pdf 10

1,618’in anatomisi
+
altın oranın tanımı ve tarihçesi phi sayısı olarak da bilinen altın oran özel değerler ve estetik öneme sahip matematiksel bir değerdir. evrendeki birçok şey örneğin insan bedeni, salyangoz kabukları, gezegenlerin yörüngesi bir oran etrafında işlenmiştir. ilahi oran ve altın dikdörtgenler antik mimari ve sanatta da karşımıza çıkmaktadır. altın oranın estetik ve uyum için bir tasarım aracı olduğuna inanılmaktadır. istatistiksel veriler, halkın istemeden veya farkında olmadan altın kesit’e (altın oran) yaklaşan oranlara tercih verdiğine işaret etmektedir.
+
insanlık tarihinde bazı kavramlar ve figürler oldukça önemlidir. fibonacci sayı dizisi olarak bilinen ve leonardo fibonacci tarafından bir problemin çözümü sırasında bulunan sayılar ve sonrasında ortaya çıkan formüllere dayanan rakamlar bunlardan biri olarak gösterilebilir. ünlü bir ortaçağ matematikçisi olan pisa leonardo doğanın ve insanın matematiksel yönlerinin anlaşılmasında oldukça önem yaratan açıklamalar yapmıştır. bu açıklamalara dayanarak fibonacci sayı dizisi 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144,… olarak kendinden önce gelen iki sayının toplamı şeklinde ilerlemekte ancak bu kurala ilk iki sayı dahil edilmemektedir. bu sayı dizisinde yer alan sayılar kendilerinden sonra gelen sayıya bölündüğünde (1/1, ½, 2/3, 3/5, 5/8,… gibi) 1,000, 0,500, 0,666, 0,600, 0,625, 0,615, 0,619, 0,617, 0,618, 0,617, …. şeklinde ilerlemekte ve bu işlem sonsuza devam ettirilirse 0,618 sayısına giderek yaklaşmaktadır. diğer taraftan, sayı dizisi içinde bir sayı kendisinden önce gelen sayıya bölündüğünde ise sonuç: 1,618 rakamına sürekli yaklaşmaktadır. başta matematik ve fizik bilimcilerinin olmak üzere birçok bilim insanın, yıllar boyu ilgisini çeken ve araştırmalara konu olan bu rakama “altın oran”, “kutsal oran”, “mükemmel oran” gibi isimler verilmekte ve greek alfabesindeki phi ø ile gösterilmektedir. matematikçi mark barr altın oranı sembolize etmek için yunan heykeltıraş phidias’ın ilk harfleri olan “phi (ø)” ifadesini kullanmayı önermiş ve kabul görmüştür. altın oran yaklaşık 2400 yıl boyunca batılı entelektüelleri de etkilemiştir.
+
altın orana bağlı olarak tasarlanmış yapıtların insanlar tarafından ilgi çekici olması, kusursuz olarak kabul edilmesi, her zaman güzel olarak yorumlanması ve değerli bulunması belki de kendinden bir parça olarak bu eserlere bakmasındandır. bir başka deyişle bu eserler kişi tarafından doğal olarak kabul edilmektedir. aslında bu tasarımların altın orana uygun olarak tasarlandığı baştan söylenmese bile, çekici ve güzel olarak değerlendirilmesi bu doğal yapıdan kaynaklanmaktadır. insanın doğasında var olan anatomik yapıya ait antropometrik ölçümlere paralel olarak yapılan tasarımlar ve insanların kullanımına sunulan ergonometrik araçlar hem fiziksel hem de ruhsal anlamda hoş algılanması sağlanacaktır.
+
insan sağlığı bu belirtilen yüz oranlarından etkilenebilmektedir. anatomik yapı olarak, uzun yüzleri olan kişilerin nefes alma problemleri daha fazladır ve uyku apnesi yaşayabilmektedirler. daha kısa yüzleri olan kişiler ise, çene eklemindeki aşırı basınç nedeniyle, anormal çene gelişmesine sahip olup, kronik baş ağrılarından yakınabilmektedirler. çünkü çenenin anatomik pozisyonu, kan akışını kısıtlayabilmektedir.
+
güzellik denilen kavramın nasıl meydana çıktığı ve güzel kavramının matematik dilinde ifadesinin bulunup bulunmadığı insanların uzun zamandır yanıt aradıkları konulardandır. yüzde altın oran, bu sorular karşılığında yapılan çalışmaların bir ortak ürünü olarak ortaya çıkmıştır. yüzde birçok oran olsa da güzellik kavramını tam olarak ortaya koyan matematiksel formüller henüz mevcut değildir. diğer taraftan yüz unsurları içinde belirlenmiş yüzde altın oran değeri 1,61803’tür ve bu oran yalnızca ideal insan yüzü için geçerlidir.
+
günümüzde altın oran ve fibonacci sayı dizisi’ne, kardiyovasküler sistemde büyük bir ilgi vardır. anatomi, fizyoloji, elektrokardiyogram ve ekokardiyogram ile ilişkilendirilen, kalpte bulunan altın oranla ilgili çalışmalar bulunmaktadır.
+
aynı zamanda, araştırmacılar lv oranının hastalığın ciddiyetine karşılık gelen kalp yetmezliği ayarında önemli bir değişiklik gösterdiğini test etmiş ve bu oranın, hafif ve son dönem kalp yetmezliği olan hastalarda sırasıyla 1.64 ve 1.4 civarında bulunmuş; bu muhtemelen ikinci grupta amore çarpıcı bozulma olduğunu (bu hastalarda daha geniş bir yapısal yeniden şekillenme, daha globoid bir lv paternine yol açtığından) göstermiştir.
+
ayrıca, kalp yetmezliği olan hastalarda lv’nin normal değerden belirgin bir şekilde sapmış olan genel sağ kalım oranları, 3 yıllık izlemde sadece% 50 civarında kalmaktadır. bu durum kalp yetmezliği hastalarında altın oranın prognostik önemini düşündürmektedir.
+
goldberger çalışmasında, akciğer anatomik yapısındaki altın oranın varlığını ortaya koymuştur(9). bronşların bir özelliği, asimetrik olmasıdır. örneğin, soluk borusu biri uzun(sol) diğeri kısadır(sağ). bu asimetrik bölünme, bronşların sonraki alt bölümlerinde de altın oran belirttiği bilinen fibonacci dizisine benzeyecek şekilde devam etmektedir.
+
altın oran doğada sıklıkla karşımıza çıkmakta ve yaşayan canlıların birçoğunun anatomik yapısı bu oransal sisteme uyum göstermektedir. özellikle insan yapısı incelendiğinde bu oranın örneklerine oldukça fazla rastlanmaktadır. diğer yandan çevremizde ve kendimizde doğal olarak bulunan bu oransal tasarım, birçok sanatçının eserinde de kullanılmakta ve bu eserler insanlar tarafından büyük ilgi görmektedir. bu ilginin sebebi ise insanların kusursuz kabul edilmesi, güzel olarak değerlendirilmesi ve belki de kendinden bir parça olarak bu eserlere bakmasındandır. bir başka deyişle bu eserler bilincimizde doğal olarak kabul edilmekte, yapılan tasarımların bu orana göre yapıldığı baştan söylenmese bile çekici ve güzel olarak değerlendirilmesi bu doğal yapıdan kaynaklanmaktadır. öyle ise zaten doğası altın orana uyumlu olan insan anatomisinden alınacak antropometrik verilere bağlı tasarımlar ile insan kullanımı için gerçekleştirilecek eserlerin; hem fiziksel olarak ergonomik, hem de ruhsal açıdan güzel olarak algılanması sağlanmış olacaktır. aynı zamanda klinik ve cerrahi yaklaşımlarda da insan vücudunda var olduğu bilinen altın oran değerlerinin göz önünde bulundurulmasının faydalı olabileceği düşüncesindeyiz.
https://www.iiste.org/Journals/index.php/JSTR/article/viewFile/47243/48787

estetik operasyonları güzellik anlayışını da değiştiriyor. geçmişe gidelim mesela 30 sene öncesinde güzellik neydi ve şimdi ne olarak algılanıyor?
tabiki de haklısınız. bu çok subjektif bir konu ve toplumdan topluma farklılıklar göstermektedir. moda diye tabir edilen şey; zamana göre popüler olan, beğenilen, arzu edilen anlayış demektir. ama bunun ile güzellik anlayışını karıştırmamak gerekir, güzellik anlayışı aslında her zaman aynı, doğal olan göze hitap eden anatomik ışık ve gölgeler demektir. bunlar aslında sanatta da tıpta da aynıdır.
30 yıl önce burun için kemeri olmayan mandalla sıkılmış burun ucu görüntüsü moda idi, sonra bu estetikli görüntü diye tabir edilerek bırakıldı, çünkü anatomiyi bozan bir değişimdi ve ciddi fonksiyonel problemlere neden olmaktaydı, o yüzden bırakıldı.
bunun sonu yok, olmayacakta… ama estetik cerrahide güzellik anlayışı doğalı koruyarak yapılan değişiklik demektir.
+
biz neden hep fabrikadan çıkmış gibi hanımları sokaklarda görüyoruz. bu iş bu noktaya nasıl vardı?
biraz önce bahsettiğim gibi, moda olarak çeşitli sebeplerden popüler olan ama anatomiyi korumayan işlemler fabrikasyon sonuçlara neden olmaktadır.
arz ve talebin yüksek bir etkiye sahip olduğu bu cerrahi alan, ne yazikki bu sonuçları da doğurabilmektedir.
bunu önlemek için yine toplumun bilinçlendirilmesi ve anatomik olan değişiklikler için özendirilmesi gerekemektedir. pure beauty diye tanımlanan doğal güzellik hep bizim alanımız için elzem olan hedeftir. bunu benimseyip yolumuza devam ettikçe, bu sonuçlar elenir. bunun önemini kendi cerrahi felsefem ve kliniğim için ilke edindiğimizi gönül rahatlığı ile belirtebilirim. bizim klinik logosunun türk patent enstitüsü tarafından da patentlenmis olan mottosu “doğal güzelliğin adresi…” dir.
https://www.suleymantas.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/A%C3%A7elya-Akkoyun-ile-G%C3%BCl%C3%BCmse-Hayata-R%C3%B6portaj-1.pdf

türkiye’de bilimsel anlamda veteriner hekimliği eğitimi 1842 yılında rusya’dan gelirilen godlewsky tarafından başlatılmıştırr. çevirmen kullanarak ders veren godlewsky bu darslerde, gurlt’un anatomi kitabı gibi, beraberinde getirdiği kilapları izlemiş, bu kitapların aslllarına baglı kalmaya özen göstermiştir. godlewsky, 1845 yılında başlayan ikinci dönemde, türkçe öğrenmiş ve dersleri türkçe vermeye çalışmıştır.
http://eurasianjvetsci.org/pdf/pdf_EJVS_338.pdf

dünya’da bilimsel anlamda veteriner hekimliğinde anatomi çalışmaları bizans’lı veteriner hekim apsyrtus’a (m.s. … – 330) kadar dayanmaktadır.
+
veteriner hekimlik alanında modern anatomi çalışmaları 1762 yılında lyon’da kurulan okulla başlar.
+
askeri veteriner okulu’nun 1842’de açılmasıyla, anatomi dersine ait bilgiler, okulun kurulması amacıyla görevlendirilen veteriner hekim godlewsky tarafından gurlt’un resimli anatomi kitabından verilmiştir.
+
anatomi, bağımsız bir ders olarak ilk kez 1849 yılında askeri veteriner okulu’nun ders programına alınmıştır.
+
anatomi, veteriner hekimliğin temelidir. anatomiyi bilmeyen bir kişi bilinçli bir operasyon yapamaz, teşhis koyamaz, hastayı tedavi edemez.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/122269/mod_resource/content/0/1%20Giri%C5%9F.pdf

temel veteriner anatomi
https://kitap.okur-yazar.net/e-kitap/aof/LBV101U-temel-veteriner-anatomi.pdf

öğrenimde, anatomi ve şirurji’ye çok önem verilmesine rağmen, öğrencilerin çekingenlikleri nedeniyle bu dersler iyi yapılamamıştır.
https://actavet.org/Content/files/sayilar/49/429-445.pdf

yenidoğanlarda nervus mentalis’in topografik anatomisinin klinik açıdan incelenmesi
http://openaccess.ogu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11684/1500/10167165.pdf

saçın yapısı ve anatomi
+
güzellik ve saçlar dünyanın var oluşundan beri, insanlığın en büyük zaafı beğenilmek her insanın en büyük arzusudur. binlerce yıldır aynayı elinden bırakmayan kadınlarımız her bakımdan kendisini biraz daha güzel görmek istemişlerdir.
+
hemen hemen her kesimi rahatlıkla müşterinize uygulaya bilirsiniz.. oval yüzlere illüzyon yaratmak için herhangi bir kamuflaj bulmaya gerek yok çünkü müşteriniz bütün yüz güzelliğine sahiptir.
https://www.ahmetkomurcu.com.tr/FileUpload/bs535438/File/kitabin_her_sayfasindan_ornerler.pdf

türk toplumunda aurikula ve mentumun anatomik analizi
+
yüz bölgesine uygulanacak plastik cerrahisi öncesi hastalar bir bütün olarak değerlendirilmelidir. yüzün harmonisi içinde burun ölçüleri ve analizi, alt çenede mentumun burun ve yüze göre pozisyonu, aurikula açılanması ve pozisyonu üç boyutlu olarak güzellik kavramı açısından önemlidir.
+
farklı coğrafi bölgelerde yaşayan ve farklı ırk ve kökene ait insanların yüz bölgesinin anatomik yapıları yerel farklılıklar gösterebilmektedir.
+
yüz estetiği yapılacak hastalarda mentum, aurikula, burun ve yüzün bir bütün olarak değerlendirilmesi gereklidir. güzellik olgusu ırktan ırka, bölgesel ve global olarak değişebilmektedir.
+
kepçe kulak ya da prominent kulak deformitesi özellikle anteriyor ve sagittal bakışta fasiyal konturu bozabilen bir deformitedir. fasiyal estetik analizde yüz bir bütün olarak değerlendirilirken kulak ve yapısı, açılanması ve şekil bozukluklarına dikkat edilmelidir. literatürde kepçe kulak anomalisinin batı toplumlarında yaklaşık %5 oranında görüldüğü ifade edilmektedir. çalışmamızda hastaların %6’sında kepçe kulak anomalisi varlığı izlendi. hastaların sağ kulakları 17.5±4.6°, sol kulakları 17.4±5.4° olarak ölçüldü. açılanma oranları da literatürle uyumlu olarak izlendi.
+
çalışmanın zayıf yönleri türkiye’nin göç alan, kozmopolit bir bölge olması ve örnek sayısının az olmasıdır.
+
sonuç olarak fasiyal profil analizinde burun ile birlikte kulak ve çene yapılarının ayrıntılı analizinin fasiyal estetik cerrahi girişimler yapılacak hastalarda önemli olduğunu düşünmekteyiz. çalışmamızda kepçe kulak ve gnatizm varyasyonları literatürle uyumlu olarak izlendi.
http://www.manuscriptmodule.com/zz01/download_fulltext.asp?pdir=kbbu&plng=tur&un=KBBU-45822

türk veteriner hekimliğinde doğum ve jinekoloji tarihi üzerine araştırmalar
+
galen, daha detaylı embriyolojik araştırmalarının yanı sıra, canlı gebe keçilerde anatomo-fizyolojik denemeler yapmak amacıyla sezaryen operasyonları gerçekleştirmiştir. roma döneminde, teratolojik oluşumların güç doğuma neden olduğu ve bunların korku ile karşılandığı kayıtlara geçmiştir
+
dunlop ve williams (1996), 14’üncü yüzyılda araplar’ın atlara sun’i tohumlama uygulamaları yapmış olabileceklerini bildirmektedirler.
+
dinçer’e (1973) göre, 15’inci yüzyılda yazıldığı kabul edilen ve ilk anatomi kitabı olduğu düşünülen anonim nitelikli “kitab-üz zardaka fî ma’rifet il-hayl ve ecnasuha ve emrazuha ve edviyetuha” adlı baytarnamede, yavrunun anne karnındaki pozisyonu doğru olarak çizilebilmiş, zigot ve embriyodan, kısrağın gebeliğinden, yavrunun duruşundan, doğum ve doğuma yardımdan bahsedilmiştir.
+
batıda, rönesans’la birlikte orta çağ’ın sonuna gelinmiş ve modern bilim gelişmeye başlamıştır. bu dönemden itibaren veteriner doğum ve jinekoloji alanında önemli gelişmeler yaşanmıştır (erk ve erk, 1963; yerlikaya ve özen; 2005). italyan anatomistlerden gabriel falloppius (16’ncı yüzyıl), reprodüksiyon organlarının anatomisi konusundaki buluşları ile literatürlere geçmiştir (erk ve erk, 1963; anonim, 2009b). ingiliz bir şair olan george turberville 1576’da av köpeklerinin bakımı konusunda yazdığı bir kitapta köpeklerde ovariektomi’den “ilk doğumdan önce yapılmalı” şeklinde bahsetmiş, ancak operasyonun nasıl yapılması gerektiği konusunda bilgi vermemiştir (smith, 1919; erk, 1955). dil, hukuk ve tarih alanlarında araştırmalar yapan alman conrad heresbach 1570 yılında yazdığı “ziraat meseleleri” adlı kitapta, dişi develere savaşlarda kullanılmak için ovariektomi yapıldığından bahsetmiştir (smith, 1919; erk, 1955). erk (1966), at anatomisinin ilk bilimsel kitabının yazarı olan italyan avukat carlo ruini’nin, 1598 yılında yazdığı eserinde doğum bilgisi konularına da yer verdiğini bildirmektedir. eserin dördüncü bölümünde, dölerme organlarının anatomisi, fötusun uterustaki durumu, zarları, fötus damarlarının özelliği ve foramen ovale tarif edilmektedir.
+
onyedinci yüzyılın en ünlü komparatif anatomistlerinden biri olan hekim ve cerrah john hunter, freemartinismus, hayvanlarda kızgınlık, genç hayvanlarda tek taraflı ovariektomi ve plasentanın yapısı üzerinde çalışmalar yapmıştır. italyan rahip lazzaro spallanzani ise 1777 yılında kurbağalarda ilk kez sun’i tohumlamayı gerçekleştirmiş ve yumurtaların döllenebilmesi için sperma ve yumurtanın temas etmesinin zorunluluğuna dikkat çekmiştir (armutak, 2000).
+
alman veteriner hekim friedrich günther tarafından 1830 yılında yazılan “pratik veteriner doğum bilgisi” adlı kitapta; fötotomi ve diğer güç doğum müdahaleleri, pelvis anatomisi, dişi genital organlar, normal doğum, gebelik, anormal gelişlerde yapılacak müdahaleler, ikizliğin neden olduğu güç doğumlar, teratolojik güç doğumlar, doğuran hayvanlarda çeşitli hastalıklardan (retentio secundinarum, prolapsus uteri, hypocalcemia) bahsedilmiş; güç doğumlarda kullanılacak aletler (uzun çengeller, halkalı ipler, tomlar) hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. kitapta, ineklerin puerperal enfeksiyonlarından korunmaları için antiseptikler önerilmiş; doğum sonrası genital organların kalsium klorür ile temizlenmesi denenmiştir. günther, beşeri jinekolog semmelweis’dan 17 yıl, lister’den 37 yıl önce, veteriner hekimlikte antiseptik uygulamasına başlamıştır. erk’lere (erk ve erk, 1963) göre, böylece 1830 yılından itibaren veteriner doğum bilgisinde yeniçağ başlamıştır.
+
almanya’da 1935 yılında patolojik anatomi ve bakteriyoloji alanlarında çalışmalar yapan beşeri hekim gerhard domack’ın ilk sulfonamid olan prontosili bulmasının ardından, sulfonamidler; bundan kısa bir süre sonra ise ingiltere’de beşeri hekim bakteriyolog alexander fleming’in penicilini keşfetmesiyle birlikte antibiyotikler tıp alanında yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır (maurois, 1959; thwaites, 1958; erk ve erk, 1963; drife, 2002).
+
veteriner doğum ve jinekoloji alanında 1928 yılında arap harfleri ile “fenn-i vilâde-i baytarî” [veteriner doğum bilgisi] (ek-3. 4. 2.) adlı bir ders kitabı yayımlanmıştır. “baytar mekteb-i âlisi müdürü ve emrâz-ı cerrâhiyye ve fenn-i vilâde müderrisi” salih zeki (berker) tarafından yze’nin kuruluşundan beş yıl önce yazılan bu eserin, kendi alanında arap harfleri ile yazılan ilk telif eser olduğu saptanmıştır. istanbul’da “hilâl matbaası”nda basılan kitap, 399 sayfadır. sekiz çizelge ile 89 şekil içeren eserde sayfa numarası sırası ile oluşturulan on sayfalık fihristin ardından yine on sayfa ve bu kez harf sırası ile düzenlenen bir fihriste daha yer verilmiştir. esere önsöz ve hemen arkasından doğum bilgisinin tarifi ile başlanmıştır. kitapta fihristte görülen 14 ana başlığa uygun olarak anatomik ve embriyolojik bilgiler, kızgınlık, ovulasyon, gebelik, gebelik teşhisi, gebelik süreleri ve çeşitleri, gebelik fizyolojisi, kısırlık, doğum, doğum fizyolojisi, yavrunun geliş ve vaziyetleri, doğuma yardım, güç doğumlar, ikizlik, yavru anomalileri, gebelik sırası ve sonrasında görülen hastalıklar ve tedavileri ile gerekli alet ve malzemeler konularına yer verilmiştir.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/37370/tez.pdf

karasszon (1988), islam uygarlığında hayvanların, hristiyan inancından farklı olarak, insanlardan ayrı görülmediğini; veteriner hekimliğin insan hekimliği ile paralellik taşıdığını; ilk traketominin (tracheotomy) bir keçide ebu nirvan abdü’lmelik ibn zuhr tarafından gerçekleştirildiğini; nekropsi yapılmış hayvanlarda tüberküloz konusunda çalışıldığını; galen öğretisinin el-kindi tarafından geliştirilerek sonraki dönemlere aktarıldığını bildirmiştir. prioreschi (2002) de elkindi’nin ay’ın durumuna göre ilacın ölçü-zaman-etki kullanımını geliştirdiğini; “akrabadin” adlı eserinde ise kendi deneyimlerinin yanı sıra galen ve kendi dönemindeki hekimlerden etkilendiğini; dinçer (1973) de, 1466 yılında yazıldığını tespit ettiği eserde, yunan ve bizans kaynaklarının yanı sıra kişisel gözlemlerin de yer aldığını, eserde yer alan anatomi resimlerinden, veteriner hekimliği alanında diseksiyonlar yapıldığının anlaşıldığını bildirmektedir.
+
atın savaşlarda önemli bir unsur, at hekimliğinin ise binici için önemli olduğu bilinmektedir. veteriner hekimliği tarihi açısından çok önemli bir yere sahip, “naseri” adlı eserin yazarı ve mısır sultanı baş veterineri olan ebu bekr ibn bedr: “veteriner hekim aynı zamanda bir askerdir, bir asker de aynı zamanda bir veteriner hekimdir” sözü ile at hekimliğinin önemini vurgulamaktadır (karasszon 1988). smithcors (1955), sanskrit eserlerden yapılan tercümelerde anatominin iyi düzeyde bilindiğini; atın anatomisi, iyi ve kötü özellikleri ile hastalıkların tedavisini bilmeyenlerin “akılsız”, “aptal” olarak sayıldığını; karasszon (1988), (arap) at hekimliğinin hızlı gelişmesinde savaş, fetihlerdeki atın rolü ve teorik tıp biliminin hızlı gelişiminin etkili olduğunu bildirmektedir.
+
erk ve dinçer (1967) ile dinçer (1982), 15.yy’dan itibaren türkçeye tercüme edilmeye başlanan baytarnamelerin genel olarak atlarla ilgili ayet, hadis ve rivayetlerle atların karakterleri, renkleri ve yaşlarının nasıl tespit edileceği, at alırken nelere dikkat edileceği, atın anatomisi, üretimi, bakım ve eğitimi, sağlığının korunması, hastalıkları ve tedavileri konularından bahsedildiğini; günergun (2007), türkçe 17-18. yy baytarnamelerinde ise sadece hastalıklar ve bunların tedavileri üzerinde durulduğunu bildirmektedir.
+
islam uygarlığı dönemi veteriner hekimliğinin önemli kaynaklarını oluşturan ve genelde at yetiştiriciliği, hastalıkları ve tedavilerini içeren yazma eserler “baytarname”, “haylname”, “esbname” ve “feresname” olarak isimlendirilmektedir. bu eserlerin kapsamlı olanları ise atlarla ilgili ayet, hadis ve rivayetler; atların karakterleri, renkleri, yaş tayini, at alırken nelere dikkat edileceği, atın anatomisi, bakımı ve beslenmesi, eğitimi, hastalıkları ile tedavileri konularını içermektedir. islamiyet öncesi doğu ve batı bilgilerinin de önemli kaynağını oluşturan ve (şimdiye kadar tespit edilen verilerden hareketle) osmanlı türkçe’sine (osmanlıca) çevirileri ilk olarak 14.yy’dan itibaren yapılmaya başlanan bu eserlerin, günümüz uygulamaları ile karşılaştırıldığında bile önemli bilgiler içerdikleri bildirilmektedir.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/1496/298698.pdf

sanatın birçok dalında insan bedeninin çizimi, anatomi, gözlem ve insan bedeninin tüm hatlarıyla incelenmesi sonucunda bazı ideal ölçülere ulaşılmıştır. güzelliği betimlemeye yardımcı olabilmesi için önce simetri kanon ve altın oran gibi ölçülerden yararlanılmıştır. sayının birçok şeyin başlangıcı olduğunu vurgulayan ilk filozof pisagor’dur. pisagor sonrası estetik, kozmoloji, doğa bilimleri ve matematik gibi kavramları aynı çerçeveye koyan estetik-matematik bakışı ortaya çıkar.
https://toad.halileksi.net/sites/default/files/pdf/guzellik-algisi-olcegi-toad.pdf

resim sanatı, yüzyıllar boyunca mitolojik hikâyeleri konu alarak, dönemin düşünsel yapısına göre sürekli, kendi içinde sınırlı bir dönenceyle rönesans’a kadar gelmiştir. rönesans hareketi, insanı büyüteç altına alarak incelemiş, onu yüceltmeyi hedeflemiş ve toplumsal bir varlık olan insanın, birey olduğunun bilincine vardırarak, kendini ve sanatını sorgulamaya yönlendirmiştir ve yeni bir insan görüşü yaratmıştır. bu, insan ortaçağ insan görüşüyle zıt bir görüş içindedir, insan sonsuz büyük ve sonsuz değerli bir varlık olarak görülmüştür. tüm ortaçağ boyunca hep tanrı’dan yola çıkılmış ancak rönesans’ın bu kavramı ile birlikte insandan yola çıkılmıştır. rönesans insancıllık kavramı, bireyciliğe antik çağ insancıllığından çok daha fazla önem vermiştir. “rönesans insanı”, yaşamın, sanatın ve bilimin her alanında yer alan özgür bir birey olmuştur. bu yeni görüş insan vücudunun anatomisine de ilgi duymuştur. yine antik çağdaki gibi insan vücudunun yapısı kavranmaya çalışılmıştır. bu hem tıp, hem de sanat için önemli olmuştur. sanatta insanı çıplak göstermek yeniden yaygınlaşmıştır.
+
anatomi konusundaki birikimini kusursuz bir örnekle somutladığı bu heykelde michelangelo, zekâsı ve yeteneğiyle rakibini mağlup eden bir kişiyi anlatmaktadır. floransa kent yönetimi tarafından sipariş edilen bu heykel, zorbalığa karşı cesaret ve enerjinin zaferini sembolize etmektedir. vasari ise, heykelin iyi yönetimi sembolize ettiğini söylemektedir.
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS02902.pdf

hareket hâlinde bir kolu çizmek isteyen ressam, kolun nasıl hareket ettiğini bilmek zorundadır. anatomiyi inceleyen kişi böylece, insan doğasının gizlerini ortaya çıkarabilir.
+
hümanistler için güçlü bir zihin kadar önemli olan diğer bir husus da bedensel mükemmeliyet idi. dinsel aşkınlığa ulaşmak için ruhsal ve bedensel sağlığın birlikte hayati bir rol oynadığına inanılıyordu. insanî estetik, bir ilgi odağıydı ve insan anatomisinin (iskelet yapısı, kaslar, organlar ve bunların bedensel işlevleri) incelenmesini teşvik ediyordu.
+
“iyi bir ressamın hareket ve ifadeleri çizebilmesi için sinir, kemik ve kas anatomisini iyi bilmesi zorunludur. ancak bu şekilde hareket halindeki bedeni doğru çizebilir”. leonardo bu tezi ileri sürer ve sanatçı için gerçek bedenler üzerinde yapılacak anatomik çalışmanın gerekliliğinden bahseder.
+
betimlemenin gerçekçi olabilmesi için rönesans’ta insan bedeninin yapısının yakından incelenmesi sanatçılar için zorunluluk arz eder. bu bağlamda, anatominin sanatçının ilgi alanına girmesiyle, sanatçı atölyeleri de anatomi bilgisi veren mekânlardan biri olur.
+
estetik yaklaşımın anatomi bilgisiyle desteklenmesinin rönesans döneminde daha yoğunlaşmasında, sanatçının her şeyden önce bir bilim adamı olması ve insanı tanıyabilmesi ve insanı tanıyabilmesi için iyi bir eğitim alması gerektiği düşüncesi etkili olur. sanatı özgür zihnin ve soylu ruhun ürünü olarak gören alberti, bir ressamın sanatını icra edebilmesi için her şeyden önce bir bilim adamı olması ve doğanın yasalarını bilmesi gerektiğini ileri sürer. örneğin, hareket hâlinde bir kolu çizmek isteyen ressam, kolun nasıl hareket ettiğini bilmek zorundadır. anatomiyi inceleyen kişi böylece insan doğasının gizlerini ortaya çıkarabilir. italyan rönesansı’nın sanatçıları aslında, ister istemez birer anatomi uzmanı haline geliyordu. hepsi, insan figürünü heykelsi bir duyarlılıkla gerçeğe uygun bir şekilde betimlemek istiyor, üniversitelerde tıp eğitimi kapsamında öğretilen anatomi derslerine girmeye çalışıyorlardı.
https://www.atlasjournal.net/Makaleler/2010384510_4.5-18_ID311.%20%c3%9cnl%c3%bc_235-252.pdf

roma ve yunan sanatı insan vücudunun anatomisini keşfetmiştir.
+
rönesans’tan itibaren sanat tarihi anatomi amfilerinde bedeni keşfetmiştir.
+
18. yüzyılda biçim bozukluklarına dayanan çirkin “ucube” beden kavrayışı özellikle ingiltere’de dikkat çekmiştir. victoria dönemi’nde artan endüstrileşmeyle birlikte insanların sergilendiği sergiler kurumsallaşmıştır. sergi ve gösteri mekânlarının yanında anatomi ve patoloji müzeleri de ilgi odağı haline gelmiştir.
+
marc quoin, modern sanat alanında, sanatı farklı yorumlayan ve sanata bambaşka perspektifler katan bir sanatçıdır. sanatçıyı farklı kılan özelliklerinden birisi anatomi ile ilgilidir. anatomiyi sanatına uyarlamış olan quoin, bu bağlamda en özgün sanatçılardan birisidir.
+
marc quoin için beden önemli bir kavramdır. biyolojik ve anatomik olarak ayrı bir perspektifte sanatçı, aynı zamanda beden için kullandığı imgelerini felsefi ve pisikolojik kavramlarla harmanlamıştır. öteki, ben, biz, dışarı gibi kavramlar sanatçının sıkça kullandığı kavramlardır.
https://acikerisim.isikun.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11729/2196/10245892.pdf

martılarda larynx ve trachea üzerinde makro-anatomik çalışma
+
bu çalışmada martıların larynx ve trachea’sının anatomik özelliklerini ortaya koyma ve bu özellikleri diğer kuş türleriyle karşılaştırma amaçlandı. çalışmada 4 adet martı (larus spp) kullanıldı. martılar %10’luk formaldehit solüsyonu içinde en az 48 saat bekletilerek tespit olması sağlandı. göğüs boşluğu açıldı. makroskobik özellikler gözlendikten sonra trachea larynx’i de içine alacak şekilde çıkartıldı. alınan materyallerde trachea kıkırdaklarının daha iyi gözlenebilmesi ve net görüntü elde etmek için özel boyama tekniği kullanıldı. mons laryngealis’in caudal’inde tek sıra olarak enine dizilmiş papillae pharyngis caudoventrales görüldü. sulcus laryngealis’in etrafında ise 2 sıra halinde dikey (lateral-medial) papilla sıraları gözlendi. cartilago cricoidea’nın corpus’unun iç yüzünde crista ventralis adı verilen çıkıntı oldukça belirgin olarak gözlendi. trachea’nın cartilago cricoidea’ya bağlanmış ilk birkaç kıkırdak halkası ile tympanum’dan önceki son 4-5 kıkırdak halkanın dışında kalan diğer kıkırdak halkaların dorsal ve ventral yüzlerinde çentik (boğumlanma) şekillendirdiği ve birbirinin içine girdiği gözlendi.
https://actavet.org/Content/files/sayilar/26/1-6.pdf

karaman koyun ve ttftik keçisi kalbi üzerinde komparativ tncelemeler
https://silo.tips/download/karaman-koyun-ve-ttftk-ketst-kalbt-zernde-kompara-tv-tncelemeler-tayyip-allar-gi

beyaz hindide a. celiaca ve dallarının makro anatomik ve subgross incelenmesi
http://vfdergi.yyu.edu.tr/archive/2010/21_3/2010_21_(3)_147-152.pdf

kaya kekliği (alectoris graeca) plexus sacralis’i üzerinde makro-anatomik araştırmalar
http://vetdergikafkas.org/uploads/pdf/pdf_KVFD_1069.pdf

bazı carnivorlarda viscerocranium’un karşılaştırmalı makro-anatomik incelenmesi
+
bu çalışma; kedi, köpek, porsuk, sansar ve su samuru’nun viscerocranium’larının spesifik anatomik özelliklerini incelemek amacıyla yapıldı. bu amaçla cinsiyet gözetmeksizin her birinden beşer toplam 25 hayvan kullanıldı.
http://veteriner.fusabil.org/pdf/pdf_FUSABIL_363.pdf

plastik model kullanımı veteriner anatomi eğiti minde alternatif olabilir mi?
http://www.aduveterinaryjournal.org/files/m8.pdf

prof. dr. reşide merih hazıroğlu’nun yaşamı ve akademik çalışmaları üzerine bir araştırma
+
ilk kadın veteriner anatomist veteriner anatomi alanındaki ilk kadın öğretim üyesi olan r. merih hazıroğlu 10 mayıs 1959’da eskişehir’de doğmuştur.
http://mts.sosyalarastirmalar.com/Makaleler/811754623_yerlikaya_nigar.pdf

gerçek iskelet modellerinin anatomi teorik ve pratik derslerinde kullanımının veteriner fakültesi öğrencilerin öğrenimi üzerine etkilerinin araştırılması
https://pdfs.semanticscholar.org/f680/cf2f08ae25f0ab508ed753edbc0d5f3790aa.pdf

temel veteriner anatomi
https://www.kolaysinavlar.com/system/storage/download/LBV101U%20A%C3%96F%20Temel%20Veteriner%20Anatomi%20%C3%96zet.pdf

viktorya döneminde kadınlar anatomik olarak erkeklerden daha aşağı görüldüklerinden bu dönemde onları en iyi anlatan durum evdeki istikrarlı, durağan ve huşu içindeki halleridir.
http://193.140.142.206:8080/xmlui/bitstream/handle/11616/5576/Tez%20Dosyas%C4%B1.pdf

iktidar aracı olarak seyir amaçlı (aleni) fiziksel anatomiden sosyal anatomiye: insan bedeni üzerinden iktidarın form değiştiren hikâyesi
+
bu çalışmanın amacı, foucault’un iktidar olgusuna ilişkin açıklamalarından hareketle bireylerin disipline edilerek itaatkâr bir varlığa dönüştürülmelerinde fiziksel ve sosyal aleni anatominin nasıl rol oynadıklarının izini sürmektir. bu çerçevede, çalışmada, iktidar mekanizmalarının insanları itaatkâr birer varlığa dönüştüren zihinsel arka planı hangi insani duygular üzerinden inşa ettiği sorusuna cevap aranmıştır. cevap aranan bir diğer soru da kendini gizleme zorunluluğunda olan iktidarın, anatominin farklı biçimleri üzerinden sağlamış olduğu hükmetme esnasında kendisini gizlemeyi nasıl başardığıdır. çalışmadaki veriler dokuz psikiyatrist hekimle yapılan mülakatlar aracılığıyla toplanmıştır. mülakatlar sonucunda elde edilen veriler fiziksel aleni anatominin korku ve utanç, sosyal aleni anatominin ise beğenilme, popüler olma, dışlanma ve hor görülme şeklindeki zihinsel karşılıkları üzerinden işleyen etkin iktidar araçları olarak önemli işlevler üstlendiklerine işaret etmektedir. diğer bir bulgu da, bilimin iktidarın kendini gizlemede etkin bir rol oynadığına ve sosyal aleni anatomiyle iktidarın, hem bireye yönelik hükmetme alanının genişlediği hem de kendisini gizleme konusunda daha mahir bir beceriye ulaştığı yönündedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/534502

erkeklerle kadınlar arasında ortalama olarak rastlanılan anatomik, biyolojik farklılıklar toplumsal cinsiyetin müdahalesiyle kategorik farklılıklara dönüştürülür: bu süreçte kadınlar ile erkekler arasındaki doğal benzerlikler bastırılmış, kendi içinde bütünlüklü ve dışlayıcı iki karşıt kategori oluşturulmuştur.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/29724/6079.pdf

iktidar ve ceza alanındaki görüşleriyle modern çağın ünlü fransız filozofu olan foucault, “biyoiktidar” (siyasal anatomi) dediği iktidar biçimiyle bedeni iktidar ile ilişkilendirir. insanlara baskı mekanizmaları ile hükmetmenin yerine, insanları birey haline getirerek itaatkar kılmayı öngören bu anlayışa göre, insan bedenini disipline etmek ve uysallaştırmak iktidarın görevidir. bedenin mikro-politiğinin bir örneği ise, doğum kontrol yöntemidir ve bu yöntemle iktidar üreme üzerinde dahi söz sahibi olmuştur. disiplin, bedenin itaatini sağlamak içindir. “modern iktidar büyük gözaltıdır” sözüyle foucault; iktidarın her yerde her şekilde var olduğunu ve temelinde yatan en büyük nedenin kontrol olduğunu savunmaktadır. “mesela 1871 yılında ingiltere’de frengi aşısı zorunlu kılınır. işte bu, bedenin siyasal anatomisinde, yani fiziksel beden ile siyasal beden arasındaki ilişkide, önemli bir dönüm noktasıdır”.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/30138/ozlem_hepsen_tez.pdf

çakallar {salihli-manisa) lokalitesîndeki fosil insan ayak izlerinin önemi ve anatomik yapısı
https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/6cfd38cb4f1b222_ek.pdf

primer hiperparatiroidi: klinik ve biyokimyasal bulguların güncel durumu
https://www.journalagent.com/sislietfaltip/pdfs/SETB_50_3_171_180.pdf

dinazor kelimesi yaklaşık yüzyıl önce ilk defa sir richard owen tarafından kullanılmıştır, yunanca “korkunç” anlamına geen “denius” ve “kertenkele” anlamına gelen “sauros” sözcüklerinden türetilmiştir, ancak zamanla daha da genelleştmlerek bütün iri yapılı sürüngen fosillerine atfedildilmiştir. bugün ise dinazor kelimesi soyu tükenmiş olan bazı tür sürüngenler için kullanılmaktadır.
https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/79d8bbd776e0bbf_ek.pdf?dergi=JEOLOJ%25DD%2520M%25DCHEND%25DDSL%25DD%25D0%25DD%2520DERG%25DDS%25DD

“bizler sağkalım makineleriyiz, gen olarak bilinen bencil molekülleri korumak için körü körüne programlanmış robot vasıtalarız.” richard dawkins – bencil gen + biz kimiz ve nereden geldik? kendi tarihi kadar eski bu soruların yanıtını arayan insanoğlu çevresini gözlemlemiş ve kendini diğer canlılarla kıyaslamaya başlamıştır. doğada bize en çok benzeyen canlılardan bizi ayıran iki önemli özellik vardır. bunlardan ilki iletişim becerilerimizdir. dili kullanabilme yeteneği insanlar arasındaki etkileşimi arttırmış, sosyal gelişimimizi hızlandırmıştır. bir diğer fark ise iki bacağımız üzerinde dengede durabilme ve hareket edebilme yeteneğimizdir. bu da ellerimizin serbest kalmasını sağlamış ve ellerimizi alet yapımı gibi daha karmaşık işlerde kullanabilmemizi mümkün kılmıştır. bu farklılıkların dışında, çevremizdeki diğer canlılara şaşırtıcı derecede benzemekteyiz. 1859 yılının kasım ayı sonunda basılan, basıldığı gün tükenen ve o yılın en çok satan kitabı olan ‘türlerin kökeni’ (origin of species), bu benzerlikleri anatomik olarak göstermiş ve “nereden geldik?” sorusuna çarpıcı bir yanıt bulmuştur. + darwin, doğaya en iyi uyum sağlayan bireyin hayatta kalacağını iddia etmiştir. darwin’in kuramı anatomist ve antropolog thomas henry huxley, botanist joseph hooker gibi isimlerden destek alırken, bazı bilim ve din insanlarınca güçlü itirazlarla karşılandı. bu itirazların ana sebebi, darwin’in insanlarla diğer primatlar arasındaki anatomik benzerlikleri ortaya koyarak, aynı atadan geldiğimizi iddia etmesidir. bu fikir incil’deki “yaratılış” açıklamasına taban tabana ters düşmekteydi. bilim dünyasında ise darwin’in en ciddi muhalifi richard owen ve sir charles bell’di. darwin’in sınıflandırması owen’in insanı diğer primatlardan tamamen ayrı bir gruba koyan sınıflandırmasına ters düşüyordu. owen, insanın serebral korteksinin diğer canlılardan tamamen farklı olduğunu iddia etmiştir. diğer yandan bell, “ifadenin anatomisi ve filozofisi” (anatomy and philosophy of expression) kitabında insanın duygularını ifade etmek için kendine özgü kasları olduğunu ileri sürmekteydi. darwin, bu iddialara “insanlarda ve hayvanlarda duyguların ifadesi” (the expression of the emotions in man and animals) kitabında insan ve hayvandaki birbirine çok benzer yüz ifadelerini açıkca ortaya koyarak cevap vermiştir.
http://www.elyadal.org/pivolka/24/PiVOLKA_24_02.pdf

önde gelen evrim biyoloğu ernst mayr (1904-2005) 1991’deki bir yazısında, “bugün muhtemelen yeryüzünde bulunan bütün organizmaların tek bir yaşam menşeinden türediğini sorgulayacak hiçbir biyolog kalmadığını” iddia etmiştir.32 bu iddia biraz abartılı gibiydi. yine de bilim insanlarının büyük çoğunluğunun yeryüzündeki tüm canlıların ortak bir atası olduğuna son derece ikna olmuş oldukları hususunda kesinlikle haklıydı. ileri sürülen deliller biyokimya, karşılaştırmalı anatomi, jeoloji, biyocoğrafya, paleontoloji ve genetik bilimi gibi çeşitli bilimsel disiplinlerden gelmektedir. + fosil kayıtları delilinin daha ileriki bir parçası, türler arası anatomik yapılarda benzerlikleri ifade eden homolojilerdir. ortak ata, bunun neden böyle olması gerektiğinin çok açık ve cazip bir açıklamasını sunar: benzer anatomik yapılara sahip olan türler, birbirlerinden tekâmül etmişlerdir. yine de homolojiler kendi başlarına ortak ata teorisini tesis edemezler. nihayetinde frank lloyd wright’ın imar ettiği binalar, çok sayıda benzer yapılara sahip olsa da bu onların ortak bir atadan türemiş olmalarını gerektirmez.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/614011

anatomik vasıfları yönünden hayvandan pek az farkı olan ve fakat yükselme kanunu basamaklarının en yükseğine ve aklının büyüklüğü ile âleme hükmedici-âmir- olmak isti’dâdına (kabiliyetine) sahip bulunan insan, daha sonra meydana gelmiştir. insan, kemâl bulma (tekâmül) kanunu neticesinde meydana çıkmış ve hayvanların silsilesinin en mükemmeli bulunmuştur. memeli hayvanlar arasında insanın en yakın atası “primat”lar olduğu gibi, onların en yakın atası “insana benzeyen” denilen “kariniyen” lerdir.
https://serdargunes.files.wordpress.com/2014/09/biyolojik-dc3bcnyanin-kc3b6kenine-dair.pdf

mısır mumyaları ile ilgili kazı çalışmalarında ankilozan spondilitli iskeletlerin varlığı gösterilmiş olmasına rağmen hastalığın literatürdeki yerini alması ilk kez 1559 yılında realdo colombo tarafından iki ankilozan spondilitli olduğu kabul edilen hastanın iskelet tutulumlarının anatomik olarak tanımlanması ile gerçekleşmiştir.
http://dspace.baskent.edu.tr/bitstream/handle/11727/1632/00209.pdf

mısır mumyalarında yapılan paleopatolojik çalışmalarda, as`nin antik çağlardan beri varlığı gösterilmiştir. tipik as iskelet anormallikleri 1559 yılında realdo colombo`nun de re anatomica kitabında tanımlanmıştır. yaklaşık 100 yıl sonra 1693 yılında ilk olarak ġrlandalı doktor bernard o`connor patolojik iskelet değişikliği olarak omurgada “kurvatur kaybını” göstermiştir.
+
sakroiliak eklemin düzensiz s biçimli yapısı ve sakral ve iliak parçalarının grafide birbiri üzerine gelmesinden ötürü bu eklemin komplike anatomik yapısını aydınlatmada konvansiyonel radyografinin kapasitesi kısıtlıdır.
https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/13150/272996.pdf

paleontoloji, biyokimya, popülasyon genetiği, moleküler biyoloji karşılaştırmalı anatomi, biyofizik gibi pek çok bilim dalı, canlılığın evrim teorisinin iddia ettiği gibi doğal süreçler ve rastlantısal etkilerle açıklanamayacağını, tüm canlıların kusursuz bir şekilde yaratıldıklarını göstermektedir.
+
evrim teorisi, popülasyon genetiği, karşılaştırmalı anatomi, paleontoloji, moleküler biyoloji ve biyokimyasal sistemler gibi pek çok farklı alanda, evrim teorisi tek kelimeyle bir “kriz” içindedir.
+
fosil kayıtları, diğer canlı sınışamaları gibi balıkların da yeryüzünde aniden ve farklı yapılarıyla ortaya çıktığını göstermektedir. balıklar, arkalarında hiçbir “evrim” süreci olmadan, kusursuz anatomileriyle bir anda yaratılmışlardır.
+
dört ayaklılar (tetrapodlar), karada yaşayan omurgalı canlıların geneline verilen isimdir. bu sınışama içinde amfibiyenler, sürüngenler ve memeliler yer alır. evrim teorisinin dört ayaklıların kökeni hakkındaki varsayımı ise, bu canlıların suda yaşamakta olan balıklardan evrimleştiği yönündedir. oysa bu iddia, hem fizyolojik ve anatomik yönlerden çelişkilidir, hem de fosil kayıtları yönünden temelsizdir.
+
evrimci doğa tarihçileri dört ayaklıların atası olarak genellikle rhipidistian ya da cœlacanth sınışarına ait balıkları sayarlar. bunlar, crossopterygian takımına ait balıklardır ve evrimcileri umutlandıran tek özellikleri, yüzgeçlerinin diğer balıklara göre “etli” oluşudur. oysa bu balıklar birer ara form değildir ve amfibiyenlerle aralarında doldurulamaz anatomik ve fizyolojik uçurumlar vardır.
+
145 anatomik özelliğin üzerinde 91 değişiklik… ve evrimciler bütün bunların yaklaşık 15 milyon yıllık bir süreç içinde, bir dizi rastgele mutasyon sonucunda oluştuğuna inanmaktadırlar.85 böyle imkansız bir senaryoya inanmak evrim teorisini ayakta tutabilmek için gerekli olabilir, ancak bu bilime ve mantığa aykırı bir inançtır. aynı durum diğer balık-amfibiyen senaryoları için de geçerlidir.
+
balıkların kara canlılarının atası olduğu iddiası, fosil bulguları kadar anatomik ve fizyolojik incelemeler tarafından da geçersiz kılınmaktadır. deniz canlıları ile kara canlıları arasındaki büyük anatomik ve fizyolojik farkları incelediğimizde, bu farkların rastlantılara dayalı kademeli bir evrim süreci tarafından giderilmesinin mümkün olmadığını görürüz.
+
canlılar arasında anatomik benzerliklerinden yola çıkılarak kurulmak istenen bu gibi teorik ilişkilerin çoğunun son derece çürük olduğunu evrimciler de kabul etmektedirler.
https://harunyahyakitaplari.com/kitaplar/Hayat%C4%B1n%20Ger%C3%A7ek%20K%C3%B6keni/Hayat%C4%B1n%20Ger%C3%A7ek%20K%C3%B6keni.pdf

mö-350’lerde aristotle hastalıkların teşhis yollarını araştırdı ve anatomi bilimini başlattı. aristotle’nin asistanı, theophrastus 500 bitki türünü tanımladı ve meyve, çiçek ve tohum arasındaki ilişkiyi belirledi. toprak ve iklimin bitki büyümesi üzerindeki etkisini inceleyen theophrastus, botanik biliminin babasıydı. ve, sahneye tıp biliminin en büyüklerinden olan, 129 yılında bergama’da doğan galen çıktı.
+
izmir’de anatomi tahsili yapan galen’in fikirleri 1500 yıl boyunca kullanıldı. hippocrates ve aristotle’nin düşüncelerini temel alan galen, insan anatomisini, iskelet ve kas sistemini buldu. her organın belli bir maksat için yaratılmış olduğunu ileri sürdü. eski romalılar zamanında ilk hastaneler kuruldu ve ameliyat aletleri imal edildi.
+
1807 yılında iskoçyalı charles bell, sinir sistemini inceledi ve sinirlerin farklı şekillerde bütün vücuda dağıldığını keşfetti. sinirlerin dürtüleri tek yönde taşıdığını ileri süren bell böylece nöröfizyolojiyi başlattı ve beyin anatomisini kurdu. bu arada, mikroskop, termometre, endoskopi gibi cihazlar geliştirildi, vücudun içini dinleyen aletler yapıldı. fransız rene laennec, 1816’da göğsünü açıp dinletmeyen utangaç bir hanım kalp hastasına çare bulmak için ilk stetoskopu imal etti ve 30 santimetre uzunluğundaki tahta tüpten yapılmış aletiyle kalp atışlarını, kulakla izlemekten, çok daha belirgin olarak dinledi.
http://www.yalcininan.com/kitaplar/kk-2.pdf

ışık hızına yakın bir hızdaki yolculukta kolumuzdaki saate göre zaman, yerinde sabit duran bir saate göre daha yavaş geçer ki buna ‘zamanın genleşmesi’ denir. zaman genleşmesi evrenin ölçeğinde ispatlanmıştır. einstein’e göre ışık hızına yakın bir hızla hareket eden bir aracın içinde zaman daha ağır akar. uzayda hız arttıkça zaman da azalır. zamanın azalması, sadece saatlere mahsus bir olay olmayıp, her türlü organik, biyolojik, anatomik yapılar için de geçerlidir.
http://www.yalcininan.com/kitaplar/kk-1.pdf

doğru okumayı öğrendiğimiz zaman, bir yunus balığının dna’sı, hayvanın anatomisinin ve fizyolojisinin ortaya koyduğu ipuçlarından öğrendiklerimizi, yani zamanında atalarının kuru karada yaşadığını bir gün doğrulayabilir.
+
darwin, insanın türeyişı’nde maymunlar “zevkle sigara içerler” gözleminde olduğu gibi bazen küçük kendi kendine konuşmalarla aksini ifade etme fırsatını kaçırmadı. darwin’in sağlam müttefiki t. h. huxley, (gösterdiği gibi yanlış yere) “küçük hipokampus”un insan beyninin tek belirgin özelliği olduğunu iddia eden o günün önde gelen anatomicisi sir richard owen’la sert bir tartışmaya girdi. bugün bilim insanları yalnızca insaymunlara benzediğimizi düşünmekle kalmıyorlar. kendimizi insaymunlara, özellikle de afrikalı insaymunlara dahil ediyoruz. insanlar da dahil, insaymunların maymunlardan farkını vurguluyaruz. bir gorile ya da şempanzeye maymun demek kural bilmemektir, görgüsüzlüktür.
+
anatomiyi yanlış oluşturmuşlarsa: örneğin, afrikalı fosil kenyapithecus gerçekte modern afrikalı insaymunların en yakın akrabasıysa, o zaman göç hesapları sil baştan yapılmalıdır.
+
çenenin solungaç iskeletinin değişime uğramış parçalarından evrildiğini göstermek, klasik karşılaştırmalı anatominin zaferlerinden biriydi.
https://bil184471049.files.wordpress.com/2020/05/richard-dawkins-atalarc4b1n-hikc3a2yesi-yac59famc4b1n-kc3b6kenine-yolculuk.pdf

insanlarda kıl folikül akarları ilk olarak 1841’de birbirinden bağımsız çalışan henle ve berger tarafından keşfedilmiştir (8,9). 1842’de alman dermatolog gustav simon tarafından akarlar detaylı tanımlanmıştır (8,10). 1843 yılında richard owen, demodex terimini bulmuştur (10). desch ve nutting 1972’de birbirinden bağımsız türler olduğunu düşündükleri d. folliculorum ve d. brevis olan iki form ayırt etmişlerdir (9). bu iki formun anatomik detaylarını tanımlamışlardır (10).
http://openaccess.inonu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11616/4135/Makale.pdf

kemik, ülkenin ileri gelen anatomi bilgini dr. caspar wistar’a gönderildi ve wistar o sonbahar philadelphia’daki amerikan felsefe derneği’nin bir toplantı- sında bu kemiği tanımladı. ne yazık ki wistar kemiğin önemini anlamayamamıştı. onun aslında bir aldatmaca olduğu manasına çekilebilecek birkaç ihtiyatlı ve heyecansız yorumla yetindi. kemik o kadar az ilgi çekti ki, bir depoya atılıp kaderine terk edildi ve sonunda kayıplara karıştı. böylece yeryüzünde bulunan ilk dinozor kemiği, kaybedilen ilk dinozor kemiği unvanını da kazanmış oldu.
+
owen ‹ngiltere’nin kuzeyinde, lancester’da büyümüş ve tıp öğrenimi görmüştü. anatomist olmak için yaratılmıştı. ‹şine o kadar tutkundu ki, bazen yasak çiğ- nemek pahasına kadavralardan uzuvlar, organlar ve başka parçalar aşırıp, boş zamanlarında kesip biçmek için evine götürdüğü olurdu. bir defasında, siyahi bir afrikalı denizcinin gövdesinden yeni ayırdığı kelleyi torbaya koyup dışarı çıktığında, ıslak bir taşa basıp kaydı ve kellenin patikada yuvarlanarak bir kır evinin aralık duran kapısından içeri girdiğini ve antrede durakaldığını dehşet içinde seyretti. ayaklarına yuvarlanan kopuk bir başla karşılaştıklarında ev sahiplerinin ne demiş olabileceklerini varın siz tahmin edin. bundan bir saniye sonra, yüzünden endişe akan genç bir adam telaşla içeri dalıp, tek kelime bile etmeden kafayı kaptığı gibi dışarı fırlayınca, zavallı insanlar duruma pek akıl erdirememişlerdir herhalde.
+
owen, organizasyon yeteneği ve akılcı yöntemleriyle çabucak sivrildi. aynı zamanda, fosil kemiklerinin birleştirilip iskelet haline getirilmesi konusunda büyük fransız doğabilimci cuvier’ninkilerden geri kalmayan içgüdüleriyle, emsalsiz bir anatomist olduğunu da kanıtladı. hayvanların anatomisi alanında o kadar uzmanlaştı ki, londra zooloji bahçeleri’nde13 ölen hayvanları satın alma önceliği kendisine tanındı. owen bu hayvanları incelemek için her zaman evine götürürdü. bir defasında karısı eve döndüğünde holün ortasında yeni ölmüş bir gergedan bulmuştu. owen kısa süre içinde, ornitorenklerden tutun, karıncayiyenlere, diğer yeni keşfedilmiş keseli hayvanlardan tutun, bahtsız dodolara, moalar denilen ve maorilerce yenilip bitirilene dek yeni zelanda’da kol gezmiş olan nesli tükenmiş dev kuşlara kadar, ölü ya da diri tüm hayvan türlerinin başlıca uzmanı haline geldi. 1861’de bavyera’da yaptığı keşiften sonra archaeopteryx’i tanımlayan ve dodo için resmi bir mezar kitabesi yazan ilk kişi oldu. muazzam bir verimle, anatomi alanında toplam altı yüz küsur bildiri yazdı.
+
bir anatomist olarak sahip olduğu tartışmasız kabiliyetler, en yüz kızartıcı düzenbazlıklardan paçasını ucuz kurtarmasını sağladı. 1857’de, doğabilimci t. h. huxley, churchill’s medical directory’nin yeni bir baskısına göz gezdirirken, owen’ın rehberde londra’daki madencilik okulu’nun karşılaştırmalı anatomi ve fizyoloji profesörü olarak yer aldığını fark etti. söz konusu pozisyon kendisine ait olduğundan, huxley bu duruma çok şaşırdı. churchill’s’in böylesine maddi bir hataya nasıl düştüğünü soruşturunca, bu bilginin yayıncılara dr. owen’ın kendisi tarafından temin edildiğini öğrendi. bu arada, hugh falconer adında başka bir doğabilimci, kendi keşişerinden birinin owen tarafından sahiplenildiğini fark etmişti. owen’ı kendilerine ait örnekleri ödünç alıp, sonra da bunu inkâr etmekle suçlayan başkaları da vardı. dişlerin fizyolojisiyle ilgili bir kuram üzerinde hak iddia ettiği için kraliçe’nin diş hekimiyle sert bir tartışmaya girdiği bile olmuştu.
+
sevmediği insanlara gözünü kırpmadan zulmederdi. kariyerinin başlarında, tek günahı yoldaş bir anatomist olarak gelecek vaat etmek olan robert grant adındaki genç bir adamı kovdurmak için zooloji derneği’ndeki nüfuzunu kullandı. grant, araştırmasını sürdürebilmek için ihtiyacı olan anatomik örneklere erişim hakkının durup dururken iptal edildiğini öğrenince neye uğradığını şaşırdı. çalışmasına devam edemeyince, doğal olarak hevesi kaçtı ve adı sanı unutuldu.
http://boyneryayinlari.com/pdf/2133040538.pdf

goya’nın günümüzde kara resimler olarak bilinen serisinde ise korkunç sahneler, karakterler ve rahatsız edici alegoriler yer almaktadır. goya burada bizlere kendini, inancını yoğun bir melankoli ve keder atmosferinde kaybetmiş bir insanın hikayesini sunmaktadır. bu seri içinde yer alan çocuklarını yiyen satürn çalışmasında yaşlı satürn’ü, anatomisi deforme edilmiş bir erkek figürü, olarak betimlemiştir. bu nerede olduğu belli olmayan, sefil yaşlı adamın yediği ise bir çocuk değil, yetişkindir. kendi çoğunu yiyen, delirmiş olan bu tanrının yüzünde, dehşetli ifadesi yer almaktadır. burada zamanın da tanrısı olan satürn, melankolik karakterin vücut bulmasını temsil etmektedir. aynı zamanda acımasızlığı, kanlı mücadeleleri, yıkımı, ölümü ve insanın aslında ne kadarda korkunç bir varlık olduğunu dile getirmektedir.
http://www.cumhuriyet.edu.tr/userfiles/file/EgitimBilimleriEnstitusu/EGITIM%20BILIMLERI%20ENSTITUSU%20HAZIR%20FORMLAR/EGITIM%20BILIMLERI%20ENSTITUSU%20HAZIR%20FORMLAR/MEZUNLARIMIZ/446571.pdf

insanoğlu yaşamın başından beri nasıl oluştuğunu düşünerek, araştırarak ve deneyler yaparak bedeni anlamaya çalışmıştır. sanat tarihine bakıldığında bu araştırmayı yapan en belirgin örnekler leonardo da vinci ve michelangelo’dur. da vinci sanatçı kimliğinin yanında pek çok disiplin üzerine de çalışmıştır ki bunlardan bir tanesi de anatomidir. da vinci döneminin zorlu koşullarına, beklentilerine ve retlerine karşın insan bedeni üzerine uzun zaman ayırmıştır. insan bedeninin işleyişini anlamak için kadavraları incelemiş, onları açmıştır. çizdiği eskizlerdeki muazzam çözümlemeleri günümüze dahi ışık tutmuştur.
+
michelangelo da da vinci gibi anatomiyle yakından ilgilenmiştir. gombrich, michelangelo için “anatomi yasalarını, antik heykel sanatından, yani ikinci elden öğrenmekle yetinmeyip kadavra keserek, gerçek modeller çizerek, insan figürünün artık onun için gizli hiçbir yanı kalmayıncaya dek doğrudan çalışmıştır’’ der (1980, s. 230). bir sanatçı olarak leonardo da vinci’yi de michelangelo’yu da –kendi dönemleri ve çağdaşları arasında pek de lüzumlu görülmeyen, hatta engellenmeye çalışılan, anatomi uğraşları olmalarına karşın- bedeni araştırmaya iten ancak ve ancak onların bilme ve anlama arzusudur, güdüsüdür denilebilir.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/4646/Tu%C4%9F%C3%A7e%20Bilgin.pdf

modern tıp, anatomi ya da fizyoloji gibi bilimlerce desteklenen erkek egemen toplumsal cinsiyet rejimi söylemleri, erkek bedeni karşısında kadın bedenini sözde biyolojik yapısına istinaden pasif konuma indirgemekte ve kadınlara bu pasif konumları ile ilişkili “uygun” kültürel özellikler atfetmektedir.
+
temel toplumsal kontrol mekanizmasının din olduğu dönemlerde dini söylemler toplumsal cinsiyet eşitsizliğini kadın ve erkek arasında “yaradılıştan” kaynaklandığı ileri sürülen “nesnel” farklılıklar üzerinden inşa etmiş ve pekiştirmiştir.
+
çoğunlukla anatomi ve endokrinoloji gibi bilimlerce üretilen bu söylemler kadınlar ve erkekler arasındaki farklılıkları eşitsizliklere dönüştürmekte ve bu süreci “bilimsel” temellere dayandırmaktadırlar.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/884285

bent flyvbjerg, nils bruzelius ve werner rothengatter’in son 50 yılın mega projelerinin dökümünü çıkarttıkları “megaprojects and risk: an anatomy of ambition” (2003; “dev projeler ve risk: hırsın anatomisi”) başlıklı araştırmaları, projelerin risklerini detaylı inceleyen ilk çalışmadır.
+
milyarlarca dolarlık proje müteşebbislerinin projelerini tasdik ve inşa ettirebilmek için kendi çıkarlarına uygun olarak sistematik biçimde parlamentoları, kamuoyunu ve medyayı nasıl aldattıkları anlatılır.
+
…… 3. köprüye aktarılan kaynak eğer metro yapımına harcanmış olsaydı, mevcut 30 km metro uzunluğu, toplamda paris metro hattı uzunluğuna yaklaşacak, istanbul’un akciğerleri kuzey ormanları da tahrip edilmemiş olacaktı.
https://www.academia.edu/32529143/Mega_Projeler_ve_%C4%B0stanbul

devlet denilen siyasal yapının nasıl ve ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinememektedir. fakat bilinen bir gerçektir ki devlet adını vermiş olduğumuz bu tüzel kişiliğin işlevsel olabilmesi için mutlaka birileri tarafından organize edilmesi ve yönetilmesi gerekmektedir.
+
kimilerine göre bu sistemi yönetmek kendisinin doğal hakkıdır, kimisine göre tanrısal bir lütuftur, kimisine göre ise toplumun her bir bireyinin temsil edilmesi veya katılması gereken bir yapıdır.
+
islam hukukunda “iktidar” ve “siyasal iktidar” karşılığında daha çok “velayet” ve “velayet-i âmme” kavramı yerleşmiştir. terim olarak velayet, “ister onaylasın isterse onaylamasın başkasına söz geçirmek” şeklinde tarif edilir.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/35110/%C4%B0LYAS_AKY%C3%9CZO%C4%9ELU_DOKTORA%20TEZ%C4%B0.pdf

ortaçağ islam dünyasında veteriner hekimler
http://estudamdergi.org/index.php/etik/article/download/156/211

aristoteles’e göre hayvanları; yaşama şekilleri, davranışları ve vücut kısımları karakterize etmektedir. yaşama tarzına göre hayvanları; 1) su hayvanları a) daima suda kalanlar b) üreme ve solunum için zaman zaman sudan ayrılanlar 2) kara hayvanları anatomik ve morfolojik yapılarına göre; 1) kanlı hayvanlar (kırmızı kan ihtiva edenler) a) vivipar (doğuran) dört ayaklılar (insanlar, maymunlar, yırtıcılar, kemiriciler, tek tırnaklılar, domuzlar, böcekçiller, balinalar, foklar, yarasalar) b) kuşlar c) yumurtlayan dört ayaklılar ve ayaksızlar (pullular: sürüngenler, pulsuzlar: amfi biler) d) balıklar (kıkırdaklı ve kılçıklılar) 2) kansız hayvanlar (kırmızı kan ihtiva etmeyenler) a) yumuşak hayvanlar (mürekkep balıkları) b) yumuşak kabuklu hayvanlar (malacostraca, bugünkü crustacea) c) kertikli hayvanlar (crustacea’nın ilkel olanları: entomostraca ve böcekler, örümcekler, akrepler, çok ayaklılar, kurtlar) d) sert kabuklu hayvanlar (deniz kestanesi, midye, salyangoz, sünger, vb.)
+
aristoteles’in ortaya koyduğu sınıfl andırma esaslarına araştırıcılar oldukça uzun bir süre (yaklaşık 2000 yıl) bağlı kalmışlardır. örneğin; zooloji alanında da çalışmış arap bilim adamı el-cahızın (?781-968/969) kitâbü’lhayevân, xıı. yüzyılda endülüs’te yetişmiş botanist ibnü’l-avvam’ın kitâbü’l-falaha, mısır doğumlu zooloji bilgini kemaleddin demirî’nin (1341/4-1405) hayâtü’l- hayevân adlı eserlerinde ve yunanlı araştırıcı albertus magnus’un (1193-1280) araştırmalarında aristoteles yaklaşımını sürdürdükleri bilinmektedir. albertus magnus’un hayvanları; su, hava, kara hayvanları ile çeşitli kurtlar şeklinde yaşadıkları yere göre sınıfl andırdığı bilinmektedir (şahin, 2000).
+
gesner (1551-1558) ve aldrovandi’nin (1599) büyük ansiklopedilerinde alfabetik sıraya göre yapılan bir sınıfl andırma benimsenmiştir. linneaus’tan önceki bütün yazarların içinde en yüksek doğal sınıfl andırma john ray’a (1627-1705) aittir. ray, yeni sınıfl andırma yöntemi (methodus plantarorium nova, 1682) adlı çalışmasında sınıfl andırmada temel ve değişmeyen birim olarak belirlediği tür kavramı ile çığır açmıştır. sınıfl andırmada tek bir özellik yerine anatomik ve morfolojik özelliklerin de belirtilmesinin gerekliliğini savunmuştur. böcekleri metamorfoz (başkalaşım) geçirenler ve geçirmeyenler olarak ayırmıştır. akciğer ile kalbin yapısı ve önemini belirterek memeliler sınıfını belirlemiştir. böylece günümüzde yapılan sınıfl andırma için ilk adım atılmıştır.
+
amprikçiler devri: bu devre, systema naturae’nın onuncu baskısının yapıldığı zamanlar ile ingiliz doğa bilimci charles robert darwin’in (1809-1882) origin of speies (türlerin kökeni, 1876) adlı eserinin yayınlanması arasında kalan yüz yıllık bir süreci kapsamaktadır. bu devirdeki taksonomistler, birden fazla karakteri baz alarak sınıfl andırma yapmışladır. bunların başında fransız doğa bilimci jean baptiste lamarck (1744-1829) gelmektedir. böylece lamarck, kendisi gibi doğa bilimci olan hocası fransız george louis lecrerc buffon’un (1707-1788) linneaus’un doğrultusunda yapmış olduğu yapay sistematiğe, 1809 yılında yazdığı philosophie zoologique ile farklı bir anlam kazandırmıştır. bu devrin en etkin bilim adamı, fransız doğa bilimci ve zoolog georges cuvier (1769-1832) olmuştur. cuvier, lamarck ve fransız doğa bilimci geofrey saint hilaire (1722-1844) ile organların yapı ve fonksiyonları konusunda fi kir ayrılığına düşmüştür. hilaire, anatomik yapının her şeyden önce geldiğini ve canlıyı belli bir hayat tarzına zorladığını savunurken cuvier, organların yapı ve fonksiyonlarının, onların çevre ile etkileşimleri sonucunda ortaya çıktığı fi krini desteklemiştir. cuvier’in bu bilime en önemli katkısı, hayvanları ilk defa bir sistem altında toplamayı başarmış olmasıdır (mayr, 1979; özkan, 1988; demirsoy, 1995; şahin, 2000).
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/567428

aristoteles, zooloji eserleri içerisinde canlılığa ilişkin farklı alanlarda gözlemlere de dayanan bilgiler vermektedir. bu alanlardan bazıları, kendisinden önce de ele alınmış olan anatomi, morfoloji ve fizyoloji gibi alanlardır. fakat aristoteles, bunların yanı sıra embriyoloji, ekoloji ve davranış bilimi gibi ilk kez kendisi tarafından çalışılmış olan alanlarla ilgili olarak da bilgiler vermektedir. / demirî ise eseri hayâtü’l-hayevân’da, daha önce eserin maddelerinin nasıl bir düzenlemeye sahip olduğu anlatılırken de belirtildiği gibi zoolojik bilgilerin yanı sıra zooloji dışı konulara da yer vermektedir. hatta zooloji dışı konular ağır basmaktadır. zoolojik bilgiler ise hayvana ilişkin bir betimleme ve temel bir anlatımdan ibarettir.
+
antik yunan uygarlığı’na kıyasla islam uygarlığı’nda zoolojinin olgunluk ve yaratıcılık bakımından zayıflamış olmasına ilişkin bazı nedenler yukarıda tartışılmıştır. bu nedenlere ayrıca, islam düşüncesinde hayvan ve bitkilerin kendileri bakımından değil, tıbbî açıdan inceleme konusu olmuş olmaları eklenebilir. dolayısıyla islam bilginleri doğaya ve hayvanlara bağımsız bir bütün olarak bakmamışlar ve incelememişlerdir. burada tıbbî ve edebî kaygılar, anatomik ve fizyolojik çalışmaları, kısaca zoolojik çalışmaları gereksiz kılmıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/629100

veteriner anatomi’de bilgisayar destekli illüstrasyon uygulamaları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/412347

kedi ve köpeklerde genel anatomi
https://gida.ibb.istanbul/img/11347692019__2323419452%C2%B0.pdf

yeni zelanda tavşanı ve kobayda kalp kapaklarının karşılaştırmalı makro anatomisi
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/11/1207/13867.pdf

rembrandt’tan damien hirst’e sanatta hayvan karkasının temsili
+
bu araştırma, rembrandt’tan başlamak üzere, soutine, bacon ve son olarak damien hirst eserlerindeki hayvan ve et temsillerindeki salt temsil düzeyinin aşılıp hakikatin nasıl kavranılmaya çalışıldığını irdeleyecektir.
+
rene descartes 1665’te anatomi üzerine çalışmalarını sürdürmek için bölgedeki kesimhaneden et parçalarını alıp incelemek üzere evine götürdüğü ziyaretlerden birinde derisi yüzülmüş bir öküzün eskizini çizen genç ressama neden böyle bir konuyu seçtiğini sorar. genç ressam, “sizin felsefeniz ruhlarımızı alıyor, resimlerimde onları geri vereceğim, ölü hayvanlara bile” yanıtını verir. bu genç ressam rembrandt’tır.
+
descartes’in takipçilerinden biri olan malebranche ise “hayvani ruh” fikrini tamamen reddediyor, hatta hayvanların acı bile duyamayan hissiz birer makine olduklarını iddia ediyordu.
+
rembrandt’ın derisi yüzülmüş öküz resmi, işte böyle bir deneyimleme örneği olarak, francis bacon’un meşhur sözünde altını çizdiği “doğrudan sinir sistemine çalışmak”tı.
+
bir insanın böyle boyayabilmesi için birkaç kez ölmesi gerekir… rembrandt gerçek bir büyücüydü.
+
soutine için renk, doku, çizgi, ışık gibi elemanlar, doğrudan ete ve bedene dönüşür.
+
francis bacon’un resimlerinde ise hakikati yakalamanın ötesinde figürlerin acıyla kıvrandıklarını, çığlık attıklarını görürüz.
+
bacon acıyı çığlık ile birlikte (konu olarak) temsil ederken soutine, sadece etin kendisini izleyicinin önüne koyarak, izleyiciyinin kendi duyularıyla baş başa kalmasını sağlar.
+
hirst, soutine’den farklı olarak estetik deneyimin karşısına kavramsallaştırmayı koyarken, sanatı için yüzlerce hayvanı öldürmesi de kendi içinde bir ironi taşır.
http://www.idildergisi.com/makale/pdf/1567979298.pdf

üç buzağıda karşılaşılan schistosoma reflexum olgusunda 1. ve 2. buzağıların anatomik olarak benzerlikler gösterdiği ancak 3. buzağının schistosoma reflexumla beraber multiple kongenital anomalilere sahip olduğu tespit edildi.
http://web.firat.edu.tr/myuksel/makaledosyalari/10%20Buzagilarda%20rastlanilan%20farkli%20SCHISTOSOMA.pdf

bireylerin yaşamlarını yönlendiren ve onlara yeni yaşam biçimleri üreten iktidar, özellikle on sekizinci yüzyılın sonundan itibaren bilginin üretildiği tıp, psikiyatri, psikoloji gibi söylemsel pratikler ve bu söylemsel pratiklerin uygulanıp yeniden üretildiği kurumlar üzerinden bireye öznellikler atfeder.
+
geleneksel iktidar modellerinin, beden ve yaşamı yok etmeye ilişkin teknikleri, moderniteyle birlikte yerini beden ve yaşamı devam ettirme tekniklerine bırakır. beden siyasal bir anatomiye dönüşür.
+
iktidar ilişkisinin özünde yatan ve onu sürekli olarak kışkırtan harekete geçiren etken, istencin boyun eğmeyişi ve özgürlüğün inadıdır.
+
hapishaneler, okullar, dini kurumlar, hastaneler gibi iktidarın uygulandığı mekânları ele almak, iktidarın işleyişini, onun bireyler üzerindeki etkilerini, iktidarın dönüşümünü anlamak için önemlidir.
+
1604’te i.james yönetiminde daha önce başıboş koyunlara uygulanan damgalama yöntemi artık insanlara da uygulanmaya başlanmıştır.
+
böylelikle artık soruşturma yoktur, gözetleme inceleme vardır. bireyler üzerinde bir iktidar uygulayan ve iktidar uyguladıkça gözetledikleri üzerinde bilgi edinme imkânına sahip biri örneğin müdür, doktor, psikiyatr ya da hapishane müdürü tarafından sürekli bir gözetim söz konusudur.
http://iletisimdergisi.gsu.edu.tr/tr/download/article-file/493265

günümüzde iktidar, baskıcı bir rejim, devlet ya da kolluk kuvveti ile gelmemektedir. aksine iktidar ilişkilerinin gücü, bireylerin kendi özgür irade ve özgür tercihleri sonucu iktidar mekanizmalarına duydukları bağlılık ile sağlanmaktadır.
+
bu paralelde iktidar, statik durumda olduğu anatomi-iktidar konumundan kurtulup bireylerin içselleştirdikleri “kontrol ediliyor olma” durumu ile dinamik ve kendini yenileyen bir iktidar formuna biyoiktidar ile dönüşmektedir.
http://www.makalesistemi.com/panel/files/manuscript_files_publish/e61942b4897972dd6a60f8037db34c7c/0a106c3a9c61dd3c3c29443434d28bec/e665f75cd0d72df.pdf

psikiyatri hukuku kuşatmaktadır; hukuka eklenir; ona işlev kazandırır. günümüzde iktidarın temel biçimi olan bir tür hukuki-tıbbi kompleks ortaya çıkar… hukuksal düşünce meşruyu ve gayri meşruyu ayırt eder; tıbbi düşünce normali ve anormali ayırt eder… hatta 19. yüzyıl tıbbı sağlıktan çok normalliğe göre düzenlenmiştir.
+
aslında normallik kavramı son derece izafidir. kim, kimlere ve neye bakarak normal ya da anormal kabul edilebilir? foucault‟ya göre hukuk ve tıp, bu gibi konular hakkında verdikleri kararlarla söz konusu tartışmalara genellikle galip gelmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/780238

politik bir anatomi
https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/11734302c3c34bcbd2334ec1250f57ce.pdf

moda yalancıdır. sosyal ve psikolojik mazeretlerimizin arkasına saklanır.
+
….. istediği gibi görünmeyi vadeden giysilerle aradığını bulmaya çalışır.
+
giysinin bedene uygun olması değil bedenin ürüne uygun olması çabası sürdürülür.
+
giysi beden için değil, beden giysi için var.
+
toplumsal ve teknolojik değişimin, yaşam çevrimindeki biyolojik eksilmelerin, ütopik düşlerin, zaman zaman yaşanan felaketlerin etkisiyle sonsuz bir biçimleniş içinde olan kimliklerimiz, içimizde sayısız gerilim, paradoks, kararsızlık ve çalışma doğurur.
+
moda sistemi özneyi inşa edici bir söylemdir.
+
gergin esnek bir cilt,ipeksi canlı saçlar, zarif tırnaklar…
+
beden için normal, güzel, arzu edilen, ince, uzun, sağlıklı, gergin, kışkırtıcı olandır. bedenin böyle olması kapitalizmin temelini oluşturan tüketimin işleyebilmesi için gerekli sağlıklı olma fikrini de destekler.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/178226

beden, iktidar ile ilişkisi bu çalışmanın ana konusudur. beden, kültürel ve siyasal alanlar, kişilik oluşumu, epistemolojik, ontolojik ve aksiyolojik tanımlama gibi belirleyici tartışmalar açısından ele alınan bir konudur. bu nedenle bedenin tanımlanması, insanlığın ilk varoluşundan itibaren nasıl bir şekil aldığının açıklanması ile anlam bulacaktır. fizyolojik yapısının evrimsel tartışması, kültürel süreçle ilişkisi ve felsefi tartışmadaki önemi bunlardan birkaç tanesidir. patocka’ya (1997: 3) göre, beden, anatomik ya da fizyolojik araştırmanın değil, ama öznel bir fenomen olarak, insan bedeni, yaşama deneyiminin konusu olan ve yaşadığımız bir şeydir. yaşayan beden, anatomik ve fizyolojik bedenin farkında olduğumuz varlığını varsayar. böylece kişinin kendi olmasını anlatan öznel beden, toplumsal alanın tamamında tanımlanan nesnel bedenin yalnızca bir yansıması değildir. o özneldir, ama aynı zamanda zorunlu bir yaşama koşulu/yaşama deneyimi anlamında nesneldir.
+
bedeni inceleyen, belli bölümleri üzerine odaklanan pek çok bilimsel disiplin vardır. tarih boyunca bedenin bilimsel bir nesne haline dönüşümü söz konusudur. farklı bakış açıları ve anlayışlar dışında, bilimler de insanı belli yanlarıyla, yani parçalı olarak ele alırlar. modern dönem yenilik açısından yeterince zengindir; anatomik-klinik tıbbın etkisi, anestezinin ortaya çıkışı, seksolojinin yaratılışı, jimnastikte sporun gelişmesi, sanayi devriminin zorunlu kıldığı yeni fabrika bilimlerinin belirişi, bedenin toplumsal sınıflandırma biliminin oluşturulması, ben’in tasarımının kökten bozulması kadar etkin süreçlere vurgu yapılması bu zenginliği doğrulayacaktır.
+
bu nedenle, “biyokimyadan ekolojiye, anatomiden paleoantropolojiye, dilbilimden tarihe, arkeolojiye kadar insana ilişkin sözü olan her bilim, araştırmaları gereği parçalara bölerek anlamaya çalıştıkları insanı, bütünüyle yeniden anlamak için felsefi bir insan kavramına gereksinim duyarlar. insana ilişkin tek yanlı belirlemelerden olabildiğince uzak durmaya çalışan insan ve kültür felsefesi ise, bilim verilerini ekleyici değil, ayıklayıcı bir tutumla birleştirir ve anlamlandırır” (nutku, 1992). bu bakımdan aydınlanma dönemindeki akıl-beden ikililiğinin temel öncülü aklın kuralları çerçevesinde şekillenmektedir. aklın merkeze alınmasıyla oluşan sekülerleşme, diğer birçok alanda devrimsel gelişmeler sağladığı gibi beden ile ilgili olarak da değişmeler yaratmıştır. özellikle rasyonelleşme algısı bedene olan yaklaşımda belirgin olarak ortaya çıkmıştır.
+
beden insanlığın varoluş döneminden, daha sonraki insan figürlü kavramsallaştırmalarda, duvar resimleri ve heykelcilik alanında, tanrısal inançların gereği olarak inandıkları tanrıları insan motifli heykelleştirmelere kadar birçok sanatsal etkinliğin konusu olmuştur. temel metinlerin ve eserlerin konusu olan beden rönesans sanatında her zaman çok önemli bir yer tutmuştur ve kökeni leon battista alberti’ye, onun historia’ya kazandırdığı başlıca role dayanan “öyküsel resim” kavramına kadar insan figürünün üstünlüğünü temel alır diyen zerner’e (2011: 68) göre, rönesans’ta, beden son derece kışkırtıcı bir nesnedir. giorgione’ninkilerden tintoretto’nunkilere dek, büyük venedik çıplakları bunun doruk noktasına işaret eder, ama leonardo’nun anatomik araştırmaları ve michalengelo’nun düşlediği insanlık bir yana, memling’in batı-şeba’sı ya da dürer’in adem ile havva’sı genel bir heyecanı açığa vurur. bu nedenle bedenin rönesans dönemi başta olmak üzere, sanatsal etkinliğin önemli bir figürü haline geldiğini görmek mümkündür. bu nedenle çağdaş dönemde matematiksel ölçülerle ele alınmaya başlayan bedenin ölçüleri ve pürüzsüzlüğü konumu bakımından nesneleştirici bir rol üstlenerek çağdaş dönem sanatçısının konusu olmuştur.
https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/4256/429467-YEN%C4%B0.pdf

tuhaftır dünya, bilmeyen söyler, bilen söyler.
+
yok olmadıkça dünya kiri, arınabilir mi gönül,
+
dünya suya çizilen bir resimdir, düşün sonunu,
su üstüne atılmıştır evrenin sağlam temeli.
+
verir dünyaya herkes kendince bir anlam,
bir kuruntu, bir gölge ve söylencedir dünya.
+
her gün bir türlü acı çektirir dünya bana.
+
yoksulluk mülkü taht, dünya terki taçtır bana.
+
dünyanın eğlence ve neşesi değmez baş ağrısına.
+
bin cilvesi vardır bu dünya züleyha’sının,
ey yusuf yüzlü, unutma zindanı!
https://zeytinburnu.istanbul/images/kultur_yayinlari/30.pdf

entelektüelin konumu sorunu, her zaman için ilgi çekici bir konu olmuştur. çağdaş dönemde 1968 olayları entelektüelin konumunun yeniden sorgulanmasına sebep olmuştur. işçi ve öğrencilerin kendi içinde bulundukları durumu anlayıp hiçbir entelektüelin öncülüğüne ihtiyaç duymadan harekete geçmelerine sebep olan 1968 olayları, entelektüelin konumu noktasında bazı soru işaretlerine neden olmuştur. bu süreçte, louis althusser, jean paul sartre, michel foucault, edward said ve jacques rancière entelektüelin konumu üzerine kafa yoran çağdaş düşünürler olmuşlardır. althusser, sartre ve said entelektüelin hala ayrıcalıklı bir konum işgal ettiğine inanırken foucault bu ayrıcalıklı konumu eleştiren bir okuma gerçekleştirir. rancière ise bu düşünürlerden tamamen ayrılarak entelektüelin hiçbir ayrıcalıklı konuma sahip olmadığını iddia eder. cahil hoca, eserinde, rancière bu iddiasını, bilgi ile otorite arasındaki bağları kopararak destekler. hocanın bilgiye dayalı otoritesi yerine bunun aksi olarak cahil hoca figürüne yer veren rancière, pedegojik süreç de bireylerin kendi zihinsel gücünü ön plana çıkarır. zekaların eşitliği gibi oldukça radikal varsayımı ile oluşturduğu pedogoji de, öğrencinin öğrenmesinde hocanın etkin bir rolü yoktur. filozof ve yoksulları, özgürleşen seyirci gibi eserlerinde de birçok ayrımın varsayımsal olduğu üzerine odaklanır. bu ayrımların beraberinde belirlediği üstün ve aşağı olma durumlarını reddeden rancière, pedogojik, siyasi ve sanatsal otoritelerin yerine eşitliği bir ön varsayım olarak ortaya koyar. ileri sürülen bu eşitlik fikrinde, entelektüel için ayrıcalıklı hiçbir yer kalmamaktadır.
+
hoca-öğrenci ilişkisini örnek veren rancière, jacotot’un ‘aptallaştırma’ olarak adlandırdığını söylediği pedagojik mantıkta öğrenci cahil olup “neyi bilmediğini ve nasıl bileceğini bilmeyendir. hoca da sadece cahilin bilmediği bilgiyi elinde bulunduran kimse değildir; o bilgiyi nasıl, ne zaman ve hangi protokole göre bir bilgi nesnesi yapacağını da bilen kişidir.” buna bağlı olarak öğrenciye ilk olarak âciz olduğunu öğreten bu sistemde hoca “böylece öğretme etkinliği boyunca kendi önkabullünü, yani zekâlarının eşit olmadığını hiç durmaksızın teyit eder”. dolayısıyla bilgi aslında ‘bir konumdur’ ki bu iktidar ilişkisini foucault açıklamıştır. rancière, jacotot’nun ‘aptallaştırma’ olarak adlandırdığı bu teyit pratiğinin karşısına zekâların eşitliğinin teyit edilmesi pratiği olarak ‘entelektüel özgürleşme’yi koyduğunu söyler.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/2375/e40bf695-b265-4f51-a33c-a1e1a892e50f.pdf

19 yy. ortalarında ortaya çıkan realizmden büyük ölçüde etkilenmiş olan natüralizmin iddiası da tıpkı realizm gibi “hayatın birebir görüntüsünü” çizmekti.
+
ama natüralistler bunu yaparken yalnızca hayatın kendisiyle yetinmiyor, dönemin bilimsel keşiflerine de çok önem veriyorlardı, özellikle de anatomi alanıyla yakından ilgileniyorlardı.
+
bu anatomi ilgisinin yansımalarını önde gelen natüralistlerden zola’nın çeşitli romanlarında görebiliriz. nerdeyse her romanında insan bedenini detaylıca, kimi zaman epik bir anlatımla tarif eden zola’nın en önemli ilham kaynaklarından birinin 1865’te yayımlanan claude bernard’ın ıntroduction à la médecine expérimantale (deneysel tıbba giriş) isimli kitabının olduğu bilinir.
+
pozitivizm ve rasyonel akılla sıkı bir bağı olan natüralistlerin -her ne kadar kilisenin dogmatik öğretilerine karşı çıkmış olsa da, pozitivist bilimin dogmalarını sorgulamak gibi bir dertleri olduğunu söyleyemeyiz. hatta bugün hâlâ çeşit çeşit alanda ceremesini çektiğimiz aydınlanmacı dogmaların kökenlerini buralarda aramak da pek yanlış olmaz.
http://www.amargidergi.com/yeni/wp-content/uploads/2020/03/amargi32bahar2014.pdf

tolerans gelişimi de maddenin etkisini farklılaştırmaktadır. kişi eğer uzun süredir uçucu madde kullanıyorsa, farklı etkiler gözlenebilir. uçucu koklamanın etkileri kullanılan doza göre farklılıklar gösterir. uyarılma aşamasında öfori (neşe), hareketlilik, baş dönmesi, halüsinasyon, aksırma, öksürme, tükrük salgısında artma, ışığa duyarlılık, bulantı kusma, yüzde kızarıklık, iştah kaybı, garip davranışlar gözlenebilir. erken dönemde şaşkınlık, kişinin bulunduğu yeri, zamanı şaşırması (yönelim bozukluğu), aptallık, kontrolün kaybı, beyinde çınlama, görme bozukluğu, kramplar, baş ağrısı, ağrıya duyarsızlık, yorgunluk, unutkanlık, sararma gözlenebilir. orta dönemde ise, uyuklama, kas kontrol kaybı, konuşma bozukluğu, reflekslerin baskılanması, nistagmus (göz bebeklerinin oynaması) ortaya çıkabilir. geç dönemde, bilinç kaybı, garip rüyalar, epileptik (sara) nöbetler gözlenebilir.
http://www.ogelk.net/Dosyadepo/maddeler.pdf

öte yandan esposito’ya göre nazizm’in transendental unsuru yaşam, öznesi ırk, jargonuysa biyolojidir. dolayısıyla bir felsefesinden değil ancak bir biyolojisinden söz edebiliriz. denebilir ki, devlet, beden olarak tahayyül edildiğinden beri politik jargonun biyolojik metaforları benimsediği bilinen bir gerçektir. hiç değilse foucault 18. yüzyılla birlikte yaşam sorununun giderek politik eylemle kesiştiğini hâlihazırda doğru bir biçimde tespit etmiştir. ne var ki esposito’nun özgün yanı, nazizm’e has olan şeyi, biyoloji ve politika arasındaki ayrımın tamamen çökmesinde bulmasıdır. nazi iktidarı, politikanın doğrudan biyolojiyle, yeni bir biyokrasi formunda tanımlanmasını talep etmiş; kendi biyokratik hedeflerini meşrulaştırmak adına biyomedikal araştırmayı yöntem olarak benimsemiştir. bu nedenle nazizm’in biyokratik politikasının kalbini yakalamak için esposito tıbba odaklanmak gerektiğine dikkat çekecektir. yalnız esposito tıbbı yalnızca insan kobaylarla ya da alman doktorların kamplardaki deneklerden elde ettiği anatomik bulgularla sınırlandırmaz. bizzat tıbbın toplumsal rolüne ve toplu katliamlardan baskıcı iktidarın tüm katmanlarına, tıbbi uzmanlığın doğrudan dahline kadar analiz çeperini genişletir.
“acısız” ölüme mahkûm edilen bebeklerin ve yetişkinlerin seçilmesinden savaş esirlerinin ötanazisine, toplama kamplarında izlenecek güzergâhların belirlenmesinden gaz odalarının yönetilmesine, ölü yakma prosedürlerinin gözlenmesine kadar bu sürecin her aşaması, tıbbi doğrulamadan geçirilerek işletilmiştir. hiç şüphesiz hekimin siyasal iktidarı bu tarzda ele geçirebilmesi, yaşam ve ölüm üzerine hüküm verme kudretine sahip olabilmesi için hekimliğin yeniden tarif edilmesi gerekmektedir. hekimler, nazi iktidarında kamu görevlileri rolünü üstlenmişler; hasta-doktor-devlet denklemindeki ilişkiyse temelden bir değişime uğramıştır. hasta ve doktor arasındaki ilişki kaybolmaya yüz tutmuşken doktor ve devlet arasındaki ilişki yoğunlaşmıştır.
http://web.deu.edu.tr/felsefe/wp-content/uploads/2018/05/I%CC%87ZMI%CC%87R-FELSEFE-GU%CC%88NLERI%CC%87-2012-16-BI%CC%87LDI%CC%87RI%CC%87-KI%CC%87TABI.pdf

hiciv yazarının motivasyonunu sağlayan etkenler, en az uyandırmak istediği duygular kadar çok ve çeşitlidir. bunlar arasında belirgin olarak öne çıkanların bazıları; kişisel nefret, hor görme ve aşağılama isteğidir. yazar sıklıkla bunu kabul etmeyerek kendisinin her türlü kişisel duygudan arındığını ve yalnızca toplumun iyiliği için yazdığını söylese de çoğu zaman çevresinde olup bitenlere kin duyar, ancak gülümsemesiyle bu kini gizlemeye çalışır. maynard mack’e göre hiciv yazarının konusu ile yazarın özel yaşamı arasında birçok bağ kurulabilir. çoğu hiciv yazarı kişisel aşağılık duygusu, sosyal adaletsizlik ve imtiyazlı bir gruba dahil olamaması durumundan dolayı hiciv yazmayı deneyebilir. örneğin mennipus bir köledir. kendisi özgür doğmuş olsa da horatius’un babası da köledir. alexander pope, papa taraftarı olan herkesin cezalandırıldığı protestan ingiltere’de yaşayan bir katolik’tir. lucian yunanca konuşan bir suriyelidir. jonathan swift ve james joyce irlanda; lord byron ve george orwell iskoç kökenlidir. pope sıskadır ve cervantes ve byron gibi anatomik bozuklukları vardır. juvenal, cervantes ve gogol yetenekli insanlar oldukları halde istemedikleri meslekleri yapmaya zorlanırlar. onların bu eksiklikleri şüphesiz yapıtlarını da etkiler.
https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/c9f39f746be5d035090c504dc3f8a466.pdf

esasen bir anatomi terimi olan “heterotopia”, bir organın ya da dokunun bulunması gereken yerde bulunmaması ya da farklı bir yerde bulunması anlamına gelmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/7310

tahliye umudu olmayan hapis cezası
https://core.ac.uk/download/pdf/161627271.pdf

sosyal kontrol kavramı açısından tıp sosyolojisinin imkanları
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/2151/1/333919.pdf

modern kontrol: tüketim
http://eskidergi.cumhuriyet.edu.tr/makale/1839.pdf

“her kahramanın bir kodu vardır”: westworld dizisine özne–iktidar–gözetim üçgeninden bakmak
https://pdfs.semanticscholar.org/51fc/ca972dd16bbf14962e581ea683cd986781cd.pdf

bourdieu düşüncesinde tahakküm-itaat ilişkisi ve sosyo-politik beden
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/293065

ataerkilliğin sürdürülmesinde kadının rolünü “eşitlik” ve “fark” kavramları üzerinden yeniden düşünmek
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/914434

varoluş yalnızca acılara indirgenebilse nasıl da kolaylaşırdı her şey! tepeden tırnağa acılarla dolu olmak! tanrı’yı yadsıyan bir düş bu. yine de düşünsem, düşünebilsem, bir gün acılarımdan söz edebilirim size; açık seçik anlaşılsın diye birbirlerinden iyice ayırırım onları, ayrıntılara inerim; aklın, kalbin ya da duyguların, ruhun (ruhunkiler doyumsuzdur), sonra bedenin acılarını, içtekileri ya da önce gizli kalıp, zamanla ortaya çıkanları anlatırım, saçlarla başlayıp, yöntemlice, hiç acele etmeden, krampların, şeytantırnaklarının, dolamaların, ortopedik bozuklukların, taban düşüklüklerinin, çeşitli sakatlık ve tuhaflıkların merkezi, nasırların âşığı ayaklara inene kadar, hepsini sıralarım bir bir.
+
genellikle hasta, sakat, yaşlı olan bu kahramanlar, var olduklarını anlayabilmek ve zaman doldurmak için akıllarından hikâyeler uydururlar ve bu hikâyeleri bilinç akışı tekniği ile düzensiz, mantıksız bir biçimde, çağrışımlara dayanarak ifade ederler.
+
yaşlı ve sakat kahramanların, bir çukurun dibinde ya da bataklıkta ölüme yaklaşmaları dışında hemen hemen akılda kalacak hiçbir olay ya da durum yoktur.
+
“oooo!.. tanrım, tanrım, şu gördüğünüz ben! ben ağla! ben ağla! olmaz tanrım! ulusların bir bayrağı vardır. tutarlar üfleyerek ve taze tavuk yumurtaları yedirirler yavrularına o yavrular ki, olsun diye besili sakatsız aksın savaşlara ülkemizi yükseltsin bir emekle böbrekleri ve ciğerleri sağlamlasın…
https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/3218/434906.pdf

sonuçta, dogmatizmin hapishânesi sözüm ona kapatılmıştı ama pandora’nın kutusu da açılmıştı. nitekim sekterlikten ve yobazlıktan kurtulmak adına, önemli bir kısmı birer yeniçağ dini hâlinde kat’î ve inkâr edilmesi “günah” olan yeni dogmaları sokaktaki insana dayattılar! kendilerinden olmayanı “ötekileştirmek” bu sefer din adına değil, sözüm ona bilim adına yapılır oldu. eskiden iblisler, şeytan, cin veya poltergeist şehveti ve saldırganlığı doğururdu; şimdi bölgesel anatomik yeri “limbik sistem ve amigdala” oldu ve id dendi. irade ve nefse hâkimiyet kişiyi bunlardan korurdu; şimdi bölgesel anatomik yeri prefrontal korteks oldu ve süperego dendi. güçlü bir şahsiyet ve karakter dengeleri sağlardı; şimdi bölgesel anatomik yeri bütün beyin (ensefalon) oldu ve ego dendi.
http://yenisymposium.com/Pdf/EN-YeniSempozyum-eeaf87f8.PDF

kadını görmeyen aile ve sağlık politikaları
https://www.ttb.org.tr/kutuphane/kadinhek3.pdf

aynı ürün iki farklı disiplin:
endüstri ürünleri tasarımcıları ve moda tasarımcılarının ayakkabı tasarımına yaklaşımlarının incelenmesi
https://polen.itu.edu.tr/bitstream/11527/910/1/4828.pdf

eski mısır uygarlığında tıp uygulamaları
http://acikerisim.pau.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11499/27787/10289887.pdf

hekimlik meslek kültürünü belirleyen olguların değerlendirilmesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/281297

özellikle dini baskının ortadan kalkmasıyla birlikte anatomi çalışmaları ve cerrahi uygulamalar kayda değer ilerleme göstermiştir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/231903

1470’te bir anatomist olan bartolomeo montagna, strangüle herniyi tanımlamış, lakrimal fistül opere etmiş ve çürük diş çekmiştir.
+
ünlü mimar sir christopher wren (1632- 1723) astronom ve anatomist olarak bilinir.
http://www.deontoloji.hacettepe.edu.tr/ekler/pdf/makale_sunulari/14_15/hudai_koken.pdf

insan vücudunun yapısı yüz yıllardır değişmiyor ancak teknoloji hızla gelişiyor, insan vücuduna yaklaşım değişiyor. dolayısıyla anatominin yeniden değerlendirilmesi, tıp eğitiminde farklı aktarım yöntemleri kullanılarak öğrencilerin zihninde kalıcı olması doğrultusunda eğitimin yeniden yapılandırılması gerekiyor.
https://www.baskent.edu.tr/belgeler/bulten/sayi_009.pdf

insanlık tarihine ışık tutacak fosil kafatasının; anatomik ve kesin yaş bulguları ile anadolu’da bilinen ilk ve tek, taş devri insanı olduğu açıklandı. ‘homo erectus’ fosilinin kesin yaşının belirlenmesi amacıyla fransa’nın marsilya üniversitesi’ndeki laboratuvarda, paleomanyetizma ve kozmik radyasyon yöntemleri uygulandı.
+
dr. gaspard guipert ise fosilin bilgisayar ortamına aktarılarak anatomik yapısının çıkarıldığını belirtti. günümüz insanından farklılıklarını açıkladı.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/371/183.pdf

muhtemelen ilk ameliyathaneyi de imhotep kurmuştur. balın bakteriyi öldürücü etkisini keşfedip tedavide kullanmış ve bu konuda ilk tıbbi tezi hazırlamıştır. çiğ etin kanama durdurucu etkisini ortaya koymuştur. mumyalama sanatını ilk o gerçekleştirmiştir. mumyaların iç organlarını cerrahi usullerle çıkartılmasını tariflemiştir. günümüzün anatomi kitabı olan gray’s ile aynı olan vücut yapısını tarif resimleri belgelemiştir. mumyası henüz bulunamadı. ancak hastalar kabrinin olduğu bölgeyi şifa için ziyaret etti. fiifa arayan hastaları onun adına dört yüz binden fazla adak heykeli yaptılar. mezarı olduğu sanılan çevrede şifa için gelen sakat insan iskeletleri bulundu. eski yunanlılar onu tanrı mertebesine yükseltti. buna rağmen bin beş yüz yıldır eserlerinden söz edilmedi. çünkü hıristiyanlar m.s. 300-400 yıllarında mısır tapınaklarını kapattı: rahiplerini öldürdü. eserler imha edildi.
http://guncel.tgv.org.tr/journal/25/pdf/272.pdf

tıp tarihçisi victor robinson’un sözleriyle “tarih öncesi çağlarda ormanda yükselen ağrı çığlığına verilen ilk yanıt”, göründüğü kadar sıradan ve anlık bir insan eylemini değil, aynı zamanda hekimlik mesleğinin de başlangıcını dile getirmektedir. o günden beri çığlığı gönderene “hasta”, bu çağrıya yanıt veren ve şefkat elini uzatana “hekim”, ikisi arasındaki ilişkiye de “hekim-hasta ilişkisi” deniliyor yüzyıllardır.
+
dünya sağlık örgütü (dsö)’nün ilk kez 1946 yılında önerdiği “sağlık; yalnızca hastalık ve sakatlıkların olmaması değil, fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir” biçimindeki tanım, bu sürecin bir ürünü olarak günümüzde de yaygın biçimde kullanılmaktadır. tanım geniş kullanım alanı bulmakla birlikte, “soyut, toplumsal gerçeklikten uzak ve ideal” olduğu yönünde eleştiriler almakta, bazı eleştirmenler ise tanımı eksik bulmakta ve siyasal yönden iyiliğin eklenmesi gerektiğini öne sürmektedirler. “sağlığın varlığını, canlının ve ait olduğu türün bütünlüğünün korunmasının ve işlevlerinin sürdürülmesinin bir ölçütü” olarak gören yaklaşımı da içeren bir başka geniş tanım şudur: “sağlık, soyut ve somut pek çok ürünün yaratıcısı olan insanın, toplumun üyeleriyle kolektif içinde ve her bir üyenin gereksinimini, sonuçta eşitliği sağlayacak biçimde örgütlenerek üretebilmesi, biyolojik ve zihinsel bütünlüğünün korunması ve toplumsal örgütlülük ve üretim süreciyle birlikte geliştirilmesidir.” ivan ıllich ise “sağlığın gaspı” adıyla türkçe’ye çevrilen ve ilgili çevrelerde yankı uyandıran eserinde sağlığı, “herkesin kendi sorumluluğunda olan, başkalarına karşı ise kısmen sorumlu olduğu bir uyum sağlama meselesi” olarak görmekte; “toplumca yaratılmış gerçekliklere karşı içgüdüsel değil, otonom, ama yine de kültür tarafından şekillendirilmiş bir tepki; çevredeki değişimlere uyum sağlayabilme, büyüyebilme ve yaşlanabilme, zarara uğradığında iyileşebilme, acı çekebilme ve ölümü huzurlu bir şekilde bekleyebilme yeteneği” olarak tanımlamaktadır. görüldüğü gibi sağlık kavramının neleri içerdiğine ilişkin bir uzlaşma bulunmamaktadır. ortak bir tanımın olmayışı, “hastalık” kavramı için de geçerlidir. tıpta genel olarak organizmada çeşitli nedenlerle ortaya çıkan değişikliklere bağlı gelişen işlev bozukluğunu dile getirmek için kullanılan “hastalık” kavramı (disease), hastalık olgusunun psikolojik, sosyal ve kültürel boyutlarını yansıtmaktan uzaktır. bu nedenle hastalığın öznel boyutunu, bir başka deyişle ağrı, güçsüzlük, keyifsizlik, huzursuzluk durumunu dile getirmek için kullanılan “rahatsızlık” (illness) terimine başvurulmaktadır. nitekim ivan illich, fiziksel hastalığın bedenle sınırlı ve bazı anatomik, fizyolojik ve genetik koşullara bağlı olduğunu ve bu koşulların gerçekten varolduğunu; bir değerler sistemine başvurmaksızın yapılan ölçümler ve deneylerle kanıtlandığını öne sürmekte; tanrısal cezalandırma ya da hatalı yaşam gerekçelerine gönderme yaparak “hastalığın bireyleri ele geçiren bir şey, onların “yakalandığı” ya da “tutulduğu” bir şey olarak görüldüğü sürece, bu doğal olayın kurbanlarının durumlarından dolayı sorumlu tutulamayacaklarını” dile getirmektedir. tıp sosyolojisi alanındaki çalışmalarıyla tanınan bryan s. turner ise, insan bedeninin salt fiziksel bir varlık olmadığını, bizzat kültürel pratiklerin bir ürünü olduğunu; din, hukuk ve tıp sistemleri tarafından düzenlenip denetlendiğini, dolayısıyla hastalıkların da kültürel ve toplumsal düzenlerin sosyal olarak inşa edilen ürünleri olduklarını öne sürmektedir.
https://www.toraks.org.tr/uploadFiles/book/file/173201492511-113.pdf

ıı. ramses zamanına ait bir kitabe, menes’in memfis’deki ptah mabedinden bahsetmektedir. menes’ten sonraki kral ise khet adını taşır. mezarında çok güzel eşyalar bulunmuş olsa da bu krala ait tarihi bilgiler sınırlıdır. an’aneye göre bu kral anatomi kitabı yazmıştır.
https://acikerisim.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/15177/375201.pdf

bakır çağlar kitabına “anayasa hukuku” değil, “anayasa bilimi” ismini vermiştir. ancak “anayasa bilimi”nin ne olduğunu ve niçin “anayasa hukuku”na tercih edilmesi gerektiğini pek açıklamamaktadır. kitabın ilk sekiz sayfalık “anayasanın cismanileşmesi: anayasa hukukundan anayasa bilimine” başlıklı “başlarken” bölümünde bunun açıklanması beklenmektedir; ama bu bölümden pek de bir şey anlaşılamamaktadır. yazar, bu bölümde “anayasaların cismanileşmesi”nden, anayasa hukukunda “teolojik” dönemin sona ermesinden, joseph-barthélemy’nin anayasa hukukunu “pozitif bir bilim, kurumların pratik işleyişini, anatomi, fizyoloji ve patolojisini bilimsel araştırma konusu” yapmayı amaçladığından bahsetmektedir. çağlar’a göre, anayasa hukuku artık “teolojik dönemin kalıntılarından arınmakta” ve “değer yargıları yerine bilimsel gerçeklere yönelmekte”, “olması gereken yerine olanı araştırırken bilimselleşmektedir”. keza yazara göre, anayasalar, “politiği hukuka dönüştürme, önce siyasî sistemi sonra da sosyal sistemi kurumsallaştırma işlemleridir”. işte yazara göre, anayasa biliminin konusu bu “kurumsallaşan siyasî-sosyal sistem ya da ‘anayasal sistem’dir”. bakır çağlar, kurulmakta olan anayasa biliminin “klasik teorinin bölmelere ayırdığı siyasî-sosyal sistemin kurumsallaşmış bütününün, kısaca anayasal sistemin bilimi” olduğunu söylemektedir. yukarıdaki alıntılar dışında bu “anayasa bilimi” kavramı hakkında bir açıklama yoktur. normal olarak, yazarın kitabına başlık olarak seçtiği bir kavramı daha ayrıntılı olarak açıklaması beklenirdi.
http://www.anayasa.gen.tr/metodoloji-3-s-117-196.pdf

temel atmak hukukçuların elinden gelmez. onlar ancak bina bittikten sonra kargalar gibi gelip binanın her köşesine yuva yaparlar. öyle ki, millet artık bu binanın kendine ait olduğunu anlayamaz bile.
+
zamanımız kanun koymak için olgunlaşmamıştır.
+
hukukun kanunları yanlış da olsalar kendilerini zorla kabul ettirirler.
+
hukukçular yalnız çürümüş tahta yiyen kurtlar haline gelmiştir
+
millet ilimci hukukçulardan bıkmıştır.
+
yeşil masa başında hayranlığımızı çeken hukuk sistemleri tasarlamışlar…
+
bir oğlum dünyaya gelecek olursa, önce bir hukukçu mu yoksa bir korsan mı olacağını düşünürüm.
+
yargıçlar laik teologlardır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/787596

hukuk, ancak devletin yarattığı bir şeydi. hâkimin rolü doğrudan doğruya metinleri tatbik suretiyle otomatik bir adalet tevzicisi olmaktan ibaretti.
+
tabiat, insanın başarısı için gerekli bir malzeme, bir ham maddedir.
+
halk tarzlarının otoritesini, sadır oldukları «yetkili makam»larda, yahut tabiat-üstü menşelerde değil, belki bunların «teşekkül tarzlarında ve sebeblerinde» aramak lâzımdır.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/10328/hukuk%20sosyolojisi.pdf

fakat «hukukçunun, hukukçu sıfatiyle, kaideler âleminden dışarı çıkmasına cevaz yoktur. hukukun temeli hakkındaki bütün münakaşalar, hukuk ilminin dışındadır. bunlarla, sosyologlar, filozoflar, ahlâkçılar, ilâhiyatçılar, elhasıl hukukçudan başka herkes iştigal edebilir…
+
hukukun bir bilim, kolu olup olmamasını inceleyebilmek için ilk önce «hukuk» teriminin anlamını tesbit etmemiz icaıbeder. bu ise, ilk bakışta göründüğünden daha güçtür.
+
insan soyu, başına çöken belâlardan ancak tam ve gerçek filozofların iktidarı ele almasiyle, veya devletin başında olanların, tanrı’nın lûtfu sayesinde, gerçekten feylosof olmalariyle kurtulabilecektir.
+
bütün ilim kollarının gelişimi, bilginlerin düştükleri hataların tarihidir.
+
nitekim ilim adamı, tanrı gibi «alimikül» olmayıp alexis carrel’in doğru bir sözüne göre herkes gibi zaman ve muhitin dini, içtimâi, siyasi akide ve hayalleriyle boyanmış bir gözlükle dünya ve hayata bakan bir insan oğludur.
+
dil kaidelerini koyan kuvvet; gramer denilen ilim değil, belki dili meydana getiren toplumsal birliktir.
+
tekmil islâm âleminde «hak» kelimesi hem «hukuk» mânasında hem de tanrı’nın adlarından biri olarak kullanıldığı gibi lâik devletlerde hukuk ve devlet birbirine eşit tutulmaktadır.
+
insan oğullarının, devletler arasında ve her devlet içinde, ebedi sulha kavuşabilmesi ümidi boş bir hayalden başka bir şey değildir.
+
şimdiye kadar temel olarak kullanılan tanrı, hükümdar, devlet, norm gibi mefhumları reddederek asıl hukuk ilmi için doğuştan toplumsal mahlûk olan insanı temel olarak teklif etmekteyiz.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/225/1902.pdf

hukuk bilimi, bütün hukukun devlet hukukundan ibaret olmadığını, kitaplardaki hukuk yanında bir de yaşayan hukuk bulunduğunu, yani devlet hukuku yanında toplumsal hayat alanında işleyen bir hukukun mevcut olduğu gerçeğini görmezlikten gelemez.
http://hukukdergi.hacettepe.edu.tr/dergi/C3S2makale1.pdf

ya da uyutmuşlar bizi anatomi dersinde
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/214458

toprak kirliliği
http://www.toprak.org.tr/files/dergi_sayilari_CG6E23EX.pdf