pdf 12

tıbbın patolojik anatomi çalışmalarını güçlendirmesi, tıbbi cihaz teknolojisinde yaşanan gelişmeler ve özellikle 1800’lü yılların sonlarında şehirleşme oranının artmasının bir sonucu olarak tıbbi uzmanlık alanlarının ortaya çıktığı söylenebilir. uzmanlaşma 1930’lardan sonra uluslararasılaşmaya ve gelişimini gösterdiği dört ülke dışında yaygınlaşmaya başlamıştır. tüm ülkelerde özellikleri itibariyle uzman olarak görev yapan hekimler uzmanlıklarını, herhangi bir sertifikasyon sistemi ve düzenleyici bir unsur olmaksızın icra ediyordu. ilk olarak amerikan tıp sisteminde yer alan ‘american medical directory’ tarafından bazı uzmanlıklar tanınmaya başlandı.
+
17.yy’da eczacılar ve cerrahlar lonca denilen yapı içerisinde yetiştirilir, tatbikî eğitim alırlardı. hekimler ise, üniversite okuyarak kuramsal ve ilmi eğitim almaktaydılar. dönemin cerrah ya da berber-cerrahları genellikle bir ustanın yanında çıraklık eğitimi (bu eğitim hem tatbikî hem de kuramsal bir anatomi eğitimi içerir) alırlardı. 18.yy’a gelindiğinde fransa’da cerrahlık eğitimi lonca sisteminden ayrılmış, modern cerrahlık eğitimine geçilmiş ve cerrahlar da hastanelerde görev yapmaya başlamıştı. tıp eğitimindeki bu gelişmeler tıp ile cerrahi arasındaki ayrımın incelmesine sebep olmuştur.
+
az önce söyledim. anatomisi biyolojisi, fizyolojisi farklı. onun için çocuk cerrahisi diye ayrı bir branş var. psikiyatri, çocuğun duygu özellikleri erişkinden çok farklıdır. onun için çocuk psikiyatrisi diye ayrı bir şey var. çocuk hekimliği içinde de kendine özgü yan dallar var. meselâ çocuğun kalp sistemi erişkinden çok farklıdır. onun için çocuk kardiyolojisi diye ayrı bir yan dal var. çocuğun kullandığı ilaçlar ve dozları çok farklıdır. onun için çocuk onkolojisi diye ayrı bir yan dal var. çocuğun böbrek sistemi erişkinden farklıdır. bu ayrı bir ilim gerektiriyor. onun için çocuk nefrolojisi diye ayrı bir yan dal var. çocuğun gelişimi, büyümesi erişkinden çok çok farklıdır. endokrin ayrı, bir çocuk endokrinoloji diye ayrı bir yan dal var. bunu yaklaşık on üç kadar şuan çocuğa ait yan dal branşı var ve her birisi ihtiyaçtan dolayı ortaya çıkmış branşlar.
+
anatomisi biyolojisi, fizyolojisi farklı. onun için çocuk cerrahisi diye ayrı bir branş var. psikiyatri, çocuğun duygu özellikleri erişkinden çok farklıdır. onun için çocuk psikiyatrisi diye ayrı bir şey var. çocuk hekimliği içinde de kendine özgü yan dallar var. meselâ, çocuğun kalp sistemi erişkinden çok farklıdır. onun için çocuk kardiyolojisi diye ayrı bir yan dal var. çocuğun kullandığı ilaçlar ve dozları çok farklıdır. onun için çocuk onkolojisi diye ayrı bir yan dal var. çocuğun böbrek sistemi erişkinden farklıdır. bu ayrı bir ilim gerektiriyor. onun için çocuk nefrolojisi diye ayrı bir yan dal var. çocuğun gelişimi, büyümesi erişkinden çok çok farklıdır. endokrin ayrı bir çocuk endokrinoloji diye ayrı bir yan dal var. bunu yaklaşık on üç kadar şuan çocuğa ait yan dal branşı var ve her birisi ihtiyaçtan dolayı ortaya çıkmış branşlar.
+
sonuçta her doktor, her uzman 6 yıllık eğitiminde bütün her şeyi öğrenir. bu sadece klinik bilimler de değil. anatomiyi de öğrenir mikrobiyolojiyi de öğrenir ve bunları bilir. hasta bakarken de sonuçta bunlar üzerinden kendi uzmanlığını yaparken de bunlar üzerinden yapar yani. yani bir enfeksiyon uzmanı, bir pediatrist mikrobiyolojiyi bilmezse enfeksiyon tedavi edemez. yani bir cerrah anatomi bilmezse zaten ameliyat edemez. bunlar zaten bunların üzerine olmuş bir şey. bunların temelinden ayrılmaz.
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS02053.pdf

insan vücuduyla ilgili adları sınıflandırma denemesi: garibnâme örneği
http://www.dilarastirmalari.com/arsiv/sayi29/24%20Sayi_Bahar_2019_ICLER.pdf

biyoloji bergson’a göre metafiziğin olduğu gibi, ahlakın ve psikolojinin de temelinde bulunur. filozof bu görüşleriyle deneysel psikolojinin kurucularından, materyalist ve fizyolojik bir psikoloji anlayışına sahip wilhelm wundt (1832-1920) ve théodule ribot (1839-1916) gibi döneminin önemli isimleriyle de karşıtlık içinde durur. bu karşıtlıkta ünlü filozof görüşlerinin bilimsel deneylerle denetlenemeyeceği, dolayısıyla yanlışlanmaya kapalı olduğu eleştirilerine maruz kalmıştır.
http://earsiv.medeniyet.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/314/Ahmet%20Faruk%20Caglar_%20Doktora_TR_02.pdf

ibn rüşt, batı’da ortaçağ’ın en büyük filozofu kabul edilir. hıristiyan ortaçağı, tıp ilmini papazlara yasaklamışken, o, anatomi ilmiyle uğraşmanın, allah’a imanı arttıracağını belirtmiştir.
+
kuyruk ve kuyruk sokumu
+
körelmiş organ iddialarından en meşhuru; daha önceleri kuyruklu olduğu varsayılan insanın ekolojik şartların etkisiyle kuyruğunun kopması ancak kuyruk sokumu kemiğinin halen vücutta görevsiz olarak devam etmesine ait kabuldür.
+
evvela kuyruk sokumu kemiğinin vazifesiz olduğunu iddia etmek, ancak anatomi bilmemekle izah edilebilecek bir yaklaşım olabilir. çünkü bu kemiğin insan bedeninin sağlıklı hareket edebilmesi, omurga yapısının sabitlenmesi ve bölgesinde bulunan kasların bir arada durabilmesi için oldukça önemli görevleri vardır. körelmiş olma ihtimali ise; weismann’ın fareler üzerinde yapmış olduğu kuyruk kesiminin, gelen nesillerdeki kuyruk yapısı üzerine etkisinin araştırıldığı çalışma sonucunda bu varsayım çürütülmüştür. zira weismann farelerin kuyruklarını kesip çiftleştirerek, yavrularının kuyruksuz olmasını bekliyordu. fakat doğan her bir sıçan onu hayal kırıklığına uğrattı. bu şekilde 20 nesil üretti, ancak kuyruksuz bir nesil elde edemedi.
+
epifiz, timus ve troid bezleri
+
endokrin sistemin en önemli parçaları olan ve vücut için hayati derecede önemli kimyasallar üreten bu bezleri körelmiş organ olarak tanımlamak, tam anlamıyla bir cehl-i mürekkep (çift katlı cehalet) örneği olsa gerektir. bu kısımda bu bezlerin hayati fonksiyonlarından yalnızca bir kaçına değinilecektir. çünkü konumuz anatomi veya fizyoloji dersi vermek değil, körelmiş organ gibi bağnazca kabullerin, insanları ne kadar körleştirebildiğinin dersini almaktır.
+
eğer bu sinirin, evrimcilerin istediği gibi non-rekürren yani dolaşmayan hali çoğunlukta olsaydı; o zaman gırtlakta yapılacak tüm ameliyatlar, başta gırtlak felci olmak üzere çok büyük riskler teşkil edecekti. zaten troid operasyonlarında en önemli hususlardan birisinin bu sinirin zedelenmemesine dikkat edilmesi olduğu belirtilmektedir. eğer bu sinir non-rekürren halde olsaydı zedelenme riski artacaktı. literatürde bu durum; ”tiroid ve paratiroidin cerrahisinde; özellikle malign olgularda en önemli komplikasyonlardan biri rekürren laringeal sinir (inferior laringeal sinir) yaralanmasıdır. bu yaralanmaların en önemli nedeni rekürren sinirin anatomik seyrinin non-rekürren varyasyonlar göstermesidir.” şeklinde izah edilmiştir.
http://yaratiliskongresi.dpu.edu.tr/eng/assests/images/2.pdf

rönesans’ın en önemli özelliği, hastalıklara neden olduğu düşünülen ilahi ve insanüstü kuvvetlere inanışa artık karşı çıkılmaya başlanmış olması ve bununla birlikte deney ve gözlemlere dayanan daha bilimsel çıkarımlar yapılmaya başlanmasıdır. tıp dünyasında sadece anatomi ile ilgili gelişmelerin olmadığı bu dönemde girolomo fracastoro (1478-1533) hastalıkların bulaşması konusuna eğilerek bulaşmanın hastalıklı bir insandan normal bir insana kendi kendine çoğalma yetisine barındıran küçük varlıların aktarılması ile meydana geldiğini keşfetti. fracastorius (1478-1553) tarafından yazılan kitapta (1546), ilk defa bulaşıcı hastalıkların jermler (seminaria morbi) tarafından aktarıldığını anlatan “jerm teorisi” ortaya atılmıştır. aynı dönemde, veba, frengi, tifo ve hayvanlardaki şap hastalığı üzerinde de bazı çalışmalar yapılmıştır.
+
daha önce de değindiğimiz üzere, leonardo da vinci’ye göre insan vücutu ile dünya vücudunun karşılaştırılması, doğaya dair soruları cevaplamanın yollarından birisidir. lolita asil de bu fikri benimsemiş ve eserlerinde benzer bir yaklaşımı ifade etmiştir. da vinci ile başlayan bu anatomik incelemeler bize, dikkatli ve araştırmacı bir göz ve ruh ile bakılınca farkedilebilen kusursuz bir mekanizmaya sahip olduğumuzu hatırlatır. insan organizmasını hiyerarşik olarak düzenlenmiş yapısal bir bütün olarak gören asil, bu hiyerarşik düzende birçok molekülün hücreyi, birçok hücrenin bir dokuyu, birçok dokunun bir organı, birkaç organın bir sistemi, birkaç sistemin de organizmayı oluşturduğunun altını çizer.
+
insan yapısının incelenmesini ele alan anatomi bilimine ilgi duyan pekçok ressam ya da bilim insanı, insan bedeninin yalnızca dış görüntüsünü resmetme ve tanıma kaygısıyla kalmayıp, zamanla birlikte, insanın iç dünyasına da yönelmeye başlamışlar ve bu yönleri ile sanatı ve bilimi geleceğe taşımada önemli bir rol üstlenmişlerdir. 199 asil’in çalışmalarında genel olarak biyomimesisin etkilerini görmek mümkündür, zira farklı boyutlar arasındaki benzerlikleri ortaya koymak tam da biyomimesis kavramı ile mümkündür.
https://acikerisim.isikun.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11729/1361/Pelin%20Kilimci.pdf

rosenblum, fuseli’nin resimlerinin, bilinçdışının egemenliği adına rönesans perspektifinden uzaklaştığını söylemiştir. onun figürleri, şehvetli fantezilerin ‘yeni’ yaratıklarını yaratmak için, anatomi derslerini ihlal etmiştir.
+
baudelaire’e göre delacroix’ın bakış açısında çizgi yoktur. odilon redon’a göre delacroix, renksel bir ifade yaratmış ve romantizm’i formdan ziyade duygunun bir zaferi olarak düşünmüştür. öte yandan patrick noon what is delacroix? adlı makalesinde baudelaire’in, delacroix’nın geleneksel olmayan resim pratiğini, onun renk teorisi araştırmaları ve resimlerindeki form bozulmarı, abartılı hareketler ve anatomik orantısızlık ile ilişkilendirdiğine değinmiştir.
https://polen.itu.edu.tr/bitstream/11527/18109/1/512959.pdf

çıplaklığı sanatsal ve sadece çıplak olarak ele alırsak giyinik olmamayı, açıklığı, doğallığı, ilkelliği ifade ederken, sanatsal-çıplak bir düşünsel kurnazlığı ifade eder. erotiklik ise büyük ölçüde fotoğrafa bakanın gözünde değil mi? kimine erotik gözüken bir et parçası resmi, bir diğerinde ancak anatomi bilimiyle ilgili meraklar uyandırabilir. veya prezervatifli bir fotoğrafa baktığımızda çıplaklığı, erotizmi hatta pornografiyi bir giysi nesnesi olarak anlatabilir. bu da bir düşünsel kurnazlığın ifadesi olabilir.
+
her çıplaklık fotoğrafçısının kendine ait bir yaklaşımı vardır, ama ben kişisel olarak, modelin vücuduna veya anatomisindeki güzelliğe yoğunlaşmam.
http://www.mfd.org.tr/wp-content/uploads/2019/10/mfd-fotograf-edergi-8.pdf

coğrafya
https://www.pegem.net/dosyalar/dokuman/2492019154918oabt%20cog.pdf

iyi ile kötü çatışmasında biz nasıl oluyor da “iyi”nin “kötü”den daha pozitif bir değer olduğunu çıkartabiliyoruz? örneğin kapkaç’a uğrayan bir mağdurun çantasına kavuşması bizi neden mutlu ediyor? ya da cinayet işleyen bir katilin yakalanıp ceza evine atılması vicdanımızı neden rahatlatıyor?
+
üzerinde durduğumuz şey; neden bir yönelimde bulunduğumuz ve her seferinde iyi’ye yönelişimiz. tabi bu iyiye yöneliş ile öküzün burçağa yönelişi kategorik olarak farklı şeylerdir. tek başına fizyolojik ihtiyaçlarımızın karşılanmasının biz insanları mutlu etmediği apaçık ortadadır. dahası bireysel olarak bizi mutlu edecek maddi ve manevi koşulların tümü birarada sağlandığında bile ağlayan bir ihtiyar görmek bizi kedere boğabilir. demek ki insan kendi mutluluğu gibi başkasının mutluluğunu da önemsiyor. hatta bu iki durumun çatışmasında kişi çoğu zaman toplumun mutluluğunu kendi mutluluğuna yeğleyebiliyor.
https://diyarbakirfelsefeokulu.files.wordpress.com/2014/04/dergi-tamsayfa-4.pdf

her suçun bir faili olduğu gibi, mağdursuz suçlar da olmakla birlikte, bir mağduru da vardır.
+
her suçun aktif ve pasif süjesi olmak üzere iki tarafı bulunmaktadır.
+
her suçta mağdurların farklı roller üstlenebilmesi mümkündür.
+
her suç her zaman istatistiklere geçememektedir.
http://www.umut.org.tr/userfiles/files/PDFler/Asl%C4%B1%20AYDIN.pdf

sadece kanunda belirtilen üç halde farazi bir birlik teşkil eder, kanunda hüküm bulunmayan hallerde her suç bağımsızlığını korur.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/99357/mod_resource/content/1/19.%20HAFTA.pdf

her suç tipinde hareket unsuru olan insan fiiline yer verilir; zira fiil (hareket) olmaksızın bir suçun varlığından bahsedilemez.
+
her suçta mutlaka bir netice bulunmaktadır.
http://www.ekevakademi.org/Makaleler/2051526642_25%20Yasin%20KURBAN.pdf

her suç treni her iki yaptırım istasyonuna gitmez.
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/adalet_ao/cezahgh.pdf

her suç bir haksızlıktır. ancak her haksızlık bir suç değildir.
+
her suçun, bir faili olduğu gibi; bir de mağduru vardır.
+
her suç tanımı, norm ve yaptırımdan oluşur.
+
her suçun, bir faili olduğu gibi; bir de mağduru vardır.
+
suçun yapısal unsurları; maddi unsur, manevi unsur ve hukuka aykırılık unsurudur. bunlar, her
suçta bulunması gereken zorunlu unsurlardır.
http://www.mku.edu.tr/files/1005-e68de94f-69d8-4169-abb7-d26195955d26.pdf

devlet her suçun mağdurudur.
+
her suçta hukuki konu mevcuttur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/624032

her suç kural olarak, bir değer veya menfaatin ihlalidir.
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2007-69-298

hemşirelerin sözel şiddete %94.2, fiziksel şiddete %40.4, duygusal şiddete %39.9, cinsel şiddete ise %4.1 düzeyinde maruz kaldıkları bulunmuştur.
+
acil ve psikiyatri kliniklerinde çalışan hemşirelere yönelik şiddetin daha yüksek olduğu saptanmıştır.
http://earsiv.odu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11489/1244/1/10286453%20TEZ.pdf

psikolojik şiddet davranışları, iş arkadaşlarına olmak üzere yatay ve aşağıdan yukarı veya yukarıdan aşağı olmak üzere dikey pozisyonda gerçekleştirilebilmektedir.
+
dikey şekilde gerçekleşen psikolojik şiddet, genellikle açık ve görünür bir şiddet olurken, yatay şekilde gerçekleşen psikolojik şiddet, dikey şiddet kadar belirgin değildir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/303127

aleviler, dinsel istismar nedeniyle acı çektiklerini, başlarına gelen bütün sıkıntıların anti demokratik, otoriter, totaliter ve teokratik iktidar tutumundan kaynaklandığını vurgulamaktadırlar.
http://acikerisim.erdogan.edu.tr/bitstream/handle/11436/202/532908.pdf

türkiye’de, eğitimi, orduyu ve siyaseti, dinsel ististimarın etkisi altına almaya dönük girişimlerin büyük tehlikeler yaratacağını görüyoruz.
https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d20/c008/tbmm20008072.pdf

söz konusu niceliksel artışa rağmen ülkemizin fikir, kültür ve sanat atmosferinin özgürleştiğini veya geliştiğini söyleyemeyiz. aksine, kültür-sanat atmosferi ‘kurşun gibi ağır’ ve ‘boğucu’ bir gericilik ile dinsel istismar ablukasının içine düşmüştür.
http://zaferyalcinpinar.com/kotuyol.pdf

işçi sınıfının materyalist yönünün dinsel bir mitos gibi kullanımında, insanın dünyada bulacağı bir cennetten bahseden anar, insanın maddi kaygılarına işaret ederek, bilinmeyene karşı korku, dinsel istismar kavramlarına maddi tapınmacılığını da eklemiş olur.
http://openaccess.ardahan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12427/690/Doktora-A%C5%9Fkaro%C4%9Flu%2C%20Vedi.pdf

büyüklerin çocukları siyasal-dinsel amaçlarını gerçekleştirme yolunda kullanmaları siyasal-dinsel istismar olarak bilinmektedir.
http://www.ijtase.net/ojs/index.php/IJTASE/article/download/767/722

dünya, protestanlığın dinsel sorumsuzluğunun ve katı kaderci anlayışının ahlaki tehdidi altındadır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/109414

evrensel bir gerçek olan dinsel istismar ve taassup, hangi toplumda ortaya çıkarsa çıksın, birbiriyle benzer özellikler taşımaktadır.
http://turkoloji.cu.edu.tr/YENI%20TURK%20EDEBIYATI/bahattin_seker_mitat_durmus_resat_nuri_guntekin_fransiz_edebiyati.pdf

hafızoğulları’nın laiklik kuramı
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/2150/22311.pdf

suç ve hukuk ilişkisi insanlık kadar eskidir denilse abartılmamış olur. ilk insan hz. âdem (a.s.)’in ve eşi havva’nın “iyi ve kötüyü bilme ağacı”nın (kuran’da “ebedilik ağacı” olarak zikredilir) “yasak meyve”sini yemesine ve cennetten kovulmasına hristiyanlık teolojisinde “aslî günah” denilmiş ve bu “suç”a ırsiyet yoluyla iştirak eden tüm insanlığa geçen bir durum atfedilmiştir.
http://www.sosyalarastirmalar.com/cilt9/sayi42_pdf/7ilahiyat/buyukbas_nazim.pdf

ruh üç unsurlu bir yapı simgeler: rasyonel yeti (logistikon), çabuk öfkelenen yeti (thymos) ve iştah duyan arzulayan yeti (epithymia). iştah duyan (arzulayan) nitelik her türlü hazzın ve acının doğduğu yerdir ve insan vücudunda mideye karşılık gelir. kendisini büyük ölçüde öfke ve atılganlıkla dışa vuran kısım ise insan vücudunda kalbe karşılık gelir. bu kısım doğası gereği aklın buyruklarına uygun davranma eğilimindedir. rasyonel yeti de insan vücudunda başa karşılık gelir ve ruhtaki tüm düşünsel faaliyetlerin merkezindedir.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000795.pdf

doktor avuç dolusu ilaçlarla çocuğun midesini bozacaktır. her hastalığında doktora gitmeyen çocuk daha dayanıklı olacaktır. doktorun her müdahalesi çocuğun narin yapısına zarar verir.
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/dc43a82dcc17d51206a8abc3c66902a4.pdf

belki bir an için hurma yemek midenin açlık ihtiyacını karşılıyor gibi görünse de aslında bedenin bütünlüğü açısından bu yanlış bir harekettir. bu yanlış davranışa yol açan ise duyu organlarından gelen hevadır.
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/1118/10136968.pdf

tabiî hukuk ve hukukî pozitivizme göre adalet kavramı
http://www.anayasa.gen.tr/adalet.pdf

intihar
kimse duymadan ölmeliyim
ağzımın kenannda bir parça kan bulunmalı.
beni tanımayanlar
«mutlak birini seviyordu» demeliler.
tanıyanlarsa, «zavallı, demeli,
çok sefalet çekti…»
fakat hakiki sebep bunlardan hiçbirisi olmamalı.
http://kusadasimta.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/09/09/127130/dosyalar/2018_05/31185354_Orhan_Veli_Kanik_-_Butun_Siirleri.pdf

adorno’ya göre müzik hem sosyal olarak kontrol altındadır hem de sosyal kontrol aracıdır.
+
sosyal kontrol, müziğin bireyleri pasifleştirmesiyle sağlanır.
+
radyo’nun etkisi dinleyicinin uysal bir satın alıcıya ya da uysal siyasi seçmene dönüşmesidir.
http://iletisimdergisi.gsu.edu.tr/tr/download/article-file/82942

sarışın bir avrupalı kadının saç telinin elektron mikroskop görüntüsü
https://services.tubitak.gov.tr/edergi/user/yaziForm1.pdf?cilt=46&sayi=785&sayfa=70&yaziid=33747

saç mikroskopisi ve trikogram
https://www.researchgate.net/publication/292857323_Microscopy_of_the_hair_and_trichogram/fulltext/5d1fa76e299bf1547c9b8f48/Microscopy-of-the-hair-and-trichogram.pdf

kuru saçın görüntüsü
yağlı saçın görüntüsü
http://www.megep.meb.gov.tr/mte_program_modul/moduller_pdf/Sa%C3%A7%20Ve%20Sa%C3%A7l%C4%B1%20Deri%20Analizi.pdf

çocuk sadece kadın çocuk doğurabileceklerini bilmediği gibi, özel yiyeceklerle çocukların oluştuğunu düşünmeye de başlar.
https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/2670/Deleuze%20ve%20Guattari%27de%20%C5%9Eizoanaliz%20ve%20Arzu.pdf

pierre bourdieu sosyolojisinde “dünyanın sefaleti”nin yeri: ilişkisel sosyoloji perspektifinden bir inceleme
https://www.academia.edu/33662561/Pierre_Bourdieu_Sosyolojisinde_D%C3%BCnyan%C4%B1n_Sefaleti_nin_Yeri_%C4%B0li%C5%9Fkisel_Sosyoloji_Perspektifinden_Bir_%C4%B0nceleme

kamusal ve siyasal alana bir müdahale biçimi olarak sosyal bilim pratiği: pierre bourdieu sosyolojisinde “dünyanın sefaleti” örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/394736

krallığından söz ettiğimiz o yönetici sayesinde iyilerin her zaman güçlü, kötülerinse her zaman sefil ve zayıf olduğunu anlayacaksın.
+
insanın içinde bulunduğu durum, kendi düşüncesine göre anlam kazanır. insan, yaşamının sefil ve zavallı olduğunu düşünüyorsa, o yaşam sahiden sefil ve zavallıdır.
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/felsefe_ao/ilkcagklasikdonemfelsefesi.pdf

bilhassa istanbul’da meydana gelen yangınların en büyüğü olarak da nitelenen 1070/1660 tarihli yangın, şehrin üçte ikisini küle çevirmiş ve yarımadanın gerek nüfus ve gerekse siluet yönünden değişikliğe uğramasında etkili olmuştur.
+
ikindi vaktinde çıkan yangına mehmed halife’nin bildirdiğine göre ayazmakapısı’nda ahi çelebi camii’nin yakınlarında, kale dışında tütün içen birinin dikkatsizliği sebep olmuştur.
+
çok miktarda ev harap olmuş, iki bin yedi yüz ilâ dört bin civarında insan ölmüş, yüz yirmi saray ve konak, kırk hamam, üç yüz altmış cami ve mescit, yüzden fazla ……
+
sultan ıv. mehmed, şehirde yangından bahsedilmesini yasaklamış ve buna aykırı hareket edenler idam edilmiştir.
https://avesis.medeniyet.edu.tr/dosya?id=5398ca1e-85f5-41f7-912d-1fa834652642

bir tanığın doğruyu söyleyip söylemediğinin değerlendirilmesi uygulamada tamamen mahkemenin takdirindedir. mahkemeler bir tanığa neden inanıp inanmadığı hususunu, uygulamada gerekçelendirmek zorunda değildir.
http://ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/2014-2/14.pdf

çamurlu patileriyle uyuyorum
adımla avunan mezarların
bukle bukle destelenen kül yumağı
eğri büğrü dalgalı
akrebin puşt uykusu statülerin dolambaçlı çarşafı
işçinin ekmeği gamlı yokluyor damağını
unutmuş haylazlığını yatağın döngüsüyle oynaşmanın
http://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2018/03/7_Meryem-GENEL-_%C5%9F_-Kolibri-Dans%C4%B1.pdf

açlık grevi/ölüm orucuna müdahale sorunu
tıbbi ve hukuki yaklaşım
http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/2007-3/9.pdf

açlık grevi
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/299/2791.pdf

avrupa insan hakları mahkemesi kararları ışığında; hükümlü, tutuklu ve gözaltındakilerin açlık grevi, ölüm orucu ve müdahale sorunu
https://hukukdergi.ebyu.edu.tr/wp-content/uploads/2015/10/2011-2.5.pdf

gürültü fiziksel olarak düzensiz seslerden oluşur, fizyolojik olarak ise istenmeyen sestir. gürültünün tınısı yoktur ancak baskın frekans içeriği olabilir.
+
fizyolojik olarak istenmeyen ve hoşa gitmeyen sese, fiziksel olarak ise düzensiz sese gürültü denir.
+
tüm oktavlarda eşit ses düzeyi içeren gürültüye beyaz gürültü denir. yüksek frekanslara doğru her oktavda 3 db azalarak giden gürültüye pembe gürültü denir.
https://avesis.yildiz.edu.tr/resume/downloadfile/karabi?key=b836c255-4725-420c-be17-8b4d1194e7bc

yoksulluk ve suç ilişkisinin sosyolojik analizi: bir referans çerçevesi (elazığ örneği)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/307122

dünya bankasının yeni uluslararası yoksulluk sınırları ve küresel yoksulluğun yeniden değerlendirilmesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/744513

bir insan dünyaya geldiği andan itibaren, ölmek için yeterince yaşlıdır.
+
platon’dan beri batı felsefesinin ölmeyi öğrenmek olduğu ifade edilir. hatta faidon’da sokrates, baldıran zehrini içmeden önce öğrencileriyle ölüm, ölümden sonrası ve ruh konularında konuşur.
+
beden, ruhu köleleştiren zincirdir, ruh için bir hapishanedir, kötülüğe bulaşmıştır; hakikatten, iyilikten, güzellikten, varlıktan uzaklaşmış olan beden, ruhun hakikat alanı olan idealara yükselmesinin önündeki engeldir.
+
ölüm, yaşamı değiştirir.
+
insan, geleceğe atılmış bir varlıktır. geleceğe altmış olmak, ölüme doğru yol almaktır.
+
“ölmeden önce ölmek” denilen bir durumu var oluşsal olarak yaşamak, fenomenolojik olarak ona yönelmek gerekir.
+
ölümü önceden gören bir var oluş, var oluşun saçmalığını ve hiçliğini gösterir. bu anlamda ölüm, saçmalığın kabulü ve hatta onun zaferidir. irrasyonel olanın rasyonel varlığımız üzerindeki hâkimiyetidir.
+
ölüm karşısında ağlamamak gerekir. sokrates, ölüm anında kadınların kendi yanında bulunmasını bunun için istememiştir.
http://www.aliosmangundogan.com/PDF/KisaDenemeler/Ali-Osman-Gundogan-Olum-Uzerine.pdf

bir yerde ölmemiz gerekiyor, er geç.
+
acılar ve ölüm için endişelenmeye gerek yoktur. çünkü doğa insanı çok sevmektedir.
+
ne hikmettir ki en büyük acılar sinirler ve eklemler gibi bedenin dayanıksız bölümlerine yerleştirilmiştir. bu bölümlerde acı şiddetlenince kolayca sağırlaşır, artık insan çok acı duymaz olur. bundan dolayı aslında ölüm bir kötülük değildir, ama kötü bir görünüşü vardır.
+
kimse erken ölmez.
+
acısı yüzünden ölen insan zayıf ve korkaktır, acı çekmek için yaşayan insan ise akılsızdır. işte bu durumda seneca’ya göre kişinin intiharı seçmesi daha mantıklıdır.
+
hırsızlama yaşamak haksızlıktır, ama hırsızlama ölmek en güzel şeydir.
+
ölüm insanı acılardan, kötülüklerden kurtarır ve onu özgür kılar.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/215010

ölüm nedir?
+
insan ölüm olgusu ile tutukludur.
+
ölüm en insani, en ilişkisiz ve ortadan kaldırılamayan bir imkânlılık olarak kendisini ortaya koyar.
+
insan ölümden niye bu kadar korkar ve kaygılanır?
+
ölüm hep düşünülen bir şeydir. bu bir hiçlik, yok oluş olarak düşünüldüğünde daha da ürkütücü olmaktadır.
+
ölüm mutlak başkadır; planlanamaz ve bilinemez bir gelecektedir ve varlığın tüm ağırlığını sırtında taşıyan ve ölümün deneyimlenemezliğini anımsatan bir durumdur.
+
ıstırap varlığa doğrudan doğruya maruz kalma olgusudur. varlığa kıstırılarak ölümü bir doruk noktasıymışçasına içinde taşımaktır. ölüm kaçmanın ve geri çekilmenin imkânsızlığından oluşur.
+
ölüm bir özgürlük olayıdır
+
ölümün kesinlik olduğu kesin değildir.
+
ölüm iki ucu keskin bir durumdur.
+
ölüm her an mümkündür. ölümün ‘daha sonra’sı ya da ‘şimdi değil’i yoktur.
+
ölüm asla şu an değildir.
+
objektif ve sübjektif ölüm ayrımında kierkegaard, objektif ölümün daha çok herkes tarafından anlaşılan genel ve evrensel bir durumu içerdiğini, sübjektif ölümün ise dışarından bir gözle genel olarak anlaşılmayan, sadece yaşayana özgü olan ve her an başa gelebilecek bir “kesinsizlik” olduğunu ifade eder.
+
ölüm hayatı değersizleştirmek yerine geliştirir ve yoğunlaştırır.
+
ölüm, bir saçmalıktır.
+
kendi içinde özel bir öneme sahip olmayan ölüm, yaşamın kendisinden ne daha fazla ne de daha az saçmadır.
+
sartre insanın doğumu saçma olduğu gibi, doğal olarak ölümünün de saçma ve anlamdan yoksun olduğunu söyler.
+
sartre’da ölüm yaşama artı bir değer katmaz.
+
teistler için ölüm farkına varıldığı zaman bizzat yaşama artı değer katan ve ivme kazandıran bir şey olarak ortaya çıkar.
+
insan paçavrası olarak da gidebilirsin insan olarak da.
+
ölümün farkına varmak iman şövalyeliğini gerektiren bir şeydir. çünkü sürekli kendini aşma durumu vardır.
+
ölüm sadece ve sadece benim ölümümdür.
+
ölüm bir kurtuluş değildir.
http://www.sosyalarastirmalar.com/cilt9/sayi45_pdf/4sosyoloji_psikoloji_felsefe/baserer_dilek.pdf

ölümü hakikat anı olarak değerlendiren anlayış için, ölüm anında kişi kendisi dışındakilerin ve tıbbın hiçbir zaman anlayamayacağı bir “an” deneyimler.
+
ölümü hiçlik olarak okuyan anlayış açısından ise, ortada çözülemez bir doğa ve tıbbın ortaya koyduğundan daha öte bir boyut yoktur.
+
ölümü hiçlik olarak kabullenen schopenhauer, onun hakikat olarak görülmese de bir kötülük olarak algılanamayacağını savunur; ona göre ölüm tabiatın rahmine geri dönüştür
+
ölümün doğası hakkında net bir çıkarıma sahip olunamaması, doğasının çözülemez olmaya mahkum olması, ölümle ilgili bilgi kaynağının güvenilir olmamasından dolayıdır.
+
ölüm levinas’ın da belirttiği gibi “yanıt yokluğu”dur ; insan başkasının ölümünden, gözünün önünde gerçekleşse bile, sorularına yanıt alamaz.
+
önümde uzun bir hayat var, üç sokak geçeceğiz. işte birinciyi geçtik, sonra şu sokak var. arkasından sağ yanında fırın olan sokak gelecek… daha fırına çok var!
+
ölüm hakikat anı ise bizim dünyada olmaklığımızla ilgili hakikat nerededir?
+
tıp uzmanlarına göre ölümde bir suçlu mutlaka vardır, yalnızca doğal nedenlerin sonucu ölümler azalmıştır.
+
ölüm bir yenilgidir, kaybedilen bir iştir.
+
bauman’ın “proje odaklı bir dünya felsefesi” diye tarif ettiği bir çağda, ölüm iyi edilebilir bir dizi hastalığa indirgenmiştir.
+
çağın tüm hastalıkların çaresinin bulunacağı vaadi, ölümle erişilebilecek kurtuluş vaadinin yerini almaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/804213

kanun namına öldürüldük diye
hor görmeyin bizleri, kardeş bilin;
dünyada herkes akıllı olmaz ya,
biz de böyle olmuşuz n›eyleyelim
https://www.folkloredebiyat.org/Makaleler/1682468928_fe-77-16.pdf

şerefine içtiğimiz ölüme ölüme
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/22022/Par%C3%A7alanma%20ve%20Gizd%C3%B6k%C3%BCmc%C3%BC%20G%C3%B6rsel%20Anlat%C4%B1mlar-Bahar%20Ata%20YL%20Tezi.pdf

sen bardağına içki doldurur
bir böceği ezer ya da saatine bakarken
parmakların kravatını düzeltirken
insanlar ölüyor
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/868224

yemek yemenin ötesi: gastrofizik kavramına genel bakış
http://apbs.mersin.edu.tr/files/neslihansimsek/Publications_002.pdf

aptalların sayısı, sonsuzdur.
+
bu dünyanın bilgeliği, tanrı’nın karşısında aptallıktır.
+
insanlar, çoğunlukla kötü ve aptal oldukları için, halk veya bütün yurttaşlar kurulu, bu iki günaha sahipti.
http://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/15_4_6.pdf

antik yunanda, klasik çağ boyunca avrupa’da ve klasik hindistan kültüründe mizah ve gülme basitlik olarak değerlendirilip, aristoteles ve platon tarafından insanların akılcı yeteneklerini kaybetmelerine, aptallaşmalarına, sorumsuzlaşmalarına ve insanlıklarını kaybetmelerine neden olduğu ileri sürülüp hep kötülense de 18. yüzyıldan başlayarak görüşler yavaş yavaş olumlu bir yön almaya başlamıştır
+
frankfurt okulu’na göre kitleler kapitalizm ve kapitalistlerin kontrol ettiği kültür endüstrileri tarafından kolayca aptallaştırılabilirler. metot olarak eşyayı temsil eden kavramlara bakarak kötümser ve sinik bir şekilde onları gerçeklerle karşılaştırırlar. onlara göre; kapitalist toplumlarda gerçekler burjuvazi tarafından üretilir ve kültür endüstrilerinde işlenir. ideoloji gerçekliği çarpıtır. bunu yaparken amacı eşit olmayan güç ve iktidar mücadelelerini kamufle etmek ve mevcut sistemi meşrulaştırmaktır.
https://earsiv.anadolu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11421/8627/480192.pdf

postmodern dünyanın dışında olmak- bir bütünselleştirici ret yasası tarafından, düşünmenin yekpare, emperyalist, hoşgörüsüz, modası geçmiş yollarının safına yerleştirilmek anlamına gelir. insanın her şeyin olup bittiği yerden, bugünün fikirlerinin gerçekten bulunduğu yerden başka bir yerde olmayı istemesi için ya aptal ya da dogmatik olması gerekir. gerçekten de insanın bütünselleştirici ret yasalarıyla, böyle kolayca dışta bırakılamayacak düşünme yolları olduğunu düşünmesi için çok kalın kafalı olması gerekir.
+
evrim, mükemmelliğe doğru yükselen dikey bir şey değildi, yataydı. zaman bir aptallıktan ibaretti; varoluşun tarihi yoktu, hep şimdiydi, hep aynı şeytani makineye kısılıp kalmaktı. gerçekliği kapatmak için insanoğlunun diktiği bütün o rengarenk perdeler: tarih, din, görev, mevki, hepsi yanılsamaydı, dumanlı kafayla hayal edilen şeyler.
http://95.183.128.13/xmlui/bitstream/handle/20.500.12427/690/Doktora-A%C5%9Fkaro%C4%9Flu%2C%20Vedi.pdf

söyleşi sırasında eco ile carrière’-nin üzerinde durdukları ortak bir başka ilgi alanı ise aptallık. yazılmış budalaca her şeyin zeki tahlillerden çok daha açıklayıcı olduğunu vurguluyor, aptallık üzerine düşünmenin insan üzerine düşünmenin bir bölümünü oluşturduğunu belirtiyorlar. eco’ya göre, “kendine özgü bir şekilde olağandışı bir yaratık” olan insanın, övgüye değer pek çok niteliğinin yanında, yaptığı aptalca şeylerden, savaşçılığından, çevreye verdiği zarardan da konuşmak gerekir.
https://www.iyikitap.net/wp-content/uploads/2016/03/iyi_kitap_say%C4%B1_-19.pdf

yoksullara dokunulmaz ve dışlanmış kişiler olarak davranmak finansal açıdan da aptallıktır.
https://dipnotkitap.com/Images/UserFiles/Documents/Gallery/karaburun-son.pdf

yaşamın yaşamaya değer olduğunu yalnızca bir aptal düşleyebilir.
+
insan aptallığı sonsuzdur. hatta sonsuzluğun kendisidir. bunu kim kabul ederse, dünyanın erdemlerinden kim nefret ederse ölümsüz olur.
+
iki karşıt aptallık tanımıyla görkemli bir açılış yapıyor zizek. biri ‘jetonu düşmeyen hiper-zeki özne’. öteki ise moron: görünüşlerin büyük öteki’sinin tarafını tutanların aptallığı.
+
gri olan, düz, aptalca bir gerçeklikten ibaret olan şey teorisiz hayattır.
https://okumaninsonunayolculuk.com/pdf/okuyarak_okumak/kitap_okumak/2016_okumalarim.pdf

devlet bürokrasinin büyüdüğü toplumlarda, aptal olan aile bireyleri, şayet ailenin ilişkileri iyi ise kilise de iş bulur, eğitimsiz olanı da orduda istihdam olunur.
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/1021/10032084.pdf

evrensel ve daimî bir barış, ne yazık ki, hiçbir zaman var olmayacak olan olaylar dizisinde, hayalperest filozofların hayal dünyasında veya hevesli insanların sinelerindedir. ama yine de savaşın, kötülük kadar, belki çok daha fazla aptallık da içerdiği; aklın ilerlemesinden ümit edilecek çok şeyin olduğu ve eğer bir şey ümit edilebilirse, her şeyin denenmesi gerektiği doğrudur.
https://oad.org.tr/Content/BlogResimleri/pdf/2020315184257339Bar%C4%B1%C5%9F%20Sevgi%20%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BCk.pdf

rus zihniyetinde aptallığın simgesi koyun, inatçılığın göstergesi eşek hantallığın betimlenmesi ise ayı motifleriyle verilir.
http://khazar.org/uploads/files/pdf/simp%201-ci%20cild.pdf

carlo m. cipolla’ya göre salak; onun tercih ettiği deyimiyle aptal bir insan “kendisine hiçbir yarar sağlamadan hatta bazen zarara uğrayarak başka bir insan ya da insan topluluğuna zarar veren kişidir.
https://www.siyasalkitap.com/doc/193

kendini aptal (ebleh) yerine koy, ona uy da yürü!
ancak bu aptallıkla kurtulabilirsin
“cennetliklerin çoğu aptaldır” dedi hey babam!
işte bu yüzden, beşerin sultanı (as)
aklıllılık/zekilik (taslamak) kibir ve gurur verir sana,
aptal ol da gönlün doğru kala
aptallık, halka iki kat maskara olanın aptallığı değildir
o’na (delice, kendini kaybedercesine) vurgun ve hayran olanın aptallığıdır
kendilerini unutup yusuf’un yüzünü gören, o güzelliğe dalıp
ellerini doğrayan kadınlar (gibi olanlar)… işte onlar aptaldır!
http://www.tasavvufakademi.com/indir.php?tur=1&no=780

komünist manifesto’daki ‘the idiocy of rural life’ ifadesinin anlamı üzerine:
kır hayatının ‘aptallığı’ mı ‘yalıtılmışlığı’ mı?
https://mulkiyedergi.info/wp-content/uploads/2020/06/M%C3%BClkiye-Dergisi-44-2-Yaz-2020-D%C3%BCzeltilmi%C5%9F.pdf

kimi anlatmalarda nasrettin hoca karşımıza bön, saf, kaba, patavatsız, sakar, aptal, beceriksiz olarak çıkar.
http://dogankaya.com/fotograf/nasrettin_hoca_saf_biri_mi_idi.pdf

aptal, bencil ve sağlıklı olmak mutluluğun şartlarıdır, lakin eğer aptallık eksikse diğerleri de gereksizdir.
https://services.tubitak.gov.tr/edergi/user/yaziForm1.pdf?dergiKodu=4&cilt=46&sayi=543&sayfa=47&yaziid=34343

insanlar asla habis olduklarından değil, aptallıklarından ötürü tehlikelidirler.
http://bianet.org/files/doc_files/000/000/184/original/Ersatz-YuppieAkademisyen.pdf

gıda maddelerinin çokluğu ve bunların rutubeti bedende birtakım işe yaramaz fazlalıklar ve kötü ….. beyne çıkan fena buhar, zihnin ve fikrin üzerini örter. onun için de umumi olarak itidalden sapma hali, gaflet, dikkatsizlik ve aptallık husule gelir.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/44419.pdf

tanrı’nın kendisi, bizzat aptal olduğunu söylüyor. hıristiyanlık incil’de aptallık olarak anlatılıyor.
https://acikradyo.com.tr/arsiv-icerigi/aptallik-uygarligimizin-temelidir

insanlık tarihindeki “olumlu” olayları aklın başarılarına, “olumsuz” olayları ise bazı antropologların yaptıkları gibi bir çeşit ilkel aptallığa (urdummheit) atfetmek sadece kuramsal bir çelişki ortaya koymakla kalmaz; aynı zamanda insana ilişkin kavrayışımızı da sakatlar.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/33617/ILGAR.pdf

insanların işleri, genel kanıya göre, acınacak bir durumda. zaten bu da bir yenilik değil. ne kadar gerilere dönüp baksak da bu işler hep acınacak haldeydi. ister birey olarak, isterse örgütlü bir toplumun üyeleri olarak, insanların katlanmak zorunda kaldıkları sıkıntı ve sefalet, özünde, ta başlangıcından beri hayatın hiç olmayacak -hatta aptalca diyeceğim- biçimde düzenlenişinin sonucudur.
http://www.kayseriulkergazetesi.com/kose-yazilari/aptalligin-temel-yasalari-204.html

aziz nesin’in “toplumun yüzde altmış beşi aptaldır” hipotezi, dış ülkeler, uyanık politikacılar, medya, işbilir işadamlan tarafından hemen her gün sınanıyor. hipotezin reddi toplumumuzun davranışlarına bağlı.
https://core.ac.uk/download/pdf/80956171.pdf

aptallık ansiklopedisi
https://www.booktandunya.com/2020/04/matthijs-van-boxsel-aptallk.html

aptal tanıma ve aptalı bizim yaşamımıza etki edecek yerlerden uzaklaştırma işi son derece önemli sorumluluklardır.
http://www.ozetkitap.com/kitaplar/aptalitanimak.pdf

gaddarlık, sadece basit bir aptallık değildir.
https://cdn3.andyayincilik.com/dergi/kitap_dergi_2018-29.pdf

kutsal aptallık ve aptallar festivali
– orta çağ’da bir dini festivalin betimsel analizi –
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/848129

rasyonel aptallık ve sosyal moronizm:
akıl sahibi insanlar niçin aptalca davranırlar ve sürü psikolojisi ile hareket ederler?
https://www.researchgate.net/publication/338572031_RASYONEL_APTALLIK_ve_SOSYAL_MORONIZM_Akil_Sahibi_Insanlar_Nicin_Aptalca_Davranirlar_ve_Suru_Psikolojisi_ile_Hareket_Ederler

kitabı bitirdiğim an dudaklarımda beliren gülümsemeyle birlikte duyduğum haz her ne kadar çok hoş olsa da dünyada aptallığın ulaştığı boyutu hissedince de açıkçası dehşete kapıldım.
https://stars.bilkent.edu.tr/turkce/publication?donem=20192&dersKod=TURK&dersNo=101&ogrenciNo=21903124&odevNo=2

beynin sıcaklığı aklın ve konuşmanın bozukluğunda hezeyan oluşturur ve onları harap eder; zihin karışıklığı, dikkat bozukluğu, korku gibi duygular oluşturur; kabin atışı sık sık değişir. ancak bu değişmeler dengeli değildir. bütün bunlar o kişinin aptallığını gösterir.
http://www.sosyalarastirmalar.com/cilt12/sayi65_pdf/4sosyoloji_psikoloji_felsefe/bilgin_onder.pdf

her gördüğüne, duyduğuna ve okuduğuna inanıveren insan, ne kadar bilgili, hatta zeki olursa olsun, “aptal” dır.
+
aptallığın birinci kaynağı inanıverme, bunun antidotu ise “şüphecilik” oluyor.
https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-full-file/4112

“aptal ol” reklam kampanyası
+
aptallığın yüceltilmesiyle sıra dışı bir anlam yaratılmaya çalışıldığı düşünülen markanın, hedef kitlesine verdiği ileti “düşünmeyin, sadece tüketin” gibidir. agresif reklam anlayışını çağrıştıran bu dikkat çekici sloganda sanki anı yaşayan, yaşam dolu, zevk süren, akıllı olup sıkıcı yaşamaktansa, aptal olup hazzın doruklarına çıkan insan tahayyülü yaratılmıştır. birinci reklamın üzerinde yazılı “aptallık senin için iyidir” sloganı, ne ilginçtir ki sarışın bir model aracılığıyla ile görselleşmiştir.
https://globalmediajournaltr.yeditepe.edu.tr/sites/default/files/guzel.pdf

keloğlan’ın en çok büründüğü örtülerden biri saflıktır.
+
hele budala oğlan, yolsuz yordamsız, salak oğlan.
+
aptallık zaten ona yapışmış olan bir haldir, onda bir maske gibi durmaz.
+
acaba bu ‘kel’ adam içi dışı bir, art niyetsiz çok doğrucu, aptalca saf mı yoksa peşinen aptal imajı verip karşısındakine aptal ortamı hazırlayan bir akıllı uyanık mı?
+
keloğlan’ın en iyi kullandığı silahlardan birisi bu aptal tavrıdır.
+
bir “anti-kahraman olup diğerlerinin bütün çabalarına karşın başaramadığı şeyi aptallığıyla başaran” tip.
+
keloğlan’ın aptalca saflığına inandırmak için kullandığı bu “yanlış anlama” bilinçli bir mücadele yöntemidir.
+
ancak bir aptal kendi doğasının durumunu sürekli olarak görmezden gelebilir.
https://avesis.yildiz.edu.tr/dosya?id=f56361da-2015-4c04-b06b-1dc73b22095a

tembellik vücudun aptallığı, aptallık da zihnin tembelliğidir.
+
“tembellik” ve “aptallık” insan için kullanılabilecek en son kavramlar olmalıdır. ne yazık ki insanlar nelere sahip olduğumuz konusunda yeterince bilgili değildir.
+
biz yarı uyanık sayılabiliriz.
http://www.turkiyatjournal.com/Makaleler/1745405132_3.%20M%C4%B0LL%C3%8E%20B%C4%B0R%20L%C4%B0DER%20OLARAK%20MOT%C4%B0VASYON%20DEHASI%20ATAT%C3%9CRK.pdf

size kafatasını ve beynini gösterdiğim köpek dört büyük girişim geçirdi. ve ancak son girişimden bir yıl sonra öldürüldü. bu köpek son derece aptaldı.
+
goltz’ün aptallığa kadar varan akıl kaybı olduğunu kabul ettiği bütün vakalarda hakikatte duyularda, bilhassa göz , kulak, burun ve kaslarda goltz’ün sandığından çok daha kuvvetli bozukluklar olmuştur. bundan başka goltz unutmamalıdır ki bir köpek kolaylıkla efendisinin arzularına, hatta oto-süjesyonlarına alışkanlıkları içinde uymakta ve bunun sonucu olarak da akli melekelerinin kontrolünde ağır yanılmalara itebilmektedir. akli melekelerdeki kısıntının hakiki derecesini ferrier’in uzun zamandan beri aklın merkezi diye adlandırdığı beynin frontal loblarının tahribi bize kolayca ifade eder.
http://cms.galenos.com.tr/Uploads/Article_19205/AUTFM-49-7-En.pdf

öğretmeni onun bitmek bilmeyen sorularını aptallık belirtisi olarak gördüğünden, okuyamayacağına karar vererek üç ay sonra okuldan uzaklaştırdı.
http://pegem.net/dosyalar/dokuman/191701_ekitap.pdf

bir zekânın bir başka zekaya tabi kılındığı yer de ise, aptallaşma vardır.
+
ne zaman ki bir zekayı bir başkasına bağlar, o zaman aptallaştırıcı olur.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1199558

kesin bilgilerin ve allanıp pullanmış eglencelerin selinde insanlar bir yandan akıllanırken diger yandan aptallaşmaktalar.
+
toplumdaki konformizmi dayatan, zaten boyunduruk altında yaşayanlan aptallaşurıp hakikatten uzaklaştıran bilinçli telkinler degil, toplumun somut çalışma koşullarıdır.
+
kadim haliyle kurbanın irrasyonel olması kendisini daha zayıf olanın zekasma ritüelin aptallıgı olarak sunar.
+
bütün kanıtların aksine, insanların yasa ve olgulara göre gerçekten eşit dogduklarına yemin edecek kadar aptal bir fani var mıdır?
+
aptallaştırma konusunda kaydedilen ilerleme, aynı sürede zeka konusunda kaydedilen ilerlemenin gerisine düşmemelidir.
+
teknigin gelişimi bedensel emegi gereksiz hale getirdikçe, bedensel emek de giderek daha hırsla kafa emegine bir model oluşturur. ama kafa emeginin de bu modelden bir takım sonuçlara ulaşmaması istenir. antisemitizmin işine yarayan aptallaştırmanın sırrı budur.
+
böylesine aptal oldukları için akıllılar her yerde barbarların işini kolaylaştırmıştır.
+
akıllılığın aptallığa dönüşmesi tarihi eğilimden kaynaklanır.
+
almanya’da iktidara gelenler liberallerden hem daha akıllı hem de daha aptaldılar.
+
nietzsche, gauguin, george ve klages ilerlemenin bir sonucu olan bu adı konmamış aptallığı gördüler. ne ki onlar da yanlış bir sonuca vardılar. haksızlığı olduğu gibi ifşa etmek yerine haksızlığın bir zamanki halini ulvileştirdiler.
+
zekanın simgesi, mephistopheles’e inanılacak olursa “dokunarak yoklayan yüzüyle” koku da alan salyangozun antenleridir.
+
aptallık bir yara izidir.
+
bir insanın her kısmi aptallığı, uyanış evresindeki kasların hareketinin özendirileceği yerde engellendiği bir noktaya işaret eder.
https://avys.omu.edu.tr/storage/app/public/engin.yurt/64371/Ayd%C4%B1nlanman%C4%B1n%20Diyalekti%C4%9Fi,%20s.%2019-67,%20162-222.pdf

bağnaz kavramı, bir düşünceye, bir inanışa körü körüne bağlanıp ondan başkasını düşünmeyen anlamına gelir.
+
bağnaz, olaylara dar bir çerçeveden bakarak, birine taraftarlık edip kendi fikir ve dinini çok üstün tutup başka fikir ve dinden olanlara karşı düşman olandır.
+
hiçbir yeniliği kabul etmeyen bağnazlık (intolerance) hoşgörünün karşıtı bir tavırdır. hoşgörünün olmadığı yerde bağnazlık bulunur.
+
hangi tür bağnazlık olursa olsun, her türü ferdin insanca yaşamasını, toplumların gelişmesini engeller.
+
din ve ideolojilerde bağnazlığın çok zararı olmuştur. yüksek değerler bağnazlığın aleti olarak kullanılmış, tarih boyunca niceleri bu yüzden işkencelere maruz kalmışlardır.
+
bağnazlığın temel nedeni bilgisizliktir. daha çok bilgili olmanın başkasına zararı yoktur.
+
bağnazlığı ortadan kaldırmanın yolu insanlar arasında bilgi ve kültürü yaymakla olabilir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/31887

bağnazlığı anlamaya doğru
http://isamveri.org/pdfdrg/D00615/2013_58/2013_58_INAMA.pdf

sözlükte “yakalamak, kuşatmak, sarmak, bağlamak” anlamındaki asb (usûb) kökünden türeyen ve “kendi soyuna yardım etmek, körü körüne bağlanmak” mânasına gelen taassub genelde asabiyyetle eş anlamlı kabul edilir.
https://islamansiklopedisi.org.tr/taassup

bağnaz – yobaz- mutaassıp
http://www.mehmetakifduman.com/uploads/4/8/7/6/48765639/ba%C4%9Fnaz_yobaz_ve_mutaass%C4%B1p_kelimeleri_aras%C4%B1ndaki_fark.pdf

karanlık tehlike: bağnazlık
https://populerkultur.net/wp-content/uploads/2018/03/karanlikTehlikeBagnazlik_8b_tr.pdf

her bağnazlıkta öldürücü bir nitelik vardır: tarihin bağnazlığı olaylardaki gerçeklik payını öldürür; felsefenin bağnazhğı düşün’ü öldürür; dinin bağnazlığı… dini öldürür.
+
peki öteki bağnazlıklar? yazındaki bağnazlık? tutum ve davranışlardaki bağnazlık? beğenideki bağnazlık? dildeki bağnazlık? bunlar neyi ve neleri yok etmez ki? her şeyden önce, bağnazlıkta direneni; ve cenap, işte bu davranışının kurbanı olmuştur.
https://core.ac.uk/download/pdf/38319809.pdf

hayatta yegâne temennim budur, memlekette taassubun sabun köpüğü gibi sönüp gittiğini görmek.
+
aradan 70 yıl geçmiş, taassup, yani bağnazlık bu ülkede hâlâ yaşıyor, yaşatılıyor.
+
bağnazlığın ve bağnazların da etkili olduğu ayrı bir gerçek!
http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11498/8652/001506089006.pdf

erken orta çağ zaman dilimi bu yoksunluğun şiddetle yaşandığı dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. bu belirsizlik ve kargaşa ortamından en belirgin şekilde kazançlı çıkanlar ise kesinlikle ruhban sınıfı ve onların yarattığı bağnaz düşünce sistemi olmuştur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/604631

islam ülkesi olmanın getirdiği bağnazlıkların, özellikle anadolu’da bulunan güzel sanatlar fakültelerinde sorun yarattığına ve canlı modele, nü çalışmalarına gereken önemin verilmediğine ve canlı model çalışmalarının anlaşılmadığına inanıyorum.
https://dspace.gazi.edu.tr/bitstream/20.500.12602/189344/1/48f53bc1f8278f75653d62064fda3243.pdf

dil devrimi’nin melez sözcükleri ve “bağnaz” üzerine
+
türk dil devrimi sürecinde arapça mutaassıp sözcüğünün karşılığı olarak oluşturulan bağnaz da melez bir sözcüktür. sözcüğün ilk kez hangi tarihte ve nerede kullanıldığını bilmiyoruz.
http://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2019/05/3_Hatice-%C5%9E%C4%B0R%C4%B0N-_-D%C4%B0L-DEVR%C4%B0M%C4%B0%E2%80%99N%C4%B0N-MELEZ-S%C3%96ZC%C3%9CKLER%C4%B0-VE-BA%C4%9ENAZ-%C3%9CZER%C4%B0NE-_9.pdf

evrim kuramı ve bağnazlık
+
yeni gerçeklerin ortaya çıkması pek çok kimsenin, özellikle iktidar sahiplerinin rahatını kaçırır, dahası tepkisine yol açar. öyle de olsa, sürüp gelen bağnazlığın militan fanatizmi karşısında en büyük umut dayanağımız bilgelikle birleşen bilgidir.
https://stratejikoperasyon.files.wordpress.com/2014/05/yildirim-evrim-kuram-ve-bagnazlik.pdf

halil inalcık’ın, ilk olarak 1973’te yayımlanan osmanlı imparatorluğu: klasik çağ 1300-1600 adlı klasik eserinin sondan bir önceki bölümü “bağnazlığın zaferi” olarak isimlendirilmiştir. bu bölüm, 15 ve 16. yüzyıllarda osmanlı kültürel ve entelektüel gelişiminin 16. yüzyılın sonlarında ve 17. yüzyılda dini gericiliğin yeniden canlanmasıyla nasıl sona erdirildiğini açıklamaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/918789

düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selâm!
paranın padişahlığını,
karanlığını yobazın
ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selâm!
http://openaccess.maltepe.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12415/754/10104955.pdf

irticâın genel anlamda geri olanı, dinî veya dine ilişkin olanı ifade eder anlamda algılanarak “aklın ve bilimin aydınlık yolundan alıkoymaya çalışan gerici yobaz güçler” şeklinde de bir tanımlaması da yapılmıştır.
+
muhafazakârlık ve irticâ aynı şey olmadığı gibi, irticâ ve yobazlık da aynı şey değildir.
+
yobaz, tarihin, dinin veya milliyetçilik esaslarının ne olduğunu bilmez. bilmeye de lüzum görmez. çünkü onun gayesi, muhafazakârlar gibi geçmişe ait değerleri muhafaza etmek veya mürtecîler gibi evvelki hali iade etmek değildir. muhafazakârlık veya irticâ temayüllerini istismar ederek kargaşalık çıkarmak, rakiplerini ezmek, geçici bir nüfuzla bazı dünya nimetlerini elde etmektir.
http://www.usuldergisi.com/img/usul20131-6.pdf

benim nazarımda 20 yaşındaki bir yobaz ihtiyardır, yetmiş yaşındaki bir idealist de ter-ü taze bir gençtir.
https://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/KORKMAZ-Zeynep-ATAT%c3%9cRK%e2%80%99%c3%9cN-D%c3%9c%c5%9e%c3%9cNCE-S%c4%b0STEM%c4%b0%e2%80%99N%c4%b0N-DAYANDI%c4%9eI-TEMEL-DE%c4%9eERLER.pdf

din adamlığıyla hiçbir ilgisi bulunmayan, ama dinsel kültüre, dinsel düşünceye bağlı olan yobaz, devrimleri din ve din adamı düşmanı gibi göstermiştir.
+
dikkatli bakılırsa irtica faaliyetleri hep din adamı olmayan sivil yobazlardan çıkar.
+
yobazlığın tarihi batılılaşma hareketine ve cumhuriyet tarihine göre çok eskidir. yobazlık her kılığa girerek, karşımıza çıkan bir olgudur.
+
yobazlar din ve milliyet gibi iki yaygın duygunun sömürülmesine bir araç olmuşlardır.
+
yobazların amacı ülkede kendi çıkarlarına yarayacak yolda fitne çıkarmaktır. yobaz yalnız düşünceleri karanlığa çekmez, aynı zamanda vicdanı ve ahlakı yıkar. grticanın alanı sanıldığından daha geniş ve güçlüdür.
https://dspace.gazi.edu.tr/jspui/bitstream/20.500.12602/187869/1/730adc5565f3382540fa297a2944c93e.pdf

imam gazâlî, bazı çevreler tarafından, ne yazık ki islâm dünyasında bilim ve felsefenin ilerlemesine darbe vuran bir yobaz olarak tanıtılmıştır.
http://www.felsefedersligi.com/FileUpload/op30412/File/bir_hakikat_arayicisi.pdf

şiir bir yobazlık nedenidir.
https://www.dunyabizim.com/kitap/bu-sair-yobazligi-ovuyor-h2746.html

sanat konusunda yobazlık en büyük düşmanımızdır. yobazlık, nihilistliğin [yadsımacılık] bir çeşididir. sekter(yobaz), bir şeyden, kendi zevkinden başka her şeyi, bütün görüşleri inkâr eder. hele şekil meselesinde sekterliğin kötülükleri sayılamayacak kadar çoktur.
+
kafiyeli, vezinli şiir yazılmaz diyenler de, kafiyesiz, vezinsiz şiir yazılmaz diyenler kadar dar kafalıdır. şiir öyle de yazılır, böyle de….
http://cms.galenos.com.tr/Uploads/Article_9780/57-59.pdf

şairin bu şiiri, cahil yobaz güçleri rahatsız eder ve onların şairi hükümete şikayeti üzerine, hükümet, tutuklama kararı alır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/406072

yobazlık bir dindir; yobazlar da tek bir millettir.
http://www.muharrembalci.com/ornekkisi/ihsanfazlioglu/239.pdf

yunus’ta dervişlik, ayakları yere basan, yobazlar ve sahte peygamberlerle savaşan bir bilgeliktir. bir köşeye çekilip de hiç kimseye karışmamak onun dervişlik anlayışı ile bağdaşmaz.
http://libratez.cu.edu.tr/tezler/6993.pdf

türkiyedeki yobazlığın sebebi felsefe derslerinin kaldırılmasıymış.
https://www.ted.org.tr/wp-content/uploads/2019/04/ted_felsefe_egitimi_ve_sorunlari_ocr.pdf

yobazlık ve bağnazlık, inanç ve düşünceleri konusunda tartışmaya yer vermeyen, tek doğru şeyin kendi doğrusu olduğuna inanan, kendi gibi düşünmeyenlere en ağır biçimde saldıran, hoşgörüsüz ve sevgisiz insanları tanımlar.
https://akademik.adu.edu.tr/myo/cine/webfolders/File/ders%20notlari/Meslek%20Etigi(1).pdf

yobazlık, dindarlığın şüpheyle karşılanmasına neden oldu çünkü aralarındaki sözlü ayrım yetersiz kaldı. böylece, yalana dayanan söylemleri çürütmeye çabaladığınıza göre, hakikati de aydınlatmaya çalışacağınızı ümit ediyorum.
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/9aa31cb488efc3c483463ebca493ced6.pdf

bize yobaz diyorlar haberin yok mu?
desinler, desinler…
allah için yobaz olmuşuz çok mu!
+
ey kara yobazlar, defolun benim meydanımdan…
+
daha çok müslümanlara hakâret için kullanılan yobaz kelimesi, derinlemesine inildiğinde müslümanlara hakâret edenleri de dışlamıyor.
+
bağnaz kelimesi ile fanatik ve mutaassıp ayni anlamı taşıdıkları için, bunlara diğer taraftan, nezâketsizliği (ince düşünmeden yoksun) ya da kabalığı eklediğimizde varılan nokta yobazlık oluyor.
+
yobaz dediklerine karşı mücâdele verirken, ne kadar yobaz olduğunun farkında mısınız?
+
yobazların sermâyeleri, ilâhî emirleri hesâba katmamak, ideoloji ve öfkenin kurbanı olmak, olayları değerlendiremeyecek kadar akıldan yoksun bulunmaktır.
+
-insanlara, mü’min ve müslümanlara yobaz demek, bir yobazlık’tır.
-kültür câhili olmak, bir yobazlık’tır.
-erkek ve kadınların sokakta ya da kalabalık ve insanlar arasında öpüşmeleri, bir yobazlık’tır.
http://mtemiz.com/bilim/yobaz%20ve%20yobazlik.pdf

yobazlık; dini veya siyasi bir inancı, o inancın tarihinin önceki bir döneminde bürünebildiği kültürel veya kurumsal şekliyle özdeşleştirmektir.
+
yobaz kişinin 3 temel özelliği vardır;
1. gelişmeye karşıdır.
2. geçmişe dönme arzusu içindedir.
3. hoşgörüsüz ve katıdır.
+
garaudy yobazlığın diyalogun zıddı ve laikliğe karşı bir tutum olduğunu ifade eder. ancak bunun yanında bağnazlıklarında karşılıklı olarak birbirlerini beslerler.
+
garaudy, bilimci yobazlık saint-simon’un bilimi bir dogma haline getirmesi ile başlayan bir süreç olduğunu ve auguste comte’un “düzen ve ilerleme” sloganıyla devam eden bir süreç olduğunu belirtmiştir.
+
ilahi seçim yerini pozitivist ve materyalist taassuba terk etmiştir. sömürgecilik ise ilahi öğretiyi yaymaktan ziyade “ilkel” halklara laik ve bilimsel bir medeniyeti götürme çabası olarak görülüyordu.
+
marks her ne kadar kendi düşüncesinin “marksizm” olarak adlandırılan sisteme benzemediğini iddia etse de onun mirasçılarındaki bütün o yobazca sapmalar, bilimsel sosyalizmin bizzat tanımında yapılan bir yanlış anlamayla başlamıştır.
+
yobazlık, yüzyılımızın bütün siyasi ve dini hareketlerini sarmış bir hastalıktır.
+
vatikan’ın yayımladığı kurtuluş ilahiyatı beyanları içindeki yobazlığı ve tahakkümü çağrıştıran ifadeleri eleştirenler de sert muamelelere uğramış ve hatta öldürülmüştür.
+
yobazların işsizlik, göç, kendine yetebilme, borç ve bağımlılıklar, ordu ve ülkenin geleceği ve inşası ile ilgili hiçbir ilmihalleri ve çözüm önerileri yoktur.
+
islamcıların bulduğu çözüm erkekleri istihdam edip kadınları dışlamak olmuştur.
+
islamcı liderlerin programı da kur’an’ın ve bin yıl öncesinin hadisleri (kitaptaki ve tarihteki bağlamından koparılmış) soyut formüllerinin, iddialı bir ahlakçılıkla, sadece bir tekrarından ibarettir. bunlar kendilerini allah’ın memurları gibi görmekte ve yığınlar şeksiz-sorgusuz itaate çağırmaktadırlar.
+
garaudy israil yobazlığının baş sorumlusu olarak siyonizmi ve onun kurucusunu görmektedir.
+
yobaz hahamlar tevrat’ı işaret ederek filistin’in müslümanlardan ve hristiyanlardan temizlenmesi gerektiğini beyan etmişlerdir.
+
siyonist ırkçı yobazlık desteğini de abd başta olmak üzere kapitalist dünyadan almaktadır.
+
israil devletinin her türlü lehte siyasi ve ideolojik yaklaşımları kutsallaştırması yobazlığın ayrılmaz niteliklerindendir. dinin siyasallaşması ve bu siyasetin kutsallaştırılmasının en tipik örneği de dünya siyonist örgütü ile varılan anlaşmadır.
+
garaudy şeriat ve dini birbirinden ayırmanın problemlerin ve yobazlığın büyük oranda önüne set koyacağını düşünmektedir.
+
kanun ve şeriatı birbirinden ayıran garaudy, şir’a (yol) evrensel ahlaktır der. kanun ise tarihseldir. şartlara göre değişebilir görüşündedir. ebedi olan “gaye”dir, ona erişme “vasıtalar”ı ise tarihseldir.
+
şeriat ahlaki yönelişi ifade ederken, kanun sürekli değişen tarihi durumlara yönelik bir takım hukuki hükümleri ihtiva eder.
+
yobazlık, kur’an ve hadisin yorumunu ulema ve fukahaya ait görür. bu bir tür ruhban düzenidir. islam hazır çözümler deposu değildir. ancak ciddi bir tefekkür ve çetin bir araştırmayı emreder.
+
eser taassup denilen ve islam’ın şiddetle yasakladığı bu anlayışın ortaya çıkardığı köhne ve yıpranmış dünya düzeninin bir tasvirini sunmaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/396061

kayıt edilmiş insan sesinde konuşma anlaşılırlığının değerlendirilmesi ve anlaşılırlığı etkileyen faktörler
http://sosyalarastirmalar.com/cilt10/sayi50_pdf/8diger_sosyalbilimler/vergili_suat.pdf

ülkedeki tüm acillerin anatomi ve fizyolojisi aynı olsa nasıl olurdu kim bilir? acile başvuran hasta ve yakınlarını eğitmenin bir yolu bu şekilde olabilir belki… ihtimal yani…
http://www.atuder.org.tr/atuderData/Uploads/files/acilin_oykusu.pdf

dersliklere gidip yerini alan hallie, sıkıcı anatomi dersinin başlamasını beklerken uyuyakaldı ve kendini yine dün gördüğü kâbustaki evde buldu.
http://cumraliogluvakfiaihl.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/42/25/749311/dosyalar/2018_02/26214517_huzzam_sayi-3_2016.pdf

tıbbiyenin kurulması tehlikeye giriyor çünkü şeyhülislam efendi müslüman kadavralarının anatomi dersinde kullanılamayacağını söylüyor ancak müslüman olmayanların ya da hristiyan kadavralarının kullanılabileceğini söylüyor.
https://www.ted.org.tr/wp-content/uploads/2019/04/ted_21_yuzyil_esiginde_ataturk_ocr.pdf

harvey kan dolaşımına ilişkin bulunuşunu 1628’de latince yazdığı küçük bir kitapta (hayvanlarda kalp ve kan devrimine ilişkin anatomik bir tez) ortaya koymuştu. 1651’de yayınlanan ikinci kitabı embriyoloji konusunda antik çağ’dan o güne uzanan yaklaşık iki bin yıllık dönemde yapılan en önemli incelemeyi içeriyordu.
https://docplayer.biz.tr/46369700-T-c-gazi-universitesi-egitim-bilimleri-enstitusu-ortaogretim-sosyal-alanlar-egitimi-ana-bilim-dali-turk-dili-ve-edebiyati-ogretmenligi-bilim-dali.html

okumadan doktor
+
burchell’in tıp kariyeri, ne lisede ne de tıp fakültesinde değil, new york göz ve kulak hastanesinde hademelikle başlamıştı!
+
hastaneden ayrılan bir cerrah, kalın bir anatomi kitabını bavula sığdıramayınca, onu atması için burchell’e verdi. kitabı evine götüren burcheell, hazine bulmuş gibi seviniyordu. kitabı satır satır dikkatle okudu.
+
çok geçmeden anatomi profesörleri onun örneklerini fransasızlarınkine tercih etmeye başladılar.
https://www.cizgi.com.tr/wp-content/uploads/2019/03/i%C3%A7imizi-%C4%B1s%C4%B1tanlar.pdf

salgın bir hastalık olarak vebânın dinî açıdan yorumlanması
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1180262

koronavirüs salgını ve dinî inançlar
http://blog.ilem.org.tr/wp-content/uploads/2020/05/ilem_covid-19_rahim-acar.pdf

kutsal dünyanın virüsle imtihanı:
post-pandemik dönem ve din
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1151230

sakin aslanlar tıpkı dinlenen yunus peygamber’i temsil ederken, balıklar ve kuzular, kutsal ayin sürecine işaret eder. yunuslar ve kuşlar barış, uyum ve diriliş sembolleridir.
+
başkalığı temsil eden hayvanlar, kutsal olanı sembolize ettiğinde, ilahi olana fazladan bir anlam katarlar.
+
hayvanlar ile birleşen tanrılar, insan olmanın ötesine geçer.
+
resim 1.21: kutsal kuzuya tapınma
+
dördüncü yüzyıl sonrasında, hıristiyanlara hayvanları farklı görmeleri öğretildiğinde büyük bir değişim yaşanmıştır.
+
dini hikaye, içine şeytan giren iki bin domuzun göle atlayarak intihar etmesiyle sonuçlanır.
+
hayvan figürü, tanrı’nın buyruğunu ve öğretisini anlatmak için kullanılır ancak yine de birkaç istisna dışındaki hayvanlar, şeytanın vücut bulmuş halidir.
+
isa’yı temsil eden kuş, şeytanın temsili olan yılanı öldürmektedir.
+
aslan, öküz, kartal ve adam, tanrı’nın tahtını koruyan gardiyanlar olarak yorumlanır ve bu dört yaratık, dört incil yazarı ile ilişkilendirilir.
+
orta çağ toplumları, oluşturdukları hıristiyan yasalarına hayvanları da dahil ederek, işledikleri suçlar karşısında, hayvanları birey olarak yargılıyordu.
+
tavus kuşu, keklik, vahşi tavşan, leopar, maymun, fil, papağan ve daha bir çokları gibi bir çok egzotik hayvan istikrarlı bir şekilde, rönesans’ın dini sahnelerinde resmedilmiştir.
+
biri olan ‘müneccim kıralları secdesi’ sahnesi, en basit haliyle betimlendiğinde bile, toplumda en değersiz görülen öküz ve eşeğin tasviri mecburidir.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000548.pdf

gadamer kutsal tiyatro örneğini veriyor. tüm eski medeniyetlerde dini tiyatro, kutsal sahne karşısında hem seyirci hem de oyuncu manen kendinden geçer, kendinden geçmesi gerekir. dini ritüele oyun açısından bakıyor gadamer.
https://www.bisav.org.tr/userfiles/yayinlar/notlar_240.pdf

değişik vücut bölgelerine uygulanan klasik masaj manipülasyonları deri altındaki sinir uçlarını uyararak omurilik üzerinden ilgili bölgelere masajı ulaştırır. bunun içindir ki masaj uygulamasında dokular, uygulamanın yapılacağı bölge organları ve anatomik yapıları çok iyi bilinmelidir. masaj elamanın başarısı, alanında iyi bir eğitim almasına bağlıdır.
+
masaj tekniklerini doğru olarak uygulayabilmek, bunun için de insan anatomi ve fizyolojisi hakkında bilgiye sahip olmak.
http://azkurs.org/pars_docs/refs/5/4886/4886.pdf

ayaklar vücudun tüm dolaşım ve sinir sisteminin merkezidir. bu nedenle vücut sağlığıyla doğrudan alakalıdır. ayağın altındaki kavisler ayağın anatomik yapısını oluşturur. doğru ve sağlıklı bir ayakkabı seçimi için, ayakkabı tabanının da ayağın anatomik yapısına uygun olması gerekir. tasarımcı ayak anatomisini iyi bilmelidir. ayak kemiklerini, ayak hareketlerini bilmesi, üretimdeki hata riskini azaltır ve üretilen ayakkabı ayağı rahatsız etmez. bu nedenle tasarlanan model anatomik yapıya uygun olmalıdır.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/135601/mod_resource/content/1/8%20HAFTA.pdf

güzellik ve çirkinlik’in mutlak oluşumundan bahsedilemez, söz konusu güzellik ve çirkinlik kavramları göreli olup, farklı tarihsel dönemlere ya da kültürlere göre değişkenlik gösterir.
http://acikerisim.artuklu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12514/1031/Melek%20DEM%C4%B0R.pdf

sanatta çirkinin ifadesi yok değildir. şair rimbaud ve benn’de anatomik korku, beckett’te ise fiziksel iğrençlik ve iticilik vardır.
http://journalofsocial.com/Makaleler/552322295_10.%20ID315_6-26.%20G%c3%b6kkaya&Kubat._656-666.pdf

16.-17. yüzyıllarda geçerli olan bedenin anatomik-metafizik kaydıdır. burada amaç bedeni fiziksel olarak disipline etmek ve normal olmaya zorlamaktır. ikincisi ise modern tıbbın egemen olduğu ve bedenin teknik-politik kaydının yapıldığı dönemdir.
https://www.egitim.club/wp-content/uploads/2017/06/Sa%C4%9Fl%C4%B1k-Sosyolojisi-1-7.pdf

suç ve yoksulluk etkiselliği
(ısparta cezaevi örneği)
http://veyseldinler.com/wp-content/uploads/2018/08/davraz-kongresi-bildiri.pdf

genel kanı, yoksulluğun suça sebep olduğu yönündedir. ancak, yoksulluk gibi, suç da tek bir faktörle izah edilemez.
+
her yoksul olan, zorunlu olarak suç işlememekte; her suç işleyen de zorunlu olarak yoksul olmamaktadır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/157414

islam iktisadının temel amaçlarından biri birey, toplum ve devlet bazında yoksulluğa karşı insan onurunu, aileyi, toplumu ve devleti güvence altına alarak sosyal adaleti sağlamaktır..
+
iktisat biliminde yoksulluk “insanların yaşamlarını devam ettirebilmesi için temel ihtiyaçlarını karşılamada acze düşme durumu” olarak tanımlanmıştır.
+
kendisinin ve ailesinin asli ihtiyaçlarını karşılamak üzere yeterli düzeyde mal sahibi olan, çalışarak kazanabilen kimseler fakir değildir.
+
yoksulluk olgusu bir hukuk problemi olmadan önce bir zihniyet problemidir.
+
andolsun ki sizi açlık, korku, mallarınızdan ve canlarınızdan eksiltmek türünden şeylerle sınayacağız, sabredenleri müjdele.
+
yoksulluk etik değerler çerçevesinde insan onurunun korunması gereken bir imtihan sürecidir.
+
yeryüzündeki iktisadi kaynaklar özü itibarıyla tüm insanlığa yeterlidir.
+
islam hukukçuları kendisini yalnızca ibadete adayanın zekât hak etmediğini, ancak ilme adayanların zekâtı hak ettiği görüşündedir.
+
uluslararası alanda fakirliğin kaynaklarından biri olan sömürgecilik faaliyetleridir.
+
kadın erkek olsun fark etmez kendisinin, eşinin ve çocuklarının nafakasından fazla bir mala sahip olan herkes yaşlılık, hastalık, çocukluk ve delilik gibi bir sebeple çalışamayan ve ihtiyaç sahibi bulunan anne-baba ile dede-ninelerin din farkına bakılmaksızın nafakasını temin etmekle yükümlüdür.
+
aynı şekilde hayvanların nafakasını karşılamak da hukuki bir sorumluluktur.
+
nafakayla sorumlu olanlar bu sorumluluğu yerine getirmeyecek olursa, hakim yasal yollarla nafakanın tahsil edilmesine hükmeder. yasal uyarılara rağmen nafaka verilmezse, malın haciz yoluyla müsaderesine ve satılmasına hükmedilir.
+
fakirlik önlem alınmadığı takdirde can, mal, nesil, akıl için zararlı olabilmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/884925

acı çekmek, kötülük veya ölüm gibi insan hayatını alt üst eden ve kurulu düzeni/sosyal yaşamı tehdit eden durumlar günlük yaşam sosyolojisinde bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.
+
hiç kimse acı çekmek istemez. ama aynı zamanda hastalığa yakalanmasının nedenini de bilmek ister.
+
şurası söz götürmez bir gerçektir ki, kötülük problemine ilişkin tartışmalar sürdüğü müddetçe inanan bir varlık olarak insan da kurtuluş vaadi içeren teodiselere sığınacaktır.
http://mts.sosyalarastirmalar.com/Makaleler/451273260_duman_mzeki.pdf

grek halkı, acıdan kurtulmak için kendi karakteristiklerini yansıtan olimpos’ta oturan tanrılarını yarattı.
+
oyalayıcı yanılsamalar, bireyselleşmiş insan varoluşları olarak ikame ettiğimiz fenomenal dünyayı yaratır.
+
dionysosçu sarhoşluk istenci yakalamak için müziğin ruhundan doğrudan bir giriş sağlar.
+
grek tanrıları, insanların korku içgüdüsü ya da inanma ihtiyacından ötürü yaratılmamıştır.
+
şair, müzisyenden daha yüksektedir ve daha yüksek beklentileri vardır,
+
dil, müziğin kendisine yarattığı evreni açıklayamaz.
+
sanat, bir ruh çağırıcısıdır.
+
dinin gelişiminin durakladığı yerde sanat dinin yerini doldurur.
+
olimpos’un kibirli tanrıları insanlığa ışık tutacak özelliklerinden ziyade yalancı, kıskanç, kibirli, insan mutluluğunu sürekli kıskanan özellikleriyle insanların ruhunda yer etmişlerdi.
+
sanatçıyım diyen her kişi aslında sadece insanların gözlerini boyamak isteyen şarlatandır.
+
dünya hep yeniden küllerinden doğacak.
+
tanrı dünyadaki acıyı göremez. çünkü tanrı, varlığa bir bütün olarak bakar ve onları ahenkli bir unsur olarak görür.
+
suçlu olduğu için acı çekiyor, mademki acı çekiyor, kefaret ödüyor ve kurtarılıyor.
+
acı, zihinsel olduğuna göre, sevinç de bedenseldir. o halde gücün simgesi olan beden, bir anlamda bu dünyanın gerçekliğinin göstergesidir.
https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/b8c8891828c3d14c695d20dcc0667130.pdf

türkiye’de günlük yağış şiddetleri ve sıklıkları
http://tucaum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/280/2015/08/tucaum8_2.pdf

türkçede yağmur adları üzerine
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/387848

bir terzinin kitabı: biçki nazariyât ve kavâidi
+
behire hakkı’nın paris terzi akademisi’nde takip ettiği batı tarzlı terzilik eğitimi, kendisini etkilemiş ve bu etki türk kadınları biçki yurdu’nun oluşumunda ve okulun ders müfredatında da görülmüştür.
+
….. “ölçü hakkında mütâlaât” başlığı altında insan vücutları “tâbi vücut” ve “gayri tâbi vücut” olarak iki kısma ayrılmış.
+
….. behire hakkı tarafından türk kadınlarının beden ölçüleri standartlarına uygun olarak ortaya konulmuş olan türk kadınları biçki yurdu ölçü cetveli’nin yer almasıdır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/76568

richard klein’a göre de, “modern insan anatomik açıdan sadece 50.000 yaşındadır ve esasen geç taş devri’nde (yukarı paleolitik dönemde) ortaya çıkmıştır”.
+
dil becerisi, insanın evrim sürecinde en son adım olarak kabul edilir. ancak, bunun için de, insanın gırtlak yapısının konuşmaya uygun bir hale gelmiş olması gerekmiştir. anatomik bakımdan insanın tamamlanması veya anatomik olarak tam insan gırtlak yapısının oluşumundan sonra gerçekleşmiştir.
http://openaccess.maltepe.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12415/3755/447702.pdf

felsefe-tıp ilişkisi, tıbbın pozitif bir bilim durumuna gelmesiyle sarsılmış ve sonunda kopmuştur. ilk büyük sarsılma anatomi çalışmalarıyla olmuştur.
+
paraeelsus tıp-felsefe ilişkisinde ikinci sarsıntıyı başlatmıştır.
+
üçüncü sarsıntı, william harvey’in, galen’in geleneksel fizyolojisini değiştirmesiyle gelmiştir.
+
dördüncü sarsıntı, descartes’in insan bedenini ruhundan ayırmasıyla meydana gelmiştir.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/49580.pdf

beşerilik, maddi yönü esas alması itibarıyla anatomik açıdan hayvan ve insanın ortak noktasıdır. “bir beşerin tüm genetik, fizyolojik ile morfolojik özelikleri, onun bireyliliğini ortaya koyar. bireylilik tabiatı icabı esrarengizdir. çünkü kurucu unsurlarına ayrıştırılabilmekle tekrar canlı bütünlüğüne kavuşturulacak biçimde birleştirilemez.
http://acikerisim.kirklareli.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/20.500.11857/819/10203480-Alev%20TOPUZ.pdf

maddeci fikirleri yüzünden üniversitedeki kürsüsünü bırakmak zorunda kalan bir fizyolog ve doktor olan moleschott, “yaşamın döngüsü” isimli eserinde, madde ve kuvvetin ezeli olduğunu ve bunların birbirlerinden ayrılamayacaklarını söyler. ortada bir madde ve kuvvet alıp vermesi, deveranı vardır. maddelerin birbirleriyle değiştirilmesi, daimi kaynayan bir pınar gibi her şeyi gençleştirir.
+
karaciğerin safra salgıladığı gibi beynin de düşünce salgıladığı fikriyle meşhur olan karl vogt ise, materyalist filozof ve hekim cabanis (1757-1808)’den etkilenmiştir. cabanis, psikolojik materyalizmin prensiplerini eşsiz bir açıklıkla ifade etmiştir. ona göre, bedenle ruh arasında en sıkı bir bağlantı olduğunu söylemek yetersizdir. çünkü bunlar bir ve aynı şeydir. ruh, kendi kendini duyan bedendir, maddedir. aslında psikoloji ve fizyoloji de bir ve aynı bilimdir. bu sözlerle cabanis, materyalizmin insana bakışındaki indirgemeciliği ve tek taraflılığı da ilan etmiş oluyordu.
+
ahmet mithat, ruhun da maddeye bağlı olarak değiştiği düşüncesini kabul etmeyerek ruhun değişmez olduğunu söyler. ona göre, değişiklik ancak fizyolojik melekelerimizde vakidir, ruhta değil. insanlarda fizyolojik yönden dış sebeplerin tesiriyle ortaya çıkan öfke, hırs vs. gibi bazı nefsanî hastalıkları ruha ait değişiklikler olarak kabul etmenin ruha en büyük bir iftira olacağını belirtir. o, nefis dediğimiz şeyin, filozofların “melekât-ı fizyolojikya” dedikleri şey olduğunu söyler. ona göre; nefis, her uzvun tabiî gerekliliğinden mütevellid bir hükümdür ki, ruh ondan üstün, ondan safî mülkî bir meleke ile bizi insanlık şerefine davet eder. nefsin tecellilerinden biri olan şehvet çocukken yoktur. gençlikte ortaya çıkar ve yaşlılıkta yine kaybolur. ancak ruh kendi mülkî melekeleriyle var olmaya devam eder. demek ki bu değişiklikler ruhta değil nefiste meydana gelir.
+
büchner’e göre, illet-i gâiye yahut tabiatın bir hedefe yönelik olduğu nazariyesi daima kâinatın yaratıcı bir kudret tarafından yaratıldığı ve idare edilmekte olduğunu iddia edenlerin en mühim bir delili olmuştur. nazarları okşayan renkleriyle süslenmiş bir çiçek, bulut parçalarını savuran bir rüzgâr, geceleri parıldayan yıldızlar, havayı ihtizaza getiren en küçük bir gürültü, iyi olmaya yüz tutmuş bir yara, kısaca tabiatın bütün hadiseleri onların nazarında hep bu gayeye doğru ilerlemekte ve tabiatüstü yüce bir kuvvetin gayet akıl ve hikmet dolu planının saf ve masum bir vasıtası olmaktadır. hâlbuki bilim ve tabiî fizyoloji artık bu kâbil basit ve zayıf ilahiyat fikirlerini tamamıyla ortadan kaldırmıştır.
+
ismail fenni’ye göre, ruhun maddî olamayacağının birinci delili, insandaki ruhsal olaylar ile fizyolojik olaylar arasındaki farklardan çıkarılabilir. buna göre, insanda meydana gelen olaylar psikoloji bilimi açısından iki kısma ayrılmaktadır: bir kısmı doğrudan doğruya şuur ve ruh tarafından hissedilir ki, bunlara “hâdisât-ı ruhiye veya şuûriye” ismi verilmektedir. diğer kısmı ruha bigâne kalır ki bunlar da “hâdisât-ı fizyolojiye veya cismâniye” olarak isimlendirilmektedir.
+
ruhî ve fizyolojik olaylar arasındaki farklar ise ismail fenni’ye göre, şu şekildedir:
a) ilk olarak ruhsal hadiseler mekân içinde meydana gelmediği için bir yer işgal etmez ve bunların ebadı olmaz. hâlbuki fizyolojik olaylar belli bir mekân içinde vuku bulduğundan bunların ebadı vardır.
b) ruhsal hadiseler yalnız derin bir his ve nefs-i nâtıka ile hissedilirken, fizyolojik hadiseler beş duyu ile algılanır.
c) ruhsal hadiselerin mekanik kanunlarla izahı mümkün olmadığı halde, fizyolojik hadiseler bu kanunlara tâbidirler. çünkü belli bir mekânda vuku bulan her hadisenin son hakikati harekettir. hâlbuki ruhsal hadiseler ile hareket arasında hiçbir münasebet yoktur.
+
ismail fenni’ye göre, ruhsal hadiseler ile fizyolojik hadiseler arasındaki bu sayılan farklar ruhu maddeden, psikolojiyi (ilm-i ruh) de diğer bilim dallarından ayırmaktadır.
+
ismail fenni’nin, düşünmenin beynin fiziko-kimyasal yapısı ile izah edilemeyeceği yönündeki fikirleri günümüz psikoloji verilerine daha uygun görünmektedir. söz gelimi; çağdaş fransız psikologlarından georges dwelshauvers (1867-1937), düşüncenin fizyoloji ile hiçbir ilgisi olmadığını söylemiştir. ona göre, düşünce ne psiko-fizyolojik fonksiyonlara ne de beyindeki oluşum ve sentezlere indirgenebilecek bir olgudur. özellikle dil ve zihin üzerine düşünceleriyle tanınan çağdaş düşünür john searle de bilinci, aklî olguların maddeye indirgenemeyeceğini gösteren en önemli özelliklerden biri olarak görmekte ve kafatasımızın içindeki o yumuşak maddenin, beynin bilinci oluşturmasının imkânsız olduğunu ifade etmektedir.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/9619/217320.pdf

deney hayvanları anatomisi
https://avys.omu.edu.tr/storage/app/public/erdemg/72754/Tav%C5%9Fanlar%C4%B1n%20Anatomisi.pdf

1759 yılında anatomist bir cerrahın yaptığı konuşma bilimsel araştırma incelemenin kayda almanın yanı sıra, caydırma amaçlı bir anlam içermekte. “ve çok iyi bilindiği gibi, teşrih neredeyse bütün insanlarda ve özellikle de alt sınıflarda büyük bir dehşet uyandırıyordu. çünkü idam edilmekten korkmayan azılı katiller bir otomi (böyle diyorlardı) yapılacaklarını düşündükçe tüyleri diken diken oluyordu. (zincirle asılmamış) bu tür canilerin hepsinin teşrih için cerraha gönderileceğini çok iyi gördüler… sırf meraktan buraya gelenlerin, kendilerini buraya getiren suçu düşünmelerini isterim: ölümün temizleyemediği bir suç bu ve bundan böyle bu suçu işleyen herkes bu masaya yatırılacağını bilmelidir… bundan dolayı, cerrahlar tiyatrosundaki anatomi masası bu seyircilerin hepsine ders olsun” (leppert, 2002: 163). özellikle kadın bedenlerinin teşrihi için izleyicilerin daha çok para ödeyerek izlediği salonda parçalanan beden, izleyicilerin ellerinde dolaşabilmekteydi. ceza kavramının somut verileri olarak kabul edilebilecek bu uygulama her tür bireyde yıkıcı bir acı duygusu yaratma amaçlı yapılmaktaydı.
+
17. yüzyıl’da ele alınmış govard bidloo ve gerard de lairesse’nin yapmış olduğu “kadının sırt kasları” isimli çalışmada da bedende gerçekleştirilen anatomi uygulaması ellerin bağlı ve oturur pozuyla arkadan sırtı açılmış şekilde resmedilen kadın, izleyende sadece bilimsel bir veri olmadığını gösterir niteliktedir ve acının daha da derinden izleyene değmesine neden olmaktadır.
https://www.aydin.edu.tr/en-us/arastirma/universite-yayinlari/akademik-sureli-yayinlar/Documents/Ayd%C4%B1n%20Sanat%20Say%C4%B1%202.pdf

1870’de harvard üniversitesini bitiren william, 1872’den, 1910’daki ölümüne kadar orada, ilkin anatomi ve fizyoloji, derken psikoloji, en sonunda da felsefe dersleri verdi. en büyük eseri hemen hemen ilk eseriydi: “psikolojinin ilkeleri” (1890). bu, anatomi, felsefe ve analiz karışımı bir şeydi; çünkü james’de psikoloji, hâlâ anası metafiziğin göbeğine bağlıdır. bununla birlikte bu kitap, kendi konusunda en iyi öğreten ve kolay sindirilebilen bir özet durumundadır. kardeşi romancı henry’nin cümlelerindeki incelik, william james’i, david hume’un tekin olmayan açıklığından beri psikolojinin görmemiş olduğu bir şeye, sıkı bir iç gözleme götürdü.
https://public.adobecc.com/files/1AEOQCXAZ2MJHW1J3LYXJ1W03IHFF

fizyoloji ve biyoloji gibi pozitif bilimleri esas alarak yeni bir ahlâki anlayış ortaya koymak osmanlı aydınının altından kalkabileceği bir iş değildi.
http://etiksempozyumu.sakarya.edu.tr/etik/4.2/2Atilla%20Dogan.pdf

apoptosis genel olarak, çok hücreli organizmalarda görülür ve genomik dna’nın hücre çekirdeği içerisindeki bozulması şeklinde karakterize olur. apoptotik sinyal, hücreyi ‘‘ölüme’’ sürükleyebilecek bir strese karşı cevap olarak ortaya çıkar. bu tip dna bozulmaları bir çok fizyolojik işleyiş ile olabileceği gibi, bir çok anti-kanser ajanın sitotoksik etkisi ile de meydana gelebilir.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/33771/Ahmed_Alperen_Tuncer.pdf

dünya sağlık örgütü (dsö) 1974 yılında intihar eylemini “kişinin amacının bilincinde ve değişik derecelerde ölümcül amaçlı olarak kendine zarar vermesi” olarak tanımlamıştır.
+
eylem ölümle sonuçlansın ya da sonuçlanmasın, kullanılan yöntem ölümcül olsun ya da olmasın, istemli olarak yaşamını son vermeyi hedefleyen her türlü davranış intihar olarak nitelendirilmektedir.
+
durkheim’in toplumsal yönelimli kuramı; yaklaşık 100 yıl kadar önce yapılan çalışma, insanlık tarihi kadar eski olan intihar olgusuna yaklaşımda ne kadar geç kalındığının somut bir göstergesidir.
+
karl menninger ”man against himself” adlı eserinde intiharı, bireyin başkalarına duyduğu öfkeyi kendine yöneltmesi sonucu oluşan kendini öldürme isteği şeklinde tanımlamıştır. birey bu şekilde başkalarına yönelttiği agresyonu kendine çevirerek kendini cezalandırmaktadır.
+
acil servislerdeki personelin intiharın fizyolojik sonuçlarına karşı çok iyi eğitilmesi gerekmektedir. ancak bu girişim intihar vakalarının hayatta kalım süreçlerine yeterli katkı sağlamayacaktır. aynı zamanda psikolojik desteğin ilk buradaki personel tarafından verileceğini düşünürsek; psikolojik yönden destek sağlayabilecekleri bu eğitimin de çok önemli olacağını anlayabiliriz.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/88833

intihar ve töre cinayetleri bağlamında sosyal sorunlar ve islam
https://www2.diyanet.gov.tr/DinHizmetleriGenelMudurlugu/AileVeDiniRehberlikYazili/%C4%B0ntihar%20ve%20To%CC%88re%20Cinayetleri%20Ba%C4%9Flam%C4%B1nda%20Sosyal%20Sorunlar%20ve%20%C4%B0slam.pdf

intihar davranışının nörobiyolojisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/598327

durkheim, intiharın tanımını yaparken “intihar, bir insanın, doğuracağı sonucu bilerek olumlu ya da olumsuz bir , eylemle doğrudan veya araçlı olarak kendi kendini ölüme sürüklemesidir” diye ifade eder. bu bağlamda intihar nedenlerini toplumsal olmayan nedenler (delilik, sarhoşluk, ırk, soyaçekim, iklim, ısı), toplumsal etmenler (bencil intihar, elcil intihar ve anomik intihar) toplumsal bir olay olarak intihar diye bölümlere ayırmaktadır.
+
dünya ülkeleri arasında yapılan araştırmalar, kırsal bölgelerden göç etmiş kişiler arasında intihar etme oranının daha yüksek olduğunu, kadınlara oranla erkeklerin daha çok intihar ettikleri tespit edilmiştir. yine yapılan araştırmalar olumsuz ekonomik ve sosyal koşulların intiharda etken olduğunu göstermiştir.
+
özkıyımın özel bir tanımını yapmak güçtür. durkheim’in “ölüme getireceğini bilerek, olayın kurbanı tarafından girişilen olumsuz eylemin doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak meydana getirdiği her ölüme özkıyım denir. ” ya da sheidmann’ın “özkıyım dayanılmaz acıları, ağır sorunları olan şaşırmış, bozulmuş ve gücü azalmış benliğin çözüm arayıcı bir eylemdir. ” gibi kısa tanımlamaları doyurucu olmaktan çok uzaktırlar.
+
hekime gidilse de olur, gidilmese de. yardım almayı zaten hak etmemiştir, yeryüzüne çile çekmek için gelmiştir.
http://docs.neu.edu.tr/library/6345494021.pdf

littre intiharı kendini öldüren insanın eylemi olarak tanımlar ve kazayla zehir içerek ölümüne neden olan birinin bu eylemini bile intihar olarak kabul etmektedir.
+
durkheim‟e göre 1897 yılında yayınladığı le suicide –etude sociologique isimli eserinde, insanın kendisini dolaylı veya direkt olarak ölüme götüren davranışı arasında bir fark görülemez ve ölüme götüreceğini bilerek, olayın kurbanı tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak meydana getirdiği her ölüme intihar denmelidir. bu açıdan aşırı ölçüde yemek yememe, koroner damar hastalığı bulunan birisinin bunu bilerek sigara kullanması gibi ölüme yol açabilen durumlar intihar olarak görülmektedir.
+
durkheim‟in tanımını geniş bulan delmas ise intihar eylemini, bir insanın yaşamla ölüm arasında seçimde bulunabileceği bir durumda her çeşit moral değerleri ve dini bilgileri aşarak ölmeyi tercih ederek kendini öldürmesi olarak tarif eder. bununla birlikte bireyin kendi hereketiyle neden olduğu, fakat tamamıyla iradeli ve arzulu olmadığı ölüm arzusu şekillerine ise sözde intihar (pseudo suiside) adını vermiştir.
http://adudspace.adu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11607/925/3/cantez-bask%C4%B1.pdf

yoğurtta melaminin biyokristalizasyon yöntemi ile belirlenmesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/194068

yemek atıklarından doğaya yeniden dönüşüm
http://www.obl.bilkent.edu.tr/wp-content/uploads/2020/10/Makale.pdf

gabirelo de zerbis çocukla yetişkin arasındaki anatomik farkları anlatan bir eser yayınlamış ve ardından birçok bilimsel ve tıbbi yayın onu izlemiştir.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/29723/6078.pdf

evrimsel taksonomi ilkeleri arasında “insanın ve antropoidlerin uzak ortak ataları, modern maymunlar tarafından yitirilmiş ve insan tarafından saklanan karakterlerin hiçbirini yitiremez” ilkesi ve dollo ilkesi “işlev ve alışkanlıkların evrimi sıklıkla tersine çevrilebilecek olsa da, anatomik organların evrimi asla tersine çevrilemez” ilkeleri mevcuttur.
+
fiziki antropoloji kısaca, insanın çeşitliliğinin çalışılması olarak tanımlanabilir. insan vücudu ve bu vücudun ayrılmaz fonksiyonlarının karşılaştırılmalı incelenmesiyle ilgilenen antropoloji dalıdır. insan evriminin nedenleri ve yönleri, fiziki eğilimleri, etkileri, fonksiyonel farklılıklar, aktarım, gelişim ve sınıflandırılması ile uğraşan fiziki antropoloji kısaca ve kapsamlı bir şekilde insanın anatomik ve fizyolojik çeşitliliği üzerine yapılan araştırmadır.
+
mevcut tanımı olmasa da hrdlička fiziki antropolojiyi tanımlarken “ileri insan anatomisi ve biyolojisi” olarak adlandırılabileceğinden bahseder.
+
hrdlička fiziki antropolojiyi, ırksal anatomi, fizyoloji ve patolojinin çalışılması olarak tanımlamış.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/126437/mod_resource/content/0/20.%20Y%C3%BCzy%C4%B1l%20Antropolojisi.pdf

literatürde ilk kez olarak von carabelli’nin 1842 yılı basımı olan «anatomie des mundes» adlı kitabında yer alan torus palatinus bilindiği gibi sert damağa ilişkin bir anomalidir. 1842’den günümüze dek torus palatinusun etyolojisini tanımlamaya yönelik çok sayıda gözlemsel ve sistematik araştırmalar gerçekleştirilerek dental, medikal ve antropolojik kaynaklarda yayınlanmıştır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/279235

el, hem hareket hem de duyu organı olmakla birlikte insan vücudunun en işlevsel bölümüdür. bu işlevselliğinin sonucu olarak son derece karmaşık anatomik ve biyomekanik özelliklere sahiptir. elin işlevselliğinin tam olabilmesi için öz yapısının yanı sıra omuz, kol, dirsek, önkol ve elbileğinin normal işlevde ve belli bir oranda uyum göstermesi gerekmektedir.
+
insan eli anatomik ve biyomekanik olarak kusursuz gelişmişlikte olmasının yanı sıra doğanın temel yapı kurallarını da yansıtmaktadır. el, dengede duruşlarını kas ve tendon kuvvetleri ile eklem bağlarına borçlu olan, birbirine zincirleme bağlı kemik yapılarından oluşmaktadır. elin bağıntılı sistemlerinde yer alan uzun kemik boyutlarının birbirlerine oranları ve parmakların hareket genişliğinin değişkenliği fibonacci dizisine uymaktadır.
https://docplayer.biz.tr/8971192-Genc-erggkgn-erkeklerde-el-orta-parmaginin-bgr-kompartman-olarak-bazi-vucut-proporsgyonlarina-oranlari.html

giyim, sözlük anlamıyla insan vücudunu dış etkenlerden koruyan, giyecek şey veya giysiler olarak tanımlanmaktadır. giyim insanlar için dış etkenlerden korunma ve bir örtünme aracı olarak doğmuş, sonraları ise güzel görünme, insanları etkileme, iffetlik standartlarını karşılama, marka gösterişi, rütbe ya da statü gösterme gibi amaçlara yönelmiş ve bugünkü durumuna ulaşmıştır. ilkçağlarda insanlar kışın avladıkları hayvanların postlarından, yazın ise ince giysiler üreterek giyinme ihtiyaçlarını karşılamaktaydı. bu bağlamda giyim ilk çağlarda kişiler ve kabileler için daha basit, sınırlı ve birbirleriyle bağlantılı olmaktaydı. toplumlar geliştikçe millet ve ulus kavramları ortaya çıkmaya başladıkça, iletişim araçları yaygınlaştıkça ve insanlar arasındaki iletişim kolaylaştıkça giyim çeşitlenmiş ve giyinme kültüründe etkileşimler artmıştır.
+
araştırmaya katılan provalı üretim yapan firmaların tümünün, bünyelerinde çalışan prova sorumlularının iyi bir gözlemci olması, ikna etme kabiliyetinin, insan ilişkilerinin iyi, yaptığı işte tecrübeli olması gerektiği, zamanı verimli kullanması ve kadın anatomisini iyi bilmesi gerektiğini düşündükleri görülmektedir.
https://dspace.gazi.edu.tr/bitstream/20.500.12602/152723/1/b176916400a359517ed472a392dd6ff9.pdf

hakiki sanatkâr mesleğinin tekniğini kavrayan ve yenilikleri takip ve tatbik edebilendir. terzilikte bu şart öteki sanatkârlardan daha ön planda gelir. makasa hâkim olamayan, müşterisinin vücut teşkilatını tartamayan, vücut yapısını ve kostümünün bu yapı icaplarına göre olmasını kestiremeyen terzi mesleğin adamı değildir.
+
iyi bir gözlem vücudu yani müşteriyi iyi analiz edecek iyi göreceksin ölçüyü alırken yani bu müşterinin omuzu düşük mü, bu müşteri kambur mu, bu müşterinin beli ince, basenleri geniş mi yani bunları hep gözlemleyeceksiniz. yoksa o iş düzgün çıkmaz.
https://arastirmax.com/en/system/files/dergiler/260436/makaleler/4/1/arastirmax-usta-erkek-terzilerin-sesi-mersin-ornegi.pdf

insan derisi, aynı zamanda, toplumsal hayatta bedene ‘insanlık’ özelliğini veren örtüdür. antropolog nina g. jablonski, hong kong üniversitesinde verdiği makroskobik anatomi derslerinde öğrencilerin deriyi kesip içine bakana kadar korku ve endişe içinde davrandıklarına, sonrasında ise bedeni kişisel hikâyeden ayrılmış bir nesne olarak değerlendirebildiklerine dikkat çekerek, derinin insan algısı ile kurduğu ilişkiyi vurgular.
https://www.journalagent.com/tasarimkuram/pdfs/DTJ_15_27_142_155.pdf