlayışı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/285577

cynthia enloe, v. spike peterson, j. ann tickner, christine sylvester, marysia zalewski, sandra whitworth, cynthia weber, anna agathangelou ve l. h. m. ling gibi birçok feminist araştırmacı, aralarındaki farklılıklara rağmen, anaakım ui kuramlarının görmezden geldiği toplumsal cinsiyet ilişkilerinin mevcut uluslararası sistemin devamlılığının sağlanmasında merkezi bir yere sahip olduğunu yüksek sesle dile getirmiş ve uluslararası ilişkileri anlamada toplumsal cinsiyet odaklı bir bakışın gerekliliğini ortaya koymuşlardır.
http://alternatifpolitika.com/site/cilt/9/sayi/3/AP-9-3.pdf

‘ne olsa gitmiyor’: paul karl feyerabend’in demokratik görecilik savı üzerine bir değerlendirme
http://sssjournal.com/Makaleler/1497597619_35_SSS_V3_I10_ID209.%20Emre%20%c3%96ZT%c3%9cRK_1517-1525.pdf

paul karl feyerabend’ de yöntemsel çoğulcu eğitim anlayışı
https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/44e4e630f1fa15410259524333b1986f.pdf

şehirlerin büyümesi, sonra daha da büyümesi, kendini en büyük ilan etmesi, binaların boy atması, sonra göğü deleceğini iddia etmesi, toprağın yerini betonun alması, sonra betonun evrenselleşmesi ve tüm dünyayı kaplaması, şehirlerin insanı duyarsızlaştırması, zenginlerin daha da zengin, fakirlerin daha da köle olması, silahların daha ölümcül, ölümlerin daha kahpece olması, ahlaksızlığın kanunlarla meşrulaştırılıp yayılması, kavramların kaypaklaşması, tüketimin çılgınlaşması, merhametin buharlaşması, insanın dünyada var olma amacını unutması, ölüme duyarsızlaşması, tanrısını yok sayması, inancını kültürel bir öğe haline indirgemesi, büyük insan kitlelerinin anlamsız eylemler peşinde koşması, iletişimin ve aşkların sanal hale gelmesi, her şeyin yapay olanının makbul olması, sahtenin de sahtesi üretilip asıl olanın çoktan unutulmuş olması, her şeyin daha da zorlaştığı zannedildikçe her şeyin daha da kolaylaşması, basitleşmesi, insanların karşı çıktığı şeyleri çoğunlukla kendilerinin de yaptığının farkına varamaması, putların ve günahların çoğalması, erişilmeye daha müsait hale gelmeleri, allah’ın âyetlerinin göz ardı edilmesi, hızlı yaşanılıp hızlı ölünen bir kent içinde rüzgâra kapılmış bir yaprak gibi hayat süren dünyalının kendi ıstırabına razı olması, işçinin fabrikalarda belini bükmesi, ailenin keşmekeşe sürüklenmesi, paranın kalbi fethetmesi, köylerin, yaylaların, dağ başlarının, denizin derinliğinin kirletilmesi, ihtiyaç sahiplerine, hastalara, düşmüşlere, çocuklara fırsatçı bir gözle bakılıp, onların ilkel bir iştahla ve modern bir yöntemle sömürülmesi, saysak bitmeyecek, işte işte hepsi…
https://azkurs.org/pars_docs/refs/23/22115/22115.pdf

türkiye’de hemşire olma kaygısı: varoluşçu felsefe bakış açısıyla bir gözden geçirme
+
varoluşçu felsefenin temelinde insanın varoluşunu ve insanı anlama gayreti vardır. insan hem var olmak ister hem de varoluşunun getirileriyle yüzleştiğinde kaygı yaşar. yalom bu yüzleşmede insanın ölüm, özgürlük, yalıtım ve anlamsızlık çatışmaları yaşadığını belirtir. varoluşçuluk gibi temelinde insan olan hemşirelik mesleği, bu dört nihai kaygı ile yakından ilişkilidir. hemşireler, kendileri ve bakım verdikleri bireylerin taşıdığı varoluşsal kaygıların yanı sıra meslek olarak da var oluş mücadelesi vermektedir. profesyonel bir meslek olarak var olabilmek için, hemşirelerden kendi mesleki politikalarını bilmeleri, otonomi sahibi olmaları, mesleki bilgi birikimlerinin olması, eğitimlerini yükseköğrenim kurumlarında tamamlamaları ve mesleki örgütleri desteklemeleri beklenir. hemşireliğin var oluşunu etkileyen diğer bir konu ise cinsiyettir. toplumsal rollerden kaynaklı hemşirelik kadın mesleği olarak algılanmaktadır. ancak insana bakım vermeyi amaçlayan bir meslek olarak cinsiyet ayrımı yapılmaması gerektiği göz ardı edilmektedir. ayrıca sağlık profesyonellerine yöneltilen şiddet davranışlarına en sık maruz kalan meslek olarak hemşireliğin varoluşu tehdit altındadır. hemşirelerin kaliteli bakım verebilmeleri için güvenli bir ortamda çalışmaları gerekmektedir. sonuç olarak hemşirelerin bu varoluş mücadelesi içerisinde, varoluşlarını sorgulamaları, varlıklarını ve bunu sürdürebilmek için gereken sorumlulukları almaları gerektiği düşünülmektedir.
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt9/sayi43_pdf/4sosyoloji_psikoloji_felsefe/engin_esra_merveuguryol.pdf

hemşireliğin felsefi özü iyileştirme ve iyileştirici bakım yöntemleri
https://www.archhealthscires.org/Content/files/sayilar/12/191-200.pdf

“halk sağlığı hemşireliği felsefesiyle hemşire olmak” anlamı nedir?
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/752973

hemşirelik ve hemşirelik eğitimini etkileyen bazi felsefi akımların incelenmesi
https://fnjn.org/Content/files/sayilar/185/14.pdf

klinisyen hemşirelerle akademisyen hemşireler arasındaki iletişim örüntüsünün incelenmesi
https://acikerisim.deu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/11358/215812.pdf

feminist etik ve feminist biyoetik
http://www.deontoloji.hacettepe.edu.tr/ekler/pdf/feminist_biyoetik_yaklasimlar.pdf

feminist biyoetik, geleneksel biyoetiğe karşı!
+
tıp ve bilim dünyasında kişinin kadınlığa veya erkekliğe, kadınlık ve erkeklik durumlarına ait kişisel düşünce ve davranışları, profesyonel yaşamında yapıp etmelerini, eylemlerini belirler mi?
+
biyoetiğin çalışma konularına “feminizm” penceresinden bakıldığında, cinsiyet kör tıp kurumu ile birlikte en az onun kadar cinsiyet kör etik alanıyla karşılaşırız.
+
feminist biyoetik öte yandan tıp kurumunu ve sağlık hizmetlerini de kadın bakış açısıyla yeniden değerlendirir. tıbbın kendi içinde var olan cinsiyetçi rol dağılımını, tıp aracılığıyla kadın bedeni üzerindeki cinsiyetçi uygulamaları ve kadınların merkezinde bulunduğu toplum sağlığı konularını çözümler.
+
tıp tarihi kadınlar yönünden incelendiğinde, tıp biliminin profesyonel anlamda kurumsallaşmasının temelinde kadın şifa vericilerin meslekten dışlanmasının yattığı görülür.
+
ülkemiz tarihinde de, bu biçimde şiddetle değil ama yasalar yoluyla, yıllar boyunca şifa verici olmuş kadınlar, uzun bir süre tıp kurumundan dışlanmıştır.
http://www.hubam.hacettepe.edu.tr/egitim/pdf/feministbiyoetikgelenekselbiyoetigekarsi.pdf

ağ feminizmi ve toplumsal cinsiyet öğrenimi
http://www.feministyaklasimlar.org/wp-content/uploads/2019/07/FY3738_04.pdf

feminist uluslararası ilişkiler yaklaşımı: temelleri, gelişimi, katkı ve sorunları
https://www.uidergisi.com.tr/wp-content/uploads/2013/02/feminist-uluslararasi-iliskiler.pdf

tecavüze ilişkin suçlayıcı tutumlar ve tecavüz mitlerinin farklı değişkenler açısından incelenmesi
+
vahşete verilen olağan tepki, onu akıldan çıkarıp atmaktır. bununla birlikte vahşet gömülmeyi reddeder.
+
failin tarafını tutmak çok caziptir. her fail seyircinin hiçbir şey yapmamasını bekler. kurbansa aksinse seyirciden acının yükünü paylaşmasını bekler. kurban harekete geçme, söz verme ve unutulmama talep eder.
+
yaşanan vahşeti unutmamak, eğer iyi bir sağaltım yapılmamış, toplumla birlikte anlaşılmamış ve vahşeti gerçekleştiren/ ler cezalandırılmamışsa acı vermeye devam eder.
+
eker ve erdener’e göre, tecavüz mitleri bireysel inançlar olmanın ötesinde birer sosyal norm işlevi taşımaktadır.
https://jnbs.org/uploads/files/105455jnbs1529938601_tr.pdf

feminizmin islâm hukuku açısından değerlendirilmesi
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/4236/558534.pdf

yaşam (eros) ve ölüm dürtüsü (thanatos): antik roma neşeli iskelet mozaiği
+
ms 3’üncü yüzyıla ait olduğu iddia edilen bu mozaikteki iskelet sağ tarafında bir testi şarap ve ekmek bulundurmakta, sol eli ile bir kadeh tutup sağ elini ise kafasının üzerinde tutmakta ve bacaklarını rahatça uzatmış şekilde yatmaktadır.
+
insan evladı bu dünyada ne beklemekte ve ne için yaşamaktadır.
+
iskeletin bir yönünde ekmek, diğer elindeki şarap ve oldukça rahat oturuş biçimi ile bize bir zevki-sefa âleminde izlenimi sunmaktadır. ancak buradaki paradoks bu zevki-sefayı bir iskeletin sürüyor olmasıdır.
+
mozaiğin üst kısmı, ευφροσυνος (euphrosynos) yani “neşeli” olarak çevirisi yapılabilecek bir yazıt barındırmaktadır. bir ‘iskelet mozaiği’ bir ‘ölü’ nasıl neşeli olabilir? dünya üzerinde yaşayan birçok insan için ölüm neşeli değil üzücü bir durumdur.
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt11/sayi60_pdf/4sosyoloji_psikoloji_felsefe/guner_ekrem_yusufezelyildirim.pdf

koronavirüsün insanın savunmasızlığını demokratikleştirdiğini ileri süren byun-chul han, “kapitalizm ve ölüm dürtüsü”nde, küreselleşmenin her şeyi aynı ve karşılaştırılabilir kıldığını iddia ediyor.
+
insan ruhu bir makine değilse tamamen şeffaf olamazsa ve “içsel derinlik, kendiliğindenlik ve olaysallık şeffaflığın karşısında yer alır” ise sadece “ölü olan şeffaftır”.
http://www.bizimsakarya.com.tr/images/dosyalarim/1_merged_compressedpdf__1983a.pdf

güzeli kurtarmak: güzeli yeniden düşünmek üzerine
+
han, “pürüzsüzlük” kavramı merkezinde, modern çağın güzellik anlayışı olarak sunulan pürüzsüzlüğün “neden güzel” olduğu sorusundan hareketle, “güzeli kurtarmaya” çalışma denemesi sunmaktadır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/930000

din ve eğitim bağlamında “yorgunluk toplumu”
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/918788

aşk ve ideoloji bağlamında psikanalitik söylem çözümlemesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/392256

şeffaflık toplumu: şeffaf toplumun eleştirisi üzerine bir okuma
http://iletisimdergisi.gsu.edu.tr/tr/download/article-file/493268

postmodern toplum ve göstergeleri: yeni bir yorum byung chul han
+
toplumun büyük bir kesimini etkileyen hastalıklar o çağın ne yöne gideceğini hatta sonraki kuşakların neye inanacağını ya da nasıl davranacağını belirleyebilecek güçtedir.
+
insanlığın çok da uzak olmayan bir tarihinde şu an sıradan ve basit bir vaka olarak görülen hastalıklar ilk karşılaşıldıklarında travmatik tablolar ortaya çıkarmış ve hatta tarihsel seyri bütünüyle değiştirmişlerdir.
+
xxı. yüzyılın ne bakteriyel ne de viral bir çağ olduğu söylenebilir. yaşanılan bu çağı betimlerken kullanılabilecek daha uygun ifade “sinirsel hastalıklar dönemi” olmalıdır.
+
sinirsel rahatsızlıklar belirli bir sinirsel şiddet, duygu aktarımı ve etkileme gibi çeşitli başka yollara sahip toplumsal bulaşıcı hastalıklardır.
+
han’a göre geçtiğimiz yüzyılın bağışıklık paradigması bütünüyle soğuk savaş’ın etkisiyle belirlenmiş ve harp içerisinde oluşmuş söz dağarı doğrudan bağışıklık sistemini belirleyen söz dağarındaki terimlerin anlamlarının değişmesine neden olmuştur.
+
bağışıklık direncinin nesnesi, haddi zatında yabancılıktır. hasmane bir gayesi olmasa da herhangi bir tehlike teşkil etmese de yabancı başkalığı sebebiyle imha edilecektir.
+
post immünolojik sistem yani ‘postmodern fark’ artık hasta etmemektedir. immünolojik terminoloji açısından bu durum ‘aynı’ya denk düşmektedir. yabancılık da kendini bir tüketim reçetesine doğru yumuşatmıştır.
+
negatif diyalektik bağışıklığın öne çıkan öğesidir. başka bir deyişle temel özelliğidir. immünolojik başka, kendiliğin içine giren ve onu olumsuzlayan negatiftir.
+
sinirsel hastalıklarla baş edilmesi viral hastalıklarda olduğu kadar kolay değildir. bunlar aşırılık derecesindeki pozitiflikten kaynaklanan patolojik hallerdir.
+
krizlere sürükleyen sınırlarını belirlemeye çalıştığımız sinirsel şiddet ilişkinlik terörüdür. bu immünolojik sistem içerisinde tanısı konulan “oradaki yabancı”dan kaynaklanan korkudan hepten farklıdır.
+
günümüz toplumu artık hastaneler, tımarhaneler kışlalar ve fabrikalardan oluşan bir disiplin toplumu değil. bunların yerini çoktan beridir fitness salonları, bürolardan oluşan gökdelenler, bankalar, havaalanları, alışveriş merkezleri ve yeni laboratuvarlar aldı. xxı. yüzyıl toplumu artık bir disiplin toplumu değil performans toplumudur. sakinleri de itaatkâr özne değil performans öznesidir. bu özneler kendi kendilerinin müteşebbisleridir. normalin mekânıyla anormalin mekânını birbirinden ayıran disiplin kurumlarının duvarları geldiğimiz noktada arkaik kalmaktadır. iktidar analitiği disiplin toplumunun performans toplumuna dönüşümüyle gerçekleşen psikolojik ve topolojik değişimleri tasvir etmekten yoksundur. sıkça kullanılan kontrol toplumu kavramı da bu dönüşüme uygun düşmeyecek. bu kavram da fazlasıyla negatiflik içerir.
+
kişiyi depresyona sürükleyen şey toplumsalın gitgide atomlara ayrılması ve parçalanmasına özgü ilişki yorgunluğudur. depresyonun bu yönü sıklıkla dile getirilmez.
+
performans toplumuna içkin psişik tıkanmalar doğuran sistematik şiddet de görmezlikten gelinir.
+
depresif insan kendi isteğiyle de olsa herhangi bir dış kısıtlama olmaksızın kendini sömüren bir varlıktır.
+
olumluluk toplumu, enformasyon toplumu, apaçıklık toplumu, teşhircilik toplumu, porno toplumu, kontrol toplumu, teklifsizlik toplumu, ivme toplumu ve ifşa toplumu.
+
teşhircilik toplumunda her özne kendi reklam nesnesidir. her şey sergi değeriyle ölçülür. teşhircilik toplumu pornografik bir toplumdur. her şey dışa çevrilmiş, ifşa edilmiş, çıplaklaştırılmış, soyulmuş, ortaya serilmiş durumdadır. teşhir etmenin aşırılığı her şeyi ‘tüm sınırlardan arınmış olarak derhal tüketilmeye açık’ bir meta haline getirir.
+
hakikat antikçağ’dan itibaren tanımlandığı gibi sıklıkla aldatıcı bir görüntünün ardında durmaktadır. bunu aşmak, sanılardan kurtulmak ve zihinsel pek çok üst meziyeti gerektiren bu bilme durumu uzun, araştırma gerektiren yoğun bir çabanın ürünüdür.
https://www.pearsonjournal.com/Makaleler/1258600046_343-353.pdf

reich, deleuze & guattari ve lyotard’ın arzu anlayışlarından hareketle kapitalizm ve arzu ilişkisi
+
cinsel arzuların özgürce bir şekilde gerçekleştirilmesinin engellenmesi yoluyla bireylerin zorba kişilik yapıları edineceğini ifade eden reich, buna yol açan şeyin ise kapitalist düzenin işleyişine uygun bir forma bürünen tekeşli aile yapısı olduğunu iddia eder.
+
nüfusun yeniden üretim merkezinin aile olduğunun farkında olan deleuze ve guattari ise kapitalist toplumda arzunun ailevi alan içerisinde yerliyurtlulandırılıp oidipus karmaşasıyla aşağılandını düşünürler.
+
reich, kaskatı kesilmiş zırhlı yapıya ilkin boyun bölgesinden ağrı çeken hastalarda rastlamıştır. onların temel özelliği, konuşma güçlüğü çekmeleri, konuşamamalarıdır.
+
vücudun üst kısmından zırhları kırmaya başladığımızda göğüs bölgesine, oradan da belin kimi kısımlarına kadar gelindiğini varsaydığımızda, varacağımız yer karın bölecidir.
+
bedensel boşalma kuramı, bitkisel terapi yöntemi ile cinsel ekonomi arasında yer alır ve reich 1922’de bedensel boşalma gücünü, 1935’te ise bedensel boşalma tepkisini bulmuştur.
+
ilkin cinsel gerilim bütün vücutta özellikle de yürek ve karın bölgesinde hissedilir. uyarılma yavaş yavaş üreme organlarında duyulmaya başlanır. üreme organlarına kan akışı hızlanır.
+
saman parçasının suda bekletilmesi sonucunda liflere ayrıldığı, ilksel canlıların oluşmaya başladığı gözlemlenmiştir. aynı şeye mikroptan arıtılmış suda ve çeşitli dışsal şeylerden temizlenmiş, arıtılmış olan saman parçasının suda bekletilmesi sonucunda da ulaşılmıştır.
+
insanın doğayla, bütün canlı varlıklarla ortak noktada buluşmasını sağlayan şey orgon enerjisidir ve onun anlamı da etrafı zarla çevrilmiş, mavi ışık saçan enerjidir. orgon enerjisinin içinde bulunduğu bion kabarcıklarının ortaya çıkışı, keseciklere bölünme yoluyla olur, keseciklere bölünme ise ilk canlı varlıkların, tek hücreli amiplerin ortaya çıkmasını sağlar. tek hücreli varlıkların en temel hareketi aldıkları besini enerjiye çevirmek için genleşip-kasılmadır, bu hareket tarzı ise insanın sahip olduğu enerjiyi boşaltmasının en temel yoludur.
+
gerçek şu ki, cinsellik her yerdedir: bir bürokratın evraklarını okşama, bir yargıcın adaleti sağlama, bir işadamının parayı dolaşıma sokma, burjuvazinin proleteryayı düzme tarzında vb. ve libidonun bir yere geçmek için ne eğreltilemelere ne de başkalaşımlara ihtiyacı vardır. hitler faşistleri tahrik etmiştir. bayraklar, milletler, ordular ve bankalar birçok insanı tahrik eder.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/630878

korona günlerinde düşünür ve yazarlardan farklı görüşler
https://noropsikoloji.org/wp-content/uploads/2020/04/Korona-G%C3%BCnleri-Yaz%C4%B1lar%C4%B1.pdf

dinler ataerkil yapılar mıdır
bir çifte imkanlılık konusu olarak din ve kadın
+
sadawi’ye göre islam içerisinde kadının konumu başlangıç ve sonraki durum itibarıyla da farklılık göstermektedir. islam tarihinin ilk dönemlerinde kendi haklan konusunda bilince sahip ve kendilerini savunmaya muktedir çok sayıda kadın ömeğinin zikredilmesiyle muhammed döneminde kadına ilişkin durumun genci itibariyle olumlu olarak anılması söz konusudur. ancak peygamber’den sonra ardıllarımn onun adımlarını takip etmeyip önceki dönemdeki evlilik ve boşanma konularındaki özgürlüğün yerine kadınlara, kendi iradelerine rağmen evliliği dayatan ve onları boşanma haklarından mahrum blrakan yeni yasalara tabi kıldıkları belirtilmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/487559

bekâretin “el değmemiş” tarihi
+
nawal el saadawi’nin arap toplumları için söylediği sözler, türkiye için de geçerlidir: “bizim arap toplumumuzda çarpık bir namus kavramı vardır. bir adamın namusu, ailesinin kadın üyelerinin himenleri sağlam olduğu sürece güvendedir. namus, adamın kendi davranışlarından çok, ailedeki kadınların davranışlarıyla ilişkilidir.
https://iletisim.com.tr/Images/UserFiles/Documents/Gallery/bekaretin-el-degmemis-tarihi.pdf

feminist bakış açısından dünyadaki büyük dinler, kadınların erkeklere boyun eğdirilmesi bakımından benzer ilkeleri desteklemektedirler. tanrı’ya eril karakteristikler atfetmek de bu ortak noktalar arasında yer almaktadır. (el-saadawi)
+
tüm önemli mevkilerin islam toplumlarında erkekler tarafından ‘işgal’leri söz konusudur. (el-saadawi)
http://isamveri.org/pdfdrg/D124766/2012/2012_TOKERI.pdf

nevâl es-sa’dâvî’nin imra’e ‘ınde nuktati’s-sıfr (sıfır noktasında bir kadın) adlı romanında yapı ve tema
+
nevâl es-sa’dâvî’nin 1975 yılında yayımladığı đmra’e ‘ınde nuktati’s-sıfr adlı roman, kendisini koruma bahanesiyle bedenini ve parasını sömüren bir kadın tüccarını öldürdüğü için idama mahkum edilen bir fahişenin gerçek yaşam öyküsünü anlatır.
+
firdevs: “bırak konuşayım, sözümü kesme. seni dinleyecek zamanım yok” diyerek anlatma görevini devralır ve hatırlayabildiği ilk çocukluk yıllarından itibaren idam cezasının infaz edilmesine kadar başından geçen olayları, kahraman bakış açısıyla anlatır.
+
herşey yolunda giderken, kendisini sahiplenmeye çalışan bir kadın tüccarını öldüren firdevs, tutuklanıp idama mahkum edilir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/383082

nevâl es-sa’dâvî’nin cennât ve iblîs adlı romanında postmodern öğeler
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt8/sayi41_pdf/1dil_edebiyat/koseli_yusuf.pdf

bedenimiz ve biz
https://core.ac.uk/download/pdf/11738741.pdf

kızlık zarı dikiminin tıp hukuku bakımından değerlendirilmesi
http://earsiv.medeniyet.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/427/TEZ.pdf

havva’nın örtülü yüzü
+
kadın olsun, erkek olsun, insanların anatomik ve biyolojik yapısının ahlak değerleriyle bir ilişkisi yoktur. ahlak değerleri toplumsal sistemin, daha doğrusu belli iktisadi ve siyasal çıkarlara hizmet edebilmek ve çıkarlar sistemini güvenceye alarak iktidarını koruyabilmek üzere yönetici sınıfların dayattığı toplumsal sistemin ürünleridir. bedenin anatomik ve biyolojik özellikleri başka bir amaca, yaşamın korunması ve sürdürülmesine ilişkin hayati, fizyolojik işlevlerin yerine getirilmesine yöneliktir.
+
diğerlerinden farklı bir anatomik yapıya sahip olduğu ya da daha geniş bir zar girişi olduğu için cezalandıran, nasıl bir adalettir?
+
anatomi ve tıp eğitimi gördüm, şimdiye dek bize ders veren profesörlerden hiçbiri klitorisin kadın bedeninde bir işlevi olduğunu bize söylemediği gibi, okuduğumuz tıp kitaplarının hiçbirinde böyle bir bilgiye rastlamadım.
+
ebe ve hemşilerik okulundaki kadın öğrencilere insan anatomisinin bazı unsurları öğretildiğinde mısırlı erkeklerin öfkelenmeleri şaşırtıcı değildir.
https://dlscrib.com/download/neval-el-saadavi-havvann-rtl-yz-cspdf_5aa5108de2b6f5ba628c2fc3_pdf

kasım emin ve kadınların özgürlüğü bağlamında eğitimle ilgili görüşleri
https://dspace.gazi.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12602/189648/df7f79fc7257ac29d8a22bded3c9120e.pdf

muhkem duvarda yeni bir çatlak: veciz sözler, bizim büyük çaresizliğimiz ve sinek ısırıklarının müellifi romanlarında eleştirel erkeklik kurguları
http://monografjournal.com/sayilar/10/monograf-sayi-10.pdf

küre dağları doğu kesiminde rüzgâr durumu ve bunun bitki örtüsü üzerine olan etkisinin rubinstein metoduna göre incelenmesi
+
küre dağlarının doğu kesimi, kapsadığı çeşitli şekiller ve ortaya koyduğu farklı görünümler nedeniyle oldukça arızalı bir topografyaya sahiptir. sahanın hâkim unsurlarını dağlar oluşturmakta, vadi ve depresyonlar ise dağlar arasına sokularak parçalı bir topografyaya sebebiyet vermektedir.
+
bölgede kastamonu, taşköprü, boyabat ve durağan depresyonları küre dağlarına paralel bir uzanış göstermekte ve bu depresyonlar içerisine yerleşen akarsular gökırmak’a katılmaktadır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/819183

merzifon şehrindeki arazi kullanım sorunları ve bazı çözüm önerileri
https://silo.tips/download/merzifon-ehrindeki-arazi-kullanm-sorunlar-ve-baz-zm-nerileri

süte depresyonu’nda bazı coğrafi gözlemler
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/26762

inegöl dağı’nın fiziki coğrafya özellikleri
+
aşınım yüzeyi güneye doğru eğimli olup, saha bu durumunu, daha çok genç tektonik hareketler sırasında kazanmış olmalıdır. bu aşınım yüzeyi hem tektonik hareketlerin etkisiyle, hem de akarsuların derine aşındırmasıyla parçalanmıştır. inegöl dağı üzerinde alt-orta miyosen aşınım yüzeylerine genel olarak 1300 m’nin üzerindeki yükseltilerde rastlanmaktadır. bununla birlikte, oluşumlarından sonraki dönemlerde tektonik hareketlerle faylanmalara uğrayarak durumları bozulmuştur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3120

iznik depresyonu’nun beşeri ve iktisadi coğrafya açısından incelenmesi
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/41260.pdf

istanbul’da kentsel dönüşüm kapsamında gerçekleşen bir olgu: soylulaştırma
+
son 50-60 yılda ise kentler farklı bir dönüşüme ve değişime uğramaktadır. bu dönüşüm hem sosyal hem de kentin yapısal dokusunu değiştiren soylulaştırma sürecidir. new york ve londra gibi küresel şehirlerde soylulaştırma süreci 1950 ve sonrası yıllarda başlamasına karşılılık, istanbul’da ise 1980 ve sonrasında soylulaştırma olarak ifade edebileceğimiz şehrin dokusunda değişimler meydana gelmiş ve bu değişim süreci günümüzde de devam etmektedir.
+
soylulaştırma terimi ilk kez 1960’lı yıllarda bir sosyolog olan ruth glass tarafından kullanılmıştır. glass bu terimi, londra’ da daha önce işçilerin oturduğu mahallelerdeki konutların orta ve üst sınıflar tarafından satın alındıktan sonra yerine yeni ve lüks konutlar inşa edilmesi veya yenilenmesi sonucunda bu mahallelerde iskân edilen işçi sınıfı ile varlıklı insanların yer değiştirmesi hadisesini tanımlamak için kullanmıştır.
+
bozulan konutların yenilenmesi ya da yeniden inşa edilmesi mahallenin yaşamsal döngüsünü beklenmedik bir şekilde sonlandırır ve bu yenilenme yeni bir konut formunu ortaya çıkararak mekânsal anatomiyi tamamen değiştirerek soylulaştırma (gentrification) olarak tabir edilen değişim ve dönüşüm sürecinin gerçekleşmesini sağlamaktadır.
+
knox ve mccarthy aynı zamanda soylulaştırmanın mahallenin yapısını dramatik bir şekilde değiştirmesiyle sosyal çatışmalar için ortam hazırladığını vurgulamaktadırlar.
+
istanbul’da yerleşmelerin ilk nüveleri avrupa yakası ve anadolu yakası olmak üzere her iki yakada da görülmektedir. bahse konu olan yerleşmeler ilk etapta kolonyal yerleşmeler olarak kurulmuştur.
+
sonuç olarak, şehri idare edenler dâhil olmak üzere, istanbul’da yaşayan nüfusun davranışları, algıları ve mekânsal tercihleri şehrin coğrafi görünümü (landscape) etkilemektedir. tümertekin (1997), şehirde yaşayan nüfusun davranışlarının şehrin mekânsal görünümünü etkilediğini ileri sürmekte ve söz konusu durumu “mekânsal anatomi” kavramı ile ifade etmektedir.
+
şehirde, insan mekânla sürekli bir etkileşim içerinde olup, bu etkileşim belirli mekânsal kalıplar doğurmaktadır. tümertekin, bu durumun istanbul için de geçerli olduğunu belirterek istanbul’da yaşayan insanların tercihleri ve davranışları, şehrin mekânsal anatomisini oluşturduğunu ve şehirde sürekli devam eden bir dönüşüme zemin hazırladığını belirtmektedir. şehirde yaşayan insanların farklı çevresel algıları ve davranışları da mekâna farklı şekillerde yansımaktadır. böylece istanbul’un nüfus yapısı şehrin mekânsal anatomisini oluşturmakta ve şehre yeni bir kimlikler kazandırmaktadır.
+
son on yıllık sürece bakıldığında istanbul’da soylulaştırmanın; ilçe belediyeleri, istanbul büyükşehir belediyesi ve çevre ve şehircilik bakanlığı oluşumunda üçlü koordinasyonla toki, kiptaş gibi devlet kurumları vasıtasıyla “devlet eliyle” gerçekleştirilmektedir. bununla beraber özel inşaat firmaları bu pastadan pay alarak istanbul’un mekânsal anatomisinde meydana gelen değişimde öncü rol oynamaktadırlar. istanbul’da kentsel dönüşüm çalışmaları üç aşamalı olarak planlanmıştır. bunlar; deprem odaklı kentsel dönüşüm çalışmaları, tarihi alanlara yönelik kentsel dönüşüm ve yatırım (rant) amaçlı kentsel dönüşüm çalışmalarıdır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/199033

istanbul’da nüfusun gelişimi ve ilçelere dağılımı (1950-2015)
https://www.academia.edu/36759259/%C4%B0stanbul_da_N%C3%BCfusun_Geli%C5%9Fimi_ve_%C4%B0l%C3%A7elere_Da%C4%9F%C4%B1l%C4%B1m%C4%B1_1950_2015_

esenyurt ilçesinde nüfusun gelişimi ve bu gelişimde rol oynayan etmenler
https://www.researchgate.net/publication/349805570_Esenyurt_Ilcesinde_Nufusun_Gelisimi_ve_Bu_Gelisimde_Rol_Oynayan_Etmenler

geçmişten günümüze istanbul’da nüfus
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/231184

akdağ ve yakın çevresinde bitki örtüsünün coğrafi dağılışı
http://www.jshsr.org/Makaleler/1345689822_41_2018_5-25.ID599.%20CO%c5%9eKUN_2365-2373.pdf

taşköprü sarımsağı başarı hikâyesi
https://www.turkpatent.gov.tr/TURKPATENT/resources/temp/4627F559-D0CD-462C-BE9E-E3145A7690B6.pdf;jsessionid=ADACBA5D12546B8C4C5D84BD3447FCCA

coğrafi açıdan derebucak ilçesi (konya)
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/8266/189457.pdf

arızalı ve yüksek bir topoğrafyaya sahip olan ülkemizde arazinin derin vadilerle yarılması, yüksek eğimli orojenik kuşaklarda kısa mesafeler içerisinde yükselti şartlarının değişmesi gibi nedenlerle yerleşmelerin dağılışı büyük ölçüde düzensizdir.
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt10/sayi51_pdf/3sanattarihi_arkeoloji_cografya/esen_fatma.pdf

topografya kıyı düzlüğünün hemen gerisinde arızalanmakta ve yükselti birdenbire 150-200 m. bulmaktadır. buradan itibaren arazi, giderek daralan akarsu vadileri tarafından derin bir şekilde yarılmıştır. gerek ana akarsular ve gerekse bu akarsuların orta çığırları boyunca aldıkları sayısız kollar araziyi şiddetle aşındırmış ve çok arızalı bir görünüş kazandırmıştır. keskin ve birbirine yakın sırtlar, dik yamaçlı “v” profilli vadiler yaklaşık 2000 m yüksekliğine kadar olan bu sahanın karakteristik topoğrafik görünüşünü oluşturmaktadırlar.
+
yüksekliği 3000 m. aşan kısımlar ise rize’nin en sarp ve en arızalı kesimini oluşturmaktadır. geniş ölçüde çıplak ve tamamen kayalık zirveler ile bunların arasındaki keskin sırtların yamaçları çok diktir. rize’nin en yüksek noktalarını bu sırtlar arasındaki zirveler oluşturmaktadır.
https://www.rtb.org.tr/uploads/files/113-DOKAPRizeilRaporu.pdf

türkiye arazisinin başlıca jeomorfolojik özellikleri
1. yüksek dağlık bir yapıya sahiptir
2. arızalı ve engebeli bir topoğrafyası vardır
……
https://avys.omu.edu.tr/storage/app/public/muhammet.bahadir/64089/T%C3%9CRK%C4%B0YE%20JEOMORFOLOJ%C4%B0S%C4%B0-M.%20BAHADIR-2020.pdf

taşeli platosunda (anamur-ermenek arası) jeomorfolojik özelliklerin insan faaliyetlerine etkisi
+
orta toros kuşağında yer alan taşeli platosu, kalkerli yapısı ve topoğrafik özellikleri ile çevresine göre oldukça farklı bir jeomorfolojik ünitedir. araştırmaya konu edilen alan, ermenek (karaman) güneyi ile anamur’un (mersin) kuzeyinde özellikle 1500 m’den yüksek kesimlere karşılık gelen plato sahasıdır. tümüyle karstlaşma süreçlerinin etkin olduğu bu alanda karstik topoğrafya egemen moroflojiyi oluşturmaktadır. sahanın yüksekliği ve karstik süreçlerin doğurduğu arızalı topoğrafya, buralarda insan faaliyetlerini büyük ölçüde sınırlandırmıştır. bu nedenle, belli alanlarda ve bazı faaliyetlere imkan tanıyan bu özel coğrafya türkiye’nin en seyrek nüfuslu sahalarından biri olmuştur. tarım alanlarının azlığı, su kaynaklarının yetersizliği ve ulaşımın zorluğu jeomorfolojik özelliklerin neden olduğu başlıca problemlerdendir. bu sebeple, plato üzerindeki nüfus ve yerleşme geçici karakterdir. araştırma alanında yerleşme özellikleri de büyük ölçüde doğal şartların etkisi altındadır. bu çalışma, taşeli platosunda jeomorfolojik özelliklerin insan faaliyetlerini nasıl etkilediğini, yörede yaşayanların bu mekanı ne şekilde kullandığını ve çevresinden nasıl faydalandığını ortaya koyma amacını taşımaktadır.
http://tucaum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/280/2015/08/semp8_6.pdf

yaşlanan dünyanın yaşlanan insanları
http://e-kutuphane.teb.org.tr/pdf/tebakademi/geriatri_2009/5.pdf

yüzey şekilleri
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/121792/mod_resource/content/0/Konu%203.pdf

fırtına deresi havzasının uygulamalı jeomorfoloji etüdü
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/41798.pdf

kaçkar dağı’nda bakı faktörünün glasiyal ve periglasiyal topografya gelişimi üzerindeki etkisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/198456

tohum ağacı doğal gençleştirme yönteminin karaçam (pinus nigra subsp. pallasiana)’da uygulanması, eskişehir-tandır örneği
+
karaçam (pinus nigra arnold. ssp. pallasiana) türkiye’nin önemli ağaç türlerinden biridir. ülkemizde karaçamın gençleştirilmesinde genellikle siper işletmesi tercih edilmektedir. doğal gençleştirmeyi sağlamak amacıyla alanda bırakılan belirli sayıdaki tohum ağaçlarından gelen tohumlarla yeni gençliği oluşturmada kullanılan yöntemlerden biri de tohum ağacı yöntemidir. bu çalışmada, eskişehir-tandır mevkiindeki 27.9 ha karaçam meşceresinin 2015 ve 2016 yıllarında başlayan gençleştirme çalışmaları araştırılmıştır. araştırma sahasında, tohum ağacı doğal gençleştirme yöntemine benzer şekilde hektarda ortalama 17 tohum ağacı bırakılmıştır. ayrıca sahada 1+0 fidan dikimi yapılmıştır. araştırma kapsamında tandır mevkiindeki birer yıl arayla tensile alınan sahalar ve müdahale görmeyen aynı özelliklere sahip yan meşcere üzerinde incelemelerde bulunulmuştur. her sahadan 30 adet rastgele seçilen tohum ve örnek ağaçlar üzerinde çap, boy ve tepe tacı özellikleri belirlenmiştir. ayrıca tensile alınan sahalarda tohumdan gelen ve dikimle gelen fidanlar araştırılmıştır. tohumdan gelen fidanların tohum ağacına olan uzaklığı ve bakıya göre dağılımı incelenmiştir. ayrıca 1+0 yaşında dikilen tüplü fidanların başarı oranı belirlenmiştir. 2017 sonbaharında veri toplama ve ölçüm işlemleri tamamlanmıştır. çalışma sonucunda, ölçülen ve tespit edilen değerler müdahale gören ve görmeyen sahalar bakımından irdelenmiştir. 27.9 ha’lık toplam çalışma alanında yaklaşık tohumdan gelen fidan sayısı 91.540 adet olarak hesaplanmıştır. böylece 2 m2 ’de 0.65 adet tohumdan gelen fidan tespit edilmiştir. tohumdan gelen fidanların, tohum ağacına göre en fazla yaşayan oranının kuzey yönünde olduğu tespit edilmiştir. tohumlama mesafesine göre ise en fazla 4., 5. ve 6. metreler arasında dağılış gösterdiği belirlenmiştir. tohum ağacı doğal gençleştirme yöntemi düşük bonitetli eskişehir-tandır mevkiindeki karaçam meşceresinin doğal gençleştirilmesinde kısmen başarılı sonuç vermiştir. yöntemin uygulanmasında tohum takviyesi ile başarı oranı yükseltilebilir. ülkemizde farklı türlerin bazı yetişme ortamlarında yöntemin uygulanabilirliği araştırılmalıdır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/704844

batı karadeniz doğu kayını (fagus orientalis lipsky.) ormanlarında gençleştirme sorunları
+
bu çalışmada, bartın ve devrek yörelerinde 2001 yılında kayında gerçekleştirilen doğal grup gençleştirmeleri, büyük alan siper metodu’na göre yapılan gençleştirme çalışmaları ve yapay gençleştirme uygulamalarının başarı durumları incelenmiştir. bu amaçla, 2001 yılında kayında doğal grup geçleştirme çalışmalarının yapıldığı 4 işletme şefliğindeki (ardıç, kumluca, sökü, akçasu) 12 bölmecikten toplam 43 deneme alanı seçilmiş ve bu deneme alanlarında üç yıl süre ile kayın gençliklerinin sayılarındaki ve gelişimlerindeki değişimler izlenmiş ve incelenmiştir. grup gençleştirme alanlarında; meşcere kuruluşlarına, gençlik sayılarına ve gelişme durumlarına göre yapılan tespitler, yörede büyük alan siper metodu ile yapılan gençleştirme uygulamalarına göre daha başarısız olunduğunu göstermiştir. kayında doğal ve yapay gençleştirme çalışmalarında karşılaşılan sorunlar tartışılmış ve başarısız gençleştirme çalışmalarının kayın ormanlarındaki genetik varyasyonu önemli ölçüde daralttığı belirtilmiştir.
+
ülkemiz, çok çeşitli iklim ve fizyografik koşulların varlığına bağlı olarak ortaya çıkan farklı yetişme ortamları nedeniyle gerek ağaç türü, gerekse meşcere kuruluşları bakımından biyolojik ve ekonomik değeri yüksek saf ve karışık doğal orman kaynaklarına sahiptir. ancak, orman kaynaklarımızın yaklaşık %50’si (10.567.526 ha) bozuk ve verimsizdir. nitekim, ülkemiz ormanlarından 15-16 milyon m3 eta alınabildiği ve bu değerin ortalama yılda 0,75-0,80 m3 /ha’lık bir artıma karşılık geldiği belirtilmektedir. bu miktar, romanya (2,6 m3 /ha), yunanistan (2,1 m3 /ha) ve eski yugoslavya (2,7 m3 /ha) gibi ülkelerle karşılaştırıldığında oldukça düşüktür (ürgenç, 1998). bu oranın önemli ölçüde yükseltilebilmesi ancak, doğal orman kaynaklarımızın başarılı gençleştirme çalışmaları (doğal ve yapay) ile kalite ve kantite bakımından ıslah edilmesi ve verimsiz bozuk orman alanlarının ağaçlandırmalarla verimli hale getirilmesiyle mümkün olacaktır.
+
kayın ormanlarında genetik bozulma
doğal ormanlar geniş bir genetik çeşitliliğe sahiptir. bir orman ağacı türünde genetik varyasyonun yüksek olması, o türde yapılacak ıslah çalışmalarında başarıya ulaşılması açısından çok büyük bir önem taşımaktadır. diğer taraftan, geniş bir genetik çeşitliliğe sahip olan bir türün çeşitli biyotik ve abiyotik zararlara karşı dayanıklılığı da yüksektir.
+
ülkemizin farklı yörelerinde çok sayıda türden oluşan doğal ormanlarımızda olduğu gibi, kayın ormanlarımızda da genetik kalite bozulmakta ve verimlilik düşmektedir. 1960’lı yıllara kadar kayın ormanlarında uygulanan ve menfi seleksiyona dayanan seçme kesimleri sonucunda daralan genetik varyasyon, günümüzde uygulanan ve başarılı olunamayan gençleştirme çalışmaları ile daha da azalmıştır.
+
gençleştirme alanlarında 4+0 yaşlı kayın fidanları kullanılarak yapılan tamamlama çalışmalarının büyük bir bölümü başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/300080

yaşlanma
https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/04/YaslanmaOzelIhtisasKomisyonuRaporu.pdf

“tarihin sonu” olgusu ve eskatologya mitleri
+
coğrafya açısından küresel ısınma ve dünyanın yaşlanması, iklim değişiklikleri; ekonomi açısından küreselleşmenin yol açtığı ekonomik buhranlar, hızlı nükleer silahlanma ve olası bir üçüncü dünya savaşı, kaynakların tükenişi; dinbilim ve dinler tarihi açısından tanrı’nın yeryüzünün kontrolünü tamamen ve radikal bir biçimde eline alması ve insanlığı topluca yok ederek ebedi hayatı başlatması; astrofizik açısından evrenin sürekli genişliyor oluşu, büzüşmesi, güneş’in enerjisinin periyodik olarak azalması, kara delikler… vb. birçok bilim dalını etkileyen kıyamet teorileri dünyanın kaçınılmaz sonunu zorunlu kılmaktadır.
+
kuzey amerika’yı vuran kasırgalar, su kaynaklarının dünyanın hemen her yerinde hızla tükenişi, buzulların eriyişi vb. birçok coğrafi faktör, yaşlı dünyamızın sonu üzerine modern insanın da binlerce kuram geliştirmesine neden olmakta, kutsal kitaplarda yazılı olan kıyamet beklentisinin yaklaştığı düşüncesine yönelik inanç motifleri daha çok ilgi görür duruma gelmektedir.
https://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=128&Sayfa=30

dini ve toplumsal boyutlarıyla cinsiyet
http://isamveri.org/pdfdrg/D094884/2012/2012_BENLIF.pdf

tarımsal araştırmalarda kadın ziraat mühendisi olmak
https://www.turktob.org.tr/dergi/makaleler/dergi16/24-27.pdf

yaratıcı drama yönteminin kadınların özsaygı düzeyine ve toplumsal cinsiyet bilincine etkisi
+
rogers’a göre benlik, bireyin kendini nasıl algıladığı ve diğer insanlarla olan ilişkilerini içerir. benlik, kendini tanıma olarak da adlandırılır. bireyin kendisine ilişkin duygu ve düşünceleridir. bir bakıma “ben kimim?” sorusunun bir yanıtıdır. kendini tanıma, güçlü/zayıf ve gelişmeye açık yönlerini bilmek, duygularını tanımak yoluyla olur .
+
kendisini nasıl algıladığı ile olmak istediği benlik arasındaki fark o bireyin özsaygı düzeyini verir.
+
özsaygı tanımı; kişinin kendisi için onayladığı ya da onaylamadığı bazı özellikleriyle ilgili değerlendirmesidir. coopersmith’e göre özsaygı; bireyin kendini yetenekli, önemli, başarılı ve değerli olarak algılama derecesidir.
+
bireyin başarıları ve toplumsal yaşamda içinde bulunduğu pozisyon ve sahip olduğu statü de özsaygı açısından önemlidir.
+
özsaygısı zayıf bir kişi sıklıkla diğer insanların önünde bir maske takıp, rol oynamaya eğilimli olacaktır
+
bugüne kadar yapılan araştırmaların çoğunluğu kadınların özsaygı düzeyininin erkeklere göre daha düşük olduğunu ortaya koymaktadır
+
kadınlar, geçmişten bugüne, özsaygısını azaltan farklı bir “feminen” (kadınsı) rolü oynamak zorunda kaldıklarından, mağdur olmaktadırlar. ferguson’un da ifede ettiği gibi kadınların benlik duygusu ve sonuç olarak bireysel güçleri, kadınları küçümseyen imajlar sayesinde oluşur ve bunlar kadınlar tarafından da içselleştirilir.
+
kadınlar dünyanın temel taşıdır.
+
zorbalıkla kadın edilmiş köle
şiddetle korkutup verilmiş çile
elifçe isyanla vuruyor tele
o bir emektardır, o bir anadır.
+
size göre erkekler niçin evlenir?
—kendisine hizmetçi almak, cinsellik için. kadınsız bir erkek hiçtir. erkek milleti öyle zavallı ki kadın olmadan kendi hayatını yürütemez.
—kendilerine hizmetçi olsun, annesine hizmetçilik yapsın diye.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/30292/TEZ.pdf

isyankar ruhların aydınlık yarınları inşası
düşünürleri ve aktivistleri ile feminist hareket
http://www.mmoizmir.org/8mart2021/8mart2021.pdf

çalışma hayatında kadınlar ve karşılaştıkları sorunlar: bir işverene bağlı olarak çalışan emekçi kadınlara ilişkin bir araştırma
+
kadın milletvekillerinin sorunların çözümüne ilişkin sürdürülebilir yaklaşımlarının ve duruşlarının önemini dile getirmişlerdir. diğer yandan kadın olmadan dünyada sürdürülebilir barış, huzur ve kalkınmadan söz edilemeyeceğini önemle vurgulamışlardır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/332688

sovyetler birliği’nde kadının konumuna genel bakış
+
sosyalist liderler kadının toplumdaki konumunu toplumsal ilerlemenin veya gerilemenin bir ölçüsü olarak alıyorlardı. marx’ın şu açıklaması buna kanıt niteliğindedir. “tarih hakkında bir şeyler bilen birisi, kadın mayası olmadan büyük toplumsal değişikliklerin gerçekleşmesinin olanaksız olduğunu bilir. toplumsal ilerlemenin tam ölçüsünü veren, kadın cinsinin toplumsal konumudur.” bu konuda lenin’de marx ile aynı görüşü paylaşırken şunları ifade etmiştir: “insancıl bir topluma değer biçmek kadınlara, anneye ve çocuğa karşı tutumlar göz önüne alınarak yapılabilir.”
+
devrimin ilk yıllarında sovyet liderleri kadının konumuna önemli ölçüde değer vermiştir. lenin “kadın olmadan sosyalizm olmaz” demiştir. sovyet ziraatının kooperatifleşmesinde kadın büyük katkıları olmuştur. stalin’de bildirilerinde kadınları yüceltmiştir. sovyet rejiminde annelikte toplumsal bir vazife olarak görülüyordu.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/828687

neo-liberalîzm ve dünya ekonomik bunalımı
https://xfs-1.ikon-x.com.tr:8880/mulkiye/2015/09/11.pdf

kadın olmadan her şey eksik, hatta yok görülmelidir. türk kadını savaşta-barışta, tarihin her döneminde aktif bir şekilde sosyal hayatın içinde.
http://www.mhpkadinkollari.org/usr_img/docs/kadin-kollari-dergi/dergi-02.pdf

hıristiyanlıkta evlilik sakramenti
http://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/1508/1/481453.pdf

amiş ailesinde kadının rolü ve bu rolün belirlenmesinde dinin etkisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/52300

bir yemin olarak evlilik törenleri ve evlenmeyle ilgili pratikleri ifade ederken kullanılan kelimelere dair: beşik kertmek, söz kesmek, nikâh kıymak
http://www.karamdergisi.com/Makaleler/1560408100_009%20batsiz.pdf

elmalılı hamdi yazır’da evliliğe son veren terimler anlayışı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/410381

dağlık, tepelik veya arızalı arazilerde erozyon zararı arttığı gibi sürümde güçlük çekilmekte, sulama zorlaşmakta ve istenilen bitkinin yetiştirilmesi sınırlanmaktadır.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/122104/mod_resource/content/0/Konu5.3.AraziDerecelendirmeSiniflandirma.pdf

çölleşme/arazi bozulumunun etkileri
http://www.gonder.org.tr/wp-content/uploads/2014/06/%C3%87%C3%B6lle%C5%9Fme-Arazi-Bozulumunun-Etkileri-Makale.pdf

iklim değişikliği ve çölleşme veya toprak/ arazi bozulumunun türkiye’deki boyutları ve çölleşme ile mücadele
http://bhi.nku.edu.tr/basinyonetim/resim/images/editorresimleri/522/files/t10(1).pdf

bugün yeryüzünde, kurak arazilere sahip yaklaşık 110 ülke potansiyel bir çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya.
http://arsiv.ekoloji.org.tr/bitstream/handle/20.500.12029/31274/ekolojistler_org_7358.pdf

keban çayı havzasında (elazığ) doğal ortam ve insan ilişkileri
+
keban çayı havzası elazığ’ın kuzeybatısında, 170 km2 alan kaplamaktadır. havza arızalı bir topografyaya sahiptir. geçmişte keban simli kurşun işletmesinde yörenin meşe ormanları kullanılmıştır. ayrıca yöre halkı için yakacak temini ve aşırı otlatma sonucu ekolojik denge bozulmuş, yörenin asli vejetasyonu olan meşeler önemli ölçüde ortadan kaldırılmış, bitki örtüsü önemli ölçüde tahrip edilmiş, böylece çok geniş alanlar antropojen steplere dönüşmüştür. havzada doğal step, kuru orman (önemli ölçüde ortadan kaldırılmış), ve yüksek dağ steplerinden oluşan ekosistemler belirlenmiştir.
geçmişte olduğu gibi günümüzde de keban çayı havzasında asıl geçim kaynağı hayvancılıktır. bitki örtüsünün tahribi ve eğimin çok fazla olması nedeniyle havza toprakları önemli ölçüde aşınmış, çoğu yerde ayrışma zonu ve anakaya açığa çıkmıştır. şiddetli erozyon havzadaki toprak, su ve bitki örtüsü dengesini bozmuş, göç olayını ortaya çıkarmıştır. yakacak temini ve aşırı otlatmanın sürmesi nedeniyle ekosistem kendisini olumlu yönde yenileyememektedir. ekstansif hayvancılık ağaçlandırma faaliyetlerini olumsuz etkilemektedir. sığ, kırmızımsı kahverengi topraklarla kaplı kalker yapılı platolar üzerinde makineli sürüm yapılmış, bu nedenle toprak yağışla yıkanarak derine taşınmış, geriye kalker anakaya kalmış, buralarda ağaçlandırma başarısız olmuştur.
https://sbd.aku.edu.tr/V2/msunkar.pdf

türkiye’nin çok arızalı bir memleket olması
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/03587.pdf

kargı, kastamonu arasındaki yolun aynı kolaylığı sağlamaması ve büyük ve küçük tlgaz dağlarının tabiî arızası dolayısiyla yolun bilhassa kış mevsimlerinde sık sık kapanması halkın il merkeziyle olan irtibatını güçleştirmektedir.
https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d09/c024/b109/tbmm090241090788.pdf

19. yüzyıl sonlarında kastamonu vilayeti
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/154616

topoğrafik yapı, iklim şartları ve kentleşmenin konya’da hava kirliliğine etkisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/62485

kanyon turizmi ve ekoturizm açısından değerlendirilmesi gereken bir yöre: küre ersizlerdere-karacehennem kanyonu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/227361

batı karadeniz bölgesinin başlıca topoğrafik elemanları
http://tucaum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/280/2015/08/cadcae11_1.pdf

kastamonu ilinde bulunan kanyonların turizm potansiyelinin değerlendirilmesi üzerine bir inceleme
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1428971

bir jeomorfosit olarak karaçay kanyonu (çıldır)
https://www.researchgate.net/profile/Harun-Bagci-2/publication/348351196_Bir_Jeomorfosit_Olarak_Karacay_Kanyonu_Cildir/links/5ff96ced92851c13fefb4015/Bir-Jeomorfosit-Olarak-Karacay-Kanyonu-Cildir.pdf

kastamonu/küre ersizlerdere köy tasarım rehberi
https://www.kuzka.gov.tr/paylasim/yayinlar/rapor_analiz/2015-RP-2-1-92_koy_tasarim_rehberi_(ersizlerdere)_II.pdf

destinasyon çekicilik unsuru olarak gastronomi turizmi: kastamonu örneği
http://www.turar.org/files/Sg6ziDZwDryq.pdf

mazlum kenan köstekçi (1910-1936)
+
babası süleyman köstekçioğlu, oğluna yapılan ameliyatı “kaburga kemiklerinden dört beş dıl’ı kesilmek suretile yapılan ameliyat” olarak anlatır.
+
bütün tedavi çabalarına rağmen 13 haziran 1936 tarihinde henüz 26 yaşında iken hayata gözlerini yumar.
+
bir gün ben de bıkarak bu yarım yaşamadan,
bir harap yalı gibi çöküverecek miyim?
zavallı bir sevinçle dolup da taşamadan
kalbimi ellerimle söküverecek miyim?
http://kentarsivi.corum.bel.tr/wp-content/uploads/2018/06/Corumda-edebiyat-hazar-baskiya-giden.pdf

sinematografik zaman ve mekân’ın oluşumunda felsefi arka plan
+
zaman ve mekân varoluşun temel kategorilerindendir. gündelik hayatın hemen her alanında varolan, kendini hissettiren ama sorgulanmayan kavramlardır. zaman, çoğunlukla ölçü birimlerine indirgenirken (gün, ay, yıl, saat, takvim vb), mekân ise; gündelik hayatın içinde eriyip gider.
+
rönesans, zaman ve mekân hakkındaki görüşlerin köklü bir dönüşümüne neden olur. coğrafi keşiflerle birlikte insanların dış dünya hakkındaki bilgileri olağan üstü bir hızla değişmiş ve yerküre bilinebilir bir hal almıştır.
+
göz, resim mekânını kendisinden kopmuş bağımsız bir mekân olarak algılar.
+
gurvich her şeyin bir zamanı olduğu iddiasını tersine çevirerek bunun yerine her toplumsal ilişkinin kendi zaman duygusuna sahip olduğunu ortaya çıkarır.
+
eğer dolaysız zaman imgesi zamansal paradoks içinde şekillendirilirse, hakikat artık değişmezlik, kendisi olma ve kendine benzeme formları altında düşünülemez.
https://acikerisim.deu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/9598/280173.pdf

dostoyevski’nin iktisada yaklaşımı ve iktisadi insan eleştirisi
+
kutsal, ama sıkıcı…ya ben?
+
homo economicus eleştirisi modern kapitalist toplum eleştirisine yönelmeksizin eksik kalır.
+
dostoyevski, öykülerinde ve romanlarında, neoklasik iktisadın kaba akılcılığı ve faydacı felsefesiyle örtüşen bilimsel yönteme ve toplum kurgusuna karşı bir dizi eleştiriyi seslendirir.
+
açlık, açlıktır, ama çatal bıçakla yenen, pişmiş etle giderilen açlık, ellerden, tırnak ve dişlerden yararlanarak parçalanan ve yutulan çiğ etle giderilen açlıktan farklıdır.
+
edebiyat bizlere neredeyse sınırsız insan halleri tasvir ediyor. edebiyattaki bu zenginliğin, iktisadı huzursuz etmesi gerektiğini düşünüyoruz.
+
ne oldu da böylesine gizler içinde kalıverdik bir anda?
+
toplum, insanca bir ülküsü yokken zengin olsa da çok yaşayamaz, batar.
+
hayatta gerçek daima iki çelişmenin ara yerindedir.
+
dostoyevski için ‘kitschbilim’, ecinniler’de ‘yarıbilim’ anlamına gelir:
yarı-bilim, insanlığın bu yüzyıla dek gördüğü en büyük baş belasıdır; koleradan da, açlıktan da, savaşlardan da beter bir zalimdir.
+
çağımızda bilim acımayı yasaklamıştır, bu, ekonomi politiğin geçerli olduğu ingiltere’de de böyledir. sorarım size, neden borç para versin bu adam şimdi?
http://www.ekonomikyaklasim.org/fulltext/94-1362954799.pdf

21. yüzyılda çağdaş coğrafya bilimi ve temel unsurlar
+
coğrafya, sadece dağ ve nehir adları ile ülke başkentlerini ezberlettiren bir sosyal bilim olarak ele alınmaktadır. coğrafyanın bu çağdışı şekliyle ele alınması, bu ülkelerde beşeri, ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel gelişme yönünden çok büyük dezavantajlara neden olmaktadır.
+
bilindiği gibi iklim değişimi, özellikle son yıllarda insanların, daha çok doğanın yanlış kullanımı ve tahribi neticesinde ortaya çıkan bazı problemlerle birlikte zikretmeye başladıkları bir terimdir.
+
iklim değişiminin ve etkilerinin ortaya konması, birbirinden bağımsız gibi görünen fakat aralarında çok kuvvetli karşılıklı bağların olduğu pek çok sistemi iyi tanımaya ve sentez etmeye bağlıdır.
http://i-rep.emu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11129/2413/1/5.8.%28s.117-133%29aras.gor.alidemirci-dr.soheylaocisik-21.yozyildacagdascografyabilimivetemelunsurlari.pdf

orta karadeniz bölgesinde tarım alanlarının amaç dışı kullanımıyla ortaya çıkan sorunların değerlendirilmesi
https://tarekoder.org/2000tekirdag/13-2.pdf

doğal taşlardaki bozunma (ayrışma) türleri ve nedenleri
https://www.munzur.edu.tr/birimler/dergi/Bilder/arsiv/BGD5-1/5.1.3.pdf

insan etkisi dışında kendiliğinden oluşan her şey doğal unsur olarak kabul edilir. buna göre aşağıdakilerden hangisi doğal bir unsurdur?
a) barajlar b) konutlar c) köprüler d) vadiler e) şehirler
https://mubayayinlari.com/storage/catalogs/0414948001570712109.pdf

yeryüzünün zoocoğrafya bölgeleri ve türkiye’nin yeri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/231169

ancak teolojik bir kozmolojinin baskın olduğu ortaçağ bağlamında bile bu sürecin dışında kalan dönem düşünürlerinden albertus magnus (1200-1280) teolojiyi tutarlı bir şekilde bilim ile birleştirmeye çalışmıştır.
de natura locorum (yerlerin doğası) adlı eserinde, insan yaşamının astrolojik ve çevresel şartlarla belirlendiğini öne sürmüştür. ona göre ten rengi gibi insanlar arasındaki görünür farklar çevresel etkilere bağlıydı.
magnus dünyadaki insan yaşamının hem astrolojik hem de yerel olarak belirlenen güçlerin etkisinde olduğunu, insanların doğdukları yerlerle sıkı bağlantılara sahip olduğunu savunmaktadır.
insan yaşamının mekanların niteliğini yansıttığını ve doğum yerlerinin dışına taşınmanın kişilerin, aynı zamanda hayvanların ve bitkilerin de belli özelliklerini zayıflattığını savunmakla birlikte katı bir çevresel determinist değildi.
özgür iradenin daha yaşanabilir kılmak için çevresel değişiklikler yapabileceğine inanıyordu.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/176412/mod_resource/content/0/Hafta%204_%20Orta%C3%A7a%C4%9Fda%20Co%C4%9Frafya.pdf

ileri marjinalite perspektifinden altındağ’a bakış: suçun mekânı, mekânın suçu mu?
+
türkiye polis bilimleri yazınında sıkça görüldüğü üzere , hemen her kentin suçlulukla özdeş bir mahallinin bulunduğu argümanı, temelini sosyolojik pozitivizmin çıkarımlarından almaktadır.
+
gecekondu ve çöküntü alanı tartışmaları mevzu bahis olunca altındağ, şüphesiz, türkiye kent sosyolojisi tarihinin en tipik örneklerinden biridir.
+
altındağ’ın tarihsel, sosyal, ekonomik ve kültürel dokusu dikkate alındığında, açıktır ki mekân ile suçluluk arasında çok boyutlu bir çözümleme çerçevesi ileri sürmek gerekiyor.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/713215

loïc wacquant ve kent sosyolojisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-full-file/45119

arnold gehlen’in antrobiyolojisine eleştirel bir bakış
http://www.jocress.com/Makaleler/1680317359_10-3-3-zaferesenyel.pdf

hayvan folkloru bağlamında türk dünyası ekolojik destanları
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/22853/GACAR%2C%20%C5%9Eamil%20%282020%29.%20Hayvan%20Folkloru%20Ba%C4%9Flam%C4%B1nda%20T%C3%BCrk%20D%C3%BCnyas%C4%B1%20Ekolojik%20Destanlar%C4%B1yeniii.pdf

ülkelerin ve coğrafi bölgelerin markalaşması
https://www.teknolojitransferi.gov.tr/TeknolojiTransferPlatformu/resources/temp/EE776CF8-0884-4F26-9D8C-22A29A46EA87.pdf;jsessionid=B97883702C7848DD6261F72F631A986D

türkiye’de insan-hayvan ilişki bilimi antrozooloji’nin faaliyet alanları
http://www.itobiad.com/tr/download/article-file/465522

sosyal medya salgını: türkiye’de korona’nın mizahi yönü
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1238231

burundi’de pierre nkurunziza, korona virüs salgınıyla mücadeleyi tanrı’ya bırakıyor. resmi olarak sadece 19 vakanın kaydedildiği bu demir yumrukla yönetilen ülke zorunlu mesafe kurallarını reddediyor. burundi tepeleri bir “mucize” ye ev sahipliği yapıyor. uzun bir süredir, bu küçük ülke hiçbir korona virüs vakası kaydetmedi, afrika’da böyle bir bilanço yayınlayan tek ülke. bu sağlık mucizesinin açıklaması yetkililere göre çok basit: “burundi, tanrı’ya ilk sırada tutan bir ülkedir. “onu talihsizliklerden uzak tutan bir tanrı”,diye açıkladı, mart sonunda, başkan pierre nkurunziza’nın sözcüsü jean-claude karerwa . bugün incil inancını omzunda taşıyan eski isyancı lider için çok şaşırtıcı bir şey yok, tanrı’yı aldığı kararlarda kendini haklı çıkarmaya ve az sayıda da olsa eleştirmenlerini susturmaya çağırıyor.
https://www.ankara.bel.tr/files/1115/8879/5531/6_Mays_2020_Dunyada_Korona_Calsmalar_ve_Derlenen_bilgileri.pdf

iblis’in trajik hikayesi
-allah, şeytan, insan ve kötülüğe dair-
+
geçmiş ve gelecekteki tüm insanlar bir araya gelip iyilik ve kötülüğün (hüsun-kubuh) aklen bilinebilir olduğuna hükmetseler, yine de [iblis’in dile getirmiş olduğu] şüphelerden kurtulacak bir sığınak bulamazlar.
+
hepimizce malumdur ki, din dışı bir hayatı tercih eden insanlar (mülhidler), ilâhî yasaktan ve yasaklayandan bihaber oldukları halde zulmün ve yalanın kötü olduğunu pekâla bilmektedirler.
+
ebû ubeyde’nin, “cin, insan ve hayvan türünden bütün azgın varlıkların ortak ismi” olarak tanımladığı şeytan, aynı zamanda insandaki her türlü kötü huy için de kullanılan bir isimdir.
+
şeytan, gözle görülmeyen bir kötücüllüktür. bu yüzden şer üreten insana şeytan denir ama bu tür bir insan cinnî olarak nitelendirilmez. çünkü şeytan lafzı kötülük manâsı içerir. oysa cinnî, sadece gizli oluşu ifade eder.
+
iblis ve şeytan, bilincimizin dışında algılanan düşman ya da kötücül bir gücün veyahut yıkıcılığın kişileştirilmesi, nesnelleştirilmesidir. buradaki kişileştirmenin insan tarafından algılanabilen somut bir karşılığı olmasa da kötülüğün ontolojik gerçekliğini inkar etmek mümkün değildir. bu itibarla, şeytan eski moda bir figür değil, insan ruhunda kendisini hissettiren etkin ve sürekli bir güç olgusudur.
+
haddizatında kötülük insan tarafından nasıl algılanıyorsa öyledir. yine kötülük hiçbir zaman soyut değildir ve bu yüzden insanın çektiği acı temelinde kavranması gerekir. bu bakımdan, “kötülük aslında iyiliğin yokluğu ya da hiçliktir” gibi sükseli mülahazaların dikkate alınacak bir tarafı yoktur. çünkü kötülük, russel’in deyişiyle, gerçek ve dolaysız olup, esas itibariyle, hissedebilen ya da acı duyan bir varlığın incitilmesidir. burada önemli olan, acının kendisidir. kötülük dolaysız bir biçimde zihin tarafından kavranır ve yine dolaysız bir biçimde duyusal olarak yaşanır. kötülüğün varlığı bunun dışında bir kanıt gerektirmez.
+
bundan daha çetin bir başka sorun ise iblis ya da şeytan’ın temsil ettiği kötülüğün ne ölçüde ilâhî planın bir parçası olduğudur. yahudilik, hıristiyanlık ve islam dini için kötülük sorununun en yakıcı tarafı tanrı’nın gücünü ve iyiliğini kötülüğün varlığıyla bağdaştırmaktır. bu, felsefi açıdan da çok anlamlı bir dilemma olup ateizmin en temel gerekçesini oluşturur.
+
bütün bunlara rağmen sınırsız kudret ve merhamet sahibi bir tanrının yenildiği bir dünyada merkezî kötülüğün doğası sorunu yine de tam olarak çözülebilmiş değildir.
+
kötülük ya da şeytan, tanrı’nın iyilikle kötülüğün mücadelesi üzerine kurulu kozmos planının bir parçasıdır ve bu planda şeytan kötülük ordusunun komutanıdır. yine bu planda iyilerin en iyisi allah, kötülerin en kötüsü de iblis ya da şeytan’dır. aslında bu, apaçık bir dualizmdir. lakin, iblis’in/şeytan’ın allah tarafından yaratılmış olması, bu dualizmin ancak ontolojik düzeyde mevcut olduğu anlamına gelir.
+
kısaca, allah’ın kozmos planı gereği kötülük mevcut olmak zorundadır. kötülüğün mevcudiyeti o’nun adaletine halel getirmez. çünkü insan bir imtihan varlığıdır ve onun imtihanında iyiliğin yanında kötülük de mevcut olmalıdır. öyleyse dünya, teodise konusunda çok optimist düşünen gazâlî’nin belirttiği gibi, “mümkün dünyaların en iyisi” (leyse fi’l-imkân ebda‘ mimmâ kân) değil, -belki- imtihan salonu olarak düzenlenen dünyaların en iyisidir. gazâlî’nin, “âlemdeki her şey gayet güzeldir ve her ne varsa yerli yerindedir” demekle aynı kapıya çıkan bu sözü ise, voltaire’nin çok haklı bir biçimde ifade ettiği gibi, hayatımızdaki derin acıları aşağılamaktan başka bir şey değildir.
http://ktp.isam.org.tr/pdfdrg/D02498/2005_1/2005_1_OZTURKM.pdf

camille saint-saëns’ın “tufan” temalı oratoryosu
https://sites.cs.ucsb.edu/~omer/DOWNLOADABLE/Deluge_AKOB.pdf

antik yunan mitolojisinde theseus
http://adudspace.adu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11607/3140/1/10141950.pdf

covid-19 bağlamında kötülük probleminin çeşitleri
+
covid-19 salgını, din felsefesinin önemli problemlerinden birisi olan kötülük problemini ve çeşitlerini tekrar gündeme getirmiştir. kötülük problemi, tarihi kökeni çok eskilere dayanmakla birlikte, tartışma platformlarında güncelliğini korumaya devam eden bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir. ateistlerin, teistleri en çok eleştirdiği konuların başında kötülük problemi gelmekle birlikte, onların da bu konuda tatmin edici bir cevapları bulunmamaktadır.
+
dünyamızı kasıp kavuran ve binlerce insanın ölümüne sebebiyet veren covid-19 bu salgın hastalıklardan biridir. bu salgın hastalık genel olarak doğal kötülük olarak değerlendirilmektedir.
+
bu hastalık, tanrı tarafından gönderilen bir musibet midir yada insanların bilerek yaydığı ve sebebiyet verdiği bir olay mıdır?
+
dinlerin çoğu, kötülüğün varlığını inkâr etmemekle birlikte, aslında, kötülük dinlerin varlık sebeplerinden biridir.
+
covid-19 benzeri salgın hastalıkların mutlak iyilik ve kudret sahibi bir tanrı ile bağdaşmadığını savunanlar da az değildir.
+
covid-19’un da insan eliyle laboratuvar ortamında üretildiği iddiaları söz konusudur.
+
bu konuda bir diğer önemli yaklaşım da bunun sahte bir problem olduğu yönündedir.
+
sokrates’e göre covid-19 bilerek üretilen bir hastalık olamaz.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1273372

küresel koronavirüs sonrası yeni dünya düzeni, henüz topyekûn bir değişime gebe olmamakla birlikte, birey, toplum, devlet ve uluslararası sistemin güvenliği, refahı ve istikrarı yeni bakış açısıyla yorumlaması gereken ab, bm, dsö ve nato gibi örgütlerin yapısında ve işleyişinde reformasyonu zaruri kılacak niteliktedir.
https://aybu.edu.tr/yulisa/contents/files/3%20ULI%CC%87SA_12_3_Haziran_2020(1).pdf

ölümün değişen yüzü
+
kellehear, “ölme üzerine bir inceleme” adlı eserinde ölümü; “organizmadaki kritik işlevlerin kalıcı olarak durması şeklinde tanımlamıştır. bu kritik işlevler ise; kan dolaşımı, solunum sistemi ve bilinç olarak ifade edilebilir” biçiminde nitelendirmektedir ki bu nitelendirme de bedensel anlamda canlılığın durması anlamına gelmektedir.
+
schopenhauer, ölüm hakkında;
“aldığımız her nefes bizi sürekli etkisi altında olduğumuz ölüme doğru çeker… nihai zafer ölümün olacaktır, çünkü doğumla birlikte ölüm bizim kaderimiz olmuştur ve avını yutmadan önce onunla kısa bir süre için oynar. bununla birlikte hayatımıza olabildiğince uzun bir süre için büyük bir ilgi ve özenle devam ederiz, tıpkı sonunda patlayacağından emin olsak ta olabildiğince uzun ve büyük bir sabun köpüğünü üflememiz gibi”.
sözlerini ifade ederek, ölümün yaşamla birlikte geldiğini, kaçınılmazlığını ve bu kaçınılmazlıkla birlikte -kaçınılmazlığa rağmen- nasıl yaşadığımızı vurgulamakta, ortaya koymaktadır.
+
tarlacı‟nın dediği gibi “insan iradesinde ve kontrolünde olmayan iki şeyden birisi ölümdür, diğeri de doğumdur”. insan, nasıl doğacağı zamanı, cinsiyetini, ailesini seçemiyor, kendi istemi dışında tam bir bilinemezlik haliyle dünyaya geliyorsa ölümü de aynı şekilde irade dışı bir gerçekliktir.
+
hökelekli‟nin ifadesiyle ölüm, “seçilen bir şey değil katlanılan bir şeydir, olumsal değil zorunludur”.
+
ölümün biyolojik gerçeklerinin sadece tıbbı personele ve cenaze levazımatçılarına havale edildiği günümüzden farklı olarak erken homininler cesetlerin çürüyerek parçalanmasının her aşamasına tanık olmuşlardır.
+
artık her şey, ne ben ne de sevdiklerim, artık ölümlü değilmişiz gibi yaşanıyor. teknik olarak ölebileceğimizi kabul ediyoruz, kendi yakınlarımızı sefaletten korumak için yaşam sigortaları yaptırıyoruz. fakat gerçekten en derinlerimizde ölümlü olmadığımızı hissediyoruz.
+
modern çağın insan ömrünü uzatmasının insan hayatına olan katkısı insan hayatını rakam olarak uzatmak mıdır? yoksa yaşadığı hayatın kaliteli ve yaşanılabilir insancıl bir hayat olmasına vesile olmak mıdır?
+
teknolojinin gücü sayesinde yaşam suni hayat üniteleriyle uzatılabiliyor, insan ise makineler ve güçlü uyuşturucular yardımıyla bitkisel faaliyetlerin sürebildiği sırf biyolojik bir organizmaya indirgenebiliyor.
+
ölümün olmaması halinde insanlığın geldiği son durum çok vahimdir.
+
moseley‟in de belirttiği gibi “ fizyolojik bakış açısından ölüm bedensel fonksiyonların durmasıdır. bunlar artık çalışmamakta ve organizmanın hayatı sürdürülememektedir. bu yüzden bedenin hücreleri çöker ve birbirlerini yemeye başlar. tabii bu durum yaşlılıktan travmaya kadar çok farklı faktörlerin sonucu olarak ortaya çıkabilir”. ölmesek bile yaşlanıyoruz hastalanıyoruz ve o sona doğru adım adım yaklaşıyoruz. ölüm onun için bu durumdaki insanlar için bir nevi kurtuluş oluyor.
+
artık hastaneye iyileşmek için değil, tamda ölmek için geliniyor ya da gelinecektir.
+
xvııı. yüzyıldan itibaren duygusal bir kaymanın olduğu, inisiyatifi ölmek üzere olan kişinin ölümünden ailesine- artık tamamen güvendiği ailesine- geçirdiği izlenimine sahiptik. günümüzde inisiyatif, ölmek üzere olan kişi kadar duruma yabancılaşan aileden, doktora ve hastane ekibine geçmiştir. ölümün, ölüm anının ve koşullarının efendileri onlardır.
+
artık hastanın hakkında son kararı verecek merci hastaneler ve hastanın kendi hekimleridir. tıp bilimi sağlığı iyileştirici bir bilim olmanın ötesine geçmiş ve artık insanın doğasının bir parçası olan ölümü önlemek için elinden geleni yapmaya çalışmıştır.
+
uzmanların tanısı, ilerisi için tahminleri, kararları karşısında güçsüz kalan insan, bir dişli çark düzenine kasılıp kalmıştır. hasta hekimlerin malı olmuştur.
+
ölüm, “tedavinin sona erdirilmesi ile ortaya çıkan teknik bir olgudur, bu sona erdirme, hekim ve hastane ekibinin az veya çok yetersiz kaldığını itiraf etmesiyle belirlenmektedir. ölümün dini ve ahlaki algılanışları yerini tıbbı algılayışa bırakmıştır”.
+
gerçek düşman ölüm değil hastalıktır. yüzleşmeyi gerektiren habis[ kötücül] güç hastalığın ta kendisidir. ölüm bir savaş kaybedildiğinde gelen durma anıdır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1415618

modern kültürde hastalık ve ölüm: şimdi’ye ve sonsuzluk’a dair
+
ölümcül kanser virüsü, turner’ın önerdiği gibi, bedenselden ziyade sosyolojik bir durumdur ve tedbir kırıcı, başına buyruk, düzen bozucu, işgalci, yayılmacı ve öngörülmez kanser, modernitenin bir tür antiseptiği.
+
kanser, metafor yüklü bir hastalık ve modern kültürün kod açımını mümkün kılan bir tür projektördür.
+
akışkan modernlikte ölüm mutlak bir son; hayat sadece yaşamak; ve sonsuzluk da sadece şimdi demektir.
+
byung-chul han’ın, “the burnout society” (yorgunluk toplumu) eserinde altını çizdiği gibi, tıpkı ölüm ve yaşam gibi, gelecek de şimdi’ye sıkıştırılmış ve şimdiki zaman olarak kısaltılmıştır.
+
bir tür eşitleyici dışsallık olarak ölümün kendisi, modern aceleci bireyin kibrini yerle bir eder—ki bu kibir, en fazla modern tıbbın sağlığı kutsayan ve insani bedene dönüştüren tavrında somutlaşır.
+
ölüm hayatidir. çünkü o, kullan-at modelini işleten modernitenin elden çıkaramadığı tek şeydir.
+
filmler yalan söylerken bile toplumsal yapımızın canevindeki yalanı anlatırlar.
+
kanser, estetize edilmesi güç bir hastalık olduğundan şiir ve edebiyat için istisnai ve pespayedir. kanser lirik değil; daha ziyade görsel ve sinematik bir durumsallıktır.
+
her hastalık, kanserde olduğu gibi, ortaya çıktığı çağı kasıp kavurmakla kalmaz; o çağın belli başlı kolektif sorunlarını da temsil eder. nitekim her hastalık hayat tarzındaki değişikliğe koşut olarak gelişir.
+
eğer kemoterapiye devam etseydim muhtemelen biraz daha yaşardım. fakat o beni kötü hissettirdi. ve ölmeden önce yapmak istediğim şeyler var… evet, bir listem var… içindekilerin çoğu yasadışı…
+
kanseri, yalnızca biyolojik-temelli bir hastalık olmanın ötesinde, modern toplumun metaforu olarak ele alan en dikkat çekici düşünür susan sontag’tir.
+
kanser, yalnızca hastayı değil; yaşamın kendisini ölüme yöneltir.
+
kitabında esas olarak verem, aıds ve kansere odaklanan susan sontag, kanseri zamandan ziyade mekansallığı ifşa eden işgalci bir hastalık olarak tanımlar.
+
kanser, toplumsal farklılaşmaları askıya alan popüler kültür, moda ve tüketimcilik gibi, beden topografisinin şehirleri olan organlara çok kısa süre içinde yayılarak her yeri işlevsizleştirir; dokunduğu her hücreyi kendi çetesine katar. modern toplumun temel düsturu olan ‘mobilite’ ve ‘hızlılık’, bu açıdan kanserin modernlikten öykündüğü bir diğer niteliği olsa gerektir.
+
iyi ölme, ani olmayan, ölmekte olan tarafından iyi hazırlanılmış, başkaları tarafından da kabul ve takip edilebilen ölme şeklidir. iyi ölüm, kellehear’a göre ölmekte olan kişinin çıkmak üzere olduğu geri-dönüşsüz yolun neresinde bulunduğunu bildiği, önceden gidenler ve daha sonra gelecekler arasında nerede durduğunu kestirebildiği ölüm formudur.
+
her ne kadar, iyi ölme, genelde pastoral çağa özgü ölüm biçimi olsa da, modern çağ hastalığı olarak kanser, hastayı yoğun bakım ünitesine kitlemeye çalışan çağdaş tıp biliminin profesyonel tutumuna karşı, ölüm döşeğini, tıpkı pastoral çağdaki gibi, yeniden gündeme getirmiştir.
+
kanser bireyin tekil vücudunun içinde genişlese de, imgesel olarak bir bütün halinde toplumun ruhuna işler. tabulaştırılmasının nedeni budur. zira kanser hastasını, sanki bulaşıcı bir virüse sahipmiş gibi dış-dünyadan izole etmeye çalışan yeni bir kurumsallaşmanın varlığı göz ardı edilmemelidir.
+
kanser hızla yayılan ama ölümlülük gerçeğinin altını yavaş yavaş ve net olarak çizen bir tür kolektif söylemdir. bu açıdan o, esasında ölümden ziyade yaşamı dizayn eder.
+
kanser, tüm beden ve sağlık politikalarını iflasa zorlamaktadır.
+
kanser, olanca kontroldışılığı ve düzensizliğiyle, kusursuz beden politikalarına karşı bir tür başkaldırı formu geliştirmektedir.
+
aşırı dikkatli bir şekilde sterilize edilen ameliyathanelerde mikrop ve bakteri barınamaz. buna rağmen en gizemli hastalıklar da burada doğar. çünkü virüsler boş bırakılan yerleri doldurarak çoğalırlar. önceki enfeksiyonlardan arındırılmış bir dünyada—buna ideal klinik dünya da denebilir, mikropsuzluğun yarattığı yeni patolojiler belirir.
+
kanser, gerçekten de bedenin kendisinden çok savunma sistemine saldırır. o, nuland`a göre de yalnızca gizli bir düşman değil, önüne gelen herşeyi öldürme coşkusuyla dolu kuralsız, itaatsiz, talancı, lidersiz, çılgın, başıboş, kontrolden çıkmış, deforme, sinsi, ahlak dışı ve barbar bir çeteyi andırır.
+
kanser, o kadar görünürdür ki, kontrol edilemeyen düzensiz ilerleyişini tıbbın gözüne sokar. hekim belki de yalnızca kanserde, hastayı ölüme terk eder. çünkü kanserin açtığı savaşın yarattığı tahammül edilemeyen başarısızlık hissi, hekimin ben-merkezci ve hayatverdiğine inanılan ulvi öz-imgesini yerinden oynatır.
+
sosyalleşme çağrıları yapan modernitenin karşısında kanser oldukça asosyaldir.
+
sana birşey söyleyeceğim… burada hasta değilim. artık hasta değilim. sadece bu ağacın üstünde kalmam gerekiyor. modern dünyadan ve onun makinalarından uzakta olmalıyım; böylece hasta olmayacağım. eğer istersen sen de benimle kalabilirsin. kalmanı isterim. birşeyler inşa ederiz, barınaklar ve yollar. sebzeler yetiştiririz. güvende oluruz…
+
sontag’a göre, kanser metaforu kent yaşamını terketme düşüncesini harekete geçirir.
+
turner`ın tasvir ettiği “kahraman (heroic) tıp” bilimi, ölüm karşısında hala sessizliğini korumaktadır. yine onun altını çizdiği şekilde mikrobun yerini stresin ve tedavinin yeriniyse rehabilitasyon ve bakımın alması da bundan olabilir. buna rağmen ölüme karşı duran tıp, dolaylı ve esaslı olarak ölümden beslenmektedir de. çünkü tıp, ölümün kendisiyle onun ancak görünür nedenleri ve semptomları üzerinden mücadele eder ve bu mücadele genç ve güzel kalmak için yapılacak her türlü harcamayı meşru kılar. dahası tıp, varlığını ancak hastalıkla ve ölümün yer açtığı yeni bedenlerle yeniden üretebilmektedir.
+
kierkegaard, ölümü yaşamın en coşkulu, en anlam-dolu tarafı olarak ele alır. sorun ölmek değil; yaşamaktır.
+
yaşam, yaşamayı en fazla sevenler için tehlikelidir. oysa ölümü kabullenmiş birisi, onun her an çıkıp gelebileceğini yakından bildiği için, risk faktörlerinden çekinmek zorunda kalmaz.
http://www.beytulhikme.org/Makaleler/332317725_16_Demir_(287-305).pdf

modernite ve ölüm: açık erişimli ölüm döşeğinden izole yoğun bakım ünitelerine
bedenin ve ölmenin değişen yüzü
+
nietzsche, ölen tanrı’nın yerini sağlığın alacağını öngörmüştür. foucault da benzer şekilde tıbbın eskinin rahiplerinin misyonunu üstlendiğini yazmıştır. lupton bir adım öteye giderek “tıbba iman”dan bahseder ve bunun bir tür mezhepsel öğretiye dönüştüğünü belirtir.
https://globalmediajournaltr.yeditepe.edu.tr/sites/default/files/sertac_timur_demir_-_modernite_ve_olum_acik_erisimli_olum_doseginden_izole_yogun_bakim_unitelerine_bedenin_ve_olmenin_degisen_yuzu.pdf

ölümden dönme yaşantıları: bir gözden geçirme
https://www.researchgate.net/profile/Lut_Tamam/publication/260421216_Olumden_donme_yasantilari_Bir_gozden_gecirme_Near-death_experiences_A_review/links/552aaa160cf2779ab792d63d/Oeluemden-doenme-yasantilari-Bir-goezden-gecirme-Near-death-experiences-A-review.pdf

ölü beden yönetiminde dini mesleki bir form: gassal
https://cdn.istanbul.edu.tr/file/1CD58DF90A/1CAF7FAA43C641369ED193F9217328DF?doi=10.26650/JECS2019-0088

bireylerin yaşlılık ve ölüm algısının sağlık hizmeti kullanımına etkisi
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS03388.pdf

bresson sinemasında aşkınlığın içkinliği
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/32170/tez.pdf

hemşirelik biliminde teorik bilginin yayılışını anlamak: meleis’in geçiş kuramı için atıf analizi
https://fnjn.org/Content/files/sayilar/150/7-HemSirelik.pdf

tüketimin zamanlar arası tercihinde ölüm kaygısının etkisi
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/48385.pdf

oğuz mitolojisinde kaos ve onun deli paradigmalari
+
makalede oğuzların dünya hakkındaki tasavvurlarının zengin bir mitolojiye sahip olduğu gösterilmiştir. eserler üzerinden öğrenilmiştir ki, eski oğzularda “kozmos” oğuz” diye adlandırılmıştır. araştırma sırasında, oğuzların kaosu “yalancı dünya” diye adlandırdıkları tespit edilmiştir. oğuz mitinde “yalan” kelimesi, “yalan söyleme/uydurma” anlamına gelmiyordu. “yalancı dünya” semantiği, “oğuz”a (yani, kozmosa) dönülen dünya anlamına geliyordu. kaosla irtibata geçen mitolojik karakterler, “deli” olarak adlandırılmıştır. “yalan”, her zaman dönüş anlamında konuşmak ve yapmak anlamına geliyordu.
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423907758.pdf

sanatta kadının temsiliyeti ve göstergeler üzerinden yeni ifade olanaklarının araştırılması
+
gösterge olarak kullanılan saç, bir yanıyla son derece romantize edilebilen, arzulanabilen güzel bir nesne iken bedenden ayrıldığı anda bir abject nesnesi olarak iğrenç bir şey haline gelebilmektedir. kadına dair en önemli göstergelerden biri olan saçı abject nesnesi olmaktan çok estetize ederek kullanan sanatçı mona hatoum, feminist bir sanatçı olmamasına rağmen bazı çalışmalarında kadın meselesine değinmiştir.
+
1993 yılında gerçekleştirdiği keffieh isimli çalışmasında kültürüne ait bir örtü üzerine saçlarla tel örgü-kafes örgü motifi oluşturan hatoum, kadın imgesini yaratan saç ve örme eylemlerini gösteren olarak çalışmasına taşır. böylece coğrafyasına ait bir nesne(örtü) ile kadına ait bir göstergeyi birleştirerek, kadının hapsedilişine ve sınırlara karşı eleştirel bir tavır sergiler.
+
saçın, kadın kimliğini erkek kimliğinden ayıran bir özelliğe sahip olmasının yanı sıra kadının çekiciliğini artıran bir yönü de vardır, bu nedenle saç kadını simgeleyen güçlü bir gösterendir. ancak bedenden ayrıldığı zaman bir abject nesnesi olan saç, bu çalışmada estetize edilerek kullanılmıştır. bu haliyle bedenden ayrılan saç, bir abject nesnesi olmaktan çıkarılmış ve kadının yaşam gücünü temsil etmek üzere göstergeler dünyasında bir nesneye dönüştürülmüştür. saçı temsil eden bir desen yerine saçla çizilen ve artık saçı temsil etmeyen bir desen olarak ‘şeffaf şehir’ adlı çalışma eril iktidarın kadın bedeni üzerinden oluşturduğu kodları yıkmayı amaçlamaktadır. öte yandan saçın pleksiglaslar arasına sıkıştırılması kadının ev içinde sıkışıp kalmasına vurgu yapmakta ve kadının ev içindeki emeğini değersiz-önemsiz olarak değerlendiren düşünce eleştirilmektedir. farklı ölçülerde ve faklı desenlerle yükseklikleri farklı olarak kompoze edilen çalışma, kendi içinde dinamik bir etki yaratarak kadınların da kendi içindeki farklılıklarına gönderme yapar.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/4649/sibel%20boyac%C4%B1-tez.di.pdf

platon’da kadın sorunu üzerine bir tartışma
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/804011

kalevala destanı bağlamında türk ve fin kültürlerinin evlilik âdetleri ve kadın algısı konusundaki müşterekleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/288298

bir gelin sözlüğü: tercüme-i arûsnâme-i mîrzâ mehdî hân
https://dergipark.org.tr/en/download/issue-full-file/50760

ordu ağzı sözlüğü
http://earsiv.odu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11489/244/10066663.pdf

türkiye kadın thesaurusu
http://kadineserleri.org/wp-content/uploads/2020/04/T%C3%BCrkiye-Kad%C4%B1n-Thesaurusu.pdf

orta asya’nın ilk türk-islâm metinlerinde kadim gelenekten islâmî döneme din algısı: ‘türk tanrısı’ndan ‘tanrı’nın türkleri’ne
https://www.researchgate.net/profile/Mavlyuda-Yusupova/publication/310607032_Islamic_Influence_on_Development_of_Architecture_in_Mavarannahr_During_the_8th_-_Early_20th_century_pages_815-859/links/5833561c08ae004f74c5abbf/Islamic-Influence-on-Development-of-Architecture-in-Mavarannahr-During-the-8th-Early-20th-century-pages-815-859.pdf

kendini gerçekleştiren kehanet teorisi bağlamında kadınlarla ilgili kalıp yargılara yönelik bir araştırma
https://openaccess.dpu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12438/2150/mercan_nuray_2018.pdf

başka ülkelerde kadınlar…
+
bir ağabeyim ile birlikte akşam almanların da olduğu bir gece kulübüne gittiğimi gören diğer ağabeyim saçlarımdan sürükleyerek beni dövdü…
https://www.izmirbarosu.org.tr/Upload/files/Sayfalar/komisyonlar/8mart2013bulten.pdf

derî farsçasında gazelin oluşumu, felsefesi: bu gazeldeki aşk söylemi ve güzellik unsurlarının kaynağı olarak hadarî ve uzrî gazel
+
bu neşe içindeki mecliste kadehler, birkaç kere dönünce dünya padişahı neşelenir, mutlu ve güler yüzlü olur. selvi boylu, dalgalı saçlı, peri yüzlü, siyah gözlü güzelin elinden güzel kokulu kadehi alınca secistan şahını anar. kendisi içer, ileri gelenler içer. şaraptan herkes neşelenir.
+
onun dağınık zülüfleri, sanevbere benzeyen boyu var. onun kıvır kıvır saçları altında amber kokulu ayva tüyleri bulunur.
+
ey kırmızı gülden renk ve koku almış, yanağın ucundan renk ve saçın dibinden koku almış! sen yüzünü yıkayınca bütün ırmak gül rengine dönüşür. sen saçını dağıtınca her yer misk kokusuna bulanır.
+
onun yüzü, saçı ve dudağı karşısında; gül, servi, misk ve şeker (onlar kadar güzel olmadıkları için) utandı.
+
onun saçı üzüm salkımı gibi, dudağı da renkte şarap gibi kırmızıdır.
+
onun parlak ve beyaz yüzü, kıvırcık saçı içinde nasıl esir ise, benim gönlüm de öyle tutsaktır” +
cahiliye dönemi gazellerinde şairler, sevgililerinin fiziki özelliklerinin görüntülerini öne çıkarmışlardır: beyaz tenli, ince belli, siyah saçlı, dolgun ve sık bacaklı olan sevgili, bir ceylandır.
+
atın saç örgüsü gibi örgülü siyah saçları, parıldayan ayna gibi alnı var. berrak ve güzel olan alnını kapatan/örten saçları, tarandığında şiddetli yağmurlarda yıkanmış parlayan üzüm tanesi/salkımı görünümündedir. zincir halkalarına benzer dolgun yay gibi kaşları var. onlar, karbon siyahı gibi koyu olup sanki bir kalem tarafından çizilmiş gibi mükemmel tasarlanmış ve güzel bir kuşun güzel gözlerine benzeyen, alımlı gözlerinin üstünde kıvrılmıştır.
+
boynu, gümüşten yapılmış ibrik/sürahiye benzer. sanki kemik ve damardan arınmış gibi etli ve yağlı olan güzel kolları vardır. göğüsleri iki nar gibi yuvarlaktır. yumuşak ve çok narin elleri vardır. elbise altında görünen katlanmış bez gibi bir karın, karnının ortasında kat kat yaprağa benzeyen, fildişi gibi beyaz ve parlak bir göbeğe sahiptir.
+
uzrî şairler, sevgilinin yüzünden sonra güzellik unsuru olarak en çok saçı öne çıkarmışlardır. onlar saçın şekli ve rengini cahiliye gazellerinden aldılar, kokusunu da bir ilk olarak gazellere taşıdılar. böylece saçın üç ana yönüyle ele alınıp işlenmesi gelenek olarak yerleşmiş olur. saç, uzrî gazellerde özellikle fesleğen ve amber kokulu, siyah renkli, genellikle dalgalı, bazen de kıvrım kıvrım olarak tasvir edilmiştir. kuseyr, azze’nin saçlarını sırtına kümelenmiş üzüm salkımları biçiminde betimlemiştir.
+
ay senin muhteşem göğüslerinin parlaklığına, çekici göğsüne sahip değil.
+
uzrî gazelde kadın sık olan bedeni ile gurur duyulan biri olarak tasvir edilir. sık bedenli sevgililerin göğsü, beden ve kalçalarıyla orantılı olarak dolgundur. bu irilik, giyilen iç çamaşırlarından taşacak kadar büyüktür. cemîl, “iç çamaşırının önüne geçti” diyerek buseyne’nin göğüslerinin iriliğini vurgulamıştır. göğüs, gazellerde renk itibariyle beyaz ve parlak olarak tasvir edilir.
+
uzrî şairin överek betimlediği kalçalar ağırdır. ağır kalçalar için çeşitli benzetmeler yapılmıştır. en çok yapılan ve beğenilen benzetme ıslatılmış kum ve kumun sağrı-eğrisidir. urve, “ikizlerden gelen yağmur damlacıkları tarafından vurulmuş olan iki meme altında bitişik iki kum tepesi vardır” diyerek, afrâ’nın kalçalarını ıslanmış kumula benzetmiştir.
http://www.doguesintileri.com/ViewerJS/sayi/1/1-3.pdf

insanın üç yüzü; homoeconomicus, homoislamicus ve true man: “takva” filmi üzerinden bir değerlendirme
http://www.itobiad.com/en/download/article-file/1140200

homoeconomicus’tan homoislamicus’a: karşılaştırmalı bir araştırma
+
zaman, islam iktisadının neoklasik modelle benzerliklerini ifade eden görüşleri eleştirmektedir. neoklasik modeldeki; kendi faydasını ve kârını en yüksek seviyeye çıkarmaya çalışan bencil bireyin kur’an’da geçtiği söylenmektedir. “kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. bunlar dünya hayatının geçimliğidir. oysa asıl varılacak güzel yer ancak allah’ın katındadır” (kur’an,3/14) zaman’a göre bu ayette, insanın bir zayıflığının ifade edildiğini ve aynı zamanda insana bir uyarı yapıldığına işaret edilmektedir. o halde insan bu ayeti uyarı olarak ele aldıktan sonra zaaflarına meyletmemeli ve allah’ın merhametini kazanmalıdır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1254949

“homo-economıcus”a karşı “homo-islamicus”
http://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/alintilar/1037.pdf

islâm ekonomisinin temelleri
+
kadınlara, oğullara, evlatlara yığın yığın altın ve gümüşe, güzel cins atlar ile sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı insanların aşırı sevgisi vardır. bunlar dünya hayatının metaıdır. oysa, asıl güzellikler allah katındadır.
+
müslüman insan, tüketim harcamalarında bulunurken gelirini, içkiye, kumara, gayri-meşru kadın ilişkilerine vs. harcamamalıdır.
https://www.izu.edu.tr/docs/default-source/kitaplar/iz%C3%BC-yay%C4%B1n-no-06—islam-ekonomisinin-temelleri—pdf.pdf

sabahattin zaim’e göre insan homo economicus gibi davranmamalıdır. bunun yerine zaim “homo islamicus” (müslüman adam) şeklinde bir tabir kullanmıştır. bu insan nefsini tatmin etme ve menfaatlerini maksimize etme duygularını, allah’ın emir ve yasaklarıyla makul ölçülerde tanzim etmeye çalışan insandır. bunu yapabilmesi için de islami bilgiye sahip olması ve bu bilgileri uygulaması gerekir. ona göre homo economicus her şeyi hesaba göre yapar, menfaati yoksa adım dahi atmaz, ruh ve kalp dünyası yoktur, bir robot gibidir.
https://avesis.erciyes.edu.tr/dosya?id=92d1c93f-062a-43bc-bcf8-d8dc915e21c5

dil üzerine notlar: insan’ın ve dil’in sıfır noktası; insan, dil ve cemiyet ve bir tipoloji olarak aveyron’lu victor
+
…dilin başlangıcının, çeşitli doğal seslerin, başka hayvanların bağırtılarının ve insanın kendi içgüdüsel çığlıklarının, işaretlerden ve el hareketlerinden de yararlanılarak örnek tutulması ve onlarda biraz değişiklik yapılması olduğundan şüphe edemiyorum.
+
tek başına çınlayan bir sözcük, aynı zamanda bir düşüncenin,…vücut bulmasıdır.
http://www.durmushocaoglu.com/data/yazipdf/DHocaoglu_620_Dil_Uzerine_Notlar_Insanin_ve_Dilin_Sifir_Noktasi_Insan_Dil_ve_Cemiyet_ve_bir_Tipoloji_Olarak_Aveyronlu_Victor.pdf

tweet 10

doktorlardan cıvıltılar

pdf 24

leopoldcü düşünce ve yeryüzü (toprak) etiği
+
bazı düşünceler ortaya çıktıkları dönemde çok fazla ilgi görmeseler de sonraki yıllarda değeri ve etki gücü çok daha fazla olabilmektedir. bunlardan önemli birisi de aldo leopold‟ün yeryüzü etiği yaklaşımıdır.
+
içinde bulunduğumuz yüzyılda insanlık tarihinde ilk kez, dünya üzerindeki yaşam bütünüyle tehlikeye girmiştir.
+
çevrebilim olarak da tanımlanan ekoloji, eski durumuna getirmenin bilimi olmasına rağmen, tasarım ve inşa işlevlerini kapsayarak, mühendislik mesleğinin birçok özelliğini barındırmaktadır. onarım, yalnızca yüzeyin onarımı değildir, aynı zamanda estetik değerleri de gözeterek, orijinalinin yaşayan ve jeolojik bileşenleri arasındaki dinamik işlevsel ilişkiyi olabildiğince geniş biçimde yeniden yaratmaktır.
+
çevre konusundaki son dönem tartışmalarında öne çıkan kavramlardan birisi, “çevre etiği” kavramıdır. burada kullanılan “etik” (ethics) kavramı ile “ahlak” (morality) kavramının sıklıkla birbirinin yerine kullanıldığı ya da karıştırıldığı görülmektedir. bu iki kavramın ayırt edilmesi, bu tartışmalardan sonuç alınması için büyük önem taşır.
“ahlak, toplumlar tarafından insanların birbirleriyle olan davranışlarını düzenlemeye yönelik olarak geliştirilen normlar, kurallar ve değerler bütünüdür. etik ise ahlak olgusu üzerine bir düşünüm ya da sorgulama olarak ortaya çıkmıştır.”
bir diğer tanıma göre;
“ahlak, bir kişinin, bir grubun, bir halkın, bir toplumsal sınıfın, bir ulusun, bir kültür çevresinin belli bir tarihsel dönemde yaşamına giren ve eylemlerini yönlendiren inanç, değer, norm, buyruk, yasak ve tasarımlar topluluğu ve ağı olarak karşımıza çıkar. bu bakımdan ahlak, her düzeyde yaşamımızın içindedir; o tarihsel olarak kişisel ve grupsal/toplumsal düzeyde yaşanır; ona her tarihsel dönemde, her insan topluluğunda mutlaka rastlanır .”
+
etik kavramının gelişimi, ekolojik evrim sürecine de işaret eder. aldo leopold, etiği, ekolojik olarak var olma mücadelesine dönük eylem serbestisini sınırlamak olarak tanımlamıştır. ekoloji bilimini etik ile birleştiren ilk düşünür de bu anlamda leopold olmuştur. leopold, etiğin kapsamının genişlemesini, ekolojik evrim içinde bir süreç olarak üç aşama altında toplar. ilk süreçte etik, bireyler arasındaki ilişkiyi konu alır. musa‟nın on emrindeki gibi insanların birbirleri arasındaki ilişkileri düzenlemeyi amaçlar. ikinci süreç, birey ve toplum arasındaki ilişkiye odaklanır. insan ile yeryüzü arasındaki ilişki daha çok ekonomiye dayalıdır. etiğin bu üçüncü evresi, evrimsel bir olasılık ya da ekolojik bir gereksinimle ilişkilidir.
+
çevre etiği yaklaşımları çevre etiği yaklaşımlarını üç temel başlıkta inceleyebiliriz:
1. yalnızca insana değer yükleyen “insanmerkezci etik yaklaşım”;
2. canlı varlıkları etik değerin merkezine koyan “canlımerkezci yaklaşım;
3. canlı-cansız tüm varlıklara evrensel bir değer yükleyen, ekolojik denge ve bütüncül yaklaşımı esas alan “çevremerkezci yaklaşım”.
+
leopold ve j. baird callicott, çevremerkezciliğin savunucuları olarak ekosistemleri, etik ilgi alanı içinde görmektedirler. her ikisine göre de çevre etiği, ahlaki mertebe halkasına hayvanları ve bitkileri dahil ederler.
+
paul taylor, insan dışındaki varlıkları (canlıları) da kapsayacak biçimde ahlaki ilgi alanını genişletilmesine katkıda bulunmuştur. nehirler ya da dağlar ya da tüm ekosistemler, yaşamın teleolojik/ereksel sistemlerinin yayılması için uygun bir çevre sunmalarının dışında bir değere de sahiptirler. aslında insanın da ekosistemleri ve bu sistemlerdeki varlıkları korumak ve kollamak sorumluluğu vardır.
+
yeryüzü sistemi göründüğünden daha karmaşıktır ve müdahale edilmediğinde düzenli bir işleyişe sahiptir. insan eliyle oluşturulan değişikliklerin yeryüzündeki doğal akışı-enerjinin doğal akışını da olumsuz etkilediğini söyleyebiliriz.
+
yeryüzü yalnızca toprak değildir.
+
leopold‟ün görüşünde yeryüzü yalnızca bir toprak katmanı değil, topraklar, bitkiler ve hayvanların çevrimi aracılığıyla enerji akışına kaynaklık eden bir organizmadır.
+
yeryüzü etiği, kısaca insanoğlunu, yeryüzü topluluğunun fatihi konumundan uzaklaştırılıp birbirine bağımlı parçalardan oluşan topluluğun sade bir üyesine, ekolojik yurttaşa dönüştürmüştür. bunun yanı sıra, ekolojik yurttaş olma gereği, insana diğer varlıklarla eşit bir değer yanında diğer varlıkların korunması temelinde bilinç ve sorumluluk yüklemektedir.
http://www.msydergi.com/uploads/dergi/206.pdf

seks işçileri için covid – 19 rehberi
+
pandemide çok zor günler atlattım. kiramı ödeyemedim, iș bulamadım, çalıșamadım. çok zor geçti benim için, hala da aynı geçiyor. hiçbir șekilde hiçbir yerden yardım almadım. ne belediyeden ne devletten ne de derneklerden hiçbir șekilde almadım.
(sakarya, trans seks ișçisi, yaș: 36-50)
+
koronavirüsün cinsel yolla bulașan bir enfeksiyon olduğu yönünde bir bulgu yoktur.
+
mümkün olduğunca öpüşmekten, tükürük alışverişinden, cilde ağız temasından ve ayrıca başkasına dokunan nesneleri (parmaklarınız dahil) ağzınıza götürmekten kaçının.
+
yüzyüze teması en aza indiren cinsel pozisyonlar tercih edin.
+
doğrudan temas kurmak yerine alternatiler sunmayı düşünün (erotik masaj, striptiz gibi).
+
karantina önlemlerinin arttığı dönemlerde kendinize görüntülü sohbet, telefon görüşmesi ve kısa mesaj üzerinden; arkadaşlık ve çeşitli aboneliğe dayalı hayranlık uygulamalarından alternatif kanallar oluşturmayı düşünebilirsiniz.
http://www.kirmizisemsiye.org/SourceFiles/pdf-202011618327.pdf

türkiye’de seks işçilerinin cinsel sağlık ve üreme sağlığı: ihtiyaçlar ve öneriler
+
damgalanma ve ayrımcılık
türkiye’de seks işçiliği, bir iş biçimi olarak algılanmaktan çok uzaktadır. toplumsal algıda seks işçiliği, dini referanslarla ilintili bir şekilde “günah” veya “ayıp” olarak kabul edilmektedir. bu bakış açısından hareketle seks işçileri, “günahkar” kişiler olarak algılanmaktadır.
+
muhafazakar bir mahalle değil burası; ama öyle modern bir yer de değil. hakkımda dedikodu çıkar diye mahalleli ile olan ilişkimi en asgari düzeyde tutuyorum. başka çarem yok, zaten gece çıkıyorum, sabaha doğru eve geliyorum. saçım sarı, ne bileyim bakımlıyım falan. çekiniyorum işte. şimdi ben mahallelinin gittiği buradaki sağlık ocağına gitmeye çekiniyorum. bir kere gittim aslında ama bakışlar o kadar çok üzerimdeydi ki, bir daha gidemedim.
(kadın seks işçisi, 32, istanbul)
+
ne buradaki merkeze ne de devlet hastanesine gidiyorum. özel hastaneye gidiyorum, çünkü özel hastanede paranı verdiğin müddetçe kimse sana laf atmıyor, taciz etmiyor ya da ne bileyim gülüşmeler olmuyor. şimdi ben bir travesti olarak nasıl gideyim mahalledeki sağlık merkezine? otomatikman beni fahişe olacak kodlayacaklar, muamele de ona göre olacak. devlet hastaneleri keza böyle. gidiyorsun, uzun süre sırada bekliyorsun. sırada beklerken her türlü rahatsızlığı veriyorlar sana. bu ahlak anlayışı kısacası diyor ki, eğer travestiysen, eğer fahişeysen hastanelere gitme, öl.
(trans seks işçisi, 27, diyarbakır)
+
genelev doktorunun yönlendirmesi ile bir merkeze gittim, testlerim ile ilgili sonuç alacaktım. sadece ben vardım sırada genelevden olan. başka kadınlar, erkekler de vardı. sıra bana geldiğinde hemşirelerden biri kimliğimi aldı, sisteme girdi, gülüşmeler oldu iki hemşire arasında. rahatsız oldum. hem de çok. neden gülüyorsunuz diye sordum, hiçbir şey yokmuş gibi sustular. resmen psikolojik işkenceydi. ıinsanı yerin dibine sokuyorlar. ben genelevde çalışıyorum, ne olmuş yani? devlete vergimi veriyorum, herkes gibi ben de çalışıyorum. ama bakış açısı seni kötü gözle görüyor. kötü insan diyor.
(kadın seks işçisi, 37, izmir)
https://www.klimik.org.tr/wp-content/uploads/2015/12/T%C3%BCrkiyede-Seks-%C4%B0%C5%9F%C3%A7ilerinin-Cinsel-Sa%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-ve-%C3%9Creme-Sa%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-Rapor.pdf

ankarada selahiyettar ve kıymetli bir doktorumuza göre bizde fahişeler dört sınıftır:
1 sokak fahişeleri;
2 randevu evlerindeki fahişeler;
3 barda çalışan kızlar;
4 köylerde seyyar fahişeler.
https://www.kriminoloji.com/Turkiyede_Suclu_Cocuk-Hilmi_A_Malik/Fuhus_fuhsa_tesvik.pdf

atatürk dönemi (1923-1938) türk romanında anadolu
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/37509/274159.pdf

aka gündüz’ün romanlarında kadın karakterler ve kadın sorunları
https://arastirmax.com/en/system/files/dergiler/79199/makaleler/5/3/arastirmax-aka-gunduzun-romanlarinda-kadin-karakterler-kadin-sorunlari.pdf

osmanlı bursası’nda eczaneler, eczacılar ve ecza tüccarları
(1861-1919)
https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-file/3667

vücut kitle indeksinin ayak taban basınç dağılımına etkisi
+
ayak, vücudun bütün ağırlığını taşıdığından mekanik olarak en fazla zorlanan organdır.
+
günümüzde yürüme analizinin de kendi içerisinde bazı sınırları ve kısıtlamaları vardır. yürüme analiz laboratuarlarının yaygın olmaması en önemli kısıtlayıcıdır.
+
kalça merkezinin yüzey işaretleyici ile işaretlenmesi sırasında 30mm yer değiştirmesi diz ve kalça açılarında ve momentinde %25 farklılığına neden olabilir. bu konuda eğitim görmüş bir ekip tarafından uygulanır. bu nedenle pahalı bir işlemdir.
+
ayak bileği ve ayak eklemlerinde, vücut ağırlığını taşıyan longitudinal arkı oluşturan art. talocalcaneonavicularis ve art. cuneonavicularis eklemlere binen yük artışı, ayağın stabilitesini bozmaktadır.
+
kadınlarda sağ ayağın parmak basınç değeri erkeklerin sağ ayağının parmak basınç değerine göre yüksek bulundu. erkeklerde ise sağ ve sol ayaklararasında basınç değerleri arasından anlamlı fark gözlenmedi.
+
vucut kitlesindeki artış çeşitli sorunlarla birlikte ayak yapısında bozukluklara yol açmaktadır. ayağa binen artmış kuvvetin; ayakta duruş değişikliklerine, eklem hareket aralığını, plantar yürüme kalıplarını etkilediği bilinmektedir.
+
ayakkabı modifikasyonları yapılırken kullanılan materyalin kiloya göre ayarlanması gerektiğini düşünüyoruz. çalışmamızda, ayakkabı seçiminde cinsiyetin yanı sıra ayağın statik durum ilişkisinin de önemli bir faktör olduğu görülmüştür. uygun ayakkabı kullanma alışkanlığının önemini vurgulayan bu tür çalışmalar, ayak sorunundan uzak sağlıklı kuşakların yetişmesine katkıda bulunacaktır.
+
çalışmamızda taban basınçları ile cinsiyet arasında herhangi anlamlı bir fark bulunamamıştır. fakat vucut kitle indeksinin artışı ile paralel olarak ayak sağ ve sol tarafında anlamlı fark bulunmadan, arka ayağın plantar basınç yüzdesinde artış saptanmıştır. çalışmamızın daha sonra yapılacak çalışmalar için yol gösterici olacağını düşünüyor.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/346652

okul öncesi kız ve erkek çocukların ayak basınç dağılımları, ayakkabı uygunluğu ve kaba motor gelişimleri açısından incelenmesi: pilot çalışma
+
kız çocuklarının ayakkabı uygunluğu toplam puanının erkeklere göre düşük olduğu saptandı.
https://sbf.hku.edu.tr/wp-content/uploads/2020/01/Okul-%C3%B6ncesi-k%C4%B1z-ve-erkek-%C3%A7ocuklar%C4%B1n-ayak-bas%C4%B1n%C3%A7-da%C4%9F%C4%B1l%C4%B1mlar%C4%B1-ayakkab%C4%B1-uygunlu%C4%9Fu-ve-kaba-motor-geli%C5%9Fimleri-a%C3%A7%C4%B1s%C4%B1ndan-incelenmesi-pilot-%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fma.pdf

yürüme siklusu nedir?
http://file.lookus.net/millipediatri/sunumlar/2016/201629.pdf

hannoverli hiciv ustası, kaberetist dietrich kittner’in de dediği gibi bu, ”anayasayı koruma” kavramını ancak hicivciler icâd edebilirdi; istihbaratçılar değil!
http://www.berufsverbote.de/tl_files/Hann2015/SoL-Interview_tuerkisch.pdf

onlarca hatta yüzlerce bin yıl boyu, oralarda da, seven, nefret eden, acı çeken, keşfeden, savaşan insanlar yaşadı. gerçekte, çocuk halklar yoktur; çocukluk ve ergenliklerinin günlüğünü tutmamış olanlar da dahil olmak üzere, tüm halklar yetişkindir.
+
neandertal insanın zihinsel dünyasının önemli bir kısmı bilgimiz dışında kaldığı ölçüde, şu anda geçerli temsillerin 19. yüzyıldakiler kadar inşa oyunları ve anakronik aktarımlar olabileceğini düşünmek caizdir.
+
arkeolog, hatalı bilgiyle mücadele ettiği gibi mitle mücadele etmeyi bilmez.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/564078

20. yüzyıla girerken ermeni edebiyatında modernite, yeni burjuvazi ve sınıfsal çatışmalar
https://core.ac.uk/download/pdf/51100066.pdf

kimliğin anlatım aracı olarak sanat
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/43903

“hekimlik nasıl bir şeydir?”
ahçı kadın böyle samimi bir soruyu tabii ki beklemiyordu ve bir deliye bakar gibi, kadının suratına baktı.
“hekimlik hanım’ diye cevapladı kararsızlıkla, “hastalara bakar ve iyileştirir.”
“tamam da nasıl bir şeydir, iyi zanaat mıdır?”
“eh ne diyeyim hanım, bazılar fayda görür, bazıları görmez (ve aniden kendi eski bir acısını hatırlayarak). fulyane’min başını hekimler yediler hanım, güzelim fulyanem’in, ahh.
https://core.ac.uk/download/pdf/51100066.pdf

ne bir hastalık ne de bir suç
https://queeramnesty.ch/docs/eur440012011tr_TurkeyReport.pdf

bir sistemi meşrulaştırma pratiği olarak kendini nesneleştirme
+
kendini nesneleştirme kuramı
günlük yaşamın arka fonuna yerleştirilmiş olan ve yaygınlığı dolayısıyla normalleştirilen cinsel nesneleştirme yaşantıları bireyin salt vücut olarak varlığının kabul edilmesi ve vücudunun, düşüncelerinin, duygularının ve isteklerinin göz ardı edilip yalnızca başkalarının ihtiyaçları doğrultusuyla kullanılabilir bir nesneymiş gibi algılanması durumu olarak tanımlanmaktadır.
https://www.psikolog.org.tr/tr/yayinlar/dergiler/1031828/tpy1301996120160000m000054.pdf

ayakları düşünmek önemlidir. bir kişi ayaklarının nasıl işlediği üzerine odaklanırken iyi koşamaz ama bu ayakları çalışmanın gereksiz olduğu anlamına gelmez. örneğin ayaklardaki sorunları gidermekte uzmanlaşmış bir doktor ya da bir koşucunun antrenörü iseniz ayaklar hakkında çalışmış olmanız gereklidir. burada kilit unsur iyileştirme isteğidir. bu ister bir bozukluğu düzeltmek biçiminde isterse de bozulmamış olanı geliştirmek biçiminde olsun. kanımca ilerleme de tam budur. bu nedenle daha hızlı koşmayı olanaklı kılacak olan tam da ayakların işleyişini çalışmaktır. felsefenin ilerlemiyor görüntüsü çizmesi yalnızca son ürüne odaklanan bakışımızdan kaynaklanır. yarışı kazanan sporcuyu alkışlayıp doktorunu, antrenörünü, diyetisyenini, ayakkabı tasarımcısını gereksiz görmekten çok da farklı değildir bu.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/845365

edimin ifasına fesat karıştırma suçu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/980906

anneliğe özgü düşünme biçimi ve savaş politikaları
+
nancy scheper-hughes, oğullarını gurur ve neşe içinde savaşa gönderenannelerden hareketle şu sorunun cevabını arıyor: “doğuranların ‘doğaları gereği’ öldürmeyi ve savaşı daha az destekleyeceğini savunan anlayışa ne oldu?” bu makale bize, bu anlayışın gerçekle örtüşmediğini çok sayıda örneğe dayanarak ispat ediyor. brezilya’nın yoksul gecekondu bölgelerinde anneler, sık yaşanan çocuk ölümleri karşısında kendilerini kaçınılmaz ve anlamlı ölüme inandırarak kaderlerine uyum sağlıyor; böylece tekrar doğurmak ve yetiştirmek için gereken umudu kazanıyorlar. annelik pratikleri, “kabul edilebilir ölüm” fikri sayesinde militer düşünceye mükemmel biçimde hizmet ediyor. şili’de santiago anneleri, orduya darbe yapması için cesaret verirken; arjantin’in plaza de mayo anneleri -artık büyükanneleri oldular- ordunun ‘kirli savaş’ına karşı çıktılar. anneliğe özgü düşünme biçimi, her iki yöne de kolaylıkla kanalize edilebiliyor: barışı korumak veya savaşı desteklemek. önemli olan bunlardan hangisinin tercih edildiği.
+
“kabul edilebilir ölüm” diyebileceğimiz bir annelik ethos’u vardır ki, onsuz hiçbir politik şiddet ve savaş mümkün olamaz.
+
irlandalı anneler -veya diğer anneler- niçin oğullarını silahlandırıp gururla, adeta neşe içinde savaşa göndersin? doğuranların “doğaları gereği” öldürmeyi ve savaşı daha az destekleyeceğini savunan anlayışa ne oldu?
+
ruddick, savaşların desteklenmesi söz konusu olduğunda “otoritenin tarafı”nı tutan kadınların çelişkisine değinir; bunu kadınların göreli politik güçsüzlüğüyle açıklar. kadınlar barışın korunmasına dair ahlaki görüşlerini bastırıyorlar, çünkü anneliğe ait değerlerin ve düşüncelerin kaale alınmadığı bir dünyada yaşıyorlar. genel düşünceleri nadiren sorulduğu için, kadınlar anneliğin sağladığı otoritelerinden feragat ediyor ve çocuklarını savaş makinesine teslim ediyorlar. böylelikle, kadınlar genel anlamda savaşlardan nefret etmelerine ve savaş politikasını hor görmelerine rağmen, yine de oğullarını orduya katılmaya zorlayabiliyorlar; çünkü “yasalar” öyle yapmalarını istiyor. burada kadınların eylemleri, uyum sağlama yoluyla bir çeşit ters “barışı koruma”yı temsil ediyor: “ortalığı karıştırma, sisteme karşı gelme, ‘adam’ ne derse onu yap, oğlum.”
http://www.feministyaklasimlar.org/wp-content/uploads/2013/04/Sayi5-3.pdf

organ kaçakçılığı ve organ nakli turizmi istanbul deklarasyonu
https://www.declarationofistanbul.org/images/documents/doi_2008_Turkish.pdf

gündelik hayat, iktidar ilişkileri ve etik kodların kesişiminde etnografik araştırma
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/451168

organ ticaretinin etik ve pratik sonuçları
http://www.msydergi.com/uploads/dergi/291.pdf

şiddet dili ve vicdan
+
şiddet kaygan – doğrusal olmayan, üretici, yıkıcı ve yeniden üretici- bir kavramdır. o, taklitsel büyü veya homeopati gibi taklitçidir. tek bilebildiğimiz benzer benzeri üretir. şiddet kendisini doğurur. bu suretle doğrudan şiddetin zincirlerinden, sarmallarından ve aynalarındanya da tercih ettiğim gibi- şiddetin sürerliliğinden bahsedebiliriz. biliyoruz ki karılarını dövenler ve cinsel suiistimalcilerin kendileri de genellikle, sanki alışılmışçasına dövülmüş ve suiistimal edilmişlerdir. terör, korku ve işkenceye dayalı baskıcı siyasi rejimler sonradan, diktatörleri yerinden eden aynı devrimci militanlar tarafından sıklıkla taklit kabilinden yeniden üretilirler. yapısal şiddet – yoksulluğun, açlığın, toplumsal dışlanmanın ve aşağılanmanın şiddeti kaçınılmaz olarak kişisel ve evcil şiddete çevrilir…
+
şiddet her şey ve hiçbir şey olabilir: meşru ya da gayrimeşru; görünebilen ya da görünmeyen; anlamlı ya da boşuna; keyfi ya da tamamen akılcı ve stratejiktir.
+
şiddetin kötü olduğunu bilmemize rağmen onu insan yaşamının ayrılmaz bir parçası ve zaman zaman büyüleyici kılan nedir?
+
şiddet çoğu hayvanın doğasında olan bir gerçeklik ve süreçtir. dolayısıyla doğuştan getirilen bir boyutu olduğu söylenebilir. ama hayvanlardaki bu eğilimin ne kadarı şiddettir; insan “şiddet” derken hayvanlardakiyle aynı şeyi mi kastetmektedir?
+
şiddet, bu göz ardı edilmesinden dolayı “paradoksal” denilebilecek bir niteliğe sahiptir. onu uygulayan için bu “şiddet” değildir ya da “meşrudur”; aksine onu tanımlayan mağdur ya da tanıktır. uygulayan onun “dilini” kurandır ama bu “dili” tanımlayan da kurbandır.
+
şiddetin kesinlikle etkileşimsel ve karşılıklı inşa edilen bir süreç olduğu ileri sürülebilir.
+
mekansal ilişkiler, gerek grup içi gerekse de bireyin hisleri ve psikolojisini kapsayan bir mahiyettedir.
+
sofsky şiddetin bireyler açısından olan karmaşık doğasına değinir. şiddet kolayca tanımlanabilecek bir niteliğe sahip değildir ona göre. ne genetik- biyolojik ne de ekonomik, ideolojik veya politik açıklamalar onu anlayamazlar ve anlamlandıramazlar.
+
mitscherlich‟e göre iki tür vahşet biçimi vardır. birincisi caninin zevk aldığı vahşettir ki buna “sıcak” vahşet adını verir, diğeri ise caninin doğrudan doyuma ulaşmasına neden olmayan bir vahşet biçimidir ki buna “soğuk” vahşet der.
+
sıcak caninin kontrol ya da tedavi edilmesi gerekir. o “barbar” ve “vahşi” sayılır. soğuk cani ise devlet adına çalıştığı için “uygardır”.
+
şiddet özelleştikçe, kişinin inisiyatifine bırakıldıkça barbarlaşır.
+
sorun insanın vicdanının olup olmamasından ziyade, şiddet ve vicdan arasındaki karmaşık ve dinamik ilişki ve etkileşimdir.
+
reemstma‟nın sıcak veya soğuk şiddeti, içinde yaşanılan toplumla birey arasındaki vicdan üzerinden tanımlanabilecek karşılıklı manipülasyon ilişkisiyle alakalıdır.
+
aijmer şiddet konusu üç düzen veya bağlam üzerinden ele alınmasını önermektedir. bunlar, imgelemsel, söylemsel ve etolojik düzendir.
+
bir insan içinde yaşadığı şiddeti kendine döndürürse ne olur? belki de, şiddetin dönüştürücülüğünün en fazla hissedildiği alanlardan birisi insanın kendisine uyguladığı şiddettir.
+
insanın kendi bedeninde açtığı yaralar, attığı çizikler, yaptığı dövmeler türünden sembolik içeriği de olan hamleler, insanın kendine yönelik vicdanının sınırlarını da zorladığı ve denetimini eline almaya çalıştığı eylemlerdir.
+
bedene verilmiş zararlar, konuşmak mümkün olmadığında deriye teslim edilmiş çığlıklardır… bedene başvurma sözün ve düşüncenin boşluğunun işareti, anlamın kaçmasıdır. sözcüklerle dile getirilemeyen şey kan ve acı dili olur.
+
birey hayatına ya da sorumlularına karşı bağırıp çağıracağı ya da acısını haykıracağı yerde kendisine karşı cephe alır.
+
şehit olarak cennetteki yerlerinin hazır olduğuna ve kendileri “şehit olurken” aynı anda birkaç israil vatandaşını “yok ettiklerine” inanmaları, buradaki şiddet dilini onlar açısından tamamen “kutsal” bir hale getirir.
http://oaji.net/articles/2014/501-1393880529.pdf

prehistorya‘ya giriş
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/162495/mod_resource/content/1/KONU%202.pdf

siyasal şiddet, terör ve terörizm kavramları
+
siyasal şiddet olgusu ise genellikle aşağıdan yukarıya (toplumsal) veya yukarıdan aşağıya (devlet şiddeti) olmak üzere gerçekleşen ve politikanın işlerliliği noktasında şiddetin kullanıldığı bir durumdur.
+
devlet şiddeti, yönetici elit tarafından bir etnik, ideolojik veya dinî gruba yönelik gerçekleşen keyfi şiddet uygulamasıdır ve devlet terörü olarak kavramsallaştırılmaktadır.
+
sonuç olarak terörün ve terörizmin dahi net bir tanımının olmaması, siyasal şiddetin kapsamını ve içeriğini belirsizleştirmekte, literatürde kavramsal açıklık noktasında eksikliğin olduğu gözlemlenmektedir.
+
siyasal şiddet eylemcisinin temel hedefi duyguları ve tutumları ele geçirmektir. amaç, toplum ve siyasi yönetim tarafında korku ve endişe oluşturmaktır.
+
siyasal şiddet hareketleri, vandalizm ile karıştırılmamalıdır. vandalizmde amaç doğrudan zarar vermektir. siyasal şiddette ise amaç şiddetin strateji olarak kabul edilmesidir.
https://www.nobelyayin.com/kitap_bilgileri/dosyalar/siyasal_siddet_blm_184859.pdf

siyasi söylemin araçsallaştırdığı toplumsal cinsiyet ve şiddet
+
toplumsal cinsiyetin kurguya dayalı yapısı ve toplumsallık inşasındaki yerine değinen bu tez çalışması, toplumsal cinsiyet kavramının analizi ile yola çıkmaktadır. toplumsal cinsiyetin siyasetin şiddet dili ve söylemiyle ele alındığı çalışmada, hukuk, siyaset ve şiddet bağlantısı açığa çıkarılmıştır.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET001544.pdf

radikalizm ve aşırıcılıktan terörizme: siyasal şiddetin araçsallaştırılması
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/594362

şiddet tekelinin tarihsel gelişimi ve bugüne dair notlar
+
devletin şiddet araçları üstündeki hakimiyetini ifade eden şiddet tekeli, modern devletin en belirleyici özelliği olarak görünmektedir. tarihsel süreçte onun aldığı biçimler, üretim biçimlerine göre değişmiştir.
+
şiddetin özel aktörlerce kullanımı, modern devletin doğuşuyla birlikte de devam etmiştir. fakat devletin kendi şiddet araçlarını inşa etmesiyle birlikte şiddet tekeli kurulmuştur.
+
küreselleşme olarak isimlendirilen süreç, devletin yapısını ve işlevlerini değiştirmektedir. bu değişimden, şiddet tekeli de etkilenmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/695363

terörün toplumlar üzerindeki sosyo-ekonomik etkilerine bakış: pkk terörü ve ağrı gerçeği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/17481

“özgürlüklerin şiddeti”nden “şiddetin özgürlüğü”ne: sosyo-hukuksal gelişimi içinde terör kavramına ulusötesi etik yaklaşım mümkün mü?
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2016-123-1566

kolektif siyasal şiddet analizine toplumsal hareketler teorisi yaklaşımı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/224736

ekonomik şiddet, gelir getiren kaynakların (meslek, mal, para) kadın üzerinde baskı ve kontrol aracı olarak kullanılmasını ifade eder.
+
zaten bu dünyada adam öldürmeyen hükümdar mı olurdu?
+
sarayda fiziksel ve cinsel şiddet siyaset geleneği ve kültürel referanslarla meşrulaştırılmıştır.
+
tarihi romanlar siyaset yapmanın en etkili silahıdır.
http://www.smartofjournal.com/Makaleler/1307594859_19_6.37_ID661_I%c5%9f%c4%b1k_1990-2008.pdf

kuzey avrupa’nın aristokrasisinin ve yükselen burjuvazisinin erotik şiddet sahnelerini talep etmelerindeki en büyük faktör, yine toplumsal cinsiyet hiyerarşisinden kaynaklanmakta olduğu görülmektedir.
+
kadının tecavüze uğraması, kocasına veya babasına karşı yapılmış bir mülkiyet hırsızlığı olarak görülmüştür.
+
resim sahnelerinde erkek tanrı ve kahramanların, kadınlara karşı uyguladıkları vahşi, kaba ve dayatmacı eylemler, barok dönemin dini, tarihi ve mitoloji konulu resimlerinin yanında en çok talep edilen bu erotik şiddet temalarıdır.
+
flaman ressamlar tarafından mitolojik figürler ile betimlenen söz konusu tecavüz sahneleri dönemin zenginleri tarafından aranan resimler arasında olmuştur.
+
beyaz at şiddet içeren bu kaçırılma olayına ve erkek gücüne ve zaferine vurgu yapmaktadır.
+
tecavüz sahneleri bir nevi vahşi bir hayvan avıdır.
http://kayit.asoscongress.com/files/G%C3%BCzel%20Sanatlar%20Tam%20Metin.pdf

hermann nitsch, otto müehl, günter brus ve rudolf schwarzkogler’den oluşan grup, estetik yaratıcılık ve ritüelleştirilmiş mizansenlerle fiziksel şiddetin önemini vurgulayan işler yapmışlardır. performansları, freudcu temalar, erotik şiddet, kan, sperm, ten ve vücut temasını sıklıkla kullanıldığı fizyolojik unsurlar içeriyordu.
+
body-art sanatçıları bedenlerini kullanarak ya da bedenlerine zarar vererek, özellikle de sekse ve şiddete her zaman düşkün olmuş medyanın dikkatini çektiler.
+
dennis oppenheim, ünlü performansı “ikinci dereceden yanık için okuma pozisyonu”nda sanatçı, göğsünde bir kitapla beş saat boyunca güneşlenmiştir. çalışma ironiktir, çünkü güneşlenmenin temsil ettiği dinlenme fikri, kendini tehlikeye atma, rahatsızlık, acı çekme ile yer değiştirir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/193416

savaştan dönen ve öfke nöbetleri ile uğraşan masson bu dönemde yaptığı resim konularında, mitolojinin tekrarlayan temaları, cinsel enerji, ölüm ve dönüşüm, paramparça figürler, şiddet, duygusal patlamalar, metamorfoz, erotik şiddet, ölüm ve kaosu çalışmıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/87021

ekspresyonizm sanat ansiklopedisi
http://digital.isikun.edu.tr/poster/NX600E9R5112005.pdf

kadınlara yönelik internet sitelerinde toplumsal cinsiyet ilişkilerinin analizi
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/14479/510258.pdf

afganistan’da şiddet ve terörün toplumsal arka planı
http://www.akademikortadogu.com/belge/ortadogu14makale/deniz_anbarli_bozatay_ismail_meric.pdf

gecekondulaşma ve çarpık kentleşme sorunsalının türk tiyatrosundaki yansımaları
+
kenti kelime anlamıyla düşündüğümüzde eski yunancada polis, kent anlamına gelmekteydi. polis ifadesi daha sonra, kentin yönetiminde söz sahibi olanların uğraşlarının tanımlanması amacıyla politika kelimesine dönüşmüştür.
+
hüseyin bal’ın aktardığına göre: “kent artık “şehir” değildir. şehir köyden göç eden toplulukların kurduğu görece “medeni” bir alana işaret ederken, kent, ardında 2500 yıllık tarihiyle bir kültürü ifade eder.
+
kentin ne olduğuna, nasıl olduğuna ya da olması gerektiğine; ideal kent diye bir şeyin olup olmadığına dair görüşler, farklı disiplinlerce çokça tartışılmış ve tartışılmaya da devam etmektedir.
+
giddens bu görüşe dayanarak, şehrin içinde yaşayanların geçim kavgası verirlerken yaptıkları birtakım düzenlemelerin farklı mahalleleri oluşturduğunu söylerken, şehri birbirinden ayrı ve karşıt toplumsal özelliklere sahip alanların bir haritası olarak görebileceğimizi belirtmektedir. ayrıca giddens, bu çatışmalı ortamın doğal yaşamdaki karşılığını, “şehirler, rekabet, istila ve yerini alma gibi -biyolojik ekolojide karşılıkları bulunan- süreçler yoluyla bir düzen kazanarak ‘doğal alan’ haline gelmektedir” sözleriyle özetlemektedir.
+
kuşbakışı olarak gördüğümüz şey, aslında bir ‘toplumsal ayrışmanın haritasıdır.
+
kişiler, fiziksel olarak yakın mesafelerde yaşıyor olsalar da, sosyal anlamda bu kişilerin bağları birbirinden kopuktur. wirth’in bir yaşam biçimi olarak ele aldığı kentlilik, bu özelliğiyle, kentli bireyi, ‘uzak, soğuk ve bezgin görünümlü’ olarak tanımlar.
+
kırda, yaşamın ritmi ve duyusal zihin hayal gücü çok daha yavaş, çok daha alışılmış ve çok daha düzgün akar. daha derinden hissedilen ve duygusal ilişkilere oturan kasaba yaşantısı karşısında, metropole özgü zihinsel yaşamın, karakteri bu bağlantıda kesinlikle anlaşılır hale gelir. kasaba yaşantısının ilişkileri, zihnin çok daha bilinçsiz tabakalarında köklenmişlerdir ve en rahat, müdahale edilmeyen alışkanlıkların sarsıntısız ritminde büyürler.
+
metropol insanı, “yüreği yerine beyniyle tepki verir. bu sayede, yükseltilmiş bir kavrayış, zihinsel ayrıcalık kazanmış olur. bu durumda da metropol yaşantısı, metropol insanında, yükseltilmiş bir kavrayışı ve aklın üstünlüğünü ön plana çıkartmış olur.
+
usanmışlık tutumu kadar, koşulsuz olarak metropole özgü başka bir fiziksel fenomen belki de yoktur. usanmışlık tutumu, başlangıçta, birbirine karşıt sinirsel uyarıların hızla değişmesinden ve sıkıca bastırılmasından kaynaklanır. bu durum ayrıca, özünde, metropol entelektüelliğinin zenginleşmesine de olanak sağlamaktadır. bu nedenle, ilk planda entelektüel olarak canlı olmayan aptal insanlar, genellikle gerçekten usanmış durumda değillerdir. zevkin sınırsızca peşine düşülen bir yaşam, kişiyi usanmış hale getirir; çünkü sinirleri, öyle uzun bir zaman için en güçlü tepkimeyi vermeye tahrik eder ki, sonunda sinirler hiçbir tepki vermez olurlar.
+
kentlerde kalabalıkların içindeki yalnızlık, insanları kentten, kalabalıklardan, başka insanlardan korkar hale getirmiştir. kentteki hayatı izlemek için kitle iletişim araçlarına yönelme başlamış; kentte bu olan-bitenin izlenmesi olanaksız korkutucu ortamın içinde yaşamak, belki de korkuya alışma içgüdüsü ile dedektif öykülerine, cinayet romanlarına, şiddet ve korku edebiyatına sürüklenilmesine yol açmıştır.
+
sennett, kenti basit bir şekilde şöyle tanımlar: “şehir, muhtemelen yabancıların bir araya geldikleri, insani bir yerleşim yeridir.” yaşamları birbirine yakın bu kadar yabancının bir arada olması halini sennett, bir aktörün tiyatroda karşılaştığı seyirci sorununa benzetmektedir:
+
yabancılardan ibaret bir ortamda, bir kişinin hareketlerine, açıklamalarına ve iddialarına tanık olan insanlar genellikle o kimsenin geçmişi hakkında hiçbir bilgiye sahip değildirler ve benzer hareketlere, açıklamalara ve iddialara ilişkin geçmiş deneyimleri de yoktur. şu halde, buradaki seyirci açısından, belli bir kişiyle ilgili deneyimine ait olmayan bir ölçüye dayanarak, o kişinin verili durumda inanılır olup olmadığı konusunda bir yargıya ulaşmak son derece güçtür. inancın dayanağı olan bilgi o anda var olan durumla sınırlı bir bilgidir. bu nedenle, inancın oluşması, bizzat o durumun içinde kişinin nasıl davrandığı, konuşmaları, jestleri, hareketleri, giysileri ve dinleme tarzına bağlıdır.
+
kente özgü durumlarda, genellikle bir yabancının davranışındaki gerçeklik payını ölçmemizi sağlayacak dışsal bilgiden yoksun oluruz; tiyatroda ise aktöre tamamen yabancısıymış gibi yaklaşırız ki, oynadığı rolde inandırıcı olsun… şu halde, bir yabancıya inanmak gibi, tiyatroda oluşan inanç da, o anki karşılaşmayı bilinebilir gerçekliğin sınırı olarak görme sorunudur. her ikisinde de seyirciler açısından dışsal bilgi söz konusu değildir; şehirde zorunluluktan, tiyatroda ise kural gereği.
+
yabancı ve aktörle ilintili olarak genel bir seyirci sorunu ile karşılaşan, bu sorunu ortak inanç kodlarıyla çözümleyen ve böylece toplumda ciddi bir kamusal alan anlayışı yaratan bir kentli toplumda insani ifade, kim yaparsa yapsın ya da kim kullanırsa kullansın, gerçek olan jest ve sembollere bakarak anlaşılacaktır.
+
kenti, sürekli parçalanan yapısıyla değerlendiren lefebvre; kent toplumunun da ‘şehrin harabeleri üzerinde inşa olduğunu’ belirtir.
+
tecrit süreçleri; şehri, birbirine değen fakat iç içe geçmeyen küçük dünyalardan oluşmuş bir mozaik haline getiren ahlaki mesafeler kurar. bu durum, insanların bir ahlaki alandan diğerine daha hızlı geçmelerini mümkün kılar ve aynı zamanda, bitişik fakat birbirinden oldukça farklı dünyalarda yaşamanın baş döndürücü ancak tehlikeli bir deneyimini teşvik eder. bütün bunlar şehre yüzeysel ve maceracı bir karakter verir; toplumsal ilişkileri karmaşık hale getirir ve yeni, birbiriyle uyumsuz birey tipleri yaratmaya meyleder
+
toplumsal ilişkilerin daha yakın ve yasaklara uymanın daha zorunlu olduğu daha küçük topluluklar içinde ise, kendilerini toplumsal faaliyetin ücra köşelerinde hisseden ve bireysel yeteneklerinin ve mizaçlarının normal ve sağlıklı bir ifadesini bulamayan, istisnai özellikleri olan bir sürü birey vardır… burada ‘ahlaki bölgeler’ olarak betimlenen yerlerin oluşmasını sağlayan sebepler ise kısmen kent yaşamının dayattığı kısıtlamalar ile ilgilidir.
+
gecekondu kelimesi sözlük anlamıyla, “acele ile yapılıvermiş, derme çatma yapı” olarak açıklanmaktadır. bu, ‘konduların’ bir gecede yapılıyor olması efsanesinin de etkisiyle, kelime gece-kondu olarak ortaya çıkmıştır. gecekonduların, gece vaktinde yapılması durumu, bu yapıların izinsiz ve kontrolsüz bir şekilde gerçekleştirilen yapılar olduğunun göstergesidir. bu haliyle gecekondular, ‘kaçak’ yapılardır.
+
‘gecekondulaşma’ kavramının da içerisine dahil edilebileceği, çarpık kentleşme kavramı, doğrudan bir ‘estetik’ sorunuymuş gibi algılanmaktadır. gözün herhangi bir şeyi algılarken, belirli bir düzen içerisinde görmediği şeyleri, ‘çarpık’ olarak nitelediğini biliyoruz. ‘çarpık’ kavramına kent düzleminde baktığımızda ise, ‘belirli bir planlamadan yoksun’, ‘düzensiz’ yapılaşmaların söz konusu olduğunu söyleyebiliriz.
+
kent açısından ‘düzenli’ olanın karşıtı olarak değerlendirebileceğimiz ‘çarpık kentleşme’ kavramı, mimari bir ‘sorun’ olarak karşımıza çıkmaktadır. ancak akyüz, kentsel estetikle ilgili yaptığı karşılaştırmalı çalışmasında, kentsel estetiğin sadece güzellik ve çirkinlik açısından değerlendirilmesini yetersiz bulmaktadır. akyüz, konuyla ilgili; “kentlerin, estetik açıdan kaliteli olması, inşa edilen mimarilerin görselliği ile değil; insan eliyle oluşturulan fiziksel çevre ve doğal çevrenin yani doğa ve yeşil alanlar, tarihi eserler, sosyal tesisler, konutlar ve bunları şekillendiren görsel öğelerin uyumu ile alakalıdır” demektedir. bu görüşten hareketle, kentleşmeyi ve çarpık kentleşmeyi, sadece görsel, estetiksel bir bakış açısıyla ele almaktan ziyade, bu düzensiz mekân sorununun sebeplerini anlamaya çalışalım.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000536.pdf

sağlıklı kentleşme süreci esasları
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/187159

modernizm, kentleşme ve türkiye
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/624447

tv’de şiddet
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1501904

atatürk’e göre, “milletler, gam-keder nedir bilmemelidirler. şeflerin görevi, hayatı neş’e ve şevk ile karşılamakta, milletlere yol göstermektir. bir kısım filozoflar, ‘mademki işin son ucunda ölüm vardır, o halde, hayat boştur, hiçtir’ demişler, kederlenip karamsarlaşmışlardır. bir kısmı ise, ‘mademki hayatın sonu sıfırdır, bari, hayatta iken şen ve neş’eli olalım’ demişlerdir.” atatürk, bir durum değerlendirmesi yaparak, “bu ikinci grup, daha doğru söylemiş olan mâkûl adamlardır. ben de kendi karakterim (seciyye) itibariyle, bu görüşten yanayım”, demiştir; ve, şunu eklemekte gecikmemiştir: “bütün insanlığı kendi şahsında gören kimse bedbahttır. bu hayatta memnun ve mes’ud olmanın, zevk ve sefânın şartı, kendisi için değil, kendisinden sonra geleceklerin varlığı, şerefi ve sa’âdeti için, ama, onlardan bir karşılık beklemeksizin, çalışmaktır. memlekete, millete, geleceğe hizmet budur.” bir başka demecinde ise, o, “hakîkaten, türk, fıtraten, şen şâtırdır”, demiştir.
http://www.akmb.gov.tr/templates/resimler/File/M.Turker_Kuyel_.pdf

karşılarına bir hasta , bir ihtiyar , bir cenaze çıksa hemen “hayat boştur” derler. fakat kendileri ve varlığın yalnız bir yüzünü gören gözleri boştur.
http://dushunce.az/files/documents/friedrich-nietzsche-boyle-buyurdu-zerduc59ft.pdf

umut aslında bütün kötülüklerin anasıdır çünkü insanın işkencesini uzatır.
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS02609.pdf

diyarbakır kent merkezinde barsak parazit prevalansı 2001
+
barsak parazitozları dünyanın hemen her bölgesinde, kalabalık ve alt yapısı bozuk olan yerlerde yüksek oranda görülür ve sıklığı; içme suyu kanalizasyon, altyapı, çevre koşulları vb sanitasyon düzeyi ile değişiklik gösterir. ülkemizde barsak parazitozları sorununun çözülememesinin nedenini, bu alanda yapılan çalışmaların multidisipliner bir anlayışla ve entegre bir biçimde yürütülememesinde aramak gerekir. bu çalışma diyarbakır il merkezinde yaşayanlarda barsak parazit sıklığını ortaya çıkarmak amacıyla planlanmıştır. diyarbakır yerleşim yerine ve şehir altyapı durumuna göre üç bölgeye ayrılmış ve toplam olarak 429 kişiden alınan dışkı örnekleri incelenmiştir. araştırmaya katılanların %39.4’ünde parazit bulunmuştur. incelenen 429 dışkı örneğinin; %16.9’ unda giardia intestinalis, %8.0’inde entamobea coli ve %5.2’sinde ise entamoeba histolytica saptanmıştır. 168 kişide toplam olarak 199 parazit kist ya da yumurtası saptanmış olup bunların 167’si (%83.9) protozoon, 32 tanesi (%16.1) helminttir.
+
fekal-oral (dışkı) yolla bulaşan hastalıklar gelişmekte olan ülkelerde önemli bir sorundur ve bunların bulaşmasını coğrafik, jeolojik, iklimsel, biyolojik, sosyal, kültürel ve ekonomik birçok faktör etkilemektedir. yurdumuzda en önemli fakat uygun koşullarda kontrol altına alınabilen enfeksiyon hastalıkları fekal-oral yolla bulaşan hastalıklardır.
+
nitasyon düzeyi ile değişiklik gösterir (2-5). who raporlarında dünyada 1 milyar kişinin ascaris lumbricoides ile enfekte olduğu ve barsak tıkanmaları nedeniyle yılda 1550 kişinin öldüğü bildirilmektedir.
+
parazit hastalıkları ile savaşım, koruyucu hekimlik alanını kapsayan zorunlu bir etkinlik olmasının yanı sıra insan kaynağımızın gelişmesine de katkıda bulunacak yaşamsal bir görevdir.
+
diyarbakır birçok yöremizde olduğu gibi altyapı sorunlarının henüz bitirilemediği illerimizden biridir. yakın zamanda yaşanan yoğun göç, yetersiz olan kanalizasyon ve altyapıyı daha da yetersiz hale getirmiştir. şehirde yaşanan sık su ve kanalizasyon şebeke arızaları, su kesintisi fekal-oral yolla bulaşan hastalıkların artmasına, hatta zaman zaman su kaynaklı salgınların yaşanmasına neden olmaktadır.
https://jag.journalagent.com/turkhijyen/pdfs/THDBD_59_1_7_12.pdf

bir araştırma için öğrenciler, mavi kanatlı morpho kelebekleri ile bir kontrollü deney yapmışlardır. bu kelebekler, genellikle bozuk meyve ve çürümüş mantarlarla beslenirken jakamar kuşları tarafından avlanır.
http://odsgm.meb.gov.tr/kurslar/pdf/ornek/2021/02_SUBAT_SAYISAL_ORNEK_SORULAR_63358.pdf

doktorlar ve ana-babalar hastanelerde, «tanrıcılık rolünü veya oyununu» oynamaktadırlar.
+
teşekkür ederim modern tıp ve allah seni kahretsin modern tıp.
+
teknolojik keşifler aynı zamanda ekonomik bozukluklara da
neden olmaktadır.
+
dünyadaki hızlı gelişmeler endüstriyel ve endüstri sonrası ülkelerin hızlı teknolojik
gelişmeleri ve aşırı nüfus artışı sonucu doğanın dengesi bozulmakta bu da çeşitli ekolojik sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
+
yeraltı su kaynakları gittikçe bozulmaktadır. bilim adamlarının görüşlerine göre eğer yeraltı suları bir kere kirlenirse bunları temizlemenin imkanı olmadığı gibi, bu kirlilik sonucu insanlık ve doğal çevrede tamiri olanaksız hasarlar meydana gelecektir. örneğin, canlılar üzerinde yoğun zehirlerımeler, kanser ve doğum sakatlıkları bunlar arasında en önemlilerindendir.
+
modern teknoloji atmosferi kirlettiği gibi uzayı da kirletmektedir. bilindiği gibi bugün uzayda uçan, tesbit edilebilen 15.000’den fazla cisim bulunmaktadır, bunların ancak 235’i belirli amaca yönelik olarak kullanılan uydulardır. gerisi uzay çöplüğü olarak nitelenen bozuk uydular, roketler, patlayan veya yörüngeden çıkan uzayaraçları parçaları, yakıt tankları vs.dir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/798208

her insan» beynindeki hücrelerin birbirleriyle bağlantı kurma derecesine ve düzeyine bağlı bir kişiliğe sahiptir. bu bağlantı sistemindeki bozulmalar oranında» kişilik değişimlerine uğrar,. örneğin: beyinin bir parçası devre dışı bırakılınca (kaza sonucu, ameliyatla, vs.) yaşamını yine sürdürülebilir, ama düşünce, ve davranışlarında büyük değişiklikler olur.
sağ ve sol. beyin yarılan arası iletişim, sistemi kesilip,, kişilerin sağ ve sol. beyin yanlarına, ayn ayn hitap edilmesi durumlarında, insanın farklı hücresel kişilikleri ortaya çıkar, örneğin: kişiye, “kimi sevdiği’ ‘” sorulduğunda, beyin sağ yansı “a.’yı” sevdiğini söylerken, sol beynin. “b'”yi” sevdiğini, iddia edebildiği saptanmıştır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/960959

dünyaya ilişkin varsayımlar ölçeği geçerlik ve güvenirlik çalışması: ön çalışma
https://www.psikolog.org.tr/tr/yayinlar/dergiler/1031828/tpy1301996120080000m000155.pdf

besinlerin üretim, işleme, depolama, hazırlama, pişirme ve tüketimlerine kadar geçen süreçte izlenmesi gereken sağlıklı (hijyenik) koşulların sağlanmaması, çeşitli nedenlerle kirlenmesi;
• besin kayıplarına,
• besin kalitesinin bozulmasına,
• besin zehirlenmesi ve diğer sağlık sorunlarına,
• ekonomik kayıplara neden olur.
https://akademik.adu.edu.tr/myo/cine/webfolders/File/ders%20notlari/gida%20guvenligi.pdf

yurtseverlik: doğa insanından toplumsal insana özgürlük ve eşitlik
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/697140

bir dayatma halini alan mutluluk talebi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/409515

insan haklarının filozofik temelleri
http://www.bingol.edu.tr/documents/%C4%B0nsan%20Haklar%C4%B1n%C4%B1n%20Filozofik%20Temelleri%20(Dipnot%20metinde).pdf

türkiye’de ağaçlandırma çalışmalarının önemi çok geç anlaşılmıştır. cumhuriyetten evvelki devrelerde tanzimatın ilanına (1839) kadar, hatta orman nizamnamesinin ilk çıktığı 1870’e kadar osmanlı imparatorluğu devrinde ağaçlandırma konusunda esaslı bir karar ve uygulamaya rastlanmaz.
https://ormuh.org.tr/uploads/docs/Agaclandirma%20Teknikleri.pdf

hemşireler dünya sağlığında öncü bir ses
https://2020.icnvoicetolead.com/wp-content/uploads/2020/05/IND2020_Toolkit_TURKISH.pdf

yapılan araştırmalarda, toplumun obez ve aşırı kilolu bireylere olumsuz, ayrımcı, küçümseyici ve ön yargılı bir gözle baktıkları, sağlık personelinin bile obezlerin tembel, aptal ve değersiz olduğunu düşündüğü görülmüştür.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/474532

toplumsal cinsiyet rolleri ve kalıp yargıları bağlamında kadının medyada metalaştırılması
+
washington post, haber sunumlarının çekici kadınlara verilmesinin şaşırtıcı olmadığını vurgulamıştır.
+
eğer paula zahn, biraz da güzel bir hatun olduğu için orada olduğunu bilmiyorsa, kendini harikalar diyarında zannediyor demektir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1036437

türkiye sağlık coğrafyası literatürünün değerlendirilmesi
+
tıbbi coğrafyanın babası olarak görülen jacquies may’ın sağlık coğrafyasına kazandırdığı iki önemli eseri vardır: “medical geography: ıts methods and objectives (1950-54)” ve “the ecology of human disease (1958)”adlı eserleridir. “medical geography: ıts methods and objectives (medikal coğrafya metodu ve amaçları)” adlı eserinde hastalığın yalnızca zaman ve mekânda çeşitli faktörler çakıştığında ortaya çıkan çoklu bir fenomen olduğunu ifade etmiştir.
+
dünyanın farklı yerlerinde hastalıkların meydana gelmesinde etkili olan coğrafi çevre faktörleri ile hastalıklar arasındaki ilişkileri incelemiştir.
+
sağlık coğrafyası hakkında bilinen ilk çalışmalardan biri doktor john snow tarafından yapılan çalışmadır. snow, 1854’te londra’nın soho mahallesi’nde yaşamakta ve o yıllarda ingiltere’nin pek çok noktasında kolera salgını nedeniyle ölüm olayları görülmekteydi. bu salgınların en ağırlarından biri de snow’un evinin bulunduğu soho’da ortaya çıktı. ilk üç gün içerisinde yüzden fazla (127) kişi hayatını kaybetti. 31 ağustos’ta başlayan salgın, 10 eylül’e kadar 500 kişinin canını aldı. snow, salgında ölenlerin yerini (adreslerini) bir harita üzerinde işaretlemeye başladı. her ölüm için bir siyah çizgi (ya da nokta) kullanarak konutta kaç kişi öldüğüne göre çizim gerçekleştirdi. bu haritalama sayesinde, mahalleye su sağlayan pompaya (kuyuya) en kolay erişime sahip caddelerin en yüksek ölüm oranlarını yaşadığını ortaya koydu (snow, 2002). bu haritanın oluşturulması sayesinde snow bölgedeki kolera salgınını engelledi. oluşturulan harita etkili veri görselleştirmesinin en iyi örneklerinden biridir diyebiliriz.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1090167

ülkelerin sağlık planlamasında tıbbi coğrafyanın yeri
+
coğrafya, bölgelerin hem anatomisi hem de fizyolojisidir.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/20993.pdf

cinsiyet ve coğrafya
+
yirminci yüzyılın ortalarına kadar kadın imgesi, yaygın olarak biyolojizmin çerçevesini çizdiği “iyi bir eş ve sevgi dolu bir anne olma” üzerinden yüceltildi.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/120283/mod_resource/content/0/1%20Feminizm_Feminist%20Co%C4%9Frafya%20Arkaplan%20ve%20Temel%20Kavramlar.pdf

dünya yapan insanlarla doludur: ne olduklarını yaptıklarıyla ifade eden ama ne olduklarının yanı başında duran bir bilgi üretmeden ‘yapamayan’ insanlar. (…) büyüsü bozulmuş dünyada, artık paradoksa ait yeni büyüleyiciliğin temsilcisi bilim ve doxa olur. bütün bu ne yaptığını yanlış bilen pratikler (…) daha önce retorikçinin ve sofistin silahı olan şeyi dünyanın düzyazısına kaydederler.
+
peki siyasal olan nedir? ranciere, siyasalın ikili bağlamı arasında net bir ayrım koyar: “siyasal olan ayrı türden iki sürecin karşılaşmasıdır. birincisi hükümet sürecidir. cemaat halindeki insanların bir araya gelişini ve rızalarını örgütlemekten ibarettir ve temelinde yerler ile görevlerin hiyerarşik dağılımı vardır. bu sürece polis adını vereceğim”. ve ekler: “ikincisi eşitlik sürecidir. herhangi birisinin herhangi bir başkasıyla eşit olduğunun varsayılması ve bu eşitliğin doğrulanması kaygısının kılavuzluk ettiği pratiklerin oyunundan ibarettir”.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/149770

modernizmin tanımlayıcı özelliklerinden özcülük ve indirgemecilik bağlamında hem kemalist feministler hem de islamcı feministler modernizmin indirgemecilik özelliğiyle örtüşürken, özcülük öz elliği bağlamında yalnızca islamcı feministlerin özcü, biyolojist ve natüralist olduğu görülmüştür. kemalist feministler modernizmin özcülüğüyle bağdaşmazlar.
+
biyolojist ve natüralist anlayış, kadının ikincilleştirilmesi amacı doğrultusunda bir argüman olarak kullanılmıştır.
+
kadınlar, niteliği verilmiş, evrensel ve genellikle önemli olmayan bir şey olarak görülür. terim genellikle natüralizm ve biyolojizmi koşullu olarak birbirine bağlar.
+
cinsiyet ve coğrafya biyolojizm, kadınları karakterie eden temel niteliklerin biyolojik kapasiteler üzerinden tanımlandığı bir özcülük biçimidir. biyolojizm; kadınların fiziksel olarak erkeklerden güçsüz olduğu, bu yüzden, kadınların, biyolojik doğalarından dolayı, erkeklerden daha duygusal olduğu varsayımına dayanır. bu bakımdan, kadınların toplumsal ve psikolojik kapasitelerini biyolojik olarak kurulmuş sınırlara göre kısıtlama çabasındadır. bu anlayışa göre biyolojinin kimlik için değişmez bir temel oluşturduğu varsayılır, biyolojik karakteristiklerden kadınlar için kalıcı bir toplumsal sınırlama oluşturulur. biyolojizmin özünü, erkekler ve kadınlar arasındaki doğal benzerliklerin ötelenip; biyolojik, anatomik farklılıkların öne çıkarılması oluşturur.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/46022.pdf

toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve coğrafyalar
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/120311/mod_resource/content/0/9%20Toplumsal%20Cinsiyet%20ve%20Mekan.pdf

kadın sünneti: kültürel dayanakları ve yol açtığı sorunlar
+
kadın sünneti geleneğinin ortaya çıkışı ve yayılması ile ilgili diğer bir husus da ekonomik ve coğrafi şartların oluşturduğu zemindir.
http://www.ekevakademi.org/Makaleler/990402416_21%20Senem%20SOYER.pdf

insani gelişme raporu
2019
http://www.hdr.undp.org/sites/default/files/hdr_2019_overview_-_turkish.pdf

kadın sünnetinin alt üriner sistem semptomlarına etkisi ve hemşirelik bakımı
https://jag.journalagent.com/androloji/pdfs/AND_22_4_226_232.pdf

kadın sünneti: etnomerkezci önyargılardan kültürel dinamikleri dikkate alan bir yaklaşıma doğru
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/95806

kadına yönelik şiddetin bir boyutu:
somali’de kadın sünneti
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET001427.pdf

türk mitolojisi ve halk şiirinde “sarı/kızıl öküz” inancı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/173056

osmanlı minyatürlerinde ve batı güzel sanatlarında evrenin yaradılışı miti
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/275408

öküz sözcüğü üzerine
https://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2019/12/1_Hatice-%c5%9eirin-_-%c3%96K%c3%9cZ-S%c3%96ZC%c3%9c%c4%9e%c3%9c-%c3%9cZER%c4%b0NE-_14.pdf

“oğuz” sözcüğünün kökeni üzerine yeni düşünceler
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/990018

oğuz adının anadolu ağızlarındaki anlamları üzerine
http://ibu.edu.mk/turkishstudies/wp-content/uploads/2019/04/4G%C3%B6k%C3%A7eAziz_sos-37-47.pdf

bir osmanlı devlet adamının yaratmaya çalıştığı ticarȋ ağ: öküz mehmed paşa vakfiyesi ve düşündürdükleri
http://tdtts.deu.edu.tr/wp-content/uploads/2018/02/BIR-OSMANLI-DEVLET-ADAMININ-YARATMAYA-CALISTIGI-TICAR__-AG.-OKUZ-MEHMED-PASAVAKFIYESI-VE-DUSUNDURDUKLERI.pdf

kıyamet kop- üzerine
https://silo.tips/download/kiyamet-kop-zerne

kırgızlarda su alıp götürsün diye dilek dileyip hasta ya da korkmuş kişinin başının etrafında su çevrilen ve su saçılan bir gelenek bulunmaktadır. böylece kırgızlar, çevrilen ve saçılan su ile hastalıkların ve belaların yok olacağına inanırlar.
http://www.yyusbedergisi.com/imagesbuyuk/cdaa8%C3%B6zel%20say%C4%B1%20son.pdf

şamanların hastalarını iyileştirmek için çeşitli hayvanları kurban ettiği çeşitli anlatılarda karşımıza çıkan bir gerçektir. kurban edilen hayvanlardan bir tanesi de boğadır.
http://www.istanbulturkocagi.org/kullanici/goruntu/bilgiler/el/pdf/tonyukuk_sempozyumu_2020.pdf

kadınların kent hakkı: bütün köşebaşlarını istemek
https://www.tesev.org.tr/wp-content/uploads/rapor_Kadinlarin.kent_.hakki_.butun_.kosebaslarini.istemek.selda_.tuncer1.pdf

türkiye yüz yıl değil, sekizyüz yıl geriye gitti…
ömer hayyam şu dizeleri sekizyüz yıl önce yazdı çünkü:
ırmaklarından şaraplar akacak diyorsun cennet-i ala meyhane midir?
her mümine iki huri diyorsun cennet-i ala kerhane midir?
hayır hayyam hayır, sekizyüz yıl değil, daha da geriye gitti…
her mümine iki huri senin zamanındaydı…
şimdi iki değil yetmişiki…
erkeğin motoru buna yeter mi diye soranlara da mollanın cevabı hazır:
-yetmişiki huriyi bağışlayan allah, erkeğe motoru da verir!
+
cennet-i ala bir kerhane midir, diye mi soruyorsun?
mustafa kemal çanakkale’de şehit olmaya hazır askerlerine böyle bir şey vadetmemişti…
suriye’de ve ırak’ta ölenlere vadediliyor bu şimdi…
kürt öldürmeye giderken ölenlere…
ölmeyenler gazi…
ölenlere huri!
dünyanın halini anlata anlata mürekkep tükendi…
http://www.afrikagazetesi.net/Afrika-Arsiv/Yil/Arsiv%202017/Ocak%202017/20%20OCAK%202017.pdf

katran kazanlarım kaynıyor dersin
durmazsın mizanda kimi tartarsın
her adama kırk tane kız verirsin
acep cennet-ala kerhane midir?
âşık ali izzet
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/183472

bu si..ş eş’ārını ecrî dediñ kerħānede
demedik küçük büyük śıbyānı …dik śaġladıķ
(ecrî, bu si.iş şiirlerini genelevde dedin, küçük büyük demedik, çocukları …tik (onlara) sahip olduk.)
+
ecriyā ġāfil mebāş merdūm-ı rind-i süħen
bu fenā kerħāne-i devrāna etmez imtizāc
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/22437b9543fa36b43250f79bb0b8c31a.pdf

yoğurdun öyküsü, probiyotiklerin tarihi
http://www.cshd.org.tr/uploads/pdf_CSH_488.pdf

bir probiyotik olarak kefir’in günlük besin desteğinden yoğun bakımda kullanımına uzanan öyküsü
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1261865

ateist ve teist perspektiften insanın yaratılışı ve düşünce özgürlüğünün doğuşu
+
özgür düşünce insanın yaratılışından kaynaklanır ve özgür düşüncesini koruyabilmesi için insanın doğal, ekonomik, tarihsel ve biyolojik şartlardan kendisini kurtarması gerekir.
+
maddenin ve doğanın şekillendirdiği insan: materyalizm ve natüralizm
materyalizm, insanın özünü maddenin özünden sayarak insanı, doğa ile bir tutmaktadır. ne de olsa insan, doğada evrimleşmiş bir varlıktır. bu noktada doğa ile hemcins olup sadece madde olmakla sınırlandırılmış insan, kendini de doğada yani, bu dünyada yalnız hissetmez.
+
biyolojinin şekillendirdiği insan: biyolojizm
biyolojizm akımına göre biyolojik durumumuz, irademizin dışında (!) biz insanları şekillendiriyor. biyolojizm’de insan, kendi biyolojik özelliklerinin bilinçsiz bir oyuncağı durumundadır.
+
erzurumlu ibrahim hakkı, söz konusu eserinde insan davranışlarının ve ruhsal durumların beden tipleriyle doğrudan bir ilişkisi olduğunu ifade etmiştir.
+
erzurumlu ibrahim hakkı’ya göre; “boyu uzun olan, güzel ve sade dilli olur. boyu kısa olanın pek hilesi vardır. boyu orta olan, akıllı ve hoş huylu olur. saçı sert olan, akıllı ve atılgan olur. saçı yumuşak olan, aptal ve arsız olur……
+
toplumun ve ekonominin şekillendirdiği insan: sosyalizm ve kapitalizm
bazı sosyologlar, insana ait olan sıfatlar ve özelliklerin insanın özünde bulunmadığını ifade ederler. ayrıca insanın şahsiyetini de bizzat toplumdan aldığını savunurlar.
+
bireyi ekonomik manada şekillendiren bir diğer akım ise kapitalizmdir. kapitalizm, sosyalizmin aksine teorikte kamu diye bir şeyin varlığını yok sayar ve toplumu, belli bir sayıdaki münferit insanlartopluluğu olarak kabul eder.
+
tarihin şekillendirdiği insan: historizm
historizme göre insan, bağlı olduğu tarihsel süreç içinde şekillenmiştir. yani bireyin, kendi iradesinden ziyade tarih, bireyi adeta kendi istediği gibi oluşturabilmektedir. bireyin kendisinde var olan mevcut özellikler, aslında tarihin ona verdiği özelliklerdir.
+
insan, bazı fikirleri benimsiyor ve belli konularda inandığını dile getiriyorsa ya da söz konusu fikirlere karşı çıkıyor ve onlara inanmadığını dile getiriyorsa bu insan, düşüncesinde özgürdür. insanın bu özgürlüğü, hiç kuşkusuz onun yaratılışında mevcuttur. çünkü özgür insan, diğer canlıların tersine kendi fıtrat ve içgüdüsünün aksine hareket eder ve iyi ya da kötü olmayı kendi seçer. bu da bize en büyük insani değerin, hiç kuşkusuz yaratılışıyla ortaya çıkan özgür iradeye sahip olma olduğunu gösterir. konuyu teist perspektiften ele aldığımızda cennette melek olarak rahat bir şekilde yaşayan insan (adem), kendisine yasaklanmış meyveyi yiyerek meleklere göre allah’a dahi isyan ediyor. böylece melek olmak yerine özgür düşünen bir insan olmayı tercih etme durumunda kalıyor. bu yüzden insanın yaratılışından kaynaklanan özgür düşüncesini koruyabilmesi için doğal şartların hegemonyasından (naturalizimden, materyalizmden), ekonomik şartların aracı olmasından (sosyalizmden, kapitalizmden), tarihin kendisini şekillendirmesinden (historizmden), biyolojik özelliklerin etkisinden (biyolojizmden) kendisini mutlaka kurtarmalıdır. insan, ancak bu şekilde özgür düşünceye ve özgür iradeye sahip olarak yaşamını sürdürebilir.
https://core.ac.uk/download/pdf/270264927.pdf

peyzaj – coğrafyacı alexander von humboldt (19.yy)
peyzaj; kendine özgü ekolojik karakteristiklere sahip bir ekosistem kısmını veya çeşitli ekosistemleri içine alan bir mekan birimidir.
ekoloji – biyolojist ernst haeckel (1869)
ekoloji; canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkileri inceleyen, çalışan ve araştıran bilim dalıdır.
peyzaj ekolojisi – biyocoğrafyacı carl troll (1938)
peyzaj ekolojisi; peyzaj içindeki ekosistemlerin veya bir ekosistemin belirli bir kısmının yapı ve fonksiyonlarını coğrafik ve ekolojik görüş açısından inceleyip araştıran disiplinlerarası bir bilim dalıdır.
https://avesis.istanbulc.edu.tr/resume/downloadfile/ulusay?key=62808fc8-095e-4b87-ac58-d62edc02586a

ilimlerde prensip ve müşahede
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4377

buğdayın akdeniz’deki yolculuğu
https://www.izmeda.org/yayimlar/dosyalar/Bugdayin_Akdenizdeki_Yolculugu_Dizgi_Web.pdf

tüketim algısındaki değişim: kitle iletişim araçları ve tüketim ilişkisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/384823

susan glaspell’ın önemsiz şeyler’inin önemi
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/13/191/1490.pdf

işe ilk başladığında genç doktor ve hemşireler birbirlerini eşit görürlermiş, herkes ekibin bir parçasıymış. aralarındaki doktorlar, kendilerini tanrı yerine koyan despot uzman doktorlara benzememeye yeminliymiş.
https://turuz.com/storage/her_konu-2019-7/6354-Insanlighin_Mehrem_Tarixi-Theodore_Zeldin-Elif_Ozsayar-1994-482s.pdf

özgürlüğün en yüce değer olduğunu savunuyorsan, neden bir yuva kurup başına dert açasın ? hazcı bir toplumda ahlaka ne gerek var? tanrı öldüyse, evren bir kerhane olmuş demektir ve bundan geberene kadar faydalanmak gerekir.
https://dergipark.org.tr/en/download/issue-full-file/41293

insan sinir sistemindeki bazı düzensizliklerin, hava savunma toplarının otomatik kontrolünü yapan elektronik sistemlerdeki düzensizliklere benzediği görülmüştür.
+
biyolojist ve fizyolojistlerin çizdikleri, insan sinir sistemini temsil eden diyagramların, elektrik devrelerine ait diyagramları andırdığı yine bu ilim heyetinin çalışmaları sonunda ortaya çıkmıştır.
https://www.emo.org.tr/ekler/7aeed74714116f3_ek.pdf

can başkent’e bilimsel bir cevap
+
biyolojizm feminizme ne vaat ediyor?
+
başkent’in biyolojik feminizmden kastı ise, biyolojizmin cinsiyet kurgusunu kabul eden ve politik gündemini buna göre düzenleyen bir feminizmdir.
+
erkeklerin kadınlar üzerindeki toplumsal hâkimiyetlerini, cinsler arasındaki doğal farklara değinerek haklı çıkarma çabası uygarlık tarihi kadar eski.
+
modern biyolojinin bu inançlar üzerinden hareket etmesi ve kadınların toplumsal koşullarını bedenlerine indirgeyerek, patriyarkanın elini güçlendirecek belirlenimci cevaplar vermesi de şaşırtıcı değil.
+
can başkent, mesele’nin 36. sayısında yayınlanan “biyolojik feminizm” başlıklı makalesinde, “standart feminist literatürün ciddiye almadığı”, kadın ve erkeklerin farklı beyin ve hormon yapılarını inceleyen araştırmalardan örnekler vererek, kadınların matematik içeren bilimlerdeki “başarısızlığını”, onların beyinlerinin bu “parkurda” daha az gelişmiş olmasına bağlıyor.
+
sözde-bilim: biyolojik cinsiyetçilik öncelikle “biyolojik feminizm” kavramını ele alalım. biyolojizm, insan davranışını belirleyenin biyoloji olduğunu ileri sürer ve cinsiyet farklılıklarına (ve diğer eşitsizlik biçimlerine) dair biyolojik açıklamalar getirmeye çalışır.
+
bu kurguya göre, erkekler doğaları gereği agresif, cinselliğe yatkın; kadınlar ise anaç ve pasiftir.
+
başkent’in yazısındaki “bilimsel” argümanların hepsine kapsamlı cevaplar vermek mümkün.
+
kadınlık ve erkeklik normları yaratma yolunda brizendine, erkeklerin matematiğe, kadınların ise dile yatkın olduğu klişesini kanıtlamak için, bir kadının günde ortalama 20 bin, erkeğin ise ortalama 7 bin kelime kullandığını öne sürüyor.
+
23 yaşındaki erkeklerin yüzde 85’inin her 52 saniyede bir, kadınların ise günde bir kere seks hakkında düşündüğü iddiaları da aynı sahtekârlıkla malul.
+
cinsiyet hormonlarının cinsler arası farklılık gösteren anatomik ve fizyolojik özelliklerin gelişiminde rol oynadığı kabul gören bir olgu.
+
“biyolojik feminizm” ise feministlere, “yavan bir küçük burjuva hayali” olarak anılmamak için, cinsiyet farklılıklarını mutlaklaştıran, patriyarkanın elini güçlendiren kadınlık ve erkeklik rollerini “doğal” kabul etmeyi öğütlüyor.
+
daha bu sabah -ve aslında her sabah- dolmuşta bacaklarını iki yana açabildiği kadar açan erkeklerin yanında otururken, bacaklarımı birbirlerine değdirerek oturmam gerektiği terbiyesini nasıl edindiğimi düşündüm -tekrar tekrar-.
+
bacaklar yürümek için değil namusu korumak için kullanılır ergenlik döneminde. öyle ki pantolon giyilse de giyilmese de artık iki bacak birbirlerine kavuşmak için oturmayı sabırsızlıkla bekler olur.
http://www.sosyalistfeministkolektif.org/wp-content/uploads/Feminist_Politika/fp_sayi_06.pdf

kaos ve atmosfer
+
bir akarsuda yüzen yaprağın davranışını dikkate alalım. yaprak, hareketi sırasında bir girdaba yakalandığında girdabın çevresinde bir süre tur atar. girdaptan kurtulan yaprak, bir sonraki girdaba yakalanıncaya kadar yolculuğuna kaldığı yerden devam eder. yaprağın konumundaki çok küçük bir değişiklik, onun gelecekteki davranışını tamamen değiştirir. çok küçük değişimlerin daha büyük değişimlere yol açması kaosun en belirgin özelliğidir. bazen damlayan bir muslukta ve bazen de insan kalbinin atışında olmak üzere kaos doğada her yerde karşımıza çıkar.
+
belli koşullar altında insan kalbinin atışı kaotik bir davranış ortaya koyar. kalbin atış hızı, ritmik aktiviteyi kontrol eden organ tarafından denetlenir. ancak bazı durumlarda bu organ ile kalbin uyumlu çalışmaması nedeniyle kalp atışları arasında birini takip eden uzun ve kısa boşluklar ortaya çıkar. daha ekstrem koşullarda ise kalp atış ritmi düzensiz bir hal alır. kalbin herhangi bir atışının zamanlamasında meydana gelen çok küçük bir değişiklik, bir sonraki kalp atışında büyük bir değişikliğe neden olur. kalp atışları kaotik bir hale gelir ve yaşamı tehdit eder. bu örnek, düzenli bir davranışın başlangıç koşulları değiştiğinde nasıl kaosa dönüştüğüne ilginç bir örnektir.
+
kaos sürekli bir kararsızlıktır. kararsızlık çevremizin ve kültürümüzün bir parçasıdır. günlük yaşamda sıklıkla kullanılan “bıçak sırtında olmak”, “bardağı taşıran son damla” gibi deyimler kararsızlık ifade ederler.
https://web.itu.edu.tr/~kkocak/kaospdf.pdf

kanama ve kanamaların kontrol altına alınması
+
kanama, tartışmasız, belli başlı acil sorunlardan biridir. kanama mutlaka kısa sürede belirlenmeli ve ciddiyeti değerlendirilerek, kontrol altına alınmalıdır. kanın damar dışına çıkmasına kanama (hemoraji) denir. iç ve dış kanama olmak üzere ikiye ayrılır.
+
iç kanamalar gözle görülemediklerinden, belirlenmeleri ve en kısa zamanda hastaneye ulaştırılmaları önemlidir. halbuki dış kanamalar gözle görülebilir ve durdurulma yöntemleri ile kontrol altına alınabilirler. kanama başlangıçta halsizlik yapar, eğer kontrol altına alınmazsa şok ve ölüm gelişebilir.
http://www.anadoluissagligi.com/img/file_769.pdf

van gölü çevresinde yaşayan martılarda (larus michahellis, naumann 1840) bulunan çiğneyici bit (phthiraptera) türleri
+
10 hasta ve 5 yeni ölmüş martı incelenmiş ve 15 martının 11’inde bit enfestasyonu tespit edilmiştir. enfeste martılardan toplam 88 bit toplanmış ve toplanan bitler %70’lik alkol bulunan şişelere konulmuştur.
+
yeryüzünde kuşlar üzerinde yaşayan 4000 bit türü rapor edilmiştir. türkiye’deki kuşlarda parazitlenen 95 çiğneyici bit türü rapor edilmiştir.
http://vfdergi.yyu.edu.tr/archive/2013/24-3/2013_24_(3)_117-121.pdf

kaos kuramının yönetici hemşireler açısından önemi
https://jag.journalagent.com/shyd/pdfs/SHYD-07742-REVIEW-SIMSEK.pdf

kaos: örgütler için bir risk mi yoksa bir fırsat mı ?
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/389802

https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/70335/mod_resource/content/0/D1-SAVA%C5%9E%252C%20%C5%9E%C4%B0DDET%20ve%20G%C3%96%C3%87LER.pdf

kant’ın kozmopolitanizminin antropolojik kökenleri
https://www.pasajlardergisi.com/wp-content/uploads/2021/01/Sayi-6-Ozlem-Duva.pdf

kozmopolisten küreselleşen dünyanın devletine
https://avesis.ebyu.edu.tr/dosya?id=3a5d1472-d662-404c-9831-040f5f7defc2

kant’ta barış düzeni, dünya vatandaşlığı ve ötekiler: modern kozmopolitizm düşüncesinin temelleri üzerine bir inceleme
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/553871

marx’ın ekolojisi – materyalizm ve doğa
http://alternatifpolitika.com/eng/site/dosyalar/arsiv/Subat2016-Sayi1/16.pdf

kant’ın ebedi barış fikrinin temellendirilmesi
http://acikerisim.kirklareli.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/20.500.11857/284/10043805.pdf

öteki kavramı bağlamında radikal demokrasi üzerine
+
kadınlar, doğulular ya da lgbtti bireyler gözetlenerek denetim ağları aracılığı ile nesneleştirilir. iktidar heteroseksüel evliliği ahlaki olan evlilik biçiminin ölçütü olarak pekiştirir ve toplumsal normlarla desteleyerek bunu tek meşru cinsellik biçimi olarak dikte eder. bu yolla heteroseksizmin dışında kalan bireyler öteki olarak inşa edilir.
+
tüm batı metafiziği derrida’ya göre, mezkur ikiliklerden birincileri imtiyazlı kılmış (vurgulanmış), ikincileri ise yok edilmesi gereken düşmanlar listesine dahil etmiştir. değil mi ki ‘her şey zıddıyla kaimdir’. değil mi ki kötülük olmasa iyilik, çirkin olmasa güzellik, yönetilen olmasa yöneten, günah olmasa sevap, yanlış olmasa doğru olmazdı. ikinciller listesi, aynı zamanda ötekiler listesidir ve zaten esas olan birinciler listesinin varlığını teminat altına almak için sonradan üretilmiş ekler (supplement) gibi görünmektedirler. derrida için bu bir ‘hatalı kimlik’ meselesidir.”
+
“bela bedenler” yani normalliğin dışa attığı bedenler, yasayla karşılaştığında, iktidar ilişkileri içerisine girdiğinde kurulurlar. foucault’nun “bedenin cinsiyetli bir varlık olmadığı” fikrini paylaşan butler, bedenin iktidar ilişkileri dolayımıyla cinsiyetli bir varlık haline geldiğini savunur.
+
örneğin, kadınların ‘özne-konumu’ hiçbir zaman ‘kadınlar’ göstereni tarafından sabitlenmez; bu terim önceden varolan bir grubu/iştirakçıyı betimlemez; aksine, bu grubun üretiminin ve şekillenmesinin bir parçasıdır, politik alanda öteki gösterenlerle ilişkisinde sürekli olarak yeniden tartışılan ve yeniden ifade edilendir.
+
derrida’ya göre erkek-kadın, dost-düşman, efendi-köle vb. karşıtlıklardan birincileri merkeze alınmış ve ikinci öteki olarak dışsallaştırılmıştır. birinciler kimliklerini var edebilmek ve sürdürebilmek için ikincileri bir ek ya da öteki olarak kurmuşlardır.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/7904/Yeliz%20%C3%96zt%C3%BCrk%20Lider%20Tez%20Son%20Hali-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCr%C3%BCld%C3%BC.pdf

pogge ve held’de kozmopolitizm ve egemenlik ilişkisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/599231

judith butler felsefesinde kimlik siyasetinin reddi: özne ve cinsiyet tartışmaları üzerinden bir okuma
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1063492

maddeleşen/sorunlaşan bedenler (bela bedenler)
https://discovery.ucl.ac.uk/id/eprint/1304048/1/BTM_YKY.pdf

savaş, şiddet ve göçlerin toplum sağlığına etkileri
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/70335/mod_resource/content/0/D1-SAVA%C5%9E%252C%20%C5%9E%C4%B0DDET%20ve%20G%C3%96%C3%87LER.pdf

başkasının öldürüldüğü yerde benim de bulunmam ve hayatta kalmam halinde, içimdeki bir ses şunu bilmemi sağlar: hala yaşıyor olmam benim suçumdur.
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/1375/1/10249351.pdf

insan sorumluluğunu ve varoluşunu yalnızca kendi hayatı ile değil ötekine karşı sorumlulukta vurgulayacaktır.
+
diğerinin yaşadığı felakete karşı körlük, insanın kalben hayal gücünden yoksun olması ve şahit olunan felakete karşı takınılan kayıtsızlık –ahlaki suç işte bunlardır.
+
sorumluluk, bir başkasının alanını tanımayı ve onun alanına yapılmış olan yanlış bir müdahelede susmamayı da gerektirir.
+
dostoyevski der ki: her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/369585

toplumsal cinsiyet ve kadına son görev: kadın salâları
+
gördüğümüz, duyduğumuz halde cinsiyet ayrımcılığının yapıldığını fark edemeyiz. bu tip durumlardan biri de cenaze salalarında görülür. ölüm ilanları gibi ölümün sosyal imaları, toplumun değer yargılarının ortaya çıkmasına yardımcı olur. kadın ölüm haberlerinin erkekler üzerinden verilmesine ilişkin geleneksel değer yargıları ve kalıp davranış bulunmaktadır. bölgeden bölgeye değişmekle birlikte nevşehir merkez camilerinde kadın salaları merhumenin en yakın sosyal çevresindeki en bilinen erkek üzerinden verilmektedir.
+
mesela “…eski çarşı esnaflarından hasan satılmış’ın eşi aniş satılmış vefat etmiştir.” ilanında ölüm haberi kadının sosyal çevresi yerine eşinin çarşıdaki arkadaş grubuna duyurulmaktadır. yine başka bir ölüm ilanında “merhum çulharlı yaşar karlı’nın hanımı vefat etmiştir.” diyerek, kadının adı dahi zikredilmemektedir. ilan daha önce vefat etmiş eşin sosyal çevresine duyurulmaktadır.
+
kadın kimliğini inşa ederken toplumsal cinsiyetini anne, eş, kayınvalide, baldız gibi toplum tarafından görülmek istendiği gibi inşa ediyor veya kültürel yapının sınırları içinde kimliğini gerçekleştiriyor.
https://olgaramirez.com/uploads/sempozyum_tammetinEKitap.pdf

suç gelirlerinin aklanması ve aklama ile mücadelede önleyici tedbirlerin suç oranları üzerindeki etkileri
https://ms.hmb.gov.tr/uploads/2019/09/168-13.pdf

kadın derneklerinin kadın siyasal yaşama etkisi, ka-der örneği
http://sites.khas.edu.tr/tez/GurcuKaya_izinli.pdf

sovyetler birliği döneminde dinimizi, dilimizi, milli kimliğimizi yasaklayan, camilerimizi kapatan, ezan sesini susturan türk kelimesini yasaklayan bir rejimde hiçbir kadın hakkı söz konusu olamazdı.
https://www.atam.gov.tr/wp-content/uploads/Han%c4%b1m-HAL%c4%b0LOVA-D%c3%bcnya-Tarihinde-Kad%c4%b1n-Erkek-E%c5%9fitli%c4%9fi.pdf

kültürün öznesi ve nesnesi olarak kadın: kadın ilmihalleri örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/233739

islam kadın ilmihallerinde kadının toplumsal hayattaki yeri: kadın ve erkek ilmihal yazarları üzerine bir karşılaştırma
+
içerik analizi ile desenlenecek ve araştırmacı ve araştırılan konu kadın olduğu için feminist epistemoloji yaklaşımıyla yürütülecek olan bu nitel çalışma, iki ana ulam çerçevesinde şekillenmiştir.
+
gerek kadın gerekse erkek yazarların toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin etkisini yazılarında gösterdiğini göstermiştir. kendileri de kadın olmalarına karşın kadın yazarların kadınların problematik alanlarına eserlerinde erkeklerden daha az işledikleri bir diğer bulgudur.
http://isamveri.org/pdfdrg/D04441/2020_2/2020_2_GURKANS_PERSEMBE.pdf

islam ülkelerinde ortak bir müslüman kadın prototipi yoksa çözüm de mi yok?
http://isamveri.org/pdfdrg/D094885/2012/2012_GOCERIN.pdf

cumhuriyet dönemi ilmihal çalışmaları ve problemleri
+
çalışmalarda dikkati çeken konulardan birisi, kadın ilmihallerinin tamamına yakınının erkek yazarlarca hazırlanmış olduğudur.
+
süslenmesini istediği kadınına erkeğin süs malzemesini almasının gerektiği,
+
cinsel ilişkiden sonra yıkanacak kadının hamam ücretinin koca’ya, adet halinden çıkan kadının hamam ücretinin ise kendisince ödeneceği,
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/701/ramazan_%20bozkurt_cumhuriyet%20d%C3%B6nemi%20ilmihal%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fmalar%C4%B1%20ve%20problemleri.pdf

evlilikte kızgınlık, üzüntü ve suçluluk duygularının ifade biçimlerinin ölçümü
http://www.nebisumer.com/wp-content/uploads/2016/01/anger_sadness_guilt_TPY.pdf

seri evlilik yapan bireylerin ilk ve ikinci evliliğini yapmış bireyler ile nesne ilişkileri, yansıtmacı özdeşleşim, savunma mekanizmalarının düzeyi, psikolojik belirtiler ve ilişki doyumu açısından karşılaştırılması: nesne ilişkileri çift terapisi modeli çerçevesinde bir inceleme
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/1294/c2e9040d-84c8-435d-8634-7fd02e93d798.pdf

sosyal degişme süreci içinde kadın suçlulugu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/597772

özgür ve sağlıklı bir yaşamın tek düşmanı din değildir; devlet de insanları ortalama yığınlar haline getirmeye çalışır. demokrasinin eşitlikçi ruhu da dinle aynı kaynaktan yani yaşama karşı hınç duygusundan türemişlerdir. zerdüşt yaşamın ve bilgeliğin, sürekli değişim halinde olup her zaman baştan çıkaran dansçı kadınlar gibi olduklarını ileri sürer. yaşama ve hakikate yönelik sağlıklı bir tutum bunların sürekli değişim halinde olan doğalarını kucaklar.
http://adudspace.adu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11607/3134/1/1013985.pdf

mecâzî aşka tutuldum, sabrım hiç kalmadı.
deli gönlüm kadın sevgisiyle doldu.
+
bir çok kadınla evlendim, bir çok çocuk doğurdular.
onlardan kimisi bana dost oldular, kimisi de kayıtsız kaldılar.
+
erkek ve kadınların hepsi dünyanın sevgisine aldandılar.
erkekler kadınların zulmüyle yakınlaşmışlar.
+
şüphesiz kişi, salihleri sevmekle onlardan olur.
istanbul’un çocukları, kadınları hep seven yüce kişilerdir.
+
cahil sûfiler kendilerini istanbul’un en iyileri olarak görür.
kendisi hakk düşmanı iken istanbul düşmanı olur.
+
miskin olan daima büyüklenerek kendini över.
gurur ve kibirden aşırı giden istanbullular var.
+
dış görünüşüne bakıp da sakın istanbullulara iftira etme.
+
yer ve göklerin halkının hepsi istanbul’a hizmet ederler.
+
bütün insanlar, melekler, cinler beğenir istanbul’u.
+
kadın sevgisi, gönül şehrimi ele geçirdi.
beni mal, evlat ve kadınlar tutkun kıldı.
+
ey kardeş! kadınlar, çocuklar ve servetin hepsi imtihanıdır.
bunlarda hiç vefâ yoktur, insana cehennemi yurt ederler.
+
mecâzî âşka hakikat köprüsü derler bu gerçektir.
çünkü allah aşkını kadınların aşkının köprüsüyle buldum.
+
ey insan! “günâhların başı dünyayı sevmek” demiş
kolay işi zorlaştırma, altın ve gümüşe tapma.
+
şimdiden tezi yok iki dünyanın sevgisini istemem.
allah’a âşık olup, kadın aşkından geçtim.
+
kadın, çocuk, nefs ve mâl düşmanlarmış
kişinin dostu ancak allah imiş
+
bu dünyâ mü’mine zindân kâfire cennet imiş
dünyada rahat yokmuş, hem istemek suçmuş
+
hilekârın işi daima hile ve düzendir
fahişe kadın gibi, işi süslenmekmiş
+
gel, kadın gibi altın ve gümüşün çokluğuyla neşelenme
mal biriktiren kıyâmet gününde faydasını görmez
https://nigde.ktb.gov.tr/Eklenti/60075,kuddusi-divanipdf.pdf

ikinci evliliklerde genç ve orta yetişkin eşlerin psikolojik iyi oluşunu yordayan değişkenler
+
levinson‟a göre partner kişinin hayatındaki planı şekillendirmesine yardım etmekte ve bütün kalbiyle hayat yolculuğunda eşlik ettiği için partner bir mentor olarak görülmektedir.
+
erikson‟a göre kişilerin, her evrede çözülmesi gereken krizleri vardır. ….. erikson‟un her bir evresinde çözümlenemeyen krizler boşanma travmasıyla yeniden canlanır.
+
aile geçmişten geleceğe sürekli devam eden, aile ilişkilerinin devamlı dönüşüm halinde olduğu bir sistemdir.
+
en sık karşılaşılan bu sistemik aile yaşam döngüsü modelinde ailenin zaman içerisinde geçirdiği evrelerden bahsederken benzer şekilde elder da ebeveynliğin evrelerinden ve öneminden bahsetmiştir. bunlar; çocuklar olmadan önce, çocukların ayrılışı ve boş yuva. elder‟a göre bu evreler aslında tercih edilen ve de istenilen bir döngü sunarken, bunun dışındaki seçenekler dahil edilmemiştir. çocuksuz aileler, evlilik öncesi çocuk sahibi olma, boşanmış ya da eşin ölümü ile dul kalanlar, seri evlilik yapanlar, yeniden evlenenler gibi pek çok çeşit yaşam boyunca evlilik-birlikte olma formlarının oluşmasına sebep olmuştur.
https://openaccess.maltepe.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12415/6559/10354441.pdf

toprak ve insan: birkaç edebi metinde ve avesta’da toprağın yansıması
+
eski ve orta zamanda medeniyet toprak ve ona bağlı değişkenler üzerinden şekilleniyordu. toprağın verimli ya da çorak olması medeniyetin gelişiminde belirleyici olmaktaydı.
+
zerdüştlük, toprağa önem vererek, insanı toprakta çalışması için yönlendirmiştir. bu nedenle eski iran’da ziraat dini bir vecibe anlayışına sahipti.
+
inanışa göre ejderha yağmuru tutarak yağmasını engelliyordu. bu da ülkede kuraklığa sebebiyet vermekteydi. bir kahraman çıkarak ejderhayı öldürür. kahraman kutsiyet kazanırken, yağmurun önündeki engel kalkmış olurdu. böylece toprağa bereket gelirdi. aynı zamanda kutsal kahraman ejderhanın mağaraya kapattığı kızlarla da kutsal düğününü yapardı.
+
bilge insan için, din adamıyla, karısı, oğluyla birlikte hayvanları ve onlar için inşa ettiği ev gelir.
+
tanrıya yeryüzünü neşelendireni soran zerdüşt, buna mukabil, en fazla tahıl, ot ve meyve tohumu serpen, kuru toprağı sulayan ve bataklık toprağı kurutan kişi cevabı alır.
+
en makbul kişi, ekin eken, çayır yetiştiren, yenebilecek meyve ağacı diken ve kurumuş toprağa su bulandır. toprağın uzun süre nadasa bırakılmaması noktasında da hassasiyet gösterilmiş, uzun süre ekilmeyen toprak sevinmez, hep kendisini sürebilen birini bekler durur, cümlesiyle toprağa insan özellikleri olan duygusallıkla yaklaşılmıştır. yine uzun süre ekilmeyen toprak mutsuzlukla ifadelendirilmiş, çocuksuz kalmış ve iyi bir koca isteyen güzel evlenmemiş bir kadın gibi iyi bir çifti ister benzetmesiyle toprağın işleyişi neslin devamı olarak görülmüştür.
+
bu toprağa, kadınların olduğu bu toprağa senin olan bizleri ve kadınları taşıyan bu toprağa hürmet ediyoruz” ifadesi toprağın kadınla ilişkilendirilmesi ise ayrıca öneme sahiptir.
+
zerdüşt’ün sorduğu, dinlerdeki gerçek öz nedir sorusuna tanrı; çalışkan bir şekilde tohum eken, irfan ekmiş olur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/773517

dünya mitolojilerinde toprak simgeciliği
+
kadının kutsallığı, toprağın kutsallığına bağlıdır.
+
dünyanın pek çok bölgesinde örnekleriyle karşılaşılabilir biçimde gebe kadınların toprağa oturarak veya toprakta açılmış bir çukur içine çömelerek doğum yapmaları yaratılışın kaynağı olan toprakla analojik bir ilişki kurma çabası olarak değerlendirilebilir.
+
pek çok mitolojide tarla ile kadın arasında da ilişki kurulmuştur. eliade’ye göre ekili tarlanın verimiyle kadının üretkenliği arasındaki dayanışma, tarım toplumlarının belli başlı özelliklerinden biridir.
+
tohumun doğurgan kadınlar eliyle toprağa atılması veya aksine kısır kadınların toprakla ilişkili eylemlerden uzak tutulması gibi uygulamalar batı avrupa’dan, mezopotamya’ya ve hindistan’a uzanan bir derinlikte tespit edilmiştir.
+
tohumu tarlaya taşımakla görevli finli kadınların tohumları -oldukça güçlü bir cinsellik taşıyan insanlar tarafından taşınan eşyalarla temas eden tohumların verimli olacağı düşüncesiyle- adetli oldukları dönemdeki giysileriyle, bir fahişenin ayakkabısı veya gayrı meşru bir çocuğun çorabı içinde taşımaları, eston çiftçilerin keten tohumlarını genç kızlara taşıtmaları, almanların tohumları ekenleri evli ve özellikle gebe kadınlardan seçmeleri, kuraklık dönemlerinde hindu kadınların tarlaları sabanla çırılçıplak sürmeleri toprağın üretkenliği ile kadınların üretici ve yaratıcı güçleri arasındaki mistik ilişkiyi ortaya koyan önemli örneklerdir.
+
mısır mitolojisinde nadasa bırakılmış tarla çocuksuz kadına benzetilmiştir. hindular toprakta ekim amacıyla açılan karıkları kadınlık organına, tohumları da sperme benzetmişlerdir.
+
erkek avla uğraşırken toprak ile uğraşan kadın olmuştur. toprağı ve mikrokozmosu izleyen kadın, mevsimlerin özelliğine göre bitkilerin döllenmesini, büyümesini, tohumunu dökmesini dolayısıyla hayatın sürekli kendisini yenileyişini izlemiştir.
+
saban, kadın rahmine sperm koyan penis gibi bir işlevle toprağa tohumun konulmasını sağlayan, yani onu dölleyen unsur olmuştur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/596315

kutlu başlangıçtan ebedî istirahatgaha: türk tasavvuf edebiyatında toprak algısı
+
dişil bir öğe olarak algılanan toprak hem bereketi hem de canlılığı bünyesinde barındırır. toprak ana kavramı islami gelenekte çok açık ifade edilmese de kadınlar sizin tarlalarınızdır âyeti bu ilişkiyi doğal bir durum olarak gösterir (schimmel 2002: 24). toprak sadece kendine düşen tohumların filizlenmesiyle yetinmez devir nazariyesine uygun olarak onların yetişip olgunlaşmasını da sağlar.
http://devdergisi.com/Makaleler/2049073828_2%20Meri%C3%A7%20Harmanc%C4%B1.pdf

stoa felsefesinde sağaltımın izleri: bir pratik yaşam felsefesi
+
felsefi sağaltım insanın insanla ve insanın insanlıkla tedavisini amaçlar. bu tedavi ya da sağaltımı filozof kendi başına yapmaz; içeridekiler, yani ‘hastalar’ı doğa bilimi ile, ‘dışarıdakiler’i ise, bütün birikimiyle -tıp da dahil- gerçekleştirme çabasını güder.
+
antik yunan’da sağlıklı düşünme yolları üzerine okumalarımızı derinleştirdiğimizde, bu alana düşünce ve eylemleriyle yakın olan belli ekoller dikatleri çekmektedir.
+
felsefi sağaltım, hastalığın görülür biçimde davranışa dökülmesinden daha erken bir zamanda felsefe tarihinin yardımıyla zihne sağlıklı düşünmeyi öğretmeyi amaçlamaktadır. dolayısıyla bu amaç, tıbbi bir tedavinin çok ötesinde varoluşsal bir iyileşmeyi kapsar.
+
felsefi uygulama, sorunlar veya endişelerle acı çeken, yaşamlarıyla başa çıkamayan veya bir şekilde sıkışıp kaldıklarını düşünen insanlar için bir müessesedir.
+
insan akıldan uzaklaştığı, akılsız hareket ettiği zaman insanlığı kaybolur ve bir hayvan ortaya çıkar.
+
hekimlik sürekli hastalığı olanlara hava değiştirmeyi salık verdiği gibi, felsefe de böylece kökleşmiş alışkanlıkları olanlara yer değiştirmelerini salık verir. çünkü bu alışkanlıkların kuruluşunu sağlayan hava onları güçlendirmekten başka bir şey yapmaz.
+
kendini sağaltan birey, olgunlaştıkça durumların farkında olarak diğer insanlara yardım edebilecektir. elbette ki bu sancılı bir dönemdir ve tıpkı ağır bir hastalığın iyileşmesinin uzun soluklu ve ağır geçmesi gibi sağaltıma yönelen kişi, diğerlerine salık verdiği metotların o kişide şiddetli ağrılara neden olacağının farkındadır. dolayısıyla sağaltan kişi, aynı zamanda telkin edici durumundadır.
+
hastalık vücut için bir engeldir. fakat irade zayıf olmadıkça engel değildir. “ben topalım”; bu vücut için bir zaaftır fakat iraden için asla bir zaaf değildir. başına gelecek her kaza için aynı şeyi düşün o zaman bunların başka bir şeye mani olduklarını fakat sana asla mani olmadıklarını anlayacaksın.
+
yürürken bir çiviye basmama, ayağının burkulmamasına imtina ettiğin gibi, varlığının en esaslı tarafının yani seni idare eden aklında çarpılmamasına dikkat et hayatımızın her hareketinde bu kaideye riayet edersek her şeyi daha emniyetle yapmış oluruz.
+
sağlıklı bir zihne sahip olmak için kendini felsefe ile tedavi eden kişi seneca’ya göre, hastalıklı düşünceler veya hüzünlü durumlarda bile kederli olamaz. bilge için bu durum, felaketlerde bile ortaya çıkmaz.
http://proje.akdeniz.edu.tr/mcri/mjh/10/MJH_X-19-D_KARABULUT-E_KAYNAK_ILTAR.pdf

karşıtlık ve dildeki görünümü
https://www.tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2021/01/%c5%9eerife-Sazak-_-KAR%c5%9eITLIK-VE-D%c4%b0LDEK%c4%b0-G%c3%96R%c3%9cN%c3%9cM%c3%9c-_-8.pdf

ibn tufeyl’in doğaya dönük eğitim ve felsefe anlayışını aktardığı hay bin yakzan adlı felsefi romanı üzerine bir inceleme
+
bu önemli eserin yazarı ibn-i tufeyl gerçekte sadece bir filozof değil sarayda devrin hükümdarının baştabibi görevinde olan ve tıp eserleriyle de batı dünyasını etkilemiş bir bilim adamıdır.
+
ibn-i tufeyl öğretisiyle eğitim felsefesi bağlamında tartışmalara sebep olan başlıca üç sorunu çözmeyi amaçlamaktadır.
1. insan kendi başına hiçbir eğitim ve öğretim görmeksizin doğayı inceleyerek düşünme yoluyla ‘insan-ı kâmil’ (yetkin insan), aşamasına ulaşabilir, başka bir deyişle insani nefs (nefs-i insan), etkin akılla (aklı faal) birleşebilir.
2. gözlem, deney ve düşünme yoluyla elde edilen bilgiler, vahiy yoluyla gelen bilgilerle çelişmez, yani felsefe ile din arasında tam bir uygunluk vardır.
3. mutlak bilgilere ulaşmak, bütün insanların üstesinden gelebileceği bir şey değildir. yüce gerçekliklere ulaşmak, bireysel bir olaydır.
+
hay ötekine yardım etme sorumluluğunu üstlenir. örneğin bir ayının ayağına diken battıysa uzun uğraşlarla onları çıkarır, derenin akışını bozacak bir taş derenin yatağına yuvarlandığında taşı kaldırır, hiçbir şeyi, beslenmek için bile olsa aşırı tüketmemesi gerektiğini kabul eder. doğaya zarar vermeyecek şekilde en olgun olan meyveleri yemeğe başlar, ancak çekirdekleri yemeyip, tohumları yumuşak toprağa yayar. ona göre çekirdekler yenmemeli, bozulmamalı, taşlık ve çorak alanlara atılarak telef edilmemelidir. buna göre amacına en uygun meyveler elma, armut gibi etli ve besleyici meyvelerdir.
+
yaratanın elinden çıktığı sırada her şey iyidir: her şey insanların elinde bozulur. insan bir toprağı başka bir toprağın ürünlerini beslemeye zorlar; bir ağacı başka bir ağacın meyvelerini taşımaya zorlar. iklimleri, ürünleri, mevsimleri birleştirir ve karıştırır. köpeğini, atını, kölesini satar. her şeyi altüst eder, her şeyi değiştirir: biçimsizliği, ucubeleri sever.
+
natüralist filozof roussaeau’nun da belirttiği üzere doğa sadece bir temel değil gerçek bir eğiticidir. eğitimin amacı sadece bir meslek edinmek değil, bir mesleğin uygulanmasında zorunlu bir unsur olan adam yetiştirmektir. gerçekte eğitim nasihatlerle, kurallarla oluşturulamaz. natüralistlerin de sık sık vurgulamaya çalıştıkları gibi doğal çevre şartları insan eğitimi üzerine etki yapar. rousseau’ya göre “kesinlikle öğüt vermemelidir, bunları kendisinin bulması gerekir.”
https://hayefjournal.org/Content/files/sayilar/86/8.pdf

çevre sorunlarına etik bir yaklaşım: “felsefi bir sorgulama”
http://acikerisim.pau.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11499/747/Fatma%20A%C4%9Fbu%C4%9Fa.pdf

cinsiyet ve militarizm
+
fahişeler ve militarize fuhuş
askeri fuhuş politikaları başta a.b.d olmak üzere birçok ülkede uygulanmış ve uygulanmaya da devam etmektedir. fahişeler, ordunun askerlere hegemonik erkekliği aşılamada kullandığı kadınların önemli bir kategorisini oluştururlar. ordu içi eğitim, askere öz güven ve çarpışmak için istek kazandırmayı hedefler. bir asker, bu özelliklerin çatışma anında kendisinin hayatta kalmasını sağlayacağı kadar, onu bir fatih, hakim yapacağını da unutmamalıdır.
+
askeri eğitim süresince askerlere, dişillikle özdeşleştirilen zayıflıktan bağımlı olmaktan nefret etmeyi öğreten ordu gözünden “güç”, zayıf olan düşmanın ele geçirilmesi, zayıf olan tarafın fethedilmesi anlamına gelmektedir. böylece düşman dişilleştirilirken, fethetmek eril anlam kazanır. bu da “güçlü” erkek askerin, dişillikle özdeşleştirilen her şey üzerinde güç kurmasına izin verir; kadının bedenine girme, hakim olma hakkının olduğuna inandırır.
+
filipinler’de, örneğin angels, olongapo ve manila gibi askeri üslerin bulunduğu şehirlerde yerli genç kızların çoğu, askerlere moral ve zevk veren fahişeler olarak fuhuş ticareti yapanlar tarafından en çok kullanılan kadınlardır. coalition against trafficking in women [catw] raporlarına göre, askeri üslere fahişelik yapan yerli kadınların çoğu, fakir ailelerin eğitimsiz çocuklarından oluşur. fuhuş ticareti yapan yerli tacirler ve askeri personel genellikle bu durumdaki kızları seçiyor. ailelerine ordunun temizlik, çamaşır, bulaşık gibi temel işlerini yapacağı söylenerek seks sektöründe kullanılacakları ailelerinden saklanıyor.
+
askeri fuhuş, orduların eski dönemlerden gelen bir alışkanlığıdır. ıı. dünya savaşı’nda da 20.000’den fazla japon ve güney koreli kadının askerlerin cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için vatan savunmasına katkıda bulunmaları zorunlu kılınmıştır.
+
toplumsal olarak da birçok erkekle evlilik dışı ilişkiye girdikleri için “düşük ahlaka” sahip kadınlar olarak damgalanıyorlar. ordunun hedeflediği heteroseksüel, saldırgan erkek asker yaratma politikalarına kurban edilen bu kadınlar, toplumsal olarak itibar kaybederken, onları talep eden askerlerin saygınlığı hiçbir şey kaybetmiyor. böylece cinsiyetçi sistemin erkeğe göre, her zaman daha aşağı, daha değersiz konumlandırdığı sıradan kadınlarla fahişelerin arasına militarist politikalar bir hiyerarşi daha ekler ve fahişeler, hem kadın hem de daha değersiz bir kadın olarak iki kez ezilip, aşağılanır.
+
içerde kutsal kadınlar: asker eşleri
askerlerin çatışma alanında performanslarını etkileyebilecek unsurlardan biri olarak askerlerin evlilikleri, ordunun hep gündeminde olan bir konu olmuştur. askerlerin evliliği ile ilgili kararlarda ve uygulamalarda, askerlerin kendilerini iyi hissetmeleri ve morallerinin yüksek olması genellikle ikincil bir öneme sahiptir. bu politikalardaki temel hedef, ordunun saygınlığını ve kurumun kapasitesini en çok arttıracak uygun evlilik stratejisini bulmaktır. tıpkı askerlerin savaş öncesi morallerini arttırmak için fahişelerin hem gerekli görülüp, askeri fuhuşun organize edilmesi hem de bu kadınların pis ve hastalıklı olabilecekleri düşüncesi ile üslerden uzaklaştırmanın çarelerinin aranması ve artan salgın hastalıklar sonucu ihtiyaç duyulan hemşirelerin halkın tepkisinden çekinip aseksüel şekilde betimlenmesi; öte yandan bu hemşirelerin, kadınsı özelliklerden yoksun olmasından rahatsız olup, askerlerin motivasyonunu arttıracağını düşündüğü romantik figürler olarak tanımlanmaya başlanması gibi çelişkiler, asker eşleri konusuna da yansır.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/33368/cigdem_akgul.pdf

postkolonyal feminist teoride milliyetçilik, militarizm ve savaş karşıtlığı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/53307

tweet-m 2

tweet 9

video

yeşim dalgıçer

üst çenesi dar
ve
alttakinden önde

ki sâdece sorun bu değil
iskelet komple bozuk

sesine de dikkat edin

benzer kişiler az değil

diğer görüntüler
https://www.youtube.com/watch?v=pDwZJp97TYU
https://www.youtube.com/watch?v=gedRa61j6h

******

georgia may ayeesha jagger

dişleri
göbeği
bacakları
kafatası
gözleri
……

baştan ayağa
kötü

diğer görüntüler
https://www.youtube.com/watch?v=Sz8_6V4Q2kM
https://www.youtube.com/watch?v=O8lg2SbC8dE

******

tûbâ büyüküstün

kasılmalara dikkat edin

yanak s yapmış

kemik
kulak bölgesinden daralmış

******

elâ rumeysâ cebeci

o bacaklar niye uzun
diye
düşünmek lâzım işte

okan buyülgen

niye kısacık
diye de
düşünmek lâzım
https://www.youtube.com/watch?v=UykTH3CUSxE

******

diğer örnek kişiler

nevşin mengü – armağan çağlayan
https://www.youtube.com/watch?v=xHuZdUGGQHg

shakira – jennifer lópez
https://www.youtube.com/watch?v=pILCn6VO_RU

******

30 dakikada çarpık bacaklarına veda etti
https://www.youtube.com/watch?v=30EwAOy4xok

siyam ikizleri ayşe ve sema üniversite sınavına girdi
https://www.youtube.com/watch?v=3qf6kW_HkDU

peltekliği nasıl atlattım? | hangi kanalda çalışıyorum?
https://www.youtube.com/watch?v=as1O1lhOyAg

ben peltek miyim ?
https://www.youtube.com/watch?v=-zjD0_H6sbM

rehber köpekler: ‘lütfen dokunmayın, sahibim görmüyor’
https://www.youtube.com/watch?v=eqyTf7Bj0Bw

hızlı üst çene genişletmesi
https://www.youtube.com/watch?v=Gk3rKr2aptI

anatomi- 1.konu- anatomiye giriş
https://www.youtube.com/watch?v=gVAiG9dXzoM

dolaşım sistemi eğitim 2 – baş boyun ve üst ekstremite damarları
https://www.youtube.com/watch?v=gYKvAiiS2EE

prof. dr. gülümser heper – “bunca yıllık hekimim iyileşen hasta görmedim“
https://www.youtube.com/watch?v=hZsKNU9-4qg

anatomy of the sun
https://www.youtube.com/watch?v=JhpnZ8eR9wQ

rembrandt’ın “dr. tulp’un anatomi dersi” isimli eseri (sanat tarihi) (sanat tarihi)
https://www.youtube.com/watch?v=Pknj2Ria92E

karanlıktan aydınlığa: rönesans dönemi | pelin batu ile bunu bilin istedim
https://www.youtube.com/watch?v=vPcWiGilHzA

karın arka duvarı kas ve damarları
https://www.youtube.com/watch?v=zL5eEdZUaaQ

megamaker s1 3d yazıcı kurulumu ve ilk anatomik model baskımız
https://www.youtube.com/watch?v=zus53gb3gHk

insan vücudu belgeseli – #hd (anatomi)
https://www.youtube.com/watch?v=0qOaG0NnYB0

national geographic 4. muhteşem makina – insan vücudu
https://www.youtube.com/watch?v=HehvK_GRDuA

organlarımızı tanıyor muyuz?
https://www.youtube.com/watch?v=LUCPhn9FK5o

anatomi ve fizyoloji (biyoloji / fizyolojinin prensipleri)
https://www.youtube.com/watch?v=280XaXzCUjk

çelikten daha sağlam kemikler (kemiklerimizdeki esneklik)
https://www.youtube.com/watch?v=-JlA_p7PV9A

5 dakikada insan anatomisi!
https://www.youtube.com/watch?v=uJXBEfWot9s

insan vucudu 3d animasyon
https://www.youtube.com/watch?v=UbMP-_7OofE

insan anatomisi (kadavra) incelemesi
https://www.youtube.com/watch?v=3mVrm4PahXE

enzimlerin çalışmasını etkileyen faktörler
https://www.youtube.com/watch?v=LA62h0PS-Xk

sindirim enzimsiz olmaz!
https://www.youtube.com/watch?v=XwiQofykkHc

bilim ve ötesi – uyku (belgesel)
https://www.youtube.com/watch?v=gypkDnUAQ4s

enderin ile doğa popülasyonları nasıl yok edildi
https://www.youtube.com/watch?v=ip-dWJwUztQ

******

pdf 23

stalin, herkesten şüphelenme gibi bir psikolojik rahatsızlık yaşamaktaydı. stalin’in yerleşik, “yerli halkları” topraklarından alarak daha uzak diyarlara sürme planlarıyla ilgili yazılmış uluslar arası bilim adamlarının eserleri, onun bu hastalığına parmak basmaktadır:
stalin’in içinde yaşadığı ruh hali ve onun “büyük tehlike arz ettiğine” inandığı sovyet vatandaşlarını yanından uzaklaştırması ve ortadan kandırttırması, 1944 yılında baş veren büyük ve toplu sürgünlerin doğmasına sebep olmuştur.
+
yeni iskân yerlerine halkın adapte olması çok zor olmuştur. düzensiz beslenme, salgın ve bulaşıcı hastalıklar, ilaç kıtlığı ve kazalar, yerleşim yerlerinin sağlıklı olmaması göçmenlerin sağlığını tehdit ediyordu.
+
bundan dört yıl önce 7 nisan 2010 tarihinde kırgızistan’ı beş yıl yöneten devlet başkanı kurmanbek bakiyev’i iktidardan uzaklaştırmak için kırgız halkı ayaklanır. devlet başkanlığı seçimlerini ikinci kez kazanan ve 9 ay sonra aile mensuplarını kayırdığı, yakınlarına devlet ve kamuda en iyi makamları sağladığı, muhalifleri gözaltına aldığı ve daha bir çok sosyal, toplumsal, ekonomik darboğazı suçlamasıyla devlet başkanlığı önünde toplanarak gösterinin çatışmaya dönüşmesinin ardından yaklaşık sekiz saat sonra devlet başkanı başkenti terkeder. devlet başkanlığı sarayı önünde yaşanan çatışmada 100’e yakın gösterici hayatını kaybeder. meydandaki çatışmada yüzlerce insan yaralanır.
herkes gibi türkler de hastanelere koşarak siyasi olaylarda ağır yaralananlara kan bağışında bulunur. yaralıların yakınlarına erzak yardımı yapar. acil şifalar dilemek için yaralıları hastanelerde ziyaret ederler ve türk köylerindeki camilerde ülkenin acil istikrara ve yaralıların acil şifaya kavuşması için allah’a dua ederler.
+
araştırma yaptığımız zamanda emekli eğitimcilerden biri 76 yaşındaki ahıska doğumlu allahverdi hoca kazakistan’da ilkokula gidecek çağı hakkında bize verdiği bilgilerden kısa aktarmak istiyorum. allahverdi hocanın dediklerine göre “1945 yılın güz aylarından bir gündü. sürgün olunmamıza bir yıl tam olmamıştı. iklime, açlığa dayananlar sağ salim kaldı. dayanamayanlar ise kara toprakla kavuştular. köy halkının yolu sürekli mezarlığa doğru idi. halkın bir araya toplanıp yürüdüklerini görünce çok korkuyordum, çünkü o adamların mezarlığa doğru omzunda götürdüklerinin çoğu okul yaşındaki çocuklar idi. onların bazıları kötü hastalıklara uğradılar. öyle bir zaman idi ki, dün birlikte oynadığımız çocuğu bugün göremiyorduk” dedi.
https://iif.giresun.edu.tr/Files/ckFiles/iif-giresun-edu-tr/sempozyumlar/giresun%202.pdf

hekimlik uygulamalarında kapsamı giderek genişleyen bir etik sorun olarak vicdani ret
+
ülkemizde son yıllarda islami değer yargılarına dayanan yaşam biçiminin kamusal alanda etkisini arttırmasıyla, gündelik hekimlik uygulamalarında cinsiyeti nedeniyle hastayı reddetme ve bu eylemi vicdani ret kavramına dayandırma eğiliminde bir artış yaşanmaktadır. tarihte yaşanan görünümünden farklı olarak bu kez hem erkek hem de kadın hekimlerin karşı cinsten olan hastaları reddetmeleri, benzer taleplerin hastalardan da gelmesi ve cinsiyeti nedeniyle hekim seçme davranışının yaygınlaşması söz konusudur. bu durumun hekim ve hasta hakları açısından ele alınıp alınamayacağı, gerektiğinde uygun cinsiyetten hekim sağlanamamasının bir hasta hakkı ihlali olup olmadığı tartışma konusudur. ayrıca hemşirelik, diş hekimliği, sağlık teknisyenliği gibi alanlarda bu tür eğilimlerin nasıl yaşandığı gibi sorular da yanıt beklemektedir
+
benzer bir sorunun, son onyıllarda yakın ve ortadoğu coğrafyasında yaşanan çatışmalar nedeniyle ortaya çıkan kitlesel nüfus hareketinin yöneldiği avrupa ülkelerinde de saptandığı alanyazına yansıyan çalışmalardan anlaşılmaktadır. islami değer yargılarının hekimlik uygulamaları ile karşılaştığı modern batı toplumlarında ortaya çıkan uyumsuzlukların aşılması, öncelikle sorunların kavranması aşamasındaki güçlükler nedeniyle daha da yakıcı düzeydedir.
+
vicdani reddin kişisel bir tutum olduğu ve böyle bir talebi bulunan bir sağlık çalışanının öteki sağlık çalışanlarının uygulamaları yapması konusunda olumsuz bir tavrı olmayacağı savı, en azından islam teolojisi açısından sorunludur. benzer bir sorun kantian ve varoluşsal etik yaklaşımları benimseyen etikçiler açısından da söz konusudur. sözü edilen yaklaşımların tümünde eyleyen ya “eyleminin maximi bir doğa yasası olsa yine de onu isteyebileceği gibi”, ya “o durumda bir insanın yapması gereken o olduğundan” ya da “bir müslümanın öyle davranması gerektiğinden” belirli bir biçimde eylemektedir. her üç durumda da farklı eylem yanlıştır. bu yanlış bir kantian için “yanlış değerlendirme”, bir varoluşçu için “özgür olmayan eylem”, bir müslüman içinse “günah”tır. o halde vicdani retçinin eyleminin yalnızca kişisel olduğu savı bir yanıltma çabası değilse, bir yanılgıdır. bu argüman, sağlık çalışanlarının özerkliğini korumak açısından sağlık hizmetlerinde neden vicdani ret dışında bir kavrama dayanmamız gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
https://jag.journalagent.com/tjob/pdfs/TJOB_5_1_9_17.pdf

türk halk dindarlığının medyada dini sorular üzerinden değerlendirilmesi
http://acikerisim.ybu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/1217/emine_kaya_tez.pdf

erzurum şehri’nin kültürel coğrafyası (maddi kültür öğelerine göre)
+
philip wagner ve marvin mikesel tarafından 1962 yılında hazırlanmış olan reading in cultural geography adlı eserde, kültürel coğrafyacının beş ana konu üzerinde yoğunlaşması gerektiği ileri sürülmüştür. bu konular, kültür bölgesi, kültürel yayılma, kültürel ekoloji, kültürel etkileşim ve kültürel peyzajdır.
+
yaklaşık iki yıl boyunca rus esareti altında yaşayan şehir kendi halkının büyük bir bölümünü yaşanan göç, katliam ve hastalıklar sonucunda kaybetmişti. ancak iki yıl sonra bu esaret sona ermişti.
https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/62469e112d520dea2a38fac6ff530b79.pdf

yeni türkiyenin ön sözü çanakkale türküsü tarihi
+
şu ana kadar verilen bilgiler ışığında kesin bilinen şu ki bu türkünün çıkış noktası ve kesin yeri “çanakkale” dir.
+
marika papagika çanakkale türküsünü 1923 yılında söylemiş ve kaydetmiş rum sanatçı
http://canakkale.site.probase.com.tr/Portals/77/Belgeler/YEN%C4%B0%20T%C3%9CRK%C4%B0YEN%C4%B0N%20%C3%96N%20S%C3%96Z%C3%9C%20%C3%87ANAKKALE.pdf

ödenmeyen sağlık faturası – türkiye’de kömürlü termik santrallar bizi nasıl hasta ediyor?
https://ekoiq.com/arsiv/ekoiqsayi54.pdf

kentlere feminist coğrafya perspektifinden bakmak
+
türkçe coğrafya literatürde kadın konusunu ele alan ilk çalışmalar erol tümertekin’e aittir. hem cinsiyeti dikkate alan ilk çalışmaları yapması hem de konunun önemine değinmesi bakımından tümertekin daha 1950’lerde, coğrafyada cinsiyetin ihmal edildiği sorunu üzerinde durmuştur.
+
özgüç (1998a) “kadınların coğrafyası” ile hem bu alandaki ilk türkçe kitabı yayınlamış hem de coğrafyada kadınların ihmal edilişini ve kadınkonularının ele alınışını geniş bir biçimde anlatmıştır.
+
özgüç (1998a) coğrafya disiplininde kadınların dışlanması, durumu, statüsü ve mücadeleleri ile kadınlara dair çalışmaların nasıl geliştiğini türkçe literatürde ana hatlarıyla ele alan ilk yayındır.
+
mekânı feminist perpsektifle cinsiyet ve mekânın karşılıklı inşası bakımından ele almayı öneren çalışmalar ise ancak 2000’li yıllarda yayınlanmaya başlamıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/600582

karşılaştırmalı olarak türkiye’de kadın dostu ilçeler
https://www.tepav.org.tr/upload/files/1551939932-7.KARSILASTIRMALI_OLARAK_TURKIYEDE_KADIN_DOSTU_ILCELER.pdf

runik türk yazıtlarında ve eski uygur metinlerinde kadın hiyerarşisi
https://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2016/12/Hacer%20TOKY%c3%9cREK.pdf

göçle gelen ailelerin sağlıkla ilgili bazı davranış ve görüşlerinin saptanması
+
amaç: çalışma, erciyes üniversitesi sağlık, eğitim ve araştırma bölgesindeki sosyo-ekonomik düzeyi düşük, hızlı göç alan bir mahallede, göçle gelen ailelerin sağlıkla ilgili bazı davranış ve görüşlerini belirlemek ve hemşirelerin hizmet planlamaları yapmalarına yardımcı olmaktır.
gereç-yöntem: araştırma 1– 15 mayıs 2008 tarihleri arasında yapılmıştır. örneklem için evreni bilinen örneklem formülü kullanılarak 354 hane belirlenmiştir. araştırmada ailelere kartopu yöntemi kullanılarak ulaşılmıştır. veri toplama aracı, toplam 33 sorudan oluşmuştur. veriler yüzde ve ki-kare testleri kullanılarak değerlendirilmiştir.
bulgular: ailelerin %59.0’ının iç anadolu’dan, %52.5’inin iş bulma, %33.6’sının daha iyi yaşam koşullarına ulaşmak için göç ettiği bulunmuştur. ailelerin % 41.3’ünün 10 ve daha az yıldır kayseri’de yaşadığı, %89.8’inin ana dilinin türkçe olduğu belirlenmiştir. hastalanma nedeni olarak ifade edilen durumlar incelendiğinde %38.5’inin bakım eksikliği, %26’ının hijyen eksikliği, %12.4’ünün ise dini inançları gereği cezalandırıldıklarını düşündükleri için hastalandıklarını belirtmişlerdir. ancak doğu anadolu/güneydoğu anadolu’dan göçle gelenlerin %25.0’ı dini inançları gereği cezalandırılma durumunu hastalanma nedeni olarak ifade etmişlerdir. doğu anadolu/güneydoğu anadolu’dan göç edenlerin %27.3’ünün kırık, %35.2’sinin yanık, %19.3’ünün baş ağrısı, %43.2’sinin mide ağrısı, %40.9’unun yüksek ateş, %40.6’sının ishal için geleneksel yöntem kullandığı belirlenmiştir (p<0.05). sonuç: bu çalışmada göçle gelen ailelerin sağlıkla ilgili bazı davranış ve görüşlerini incelenmiş olup büyük bir bölümünün hastaneyi tercih ederken, azımsanamayacak bir kısmının da geleneksel yöntemlere başvurdukları belirlenmiştir. http://www.hacettepehemsirelikdergisi.org/pdf/pdf_HHD_171.pdf

tematik harita tasarımı
https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/6157/10125716.pdf

coğrafi düşüncede mekân tartışmaları
http://posse-ible.com/uploads/dergi/30.pdf

toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında ataerkillik ve iktidar ilişkileri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/618023

konaklama đşletmelerinde kadın ve erkek yöneticilerin cinsiyet ayrımcılığına karşı tutumlarının karşılaştırılması
+
cinsiyet ayrımcılığının tanımı
“kadınlara karşı ayrımcılık” kavramı, birleşmiş milletlerin tanımına göre; medeni durumları ne olursa olsun siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel, kişisel veya diğer alanlarda kadın ve erkek eşitliğine dayanan insan haklarının ve temel özgürlüklerin, kadınlara tanınmasını ve kadınların bu haklardan yararlanmalarını veya kullanmalarını engelleme veya hükümsüz kılma amacını taşıyan veya bu sonucu doğuran cinsiyete dayalı her türlü ayrım, dışlama veya kısıtlamayı nitelemektedir (http://www.un.org/issues/mwomen.asp).
https://birimler.dpu.edu.tr/app/views/panel/ckfinder/userfiles/17/files/DERG_/20/277-298.pdf

mekânsal veri analizi teknikleriyle türkiye’de toplam doğurganlık hızının dağılımı ve modellenmesi
https://cdn.istanbul.edu.tr/file/1CD58DF90A/6101CAD918C84D5A9629EA13AE26B837?doi=10.26650/JGEOG434650

günümüzde hala başlık parası uygulamasını devam ettiren aileler bulunmaktadır. türkiye’de başlık parası uygulayan ailelerin oranı % 16,8 olurken, güneydoğu anadolu bölgesi’nde bu oran % 42,3’tür.
https://www.karacadag.gov.tr/Dokuman/Dosya/www.karacadag.org.tr_24_DB6I28ID_sanliurfada_is_hayatinda_kadinin_yeri_sorunlar_ve_cozum_onerileri_projesi.pdf

salgında kadın olmak
https://www.kadinininsanhaklari.org/wp-content/uploads/2021/02/Salg%C4%B1nda-Kad%C4%B1n-Olmak-Uzun-Rapor-Final.pdf

istanbul’da bekâr kadın olmak
https://iletisim.com.tr/Images/UserFiles/Documents/Gallery/istanbulda-bekar-kadin-olmak.pdf

tekirdağ ilinde nüfus ve yerleşmenin coğrafi analizi
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt7/sayi35_pdf/3cografya/sahin_vedat.pdf

istanbul’da akut kalp krizi haritalarının coğrafi bilgi sistemleri ile üretilmesi ve geo­istatiksel olarak incelenmesi
https://www.hkmo.org.tr/resimler/ekler/2c27682b80b4624_ek.pdf

http://adudspace.adu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11607/3229/1/D%C4%B0LEK%20K%C3%96SE%20AKK%C4%B0RMAN.pdf

suç ve kadın
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/96217

suç antropolojisi: kadın ve suç
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/71/1756/18622.pdf

dünyanın düzeltilmesi üzerine bir araştırma: genetizm ve insan hakları
+
bernhard, “dünya düzelticisi” adlı tiyatro eserinde, içeriğini pek bilmediğimiz; ancak dünyada çığır açacak bir araştırma üzerine odaklanır. doğadan nefret eden insanlar, yapay bir dünyaya kaymaktadırlar. bu eksen, onları samimiyetsizliğe ve belki de giderek riyakârlığa itmektedir. dünya, canlı canlı çürümekte ve insanlık iştahla seyretmektedir. araştırmanın tekinsiz seyri ve gerektiğinde barbarlığa da kapısını açan üniversite, anlaşılan o ki büyük bir ıslah önermektedir. bu nedenle, sürekli tetikte olmamız beklenmektedir; sonuçta tarih her şeyi hazmeder; özellikle de canavarlıkları…
+
insan türü için iyi olanın birey için de iyi olup olmadığı yanıtsız sorular arasındadır. baker‟e göre, biyoloji işte tam bu noktada, özünde siyasal olan bu soruya yanıt vermese bile, en azından bir yanıtın verilebileceği evrensel bir zemin oluşturma görevini üstlenmiştir. siyaset ise yaşamı türe, ölümü bireye layık görmektedir. hukuksal birikimimiz de buna paralel bir varsayımı bünyesinde barındırmaktadır. toplumun yaşayabilmesi için bireyleri mahkûm etmek veya “en iyi”nin yaşaması hukuki dile şu şekilde tercüme edilebilir: yaşamaya hakkı olmayan tek şey, toplumun egemenliğinin karşısına dikilendir. j.d. bernal‟in tespitini bir kez daha hatırlamakta yarar var: biyolojinin geleceği, biyolojik olduğu kadar toplumsal da bir sorundur.
+
toplumlar bilime fazla güvenmeye başlayınca, büyümenin sınırlarının belirlenmesi uzmanlara bırakılmaktadır.
+
bilimsel uzmanlık, insanların nelere katlanabileceğini saptayamamaktadır.
+
illich‟in de belirttiği gibi, insanlar üzerinde deney yapmak mümkün olunca, nazi bilimi bu sınırı ölçmeye kalkmış ve ortalama insan hakkında yaşama dair bazı keşifler yapılsa da, bir toplumun neye ne kadar tahammül edeceğine yönelik bir bilgi sağlanamamıştır.
+
yüzyıllardır insan doğası üzerine yazılan binlerce sayfa arasında son elli yıldır yazılanlar kadar kasvetlisi bulunmamaktadır.
+
insanlığın kendisiyle baş edecek bir donanımdan yoksun görülmesi, karanlığı daha da ağırlaştırmış ve hem özelde soykırımı hem de genelde şiddeti rasyonalize etmeye başlamıştır. popüler biyolojinin bu sava destek vermesi, sosyal bilimleri de tuzağa düşürmüştür. artık her şeyi açıklamanın pratik bir yolu bulunmaktadır. bu döneme “bencil gen” teorisi damgasını vurmuştur.
+
dawkins‟e göre, başarılı bir gende baskın özellik acımasız bir bencilliktir. genin bu bencilliği, bireyin davranışlarının da bencil olmasına neden olmaktadır. ancak burada evrim üzerine temellenmiş bir ahlakın savunusu da yapılmak istenmemektedir. insanların nasıl evrimleştiği anlatılmakta, ama insanların ahlaksal davranışlarının nasıl olması gerektiği söylenmemektedir. dolayısıyla, dawkins yanlış anlaşılmayı tehlikeli bulmakta ve sadece genlerin evrensel bencillik yasası üzerine inşa edilen bir insan topluluğunun, yaşamak için kötü bir topluluk olduğunu belirtmektedir.
+
yaşamı kopyalayan şey gen olduğu için, organizma genler için sadece bir araçtır. deyim yerindeyse genler bedenden bedene geçmektedir. organizma da bu durumda neredeyse onların kuklası, tutkularının oyuncağıdır.
+
bir bireyin gelişimindeki farklılıkların genetik programın sonuçları olarak algılanması, gelişim sürecindeki genel açıklama biçiminin sorunudur ve yapılan işin kötü bir biyoloji olduğunu da göstermektedir.
+
bir organizmanın dna dizisinin tamamına ve sınırsız hesaplama gücüne sahip olsaydık bile, organizmayı hesaplamamız mümkün değildir; çünkü organizma genlerinden kendini hesaplamamaktadır.
+
genlerin mi organizmayı yoksa organizmanın mı genleri kontrol ettiği henüz tartışmalı olsa da genetik determinizm, yani en azından genlerin yaşamın nihai belirleyici unsuru olup olmadığı konusunda gelecekte sıkıntı yaşanabilecektir.
+
biyoteknolojinin sadece kâra dönük bir ekonomik akılcılığa dayalı yeni bir endüstrinin kurumlaşmasını sağlaması ise işin sadece küçük bir boyutudur
+
sosyobiyolojinin tuzağı burada ortaya çıkmaktadır. bu tuzak, etiğin eleştirellikten uzak bir biçimde, “olan şeyin”, “olması gereken şey” olduğu sonucuna varan doğal yanılgısıdır.
+
insan doğası söz konusuysa, bu kadar geniş potansiyel yelpazesini, kanıtı olmayan belli bir genetik kodda toplamak, neredeyse iyiliği bir sapma olarak göstermektir.
+
arendt için insan doğası sorunu, gerek psikolojik anlamda gerekse felsefi anlamda yanıtlanamaz görünmektedir. çevresindeki her şeyi bilmeye, belirlemeye ve doğalarını tanımlamaya gücü yeten insanın aynı şeyi kendi için de yapabilmesi mümkün değildir.
+
insan doğasının kusurlu olduğu varsayımından hareket eden teoriler, çözümden uzaklaşarak sorunu çarpıtmaktadırlar.
+
esenlik teorisi, grubu saldırganlıktan korumak için yapılan özgeci bir davranışın, kendini feda etmeye kadar varmasından hareket etmektedir. bir bireyin esenlik kaybı gibi görünen davranışı, genetik açıdan tam tersi bir kazanım olmaktadır
+
peter kropotkin‟in ifadesiyle, dişleri ve pençeleri olan bir doğa, bireysel ve toplumsal moral ilkeler yaratamaz.
+
sosyobiyoloji kaderimizin biyoloji tarafından belirlendiğini varsaymamaktadır. sosyobiyoloji yoluyla hayvansal kalıtımımızın bizi neye eğimli kıldığını anlamak önemlidir; ki bu sayede eğilimin bizler için iyi mi kötü mü olduğuna karar verebiliriz ve içgüdü yerine zekâmızla olumsuz olanların üstesinden gelebiliriz.
+
adaletsizliğin uzun vadeli sonuçları türümüz için tehlikeli bir hal alacağından, etkinliğe geçecek güç “memeli buyruğu”dur. insan hakları hareketinin biyolojik sebebini de bu şeklide öğrendikten sonra, bunun diğer rasyonalist temellendirme denemelerinden çok daha etkili olacağından emin olmamız beklenmektedir. heller‟in de belirttiği gibi, bu tür bir biyopolitika, politikanın yurttaş özgürlüğüne dayalı ahlaki içeriğini ortadan kaldırarak, insanlığı cinsiyet ve ırk zeminine bağlı bir biyolojik prangaya mahkûm etmektedir
+
genel anlamda görülmektedir ki, bilimin kıyılarından açık sulara, toplumsal olana kulaç atmak kolay değildir ve genelde sığ sularda çırpınma tehlikesi bizi beklemektedir.
+
şiddet ve suçun ortaya konmasında da sosyal ve çevresel faktörleri yeterli görmeyen yeni yaklaşımlara göre, sosyal nitelikteki bakış açıları basit kalmaktadır ve bu nedenle de dikkate alınmamaları gerekmektedir. aksi takdirde yoksulların hepsinin suçlu olacağı görüşüne varırdık.
+
sırasıyla eşitlik, özgürlük gibi kavramları insanlığın tahayyülünden silmek peşinde olan bir bilimin ne anlama geldiğini belirtmeye gerek bile yoktur.
+
giorgio agamben‟in aktardığına göre, almanya‟da 1920 yılında felsefi kitaplar arasında yayınlanan yaşanmaya değmeyen hayatı ortadan kaldırma yetkisi başlıklı çalışma, ceza hukukçusu binding ile tıp profesörü hoche‟nin ortak eseridir. binding, intiharın insanın kendi varlığı üzerindeki özel bir egemenliği olduğundan hareket ederek, yaşanmaya değmeyen hayatın yok edilmesine yetki tanınması zorunluluğuna varmaktadır. bu ifadenin ötenazinin yasallığı sorununa gelmek için kullanılması, karşımıza agamben‟in deyimiyle, simetrik olarak “yaşanmayı hak eden hayat”ı çıkarmaktadır. bu noktada schmitt, durumu kendi egemenlik teorisine benzeterek, değeri belirleyen kişinin, daima değersizliği de belirleyeceğini belirtmiştir. değersizliğin belirlenmesi ise, değersizliğin yok edilmesi demektir.
+
insan, biyolojik varlığına indirgendikçe, hukuk da buna boyun eğecektir.
+
insanların yaşam hakkı açısından diğer tüm canlılarla eşdeğer olacağı ahlaki bir “biyosferik demokrasi” istense de, bookchin‟in de üzerinde durduğu gibi, zenginle yoksul, erkekle kadın, beyazla siyah, sömürenle sömürülen arasında bir ayrım yapmadıkça, insanlığın biyosfere verilen zarar nedeniyle daha ne kadar hırpalanacağı ekoloji açısından rahatsız edici bir sorundur.
+
hayatın her alanını tıbbileştiren sağlık sistemi, eski hakların tartışılmasına ve zaman zaman da yeni hakların geliştirilmesine neden olmaktadır. bir alanın tıbbileştirilmesi, insan hakları açısından o alanda kimi zaman olağanüstü hal çağrışımı yapmaktadır, ki bazen bir adım geri çekilmemiz istenmektedir. sağlık ve insanlık adına dile getirilen bu talepler ile tıpkı yaşam hakkında olduğu gibi, yeni bir insan hakkı hattı oluşturulması istenmektedir. oysa insan hakları mevcut konumunu korumanın ötesinde, geliştirmek zorundadır.
+
temel sağlık hizmetlerinin ulaşamadığı insanlığın büyük kısmının sorunlarına genetik mühendisliğinin yönelmesini beklemek, her zaman olduğu gibi iyi niyet göstergesinin ötesine geçmeyecek bir yaklaşım olarak kalacaktır. uygarlığa ait insani değerlerin, tüm insanlığın üzerini örtmesi, insan haklarının biyoteknoloji alanındaki tek çıkış noktasıdır.
http://www.msydergi.com/uploads/dergi/202.pdf

bilimin niteliği üzerine denemeler
evrim ve quantum kuramları
https://xfs-1.ikon-x.com.tr:8880/mulkiye/2015/09/3.pdf

şiddet davranışının nedenlerini açıklamada biyolojik temelli kuramların rolü
https://www.psikolog.org.tr/tr/yayinlar/dergiler/1031828/tpy1301996120160000m000044.pdf

1980-2015 yılları arasında savaşın kavramsal haritası
http://earsiv.etu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.11851/2482/486243.pdf

toplumsal cinsiyet ve mekan: kent mekanına eriiimde cinsiyete dayalı farklar ve eiitsizlikler
http://adudspace.adu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11607/3229/1/D%C4%B0LEK%20K%C3%96SE%20AKK%C4%B0RMAN.pdf

bir tıp fakültesinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin ruhsal bozukluklara yönelik tutumları
https://jag.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_22_1_57_62.pdf

tıp fakültesi öğrencilerinde psikolojik damgalama eğilimi: bir özel çalışma modülü örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1540812

biyolojide diyalektiği savunmak: levins ve lewontin
http://bilimveaydinlanma.org/content/images/pdf/mdt/mdtc1s2/biyolojide-diyalektigi-savunmak-levins-ve-lewontin.pdf

psikiyatrik tıp : konsültasyon – liyazon psikiyatri
http://www.psikofarmakoloji.org/pdf/1_1_2.pdf

evrimsel psikiyatriye giriş
+
biyolojik olarak hepimizin beyinlerinde psikiyatrik hastalıklara, saldırganlığa ve suç addettiğimiz davranışlara bizi sürükleyecek modüller, ağlar tâ doğuşta mevcuttur. yâni, şu veya bu yönde sapmaya eğilimli dolu tabancalar olarak dünyaya gelmekteyiz. bâzen tabanca çok dolu olduğu için, bâzen de çevresel zorlayıcılar çok şiddetli olduğu için tabanca patlamaktadır. bunları dizginleyen bütün üst-yapı kurumları da belli bir nurtürel ve kültürel evrim sonucunda gelişmiş, gökten zembille inmemişlerdir ve uzun bir toplumsal/kültürel evrimle şekillenmişlerdir. başlarda sözünü ettiğimiz ensest ve pedofili mes’elesine dönersek… eski mısır’da sâdece firavun ailesi için enseste “cevaz” verilmesi gibi “kanın safiyetini korumak” amaçlı istisnalar dışında, bu davranış bütün insan cemiyetleri tarafından ayıp, hukuk tarafından suç, dinler tarafından da günah telâkki edilmiştir. muhtemelen, 7-10 bin sene öncesinden önceki pek uzun kültürel evrim boyunca, tam bir panseksüalite yaşanmaktaydı (belli bir toplumsal harem sistemini koruyan başat erkeğin kontrolü altında olmak üzere, çoğu memelide ve bütün primatlarda böyledir) ama yakın akrabaların çocuklarında sakatlıklar çok görüldüğü ve çocuklarla cinsel ilişki de türün devamını sağlayıcı işleve sahip olmadığı -hattâ kösteklediği- için, böyle davrananlar doğal ayıklanmaya mâruz kaldılar; zamanla bunu yapmamayı toplumsal davranış örüntüsü hâline getiren kabileler ise klanlaşarak totemizme geçtiler. aynı toteme tapınan bu atalarımız kendi aralarından evlenemedikleri için, başka klanlardan kız almak için onlarla önceleri savaşmayı, zamanla da karşılıklı özgecilik ve işbirliği kurmayı öğrenerek daha da evrimleştiler, ktp’leri arttı. ama, bu “sapıkça” eğilimler genomumuzun bir yerlerinde, disfonksiyonel fakat fırsatını bulunca ortaya çıkan birer davranış modu olarak kaldılar. aile içi barışın ve hiyerarşinin korunmasında hemcinsel (homoseksüel) davranışın bütün memelilerde ve primatlarda var olageldiğini görmekteyiz; muhtemeldir ki, gereksiz “çapkınlıklara” engel olan bu davranış evrimsel olarak da süregelmiş, insanlarda da varlığını sürdürmüştür; kaçınılmaz olarak da, tam anlamıyla hemcinsel bireyler bütün popülasyonun sâdece küçük bir kısmını oluştururlar. yeni yaşama alanı için harp edip orayı istilâ eden pek çok memeli ve primat türünün, önceki topluluktan kalanları ya kovdukları ya da öldürdükleri (özellikle de dölleyici olan erkek bireyleri, dişileri ise bâzen haremlerine katarlar) bir hakikattir; aynı olgu, hem de 20. yy’de, insanoğlu tarafından sergilenebilmiştir. ‹şte bu yazı, bütün bunları değerlendirmek hususunda, henüz yeni olan bir düşünce disiplinini tanıtmaktadır. bu paradigma, muhtemeldir ki, yakın bir gelecekte, bilimsel evrim içindeki yerini bulacak ve “ruh hastalığı”, “normâl dışı davranış”, “cinsel sapma”, “suç”, “ayıp”, “günah” gibi kavramlara yeni bir açılım getirecek, teşhis, tedavi ve ceza kavramlarını da modifiye edecektir.
http://yenisymposium.com/Pdf/TR-YeniSempozyum-5e6215b7.pdf

birliktelik kuralları ve genetik algoritma ile sipariş yığınlama probleminin çözümü: bir ecza deposunda uygulama
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/234466

bilim ve iktidar
https://dipnotkitap.com/Images/UserFiles/Documents/Gallery/bilim-ve-iktidar-wep.pdf

biyoterörizm
https://www.ankemdernegi.org.tr/ANKEMJOURNALPDF/ANKEM_22_2_95_116.pdf

biyoterörizm ve sağlık
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/225562

yaşamın borkodu
http://www.vanherbaryum.yyu.edu.tr/bt/bttr.pdf

hemşirelik felsefesi ve temel kavramlar
+
esenlik: insanın tüm boyutları ile ahenk içinde olduğu iyilik düzeyinin en üst derecesidir.
sağlık: bireyin kendisi ve çevresi ile uyum ve barış içinde olduğu denge durumu olup, sağlığı sürdürebilme durumudur.
rahatsızlık (disease): vücut organ ve sistemlerinin kötü fonksiyonları ile ilgili biyolojik ve psikolojik değişimi ifade eder (yüksek ısı, hareket yetmezliği vb.).
hastalık (ılness): sağlık durumundan sapma veya eksikliktir.
ölüm: hayati fonksiyonların geri dönüşümsüz olarak durmasıdır.
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/hemsirelik_ao/hftemelkavramlar.pdf

halk sağlığı esenlik ölçeği: türkçe versiyonu geçerlilik ve güvenilirlik çalışması ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının değerlendirilmesi
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/6112/462486.pdf

‘ihtiyaç’ kavramı ve ibn haldun’un ‘umran teorisi’ne etkileri
http://isamveri.org/pdfdrg/D00064/2003_4/2003_4_PEKCANA.pdf

umut nedir?
http://www.guncedanismanlik.net/images/guncebultenaralik18.pdf

pozitif psikoloji ve umut
https://openaccess.ihu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12154/1267/Thseen%20Nazir.pdf

karaca-kandemir umut ölçeği (kkuö)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/285858

pozitif psikoloji bağlamında umudun dindarlıkla ilişkisi
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/1062/10027365.PDF.pdf

anaerkil toplumun sonu
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt9/sayi42_pdf/4sosyoloji_psikoloji_felsefe/demirhanserinken_nurhan.pdf

sosyal bilimler epistemolojisinde sorunların kaynağı: ontolojiyi unutmak
https://toplumbilimleri.com/sayi/145d3536-4a16-4553-80ba-aad9eabe2777TBD_1-3%20cilt%20say%C3%84%C2%B1%201-6.pdf

şehir coğrafyacısı olarak prof. dr. erol tümertekin
+
istanbul’un coğrafi anatomisini ortaya koyduğu çalışma olarak nitelendirdiği “istanbul’un coğrafi anatomisi” ya da “istanbul: une métropole anatolienne” adlı çalışma tümertekin’in kaleme aldığı son makaledir. makalenin girişinde yerleşmelerin oluşmasında insan mekân etkileşimi üzerinde durarak, istanbul şehrinin konumu ve gelişimine değinmiştir.
+
istanbul’un anatomisini ortaya koymayı amaçlayan makalenin sonunda varılan sonuç istanbul’un patolojik bir anatomiye sahip olduğudur.
+
bir görüşmemizde 1995 yılında yayınlanan “istanbul’un coğrafi anatomisi” adlı çalışmanın ismini bir doktor dostu ile yaptığı sohbet esnasında belirlediğini ifade etmişti.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1112522

istanbul denizlerinin anatomisi: karadeniz, boğaz, marmara denizi ve akdeniz
https://d2hawiim0tjbd8.cloudfront.net/downloads/kanalistanbul_1.pdf

kent gündemi
http://www.spoist.org/Pdfler/kent-gundemleri/kent_gundemi_sayi_1.pdf

istanbul kentsel büyüme sürecinin belirlenmesi, izlenmesi ve modellenmesi
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/49772.pdf

odun anatomisi
https://arac.kastamonu.edu.tr/images/2018/bolumler/ormancilik-ve-orman-urunleri/Duyurular/ORU110_odun_anatomisi_ders_notu.pdf

odun teşhisinin genel özellikleri
https://yayin.ogm.gov.tr/yaydepo/675.pdf

genel kadınlar ve genelevlerin tabi olacakları hükümler ve fuhuş yüzünden bulaşan zührevi hastalıklarla mücadele tüzüğü
https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/2.4.5984.pdf

fahişelik ise sistemli bir tecavüzdür; kurumsallaşmıştır ve bir meslek olamaz. piyasalaşmış bir tecavüz biçimidir.
+
fahişelik yasaklanmalıdır.
+
“fahişe” dediğiniz zaman sistemi yeniden üretmiş oluyorsunuz. son derece “erkek egemen”liğe uygun bir kavramsallaştırma bu…
+
seks işçisi kelimesini kullanmalarını beklemiyoruz ama “genel kadın” çok sorunlu bir terim.
+
denetim altında tutulacak bu kadınların rejimini de yine bu tüzük belirtiyor ve bu da sadece genel sağlığın korunması itibariyle yapılıyor.
+
hepimiz fahişeyiz ve boşanma davası açıyoruz.
+
önce bir sevişeyim, ondan sonra politika konuşurum…
+
yatakta sen benim fahişemsin.
https://tr.boell.org/sites/default/files/koh_kitap.pdf

daha bebekken evlendiriyorlar. resmen satıyorlar bizi. devlet bize sahip çıksın istiyorum ama başımıza bütün bu haller geldikten sonra ne yapsan boş. baksana bana. çocuk yaşımda fahişelik yapıyorum.
https://asylumineurope.org/wp-content/uploads/2017/11/resources_sex_workers_-_rapor_turkce_pdf.pdf

kadın hakları mevzuatı
https://www.istanbulbarosu.org.tr/files/yayinlar/kitaplar/doc/KADINHAKLARIMEVZUATI2020.pdf

türkiye’de ilk güzellik yarışmaları ve basının öncü rolü: genç cumhuriyet’in asri güzelleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/825252

inkılâplar devrinde bir millî mesele: beynelmilel güzellik müsabakası
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt8/sayi41_pdf/2tarih_siyaset_uluslararasiiliskiler/arikan_mustafa.pdf

atatürk dönemi güzellik yarışmaları ve keriman halis
https://acikerisim.deu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/6659/241538.pdf

ermeni “bilim adamları” pis amellerini sadece karabağ ve çevresinde değil bulundukları her yerde uygulamışlardır. sovyetler döneminde yaltaklıkları ve moskova’daki önemli liderleri sayesinde yüksek mevkilerde yer almışlar ve bu mevkileri ermeni ideolojisi için çekinmeden kullanmışlardır.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/8021/241627.pdf

geç antikçağ’da ermeniler ve hıristiyanlaşmaları üzerine notlar
http://dunyasavasi.ttk.gov.tr/upload/files/Ermeni_Kulliyat/1-Cilt/5-Turhan_KACAR.pdf

psikologlar, maalesef dinin çeşitli şekilleriyle sağlık arasındaki ilişkinin potansiyel göstergeleri olarak, mezhep faktörlerini büyük ölçüde gözardı etmektedirler
https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-file/39035

coğrafya terimi ilk kez eratosthenes (m.ö. 276-194) tarafından kullanıldı. yaklaşık iki yüzyıl sonra strabo (mö.64- ms.21), on yedi ciltlik “geographika” adlı eseriyle, yer kürenin tasviri ve tarihsel özelliklerini tanıtan, toplumların fiziki dünya ile olan ilişkilerini açıkladığı çalışmalar üretti.
+
strabo, coğrafyayı en geniş tabiriyle “yer sistemi bilimi” olarak tanımlamış ve yalnız devlet adamları ve komutanların değil aynı zamanda gök kubbe, karada ve denizde karşılaşılan her şey, hayvanlar, bitkiler, meyveler ve çeşitli bölgelerde görülen her nesne hakkında bilgi almak isteyen herkes için yararlı olduğunu belirtmiştir.
https://dosyalar.nevsehir.edu.tr/155aa2d858ee1d24df961ebe5981d9d6/iges-tam-metin.pdf

strabon’un hayaşa bölgesi kentleri; satala’dan zımara’ya
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/469311

strabo’nun coğrafyası
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/231264

coğrafyacı prens: pyotr alekseyeviç kropotkin
+
coğrafya insanlık için değeri olan duyguları yaratma yollarını sağlayan bir bilim olmalı; ırkçılığa, savaşa ve baskılara karşı mücadele etmeli; cehalet, haddini bilmezlik ve egoizmden doğan yalanları dağıtabilmelidir.
+
insansız bir doğa incelemesi modern bilim insanlarının daha önceki bilimsel eğitimlerine yapacakları son saygı duruşu olacaktır.
+
coğrafyanın tadının yeniden canlanmasıyla halkın dikkatini okullardaki coğrafyaya yönlendirmesi çok da doğal olacaktır.
+
seyahatler kadar çocukları ilgilendiren başka şey yoktur; ve çoğu okulda burada adını coğrafya olarak koyduğumuz dersten çok daha kuru ve çekiciliği az olan başka birşey de yoktur.
https://anarcho-copy.org/free/cografyaci-prens-pyotr-alekseyevic-kropotkin.pdf

pyotr alekseyeviç kropotkin ve karşılıklı yardımlaşma kavramı
+
milyonlarca insan yıl be yıl çalışmıştır. çoğunluğu meçhul, yoksul ve ihmal içinde ölmüş binlerce kâşif, deha ürünü makineleri geliştirmiştir. binlerce yazar, filozof, bilim adamı, dizgici, matbaacı vs. emekçi, bilgiyi oluşturmuş, yanlışları telafi etmiş, bilimsel düşünce ortamının oluşmasına sebep olmuştur.
+
kol ve zihin işçisi ayırımını, toplumda rekabet oluşmasının dolayısıyla çatışmalara zemin hazırlamasının sebebi gören kropotkin böyle bir ayırım karşısında kararlı bir duruş sergilemektedir.
+
kropotkin’e göre aşırı çalışma insan doğasına aykırıdır, bir avuç insanın lüksü için aşırı çalışmak, ortak refah için çalışmamaktır.
+
darwin, olguların çeşitliliğini; organik varlıkların işlev ve yapı olarak çevreye uyumunu, fizyolojik ve anatomik evrimi, entelektüel ilerleme ve ahlaki gelişimi genel bir anlayış içinde birleştirmiştir: hayatta kalma mücadesi: “bu, yalnızca tek canlı değil, onun soyundan gelenlerin başarısını da kapsamaktadır.” kopotkin’e göre, darwin, terimin yani hayatta kalma mücadelesinin dar anlamda kullanılmaması konusunda takipçilerini de uyarmış, “üyeleri birbirine en fazla sempati duyan topluluklar, en iyi gelişimi gösterir ve en fazla sayıda döl yetiştirir” biçiminde tespitlerde de bulunmuştur. bu tespitler malthusçu dar anlayışa göre daha geniş bakış açısını yansıtmaktadır.
+
kropotkin’e göre, hayvanlar arasında belli bir mücadele olsa bile, özellikle aynı türe ait hayvanlar arasında karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma da vardır, hatta daha fazla vardır. karşılıklı yardımlaşma da mücadele kadar önemli bir yasadır.
+
kara böcekler yolları üzerindeki hayvan kadavralarını (larva için gereklidir) yere gömerler. bu işi dört ya da altı kara böcek birlikte yapar. daha az gelişmiş hayvanlar bile örgütlenirler.
+
kropotkin’e göre, “yardımlaşma doğada egemen olan olgudur.” darwin’e göre, yardımlaşma içgüdüsü sürekli bir içgüdüdür. insanda ahlaki bilinci doğuran bu içgüdüdür.
+
herbert spencer’in fikrine göre işbirliği, evrimin kökenidir. işbirliği, evrim ilerledikçe fiziksel olmaktan ziyade düşünülmüş bir hal almaktadır. nihayet zoologlar da hayvanların hak ettikleri ilgiyi göstermeye başlamışlardır.
+
ahlaki gelişimde başrolü -karşılıklı savaşın değil- karşılıklı yardımlaşmanın olduğunu söyleyebiliriz.
+
ırklar ırklarla, kabileler kabilelerle, bireyler bireylerle savaşır, insanlık kastlara bölünmüş olarak çıkar, despotlar köleler edinir, dünya savaş yapmaya hazır devletlere bölünür.
https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/3102fd0d8577d1228a27b9a2dfa92d3a.pdf

anarşi, coğrafya, modernite
elisee reclus’nün seçilmiş yazıları
+
reclus’yü küreselliğin ilk peygamberlerinden biri olarak nitelemek yanlış olmayacaktır.
+
zengin, güçlü, hegemonik bir çekirdekle zayıf, yoksul, sömürülen çevreye bölünmüş dünyanın yerini “merkezi her yerde, çeperi hiçbir yerde” olan bir dünya alacaktır.
+
kaderimiz, miletierin başka bir miletin ya da hükümetin vesayeti altına girmeyeceği, ideal kusursuzluğa ulaşmaktır; bu, hükümetin ortadan kalkmasıdır, anarşidir, en yüksek düzenin ifadesidir.
+
fransız reform kilisesi’nden ayrılıp orthez kasabasındaki “hür kilise” nin pastörlüğüne getirilmişti. devlet kilisesini terk etmek, mesleğinde yükselmeyi, kendisi ve kalabalık ailesi için daha büyük maddi güvenceyi inançlan uğruna reddetmek demekti.
+
onun anarşizmi modem çağın en baskın iki dinine, sermayenin tannsallaştırılmasına ve devlete ibadete karşı keskin bir protestan başkaldırı olarak görülebilir.
+
dünyayı anlamak, tüm bileşenlerini, iç içe geçen faktörleri anlamayı gerektirir.
+
tüm enlem ve boylamlarda ‘bir’ olan insanlık, aynı şekilde; tüm çağlan kapsayan tek bir biçimde kendini gerçekleştirecek.
+
bir metrekareye, bazıları omuz omuza, birkaç kişi de yerleştirebiliriz ama insan toplumlan ve yeryüzü arasındaki ilişki hakkında hiçbir şey öğrenmiş olmayız.
+
elisee reclus anarşist coğrafyacılığın piridir. anarşist coğrafya terimi eserlerinin ruhunu mükemmel yansıtır: yeryüzünün tahakkümden kurtulması için verilen mücadelenin yazımı.
+
büyük bir mülkün çevresindeki araziyi yutması, en az yangın ve benzeri afetler kadar büyük bir felakettir.
+
yerleşim ağındaki düzensizlikler, arazideki engebeler, ırmak yatakları ve coğrafyanın bin bir uygunsuzluğuyla açıklanabilir.
+
başağın bitmediği yerde köy de olmaz.
+
kadınların erkeklere karşı bütün şikayetlerinde haklı oldukları çok açık.
+
kibirli, yukandan bakan semtler, duvarlannın ardında kokmuş avlular, iğrenç moloz ve çıta yığınlan saklayan sefil konutlarla birlikte kinlikleri varlıklarını sürdürürler.
+
ikiyüzlü yöneticilerin tüm çirbeyaz boyalı çitler ardına saklamaya çalıştıklan şehirlerde bile, sefalet bir şekilde yüzünü gösterir. çitlerin ardında, azrail diğer yerlerde olduğundan daha gaddardır.
+
bir kentsel yerleşim ne kadar güzel ve muhteşem olursa olsun, her zaman gizli ya da açık kusurları, kötülükleri, kronik hastalıklan vardır. organizmaya sağlıklı kan verilmezse, bunlar kaçınılmaz olarak kenti ölüme götürecek:tir. günümüzdeki kentlerin çoğu böyle sağhkh ve güzel bir gelecekten o kadar uzaklar ki!
https://anarcho-copy.org/free/anarsi-cografya-modernite.pdf

anarşizm ve coğrafya: anarşist coğrafyanın kısa bir şeceresi
http://www.posseible.com/uploads/dergi/96.pdf

coğrafya tarihi ve felsefesi
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/176428/mod_resource/content/0/Hafta%2011_H%C3%BCmanist%20co%C4%9Frafya.pdf

kur’ân’ın coğrafyası, insanın da coğrafyası
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/188609

antik anadolu cografyası
https://www.imo.org.tr/resimler/ekutuphane/pdf/15045.pdf

ermenistan’ın tarihî coğrafyası ve ermeniler
http://dunyasavasi.ttk.gov.tr/upload/files/Ermeni_Kulliyat/1-Cilt/1-Salim-COHCE-Ermenistan%E2%80%99in-Tarihi-Cografyasi-ve-Ermeniler.pdf

tarihte ermeniler
https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/3506/ermeni%20meselesinde%20ecmiazin%20katogigoslu%C4%9Fu%27nun%20rol%C3%BC.pdf

ermenistan tarihi
http://publishing.ysu.am/files/ERMEN%C4%B0STAN_%20TAR%C4%B0H%C4%B0.pdf

tarihsel ve mitolojik verilerin ışığında, doğu ve orta karadeniz bölgesi uygarlıklarının madencilik faaliyetleri
https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/b4f2b5fd96ca653_ek.pdf

uluslararası rejim tartışmaları ve karadeniz’de çevre yönetimi
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/35115/TEZ.pdf

desiderius erasmus’da ötekileştirme sorunsalı
+
ünlü eseri olan deliliğe övgüde türkleri dünyaya hükmetmeye çalışan barbar bir millet olarak nitelendirmektedir. aynı zamanda o, türklerin kendi dinlerini üstün görerek hristiyanlara tepeden bakıp, onları aşağıladıklarını ifade etmektedir. bu tutumu onun türklerle ilgili genel tutumu hakkında önemli bir fikir verse de, onun diğer yazılarında türklere karşı daha sert ve hakarete varan bir üslup benimsediği görülmektedir. öyle ki o, başka bir yazısında erasmus, avrupa’da osmanlıların bulunmasını içine sindiremediğini, türklerin adeta “kuduz bir köpeğe” benzediğini ve bu nedenle öldürülmelerinin normal olduğunu ifade etmektedir.
+
onun “türklerden ve şeytanlardan hoşlanıyorsanız böyle kurbanlar vermeye devam etmelisiniz” ifadesine yer vermesi ise türklerle şeytanları aynı türden bir kötülük olarak gördüğüne işaret etmektedir.
+
zencinin, rengini değiştirmek istersek onun yüzsüzleşip küstahlaşacağını iddia etmektedir. bununla birlikte onun, siyah tenli olanları da ötekileştirme kategorisi içine dâhil ettiği anlaşılmaktadır.
+
o, doğası itibariyle kadınların özünde delilik ve kötülük olduğunu ifade etmektedir. buna göre bir kadın doğasındaki deliliği/kötülüğü açığa çıkarmayı engellemek yerine, bir şey bildiğini iddia etmesi delilikte zirve yapmaktır.
+
ülke yöneticilerini kadınlara kıyaslayarak, onların kadınlardan daha aptal olduklarını iddia etmektedir.
+
erasmus’un kadınları ötekileştirmeyi temele alan bir eser kaleme almadığını, ancak onun yazılarının satır aralarında, özellikle de yaptığı kıyaslamalarda, kadınlara yönelik aşağılayıcı tutum benimsediğini ifade etmemiz gerekmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/761696

erasmus’un hristiyanlık anlayışı ve islam’a bakışı
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/1044/1/506272.pdf

foucault ve onuncu köy: türk sinemasının doğruyu söyleyen “deli”leri
+
hemen hemen bütün toplumlarda deli her şeyden dışlanır ve duruma göre kendisine dinsel, büyülü, oyunsal veya patolojik bir konum verildiği görülür.
+
foucault’ya göre rönesans’a kadarki ortaçağ tiyatrosunda delinin taşıdığı önem de vurgulanması gereken başka bir husustur. tiyatroda delinin çok ayrıcalıklı bir yeri vardır. tiyatro sahnesinde deli, hakikati önceden söyleyen kişidir, bu hakikati deli olmayan kişilerden daha iyi görendir ve üçüncü bir gözle donanmış kişidir. fakat tüm bu tiyatro eserlerinde, ister shakespeare’inkiler olsun isterse on yedinci yüzyıl başı fransız barok tiyatrosununkiler, olayları en akıllı kişilerden daha iyi gören bu delinin sözünü kimse dinlemez ve oyun biter bitmez geriye dönüp bakıldığında hakikati onun söylemiş olduğu görülür. deli, sorumsuz hakikattir. erasmus’da deliliğe övgü adlı eserinde delilerin “insan ruhu önüne perde gibi çekilen utanma” ve “tehlikeyi gösteren ve büyük eylemler yapmasına engel olan korku” duygularından vazgeçmiş olduklarını ve böylelikle özgürleştiklerini belirtir.
+
foucault, ortaçağ’da ve rönesans boyunca delinin statüsünü karakterize eden şeyin, esas olarak ona verilmiş olan varoluş ve dolaşım özgürlüğü olduğunu söyler. ortaçağ toplumları, ne kadar paradoksal olsa da delilik olgusu karşısında tamamen hoşgörülüdür. ona her zaman görece marjinal bir yer ayrılmış olsa bile, toplum içinde hoşgörüyle karşılanır. örneğin, her köyde köyün delisi olarak kabul edilen birinin olması adettendir; bu kişilikle, avrupa’nın az çok geri kalmış ve arkaik kimi bölgelerinde hala karşılaşılır. köyün delisinin ya da delilerinin marjinal bir statüsü vardır; çalışmazlar, evlenmezler, oyun sisteminin parçası değildirler ve dilleri görece olarak değersizdir. yine de kabul edildikleri, doyuruldukları ve belli bir noktaya kadar destek gördükleri bir toplumun içinde yaşarlar.
http://kilad.kocaeli.edu.tr/dosyalar/sayilar/sayi14.pdf

dünden bugüne anarşizm ve anarşizmin çözmesi gereken sorunlar
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/287379

derinlikten yüzeyselliğe: postmodern film
https://iletisimdergisi.kastamonu.edu.tr/index.php/kiad/article/download/74/28

pyotr kropotkin düşüncesinde karşılıklı yardımlaşma kavramının önemi
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt9/sayi43_pdf/4sosyoloji_psikoloji_felsefe/gungor_recepbatu.pdf

levi strauss’un karşılıklılık, marcel mauss’un armağan düşüncesinin anarşizmdeki temelleri
+
19. yüzyılda avrupa’da otorite’lerin sorgulamasına girişen anarşizm, bir şekilde antropoloji bilimini ve bazı antropolojik kuramların gelişmesini de etkilemiştir
+
levi-strauss, bazı esasların varlığından hareketle, en temel evlilik biçimini iki erkeğin karşılıklı olarak birbirlerinin kız kardeşleriyle evlendikleri ve bu evliliklerden doğan çocukların birbirleri arasında (kuzen evliliği) evlenebilmeleri şeklinde açıklar.
http://www.smartofjournal.com/Makaleler/1442176781_09_6.28_ID438_T%c3%bcncer_197-201.pdf

evrimin bir faktörü: karşılıklı yardımlaşma
https://anarcho-copy.org/free/kropotkin-karsilikli-yardimlasma.pdf

antropolojide kropotkin etkisi
https://mirror.anarhija.net/tr.anarchistlibraries.net/mirror/z/zc/zeynel-cuhadar-antropolojide-kropotkin-etkisi.pdf

jeopolitik
http://anl.az/el_en/book/2016/ha_jeo.pdf

doğal çevre, kent ve çocuk ilişkisini yeniden kurmak “iskandinavya’da doğa temelli eğitim ve isveç orman okulu örneği
+
rousseau, “doğa” kavramını insan doğası üzerinden anlatırken; eğitimin doğaya dayalı olması gerektiğini ve çocuğun kendini gerçekleştirme idealine ulaşması için doğayla iç içe olması gerektiğini savunmuştur. réclus de eğitim anlayışı olarak rousseau gibi çocuğun kendi doğasıyla uyumlu bir şekilde gelişmesi gerektiğini belirtmiştir. çocuklar için doğa en önemli öğreticidir. çocuk doğanın içerisinde keşfederek ve deneyimleyerek kendini gerçekleştirebilir. reclus’ye göre “gerçek okul doğa olmalıdır ve bu eğitim yalnızca insanın düşleyebildiği güzel manzaraları ya da doğa yasalarını değil, aynı zamanda, aşmayı öğreneceği engelleri de içermelidir”.
http://alternatifokullar.com/files/2020/04/599103.pdf

kenti deneyimleme aracı olarak psikocoğrafya
+
sosyal coğrafya terimi ilk kez, coğrafyanın “mekandaki tarih‟ olduğunu ileri süren elisee reclus tarafından kullanılmıştır. mcdonough aktarımıyla elisee reclus, “coğrafya değişmeyen bir şey değildir. yapılır, tekrar yapılır, hergün; her an bireylerin eylemleriyle değişir‟ der. ayrıca reclus, mekanı toplumsal süreçlerin sonucu olarak kabul edenlerin aksine, mekanı toplumun işleyişinden ayırmaz ve onu toplumsal ilişkilerin yeniden üretildiği bir arena ve toplumsal ilişkinin kendisi olarak kabul eder.
+
psikocoğrafyanın kentsel çevrede uygulama yöntemi olan derive (sürüklenme), guy debord tarafından, değişken çevreler aracılığıyla yapılan geçici bir seyahat tekniği olarak tanımlanmıştır. sürüklenme, seyahat ve gezinme kavramlarından tamamen farklı olarak, oyuncu-yapıcı bir davranış biçimi ve psikocoğrafik etkilerin farkındalığını gerektirir. sürüklenme esnasında bir ya da birkaç kişi belirli bir süre boyunca hareket ve eylemleri için her zamanki gerekçelerini, ilişkilerini, işlerini ve boş zaman aktivitelerini bırakıp kendilerini bölgenin cazibesine ve rastlantılara bırakırlar. şans faktörü düşünüldüğünden daha az belirleyicidir; sürüklenme açısından kentler, devamlı akışlar, sabit noktalar ve belirli bölgelere giriş çıkışlardan vazgeçiren burgaçlarıyla psikocoğrafik etkilere sahiptir.
+
psikocoğrafya, bilinçli ya da bilinçsiz olarak örgütlenmiş coğrafi çevrenin, bireylerin davranışları ya da duyguları üzerindeki özgül etkilerinin işleyişini tanımlayan kavramdır.
+
birkaçımızın 1953 yazı civarında incelediği fenomen için genel bir terim olarak eğitimsiz bir kabyle tarafından önerilen psikocoğrafya kelimesi, çok da yersiz değildir. kelime hayatı koşullandırmanın materyalist perspektifiyle çelişmez ve nesnel doğa ile birlikte düşünülür. örneğin coğrafya, toprak niteliği ya da iklimsel koşullar gibi genel doğal güçlerin bir toplumun ekonomik yapıları üzerindeki belirleyici etkileri ve dolayısıyla da böyle bir topluma ilişkin dünya görüşü ile ilgilenir. psikocoğrafya; bireylerin duyguları ve davranışları üzerinde bilinçli bir şekilde organize olarak ya da olmayarak kendisni belli kanunların incelenmesine ve coğrafi çevrenin özel etkilerine göre ayarlayabilir. daha ziyade memnun edici bir belirsizliği ifade eden psikocoğrafi sıfatı, bu nedenle bu türden bir araştırma ile ulaşılan bulgulara, bu bulguların insan duyguları üzerindeki etkilerine ve hatta daha genel bir ifadeyle, benzer bir keşif ruhunu yansıtan herhangi bir duruma ya da davranışa uygulanabilir.
+
debord, kentsel mekanın önemsenmeyen farklı ruhsal bölgelere ayrıldığını öne sürer ve konuyu şöyle açıklar:
“birkaç metre boşlukla birlikte sokakların aniden değişen havası; bir şehrin farklı ruhsal atmosferlerinin olduğu bölgelere bariz bir şekilde bölünüşü; amaçsız (toprağın fiziksel şekliyle hiçbir ilişkisi olmayan) gezintilerle istemsizce izlenen en dirençsiz yol, belli yerlerin çekici ya da itici karakteri; tüm bunlar ihmal edilmiş gibidir. ne olursa olsun; özenli bir analiz tarafından ortaya çıkarılabilecek sebeplere dayanarak asla öngörülememiş ve hesaba katılmamıştır. insanlar bazı çevrelerin kasvetli ve bazılarının da huzurlu olduğunun biraz da olsa farkındadır. fakat insanlar, genel olarak zarif sokakların tatmin duygusuna yol açtığının ve yoksul sokakların ise bunaltıcı olduğunun açık ve samimi bir şekilde farkına vardıklarını kabul etmiş ve durumu bu şekilde ele almışlardır. aslında sonsuz sayıdaki karışım içinde birbirine benzeyen saf kimayasalların harmanlandığı ortamın mümkün olan tüm kombinasyonlarının çeşitliliği, herhangi bir manzararnın farklı bir biçiminin yapabileceği kadar farklı ve karmaşık algılara sebep olabilir‟.
+
sokakları trafiğe boğulmuş modern kent kurgusunda, arka planda kalan yaya için sürüklenme, hem bir keşif yöntemi; hem de meydan okuma haline gelmektedir. yürümenin sokak seviyesi için gerektirdiği sürekli bakış ile bireyin farkına varmadığı veya unutulmuş mekanları algılamasını sağlarken, aynı zamanda sürekli tekrar eden günlük deneyimlere ve monoton kent yaşantısına aykırı bir eylemdir.
+
defoe, de quincey, robert louis stevenson ve arthur machen gibi yazarlar londra‟yı, bir suç, sefalet ve ölüm mekanı olarak betimler ve kentin karanlık yönünü vurgularlar.
+
veba hastalarının algılarının tahribata uğramasıyla yön bulmak zorlaşır ve kentin tanıdık görünümü yabancılaşır, bozuma uğrar, londra lanetli bir coğrafyaya dönüşür. 1660‟lı yılların kentini tanımlayan cynthia wall, o yıllarda kentsel mekanda yol gösteren haritaların olmadığını bu nedenle yolculuk etmenin çok zor olduğunu belirtir ve ekler …yolunuzda görme yeteneğiyle, hafızayla, tarihle, tavsiyeyle, yönle ve şansla ilerlerdiniz.‟”
+
bazı yaklaşımlara göre, psikocoğrafya ile ilişkisi kurulan diğer bir kavram da “flaneur”dür. baudeleire ve benjamin “flaneur” kavramının edebiyat anlamında, edgar alan poe‟nun “kalabalıkların adamı‟ hikayesinde karşılık bulduğunu öne sürerler. londra sokaklarında bağımsız gözlemciyi tarifleyen poe, ilk kez kalabalığı modern kentin sembollerinden biri olarak gösteren yazarlardan biridir. hikaye kahve dükkanında oturup kalabalığı gözlemlerken, gözüne takılan bir yabancıyı izlemeye başlayan adamın şehir merkezinden banliyölere kadar süren yolculuğunu konu eder. baudelaire ve benjamin poe‟nun hikayesinin, yeni bir kentsel biçimin başlangıcını ifade ettiği ve hem kalabalığın adamı, hem de bu kalabalığın bağımsız gözlemcisi olan soyutlanmış ve yabancılaşmış figürü tariflediğini öne sürerler.
+
psikocoğrafya ve harita
genel olarak kente düzeni dayatan haritaların katılığına karşı, jørn ve debord, kentin gerçekte bu temsili düzenin altında kalan karmaşıklığıyla gözlemciyi yüzleştirmeyi amaçlamıştır.
+
the naked city
naked city (çıplak kent), parçalara ayrılmış paris haritasının ondokuz bölümünün birbirine kırmızı oklarla bağlanmasıyla oluşturulmuş, alt köşesindeki yazıda “psikocoğrafik döner platform hipotezinin gösterimi‟ olduğu belirtilmiştir.
+
greenwich duygu haritası
yoğun kırmızı alanlar ortak etkin uyarılmaları gösterirken, koyu mavi alanlar ortak sakinlik durumunu gösterir. bu harita coğrafik özelliklerin ötesinde, kentsel uyarıcılar tarafından harekete geçirilen duyguların haritasıdır.
https://polen.itu.edu.tr/bitstream/11527/3471/1/13966.pdf

arazi fizyografyası ile toprak taksonomik birimleri ilişkilerinin belirlenmesi üzerine bir araştırma, büyük menderes havzası örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/59051

yarı kurak iklim koşulları altında farklı fizyografya, benzer ana materyal üzerinde yeralan toprakların pedogenesisleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/199938

jeomorfoloji
http://yunus.hacettepe.edu.tr/~kdirik/JM_bolum_1.pdf

jeomorfoloji eğimi ve sorunları
https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/339bb32614d6812_ek.pdf

jeomorfoloji dergisi,
coğrafya bilimine katkısı ve dizini
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1157828

türkiye’de jeomorfoloji bilimi’nin tarihçesi (1915–2016)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/365617

hititoloji, pek çok bilim dalı ile beraber çalışmak, interdisipliner çalışmalar yapmak zorundadır. çünkü çiviyazılı tabletlerden elde edilen verilerin konusu gereği bazen dinler tarihi, bazen eskiçağ tarihi, bazen arkeoloji, coğrafya, tıp ve anatomi, biyoloji gibi bilim dalları ile çalışmak ve bu alanlardan yardım almak zorundadır. örneğin bir doğum ya da ölüm ritüelini içeren çiviyazılı metni anlamak ve günümüzle karşılaştırmak için tıp ve anatomi bilgisine ihtiyaç vardır ya da tarihi-coğrafya çalışmalarını yürütebilmek için coğrafyadan yardım almak gerekir.
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/kulturelmiras_ao/anadoluuygtar.pdf

ibn-i haldûn ve jared diamond’da uygarlıkların farklı hızda gelişmesinin incelenmesi
+
diamond, tüfek, mikrop ve çelik isimli kitabında, “neden şu anda avrupalı ve asyalı halklar zenginlik ve güç sahibi de başkaları değil? örneğin neden amerika, afrika ve avusturyalı yerlileri gidip avrupalıları ve asyalıları öldüremedi, egemenlikleri altına alamadı, onların köklerini kazıyamadı?” sorusunu sorar ve cevaplamaya çalışır.
+
ibn-i haldûn ve diamond, farklı çağların düşünürleri olsa da ikisi de farklı yerlerdeki toplumların neden farklı hızda geliştiğine benzer cevap verir: coğrafi faktörler. ibn-i haldûn, toplumların eşitsiz gelişimini güneş ışınlarının düşüş açısına göre sıcaklık derecesinden kaynaklandığını belirtir.
+
diamond da avrasya’daki akdeniz iklim kuşağının, özellikle bereket hilal’in, coğrafi olarak avantajlarını vurgular.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/982566

afrika ön insanlarının en uzun sürede evrimleştiği kıtadır, anatomik olarak çağdaş insan belki de ilk kez orada ortaya çıkmıştır, sıtma ve sarı humma gibi yerlilere özgü hastalıkların avrupalı kaşiflerin ölümüne yol açtığı yer orasıdır. uzun sürede kazanılmış bir ilk olma üstünlüğünün herhangi bir önemi varsa, niçin silahlar ve çelik ilkin afrika’da bulunmadı da avrupa’yı fethetmek böylece afrikalılara ve afrikalıların mikroplarına nasip olmadı?
https://www.ekomsu.com/attachments/download/95

rothman’ın üç farklı ideolojiye göndermede bulunarak anneliğin sosyal olarak nasıl inşa edildiğine ve kadın bedeninin bir dizi müdahaleye nasıl konu olduğuna yönelik yaptığı çözümleme emzirme konusuna da önemli açılımlar getirmektedir.
+
patriarkal, teknolojik ve kapitalist ideoloji olarak tanımladığı bu üç yapı birbiri ile iş birliği içinde kadınların bedenlerine ve gündelik hayatlarına müdahale ederek, toplumsal ilişkiler içinde konumunu belirlemekte ve onları güç ilişkilerine tabi kılmaktadır. patriarka kadınların bedeni, cinselliği, yeniden üretim sürecindeki rolü ve emeği üzerinde erkek egemenliğine işaret ederken, teknoloji ise kadınların bedenleri üzerinde tıbbi müdahaleler aracılığı ile doğrudan denetim kurmasına işaret etmektedir. beden ve teknoloji ilişkisinde tıp kurumu ön plana çıkmakta, beden bir makine olarak görülmekte ve tıbbi müdahaleye açık hale getirilmektedir. özellikle annelik üzerinden kadın bedenine müdahalenin yolu açılmakta ve doğurganlık durumu, hamilelik, doğum, emzirme gibi konular tıbbileştirilerek biyopolitik söyleme tabi kılınmaktadır. rothman’a göre kapitalizm ise ataerkil ideoloji ve teknolojinin yardımıyla kendi sisteminin devamını sağlayacak, üretim ve tüketim ilişkileri içinde kârını maksimize edecek şekilde toplumsal cinsiyet ilişkilerini yeniden üretmektedir. bu üç ideoloji birbiri ile iş birliği içinde toplumdaki hiyerarşik güç yapılarını oluşturmakta, sosyal olayların anlamını belirleyebilmektedir. dolaysıyla bu üç ideoloji; emzirmenin ve kadın bedeninin, neden biyopolitikanın, tıbbi gücün, gündelik hayatı düzenleyen diğer makro ve mikro iktidar yapılarının (diğer toplumsal kurumlar, hükümetler, mikro ölçekte faaliyet gösteren kuruluşlar, gruplar, ticari şirketler), merkezinde yer aldığını anlamamıza olanak tanır. çünkü biyoiktidar aynı zamanda rothman’ın bahsettiği bu üç ideoloji yardımıyla toplumsal cinsiyet rejimlerine etki eden güç ilişkilerini yeniden düzenlemekte ve bebek beslenmesini kadınların biricik görevi olarak tanımlayarak, bedenlerini ve gündelik faaliyetlerini organize etmektedir.
+
italya’da bir çalışma var yanılmıyorsam, ameliyathaneye playstation koymuşlar, ameliyat arasında cerrahlar playstation oynamış. playstation oynayan cerrahlar, laparoskopik ve robotik ameliyatları daha kısa sürede ve daha az komplikasyonla yapıyormuş.
https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-full-file/56274

cümleniz sıhhat ile sağ olasız: sıhhatname literatürüne zeyl
http://www.devdergisi.com/Makaleler/1656119575_16.pdf

tıp fakültesi öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutumları ve etkileyen faktörler
http://www.firattipdergisi.com/pdf/pdf_FTD_1163.pdf

tahkim alanında toplumsal cinsiyetin yansımaları
(hakem seçiminde cinsiyet çeşitliliği)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/972737

büyük iskender: coğrafyacı bir savaşçı kral
https://avesis.istanbul.edu.tr/resume/downloadfile/sudogan?key=49d7ea07-f7d0-41c5-a8f2-1312fccf14fa

orman ekosistemini oluşturan faktörler
https://www.ktu.edu.tr/dosyalar/ormanmuhendisligi_df7c3.pdf

madendere havzasında fizyoğrafik faktörlerin ve bazı fiziko-kimyasal toprak özelliklerinin belirlenmesi ve haritalanması
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/262489

hidrolojik fonksiyonlu havzalarda fizyoğrafik karakteristiklere ve arazi kullanımına bağlı olarak toprak özelliklerindeki değişimin araştırılması
+
hidrolojik fonksiyona sahip havzalarda sürdürülebilir su potansiyeli ve kalitesi için toprak koruma ve arazi ıslah projeleri fizyoğrafik faktörlerin olumsuz etkilerini minimize edecek şekilde planlanmalıdır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/279646

erzurum ili uzundere ilçesinde farklı fizyografyaya (taban ve yamaç) sahip meyve ve sebze bahçelerinden alınan toprak örneklerinin bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri
http://oaji.net/articles/2020/9352-1596012603.pdf

eber havzasında (afyonkarahisar) toprak erozyonunun değerlendirilmesi
+
eber havzasında erozyon riski 5 sınıfta ve 0 ile 85 ton/ha/yıl arasında değişmektedir. eber gölü havzasında % 28 çok hafif, %13 hafif, %14 orta, % 14 şiddetli ve %12 çok şiddetli erozyon saptanmıştır.
https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/3521/Eber%20Havzas%C4%B1%20Potansiyel%20Erozyon%20Risk.pdf

fizyografik özelliklerde çok hızlı bir değişimin etkisi benzer şekilde doğu karadeniz bölgesinin yağış rejimine de yansımaktadır.
https://webdosya.csb.gov.tr/db/artvin/duyurular/plan-aciklama-raporu-20190614153755.pdf

inebolu havzasında farklı fizyografik faktörlerin ve toprak sınıflarının belirlenmesi ve haritalanması
http://tucaum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/280/2016/12/Int_semp_AK10.pdf

insanlar ve erozyon
+
bugünkü suriye, bir zamanlar büyük verimliliğe sahip arazilerden ibaretmiş. zengin kırmızı-kahverengi topraklarla kaplı eğimli arazilerde yoğun ormanlar varmış ve gerek şehirler ve gerekse gemiler için kereste bu ormanlardan sağlanıyormuş. bir süre sonra arazi temizlenerek tarıma açılmış ve yüzden fazla şehir gelişmiş. ancak birkaç yüzyıl içinde, erozyon üst toprağın uzaklaştırılmasına ve eski şehir kalıntılarının verimsiz alt katmanın biraz üstünde kalmasına neden olmuştur. bu sahadan bir zamanlar roma’ya çok büyük miktarlarda şarap ve zeytin yağı ihraç edilirken bugün ıssız bir hale gelmiştir.
+
and dağları, himalayalar, karakurum, kayalık dağları ve afrika grabeninde, java, yeni zelanda’nın güney adaları ve merkezi amerika’nın bazı kısımları gibi volkanik sahalarda da yüksek erozyon oranları görülmektedir.
+
şüphesiz erozyon miktarındaki değişimlerde insanların araziyi kullanım şekillerini değiştirmelerinin de büyük rolü olmaktadır. arazinin yanlış kullanılması durumunda erozyon oranı kabul edilemeyecek oranlara kısa sürede ulaşabilmektedir.
http://cv.ankara.edu.tr/duzenleme/kisisel/dosyalar/09022016131015.pdf

türkiye’de toprak erozyonu ve çölleşme
https://www.turktob.org.tr/upload/dergi15/64-69.pdf

erozyon tahmin modelleri ile toprak kaybının hesaplanması
http://earsiv.odu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11489/625/1/10142597.pdf

ısparta yöresinde arazi kullanımına ilişkin sorunlar
+
araştırmanın yapıldığı ısparta yöresi topraklarında kültür bitkilerinin yetiştirilmesini ve tarımsal kullanımı kısıtlayan erozyon, sığlık, taşlılık, kayalık, drenaj bozukluğu, tuzluluk ve alkalilik gibi etkinlik dereceleri değişen sorunlar bulunmaktadır. bunlar arasında en yaygın olan sorun su erozyonudur. il genelinin %40’ında doğal bitki örtüsünün aşırı derecede tahribinden dolayı çok şiddetli erozyon mevcuttur. ısparta ili sınırları dikkate alındığında toprakların %59.6’sını çok sığ topraklar oluşturmaktadır. ilin %22.4’lük bir kesiminde taşlılık ve kayalılık problemi ile karşılaşılmakta olup, drenaj problemi olan sahalar 26881 hektardır. il genelinin 1781 hektarında da hafif tuzluluk mevcuttur. yapılan çalışmalar sonucunda son yıllarda taşlılık, drenaj bozukluğu ve tuzluluk sorunu olan arazilerde bir azalma görülmesine rağmen, erozyona maruz sahalarda artışla karşılaşılmaktadır.
hem araştırma sahamız, hem de ülkemiz genelinde karşılaşılan erozyon, sel, taşkın vb. çevre sorunlarının önlenebilmesi için, sorunların çözümüne mutlak surette havza bazında yaklaşılmalıdır. özellikle dağlık kesimlerde çalışmalara yukarı havzalardan başlanmalı, buralar hayvan otlatmasına kapatılarak koruma altına alınmalı ve toprak şartlarının elverdiği ölçüde dağınıkta olsa teraslar inşa edilerek otlandırma, çalılandırma ve ağaçlandırmalar yapılmalıdır. ancak en önemlisi, arazinin kabiliyeti dışında kullanımı kesinlikle önlenmelidir. buna uyulduğu takdirde sorunların büyük çoğunluğu kendiliğinden çözümlenmiş olacaktır.
https://core.ac.uk/download/pdf/148738422.pdf

toprak erozyonunun tarihi
+
bugün için bu uygarlıkların çoğu nüfusun artması, korkunç savaşlar, doğal afetler ve arazilerin gelişi güzel kullanılmaları sonucu meydana gelen şiddetli erozyon olayları ile sönmüş bulunmaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/34674

değersizleşme ve yabancılaşma bağlamında tüketim ahlâkı ve insan
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1023684

gerçeklik ve hiper gerçeklik; baudrıllard ve g.debord anlatılarından hareketle “hakikatin yeniden inşası”
+
post-modern çağ adeta bir fabrika gibi “hakikat” üretmektedir. “hakikat” kavramının anlam içeriğini dolduran güç, günümüzde meşruiyetini iletişim araçları ve medya ile sağlamaktadır. aynı zamanda toplum yapısının analizinde de, bu analizler sonucunda toplumun yeniden inşa edilmesinde de bu güç sahibi otorite büyük bir rol oynamaktadır. rasyonalizm’ in, pozitivizm’ in ve kapitalizm’ in söylemleriyle şekillenen post-modern çağın ruhu, teknolojik gelişmelerle birlikte toplumun topyekûn değişmesi için bir zemin hazırlamıştır. dolayısıyla artık daha kolay şekil alabilen toplum, daha kolay yönetilebilmekte, sosyalizasyon süreçleri kontrol altına alınabilmektedir. toplumsal yapıyı yerinden oynatabilecek güce sahip olan “otoritenin” bu gücü elde ederken kullandığı araçlardan sadece ikisi ; “gerçeklik” ve “hiper gerçekliktir”. gerçeklik bu otoritenin kontrolünde şekillenerek “gerçek” ten uzaklaşmış ve “gerçekliğin” bizatihi kendisi “hiper gerçeklik” formunu almıştır. otoritenin başat araçlarından olan “medya”, “gerçekliğin” dönüştürüldüğü bir sahne vazifesi görmektedir. tüm bu süreçleri içine alan bir dünyanın fotoğrafını çeken baudrillard ve g. debord, bu dünyanın içinde “üretilen bir toplumun” dinamiklerini analiz etmektedirler. bu çalışmada, baudrillard’ın “hiper gerçeklik” kavramı g. debord’ un “gösteri toplumu” ile tanımladığı “gerçeklik” kavramlarının tarihsel seyri, etimolojileri ve felsefi çağrışımlarının haritası genel hatlarıyla çizilecektir. sonuçta varılacak zemin olan “hakikat’ in yeniden inşası”, descartes’ten başlayarak nietzsche ve heidegger’ in “hakikat” görüşlerinden faydalanılarak, post-modern çağda, aslında pre-modern çağın “hakikat “ anlayışının nasıl yeniden inşa edildiğini, bu teorinin, inşa sürecinde kullanılan “hiper gerçeklik” ve “gerçeklik” kavramlarının perspektifinden bakıldığında nasıl göründüğünü ve sonucunda toplumsal yapıların tüm bu teoriler çerçevesinde nasıl şekillendiğini gösterecektir.
+
gerçeklik reel olana atıf yapmaktadır, aynı zamanda da hakikatin kendini açtığı bir yoldur. gerçeklik, ölçütünü hakikatten alır, fakat hakikat varlığını yalnızca kendisine borçludur. gerçeklik ise varlığını hakikatin kendisine borçludur.
+
debord hakikati, gösteride arar çünkü; gösteri öyle büyülü bir kavramdır ki ona göre kendini bir hakikatmiş gibi sunarak kurabilir. bu düşünce sisteminin gerçeklik ile bağlantısını ise; gerçek olanı tersine çeviren bir gösterinin fiili olarak üretilmiş olduğu düşüncesi ile kurar. debord, gerçekliğin ters yüz edilişinden ve tersine çevrilişinden sorumlu tuttuğu gösterinin dışında da bir gerçekliği düşünme imkanını bize sunar.
+
baudrillard hiper gerçek kavramıyla artık gerçekliğin – gerçek iddiasında bir sahte- gerçek dahi olsa – geri dönülmez bir kuşatılma altında olduğunu göstermektedir. hiper gerçeklikten sonra artık gerçekliğe herhangi bir ihtiyaç kalmamıştır. baudrillard bunun için televizyonların aktif rolünü vurgulamış ve panoptikon kavramını da kullanarak kuşatılmışlığın derecesini göstermiştir. artık post-modern insanın hakikati televizyondur.
+
hakikatin kavramsal olarak felsefe tarihindeki seyri ve onun üzerine inşa edilen düşünceler, hakikat fikrini artık dönüştürülebilir ve inşa edilebilir bir olgu haline getirmiştir. insan, inşa etmelerin en fonksiyonel versiyonu olarak hakikati inşa etmektedir. radyo, televizyon ve daha sonra internet, propogandif etkisi bir yana, etkili bir güç haline gelmesini bu inşa kudretine borçludur.
+
“çağımızdaki temel hastalığın adı: gerçeğin üretimi ve yeniden üretimi denilen şeydir.” (baudrillard, 2011: 44) baudrillard’ın bu tespitiyle “gerçekliğin” artık üretilen bir şey olduğu tespiti yapılabilmektedir. istenilen her şey insana bir gerçeklik gibi sunulabilir.
+
medya ve kitle iletişim teknolojileriyle hipergerçeklik üretilmekte, ve her an yeni hakikatler inşa edilebilmektedir. hakiki olma iddiasını şüphe geçirmez bir seviyeye getiren hipergerçeklik, dünya’yı düpedüz biz simülakra dönüştürmüştür. insan, artık bu gerçek-üstü gerçek dünyadan kaçamaz hale gelmiştir.
+
hakikatin artık inşa edilebilirliği düşünüldüğünde onu inşa edenlerin ne büyük bir güce sahip oldukları âşikârdır.
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt10/sayi53_pdf/4sosyoloji_psikoloji_felsefe/karapinar_alperen.pdf

belirli her meta kendisi için savaşır, diğerlerini tanıyamaz ve her yerde kendini sanki eşi benzeri yokmuş gibi dayatmaya çalışır. bu durumda gösteri bu mücadelenin epik şiiridir.
https://ww4.ticaret.edu.tr/ssy/wp-content/uploads/sites/106/2020/03/G%c3%b6steri-Toplumu-Guy-Debord-PDFDrive.com-.pdf

kıyameti beklerken: hıristiyanlık’ta kıyamet beklentileri ve rus ortodoks kilisesindeki yansımaları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/85814

kıyâmet alâmetlerinin aklî ve naklî temelleri
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/1006/10048626.pdf.pdf

tüketim temelli hayat tarzları ve gösteri mekânı olarak kentler
http://iletisimdergisi.gsu.edu.tr/en/download/article-file/82903

toplumsalın yitik öznesi ya da metanın fetiş karakteri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/804335

tüketim toplumunda meta-marka bağımlılığının görünümleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1140327

‘gösteri toplumu’: geleneksel anlatı sinemasının simgesel düzenlemeleri üzerine düşünmek
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/113444

gösteri toplumu
https://ww4.ticaret.edu.tr/ssy/wp-content/uploads/sites/106/2020/03/G%c3%b6steri-Toplumu-Guy-Debord-PDFDrive.com-.pdf

hiçliğe sürükleyen gösterinin dünyası
https://youngacademia.com/wp-content/uploads/2020/03/5-Hi%C3%A7li%C4%9Fe-S%C3%BCr%C3%BCkleyen-G%C3%B6sterinin-D%C3%BCnyas%C4%B1.pdf

toplumsal şiddet bağlamında fiten hadislerine ilişkin bir değerlendirme
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/932909

15. y.y. osmanlı popüler dînî edebiyatındaki fiten hadislerinin tahric ve tenkîdi (envâru’l-âşikîn örneği)
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS00439.pdf

muhaddislere göre fitnelerden kurtuluş çareleri: kitâbu’l-fiten’ler örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/191995

fiten rivayetleri bağlamında toplumların çöküşü
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/511256

etin cinsel politikası: feminist-vejetaryen eleştirel kuramın dayanakları üzerine bir okuma
+
etin cinsel politikası nedir? kadınları hayvanlaştıran, hayvanları da cinselleştirip dişilleştiren bir tavır ve davranışlar bütünüdür. (…) etin cinsel politikası aynı zamanda erkeklerin et yemeye ihtiyacı olduğu, hakkı olduğu ve et yemenin yiğitlikle alakalı bir erkek aktivitesi olduğu sanısıdır.
+
etin cinsel politikası neyi yediğimizin, kültürümüzün ataerkil politikası tarafından belirlenmesi ve et yemeye atfedilen anlamların çoğunlukla yiğitlik etrafında kümelenmesi demektir. (…) etin cinsel politikası’nın iddiası, toplumsal cinsiyet politikasının dünyamızda yapılanma şeklinin hayvanları (özellikle de tükettiğimiz hayvanları) nasıl gördüğümüzle ilgili olduğudur. ataerki, insan/hayvan ilişkilerine içkin bir toplumsal cinsiyet sistemidir. dahası, toplumsal cinsiyet inşasına hangi yiyeceklerin uygun olduğunu buyuran talimatlar da dahildir. kültürümüzde adam olmak, sahip çıkılan ya da inkar edilen kimliklere, ‘gerçek’ erkeklerin yapıp yapmadığı şeylere bağlıdır. ‘gerçek’ erkekler kiş yemez. bu yalnızca bir ayrıcalık meselesi değildir, simgecilikle de ilgilidir. kültürümüzde erkeklik, kısmen, et yeme ve diğer bedenlerin denetimi yoluyla inşa edilir.
+
bu bakımdan, çalışma bir anlamda, etin cinsel politikası aracılığıyla, kadınların ve hayvanların ortak imgeler üzerinden nesneleştirildiğini iddia etmektedir. bu durum, ataerkil kültürün toplum içerisindeki yapılanmasının sürdürülmesindeki temel nedenlerden biridir. diğer taraftan yazarın yukarıdaki ifadelerinde de değinildiği gibi, bu politika sadece kadınları ya da hayvanları metalaştırmamakta aynı zamanda erkekleri de belirli tanımlanmış roller edinmeye mecbur bırakmaktadır. bu bağlamda değerlendirildiğinde, yazarın erkek rolünün toplumsal inşasının, kadınların ve eti yenen hayvanların bedeni üzerindeki denetim aracılığıyla gerçekleştirildiğini ileri sürdüğü görülmektedir. ayrıca yeme biçimlerindeki bu ayrım cinsiyete bağlı olduğu kadar, sınıfsal bir nitelik de taşımaktadır. bu bakımdan farklı erkeklik rolleri arasında hegemonya sahibi olanın daha çok eti aldığı çıkarımında bulunmak yanlış olmayacaktır. çünkü kadınların ya da ikinci sınıf yurttaşların (yani hegemonik olmayan erkeklerin), ataerkil kültürde ikinci sınıf sayılan yiyecekleri (etten ziyade sebzeler, meyveler, tahıllar) tüketmeyi tercih etmelerinin(!) olağanlaştırıldığı aktarılmaktadır.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/46/2287/24049.pdf

müdahil bir çeviri örneği olarak eko-çeviri
+
çalışmamızda yöntemsel bakışından yararlandığımız vejetaryen-feminist kuramı geliştiren amerikalı, bağımsız akademisyen, aktivist carol j. adams günümüzde antitürcülük adı altında şekillenen düşünce hareketinin en önemli temsilcilerinden biri olarak karşımıza çıkar. etin cinsel politikası’nın da aralarında yer aldığı pek çok kitabın yazarı olan adams, uzun yıllara yayılan çalışmasında kadınlar ve hayvanlar üzerindeki ortak tahakkümü ve bu ortak tahakkümü mümkün kılan mekanizmayı ele alır. bu mekanizma “nesneleştirme” yoluyla “kayıp göndergeye” dönüştürme üzerine kuruludur. kayıp gönderge tabaktaki et ile yaşayan, nefes alan canlı arasındaki bağlantının yok edilmesi anlamına gelir. adams “tahakkümün en iyi işlediği yer olarak kopukluklar ve parçalanmışlıklar kültürünü” işaret eder. ona göre “bağlantılara itibar eden, örtüşen tahakküm biçimlerinin” farkındalığını kazanmak gerekir ve “etin cinsel politikası bağlantıları kurmak demektir.” carol j. adams’ın etin cinsel politikası’na göre “ayrılık fikriyle obezleşen bu hurafe ve parçalanmışlıklar kültüründen” istifade eden stratejiler bütünü ötekine gözlerini kapamayı mümkün kılmaktadır. dünya üzerinde yaşayan varlıklara kulak vermek için antitürcülüğü çeviri bağlamında işlevsel hale getirmek daha çok bağlantıya ışık tutabilir.
+
bu çalışmada adams’ın düşüncesine yer vermemizin en önemli nedeni kayıp göndergeye dönüştürmeyi mümkün kılan dilin yönlendirici kullanımının önemli rolünün altını çizmesidir. çünkü birazdan bahsedeceğimiz nesneleştirmenin ve kayıp göndergeye dönüştürmenin tüm adımları ilk önce dilde yaşanır.
hayvanı tüketilebilir ve sömürülebilir kılmak onu kayıp göndergeye dönüştürmek ve nesneleştirmek ile mümkündür. nesneleştirmenin adımları şöyle gerçekleşir:
1. dilin yönlendirici kullanımı;
2. kesim;
3. parçalarına ayırma;
4. ürünün kendisi ve tüketicisi etrafında bir anlatı oluşturma;
5. tarihi doğallaştırılma;
6. fiziksel deformasyon yaratma;
7. “ürünü” her yerde karşılaşılabilir kılma ve ürünün tüketimini normalleştirme;
8. stratejik mekân tercihleri yapma.
+
kullandığımız dilden duyguları arındıran ve ötekileştirmeyi kolaylaştıran bir diğer örnek de adlandırmalardır. hayvan yeriz ama et yediğimizi söyleriz. tüm bu dilsel kullanımlar hayvanı bireyselliğinden olabildiğince uzaklaştırmak üzerine kuruludur.
+
hayvanlar konusunda yaşanan “katmanlı cehalettir”. kayıp gönderge ve nesneleştirme öyle bir noktaya varmıştır ki hayvanların acılarını bilmediğimizin bile farkında değilizdir. cehaletimizin cahili konumundayızdır.
http://www.frankofoni.com.tr/wp-content/uploads/2020/09/Emine-Bogenc-Demirel-Fulya-Marmara.pdf

carol j. adams, feminist-vejetaryen eleştirel kuramı ortaya attığı ve bu yazının da temel kaynağını oluşturan kitabı, etin cinsel politikası’nın türkçe baskısının önsözünde “(…) yalnızca kadınlara değil, egemen olmayan bütün diğer insanlara ve hayvanlara yönelik cinsel şiddet ile kötü muamele arasında bir bağıntı olduğunu savunuyorum’’ diyor. bu bağıntı farklı açılardan ele alınabilir.
+
“etin cinsel politikası aynı zamanda erkeklerin et yemeye ihtiyacı olduğu, hakkı olduğu ve et yemenin yiğitlikle alakalı bir erkek aktivitesi olduğu sanısıdır.’’ der carol j. adams. güçlü, saldırgan, sinirli, mert, cesur olmak gibi erkekliğe has görülen özellikler et tüketimi; dingin, sakin, sabırlı, duygusal, hassas olmak gibi kadınlığa has görülen özellikler ise et dışındaki beslenme seçenekleriyle ilişki görülegelmiştir.
+
et yememek özellikle erkek bireyler için bir zayıflık göstergesi olarak görülebilmektedir. adams şöyle devam etmektedir: “dahası toplumsal cinsiyetin inşasında uygun besinlerin hangileri olduğu konusunda talimatlar da vardır. (…) bu sadece bir ayrıcalık meselesi değil, bir sembolizm meselesi. kültürümüzde “erkeklik” kısmen et yemek ve başka bedenler üzerinde denetim kurmak üzerinden inşa ediliyor.’’ erkeğin ağırlıklı olarak et ile beslenmesi, hayvan bedeni üzerindeki tahakkümünün bir çıktısıdır. bu çıktının, kadın bedeni üzerindeki tahakküm konusunda da erke bir zemin hazırladığı söylenebilir.
http://morpsikolojidergisi.org/wp-content/uploads/2019/03/morpsikoloji02.pdf

tüketim kültüründe beden güzelliği ve yemek yeme arzuları: kadınların tüketim pratiklerine yansıması
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/556884

psikoanalitik halkbilimi kuramı temelinde türk yemek kültürünün çağrışım sınırsızlığı: “oburluğun cinselliği”
+
eril yemek kültürünün oburluk cinselliği temelinde “güzel kadın tipi”, erkeğin bedeninin tatminkâr ölçülerine uyacak biçimde tasvir edilmektedir. buradaki güzellik algısı “kalem kaş, nergis göz, ok kirpik, gece saç, inci diş” gibi estetik mazmunlar yerine “kadının dolgun yenilebilir kısımlarına” odaklıdır. kastamonu sancak beyi galip paşa’nın ideal türk kadın tipini tarif ettiği “kara karı, kuru karı, keçi eti, durgun at // mazarratü’l mazarratü’l mazarrat’ül mazarrat // beyaz karı, şişman karı, koyun eti, yörük at // fâidatün fâidatün fâidatün fâidat” şeklindeki şiiri, kadın bedeninin cinsel haz temelli “ele avuca gelir” ve “bastığı yeri titreten” bir kilo ölçülerinde olması gerektiğini vurgulamanın yanı sıra “kadın bedeninin hayvansılaştırılarak” protein yüklü ve vücuda faydalı/lezzetli yenilebilir bir et ürünü” olarak algılanmasını örneklemektedir.
https://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=125&Sayfa=140

riyâzat-ı bedeniyye-i tıbbiyye ve tanzimat dönemi spor terminolojisinin oluşumu
https://core.ac.uk/download/pdf/50614284.pdf

kur’an âyetleri ve hadisler perspektifinden uyku hakkında bir değerlendirme
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/615285

cezaevinde mahkûm bedeninin disipliner örgütlenmesi: biyopolitik mekân, duyumsama, kural ve ihlal (1923-1953)
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/835562

performatif imalar ve beden
+
her insanın biyolojik olarak sahip olduğu vücut kılları, ısıl dengeyi sağlamak, cilt sağlığını bazı dış etmenlerden korumak gibi işlevlere sahiptirler. vücut kılları özellikle kadınlarda bir “sorun” niteliği taşıdığı için kılların tercihen alınması ve ortadan kaldırılması bir gereklilik gibi görülmektedir. beden kılları çoğu insanda iğrenme hissi uyandırmaktadır. kılların çeşitli yöntemlerle alınması “temizliği” sembolize etmektedir. bedende bulunan kıllar hem erkek hem de kadında var olmasına karşın kadının kıllı olma durumu erkeksi olma durumuyla eşdeğerdir. çünkü kıllarının yarattığı cinsiyetsizleştirme durumunu ortadan kaldırmak için “iğrenç” , “abject” sayılanı da ortadan kaldırmak gerektiği düşüncesini doğurur. günümüzde kadın olduğunun belirleyicisi olarak beden kıllarının alınması, cinsiyet belirleyici bir gereklilik olarak görülmektedir. kadın bedeninde kılların olması iğrenme ve tiksinti yaratan bir durumdur. bu sebeple kadın bedeninden kılları uzaklaştırmak için çeşitli teknikler geliştirilmiştir. oluşturulan teknikler sayesinde çıkan kılların bedenden uzaklaştırılması bir “ritüel” halini almıştır. işkenceyi gerektiren bu ritüeller her ay belki de her hafta yaşanmasına beden maruz bırakılmaktır. kılsız bedenin güzelliği, kıllı bedenin iğrençliğe itilmesine sebebiyet vererek, kıllı olan bedeni tabulaştırmıştır. freud’a göre tabu “korkunç, tehlikeli, yasak, kirli” sayılan kutsallaştırılmışlıktan başka ikincil bir anlam taşıdığına göre, kadınlarda yaşanan kıllı bedenin tabu haline geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır.
+
erkeklerde ise durum tam tersidir. kıllı erkek makbule geçerken kılsız erkek gelişmemişliğin bir göstergesi olarak kabul edilmiştir. bu ikili karşıtlığı talep edeninse yine karşı cinsler olması da ilginçtir. cinsel çekiciliğin ilk belirleyicisi olan yüzde en belirgin nokta ise bıyık kabul edilir. kadınlarda bıyık olması iğrenç, çirkin, kirli ve erkeksi görünürken, erkeklerde gür bıyık güç ve çekicilik simgesi olarak görülebilmektedir. dikkat çekilmek istenen bu noktada deneyimlenen “bıyığın sürekliliği” isimli uygulamada, başlangıçta bir kadının iple bıyık alma tekniği ifşa edilmiştir (görsel 19). kadınların ritüeli haline gelen bıyık alma acılı bir süreçtir. bu acılı süreç sonucunda yüzdeki bıyıklar gitmiştir fakat kılların çekilmesi eylemiyle bedende yaşanan bazı değişimler gözlemlenmiştir. bünyede var olan cilt hastalığının etkisi ile meydana gelen kabarmalar, ipin kılları çekişinde oluşturduğu izler olup tıpkı bir bıyık şeklini almıştır. yani bıyık alınmış olmasına karşın dönüşümlü olarak yeni bir bıyığın oluşmasına sebep olmuştur.
+
kristeva’nın bahsettiği “ilk bastırmanın sınırı”, evrensel eril ve dişil bedenlerdeki sınırların göstergelere atfedilen tiksinti, bulantı ve iğrenme; “arzudan değil, tahammül edilemez bir anlamlamadan [signifiance] kaynaklanan ve anlam-olmayana ve imkânsız gerçeğe doğru evrilen, ama (olmayan) ‘ben’e rağmen yine de bir tiksinme olarak ortaya çıkan nesnenin ve göstergenin uçuculuğu.” sayesinde murdar olanın kadına ithaf edilmesi durumunu açıklar. bahsedilen nesnenin ve göstergenin uçuculuğu, nesne arayışından kaynaklıdır ve bu arayış kültürü ve dili oluşturur. kültüre ve dile yansıyan iğrenç, tiksinç ve bulantı durumlarının kadına yansıtılması kadının bıyıklı olmamasını ya da vücut kıllarının olmamasını bir gereklilik kabul ederek, kadında kılın iğreti durduğunu savunarak ikincil bastırmayla oluşan sınıra iter. yapılan uygulamada bıyığın alınması ve bedenin tepkisel olarak tekrar bıyık oluşturmasıyla, eril ve dişil bedenlerdeki sınırın aşılması ve hatta birleştirilmesi durumu yaratılmıştır (görsel 20). yalnızca bıyıkla birlikte, kadınlarda varlığı, erkeklerde yokluğu artık bir tabu haline gelmiş normların oluşturulduğuna dikkat çekilen bu uygulamayla, güçlü bir transgresyonel kurgu yaratılmıştır.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/8940/10291229.pdf

ilk kültürel gereç çuval ise: erkeklik ve et yemenin kesişimselliğinde bilimsel anlatıların kuruluşu
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/46/2036/21160.pdf

cemil meriç’e göre ideolojiler karşısında türk toplumu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/51637

şiirdeki hasta benim memleketim. hancı, bu memleketin düzeni. yoldaki yabancı, bu memleketi etkileyen başka bir memleket. içilen şarap boş vaatler, sarhoş olan çalışanlar, doktor idareci ve işverenler.
+
han sarhoş hancı sarhoş
yolda yabancı sarhoş
el çek tabip kalbimden
içimdeki sancı sarhoş
http://earsiv.erzincan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12432/2094/T%C3%BCrk%20Edebiyat%C4%B1nda%20Dirijizmin%20Halk%20Hik%C3%A2yeleri%20Boyutu.pdf

yönetim biçimlerinin “beden” üzerindeki etkileri ve sanata yansımaları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/203666

sanat-hayat bağlamında nesnelerin yeniden okunması
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/2295/c2ecc669-7021-457d-9950-451d4f04b5d1.pdf

beden kullanımı ve performans sanatı
+
bu sanatçıların belirgin motifleri, uygulama araçları insan anatomisinin klasik, bilinen tasvirine ışık tutmuştur.
+
shigeko kubota 1965 yılında new york’ta vagina painting performansı sergilemiştir.
https://acikerisim.isikun.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11729/1205/Eda%20%C5%9Eenkan.pdf

sanatta beden kavramı ve beden sanatı
https://tezarsivi.com/sanatta-beden-kavrami-ve-beden-sanati

bedenin ezoterik yolculuğu: performans sanatı
https://tezarsivi.com/bedenin-ezoterik-yolculugu-performans-sanati

mütevazı bir miras — batı’da obje sanatı/ kavramsal sanat/ post-kavramsal sanat ve türkiye’de 1965-1992 yılları arasındaki benzer eğilimler
https://saltonline.org/media/files/mtevaz-bir-miras-batda-obje-sanat.pdf

sanat ve direniş
http://i-rep.emu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11129/2693/SanatVeDirenis_OK%20kopya.pdf

nesne ile meta arasında sanat
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3906

sanatta bedensel ve zihinsel sınırlar: uzuv-uzantı olarak sanat pratikleri
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/8489/SANATTA%20BEDENSEL%20VE%20Z%C4%B0H%C4%B0NSEL%20SINIRLAR%2C%20UZUV-UZANTI%20OLARAK%20SANAT%20PRAT%C4%B0KLER%C4%B0_Umut%20Reyhanl%C4%B1.pdf

sanat-hayat bağlamında nesnelerin yeniden okunması
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/2295/c2ecc669-7021-457d-9950-451d4f04b5d1.pdf

postpartum primipar annelerde yoganın emzirme yeterlilik ve maternal bağlanma üzerine etkisi
http://abakus.inonu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11616/14730/10236118.pdf

tokat ili toprak ve su kaynaklarının tarımsal açıdan değerlendirilmesi
+
bölgede sulama randımanı yönünden düşüşler olduğu gözlenmiştir. bu nedenle randıman artırıcı önlemlere gereksinim vardır. gerekli yerlerde tarla içi geliştirme hizmetleri bir bütün olarak ele alınmalı ve gerçekleştirilmelidir. sulanan topraklar uygun pulluklar ile işlenmeli, topraklarda pulluk tabanı oluşumuna izin verilmemelidir. sulama randımanlarının artırılması için bitki, toprak ve topoğrafya ilişkileri titizlikle incelenerek planlı bir şekilde suyun dağıtılması sağlanmalı, topoğrafik bozukluklar giderilmeli ve uygun sulama yöntemlerinin uygulanması gibi önlemler alınmalıdır. ayrıca sulama şebekelerinde sulama suyu tasarrufu sağlayan şebeke sistemlerinin geliştirilmesine öncelik verilmelidir.
http://ziraatdergi.gop.edu.tr/Makaleler/868076398_37-44.pdf

dersin öğrenme çıktıları
1 jeomorfolojinin temel öğretilerini kavrayabilme
2 yer şekilleri ve bunların çeşitli kuvvet ve olaylarla olan ilişkisi hakkında fikir sahibi olabilme
3 farklılık gösteren kayaçların gerçek biçim ve özelliklerini kavramak
4 araziyi fizyografik birimlere ayırabilme
5 toprak özellikleri ile arazi fizyoğrafyası arasındaki ilişkilerin öğretilmesi
https://obisnet.adu.edu.tr/PDFDERSF5?id_OgretimProgram=1000&id_Ders=7104&id_EgitimDil=1&basicAuthentication=7103999&contentDispositionType=inline

lisan fonksiyonlarının gelişimi ve lisanı etkileyebilecek bozukluklar
+
lisan yüksek kortikal fonksiyonların başında gelir .lisan bozuklukları beynin özel alanlarının hasarı ile ilişkilidir. serebral organizasyonun özel bozuklukları arasında anatomik ve fonksiyonel asimetri vardır. bu makalede afazi,apraksi,agrafi gibi iyi bilinen lisan bozuklukları incelenmiştir.
https://jag.journalagent.com/erciyesmedj/pdfs/EMJ_17_1_95_103.pdf

ekolojik planlama kapsamında denizli kenti’nin irdelenmesi
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TF04552.pdf

kıyamet senaryoları
http://isamveri.org/pdfdrg/D03292/2012/2012_16/2012_16_BATUKC.pdf

boşnak halk kültüründe doğum geçiş merasimi üzerine tespit ve değerlendirmeler
+
boşnaklar arasında, çocukları ölü doğan kadınların kanlarının şekerli olduğuna, bu yüzden cadıların bu kadınların çocuklarını doğmadan önce öldürdüğüne inanılmaktadır.
bu problemin çözümü adına anne adayı, ölü atın nalını almalı, bir demirci ustası gece yarısında bu naldan demir bir şerit yapmalı, hamile de bu demir şeritle kuşaklanmalı ve çocuk doğana kadar bu demir şeridi belinde taşımalıdır.
+
doğacak çocuğun çirkin, sakat olmaması, güzel olması için yapılan uygulamalar
hamile bir kadın, çok arzu ettiği bir şeyi yiyemezse, çocuk düşebilir ya da sakat olabilir.
+
oldukça uzun süre türk-islam kültürü etkisi altında yaşayan boşnaklar arasında, doğum geçiş ritüelleri adı altında icra edilen islamiyet öncesi inanç kültlerine ait pek çok ritüelin, kimi zaman çok fazla deforme olmadan kimi zaman da islâmi bir kimlik kazanarak veya boşnak inanç dairesi içerisine sızarak, kendine yepyeni bir yaşam alanı oluşturmuş olduğu açıktır.
http://dedekorkutdergisi.com/Makaleler/1839433075_sumbullu_yusufziya.pdf

pdf 22

sosyolojik açıdan afyonkarahisar ilinde suç ve suçluluk: yaralama ve cinayet suçları
+
araştırmaya katılan kişilerin %38,4’ünün doğum yeri köy iken, %32,3’ünün il merkezi, %29,3’ünün ise ilçe merkezidir
+
kırsal kesimde ikamet eden hükümlülerle yapılan görüşmelerde özellikle arazi anlaşmazlıkları gibi nedenlerden dolayı adam öldürme ve adam yaralama suçuna teşebbüs ettiklerini ifade etmişlerdir
+
afyonkarahisar’da kavga olaylarının sıklıkla yaşanması çocukluk döneminden beri edilen ortak kültürün nedenidir diyebiliriz.
+
aile içi yapılan yaralama ve öldürme olaylarından hüküm giyen kişiye kimin haksız olduğu sorulduğunda net cevaplar alınamamıştır.
+
araştırmaya katılan kişilerin %4,6’sı işsizlik, %4,3’ü arazi anlaşmazlıkları, %0,9’u cinsel doyumsuzluk, %9,1’i bilgisizlik, %0,6’sı evlenmek için, %4,3’ü kan davası, %7,1’i para alacağı, %31,9’u hakarete uğrama, %2’si iş anlaşmazlığı, %12,8’i namus, %4,3’ü maddi sıkıntılar, %3,7’si alkol alma, %4,3’ü bunalıma girme, %3,4’ü trafik kazası, %2’si iftira ve %6,6’sı diğer sebeplerden dolayı suç işlemiştir.
+
suçun işlenme sebeplerine göre dağılımına baktığımızda en fazla değerin hakarete uğrama seçeneğinde olduğu görülür. bir sonraki tabloda suçun nasıl işlendiğine ilişkin olarak en fazla değerin “tahrik edildim” seçeneğinde olduğu görülür.
+
araştırmaya katılan kişilerden %4,9’u işledikleri suçu planlamış, %47,7’si tahrik edilmiş, %14,9’u planlamamış, %22,8’i suçu kazayla işlemişler ve %9,7’si ise suçu diğer şekillerde işlemiştir.
+
abd’de güney kesimlerinde silah taşıma oranı daha fazla olduğu ve bu durumun saldırganlık oranların arttırdığı bilinmektedir. taylor ve arkadaşlarının ifade ettiği gibi güney’ de şiddet olaylarının daha sık görülmesi onur kültürüne saygı gösterilmesi ve değer verilmesi gerçeğinden kaynaklanıyor olabilir.
+
araştırmaya katılan kişilerden %20,5’i işledikleri suçun cezasını önceden bildikleri halde bu suçu yine de işleyeceklerini söylerken %79,5’i suçun cezasını önceden bilmeleri durumunda bu suçu işlemeyeceklerini belirtmişlerdir.
+
araştırmaya katılan kişilerden %29,7’si işlenen suçta kendisini sorumlu tutarken, %7,4’ü ailesini, %25,8’i toplumu, %26,9’u devleti, %16,7’si arkadaş grubunu ve %13’ü ise diğer kişileri sorumlu tutmaktadır.
+
araştırmaya katılan kişilerden %20,9’u arkadaş çevresi tarafından suçlu bulunmuş, %52,5’i arkadaşlarının desteğini görmüş ve %26,6’sı ise arkadaşları ile ilişkilerini kesmişler. eylemi yapan kişilerin %52,5’ i arkadaş grubu tarafından desteklenmiş, yani yaptığı davranıştan dolayı suçlu bulunmamıştır. bu durum aile unsuru gibi sosyal çevre faktörünün de bazı eylemleri normal olarak görmesi, bu yörede şiddet eğilimli kültürel yapının geliştiğini göstermektedir diyebiliriz.
https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/2650/TEZ.pdf

coğrafi bilgi bilimi, kartografya ve mekansal bilişim araştırmalarında güncel durum, gelişmeler ve gelecek
https://www.hkmo.org.tr/resimler/ekler/4b4fd809471c83b_ek.pdf

suç ve değer ilişkisi: suça sürüklenmiş çocuklar üzerine bir araştırma
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/1374/fa7b88b1-9388-4387-9582-9ff18e36fabb.pdf

dindar ve spiritüel olmama (disol) ölçeğinin türkçe’ye uyarlanması
+
inançsızlık (nonbelief, unbelief), din psikolojisi alanında çok az ele alınmış bir konudur. türkiye’de dinden çıkma, din değiştirme, dini şüphe, dini inkâr gibi başlıklarla çalışmalar yapılmış olmasına ragmen, ateizm ve inançsızlık psikolojisini başlıbaşına ele alan çalışmalar yok denecek kadar azdır.3 inançsızlık konusu genellikle felsefe ve ilahiyat alanlarında çalışılmakta, din bilimleri alanında ise çok az ele alınmaktadır.
+
türkiye’de dinin önemi diğer bazı müslüman toplumlarla karşılaştırıldığında daha düşüktür.
+
inançsızlık, din psikolojisi literatüründe yeni sayılabilecek bir kavram olduğu için herkesin üzerinde uzlaştığı bir tanımı bulunmamaktadır. “düşük dindarlık” (low religiosity), “dinsizlik” veya “dindar olmayış” (nonreligious9, nonreligiosity) ve “inançsızlık” (nonbelief) kavramları arasında ciddi anlam farkları mevcuttur.
+
her inançsız, dinsizdir ama her dinsiz, inançsız değildir.
+
inançsızlığın farklı tipleri olmasına rağmen, en yaygın ve bilinen iki tipi ateizm ve agnostisizmdir.11 agnostisizm daha ziyade epistemolojik bir tercih olarak görülmektedir.
+
evrendeki düzen kör bir takım güçlerin ürünüdür.
+
yapılan araştırmalar, dinsizlerin (nonreligious) önemli bir kısmının tanrı’ya veya üstün bir güce inanmaya devam ettiklerini ortaya koymuştur.
+
streib ve klein’e göre inançsızla dindarlığa karşın biraz daha spiritüelliğe yakındırlar.
+
dikey aşkınlık, insanoğlunun üzerinde bir gökselliğin sembolleştirilmesini ihtiva eder. yatay aşkınlık ise “doğa ana” ifadesinde olduğu gibi bu dünyaya ait bir şeyin kutsallaştırılmasıdır.
+
ölçek, farklı dinlerdeki dindarlık anlayışları ve dikey spiritüellik göz önünde bulundurularak geliştirilmiştir. öncelikle, iki uzman tarafından, dini ve spiritüel inanç yokluğuna dair 153 madde hazırlanmıştır. daha sonra bu maddeler elenerek 30 maddeye düşürülmüştür. bu 30 madde, birbirinden bağımsız 8 uzman tarafından (inançsızlık konusunda çalışan 3 psikolog, 3 sosyolog, 1 antropolog ve 1 halk sağlığı uzmanı) incelenerek anlaşılabilirlik ve bağlama uygunluk bakımından değerlendirilmiştir.
+
birinci grup, dini mensubiyeti olmayan, dini faaliyetlerde bulunmayan, hiç ibadet etmeyen, ölümden sonraki hayata inanmayan, kutsal metinleri birer mit olarak gören ve tanrı’ya inanmayan bireylerden oluşturulmuştur.
+
ikinci grup ise dini mensubiyeti olan, her hafta mabede giden, ölümden sonraki hayata inanan, günde birkaç kez ibadet/dua eden, kutsal metinleri literal olarak anlayan ve tanrı’nın var olduğunu “bilen” kişilerden seçilmiştir.
+
sonuç olarak 16 maddelik “dindar ve spiritüel olmama ölçeği”nin geçerlik ve güvenilirliğine ilişkin olarak gerçekleştirilen araştırma ve bu araştırmadan elde edilen bulgular, bu ölçeğin türkçe’ye tam bir uyarlanmasının yapıldığını göstermektedir. konverjan geçerliği için yapılan analizler, ölçeğin tanrı’ya inançla ve dindarlıkla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ters orantılı bir ilişkisi olduğunu ortaya koymuştur. ölçeğin geliştirilmesi aşamasında elde edilen bulgular, kültürel farklara dikkat çekmektedir. kültürel farklardan ötürü türkiye’de dindarlık ve spiritüellik kavramları batı’dakinden farklı bir muhtevaya sahiptir. buna rağmen disol ölçeği; maddenin ötesinde herhangi bir gerçeklik öngörmeyen, doğaüstü alanı kabul etmeyen, kurumsal dine inanmayan veya çok düşük dindarlığa sahip, dikey anlamda spiritüel/manevi inançları olmayan veya inançsız olan bireylerin tespitinde kullanılabilecek güvenirlik ve geçerliğe sahiptir.
+
hemen herkes “din” kelimesini duymuştur ve ne anlama geldiğine dair bir fikri vardır. bu araştırmada din kelimesini belli bir anlamda ele almanızı istiyoruz. din ile ilgili aşağıdaki sorularda, sizden kurumsal dini dikkate almanızı ya da kutsal/doğaüstü ile ilgili inançları paylaşan ve aynı organizasyonun üyeleri olan bir grup insanı göz önünde bulundurmanızı bekliyoruz. bu anlamda islam bir dindir, çünkü burada kutsal/doğaüstü ile ilgili inançları paylaşan ve aynı organizasyonun üyeleri olan bir grup insan vardır. bir futbol kulübü veya siyasi bir ideoloji, aynı amaç etrafında bir araya gelmiş üyelerden oluşmasına rağmen, din olarak kabul edilmemektedir, çünkü doğaüstüyle ilgili paylaşılan inançları yoktur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/46251

eyyubilerde ve dolayısıyla eyyubi mısır medreselerinde eğitim ve öğretim faaliyetleri, sünni düşünceye göre insanları eğitme amacını taşımaktadır. bu da dini ilimler ile bu ilimlerin anlaşılmasına yardımcı olan birçok ilimlerin öğretilmesi şeklindedir. yani verilen eğitimin ağırlığı din ile ilgilidir. din ile doğrudan alakalı olmayan eğitimin amacı ise yine dindir. dolayısıyla temelde islam’ın ruhuna ters düşmeyip islam’dan önce bulunan astronomi, tıp, şiir, ensab vb. ilimlerin yürütülmesine devam edilmiştir.
https://www.yyu.edu.tr/images/files/dergi_36.pdf

haklar içerisinde kadın haklarına eşitlik, kişi dokunulmazlığı, özgürlük hakkı, inanç, hakkı, düşünce özgürlüğü gibi haklardan daha fazla yer verilmiştir. bu hassasiyet devletin feminist bir politika takip etme projesiyle veya toplumda kadınların en fazla hakları ihlal edilen grup olarak algılanmasıyla açıklanabilir. ancak, metinlerde türk kadınlarının türk toplumunda tarih öncesinden beri mümtaz yerleri olduğuna vurgu yapılması vekadınların haklar konusunda bir problemlerinin olmadıklarının belirtilmesiyle, bu konunun ders kitaplarındaöncelikli bir yere sahip olması çelişkilidir. cinsiyet üzerine vurgukadının ötekileştirilmesine sebep olmaktadır. insan haklarına vurgu yapmak insan olan kadınları da kapsadığından hakların cinsiyetlere göre tasnifi yanlıştır. ders kitapları bu konuda yeniden düzenlenmelidir.
http://www.bingol.edu.tr/media/104223/sayi-5.pdf

molla veli vidadi de hakani gibi devrin hakim güçleriyle geçinememiştir. herhalde bu sebepten olsa gerek, gürcistan’da hapsedilmiştir. hapisteyken yazdığı “könül hesret, can müntezir, göz yolda” mısraı ile başlayan şiiri ile hanlara ve sultanlara karşı nefretini dile getirmiştir.
könül hesret, can müntezir, göz yolda,
ömr azaldı, ve’de keçdi san ile.
bir de könlüm istediyi gözleri,
görerem mi ol şövketle, şân ile?
+
nesimi, yarı soyulmuş vaziyette, islam’ın özünden uzak, sözde ve şekilde müslüman geçinen kara güruh zihniyetin tipik karekterini tasvir edercesine şöyle der:
zahidin bir parmağın kessen dönüp hak’tan kaçar,
gör bu miskin aşığı ser-pa soyarlar ağlamaz.,,
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/32856

bilėn yoḫdur bėnim ġėm-ḫânė köñlimdė nė ‘âlėmdür
bu vîrân olmışı görrėm sėr-â-sėr mihnėt ü ġėmdür
+
eşḳ adını fėrhâdilė mėcnûn nė bilür
birisi daġ dėlisidür biri ṣėḥrâ dėlüsi
https://dspace.gazi.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12602/174687/678fd283344

xxı. yüzyıl türkiye’sinde gelenekle modernite arasında din algıları ve dindarlık formları: sosyolojik bir bakış
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/162888

mircea eliade’da tarihsel bilinç sorunu
+
nasıl ki yağlı boya tablosu tarihsel bir olay ve olgunun ötesinde aynı zamanda bir “durum” (situation) ise, benzer şekilde tarihsel olay ve olgular “kendi başlarına” ve “kendileri için” kategorilerinin ötesinde “durum” teşkil ederler.
+
eliade’ın yorumuna göre, arkaik inançlar, mitler içinde dile getirilen kutsalın zaman öncesi tecrübesi sayesinde tarihsel zaman ve mekan içinde gerçekleşen önemli her olay ve olguyu “durum”a (kutsalın tecrübesine, hierofani) dönüştürmüşlerdir. böylece her bir tarihsel olay ya da olgu, “kendi başına” anlaşıldığında profan (zamansal-mekansal, tarihsel) olarak kalsa da aynı zamanda “durum”a dönüştüğü (kendi başınalık konumunu aştığı) için kutsallaşmaktadır.
+
eliade’a göre, tarihsel bilincin bölünmüşlüğüne karşı düşünceyi derleyip toparlayabilecek ve onu kendi ontolojik temeline bağlı tutabilecek yegane çıkış yolu tarihsel olayları “durum” olarak “görebilmektir”.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/109384

mircea eliade’nin kutsal anlayışı
+
eliade’ye göre mitlerin yapısı ve işlevini çok kısa bir şekilde özetlemek istersek şunları söyleyebiliriz: mit, doğa üstü varlıkların eylemlerinin öyküsünü oluşturur. bu öykü kesinlikle gerçek (çünkü gerçeklerle ilgilidir) ve kutsal olarak kabul edilir. mit her zaman bir “yaratılışla” ilgilidir, bir şeyin nasıl yaşama geçtiğini, ya da bir davranışın, bir kurumun, bir çalışma biçiminin nasıl yaratılmış olduğunu anlatır. bu özelliğinden dolayı da mitler insana özgü her anlamlı eylemin örnek tiplerini oluştururlar. insan miti bilmekle nesnelerin “kökenini” de bilir, bu nedenle de nesnelere egemen olmayı ve onları istediği gibi yönlendirip kullanmayı başarabilir. burada “dıştan”, “soyut” bir bilgi değil de (mitin ya tören havası içinde anlatılması ya da kanıtını oluşturduğu ritüelin gerçekleştirilmesiyle) rit biçiminde “yaşanan” bir bilgi söz konusudur. insan bir şekilde yeniden anımsatılan ve yeniden gerçekleşme aşamasına getirilen olayların kutsal, coşku verici gücünün etkisine girmek anlamında miti “yaşar”. mit, insan uygarlığının temel bir öğesidir, boş bir olaylar dizisi değildir, aksine sürekli başvurulacak olan yaşanan bir gerçekliktir, soyut bir kuram ya da imgeler dizisi değil, ilkel dinin ve pratik bilginin gerçek bir düzenlemesidir. mit, metafiziğin ve teolojinin ortaya koyduklarını yapay yollardan dramatik bir biçimde ifade eder.
+
eliade için kutsal için yapılabilecek ilk tanımlama dindışının zıddı olduğudur. kutsal kendini daima “doğal” gerçeklerden tamamen farklı bir gerçek olarak göstermektedir. ona göre kullandığımız dil, kutsalı ancak çok yüzeysel ve kaba bir biçimde ifade edebilir. kutsal, güce ve bunun sonucunda, gerçekliğe tekabül etmektedir. kutsal, gerçek varlık ve güce sahip, ebedi ve etkin bir niteliğe sahiptir.
+
kutsallıkla kuşatılmış bir yaşam ve dünya anlayışı alışılmadık bir durum değildir. hatta eliade’nin dediği gibi aslında dünyanın bütünüyle dindışı olarak algılanması ya da tamamıyla kutsallıktan arındırılmış bir evren inancı insan zihninin oldukça yeni keşiflerinden biridir. eliade modern insanın kutsallıktan arındırılmış bir evrende yaşama isteğini tespit edip değerlendirirken, bunun din dışı bir varoluşa düşüş olduğunu ifade etmekte tereddüt etmemiştir. hıristiyan düşüncesi açısından bakıldığında dindışılık insanın yeni düşüşüne denktir, diğer bir deyişle dindışılık insan dini bilinci yaşama kapasitesini kaybetmiş ve böylece onu anlama yeteneğini de yitirmiştir. ikinci düşüşten sonra dini duyarlılık öncekinden daha da uzağa, bilinçdışının derinliklerine gömülmüş, yani çağdaş insan tarafından unutulmuştur. insan tarihi bir varlık olmuş, kendini tarih içinde belirlemiş, sadece tarih içinde varolmaya karar vermiş ve kutsal gerçekliği terk ederek onu unutmuş, tamamen dindışı bir varlık olmuştur. kendisini tarihe mahkum ederek dindışı bir varoluş yaratmıştır.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/27772/735.pdf

kutsal ve profan unsurların bir arada yaşatıldığı kutlamalar
+
tamamen din temelli olan erkek çocuğun sünnet merasiminde de eğlence ve mevlit okutma bir arada olmaktadır.
+
endüstri toplumunun gerçekleşme sürecinde ortaya çıkan toplumsal değişmelerin sonucu olarak dinî düşünce, uygulama, inanç ve kurallar toplumsal anlam ve önemini eskiye oranla yitirmiştir.
https://arastirmax.com/en/system/files/dergiler/195525/makaleler/3/4/arastirmax-kutsal-profan-unsurlarin-bir-arada-yasatildigi-kutlamalar.pdf

sevgi ve aşkın profan alana indirgenmesi (cinsellik)
+
aşk bir yoksunluk hali olduğu için patolojiktir ve bu nedenle bir ruh hastalığıdır. aşkın hastalık oluşu; ruh ile beden arasındaki ilişkiyi bozduğundandır.
+
değerlerin yer değiştirdiği günümüzde cinselliğin “sevgi” adıyla sunulması, piyasa diliyle konuşacak olursak pazarlanması hayat adını verdiğimiz kutsal emanetin değerini düşürmektedir. bu durumun hayatı anlamsızlaştırmak ve amaçsızlaştırmak olduğu ve bu anlamda bir ahlak terörü oluşturduğu pekala düşünülebilir.
http://isamveri.org/pdfdrg/D180769/2008/2007_TURERC.pdf

kutsal zaman, algılanış biçimi ve ibadet hayatına etkisi
http://earsiv.hitit.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11491/3560/muaamercengil.pdf

mircea eliade’ın eserlerinde toprak ana, kadın ve doğurganlık
http://libratez.cu.edu.tr/tezler/5891.pdf

katografik görüş: coğrafi görüş adı da verilen bu görüşün esası suçu ve suça ilişkin diğer problemleri sosyal ve coğrafi şartların bir sonucu olarak kabul eder ve özellikle suçun coğrafi ve sosyal bölgelerdeki dağılımı ile uğraşmaktadır. bu görüş sahipleri yağmur, toprak ve diğer coğrafi faktörlerin insan tavır ve hareketi üzerinde çok önemli etkiler yaptığını ileri sürmüşler ve suç olayına da bu çerçevede açıklamalar getirmişlerdir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/612493

hayran hanım dünbüli’nin türkçe şiirlerinde arkaizmler
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/263032

yaratılan hastalık ve salgınlar
https://silo.tips/download/yaratilan-hastalik-ve-salginlar

koronavirüs ilk kez 2019’un sonunda, çin’de bir şehir olan wuhan’da tanımlanmış ve hızla yayılmıştır. önce çin genelinde ve ardından dünyadaki diğer ülkelerde salgın ortaya çıkmıştır. antarktika dışındaki tüm kıtalarda artan sayıda vaka bildirilmiştir ve çin dışındaki vakaların sayısı çin’dekini aşmıştır.
https://www.psikiyatri.org.tr/uploadFiles/243202019327-DamgalanmaCOVID.pdf

şizofreni hastaları arasında genç yaşta ölümün birinci nedeni intihardır. doğru tedaviyle şizofreni hastaları psikiyatri hastaneleri yerine, aileleriyle veya toplum içinde üretici bir hayat yaşayabilirler.
https://www.tedankara.k12.tr/templates/gk_university/yayinlarimiz/pusula/pusula.pdf

femur boyun geometrisinin femur ve pelvis üzerindeki gerilme dağılımına etkisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/793656

postür bozuklukları
http://www.phd.org.tr/20kongresunum/Postur_HurriyetYilmaz.pdf

ultrasonografik pelvimetrinin baş-pelvis uygunsuzluğu öngörüsünde kullanımı
http://istanbulsaglik.gov.tr/w/tez/pdf/kadin_hast/dr_kerime_binici.pdf

alt ekstremite muayenesi
http://194.27.141.99/dosya-depo/ders-notlari/halil-koyuncu/Alt_Ekstremite_Muayenesi.pdf

skolyozda eğrinin derecesi, skolyozun şiddeti hakkında bilgi vermektedir ve büyük açılı eğriler beraberinde daha çok komplikasyona ve muskuloskeletal bozukluklara neden olmaktadır. skolyoz ve skolyoza eşlik eden değişiklikler omurga ile bağlantılı olan fasya, kas ve diğer anatomik yapıları da etkilemektedir. üç boyutlu spinal bir deformite olan skolyoz aynı zamanda pelvisi de etkileyerek, pelvik asimetriye neden olmaktadır. tüm bu etkiler göz önüne alındığında, skolyozun mekanik ve refleks etkiler ile uterus pozisyonu, tonusu ve vaskülarizasyonunu etkileyerek menstrual ağrı şiddetini değiştirebileceği düşünülmektedir.
+
literatüre bakıldığında skolyoz ile menstrual ağrı ilişkisini veya diğer bir deyişle skolyozun menstrual ağrı üzerine etkisini inceleyen araştırma sayısı çok limitlidir.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/9212/Burcu%20%C5%9Eenol%20-%20Ref.%20No%20%2010235348.pdf

omurganın sagital plan deformiteleri
http://www.turkomurga.org.tr/upload/07-OMURGANIN%20SAG%C4%B0TAL%20PLAN%20DEFORM%C4%B0TELER%C4%B0-2016.pdf

spinal deformitelere genel yaklaşım
+
omurganın çeşitli eğim ve diziliminin bozukluğuna spinal deformite adı verilir.
+
spinal deformite kavramı antik çağlara kadar uzanan, döneme ait figürlerde rastlanılan bir patolojidir. deformitelere bağlı bozulan insan anatomisi, insanlık tarihinin her döneminde ve her toplumda farklı algılanmış, farklı değerlendirilmiştir.
+
omurga bu biyomekanik dengeyi, içerdiği omuriliği en iyi şekilde koruyacak şekilde sürdürmek zorundadır.
http://norosirurji.dergisi.org/pdf/pdf_TND_866.pdf

bel ağrısı olan hastalarda lomber sagittal denge bozuklukları mutlaka akla getirilmelidir
+
ağrı, omurga dengesizliği olan erişkinlerde en yaygın belirtilerden biridir. bel ağrısı ile birlikte, sıklıkla sagittal denge bozuklukları da ol abilir. sagittal düzlemde görülen uyum bozuklukları, ağrı ve sakatlığın giderek artan bir nedeni olarak kabul edilmektedir
http://dergi.totbid.org.tr/144/201544.pdf

göğüs duvarı deformiteleri
http://www.tgcd.org.tr/wp-content/uploads/dosyalar/gogus-duvari-deformiteleri.pdf

hasta yaşının gelişimsel kalça displazisi tedavisinde uygulanan pelvik osteotomilerin sonuçları üzerine etkisi
http://www.firattipdergisi.com/pdf/pdf_FTD_386.pdf

gece gökyüzünün sanat eserinde kullanımı: astrofotoğraf
+
kadim uygarlıklar içerisinde oldukça önemli bir yere sahip olan antik mısır uygarlığının birçok kalıntısında gece gökyüzünün etkileri göze çarpmaktadır. antik mısır dininde nut veya nuit olarak isimlendirilen gökyüzü tanrıçası, kubbe şeklinde ve yıldızlardan oluşan kadın figürü olarak tasvir edilmektedir.
+
hemen hemen tüm kültürlerde gece gökyüzü objelerinin mitoslara konu olmuş, gözlemlenmiş; yazılı kayıt altına alınmış veya görselleştirilerek kültürel eser haline dönüştürülmüştür.
+
ışık kirliliği sebebiyle günümüzde şehir merkezleri ve çevrelerinde, yıldızların büyük kısmı gözlemlenememekte, samanyolu ise hiç görülememektedir.
+
camille pissarro’nun 1897 tarihli “the boulevard montmartre at night” isimli eserinde, paris’in şehir ışıklandırmalarıyla beraber sunulan gökyüzü tasvirinde hiç yıldız görülememektedir.
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1589722238.pdf

araştırıcı sanat eleştirisi yöntemine göre max beckmann’ın “gece” adlı eserinin analizi
+
gece aslında karanlığın diğer adıdır. karanlık ise, siyah bir örtü gibi yaşamın tüm sırlarını gizleyen, ayrıca, insanlar ve canlılar üzerindeki etkisi düşünüldüğünde; tüm bastırılmış duyguların bilinçaltından çıkmasını sağlayan, her türlü duygunun yaşandığı bir zaman dilimidir.
+
“gece” isimli eser, savaş, politika, acı, nefret, kin, dehşet, ölüm ve tüm ahlaki değer yargılarının alt üst olduğu bir döneme işaret ediyor denebilir.
+
beckmann’ın tabloya “gece” adını verirken, böyle bir karanlıktan, insanlığın sebep olduğu bir alacakaranlıktan bahsettiği düşünülmektedir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/256339

rembrandt van rijn, 1642, gece devriyesi (nightwatch), 379×453 cm. tuval üzerine yağlıboya, amsterdam rijkmuseum.
+
amsterdam’daki rijkmuseum’da sergilenen gece devriyesi’nin orijinal adı daha uzun ve daha spesifik olarak verilmiştir: eserin adı “yüzbaşı frans banning cocq ve teğmen villem van ruytenburch’un birliği yürüyüşe hazırlanıyor” şeklindedir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/545828

hz. ömer yüklenmiş olduğu mesuliyetin ağırlığını her an zihninde taşımaktaydı. halkın huzur ve güvenliğini sağlama mesuliyetinin kendisine ait olduğunu biliyordu. daha önce saldırı ihtimali veya hendek savaşında olduğu gibi muhasara anlarında gece devriye birlikleri çıkarılmıştır. hz. ömer ise medine’de gece istirahat halinde olan insanların can ve mallarına her hangi bir saldırı gelmemesi için bizzat devriye gezmeye başladı. gece bekçiliği onun bizzat yapması gereken bir görev değilken hz. ömer bu yönde kendine görev çıkararak gönüllü yapmaya başladı
http://isamveri.org/pdfdrg/D272956/2018/2018_KILICM.pdf

locke’un ifade ettiği şekliyle devlet, sadece düzen tehdit edildiğinde hizmete çağrılan bir gece bekçisi olmak durumundadır.
https://sosyolojiden.files.wordpress.com/2015/09/felsefe.pdf

varmak,
gözlerinde varmak can tılsımına.
gözlerin hani?
canımın gizlisinde bir can idin ki,
kan değil sevdamız akardı geceye,
sıkdıkça cellad,
+
bir ufka vardık ki artık
yalnız değiliz sevgilim.
gerçi gece uzun,
gece karanlık
https://yildirimalkan.com/ahmed_arif_siirleri.pdf

patočka’nın terimleriyle “ölüme” ve “geceye” karşı barışı ve yaşamı savunan “gündüzün güçleri”(les forces du jour) paradoksal olarak 20. yüzyılın yıkıcı çatışmalarının arkasındadır.
+
negatif bir deneyim olarak cephe çek filozof’un diliyle gündüze karşı gecenin deneyimidir.
+
gece ansızın yarınların kötü sonsuzuna giden gündüzün yolunda mutlak bir engel halini alır. gece bizi baş edilemez bir imkân olarak karşılarken, gündüzün bireyler-üstü gibi görünen imkânları alt üst olur ve gecenin fedası sahici (otantik) bir feda olarak kendini sunar.
http://web.deu.edu.tr/felsefe/wp-content/uploads/2018/12/IZMIR-FELSEFE-G%C3%9CNLERI-2017-2018-BILDIRI-KITABI.pdf

yaradılışın ilk gününde tanrı ışığı yarattı ve bunun iyi olduğunu fark etti. ışığı karanlıktan ayırdı, ışığa “gün”, karanlığa ise “gece” adını verdi. cennette ise insanlar iyiyle kötüyü henüz ayıramıyordu. adem ve havva yasak meyveyi yedikleri anda ışık iyiyse, karşıtı olan karanlığın kötü olduğunu anladılar. adem ve havva’nın torunları da nesiller boyunca bu formülü geceleri ateşe bakarken tekrar edip durdular.
+
yunanlılarsa ışık ve karanlık hakkında farklı bir hikâye anlatır. tanrılardan önce kaos vardı. kaos’tan dünya, yeraltı ve eros oluştu. kaos, karanlık ve gece kardeşleri, ikinci jenerasyonu yarattı. karanlık ve gece seviştiler ve ensest çocukları gün oldu. kozmosun tarihinde ilk defa ışık vardı. genetik kanunları ise aynı bugünkü gibiydi: gün hem babasına hem de annesine benziyordu, karanlık ve gecenin mükemmel bir karışımıydı, tıpkı kardeşleri kıyamet, kader, ölüm, uyku, rüya, utanç ve ızdırap gibi.
+
biz ise cennet’in tanrısı ve hesiodos’un tanrıları arasında sıkışıp kalmışız. gece olduğunda bile kendimize ışığın iyi, karanlığın kötü olduğunu söylüyoruz, fakat ışıkla karanlığın düşman olmadığının, beraber çalıştıklarının da farkındayız. karanlık sadece ışığın varlığında görülebilir oluyor: sadece kontrast varsa, yani gölgeler olduğunda görülebiliyor. rembrandt ve caravaggio karanlığın ressamları oldukları kadar ışığın da ressamlarıydı. kullandıkları chiaroscuro tekniği karanlık ve ışık arasındaki tezatın güçlendirilmiş haliydi.
https://www.depoistanbul.net/wp-content/uploads/2018/09/Rik-Peters-T%C3%BCrk%C3%A7e.pdf

güneş her gün yenidir. — güneş olmasaydı, öteki yıldızlara rağmen gece olurdu.
+
geceleri coşup dolaşanları, sihirbazları, bakkhoları, mainadları, mystleri ateş kavrayacaktır; insanlar arasında âdet olan mysteria’va girmek dinsizliktir.
+
çoğunun öğretmeni hesiodos; en çok onun bildiğini sanıyorlar, o ki günün ve gecenin bir olduğunu tanıyamamıştır.
http://openaccess.maltepe.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12415/2647/3250-Felsefi_Soylem_Nedir-Betul_Chotuksoken-1992-192s.pdf

gece inerken ilk kararan yerler çukurlardır, en son aydınlanan da oralardır.
+
gece ve gecenin dolayısıyla aydınlık ve karanlığın anlamı ve insan üzerindeki etkileri yüzyıllardır bilime, sanata, felsefeye ve inanışa konu olmuştur. zamansal bir düzlemde gece ilerler; karanlık, gerçekliği örter, göz “göremez” olur ve insan karanlıkta korku içine sürüklenir.
+
geceyi metamorfik olarak bilgisizlik- bilinçsizlik, aydınlanmayı da bilgilenme-bilinçlenme olarak niteleyebiliriz. öyleyse karanlıktan korkan, sinen ya da duruma alışan insanlar, tepkisiz cahillerdir. bunlar nerede olduğunu bilmeyen, kendini tanımayan, üstü örtülünün koyu karanlığını ( ) bilinci ile yok edemeyen nietzsche‟nin sürü insanıdır.
+
fotoğraf sanatcısı nicolas buer, “blackout city” adlı kısa filminde ışık kirliğinin olmadığı bir londra hayal eder. amacı şehir ışıklarından uzaklaşarak göremediklerimizi görebilmek, insanları yeniden başlarını kaldırıp gökyüzüne bakmaları için teşvik etmektir.
+
ortaçağ dogmatikliğinin, yeni ve yakınçağ modernizminin vaatlerini boşa çıkaran gecenin karanlığında yalnızdır insan. teknoloji sayesinde bilginin her yerde olduğu ancak gerçeğin karanlıklarla örtüldüğü bir kaosun içindedir insan.
+
insan için gecenin karanlığında kayboluşuna bir çözüm aramak, yol bulmak ve gecenin dışına çıkmak yani güneşin doğması ile her yerin aydınlanmasını beklemek çözüm değildir. gecenin dışına çıkıp aydınlıkta var olmak yerine gece de kalıp, geceye ilişkin bir „özne „ olabilmek için çabalamak, gecenin karanlığı içinde aydınlanmaktır. gün içinde hepimiz bir takım rolleri oynamak zorundayız. iş yerinde, okulda, alışverişte, mahkemede vb çevrede insanların olduğu herhangi bir anda durumun ve ortamın gerektirdiği gibi davranıyoruz. gece saatlerinde yalnız kaldığımızda gerçek ortaya benliğimizi çıkarabiliyor ve kendimizi en yalın halimizle değerlendirebiliyoruz.
+
gecenin karanlığında aydınlanmak, zaman ve mekana takılmadan “değişim” in temellerini ve oluşumunu kavramayı zorunlu koşar. çünkü gece dolayısıyla karanlık üzerimizdeki baskının, içine düştüğümüz kaosun, karamsarlığın, pasifliğin simgesi gibi görünse de herakleitos‟un karşıtların birliği ilkesinden yola çıkarak içinde gündüzü de barındırmakta dolayısıyla aydınlanmaya direnişe ve ümide açılmaktaydı.
+
gece özgürlüktür, istediğini yapabilmektir. seni engelleyecek kimse yoktur. mesai bitmiştir. işyerleri, devlet daireleri okullar kapanmıştır. yasaklara rağmen özgürlüktür. aslında yaşam gece başlar.
http://msbl.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/33/13/973428/dosyalar/2017_01/11011905_tfoxx%C4%B1yazlar.pdf

15 temmuz milli direniş gecesi
+
15 temmuz gecesi fetö mensupları tarafından sahneye konmuş ve türk milleti canı pahasına verdiği mücadele ile bu hain girişimi bertaraf edip püskürtmüştür.
http://www.turkmedeniyeti.org/Editor/Img/UserDir/Marketing/Anadolu_eksen_15_Temmuz.pdf

belirsizlik mi geceyi getirir yoksa gece mi belirsizliği ayırt etmek mümkün değildir ama ikisi de var olabilmek için birbirlerine ihtiyaç duyarlar.
+
“gece” totaliter rejimlerden doğan baskı ortamını simgeler. Totaliter rejimlerin bilinmezlik, korku ve şiddete dayanan baskı kurma yolları yavaş yavaş çöken gece imgesi üzerinden aktarılır
https://core.ac.uk/download/pdf/287728594.pdf

gece gündüzden önce gelir
+
nsanoğlunun aya gitmesi bir yana aydan gezegenimizin görülmesi gündüzün gece üzerindeki, aydınlığın karanlık üzerindeki hakimiyetine son vermiştir. bunun anlamı hakimiyetin gecenin eline geçtiği demek değildir.
http://www.gedizakdeniz.com/dosya/bilim-felsefesi-ve-tarihi-ders-gunlukleri-temmuz-2019-334.pdf

aristoteles’e göre şiddetli depremler gece ya da öğlen saatlerinde genellikle günün sakin zamanlarında meydana gelirdi. çünkü gecenin gündüze göre daha sakin olması ve güneşin yokluğunda buharlaşmanın bir gelgit dalgası ile toprağı döndürmesine neden olurdu. özellikle şafak vakti rüzgârlar daha şiddetli esmeye başlarlardı. eğer bu rüzgârlar kaynağını değiştirip, yer’in içlerine doğru akmaya başlarlar ise, yeryüzündeki rüzgâr miktarı artmakta ve bu da şiddetli depremlere neden olurdu. aristoteles, depremlerin mevsimsel olarak ilkbahar ve sonbaharda, nemli ve kurak zamanlarda gerçekleştiğini söylemektedir. buna gerekçe olarak da yazın sıcak ve kışın soğuk olması sebebiyle rüzgârların durduğunu anlatır. aristoteles, depremlerden önce gerçekleşen bir takım işaretlerden de söz eder. bunlar bazen yerin altından bir sesin duyulması ve güzel havalarda gökyüzünde uzun, düz bir çizgi gibi bir bulutun oluşması gibi olaylardır.
https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/bc7aaa0000799b9_ek.pdf

en büyük filozoflar daima bu noktaya ger dönmüş ilk filozoflardı ve sokrates (platon’un anlattığına göre) bütün geceyi derin düşüncelere dalmış olarak geçirdikten sonra, sabah gün doğarken güneşe yakarırdı.
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/kok/felsefetarihisorunlari2.pdf

“gecenin ebrûzeni” adlı şiiri yeniden okumak
http://oaji.net/articles/2015/1621-1423646698.pdf

türkiye’nin farklı bölgelerinden cinara cedri’nin (hemiptera: aphidoidea: lachninae) morfometrik analizi
http://turkbiod.artvin.edu.tr/tr/download/article-file/1315376

komşu akarsu havzalarının morfometrik analizi: sarıköy ve kocakıran dereleri üzerine temel bir çalışma (gönen havzası, güney marmara)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/715912

avokado/soya fasülyesinin sabunlaşmayan ekstresi verilen köpeklerin dizlerinde osteokondral defekt iyileşmesi: bir karşılaştırmalı morfometrik analiz
https://www.jointdrs.org/full-text-pdf/376/tur

kemiklerin mekanik özelliklerinin değerlendirilmesinde kullanılan temel biyomekanik kavramlar
http://www.aduveterinaryjournal.org/files/1411.pdf

anadolu insanında kulağın geometrik morfometrik analizi ile yaş tahmini
http://ijopec.co.uk/wp-content/uploads/2018/01/V10.pdf

yeniden yüzlendirmede doku kıvrım kalınlıkları
http://www.set-science.com/manage/uploads/ISASWINTER-2019(HSS)_0087/SETSCI_ISASWINTER-2019(HSS)_0087_0013.pdf

adli fotoğrafçılık ve görüntü analizinde antropolojik ve genetik verilerin önemi
https://www.researchgate.net/profile/Vahdet_Oezkocak/publication/337533423_THE_IMPORTANCE_OF_ANTHROPOLOGICAL_AND_GENETIC_DATA_IN_FORENSIC_PHOTOGRAPHY_AND_IMAGE_ANALYSIS_Elif_CETLI_Ayse_CALISKAN_Firat_KOC_Vahdet_OZKOCAK/links/5ddce20e458515dc2f4dda16/THE-IMPORTANCE-OF-ANTHROPOLOGICAL-AND-GENETIC-DATA-IN-FORENSIC-PHOTOGRAPHY-AND-IMAGE-ANALYSIS-Elif-CETLI-Ayse-CALISKAN-Firat-KOC-Vahdet-OeZKOCAK.pdf

kulak kepçeleri yüzün orta hattına göre simetrik mi?
+
her insanın kulağının şekli asimetriktir, fakat asimetrinin tam olarak nasıl meydana geldiğine dair literatür yeterli değildir, örn. sağ kulak her zaman sol kulaktan% 3 daha büyük olacaktır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/564084

tokat/niksar yakınçağ iskeletlerinin antropolojik analizi
https://www.researchgate.net/publication/334330806_TokatNiksar_Yakincag_Iskeletlerinin_Antropolojik_Analizi

osmanlı dönemi kafataslarında görülen non-metrik (epigenetik) karakterlerin değerlendrilmesi
https://tezarsivi.com/osmanli-donemi-kafataslarinda-gorulen-non-metrik-epigenetik-karakterlerin-degerlendrilmesi

diş ve kafatası morfolojisine dayanarak üç eski anadolu topluluğunda biyolojik uzaklıkların belirlenmesi
http://dishekdergi.hacettepe.edu.tr/htdergi/makaleler/2009sayi3makale10.pdf

olba 2018 iskelet buluntularının antropolojik ve arkeolojik değerlendirmesi
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1146966

midyat aktaş mevkii bireylerine ait calcaneus kemiğinden metrik ve nonmetrik değerlendirme
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/513909

geç bizans dönemi (ms. 13. yy.) calcaneus’larında nonmetrik oluşumlar (peroneal tuberkül, trochlea peronealis)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/420350

yersel fotogrametride kullanılan metrik olmayan dijital kameraların kalibrasyonunda kullanılan yazılımların incelenmesi üzerine bir çalışma
https://www.harita.gov.tr/uploads/files/articles/yersel-fotogrametride-kullanilan-metrik-olmayan-dijital-kameralarin-kalibrasyonunda-kullanilan–1043.pdf

trabzon kızlar manastırı insan iskeletlerinin antropolojik açıdan değerlendirilmesi
+
kızlar manastırı iskeletlerinin % 19,67’sinin bebek ve çocuk, % 80,3’ünün ise erişkin bireylere ait olduğu saptanmıştır.
+
çoğunlukla kadınlar genç erişkin, erkekler ise orta erişkin yaş grubunda yer almıştır.
+
incelenen insan iskeletlerinin diş ve çenelerinde tespit edilen patolojik bulgular, bu insanların ağız sağlıklarının iyi olmadığını göstermektedir.
+
travmaların yüksek oranda olmaması bu insanların ağır iş koşullarından uzak, kavgasız ve sakin bir yaşam sürdürdüklerini akla getirmektedir.
http://www.kulturvarliklari.gov.tr/sempozyum_pdf/arkeometri/25_arkeometri.pdf

homo commoditus
“sahip olmak, genetik metalar ve fikri mülkiyet”
https://www.istanbulbarosu.org.tr/files/Yayinlar/Kitaplar/doc/HFSA26.pdf

grotowski, “kutsal oyuncu” ifadesini dinsel anlamda değil, “sanatıyla direğe tırmanan ve kendini kurban eden kişiyi tanımlamak için bir metafor” olarak kullandığını söyler. “geleneksel tiyatro”nun oyuncusunu “fahişe oyuncu” olarak nitelendiren grotowski, “yoksul tiyatro”nun “kutsal oyuncu”su ile geleneksel tiyatro”nun “fahişe oyuncu”sunu şu özellikleriyle karşılaştırır:
“fahişe oyuncu” ile “kutsal oyuncu” arasındaki fark, bir fahişenin becerisi ile gerçek aşktan kaynaklanan verme ve alam tutumu – bir başka deyişle, kendini kurban etme – arasındaki farkla aynıdır. ikinci durumdaki asıl önemli nokta, akla gelebilecek her sınırı aşabilmek amacıyla, bütün rahatsız edici öğeleri eleyebilmektir. ilk durumda bu, bir bedenin var olması meselesidir, ikinci durumdaysa var olmaması meselesi. “kutsal oyuncu”nun tekniği bir tümevarım tekniğidir (yani, bir eleme tekniği), oysa “fahişe oyuncu”nun tekniği bir tümdengelim tekniğidir (yani, bir marifetler birikimi).
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/46112.pdf

bir fahişe hiciv ve yergide ilerlemiş, onlar için epey bir şey yazmış.
http://ekitap.yek.gov.tr/Uploads/ProductsFiles/c65ad630-cdc5-43e9-ab01-fd4c557cdb31.pdf

küreselleşme ve psikiyatri
https://www.ttb.org.tr/kutuphane/k_psikiyatri.pdf

tabiatta bulunan bir nesneye, örneğin bir elma tanesine katılan emek, o elmayı, emek verenin malı yapmaktadır.
+
bir nesne herhangi birinin sahip olduğu bir şey haline geldiğinde diğer tüm insanların durumunu etkiler.
https://www.istanbulbarosu.org.tr/files/Yayinlar/Kitaplar/doc/HFSA26.pdf

hauptmann’ın natüralist teknikle yazdığı düşsel oyunu hanneles himmelfahrt (1893)’da yoksullar yoksulu bir genç kızın (hannele) intihara girişimi sırasında kurtarılması ve yoksullar evine getirilip dilencilerin, hırsızların, fahişelerin, ayyaşların ve geri zekâlıların yanında yaşaması konu edilmektedir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/612205

dramatik yapıda çatışma
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/f792d5656bfd2ddf59aee091d31c7baf.pdf

ingeborg bachmann, thomas bernhard ve peter handke’nin eserlerinde avusturya imgesi
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/ab3fb134c31f72ff2d1fd3c6d385abed.pdf

ıı. dünya savaşı sonrası alman edebiyatında bellek yansımaları
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/71717/535275.pdf

alphonse daudet’nin jack romanında çocuğa yönelik şiddet ve istismar
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt7/sayi35_pdf/1dil_edebiyat/guzel_bekir.pdf

çeşitli eğimlerdeki yüzeylere gelen güneş ışınımı şiddetinin doğu ve güneydoğu anadolu bölgelerindeki bazı iller için analizi
http://www.bingol.edu.tr/documents/%C3%87e%C5%9Fitli%20E%C4%9Fimlerdeki%20Y%C3%BCzeylere%20Gelen%20G%C3%BCne%C5%9F.pdf

gabriel tarde’ın izinde medyanın işlev ve etkilerini yeniden gözden geçirmek
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423903261.pdf

toplumsal yapıdan zihinsel yapıya oğuz atay’da özne ve dil’in yaratımı
http://www.thesis.bilkent.edu.tr/0006949.pdf

gerçeklik bitti kalabalık ve performans
https://www.depoistanbul.net/wp-content/uploads/2018/08/cp_tredit_PRINT_optimized.pdf

suçlu kişilik oluşumunda yakın çevre faktörü
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/6761/274299.pdf

sarah kane’in blasted oyununda şiddet ögesi
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/1dfcdafac5bc85b243575f14826b3e41.pdf

tiyatroda ‘açık biçim’ ve türk tiyatrosu bakımından önemi
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/13/1182/13670.pdf

11 eylül ve ırak savaşı sonrası belgesel tiyatro
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/49456.pdf

belgesel tiyatronun üç yüzü
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/172585

alman devletlerinde sosyalist siyasal düşünceler, hukuk felsefesi ve din felsefesi (1830-1840)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/726847

georg büchner’in lenz’i
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/10958

wolfdietrich schnurre’nin ‘karşı çıkmak gerekiyordu’ kitabını oluşturan kısa hikâyelerin savaş sonrası alman edebiyatında rolü

heinrich böll’de savaş ve evlilik
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/324669

savaş ve edebiyat
https://tde.sakarya.edu.tr/sites/tde.sakarya.edu.tr/file/savas_ve_edebiyat_1.cilt_e_kitap_sempozyum_bildiriler_kitabi__.pdf

kültürlerarası çalışmalar
https://www.researchgate.net/profile/A_Nursen_Durdagi/publication/335192843_Sorun_Bu/links/5d55c33545851545af4673d3/Sorun-Bu.pdf

kürdler bu lisansızlık ile yalnız kavmiyyetlerini değil mezheblerini bile kaybetmek üzere idiler. birçok yerleri bir cehâlet-i fahişe kaplamış, birçok kürdler adeta insanlıktan çıkmış idi.
http://acikerisim.artuklu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12514/952/Ahmet%20ALAN.pdf

katedral meydanı’nda bir zamanlar bölgenin denizcilerine ve tüccarlarına hizmet eden fahişe nüfusunun 500 bine ulaştığı söylenmektedir.
https://ato.org.tr/hekim_postasi_arsiv/2010/pdf/eylul.pdf

fahişelerde akıl hastalıklarının çokluğunu herkes bilir.
+
fuhuş mu cinnet yapar, mecnunlar mı fahişe olur.
+
fahişelerin çoğu abdaldır, hiç olmazsa fikir züğürtüdür.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/KITAP/103613.pdf

ikinci sebep: ediplerin, yazarların ve şairlerin zararlı yol tutmaları, eskiler oğlandan bahsederken bunların bira, fahişe, dinsizlikten bahsetmeleridir. bunlar, yabancıdan daha yabancı olmaktadırlar.
https://openaccess.izu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12436/116/Uluslararas%C4%B1-mehmet-akif-ersoy-milli.pdf

kanunnamelere göre zina yapanlardan alınan para cezaları
+
fatih’in 1488 tarihli ceza kanununun birinci faslında zina sucunun ceza olarak; evli ve zengin olana üç yüz akçe ceza, orta halliye iki yüz akçe ceza, fakire yüz akçe, çok …….
https://www.uskudar.bel.tr/userfiles/files/U%CC%88sku%CC%88dar%20Sempozyum_2.cilt_14OCAK2016.pdf

kendini idareden aciz kimseye çocuklarmm işlerini tahmil etmek bittabi imkânsızdır. fakat ana, baba hacir altına alınınca velâyet hakkı da kendiliğinden ortadan kalkmaz. velâyetin nezi için ayrıca karar ittihazı lâzımdır. halbuki vasi hacredilince ahlâki bakımdan zarar verecek hallerdir. ayyaşlık veya fahişe vesayet mihaniki olarak bertaraf olur.
https://adaletdergisi.adalet.gov.tr/arsiv/adaletdergisi/1949/s4-nisan-1949-sene40-sayfa181-cilt1.pdf

somatoskopi ve antropometri tekniklerinin adli bilimler için önemi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/385972

epigenetik osteolojik yapıların adli antropolojik değerlendirilmesi
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/49750.pdf

lâiklik ve atatürk’ün lâiklik politikası
https://www.atam.gov.tr/wp-content/uploads/H%c3%bcsamettin-%c3%9cNSAL-L%c3%a2iklik-ve-Atat%c3%bcrk%e2%80%99%c3%bcn-L%c3%a2iklik-Politikas%c4%b1.pdf

esasen insaniann çoğu, dinlerini bilinçli olarak kendileri seçmezler, bilakis belli bir coğrafya, aile, toplum veya medeniyetin içinde dağmaları dolayısıyla kendilerini o dinde bulurlar. bazı kişiler dinlerini bazı nedenlerden dolayı veya başka bir dinin kendi ihtiyaçlarına, sahip olduklan dinden daha çok cevap verdiğine inandıkları zaman değiştirebilirler. ancak bu gerçekten oran olarak çok ender durumlarda görülen bir olgudur.
http://isamveri.org/pdfdrg/D01949/2002_12/2002_12_ALBAYRAKK.pdf

hıristiyanlığın ilk çağları anadolu da geçmiş, birçok esası da bu coğrafyada şekillenmiştir. hıristiyanlığın mimarı kabul edilen pavlus, hem anadolu’da doğmuş hem de bu dini şekillendirirken faaliyetlerinin büyük çoğunluğunu burada yürütmüştür.
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/4073/1/231184.pdf

özgürlüğe saygısızlık: devletin göz yaşartıcı gazı silah olarak kullanması ve türkiye’deki sağlık çalışanlarına yönelik saldırılar
https://www.istabip.org.tr/icerik/phrapor.pdf

hırvatistan’da serbest eczacıların hasta bakım yetkinliklerinin genel düzey çerçevesi ile değerlendirmesi
http://www.rehbereczanem.com/okuma/2.pdf

tıbbi antropoloji açısından halk hekimliğinin değerlendirilmesi
http://www.sssjournal.com/Makaleler/1409286246_15_68_6_ID2559_Ko%c3%a7_3684-3693.pdf

asırlar boyunca insanoğlu doğa ile mücadelesi sırasında yaşamını tehdit eden hastalıklara karşı önleyici ve iyileştirici yöntemler bulmaya çalışmıştır.
http://www.sssjournal.com/Makaleler/1409286246_15_68_6_ID2559_Ko%c3%a7_3684-3693.pdf

corci zeydan’ın “islam medeniyeti tarihi” adlı eserine karşı yazılmış bir tenkit yazısı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/260647

kur’an-ı kerim’de kadınlara karşı bir pozitif ayırımcılık örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/257767

şiir kerimleri de alçaltır,
gök gürlemesinin yagmuru alçalttıgı gibi
+
bu yeni dinden, kumardan daha fazla -maddi ve manevi- kazanç elde ederim.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/30802

alçağı hapset, kötü kokuludur, arsızdır, kıskançtır..!
hastalıkları yayandır, şerefsizdir, ihmalkârdır, iğrençtir, adidir!
pisliktir, aç gözlüdür, inatçıdır, lanetlidir, bozguncudur!
kendisine güven duyulmaz, üçkâğıtçı, göz diken, kerim olmayan,
düşmanlığı şiddetli olan!
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/260807

sizin hayırlınız, kadınlarına hayırlı olandır. kadınlara ancak kerim olanlar ikram ederler. onlara kötülük edenler leîm (kötü insan) lerdir.
http://www.islamiarastirmalar.com/upload/pdf/14fed54fb31ad0e.pdf?sid=c5e89101bb3b4e03a6e32a19ea64f13e

etmez kerîm olanlar bâb-ı recâyı mesdûd
kılmaz rahîm olanlar ehl-i niyâzı merdûd
http://earsiv.erzincan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12432/1431/%C4%B0zzetPa%C5%9FaDivan%C4%B1-.pdf

evet bu, kerim olan bir elçinin sözüdür
https://kuranmeali.com/AyetKarsilastirma.php?sure=69&ayet=40

kadınlara ancak kerîm olanlar lütuf ve hürmetle muamele ederler.
https://www.zeytinburnu.istanbul/Document/FileManager/islam_mecmuasi_3.pdf

kerim olanlar için hâd yoktur.
https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/tutanak/cs__/t12/c008/b023/cs__120080230312.pdf

halife mu‘temid’in ikinci veliahdı olan muvaffak’ın, 278 (891) yılında hastalığının şiddetlenmesi ve artık ölümünün beklenmesi üzerine, vezir ebü’ssakr, önce tedbir olarak mu‘tazıd’ın bulunduğu hapishanenin kapısındaki kilitlerin sayısını artırmış, ardından bu sırada medâin’de bulunan halife mu‘temid ile oğlu ve birinci veliahdı mufavvad’ı durumdan haberdar etmek üzere yanlarına gitmişti.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/47038

uzrî gazelin kapsamını genişleterek gazel konuları içinde, kadının fizikî güzelliğinin tasvirinde mucûnluğu herkesin önünde alenen işlemekten hiç çekinmemiştir.
+
şair beşşâr kadınlara o kadar yakındı ki onlarla ilgili her şeyi dile getirir ve onlara karşı duyduğu arzu ve isteklerini hiç gizlemezdi.
+
mucûn şairleri; zındıklık, sefihlik ve ahlaksızlık şiirlerin yanı sıra kadın, âile, din vb. gibi konularda mahrem olan her şeyi şiirlerinde açık açık zikretmekten kaçınmamışlardır. şairler, söyledikleri bu tür şiirleri din ve geleneklere karşı takındıkları alaycı tavrı ilan için bir vasıta haline getirmişlerdir.
https://www.kafkas.edu.tr/dosyalar/sobedergi/file/15_/2.pdf

savaş ve terörizme antropolojik bakış
+
terör ve savaş olaylarının sebep ve sonuçlarının irdelenmesi ve mücadele çalışmalarında bu bilim dalının yer almasının gerekliliği vurgulanmıştır.
+
terörün, kelime anlamı olarak korkutmak ve sindirmek anlamına gelen “terre” kelimesinden türediği düşünülmektedir. terör ve terörizm kavramı son yıllarda ismini yapmış olduğu kanlı eylemler ile duyursa da terör kavramı çok eskilere dayanmaktadır.
+
terör, bireylere korku veren eylemi ifade ederken, terörizm; mevcut durumu yasadışı yollardan değiştirmek için örgütlü ve sistematik olarak terör eylemlerini kullanma şekli olarak adlandırılabilmektedir.
+
tarihimizde ilk terör örgütü olarak kabul edilen sicariler; m.s 70 yılında romalıları filistin’den çıkarmak için örgütlenen yahudilerdir.
+
ezilen halk artık din adamları ve soylulara karşı isyan bayrağını çekmiş ve bunun sonucunda fransa’nın her sokağında kanlı çatışmalara yaşanmış ve bu eylemler önü alınamaz büyük olaylara dönüşmüştür.
+
insanlar niçin terörist olur?
teröristler nasıl motive olurlar?
+
pkk terör örgütünün en büyük gelir kaynağını uyuşturucu ticareti oluşturmaktadır.
+
kendisini dünyanın jandarması olarak gören abd tarihinde bir ilk yaşayarak kendi topraklarında büyük çaplı bir saldırıya uğramıştır.
+
dönemin siyasi ve dini kişileri olan hz. osman, hz. ömer ve hz. ali arasındaki halife olma rekabeti, zamanla terör saldırılarına neden olmuş ve birçoğu bu sebepten dolayı hayatını kaybetmiştir.
+
antropoloji, insan bilimidir.
+
antropologlar, yerel çatışma potansiyeli olan yerleri incelemektedir.
+
terörle mücadelede psikoloji, hukuk, tarih, ekonomi, antropoloji, sosyoloji bilimlerini içeren multidisipliner bir yaklaşım ile ele alınması gerekmektedir.
+
terör örgütleri, amaçları ve amaçları doğrultusunda uyguladıkları şiddeti haklı göstermek için ve kendine insan kaynağı sağlamak amacı ile antropolojik verileri de kullanmaktadırlar.
+
savaş ve terör olaylarının antropoloji açısından değerlendirilmesi çalışmaları gün geçtikçe önem kazanmaktadır.
http://www.smartofjournal.com/Makaleler/1560163270_20_6.30_ID495_Yerli&Ozkocak_550-560.pdf

feminist antropolojinin tarihsel süreci üzerinden aynılık ve farklılık kavramları
http://www.ethosfelsefe.com/ethosdiyaloglar/mydocs/Gzd-feminizm%20Ethos%2019.pdf

antropolojide sınıf ve toplumsal cinsiyet gerilim hattında marksist ve feminist yaklaşımlar
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/98109

bir kadın antropoloğun hayatı ve antropolojisi: maria a. czaplicka’nın sibirya’sı ve türkler
+
antropolojide kadınların adının yeni yeni duyulduğu bir dönemde, polonya’dan ingiltere’ye ve sibirya’ya uzanan bir hayat hikâyesinin kahramanıdır maria czaplicka.
+
czaplicka, bristol şehrinde 1921 yılında aniden intihar ederek hayatına son verir.
+
ona göre ruslar doğu’ya egemen oldukları sürece “orta asya türklerinin hayatına barış gelmeyecektir.”
+
robert marrett’in ölümünün ardından, yaşasaydı antropoloji için çok daha fazlasını yapabileceğini söylediği czaplicka’yı intihara neyin sürüklediği belirsizdir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/645152

antropolojide beden sorunsalına bedenlileşme teorisinin katkısı
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/71/1760/18662.pdf

tıbbileşme, sekülerleşme ve rasyonalizasyon beden üzerinde ya da daha doğrusu ‘gündelik hayatın içindeki beden’ üzerinde ilerleyen önemli güçlerdendir.
+
sosyal inşacılar -bedenin medikal söylem tarafından inşa edildiğini iddia eden görüşü benimseyenler- ‘uzman görüş’ün iddialarını sorgularlar.
+
özellikle medikal alana yönelen hümaniter disiplinler, hastalık diye nitelendirilen şeyin sosyal bağlamını da göz ardı etmemek gerektiği konusunda eleştireldirler. tıp, pozitivist paradigmanın ontoloji ve epistemolojisi gereği bedene bilimsel bulgu sağlayan ve her an müdahale edilebilecek bir obje olarak bakar. işte bu nedenle bedensel bir deneyimi anlamak üzere geliştirilen hümaniter bilimler, ontolojik olarak bedeni ‘yaşanılan beden’ olarak varsaymalıdır. bunun için fenomenolojik bir bedensel yaklaşıma medikal antropoloji feminist antropoloji veya post modern antropoloji hatta ve hatta insanı çalışan her tür disiplin ihtiyaç duymaktadır.
+
csordas, hiçbir antropolog kültürün insan bedeninde temellendiği düşüncesini ciddiye almamıştır derken, bedenliliğimizin kültürün doğasını ve kültürel varlıklar olarak varoluşsal durumumuzu yeniden ele almak için güzel bir başlangıç noktası olacağını iddia eder.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/71/1760/18662.pdf

öncelikle insanların yaygın kesimi aşağı yukarı diğerlerinin “günah işlediği” tarzda günah işler. diğer bir ifadeyle yoldan sapma biçimleri çok farklı değildir. örneğin bir ölçüye kadar sürücülerin hız sınırını aşma eğilimi böyledir.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/120263/mod_resource/content/0/3%20K%C3%BClt%C3%BCrel%20Etkile%C5%9Fim.pdf

günah ve zevk: çikolatanın tıptaki hikayesi
+
montezuma’nın sayısız eşleri ile cinsel ilişkide bulunmadan önce çikolata içkisini hazırladığı söylentileri.
+
kilise, önce çikolatanın orucu bozacağını açıkladı. 1662 de kardinal brancaccio sıvı çikolatanın orucu bozmayacağını açıkladı: kakao ticaretinde bu ifade etkili oldu.
+
hernandez humoral vücut ve unsurları dengede iken sağlıklılığı iddia eden tıp çerçevesinde, çikolatanın kullanımını kabul eden ilk kişi oldu.
+
çikolata ilaç olarak kullanılmalı çünkü insan bünyesini değiştiriyor.
+
çok miktarda kullanılırsa göğüs az kullanılırsa mide rahatsızlıklarına iyi geliyor.
+
çikolata galenik felsefeyle yararlı bir içecek.
+
tüm doktorlar etkisine ikna olmadılar, sağlık sorunlarına neden olarak çikolatayı suçladılar.
+
venüs’ün dostudur bu da ruh ve beden için iyidir.
+
ilaçların kötü tadını örtmek için ilaçların çikolata ile kaplanması.
+
çikolata ilaç mı gıda mı?
+
tanrıların yiyeceği.
http://www.deontoloji.hacettepe.edu.tr/ekler/pdf/makale_sunulari/15_16/karahanci_1.pdf

azteklerden günümüze çikolatanın sağlıktaki önemi
+
tanrıların kutsal içkisi çikolata.
+
meyveleri gövde ve dallar üzerinde yetişir ve olgunlaştığında kendiliğinden düşmez.
+
bazı hayvanlar olmasaydı kakao ağacı çoğalamazdı. maymun ve sincap, fare, yarasa gibi kemiriciler bu meyvenin pulpasını yemekten zevk alırlar ve acı tohumları atarlar. böylece zengin toprağa düşen tohumlar yeni kakao ağaçlarının üremesini sağlar.
+
ağacın beş petalli küçük çiçeklerinde oluşan polenler sadece bu ortamda gelişip üreyen bir sinek tarafından taşınır ve bitkiyi döller.
+
çekirdekleri ise işe yaramaz diye atarlar. bir gün bir yerli çekirdekleri kavurmayı akıl eder. öyle güzel bir koku yayılır ki: “bu kadar güzel kokuyorsa yemesi de güzel olmalı” diye düşünür.
+
paris çikolata müzesinden çikolata kapları.
+
çikolata adı verilen bu içecek, çok sağlıklıdır. bir fincan içen kişi ne kadar uzun mesafelere yürürse yürüsün, başka hiçbir şey yemeksizin tüm bir gün boyunca yoluna devam edebilir. bu nedenle savaşta askerlere içirilir.
+
rivayete göre aztek kralı moctezuma haremindeki hanımları memnun etmek için hareme girmeden önce altın bir tastan çikolata içermiş.
+
kako tohumları vergi ödemelerinde de kullanılıyordu.
+
ispanyollar yerlilerin kendilerine ikram ettiği çikolatayı pek beğenmezler ve insanlardan çok domuzlara göre bir içecek diye tanımlarlar.
+
para olarak kullanılan kakao ile çikolata hazırlanan kakao arasındaki ilişkiyi ilk anlayan ise italyan hümanist pierre martyr d’anghiera (1457-1526) olmuştur.
+
fernandez de oviedo (1478-1557) kakao bitkisinin detaylı tarifini yapan ilk avrupalıdır.
+
çikolata kısa sürede kadınların ve papazların beğenisini kazanarak popüler olur.
+
1847’de bristol’de çikolata üreticisi fry ilk yenen çikolata tabletini kalıba dökmeyi başardı. böylece tanrıların içkisi tatlı bir yiyeceğe dönüşmüş oldu.
+
herşeyi tedavi eden çikolata.
+
aztek askerlerinin tüm gün sadece çikolata yiyerek yürüyebildiğini hayretle kaydetmişlerdir.
+
çikolata düşmana verilen zehiri taşıyıcı olarak da kullanılmıştır.
+
augustin farfan (1532-1604) : «bref traité de médecine» (1579) kakao ve çikolatanın özellikle tedavi edici etkilerinden bahseden ilk metindir. farfan’a göre kavrulmuş ve toz edilmiş iki kakao çekirdeği meme uçlarındaki çatlakları tedavi etmek için kullanılabilir. sabah çok sıcak olarak içilirse çok iyi bir müshildir ve böbrek taşlarını düşürür.
+
francisco hernandez (1517-1587): kral ıı.filip’in doktorudur. yeni ispanya’ya bu uzak ülkenin doğa tarihini ve tıpla ilişkilerini araştırmak için gönderilir. yeni dünyanın florası ve faunası üzerine 17 ciltlik latince bir el yazması hazırlamıştır, ancak 1671 de çıkan bir yangında tamamen yanmıştır. bugün elde olan bir papaz tarafından yapılan ispanyolca çevirisidir.
+
ilk çikolata yapımcıları eczacılar olmuştur. bir gıda olmadan önce çikolata ilaç olarak kullanılmıştır.
+
eczacı sulpice debauve, ilk tıbbi çikolatayı yapar: “salepli analeptik çikolata” yapmıştır.
+
tarihte çikolata majik ve mistik olarak görülüyordu.
+
modern bilimin araştırmaları sonucu ortaya konan siyah çikolatanın terapötik değeri, milyonlarca yıllık bilginin doğrulanması olmuştur.
https://avesis.istanbul.edu.tr/resume/downloadfile/afifemat?key=5773fd76-9e37-4375-a119-9803af8cc298

çikolata ve sağlık beyanları
https://beslenmevediyetdergisi.org/index.php/bdd/article/download/288/246

çikolatada tat-koku etkileşimi: şeker miktarını azaltmak amacıyla farklı aroma maddelerinin kullanılması
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/553587

çikolatanın tarihinde isviçre ve isviçre kültür ekonomisinde çikolata
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/7752/10264129.pdf

erken dönem mitolojisinde afrodizyak yiyeceklere ait inanışlar
https://jotags.org/2020/vol8_issue4_article21.pdf

pişirilmiş et ve et ürünlerinde polisiklik aromatik hidrokarbonların oluşumu ve engelleme yolları
https://www.gecekitapligi.com/Webkontrol/uploads/Fck/muhendislikyayin_6.pdf

tıp bilimlerinde farklı bakışlar
https://iksadyayinevi.com/wp-content/uploads/2020/02/TIP-B%C4%B0L%C4%B0MLER%C4%B0NDE-FARKLI-BAKI%C5%9ELAR.pdf

farklı pişirme tekniklerinin havuç dilimlerinin bazı kimyasal ve biyoaktif özellikleri üzerine etkisi
https://www.jotags.org/2019/vol7_issue4_article15.pdf

kütahya ili murat dağı florasında bulunan bazı tıbbi ve aromatik bitkilerin kullanım alanları
https://www.gecekitapligi.com/Webkontrol/uploads/Fck/ziraatyayin1.pdf

mobilyalardaki kimyasallar ve sağlık etkileri
https://www.ttb.org.tr/STED/sted1205/mobilya.pdf

mucizeden belaya yolculuk
tütün
+
ıv murad’ın ölümünün ardından, kendisi de tütün kullanmakta olan şeyhülislam mehmed bahai efendi’nin, tütünün mubah olduğuna yönelik fetvasının ardından, 17. yüzyılın ortalarıyla birlikte osmanlı devleti içinde tütün kullanımı hızla yayılma imkanı bulmuştur.
https://ataturkilkeleri.deu.edu.tr/wp-content/uploads/2015/01/Sa%c4%9fl%c4%b1k-Tarihinde-T%c3%bct%c3%bcn.pdf

tuza karşı günah işleme
https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/f3c5d0c3666eec8_ek.pdf

basımevi günah, fabrika günah, tiyatro günah, karyola günah, tramvay günah, elektirik günahtı.
http://www.umrandergisi.com.tr/u/umran/pdf/43-1421148583.pdf

kutsal mekân ve coğrafya: nazimiye (tunceli) örneği
+
kutsal mekân ve insan arasındaki ilişkinin varlığına, coğrafi bir bakış getirilerek hazırlanan bu çalışma doğrultusunda, mekân üzerinde inanca bağlı değerler ele alınıp, ziyaretçilerin kutsal mekân algısının altında yatan düşünceler ve eylemler neden ve sonuçlarına bağlı olarak açıklanmıştır.
+
kutsal mekânlar, inancın saf olarak sürüldüğü ve bu yola giren insanların günahlarından arınarak tövbe edip hayatlarında yeni bir yola girdikleri birer kapı olarak görülürler.
+
dağın zirvesi düzgün baba’nın başı olarak sembolize edilir ve zirve kısmına çıkılması günah sayıldığı için bu kısma gelen ziyaretçilerin çıkması yasaktır.
+
bu post kurban edilen kurbanın derisinden yapılır ve pir dışında başkalarının oturması yasak ve günahtır.
http://dspace.balikesir.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12462/3496/Buse_Y%C4%B1ld%C4%B1z.pdf

yapay yağış: yağmur bombası hakkında fıkhî bir değerlendirme
http://www.itobiad.com/tr/download/article-file/379894

din ve coğrafya ilişkisi: şemsü’d-din essemerkandî ve ibn haldûn’un yedi iklim anlayışlarının karşılaştırmalı analizi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/611486

coğrafya-din ilişkisi; kentlileşme, muhafazakârlık ve mezhep demografisi bağlamında doğu ve batı
karşılaştırması
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/882827

ilk günah miti
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/4142/10171752.pdf

sâmiha ayverdi’nin kurgu evreninde insanın içsel gelişimi ve dönüşümü
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS02666.pdf

cervantes döneminde magripli, mürtet ve ispanyol gizli ajanları
+
barbaros hayrettin paşa, donanmasının hareketlerini fransızlarla birlikte koordine ediyordu.
+
hem avrupa katolik ülkeleri, hem de reform hareketleri gören ülkelerde, türkler veya berberilerle yapılan uzun politik ittifaklara rağmen, türk imajına kâfir ve hatta şeytan damgası vuruluyordu. türk dendiğinde, yahudiler gibi büyük düşman, müsibet sözcükleri anımsanmaktaydı.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/19/821/10438.pdf

kazılan tarlalar
ekime değil
siper sürüleridir

bu yıl ekilmeyecek
ekilmeyecek güzelim
tarlalarımız
bari çocuklarımız öğrenmese
savaş oyunlarını
http://afrikagazetesi.net/Afrika-Arsiv/Yil/Arsiv%202017/Mart%202017/26%20MART%202017.pdf

on
embriyonik umutların askeri kuytularında: eroinin gözyaşında boğuldu
uçak sesleriyle dolu kese kağıdından paketlerin askeri kuytularında, uzay boşluğunda
çırılçıplak zihinlerin nörondan kuytularında & çaresiz elektro ameliyatlar
on alcoholcorners of pointlessdiscussion & historical hangovers.
mısır gevreklerinin televizyon kuytularında & iktidarsız amerika
at gözlüklü entellektüelitenin üniversitelerinde & yunan mektup açıcıları
milyonlarca ölümün askeri kuytusunda & dinbilimsel batıl kum
uzun eserlerin radyo kuytusunda & statik buluşmalar
çizgiroman kültürü ve bozuk gitarların ergen kuytularında
adaylıkların ve ritüellerin politika kuytularında
konuşma terapisinin ve analiz edilmiş korkunun entelektüel kuytusunda
seksi başlıkların ve dini mizahın gazete kuytularında
bitmiş ilişkilerin kuytusunda & şimdi öl sonra öde morgları
semantik desperadoların felsefe kuytularında & fikir tüccarları
ergenliğe ulaşmanın orta sınıf okullarında & anatomik devrim
terkedilmiş roller coasterların aşkı ultra real kuytularında
yere dökülen yaprakların şair kuytularında & ıslak peygamber gözleri
https://rasgo.files.wordpress.com/2014/11/revista-turca.pdf

diferansiye tiroid kanserlerinde braf v600e ve k-ras mutasyonlarının kanser davranışı üzerine etkileri
https://acikerisim.ege.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11454/6829/mutluunver2012.pdf

günahın sosyo-ekonomik yapıya etkisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/159915

tevbenin itizali yorumu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/52297

geçmişten günümüze cerrahi dikiş ipliklerinin tarihsel gelişimi
https://www.turkjsurg.com/full-text-pdf/900/tur

boz doğanda (falco columbarius) bursa fabricius’un morfolojisi ve stereolojik metod ile hacminin hesaplanması
+
bursa fabricius (bursa cloacalis veya bursa fabricii) kanatlıların lenfoepitelial bir organı olup ilk kez hieronymus fabricius tarafından açıklanmıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/621298

bursa fabricius’un histolojik yapısı
http://vetdergikafkas.org/uploads/pdf/pdf_KVFD_2557.pdf

kırgız türklerinin kültüründe müzikterapi uygulamaları ve maneviyat ilişkisi
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/30113/tez.pdf

sanırım dünya yüzünde hiç bir şehrin istanbul kadar çok resmi veya gravürü yapılmamış, fotoğrafı çekilmemiştir. auguste boppe “bir ressam için geçmiş asırlardaki istanbul’un cazibesi kim bilir nasıl güçlü idi.” diye sormaktadır. istanbul’un cazibesi gerçekten çok güçlüdür. 1701’de istanbul’u ziyaret eden fransız bilim insanı joseph pitton de tournefort “avrupa’nın bu en büyük şehrinin bütün evlerini bir bakışta görmekten daha hoş bir manzaraya dünyanın başka bir yerinde rastlanmaz.” diyerek yaklaşık iki yüz yıl önce boppe’ın sorusuna bir anlamda cevap vermektedir.
https://osmanliistanbulu.org/tr/images/osmanliistanbulu-1/25_sinan-genim.pdf

joseph de tournefort anılarında ‟türkiye’de ne dilenci, ne de para isteyen kimse vardır: çünkü onların gereksinimleri karşılanıyor” diyerek Osmanlı dünyası ile Batı arasındaki derin ve sistemik farkı açıkça ortaya koyuyordu.
https://core.ac.uk/download/pdf/50614077.pdf

p. belon ve j. p. de tournefort’un seyahatnamelerindeki türkiye bitkileri
https://kebikecdergi.files.wordpress.com/2012/07/15_baytop.pdf

barbar istilaları, bilim ve sanata tamamen düşman veya pek az ilgi gösteren hükümetler, çin’de anatominin gelişmesini engelleyen, kadavralara duyulan saygı gibi sonsuz sayıda farklı biçim alabilen önyargılar ve fanteziler, evrensel savaş koşulları ve benzeri durumlar sıklıkla uzun zevksizlik ve cehalet dönemlerine sebep olmuştur.
+
joseph pitton de tournefort, provence’deki aix’te, 5 haziran 1656 tarihinde, tournefort şövalyesinin silahtarı olan pierre piton ile asil bir fransız ailesinden gelen aimare de fagoue’nin oğlu olarak dünyaya geldi.
aix’teki cizvit okuluna gitti. tüm diğer öğrenciler gibi onun da latince öğrenmesi gerekiyordu, ancak bitkileri görür görmez bir botanikçi olmak istediğine karar verdi. bitkilerin adlarını öğrenmek istiyor, farklarını dikkatlice işaretliyor, kırlarda dolaşarak bitkileri inceleyip tasnif ederken derslerini kaçırıyor ve antik romalıların dili yerine doğayı öğrenmek istiyordu.
babası onun kiliseye girmesini istediğinden onun teoloji eğitimi almasını sağladı hatta onu bir ilahiyat fakültesine gönderdi. ama doğal kaderi galip geldi. bitkilere bakması gerekiyordu, bu yüzden eczacılık bölümüne ait ilginç bahçelerde, yakınlardaki tarlalarda veya tepelerde sevdiği konuda çalışmaya devam etti.
anatomi ve kimya konularında da botaniğe duyduğu tutkuya yakın bir tutku duyuyordu. bir süre sonra fizik ve tıp ona öylesine büyük bir güçle hâkim oldu ki, haksız biçimde ona hükmeden teoloji ondan vazgeçmek zorunda kaldı. çok yetenekli ve saygıdeğer bir doktor olan amcasının örneğinden cesaret alarak ve 1677 yılında babasının ölmesi üzerine kendisini tamamen eğilimlerine teslim etti.
+
sör william petty (1623-1687), doktor, anatomi profesörü, bilirkişi, mucit, sosyal bilimci olmanın yanı sıra kraliyet cemiyeti’nin asıl üyelerinden biriydi. “politik aritmetik” terimini icat etmiş ve restorasyon dönemi boyunca nüfus ve ticaret ile ilgili yazılarında nüfus istatistiklerini kullanmıştı.
http://dusuncetarihi.kapadokya.edu.tr/pdf/batiya_yon_veren_metinler_cilt2.pdf

guatr, latince’deki “guttur” , boğaz, kelimesinden köken almaktadır ve tiroid bezinin büyümesini tarif eder. hieronymus fabricius isimli italyan anatomist, 1619 yılında guatrın tiroid bezinden kaynaklandığını tanımlamıştır.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/44603.pdf

uzun süre antik yunan felsefesinin biçimlendirdiği, doğu tıbbının el verdiği tıp bilimi, ortaçağ karanlığının sona ermesinin ardından, insan bedenine yönelik araştırmalarla yeni bir yola girdi. günümüz italya’sında bir taşra kenti olan padova, ortaçağın en önemli bilim merkezlerinden biri olarak çıktı tarih sahnesine. andreas vesalius’un diseksiyon çalışmalarıyla ünlenen padova üniversitesi, 1594’te hieronymus fabricius’un özgün tasarımının bir ürünü olan dünyanın ilk anatomi amfi tiyatrosunu açarak anatomik diseksiyonun uygulandığı, eğitim ve öğretiminin verildiği önemli bir merkez haline geldi. fabricius’un ven diseksiyonunu tanımladığı dönemde onun öğrencisi olan, william harvey yıllar sonra 1628’de, ülkesi ingiltere’de yayınladığı “exerciato anatomica de motu cordis et sanguinis in animalibus” (canlılarda kalp ve kanın hareketi üzerine anatomik bir çalışma) adlı kitabında dolaşım sistemini ayrıntılı olarak tanımladı. harvey’in ölümünden dört yıl sonra, padova’dan çokta uzakta olmayan bir başka italyan kentinde, bolonya üniversitesi’nde çalışan marcello malpighi kılcal damarların varlığını ortaya koyarak, harvey’in atardamarlarla toplardamarlar arasında bıraktığı boşluğu doldurdu.
http://kmtd.org.tr/web/wp-content/uploads/yayinlar-pdf/2013-16-Ulusal-Kan-Merkezleri-ve-Transfuzyon-Tibbi-Kursu.pdf

erken embrivonal dönemde vumurtava verilen testosteron propivonat’ln tavuk bursa fa bricii’si üzerindeki etkileri
http://eurasianjvetsci.org/pdf/pdf_EJVS_494.pdf

tiroid nodüllerinde ince iğne aspirasyonunun değeri
http://www.istanbulsaglik.gov.tr/w/tez/pdf/aile_hekimligi/dr_cagri_dogan.pdf

ıı. sargon mö 705’de kuzeybatı iran’da pusuya düşürülerek öldürülür, cesedi gömülmez ve akbabalar tarafından parçalanır. oğlu sanherib’in yazıtlarında, rahiplerin bu sonu, eski başkentlerin tanrılarına karşı günah işlemesine bağlar.
https://www.kocaeli.bel.tr/webfiles/userfiles/files/birimler/kultur-ve-sosyal-isler-dairesi-baskanligi/3_cilt.pdf

obruk köyünde yapılan dokumalarda kullanılan motiflerin; bereket, şans, sağlık, ölüm, günah, yeniden dirilme, nazar ve sonsuzluk gibi konuları simgelediğini görülmektedir. dokumalarda en fazla kullanılan desenler göz, yıldız, hayat ağacı, muska, akarsu, çavuşlu, tavukayağı, elmalı ayak, geyik ve koçboynuzu gibi motiflerdir. obruk halıları, kaba yani kalın dokumalardır. 20×29, 19×32 (dm2’deki ilmek sayısı) gibi kalitelere sahip olan obruk halılarının orta zemininde göbek denen büyük bir bölüm ve onu tamamlayan iri motifler yer almaktadır. bunlara “göbekli halı” denilmektedir.
https://www.ci.gov.tr/Files/GeographicalSigns/274.pdf

sadece modern drama değil genelde edebiyat- epey uzunca bir zamandan beri- doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, yüksek ile alçağı, bu değerleri doğrudan izah ederek değil de tabiri caizse, günahların kefaretini, başka bir deyişle bu değerlerin yokluğunda olabilecek olan şeyleri göstererek, bir değerler ideasına göndermeler yapmaktadır.
https://www.ktu.edu.tr/dosyalar/edebiyat_066f2.pdf

yabancı öğrencilerin öğrendikleri dilin kültürünü yazarak anlatmaları: gaziantep örneği
http://www.ressjournal.com/Makaleler/1953737102_5%20Mehmet%20%c3%87i%c3%a7ek.pdf

antropoloji ve din: tarihsel ve kuramsal temeller
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/227971

nevşehir ili, jeolojik yapısı nedeniyle akarsu bakımından fakirdir. ilin belli başlı akarsuyu kızılırmak’tır. kızılırmak, avanos ilçesinden il topraklarına girerek ili ikiye böler ve gülşehir’den sonra il sınırı dışarısına çıkmaktadır. arazi yapısı nedeniyle bu yörede çok su kaybetmektedir ve geçtiği değişik topraklı araziler nedeniyle bulanık bir suya sahiptir. derinden aktığı için de sulamada pek fazla kullanılamamaktadır.
https://www.kalkinmakutuphanesi.gov.tr/assets/upload/dosyalar/20-kop_bolgesi_entegre_turizm_master_plani.pdf

türkülerde manisa çevresinin sosyo-kültürel-ekonomik özellikleri üzerine bir inceleme
http://dspace.balikesir.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12462/9572/Belk%C4%B1s_Yurt.pdf

arabesk kader algısı
-orhan gencebay örneği-
+
özellikle ilk dönemlerinde pek çok ekonomik ve kültürel sorun yaşayan ve şehrin hayatına ancak gecekondudan bakabilen ve bir şekilde alışmaya çalışan bu kesim, arabesk müzik ile kendini ifade edebilme ya da başkasının dilinde kendini bulma imkânını elde etmiştir. bu konuda doktora çalışması yapan martin stokes ilgili eserinde şu tespitleri yapmıştır:
“göç, güneydoğu ve gecekondu dili, insanların sorunlarını, sıkıntılarını, hayal kırıklıklarını tanımlayıp sunabilecekleri bir tarz sağlıyordu. bu sorunlarla ilgili duygular, resmi söylem alanında yasaklanmışken arabeskin altüst edici söylemlerinde kabul ediliyor, tanımlanıyordu. bu söylemlerin müziksel, şiirsel ve görsel düzeyde yaptıkları önermeler iç tutarlılığa sahipti ve sürekli tekrarlanan anlatıları, imajları, metaforları birarada tutuyordu.”
+
yapılan bir araştırmada arabesk müziğin dinleyicisinin şu özelliklerde olduğu tespit edilmiştir:
1. arabesk müzik dinleyicileri çoğunlukla taşra kökenlidir.
2. bunlar genellikle gecekondularda yaşamaktadır.
3. büyük bir kısmı kentlerin küçük ölçekli işlerinde, kamu kuruluşlarının yardımcı hizmetlerinde çalışmaktadır.
4. küçük esnaf, memur, fabrika işçisi gibi düşük gelir düzeylerinde olan kentlilerin de arabesk müzik dinleyici kitlesi arasında yer aldıkları bilinmektedir.
+
stokes’un araştırmalarındaki şu tespitleri bu tezi destekler mahiyettedir:
“arabesk, dünya işlerinin bir süre ertelendiği, arkadaşlığın koyulaştırılıp kutlandığı, yakınlık iç çemberiyle tanımlanmış, erkeklerin rakı masası buluşmalarının vazgeçilmez elemanıdır…. kanun hocam,… rakı masası olmadan arabeski anlamaya çalışmanın boşa kürek çekmek olduğunu düşünüyordu…. acı, ayrılık, yalnızlık ve yabancılaşma gibi konuları işleyen arabeskin bu toplumsallaşma kalıbıyla bağdaştırılması şaşırtıcı gelebilir ama muhabbet, eski arkadaşların, eski günlerin ve toplumsal varoluş hazlarının geçici doğasının anıldığı, acılı-tatlılı sarhoşluk sohbetlerinin yapıldığı bir olaydır.”
+
arabesk, şehir için şehirli bir müziktir. yalnızlığa, kötü sona mahkûm âşıkların, karışık, çalkantılı duygu dünyalarını resmeder. fakir göçmen işçilerin sömürüldüğü, kötü işlerde kullanıldığı, gün geçtikçe bozulan bir şehri tanımlar ve dinleyenlerini, bir bardak daha rakı doldurmaya, bir sigara daha yakmaya, kaderlerine ve dünyaya lanet okumaya çağırır. nüfusunun çoğunluğu müslüman olan herhangi bir toplumda böylesi bir müzik, büyük tartışmalar yaratacaktır.
+
gencebay arabeskinin ortaya çıktığı 1968’lerde dünyada öğrenci olayları başlamış, türkiye’de başlamak üzeredir. öte yandan yine bu dönemde yayılan ve büyüyen ekonomik sıkıntılar ve doğurduğu gerginlikler de dikkat çekmektedir. özellikle yukarıda arabesk müziğin kitlesinden bahsederken de değindiğimiz üzere, kırdan kente göçen yoğun nüfus, kent çevrelerindeki sefalet yuvası gecekondularda işsiz, güçsüz, yoksulluk içinde yaşamlarını sürdürmektedirler. işte bu ortamda gencebay bir teselli ver ya da başa gelen çekilirmiş gibi plaklarıyla satış rekorları kırmış ve onun şarkıları bu sıkıntılı kesim için bir ifade ve yansıtma aracı, diğer taraftan kendini başkasında bulma olmuştur.
+
dinleyici kitle, arabesk müziği tüketirken aslında sahte bir doyuma ulaşmaktadır.
+
orhan gencebay’ın şarkı sözlerinde yer alan temel sözcükler ve sıklıkları sayılmıştır. araştırmanın yapıldığı döneme kadarki eserler bazındaki istatistiklere göre, 100’ün üzerinde ve ona yakın bir sıklıkla geçen ve pek çoğu kaderle ilgili bazı kelimeler ve sıklıklarını örnek olarak zikredebiliriz: aşk: 374, ben: 436, biz: 123, dert: 259, dünya: 114, felek: 30, gel: 141, gün: 103, kader: 93, ölüm: 98, sev: 626, sevgili: 136; sen: 600; tanrı: 18, ver: 110.
+
meçhulden gelmişim meçhule giderim/ömür denen bu yoldan” denerek, yaşamın başlangıç ve sonucu itibariyle bilinemezliğine işaret edilmiştir. yaşanılan tecrübelere göre de “hayat zaten bir tesadüf”tür ve “anladım ki, bu dünya bir dert meyhanesi” sözünün de ifade ettiği gibi bu dünya dertlerin içildiği bir meyhanedir.
+
şarkının adının “ben doğarken ölmüşüm” şeklinde belirlendiğine dikkat edildiğinde, bu cümleyi hisseden ve doğrulayan bir dinleyicinin hayata bakışından herhangi bir hayır beklenemeyeceği anlaşılacaktır.
+
kaderci söylemlerde, sorunlar karşısındaki çaresizlikten dolayı hem mevcut duruma kader, felek, baht gibi değişik soyut kavramlarla teslim olunmakta hem de bu dünyada sürdürülmesi gereken ümit öteki dünyaya aktarılmaktadır. burada bireyin kültürel alt yapısı ve çevresi yönlendirici olduğu gibi din anlayışı da son derece etkindir.
+
insanın yaşamı ve yaşam içerisinde karşılaştığı olayları ifade için kullandığı en etkili dini ve kültürel kavramlardan birisi de bilindiği üzere kaderdir. arabesk müzikte, özellikle bireyin isteğinin pek de gerçekleşmediği duygusal ilişkiler, kader ve bağlantılı kavramlarla işlenmektedir.
+
geçti artık değil mi bizim bizim/neşemiz her şeyimiz/hayat ıstırap felek kahpe kahpe değil mi
+
arabesk müziğin kahramanı için yaşamın bütün anlamı, var olmanın tek nedeni söz konusu olan aşktır. bütün sorunların, bütün acıların, dertlerim tek suçlusu olan aşk, var olmanın da tek nedeni olduğu için aynı zamanda da mutluluğun ta kendisidir. tek amaç sevgiliye kavuşmaktır. ama bunun ne tür bir kavuşma olduğu belli değildir. yani onu elde etmek mi, yoksa sevgilinin katına yükselmek, yani tanrıya erişmek midir, belli değil. ancak açıkça anlaşılan bir şey vardır ki, o da tek mutluluğun, yaşamın daha doğrusu var olmanın tek amacı sevgiliye ulaşmaktır.
+
dinî kültürlerde sadece yaratıcıya has kılınan kulluk ve tapınma, artık sevgiliye yönlendirilmiştir.
+
bu kişi sevgili de olsa, bu sözler mecazen de söylense fark etmez. allah’a has olan bir kavram ve içeriğinin hiçbir surette başka varlıklara tevcih edilmemesi temel bir prensiptir.
+
böylece kendi iradesi dışında bir olayla karşılaşan ya da istediğini elde edemeyenler ya bir savunma psikolojisi ya da başkalarını suçlama refleksi olarak kadere ve alın yazısına sığınmaktadır.
+
batsın bu dünya şarkısı ve yukarıdaki sözleri açıklarken orhan gencebay şunları söylemektedir:
“orhan allah’a inanmıştır, inanmaktadır ve orada allah’a olan duygularını da, hatta allah’a der ki, inancıyla;
“şaşıran sen misin/yoksa ben miyim bilemedim”
diye, hatta ona sitem eder.
yani senin yarattığın bu dünyada bir bozukluk var ama, ben mi şaşırdım, sen mi? diye sitem eder; öyle bir dert verdin ki, yolu şaşırdım, diye sitem eder.”
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/31206

musikimizde orhan gencebay tavrının dini-felsefi motifleri
+
gencebay, musikimizde, din musiklsi ile uğraşınamasına rağmen eserlerinde dini kavram ve ifadelere en çok yer verenlerden birisidir.
+
tasavvuf duyarlığını yansıtacağı bir senfoni yazmaktan bahseden sanatçı hepimiz tanrıdan bir parça değil miyiz derken tasavvuf tarihinin en çetrefil konularından birine de adım atar: vahdet-i vücud.
+
bütün bunlara dayanarak diyebiliriz ki orhan gencebay ne söyledigini bilen, niçin söylediğini bilen bir tavırla çıkar karşımıza. bu söz ve melodi evreninde halkın midesini karıştıracak, kabullenmesi imkansız unsurlar da barınamaz.
http://isamveri.org/pdfdrg/D02044/1999_2/1999_2_HARMANCIM.pdf

başlangıçta batı’da da saldırıya ve eleştiriye uğrayan, kınanan ama zamanla önemi anlaşılan ‘şeytani’ yazarlara karşın şerif mardin’e göre sansürün değil ama otosansürün etkisiyle şeytani yaratıcılıktan uzak duran müslüman türk yazarlar şeytaniliğin yaratıcı gücünden mahrum kalmışlardır. şeytan, yani mutlak kötülük imgesi, hıristiyanlıktan farklı olarak, insanın dışındadır. nefs kavramı da içerideki şeytan değildir. hilmi yavuz’un sözleriyle;
müslüman insan için nefs, ne içselleşmiş kötülük, ne şeytan, ne de daemon’dur! islam’da şeytan, nefs’in masiva’yla olan arzu ve haz ilişkisini, o arzu ve hazzı hırs ve ihtirasa dönüştürerek beden’den varlık’a, dışarı’dan içeri’ye, taşımanın peşindedir. yoksa, hıristiyanlıkta olduğu gibi, ‘mütemmim cüzü’ olduğu varlık’ı içeriden kuşatmak değil! müslümanlıkta şeytan, dışarı’dan içeri’ye (beden dolayımında varlık’a) nüfuz etmek konumundadır; hıristiyanlıkta ise o, zaten hep içeri’dedir.
+
yavuz, söz konusu yazılarında türk edebiyatından birkaç kötü karakter sayarken, ekliyor: “bu karakterlerin hepsinin kadın olması üzerinde de düşünmek gerekir!”
+
antropologların birçok araştırmayla gösterdikleri gibi, ahlaki değerler ve normlar, mitler, dini inanç ve pratikler uyarlanma stratejileri üzerine inşa edilmiştir.
http://www.elestirelpedagoji.com/FileUpload/ks7397/File/elestirel_pedagoji_sayi_40.pdf

din ve uyarlanma ilişkisine antropolojik bir bakış
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/49/1876/19697.pdf

“sorgulama, tepki, uzlaşı”
elazığ alevileri üzerine alan araştırması
https://www.academia.edu/3643205/_SORGULAMA_TEPK%C4%B0_UZLA%C5%9EI_ELAZI%C4%9E_ALEV%C4%B0LER%C4%B0_%C3%9CZER%C4%B0NE_ALAN_ARA%C5%9ETIRMASI_Querying_Reaction_Concensus_A_Field_Research_on_Elaz%C4%B1%C4%9F_Alevis_

tarihin arka odası’nda
“kadın”
+
söz almak konusunda diğer kadın sunuculara nazaran daha sık girişimde bulunan pelin batu’nun, tüm bilgi birikimi ve yeterliliği diğer iki erkek sunucu tarafından görmezden gelinmiş, sözü kesilmiş ve sıklıkla azarlanmıştır.
+
prof. dr. nurhan atasoy’dan önce programda kadın sunucu olarak yer alan pelin batu, selin barlas ve zeynep özkartal’ı cinsiyeti ile görmekten rahatsızlık duymayan bakış, söz konusu olan yaşça büyük ve kısmen daha birikimli bir kadın olduğunda, ona kadınsı araçları çok görmekte ve ondan cinsiyetsiz olmasını talep etmektedir.
+
1 mayıs 2010 tarihli yayında pelin batu “konuşmama izin verin lütfen”, “sözümü kesmeyin lütfen” ifadelerine başvurarak konuşmasını sürdürme çabası vermiş ancak bunda başarılı olamamıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/292752

doğduğu günden beri evde sanatla iç içe yaşayan pelin batu, deyim yerindeyse beş parmağında beş ayrı sanatla uğraşıyor.
+
kaçak elektrik bağlamak zorunda kalıyorsunuz…
+
ben kuşu kucağıma aldım ama üzerime pisledi. bu sefer kostüm kirlendi.
+
sinirlendiğim zaman piyano çalarak ya da resim yaparak tüm stresimi atıyorum.
+
televizyona çıkıp üçüncü köprüyle ilgili konuşabilmek çok güzel bir şey.
+
televizyon inanılmaz vahşi bir ortam.
+
profesörler bile televizyona çıktığında bir reyting canavarına dönüşebiliyor.
+
sigorta, para-pul gibi konulardan pek anlamam.
+
sağlık sistemi çok vahşi.
+
sigortaların insanların hayatını ferahlattığını, rahatlattığını, nefes aldırdığını düşünüyorum.
+
bir filmde oynamak tıpkı evcilik oynamak gibi. insanın içindeki çocuğa enerji veren, onu ayakta tutan bir şey…
+
kızım bu ülkede akıllı kadın olmak çok tehlikeli bir şey. çünkü erkekler akıllı kadından korkarlar. güzellik ve akıl güç demektir. o gücü istemezler…
http://www.gmgadmin.com/pdf/sayi7.pdf

yeni medyada yaratıcı kültür: troller ve ürünleri ‘caps’ler
https://www.trtakademi.net/wp-content/uploads/2016/08/Sule-Karatas-Mutlu-Binark-Yeni-Medyada-Yarat%C4%B1c%C4%B1-Kultur-Troller-ve-Urunleri-Capsler.pdf

çevrimiçi trol davranış ölçeğinin geliştirilmesi ve trol davranışlarına yönelik farkındalığın incelenmesi
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/8914/F%C4%B1rat_KIZILTEPE_YL_Tezi.pdf

dijital karnavalın aktörleri olan trolleri incelemenin “asıl amacı”
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/869891

dijital dünyanın yeni gerçeği: troller
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/200425

siber propaganda ve dezenformasyon: kitle kaynaklı troll birimler
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/481596

john toland’ın din görüşü
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/4716/1/701321018.pdf

pasa yığınları için statik koşullarda şev duraylılığının araştırılmasının önemi: yeniköy linyitleri işletmesi yaylıktepe sahası örneği
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/277601

avrupa’ya 16. yüzyılda ulaşan patates her gittiği yerde garip, zehirli ve şeytani bir ürün olarak karşılanmıştır. o günlerde “yemezler” diyenler; patatesin cüzama, frengiye, deri veremine, cinsel isteksizlik ve kısırlığa neden olduğunu, ekildiği her toprağı da öldürdüğünü söylüyorlardı.
http://research.sabanciuniv.edu/20601/1/Yerseniz.pdf

köy seyirlik oyunlarında insan, doğa ve topluluk ilişkisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-full-file/46995

carolus linnaeus: bitki sistematiğinin babası
http://www.bilimtarihi.org/pdfs/LINNAEUS.pdf

sağlıklı beslenme ve akdeniz diyeti
+
amerika’lı bir bilim adamı olan ancel keys 1952’de avrupa’nın akdeniz bölgesi’nde koroner kalp hastalığı sıklığının abd ve kuzey a vrupa’ya göre çok düşük olduğunu gözlemiştir.
https://beslenmevediyetdergisi.org/index.php/bdd/article/download/503/453/

fabrikaları kim icat etti?https://www.redhouse.com.tr/images/products/pdf/o%C3%8C%CB%86rnek_sayfalar(7).pdf

devingen reklam görüntülerinde tutku öğeleri aracılığıyla cinsellik kavramının aktarımı ve çözümlenmesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/212762

yeni medya sanatında devingen imgeler: video alanlar
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/3750/10153857.pdf

zeytin ağaçlarında göz ardı edilen bir zararlı: resseliella oleisuga (targioni-tozzetti, 1887) (diptera: cecidomyiidae)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/556651

izmir ili şeftali ağaçlarında dut kabuklubiti, pseudaulacaspis pentagona (targioni-tozzetti)
(hemiptera: diaspididae)’nın zararı ve doğal düşmanları üzerinde araştırmalar
https://www.apikam.org.tr/YuklenenDosyalar/Dokumanlar/90fdfe2d-0ceb-448b-9cad-d4816b85937a252620.pdf

türkiye’deki sertkabuklubitlerin konukçu bitkileri
https://ziraat.isparta.edu.tr/assets/uploads/sites/163/files/turkiyedeki-sertkabuklubitlerin-konukcu-bitkileri-20022018.pdf

gebelikte huzursuz bacak sendromu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/933382

hint düşüncesi ve hint düşüncesinin islam düşüncesine etkisi üzerine
+
eğer insanlar cahilliklerine devam edip günah işlemeye devam ederlerse, yalnızca insan hayatı kısalmaz, evren de bozulmaya yüz tutar. insanın eylemi evreni de etkilemektedir. bu yeniden yaratılma süreci, sadece budizm’de değil, hindistan menşeli tüm inanç sistemlerinde mevcuttur.
+
hint düşüncesinden tıp ve astronomi gibi bilim alanlarından islam düşünürlerinin etkilendiğine dair genel kabuller vardır.
+
islam düşünürlerinin hint düşüncesinden bugünkü pozitif bilim olarak tanımlanan tıp ve astronomi bilimlerinden faydalandığı görülmektedir.
http://sosbilder.igdir.edu.tr/Makaleler/85555350_02_Sunter_(21-40).pdf

üniversiteli kadın öğrencilerinin fiziksel serbest zamana katılımlarında dindarlığın etkisi: bölgesel farklılıklar
+
sonuçlara göre coğrafi bölge, yaş ve aylık gelir dindarlık açısından önemlidir. ayrıca yaş ve aylık gelir ile dindarlık arasında olumsuz bir ilişki varken düzenli egzersiz alışkanlığı ile dindarlık arasında bir ilişki yoktur.
http://earsiv.batman.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12402/2228/son.pdf

unctad’ln kendi ifadesi küreselleşmenin 7 günahı vardır diyor:
https://www.belgelik.dr.tr/toplumhekim/download.php?Id=YjIRyZbAo1p

eleştirel kentsel toponimi ve prestijli mekanlar yaratmada kentsel isimlerin kullanılması: fikirtepe örneği
https://jag.journalagent.com/megaron/pdfs/MEGARON-05826-ARTICLE-CETIN.pdf

hükümlülerin transaksiyonel analiz teorisine göre benlik durumlarının belirlenmesi: kırıkkale sulakyurt kapalı ceza infaz kurumu örneği
http://acikerisim.ybu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/1876/566844.pdf

yunanistan ve türkiye arasında frontex: geri çevrilme sınırı
https://www.fidh.org/IMG/pdf/rapport_tu_web-sommr-tu-ok.pdf

türk halk dindarlığının medyada dini sorular üzerinden değerlendirilmesi
http://acikerisim.ybu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/1217/emine_kaya_tez.pdf

pdf 21

görüşleri ile tıp ve ruh bilimini etkileyici şekilde harmanlamasına rağmen tablosu günümüzde kabul görmemektedir. sonraki dönemin doğu uygarlıkları ise yaşam felsefesi açısından ruh hastalıklarına daha ılımlıdır. orta çağ döneminde batı uygarlıklarındaki ekonomi ve din faktörleri, kilisenin gücünü farklı yönlendirmesiyle kötü bir dönem başlamıştır. m.s. 765 yılında bağdat’ta akıl hastalarını istirahate kabul eden bir hastane alanında ilk olmuştur. sonrasında ilk akıl hastanesi osmanlı devleti döneminde nevşehir’de aya mangeros manastırı ismiyle açılmıştır. bimarhane ismiyle de ülkenin çeşitli yerlerine yayılmış, aşk acısı çeken kimselerin dahi gidip kalabileceği bir yer haline gelmiştir. tasavvuf felsefesinden etkilenen doğu medeniyetlerince, meczup kimselerin tanrıya daha yakın olacağı görüşünden dolayı yapıcı bir ilgiyle hastane ruh hastalıklarının anlaşılmasında yeni dönemin öncüsü olmuştur. razi, biruni, ıbn-i sina gibi isimler ruh hastalıkları ve tedavisi üzerine çalışmalar yapmış, açılan bu hastanelerde görev almıştır. avrupa ülkeleri zaman geçtikçe bilinçlenmiş ve aynı kurumsallaşmayı oluştmayı amaçlamışlardır fakat toplumsal sebeplerden açılan hastaneleri işlevsel olarak kullanmak söz konusu olmamıştır. durumu anlatmak için en iyi örnek 13. yüzyılda londra’da açılan ilk akıl ve ruh sağlığı hastanesi saint mary of bethlehem hospital’ dır. hastanede bakım gören hastalar kafeslere konulup para karşılığı halka izletilmiş, konuklar tarafından ekstra ücret karşılığında şiddete maruz kalmışlardır. insanlık olgusundan yoksun bu hastane ortamında var olan kaos ve karmaşadan dolayı ingilizcede hala kullanılan “bedlam” kelimesi oluşmuştur. kelime de aynı şekilde kaos ve karmaşa anlamına gelmektedir. 1486 yılında iki engizisyon rahibi tarafından yazılan malleus maleficarum (cadıların çekici) isimli kitap yayımlanmıştır. kitabin içeriği ise aslında ruh hastalığı olan kadınların cadı olarak görülmesi ve işkence gereksinimi üzerinedir. bu olayın üzerine james clarkesse isimli subayın bethlehem ve finsbury akıl hastanesindeki günlerini anlattığı lucida ıntervalla kitabı pozitif yönde bir çığır açmıştır. sonrasında ise tedavide reform 19. yüzyılda dr. philippe pinel tarafından pitie salpetriere hastanesi’nde yapılır. 20. yüzyıl psikolojisinde avrupa ruh hastalığına sahip insanlara tanı koyma, tedavi üretme ve sosyal haklarını koruma açısından dünyaya öncü merkez olmuştur. tedavi için antipsikotik ilaçlar kullanılmış, ruh hastalıkları birbirinden ayrılmış ve her birine uygun tedavi yöntemleri uygulanmıştır, hak savunucusu örgütler kurulmuştur. hastaların hastanelere kapatılıp toplumdan soyutlanması ise italya’da ilk olarak hastane kapılarının açılması ve hastalara giriş çıkış izni verilmesi ile sonlanmıştır. eski dönemlerin akıl hastanelerinde çalışanlar dışında hastaneden çıkabilen tek canlı kirli çamaşırları taşıyan bir at olduğu için şizofrenide özgürlüğün simgesi olan mavi ata ilham olmuştur. bu mavi at ise onlarca insanın hayatına dokunmuş ve kendisinden çok daha büyük bir şeyin parçası haline gelmiştir.
https://www.iku.edu.tr/sites/default/files/inline-files/Bilim-Siz%201.say%C4%B1.pdf

jacques derrida düşüncesinde “dil”
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/180427

ey sıkıntıların devleti artık güzel veya güzelmiş gibi davran! bağlar ve ilişkiler artık koptu,
http://isamveri.org/pdfdrg/D00064/2020_1/2020_1_SARPE.pdf

şarap, savaşa atılmadan önce, savaşçıya cesaret verici bir unsur olarak görülmüş, savaştan sonra da zafer kazanan taraf için bir kutlama vasıtası, kaybeden taraf için ise bir teselli bulma kaynağı olarak değerlendirilmiştir. bedir savaşında müslümanlar karşısında yenilgiye uğrayan mekkelilerden bir şair (bu kişinin ebû bekr el-esved olduğu söylenir), içki içerek teselli bulmak ister:
ummu bekr esenlik içerisinde ömür sürsün, senin topluluğunun başımıza getirdiklerinden sonra benim için esenlik mi olur?
bırak beni, sabah şarabını içerek teselli bulayım, çünkü ölümün (el-muğîra oğlu) hişam’ı alıp götürdüğünü,
+
islam öncesinde içki ile eğlence ve kadın arasında sıkı bir ilişki vardır. hayatını savaşlar, baskınlar, yağma, kabileler arası mücadeleler ve yaşam kavgası içinde geçiren cahiliye arabının geri kalan zamanını kadınlarla birlikte eğlence ve içkiyle geçirmesiyle övündüğü görülür. bu dönemin önemli rind şairlerinden tarafa bu durumu şiirinde şöyle dile getirir:
o kızın elbisesinin yeni ve yakası geniştir ve arkadaşlarımın, ellerini sokup onu her taraftan sıkıştırmalarına müsaittir. onun vücudunun elbisenin dışında kalan kısımları da yumuşak ve beyazdır.
+
yine hz. ömer şarap tasviri içeren şiir nazmeden ebû mihcen es-sekafî’yi (öl. 650) de hapse atmıştır. ebû mihcen’in sadru’l-islam dönemi için ilginç kabul edilebilecek şiirinin bazı beyitleri şöyledir:
ben öldüğümde beni bir üzüm bağının yanına defnet, ölümümden sonra kökleri benim kemiklerimi sulasın.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/254244

biyomedikalde anatomi ve fizyoloji
http://www.megep.meb.gov.tr/mte_program_modul/moduller_pdf/Biyomedikalde%20Anatomi%20Ve%20Fizyoloji.pdf

bir rönesans mühendisi:
leonardo da vinci
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/567372

biyomedikal mühendisliğinde uzaktan eğitim çalışmaları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/75240

biyomedikal mühendisliği eğitiminde elektrik, elektronik, bilgisayar mühendisliklerinin yeri
https://www.emo.org.tr/ekler/9c9adb18e44be07_ek.pdf?tipi=2&turu=X&sube=14

ergonomi ve antropometri alanındaki çalışmaların inşaat sektöründeki yeri ve iş güvenliği açısından önemi
https://www.imo.org.tr/resimler/ekutuphane/pdf/17601_39_07.pdf

ataerkilliğin sürdürülmesinde kadının rolünü “eşitlik” ve “fark” kavramları üzerinden yeniden düşünmek
+
kadın cinselliğini ilkelliğe indirgeme aynı zamanda ilkelliği olumsuz anlamıyla ele almayı da beraberinde getirmektedir. o dönemde fahişeliğin fizyolojik ve fizyonomik özellikleri ile ilkellik arasında bağlantı kurulması, her ikisinin de ortak kökenden gelmesi gerektiğinin bir savunusudur. fahişenin anatomik özellikleriyle ilkelliğe ulaşılma çabası halihazırda olumsuz anlamıyla bir “ilkellik” temasının var olduğunu ve fahişeliği de bu temaya uydurarak “bilimsel” söylem işbirliğiyle kötücül bir anlama pek de zorlanmadan oturtulacağını göstermektedir: bir taşla iki kuş vurmak!
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/914434

türkiye’de 19. ve 20 yüzyıllarda tıp tarihinin ana hatları
https://d1wqtxts1xzle7.cloudfront.net/30971405/19-20_Turkiye_Tip_YIUlman.pdf?1363480215=&response-content-disposition=inline%3B+filename%3D19_20_yuzyillarda_Turkiyede_Tip_Tarihini.pdf&Expires=1612911724&Signature=eJGed8PLsNwTTkeYa3UkB~ib1pCgs6ziP525kafKQyOh1BHM~50lP9Bn2UbzLRvEItFtkQqO1S3l7~ie1TvkbVQVMux0sJs7vxuc5YOV3SDop2xwTT9JXEcaxMIXQaCho067Rs89WYMDBlB9Ssl8YRz9Kdum6IAUMXstlK4k9g0KyrgPRPfG08ws7YZCZvxD5FHSXaGPI1PLL4iy08nv65BjFak3qfK7pRtDZzzN9y8I5~uzWlmwSQOB6ZuTUHSAXOF0IjaReGvyZN7NkeYhrlNcTzeE0WrLMqoMoFXdiizw~d7yrxRnowQ5JyweNf0ys8xhVsERr0XMCcQhG07lJg__&Key-Pair-Id=APKAJLOHF5GGSLRBV4ZA

dr. charles ambroise bernard: türkiyede adli otopsinin başlangıcı
+
eski dönemlerde hekimlerin cesetler üzerinde inceleme yapması inançlar, kutsal değerler ve çeşitli hassasiyetlerden dolayı itirazlara neden olmuş ve birtakım zorluklar oluşmuştur. bu zorluklara rağmen alkemon, hipokrat, herophilos gibi bilim insanları m.ö. 5.yüzyıldan itibaren hayvan diseksiyonları ve az da olsa insan diseksiyonları yapmıştır. ayrıca m.s. 1-3. yüzyıllar arasında celsus, rofus ve sonraki yıllarda da luzzio ve vesalius gibi kişiler de diseksiyon yapmıştır. bu sayede çeşitli anatomik yapıları inceledikleri görülmektedir. ilk adli amaçlı diseksiyon 1286 yılında veba salgını sonucu ölen bir kişiye papanın izniyle italya’nın parma şehrinde yapılmıştır. parma’lı fransisken salimbene isimli kişinin 1288 yılında yazmış olduğu günlüğünde bahsedilen bu otopside sadece göğüs duvarı açılmış ve kalp incelenmiştir. bilinen ilk kapsamlı otopsi, 1302 yılında bologna’da zehirlenme şüphesi ile ölen bir kişiye adli makamların talebi ile yapılan otopsidir. bu otopsi dr. barteloma da varignana başkanlığında birden fazla hekim tarafından yapılmıştır. avrupa’da kilise diseksiyona uzun süre karşı çıkmıştır. diseksiyon, 1524 yılında papa vıı. clement tarafından resmen serbest hale gelmiştir.
+
bernard, diseksiyonun tıp eğitiminde oldukça önemli olduğunu düşünmüş ve çevresini buna ikna etmeye çalışmıştır. bernard’ın yoğun çabaları sonucunda 1841 yılında osmanlı devleti’nde diseksiyon için izin verilmiştir. osmanlı devleti’nde ilk adli tıp dersinin de bernard tarafından 5. ve 6. sınıflarda okuyan tıbbiye öğrencilerine verildiği görülmektedir. osmanlı devletinde ilk otopsinin 1843 yılında bernard tarafından başına sırık düşmesi sonucu ölen bir kişiye yapıldığı ve öğrencilerin de bu otopsiyi izlediği bilinmektedir.
+
prag’da 1808 yılında doğan bernard 1844 yılının sonlarında henüz 36 yaşında iken vefat etmiştir. cenazesi istanbul’da bulunan santa maria draperis kilisesine gömülmüştür. osmanlı devleti’nde çalıştığı 6 yıllık süre içerisinde diseksiyon ve adli otopsiyi başlatan bernard, ebelik ve eczacılık okulları da açmış aynı zamanda o dönemde oldukça değerli dört eser yazmıştır. bernard’ın ölümünden sonra yardımcısı olan dr. spitzerbaşta olmak üzere başka hekimlerin dediseksiyon ve otopsi çalışmalarına devam ettikleri görülmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/573621

osmanlı’da kuduz vakaları ve tedavi çalışmaları: antalya örneği
+
“kuduz” kelime olarak delirmiş, kontrolünü yitirmiş ve kudurmuş anlamlarına gelmektedir. oldukça tehlikeli bir salgın olan ve tarihi çok eski dönemlere kadar uzanan kuduz hastalığına dair kayıtlar mö. 4000’li yıllara kadar gitmektedir.
+
kelime olarak yunanca çılgınlık manasını taşıyan lyssa ve fransızca rage kökenli deli, kudurmuş anlamlarına gelen kuduz, hastalık bulaşmış köpeklerin ve diğer memelilerin salyasıyla bulaşan hayvansal bir viral infeksiyondur.
+
kuduz virüsü hastalıklı hayvanların ısırmasıyla insanlara bulaşmaktadır ve genellikle 20-90 gün içinde merkezi sinir sistemini etkileyerek ölümcül sonuçlar yaratacak beyin / omurilik iltihabına yol açmaktadır.
+
hastalığın sorumlusu olarak cinler ve şeytanlar görülüyordu. bu nedenle daha çok sihirle tedavi yollarına başvuruluyordu.
+
ilkçağlarda veteriner hekimliğin en iyi olduğu yer hindistan’dır. mö 1800’lerde başlayan hayvan tedavi yöntemleri giderek gelişmiş ve mö ııı. yüzyılda insanların yanı sıra hayvanların tedavisi için de hastaneler kurulmuştur. bu gelişmelerin yaşanmasında hindistan’a özgü kültürün etkisi büyüktür. insanlarla hayvanları eşit tutan hintliler hayvanları kanunlarla himaye etmekteydiler.
http://www.turkiyatjournal.com/Makaleler/478421516_0027%20ErdalTA%c5%9eBA%c5%9e(B).pdf

ahmet mithat efendi ve beşir fuat’a göre gerçekçilik
https://core.ac.uk/download/pdf/52939847.pdf

nazmi fuad, bedia’da, ansiklopedik bilgi vermeye bayılır. fransızca tıp ve farmakoloji, anatomi, embriyoloji, fizyoloji botanikten felsefe ve mantığa kadar her konuda bilgi verir. köy hekimi’nde de anadolu’daki düğün, nişan âdetleri ve tıp bilgisi geniş yer tutar. böylece romanlar, asıl fonksiyonlarından soyutlanarak âdeta bir faydalı bilgiler kitabına dönüşür. zaman zaman da sanatsal söyleşiler, dönemin yazınsal çalışmalarını ve geçmişin sanatçılarını yüceltme ya da eleştiri biçiminde bilgilendirmeler, sıkça görülen üslûba ait özelliklerdendir.
http://www.turkoloji.cukurova.edu.tr/YENI%20TURK%20EDEBIYATI/osman_gunduz_geleneksel_anlatma_formlarindan_cagdas_romana.pdf

rifâî’den oscar wılde’a gül ve bülbül
http://www.turkiyatjournal.com/Makaleler/100401397_Nil%C3%BCfer%20TAN%C3%87-MAKALE.pdf

charles ambroise bernard’ın (1808-1844) kaplıca risalesi üzerine bir değerlendirme
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/190597

charles ambroise bernard
http://web.harran.edu.tr/assets/uploads/sites/232/files/HUTFD-167.pdf

mekteb-i tıbbiye-i adliye-i şahane’nin kurucusu charles ambroisse bernard’ın eserleri ve osmanlıya etkileri üzerine bir değerlendirme
https://www.adlitipbulteni.com/atb/article/download/852/1221/2453

sultan mahmut ll’nin bu konuşması, ülkemizdeki tıp öğreniminin batılı anlamda modernleştirilmesinin zorunluluğunu açıklamaktadır. bu modernleştirilmede, viyana elçiliğimiz aracılığıyla avusturya joseph akademisi’nden getirtilen prof.dr. charles ambroise bernard’ın etkinliği büyük oldu. tıp tarihçimiz prof.dr. bedi nuri şehsuvaroğlu (1914-1977) onun hakkında şöyle diyor:
“modern tıbbiyemizin hakiki kurucusu olan dr. bernard, bir taraftan idari işlerle uğraştığı gibi, bir taraftan da emrazı dahiliye (iç hastalıkları), seririyatı dahiliye ve hariciye (iç hastalıkları ve genel cerrahi klinikleri) dersleri veriyor ve kitap yazıyordu. kendisi aynı zamanda avusturya hastanesi (avusturya hastanesi, birinci dünya savaşı’ndan sonra, 1919 yılında müttefiklerin eline geçmiş olup o zamandan beri “pasteur fransız hastanesi” olarak kullanılmıştır.) hekimi de olduğundan klinik derslerini hasta başında verdiği gibi, normal ve patolojik anatomi için de oradaki ölülerden faydalanmıştır. böylece tıbbiyemizde ilk olarak diseksiyon ve otopsi yapılmaya başlanmıştır. 1842 yılında da mektebe bir klinik açılarak öğretim bakımından mühim ve nadir vak’alar yatırılmıştır”. bu dönemde fizikhane (fizik laboratuarı), kimyahane, kemikhane, nebatat (botanik) bahçesi ve zengin bir kütüphane de kurulmuştur.
+
23 şubat 1808 tarihinde prag’da doğan, avusturya uyruklu c.a. bernard, otuz altı yıllık bir yaşam sonunda, 2 kasım 1844 tarihinde istanbul’da öldü. ölüm nedenini henüz bilemediğimiz bu ünlü hekim, büyük bir matem içinde, istanbul’daki santa maria italyan katolik kilisesinin bahçesine gömüldü. mezar taşında ” fondateur et remier directeur de l’ecole lmperial de medecine de galata serai” (galatasaray mekteb-i tıbbıye-i şahanesi’nin kurucusu ve ilk müdürü) diye yazmaktadır.
http://cms.galenos.com.tr/Uploads/Article_19181/AUTFM-50-1-En.pdf

roma sadece insanın değil, tanrı’nın taşta somutlaştığı mekândı. imparatorluk ele geçirdiği her yere tanrı’yı dolayısıyla devleti hatırlatan taştan devasa yapılar inşa ediyordu.
+
tanrı devlette, devlet insanda ve insan da taşta tezahür ederek roma’yı inşa ediyor ve dünyaya yayıyorlardı.
+
kilise’nin taş/kaya üzerinden bir mekanlaşma ve bedenin mekana kavuşması olarak düşünülmesi önemlidir ve gözden kaçırılmamalıdır.
+
dindar insan yine taşta can bulacaktı.
+
tanrı tekleşti lakin pagan taş ve kayalarda yaşamaya razı oldu.
+
artık beden rasyonel, insan rasyonel, taş rasyoneldi. yeni insan ve beden tipinin şehri de venedik ve paris’ti.
+
artık taşın bedenleşmesi değil, çeliğin bedenleşmesini görecekti insan.
+
gücü, iktidarı, güzelliği, aklı, parayı, aşkı insan-erkek bedeni üzerinden açıklayan bir zihniyetin hikayesidir ten ve taş..
+
toprağa ruh üfleyen tanrı’ya inat taş’a can veren insanın hikayesi..
http://www.kayseribusam.com/wp-content/uploads/2018/02/Richard-Sennetin-Kitab%C4%B1-Ba%C4%9Flam%C4%B1nda-Bat%C4%B1-D%C3%BC%C5%9F%C3%BCncesinde-Ten-Ta%C5%9F-ve-%C5%9Eehir-Dursun-%C3%87i%C3%A7ek.pdf

ten ve taş – batı uygarlığında beden ve şehir
+
sennett, atinalıların beden ile bina arasında dolaysız bir analoji kurduğunu belirtir. başka bir ifadeyle atinalılar kent formunu yaratmak için fizyolojik beden anlayışlarını kullanırlar.
+
sennett, antik yunan’daki stoa ve tiyatro anlamına gelen theatron’un rahatça görmeyi sağlayan mimarisiyle çıplak beden imgesinin taşlara yansıması olarak görülebileceğini ifade eder.
+
thesmophoria soğuk kadın bedenine itibar kazandırmayı amaçlarken; adonia ise kadınlara söz söyleme ve arzu güçlerini iade etmeyi sağlar.
+
atinalılar için erkeklerden daha soğuk bir bedene sahip olan kadınların mekânı evlerdir.
+
çıplaklık, sadece köle ve kadınlar dışındaki erkek yurttaşların gurur duydukları bedenleri için makbuldür.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1162082

richard sennett’in çalışmalarında toplumsallaşmanın bazı referans alanları ve modernlik
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/151574

kent mekânında toplumsal ayrışma (gettolaşma) ve richard sennett’in açılma korkusu kavramı
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt12/sayi65_pdf/4sosyoloji_psikoloji_felsefe/osmanli_umut.pdf

kırsal mitten kentsel ritüele geçiş ve beden-mekan ilişkisinin 1990 sonrası türk oyun yazarlığı’na yansıması
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/13/1582/17156.pdf

zanaatkârlığın tarihsel dönüşümü ve richard sennett’in zanaatkârlık kavramı
https://core.ac.uk/download/pdf/195253105.pdf

şehir ve düşünce
https://esenler.bel.tr/wp-content/uploads/2019/12/sehir-ve-dusunce-13.pdf

kadın bedeninin değişen toplum düzenlerinde mimari tasarıma yansıması
http://acikerisim.fsm.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11352/2565/Akyol%26Polato%C4%9Flu.pdf

kalınan şiddet karşısında ise hekimlerin %62,2’si şikayetçi olmamıştır.
https://www.ido.org.tr/lib_yayin/196.pdf

hekimin hizmetten çekilme hakkı
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2017-131-1678

hayvanlar bitkilerden farklı olarak duyumsama yetisine sahiptirler ve bedenlerini hareket ettirebilir ve böylece bulundukları yeri değiştirebilirler. duyumsama ve hareket edebilme yetisi hayvanları çevreleriyle daha aktif bir ilişki içine sokar. güvenlik, beslenme ve üreme etkinliklerini bu yetileri çerçevesinde çözerler. hayvanların duyusal algı ve mekânsal hareketine ek olarak, içgüdü tarzında istekleri ve belli bir düzeyde gelişmiş bir bellekleri de vardır. aristoteles’in ruhsal biçimler heyararşisinin bir üst aşamasında insan ruhu bulunur, çünkü insan ruhu diğer hayvanlardan farklı olarak akıl (nous) yetisine sahiptir.
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/felsefe_ao/bilgifelsefesi.pdf

tüketim toplumunda bir “sosyal beden” kurgusu olarak kadın
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/177809

kadın bedeni, mekân ve hareket
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000190.pdf

kent melankolisi
https://www.e-skop.com/images/UserFiles/Documents/Editor/kent_melankoli.pdf

kamusal alanların mekânsal organizasyonu
https://cdn.bartin.edu.tr/fbe/975f166aca5401e5fa0a7450e6f990ea/kamusal-alanlarin-mekansal-organizasyonu.pdf

kadın bedenine yönelik biyoiktidarın sosyal medya üzerinden yansıması
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/761803

kültürel dönüşüm ve şiddetin nesnesi olarak kadın
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423903285.pdf

ergenin “beden”iyle aradığı imkan
+
ruj, genel olarak, katı, kırmızı rengi olan, kadınların kendilerini süslemek için kullandıkları bir nesne olarak “dışarıdan” haliyle gözümüze görülür. oysa ruj, bir ruh ve vücut aracılığıyla işlevini hayat karakterinin elinde yeniden kurar.
+
ruj, hayat’a bir seks işçisi tarafından hediye edilen “dışarı” halinden uzaklaşarak, onun ergenlik süreciyle farklı bir ilişkiye geçer. hayat, ruju yüzünün bütününe rastgele bir halde sürerek, onu ait olduğu işlevinden uzaklaştırır ve kendi isyanının bir parçası kılar.
+
bal dünyanın vücuduma ve bana yönelik belli bir tutumudur.
+
göstermek daha mı önemli? her gördüğünü gösterebiliyor musun? söylesene, her gördüğünü gösterebiliyor musun? … rüyalarının fotoğrafını çekebiliyor musun?
+
görmek nedir? bir şeye baktığımızda onu diğer şeyler arasında konumlandırmak mı? onu doğrusal perspektif içine yerleştirmek mi?
+
ponty, modern resmi, klasik düşünceden ayırırken görme olayının, aynı zamanda “kendini görme” olduğunu ifade eder.
+
vücudum hem görendir, hem de görünürdür. o ki her şeye bakmaktadır, kendine de bakabilir, ve o zaman, gördüğünde kendi görme gücünün “öbür yanını” tanıyabilir.
+
fotoğraf makinesinin kaydettiği her şey bir ifşadır. fotoğrafçı elindeki silahla gerçeği ifşa etmek için taarruza geçendir.
+
restore etmek bir şeyi maskelemektir.
+
çocukların hemen hemen hepsi yetim kalmışlardır.
http://academicrepository.khas.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12469/2990/Ergenin%20Bedeniyle%20Arad%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20%C4%B0mkan.pdf

nöropsikanaliz: zihin ve beden ikilemine bir barış çağrısı
https://www.psikolog.org.tr/tr/yayinlar/dergiler/1031828/tpb134009.pdf

müdafaaya övgü
+
avukatlık mesleğinin tarihini tetkik beşer kültürünün tarihini tetkik demektir.
+
insan, hayatı boyunca ve daimî surette, zorluklara, adaletsizliklere, kaderin darbelerine, yakınının aşağılık ve kötülüğüne maruz kalır. bunlar onun muvazenesini bozarlar ve onda, bazan aşırı reaksiyonlar husule getirirler. îşte avukat, doktor gibi, din adamı gibi, oradadır….
+
avukat bir ahlâkçı değildir.
+
avukat, otoritesini müdafaa ettiği, hatta kazandığı işlerden değil, müdafaa etmeği reddettiği işlerden kazanır.
+
şüphesiz, kazanç cazibesi avukatı bir davayı kötü niyetle takipte cesaretlendirebilir, böyle ifrat halleri de vardır. baro sinesinde yalnız azizleri topladığı iddiasında değildir.
+
tahsilsiz ve unvansız, müşterilerini iğrenç bir tamahkârlıkla müdafaa ediyorlardı.
+
sizin aranızda hâkimleri arıyorum, fakat itham edenlerden başka kimse göremiyorum.
+
hukukçuların rol ve vazifelerinin gittikçe artan bir ehemmiyet ve müstaceliyet kazandığı bir dünyada yaşıyoruz.
+
sizler öyle bir kâinat içinde yaşıyorsunuz ki bu kainatta müstevli bir teknokrasi tarafından desteklenen despotluğun bütün çeşitleri karşılaşmaktadır.
+
herkesin bir ferd için, bir ferdin herkes için
+
insan haklarına hürmeti teminat altına alan ve onların tatbikine müsaade eden aslî hürriyetler, ancak adaletin müstakil hâkimler tarafından icra edildiği ve baronun bu hürriyetleri tanıtmak hususunda ferde yardım etmeğe ehil ve arzulu bulunduğu memleketlerde neşvünema bulabilir.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/340/3589.pdf

aktif bir hâkimlik pratiğinin kapsamı ve sınırları: hâkim fiona örneği
+
fiona “dertenerek ilgilenen” bir hakimdir.
+
fiona’nın, hakimlik ödevini sadece bir “iş” olarak değil; bir “erdem” olarak görüp adil karar verme süreçlerinde sancılar yaşadığına şahit oluyoruz.
+
fiona, hukukun kâğıt üzerindeki soyut haklarla değil; yaşamın akışındaki “insan”la ilgilendiğini taraflara hissettirmek ister.
+
yehova şahidi olduğu için nakle karşı çıktıklarını, hastanenin ise onların karşı çıkışlarına rağmen nakli gerçekleştirmek için bir mahkeme …..
+
anne-baba, dinlerinin gereğini yaptıklarını belirtirler.
+
fiona bu görüşme sonrası kararını netleştirir: adam’a gereken kan nakli yapılmalıdır.
+
fiona’nın ahlaki aktivist bir yaklaşımla hâkimlik ödevini gerçekleştirdiğini söylebiliriz.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/744940

bir tenkitçi için en korkulacak şey, isminin sözlerinden çok önem kazanmasıdır. artık okuyucu ona körü körüne inanır, her dediğine baş sallar, öğütlediği kitapları alır, yerdiklerini okumaz bile.
http://www.thesis.bilkent.edu.tr/0002422.pdf

19. yüzyıldan önce eleştiriciler vardı ancak eleştiri yoktu.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/40041.pdf

heidegger ve badiou’da hakikat
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/1234/1494d693-2315-4a6d-b698-b4ec0aa3437e.pdf

tennant, karşımızda kaos halinde bir evren bulunmadığını, belirli yasaları ve kategorileri bulunan ve belli hedeflere göre işleyen bir evren bulunduğunu belirtmiş, doğadaki işleyişin, organik ve inorganik varlıklardaki uyumun, nesnelerdeki estetiğin ve güzelliğin, insanın ahlaki yapısının bizleri akıl, irade ve inayet sahibi bir tanrı’nın varlığına götürdüğünü belirtmiştir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/162666

merhamet sağlık profesyonellerinin hastalara bakım hizmeti sunmasını kolaylaştıran önemli bir değerdir. hekim ve diğer sağlık çalışanlarının sahip olması beklenen bir duygudur. sağlık profesyonelleri hastalara iyi bir hizmet verebilmek için sorunları olan hastalara merhamet göstermek ve tedavi sırasında empati kurmak durumundadır.
https://jag.journalagent.com/tjob/pdfs/TJOB_5_3_126_131.pdf

hukuk felsefesinin önemini ağırlıklı bir biçimde vurgulayarak ‘dünya hukuk camiasının’ dikkatini çeken ilk düşünür bize göre ronald dworkin’dir.
+
hakları ciddiye almalıdır.
+
hukukçu, pozitif normların basit bir hukuk teknisyeni olmamalıdır.
+
hukuk uygulamalarında da her zaman yorum gündemdedir. özünde hukuk yorumdan ibarettir. yargıcın önüne somut bir olay gelir; o da günün koşulları içersinde adalete uyan bir çözüm yolu arar.
+
her uyarlama bir yorumdur. her karar bir tutum almadır. ’oyunun taraflarının’, yargıcın tutumlarıyla sonuca ulaşılır.
+
ilkeler temel hakları içeren, insan onurunu koruyan, özgürlük ve eşitlik sağlamaya çalışan kavramları kapsamaktadır. …… ne yazık ki, genel olarak ülkemiz hukukçuları bu durumu görmek istememekte, anayasa’nın. maddesi karşısında bile direnç göstermektedir.
+
doğal hukuk uygulaması gerekecektir. bu uygulamada ileri, özgürlükçü, bireyi koruyan, onu merkeze alan bir devlet ve hukuk anlayışı ön plana çıkmalıdır. klasik doğal hukuk anlayışının adeta ‘kutsal kitap’ olarak benimsediği formülasyon aşılmalı, hukuk gerçekçi temellere oturtulmalıdır.
+
doğal hukuk fesefesinin yeniden doğuşunu kuramsal boyutta a. reinach’lar, gerhard husserl’ler, jean louis gardies’ler muştulamıştı. uygulama bağını ise, somut örneklerle ronald dworkin gündeme getirmiştir.
+
kurallar, unsurlardan ve hukuki sonuçlardan oluşan normlardır ve (…) en yüksek ölçüde gerçekleştirilmeye yönelik emirlerdir.
+
çağlar boyunca insanoğlu daha adil, daha ahlaklı bir hukuk düzenini aramıştır. prof. dr. vecdi aral hocamızın deyimiyle ‘insan hiç bir zaman kurulu düzenden barışık ve hoşnut olmamıştır. o hep daha adil bir düzenin peşindedir.
+
otoriter hukuk düzenlerinde devlet adeta kutsallaştırılır, mistifiye edilir.
+
kuşku yok ki sosyal devlet mekanizmalarının yapı ve işlevleri bağlamında değişik analizler gündeme gelebilir. bugünkü sosyal demokrat yaklaşımda piyasa ekonomisi ağırlıklı bir sosyal devlet ön plana çıkmaktadır.
+
antik yunan’dan günümüze erdemli site, faziletli medinenin peşinde koşulmuştur. bu tür sitenin erdemi adalet ve ahlaktır.
+
çoğunlukçu demokrasilerde azınlıkta kalan vatandaşlara, çoğunluk bazı hakları tanıyabilir. bu, bir anlamda lütuftur. oysa ortaklığa dayanan demokrasilerde her vatandaş yönetimde söz sahibidir.
+
cinsel tercihleri, inanç biçim ve uygulamaları, siyasal görüşleri ne olusa olsun her vatandaş siyasal yönetimin, alınan kararların aktörü olmalıdır.
https://www.anayasa.gov.tr/files/pdf/anayasa_yargisi/niyazi_oktem_1.pdf

ronald dworkin’ın hukuk teorisi ışığında yargıçların rolü
http://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/18_3-4_29.pdf

ronald dworkin’in hukuk teorisinde yorum yaklaşımı
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/95934

ronald dworkin’in ilkeler yöntemiyle bir mahkeme kararını yeniden yazmak: herkül olmayı denemek
http://www.hukukdergi.hacettepe.edu.tr/dergi/C8S1makale1.pdf

derrida ve dworkin arasındaki ilişki: yapıbozum ve yargıç herkül
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/49000/17692.pdf

hayat çözülecek bir problem değil, yaşanacak bir hakikattir.
+
oğul, babanın kendi yansımasını gördüğü bir ayna ve baba ise, oğulun kendisinin gelecekte ne olacağını gördüğü bir aynadır.
+
melankolim, benim en sadık metresim!
https://destekdukkan.com/files/urun_urunler/file/hayat-cozulecek-bir-problem-degil-yasanacak-bir-hakikattir-sren-kierkegaard-1.pdf

nazlı eray’ın kadın tohumu öyküsünün feminist edebiyat eleştirisiyle incelenmesi
+
erkekler insanlar ile tanrı arasındaki iletişimi sağlayan öznelerdir, kadınlar ise tanrı’ya ancak erkek aracılığıyla ulaşabilir.
+
elisabeth badinter, vajinanın fallustan daha ürkünç olduğunu söyler. korkutucu bir gizemle çevrelenmemiş olan fallus yaralayabilir, tecavüz edebilir ama öldürücü bir araç değildir. oysa zengin bir edebiyata yol açan, doğurganlığıyla hayat veren vajina gözle görülür olmadığı için gizemli ve tehlikelidir. bu sebeple mitlerde vajina, doyurulması olanaksız bir güç, bir mağara, erkekler için ölümcül bir tuzak olarak nitelenir.
+
dörthe binkert cinsel ilişkide erkeğin rolünün kadını almak olmadığını aksine vajinanın fallusu aldığını ifade eden kök anlayışa dikkat çeker.
+
ejakülasyon (fışkırma) erkeğin kadın tarafından yutulan gücüdür. erkeğin kadının içine girmesi doğum sürecinin tersine çevrilmiş hâli gibidir; erkeği doğuran kadın onu yok da edebilir.
+
erkeklerin ve kadınların durumları biyolojik kaderin bir ürünü değildir; bu durum öncelikle toplumsal bir inşa süreci sonucunda belirlenmiştir.
+
toplumsal cinsiyet “bedeni oynamak” yani kişinin kendi bedenini kültürel bir gösterge boyutunda giymesidir.
+
alternatif bir kadın yazarlar listesi oluşturmadan, cinsiyete ilişkin, kendileri sorunsal oluşturan, tasvirleri çözümlememiz ve parçalamamız olanaklı mıdır? ataerkil edebî pratiğin parçaları olan “yüksek” ve “düşük” yazı sıradüzeninden nasıl uzak durabiliriz?
+
kadın olarak okumak için dişi olmak yeterli değildir, dişiliğin anlamını bilmek gerekir.
+
erkek tarafından istenen ideal bir eş ve sevgili özelliklerine sahip çeşit çeşit kadın tohumlarının yurtdışındaki bir laboratuvardan getirtilerek satışa sunulduğunu, tohumların toprağa ekilmesinden iki ay sonra etikette yazan özelliklere sahip ideal bir kadına sahip olunacağını yazan gazete haberiyle başlayan öykü…..
+
normalde tohum, bir bitkiye aitken metinde bitki yerine geçen ve saksıda yetiştirilen kadındır.
+
kadın az bir ücret karşılığında satın alınabilir ve her ortamda yetiştirilebilir.
+
playboy şükrü, çapkınlıktan evlenemiyor.
http://www.tekedergisi.com/Makaleler/262753088_15esrapolat.pdf

eril bedenselleşme: hegemonik erkek bedeninin inşası
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423880902.pdf

hekimin filozof hâli
+
yaptığınız işin felsefesini bilmezseniz/yapmazsanız, yalnızca teknisyen olarak kalırsınız.
+
faik çelik’in yazdığı “bir cerrahın filozof halleri: tanrı hekimden standart hekime” isimli bölüm felsefe-tıp ilişkisi bakımından konuya açık bir dönüştür. çelik, yazısına hekimin özelleşen ilk insan olduğunu ve onun doğum, ölüm gibi farklı hallerini gözlediğini, felsefenin ise bu farklı halleri sorguladığını hatırlatarak başlamaktadır. hekimlerin “cerrahlar” ve “diğerleri” şeklinde bir ayrımla kategorilendirildiğine işaret eden çelik, cerrahların büyük çoğunluğunun narsistik kişilik özelliklerine sahip olduklarını düşünmektedir. cerrahların başarılarından dolayı bir çeşit tanrı hekim olarak görüldüklerinin de altını çizen çelik, tanrılara atfedilen bir özellik olan hekimliğin sokrates’in etkisiyle hipokrat tarafından göklerden yeryüzüne indirildiğini ifade etmektedir. tıpta teori ve pratiğin birlikte olması gerektiğini de belirten çelik, hekimin yeniliklere açık bir kişiliğe sahip olması gerektiğinin de altını çizmektedir. buna karşın cerrahların hekimler arasında “dogmaya” en yatkın kesim olduğunu çünkü onlar için bilgide kesinliğe dolayısıyla eylemlerde kesinliğe inancın önemli olduğunu ifade etmektedir. bu bölüm özellikle cerrahların felsefi ve psikolojik hallerini ortaya koyması bakımından önem arz etmektedir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/749052

wittgensteincı anlamdaki felsefe çakışması bir cerrahi müdahaleye benzetilemez. filozof bir doktordur, ama cerrah değildir. hastanın her şeyiyle ilgilidir. bu anlamda epistemoloji bir ölçüt bildirme anlamında değildir. aynı şeyi nietzsche de yapmıştır. ikisi de klasik anlamdaki epistemolojiyi eleştirmiştir.
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/felsefe_ao/20.yyfelsefesi.pdf

çağdaş tıp etiği ışığında rené leriche ve “şirurjinin felsefesi”
+
leriche asıl sorunun cerrahların genellikle felsefe kelimesine verdikleri kötü anlam olduğunu belirtmektedir: “onlara göre felsefe yapmak hayallerle avunmak ve soyutluk âleminde avare dolaşmak demektir. bu bakımdan dokunmak isteyeceğim kimselere uzanmamaklılığım muhtemeldir. fakat ne olursa olsun her beşeri meslek gibi cerrahinin ruhunu belirtmeye uğraşmak da zahmete değer.
+
leriche’e göre asıl sorun gittikçe mekanikleşen tıp pratiğinde cerrahın gelişen teknolojilere güvenerek kendi rolünden uzaklaşmasıdır.
+
cerrahinin gelecekteki en önemli sorunu teknolojinin emrinde kişiliğini ve insani yönünü kaybetmesi olacaktır.
+
ameliyatını yaptığımız insan sadece fizyolojik bir mekanizma değildir. onda düşünme, korkma özellikleri vardır. karşısında sempatinin ışığını görmezse zavallı vücudu titrer, onun için hiçbir şey operatörü ile yapacağı rahatlık verici temasın, karşılıklı bakışların ve başarılı olacağına (hiç olmazsa görünürde) kesin bir kanaat bulunduğu için ameliyatının kabul edildiği hissinin yerini tutamaz. bunlar öyle ince noktalardır ki feda edilemez. etten yapıldığı kadar bir duygu yaratığı da olan insanın sıkıntılı zamanlarında anlayışa, yardıma da ihtiyacı vardır.
+
cerrahi tek başına teknik bir olgudur. onun bir bilim dalı haline gelmesi tıbbın diğer ana unsurları ile bir bütün oluşturabilmesinde, yani tıbbın dahiliye, patoloji, fizyoloji, psikiyatri ve diğer bütün dallarının bilgilerinden yararlanması ile olanaklıdır.
+
her cerrah insan varlığına karşı derin hürmetle mütehassıs olmalıdır.
+
sadece cerrahların değil, hekimlerin hastaların insan olduklarını hatırlamaları konusunda uyarıda bulunmaktadır.
+
hiç şüphesiz hekimlerin çoğu hümanisttir. fakat herhalde onları, bu duruma gelmek için tecrübelerden ders alıncaya kadar bekletmemek daha iyi olmaz mı? işte bu sebeple de şirürjinin insana gerçekten layık seviyede olmasını sağlamak için hümanist fikrin yüklendiği vazifeleri cerrahlara anlatmalıdır.
+
hastayı dikkatle dinlemek ve bunu ona hissettirmek cerrahinin en temel prensibidir.
+
bazı cerrahlar karakter yahut da bazı hesaplar icabı muhtemel tehlikeleri büyütmeyi, şüpheler ve endişeler izhar etmeyi severler ve uygun bulacağı tedavi şeklini seçmeyi hastaya bırakırlar. böylece muhtemel sorumlulukları azaltacaklarını sanırlar. bu lüzumsuz bir tedbir ve gayri insani bir zulümdür. cerrah tereddütlerini, endişelerini kendisine saklamalıdır. hastaya gerekli göreceği muamelenin sorumluluğunu kendi üzerine alarak her türlü kararı yine kendi vermelidir.
+
bugün artık yalnız başına cerrahi kabiliyet kâfi değildir.
+
şüphe buluş yolunda ilk adımdır.
+
bir cerrah için hüküm, iş başında verilebilir. ameliyat salonu onun için hakikat meydanıdır.
+
ameliyat yapmak cerrah olmak için yeterli değildir.
+
bugün gerçekten birçok insan şirürji yapmaktadır. fakat ne yazık ki hepsi de gerçek şirürjiyen olamamışlardır.
+
işbaşında bütün cerrahlar birbirlerine benzemezler.
+
cerrahların çoğunluğu başka bir sınıfa dâhildir. onlarda o fıtri (doğuştan, yaratılıştan) virtiousité (ustalık) yoktur. fakat başka meziyetleri vardır. ameliyat onlar için bir mimari eserin önceden çizilmiş hendesi (geometrik şekle dâir) resmi gibidir, her şey vazıhtır (açık, aşikâr), güçlükler kurnazlıkla örtülmez, her hareket zamanında yapılır, ölçülü ve tamdır. seyirci her şeyi açık olarak görür. nereye gidildiğini anlar. bütün ameliyat sessizlik içinde kusursuz bir metodla yürür. telaşçı, hiddetli, çok konuşan tip, bereket versin ki artık ortadan kalkmıştır.
+
yaşlanan bir cerrah için en ağır olan şey, geleceğe ait yenilikler hususunda artık kendilerine başvurulmamasına tahammül etmektir.
+
en iyi cerrahlar en uzun süren işlerde zindeliklerini ve rahatlıklarını muhafaza edebilenlerdir.
+
her cerrah içinde acı olaylardan meydana gelmiş bir hicran yığını taşır.
+
şirurjikal ruh ancak kendisiyle birlikte ölür.
+
hastalarının düşüncelerini göz önüne almayan cerrah meslek hayatının sonuna gelmiş demektir.
+
her cerrahta şirurjikal ruhla tedavi edici ruhunun birlikte bulunması lazımdır.
https://turkjsurg.com/full-text-pdf/1085/tur

herhangi bir cerrah bir ameliyatı neden yaptığını, bir ilacı neden yazdığını düşünmeden cerrahi girişim yaptığında veya reçete yazdığında, charlie chaplin’in modern zamanlar filminde karikatürize ettiği, bir iş bandının başında önüne gelen makinenin belli bir vidasını otomatik hareketlerle sıkan bir insan-makineden farkı kalmaz.
http://cms.galenos.com.tr/Uploads/Article_8566/3-4.pdf

dikkat tıp sağlığınıza zarar verebilir!
+
zaman zaman cerrahlar greve gidince ölüm oranı düşmüş, grevden çıkınca normal düzeye yükselmiştir.
+
modern tıbbın tehlikesi aşırı ve gereksiz tedavidir.
https://jag.journalagent.com/anatoljcardiol/pdfs/AnatolJCardiol_9_2_153_156.pdf

cerrah olarak biz de sabit, en az değişimin olduğu bir yaşamı severiz; alıştığımız ve öğrendiğimiz cerrahi tekniklerin eleştirilmesi veya değiştirilmeye çalışılması bizi rahatsız eder.
https://www.turknorosirurji.org.tr/tnddata/books/196/dinamik-stabilizasyonun-felsefesi.pdf

yeni anayasada din ve vicdan özgürlüğünün düzenlenmesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/790772

din, vicdan ve kanaat özgürlüğü
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/683097

türkiye’de din ve vicdan özgürlüğü: sorunlar, tespitler ve çözüm önerileri
http://tbbyayinlari.barobirlik.org.tr/TBBBooks/546.pdf

tc anayasasında laik devlet ilkesi ve din ve vicdan özgürlüğü
https://hukuk.deu.edu.tr/wp-content/uploads/2019/09/FEVZI-DEMIR.pdf

düşünce, din veya inanç özgürlüğü hakkı nedir?
kapsamı ve sınırları
https://inancozgurlugugirisimi.org/wp-content/uploads/2013/10/D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce-Din-veya-%C4%B0nan%C3%A7-%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BC-Nedir-kapakl%C4%B1-2.pdf

margerit’in mezarını da ziyarete gittik ki şubat ayının güneşi onun üzerinde taze yaprakları tenvir eylemekte idi.
+
bir genç kız tabutu gördüm.
+
on altı yaşındaymış! ölmek için çok erken.
+
“dalgın ayaklar” farketmeden mezar taşının üzerinden geçmektedir.
+
habide-i ebeddir o. talu’ onun için
pek çok garib cilveler etmişdi aşikar.
ama yine başardı. kalınca cüd’a fakat
pek sevdiği ferişteden, oldu yeri mezâr
+
ölümün iğrenç biçimleri
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/1436/d568442f-d157-4509-81e8-a4fb1e95c284.pdf

guy de maupassant’da ölüm anlayışı: “la morte”
+
maupassant’a göre, hayat değersiz, anlamsız, saçmadır. hayatın bir mantığı yoktur. hayat bir cezaevidir.
+
her ölüm zamansızdır. ölümün bu zamansızlığı, beklenmedik bir anda başa gelişi insanı şok eder.
+
evcilleştirilmiş ölüm.
+
sevgilisi bir gün yağmurda ıslanır, hastalanır ve ölür.
+
ölüm saygı uyandırır ve bütün çirkinlikleri kapatır.
+
tabutun çivileri çakılınca, çekiç darbelerinin sesini çok iyi hatırlıyorum.
+
mezarlık alan olarak şehirden daha küçük, ama daha kalabalık.
+
burası yabani güllerle, siyah ve gür sevilerle dolu, kederli ve insan etiyle beslenen görkemli bir bahçeydi.
+
yaşarken kendisini aramadığı kadar mezarını arar.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/557537

kadavranın donuk metamorfozunda izler bakış ve müstehcen-bakış
+
kadavra karşısındaki özne neden onun tarafından avlanmaktadır?
+
ölüm yalnızca iğrenç şekilde kötü kokması nedeniyle değil, kendisinin yaşamı sonlandıran bir süreç olmaktansa sonsuz bir döngünün parçası olması nedeniyle korkutucu ve iğrençtir.
+
ceset –tanrıyı hesaba katmadan ve bilimin dışında düşünüldüğünde– iğrençliğin zirvesidir.
+
ceset ya da kadavra kristeva’nın korkunun güçleri’nde ifade ettiği biçimiyle “atıkların en tiksindiricisi”dir ve “her şeyi kuşatan bir sınır” olarak açığa çıkmaktadır.
+
yabancıdan canavara biçimsiz kadavra
+
müstehcen-bakış karşısındaki biçimsizliğin çıplaklığıyla büyülenirken, kendi derisinin altında içten içe çürüyen yapının derisinden taşmaya hazır olduğu hissini deneyimlemektedir. bulantının ve iğrenmenin asıl kaynağı bu durumdur.
+
bu alınan tavırdan, haz aldığı söylenebilir ancak bu haz hoşlanma, beğenme gibi bir haz değildir. sefil ve içler acısı bir hazdır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1350933

ölüm sosyolojisi bağlamında yemek, cenaze ve ölümün sofra pratikleri üzerine
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/200647

alfred de musset’in “bir zamane çocuğunun itirafları“ ve devrim sonrası fransa
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/18795

m. kemal atatürk 1923’te yaptığı bir konuşmasında; “şuna inanmak lazımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.” diye yüceltmiş kadınları.
http://www.dergibursa.com.tr/e-dergiler/26-Subat2015/files/assets/common/downloads/publication.pdf

hıristiyan bu dünyayı sadece geçici olarak değil bilakis hastalık olarak görür.
https://core.ac.uk/download/pdf/51374935.pdf

luigi pirandello’nun “ağzı çiçekli adam” adlı oyunundaki “ağzı çiçekli adam” rolüne çalışma süreci
http://acikerisim.bahcesehir.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/250/lu%C4%B1g%C4%B1%20pirandello.pdf

düşünce tarihinde ve modern tıpta ölümsüzlük arayışı ve eleştirisi
+
tıbbın ölümden kaçarken farkında olmadan yine ölüme tutulması, bir şekilde ölümle yollarının kesişmesi paradoksal görünmektedir.
+
ister ölümlü varlıklar olalım, isterse ölümsüz; önemli olan, hayatımızı nasıl geçirdiğimiz, öldükten sonra insanlığın kültür mirasına, hayat kalitesine, iyiliğine ve mutluluğuna ne kattığımızdır.
+
uzunluk, süre ve dolayısıyla ölümsüzlük belirleyici olan şeyler değildir. belirleyici ve karar verici olan nasıl’dır. ‘nasıl’ içeriktir.
+
feynman, burada ölümü açıkça bir tür hastalık olarak görmekte ve onun bir gün modern tıp tarafından tedavi edileceğini ve üstesinden gelineceğini, böylece ölümsüzlüğün ölümün yerini alabileceğini vurgulamaktadır.
http://www.beytulhikme.org/Makaleler/913834605_15_Efil_(265-286).pdf

gebermek fiilinin kökeni üzerine
+
türkiye türkçesinde, sevilmeyen insanlar ile değer verilmeyen hayvanların ölümünü anlatan gebermek fiilinin oluşumu hakkında değişik görüşler öne sürülmüştür.
+
bu görüşler iki noktada yoğunlaşmaktadır. ilki, geber-‟in “şişkin, kabarık; hamile” manasındaki kėbe / kebe ~ gebe sözünden geldiğidir. ikinci görüş ise sözcüğün kabar- fiilinin ikili biçimi olduğudur.
http://www.tekedergisi.com/Makaleler/1383999641_5%c5%9fen.pdf

toplumsal birlikteliklerde öncelikler: kabullenme ve dışlamanın sosyo-psikolojik temelleri (alevilik-sünnilik örneği)
+
sosyal mesafe, belirli bir sosyal sınıfa mensup olan herhangi bir ferdin, diğer sınıflarla ve o sınıflara mensup bulunan gruplar ve fertlerle olan hiyerarşik ilişkilerini, bir nüfus içindeki sınıfların birbirleri ile olan ilişkilerini ve belirli nüfusların aralarındaki sosyal farklılık ilişkilerini gösteren bir kavramdır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/40801

bogardus, guttman ve likert ölçekleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/188362

suriyelilere bakış açısının toplumsal uzaklık bağlamında incelenmesi: sakarya ili örneği
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/884876

ensar muhacir kardeşliği bağlamında cami cemaatinin göçmen algısı (suriyeli göçmenler örneği)
http://www.jshsr.org/Makaleler/1718683796_20_2017_JSHSR_4-14.ID247.%20%c4%b0sa%20%c3%96ZEL_1753-1767.pdf

din ve sosyal bütünleşme: farklılık ve birlikte yaşama (göksun örneği)
https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/9f177de340d74e7357ff4932bfbf4181.pdf

durkheim’da süreklilik ve kopuş olarak felsefe ve sosyoloji ilişkisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4105

sosyal mesafenin önyargı ve ayrımcılık üzerine etkisi: türkiye’deki türk, kürt ve arap etnik grupları üzerine bir çalışma
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000232.pdf

türklerin ve kürtlerin birbirlerine karşı olumsuz tutumlarının bazı psikolojik değişkenlerle ilişkisi
https://www.psikolog.org.tr/tr/yayinlar/dergiler/1031828/tpy1301996120180000m000012.pdf

biyometrik tanımlama yöntemlerinin sağlık harcamalarındaki suistimalleri önlemede başarımı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/152161

göktürk alfabesi tabanlı görsel sır paylaşımı metodu ile veri gizleme uygulaması
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/225425

morfolojik farkındalık ve morfolojik farkındalık eğitimi
+
morfolojik farkındalık, dilin temelini oluşturan kelimelerin yapı taşı niteliğindeki parçalarını bilmeyi, bu parçaların farkında olmayı ve gerektiğinde bu bilgi ve farkındalıktan yararlanmayı kapsamaktadır. bir dilin morfolojik bilgisi o dilin işleyiş sisteminin bilgisidir. türü ve içeriği ne olursa olsun bir sistem olarak işleyen şeylerin nasıl çalıştığını anlamak, bu sistemi oluşturan parçaların görevlerini ve işlevlerini bilmek hedefteki sistemin mutlak olarak daha iyi anlaşılmasına ve daha iyi kullanılmasına yardımcı olmaktadır. bu yönüyle bir sistem olarak işleyen dilin de işleyiş özelliklerini bilmek onun hem ana dili hem yabancı dil olarak daha etkili kullanılmasına yardım etmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/823512

türkçe biçim bilgisi
https://muratyayinlari.com/storage/catalogs/0026047001523007523.pdf

türkçe morfolojik analiz için yeni bir yöntem
https://openaccess.maltepe.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12415/4774/10328504.pdf

yapım hataları, yapı denetimi ve yapıların onarımı
+
ekonomimize de çok büyük olumsuz etkileri olan bu iki depremin ardından, yapım hataları, yapıların denetimi ve güçlendirilmesi yeni keşfedilmiş kavramlar gibi birden bire tartışılmaya başlandı.
+
sonuç olarak her konuda olduğu gibi hiçbir şey değişmedi, atasözlerimizi doğrulamak için elden ne gelirse yapıldı, “gelen gideni arattı” ve “hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” sözleri doğruluklarını kanıtladılar.
+
kolon boyuna donatılarının ne kiriş ne de temelle bir bağlantısı olmadığı, etriye aralıklarının da hiçbir yönetmeliğe uymadığı görülmüştür.
https://www.imo.org.tr/resimler/ekutuphane/pdf/71.pdf

katarakt cerrahisinde güncel biyometri ölçüm teknikleri
https://www.researchgate.net/profile/Emre_Altinkurt/publication/336813748_Current_Techniques_for_Biometry_Measurements_in_Cataract_Surgery/links/5db376d4299bf111d4c9314a/Current-Techniques-for-Biometry-Measurements-in-Cataract-Surgery.pdf

profesyonel bale dansçılarında aşırı kullanımdan kaynaklanan sakatlıklar ve nedenleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/271540

sakatlık sırasında ve tedavi sonrasında sporculardaki psikolojik değişiklikler
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/32535/tez.pdf

örgütlerde ortopedik özürlüler ve sorunlarının davranışsal yönden incelenmesi
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/24827.pdf

pelvis travmaları: acil tıp uzmanı ne bilmeli?
http://file.atuder.org.tr/_atuder.org/fileUpload/MaMh66WYbmRB.pdf

ağrıyla ilişkili sakatlık indeksinin türkçe sürümünün geçerlilik ve güvenilirliği
https://openaccess.bezmialem.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12645/27348/289086.pdf

konya bölgesinde yetişkinlerde sakatlık sabebleri
https://www.selcukmedj.org/uploads/publications/the-causes-of-the-aduli-diseabilities-in-konya.pdf

goffman’ın sembolik etkileşimci yaklaşıma yaptığı başlıca katkılardan biri, insan davranışlarını bir tiyatro oyunu üzerinden ifade ettiği dramaturjik fikirleridir. bireylerin kendilerini ve etkinliklerini günlük hayatlarında nasıl gösterdikleriyle ilgilenen goffman, günlük hayatta benliğin sunumları’nda, sosyolojik bir kavram olan rol kavramını almış ve insan davranışlarını tiyatro sahnesi üzerinde çözümlemek suretiyle tekrar açığa çıkarmaya çalışmıştır. ona göre toplumsal hayat ya da günlük hayat, kadın ve erkek oyuncuların sahne üzerinde, sahne arkasında (arka bölgede) üzerinde çalışmış oldukları rolleri ön bölgede, yani sahnede oynadıkları bir tiyatro oyunu gibidir.
+
goffman, dikkatimizi sahne arkasına çekerek, kişinin kendisini kamuya başarılı bir şekilde takdim etmesi için gerekli gizli işlemleri anlamamıza yardımcı olmaktadır.
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/kok/sosyoloji.pdf

her bireyin tıpkı oyuncuların olduğu gibi bir sahne arkası vardır. bu yapı kişinin oynadığı rolün kötüye kullanılmasına ve kutsal değerlerinin korunmasına olanak verir.
+
bir oyuncu gibi bizler ahlak tüccarlarıyız.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/408911

goffman tarafından geliştirilen dramaturji teorisi gündelik hayatın bir kurmacadan ibaret olduğunu ve gerçekleştirilen her eylemin, bir sahne içerisinde hayat bulduğunu ifade etmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/381280

sinema ve toplumsal etkileşim bağlamında erving goffman ve dramaturji
http://acikerisim.pau.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11499/27692/Yunus%20Emre%20Y%C3%BCceer.pdf

damgalamanın “köşeye sıkıştırdığı” kadınlar: zihinsel engelli çocukların anneleri
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt7/sayi31_pdf/5psikoloji_sosyoloji_felsefe/mese_ilknur.pdf

üniversite öğrencilerinde benlik saygısı ve damgalama eğilimi arasındaki ilişki
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET001450.pdf

kişilerarası iletişim bağlamında madde bağımlılarının iletişim süreçleri ve damgalama ile mücadele biçimleri
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/69134/570742.pdf

yeni bir toplumsal hareket modeli olarak gönüllü televizyon kanallarında siyasal benliğin sunumu
http://openaccess.maltepe.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12415/501/10255494.pdf

dramaturjik teori ekseninde spor
http://www.sosyolojidernegi.org.tr/s/2300/i/SAD-2015-01-Kilic.pdf

erving goffman tarafından uluslararası kadın dergilerinde ve yazılı basında yer alan fotoğraflar üzerine gerçekleştirilen çalışmada, kadınların fotoğraflarda kullanımına ilişkin çeşitli kategoriler tespit edilmiştir. fotoğraflarda yer alan erkekler, her durumda fotoğrafın temel karakterini oluştururken; kadınlar dekor veya aksesuar olarak kullanılmaktadır. ayrıca kadının cinsel obje olarak görülmesi nedeniyle, kadın bedeninin çeşitli bölümleri farklı ürünlerin tanıtımında kullanılmaktadır. bununla birlikte kadın çocuksu, komik durumlarda sunulurken; erkek güvenli, güçlü ve ciddi olarak yer almaktadır. diğer bir kategori ise kadınların kırılgan, zayıf ve bağımlı olarak sunulduğu fotoğrafları içermektedir.
https://ailevecalisma.gov.tr/media/2534/mugeerdogan.pdf

insan kalbinde mitral kapağa ait chordae tendinea ve musculus papillaris’lerin morfolojik incelenmesi
https://sagens.erciyes.edu.tr/dergi/2009_2/omurkaraca.pdf

insan kalbinde mitral kapağa ait cuspis’lerin morfolojik ve morfometrik incelenmesi
https://sagens.erciyes.edu.tr/dergi/2003-3/omurkaraca.pdf

insan kalbinde tricuspid kapağa ait cuspis’lerin morfolojik ve morfometrik incelenmesi
https://sagens.erciyes.edu.tr/dergi/2003-3/harunulger.pdf

miyokard perfüzyonu ve iskemik kalp hastalıkları
https://turkradyolojiseminerleri.org/content/files/sayilar/18/buyuk/152-1692.pdf

yüksek vücut kitle indeksinin morfoloji dışındaki semen parametreleri üzerinde zararlı etkileri vardır: geniş bir kohort çalışmanın sonuçları
https://jag.journalagent.com/androloji/pdfs/AND_17_61_132_133.pdf

seksen günlük yaban domuzu fetuslarında kalbin intraventriküler yapılarının morfolojisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/397959

infertiliteye morfolojik bakış: sperm baş defektleri ve fertilizasyon
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/409749

adli bilimlerde geometrik morfometik yöntemlerin uygulamaları
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/2063/1a1686a5-cbe2-48c3-833e-eb8d9b85a899.pdf

insan kuru kafalarında klivus’un morfometrik analizi: radyoanatomik çalışma
http://cms.galenos.com.tr/Uploads/Article_30443/ATFM-72-227-En.pdf

havza morfometrik özelliklerinin taşkın üretmedeki rolü biga çayı havzası örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/488383

geometrik morfometri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/835161

insan kemiklerinin analizi ve adli antropoloji’de kimliklendirmede önemi
http://masrop.org/wp-content/uploads/2017/11/2-%C3%87eker-D.-Masrop-Kas%C4%B1m-2017.pdf

antik toplumlarda görülen diş ve çene patolojilerinin antropolojideki önemi
http://masrop.org/wp-content/uploads/2017/11/4-S%C3%B6nmez-S%C3%B6zer-Sevim-Erol-Masrop-Kas%C4%B1m-2017.pdf

antik anadolu toplumlarının geometrik morfometrik karşılaştırılmaları
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/37130/AHMETIHSANAYTEKDOKTORATEZI.pdf

patara insanlarında bir diş varyasyonu: supernumerary premolar diş ve antropolojik önemi
http://masrop.org/wp-content/uploads/2018/11/3.Patara-I%CC%87nsanlar%C4%B1nda-Bir-Dis%CC%A7-Varyasyonu.pdf

olay yerindeki insan iskeletlerinin sistematik analizi
http://masrop.org/wp-content/uploads/2018/11/7.Olay-Yerindeki-I%CC%87nsan-I%CC%87skeletlerinin-Sistematik-Analizi.pdf

dilin kökeni arayışları 3: hayvan iletişimi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1556399

sıfır noktası olarak kökenin ulaşılamazlığı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/612511

paleolitik dönem anadolu fosil insan buluntuları
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/71/2230/23160.pdf

arkeolojik kazı sonuçlarına göre türklerde mezarlara at gömme geleneği
https://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/%c3%87ORUHLU-Ya%c5%9far-ARKEOLOJ%c4%b0K-KAZI-SONU%c3%87LARINA-G%c3%96RE-T%c3%9cRKLERDE-MEZARLARA-AT-G%c3%96MME-GELENE%c4%9e%c4%b0.pdf

18 yaş üzeri sağlıklı bireylerde aşil tendonunun ultrasound görüntüleme yöntemi ile morfometrik özelliklerinin incelenmesi
http://abakus.inonu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11616/5099/Tez%20Dosyas%C4%B1.pdf

insan mandibula ve kanallarının morfometrik olarak multidedektör bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/3856/410886.pdf

insan fetuslarında m. plantaris’in morfometrisi
https://www.researchgate.net/profile/Necdet_Kocabiyik2/publication/279549286_Morphometry_of_plantaris_muscle_in_human_fetuses_Insan_fetuslarinda_m_plantaris’in_morfometrisi/links/559fa15108aea7f2ec56b782/Morphometry-of-plantaris-muscle-in-human-fetuses-Insan-fetuslarinda-m-plantarisin-morfometrisi.pdf

ivesi koyunlarda (ovis aries) kafatasının morfometrik analizi
http://veteriner.fusabil.org/pdf/pdf_FUSABIL_1388.pdf

bizans ve günümüz dönemlerine ait insan üst ekstremite uzun kemiklerinde uzunluk tayini
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/1334/1/468733.pdf

harput ve yakın çevresinin cbs-uzaktan algılama ile morfometrik özelliklerinin analizi
http://web.firat.edu.tr/harput/sempozyum/1/28.%20Halil%20G%C3%BCnek.pdf

erkek ve bayanlarda kafatası kemiğinden geometrik morfometri metoduyla cinsiyet tayini ve ramus flexure
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/33860

ön çapraz bağın anatomik ve biyomekanik özellikleri ve diz kinematiğindeki rolü
+
diz eklemi insan vücudundaki en büyük sinoviyal eklerndir. yapısal özelliği nedeniyle vücutta yaralanmalara en açık olan bu eklernde ön çapraz bağ (öçb) yaralanmaları oldukça sık görülür. bu nedenle oçb’ın özelliklerini, işlevlerini ve tamir yöntemlerini konu alan pek çok çalışma yapılmıştır. klinik öncesi bilimlerin temel ilgi alanına giren ön çapraz bağın anatomisi, biomekaniği ve kinernatiği genellikle klinisyenlerin çok fazla ilgisini çekmeyen konulardır fakat ön çapraz bağ hasarının teşhisi, tedavisi ve rehabilitasyonu ile ilgilenen ortopedik cerrahların bu bölümde ele alınacak bazı temel kavramları bilmeleri önem taşımaktadır.
+
genellikle kabul gören görüş öçb’ın anatomik yapısının iki bantlı olduğudur. ancak önce norwood ve cross, daha sonra amis ve dawkins, yaptıkları kadavra çalışmalarına dayanarak öçb’ın üç bantlı (anteromedial, intermedier ve posterolateral bantlar) bir yapıya sahip olduğunu öne sürmüşlerdir.
+
ön çapraz bağın topografik anatomisinin iyi bilinmesi bağ rekonstrüksiyonunda greftin izometri ilkesine en uygun biçimde yerleştirilmesi açısından kritik öneme sahiptir.
https://www.aott.org.tr/Content/files/sayilar/547/547-5332.pdf

adım adım anatomi
http://www.anatomidernegi.org.tr/site/27117/uploads/o/2019/48/344a55ca1a06af4e0ade32f316d5d5d8.pdf

diyabetik ayakta fizyolojik ve anatomik hasar
+
hastaların yarısı habersiz
diyabetin en önemli sakatlık nedeni
diyabette en sık hastaneye yatma nedeni ayak hastalıkları
https://www.klimik.org.tr/wp-content/uploads/2014/03/1.-Do%C3%A7.-Dr.-%C3%96nder-KALENDERER.pdf

iran’ın kuzeyinde yayılış gösteren bal arısı populasyonlarının morfometrik ve geomorfometrik analizi
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/30512/m.nimabadali.pdf

bal arılarının (apis mellifera l.) sınıflandırılması ve ekolojik koşulların morfolojisi üzerine etkisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/408451

çocukluk ve çocukluğun sosyolojisi bağlamında çocuk hakları
+
çocuk işçiliğinin bir türü de çocukların cinsel ticari sömürüsü olarak tanımlanan fuhuş alanında çalıştırılmasıdır. çocuk fuhuşu çocuğun maddi ya da başka bir yarar karşılığı cinsel etkinliklerde kullanılması anlamına gelmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/592766

pierre bourdieu’da epistemolojik bir tavır olarak düşünümsellik ve din sosyolojisine yansımaları
http://mts.sosyalarastirmalar.com/Makaleler/6aae83ce-ed4e-442a-b6ff-2ac315ce7749.pdf

tür ve alttürlerin ayrımında geometrik morfometri yöntemlerinin kullanılması
https://www.atlasjournal.net/Makaleler/1222042028_17.%204-14_ID221.%20Y%c3%bcksel&Ero%c4%9flu_1595-1602.pdf

diyabetik ayağın anatomik bozukluğu: charcot nöropatisi
https://jag.journalagent.com/vtd/pdfs/VTD-60948-CLINICAL_RESEARCH-OZKAN.pdf

habermas, haber dolaşımının muhatabı olarak halkın içinde merkezi bir yer işgal eden yeni bir toplumsal zümreye işaret etmektedir: burjuva sınıfına. “bu ‘burjuva’ tabakası, kendisini başlangıçtan itibaren okuma topluluğu olarak ortaya koyan kamusal topluluğun esas taşıyıcısıdır.” sözünü edilen burjuva sınıfının içeriğini ise, hükümdarlık idaresinin memurları, hukukçular, hekimler, papazlar, subaylar, profesörler, öğretmenler ve diğer tahsilliler, meydana getirir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/806313

jürgen habermas’ın iletişimsel eylem kuramı
https://sbd.aku.edu.tr/VIII2/yyildirim.pdf

jürgen habermas’ın yöntem anlayışı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/593716

habermas’da kamusal alan/özel alan ayrımı
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/43449.pdf

jürgen habermas, hannah arendt ve rıchard sennett’in kamusal alan yaklaşımları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/324290

avangard sanat gündelik yaşamın değer yönelimlerine nüfuz eder ve yaşam dünyasını modernizm anlayışıyla hasta eder.
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/1625/1/446787.pdf

yaşam-dünyasının sömürgeleştirilmesi olarak modernitenin krizi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/452235

genetik, insanın özgür ve özerk oluş konumunu tehdit eder mi?
http://www.deontoloji.hacettepe.edu.tr/programlar/lisansdersbilgipaketleri/savunmasizorselenebilirgruplarderssunumlari/genetiksukrukelessunum.pdf

çevrenin en güzel dostu: özgürlük
+
her şeyden önce, “tabiî kaynak” diye bir şey yoktur. neyin bir kaynak olduğunu tabiat değil; insan istekleri ve zekâsı belirler. bu anlamda, bütün kaynaklar, insan ürünüdür. saçmalamayınız! yeraltındaki petrolü insan değil, tabiat yaptı.
+
hakikat şu ki, insanlar, binlerce yıldır diğer canlı varlıkları genetik olarak değiştirmişlerdir. daha önceki yöntemler, hakikaten, modern gen ekleme yöntemlerinden daha az tahmin edilebilir ve daha fazla zaman tüketen yöntemlerdi. her zaman yapmış olduğumuz şeyi yapıyoruz, yani dünyayı isteklerimize daha yatkın hale getirmek için değiştiriyoruz.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/791636

biyoteknoloji ve insan hakları
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/37408/250273.pdf

2023 te ilaç ve tedavi
https://www.tubitak.gov.tr/tubitak_content_files/vizyon2023/si/EK-10.pdf

sağlık sisteminde hekim hasta ilişkisi ve güven unsuru
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/34021/gunnurertongtez.pdf

bürokrasi teorisi ve yönetim
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/9616

habermas’ta bürokratik kuşatma sorunu: yaşam evreni ile dizge ilişkisi
+
bürokrasi kuşatmayı kuşatılanların iyiliği için yaptığına inandırdığı ölçüde ya da başka bir ifadeyle kuşatılmayı hissettirmediği ölçüde varlığını bir zorunluluk olarak sunabilir.
+
devlet sistematik olarak bir sınıfın çıkarı doğrultusunda hareket ederken, diğerinin de sadakatini sağlamak zorunda olduğundan dolayı meşruluk açığı her zaman vardır. devletin ilk işlevi (sınıf çıkarı) görünür olduğunda kitle sadakati tehdit altında olacaktır.
+
bürokratik kuşatmanın özellikle 1980’li yıllardan başlayarak devletin küçültülmesi yönünde neo-liberal politikalarla kaldırıldığının iddia edilmesi, gerçeklikten uzak bir iddiadır.
+
burjuva yurttaşlar bürokratik bir kuşatma tehlikesine karşı modern devletten özerklik isterken kendileri evde ve toplumsal yaşamda kadını kuşatmakta, kamusal alanda kadınlara duyarsızlaşmaktadırlar.
+
kuşatmasız bir yaşam evreninin verili koşullar altında gerçekleşmesi olanaklı değildir.
http://earsiv.hitit.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11491/3051/ahmetozalppp.pdf

hegemonya-müzakere ikilemi bağlamında halkla ilişkilere yönelik algı araştırması
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/5558/354849.pdf

modern sosyolojide işlevselcilik – eylemcilik teorileri ikiliğini aşma çabaları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/263806

özgür irade ve genler
+
huntington, “hastalığın sebebi genlerden başka bir yerde değildir” derken gerçeği ne kadar ifade ediyor? yani bu söz “mutasyonlu geniniz ya vardır ve hastalığa yakalanacaksınız ya da bu mutasyon sizde yoktur ve hastalanmayacaksınız” anlamına geliyor.
+
sigara içseniz de içmeseniz de spor yapsanız da yapmasanız da doğal beslenseniz de beslenmeseniz de sonuç değişmez. ne kadar can sıkıcı değil mi?
+
beyinde 100 milyar hücre var ve tek tek bu hücrelerin içine girip her bir hücredeki hatalı genleri düzeltmek neredeyse imkânsız.
+
benim bu hastalıklı geni çocuklarıma aktarmam ne kadar ahlâki.
+
eğer yazgımız genlerimizde ise ve bu değişmezse özgür irade konusu ne olacak?
+
tacizcilerin çocukları tacizcilik özelliklerini ebeveynlerinden kalıtım yoluyla alırlar.
+
bana bir bebek verin ve ben onu eğiterek hırsız ya da topluma yararlı biri haline nasıl getiriyorum görün.
+
katilin avukatları mobley’in cinayeti “genetik etkenler” doğrultusunda işlediğini savunarak idamı müebbette çevirmeyi başardılar.
+
avukatlara göre o sorumlu değildi; sadece genetik yapısının dediklerini yapan bir robottu.
+
terapistler danışanların mutsuzluğunu kötü ebeveynlere yüklerken, sosyologlar bir bölgedeki suç oranlarının yüksekliğini sosyal şartlara bağlarken, bir adam karısını aldatmasını çapkınlık genleriyle ilişkilendirirken, üfürükçüler karı koca arasındaki huzursuzluğu büyüyle ve cinlerle izah ederken, suç işlediği için hapse düşen biri suçu alın yazısına bağlarken ve astrologlar kısmetimizin açılmasını burçlarla ilişkilendirilirken “iyi de özgür iradem nerde” demek kimsenin aklının ucundan bile geçmez.
+
dinler tarihi de özgür irade tartışmaları ile doludur. meselenin özü şöyle: eğer bir insan kendi davranışlarını yaratıyorsa “allah’tan başka yaratıcı mı var” sorusu gündeme geliyor ve şirk kapısı aralanmış oluyor. yok eğer insanlar kendi davranışlarını yaratamaz, allah her şeyi yaratır derseniz bu sefer insan emir kuluna dönüyor ve işlediği günahları allah’a yükleme riski beliriyor. bu noktada can alıcı soru şöyle: sorumluluğumuz, yani kendi davranışlarımızı seçme özgürlüğümüz yoksa günah işlemek ve bunun sonucunda cehennemi boylamak zalimce olmaz mı? islâm bu çıkmazdan cüz’î ve küllî irade kavramlarıyla kurtulmaya çalışmaktadır.
+
genler davranışları, davranışlar da genleri etkileyebilir.
+
ben mi davranışlarımı belirlerim, yoksa davranışlarım mı beni belirler?
http://drmustafabilici.com/pdfler/ozgur-irade.pdf

zeka gerilikleri
http://194.27.141.99/dosya-depo/ders-notlari/alaattin-duran/Zeka_Gerilikleri.pdf

entelektüel sermayenin aktifleştirilmesi ve bir uygulama örneği
https://bmij.org/index.php/1/article/download/1478/1359/6858

gramsci ve bourdieu düşüncesinde entelektüel kavramsallaştırmasının tekel işçi eylemi üzerinden analizi
+
sınıf bağlamında entelektüeli tanımlayan gouldner, laik eğitimin etkisiyle ortaya çıkan “kültürel veya insani sermayeye” sahip bir entelektüel sınıfı, kültürel burjuvazi olarak tanımlamaktadır.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/2492/9d99752c-0635-41ed-8c61-471f9281279b.pdf

gramsci, özellikle hükümranlık ve hegemonya arasında ayrım yapıyor. “entelektüeller, hükmeden grubun ‘memuru’durlar ve toplumsal hegemonyanın ve siyasal iktidarın alt kademedeki görevlerini yerine getirirler.
+
gramsci, köylülerin en çok da öğretmen, imam, noter, avukat, doktor gibi kişileri kendilerine model aldığını söylüyordu.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/117705
ÖS 11:08 · 18 Şub 2021·Twitter Web App

said’e göre, “gerçek entelektüel laik bir varlıktır.”
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/567028
ÖS 10:50 · 18 Şub 2021·Twitter Web App

sosyolojik açıdan entelektüel kavramlaştırmaları
+
habermas’ın terimleriyle, entellektüeller, ancak “edebi kamu”nun “siyasal kamu”ya evrilmesi sürecinin sonucunda aristokrasiyle ve kiliseyle aralarına bir mesafe koyarak, ortak çıkarları doğrultusunda burjuvaziyle işbirliğine gitmişlerdir.
+
din adamı derebeyiyle köylü arasında bir aracıdır; karşılıklı olarak, onların ortak bir ideolojiye sahip olduklarını bilmelerini sağlar. dogmaları korur, geleneği aktarır ve uyarlar.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/28134/2136.pdf

xv. yüzyıl memlük kahire’sinin entelektüel kadınları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/798300

entelektüel sanatçı ilişkisi ve türkiye’de entelektüelin konumu
+
entelektüelin kim olduğu ya da olması gerektiği çokça tartışılan fakat kesin cevap bulunması zor bir sorudur. entelektüel çoğu zaman akıl ve bilgi ile ilişkilendirilse de, kişinin entelektüel sayılabilmesi için toplumsal ve evrensel kültürel ve ahlaki değerlerle hesaplaşmış olması gerekmektedir.
+
camus’nün de dediği gibi, “tarihin kara ve sefalet günlerini hesaba katmadığı takdirde çağımız sanatçısının en azından yalan söyleyebileceği ya da boşuna konuşmuş olacağı…” söylenebilir
+
politikacıların usulca omuz silkerek dedikleri gibi, duygusal bir dava. evet, yalnızca yüreğim etkilenmişti.
+
muhalif, aktivist, dürüst, aklını kullanan, dobra, vicdan sahibi, vb… bu sıfatlar pek çok entelektüel tanımında mevcuttur.
+
entelektüel, pek çok düşünür tarafından farklı kategoriler altında değerlendirilmiştir. örneğin, gramsci ‘organik aydın’ ve ‘geleneksel aydın’, olmak üzere iki çeşit aydın tanımı yapmıştır.
+
benda ise aydına oldukça üst nitelikler atfeder. aydınların ihaneti’nde, aydınların, milliyetçilik ve iktidar hırsı uğruna nasıl bu yüce nitelikleri kaybettiklerini ve iktidarın kölesi haline geldiklerini anlatır.
+
ilk tanımlarıyla eski din adamlarının, mürekkep yalamışların ve yazıcıların görevini üstlenen “entelektüel, … bir lider konumuna sahiptir, insanların bilmedikleri ama öğrenmeleri gereken gerçeği bilendir”.
+
entelektüel, spesifik bir disiplin ya da kurumda çalışan kişidir: hastanede, akıl hastanesinde, laboratuvarda, üniversitede, ailede, vb…
+
spesifik aydının yapacağı şey artık insanların zihniyetini değiştirmek değil, siyasi, ekonomik ve kurumsal rejimi değiştirmektir.
+
said’in de belirttiği gibi entelektüel, sürgün, marjinal ve yabancı biridir. hem de bir o kadar yalnızdır.
+
otoritenin belirlediği statükoya değil yeniliğe ve deneye duyarlı olmak demektir. sürgün soylu entelektüel cüret ve küstahlığa açıktır, alışılmışın mantığına değil, değişimi ve hareket halinde olmayı temsil eder, yerinde saymayı değil.
+
sartre’ın belirttiği gibi entelektüel “emekçi sınıfarın gözünde bir şüpheli, egemen sınıfarın gözünde bir hain…”dir.
+
kültürlü insan, dünyadaki durumunu anlamasına yarayan bilgiyi ve yolları edinmiş olan insandır.
+
entelektüel işlevi yerine getirmeye karar vermek ahlaksal bir seçimdir.
+
aydın kendi içinde ve toplumdaki, pratik gerçekliğin araştırılmasıyla (…) egemen ideoloji [geleneksel değerler sistemiyle birlikte] arasındaki karşıtlığın bilincine varan insandır.
+
entelektüele düşen görev gibi sanatçının da gerçeklerden kaçması, yaşanan insanlık durumunu görmezden gelmesi beklenemez.
+
demek ki yazmak hem dünyanın üstündeki örtüleri kaldırmak, hem de onu okuyucunun cömertliğinin karşısına görev gibi çıkarmaktır.
+
yazmak günümüzde bir şerefti.
+
sanatçı, çağının tanığıdır, ama bir ahlak hocası değildir. sanat eseri ise bu tanıklığı içerdiği çok anlamlılık sayesinde dile getirir. sanatın bu özelliği sayesinde ‘tek anlamlı, sığ bir dünya, kısacası içinde yobaz bir gerçeklik anlayışı barındıran bir dünya yerine, çok boyutlu, çok anlamlı bir dünya kurduğu söylenebilir.
+
entelektüelin bir sanatçı olması şart değildir. daha önce de belirtildiği gibi, entelektüeli belirleyen bir meslek ya da sınıfsal kategori yoktur.
+
türkçe’de ‘entelektüel’ kelimesi kullanılmakla birlikte, ‘aydın’ kelimesi bunu karşılamaktadır. arapça’dan aldığımız ve köken olarak ‘nur’ ‘kelimesinden türeyen ‘münevver’ kelimesi de eski karşılığıdır entelektüelin.
+
bunun sonucunda ise aydın ve halk arasında büyük uçurumlar oluşmuştur. aydınlar halkı anlamakta yetersiz kalmışlar ve ona karşı elitist bir tavır içine girmişlerdir. halk ise aydına hep başkası olarak bakmış, ona ‘entel’ sıfatını yakıştırmıştır.
+
osmanlı’da ve aşağı yukarı tüm müslüman dünyasında …ortaya çıkan aydın kitlesinin ana özelliği halktan kopuk olmasıdır” bunun nedeni, okuma-yazma bilen kişilerin azlığı ve de bilginin tek ve mutlak olduğu yönündeki inançtır.
+
düşün cesareti aydının en önemli özelliklerinden biridir. aydın, düşün geleneklerinin, akımların ve toplumsal değer yargılarının yarattığı tabulara, putlara aldırmadan düşünebilen ve düşünme sürecindeki bu yürekliliği, düşüncelerini açıklarken de sürdürebilen kişidir.
+
biz çok aydınlar gördük. vatan hainliği yaptılar. bazı şairler vardı, yurt dışına kaçtılar. o aydın değil miydi? ne yapayım ben böyle aydını? bu millete hükmetmek için aydın olmak gerekmez ki. son padişah vahdettin de aydındı, ama memleketi düşmanlara teslim etti.
+
ülkemizdeki entelektüellere yapılan bu eleştiriler doğrultusunda çoğu aydınımızın, entelektüel tanımlarındaki nitelikleri tam karşılamadığı söylenebilir. nitekim aydın tanımlarında görülen odur ki, aydının muhalif ve ezilenden yana, halkı eğitmekten ziyade onunla yan yana olması, ulusal olduğu kadar evrensel insani değerleri de hesaba katması gerekir.
+
batılı çürümüş diplomatları taklit etmeye çalışıyoruz. batılı gerçekten hesaplıdır, dostluk, yardımlaşma gibi sözler kalıplardan ibarettir. biz de onlara özeniyoruz.
+
sol görüşleri yüzünden, kendilerini çokça savunmak zorunda kalan, hapis veya sürgün yiyen sanatçı aydınlarımız bir hayli çoktur. abidin dino, nazım hikmet, vedat türkali, nazım hikmet, aziz nesin bunlardan bir kaçıdır.
+
kendi zayıf tarafarımızla yüzleşmek için sosyal refekslerle değil, insanı anlamaya çalışarak film yapmak bana daha anlamlı geliyor.
+
kimse hayatının her anında her konuda söz alamaz. ama insanın kendi toplumunun yurttaşlarına hesap vermek zorunda olan yerleşik ve yetkili güç odaklarına seslenme konusunda özel bir görevi olduğuna inanıyorum ben; özellikle de bu güçler apaçık ahlakdışı ve kendisinden çok daha güçsüz bir tarafa karşı yürütülen bir savaşta ya da kasten ayrımcılığı, baskı yapmaya ve toplu zulmü hedefeyen programlar için kullanıldığında.
https://www.researchgate.net/profile/Fatma-Serdaroglu/publication/328567747_The_Relationship_of_Intellectual_and_Artist_and_the_Situation_of_Intellectual_in_Turkey/links/5bd55ed992851c6b27931edb/The-Relationship-of-Intellectual-and-Artist-and-the-Situation-of-Intellectual-in-Turkey.pdf

stenberg’e göre, bilgeliğin açık görüşlülük, bir hatayı kabul etmekten ve düzeltmekten korkmamak, bir problemin tüm yanlarını incelemek gibi yönleri entelektüel tevazu ile ilişkilidir.
+
entelektüel tevazu bilgiye sahip olma ve bu bilgiyi uygulama konusunda mütevazi olma anlamına gelir.
+
entelektüel tevazu hakkında çeşitli görüşler ortaya atılmış olsa da bu kavramın tam olarak neyi anlatmak istediği tümüyle ortaya konabilmiş değildir.
+
tanımlar incelendiğinde, entelektüel tevazunun, bireyin inançlarının ve fikirlerinin yanlış olma ihtimalinin de olduğu görüşüne dayandığı anlaşılmaktadır.
+
entelektüel tevazu bilişsel bir fenomendir. yani entelektüel tevazu bireylerin kendisi ve dünya ile ilgili bilgileri nasıl düşündüklerini ve bu bilgileri zihinsel süreçlerle nasıl işlediklerini inceler.
+
entelektüel tevazu sahibi kimseler diğer kişilere göre inançlarının yanlış olup olmadığını daha fazla sorgular. ayrıca bu kişiler diğer insanlara göre gerçek iddialarla ilgili kanıtların gücüne daha çok inanırlar.
+
hatta entelektüel tevazu sahibi kimseler insanların kendileriyle aynı düşüncede olmadığını anlamaya çalışmada daha çok isteklidirler.
+
entelektüel tevazu sahibi bireylerin sahip oldukları inançlarının temeline daha çok önem verdiği, diğer insanların kabul etmediği inançları anlamak ve anlamlandırmak için daha fazla zaman harcadığı ifade edilebilir.
+
entelektüel tevazu sahibi kimselerin kendi bakış açılarında yanıldıklarını daha kolay kabullendiği ve sahip oldukları inançların doğruluğunu sorgulamak için daha çok zaman harcadıkları söylenebilir.
+
entelektüel tevazu dogmatizm ile ilişkilidir. yani entelektüel tevazu sahibi birey sahip olduğu inancı mümkün olduğu kadar savunur. fakat entelektüel tevazu aynı zamanda yeni fikirlere açık olma ve tecrübe sahibi olma eğilimi ile de ilişkilidir.
+
entelektüel tevazu sahibi olmak daha kabul edilebilir inançlara ve haklı görüşlere sahip olunduğu anlamına gelmemektedir. çünkü entelektüel tevazu sahibi kimse yeni fikir ve deneyimlere açık olduğu için mevcut inancını daha da geçerli kılmaya çalışır.
+
entelektüel tevazu sahibi birey mevcut inancının eksikliklerini gidermek ve yanlışlarını düzeltmek için uğraşır.
+
entelektüel tevazu sahibi birey mevcut görüş ve düşüncesine daha az güvenir.
+
entelektüel tevazu sahibi kişi, diğer kişilere göre gerçek ve sahte konular arasında daha kolay ayrım yapabilir ve sahip oldukları bilgilere olan inançlarını savunur.
+
entelektüel tevazu sahibi kimseler yanılabileceklerini ve cehaletlerini ön planda tutabilecekleri ihtimalinden ötürü duygusal bir tepki verirler.
+
kadınların tevazuya karşı tavırlarının, erkeklere göre biraz daha iyi olduğu, fakat kadınların kendilerini tevazu sahibi olarak düşündükleri durumları tarif etmeleri istendiği zaman daha fazla olumsuz duygu ifade ettikleri görülmüştür.
https://toad.halileksi.net/sites/default/files/pdf/kapsamli-entelektuel-tevazu-olcegi-toad.pdf

entelektüel üzerine eleştirel bir çalışma: aliya izzetbegoviç örneği
+
aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. işte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır. sapere aude! aklını kendin kullanmak cesaretini göster! sözü imdi aydınlanmanın parolası olmaktadır.
+
şimdi acaba aydınlanmış bir çağda mı yaşıyoruz? sorusu sorulunca yanıt şöyle olacaktır: hayır, aydınlanmış bir çağda değil fakat aydınlanmaya giden bir dönemde, bir aydınlanma döneminde yaşıyoruz.
+
aliya izzetbegoviç‟in hayat hikâyesine, eserlerine ve nasıl bir düşünce adamı olduğuna baktığımızda; esasında belirli bir toplumun özel koşullarından doğmuş olan entelektüele hiç benzemediğinin farkına varmamız mümkündür. o hem düşünce adamlığı itibari ile hem de düşünce adamlığının yanında bir siyasetçi ve halkının lideri olması sebebiyle entelektüelliği aşan bir kimsedir. bu sebeple o‟nu bir entelektüel olarak değerlendirmek o‟nu sınırlandırmak anlamına gelmektedir.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/490/Faruk%20Karaarslan_084205001013_Tez.pdf

halka karşı entelektüel, entelektüele karşı halk: birbirine ‘yaban’ iki kesim
http://busbed.bingol.edu.tr/tr/download/article-file/701132

şiirde “bilinmeyen dil” ve “hüsnütalil”
https://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/12/20151224Hasan%20Akay%20-%20%c5%9eiirde%20Bilinmeyen%20Dil%20ve%20H%c3%bcsn%c3%bctatil.pdf

hoşköy deresi havzası’nın (tekirdağ) jeomorfometrik özellikleri
https://arastirmax.com/tr/system/files/dergiler/79201/makaleler/33/1/arastirmax-hoskoy-deresi-havzasinin-tekirdag-jeomorfometrik-ozellikleri.pdf

raman dağları güneyinde (dicle vadisi) morfometrik ve morfotektonik analizler
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423939842.pdf

değişik yazılımlar kullanılarak beyin hacminin ve yüzey alanının mr görüntüleri ile hesaplanması
https://avesis.erciyes.edu.tr/dosya?id=f2aca8e2-f893-40b8-9f61-46d379a0dd09

psikometri
psikolojik özelliklerin ölçülmesi ve değerlendirilmesi
https://www.researchgate.net/profile/Ergul-Demir/publication/336231489_PSIKOMETRI_Notlarim_Ergul_Demir/links/5d95ad5a299bf1c363f2dca9/PSIKOMETRI-Notlarim-Ergul-Demir.pdf

psikiyatride psikometri: temel kavramlar
http://www.psikguncel.org/archives/vol1/no2/cap_1_13.pdf

psikometrik terimlerin türkçe karşılıklarının anlamları ile yapılan işlemlerin uyuşmazlığı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/65986

erişkinlerde epilepsi cerrahisi ve nöropsikometrik değerlendirme
https://jag.journalagent.com/epilepsi/pdfs/epilepsi_2_3_123_126.pdf

alzheimer hastalığının voksel tabanlı morfometri analizi ile incelenmesi
http://www.bad.org.tr/usk16/wp-content/uploads/2018/05/USK2018-Bildiri-Kitabi.pdf

insan fetuslarında mandibula gelişiminin morfometrik ve açısal ölçümlerle araştırılması
https://www.researchgate.net/profile/Ismihan-Uysal/publication/270790891_Insan_Fetuslarinda_Mandibula_Gelisiminin_Morfometrik_ve_Acisal_Olcumlerle_Arastirilmasi/links/54b50ee30cf26833efd05fbc/Insan-Fetuslarinda-Mandibula-Gelisiminin-Morfometrik-ve-Acisal-Oelcuemlerle-Arastirilmasi.pdf

temel psikoradyoloji: kısa bir gözden geçirme
http://yenisymposium.com/Pdf/TR-YeniSempozyum-accfc40a.pdf

gelişme dönemindeki ratlarda sigaranın pelvis morfometrisi üzerine etkisinin belirlenmesi
https://actavet.org/Content/files/sayilar/41/107-121.pdf

testis üzerine morfometrik bir araştırma
http://www.turkjpath.org/pdf/pdf_TPD_1024.pdf

proksimal femur’un morfolojik ve morfometrik değerlendirilmesi
http://acikerisim.deu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/10367/224931.pdf

insanda öz ve varoluş
https://www.tufed.net/arsiv/1.pdf

logos ve mitos ayrımına platon mitosları üzerinden bir yorum
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt11/sayi55_pdf/4sosyoloji_psikoloji_felsefe/ak_sukrusuha.pdf

antik dünyanın dehası,
buddha
“arınarak uyanmak, kurtuluştur!”
https://ckk.com.tr/Felsefe/Buddha/Buddha%20-%20Genel%2001.pdf

chinchilla (chinchilla lanigera) femur’unun farklı modelleme teknikleri ile morfometrik değerlendirilmesi
http://vetdergikafkas.org/uploads/pdf/pdf_KVFD_L_1998.pdf

insan nasıl “insan” oldu?
https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/96fab78f4c997de_ek.pdf?dergi=HABER%20B%DCLTEN%DD

ege bölgesi’nde insan sağlığı ve mekân arasındaki ilişkiler (guatr örneğinde)
+
yapılan çalışmada fizikî ortam şartları ile guatr dağılımı arasında ilişkiler araştırılmıştır. jeolojik ortam ile guatr arasında bir ilişki olabileceği ortaya çıkmıştır. özellikle çalışma sahasında yer alan kula, foça, şaphane gibi guatrın çok görüldüğü ve hızlı artış yaşandığı ilçelerin jeolojik yapı olarak volkanik kayaçlar üzerinde yer alması bunu düşündürmüştür. jeomorfolojik özelliklerden yükselti ile guatr arasında bir ilişki olup olmadığına bakılmış ancak doğrudan bir ilişki kurulamamıştır. ancak yükseltinin yağış ve erozyon üzerindeki etkileri ile guatrı dolaylı olarak etkileyebilmesi mümkündür. iklim elemanlarından yağış ile guatr ilişkisine bakılmıştır, örneğin kemalpaşa volkanik bir sahada olmamasına rağmen guatr sayı, prevalans ve hızı yüksek çıkmıştır. kemalpaşa nif dağı eteklerinde yer almaktadır. diğer ilçelere göre yağış miktarı daha fazladır. yağış toprakta yıkanmaya neden olacağından guatr üzerinde etkili faktörlerden biri olabileceği düşünülmüştür. vejetasyon özellikleri ile guatr arasında net bir ilişki kurulamamıştır. toprak özellikleri olarak bakıldığında ise volkanik sahalarda, kahverengi topraklarda yer alan sahalarda guatrın daha çok görülmesi dikkati çekmiştir. ancak daha dar bir alanda daha ayrıntılı çalışmalar ile daha net sonuçlar ortaya konulabilecektir.
+
önlenebilir bir hastalık olmasına rağmen guatrın, ege bölgesi’nin yaklaşık % 30’nda görüldüğünün ifade edilmesi hastalığın bölgedeki varlığını ve durumun ciddiyetini ortaya koymaktadır. bu yüzden çalışma sahası olarak ege bölgesi ele alınmış, bölgede hastalığın oluşmasında ve dağılımında doğal ortam özellikleri (jeoloji, jeomorfoloji, klimatoloji, içme sularındaki iyot miktarı vb)nin etkili olup olmadığını sorgulanmıştır.
+
çalışma alanının çok geniş olması, bazı özelliklerin daha ayrıntılı incelenmesini engellemiştir. örneğin her ilçedeki farklı birimlerden (jeolojik, jeomorfolojik, klimatik vs.) gelen sular ayrıntılı olarak incelenememiş, bir yerde birden fazla içme suyu örneği alınamamış, farklı parametreler analiz ettirilememiştir.
https://www.apikam.org.tr/YuklenenDosyalar/Dokumanlar/ab884268-5990-486b-947e-4b1bc29ae96e230996.pdf

türkiye’de sağlık coğrafyası çalışmaları üzerine bir değerlendirme
+
insan yaşadığı ortam ile etkileşim halindedir. belli hastalıkların bazı yerlerde görülüp diğer yerlerde görülmemesi insan ve çevre arasındaki bağlantıyı göstermektedir. bu durum hipokrat’tan beri bilinmesine karşın, dikkat edilmediğinden hala bazı hastalıklar belli yerlerde yoğunlaşmaktadır. sağlık coğrafyası’na ilişkin çalışmalar yurtdışında 18. yüzyıldan itibaren yoğun olarak çalışılırken, türkiye’de son 70-80 yıldır üzerinde durulmaya başlanmıştır. sağlık, hastalık, bunların dağılım ve planlaması ile ilgili konularda hekimlerin, mühendislerin ve coğrafyacıların yayınları vardır. yapılan incelemelerde coğrafyacıların yaptıkları araştırmaların daha sınırlı yer kapladığı görülmüştür. coğrafyacıların bu konuya daha çok yönelmesi hastalıkların önlenmesi ve sağlık planlamalarına katkıda bulunacaktır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/111999

ganos dağı ve yakın çevresinin tektonik jeomorfolojisi (tekirdağ)
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt8/sayi37_pdf/2tarih_uluslarasiiliskiler_cografya/ozsahin_emre.pdf

gökpınar çayı havzasının jeomorfometrik indisler ile incelenmesi
http://www.futurevisionsjournal.com/Makaleler/841603656_fvj_c03s03_04.pdf

jeomorfolojik indisler
https://silo.tips/download/jeomorfolojk-ndsler

jeomorfolojik indisler
http://www.kursatozcan.com/ders_notlari/jeomorfoloji/Gr_1-12.pdf

bayramdere havzasında (biga yarımadası, çanakkale) havza gelişiminin morfometrik analizler ve jeomorfik indislerle incelenmesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/198487

lale dere (yalova) havzası’nın jeomorfolojik özelliklerinin jeomorfometrik analizlerle incelenmesi
http://www.ressjournal.com/Makaleler/1475946507_5%20Murat%20UZUN%20d%c3%bczeltilen.pdf

kimlik

ad
:
aziz
( asıl : azîz / el-azîz / aziyz / …… )

soyad
:
kerim
( asıl : kerîm / el-kerîm / keriym / …… )

doğum târîhi
:
03.02.1976
( asıl : 14.02.1976 )

doğum yeri
:
çatalca
( asıl : tepecik köyü )

ilk okul
:
tepecik ilköğretim okulu
1983 – 1988

orta okul
:
büyükçekmece lisesi
1988 – 1991

lise
:
büyükçekmece lisesi
1991 – 1994

yüksek okul
:
süleymân demirel üniversitesi
ısparta meslek yüksek okulu
inşâât
2. öğretim
1994 – 1996

askerlik
:
narlıdere – izmir
merkez – osmaniye
1999 – 2000

âileyi istanbul-a gönderen il
:
kastamonu
ağlı & devrekâni

******

yıllardır suskundum

çünkü
bâzen korktum
bâzen bana ne dedim
bâzen boşuna dedim
bâzen onu dedim
bâzen bunu dedim

şimdi ise
böyle yaşanmaz
dedim
ve
yazmaya karar verdim

her şeyi
yazmıyorum / yazamıyorum

yazdığımı da
zorla yazıyorum

biraz da
isteksiz yazıyorum

oyalanmak için
yazıyorum

ne yapacağımı bilmez hâlden
yazıyorum

ölümle-kalım kararsızlığıyla
yazıyorum

hâlâ karışığım

******

kardeşime
yazacağım dediğimde
abi yazma
seni öldürürler
dedi

ben de ona
ya
intihar edeceğim
ya
yazacağım
dedim

önümde
iki yol vardı

ya ölüm
ya çözüm

çözüm dedim
ve
yazdım

ölseydim / ölsem
daha mı iyi
bilmiyorum

böyle hâllerde
karar vermek
kolay olmuyor

ikilemlerimi / streslerimi / …….
tahmin bile edemezsiniz

üzerime gelmemenizi
ve
bana
özel / genel / bilimsel / vs
birşey sormamanızı
ve
chat / sohbet / iletişim
istememenizi
ricâ ediyorum

baştan ayağa
erimişiz / bitmişiz

birbirimizi yormayalım

******

geçmişte ve bugünde
bilim / bilgi
hiç olmadı

bilmeden öleceğimi
biliyorum

câhil öleceğimiz için
fazla
çırpınmanın / yıpranmanın
anlamı yok

belki evrende
bilme engeli
vardır

******

beni tanıyanların
tehlike olasılığından dolayı
çeşitli yerlerde
hakkımda açık bilgi vermemesini
ricâ ediyorum

******

bu zamana kadar
gerçek
olmadım / olamadım

zorunlu olarak
oynadım

bu da beni
çok yordu

tamâmen
gerçek / samîmî / dürüst
olabileceğimizi sanmıyorum

olabildiğince
gerçek olmaya
çabalıyorum

hayat
tehlikelerle dolu iken
gerçeklik olamıyor

******

son 20 yıldır
daha yoğun
inceliyorum / araştırıyorum / düşünüyorum

önceki yıllar boş

20 yıl boyunca
ne düşünüyorum
ne yazıyorum
ne okuyorum
ne sorguluyorum
kimsenin haberi yoktu

20 yıl
benim kimseden
kimsenin benden
haberi yoktu

20 yıl kolay geçmedi

bugüne kadar
duyulmayanı / düşünülmeyeni / unutulanı
yazıyorum

biraz korku
biraz karamsarlık
biraz umursamazlık
yine var

20 yıl çok az konuştum
onu da kasten boş konuştum

******

eleştirilere / yanlışlamalara / trollüklere
vs
cevap vermem

hiçbir şey bilmiyoruz

tüm
eylemleriniz / söylemleriniz
geçersizdir

******

türkiye-de
benden başka
anatomi-fizyoloji
yazan yok

bunları bulan
dünyâda tek ben miyim
bilmiyorum

neden / nasıl
ben diye
anlamaya çalışıyorum

bu beni
sıkıntıya sokuyor

bu kadar
durgun / sessiz / sorgusuz
bilimi anlamak
hepimizi
çok yoracak

******

toplumu tanımıyorum

dolayısıyla bulgularım
nasıl anlatılır / nelere götürür / vb
konusunda tahmînim dahi yok

herkesin morali bozulacak
herkes herkesten hesap soracak
belki kimisi intihar düşünecek/edecek
belki kimi cinâyet düşünecek/işleyecek

bu durumda
toplumu iyi tanıyan
gerçeği iyi anlatabilen
birileri gerekli

herkes sakatsa
kimsenin kimseye
çatacak gerekçesi
olmamalı

birbirimize sarılıp
problemi çözmeye bakmalı

******

yiyecek miyim / içecek miyim / uyuyacak mıyım / nefes alacak mıyım
bilmiyorum

ne neden nerede nasıl
yiyeceğim / içeceğim / uyuyacağım / nefes alacağım
bilmiyorum

ne desem ne etsem
bilmiyorum

bilemiyorum

******

sıfırım

yeni doğmuşum ve bakınıyorum

neyim / ne işim var
diye sorar hâldeyim

******

hepimizin olduğu gibi
vücûdum / anatomim
doğuştan ve sonradan
bozuk

uyku problem
yemek problem
yürümek problem
ses problem
görüntü problem
hep problem

kavgalarım
düşmelerim
çarpmalarım
yanmalarım
yaralanmalarım
burkulmalarım
darbelerim
sporlarım
oldu

baştan ayağa
ne yaşadıysam
acısı / izi
üzerimde

baştan ayağa
sorun

işlememekten
veyâ
anatomik sorundan
dişlerim döküldü

dişlerim bitti
ama
ilgilenmiyorum

dişler için
ne yapılmalı
bilmiyorum

tüm vücut için
ne yapılmalı
bilmediğimden
kendimle ilgilenemedim

belki jölenin
saçları hareketsizleştirmesinden
belki anatomik bozukluktan
saç dökülmelerim
var

belki kıravattan
belki gömlek yakasından
boğazımda acılar var

tıbbî müdâhalelerin
acıları / izleri
var

küçükken
akşam / gece
elektirik direk çukuru
yağmur suyu çukuru
ve
lağım çukuru
olarak
üç çukura düştüğüm
hatırımda

yine küçükken
hızla
bisikletle giderken
araba çarpmasını
bir-iki sâniye ile atlatarak
toprak alana fırladım

göz bozukluğum / miyop
var

belime
askerde dipçik vurulmasından
belim kötü

babaannemin bakımında
omuzdaki zorlanmanın
acısı var

kafa çarpmalarının
acıları var

kafatası kötü

ayak burkulmalarının
acıları var

çoraptan ve ayakkabıdan dolayı
ayaklar bitik zâten

baştan ayağa
acı doluyum

tüm bu vb yaşadıklarımız
anatomik-fizyolojik
açıklama bekliyor

******

lise yıllarından beri
gece uyumadım

lise yılları
kitap okumaya başladığım yıllardı

üniversite 2. öğretimdi
gece ders çalışırdık

uzun yıllar
babaanneme bakımdan dolayı
gece uyumadım

dilerim
ömür boyu
gecelik sürer

gündüz ve yaz
yaşamı
kötü yaşam olabilir

ne bulursam yiyorum

hiçbir yiyeceğin
yenilesi/işlevi olmadığından
durumu idâre ediyorum

dışardan beni gören
belki kimi
deli / hasta / vb
diyordur

yaz-kış
yalın ayakım

yaz-kış
soğuk su içerim

yaz-kış
yalnız bir alt-üst giyerim

saat / telefon / takı / vs
kullanmam

spor yok
sporla alâka yok

çoğu
sektörde
alışım-verişim
yok

gardrobum yok
cebim yok
ayakkabı yok – terlik giyerim

******

hedef

ya
kastamonu-da
bilim alanı oluşturmak
ya
ölmek

başka seçenek
yok

******

pdf 20

şiir hastanede çıkan yangını- hasta toplumda bir devrim – anlatmaktadır. şöyle başlamaktadır:
gece siyah, yol siyah
ev beyaz, bam beyaz,
fener sarı
siyah
beyaz
sarı…
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET001500.pdf

hemşirenin varlığı: kuramsal bir bakış
https://jag.journalagent.com/phd/pdfs/PHD_7_2_94_99.pdf

bu aslında yüzyıllardır sorulan bir soru: kusursuz olmasa bile insan yine de özünde nazik, duyarlı ve iyi huylu bir yaratık değil midir? yoksa derinlerde bir yerde kötülüğe, bağnazlığa, tembelliğe, kindarlığa ve bencilliğe mi yatkınız? bu sorunun basit bir cevabı yok. şüphesiz ki bireyler arasında çok fazla çeşitlilik var.
+
bir zamanlar eğitimciler solak öğrencileri döverek “tedavi ederdi”. sonradan solaklığın ana karnında belirlenen bir özellik olduğunu öğrendik. yine bir zamanlar doktorlar veremin vampirler tarafından bulaştırıldığına (mağara, çöller ya da dağlardaki kuru havanın veremi iyileştirdiğine) inanırdı. sonraları veremin nedeninin bakteriler olduğu ve dolayısıyla da antibiyotikle tedavi edilmesi gerektiği anlaşıldı.
http://www.optimistdia.com/dosyalar/site_resim/bulten/Optimist_Newsletter_Almanak_2019.pdf

“bütün hastalıklar bağırsaktan başlar. bağırsak hasta ise vücudun geri kısmı da hastadır.” hipokrat
http://docs.neu.edu.tr/staff/serdar.susever/28probiyotik%20[Uyumluluk%20Modu]_167.pdf

henüz stalin, hitler ve roosevelt iktidara gelmeden önce, benim doğduğum yıllarda, ateşleri yükselince tıbbi bakım ihtiyaçlarından söz edenler sadece zenginler, hipokondriyaklar ve elit birliklerinin mensuplarıydı. o zamanlar doktorlarsa, böylesi bir durumda büyükannelerin yaptığından çok daha fazlasını yapamazlardı. tıpta ihtiyaçların ilk değişimi, sülfa ilaçlarıyla ve antibiyotiklerle geldi. hastalıkların kontrol altına alınması basit ve etkili bir yönteme dönüşürken, ilaçlar reçetelere yazıldıkça yazıldı. hasta rolünü kimin oynayacağını tayin, tıbbi bir tekel haline geldi. kendisini hasta hisseden kimse, bir hastalık ismiyle etiketlenmek ve sözde hastalar azınlığının bir üyesi olduğu resmen ilan edilmek üzere kliniğe gitmek zorunda bırakıldı: insanlar işten muaf tutuldu, şifa bulmaları için yetki verildi, doktorların emrine amade kılındı ve iyileşmeleri emredildi, sırf tekrar yararlı birşey haline gelmeleri için. paradoksal bir olgu olarak -testler ve ilaçları içeren- farmakolojik teknik hekimsiz yaşanabilecek kadar kolay tahmin edilebilir ve ucuz bir şeye dönüşürken toplum ise, bilimin basitleştirdiği ve reçete listesine yerleştirdiği bu prosedürlerin serbest kullanımını sınırlamak için yasalar ve polis kanunları çıkardı.
+
“hastalanınca doktorlara vatırmaktansa, param, sağlıklı kalmak için daha iyi harca” sloganı bugün, paranın kendilerine gelmesini isteyen yeni dolandırıcıların seyyar satıcılığı gibi görünmektedir.
https://anarcho-copy.org/free/tuketim-koleligi.pdf

şair adonis’te son olan bütün şeyler ilktir. bu, görüşünden, açık düşüncesinden ve felsefi ustalığından ileri gelmektedir. o, anlamın ve güzel sözün şairidir; şair-düşünen ikileminde, ilk olanı sonla değil, düşündüğü sonu şiire döker. ondaki anlam kavramı şiirin iskeletidir, hangi durumda olursa olsun, hangi şiiri yazarsa yazsın mutlaka iskeletini düşünceyle oluşturur.
+
ne zaman bir kadının boynuna sarılsan
bir bekçi sorar sana:
gökten izin istedin mi?
https://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2014/05/20140531.pdf

hazır giyim imalatında ergonomik risk değerlendirme ve kas iskelet sistemi sorunları
https://ailevecalisma.gov.tr/media/1516/safinazesraciftci.pdf

maksiller iskeletsel ve dişsel transversal yön boyutlarının farklı malokluzyon grupları arasında karşılaştırılarak değerlendirilmesi
https://jag.journalagent.com/eudfd/pdfs/EUDFD_38_3_151_157.pdf

ortodontik anomalilere giriş ve terminoloji
https://avys.omu.edu.tr/storage/app/public/dis_hekimligi/47/DHF_302_D-2%20Ortodontik%20Anomalilere%20Giri%C5%9F%20ve%20Terminoloji.pdf

açık kapanış vakalarında ortodontik ve ortopedik tedavi
https://neu.edu.tr/wp-content/uploads/2015/10/acik-kapanis-vakalarinda-ortodontik-ve-ortopedik-tedavi.pdf

iskeletsel sınıf ıı anomalilerde fonksiyonel tedavi
https://neu.edu.tr/wp-content/uploads/2015/10/iskeletsel-sinif-2-anomalilerde-fonksiyonel-tedavi.pdf

ortodontik anomalilerde etyoloji
https://cdn2.beun.edu.tr/dis//2017/03/tek/ortodontik-anomalilerde-etyoloji.pdf

dudak damak yarığı deformiteli hastaların ortodontik kayıtlarına ait demografik verilerinin incelenmesi
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/3510/Ece_%C3%87etin_TEZ.pdf

fetal iskelet sistemi anomalileri
https://turkradyolojiseminerleri.org/content/files/sayilar/15/buyuk/284-98.pdf

diffüz iskelet bozukluklarıyla seyreden göğüs duvarı deformiteleri
http://www.jcam.com.tr/files/KATD-296.pdf

iskelet displazileri
https://www.tmftp.org/files/sunumlar/4-kasim-2017/riza-madazli.pdf

prenatal dönemde ekstremite kısalığı saptanan fetüslerin tanısal dağılımı ve postnatal değerlendirmesi
http://openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/4933/Dr.%20Ay%C3%A7a%20Burcu%20KAHRAMAN.PDF

luca pacioli zamanında çin’de muhasebe
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/319969

geçmişten günümüze türkiye’deki muhsebe sistemleri
http://academicrepository.khas.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12469/3231/GE%C3%87M%C4%B0%C5%9ETEN%20G%C3%9CN%C3%9CM%C3%9CZE%20T%C3%9CRK%C4%B0YE%E2%80%99DEK%C4%B0%20MUHSEBE.pdf

insan, kendini tesadüfi bir dünyada yaşıyor olarak bulur; onun varlığı kötü bir şekilde ortaya konan bir kumar içerir. dünya bir risk sahnesidir, o, belirsizdir, değişkendir…
+
yaşam bir kumarı barındırır, çünkü yaşam değişkenlik eğilimli bir çevreyle etkileşime bağlıdır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/494111

hayat, şans ile riskin armonisi değil mi… önemli olan doğru değerlendirerek pozisyon almak. unutmayalım, güzel yaşa’m öngörebildiğimiz ölçüde mümkün.
https://www.guzelyasa.com.tr/wp-content/uploads/2020/12/guzelyasa-14.pdf

rönesans ütopyaları ve distopyalarda bilim anlayışına bakış
https://arastirmax.com/tr/system/files/dergiler/25774/makaleler/18/1/arastirmax-overview-understanding-science-renaissance-utopias-and-distopies.pdf

ideolojik silsileler içerisinde birey adeta ideolojilerle kaplı bir hapishanenin içerisine mahkum olmuştur. bu hapishanede birey özgür düşünme ve özgür hareket etme olanağından uzak olduğu için tarafsız düşünme yeteneğinden de hızla uzaklaşmaktadır.
+
eagleton’a göre ideoloji, baskıcı bir siyasi iktidarın ayakta durmasını sağlayan aldatıcı bir düzendir.
+
ideolojinin kendisinden başka hiçbir şey ideolojiyi değiştiremez ya da bir ideolojiden başka hiçbir şey bir ideoloji ile mücadele edemez.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/177764

althusser, ideoloji ve iletişimin dayanılmaz ağırlığı
http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423870633.pdf

ideolojinin temel/kökensel özelliği, onun insanın haklı olma/hükmetme ihtirasından doğmuş olmasıdır.
+
her ideoloji kutsal olanı aklileştirir, aklı kutsallaştırır.
http://www.bingol.edu.tr/documents/%C4%B0deoloji%20ve%20%C4%B0deolojik%20%20Ki%C5%9Filik%20Kriti%C4%9Fi%20G%C3%BCncel%20Hukuk%20i%C3%A7in%20K%C4%B1salt%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F%20Hali.pdf

penguenler neden üşümez?
ipek c. : çünkü penguenlerin içinde yağ tabakası vardır hiç üşümezler. kanatları vücutlarına yapıştırıp yürürler. böylece üşümezler.
duru g. : penguenlerin tüyleri olduğu için üşümezler.
ekin t. : penguenlerin içinde yağ tabakası olduğu için üşümezler.
alaz güney k. : çünkü kanatları vücutlarına doğru kapatırlar ve üşümezler.
tettarman h. : penguenlerin üstünde tüyleri var onun için üşümezler.
ece s. : penguenler tüyleri olunca hiç üşümüyorlar.
kaan b. : fırtına çıktığı zaman penguenler bir araya geliyorlar ve üşümüyorlar.
zeynep k. : penguenler çok tüyleri vardır ve üşümezler.
zeynep a. : penguenler yağ tabakası vardır onun için hiç üşümezler.
defne a. : penguenler soğuğu severler ve tüyleri vardır hiç üşümezler.
nehir g. : penguenler fırtına çıkarsa biri işaret eder hep bir araya gelirler böyle ısınırlar.
güz ç. : çünkü tüyleri olduğu için üşümezler.
ege e. : çünkü kanatları vücutlarına kapatırlar.
arif cem k. : penguenlerin kalın tüyleri vardır, tüyler onları sıcak tutar.
selin a. : penguenlerin tüyleri olduğu için üşümezler.
gülsu naz ş. : penguenlerin tüyleri onları üşütmez.
emre t. : penguenlerin tüyleri olduğu için üşümezler.
https://istekkemalataturkanaokulu20112012.files.wordpress.com/2012/01/4-a.pdf

penguenler neden üşümezler?
almina ö. : çok kalın tüyleri vardır.
deniz ö. : çok soğuk yerde yaşadıkları için üstünde kalın tüyler vardır.
derin i. : çünkü tüyleri sıcaktır.
ipek y. : çünkü penguenlerin çok sıcak tüyleri vardır.
ali a. : çünkü yağ tabakaları vardır.
defne ırmak y. : çünkü yağ tabakaları ve çok kalın tüyleri vardır. o yüzden üşümüyorlar.
halil deniz e. : çünkü çok yağ tabakalarını balık yiyerek alıyorlar. sonrada hiç üşümüyorlar.
naz ç. : çünkü toplanarak birbirlerine yapışırlar, o zaman hiç üşümüyorlar.
bahar i. : yağ tabakaları olduğu için üşümezler.
zelal zeynep i. : penguenler çok yapışınca üşümezler.
mertali n. : penguenlerin ayakları çok küçük oldukları için üşümezler.
hüseyin boran ç. : penguenlerin yağ tabakaları vardır.
azra a. : penguenlerin yumuşak ve kalın tüyleri vardır.
nazlı ö. : çünkü çok kalın tüyleri vardır.
yaz mira t. : çünkü onlar soğukta yaşarlar ve tüyleri en kalın canlılardır.
ayşenaz k. : çünkü onların çok kalın elleri vardır.
levent ege e. : tüyleri çok kalındır ve dünyada en kalın tüylülerdendir, o yüzden üşümezler.
tuana a. : çünkü tüyleri yumuşak ve kalındır.
https://istekkemalataturkanaokulu20112012.files.wordpress.com/2012/01/4-b.pdf

soğuk bölgelerde yaşayan hayvanlar neden üşümezler?
http://cankayacumhuriyetanaokulu.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/06/06/817374/dosyalar/2021_01/03164800_3_yaYokuloncesi_6.hafta.pdf

çocuk herhangi ölüm haberiyle karşılaşmadan (herhangi yakınını kaybetmeden) önce ölüm kavramı çocuklara ölen bir bitki, komşunun ölen bir kuşu, ölen bir balık, ölen bir yaprak vb. aracılığı ile tarif edilmelidir.
bu tarif şu şekilde yapılabilir. artık o burada değil ve hiçbir zaman onu göremeyeceğiz. canlılar doğarlar, büyürler belli bir süre yaşadıktan sonra da ölürler. ölünce farklı bir safaya-aşamayabaşka bir noktaya geçerler. bu ölümün içerisinde de artık onlar yemek yemezler, üşümezler, onları bir daha göremeyiz..
http://gebzevhbanaokulu.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/41/02/973025/dosyalar/2020_11/10130027_COCUKLARA_OLUM_KAVRAMI_NASIL_ANLATILIR.pdf

iglolarda insanlar nasıl yaşar, üşümezler mi?
https://kare.mam.tubitak.gov.tr/sites/images/kare_mam/antarktikayi_taniyalim.pdf

penguenler neden üşümez?
iki bardak su hazırlıyoruz. küçük bir pamuk alıyoruz ve pamuğumuzu penguen olarak düşünüyoruz. ilk bardağa pamuğumuzu koyuyoruz ve battığını görüyoruz. diğer pamuk parçamızı sıvı yağına buluyoruz ve sonra diğer su bardağına koyuyoruz. yağ ile temas eden pamuğun batmadığını görüyoruz. penguenleri de derilerinin altındaki yağ katmanları korur ve suda batmazlar ve üşümezler.
http://kubraparkanaokulu.com/wp-content/uploads/2019/02/4-YA%C5%9E-OCAK-AYI-E%C4%9E%C4%B0T%C4%B0M-B%C3%9CLTEN%C4%B0.pdf

tüm çocuklar sever karı
üşümezler, hissetmezler soğuğu
sevmeyen yoktur karı
ahh, keşke kar yağsa
https://dosya.diyanet.gov.tr/DYYSDosya/Dergiler/Cocuk/2019/cocuk_aralik_2019.pdf

sığırların işkembeleri kalorifer kazanı gibidir. sığırlar işkembeleri çalıştığı sürece üşümezler. yem, kalorifer kazanına giren yakıt gibi danayı ısıtır. ayrıca; dananın üzerinde kalın bir kürk vardır. üşüyeceğini düşünerek kapalı ahırlarda hayvanları zararlı gazlara maruz bırakmak besicilikte yapılan en hatalı iştir.
https://atafenblog.com/wp-content/uploads/2018/09/kisaylarindabesicilik-12122014.pdf

esnaf ve sanatkârlar, üşümezler. üşüseler de, müşterilerine belli etmezler.
http://tesk.org.tr/resimler/vitrin/213.pdf

bazen kişiler, çok mutlu oldukları zaman acıkmazlar, susamazlar, üşümezler çünkü bu kişiler o anda sevgiyle beslenirler.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/28834/3358.pdf

vatansever, cesur ve çalışkan olan komutanlar, askerlik ilim ve sanatının ayrıntıları ile uğraşmayı küçümsüyorlar ve ‘asker acıkmaz, asker yorulmaz, asker üşümez’ gibi bir felsefeyi benimsiyorlardı. tabiat kanununa karşı olan bu felsefenin benimsenmesi askerin eğitimi, yiyeceği, giyimi, sağlık durumu ile ilgili gerekli tedbirlerin alınmasını engelliyordu.
https://tde.sakarya.edu.tr/sites/tde.sakarya.edu.tr/file/savas_ve_edebiyat_2.cilt_e_kitap_sempozyum_bildiriler_kitabi___.compressed_.pdf

üniforma, bir yandan insanın kişiliğini ortadan kaldırıyordu ama öte yandan onu silahlı bir topluluğun güvenilir parçası haline getiriyordu. “asker üşümez, asker acıkmaz, asker yorulmaz” martavalına herkesin inanması da galiba bundandı.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/155530

sultan mehmed bir aralık, havuzda çırçıplak yüzen bizans dilberlerini gördü.
#AD?
-ördekler suda yüzmekten hoşlandıkları gibi, bunlar da havuzda yüzmekten ve biribirini kovalamaktan zevk alırlar. onları seyretmek de ayrı bir zevktir.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/GAZETE/aksam/aksam_1941/aksam_1941_subat_/aksam_1941_subat_23_.pdf

şehrin kaygısız camları ardındaki insanlar şiir kişisi gibi yalnız değillerdir ve üşümezler. bununla birlikte şiir kişisi yalnızlığını sevgilinin varlığında eritmek ister, hayatın soğuk, acılı yanları onlara işlemez, “her köşe başında öpüşüyorduk” ifadesi bu birlikteliğin sıcaklığını kanıtlar.
https://www.tedankara.k12.tr/templates/gk_university/yayinlarimiz/kalemizleri/sayi13.pdf

ellerim çatladı, bir gör nasıl çatladı.
hava soğuk, çok soğuk, buz gibi derler ya.
asker üşümez, üşümez ama hava soğuk.
tanklı yaşantım nonfigüratif
kargacık burgacık yazılarım inan ki,
şiirlerim bile üşüyor öylesine soğuk.
ben yine seni bekliyorum bu soğukta bile
ama gelmezsin işte, boşuna bekleyişim.
http://tbbyayinlari.barobirlik.org.tr/TBBBooks/609.pdf

yüzde yüz sağlıklı olmalısınız. sağlıklı olmalısınız ve sağlıklı olduğunuzu bilmelisiniz. o yuncular sahnede hapşırmazlar, zatürreeye yakalanmazlar, üşümezler, kaşınmazlar, ayakları sızlamaz, bel ağnsı çekmezler. kısacası onlara hiçbir şey olmaz.
http://esgici.net/022_005/Stella%20Adler%20%20Aktorluk%20Sanati.pdf

lambada titreyen alev üşür de güneş üşümez mi? zaten güneş üşüdüğü içindir sonbahar ve hazan..
+
ve sonbahar bir gurbettir.. tabiatın boğazının düğümlenmesidir. susmasıdır toprak ananın. üşümesidir gök kubbenin ve güneşin. donmasıdır dağların.. lambada titreyen alev üşür de güneş üşümez mi? zaten güneş üşüdüğü içindir sonbahar ve hazan..
+
ama sonbahar beton kadar soğuk değildir, ağaçlar demir direkler kadar üşümezler.. her ne kadar beton evler duygusuzlaştırsa da bizi, demir direklere kuşlar konmasa da dağlara bakan gözlerimiz, ağaçların ağıtına eşlik eden gözyaşlarımız yüreğimizin sesini duymamıza engel değil..
http://mado.com.tr/dondurmado_dergi03.pdf

malzemeler: margarin, lateks eldven, buzlu su içeren bir kap elinizi içi buzlu dolu kaba sokunuz. birkaç saniye bekleyiniz. elleriniz üşüdü değil mi? daha sonra elinize eldiven takıp margarini elinize iyice yayınız. tekrar elinizi buzlu suya sokunuz. şimdi eliniz üşümedi. sonrasında da kutuptaki hayvanlarda bulunan yağ tabakası sayesinde tıpkı buna benzer şekilde üşümedikleri hakkında sohbet ediniz.
https://orgm.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2020_05/06002206_ETKYNLYK_6_mayYs.pdf

koronavirüs sırasında londra’nın merkezindeki wembley’de cami, mescit başkanı tarafından kapatıldığından, müslümanlar yolda dua ediyor. şunların kibrine bakın! ve bazı batılı feminist, ateist ve islamcılar bu davranıştan nefret ettiğimizden bizi islamofobiyle damgalıyorlar!
https://diam.sakarya.edu.tr/sites/diam.sakarya.edu.tr/file/mayis_2020.pdf

koronavirüs inanç dünyamızı ve dinleri nasıl etkileyecek?
+
tartışmalar koronavirüs salgını sonrası dünyanın bildiğimiz dünya olmayacağını gösteriyor. siyaset bilimcileri, sosyologlar ve daha birçok bilim uzmanları “nasıl bir dünya bizi karşılayacak?” sorusuna cevap arıyor.
https://www.tasav.org/images/Covid/Hilmi_DEMR.pdf

koronavirüs ve mesih
+
bundan iki yüzyıl sonra roma imparatoru julianus (m.s. 332-363) antik roma dinini yeniden canlandırmak istediğinde, hristiyanlığı gittikçe büyüyen bir tehlike olarak gördü ve galatya bölgesinin pagan başkâhinine yazdığı mektubunda şunları söyledi:
ateizm [hristiyan inancını kastediyor] özellikle de yabancılara gösterdikleri sevgi dolu hizmetlerinden ve ölülerin defin işlerine gösterdikleri özenden ötürü son derece yayılmış durumda. bir tane bile yahudi dilenci yokken ve şu tanrısız celileliler [yani hristiyanlar] sadece kendi fakirlerine değil, bizimkilere de yardım ediyorlarken, bizim kendi insanlarımıza yardım etmiyor olmamız bir utançtır.
+
koronavirüsü tanrı’nın bir işi olarak görmekle hristiyanları risk alıp bu hastalığın yarattığı acıları dindirmeye çağırmak arasında bir tutarsızlık yoktur. tanrı düşüşte dünyayı günaha ve ıstıraba teslim ettiğinden beri, kendi halkına mahvolanları kurtarma görevini vermiştir, her ne kadar mahvolanların yargısını veren kişi kendisi olsa da.
https://static1.squarespace.com/static/5e257e6db3dbd6661a228dc7/t/5eb06054a628653343d27c76/1588617306844/coranavirus_ve_mesih_4+May%C4%B1s_AND.pdf.pdf

koronavirüs (covid-19) süreci bağlamında kötülük problemine “holistik bakış” ve “‘sözde problem’ yaklaşımı”
http://isamveri.org/pdfdrg/D03262/2020_4/2020_4_BAYINDIRA.pdf

sayıları 700 milyona ulaşan ateist ve agnostik kişiler dünyanın dördüncü büyük dini olarak tanımlanıyor. sayılarının giderek artıyor olması özellikle birleşik krallık’ta devlet politikaları açısından güncel bir sorun haline gelmiş bulunmakta.
https://www.hayatvakfi.org.tr/wp-content/uploads/2020/10/HSDergisi20-Kapak-

toplumsal cinsiyet bağlamında türk romanında kadın öğretmen kimliği: tanzimat ve cumhuriyet dönemi romanlarına karşılaştırmalı bir yaklaşım
+
ey nisvan-ı islam.. ey muhterem hemşirelerim! çünkü kadınlar erkeklerden keskin olan zekâları sayesinde iyi okurlarsa çok öğrenecekler. rabbimiz teala’nın verdiği ve peygamberimiz efendimiz hazretlerinin (…) buyurduğu imtiyazlara akılları da erecek..2 ticarete, sanata süluk ederek nafakalarını kazanacaklar. sonra erkeklerin başlarına indirmek istedikleri maddi ve manevi darbelere artık boyun eğmeyecekler!
+
cenâb-ı hallâk çocuk büyütüp terbiye etmek hassasını kadınlara vermiş olduğundan, çocuk, validesinin âguş-u şefkatinde iken, aldığı iptidaî ve esasî terbiyeden sonra, bir mektebe girmek mecburiyetinde bulunduğu vakit, o mektepte kendisini terbiye ve talim ve tedris edecek muallimin bile kadın olması terbiyenin teshil ve tesriine medar olur.
+
şemsettin sami bu sözlerinden de anlaşıldığı üzere çocuğun sekiz yaşına kadar olan eğitiminin annesi, sekiz yaşından itibaren ilk eğitiminin ise kadın öğretmenler tarafından verilmesini önermektedir. yazarın çocuğun ilk eğitiminin kadın öğretmenler tarafından verilmesini önermesi kadınların anne olmaları sıfatıyla ilişkilidir. kadın öğretmen aynı zamanda annelik sıfatını taşıdığı için annesinin kucağından henüz ayrılmış olan çocuğun dilinden anlayabilecektir. fakat çocuk, ilk eğitimini tamamlayıp çocukluktan çıktıktan sonra fen bilimleri ve benzeri ciddi ilimleri erkek öğretmenlerden almasını istemektedir.
+
bedia helvila’ya cinselliğini sergileyerek para kazanmak yerine öğretmenlik yapmasını önerir: “iyi ya! validen de okumak yazmak bilir. evinize o kadar erkekleri dolduracağınıza civarınızdaki komşularınızın çocuklarına okumak öğretmek için hanenizde ders de veremez miydiniz?”
+
hayır! anne hayır! daha kaç sene böyle hizmetçilik edeceksin? hem bir evin tekmil hizmeti hem de tahtaya, çamaşıra gitmek artık senin vücudunu harap etmekte olduğunu görüyorum. bir yandan da dikiş dikiyorsun. gayrı zaaf-ı basardan da gözlerini kırpıştırmaya başladın. bir iğne geçirinceye kadar nice dakikalar geçiriyorsun. bu yaşayışsenin vücudunu bitirdikçe benim de yüreğimi eritiyor. bu kadar hevesle çalışmama sebep olan bana gayret veren şeyin çoğu da seni bu hâlden kurtarmaktır. yoksa gidip gelmeye ayakkabı yetiştirmek, kitap parası, el işi masrafı, mektebe götürülecek yiyecek tedariki gibi şeyler bizim çalışmamıza en büyük mevanidendir. fakat görüyorum ki senin sağlam ve iri vücudun bile şu yolda çalışmaya dayanamıyor. ben bir an evvel diplomayı alsam da seni bu zahmetlerden kurtarsam diyorum.
+
ben, mektep hocası olduktan sonra, kendime bir kıyafet düşünmüştüm. fikrime göre bir hoca vazife başında başka kadınlar gibi giyinemezdi.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/155326

öğretmen algılarına göre kadın öğretmenlerin kariyer engellerinin incelenmesi
+
kadın öğretmenler enerjilerinin büyük bir kısmını ev ve aileye karşı olan sorumluluklarını yerine getirirken harcamaktadırlar. dolayısıyla da daha fazla sorumluluk ve zaman gerektirecek işlerden kaçınmaktadırlar.
+
kadın öğretmenler, toplumsal yapıdan kaynaklı çeşitli şekillerde kendini hissettiren kariyer engeli ile karşılaşmaktadırlar. tarihi bir süreçte oluşan bu engeller, çoğu kez dolaylı yollardan kendini göstermektedir.
+
türklerde kadınlar islamiyet öncesinde erkeklerle eşit oranda toplumsal hayatın içinde yer alırken, hükümdar olabilirken, törenlerde, toplantılarda, ayinlerde, savaş ve barış görüşmelerinde yer bulurken, nizamülmülk ile beraber akıl yönünden eksik olarak görülmüşlerdir. bundan sonra toplum, kadından sadece iyi bir eş ve anne olmasını beklemiştir. bu da, toplumun gelişme ve ilerlemesini engellemiştir.
+
okullarında kendilerine karşı var olan önyargılı davranış ve tutumların yarattığı engellerden dolayı, kadın öğretmenlerin kariyer yapma cesareti kırılmakta ve yükselmeleri engellenmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/16698

kadının toplumsallaşması ve fitne
http://isamveri.org/pdfdrg/D00064/1997_1-2-3/1997_1-2-3_AKTASC.pdf

öğretmen adaylarının toplumsal cinsiyet algılarına göre okul öncesi öğretmenliğine ilişkin görüşleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/732305

okullardaki iletişim ortamı ve örgütsel güven arasındaki ilişkinin incelenmesi
https://openaccess.izu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12436/1206/Engin_Kiylioglu.pdf

ilköğretim ve ortaöğretim öğretmenlerinin, denetmenlerin iletişim becerilerine ilişkin algı ve beklentileri
https://toad.halileksi.net/sites/default/files/pdf/mufettislerin-iletisim-becerileri-olcegi-toad.pdf

ortaokul öğretmenlerinin ergenlik dönemi öğrencilerine dair toplumsal cinsiyet algısı: istanbul örneği
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET001069.pdf

öğretmenlerin sağlık durumuna bir bakış: kesitsel bir çalışma
+
kadın öğretmenlerde üst solunum yolu hastalıkları (p<0,001), depresyon (p=0,39), huzursuz bacak sendromu (p=0,018) ve osteoporoz tanılarının (p=0.034) erkeklere göre daha fazla olduğu; sınıf öğretmenlerinin sağlıkla ilgili yakınmalarının branş öğretmenlerine göre daha fazla olduğu saptanmıştır. + öğretmenlerde en sık görülen ses kısıklığı yakınmasının kadınlarda anlamlı olarak daha fazla görüldüğü (p<0,001), ayrıca ses kısıklığı olanlarda farenjit, alerjik rinit, üsye, sinüzit gibi üst solunum yolu hastalıkları (hepsi için p<0,001) ve reflü (p=0,017) ile anlamlı ilişkisi saptanmıştır. http://turkishfamilyphysician.com/wp-content/uploads/2016/07/C6-S1-ogretmenin-saglik-durumuna-bakis.pdf

dinî gelenekte ötekileştirilen kadın
+
kadının evlilikteki rolünü bedenini erkeğin istifadesine sunma olarak algılama, evliliği sevgi ve saygıya dayalı manevi bir birliktelik olmaktan ziyade sahiplik anlayışıyla bir ticari anlaşmaya çevirir ki kadının bedeni bir meta durumuna indirgenir. erkeğin geçim sorumluluğu da bu metadan yararlanma karşılığına dönüşür. kadını erkeğin veya pazarın metaına indirgeme, farklı kimlik ve zihniyetlerin kadına bakışının yansımasıdır. kadını metalaştırma kadının bedeni üzerinden gerçekleştirilen bir tasarımdır.
+
nikahta ‘kadının mülkiyetine sahip olmak’, ‘kadın bedenini lezzet için erkeğe tahsis etmek’, ‘kadın bedenini erkeğin özel mülkiyetine ait kılmak’ tarzında kadından istifade ve kadının mülkiyeti vurgusu, bu istifadede erkeğin mutlak hak ve yetkisi, evliliği menfaat odaklı bir anlaşmanın da ötesinde köle-efendi ilişkisine çevirmek, erkeğe, kadının bedeni üzerinde tasarruf yetkisi tanımak ve kadını erkeğin metaı haline getirmektir.
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/3151/1/210158.pdf

egemen bir dini söylem tarzı olarak ataerkillik
+
allah erkeği fallustan ötürü kadına üstün kılmıştır(!).
ibnu’l-cevzi.
http://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/alintilar/521.pd

ithifallik tanrılar ve ifade ettikleri
+
çok tanrılı antikçağda hayatın her alanı tanrı ve tanrıçaların yönetimi ve gözetimi altında idi. tanrı ve tanrıçaların yeteneklerini veya özelliklerini gösteren sembolleri vardı. inanılan ibadet edilen ve çareler istenilen bu tanrı ve yarı tanrılar arasında açıkta penisi veya fallusu ile tasvir edilenler mevcuttu. bu çalışma çok tanrılı dönemde penis veya fallusları ile sembolize edilmiş mitolojik tanrı, yarı tanrı ve kahramanları ile ifade ettiklerini androlojik bakış açısı ile ortaya koymayı amaçlamıştır.
https://jag.journalagent.com/androloji/pdfs/AND_21_4_155_160.pdf

‘cennetten dört nehir’ rivayeti üzerine bir inceleme: (dinler) tarih-coğrafyanın rivayetlerin anlaşılmasına katkısı
+
genel olarak dinler, mesajlarını içeriklerinden dolayı kimi zaman sembolik-mitik bir dil kullanmışlardır. dolayısıyla din dilinin kurucu unsurları olarak bu tarz sembolik-mitik formlara diğer dinsel kültürlerde olduğu gibi, islam geleneğindeki rivayetler içinde de karşılaşılmaktadır. cennetteki dört nehir hakkında ele aldığımız rivayete ilişkin tüm kaynak incelememizden edinilen izlenime göre, bu rivayete ilişkin yorum sorunu, tamamen rivayetin son kısmı olan seyhan-ceyhan (seyhun-ceyhun) ile ilgilidir. seyhan-ceyhan (seyhun-ceyhun) o dönem arapları açısından herhangi bir kültürel ize sahip gözükmemektedir. sonuç olarak içinde mitik öğe barındıran rivayetlerin bu tarz bir (dinler) tarih-coğrafya ilişkisi çerçevesinde ele alınmasının, rivayetlerin anlaşılmasına muhtemel katkılarının, metni yerel ya da ortak (din) dili ve kültürel mirası ile bağlantısı çerçevesinde ele almaya imkân vermesi, dolayısıyla incelemeye derinlik kazandırması ve ona geniş bir açı vermesidir. ayrıca bu analiz yöntemi daha kapalı olan metinlerdeki anlam ihtimallerinin ortaya çıkarılmasına yardımcı olma potansiyelini taşımaktadır.
https://www.islamiarastirmalar.com/upload/pdf/b1f9a2a9614b49a.pdf

sokağa çıkmak intihar. ama evde kalsanız ne olur, mr.tyler, evde kalsanız ne olur. bitmek bilmez bir yok oluş.
https://www.researchgate.net/profile/Hande_Tulum2/publication/339943239_21yuzyil_ev-konut_kavramina_itiraf_filmi_uzerinden_bakis/links/5e6e681c299bf12e23c9d5fd/21yuezyil-ev-konut-kavramina-itiraf-filmi-uezerinden-bakis.pdf

bir sara ile malûl, öylece kalakaldım
bir lânetle başbaşa’. biz les poètes maudits!
kaç kuşuz biz? simurg ya da otuz
tükenmeyiz kırmak ile. muhyî mi dedi?
kalabalık bir yalnızlıkta bile yokuz…
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1005946

ilkokullarda öğretmen-yönetici çatışmaları ve çözüm yöntemleri
+
simirna öğretmen yöneticiler ve öğretmenler arasında yaşanan iletişim sorununu ifade ederken şunları söylemiştir: “idareci iken müdür ve müdür yardımcılarının konuşmaları da öğretmenler hakkında felaketti. “sınıfa girdim bacak bacak üstüne atmıştı da, oturuyordu da, bunun yaptığı da öğretmenlik mi?” yöneticilerin konuşmaları da böyleydi. öğretmenlerin konuşmaları da; “gelip masaya oturuyorlar ne yapıyorlar ki, yaptıkları hiçbir şey yok kameradan bizi izliyorlar.” şeklindedir. biz öğretmenler bu şekilde konuşurken yöneticiler de onu konuşuyorlar.”
https://openaccess.iku.edu.tr/bitstream/handle/11413/4559/Derya%20Bilgir.pdf

show tv’de bir süredir haftada birkaç defa tekrar edilerek ulusal boyutta ve ‘’prime time’’ kuşağında yayınlanmakta olan ’ustura kemal’’ adlı dizi mütareke ve işgal yıllarını (1918- 1923) konu almaktadır. bu dizide ön plana çıkarılan bazı karakterler, türkiye’de türk vatandaşı olarak yaşayan rum toplumunu başından beri rahatsız etmektedir. dizide tüm ‘’fahişe, randevucu, vatan haini, düşman işbirlikçisi’’ gibi tiplemeler rum toplumuna mal edilmektedir. tarih boyunca sosyolog ve antropologların üzerinde anlaştıkları bir gerçek unutulmamalıdır : fahişelik, cinsel sapkınlıklar, hırsızlık, katillik gibi insan zafiyetleri insanoğlunun var olduğu her kültür ve toplumda olabilir. bu nedenle hiçbir ırk ve topluma mal edilemez.
http://www.rumvader.org/Assets/Upload/Images/file/Show%20TV.pdf

gazetelerde meme sağlığı ile ilgili haberlerin incelenmesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/198243

kılık değiştirmenin en makbul hâli: erkeksi kadın versus kadınsı erkek
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1022779

meme kanseri ve kendi kendine meme muayenesi’nin pullardaki tarihi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/643675

kuzey kıbrıs referandum sürecinde kadın kimliğinin ‘evetçi’ ve ‘hayırcı’ basında temsili
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/788679

bir savaş anlatısı olarak nefes: vatan sağolsun ve hegemonik erkekliğin krizi
https://cins.ankara.edu.tr/9_3.pdf

kız yetiştirme yurtlarının fahişe, erkek yetiştirme yurtlarının işe hırsız yuvası olduğunu söylemek ya da bu anlama gelecek beyanlarda bulunmak bile tek başına araştırılması gereken çok ciddi ve vahim bir iddiadır.
https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d18/c048/b004/tbmm180480040013.pdf

vücudunu satarak para kazanan fahişeler. nâzımdan çok daha temizdirler.
http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11498/7979/001505235006.pdf

mesken, ev dışında, istanbul surları harabelerinin içindeki inler, kovuklar; cami ve mescid avlularındaki ayak yolları; yakın geçmişde yangın yerlerindeki harâbeler; sahiblerinin para karşılığında göz yummaları ile bostanlar ve çiçek bağçeleri; kayıklar, sandallar; içine girilme imkânı bulunmuş sirkecideki boş yük vagonlan; duvarsız ve bekcisiz mezarlıklar çeşidli fuhşun icrâ edildikleri yerler olmuşdur.
https://bluesyemre.files.wordpress.com/2020/05/istanbul-ansiklopedisi-11-fc4b1rc4b1ncc4b1-gc3b6kc3a7c4b1nar.pdf

swinton’ın kariyeri boyunca pek çok yazı yazdı ama ismini hafızalara kazıyan, yazdıklarından çok 1883’te bir gazeteciler yemeğinde yapmış olduğu bir konuşma oldu. bu konuşmada, gazetecilik mesleğinin gerçek yüzünü -kabul gören bakış açısına göre vicdan muhasebesi yaptığından, olası bir başka bakış açısına göre çıkarmayı planladığı yeni gazetesini diğerlerinden farklıymış gibi göstermek amacıyla- ifşa etti. şöyle dedi:
“dünya tarihinin şu anına dek ‘özgür, bağımsız basın’ diye bir şey olmamıştır. bunu siz de biliyorsunuz, ben de. hiçbiriniz düşündüklerinizi olduğu gibi yazmaya cesaret edemezsiniz. bunu yapmaya kalktığınızda yazdıklarınızın önceden basılmayacağını bilirsiniz çünkü. çalıştığım gazete bana düşüncelerimi özgürce yazmam için değil, tersine yazmamam için haftalık bir ücret ödüyor. içinizde benzer biçimde benzer ücret alan başkaları da vardır. düşüncelerini açıkça yazacak kadar aptal olan herhangi biri, sokakta başka bir iş arıyor olacaktır. gazetecilerin işi; gerçeği yok etmek, düpedüz yalan söylemek, saptırmak, kötülemek, servet sahiplerine dalkavukluk etmek, kendi gündelik ekmeği uğruna yurdunu ve soyunu satmaktır. bunu siz de biliyorsunuz, ben de. öyleyse şimdi burada ‘bağımsız, özgür basının şerefine’ kadeh kaldırmak saçmalığı da nereden çıktı? bizler, sahne arkasındaki zengin adamların oyuncakları, kullarıyız. bizler, ipleri çekilince zıplayan oyuncak kuklalarız. yeteneklerimiz, olanaklarımız ve yaşamlarımız, hepsi başkalarının malı. bizler entelektüel fahişeleriz.”
https://www.kartal.bel.tr/tr/hizmetler/ke_dergisi_1sayi_ekitap.pdf

zafer, belki de harp denilen fahişenin vaat ettiği öpücüktü.
https://www.apikam.org.tr/YuklenenDosyalar/Dokumanlar/48629643-9a99-4bc3-8bf3-39414d5f1a1dKuva-y%C4%B1%20Milliye’nin%2090.y%C4%B1l%C4%B1nda%20%C4%B0zmir%20ve%20Bat%C4%B1%20Anadolu-1.cilt.pdf

ey kavmim, sen ki peygamberlerini bile dinlemedin, beni hiç dinlemezsin. korkarsın kendinden olmayan herkesten. ve sen kendinden bile korkarsın. hazreti ibrahim olsan sana gönderilen kurbanı sen pazarda satarsın. hazreti isa’yı gözünün önünde çarmıha gerseler sen başka şeylere ağlarsın. gündüzleri maria magdelena’yı fahişe diye taşlar, geceleri koynuna girmeye çalışırsın.
https://www.mehmetcik.org.tr/site/assets/files/1368/mehmetcik-vakfi-dergisi-sayi-31.pdf

latincede sokak kadınına meretrix denirdi. öte yandan togata adı da atfedilirdi fakat bu sadece roma’da yaşayan hayat kadınları için geçerliydi. fahişelik yapan bu kadınlar dans eder, şarkı söyler ve gitar çalmayı bilirlerdi. bazıları şiir ve edebiyattan anlarlardı. ve en önemli baştan çıkarma sanatları, ovidius’un aşk sanatı (ars amatoria) adlı kitabında bahsettiği gibi, saç ve makyajlarıydı. mücevherler, akik taşı, değişik saç modelleri, saç boyaları, peruklar, diş macunu, kaş ve kirpik boyaları, omuzları kaldırmak için yastıklar, gerdan düzeltme işlemleri… işte bu kadınlar güzelliklerini bu ve bunun gibi bir çok ayrıntıya borçluydular. sokak kadınlarının roma’da özel giysileri vardı. bu da onların soylu kadınlarla veya patronları ile karışmalarını engelliyordu. stola veya palla giyemezlerdi. bazen uzun, kimi zaman da işlerini yaparken kısa tunica giyerlerdi. tercih ettikleri kumaş oldukça inceydi. horatius kıyafetlerinin nerdeyse çıplak sayılabilecek kadar transparan olduğundan bahseder. dışarı çıkarken erkekler gibi soluk renkli bir togaya sarınırlardı. toga her ne kadar statüsü düşmüş matronanın kullandığı bir giysi olsa da fahişelere togata adının verilmiş olması genel olarak sokak kadınları tarafından kullanıldığını düşündürmektedir. saçlarına genç kızların ve evli kadınların taktıkları çemberlerden takamazlardı ama bu kadınlar yine de kendi hüzünlü giysilerine bile değişik bir hava, çekicilik katmakta ustaydılar. elbiseleri kısa olduğu için ayak bileklerine altın halkalar takarlardı. bu farklı giyim zamanla kalktı. hatta öyle ki ms ıı. asırda tertullianus, fahişelerle şerefli kadınların ayırt edilemediğinden şikayet eder
http://cdn.istanbul.edu.tr/FileHandler2.ashx?f=tabula_02_issuu.pdf

osmanlı-türk romanında kadın tipleri
http://isamveri.org/pdfsbv/D00142/2002_11/2002_11_UGURCANS.pdf

saraçoğlu, türkiye’deki gayrimüslimleri ekonomik ve toplumsal hayattan silme operasyonu olan varlık vergisi’nin mimarlarından biridir. sait çetinoğlu’nun deyimiyle, bu icraat pratikte tam bir nazi yöntemidir ve uygulamada nazilerin deneylerinden yararlanılmıştır. bir yemek daveti sırasında saraçoğlu’nun inönü ve diğer davetlilere söyledikleri, verginin altındaki zihniyeti göstermesi açısından değerlidir: “yahudilere öylesine ağır bir vergi tahakkuk ettireceğim ki yaşayabilmeleri için eşlerini fahişe olarak ikram edeceklerdir”.
http://zanenstitu.org/uploads/dosyalar/Kitaplar/Toplum%20ve%20Kuram/TKD-6-7.pdf

19. yüzyıl cep romanlarının beden-zihin denetimi ve romantik ilişkilenme biçimleri açısından modernleşmedeki yeri
http://repository.bilkent.edu.tr/bitstream/handle/11693/52434/10293066.pdf

fahişe yüzyıl, üç nesli emzirdin
çoktan şiirden nesre göçtü adamlar
elinden hiç değilse oğlumu kaçırdım
sütübozuk yüzyıl, saat onikide donunu çıkar donan
göndere çek, rüzgarlar bütün gece kussun
geride boğulan bir ahmet erhan kalsın
https://www.yyu.edu.tr/images/files/32__sayi.pdf

alegorinin mimarı olarak bakış, ses ve sinematografi: “malena” örneği
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1593431098.pdf

din hizmetlerine erişimde toplumsal cinsiyet eşitliği
http://www.ceidizleme.org/medya/dosya/99.pdf

sinemanın küresel yolculuğu
https://globalmediajournaltr.yeditepe.edu.tr/sites/default/files/%C3%96zge%20ERBEK%20KARA.pdf

bakım sürecinde zorlandığımız alan lgbti’ye yönelik bir gözden geçirme
https://jag.journalagent.com/phd/pdfs/PHD-97659-REVIEW-BEYCAN_EKITLI.pdf

adaletin “lgbt” hâli
https://kaosgldernegi.org/images/library/2009adaletin-lgbt-hali.pdf

lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüellerin sosyal dışlanma deneyimleri
http://acikerisim.baskent.edu.tr/bitstream/handle/11727/2762/10165140.pdf

eşcinselliğe kuşaklararası yaklaşım farklılıkları: trabzon örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/877671

lgbtq haklarının korunmasında anayasa yargısı ve stratejik insan hakları davaları: türkiye örneği
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2020-148-1911

lgbti sağlık sorunları hekim hasta ilişkileri
http://www.phd.org.tr/19kongresunum/seven_kaptan.pdf

sosyal dışlanma karşısında eşcinsel kimliğin kurulumu
https://dosya.kmu.edu.tr/sbe/userfiles/file/tezler/sosyoloji/leylay%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m.pdf

farklı cinsel yönelime sahip bireylerin yaşam doyumu, stresle başa çıkma stratejileri ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin karşılaştırılması
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/31747/Tez.pdf

biyoetikte savunmasızlık kavramının analizi ve lgbt (lezbiyen, gey, biseksüel, transeksüel) bireyler için uygunluğunun değerlendirilmesi
http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11493/2316/576065.pdf

klinik hemşirelerinin lgbti bireylere yönelik, tutum, duygu, davranış ve mitleri
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/8478/sinemocalan_30.07.2019..pdf

cinsel yönelimin bağlanma stilleri, cinsel doyum ve psikopatoloji yönünden değerlendirilmesi
https://acikerisim.isikun.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11729/1222/BURAK%20OKC%C4%B0.pdf

heteroseksizm ve ötekileştirme eleştirisi
http://www.libertedownload.com/LD/arsiv/71/05-f.seda-kundakci-heteroseksizm-ve-otekilestirme-elestirisi.pdf

karşılaştırmalı queer okumalar: kulin, mungan ve toptaş metinlerinde queer potansiyeller
http://repository.bilkent.edu.tr/bitstream/handle/11693/33507/10157038.pdf

toplumsal cinsiyet ve queer teori
https://avys.omu.edu.tr/storage/app/public/ozenkulakac/129052/Queer%20teori.pdf

bir queer okuma: sosyal dışlanma ve açılma bağlamında eşcinselliğin tiyatromuzda temsili
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/751482

yeni queer sinema: öncesi ve sonrası
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/937640

queer teorinin izinde avrupalı bir türk: ferzan özpetek ve sineması
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/10988/493051.pdf

sinemada queer göçmen temsilleri
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/23/1817/19190.pdf

queer kurama katkıları bağlamında judith butler düşüncesi
http://www.ethosfelsefe.com/ethosdiyaloglar/mydocs/Erdnc-Queer-22.pdf

yetiştirme yurtlarında ve sevgi evlerinde yaşayan farklı fiziksel aktivite düzeylerine sahip çocukların bazı psikolojik parametrelerinin incelenmesi (amasya-çorum örneği)
http://earsiv.hitit.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11491/419/Emrahcerit.pdf

faşist ideolojinin materyalist örüntüleri: sınıf, sermaye ve savaş
https://www.academia.edu/35905004/Fa%C5%9Fist_%C4%B0deolojinin_Materyalist_%C3%96r%C3%BCnt%C3%BCleri_S%C4%B1n%C4%B1f_Sermaye_ve_Sava%C5%9F

doğanın diyalektiği nedir? friedrich engels’in diyalektik tanımı üzerine bazı düşünceler
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/804059

felsefede ve fizyolojide camera obscura
19. yüzyıl alman düşünce dünyasına dair bir inceleme
+
feuerbach’ın özel olarak müller’in erken dönem çalışmalarıyla değil, genel olarak fizyolojiyle alıp veremediği, daha doğrusu ‘çattığı’ yöntemsel unsurlar da vardı. burada feuerbach’ın tıp bilimine ve anatomiye kendince nedenlerden ötürü ‘çattığını’ söylemek, yerinde bir karikatürleştirme olacaktır; bunun bir dizi nedeni var. feuerbach’ın kesin hükmüne göre somut nesne somut gerçeklik içinde ele alınmalıdır. bunu, der feuerbach, tıp bilimi yapamaz; çünkü, diye devam eder, tıp bilimi canlıları sadece ölü olduklarında inceleyebilir: canlıları canlıyken inceleyemez. buna karşın feuerbach’ın antropolojisi, tez budur, verili olanı fenomenolojik ve durumsal olarak bir bütün halinde ortaya koyma becerisine sahiptir. buradan hareketle feuerbach fizyolojiye bir bakış daha atar ve onu acizlikle damgalar. ona göre fizyoloji ayakları havada, baş aşağı durmaktadır:
fizyoloji bir “ters durma” hali (verkehrtheit) içindedir: “fiziksel bir araç olarak insan gözünü sadece ölümden sonra tanıyabilirsin; ama gözün sinirsel faaliyeti, görme – bir yaşam faaliyetidir. bunu bu şekliyle, en azından dolayımsız olarak, ne kadar az fizyolojinin nesnesi” yaparsan o kadar iyi tanıyabilirsin. “fizyolog, yaşamı kendi araştırma ve gözlemlerinin nesnesi haline getirebilmek için şiddet uygular; ama nasıl bir tersliktir ki bu [verkehrtheit], yaşamın özüyle mutlak surette çelişmek, evet, düşmanca bir şekilde bunun özünü incelemek, işkence aletleriyle hakikatin itiraflarını zorla açığa çıkarmak, bıçakla hayatın sırlarını çözmek istesin! her nesne, anlaşılmak için, şart koşar ki, kişi onunla dostluk kursun […]; ve sadece yaşam mı tek başına burada bir istisna yapmak zorunda? onun azılı düşmanı olan ölüm mü yine onun yegâne yorumlayıcısı ve açıklayıcısı olacak?”
romantik felsefe soslu tıp etiği kokan bu itirazlar üzerinden feuerbach fizyolojinin ters duruşuna ve bu tersliğin yine ters çevrilmesi ve sonuçta kendince doğru bir eksene oturtulmasını ister; keza bu istek, bunun tam olarak nasıl yapılabileceği daha yakından incelenmediği için, serzeniş olarak kalır. şu kadarını söyleyebiliriz ki, feuerbach’ın bu serzenişleri kimse tarafından ciddiye ve dikkate alınmadı – ne tıp doktorları ne de felsefeciler tarafından. ölü beden üzerinde yapılan fizyolojik-anatomik çalışma, tıp pratiği açısından hem geçmişte, hem de bugün kaçınılmaz. felsefî nedenlerden ötürü felsefî olmayan belirli bir pratiğe karşı çıkmak, haliyle, pratiğin teori karşısındaki öncelliğini sorgulatıyor. feuerbach’a göre teori “benim kafamın içine girmiş” olan şeydir. pratik ise “birçok kafanın tükürdüğüdür”.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/803972

diyalektik bağlamda mekamorfi ve anatomi
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/22824/D%C4%B0YALEKT%C4%B0K%20BA%C4%9ELAMDA%20MEKAMORF%C4%B0%20VE%20ANATOM%C4%B0yeni.pdf

çağdaş toplumlarda sınıfın dört yüzü: çalışma, mülkiyet, gündelik sosyal iletişim ve ideoloji
https://sbfdergi.ankara.edu.tr/dergi/erken_gorunum/1667—Cem-Ozkurt.pdf

(marksist kuram açısından) kapitalist düzende ücret ve kuramın görüşlerinin türkiye’deki asgari ücrete yansımaları
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2017-128-1633

orta sınıf üzerinden kitle hareketine: ulusötesi yönetsel ve ideolojik bir hareket olarak faşizmin iki yüzü
https://www.researchgate.net/publication/336156427_ORTA_SINIF_UZERINDEN_KITLE_HAREKETINE_ULUSOTESI_YONETSEL_VE_IDEOLOJIK_BIR_HAREKET_OLARAK_FASIZMIN_IKI_YUZU

modernite, hijyen ve bedenin teşhiri
+
sağlıksız, düzenli beslenemeyen, ağır çalışma ve yaşam koşulları ile çevrelenmiş modern insanın, sağlıklı yaşam koşullarına geçebilmesinin önünde iki yardımcı alan vardır. birincisi, yeni tedavi yöntemleri ile tıp, diğeri yeni yapı tipleri ile mimarlık.
+
içinde yaşadığımız makina tüberkülozla dolu eski bir kulübedir.
+
modern insan güneş, sıcaklık, temiz hava, temiz alanlar ihtiyacı içindedir.
+
sağlık ile ilgili gelişmeler, x-ray teknolojisinin doğuşu modern mimarlığın insan bedeni ile kurduğu analojik yaklaşımla tarihsel olarak paralellik gösterir. geniş yüzeylerde şeffaf cam kullanımı ve yapı iskeletinin dışarıdan okunması bedenin iskelet sisteminin x-ray altında okunurluğuna benzetilir.
+
1930-1950 yılları arasında türk mimarlığı’nın temsil kaynaklarından biri olan arkitekt dergilerinde de “sıhhi mesken”, “aydınlık, havadar ticarethaneler”, “tecdidi hava” kavramlarına vurgu yapıldığı görülür
+
zeki selâh’ın 1930 yılı arkitekt dergisinde ‘müşterek ikametgâhlar’ (1931) isimli makalesinde oturmakta bulunduğumuz şehirlerimizin “hiçbir ilmî, sıhhî, esas ve kaideye nazaran yapılmış olamadıklarından, birçok hastalıkların ve bilhassa veremin husule gelmesinde” sorumlu olduklarından yakınılır.
+
mimar behçet ve bedrettin, ‘mimarlıkta inkılâp’ (1933) yazısında bugünün mimarlığının görevinin “sıhhat, hayat ve istirahat ile beraber, iktisadi düşünmek” olduğunu belirtir.
+
toplum sağlığı hareketinin ilk çıktığı ülke olarak ingiltere’de ilk hijyen müzesi 1875 tarihli ‘parkes musuem’dır.
+
beden bir fizyolojik akış şemasına ya da mimari kat planına, bir tasarıma – grafik tasarımın, endüstriyel tasarımın ve tasarım estetiğinin profesyonelleştiği ve kurumsallaştığı ve modernitenin en modern yanı olarak kutsandığı bir dönemde dönüşmüştür.
+
colomina da tıp ve mimarlığın nesnesi ile kurduğu ilişki açısından benzerlik gösterdiğini belirtir. yüzyıllardır her ikisi de kesitler alarak detaylı iç görüntüler elde eder ve bu yolla nesnesini daha iyi algılamayı ve daha detaylı incelemeyi amaçlar. böylece, gözle görülemeyenin içini görme fırsatı yaratılır. iç, dış olmuştur. tıp bilimi ve onun bilgisinin ürettiği ters yüz edilmiş iç dünya, bedenin her hangi bir hastalık karşısında kontrol edilebilir olduğunun göstergesidir.
https://jag.journalagent.com/megaron/pdfs/MEGARON_11_4_502_514.pdf

dünya nüfusunun artması ve sanayileşme gibi nedenlerden dolayı yaşayacak alan sorunu, kaynak tüketimi, çevre sorunları gibi pek çok problem ortaya çıkmıştır. bu sorunların gittikçe artmasıyla dünyanın insanlar için artık yaşanmaz bir yer olacağı tahmin edilmektedir. dünyanın gelecekte yaşanamaz hale dönüşeceği düşüncesiyle birlikte dünya haricindeki diğer gezegenlerde yaşam arayışına girilmiştir.
+
dünyayı kirleten, hunharca tüketip yaşanmaz hale getiren insan, yaşayacak başka bir gezegen arayışına çoktan girmiştir. dünyanın yaşanmaz hale gelmesi durumunda yaşayacak yeni bir gezegen bulan insan, dünya’daki mutluluğu, doğal güzellikleri bu gezegende bulabilecek mi? böyle bir yaşam için dünya’yı kirletmeye değer mi?
+
pixar stüdyolarında yapılmış olan wall- e filmi 2009 yılında en iyi animasyon filmi oscar ödülünü almıştır, ayrıca bilim kurgu filmi olarak da değerlendirilmektedir. wall-e filmini seçmemizin nedeni filmin çevreci ve anti-tüketimci bir film olmasıdır. filmde tüketim çılgınlığına ve insanların yaşadığı doğal çevreye verdiği zararlara dair sert eleştiriler aktarılmıştır. filmde geçen olaylar günümüzden yaklaşık yedi yüz yıl sonrasına işaret eder. kurgu dikkate alındığında dünya yaşanmaz bir haldedir. insanlar bnl adlı bir mega şirkete ait uzay gemisi ile dünya’yı terk etmek zorunda kalmışlardır. filmde bir çöp presleme robotu olan wall-e’nin insanlardan geriye kalan atıkları istifleyerek yaptığı kocaman çöp kuleleri göze çarpmaktadır. wall-e dünyada yalnız kalmış bir böcekle yaşayan bir robottur. wall-e her zamanki gibi çöpleri preslemeye giderken üzerinden geçtiği “aşırı çöp dünyayı kapladı, dünya çapında acil durum ilan edildi.” yazan bir gazete parçası bize durumun ne derece kötü olduğunu kısaca özetlemektedir.
+
dünyayı hunharca tüketmiş yaşanmaz hale getiren insanoğlu yaptıkları sonucunda uzaya çekilmiş tüketim çılgınlığına devam etmektedir. yaşadıkları uzay gemisinin reklamı şu şekildedir: “etrafınızda fazla çöp mü var? uzayda hâlâ çok boşluk var. bnl uzay gemileri her gün seferde. siz yokken dünyayı temizleriz biz de. bnl filosunun baş tacı aksiyon 5 yıllık yolculuğunuzu yirmi dört saat servisle tam otomasyonlu mürettebatla geçirin. durmak bilmeyen eğlenceler, nezih yemekler ve uçan sandalyelerle büyük anneler bile eğlenceye katılabilir. yürümeye hiç gerek yok. aksiyon on yıldızlı, uzay gemilerinin yıldızı. sizler için bnl ile uzay sonsuz bir eğlence olacak.” bu reklam filmi bize dünyanın artık yaşanmaz bir alan olduğunu göstermektedir. uzaya çekilen ve uzay gemisinde yaşayan insanlar dünyada wall-e’nin bulmuş olduğu bitkinin peşine düşmüşlerdir ve dünyaya bir uzay aracı göndermişlerdir.
+
günümüz açısından bakıldığında uzayda tatil fikri kulağa çok hoş gelmektedir. şimdilik tatil planları kurulsa da, tüketip, yaşanmaz hale getirdiğimiz dünya’yı tıpkı wall-e filmindeki gibi terk edip gitme düşüncesi de yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır.
https://journals.indexcopernicus.com/api/file/viewByFileId/278915.pdf

endüstri devrimi’nin getirdiği gelişme ve değişimler buna bağlı olarak yaşanmaz hale gelen kent havası özellikle avrupa’da insanların kentlerden uzak, temiz havanın ve yeşilin bol olduğu kırsal alanlara yönelmelerine neden olmuştur. fransa’da kentin yaşanmaz havasına karşı anti-metropolitan grupların sesleri yükselmeye başlarken endüstri devrimi’nin beşiği ingiltere’de de durum farklı olmamış şehirlere yoğun göç nedeniyle, gecekondu bölgeleri (slums), işsizlik ve kent suçu yayılmaya başlamış, insanlar alternatif yaşam merkezleri arama çabalarına girmişleridir.
+
büyük şehrin artan nüfusu gittikçe kalabalıklaşan trafiği ile yaşanmaz hale gelerek kendi kendisinin sürdürülebilirliğine zarar verdiğini düşünen howard’a göre kentsel olanaklardan kentte yaşayanların büyük kısmı yararlanamamaktaydı.
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/0598cd5183a89f29b592b1abe7d6bcd4.pdf

üretme hırsının ve artan tüketimin sonucu olarak ekolojik sistem bozulmakta, dünya giderek biyolojik varlıklar için yaşanmaz hale gelmektedir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/887865

birleşmiş milletlerin raporlarına göre, 2050 yılında dünya nüfusu 10 milyarı aşacak ve bu durumda şehirlerde hayat yaşanmaz hale gelecek, içecek temiz su bulunmayacak, iletişim vasıtaları çalışamaz duruma düşecektir4 . abd’nin milli ilimler akademisi’nde yapılan bir araştırmaya göre ise, dünyadaki nüfus artışı bugünkü hızla artmaya devam ederse, 2075 yılında ulaşılacak olan nüfus sayısı 30 milyarı bulacaktır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/863913

giresun’da sel, beton lobisinin kentlerimizi yaşanmaz hale getiren anlayış ve uygulamalarını vurdu..!!
https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/9d5467006c6785e_ek.pdf?dergi=JEODERG%DD

türkiye kadınlar için giderek daha da yaşanmaz hale geldi.
http://johut.karabuk.edu.tr/Makaleler/1527739382_Elif%20Ceyda%20ALBAYRAK%20ve%20Didem%20DEN%c4%b0Z.pdf

uzay rahibi filofey “kendi özü dışında hiçbir şeyi umursamayan bilimin ‘karanlık koğuşu’ndan” bahseder. insanî özü ve doğal dengeyi umursamayan bilim, yaşamı yok etme noktasına her an gelebilir. gün uzar yüzyıl olur’daki atom denemeleri, çift tepkili roketler, nükleer atık ve artıklar, evrende yaşamın tek ümidi olan dünyayı çölleştirmekte, yaşanmaz hale getirmektedir. zira dünyada varlık tabakaları arasında herhangi birinin varlık alanı, tecavüzkâr bir şekilde ihlâl ve iğfal edildiğinde, bu hareket kısa bir zamanda silsilevî bir felâketler zinciri oluşturarak bütün bir kozmosu kaosa dönüştürebilmektedir.
http://bilig.yesevi.edu.tr/yonetim/icerik/makaleler/3481-published.pdf

herkes bağırıyor; “yolların hali ne olacak?” işte, “dünya yaşanmaz hale geliyor, trafikte sorunlar var”… bütün bunlar insanlığı zorluyor.
+
şimdi bilim adamları “trafikte insanları hizaya getiremedik bari araçları akıllı yapalım da onların hatalarını telafi edelim” diye uğraşıyor. kazaların %86’sı insan kusurundan kaynaklanıyor.
https://www.uab.gov.tr/uploads/pages/kutuphane/4c46eca73870407-5ea0428bce223.pdf

sağlık kurumlarında değişen paradigmalar ve iyileştiren hastane kavramının mimari tasarım açısından irdelenmesi
https://jag.journalagent.com/megaron/pdfs/MEGARON-97659-ARTICLE-SUNGUR_ERGENOGLU.pdf

çocuk hastanelerinin bekleme alanlarında iç mekan değerleri üzerine bir inceleme
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/7733/ekin%20su%20ar%C4%B1k%20tez.pdf

iyileştiren mimari tasarım bağlamında hasta bakım odalarının değerlendirilmesi
https://polen.itu.edu.tr/bitstream/11527/3379/1/11055.pdf

asklepieion’dan nosokomeion’a antikçağ’da tedavi kurumlarının gelişimi
http://www.naimkaragoz.dr.tr/images/dokumanlar/asklepiondan_03032015145116.pdf

mekanlarda erişilebilirlik, kullanılabilirlik ve yaşanabilirlik
http://www.mimarlarodasiankara.org/dosya/dosya36.pdf

hastanelerin tarihsel gelişimi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/616366

genel hastanelerde teknolojik gelişmelerin bina ihtiyaç programına etkilerinin araştırılması
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/4108/222901.pdf

insan – mekan etkileşimınde sağlık yapıları ve mekanın iyileştirici rolü
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/653538

sağlık yapıları
http://statik.wiki.com.tr/adanamimod/doc/3abf30c7-2884-4cb8-b5eb-b18d1a42f58f.pdf

hastanelerde ve sağlık merkezlerinde erişilebilirlik
http://acikerisim.ticaret.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11467/926/M00597.pdf

dünyada tüberkülozun tarihçesi
https://turkthoracj.org/content/files/sayilar/103/buyuk/pdf_Toraksder_263.pdf

hastanelerde mekânsal program değişiminin ulusal mimari proje yarışmaları üzerinden analizi
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/3618/476707.pdf

biyofilik tasarım ve iyileştiren mimarlık: sağlık yapıları üzerine bir değerlendirme
https://www.ejons.co.uk/Makaleler/1879145649_5.pdf

ocak hekimleri nasıl bir sağlık ocağı istiyor?
https://www.ttb.org.tr/sted/sted1204/ocak

antik dönemde felsefe ve sanat
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/37482/191400.pdf

yasalar ve gelenekler ışığında arkaik ve klasik dönem yunan ve cumhuriyet dönemi romalı kadınların aile hayatı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/428655

homeros ve felsefe tarihinde alegorik homeros yorumları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/317227

hellenizm öncesi yunan felsefesinde güzellik anlayışları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/30752

karl popper’de bilgi sorunu
http://acikerisim.ybu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/1537/414453.pdf

farklı özgürlük anlayışları çerçevesinde ifade özgürlüğünün temellendirilmesi ve sınırlandırılması
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/43433.pdf

platon’da bilgi-iktidar ilişkisi
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/2036/1/333908.pdf

cinsiyet temelli bir savaş: kadın cinayetlerinin medyada temsili üzerine bir değerlendirme
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/812220

toplumsal cinsiyet ve medya ilişkisi: yazılı basında kadına şiddet ve kadın cinayetleri haberleri üzerine bir analiz
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/611984

medya merkezli kahraman dönüşümü: alp/alperenden postmodern delikanlılığa
https://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=128&Sayfa=128

türk sinemasında anlatı-kurgu ilişkisi: 9 ve yazı-tura filmlerinin anlatı-kurgu ilişkisi açısından incelenmesi
https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/16139/187124.pdf

yazar olacak kişi otuz yaşına kadar okumalı, altmış yaşına kadar seyahat etmeli, altmıştan doksana kadar yazmalı.
+
idare memurları, idare yanlısı kişiler ve kilise zorbaları, yıllarca çuvaş köylüsünün kanını emip fazlasıyla zengin olurlarken halkı da gittikçe fakirliğe sürüklemişlerdir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-full-file/46610

masallarda toplumsal cinsiyetin işlenişi
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/28329/556.pdf

van folklorunda hastalıkların tedavisi ile ilgili anlatılan efsaneler
https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-file/28178

atasözlerinin salgın hastalık ve etkilerinden koruma işlevi: covıd-19 salgını ve türk atasözleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-full-file/56792

gabriel marcel’in somut felsefesi ve varoluşçuluktaki yeri
+
gabriel marcel’in somut felsefesinde rehber soru “ben kimim?” sorusudur. sadece bu sorunun peşinden gitmekle insan, modern düşüncedeki objektifleştirme temayülünden kurtulabilir ve “kendi vasıtasız deneyi” ne dönebilir. düşünce bu canlı deneyi ancak hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu müddetçe aydınlatacaktır. bu bağlamda marcel, düşüncede iki seviye belirtir: birinci ve ikinci düşünce. birinci düşünce tahlilcidir ve kendinden ayrılmayan “ben”e varoluşsal olarak yaklaşan deneyin bütünlüğünü bozma meylindedir. ikinci düşünce ise, birinci düşünce ile kaybedilen birliği yeniden kazandırmaya çalışır. dolayısıyla insanın kendi benliğinin derinlerine nüfuz edebilmesi ancak ikinci düşünce ile gerçekleşir. birinci refleksiyon, pratik, gayri şahsi, herhangi bir insan için ortaya çıkabilecek türden problemlerle ilgilenmek için gerekli olan düşüncedir. bu düşünüş, varlığı ve insanı nesnelleştirme eğilimi gösterir.
bu düşünce şekli, varlıkla bir tutulan bir zihni obje gibi anlaşılır. dolayısıyla birinci düşünce, benimle vücudum arasındaki bağı çözmeye meyleder ve vücudumla kendimi yaşayışımdaki orijinal birliği parçalar. bu düşüncenin önünde vücut bir anatomi ve fizyoloji konusu olarak genelleşmiş bir obje olur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/556567

insan vücuduna giriş, iskelet sistemi ve sinir sistemi
https://www.karahan.dr.tr/tr/files/download/p1bsa0hap1b976hrikg1mrv4of4.pdf

ammihatna ritüelinde hastalıklar ve tedavi yöntemleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/770896

hitit uygarlığında bitkilerin yeri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/643772

hitit tıbbının ana hatları
https://core.ac.uk/download/pdf/216409858.pdf

hitit metinlerinde geçen bazı çiçekler, otsu bitkiler ve kullanım alanları
http://www.sssjournal.com/Makaleler/1641624956_8_4-28.ID1101%20%c3%9cnar_6260-6266.pdf

hitit krallığı’nda veba salgını ve etkileri (m.ö. ıı. binyılın ilk yarısı)
https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/7151/10274725.pdf

karaciger falı (hep atoskopi)
https://jag.journalagent.com/terh/pdfs/TERH_1_1_47_49.pdf

iskelet ve kasların yapı ve işlevleri
http://ostimmem.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/06/25/123323/dosyalar/2020_11/04170704_Anatomi_Fizyoloji_Iskelet_Kaslarin_Yapi_Islevleri_1.pdf

omurga ve sanat
https://www.ulakbilge.com/makale/pdf/1505560206.pdf

eflatun (plato); eski yunan’daki attica tepesinin ormandan yoksun bırakıldığını ve ardından üretken su sistemlerini ve toprak örtüsünü kaybettiğini yazmıştı. hatta bu duruma “hastalıktan mahvolmuş bir vücudun iskeleti” benzetmesini yapmıştı.
http://ofd.artvin.edu.tr/tr/download/article-file/25722

yozgat termallerinden serabral palsili çocuklara şifa: akuatik rehabilitasyon
+
yozgat ilinde termal turizm ve kas iskelet hastalıkları
http://turizmsempozyumu.bozok.edu.tr/dosya/bildiriler/2.cilt.pdf

meyve sistemi ve yapısal özellikleri
https://avys.omu.edu.tr/storage/app/public/huscelik/121513/MEYVE%20S%C4%B0STEM%C4%B0.pdf

asmanın morfolojik yapısı
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/112358/mod_resource/content/0/ASMANIN%20MORFOLOJ%C4%B0K%20YAPISI%204.pdf

yarı işlenmiş meyve ve sebzelerin muhafaza yöntemleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/448185

sağlık personelinin covid-19 korkusu ile tükenmişliği arasındaki ilişkide aşırı iş yükü ve algılanan sosyal desteğin etkisinin yapısal eşitlik modeliyle belirlenmesi
http://www.ekevakademi.org/Makaleler/288698056_12%20Emre%20YAKUT-Ozlem%20KURU-Yasin%20GUNGOR.pdf

covid-19 salgını sırasında sağlık çalışanlarında spielberger durumluk ve sürekli kaygı düzeyi: tepecik hastanesi örneği
https://jag.journalagent.com/terh/pdfs/TERH_30_60_1_9.pdf

acil birimlerde çalışan hemşirelerin triyaj konusundaki bilgi düzeylerinin ölçülmesi
+
araştırmada hemşirelerin büyük çoğunluğu öğrencilikte (%51,3) ve mezuniyet sonrasında (%72,1) triyaj ile ilgili eğitim almadığını ifade etmiştir. çalışmada hemşirelerin eğitim düzeyleri ile triyaj uygulaması yapma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0,05). hemşirelerin %72,7’sinin triyaj konusunda kendilerini yeterli bulmadıkları, %68,2’si triyaj uygulamanın acil bakım hemşiresinin görevleri arasında olduğunu düşündükleri belirlenmiştir. hemşirelerin çalıştıkları acil servisin fiziki koşullarının, personelin triyaj konusundaki yeteneğinin ve alanında uzman hekim ve hemşirenin olmamasının triyaj uygulaması üzerine etkili olduğu saptanmıştır (p<0,05). + araştırmada acil birimlerde çalışan hemşirelerin çoğunluğunun triyaj konusunda eğitim almadıkları, triyaj konusunda kendilerini yeterli bulmadıkları ve hizmet içi eğitim programlarına triyajın eklenmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. http://cms.galenos.com.tr/Uploads/Article_16439/%C3%87AY-4-3.pdf

triyaj uygulamalarında hemşirelerin rolleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/223811

hastane öncesi alan triyajında etik yaklaşımlar
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1035241

gençleştirme budaması yapılırken dikkat edilecek ilk husus kalın dal kesmemektir. 4-5 santimetre çapından daha kalın dal kesilmez. pratik olarak baş ve işaret parmağı birleştirildiğinde oluşan daireden daha kalın olan dalların kesilmemesi gerekir. bu şekilde kesim yapıldığında ağacın iskeleti ortaya çıkar.
http://megep.meb.gov.tr/mte_program_modul/moduller/Turun%C3%A7gil%20Meyveler.pdf

güzel sanatlar liselerinde çalgı eğitimi alan öğrencilerde karşılaşılan fizyolojik rahatsızlıklar
http://earsiv.odu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11489/1158/1/10281531.pdf

telli, vurmalı ve yaylı enstrüman kullanan müzisyenlerde palmar deri rezistansının el becerisi ve ince motor kavrama üzerine etkisinin araştırılması
https://core.ac.uk/download/pdf/287916288.pdf

türk kadınlarında farklı iskelet bölgelerinde kemik mineral dansitometresi
http://abakus.inonu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11616/4144/Makale.pdf

kuzey kıbrıs türk cumhuriyeti’ndeki çiftçilerde kas iskelet sistemi problemleri ve etkileyen faktörlerin incelenmesi
http://i-rep.emu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11129/4821/gilanl%C4%B1o%C4%9Fluesra.pdf

sıçan tip 2 diyabet modelinde farklı egzersiz tiplerinin metabolik parametreler, inflamatuar belirleyiciler ve kasın histolojik yapısı üzerine etkisi
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/6474/10214688.pdf

giresun ili doğankent ilçesinde yetişen vaccinium türlerinin pomolojik ve morfolojik özellikleri üzerine araştırmalar
http://earsiv.odu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11489/623/1/10139854.pdf

tokat/niksar yakınçağ iskeletlerinin antropolojik analizi
https://acikerisim.cumhuriyet.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12418/12328/TOLGA%20K%C3%96RO%C4%9ELU%2010133964%20ANTROPOLOJ%C4%B0.pdf

bilim (adamı) “değer yargılarından arınmış” olmalıdır ve “ne zaman işe kişisel değer yargısını karıştırmışsa, gerçekleri tam anlama olanağını yitirmiştir.
+
neyin geçerli olduğu, hukuk doktrininin yerleşmiş kurallarına göre belirlenir. bu kurallar ise, kısmen mantıken zorunlu kısmen de teamüllere dayanan şemalara bağlıdır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/629439

fatma aliye hanım’ın felsefî görüşleri
http://acikerisim.ybu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/2122/584256.pdf

evcil hayvanları ev içinde bizimle birlikte tutarız, onlar bizimle birlikte ‘yaşarlar’. ancak biz onlarla birlikte yaşamayız.
+
bizimle beslenir –ama yine de biz gerçekten ‘beslenmeyiz’. o, bizimle birlikte yer –ama yine de, o gerçekten ‘yemez’.
http://tabularasafelsefe.com/wp-content/uploads/2020/01/Say%C4%B1-29-Aral%C4%B1k-2018.pdf

nicolai hartmann’da estetik değer
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/184109

epikuros’ta ataraxia kavramı ve pierre gassendi’nin
felsefesine yansımaları
https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/bd894ded7ebf967023e1c8101d9b1409.pdf

mikrobiyolojinin tarihçesi ve gelişimi
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/97474/mod_resource/content/0/1.hafta_Mikrobiyoloji_Tarih%C3%A7esi_Geli%C5%9Fimi.pdf

öyle işkence yöntemleri var ki hekime gittiğiniz zaman dış görünüşünde hiçbir şey yok, ama kafana poşet geçirip seni boğma işkencesi uyguladığı zaman kızarıyorsun, morarıyorsun. bu işkence. ama adli hekime, günlük kontrole gittiğin zaman bu gözükmüyor. bazen erkeklere uygulanan copla tecavüz işkencesi… hiçbiri hekimle konuşmuyor. normalde hekimin istanbul protokolü’ne göre muayene yapması lazım. bu yapılmıyor. adli tıp’ta muayene yapmakla görevli hekimlerinin tamamının istanbul protokolü’ne göre muayene yapması lazım, isteğine göre değil. istanbul protokolü’ndeki kurallar bellidir ve seni muayene etmesi lazım ama ancak sen şikâyetçi olursan bakıyor. öyle olunca da işkence belirlenemiyor.
http://fes-tuerkei.org/media/2019/disa2019_baris_mekanlari_tur.pdf

“kürt sorunu”nda politik psikolojinin önemi
http://sam.baskent.edu.tr/makaleler/kurt_sorununda_politik_psikoloji.pdf

anadolu’nun kuzeyinde yaşayan pontus kralı mithridates (m.s. 132 – 163), roma ile yaptığı başarısız bir savaş ve kendi askerlerinin ayaklanmasını takiben, intihar etmek amacı ile, zehirli otları ördek kanı ile karıştırarak, sabahları aç karnına içmeye başlamıştır. ölmeyince daha fazla miktarda içmiş, yine ölmeyince, para ile adam tutarak kendisini bıçakla öldürtmek zorunda kalmıştır. böylece farkında olmadan bizlere, ilk yazılı bağışıklık bilgisini bırakmıştır.
https://drmurataydin.com/endodontik-immunoloji.pdf

nöropsikiyatrik hastalıklar toplamda yüzde 27,8 ile birinci sırada, kas ve iskelet sistemi hastalıkları yüzde 9,9 ile ikinci sırada ve istemsiz yaralanmalar yüzde 9,3 ile üçüncü sırada yer almaktadır.
+
kadınlarda ise kas ve iskelet sistemi hastalıkları ve beslenme yetersizlikleri ikinci sıradadır.
https://sbu.saglik.gov.tr/Ekutuphane/kitaplar/kas%20ve%20iskelet%20.pdf

vaginal agenezi 4,000 ila 10,000 doğumda bir görülen ve kişinin sosyal hayatını derinden etkileyen tedavisi zor bir durumdur.
+
bu dönemde seksüel organlardaki anomaliler derin kişilik problemlerine, vücut imajının bozukluğuna ve hamile kalamamaya bağlı düşük özgüvene yolaçabilir.
+
genetik kayıp olduğunda vajen gelişimi tam olmayacaktır
+
vaginanın proksimal üçte birinin daralma oranları yüksektir.
+
türkiye’deki bekar genç kadınlar tabular nedeniyle uzun süre dilatasyon uygulamak istemeyebilir.
http://www.istanbulsaglik.gov.tr/w/tez/pdf/kadin_hast/dr_onur_parlak.pdf

mülleryan kanal anomalileri
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/933416

derrida ve laiklik
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/219956

dostlarım, gerçek dost yoktur
+
sevgi‚ ’sorunsuz’ bir kavram değildir.
+
dostluk, gerçekte bir tür etkileşimsizlik ve iletişim kopukluğu içerir. dostların hayatı birbiriyle kesişmemekte tersine dostlar birbirinden ayrılmakta ve birbirlerine ne kadar yaklaşırlarsa gene birbirlerinden o ölçüde uzaklaşmaktadırlar.
+
dostluk, sanıldığının tersine ve yakın plandan bakınca görüldüğü üzere ciddi bir sorun içermektedir.
+
söz konusu ilişki bir ‘sevgili’ ilişkisidir türkiye’nin nazarında. türkiye, yıllar yılı fransa’yı kendisine ‘eş’ kabul etmiş, ona benzemeye çalışmış, onun değerlerini benimsemiş, savunmuş ve kurumlaştırmıştır.
http://digital.sabanciuniv.edu/elitfulltext/3011800000166.pdf?ref=ARKADASBUL.NET

konukseverlik mümkün müdür?
+
sınırı “tanrı misafiri” kimliğiyle aşan mülteci, içerideki tüm düzenin tanrısallığını kabul etmiş de olur. tanrı misafiri, ev sahibinin misafiridir. mülteci, “kim o?” sorusuna “tanrı misafiri.” cevabı verdiğinde, evsahibini kutsamış olduğunun, tanrısallaştırdığının idrakindedir.
+
konuksever bir eylem, ancak şiirsel olabilir.
+
mülteci yer yüzünün her yerinde olma ihtimali olan; fakat belli hiçbir yerde olmayan kişidir.
+
konukseverlik, ev sahibi olma ile düşman kazanma arasındaki gerilimden türer.
+
rıza, beklenmedik olaylara karşı bir konukseverliktir; kazaya, musibete, belaya olduğu gibi zafere, başarıya ve nusrete karşı sabır, itidal ve olgunluktur.
+
olaya karşı gösterilen konukseverlik; bir kişi, aile, ulus ya da toplumun özdeşliğini değiştirebilir, iyilik de kötülük de getirebilir, zehir de panzehir de olabilir, dost da düşman da kazandırabilir, nihayet nobel ödülüyle de terörist hücrede de sonlanabilecek bir sonuç doğurabilir.
+
ve bu konukseverliğin kendisidir, olaya karşı konukseverliktir. herhangi bir şey, herhangi birini, geleni ve sınırı geçeni-muhaciri, göçmeni, misafiri veya bir yabancı olay beklenmez. fakat gelen, yeni yelmişse yenidir, o beklenmiyor olmalıdır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/216690

misafirlik kelimesinin karşılığı “hospitalitat” olarak yer alır ve bu kelime latince “konukseverlik” anlamında kullanılan “hospitalite”den gelir. derrida’ya göre “latince kökenli bu sözcük parazitini içinde barındırır, karşıtını kendi bedeninde kendisinin çelişkisi olarak barındırır, konuksevmezliği (hostitilite) kendisinde parazit olarak barındırır.”
+
dünya küre biçimindedir ve insanların sonsuz dağılımı mümkün değildir. dolayısıyla, insanlar birbirine tahammül etmek zorundadır. ebedi barış ancak bu tahammüllere ve koşullara bağlıdır.
+
tanrı misafiri zorunlu olarak bir davetli değildir. tanrı misafiri, beklenti ufku veya çevreni olmadan her an gelebilecek olan, mesih gibi şaşırtarak gelebilendir.
+
yabancı olanı, ötekiyi, yabancı bünyeyi belli bir noktaya kadar ve dolayısıyla kısıtlamalar dâhilinde kabul ederiz. hoşgörü koşullu, sakıngan, ihtiyatlı bir konukseverliktir.
+
anne ve çocuk birbirinin “zilleti”dir.
+
sınır pis işlerin döndüğü, insanların kaçak yollarla girmeye çalıştığı, böylece metaların ve canlıların sürekli dâhil edilip dışlandığı, içerisi ile dışarısı arasındaki farkın muğlaklığının yüzeye yansıdığı, alanlardır.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET001262.pdf

benim bir câriyem var hûb u matbû‛
zihî sâni‛ k’onundur işbu masnû‛
+
alırsan ger onu sana satam ben
cefâsından onun tâ kurtılam ben
http://sivas.bel.tr/Files/PDF/ekitap/%C5%9EEMSEDD%C4%B0N%20S%C4%B0VAS%C3%8E%20K%C3%9CLL%C4%B0YATI%20MANZUM%20ESERLER/%C4%B0BRETN%C3%9CMA%20K%C4%B0TAP.pdf

geçmişle hesaplaşma: hukuksal ve tarihsel imkân ve sınırlılıklar
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/70058/Bercan_Aktas_YL_Tez.pdf

intihar, basın ve iktidar
http://www.abalci.com/wp-content/uploads/2013/11/%C4%B0ntihar-Bas%C4%B1n-ve-%C4%B0ktidar-Ali-Balci1.pdf

insanın dostu bir başka kendidir.
+
herkes kendisi için iyi olanı sever.
+
ah dostlar, hiç dost yok!
+
dostlar, dost diye bir şey yoktur.
+
düşmanlar, düşman diye biri yoktur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/803959

elektronik-devlet olarak sanal ağ toplumlarının bireysel ve toplumsal edimleri dönüştürücü gücü üzerine felsefî bir okuma
+
eğer hakikat özgürlükse, hakikat olmayan teslimiyettir.
+
bir ifade özgürlüğü aranacaksa, bunun bulunma olanağı ancak dışarıdadır, sanal yapaylıkta değil.
http://www.umut.org.tr/userfiles/files/Aydan%20Aksakal%20-%20Burak%20Cakr.pdf

göçün öznelerinin anlatımı problemi: konukseverlik, hayırseverlik ve hakseverlik bağlamında felsefî soruşturmalar
https://arastirmax.com/en/system/files/dergiler/260433/makaleler/3/4/arastirmax-gocun-oznelerinin-anlatimi-problemi-konukseverlik-hayirseverlik-hakseverlik-baglaminda-felsefi-sorusturmalar.pdf

insan hakları sorunu olarak kozmopolitan haklı savaş teorisi
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/71390/602251%20%281%29.pdf

kozmopolitanizm hülyası ve 21. yüzyıl
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/46955.pdf

tuva şamanları ve tedavi uygulamalarından bazı örnekler
http://sosbildergi.msgsu.edu.tr/images/dergiler/pdf/2017/nisan/18/3.pdf

türkiye’de yürütülen ruh sağlığı hizmetleri politikalarının değerlendirilmesi
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/2477/cde30c4d-c892-4f2d-a7b9-7e09ec56494b.pdf

dünden bugüne sağlık mevzuatında kadın sağlığı kapsamında ana çocuk sağlığı hemşirelik hizmetleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/29589

diyojen sendromu: bîr olgu nedeniyle
http://geriatri.dergisi.org/uploads/pdf/pdf_TJG_85.pdf

şiddete uğramış kadın sendromunda özen etiği ve meşru savunma bağlantısı üzerine bir inceleme
http://evici-adalet.hukukfelsefesi.org/wp-content/uploads/sites/4/2015/09/%C5%9Eiddet-G%C3%B6ren-Kad%C4%B1n-Sendromu-%C4%B0ncelemesine-Dair-Bir-%C4%B0nceleme-Deniz-Polat.pdf

bir hastalık olarak aşk: karşılıksız aşk sendromu
+
neredeyse modern psikiyatri tarihinin başlangıcından beri aşk patolojileriyle ilgilenilmesine rağmen, hemen tüm insanların gündelik yaşamlarında çok önemli olan “aşk”, “arzu”, “istek” gibi kavramlar ve onların psikopatolojik görünümleri, günümüzün betimleyici psikiyatrisinde yer bulabilmeleri çok zordur. bugün betimleyici psikiyatride, insanların aşk ilişkilerinde ortaya çıkan psikopatolojik görünümlere, çok basit olarak sanrısal bozuklukların erotomanik alt-tipinde ve ilişki sorunları arasında yer verilmektedir.
+
arzuya hegelci bakış, daha sonra nesne ilişkileri ve kendilik psikolojisi kuramlarında, belirgin biçimde ortaya çıkmıştır. insan ilişkisine, insann varoluşuna yapılan basit eklemeler değil bizzat varoluşun kendisi olarak bakan bu kuramlar sayesinde, insan psikiyatrideki bilimsel yalnızlığından kurtulma şansına kavuşmuştur.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/21/68/633.pdf

gruplarda olumlu (tedavi edici) ve yıkıcı (destruktif) etmenler
https://www.21yyte.org/assets/uploads/files/261-294%20EROL.pdf

insan ilişkilerinde yansıtmalı özdeşim
http://www.turkpsikiyatri.com/C17S1/insanIliskilerinde.pdf

yoksullara hayatlarının idamesi için gerekli koşulların sağlanması gerektiğini, zira insanları suça iten şeyin esas itibariyle ihtiyaç olduğunu savunan more’a göre, söz konusu ağır cezalar da bir işe yaramamıştır.
+
epiktetos için ölüm bizatihi kötü değildir ama onu kötü gösteren bizim ölüm hakkındaki görüşümüzdür. ona göre, insanlar ölümden, fakirlikten ve hastalıktan korkarsa hem mutsuz olur hem de alçalır.
+
haz biricik iyi, acı da biricik kötüdür.
+
biyologların hastalık araştırmalarıyla bedenin normal işleyişini anlamaları gibi, sosyal fizikçiler de normal toplumsal süreçleri patolojik örnekleri inceleyerek anlayabilirler.
+
bir psikanalistin hastasının gördüğü düşün hastanın çocukluktan kalma çözüme kavuşturulmamış bir cinsel çatışmayla ilgili olduğunu iddia ettiğini düşünelim; bu iddiayı yanlışlayabilecek hiçbir ampirik veri ya da gözlem bulunmamaktadır.
+
üç parçalı ruh anlayışını bu şekilde ortaya koyan platon, daha sonra bu parçalar arasındaki, erdemi meydana getiren doğru ilişkileri betimlemeye, erdem anlayışının ayrıntılarını ortaya koymaya geçer. erdem anlayışının belirleyici unsuru, sokratik işlev düşüncesidir; bu anlayışa göre, dünyadaki bütün varlıklar gibi, ruhun söz konusu parçalarının da kendilerine özgü birtakım işlevleri vardır. sözgelimi aklın görevi bilmek, tinin görevi kişiye gerçekten gurur kazandıracak şeyler için ölesiye mücadele etmek, iştihanın görevi ise fiziki tatminlerde aşırıya kaçmayıp, ölçülü olmaktır. erdem için ikinci ve çok daha belirleyici unsur, bütünsel ruhun gerçek çıkarlarını gözetme, ruhun birliğini ve bütünlüğünü hesaba katma olgusudur. buna göre, bir kimsenin aklı ruhun bütünsel iyiliğini gözetecek şekilde hâkim olduğu, diğer parçaları bütünlüklü insan hedefini gözeterek yönettiği takdirde, o kişi bilge olmak durumundadır. aynı kişi, tinsel parçası ya da gönlü, akılla ittifak yaptığı, onun neden korkulup neden korkulmayacağıyla ilgili kanaatlerine dayanarak, insanın birliğini ve bütünlüğünü korumaya çalıştığı için cesurdur. onun ölçülülüğü ise neyin yönetip neyin itaat etmesi gerektiği sorusuna cevaben oluşturulmuş, ahenkli karşılıklı ilişkilere bağlıdır. nihayet, en temel erdem olan adalet de bu genel psikolojik ahenk, yani her bir parçanın kendi yerinde durup, kendi görevini yapması olarak tanımlanır.
+
buna göre, “insan” ideasına ilişkin analizine dayanarak, bir insan doğası tasarımı geliştiren ya da başka bir deyişle, insan doğası üzerine bir anlamda psikolojik bir analiz gerçekleştiren platon’un, öncelikle insanın çok çeşitli işlevleri bir denge ve ahenk içine sokulması gereken bir organizma olduğunu öne sürdüğünü söyleyebiliriz. insanın ahlaki açıdan nihai ve en yüksek hedefi olan mutluluğun da onun bakış açısından, organizmanın uygun ve doğru etkinliğinin bir ürünü olması gerekir. platon bu tezini öne sürerken, aslında yunan düşüncesinde çok sık yapıldığı üzere, tıp ile etik arasında bir analoji ya da benzerlik ilişkisi kurmuştur. analojiye göre, beden iyi ya da sağlıklı olduğu zaman, onun bütün parçaları ya da organları arasında tam bir ahenk vardır: yürek, ne hızlı ne yavaş ama uygun oranda ya da gereği gibi kan pompalar, akciğerler nefes alır ve verir, mide, karaciğer, bağırsaklar vb. hepsi de kendi gerçek fonksiyonlarını gerçekleştirir. bedenin iyi haline tekabül eden sağlık, bütün organların bireyin hayatında genel bir birliktelik içinde kendi uygun etkinliklerini gerçekleştirmelerinden, gerçek fonksiyonlarını hayata geçirmelerinden meydana gelir. organlar arasında nedensel bir bağımlılık ilişkisi bulunduğundan, bir organın hastalanması veya fonksiyonunu yerine getirememesi diğerlerinin fonksiyonunu da etkileyip, bütün organizmanın sağlığını bozar.
https://avys.omu.edu.tr/storage/app/public/engin.yurt/139205/Felsefe%20Tarihi.pdf

abaelardus, iyi olacağını düşünerek yanlış yapan kimsenin suçlu olmayacağını düşünür. niyete bağlı ahlâkın günah tanımı da benzer şekilde olacaktır. günah, davranışların nasıllığıyla işlenmez; yani davranışın tek başına kendinde iyi veya kötü oluşu günahı belirlemez. günah, yanlışlığını bilerek, özgür irademizle katıldığımız eylemlerin sonucunda açığa çıkar.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/46985

(i)nananlarda canlı bir ruh yarattın. sonra da sadece sana tabi olan, örnek alabileceği hiçbir insan otoritesine ihtiyacı olmayan bir ruhu senin suretinde ve benzerinde yeniledin; kadını erkeğe tabi kıldığın gibi akıllı bir eylemi, yöneten akla tabi kıldın.
+
eğer, insana ilişkin ilk günahın kaynaklarına ve tanrı tarafından kadına karşı söylenen (‘acıyla çocuk sahibi olacaksın’) cezalandırmaya kadar geri gidersen, erkeğin de erkeklik organıyla zorla katıldığı bu günahta payı olmasından dolayı bunun son derece olağan olduğunu göreceksin; erkeğin sürgün toprağında ölü oğullar ürettiği bu organıyla acı çekmesi doğrudur; çünkü o hatalı davranışıyla, kendisiyle birlikte bizi de cennetten kovdurdu ve bu yaşamın tüm sıkıntılarını içine soktu. kadının gebe kaldığı ve doğurduğu organıyla acı çekmesi, gebe kalışı sırasında duyduğu hazzın karşılığını doğum sırasında ödemesi ve böylece günahının acısını çekmesi doğaldır.
+
abelardus’un devam eden sözlerinde kadına ceza olarak verilmiş olan “fiziksel acı” ve erkeğin cezası olan “ter dökerek kazanma” bir başka anlatımıyla “emek” kavramının ortaya çıkışı açıklanmış olur. ilk günahın nedeni değilse bile sonucu olan cinselliğin cezası olarak fiziksel acı ve emek kavramları ortaçağ üzerine yapılan bir çalışmayı ilginç bir noktaya taşır.
http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11493/1808/226086.pdf

spinoza’da iyi kavramı, insanın bedensel ve ruhsal bütünlüğünü, düşünce, duygu, beden arasındaki uyumu ve harmoniyi anlatırken; kötü, isteklerin parçalanması, zihinsel karışıklık, bedensel gücün sönüp gitmesi olarak değerlendirilmiştir. “spinoza, kötülük kategorisi altında topladığımız her şeyin, zehirlenme, hazımsızlık, hastalık gibi, ilişkileri bozan, birleşimleri çözen olgular olduğunu belirtir ve iyi ya da kötü yerine yararlı ve zararlıyı geçirmeyi önerir, tıpkı nietzsche’nin şu sözleriyle anlatmak istediği gibi: ‘iyi ve kötünün ötesi, en azından yararlı ve zararlının ötesi demek değildir.’ aynı şey insanın diğer insanlarla ilişkileri için de geçerlidir: iyi insan, ilişkilerini kendi doğasının özüne yararlı olacak biçimde ve uygun olanlarla kurmaya çalışan özgür, akıllı, ya da güçlü insandır. kötü insan, karşılaşmalarını rastlantılara bırakan, onlardan yalnızca etkilenen ve bu konuda yakınan, suçluluk duyan köle, zayıf ya da budaladır”.
+
gerek spinoza gerek schopenhauer ömürleri boyunca bedenleriyle savaşmış, her iki filozof da çırpınma, didinme ve çatışmanın elinden ölümleriyle kurtulmuş ve bedenleri sükunet bulmuş, ancak yaşarken de tek tesellileri yine felsefe olmuştur.
http://proje.akdeniz.edu.tr/mcri/mjh/5-1/MJH-27-Fatih_YILDIZ.pdf

hastalık hakkında hiçbir bilgisi olmayan kişi hastalığın varlığını bilir. doktorun, hastalığı delilleriyle bilmesi ilimdir fakat bunu delille bilen doktor hasta olmadığı sürece hastalığın gerçek tadını bilemeyecektir.
https://avesis.erciyes.edu.tr/dosya?id=cd29ad78-51ba-4cb4-93da-0e63b88a7b83

şehirler evli insanların manastırlarıdır. şehirler, iyilikseverlik tarafından bir arada tutulur. her şehir bir kardeşlik mekanıdır.
https://dosyalar.nevsehir.edu.tr/0ca6e5ccc1793f9bac808ede4c0394dd/1_uluslararasi_nevsehir_tarih_ve_kultur_sempozyumu-6.pdf

gerçekten de oc edebiyatının özelliği, “courtois ” aşk anlayışını yaratmış olmasıdır. ‘courtois’, yani saraylı aşkı. seçkin bir azınlığın duyabileceği bu aşkın niteliği üzerinde durmamız yerinde olur.
+
sevgilisinin kendisini aldatmasından şikâyet ettiği bir şiirinde, catullus : “ben seni bir kadın sevilir gibi değil, bir babanın oğul ve damatlarını sevdiği gibi sevmiştim” der.
+
erkeğin toplumda kadından daha alçak basamakta bulunması, çok güzel olmaması tercih edilir.
+
sevgili önünde eğilme, ırkın geleneklerindendi. halife harun elreşid’in bir şiirinde bu temayı bütün canlılığı ile görürüz: «eğilmez sandığım gönlümü üç kadın boyunduruk altına aldı. bütün bir millet sözümden çıkmazken, üç pervasız genç kadının esiri oldum. kudretli, bir hakan olarak devletin bütün bahçelerine girebilirim, ama kirpiklerinin bir titreşimi dudaklarımı dudaklarına değdirmeği yasaklar, aç bir dilenci gibi üzgün giderim».
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/10479

aşk ince, aristokratik bir oyundur.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/103985/mod_resource/content/1/III.%20set..pdf

pdf 19

asklepios, ölüleri diriltecek kadar ustalaşınca zeus tarafından gönderilen bir yıldırım ile öldürülür.
+
roma imparatoru diocletianus’un döneminde (284-305), klikya’nın aegae (bugünkü yumurtalık/ ayas) şehrinde insanları hristiyanlığa çekebilmek amacıyla hastaları ücretsiz tedavi eden ikiz kardeş hekimler cosmas ve damian, hükümdarın talimatıyla şehrin valisi lysias tarafından korkunç işkencelerle öldürülmüşlerdi. bir sonraki imparator galerius maximianus’un (305- 311) en gözde doktoru olan (bugün giydiğimiz pantolonun da isim babası) nikomedyalı pantaleon (panteleimon) kendisini kıskanan hekimler tarafından hristiyan olduğu ve fakir hastaları ücretsiz baktığı için gammazlanarak ölüme mahkûm ettirilmişti (her iki olay dolayısıyla bu şahıslar, hristiyan dünyasında azizleştirilmişlerdir). islam kültüründe ise hekimin tıp ilminin kurallarına uygun davranışları sonucunda gelişebilecek herhangi bir zarardan dolayı sorumlu tutulamayacağı hükmü mevcuttur. ahmed hüseyin şerefüddin’in el-ahkâmü’ş-şeriyye li’l-a’mali’t-tıbbiye adlı eserinde “cevâiz-i şer’i tazmine mânidir” (hukuka uygun olan fiillerin tazmini gerekmez) şeklinde belirtilmiştir.
+
bir zamanların putperest roma’sında işkence gören hristiyanlar, roma’nın hristiyanlaşmasından sonra ortaçağda şiddetin ve bağnazlığın sembolü haline gelmişlerdir. kilisenin baskıları dolayısıyla bilim adamları hristiyan ülkeleri terk etmek durumunda kalmışlardır. başta hekimler olmak üzere atina, roma ve bizans’tan kovulan bilim adamları önce iskenderiye ve edessa’ya (urfa) sığınmışlarsa da kilisenin baskıları burada da kalmalarını imkânsız hale getirdiği için iran’daki cundişâpûr’a göç etmek zorunda kalmışlardır (“şerden hayr doğar” vecizesi gerçekleşmiş ve hz. ömer dönemi’nde iran fethedilince cundişâpûr’daki bilimsel birikim sayesinde islam dünyasında bilimde hızlı ilerlemeler olmuş, önemli müslüman bilim adamları ve dünyaca meşhur hekimlerimiz buradan atılan tohumlarla gelişmiştir).
+
ibn-i sina, yaşadığı bölgeye hâkim olan gazneli mahmud’un emrine girmeyi reddettiği için öldürülme korkusuyla uzun yıllar kaçak olarak yaşamak zorunda kalmıştır.
+
edip kürklü, açık kalp ameliyatı yaptığı ve uyuşturucu kullandığını gizlediği için anestezi komplikasyonu sonucu hayatını kaybeden gazinocu bir mafya babasının yakını tarafından öldürülmüştü.
+
nerede o doktor, gösterin bana, öldüreceğim onu!
https://www.medipol.com.tr/medium/Publication-File-100.vsf

bir miladın şahidi:
bosna-hersek’te isviçreli bir doktor
josef koetschet (1830-1898)
https://silo.tips/download/bir-miladn-ahidi-bosna-hersek-te-svireli-bir-doktor-josef-koetschet-1

akademik camia başta olmak üzere tüm toplum, bağnazlığın tüm türevlerinden olabildiğince çabuk arınmalı ve üniversite kurumu yeniden yapılandırılmalıydı.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1167809

iran kökenli pontus hükümdarı vı. mehrdad (mitridates eupator, m.ö.132-63), meşhur doktorlardan bir tanesidir. bu hükümdar etrafındaki insanlara olan güvensizliğinden dolayı zehirler üzerine çalışmış ve bu konuda çok önemli çalışmalar ortaya koymuştur. kendisi mithridatizmin (immünoloji) öncüsü sayılmaktadır. bundan dolayı bu bilim dalı, ismini mihrdad’dan almaktadır.
+
doktorların, bahsedilen özelliklere sahip olmaları ve hastalıkları insanlardan uzaklaştırmak için insanlara sağlıklı yaşamayı öğütlemeleri gerekmekteydi. antik iranlılar hava, su, toprak ve ateşin temiz tutulmasının sağlık açısından çok önemli olduğuna inanmışlardır.
+
persler döneminde hekimler uzmanlaşmadan aryen ırkına mensup kimseleri tedavi edemezlerdi. aryen olmayan üç hasta başarılı bir şekilde tedavi edilirse uzman olarak kabul edilir ve aryen ırkına mensup hastaların tedavisinde görev alırdı. bu tebâbet türünde çalışan veya bu sınıfa aday olan tıp öğrencileri eğer başarısız olurlarsa din adamları tarafından kurulan özel bir mahkemede yargılanarak insan yaşamını tehlikeye sokmak suçundan yargılanırlardı.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/264727

ilaç kontrolunda “neo-liberalizm” yerine devletin sorumluluğu
https://www.belgelik.dr.tr/ToplumHekim/download.php?Id=gvyRRqRA5Bg

poe’ya göre bir hikâye okuyucunun zihninde tek bir etki yaratacak şekilde kurgulanmalıdır.
bu tek etki, okuyucuyu derinden sarsacak şekilde olmalı ve uzun bir süre etkisinde kalmasını sağlamalıdır
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/712907

sanatçı veya şair, sanattan, bilimin ve eğitimin işlevlerini bekleyenlere sert tepki göstermektedir artık. örneğin edgar allan poe, tepkisini şu sözlerle ifade eder: “öğretici denilen sapkınlıktan söz etmek istiyorum. kapalı, açık, dolaylı, dolaysız yollardan bir kanıya varılmıştır: şiirin son amacı doğru’yu bulmak olmalıdır. her şiir, derler, töresel bir etki yapmalıdır, şiirin değeri bu etki ile ölçülecektir”. poe sözlerini şöyle sürdürür: “oysa şöyle, ruhumuzun derinliklerine bir göz atabilsek, yeryüzünde asıl şiirden, kendi başına bir yol alan şiirden, şiir olmaktan başka bir şey olmayan şiirden, salt şiir yazmak amacıyla yazılmış şiirden daha değerli, daha üstün güzellikte hiçbir eser olmadığını ve olmayacağını görüveririz hemen”.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/35034/AYDIN%2520AFACAN-DR.pdf

ortaçağ islam dünyası da bedenin incelenmesini kesinlikle yasaklamıştı. yedinci ve on ikinci yüzyıllar arasında müslüman doktorların bilgisi de galen’in bilgisinden fazla değildi. en iyi müslüman doktorlar galen’in hatalarının bir kısmını düzelttilerse de, bu kendi incelemelerinin sonucu değil bir rastlantı sonucu olmuştu. on ikinci yüzyılın başında mısır’da gezen uzman bir arap doktor bir toprak kayması sonucu ortaya çıkmış iskeletlere rastlamıştı. bu iskeletleri inceledikten sonra galen’in açıklamalarındaki hataları düzeltme gereği duydu.
+
hippokrat’ın gerçekleştirdiği büyük bir atılım olsa da aslında bilim hep ağır aksak yürümüştü eski çağlarda. tıp da bundan nasibini aldı elbette. bin beş yüz yıl boyunca avrupalı hekimlerin temel bilgi kaynağı insan vücudu olmadı. bunun yerine eski yunan doktorlarının çalışmalarını temel almışlardı. “bilgi”, bilimin önünde bir engel haline gelmişti. klasik kaynak, bağnazca saygı duyulan bir engeldi.
https://services.tubitak.gov.tr/edergi/yazi.pdf;jsessionid=TMhmMOA+tcDtD7TmXb51W2YH?dergiKodu=4&cilt=33&sayi=395&sayfa=78&yaziid=12343

inşaat mühendisliği matematik, fizik, kimya gibi temel fen bilimlerine dayalı olarak gelişen (biyoloji daha farklı bir etken konumundadır) ve ilk insanların yaşamaya başladığı zamana kadar uzanan bir mühendislik alanıdır.
+
ilk “mühendis” adı, 16. asırda mimar sinan tarafından kullanılmıştır.
+
sözcük olarak “mimar”, “mamur edici”, “mühendis” ise “hendese bilen, hesap adamı” anlamındadır.
+
eski “mimarların”, aynı zamanda “inşaat, ziraat, harita, makine, jeoloji, jeofizik, maden, çevre mühendisleri” oldukları, daha doğrusu olmak zorunda bulundukları kesindir.
+
neredeyse tüm batı kaynaklarında, kendini 1768 yılında “civil engineer-inşaat mühendisi” olarak adlandıran ilk kişinin, eddystone deniz feneri, coldstream, aberdeen ve hexham köprüleri gibi yapıların da tasarımcısı ve yapımcısı olan ve 1724-1792 yılları arasında yaşamış john smeaton olduğu kayıtlıdır.
+
cihan tamirine olmasa mimar
yapılmaz sadece taş ile duvar
+
yukarıdaki anlatımlar birleştirildiğinde, hiçbir bir şüpheye mahal olmadan, dünyada ilk inşaat mühendisinin ve bu meslek adını 1586 yılında ilk kullanan kişinin “mimar sinan” olduğu sonucuna varılır.
+
bu bilginin doğal bir sonucu olarak, bundan böyle “dünyadaki ilk inşaat mühendisi” ve bu meslek adını kullanan ilk kişinin “1768 yılında ve john smeaton” olduğu şeklinde bir bilgi en azından “bilimsel gaf” sayılmalıdır.
+
türk dil kurumu, mimar için “yapıların planını yapıp bunların gerçekleşmesini sağlayan kimse” (web2) yanlış tanımını yapmakta, hem planlama hem de gerçekleştirmeyi mimara ait göstermektedir.
+
inşaat mühendisliğinin veya diğer mühendisliklerin tam ve doğru bir tanımı bulunmamaktadır.
+
evrendeki varlıkların temel var edilme amacının “insanların mutluluğu” olduğu gerçeğinden hareketle, belirli bir uyum içinde bulunmaları gerektiği sonucuna varılır. dünyayı oluşturan temel varlıklardan toprak, su, hava ve ateş, canlılar için hem “var olma” hem de “yok olma” nedeni olabilmektedir. “azı karar, çoğu zarar” şeklinde türk kültüründe veciz ifadesini bulan, temel varlık olan madde ile canlıların uyumu, ancak mühendislik çalışmalarının uygulanması ile sağlanabilir. bu uyum aynı zamanda, varlıklar, canlılar ve insanların sosyal ilişkilerine de katkı sağlar. bu nedenle tümü için, birinin diğerine baskın olmadığı bir uyumun sağlanması zorunluluğu bulunmaktadır. bu durum, inşaat mühendisliğinin tanımlanmasında “ahenk” olarak dikkate alınmıştır.
+
inşaat mühendisliğinin, insanın bulunduğu her yer olan yeryüzü ve diğer gezegenlerde (evren), yapıların yapılmasını içine alan bir bilim alanı olduğunun da tanımlamada dikkate alınmış olması gerekir.
+
inşaat mühendisliği genel tanımı
evrende, canlıların tabiat ile ahenk içinde yaşamalarını temin ve medeniyet inşa etmek üzere, insan eliyle yapılacak tesislerin, yapılabilme, yapım ve yıkım şartlarını araştıran, çevre ile uyumlu ve ekonomik olmak üzere, belirli bir süre kullanılmasını temin edecek dayanım hesaplamalarını, malzeme seçimini ve bilimsel çalışmalarını, yapılmış tesislerde aynı esaslarla tamir, bakım, onarım, değişiklik ve eklentilerini yapan mühendislik bilimi ve uygulama dalıdır.
+
inşaat mühendisliği kısa tanımı
evrende, canlıları tabiat ile ahenk içinde yaşatmak ve medeniyet inşa etmek üzere, temel varlıkların zararlı etkilerini önleyerek, onlardan en üst düzeyde yararlanmayı temin edecek yapılar tesis eden bilimsel çalışma ve uygulama alanıdır.
+
inşaat mühendisi tanımı
inşaat mühendisliği eğitimi almış olup, bu meslek alanına giren tüm faaliyetleri yürütebilecek, bilimsel çalışma ve uygulama yapabilecek donanıma sahip mühendistir.
http://www.imo.org.tr/resimler/ekutuphane/pdf/17754_03_18.pdf

berkeley, düşünceleri ile zamanında çılgın olarak görülmüştür, çoğu zaman ise anlaşılamamıştır. berkeley’in hayatına bakan bir kişi ilk etapta onun hayatını ve felsefesini eleştirse de, özelde onun hayatındaki olay ve motiflerin ortaya çıktığı şartlar ve durumlar dikkate alındığında bu ilk aşamadaki ani kararlar değişecektir. örnek olarak katran suyu projesi verilebilir. cloyne’de katran suyundan yapılan ilaç projesi vardır. berkeley, bu projenin üzerinde çok uğraşmıştır. ilk bakışta bir din adamı ve filozof olarak onun hastalıklar için bir ilaç kampanyasında bulunması tuhaflık ve saçmalık olarak tanımlanabilir. gerçekte ise, bu proje yani katran suyu, çoğu profesyonel tıp doktoru tarafından dikkate alındı ve o zamanlarda cloyne’de doktor olmadığı düşünülürse çok da saçma değildir.
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/3539/10149555.pdf

douzinas’a göre insan hakları, sırf insan olmanın, akla ve özgür bir iradeye sahipliğin ‘ben’i merkeze alan söylemi içinde temellendirilemez.
+
hegel’den sonra artık tabiat ebedi ve münferit değil, tarihi ve öznelerarası düşünülmelidir.
+
insan haklarının özü, kurumsal temsilleri tarafından kuşatılamaz. “güçleri, yasalaşmış olmalarına bağlı değildir ve tarihsel rota değişiklikleri veya coğrafi arızalar nedeniyle zayıflamazlar.
+
hukuksal biçimi dayatarak benliği parçalayan ama aynı zamanda bütünlüklü bir benliğin, bireyin toplumla kaynaşmışlığı düşüncesini mümkün kılan insan hakları hem hastalığın kendisi hem şifası, hem zehir hem panzehirdir.
https://avesis.kocaeli.edu.tr/dosya?id=5e9b7514-b1df-482a-92f6-b36da5694f97

hipertansif atak yaşayan hastalara watson’ın insan bakım modeli kullanılarak uygulanan hemşirelik bakımı: olgu sunumu
+
jean watson hemşirelik için bakım kuramını geliştiren bir teorisyendir. watson’a göre bakım verme; hemşireliğin özüdür, hemşirelik uygulamasının merkezi ve birleştirici odak noktasıdır.
+
modelde; hemşirelerin dikkatli dinleme, göz teması kurma, rahatlatma, dürüst olma, duyarlı ve saygılı olma gibi bakım davranışlarını kullanması ile hastalığın birey tarafından daha etkili olarak algılanabildiği gösterilmektedir.
+
insan bakım modeli; sevgi, şefkat, saygı, güven ve insan kavramlarını bünyesinde barındıran bir modeldir ve uzun yıllardır birçok kronik hastalığın bakımında kullanılmaktadır. watson’ın iyileştirme süreçleri kullanılarak verilen bakım, hastalık modeline göre uygulama yapmaktan ya da tıbbın istemlerini yerine getirmekten farklı bir yaklaşım sunmaktadır. hekim istemlerini yerine getirmenin de ötesinde ibm, hemşireliğin özünü yansıtmaktadır. bu bakım bireylerin bütüncül olarak ele alınmasını sağlamakta; bireyin memnuniyetini ve güvenliğini de arttırmaktadır. bu olgudaki gözlenen pozitif değişim, memnuniyet ve uyum artışı ibm’nin etkinliğini bir kez daha kanıtlamaktadır.
https://jag.journalagent.com/kvhd/pdfs/KVHD-41275-CASE_REPORT-ERBAY.pdf

watson insan bakım modeli’ne göre şizofreni tanılı bir hastada hemşirelik bakımı: olgu sunumu
+
watson insan bakım modeli (ibm), insanın zihin-beden-ruh’tan oluşan bir bütün olduğunu, bütünden ödün vermeden her bir parçanın ve bunların birbiri ile uyumunun öneminden bahseder. bu yazıda, psikiyatri kliniğinde şizofreni tanısıyla izlenmiş olan olgu watson ibm çerçevesinde tartışılacaktır. ilk şikâyetleri 26 yaşında başlayan ve şu an 47 yaşında olan şizofreni tanılı erkek hastanın, ilaç uyumsuzluğu ve aile desteğinin yetersizliğine bağlı çoklu yatışları olmuştur. son altı aydır ilaç kullanımında bozulma, evdeki eşyaları çöpe atma, yeni eşyalar alma ve eşyaların hepsini yatağının üzerine bırakma, alkol kullanımında artma, para harcamada artma ve annesine yönelik şiddet davranışları nedeniyle psikiyatri kliniğine yatışı yapılmıştır. watson ibm’nde yer alan insan bakımına ilişkin değerler çerçevesinde hastanın kliniğe, tedavi ekibine ve tedavisine uyumuna yönelik bakım verilmiştir. hastanın kısa süre sonra sanrı ve varsanıları kaybolarak, taburculuk sonrası kalacak yeri olmadığı için bir bakım evi ayarlanarak, 65. günde taburcu edilmiştir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1092427

insan insana ilişki modeli ile trakeostomili çocuk hastanın ailesine yaklaşım: olgu sunumu
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/927059

bu belirsizlik ve kargaşa ortamından en belirgin şekilde kazançlı çıkanlar ise kesinlikle ruhban sınıfı ve onların yarattığı bağnaz düşünce sistemi olmuştur. avrupa coğrafyasında sınırlı bir alana hapsedilen ve skolâstiğin içinde boğulan özgür düşünce, toplumda yaşanan sosyal, ekonomik ve dinsel tıkanıklıkları gidermede yetersiz kalmaktaydı.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/604631

yeni yapılan ilaç araştırmalarının varlığını sorgulamak, niteliğini tartışmak, kısıtlanmasına dair imada bulunmak bile bağnazlık olarak algılanmaya başladı. etik tartışmalarda hangi tarafın haklı olduğuna karar verebilmek için gerçek verilere ulaşamıyoruz. bu bilgilere bilim adamlarının, sivil örgütlerin hatta bu ilaçlara lisans veren kurumların bile ulaşmaya hakları yok. kalp krizi geçiren hastalara yıllarca verilen bazı ritim bozukluğu önleyici ilaçların 1990-2000 yılları arasında vietnam savaşında ölenlerden daha çok insanın ölümüne sebep olduğu rapor ediliyor.
http://cdn.istanbul.edu.tr/statics/cerrahpasa.istanbulc.edu.tr/wp-content/uploads/2016/09/%C4%B0%C3%9C-CTF-T%C4%B1pta-Uzmanl%C4%B1k-%C3%96%C4%9Frencisi-Uyum-E%C4%9Fitimi-Kitab%C4%B1-2016.pdf

türkiye’de tıp eğitimine hizmeti geçenler
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/152775

tıp koyu bağnazlığın etkisi altında gerilemiştir.
http://libratez.cu.edu.tr/tezler/7567.pdf

değinmemiz gereken önemli bir nokta daha var. bilimin doğasında bağnazlığa ve dogmatik düşüncelere yer yoktur.
+
insan sağlığını ilgilendiren bu konu ele alınmayıp tüketiciler kendi kaderlerine terk edilirse, hastaların ümitlerini sömürmek için can atan bilim dışı insanların bu boşluğu doldurması kaçınılmazdır.
https://bilimteknik.tubitak.gov.tr/system/files/makale/2017_eylul_598_bilim_ve_teknik_60.pdf

voltaire aptal insanların, ‘doktorum teyzemi kurtardı. onu normal ömründen on yol fazla yaşatmayı başardı’ sözlerini de eleştirir. voltaire’e göre, doktor bu insanı kurtarmamıştır, fakat bunu yaparken tabiata aykırı veya tabiat kanunlarını değiştiren bir şey yapmamıştır. aksine bu kanunlara uymuştur. adamın teyzesi bulunduğu o şehirde doğmuştur ve doktor da o şehirdedir. hasta kadın o doktoru çağırmıştır ve doktor da ona uygun bir reçete yazmıştır. bu durumda kadının iyileşmesinden dolayı tabiat kanunları bozulmuş değildir. voltaire’e göre bizlere kaderin kuklaları diyen bizi çok iyi tarif etmiştir
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/280111

ne doktor, ne kinin, ne de ilaç vardı! “alkaloitlerin türk edebiyatındaki yansımaları”
https://www.researchgate.net/profile/K_Husnu_Can_Baser/publication/340116159_Ne_Doktor_Ne_Kinin_Ne_de_Ilac_Vardi_-_Alkaloitlerin_Turk_Edebiyatindaki_Yansimalari/links/5e79b3dda6fdcceef9731faa/Ne-Doktor-Ne-Kinin-Ne-de-Ilac-Vardi-Alkaloitlerin-Tuerk-Edebiyatindaki-Yansimalari.pdf

doktor fanatik olmadan çok iyi bir din adamı olmalıdır.
https://www.belgelik.dr.tr/toplumhekim/download.php?Id=IkAAbPqpI2

ttb ve tabip odalarının tıbbi etik ve deontolojiyi koruma sorumluluğu
https://www.ttb.org.tr/kutuphane/tibbi_etik_deontolojiyi_koruma.pdf

linke’nin malatya’da gördüğü ilginç bir okul da türklerin “kirli” olduğuna yönelik imajı destekleyen başka bir kanıt olarak düşünülebilir. bu okul, mısır kökenli göz hastalığı olan trahomlu öğrenci ve öğretmenlere ait bir okuldur. bu okuldakiler öteki okullardaki çocuklarla aynı müfredatı işlemektedirler. böylece “okullara döndükleri vakit bir sorun yaşamaksızın” uyum sağlayabileceklerdir. bu çeşit bir okulun yapılmasının nedeni ise bu hastalığın tedavisinin “üç ay ile bir yıl arasında” sürmesidir. görevli doktor, linke’ye geçmişte en çok kadınların bu hastalığı çektiğini, çünkü onların bir arada oturduğunu, aynı mendil ve havluları kullandığını, peçeleri altında sakladıkları yüzlerini yıkamadıklarını söylemiştir. başka bir örnekte ise linke, adana’da konakladığı bir handa “çok kirli ufak bir abdesthane”, “boş bir gaz tenekesiyle orası burası örselenmiş emaye bir küvetten oluşan ilkel banyo” bulunduğu konusunda bilgi vermektedir. linke “pis çarşaflardan” şikâyet ettiği zaman, “hancı nazik bir şekilde, onları son yıkanışlarını takiben yalnızca üç kişinin kullanmış olduğunu” söyleyerek, türklerin hijyen konusundaki eksikliğine dair linke’ye başka bir kanıt sunmuş görünmektedir.
https://ammeidaresi.hacibayram.edu.tr/amme-dergi.pdf

kant’ın newtoncu kozmolojisi ve modern yıldız oluşum kuramının temellerinin atılışı
https://www.safakural.com/files/kantin-newtoncu-kozmolojisi-ve-modern-yildiz-olusum-kuraminin-temellerinin-atilisi.pdf

yıldızlar, kristal gökyüzüne çakılıdırlar, yeryüzünün çevresinde, bir sivri külâhın baş etrafında dönmesi gibi (jiroskobik) dönerler.
+
yıldızlar, ateşten bulutlardır.
+
güneş, ay ve yıldızlar, tekne şeklindedir.
+
güneş, yanıp tutuşan bir kütledir. ay üzerinde tepeler vardır./…/gökyüzü taşlardan (yıldızlardan) yapılmıştır.
+
yıldızlar, ilk anaforda koparak göğe fırlayan katı kütlelerdir.
+
ay, güneş ve yıldızlar bu dönme sonucunda gökyüzü’ne fırlayan ve tutuşan taşlardır.
http://www.durmushocaoglu.com/data/yazipdf/DHocaoglu_685__DERS_NOTU_FELSEFE_SokratesOncesi_Grek_Felsefesi_Edisyon_2.pdf

insanın beden yapısı yerküreye, kemikleri dağlara, beyni madenlere, karın boşluğu denize, bağırsakları nehirlere, …… hareket ve eylemleri yıldızların hareket ve dönüşüne… benzemektedir.
+
bir kimseyi üç yıldızdan biri (merih, venüs, merkür) etkisi altına almışsa, o kimsenin sanat öğrenmesi kolaylaşır.
+
gezegen ve yıldız hareketlerinin, güzel, tatlı ve ruhlara ferahlık veren nağme ve melodileri vardır.
+
“ud” dan çıkan sesler, gezegenlerin ve yıldızların hareketlerinden çıkan seslere benzer ve onlarla uyumlu olur.
http://bilig.yesevi.edu.tr/yonetim/icerik/makaleler/1811-published.pdf

yıldızları hep gökyüzünde midir? yoksa gündüz kaybolur mu?
+
gece aydede bana
gülücük atar
yıldızlar göz kırpar
ışıklar saçar
+
güneş doğdu işte
aydınlık oldu
aydede ve yıldızlar
hemen uyudu
+
yıldızlar pırıl pırıl parlar
https://www.tedegekoleji.k12.tr/wp-content/uploads/2019/12/5-Ya%C5%9F-Aral%C4%B1k-Ay%C4%B1-Ayl%C4%B1k-Program-Tema-%C3%9Czerinde-Ya%C5%9Fad%C4%B1%C4%9F%C4%B1m-D%C3%BCnya.pdf

yıldızların ışığı aydan, ayın güneşten aldığı yargısı, şeran sübut bulmamış bir yargıdır. gerçekte böyle olduğu kabul edilse bile, sübut bulması, ancak güneşin ve ayın burçlarını ve o ikisinin birbirleriyle karşılaştıkları zamanı bilenler içindir.
+
felsefe, yıldızlar ilmidir, ateistlerin (dehriyyun) ilmidir, haramdır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/257894

yıldız, kuyruklu yıldız ve takım yıldız kavramlarıyla ilgili öğrenci algılamalarının belirlenmesi
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/16826

evrenin sınırlarını zorlamak: hikmetü’l-işrâk ve şerhlerinde meşşâî kozmoloji eleştirisi
https://nazariyat.org/content/5-sayilar/1-1/5-m0005/shak-arslan.pdf

kastamonu ülkemizin en fazla iç göç veren illeri arasındadır. ilde özellikle kırsal kesimde yaşayan nüfus, içinde bulunduğu geçim koşullarının yetersizliği sebebiyle göç etmektedir.
+
kastamonu’da arazinin yüksek ve sarp olması, tarım arazilerinin çok parçalı ve küçük ölçekli olmasına sebep olmakta, topraklarının verimsiz ve yetersiz olmasının yanında toprak mülkiyeti ve doğal çevre koģulları da tarım ve hayvancılık açısından güçlükler çıkarmaktadır.
+
kastamonu’nun kuzeyinde adeta bir set gibi uzanan küre dağları, karadeniz ġkliminin kıyı kesimlerinden içeriye doğru girmesini engellemekte ve böylece denizin ılımanlaģtırıcı etkisi iç kesimlere ulaģmamaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/231065

çevrenin bozulmasının bir sorun olarak algılanmaya başlanması ıı. dünya savaşından sonra başlamaktadır.
+
antroposentrik (insanmerkezli) yaklaşıma göre: insanın doğaya karşı ahlaki bir sorumluluğunun olmadığı görüşüdür.
+
antroposentrik yaklaşıma göre doğanın kendi değeri bulunmamaktadır, doğa insana hizmet ettiği sürece değerlidir düşüncesi hâkimdir.
+
malthus’a göre kaynakların kullanımı konusunda insanların (condorcet) sınırsız bir ilerleme fikrine kapılması bir yanılgıdan başka bir şey değildir.
+
rawls’a göre her kuşak kendinden sonra gelecek olan nesli düşünmelidir.
+
büyük ihtimalle ilk kuşak hariç, makul bir tasarruf oranı sağlandığında, her kuşağın kazanacağı açıktır.
+
doğa insanın egemenliği altında varlığını sürdürmemelidir.
+
bir hayvana verilen (yapılan) eziyetin hesabı bir başka zamana (örneğin yargı gününe) bırakılıyorsa, çekilen eziyetin ya da son bulan hayatların bir değeri olmayacaktır ve dolayısıyla da önceki kuşaklarla aramızdaki bağ çatırdayacaktır.
+
bacon’la başlayan “doğaya egemen olma” tutkusu sanayi devrimi ile birlikte doğayı sömürme tutkusuna dönüştü.
+
locke’a göre de dünya ve doğadaki bütün hayvanlar ve bitkiler tanrı tarafından insana verilmiş olan nimetlerdir.
+
dünya cansız kuru bir metal yığını olarak düşünülüp, doğa insan karşısında değersiz ve insana itaat eden bir makine haline getirilmiştir.
https://acikerisim.bartin.edu.tr/bitstream/handle/11772/6445/Ya%C4%9Fmur%20Ayd%C4%B1n.pdf

istanbul’a, 1975-1980 döneminde 559 326 kişi gelip yerleşirken 268 484 kişi de, bu ilden ayrılmıştır. buna göre istanbul’ un net nüfus kazancı, 290842 kişidir.
+
istanbul, genellikle karadeniz ve marmara bölgesi halkı için birinci derecede tercih edilen bir il durumundadır.
+
42 ilden ayrılan nüfus, yerleşme yeri olarak birinci sırada istanbul’ u seçmiştir.
http://tucaum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/280/2015/08/cadata1_12.pdf

göç akımları imparatorluklar yaratmış ve yok etmiş, güç dengelerini etkilemiş, geniş bölgelerin etnik ve kültürel kompozisyonlarını değiştirmiş, bazı gelişmeleri mümkün kılmış bazılarını ise tarihinin çöplüğüne terk etmiştir.
+
a) çevresel faktörler her zaman göçün bir nedeni olmuştur;
b)insanlar doğal felaketlerden kurtulmak için ya da sert ve bozulan çevresel koşullarla karşı karşıya kaldıkları zaman kaçarlar;
…..
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/610713

ben bu kulaklara seslenen ağız değilim
+
ilk kez 17. yüzyılda heinrich miller tarafından dillendirilen “üstün insan” kavramı, asıl nietzsche‟yle özdeşleşir, gelişir, zenginleşir ve sistemleşir.
+
gerek kendi ben‟inde, gerek yaşadığı dünyayı algılamada bir irade göstermeyen insan, zamanla bir çöküşün (décadence) eşiğine gelmiş; psikolojisi ve fizyolojisi bozuk bir varlığa dönüşmüştür.
+
onda kadın, değiştirilmesi ve dönüştürülmesi gereken bir varlık olmanın yanı sıra, asıl üstün çocuğu dünyaya getirmek için araç olarak kabul edilir. bu bağlamda, yüzyıllardır hristiyan inancında küçümsenen, değer verilmeyen hatta günahın bir parçası olarak kabul gören “beden”i, özelde de kadın bedenini, üstün insan önemser.
http://www.turkiyatjournal.com/Makaleler/1165445821_10.pdf

alüminyum ve insan
+
2010 yılı ikinci yarısında, macaristan batısında bulunan ajka kentinde, bölgenin en büyük sanayi birimi olan alüminyum üretim tesisinin, atık maddelerinin toplanıp etkisizleştirildiği dev biriktirme göletlerinin bentlerinin yıkılmasıyla tehlikeli ağır metaller de içeren yaklaşık bir milyon ton kızıl çamur 7 yerleşim birimine yayılmıştır. yayılan kızıl çamur pek çok can ve mal kaybına aynı zamanda da ciddi bir çevre felaketine neden olmuştur.
+
alüminyum; gümüşün parlaklığına, altının asaletine, demirin sağlamlığına, camın estetiğine, rahat işlenebilirliğine ve demirin üçte biri ağırlığına sahiptir.
http://tip.baskent.edu.tr/kw/upload/464/dosyalar/cg/sempozyum/ogrsmpzsnm13/13.P1.pdf

kötülüklerin kaynağı, insanın kendisidir, çünkü insanın kurduğu toplumlar kusurludur.
+
aslında hiçbir psikoloji argümanı birgün barışçı ve hoşgörülü bir yeni insanı düşünmemize izin vermiyor ama daha merhametli, daha vicdanlı, daha anlayışlı yapabilir.
+
bütün bu savaş ve felaketler beni ne güldürüyor ne de ağlatıyor, daha çok, felsefe yapma ve insan doğasını daha iyi anlama için gözlemleme isteği uyandırıyor bende.
https://ticaret.edu.tr/uploads/yayin/sosyal23/3_43_57_Sosyal_23.pdf

şu ana kadar açıklanan tüm bilgi türleri varlığı parçalıyor, onu belli bir açıdan ele alıyor ve bulduğu bilgileri doğru olarak kabul ediyor.
https://itunesu-assets.itunes.apple.com/itunes-assets/CobaltPublic6/v4/4c/92/60/4c926050-46c3-beae-670b-7b84436c1cb9/7341ddb36d1c357bdfc55f02a6aff937b05c07157ec835246be6c096afa8dab0-22269749365.pdf

biyolojiden felsefeye akıl sorunu
gazi nöropsikiyatri buluşmaları
22-23 eylül 2006
http://repository.bilkent.edu.tr/bitstream/handle/11693/23728/%27Mind%20problem%20From%20biology%20to%20philosophy%27%20-%20A%20symposium%20organized%20by%20the%20Neuropsychiatric%20Research%20Center%20at%20the%20Gazi%20University%2C%20September%2022-23%2C%202006%20%5BBi%CC%87yoloji%CC%87den%20felsefeye%20akil%20sorunu.pdf

osmanlı tarihinin en muhteşem düğünlerinden, biri, ııı. sultan murad han’ın büyük oğlu veliahd -şehzade mehmed’in sünnet düğünüdür. tören, istanbul’un fethi’nin 129. yıldönümü olan 29 mayıs; günü başladı ve 56 gün sürerek 24 temmuzda bitti.. bu sırada şehzade mehmed, 16 yaşını 3 gün geçmesine rağmen henüz sünnet olmamıştı. operasyonu, 4. vezir cerrah mehmed paşa yaptı. bugün, de istanbul’un bir semtine adını veren cerrah paşa, bu hizmetinden dolayı padişahtan 10.000 duka yani bugünkü rayiçle aşağı yukarı 5 milyon tl, ayrıca 30 top kumaş, som altından leğen ve ibrikle değerli hil’atler aldı.
http://www.tariheglencesi.com/FileUpload/op207895/File/sehzade_mehmedin_sunnet_dugunu.pdf

fransız anatomist, nörolog ve fiziki antropolog louis pierre gratiolet (1815-1865) ise insanlar arasındaki nöroanotomikal farklılıkları incelemiştir. çalışmaları sonucunda “aşağı” ırk olarak tariflediği siyahların beyninde, frontal gyrusların daha düz olduğunu ve kranyal sütürlerinin de daha erken kapanarak mental gelişimi kısıtladığını ileri sürmüştür.
+
her kuşak aktarımda bir insanın beyaz olması için 1 damla kan bile yeterlidir. dolayısıyla bir ırkın aktarılması özcü mantığın gerçekliği kalmamıştır. çünkü 1 damla kan, 1 kromozom bile o ileri sürülen saflığı bozmaktadır.
+
toplumları fiziksel ve entelektüel bakımdan alçaltmak amacıyla gündeme getirilen ırk kavramını ırkçılığı destekleyecek biçimde şekillendirmede amerikalı bilim adamları da büyük rol oynamıştır. amerikan antropoloji okulu’nun öncülüğünü yaptığı çalışmaların merkezinde poligeni teorisi yatmaktadır. bu teoriye göre her ırk ayrı ayrı yaratılmıştır.
+
1861’de ingiliz entomolog andrw murray, dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan insanların bedenlerinden bit toplatıp bunları inceledikten sonra bir ırkın bitinin bir başka ırkın bedeninde yaşayamayacağı sonucuna ulaşacak kadar ileri gitmişlerdir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/645275

ırk kavramına bilimsel çerçeveden bakış
http://bilimveaydinlanma.org/content/images/pdf/mdt/mdtc1s3/irk-kavramina-bilimsel-cerceveden-bakis.pdf

türk hukuku ve mukayeseli hukukta ırk ve etnik kökene dayalı ayrımcılık yasağı
https://www.tuhis.org.tr/upload/dergi/1363163868.PDF

babanzâde ahmed naim’in ilmî ve felsefî kişiliği üzerine
http://mts.sosyalarastirmalar.com/Makaleler/0b6fdc46-207a-4ba0-8426-25c1730c2163.pdf

postmodern dönemde farklılığın kutsanması ve toplumun parçacıllaştırılması: “öteki” ve “ötekileştirme”
http://www.sosyolojidernegi.org.tr/s/2300/i/2012-2-guz-sonmez-selcuk-senem.pdf

felsefeyi anadolu’da yeniden yurtlandırmak -türk felsefesine giriş-
http://www.muhafazakar.com/uploads/articles/54/7.pdf

insan-merkezcilik canlı-merkezcilik ikileminde biyoetik
https://jag.journalagent.com/tjob/pdfs/TJOB-07078-ORIGINAL_ARTICLE-ASAR.pdf

platon’un symposion’unda aşk, üreme, yaratım, güzellik ve ölümsüzlük ilişkisi
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1481283

platon’un symposion’unda eros ya da sokrates’in bildiği tek şey olan aşk üzerine
http://www.posseible.com/uploads/dergi/88.pdf

aşka övgü
http://www.ethosfelsefe.com/ethosdiyaloglar/mydocs/ETHOS%208-%20ASK.pdf

platon’ da trajik varoluşun kökensiz kökeni olarak eros
http://posse-ible.com/uploads/dergi/64.pdf

michael devitt’in deneyciliği üzerine
http://proje.akdeniz.edu.tr/mcri/mjh/4-1/MJH-19-Ali_Bilge_OZTURK.pdf

platon ve russell’a göre devletin baba yerine geçmesi problemi
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/31941

öjenik bağlamında batı ülkeleri’nde ve türkiye’de politika yapımı üzerine karşılaştırmalı analiz
https://www.avekon.org/papers/1847.pdf

üç öjeni distopyası: kızıl nehirler, cesur yeni dünya, gattaca
+
bu dünyanın insanları dünyaya doğarak değil kuluçka makinasından çıkarak gelmekte, pavlovcu şartlandırmalar ve “hipnopedya (uykuda öğretim)” yoluyla yetiştirilmektedir.
https://jag.journalagent.com/tjob/pdfs/TJOB-47966-ORIGINAL_ARTICLE-HALIDI.pdf

panoptik bir toplumdan sinoptik bir topluma dönüşüm: cesur yeni dünya ve öjenik uygulamalar
http://mts.sosyalarastirmalar.com/Makaleler/967c65f9-2111-46ba-a0c0-aaebb2ce3f35.pdf

pozitif öjenizm, arzu edilen niteliklere sahip nesillerin teşvik edilmesi, yetiştirilmesi anlamına gelirken; negatif öjenizm ise istenmeyen özelliklere sahip soyların kurutulması, ortadan kaldırılması manası taşımaktadır.
+
filozof, anne ve babanın çocuk ile arasındaki yaş farkının ne az ne de çok olması gerektiğini; erkek için evlenme yaşının otuz yedi; kadınlar içinse on sekiz civarlarında olduğunu dile getirmektedir.
+
galton, insan neslinin devamına dair bir çeşit yapay seçilim yöntemi önermektedir.
+
dilimizde ıslâh-ı ırk olarak karşılanan öjenizme dair ilk yayınlar -tespit edilebildiği kadarıyla- xx. yüzyılın başlarında kaleme alınmıştır.
+
hasan tahsin de islâm coğrafyasında yaşayanların hristiyanlara nazaran sağlıksız olduklarını şu şekilde dile getirmektedir …..
+
ebeveynin ilk ve ikinci çocukları mutlaka diğerlerinden cılız, hususiyle hastalığa müsta’id bulunuyorlar. acaba niçin?
+
bu ilmin ne kadar mühim olduğunu anlamak için ….. vâzıhan gösteren istatistikler olsa idi millet meclisi, hükûmet, sıhhiyye meclisleri, hekimler, mürebbîler telâşa düşer ve münâkaşalar açılırdı.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/887545

isveç’in koronavirüs mücadele stratejisi ve geçmiş öjenik uygulamalarının acı hatıraları
https://avim.org.tr/tr/Pdf/Analiz/534

ekolojik düzeni okumada iki yanlış: sosyal darvinizm ve öjenik
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/211733

türkiye süt sığırcılığında ıslah ve destekleme politikalarının bölgesel etkileri üzerine bir araştırma
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/35395

türkiye koyun ıslahı çalışmaları
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/154095

bilim insanlarının bilime yönelik sorumlulukları: bir etik temellendirme önerisi
http://higheredu-sci.beun.edu.tr/pdf/pdf_HIG_1677.pdf

çevre ceza hukukunda zaman
+
çevre hakkı, yaşam hakkı kapsamında, korunan bir çevre, bozulmaması gereken çevre dengesi, canlı tüm varlıklarla birlikte insan yaşamının devamlılığına hizmet etmektedir.
+
2872 sayılı çevre kanunu’nun m.1’de kanunun amacı, “bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak” olarak belirtilmiştir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/621864
şu özgürlükten yoksun, bilgisiz çağımız insanına, özgürlüğe ve bilgiye susamışlığıyla ezilmiş ve kahraman insana, şu korkunç ve muhteşem yüzyılımızın hor görülmüş, aldatılmış, yaratıcı, değişebilen ve değiştirebilen insanına nasıl bir tiyatro sunulmalıdır ki, ona dünyasının efendisi olmasında yardımcı olunabilsin?
+
düzeni değiştirin, çünkü değiştirilmesi gerekiyor.
+
bir tiyatro oyununda bir ideolojinin varlığı felakettir.
https://arastirmax.com/en/system/files/dergiler/79199/makaleler/8/10/arastirmax-eugene-ionesconun-politik-tiyatroya-bakisi.pdf

insan, bilinci ve iradesi olmasına karşın, eli kolu bağlı olarak nesneler dünyasında yaşamaya zorlanmış, yaşamaya terkedilmiştir.
+
böylesi bir dünyada dini düşünce ve inanışların sarsılması, bilim ve teknolojinin insan yaşamına olumsuz etkileri, endüstrileşmenin düşünüldüğü gibi insan yaşamını kolaylaştırıcı değil darmadağın edici etkisinin kullanılması, insan hakları ve demokrasinin sosyal düzeni koruma ve sürdürmede evrensel bir anlamsızlığa dönüşmesi insan yaşamını yıkan temel nedenler olarak doğmuştur.
+
yaşamdan bezmiş bu insanlar yaşıyormuş izlemi verirlerken oyalanırlar.
+
ben varlığa bir türlü alışamadım -dünyanın varlığına ya da öbür şeylerin varlığına- kendi varlığıma da alışmadım. içini, özünü boşaltmakta olan biçimlerle karşılaşıyorum durmadan; gerçek gerçek değil, sözcükler yalnızca anlamsız sesler…
+
olduğunuzla, evet sadece olduğunuzla yaşam içinde kendinize bir yer edinebilirsiniz.
+
kendi isteği dışında dünyada var olan insan, bir hiçlikten doğar ve ne yaparsa yapsın sonunda yine hiçliğe doğru sürüklenir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/151858

hiçbir toplum, insanın üzüntüsünü yok edemedi, hiçbir politik düzen bizi yaşamanın açısından , ölüm korkusundan, mutlak olana duyduğumuz susuzluktan çekip alamaz.
+
oyunculuk beni utandırıyordu: aktörler için utanıyordum.
+
tüm gerçekçi oyunlar, eğer yazarı samimiyse, birer aldatmaca oyunudur, aynı zamanda. gerçek samimiyet, daha uzaklardan, usa aykırılıktan, bilinçdışından gelir.
+
gericilik her zaman papaz cübbesiyle, hoca sarığıyla ya da kabaralı pabuçlarla ortaya çıkmıyor. gericilik, felsefi planda, sanat alanında çok başka biçimler altında, “değişmezliği” savunarak ortaya çıkıyor. aman ha. dikkat!
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/172504

üniversite hocalarında eksik olan şeyler açık seçik düşünceler, gözlemci kafa, uygulamaya geçememe.
+
doktorlar olmayan hastalıklar yaratırlar
+
ne çar’a, ne mahkemeye ne de veliaht’a inanıyorum.
+
pislik herifler.
+
kan gerek. şehvet ve ölüm gerek.
+
adalet acımasızdır, görecekler.
+
ahlaksızlık ve adaletsizlik içinde sefa sürenlerin hepsi.
+
kızıl meydandaki kasap.
+
işçiler yoksul, çünkü içiyorlar, hepsi alkolik.
https://www.academia.edu/29013598/Toplu_Oyunlar%C4%B1_PDF_Yazar_Eug%C3%A8ne_Ionesco

akademi’de anatomi dersinde yaşadığım bir sanrı; istanbul tıp fakültesi anatomi enstitüsünde hocamızın genç ve çok güzel, sarışın bir kadın ölüsü üstünde “güzellik nedir” olgusunu açıklaması.
https://www.bozluartproject.com/wp-content/uploads/2020/07/www-cumhuriyet-com-tr-21-07-2020.pdf

kant’ın kadınlarla ilgili görüşlerinin ahlak felsefesi bağlamında değerlendirilmesi
+
kant güzelliğin kadının, yüceliğin ise erkeğin belirleyici özelliği olduğuna dair düşüncelerini şu cümlesiyle dile getirir: “kadının erdemi güzel bir erdemdir, erkek cinsin erdemi soylu bir erdem olmalıdır.” kadındaki erdemin güzellik olduğunu belirten bu ifadeler, kadının üstün bir özelliğiymiş gibi gösterilmesine karşın aslında kadını metalaştıran ifadeler olarak algılanmaktadır. insan ne kadar sırrın etrafında dolanırsa dolansın, bir kadının çekiciliğinin temelinde cinselliği yatmaktadır. kanaatimizce bir kadında erkeğin dikkatini çekecek tek şeyin dişiliği olması, kadının aklının, kişiliğinin ikinci plana atılması, belki de yok sayılmasıdır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/490381

dijital aktivizm: change.org kampanyaları üzerine bir analiz
+
internet ve yeni iletişim teknolojileri, çağcıl dünyanın önemli gündem maddelerinden biridir. toplumsal değişime yönelik etkili bir katalizör olarak kabul edilen internet, işi ve işin yapılma şeklini değiştirerek yeni bir düzenin kurulmasını sağlamaktadır. yaşama dair tüm olay ve olgular, yeni dünyaya özgü bu yeni platform üzerinde varlık göstermektedir. öyle ki internet, aktivizm hareketleri için de bir mecra görevi görmektedir. aktivizm, en yalın ifadeyle bireylerin ve toplumların daha güzel ve daha iyi bir dünya ümidinden beslenen eylemciliktir. ‘dijital aktivizm’ olarak adlandırılan yeni aktivizm anlayışı, birey ya da örgütlerin arzuladıkları toplumsal değişimi yaratmak amacıyla dijital ortamda gerçekleştirdikleri etkinlikleri tanımlamaktadır. slaktivizm -slactivism-, kliktivizm -clictivism-, taraf olma/savunuculuk aktivizmi -advocacy-, hashtag aktivizmi -hashtag activism-, hacktivizm -hacktivism-, infoaktivizm -information activism-, maptivizm -maptivism- ve aplikasyon aktivizmi -apptivismgibi kavram ve etkinlikleri kapsayan dijital aktivizm aracılığı ile toplumsal değişim hareketleri farklı bir niteliğe bürünmektedir. geniş kitlelere kolaylıkla ve hızla ulaşması, çok sesliliğe izin vermesi, farklı şekil ve yöntemlerle gerçekleştirilebilmesi, sosyal medya kanallarında çapraz paylaşılabilmesi dijital aktivizmin her geçen gün daha da yaygınlık kazanması sonucunu doğurmaktadır. bu çalışma, dijital aktivizm kavramını mercek altına almakta ve söz konusu kavramı change.org kampanyaları üzerinden analiz etmeyi amaçlamaktadır. araştırma, nitel desende tasarlanmıştır ve betimsel analiz ile uygulanmıştır. araştırmada elde edilen bulgular, belirli kategoriler oluşturularak yorumlanmış ve bulgulara ilişkin detaylar, çalışmanın sonuç kısmına yansıtılarak dijital aktivizme ilişkin çıkarımlar yapılmıştır. çalışma, dijital aktivizmin türkiye’deki yansımaları ve gelecek çalışmalara yönelik öneriler ile sonlanmaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/913409

dünya ticaret örgütü (wto) üyesi ülkelerin uluslararası ticaret hacimleri üzerine bir çalışma
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/184776

küresel rekabet ortamında türkiye’de elektronik ticaret ve vergilendirilmesi
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/289506

1990’larda gatt’a üye ülkeler dünya ticaret örgütü’nü(wto) kurarak ticari konulardaki pek çok sınırlamayı ortadan kaldırdılar.
+
ortaçağ boyunca tacirler, silahlı kervanlar halinde yolculuk etmekteydiler.
+
yaşamını kazanma aracı olan ticaret, ucuza mal alıp pahalı satmak ve böylece başlangıç sermayesini artırarak kazanç sağlamaktır.
+
ticaret sermayesinin, tefeci sermayesinden farkı olmadığı söylenebilir.
+
ya sen başkasını soyacaksın, ya da başkası seni?
+
siyasi iktisadın kuruluşu , ticaretin yaygınlaşmasının doğal bir sonucudur. böylece, kurumsallaştırılmış kusursuz bir aldatmacalar sistemi, eksiksiz bir zenginleşme bilimi, basit ve bilimdışı alışverişin yerini almıştır.
http://acikerisim.ticaret.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11467/194/M00030.pdf

avm’lerdeki satış görevlilerinin çalışma koşulları ve deneyimleri: izmir’de sosyolojik bir saha araştırması
+
bir dükkandan saygıdeğer ne çıkabilir? ticaret, namuslu ne üretebilir? dükkân adını taşıyan şey, namuslu bir insana yakışmaz. (…) tüccarlar, yalan söylemeksizin para kazanamazlar, oysa yalancılıktan daha utanç verici ne var! öyleyse emeklerine ve sanayilerine adi bir şey gözüyle bakmak zorundayız.
+
jacques savary, ilahi kudretin insanların ticaret yaparak arkadaşlık kurmalarını istediğini, montesquieu da ticaretin barbarca davranışları törpüleyip yumuşattığını belirtmektedir.
+
nerede yumuşak huylu insanlar varsa orada ticaret vardır.
+
güzel bir yüz, sessiz bir tavsiye mektubudur.
+
ortalamanın altında güzelliğe sahip olarak algılanan kadınlar, çekici olarak algılanan kadınlara göre daha düşük olasılıkla iş bulabilmektedir.
+
birçok iş görüşmesinde estetik unsurlardan dolayı kaybettiğimi düşünüyorum. hep balık etli oldum. ama mağazacılıkta zayıf olmak zorundasın.
+
ne kadar bakımlı olursanız o kadar müşteriyi çekersiniz.
+
bakımlı ve hoş göründüğünüzde müşteri daha fazla satın almaya meyillenebiliyor.
+
müşterilerle uğraşmak psikolojimi ve etrafımdaki insanlarla olan iletişimimi olumsuz etkiliyor. bu işe başladıktan sonra daha sinirli bir insan oldum.
+
erkek müşteriler apaçık sarkıyor.
+
yaşlı bir amca beni eliyle taciz etti. göğsümü ellemeye çalıştı.
+
erkek çalışan yakışıklı olduğunda bayan müşteriye çok rahat satabiliyor. güzel bayan çalışan da erkek müşteriye.
https://www.apikam.org.tr/YuklenenDosyalar/Dokumanlar/194d3e2d-7a57-4b8a-8131-ddd89b37e809524419.pdf
ÖS 9:29 · 11 Oca 2021·Twitter Web App

büyüsel düşüncenin eşlik ettiği frontal lob sendromu: olgu sunumu
+
fls yüzyıl kadar önce ilk kez harlow tarafından phineas gage vakası ile tanımlanmıştır.
http://www.psikofarmakoloji.org/pdf/18_4_11.pdf

resim 1: demir çubuğun gage’in kafatasından geçerken izlediği olası güzergâhın tasarımı.
+
doktorunun da gözlemlediği şekilde gage artık gage değildir.
https://nazanaydin.com.tr/2018/09/11dkam-metin-izni-var-non-sci-frontal-lobe-syndrome.pdf

phineas p. gage’in geçirdiği kaza sonrası 1,25 inç (≈3,18 cm) çapındaki demir çubuğun sol yanağından girdikten sonra sol göz çukuru ve beynin ön kısmını kat ederek kafatasından çıkmasıyla gerçekleşen yaralamasından sonra dr. harlow tarafından tanımlanmıştır. bu kazadan sonra yakınları gage’in bambaşka biri olduğunu, sorumsuz, saygısız ve kaba birine dönüştüğünü ifade etmişlerdir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1019089

demir, gage’in sol yanağından girmiş, kafatasının altını delmiş, beyninin ön kısmından geçmiş ve büyük bir hızla kafasının tepesinden dışarı çıkmıştı.
+
bu değişim beyin yarasının akut safhası geçer geçmez belirginleşmişti. o artık “düzensiz, düşüncesiz, eskiden asla kullanmadığı en kaba küfürlere düşkün, adamlarına karşı davranışları saygısız, istekleriyle çakıştığı zaman sınırlara ve öğütlere tahammülü olmayan, bazen …..
+
sizer’ ın gage hakkındaki nihai görüşünü anlayabilirsiniz: “saygı organı tahrip olmuş görünüyor, kaba ve küfürlü konuşması da bunun sonucu olsa gerek.” ne kadar doğru!
https://ur.b-ok.global/book/5417121/3a097f

klasik türk şiirinde marjinal bir üslûp olarak küfürlü söyleşme
http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11493/681/548411.pdf

türk şiirinde “yalan-gerçek” ilişkisi
+
şiirde yalanın işlevi nedir?
+
sanat hakikat değildir, sanat bize hakikati anlamayı öğreten yalandır.
+
hakikatten ölmeyelim diye sanat var.
+
gerçekliğin değiştirilmiş, dönüştürülmüş halde bulunması şiirin ilkelerinden biridir.
+
hiçbir edebî metinde yaşanan gerçeklik olduğu gibi anlatılmaz.
+
şiir, “insanoğlunun en sahici dili”.
+
gerçeği olduğu gibi aktarmak insan ruhu için çekilmez bir şeydir.
+
hakikat görünen değil, kurulan bir şey.
+
şiirdeki yalanın ahlâksal olanla hiçbir ilişkisi yoktur.
+
şairin söylediği yalanda gerçeklik değişikliğe uğratılmış olduğundan asla berrak değildir. okurun görevi şairin söylediğine değil, söylemeye çalıştığına veya söylediğinin ötesine geçmek olmalıdır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/830873

yalan, felsefe tarihinde çokça tartışılmış bir konu değildir. bunun nedeni, yalan söylemenin hâlihazırda hemen her filozof tarafından mahkûm edilmesidir. ne var ki, kimi filozoflar yalanın yerine göre kullanılmasıyla yarar sağlayabileceğini düşünürler.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/481193

platon’un devlet’inde/pollteia’sında yalanın ontolojik yapısı
+
platon’un siyasetinde olduğu gibi eğitiminde de yalan bir ilaç ve çaredir; yalanın taşıyıcılığı devletin de kurucu unsuru olan masallarla, şiirlerle ve diğer sanatlarla yapılır.
+
devletinin temelini yalana başka bir deyişle masal, efsane ve inançlara dayandıran platon, öznel bir yaklaşımla her türlü yalana değil platon’un devletine uygun yalanlara müsaade edecektir. platon’a göre kutsal yalan, hakikate yeterince yaklaşamayan yığınları istenilen şekilde bir araya getirmenin ve bir arada tutmanın başlıca yollarından biri ve devlet yönetiminde önemli bir işleve sahiptir.
+
adil şehrin inşası sadece müzik, şiir ve sanatların denetlenmesiyle başlayabilir.
+
şairler, bestekârlar, lirik yazarlar, müzisyenler, mit yapıcıları, masal anlatıcılarını kısacası onların tamamını, bizi mest etme gücünden mahrum bırakmamız gerekir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1002523
ÖS 5:16 · 10 Oca 2021·Twitter Web App

yalanın değeri / yorumun önemi
+
yalan meselesi nietzsche’nin eserlerinde hatırı sayılır bir öneme sahiptir. kendisi mutlak hakikatin varlığına karşı duran bir filozof olsa da, adeta mutlak hakikat savunucularından daha ateşli bir şekilde insanların dünya tasarımlarındaki yalanlara saldırmaktadır.
+
nietzsche’nin yalanla ilgili sorunu, yalanın hakikatten uzaklaştırması değil, bazı yalanların yaşamın değerini düşürecek ve insanlığı “hasta” kılacak denli yaşamsal gerçekliğin üstünü örtmeye kalkışmalarıdır.
+
yalnızca felsefe eğitiminden geçmiş filozof yöneticiler kamusal alanda yalan söyleyebilir. çünkü onlar yalanı kişisel çıkarları uğruna değil yalnızca ve yalnızca kamu yararı için kullanacaklardır. devlet’te yalanın bunun dışındaki bir kullanımı ise kesinkes yasaktır.
+
niçin yalan söyleriz? hangi durumda bu yalan bizim için değerli bir hal alır? yalan karşısında hakikati yüceltirken aslında tam olarak neyi unutuyoruz?
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/481171

anılan hususların yanında, uruguay bitki sağlığı ve hayvan sağlığı politika ve önlemlerini düzenleyen bir dizi kanun, kararname ve yönetmeliğe sahiptir. hayvan sağlığı ile ilgili temel yasa 1910 yılına ve bitki sağlığı ile ilgili 1911 yılına dayanmaktadır.
+
uruguay’da ulusal güvenliği, kamu düzenini, kamu sağlığını, hayvan veya bitki sağlığını, ahlakı etkileyebilecek eşyaların ithalatı yasaklanabilmekte, kısıtlanabilmekte veya lisansa tabi kılınabilmektedir.
https://ticaret.gov.tr/data/5f0c3cc113b8761f08aa4091/URUGUAY%20PAZAR%20B%C4%B0LG%C4%B0LER%C4%B0.pdf

ölüleri bırakıp karacaahmet’de
çıktım yeryüzüne
https://mucadelebirligi10.net/pdf/e-kitap/Soylenceler_AtilaOguz.pdf

girdim karacaahmet’e kendi bahçem gibi
hiçbir taştan kavuk bana “kış” demiyor
….
ne de oturmuş burda kanser
rahat rahat taştan memeler emiyor.
https://www.gecekitapligi.com/Webkontrol/uploads/Fck/filoloji.pdf

hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
beyoğlu tepinirken ağlar karacaahmet…
+
deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet!
al sana, derya gibi sonsuz karacaahmet!
https://silo.tips/download/1-r-canim-stanbul-ruhumu-eritip-de-kalpta-dondurmular-onu-stanbul-diye-topraa-ko

ahlak felsefesi bağlamında sorumluluk ve özgürlük ilişkisi
http://www.beytulhikme.org/Makaleler/2057372072_12_Coskun_(515-533).pdf

aristoteles ve kant’ta sorumluluk
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/906512

jean paul sartre’ın felsefesinde “özgürlük, sorumluluk ve yabancılaşma” kavramları
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/28022/1968.pdf

dostoyevski’nin karamazov kardeşler isimli eserinde sorumluluk fikri
+
şunu bilin ki, sevgililerim, hiçbirimiz sadece insanlığa has bazı genel suçlarla suçlanmış değiliz; dünyadaki ayrı ayrı her kişinin sorumluluğu da bizim omuzlarımızdadır.
+
karamazov kardeşler’deki sorumluluk temasına ilham veren isim tikon zadonskidir. “herkesin herkesten sorumlu olması” fikri ise nikolai fedorovich federov’un “ortak eylem teorisi”den gelmektedir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/386698
ÖS 8:29 · 9 Oca 2021·Twitter Web App

düzenin ve kadının karşısında bir “garip” oğuz atay
+
kadınlar aptaldır albayım: sadece sezmesini ve beklemesini bilirler. ona, aptalsın diyorum. bir de felsefe fakültesini bitirmiş. ha-ha. onunla alay ediyorum. bilmezge diyorum ona. evinde dikiş dikip koca bekleyeceğine felsefe okumuş. fena mı etmiş? ismi de bilge. ha-ha. hiçbir şey bilmiyor.
http://www.thesis.bilkent.edu.tr/0006341.pdf

kırkından fazla yaşamak ayıptır, aşağılıktır, ahlaksızlıktır. kim yaşar kırkından fazla? haydi, bana açıkça, elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin! isterseniz size ben açıklayayım: aptallar, namussuzlar yaşarlar kırkından sonra.
http://www.gedizakdeniz.com/dosya/ozgur-hayat-soyleyisileri.pdf

saat akşamın beşi,
güneş kararır
faşizm yükselirken,
ne sevgi, ne hüzün, ne de ölüm…
http://sinematek.tv/wp-content/uploads/2015/08/Ulus-Baker-K%C3%B6rotonomedya-Yaz%C4%B1lar%C4%B1.pdf

dönülmez akşamın ufkundayız. vakit çok geç;
bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!
+
rinderin akşamı, lirik ve rindane bir ömrün sonlanışına, akşamın romantik senfonisinde takdim edilen ağıttır. akşam günün son bulduğu, gündüzün şaşalı ışığının yok olduğu andır. bir bakıma şairin yaşlılık sendromudur.
+
ne akdeniz’de şafaklar, ne çölde akşamlar,
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/390052

şeylerin kalbinde olgunlaşan, bitmek bilmez mücadeleler tarafından savaşa alıştırılan, özgürleştirici güçlerin bütününün yeniden düzenlenmesinden güç alan, bütün kuvvetiyle silahlı toplumsal devrim sonunda genel bir kargaşaya -dönemin halk imgelemindeki büyük akşam’a- varabilir.
https://anarcho-copy.org/free/anarsist-felsefe-sozlugu.pdf

sabah insanı mısınız, yoksa akşam insanı mısınız?
https://www.siirt.edu.tr/dosya/personel/psikoloji-ve-yasam-kitabi-siirt-201925205551586.pdf

platon’da olduğu gibi sürekli değişen evrendeki değişmeyen unsurları çözmek olmuştur. onun bu amacını en iyi biçimde “benimle kal, çabuk çökmektedir akşam” sözünde buluruz.
https://core.ac.uk/download/pdf/35314471.pdf

birinci dünya savaşı öncesi yıllarda münih, berlin gibi alman kentleri çok canlı gece yaşamlarıyla ün salmıştır. kabare tiyatrosu, gece yaşamının odak noktasıdır. buralarda danslı, müzikli, şiirli akşam eğlencelerinin yanı sıra, önemli toplumsal ve sanatsal olaylarda tartışılmaktadır.
http://www.ulakbilge.com/makale/pdf/1531346504.pdf

sokrates, dost meclislerinde, sokakta, akşamları başlayıp sabahlara kadar devam eden şölenlerde felsefe yapmış, başkalarıyla birlikte bir diyalog formu şeklinde hakikatleri aramıştır.
http://www.jshsr.org/Makaleler/1017686036_07_2019_6-37.ID1215.%20%c3%96NCEL-%201308-1316.pdf

akşam yıldızı sabah yıldızı ile özdeştir.
+
gabriel’in bu konuyu açıklamak üzere gündelik hayat tecrübesinden verdiği restoranda akşam yemeği sahnesi örneği meseleyi farklı bir cihetten tebellür ettirmeye çalışır.
http://earsiv.medeniyet.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/257/%C4%B0brahim%20Bah%C3%A7i%2C%20Tez%20%28PDF%29%20%203%20adet.pdf

her gün bir robot gibi fabrikaya gidip gelmekte ve akşamları babasının tacizine uğramaktadır. yaşadığı hayattan kurtulmak için zeynep, çareyi yatırlara gidip dua etmekte bulmuştur.
http://acikerisim.ybu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/1590/429252.pdf

biz, avrupa felsefesinin akşam kızıllığından kalkan ve zamanımızın şafağından geçerek dünya-felsefesinin sabah kızıllığına giden yol üzerindeyiz.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/14452

bugün sinir bilim bulguları bile her türden metafizik felsefe açısından akşam yemeği niyetine yenebilmektedir.
https://blog.metu.edu.tr/e184159/files/2017/04/OMFK17-Kitap%C3%A7%C4%B1%C4%9F%C4%B1.pdf

felsefe için baykuşun kanatlarını açabileceği ufuklarda akşam olmaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/254656

ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok.
ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.
https://www.gurkanbilgisu.com/wp-content/uploads/2016/07/%C3%96mer-Hayyam-Hayat%C4%B1-Eserl

düşüncemiz çok keskin bir parfüm gibi olmalıdır. bir yaz akşamında, dolunayda, buğday tarlalarında, sarı başakların, rüzgarın esintisi ile çıkardıkları koku gibi.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/49798/mod_resource/content/0/VI.%20HAFTA.pdf

ne yapabiliriz yaşamak gerek, yaşayacağız, çok uzun günler, boğucu akşamlar geçireceğiz, alınyazımızın bütün sınavlarına sabırla katlanacağız.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/906510

whitehead’de metafizik veya spekülatif felsefe
http://ilahiyat.firat.edu.tr/sites/ilahiyat.firat.edu.tr/files/dizgi5%2B%20h%C3%BCsamettin%20y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m.pdf

gerçeklik anonim bir süreçtir: whitehead ontolojisinde dinamizmin kuruluşu üzerine bir inceleme
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/803975

giyim ve modanın kısa öyküsü
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/357980

moda felsefesi ve taklidin etnografisinin izini terzilik rutini üzerinden sürmek
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/765440

19. yüzyıl türk kadın giyiminde avrupa modasının etkileri- bedenle yüzleşme
http://www.ethosfelsefe.com/ethosdiyaloglar/mydocs/Yksl-106-122.pdf

giyim tüketimi ve mahremin eril inşası: iş yaşamında eril giyim kodları üzerine bir araştırma
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/344850

moda endüstrisinin altkültürel referanslı tasarımlarında metalaşma ve anlam kaybı
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1518183873.pdf

modern sanat akımları ve moda
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1354662190.pdf

dilde cinsiyet ayrımcılığı: türkçe’nin içerdiği eril ve dişil ifadeler bakımından incelenmesi
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/41950.pdf

kravat ya da boyunbağı, sosyal statü, siyasi simge veya modern bireyin göstergesi gibi çeşitli amaçlar için kullanılırken yıllar içinde boyuna göre (uzunluğuna-kısalığına), rengine göre (bir dönem fransa’da beyaz kravat muhafazakârlığın, siyah liberalliğin, kırmızı ise devrimci ruhun sembolü olarak görülmüştür.) çeşitli şekillerde anlamlar kazanmıştır. özgürlüğü kısıtlayan bir aksesuar olarak kabul edilen kravatın kullanımı, bazı meslek grupları için zorunlu iken, çoğu zaman kravat takmama bir tür başkaldırı olarak kabul edilmiştir. “erkek egemen kültürün ve sosyal statünün sembolü olarak görülen kravat böylece otoritenin ve eril dilin bir simgesine dönüşmüştür”.
https://idildergisi.com/makale/pdf/1602439562.pdf

hegemonik erkekliğin yeniden üretildiği bir alan olarak spor medyası: spor haberlerinde erkeklik söylemleri üzerine bir inceleme
+
erkek bedeni için eskiden güç ve statü sembolü olan göbekli olma, önemsizleştirilmiş ve artık erkek için, kıyafet, koku, kravat seçimi ile bedenlerinin esnekliği, diğer insanların onları yargılamakta kullandıkları kriterler haline gelmiştir.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/3635/422445.pdf

mekânı yaşamak: lefebvre ve mekânın diyalektik oluşumu
http://tucaum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/280/2015/08/semp7_41.pdf

farklılığın mekanı: foucault ve lefebvre’deki heterotopya ve heterotopi ayrımı
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/622885

mekânın üretimi ve lefebvre’in mekânsal üçlü kavramsallaştırmasının görünürlüğü: taksim gezi parkı örneği
https://jag.journalagent.com/planlama/pdfs/PLAN_28_3_302_314.pdf

eğer bilim adamı, insanların hareketini anlamak istiyorsa, o insanların objelerini, onların kendilerinin gördüğü gibi görmesi gerekmektedir.
http://www.itobiad.com/tr/download/article-file/478366

george herbert mead’in sosyal davranışçılık devrimi: sosyolojizm ve psikolojizm kıskacında bir “ilişkisel faillik” denemesi
http://www.sosyolojidernegi.org.tr/s/2300/i/2018-ekim-Ozturk.pdf

konfüçyüs için aslına bakılırsa esas mesele, ‘iyi bir insan, kötü kılınmış bir dünyada nasıl yaşar ve dahası yaşadığı bu kötü mekânı iyi hale nasıl dönüştürebilir?’ sorusuydu. ona göre bu esaslı sorunu daha da çetrefilleştirecek konum ise gök ile yeryüzü arasında kurulması gereken uyumlu bir ilişki olmadıkça bilgenin bu durumda ne yapılacağına ilişkin önerilerinin boş olacağı kabulüdür.
+
mozi’yi güdüleyen saikler, evrensel insan sevgisi ve onu yok edici tecavüzkâr saldırılara karşı korumak için geliştirmiş olduğu tutumdur. ona göre bir toplumdaki hastalıklar tarafgirlik ve ayrımcılıktan doğmaktadır. herkesin eşit olarak sevilip saygı duyulduğu dünya ise ideal bir dünyadır.
+
işin daha ilginç olanı ise şinciang uygur özerk bölgesindeki hiv taşıyıcılarının neredeyse %85’i ise uygur türkleridir12. bu durum çok milliyeti bölgelerde neden sadece belli milliyette bu tarz öldürücü bulaşıcı hastalıkların yaygın olduğu sorusunu gündeme getirebilecekti.
+
içeri girince görülen sütunun üzerinde bir delik vardır. müslümanlar parmaklarını bu deliğe sokarlar, baştan ayağa ellerini vücutlarına sürerler ve hastalıkları geçer, bu delik (ellerini içine sokanlar nedeniyle) zamanla çok büyük hale gelmiştir.
https://www.tybakademi.com/kitap/akademi20.pdf

câbî ömer efendi’nin gayrimüslim olduklarını özellikle vurguladığı bu gibilere üsküdar’da verilen cevap; ‘‘sizde hastalık var!’’ oluyor ve istenmiyorlardı. hatta tuzla, darıca ve adalar’da ahali parayla sekban tutup gelenlere silah zoruyla engel olmaya çalışıyordu.
+
vebadan kurtulmak için dinî ve ahlakî bozuklukları ortadan kaldırma gayretini tamamlayıcı bir diğer tedbir de duaydı. insanlar tövbe etmeli ve allah’tan bu hastalıktan kurtulmayı niyaz etmeliydi. bu nedenle öncelikle çeşitli cami ve mescitlerde ahkaf ve duhan sureleri okunması için buyruldular hazırlandı. istanbul, üsküdar, galata ve eyüp kadılarına hitaben 21 eylül 1812 tarihli buyrulduda; sabah namazından sonra ahkaf suresi’nin kıraat edilmesi, ardından salat ve selam getirilerek hastalıktan kurtulmak için dua edilmesi emrediliyordu. ayrıca selatin camiler ve diğer ‘‘mümtaz’’ camilerin minarelerinde de güneş doğmadan önce ahkaf suresi okunacaktı. bu emrin icrası için üsküdar’da da duhan ve ahkaf surelerinin okunacağı on cami belirlenmişti. ancak söz konusu uygulama, halkın korkusunu artırdığı gibi takip eden günlerde ramazan bayramı nedeniyle insanların birbiriyle olan münasebeti artıp hastalık da iyice şiddetlenince; ‘‘âd kavminin helakini anlatan ahkaf suresini bu günlerde okumak, allah’ın gazabına neden olur’’ söylentileri üzerine kaldırılmıştı.
+
ıı. mahmud vebalı günlerde gerek cuma selamlıkları ve gerek gezintileri için üsküdar’ı sık sık tercih ediyordu44. bu tercihin, vebanın üsküdar’da da hüküm sürmesi nedeniyle vebadan korunma olarak yorumlanabilmesi güçtür. dahası padişahın veba konusunda bir endişe veya vesvesesi de söz konusu değildir. zira teşrifatın gerektirdiği her türlü merasime katılmaktan ve vebanın hakim olduğu yerlere gidip gelmekten çekinmediği görülmektedir. üstelik vebadan ölenlerin cenazelerine katılmaktan da imtina etmemiştir. her ne kadar vebadan ölümlerin yoğun olduğu günlerde; ‘‘padişahın cenaze namazı kılmasının hastalığın def‘ edilmesinde tesirli olacağı’’ yönünde bir söylenti çıkması bunda etkili olmuş olsa da sultan mahmud çekinmeksizin birkaç defa ayasofya’da vebadan ölenlerin cenaze namazlarına iştirak etmiştir.
+
alınan tedbirlere ve hastalıktan korunmaya yönelik gayretlere rağmen şehirde ölüm kol geziyor, bazı günler binlerle ifade edilen cenazeler kaldırılıyordu. haliyle bir süre sonra cenaze işleriyle ilgili problemler baş gösterdi. ortaya çıkan ilk sorun, bazı imamların vebadan ölenlerin cenaze işlerini yapmaktan çekinmeleriydi. imamlar, bulaşıcı hastalıktan vefat eden birini yıkayıp kefenlemekten çekiniyordu. fakat yakınlarını kaybeden insanlara da birileri yardım etmeliydi. bâbıâlî durumdan haberdar olur olmaz kadılar vasıtasıyla imamlara vebadan ölenlerin cenaze işlerini yapmaktan uzak durmaya son vermelerini emretti.
https://www.uskudar.bel.tr/userfiles/files/US_2018_CILD_01.pdf

intihar kültürü ve ferhad’ın intiharı’nın divan şiiri aşk anlayışına etkileri
http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYATI/haluk_gokalp_intihar_kulturu_ferhad_intihar_divan_siiri.pdf

klasik türk edebiyatında can verme arzusu ve intihar
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/183356

nilgün marmara’nın “savrulan beden “adlı şiirinde intihar düşüncesi
http://mts.sosyalarastirmalar.com/Makaleler/9d3405b3-d8d8-4cf1-aa38-88c861349a48.pdf

çok kültürlü çocuk kitaplarında engellilik kavramının tasviri: schneider ailesi kitap ödülünü kazanan çocuk kitapları üzerine bir araştırma
https://www.researchgate.net/profile/Yahya_Erbas3/publication/332108792_Cokkulturlu_Cocuk_Kitaplarinda_Engellilik_Kavraminin_Tasviri_Schneider_Ailesi_Kitap_Odulunu_Kazanan_Cocuk_Kitaplari_Uzerine_Bir_Arastirma/links/5ca1446292851cf0aea56759/Cokkueltuerlue-Cocuk-Kitaplarinda-Engellilik-Kavraminin-Tasviri-Schneider-Ailesi-Kitap-Oedueluenue-Kazanan-Cocuk-Kitaplari-Uezerine-Bir-Arastirma.pdf

jane addams’ın unutulan mirasını hatırlamak: sosyal hizmet uygulaması bağlamında sporun gücü ve potansiyeli üzerine bir değerlendirme
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/867981

kadın ve savaş: sosyal boyutta bir analiz
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/719626

bir desideratum olarak vatan kavramının tanzimat dönemi erkeklik kavramı inşasındaki rolü
https://cins.ankara.edu.tr/9_4.pdf

sömürge sonrası söylem ışığında utanç
https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/1309082688b4a3b350755b485055c34b.pdf

milliyetçiliğe dair çözümlemelerde toplumsal cinsiyet olgusu
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/801391

milli kimliğin inşasında kadının rolü
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt11/sayi58_pdf/2tarih_cografya_siyaset_uluslararasiiliskiler/ayata_ali.pdf

kemalist modernleşme’de aile, ulus, kadın ve kadın yolu/ türk kadın yolu (1925- 1927) dergileri
https://psi421.cankaya.edu.tr/uploads/files/Gulen%2C%20Kemalist%20Modernlesmede%20Aile%2C%20Ulus%2C%20Kadin%20ve%20Kadin%20Yolu%2C%201925-1927.pdf

milliyetçilik, militarizm ve toplumsal cinsiyet ilişkisini nefes filmi üzerinden okumak
https://www.sinecinedergi.org/wp-content/uploads/2020/08/05sinecine_2013_4_2_tokdogan.pdf

kadınların belleği
http://kadineserleri.org/wp-content/uploads/2018/08/kadinlarin-bellegi-kasim-2004.pdf

toplumsal cinsiyet ve milliyetçilik: muğla, gaziantep ve rize’de bir sözlü tarih çalışması
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/68988/588609.pdf

ülkücü kadınlar ve kadın kimliğinin inşası: “asenalar”
https://cins.ankara.edu.tr/24_9.pdf

türkiye’de uluslaşma sürecinde milliyetçiliğin kadın imgesi
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/39384.pdf

milliyetçi söylemin her dem “poine” si**: savaş tecavüzleri
http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423869199.pdf

kadın
http://www.deontoloji.hacettepe.edu.tr/ekler/pdf/ss_mart12.pdf

türk silahlı kuvvetleri’nin güvenirliği üzerine bir araştırma ve ordu millet geleneği
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/45202.pdf

erkek millet asker millet: türkiye’de militarizm, milliyetçilik, erkek(lik)ler
https://www.academia.edu/2989004/Erkek_Millet_Asker_Millet_T%C3%BCrkiyede_Militarizm_Milliyet%C3%A7ilik_Erkek_lik_ler

gösteri iktidarı ve militarist erkeklik
https://www.researchgate.net/publication/329364960_Gosteri_Iktidari_ve_Militarist_Erkeklik

erken cumhuriyet dönemi ulus inşa sürecinde milliyetçilik ve kadın imgesi: erken cumhuriyet dönemi türk romanlarında kadın imgesi
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000686.pdf

günümüz türkiyesinde askerliğin temsilleri: sosyal psikolojik bir araştırma
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/710525

iktidar olma sürecinde erkeklerin erkeklikle imtihanı
https://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=104&Sayfa=107

ortadoğu’da kadın hareketleri: farklı yollar, farklı stratejiler
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/5310

kadın homososyalliğinin dönüşümü ve refet romanında kadın dostluğu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/738195

modernleştirmenin erotik topraklarında bir halk hikâyesinin geleneksel kadın kahramanı: suna
https://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=90&Sayfa=75

halide edib adıvar’ın hikâyelerinde kadınlar
https://core.ac.uk/download/pdf/52928791.pdf

ı. dünya savaşı propaganda afişlerinde kadın temsillerinin toplumsal cinsiyet bağlamında göstergebilimsel incelenmesi
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/53347/21140.pdf

suriye iç savaşı’na feminist bir yaklaşım
https://www.researchgate.net/profile/Murat_Uelguel/publication/337495350_Suriye_Ic_Savasi’na_Feminist_Bir_Yaklasim/links/5ddbe2b3299bf10c5a3232ab/Suriye-Ic-Savasina-Feminist-Bir-Yaklasim.pdf

iran’da translaşmak ve cinsiyet/toplumsal cinsiyet duvarlarını aşmak
http://www.feministyaklasimlar.org/wp-content/uploads/2013/05/3.najmabadi.pdf

iran islam cumhuriyeti’nde kadın meselesi ve islamî feminist hareket
http://www.akademikortadogu.com/belge/ortadogu9makale/pinar_arikan_sinkaya.pdf

hatırlananlar ve unutulanlar: islam coğrafyasında modernleşme ve kadın hareketleri
http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423873143.pdf

hanımlara mahsus milliyetçilik: fatma aliye ve erken milliyetçi stratejiler
https://kebikecdergi.files.wordpress.com/2012/07/8-elif.pdf

demet dergisi’nde kadın ve ilerleme anlayışı
http://www.eskieserler.com/dosyalar/mpdf%20(1157).pdf

halide edip’in zeyno’nun oğlu romanında analar, oğul ve kutsal vatan
https://arastirmax.com/en/system/files/dergiler/263/makaleler/33/2/arastirmax-halide-edipin-zeynonun-oglu-romaninda-analar-ogul-kutsal-vatan.pdf

17-18-19. yüzyıl osmanlı yazınında erkek-lik(ler) kurgusu
http://repository.bilkent.edu.tr/bitstream/handle/11693/30141/10115888.pdf

vicdanen, tersten: erinç seymen’in çileci sanatı
https://discovery.ucl.ac.uk/id/eprint/1353987/1/Cakirlar_Vicdanen_Tersten_cinsellik%20muammasi.pdf

tanzimat’tan cumhuriyet’e türk şiirinde tema olarak kadın
http://openaccess.ogu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11684/1666/TANZ%20MAT’TAN+CUMHUR%20YET’E+T%DCRK+%20%20%20R%20NDE+TEMA+OLARAK+KADIN.pdf

din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinin toplumsal cinsiyete ilişkin tutumları: ankara il merkezi örneği
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/4051/S%C3%BCmeyra%20Temizhan.pdf

dede korkut kitabı’nda bir cinsiyet rejimi olarak ‘erkeklik’
http://turkoloji.cu.edu.tr/pdf/esra_akbalik_dede_korkut_kitabi_cinsiyet.pdf

ötekilere bakarken…
https://ziladoc.com/downloadFile/tekilere-bakarken_pdf

devlet, sınır, aşiret: nusaybin örneği
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/1200/f14a9da4-8096-432e-bee7-226d3f6471dc.pdf

yeni “türk” sinemasında milliyetçiliğin ve cinsiyetçiliğin yeniden-üretimi
+
erotik vatan: “büyük şehirlere aşk küçük gelir”
http://images.tsa.org.tr/documents/yeni_turk_sinemasi_nda_milliyetciligin_ve_cinsiyetciligin_yeniden_uretimi_150/yeni_turk_sinemasinda_milliyetciligin_ve_cinsiyetciligin_yeniden_uretimi.pdf

milliyetçilik kuramları ve toplumsal cinsiyet: genel bir değerlendirme
https://ufuk.edu.tr/uploads/page/enstituler/sosyal-bilimler/ensdergi/say-16/p151-163.pdf

vatanım, cihanın gelini sensin
tümüyle bağ, cennet, çayır ve çeşmesin
göz alıcı, naz ve güzelsin
çok şirin, beyaz ve gençsin
+
vatanım vatandır, lat değildir
ki islam evlatları doğurdu
_irem bağları gibi cennet misalisin
ama ne yapayım hunharların elindesin
+
ne zaman ki eşkıya onu sardı
başı, bedeni soydu, avreti çıkardı
+
hâlbuki din ve dünya ile süslendiğin zaman
dünyanın hurisi olmuştun
+
cegerxwîn’in vatana olan dinden bağımsız sevgisi, molla ali’ye göre bir şirktir, ki bu şirk yüzünden vatan, kürtçe ifadesiyle welat, bir put olan lat’a dönüşmüştür.
+
cegerxwîn’in çizdiği hayali kürtlükte biz, kürdistan’ın dünyanın gelini olarak tasvir edildiğini görüyoruz, “alnı göklerde güneş” misali bir gelin. molla ali’ye bakınca da kürdistan melekvari ve sadece müslümanlara ayrılmış bir yer oluverir, ayni “göklerdeki güneşler” gibi kürt alimler yetiştiren bir toprak. bu yüzden kürt olmak isteyen öncelikle müslüman olmalıdır.
https://kurdarastirmalari.com/uploads/3_dosya/Kurd_Arastirmalari-sayi_3_1.pdf

aşiret reisleri çoğu kez kuran ‘in müsaade ettiği dört kadınla evlenmekle yetinmediler. süleymaniye aşireti ‘nin kurucusu ibrahim paşa’nın 40 tane karısı vardı.
+
kürt giyimi,” türkiye’deki kıyafet kanunu’na (eylül 1925)” uygun olarak, batı giyimiyle aynı çizgidedir.
+
altın, gümüş ve değerli taşlardan gerdanlık, bilezik ve pandantifler kadınların giysilerinde ışıldarken, erkeklerin gururu silahlarıdır.
https://bnk.institutkurde.org/images/pdf/D1X8AB43TY.pdf

türkçe şiirde lirik ve ideoloji okumaları ve marksist bir ara konum: niyazi akıncıoğlu
+
siz serin uykunuzu uyuyadurun;
ve rüyasında mes’ut insanlar
meleklerle zina ededursun
+
âdemin nedameti… salkım salkım
ve bir meme başı kütürlüğünde
yeşil asmalarda renklenen üzüm.
kurusun mu bu salkım kütüğünde?
kızarmıyor, hiç kızarmıyor yüzüm.
http://repository.bilkent.edu.tr/bitstream/handle/11693/18314/B128276.pdf

gözlerinden çıkacak kırmızı karanfiller
ve göğüslerinden güller, kar gibi beyaz.
yıldızlara gidecek büyük acın, bir başka
yıldız olup, hepsini üzmeye, karartmaya
+
artık ne ekmeği bölüştüren var ne şarabı çünkü,
ne ölümün ağzında ot yetiştiren,
çirkefin new york’u
demir telin, ölümün new york’u.
yanağında saklanan hangi melektir?
söyleyecek hangi yetkin ses buğdayın doğrularını ?
kirlenmiş lâlelerin korkunç düşü kim?
+
ve amerika boğuyor kendini makinalar ve gözyaşlarıyla,
dilerim en derin gecenin zorlu rüzgârı
koparsın altında uyuduğun kemerden harfleri, çiçekleri
ve zenci bir çocuk bildirsin altın beyazlara
başak krallığın yaklaştığını
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/26/1249/142

yeşil sana vurgunum yeşil
yeşilrüzgar.yeşıl dallar. .
denlzdeld gemi
ve dağdaki at.
+
ve onu kız sanarak
nehir kenarına götürdüm.
+
ben kıravatımı çözdüm.
o elbisesini çıkardı.
ben tabancalı kemerimi,
o dört kat gömleğini.
http://www.efdergi.hacettepe.edu.tr/yonetim/icerik/makaleler/1575-published.pdf

kadın erkeğin geleceğidir
renktir kadın onun ruhunda
uğultusudur sesidir onun
yoksa kadın eğer bir küfürdür erkek tanrıya (…)
söylüyorum işte size
erkek kadın için doğmuştur aşk için doğmuştur
değişecek bu eskimiş dünya değişecek
önce hayat sonra ölüm
ve bütün birlikte paylaşılan şeyler
hayatın ilk adımları ve kanayan buseler
işte o zaman görülecek
erkek ve kadının çiftinin hükümranlığı
portakal çiçeklerinin nasıl yeryüzüne bir kar gibi
http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423935655.pdf

hapse attılar bizi, işkence ettiler, astılar, kurşuna dizdiler, boynumuzu vurdular, kafamızı giyotinle kestiler. çünkü onursuz olmak, köle olmak, aptal yerine konmak, cahil kalmak istemiyorduk…
+
sen kalkınca dalgalanır su
sen yatınca durulup ışıldar su
sen uçurumlarından çevrilen su
sen kök salan topraksın
üstünde her şeyin yerleşip kurulduğu
sessizlik kabarcıkları çıkarırsın gürültüler çölünde
gece şarkıları söylersin gökkuşağının renklerinde
sen varsın her yerde yok olur tüm yollar seninle
sen kurban edersin zamanı
doğayı çoğaltırken kaplayan
o şaşmaz alevin sonsuz gençliğine
kadın sen hep aynı varlığı getirirsin dünyaya
kendini
benzeyişsin sen
http://acikerisim.nku.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/20.500.11776/1452/5000148298-5000279918-1-PB.pdf

bu kültürlü, düzeyli ses
temkinli ve ölçülüp biçilmiş duraksamalarıyla
dolduruyor oturduğum odayı, çöp sepetimi,
şömine rafının üstündeki vazoyu,
besliyor içindeki kurumuş çiçekleri fırtına
“sorumluluklarım var” diyor ses
sözcükler pekmez gibi dökülüyor ağzından
sinekler mutluluktan yiyip bitiriyor şurubunu sözlerin
yalvarıp dahası için.
+
kutsal kaseleriniz petrol ile dolunca
toprak petrolden kararınca
alnınıza petrol sürülünce
tüylü kalemleriniz petrole daldırılınca
dilleriniz petrole bulanınca
petrolün içinde yazılmış dualarınızla
+
rüyamda o kadının memelerini dudaklarımda erittim
güneşin açısına tuttuğum göbek deliği
parmak uçları sarsıntılarla tutunurken bana
her zerresinde bedenimin infilak eden bombalar
radyo dalgalarının alıcısı tellerle çevrilmiş gibi
öpüştükçe dalgalanıyor dillerimizde frekanslar
gözleri bir flaş bombasının dumanıyla kaplanırken kavrıyorum onu
rüyamdaki kadın tenimi yalarken, her sözcüğünü anlıyorum arapça’nın
ve ağzından çıkanları kayalara geçiriyorum çivi yazısıyla
duhok’tan basra’ya, bu zevk topraklarında
her nehir ve vadiye yeni adlar veriyorum
dilim yağmurda, tuzda ve terde
bedeninin kıvrımlarında dolanan bir kalem gibi.
+
gevşet zihnini tatlım ayaklarını ovarken
her bir parmağına kondurduğum narin öpücükler
kışkırtıyor beni ilerisine
baldırlarından yukarı çıkarken utanma sakın ve gülümse
eh, bu bacaklar kalçalarla da tamamlanmalı değil mi!
öyleyse dön ki okşayayım arkanı
tanrım! nasıl da şehvetli bütün bunlar!
+
öleceğini söylüyor erkekler onun.
bombalar yaklaşıyor diyor erkekler
bunlardan habersiz, ağır ağır kalkıp yerinden
limon koparıyor ağaçtan kadın
içine çekiyor kokusunu limonun
aldığı son nefesiyle belki de.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/889529

denize bir kasırgayla açıldı gözlerim;
ölüm kervanı dalgaları kattım önüme;
bir mantardan hafif, tam on gece, hora teptim;
bakmadım fenerlerin budala gözlerine. güneşi gördüm, alçakta, kanlı bir âyinde;
sermiş parıltısını uzun, mor pıhtılara.
eski bir dram oynuyor gibiydi, enginde,
ürperip uzaklaşan dalgalar, sıra sıra. bataklıklar gördüm, geniş, fıkır fıkır kaynar;
sazlar içinde çürür koskoca bir ejderha,
durgun havada birdenbire yarılır sular,
enginler şarıl şarıl dökülür girdaplara. büründüm mor dumanlara, başıboş, derbeder,
delip geçtim karşımdaki kızıl semaları;
güvertemde cins şaire mahsus yiyecekler,
güneş yosunları, mavilik meduzaları.
http://www.ajindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423871704.pdf

köy boşaltmaları sonrası kadın anlatıları: küçükçekmece kanarya mahalesinde yapılan bir niteliksel araştırma, 2013
https://openaccess.maltepe.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12415/813/24%20mart_final%20d%C3%BCzeltmeler–Blm%201%2C%202%203%2C4-eoi-1.pdf

tek ateşten gömlek, iki ayrı coğrafya: ateşten gömlek ve zeynep romanlarında vatanın temsili olarak kadın
http://www.itobiad.com/tr/download/article-file/459338

oyuncunun sesinin erotik veçheleri
http://academicrepository.khas.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12469/2768/Oyuncunun%20sesinin%20erotik%20ve%C3%A7heleri.pdf

erotik resimde ahlak ve şiddet imgeleri
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/2353/187a7f8d-dc19-4224-bc9e-43a9c9c64f2f.pd

bir anlatım aracı olarak erotik ve tiyatro estetlğinde kullanımı
https://acikerisim.deu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/9588/235226.pdf

cinsel davranışın anatomi ve fizyolojisi
https://fnjn.org/Content/files/sayilar/201/9.pdf

bilim erotik bir etkinliktir, felsefe erotik bir etkinliktir.
https://www.imo.org.tr/resimler/ekutuphane/pdf/10723.pdf

aydınlanma felsefesi ışığında, modernizm’den postmodernizm’e aklın ve bedenin estetikle dansı
http://acikerisim.akdeniz.edu.tr/bitstream/handle/123456789/1563/T02002.pdf

cassırer sembolizminde insan mit ve anlam sorunu
http://earsiv.medeniyet.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/384/Mona%20Ahmed%20Tufan%20Doktora%20Tezi%20%28onayl%C4%B1%29.pdf

karar problemine ilişkin risk her zaman mevcuttur ve riski tümü ile ortadan kaldırabilmek mümkün değildir. karar verme belirsizliğin araştırılmasını gerektirir. risk alma kaçınılmaz bir durumdur. risk alma bir şans oyununa ya da piyangoya katılma gibi düşünülmeli.
+
istatistiğin karar teorisindeki karşılığı olasılıktır. 16. yy. da olasılığın kuralları genç bir italyan olan gerolama cardano tarafından geliştirilmiştir. cardano’nun başarısı bir matematikçinin çok üstünde fakat onun ünü zamanın katolik kiliseleri tarafından kötü yönde yayılmıştır. 1501de italya’da doğdu ve oldukça zeki ve araştırmacı bir insandı. ilk buluşu arka mil şaftlı arabalardır. cardano’nun tutkusu ilaçlar üzerinde çalışmaktı ve fakir bir ailenin çocuğu olduğu için öğretimine gereken parayı bulmak zorundaydı. en iyi şansının kumar oynamak olduğunu düşündü. babası da bir kumarbazdı ve bir kumar kavgası esnasında, hile yaptığı için öldürülmüştü. cardano’nun niyeti babası gibi hile yapmak değildi. kumar esnasında, olasılık teorisinin temelini oluşturacak kuralları keşfetti ve bu tezini 23 yaşında yazdığı “liber de ludo alea” adlı kitapla yayınladı. kitabın geliri sayesinde tıp okuluna girdi. ancak gerolama bunlarla yetinmedi. hayatı boyunca karmaşık sayılarla ilgili yeni buluşlar yaptı ve 1540 ta bu konu ile ilgili iki kitabını yayınladı.
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/endustrimuhlt_ue/kararanalizi.pdf

olasılık kuramı ile ilgili sessiz tarihin başlaması için bir kumarseverin bir zar sorusu yöneltmesi yetmez, bir matematikçinin de onu çözmeyi başarması gerekir. bu matematikçi blaise pascal’dır.
+
bugün ise tarihsel rollerini oynamış olan kumarseverler artık yerlerini bilimsel araştırmacılara bırakmışlardır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/727496

bulanık çok kriterli karar verme yöntemleri ve uygulama
http://acikerisim.pau.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11499/2963/Nilsen%20Karaka%C5%9Fo%C4%9Flu%20.pdf

şans değişmelerine bağlı hemen hemen bütün gözlemleri, bu şans değişmelerinin doğal özelliğini incelemek olasılık kuramıdır. şans kavramları ve onunla birlikte “şans” tarih öncesine kadar gider, ancak bunların matematiksel incelenmesi 300 yıl eskiye dayanır.
+
quetelet ve arkadaşları, maxwell, boltzman ve gibbs çalışmalarında olasılık teorisinden şans oyunlarında, fizik ve astronomi sahalarında, sigortacılıkta, özellikle de ölüm istatistiklerinin oluşturulmasında, istatistiksel mekanikte bol miktarda yararlanmışlardır.
http://earsiv.odu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11489/613/10131691.pdf

yanlış gerekçelerle doğru sonuca ulaşmak da olanaklıdır; ancak bu da rastlantısal olarak ya da şans eseri doğru olabilir. bu şekilde elde edilmiş bir şeyi biliyorum demek ya da bilgi olarak görmek mantık dışıdır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/676833

bilgi, şansı dışarıda bırakır. yani inandığımız şeyin doğruluğunu teminat altına alacak ilave koşula ihtiyacımız vardır.
+
doğru inanç bilgi olmadığı gibi gerekçelendirilmiş doğru inanç da bilgi değildir.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/97091/mod_resource/content/0/Theaetetus%20Sorunu%20ve%20Gettier%20Sorunu.pdf

gettier ve bilgide şans unsuru
http://earsiv.hitit.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11491/3015/hasanyucell.pdf

gerekçelendirilmemiş ve doğru olduğu iddia edilen bir inanç ise şanslı bir tahminden öteye gitmemektedir.
+
bir önermenin şans eseri edinilmiş bir önerme olması durumunda, dışsalcılık, epistemik öznenin “biliyor olduğunu bilmesinin” şansı önlemek için yeterli olduğunu ifade etmektedir. ayrıca içselci yaklaşım da bilgi ediniminde şansın önlenebilmesi için, “bildiğini biliyor olduğunu gösterme” şeklinde bir gerekçelendirme olması gerektiğini öne sürer.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1452513

ibn sina’da kesin bilgi ve kesin bilginin unsurları
http://acikerisim.ybu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/1621/451957.pdf

insanoğlu tarih öncesi zamanlardan beri seçkisiz (rasgele) fiziksel olaylarla karşı karşıyadır. öngörülemeyen doğa olaylarını yorumlamak (gaipten haber vermek) ve şans oyunları bunlara tipik örneklerdir.
+
matematik dünyası şans oyunlarının matematikle bir ilişkisi olduğunu bilmiyordu.
+
seçkisizlik kavramı, başlangıçta şans oyunlarından çıkmıştır.
https://acikders.tuba.gov.tr/pluginfile.php/333/mod_resource/content/0/odevler/Olasilik.pdf

“evrendeki her şey şansın meyvesidir” – democritus
+
olasılık şansın matematiksel karşılığıdır.
+
bilim adamları farklı amaçlar için kullanılan şans oyunlarının temelinin aslında matematik olduğunu uzun yıllar boyunca fark edememişlerdir.
+
olasılığın tarihi incelendiğinde başlangıçta olasılık, insanoğlunun kontrol edemediği doğa olayları ve şans oyunları gibi konularla ilgilenmekteydi. ancak zamanla bilim, genetik, ekonomi, kuantum fiziği gibi birçok alanda kullanılarak önem kazanmaya başladı.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/6902/10243300.pdf

moivre ve laplace’in ortak noktası şansa inanmamalarıdır. onlara göre şans yanılgıdan ibarettir. şans diye düşünülen şey aslında fizik kuralları ile meydana gelmiştir. her şeyi kendinden önce oluşan olayların sonucu olarak kabul ederler. buna kelebek etkisi de örnek gösterilebilir. hiçbir şeyin belirsiz olamadığını, her şeyin bilinen veya bilinmeyen bir sebebinin olduğunu savunan bu düşünce sistemine determinizm denir. “hiçbir şey belirsiz değildir; her şey kendinden önceki sebebin bir sonucudur, biz bu sebebi bilsek de bilmesek de… “ cümlesi ile de bu düşünce açıklanabilir. her birimizin en az bir kere duyduğu ve en basiteindirgenmiş olan örneğe başvuracak olursak bir madenî parayı havaya attığımızda yazı mı tura mı geleceği bazı fizik kurallarına göre şekillenir; elin açısı, hava akımı, elin yüksekliği, paraya uygulanan kuvvet, paranın alaşımı, paranındüştüğü yerin şekli, havada bulunan toz miktarı, sıcaklık, paranın büyüklüğü gibi. bunları ve bunun gibi daha fazla etkisi olabilecek fizik kuralını hesaplayarak tahmin etmek yerine paranın yazı mı tura mı geleceğini hesaplayabilir ve kesin olarak ne gelebileceğini söyleyebiliriz. bunları hesaplamaya insan beyninde bulunan kapasite izin vermeyecek bile olsa bir insanın hesaplayamıyor oluşu asla kimsenin hesaplayamayacağı anlamına gelmez.
http://hekimoglual.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/42/01/964122/dosyalar/2018_03/09174200_dergi_4_e-dergi_-_mobil.pdf

“su hakkı” olmalı mı?
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2007-72-356

tweet-m 1

tweet 8

pdf-m 4

oyunculukta engellerin oluşumu: karakter ve ben ilişkisi sorunu
+
toplumsal ilişkileri özellikle türkiye’de düşünürsek islam dininin bunun bir parçası olduğunu atlamamak gerekir. türkiye seküler bir ülke olmasına rağmen özellikle toplumsal ilişkilerde dinin bu anlamda etkili olduğu söylenebilir. insanlar belli kalıplara göre yetiştirilirler ve çoğunluğun müslüman olduğu böyle bir ülkede dinin öngördüğü kuralları en azından hayatının bir bölümünde öğrenerek geçirirler. sahnede açıklığın gerektiği ya da mahremiyetin bir miktar bile bozulması gerektiği durumlarda yani bu kalıpların dışına çıkmaları gerektiğinde blokajlarla karşılaşabilirler.
+
üstelik sadece islam diniyle sınırlı değildir tabular, cinsiyet tasarımı da önemlidir. eşitlikten uzak bir toplum olduğu için türkiye’de kadın oyuncu olarak yaşamak da sahnede yine bir çok blokajın oluşmasına neden olur. çünkü aslında toplumdan topluma değişmekle birlikte, hemen hemen her toplumda kadın-erkek eşitsizliği görmek mümkündür. özellikle toplumdaki cinsel işbölümü ve roller konusunda din özellikle bu kalıpların benimsenmesine ve içselleştirilmesine neden olur çünkü kutsal sayılır. dinsel dünya görüşleri, dindar yada değil, toplumun tamamının bilinçaltında var olur. gündelik yaşamlarını etkiler. kültürlerin dünya görüşleri kadın imgelerini de içerir ancak bu imgeleri yaratan kadınlar değil, erkeklerdir. bu nedenle oyuncu olarak kadının, karakter yaratımı sürecinde karşılaştığı blokajlar hem cinsiyet eşitsizliğinin tasarımındaki hem de dinin tayin ettiği engellerden oluşur.
+
ayrıca özellikle sinema ve dizi sektöründe oluşan bir tabu da kapitalizmin güzellik algısının farklı şekillerde özellikle kadınların üzerinde kurduğu baskıdır. kadın oyuncuların her daim güzel görünmeleri gerektiği düşüncesi kimi zaman en büyük blokajların oluşmasına neden olabiliyor. çünkü kişinin beninden ayrı toplumun ondan görülmesini beklediği şekilde ve bu görüntüyü sürekli temin ve devam etmek üzere bir maskeyle dolaşmak durumda kalıyor. buna ek olarak yine özellikle kadın oyuncular için geçmişten beri kadının cinsel bir obje olarak algılanması, tiyatroda da tacizlere uğramasına, bazı rejilerle kadın bedeninin metalaştırılmasına neden olmuş. özellikle kadın oyuncular için yapılan seçmelerde bu anlamda tatsız olaylar yaşanmıştır.
http://academicrepository.khas.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12469/2254/0066685ozgeKeskin.pdf

fuhşa ve fuhuş hakkındaki temel türk hukuk normlarına genel bir bakış
+
fuhuş, ıı. dünya savaşı’ndan önce dünya’da bir sağlık sorunu olarak ele alınırken günümüzde temel olarak cezai bir konu olma eğilimindedir. fuhuşla ilgili temel türk hukuk normları, günümüzde, dünyada görülen eğilimi yansıtmaktan uzaktır. fuhşa ve fahişeliğe karşı etkin bir savaşım verilebilmesi için özellikle fahişeden hizmet satın alınması cezalandırılmalı ve genelevler kapatılmalıdır.
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2011-93-699

parmak izi alınacak olanlar, “genel ahlâk ve edep kurallarına aykırı olarak utanç verici ve toplum düzeni bakımından tasvip edilmeyen tavır ve davranışta bulunanlar”dır. mahkeme bu kategoriye giren eşcinsel yönelimliler için tedbirin uygulanmasında sorun bulmamaktadır. fakat normun (seks işçileri/fahişeler hariç olmak üzere) bu kategoriye giren heteroseksüel yönelimlilere de uygulanabilecek olmasında sorun görmektedir.
+
eşcinseller, esasen para karşılığı veya düzensiz cinsel ilişki kuranlar (“genel kadınlar” ve “fuhuşla melûf olanlar”) ile birlikte sayılmıştır. bu sayma biçiminde, kadınları, özel ve genel diye ayıran cinsiyetçilik ile seks işçilerini/fahişeleri, parmak izi alınması mümkün ahlaksızlar kategorisine dahil eden bu yaklaşım, başlı başına bir makaleyi hak eden, özel olarak ele alınması gereken sorunları içermektedir.
http://anayasader.org/wp-content/uploads/2020/04/%C5%9Eirin-2-AYHD-14.pdf

….. 19. yüzyılın sonlarından itibaren devletin fuhuş meselesine yaklaşımı da köklü bir biçimde değişerek dini normlar bir tarafa bırakılmış ve bu tür eylemlere belirli oranda müsamaha gösterilerek denetim altında tutulmaya çalışılmıştır.
+
çin’i ziyaret eden bir müslüman seyyah, fahişelerin deftere kaydedildiğini ve bunlardan her yıl belli bir miktar vergi alındığını görünce; böyle bir fitnenin islam ülkesinde bulunmamasından dolayı allah’a şükreder.
+
fakat bu olaydan kısa bir süre sonra büveyhi hükümdarı aduüddevle’nin rakkase fahişelere vergi koyduğu ve fatımi’lerin de fuhuş yerlerinden vergi aldıkları görülür.
+
cebehanedeki mehmet paşa cami müezzini cami odasına iki fahişe götürmüş ve yapılan şikayet üzerine baskına gelen kolluk zabitlerince “meclis ile oturur vaziyette yakalandığı”ndan dolayı bozcaada’ya sürülmüştü.
+
fuhuş yaptıkları gerekçesiyle tutuklanan fahişelerden beşi asılarak idam edildi.
+
fahişelerin asılması şer’i değil örfi bir cezalandırma yöntemidir.
+
bazı cariyelerin fuhuş sektöründe kullanıldıklarına dair deliller de söz konusudur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/215497

kenar semtlerimizin kokuşmuş ortamında bir işçi ailesinin çözülümüne, fuhuşun pisliklerine, dürüstlük duygusunun giderek yitirilmesine, sonuç olarak yüz karası bir rezillik ve ölüme varıyor.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/619320

edebiyata yansıyan kriz: sözde kızlar ve zaniyeler örneği
+
adına savaş denilen felâketin en büyük mağdurları çocuklar ve kadınlardır.
+
bu yazıda ele alınan iki roman istanbul’daki rezaleti anlatırken, özellikle bu rezalete dahil veya şahit olan kadınlar üzerinde yoğunlaşır.
+
zaniyeler romanında yer alan kadınıyla erkeğiyle batılılaşmayı süflî bir hayat yaşama, içki meclislerinde fuhuş yapma şeklinde algılayan kahramanların içinde üst düzey devlet adamları, edebiyatçılar, gazeteciler, doktorlar da vardır.
+
fitnat’ın bu çevreye girişi, son derece iğrenç bir hayat yaşayan teyzesi münevver hanım dolayısıyladır. münevver hanım’ın etrafında bu hayat içinde gençliklerini harcayan bir çok “sözde kız” vardır.
+
….. bu bayağı çevrenin iç yüzünü anlatıp onları rezil etmek, toplumda tanınan, meslek hayatlarında önemli yerlere gelmiş olan bu şahısların maskesiz yüzlerini bilen biri olarak onları küçümsemek, yatak odasında tahkir etmek ve kolay yoldan, can yakarak ele geçirdikleri parayı sonuna kadar harcatmak olur. bu şekilde hem kaderinden, hem de ahlâksızlardan, vurgunculardan, sözde vatanseverlerden intikam aldığını düşünür. ona göre özellikle bîçare halkın sırtından kesesini dolduran savaş zenginlerini, vurguncuları zarara uğratmak, “sosyal bir adalet”tir.
+
nazlı hanım gibi evinin salonunda çirkin eğlenceler düzenler. çevresindeki genç kızları fuhuşa ittiği gibi kendisi de batağın içindedir. bu rezil hayatı “batılılaşma” olarak algılar.
+
bu “sözde kızlar” yüzlerinde daima ağır bir makyajla gezerler. uzun tırnakları, sivri ve boyalıdır. parmaklarında pahalı yüzükler vardır. arkalarında keskin bir esans kokusu bırakırlar.
+
şişli sosyetesi adı altında geçen şahıslar içinde temiz, masum, dürüst, vatansever denilebilecek hiç kimse yoktur.
+
heyy yollarını şaşıranlar… vazifelerini unutanlar… ne yapıyorsunuz? nereye gidiyorsunuz? bir adım ilerinizde sizi bekleyen çukurları ve kuyuları görmeden nereye… nereye?
+
yazık, güzelleşmek istiyorsunuz, halbuki iğrenç kılıklara giriyorsunuz, yüzünüze bakmak bile insana nefret veriyor!
+
her iki romanda da şişli salon hayatında sanki hiç sonu gelmeyecekmiş gibi yaşanılan tahrip edici hayat, içinden çıkmaya çalıştıkça insanı derinlerine çeken bir bataklığı andırır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/214761

içişleri bakanı ayşegül baybars, gece kulüplerinin ışıklı ve cinsel tabelalarının yasaya aykırı olduğu için kaldırıldığını açıkladı… ancak fuhuş da yasak olduğu halde ona dokunulmadı!
http://www.afrikagazetesi.net/Afrika-Arsiv/Yil/Arsiv%202018/Mart%202018/25%20Mart%20Pazar.pdf

antikçağ’dan günümüze kadın algısı ve türkiye’de demokrasinin gelişimine etkisi
+
ingiltere’de 1788 yılına kadar kadın, erkeğin sofrasına oturma hakkına sahip olmadığı gibi, kendine sorulmadan söze başlayamazdı. yine, fransa’da “kadın insan mıdır?” tartışmaları “insandır; fakat yalnız erkeğin hizmeti için yaratılmıştır.” kararıyla sonuçlanmıştır.
+
erkeğin cesareti komutada, kadının cesareti ise değersiz işleri görmekte ortaya çıkar.
+
zerdüştlerin anlayışında “doğru yolda” olan kişileri saptırmak için asıl araç, kadında temsil edilen cinsellik ve şehvet idi.
+
şerefsizliğin nedeni kadındır. bundan ötürü kadından kaçınmalıdır.
+
kadına isim yerine numara veriliyor onunla çağrılıyordu.
+
kadın kötülüklerin membaı, fenalıkların ve fuhşun aslıdır, cehennem kapılarından biridir.
+
kadın, şeytanın insan nefsine giriş kapısıdır. allah’ın yasalarını iptal eden, erkeğin çehresini bozan iğrenç bir yaratıktır.
+
1000 kişi arasında 1 tane dürüst erkek buldum, ama bütün kadınlar arasında bir tane dürüst kadın bulamadım.
+
hiçbir kötülük, kadının kötülüğünün yanına yaklaşamaz. günah kadınla başlar ve bütün hepimiz onun yüzünden öleceğiz.
+
eş veya anne olmuş ne fark eder, o halâ erkeği baştan çıkaran havva’dır, bütün kadınlardan kaçınmalıyız. onun, çocuk doğurmasının dışında, erkeğin ne işine yaradığını anlayamadım.
+
kadın kusurlu ve yararsızdır.
+
erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir.
+
hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim.
http://sssjournal.com/Makaleler/1170779770_41_SSS_V3_I12_ID287.%20Ahmet%20Yasir%20EREN_2285-2291.pdf

feministlerin de etkisiyle 1949 yılında birleşmiş milletler radikal bir sözleşmeyi kabul etti. türkiye’nin de imzaladığı bu sözleşme, insan ticaretini sadece sınır aşan değil aynı zamanda devletlerin fuhuş rejimleri ile yakından ilişkili olan bir suç olarak görüyor ve imzacı ülkelerin fuhuşu engellemelerini, genelevleri kapatmalarını ve fuhuştan kazanç sağlayanların cezalandırmalarını öngörüyordu.
+
seks ticareti mağduru kadınların türkiye’ye gelme sebeplerinin de karşılaştıkları zorlukların da diğer göçmen kadınlardan farklı olmadığını söylemek mümkün.
+
tecavüzün bile kadının ayıbı olarak görülmesi, kadınları intihar etmek ya da fuhuş yapmaya devam etmek arasında bırakabiliyor.
+
…. türkiye’deki fuhuş rejimi içinde yani bu alana içkin olan yüksek erkek şiddeti riskinden ötürü fuhuşun ‘özgür irade’ ile seçilemeyeceğini savunuyor.
+
bir defa seks satmaya başlayan kadınlar ise bu alandaki sıkı devlet kontrolüne, damgalanmaya, cezalandırılmaya ve erkek şiddetine maruz kalıyorlar.
+
türkiye’de yasal fuhuş genelevlerde gerçekleşiyor. genel kadın terimi fuhuş yapan kadınlar için kullanılıyor ve …… “başkalarının cinsi zevkini menfaat karşılığı tatmin etmeyi sanat edinen ve bunun için değişik erkeklerle münasebette bulunan kadınlar” olarak tanımlanıyor.
+
göçmen kadınlardan seks satın alan erkekler için herhangi bir cezai yaptırım olmaması bir bakıma erkek ‘müşterileri’ teşvik edici bir işlev görmüş oluyor.
+
göçmen kadınların cinsel ve ev içi hizmetlerine olan talebin, bu alandaki yasal eksikliğin ve kolluk görevlileri arasındaki yolsuzluğun seks ticareti için ana faktörler oluşturduğuna işaret ediyor.
http://www.calismatoplum.org/sayi42/coskun.pdf

kadın ticareti nedir?
+
insan ticareti mağdurlarının yüzde 80 gibi çok büyük bir oranı kadınlar ve kız çocuklarından oluşmaktadır.
+
kendilerine vaat edilen işlerin ve koşulların dışında çalıştırılan bu kadınlar ve kız çocukların kazançlarına da el konulmaktadır.
+
insan ticareti mağduru kadın ve kız çocukları bu ticaretin bir parçası haline getirildikleri andan itibaren yoğun biçimde fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik şiddete maruz kalmaktadırlar.
+
cinsel şiddet; tecavüz, zorla fuhuş yaptırma, hamileyken zorla fuhuş yaptırma, zorla bekaret zarı diktirme, cinsel yolla bulaşan hastalıklar kapmasına engel olmama, cinsel yolla bulaşan hastalıkları teşhis ve tedavi ettirmeme gibi eylemleri içermektedir.
+
kadın ticaretinin ana nedenleri nelerdir?
+
2000’li yıllardan itibaren göç kadınlaşmaya başlamıştır. göçmenlerin yarısını kadınlar oluşturmaktadır. gelişmiş ülkelerde yaşayan göçmen nüfusun yarıdan fazlası da kadındır.
+
cinsel hizmetlere yönelik talebin yüksekliği, göçmen kadınların seks işçiliğine yönelmelerine neden olmuştur.
+
yoksulluğun ve göçün kadınlaşması, kadınların kayıt dışı fuhuş/seks sektöründe çalışmasının ve kadın ticareti mağduru olmalarının nedenlerinden olmakla birlikte, bu açıklama tek başına yeterli olmamaktadır.
http://siginaksizbirdunya.org/images/files/kadin-ticareti-ile-mucadele-2010.pdf

kadın ve fuhuş olgusu
https://docplayer.biz.tr/585260-Kadin-ve-fuhus-olgusu.html

yûnus ve hâfız ile goethe ve nüzhet erman dörtgeninde ebussuûd efendi
+
abdülkadir dağlar
+
işte böylece yaşlı şair, hûrilerin cennet’te kendisini, gençleşmiş bir delikanlı olarak karşılamalarını bekler.
+
cennet cennet didükleri bir ev ile bir kaç hùrì
isteyene vir sen anı bana seni gerek seni
+
mısrâlar, sâhibi yûnus’un dilinde fuhş ya da küfr sayılmazken, o uygunsuz bağlamda uygunsuz şahıslarca uygunsuz niyetlerle okunmaları fuhş ve hattâ küfr kabul edilmiştir.
+
öldürülecekti okuyanlar – yunus’un nefeslerini
fetvasına göre ebussuut efendi’nin
+
padişahım, tam uyanmamış, yarım yamalak aydınlar, hele bunların güdümüne kolayca girebilecek bilgisizler topluluğuna, ‘cennet, cehennem yok’ dediniz mi bir daha zaptedemezsiniz onları; içinden cehennem korkusunu atan bir insan, her türlü kötülüğü rahatça işleyebilir.
+
tanrıyla ilgili bir şeyi reddetmek tanrı’yı dahi reddetmek anlamına geleceğinden derviş yunus’un şiirleri bundan böyle okunmaya.
+
bizim enel hakçılar bayrak gibi kullanıyorlar onun mısralarını; cennet, cehennem yok diyorlar; tanrı bize yeter diyorlar.
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt8/sayi41_pdf/1dil_edebiyat/daglar_abdulkadir.pdf

buda, bikşuların kadınlara bakmamasını, baksalar bile konuşmamalarını, konuşurlarsa da tedbirli davranmalarını ister. benzer ifadeler kuşeyrî tarafından da dile getirilir. o da kadınlardan gelen hediyelerden uzak durulması gerektiğini; çünkü hediyeyi kabul etmenin yakınlaşma ve fuhuşa bile yol açabileceğini söyler. her iki öğreti de kadınlar ile olan ilişkiyi en alt seviyeye indirerek şehvetten korunma yoluna gider.
http://openaccess.ardahan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12427/695/Doktora-Derin%2C%20Serkan.pdf

ilhan yazdığı bir senaryoda; genelev kadınının bir tıp öğrencisinin hayatını kurtarmasını işlemesinden yola çıkarak, cinsel devrimle birlikte kadının kendi bedenine sahip olma özgürlüğü ve vücudunun bir mal olup olmadığı sorusuna cevap aramaktadır. genelevler ve hayat kadınları konusu ele alınmakta, genelevleri kimlerin kullandığı, bu arz talep dengesi müşterilerinin kimler olduğunu, bu sektörün oluşum nedenleri, işleyişi, bm verileri ile fuhuş mafyası ve istatistikleri anlatılmaktadır.
http://www.trt.net.tr/sayfa/wp-content/uploads/2014/11/1-C%C4%B0LT.pdf

cinsel sömürü amaçlı insan ticareti suçunun yöntemi ve mağdurları (ısparta örneği)
+
köleliğin dünyada yasaklanmasının üzerinden çok uzun süre geçmiş olmasına karşın, insanoğlunun köleleştirme ve başka insanları istismar etme isteği sona ermiş değildir.
+
dünyada, 400 yıl boyunca atlas okyanusu üzerinden yapılan köle ticareti sırasında afrika’dan kaçırılmış olanlardan daha fazla köle vardır.
+
tüm dünyada alınıp satılan, esir edilen, şiddet gören, sırtından para kazanılan 27 milyon insanın olduğu tahmin edilmektedir.
+
bazı yazarlar insan ticareti terimi yerine, “insan yağması” ve “insan sömürüsü” terimleri ….
+
cinsel sömürü amaçlı insan ticareti özellikle mücadele edilmesi ve engellenmesi gereken kriminolojik bir vakadır.
+
mağdurların biri dışında kalanı bekâr ya da duldur. mağdurların öğrenim durumu oldukça yüksektir.
+
bazıları doktor, ekonomist gibi yüksek öğrenim gerektiren mesleklere mensuptur.
+
mağdurların insan ticaretine konu olmalarının en önemli sebebi geldikleri ülkelerde işsizliğin son derece yaygın olmasıdır.
+
kimi mağdurlar aile baskısının sonucu olarak insan ticareti tacirlerinin hedefi haline gelmektedir.
+
bizim erkeklerimiz bile bile bizi fuhuş yapmaya gönderiyorlar.
+
türk tacirlere yardımcı olan yabancı ortakların tümü kadındır. türk tacirlerin aksine öğrenim düzeyleri oldukça yüksektir.
+
kendi vatandaşlarının insan ticareti mağduru olmasını sağlayan bu gruptakiler, ironik bir şekilde önceden insan ticaretinden mağdur olan kimselerdir. 1959 doğumlu, mühendis olan ve türkçe’yi oldukça akıcı konuşan gürcü uyruklu …., bu ironik durumu şöyle açıklamaktadır: “zamanında türkiye’ye çok girip çıktım. devamlı satıldım. çok acı çektim… artık satanları da tanıyorum, satılanları da. benim çalışma [fuhuş yapma] vaktim geçti. namuslu hayat için para lazım. ben kötü bir şey yapmıyorum. gürcistan’dan gelenlere yardım ediyorum”.
+
türkiye’de çalışma ve para kazanmak kolaydır.
türkiye’de fuhuş yapmak suç değildir.
+
ailemin çok borçları vardı, m.’nin yaptığı teklifi mecbur kabul ettim.
+
türkiye’de tacirlerin daima sömüreceği bir grup kadın bulunmakta; yani türkiye’deki mağdurların vizeleri bitmeden, diğer grubun türkiye’ye giriş hazırlıkları başlamaktadır.
+
kesintisiz mağdur temini.
+
türkiye’de geçen bu günleri “cehennem”e benzeten gürcü uyruklu …
+
bütün bunların üstüne daha önce hiç görmediğim kişilerle bütün günüm bir arada geçiriyoruz. aynı milletten de olsak bizim aramızda da kavga oluyor. bazen sinirimizi birbirimizden çıkarıyoruz.
+
bizim başka erkeklerle ilişkimiz oluyor, ama patronun bizi istemesinde mecbur kalıyoruz. patron bizi istememeli, çünkü o bizim patronumuz.
+
polise yakalanmaktan korkan mağdur, zaten polise şikâyette bulunamamaktadır.
+
ısparta’da izlenen vakalarda gözlenen en yaygın yol, kadınların arabaya teslimidir.
+
otellerin fuhuş amacıyla kullanıldığı gözlenmiştir.
+
insan tacirleri sırf fuhuş yaptırmak amacıyla bir minibüsü özel olarak dizayn etmiştir ve müşterilerini bu minibüse kabul etmektir. bu operasyon hemen hemen bütün yerel ve ulusal gazetelere haber olmuştur.
+
mağdurlara yönelik fiziksel şiddet kullanıldığı gözlenmemiştir. daha doğrusu bir insan ticareti mağdurunun, kendisine uygulanan fiziksel şiddetten dolayı şikâyetçi olma ihtimali hemen hemen yoktur.
+
insan ticareti faillerinin mağdurlara karşı kullandıkları en önemli baskı aracı, mağdurların pasaportlarını tutmaktır.
+
tacirlerin mağdurlara karşı kullandığı diğer bir baskı aracı tehdit ve şantajdır.
+
mağdurların hukuk bilgisinden yoksun olmaları, tacirlerin kolluk güçlerine yönelik olumsuz telkinleri, mağdurların elini kolunu bağlamakta; adeta yaşamak için tacire muhtaç bırakmaktadır.
+
insan ticareti mağdurlarının bir türk ile evlendirilmesi, hukuka karşı diğer bir hile yöntemidir.
+
gürcistan’da vatandaşların latinize isimlerinde yapılacak bir harf değişikliği bile, sınırı kolaylıkla geçmeleri için yeterli olmaktadır.
+
insan ticareti suçuyla mücadelede, kanımızca en önemli sorunlardan biri, insan ticareti suçu mağduruyla fuhuş yapmanın bir yaptırıma bağlanmamış olmasıdır.
+
türk erkeklerinin yabancı kadınlara türk kadınlarından daha fazla ilgi duydukları dikkati çekmiştir.
+
arkadaşım s. yabancı kadınlar gelmiş, muameleleri iyiymiş dedi.
http://web.hitit.edu.tr/dosyalar/yayinlar/veyseldinler@hititedutr031020133B0M2W3Y.pdf

istismar faillerinin genellikle zor kullanma olmaksızın önce masum dokunma ile başlayıp sonra uygunsuz dokunma, porno izlettirme gibi birçok fiziki manipülasyon ve duyarsızlaştırma yöntemi kullandıkları belirtilmektedir.
+
önemle üzerinde durulmasında yarar vardır ki, özellikle ülkemizde cinsel suçlarla mücadele denildiğinde; çocukların zorla evlendirilmesi ile fuhuş, pornografi vb. amaçla gerçekleştirilen çocuk kaçırma olaylarının göz ardı edilmemesi gerekmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/902653

gönlüm rahat çıktım ağın tepesine
hastane, hapishane, kerhane, araf, cehennem
kent görünüyor tüm genişliğince
seviyorum seni rezil başkent ! orospular
ve haydutlar, sunduğunuz hazlar sonsuz
yazık ki anlamaz bayağı inançsızlar
https://polen.itu.edu.tr/bitstream/11527/3343/1/9928.pdf

adalet ağaoğlu’nun ölmeye yatmak romanı üzerinden türk modernleşmesi’nin kadın imgesinin eleştirisi
+
aysel’in eniştesi eski bomonti’de gittikleri garden partide aysel’i dansa kaldırmak isteyen çocuğa izin vermez ve aysel’in pezevengi olup bir de babasına rezil mi olacağım diye düşünür.
+
abi ilhan “üniversite öğrencisi adı altında bir yığın orospu diyerek” aysel’in okumasını istemez; hava karardıktan sonra evden çıkmasına izin vermez.
+
onun gömleğine yeniden yırtılan kızlık zarımı sildim. …….. bütün tutsaklık perdelerini yırtıyorsun; sonra bir de bakıyorsun hiç el değmemişlik… kadın olmadan önce insan olduğunu kendine bile unutturarak…
+
odalarda çırılçıplak dolaşmayı o sabah öğrenmiştim… gövdemin bunca yıl benden böylesi kopuk oluşu nedendi acaba?
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/486755

oğlum olup ibne olacağına kızım olup orospu olsun.
http://www.kaosgldernegi.org/resim/kutuphane/dl/turkiyede_escinsel_olmak.pdf

ben milliyetçi, mukaddesatçı bir ailenin çocuğuyum, benim evimde, sizin filminizdeki kadınlara orospu gözüyle bakılır, cumartesi annelerine de terörist gözüyle, siz bana bu filmi getirerek, izlettirerek onların vicdana ihtiyacı olduğunu ve vicdanla bakılması gerektiğini bana anlattınız ve benim gönül gözümü açtınız.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/5005/10195445.pdf

küçük ve tecrübesiz bir orospu, esmer ve cılız vücuduyle çamurda kalmış bir mısır koçanına benziyen biçare bir mahluk, dirseğini aşığının dizine dayamış, ona yavaş bir sesle şarkı söylüyordu.
http://mehmetakifinan.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/34/25/733455/dosyalar/2020_03/13115653_Ahmet_Hamdi_Tanpinar_-_Huzur.pdf

müslüman toplumda, alkolik bir kadın olduğunu itiraf edeceksin, sana “orospu” gözüyle bakacaklar.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/69134/570742.pdf

babana söylüyorum, ne sokuyorsun elin orospularını işyerine diyorum, yapacaksan başka yerde yap.
+
sizlere sosyetik orospular olasınız diye mi ingilizceler, almancalar öğretiyoruz!
+
‘isteyene verecek, orospu olacak bu!’ diyor ablası için. bekir duysa ilk aşkına orospu dediğini! öldürür bunu!’ .
http://sehitkadersivriortaokulu.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/34/22/736214/dosyalar/2020_02/28085800_Schrodingerin_Kedisi_1_-_Alet_AlatlY__PDFDrive.com_.pdf

senden iğreniyorum. sapık, utanmaz adam! rezil olduk. mahalle bizi konuşuyor be! geneleve gidip bir orospuyu becersen daha iyiydi. itibarımı mahvettin. nefret ediyorum senden, aşağılık bir zavallısın! sen ancak o kadarını yapabilirsin! nasıl da tahmin edemedim, aylardır elin elime değmiyordu…
https://www.petrol-is.org.tr/kadindergisi/pdf/anlatilan%20bizim%20hikayemiz.pdf

belki bugün kızım biriyle sokağa çıktığında, ona orospu derdim, çünkü biz öyle yetiştirildik.
http://kadinininsanhaklari.org/wp-content/uploads/2018/08/Degerlendirme_Raporu.pdf

bu dönemde papalar, hayat kadınlarından zorla topladıkları paralar ile artan dini projeleri finanse etme yoluna gitmişlerdir. örneğin papa x. leo ihtiyaç duyduğu fonları, hayat kadınlarının kazançlarından sağlamaktaydı. papa, binlerce vesikalı hayat kadınını günah vergisi vermeye zorlamıştır. papalık, hayat kadınlarından pişmanlık sonucu günahlarının affedilmesi karşılığı aldığı ücretleri arttırmıştır ve ruhlarını cehennemden harç karşılığı kurtarmıştır. papa ıı. clement genelev gelirini kiliseye aktarmıştır. hayat kadınlığı ile suçlanan kişiler malvarlığını elden çıkartırken, hayatta ya da ölü olduğuna bakılmaksızın, mal varlığının yarısını rahibe manastırına devretmekteydi. mahkemelerin genelevleri vergilemesi ile ilgili yetkisi 16.yy’ın yarısına kadar varlığını sürdürmüştür.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/56624

papa 10. leo (1475-1484) papalık yaptığı önemde binlerce kayıtlı hayat kadınları için günah vergisi getirmiştir. kadınların ruhlarının arafta kalmaması için belli bir ücret almış ayrıca günah çıkarma ücretlerini de artırmıştır. papa 2. clement (1046-1047) de papalık yaptığı dönemlerde genelevlerinin gelirlerinin kilise’ye aktarılmasına karar vermiş, ayrıca fahişelikle suçlanan kadının hayatta olup olmamasına bakılmaksızın sahip olduğu servetin yarısının bir manastıra bahşedilmesine karar vermiştir.
+
aile içi şiddete yönelik çalışmalar daha çok kadının ve küçük çocukların maruz kaldığı şiddet ile şiddeti uygulayan bireyin alkollü içecek tüketmesi veya diğer herhangi bir uyuşturucunun etkisi altında olup olmaması dikkate alınmaktadır. genellikle bu tür ilişkiler aranırken değişkenlere hanehalkı sayısı, medeni durum, yaş, eğitim durumu ve/veya etnik yapı gibi unsurlar dâhil edilir.
+
kadınların alkol kullanmaları halinde ise sadece hamilelik dönemlerinde şiddet görme riskini artırmaktadır.
+
durance ve arkadaşlarının yaptıkları çalışmada alkollü içeceklere getirilen vergilerin tüketimi azalttığı, ancak tüketimde meydana gelen bu azalmanın kadınlara yönelik şiddet olayları üzerinde istatistiksel olarak çok ciddi bir etkisi olmadığı sonucuna varmışlardır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/400239

bilgelik, gençken evlendiği eşini terk eden,
tanrı’nın önünde içtiği andı unutan ahlaksız kadından,
sözleriyle yaltaklanan
vefasız kadından seni kurtaracak.
+
zina eden kadının bal damlar dudaklarından,
ağzı daha yumuşaktır zeytinyağından.
ama sonu pelinotu kadar acı,
iki ağızlı kılıç kadar keskindir.
+
fahişe yüzünden insan bir lokma ekmeğe muhtaç
kalır,
başkasının karısıyla yatmak da kişinin canına mal
olur
+
sağduyudan yoksun kadının güzelliği,
domuzun burnundaki altın halkaya benzer.
+
erdemli kadın kocasının tacıdır,
edepsiz kadınsa kocasını yer bitirir.
+
çölde yaşamak, can sıkıcı ve kavgacı kadınla yaşamaktan yeğdir.
+
fahişe derin bir çukur,
ahlaksız kadın dar bir kuyudur.
+
zina eden kadının yolu da şöyledir:
yer, ağzını siler,
sonra da, ‘suç işlemedim’ der.
+
gücünü kadınlara, gençliğini kralları mahvedenlere kaptırma!
+
erdemli kadını kim bulabilir?
+
sağduyulu kadın rab’bin armağanıdır.
https://ebible.org/pdf/turev/turev_PRO.pdf

ışıksız fener: 17. yüzyıl hollanda resminde fahişe betimleri
https://docplayer.biz.tr/17332522-Isiksiz-fener-17-yuzyil-hollanda-resminde-fahise-betimleri.html

merve kurt – sophie benim küçük fahişem
https://docplayer.biz.tr/62243975-Merve-kurt-sophie-benim-kucuk-fahisem.html

kutsiyet addedilen metinlerde fuhuş, fahişe geçen bölümler
https://docplayer.biz.tr/31092216-Kutsiyet-addedilen-metinlerde-fuhus-fahise-gecen-bolumler.html

babama ait olan bir anatomi kitabı buldum. son derece öğretici bir kitaptı, özellikle de kadınları anlatıyordu.
http://beylagan.cls.az/front/files/libraries/421/books/796976909.pdf

sevgilim kalbimin adamı,
sağ elini kadınlık organıma koydun,
sol elin başımı okşadı,
ağzımı ağzına dayadın,
dudaklarımı başına bastırdın
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/227892

ksenophon’un oikonomikos adlı eserinde evlilik ve kadına yaklaşım
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/770370

myralı bir euergetes kadın olduğu anlaşılan pososis, kentte kamusal yaşamda önde gelen bir rol oynamış olmalıdır. zira lykialı ünlü bazı kadınlar imparator kültü de dâhil olmak üzere kamusal yaşamda önemli roller oynamışlardır. bunun yanı sıra önemli bağışlarda bulundukları da birçok yazıt aracılığıyla bilinmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1122762

boidion, hedeia ve nikidion gibi bazı hetairalar vardı. bundan dolayı bazı yazarlar epikur felsefesini düşük ve hafif meşrep olduğunu düşünmüşlerdi.
http://apbs.mersin.edu.tr/files/oyaogenler/Scientific_Meetings_027.pdf

kadın üniversite öğrencilerinde toplumsal cinsiyet rolü stresi, namus anlayışı ve toplumsal cinsiyet rolü tutumu
+
kilolu olmak, bekar olmak, çocuksuz olmak gibi durumların kadınlar için daha çok stres verici olduğu söylenmektedir.
+
kadın toplumsal cinsiyet rolü stresi teorisine göre kişiler toplumun kendilerinden bekledikleri cinsiyet rollerini gerçekleştirmede başarısız olduklarında toplumsal cinsiyet rolü stresi yaşarlar.
+
türkiye toplumunda, “başkaları ne der” kaygısı, çok küçük yaştan itibaren çocuklara ve özellikle de kız çocuklarına aşılanır.
+
toplumsal cinsiyet rolü stresi, maslow’un sözünü ettiği “özünü gerçekleştirme”nin önünde bir engel olarak karşımıza çıkar.
+
toplumsal cinsiyet rolü stresi yüksek olan kadınların, düşük olan kadınlara göre stres testinde kalp atım hızı daha yüksek çıkmıştır.
+
namus, türkiye toplumunda önemsenen bir kavramdır. yapılan bazı araştırmaların sonuçlarına göre, türkiye’de kadın için namus “giyim, adap, erkeğe itaat, cinsel saflık (bekaret)” kavramları ile açıklanmaktadır.
+
dünyanın her yerinde kadın “namus” adı altında cezalandırılmaktadır. birleşmiş milletler nüfus fonu’nun verilerine göre her yıl dünyada 5000’den fazla kadın “namus” gerekçesiyle öldürülmektedir.
+
türkiye’de de durum farklı değildir. emniyet genel müdürlüğü’nün 2000-2005 verilerine göre türkiye’de de kadına yönelik cinayetlerin %29’unun nedeni “namus” olarak gösterilmektedir.
+
kadın toplumsal cinsiyet rolü stresi ile kadına ilişkin namus anlayışının ilişkili olması beklenmektedir. alanyazında bu konu ile ilgili herhangi bir araştırmaya rastlanmamıştır.
+
türkiye kültüründe namusun, kadınların toplumsal cinsiyet rolü stresini önemli ölçüde etkileyen bir kavram olması kaçınılmazdır.
+
toplumsal cinsiyet rollerine eşitlikçi bakan kadınların da toplumsal cinsiyet rolü stresi yüksek olabilir.
http://www.ulakbilge.com/makale/pdf/1498237019.pdf

kadın hemşirelik öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rolü stres düzeyleri ve etkileyen faktörler
https://cocukergen2020.com/gorseller/files/uhok-bildiri-2019.pdf

kadın toplumsal cinsiyet rolü stresi ölçeği’nin (ktcrsö) geliştirilmesi: geçerlik ve güvenirlik çalışması
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/300117

erkek toplumsal cinsiyet rolü stresi ölçeği’nin (etcrsö) geliştirilmesi: geçerlik ve güvenirlik çalışması
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/392944

cinsiyetli olmak sosyal bilimlere feminist bakışlar
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/40752

kadın kimdir? özne (subject) ve kendilik (self) kadınla nasıl ilişkilendirilmiştir? kadından özne (subject) olarak mı kendilik (self) olarak mı bahsedebiliriz?
+
insan doğası erkeğin doğası mıdır?
+
adem tanrı’nın tek muhatabı olan insandı.
+
kadın insan değildir.
+
z.direk’in de belirttiği gibi beauvoir kadına öteki olarak işaret ederken, erkeğin ötekisi değil, mutlak anlamda başka olarak ötekiliktir.
+
feminist kendilik tercih eden, seçen olarak her türlü belirlenmişliğe karşı çıkan, direnç gösterendir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/697167

metafiziğin dili: dilin şiddeti -derrida’nın ‘şiddet ve metafizik’ metni bağlamında şiddet-siz’liğin olanağının incelenmesi
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/10917/1/15_11.pdf

makyaj yapmak: binlerce yıllık gelenek
+
ruj ve makyaj yaygınlaşmaya başlayınca radikal hiristiyanlar bu kadınlara tepki gösterdi. kadınları, tanrının yarattığı yüzü beğenmeyip şeytanla işbirliği yapmakla suçladılar.
http://www.uralakbulut.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/MAKYAJ-YAPMAK-B%C4%B0NLERCE-YILLIK-GELENEK-17-KASIM-2015.pdf

güzellik kadınlar için nasıl vaade dönüşür: kadın dergilerindeki kozmetik reklamları üzerine bir inceleme
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/17782

türkiye’de yayınlanan kadın dergilerindeki erkek kozmetik ürün reklamlarının incelenmesi
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/43728.pdf

geçmişten günümüze şehir ve kadın 1
https://www.canik.bel.tr/Icerik/Dosya/www.canik.bel.tr_79_LD2W68RV_www.canik.bel.tr-79-mp8i94wm-gecmisten-gunumuze-sehir-ve-kadin-1.-cilt-uluslararasi-yayin.pdf

geçmişten günümüze şehir ve kadın 2
https://www.canik.bel.tr/Icerik/Dosya/www.canik.bel.tr_80_BD8X56JH_gecmisten-gunumuze-sehir-ve-kadin-2.-cilt-uluslararasi-yayin.pdf

osmanlıda işçileşmeye ilk dönemde karşı çıkılması dikkat çekici bir husus olmuştur. insanların fabrikalarda hanımlarının ve çocuklarının çalışmalarına izin vermemesi, işçileşmeye karşı direnmesi ve fabrikaları genelev olarak nitelendirmesi sunum dâhilinde ifade edilmiştir.
https://www.ilem.org.tr/images/yayinlar/bultenler/%C4%B0lem_B%C3%BClten_05.pdf

yuvarlak sütunlar üzerinde, düz bir şekilde bina edilmiş câmî bulunmaktadır. ancak bunlar hanbelî mezhebindendir. yazın havası güzel değildir. câmî kapısının hemen yanında sürekli çalışan bir genelev bulunur.
http://acikerisim.fsm.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11352/2795/Ciner.pdf

yani hiçbir arkadaşım gündeme getirmediği için ben getirmeye karar verdim. maalesef biz kadınlar açısından üzücü bir durum ama ülkemizdeki genelev sorunu. genelevlerde çalışan binlerce kadın var. bunu biliyorum, kendim devlet teşekkülünde çalıştım, hıfzıssıhha’da çalıştım antalya’da, devlet tarafından her ay kontrole getirilen yüzlerce kadın var. sadece bu antalya bazında gördüğünü söylüyorum ama tabii türkiye’nin her tarafında, üzücüdür, devlet tarafından işletilen müesseseler. bu kadınların zaman zaman basında da serzenişlerini görüyoruz, haykırışlarını görüyoruz. sosyal güvencelerinin olmadığını, işte yaşamlarının önemli bir kesimini bu alanda çalıştıktan sonra ölüme terk edildikleri gibi, bunu da önemli bir sorun olarak görüyorum. bu konuyla ilgili bir çalışmanız olur mu önümüzdeki dönemde? tabii, dileğimiz ve isteğimiz bu tür kurumların, kökten kapatılması yönündedir ama ne kadar gücümüz yeter, bunu bilemiyorum tabii ama en azından mevcut haliyle bu kadınlara yönelik bir politika geliştirmek mümkün mü?
https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/komisyon_tutanaklari.goruntule?pTutanakId=1064

kadın imgesi hemen her dönem resim sanatına konu olmuştur. kadın vücudunun estetik ve çekici görüntüsü birçok sanatçının ilgisini çekmiştir. gustave klimt de diğer sanatçılar gibi kadın imgesinin etkisinde kalmıştır.
+
dönemin kadına bakış açısını derinden sarsan sanatçı kadın imgesini tuallerinde hiçbir sansüre boyun eğmeden özgürce kullanmıştır.
http://sosyalarastirmalar.com/cilt12/sayi66_pdf/3sanat_sanattarihi_arkeoloji_mimari/aydin_kader.pdf

….. böylece kadın imajı tüketim kültürünün temel yapı taşı haline getirilmiş olarak karşımıza çıkmaktadır.
+
price resimlerinde, ataerkil düzenin sınırlandırdığı ‘kadın iştahı’nı cüretkâr ve umursamaz bir şekilde seyircinin gözünün önünde sergiler.
http://sosyalarastirmalar.com/cilt10/sayi52_pdf/3sanattarihi_arkeoloji_cografya/candemir_tulin.pdf

kendi adalarına gelmiş olan denizcilere para veya hediye karşılığında kızlarını ve kadınlarını kiraya veriyorlardı, pazarlık fiyatı kadınların yaşlarına ve güzelliklerine göre değişiyordu, ….
+
bir avuç çivi ile en güzel kadın ya da kızı almak mümkün oluyordu.
http://journalagent.com/androloji/pdfs/AND_17_62_224_230.pdf

heyhat! orada da modacı dükkanını başlarına takınmış arkalarına giymiş denilmeye seza birtakım süslü madamlar doğrusu ya insanın nazarını iştigalden hali kalmıyorlar.
+
ikisi taze birisi ihtiyar idi.
+
birisi esmer, diğeri sarışın, ikisi de gerçekten müstesna dilberdiler.
+
gündüzlük fistanlar dekolte olmazlar ise de boyunlarındaki madalyonlar birer çıplak sadr-ı simine305 doğru sarkıyorlardı.
http://kdm.anadolu.edu.tr/TurkKlasikleri/Musahedat.pdf

o, kadın sorunlarına da hassasiyetle ve önerilerle eğilen ilk gazeteci-yazardır.
+
romanlar, kadınların basiretini açmaktadır.
+
ahlakçılık bahanesiyle kadınlara roman okutulmaması fikrine karşı çıkar.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/413090

seks ticareti
https://cetad.org.tr/CetadData/Books/46/pdf-dosyasini-indirmek-icin-tiklayiniz.pdf

bu açılardan bakıldığında namusu genel olarak kadınların özgürlüğünü hem aile hem de toplum içinde sınırlandıran, kadınları erkek kontrolüne bırakan yıkıcı bir kavram olarak ele alan araştırmacılar mevcuttur. bazı araştırmacılar namusun bu derecede önemli olduğu toplumlarda namus cinayetlerinin sorun olarak algılanmamasının ve kadının vücudunun/hayatının erkek kontrolünde bir mal olarak algılanmasının nedeni olarak erkeklere tanınan sınırsız özgürlük ve namus cinayetlerinin bir şekilde meşrulaştırılmasını sunmaktadırlar.
https://www.psikolog.org.tr/tr/yayinlar/dergiler/1031828/tpy1301996120130000m000089.pdf

…… erkeklerden fazla olmaması, kadınlar tarafından işlenen suçların şiddet boyutunun erkeklere göre daha az tehditkar olması ve mahkum kadınların sıkıntılarını yeterince belirtememeleri cezaevlerinin erkek temelli yapılanmasına neden olmaktadır.
http://sssjournal.com/Makaleler/1486318982_11_4-16.ID490.%20B%c4%b0LGE%20vd._1204-1208.pdf

kadın haklarında dönüşümün simgelerinden biri olarak n.t. olayı ve “madde 438”
+
n.t.’nin bedeni üzerinden çevresine olan kumar borçlarını ödemeyi taahhüt eder.
+
n.t., bedeninden yararlanmak isteyen kocası ve arkadaşları tarafından sergilenen böylesi insanlık dışı muameleleri her seferinde reddeder.
+
arif ve arkadaşlarının kurduğu kötü niyetli bir plan sonucunda, n.t. adet (regl) halinde olmasına rağmen, ilişkiye girdiği yönünde sağlık raporu aldırılır. bu rapora dayanılarak n.t. hakkında resmi makamlarca ‘vesika’5 düzenlenir.
https://www.izmirbarosu.org.tr/pdfdosya/kadin-haklarinda-donusumun-simgelerinden-biri-olarak-nt-olayi-ve-madde-438201942717354209.pdf

pornografide kadınların gördüğü şiddet
https://www.researchgate.net/publication/296938550_Violence_against_women_in_pornography

….. “kiralık olan boş evde”, “ilaçla uyuttuktan sonra”, “ellerini arkadan bağlayıp ters ilişkiye girerek” gibi söylemlerin kullanılmasının suç olgusuna işaret etmekten çok haberin pornografik öğeler taşıması ……
https://www.journalagent.com/jaren/pdfs/JAREN_3_3_137_144.pdf

her gün televizyonlarda cinayet, aile içi şiddet, kadına ya da çocuğa yönelik şiddet, töre cinayeti, kan davaları, intihar, namus cinayeti gibi sayısız şiddet haberleri izlenebilmektedir. üstelik bu tür şiddet olaylarına haberler dışında dizilerde, sinema filmlerinde, kadın programlarında hatta çizgi filmlerde bile rastlanabilmektedir. artık günümüzde kitle iletişim araçlarında tüm çıplaklığıyla gösterilen seyirlik şiddet olayları, izleyicilerin duyarsızlaşmasına hatta izlerken zevk almasına neden olmaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/397825

acı çeken insan bedenlerinin gösteriliş ve alımlanışının da pornografik olduğu anlamını taşımaktadır.
+
medyada şiddet yok olmayacaktır ve durdurmak için gösterilen çabaların başarılı olması da olası değildir. maddi aşırılık ve gereksiz seks görüntüleri gibi şiddet de güçlü bir hayal sistemine dayanan ticari bir yapı içerisinde bulunmaktadır. kabul etsek de etmesek de, bu hayaller insanların en derinlerde bulunan arzu ve korkularıyla bağlantılı oldukları için ilgi ve popülerlik kazanmaktadır.
+
şiddetin pornografik sunumu ya da alımlanması antik çağlardan bugüne değin farklı biçimlerde karşımıza çıkmıştır ve çıkmaya da devam etmektedir.
+
çekici bir bedenin zedelenmesi, parçalanması ya da bozulmasını sergileyen bütün görüntüler -belli bir dereceye kadar- pornografiktir.
+
şiddete gönüllü tanıklık da şiddet içeren bir davranış mıdır.
+
medya ve şiddetin pornografisi üzerine
+
gizem tahrik edicidir, çünkü çözülmesi gerekir.
+
feminist yaklaşım pornografiyi, bizzat kadına yönelik bir şiddet eylemi olarak tanımlamakta.
+
susan sontag tarafından “pornografik şiddet” ya da “şiddetin pornografisi” olarak tanımlanan bu durum birçok izleyici araştırmasına konu olmuştur.
+
şiddetin medya içeriğinde pornografik ve estetik sunumu ile izlerkitlenin şiddet içeriğini arayışı derinlemesine incelenmesi gereken çalışma alanlarıdır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1067742

medyadaki tartışmalara baktığımızda kadınlar yok oluyorlar. başörtüsünü bile erkekler tartışıyor mesela.
https://ailevecalisma.gov.tr/media/2530/mehmeterdogan.pdf

başörtüsü zorunluluğu yanında harem uygulaması kadınlara olan değeri kötü etkilemiştir.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000761.pdf

ayak sesleri, her bir parçanın saçaklarına örtülü ve örtüsüz kadınlardan toplanmış gerçek saçlar ve küçük ziller eklenmiş 100 adet başörtüsünden oluşmuştur. açık alanda sergilenen bu başörtüleri, üzerindeki ziller rüzgârla birlikte büyük bir uğultu çıkarır.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/4649/sibel%20boyac%C4%B1-tez.di.pdf

uçmak uçmağım dediğin, müminleri yiltediğin (=teşvik ettiğin)
bir ev ile birkaç hûri, hevesim yok koçmak için
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/31129

şerhu’l-ahlâki’l-adudiyye
ahlâk-ı adudiyye şerhi
+
ismail müfîd istanbulî
+
akılsız ve beyinsiz bir kadın kendisini bile yönetemez, başkasını nasıl yönetsin?
+
genelde büyük bir zarar ve elim bir azap doğuruyor olmasına rağmen, zayıf akıl ve saçma görüş sahipleri arasında ifrat derecesindeki güzelliğe rağbet yaygın olduğu için, müellif bunu tekid bildiren emmâ (gelince) edatı ve yasaklama bildiren kellâ (asla) edatı kullanarak reddetti ve şöyle dedi: ifrat derecesindeki güzelliğe gelince, asla! yani ondan sonuna kadar uzak dur. çünkü uzuvların birbirleriyle olan müthiş uyumu sahibinin letafetini ve basit bire olan benzerliği doğurur. böylece, özellikle de hayvanî şehvet unsurunun eklenmesiyle nefis ona kuvvetli bir şekilde meyleder. ama zararı tamdır, içinde zehir olan tatlı gibidir. isteyenlerinin çok olması ve kendilerinde akıllarının zayıflığı sebebiyle. güzellik çoğunlukla aklın ve kemalin bir göstergesiyse de bu kadınların zararları; ifrat derecesindeki güzelliğin kocanın üzerinde yönetim ve üstünlük ilişkisi gerektirmesiyle faydalarını aşar. bu yüzden evin düzeni bozulur. bu kadından ayrılmak ve kendini uzaklaştırmak da zordur. hz. ali (kv)’nin şöyle dediği anlatılır: “ey insanlar, kadınlara hiçbir işte itaat etmeyin, onları bir şeyi idare etmeye bırakmayın. zira onlar kendi hallerine bırakıldıklarında görülecek şey, malı mahvetmeleri ve idareciye isyan etmeleridir. onları yalnız kaldıklarında dinsiz, arzularında takvasız buluruz. onlarla haz kolay, şaşkınlık pek çoktur. onların samimileri günahkârdır. kötü niyetlileri ise zinakârdır. masumları ise yoktur. onlarda yahudilerde olan üç özellik vardır: zulmettikleri halde zulüm görüyormuş gibi davranırlar, tatlı dille konuşurken yalan söylerler, istedikleri halde ilgilenmez gözükürler. onların şerlerinden allah’a sığının. en hayırlısına karşı dahi çok dikkatli olun.” sadece malı için olan da evin yönetiminin kadına geçmesi ve kocanın onun üzerinde bir hâkimiyeti kalmaması açısından durumun bozulması ve alt üst olmasına götüreceğinden kesinlikle sakındırılması gereken bir konumdadır.
+
kadınlara danışın ve söylediklerinin tersini yapın.
+
kadınların yaradılışında vefasızlık, çabuk öfkelenme ve sırları ifşa etmek sûretiyle intikam alma arzusu vardır.
+
kadınlar için şunlar zorunludur: iffetli olmak, yeterlilik göstermek, haşyet göstermek, iyi bir eş olmak, çok sitem etmemek.
+
harabat yeşilliği ise, güzel ama köksüz, çöplük üzerinde biten yeşillik gibi olan kadındır.
http://ekitap.yek.gov.tr/Uploads/ProductsFiles/507f4f4e-a0ae-4f87-9906-47403ea6eed2.pdf

hadis ilmi açısından aclûnî’nin keşfü’l-hafâ adlı eseri üzerine bir inceleme
+
şehmus ünverdi
+
dört şey dört şeye doymaz: toprak suya, kadın erkeğe, göz bakmaya, âlim ilme.
+
kadın kocasının elbiselerini yıkarsa ona iki bin sevap yazılır, onun iki bin günahı affedilir.
+
kısır kadınları bırakınız, siyah doğurgan kadını alınız.
+
evin huzuru hür kadınlardır. bozguncuları ise cariyelerdir.
+
kadınlar olmasaydı allah’a hakkıyla ibadet edilirdi.
+
kadın olmasaydı erkek kesinlikle cennete girerdi.
+
her kim aralarını helal yolla birleştirecek şekilde bir kadınla evlenmek için yola çıkarsa, allah onu iri gözlü hurilerden bir hanımla rızıklandırır.
+
sizden biri bir kadınla evleneceği zaman onun güzelliğini soracağı gibi onun saçlarını da sorsun. çünkü saç iki güzellikten birisidir.
http://libratez.cu.edu.tr/tezler/7342.pdf

kadına yönelik şiddete kur’ân’ın bakışı
+
mehmet okuyan
http://ilsam.org.tr/wp-content/uploads/2016/01/Mehmet-Okuyan-Kad%C4%B1na-Y%C3%B6nelik-%C5%9Eiddete-Kuran%C4%B1n-Bak%C4%B1%C5%9F%C4%B1.pdf

eski istanbul’da kadınlar hamamı
+
hikmet feridun es
+
hamamın ıslak mermerleri çatlayıp da yer yarılsa, yedi kat yerin dibine geçecektim. o derecede rezil ve rüsva olmuştum!…
+
kadınlar hamamına götürülen biraz gelişmiş erkek çocuklara: «gelecek sefer babanı da beraber getir!…» denilmesi o zamanlar salgın bir âdet halinde idi.
+
«suyu kaçar» düşüncesiyle ayvayı bıçakla kesmek cinayet addedilirdi.
+
ayol iki canlısınız… sonra bir yeriniz şişer alimallah!…
+
kadınlar hamamı sadece yıkanılıp temizlenilen bir yerden ibaret değildi. çeşitli cepheleri vardı. evvelâ mükemmel bir «kadınlar kulubü» idi.
+
kadınlar hamamları arasında yüzde doksan dokuzunun tekin olmadığı söylendiği için hava karardıktan sonra asla içeride kalınmazdı.
+
hamamda uyuyup kalan 14 yaşındaki bir kızın başına gelenleri bu masalda dehşet ve merakla dinlerlerdi.
+
bu çıplak kadınlar kulübünde bazan kızlar farkında olmadan görücüye çıkarlardı. çünkü bir kızı boyasız, düzgünsüz, vücudunun bütün hatları ile görmek için en müsait yer hamamdı.
+
eskiden istanbul’da hamamda görülüp beğenilmiş ve tanıdık bekârlar için istenilmiş ne çok güzel kız vardı.
+
kadın hamamında yıkanmak da bir ömür törpüsü idi. saatlerce ve saatlerce sürer ve gene de bitmezdi.
http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11498/3038/001502241006.pdf

toplumsal cinsiyet ve cinsiyet rollerinin algılanışı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/100951

genel anlamda sakız reklamlarında kadın kullanımı ağırlıktadır. toplumsal yönden kadınların sakız çiğnemesi kabul edilebilir bir durum iken, erkeklerin sakız çiğnemesi ise kabul edilmeyen ve kimi zaman alaylara sebep olan bir durumdur. türk toplumunda “karı gibi sakız çiğnemek” vb. erkekleri kadına benzeterek aşağılama yoluna giden çeşitli sözler de bulunmaktadır.
+
reklam metninde kadınları takip eden erkeğin istediğini eninde sonunda gerçekleştireceğine ilişkin kanı pekiştirilmekte, falım sakızı da bunun bir aracısı olmaktadır.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/29526/4459.pdf

tek tanrılı dinlerde kadın bedeninin toplumsal denetimi
+
fatmagül berktay
https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/33ef4454daf7078_ek.pdf

postmodern toplumda ataerkil düzen değişiyor mu? popüler kültür içinde cinsellik kullanımına eleştirel bir bakış: biscolata reklamları ve erkek imgesi
+
irem kahyaoğlu
http://tojdac.org/tojdac/VOLUME3-ISSUE1_files/tojdac_v03i104.pdf

televizyon’da kadını öne çıkaran etkenler
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/30408.pdf

temsiliyet krizi: çek yeni dalga filmlerinde sistem karşıtı kadınlar
http://academicrepository.khas.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12469/2928/Temsiliyet%20Krizi%20%C3%87ek%20Yeni%20Dalga%20Filmlerinde%20Sistem%20Kar%C5%9F%C4%B1t%C4%B1%20Kad%C4%B1nlar.pdf

bazı kesimlerde sakız çiğnemek bile bir kadını namussuz yapmaya yetmektedir.
http://openaccess.maltepe.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12415/4287/10238939.pdf

kur’anın adem ile havası, yaptıklarından pişman olup tövbe ederek af diledikleri için yeryüzüne indirilmeden önce tanrı tarafından affedilirken “kitab-ı mukaddes”in adem ile havva’sı için böyle bir durum söz konusu değildir. “kitab-ı mukaddes”in rab tanrı ‘sı, yasak ağacın meyvesinden yiyen, iyiyi ve kötüyü bilmekle kendilerinden birisi gibi olduğunu düşündüğü adem ‘e karşı çok daha acımasızdır. adem ‘in maruz kaldığı gazabın en önemli sebeplerinden birisi de, karısının (yani, kadının) sözünü dinlemesidir. “kur’an”da yasağın ilk olarak kadının mı yoksa erkeğin mi ihlal ettiği hakkında herhangi bir bilgi verilmezken “kitab-ı mukaddes”te yasak meyveyi ilk yiyenin “kadın” olduğuna özellikle vurgu yapılmıştır. her iki kutsal kitapta da erkekle kadının birbirlerine düşman olarak cennetten çıkarıldığından söz edilmektedir. karşı cinsler arasında yeryüzünde yaşanan “çatışma” ve “düşmanlığın” nedeni, yasağın ihlaliyle tanrı ‘nın isteğine (öfkesine) bağlı olarak izah edilmek istenmiş gibidir.
+
ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gören ”kadın”ın yasağı ihlal inden sonra olanlar, “kitab-ı mukaddes”te şu şekilde anlatılmaktadır: “meyveyi koparıp yedi. yanındaki kocasına verdi, o da yedi. ikisinin de gözleri açıldı. çıplak olduklarını anladılar. bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar. derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen rab tanrı ‘nın sesini duydular. ondan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler. rab tanrı adem ‘e, “neredesin?” diye seslendi. adem, “bahçede sesini duyunca korktum. çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim ” dedi. rab tanrı, “çıplak olduğunu sana kim söyledi?” diye sordu, “sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?” adem, “yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim ” diye yanıtladı. rab tanrı kadına, “nedir bu yaptığın? ” diye sordu. kadın, “yılan beni aldattı, o yüzden yedim ” diye karşılık verdi. ”
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/443823

avokadonun içeriğinde bulunan protein, mineral madde (özellikle potasyum ve magnezyum) ve vitaminler aracılığı ile küçük çocukların ve hamile kadınların dengeli ve sağlıklı beslenmesinde önemli rol oynamaktadır.
https://arastirma.tarimorman.gov.tr/batem/Belgeler/Kutuphane/Teknik%20Bilgiler/Avokado%20Yetistiriciligi.pdf

politik islamın kadınların kurtuluşu, özgürleşmesi projeleri açısından çok ciddi bir engel ve tehlike içerdiğini düşünüyoruz.
+
erkek yaratılıştan cinsel isteklerine hakim olamayan bir varlık olduğu için, onun nefsini uyandırmamak konusunda önlem almak kadına düşüyor.
+
islamcı hareketin yaşadığı canlanma ve militanlaşmada, kemalist baskı ve yasakların insanlarda yarattığı tepkilerin de çok önemli bir payı olduğu kanısındayız.
+
tamam kadın sığınacak biri değildir ama öyle bir ev lazım. kadın sığınmaevi denmeyebilir, zaten benim düşündüğüm daha çok huzurevi gibi bir şey.
+
ben imanlı feministim, ateist olmayan bir feministim.
+
islam’daki kadın haklan çok geniş ama biz onlan kültürümüz içinde değiştirmişiz.
+
imam gazali hayatında evlenmemiş, kadın tanımamış, aynca kadınlan sevmeyen bir adam..
http://www.pazartesidergisi.com/pdf/6.pdf

bırakın şikago oğlanları titresin. sen çok yaşa feminist hareket.
+
feminist grev bedenlerin ve toprakların yeni sömürülme biçimlerinin haritasını çıkarırken aynı anda hem görünürlük kazanmayı hem de boyun eğmemeyi içeren bir perspektife dayanıyor.
+
grevle birlikte, şiddete dair yeni bir anlayış geliştirdik: ev içi şiddetin sınırlı alanına sıkışmaktan kaçtık ve onu ekonomi, emek, kurumsallık, polis, ırk ve kolonyalizm temelli şiddetle ilişkilendirdik.
http://www.feministyaklasimlar.org/wp-content/uploads/2020/02/6_FY3940.pdf

türkiye’de 3. dalga, kürt kadın örgütlenmesi ile başladı ve devam etmekte. birçok kürt kadın, gerilla olarak dağa çıktı. bu hem aileden bir kaçıştı hem de yaşanılan zorlulara karşı mücadele yöntemiydi.
https://gaiadergi.com/pdf/Dergi/ftw396f90b1a/Ocak-2017.pdf

sanal olmayan hayatta kemalist kadınlar tarafından susturulan ve baskılanan kürt kadın sesi, grupta tam tersine kemalist kadınları susturan bir ses oluyor.
+
sanal ortam suskun/susturulan sesleri yükseltiyor. baskın ve gürültücü sesleri de susturuyor.
https://yenimedya.files.wordpress.com/2009/07/yeni-medya-calismalari.pdf

kurbanlıktan kurtuluşa:
margaret atwood’un kadın başkahramanlarına feminist bir yaklaşım
+
kurbanlaşma süreci
+
her şeyden önce, güç gerçek değildir, gerçekten orda bir yerde yer olmaz. insanlar onu birbirine bahşeder.
+
dorothy jones‟a göre, atwood‟un romanlarında “güçlüler tarafından tasarlanan tuzaklara yakalanan güçsüz kadınlar” vardır.
+
sartre‟a göre öz, bilinci ele geçirebilmek için ötekini reddetmelidir. öteki, özneyi nesneye dönüştürür.
+
sen fazla iffetlisin, marian ve bu da bu toplumun en büyük sorunu.
+
orada öylece yatıyor ve adam her işi yapıyor! kendisine bir nesneymiş gibi davranılmasına izin veriyor!
+
üst katta yöneticiler ve psikologlar var- hepsi erkek olduğundan bunlara yukarıdaki adamlar diye hitap edilir.
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/d993f99644983a345c87aa5601f9de1f.pdf

toplumsal cinsiyet kalıplarının belirlediği, kadın tanımı (kadınlık) , bir arzu nesnesine dönüştürülen kadın bedeni de merkezi konumdadır.
+