pdf 14

mir’âtü’l-ebdân fî teşrîh-i a‘zâi’l-insân’da yer alan anatomi terimleri üzerine bir ön çalışma: “birinci kısım: osteoloji hakkında”
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/972169

kedilerde farklı görüntüleme yöntemleri ile böbreklerin morfometrik incelenmesi
http://adudspace.adu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11607/1384/3/Nur_%C3%87ay%C4%B1r_Tez.pdf

osmanlı’dan günümüze hekimlik serüveni
hakim, hekim, tabip, doktor terimlerinin etimolojisi
http://estudamdergi.org/index.php/etik/article/viewFile/140/209

fransa’da ihtisas yapmış olan türk hekimlerinden bazıları
http://dtcfdergisi.ankara.edu.tr/index.php/dtcf/article/download/4591/4504

hulusi behçet ve behçet hastalığının tıp literatürüne giriş süreci
https://library.cu.edu.tr/tezler/7396.pdf

sağlık hakkı bağlamında nadir hastalıklar ve yetim ilaçlar
https://www.researchgate.net/publication/323445712_Saglik_Hakki_Baglaminda_Nadir_Hastaliklar_ve_Yetim_Ilaclar-_Rare_Diseases_and_Orphan_Drugs_in_the_Context_of_Right_to_Health

önemli bir halk sağlığı sorunu olarak nadir hastalıklar ve yetim ilaçlar
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/902600

nadir hastalıklar ve yetim ilaç sempozyumu ve yetim ilaç yönetmelik çalıştayı
https://www.akilciilacdernegi.com/uploads/kongre/toplanti.pdf

nadir hastalıklar ve yetim ilaçlar
http://health40con.com/2017-presentations/Health40-2017Sunum16-OzgurKasapcopur.pdf

türkiye’de modern tıbbın kurumsallaşması ve cumhuriyet dönemi sağlık politikaları
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=zqI_ZOq-b18GC2rT9c2JGtFDGbGGAZ23pL9vesNtBRSgM1659h0AGwStSzsmnzUr

türkiye’de ise bu süreç, dr. bernard’ın kendisine yardımcı olarak bir anatomist hocası alma girişimi yakın zamanlara rastlar. avrupa’dan seçilen adaylar arasından dr. spitzer sınavları kazanarak tıbhâne’de anatomist olur.
+
kadavra! osmanlı toplumunda pek fazla hoş karşılanmayacak bir durum olan teşrih, iki doktorun anatomi derslerinin daha iyi işlemesi için başlıca ihtiyaç duydukları şeydir.
https://www.bilgievi.org.tr/Document/FileManager/saglik_tarihi_ve_mu%CC%88zeciligi_sempozyumu_2.pd

gustave le bon’a göre, kitle kavramı genel tanımlamasıyla, milletleri, meslekleri, cinsiyetleri her ne olursa olsun, sıradan insanların oluşturduğu bir insan topluluğunu ifade etmektedir.
+
le bon’a göre, kitle, bazı durumlarda ya da sadece çok özel durumlarda bir araya gelen insanların oluşturduğu topluluğu ifade etmektedir. bir araya gelen bu insanlar, söz konusu durumlarda, kendi karakter özelliklerinden çok farklı özellikler ortaya koymaktadırlar.
+
kitleler, kışkırtılmaya son derece meyilli, şiddete yatkın yapılardır. bu durumlar, kitlelerin anonim olmalarından kaynaklanmaktadır. anonimlik kitle psikolojisinde, bireyin kimliğinin ve kişiliğinin bilinmemesidir.
+
le bon’a göre, söz konusu bu topluluk, taşıdığı bu özellikler sayesinde, organize bir sürü, başka bir deyişle, psikolojik bir kitle olma niteliğine dönüşmektedir.
+
psikolojik anlamda, kitle olarak hareket etmenin belli kuralları vardır. bu kurallar, le bon’a göre, bireysel bilinçten vazgeçme, kolektif bilince sahip olma, birlik halinde hareket etme ve sürü içinde oluşan kurallara uyma şeklinde meydana gelmektedir.
+
birey, yalnızken yapmaktan korktuğu şeyleri, kalabalıktan güç alarak yapmaya başlar. bireyler, kendi karakterlerini bir kenara bırakıp, sürünün oluşturmuş olduğu ortama kendilerini bırakırlar.
+
kitle içerisinde, her türlü duygu, eylem bulaşıcıdır. bu bulaşıcılık o kadar etkin ve güçlüdür ki, birey çok kolay bir şekilde kişisel çıkarlarını kolektif çıkarlar uğruna feda edebilmektedir.
+
le bon’a göre, telkine yetenekli olma, kitle içerisinde hareket eden bireyin başına gelen en önemli durumdur. kitle, mücadeleci ruhu ve yarattığı birlik bilinci ile o kadar güçlüdür ki, kitle içerisindeki birey, kitlenin büyüsüne ve güçlülüğüne kendisini hiç düşünmeden ve sorgulamadan teslim etmektedir. bireyin bu çekici ve büyülü hareket içerisinde, zihni hipnotize olmaktadır.
+
genelde, kitle hareketlerinde bir lider vardır. bu lider, sürü içerisinde katalizör bir rol oynamaktadır. lideri takip eden bireyler, lider tarafından hipnotize edilip, tamamen kitlenin yaratmış olduğu kolektif bilinç ve irade ekseninde hareket etmektedirler. “hipnotik teslimiyet” ekseninde ortaya çıkan sürü davranışları, bireylerin arasında cereyan eden, le bon’un vurguladığı “mental bulaşıcılık” unsurunu beraberinde getirmektedir. bireyler, birbirlerine duygularını, fikirlerini bulaştırmakta, bireysel düşüncelerinden, liderlerinin de üzerlerinde oluşturduğu büyü ve cazibe aracılığı ile tamamen arınmaktadırlar. sürü içerisindeki birey, artık kendi olmaktan çıkmış, bütünü ile sürünün cazibesi ile hareket eden bir birey halini almıştır.
+
le bon, kitle içindeki bireyin, bilincini kaybettiğini ve tamamıyla bilinçaltı ile, başka bir deyimle, bilinçsizce hareket ettiğini vurgulamaktadır.
+
freud, aynı grup içerisinde hareket eden bireyleri birleştiren gücün sevgi (libido) olduğunu vurgularken, le bon insanları bir araya getiren ve birbirine bağlayan unsurların, kitle içerisinde oluşan ortak ruh ve bireylerin bu ruha teslimiyeti olarak tanımlamaktadır.
+
gezi hareketi’nde, gerek kolektif bilinç, gerek isyan duygusu, gerek ortak ruh, gerek taklitçilik gerek ise bulaşıcılık unsurları kısa zamanda kendini göstermeye başlamıştır.
+
gezi hareketi’nde, le bon’un tasvir ettiği bulaşıcılık durumuna sık sık rastlanmıştır. birkaç yüz insan ile başlayan bu eylem, çok kısa bir sürede, binlerce insana bulaşmış ve adeta dev bir harekete dönüşmüştür.
+
boğaziçi üniversitesi, sosyoloji son sınıf öğrencisi olan a, tam da bu nokta ile ilgili şunları söylemiştir:
“şu an içinde bulunduğumuz durum tam bir sürü hareketi. birbirinden farklı insanlar, tek bir amaç için bir araya gelmişler: ağaçları kurtarmak. fakat bizi bu şekilde gören ve konuyla hiç bir ilgisi olmayan insanlar da aramıza katıldılar. çok kısa zaman içinde, bizim gibi düşünmeye, bizim gibi davranmaya başladılar. artık gezi parkı yok, gezi ruhu var”.
+
gezi hareketi’nin sosyal-psikolojisi üzerine bir analiz yapan, psikolog hale boratav, analizinde, eylemin büyümesi ve farklı birey ve grupları da içine almasındaki nedeni, 31 mayıs gecesi polisin kullandığı şiddete bağlamaktadır.
+
le bon, şiddet kullanımının, kitle hareketlerinde, psikolojik bir tutum olduğunu, onları ezen gruplara karşı kullandıkları bir silah olarak yorumlamaktadır.
+
le bon, kitlelerin kahramanlığını şu kelimeler ile ifade etmektedir: “biraz bilinçsiz kahramanlıklar, ama şüphesiz, bu kahramanlıklar ile tarih yazılıyor”.
+
bu eylemi devrimsel bir hareket olarak gören bazı gençler ve sosyal gruplar, polis ile çatışmaktan çekinmemiş, kendilerini bu devrim uğruna feda ettikleri fikri sosyal medyada da yer almıştır.
+
kitlelerin maneviyatına bu pencereden bakıldığında, tabii ki bir erdemden söz etmek mümkün olamaz. fakat fedakârlık gösterme, özveride bulunma gibi davranışlar, le bon’ a göre, o dönemin psikologlarının düşündüklerinin aksine, kitlelerin maneviyatlarının olduğunun bir göstergesidir.
+
gezi hareketi’nde, yer yer ve zaman zaman bir liderin öncülüğünde insanların eylemlere katıldıklarını, bu liderlerin eylemleri yönlendirdiklerini ve daha etkin bir hale getirdiklerini gözlemledik. kitlelerdeki önder pozisyonundaki kişiler, düşünce adamları değil, aksiyon adamları olarak tanımlanmaktadır.
+
harekete kitle hareketi olma özelliği katan bir başka nokta ise, eylemcilerin kullandıkları sloganlar ve imajlardır. le bon, kitlelerin, amaçlarını tarif eden ve bu amaca anlam katan sloganların önemini kitabında detaylı bir şekilde altını çizmiştir.
+
bir kitle hareketi olma özelliğini göstermeye çalıştığımız gezi hareketi’nin psikolojisinde cereyan eden bu davranış şekillerinde, le bon’un vurguladığı, duyguların otoriterliği ve aynı zamanda muhafazakârlığı dikkat çekmektedir. le bon, genelde tüm kitle hareketlerinde, bu özelliklerin varlığının altını çizmektedir. kitlelerin otoriterlikleri, karşı oldukları bir fikre, bir olaya ya da bir ideolojiye karşı gelirken kullandıkları yöntemler ile açıkça fark edilmektedir. kitleler, yukarıda da değinildiği gibi, şiddeti kullanmaktan sakınmayan toplumsal yapılar olma özelliğini taşımaktadırlar. freud da, kitlelerde bulunan, hatta onlara has olan, duygu dünyasının karışıklığına, çeşitliliğine ve zenginliğine değinmiş; kitlelerin, yalnız hareket eden bireyin sahip olmadığı birçok duyguya, düşünceye, davranış biçimine, kitlenin aşıladığı ortak ruh ile sahip olduğuna; kitlelerin mücadelelerinde, sivri ve “nevrotik” adını verdiği davranış biçimlerinde bulunmalarının, kitlelere has durumlar olduğuna le bon ile benzer pencereden ele alarak açıkça ifade etmiştir.
http://alternatifpolitika.com/site/dosyalar/arsiv/19-Nisan-2015/8.gustave-le-bon-ve-sigmund-freud-ve-gezi_ahu_ozmen.pdf

gustave le bon‟a göre kitle, ulusları, cinsiyetleri, meslekleri ve kendilerini bir araya toplayan rastgele oluşan bireyler topluluğudur. ayrıca le bon, sadece belli durumlarda insanlar topluluğunun yani kitlelerin bünyesinde bulunan her bir bireyin sahip olduğu özelliklerden farklı yeni niteliklere sahip olduğunu iddia etmektedir. kitlelerin oluşmasıyla bilinçli kişilik yok olmaya başlar ve bünyesindeki tüm bireylerin düşünceleri ve duyguları sadece tek bir yöne doğru gelişir. bunun sonucunda ise kollektif bir şuur, bilinç ortaya çıkar. le bon bu kollektif bilince psikolojik kitle demektedir.
+
dünyaya hakim olanlar, dinlerin ve imparatorlukların kurucuları, bütün inançların peygamberleri, meşhur devlet adamları ve bunun yanında daha mütevazi insan topluluklarının reisleri le bon‟a göre kitlelerin ruhları hakkında içgüdüsel olarak bilgiye sahip insanlar olmuşlardır. bu önderleri diğerlerinden ayıran kitlelerin ruhunu iyi tanımalarından ve bu ruha kolaylıkla sahip olmalarından gelir.
+
le bon, kitlelerin psikolojisini anlamanın onları idare etmek anlamına gelmediğini, ancak kitleler tarafından yönetilmek istemeyen devlet adamlarına iyi bir kılavuzluk yapabileceğini belirtmektedir.
+
le bon, nasıl ki anatomi ve fizyoloji bilgisine sahip olmadan tıp yapılamazsa belli sosyal kurallardan haberdar olunmadan ülkeye ve ulusa dair önemli konularda reform yapmanın zararlı ve çocukça olduğunu belirtir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/577313

a. comte’un kurmuş olduğu yeni din, kurduğu pozitif ahlakıyla beraber cemiyeti idare edecektir. comte’un bu yeni cemiyetinde hukuk yoktur. kendisi bu dinin peygamberi, kadınlar melekleri ve insanlık da allah’ıdır.
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/1079/350775.pdf

kitlelere bazı fikir ve inançları telkin etmenin en etkili yöntemi sade ve kolay ispatlanabilir nitelikte olmasıdır. çünkü iddia ne kadar açık ve sade olursa kitle üzerindeki inandırıcılığı da o derece kuvvetli olacaktır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/798623

insanları idare eden yalnız maddi hisler, arzular değildir. insanları birbirine tam manasiyle bağlayabilmek için manevi ve kudsi bir bağa ihtiyaç vardır. işte bu da ezelden beri mevcut olan dindir.
+
her içtimai ve ahlaki, hatta diyebilirim ki, siyasi bir akideyi biraz eşeleyiniz, göreceksiniz ki, köklerinin altında yine din vardır. işte bu sebepledir ki her devirele bir çok dinsiz ve din düşmanı insanlar ınüşahede edildiği halde, dinsiz bir millet görülmemiş, hatta bazı idareler bu mefhuımı ortadan . kaldınnağa yeltendikleri zaman, milletin sinesinde feveranlar vaki olmuştur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/162488

auguste comte, bu fikri “ diriler, esâsen ve gitdikce daha fazla olarak ölülerle idâre edilmekdedir.” düstûriyle ifâde ve gustav lobon dahî aynı fikirde ısrâr eder.
+
wolff, saint simon ve comteların “nizâm” prensibiyle rousseau ve inkılâbcıların “hürriyet” prensibini te’lîfe uğraşır.
http://sosbilder.igdir.edu.tr/Makaleler/1607015473_10_Nostalji_(171-175).pdf

ölüm iyiliği fenomeni
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/205916

hz. peygamber insan vücutlarına doktorluk yapması için gönderilmemiştir. bu, gerçekten tıp eğitimi alanların işidir. hz. peygamber ise kalplere, akıllara ve nefislere tabip olmakla görevlendirilmiştir.
+
hastalığın ırku’n-nesâ olarak isimlendirilmesinin sebebi olarak hastaya verdiği ağrının başka her şeyi unutturmasından kaynaklandığı söylenmiştir.
+
herkes, doktorun önce yiyeceklerle, olmazsa tek maddeden müteşekkil ilaçlarla, bu da olmazsa birkaç madde biraraya getirilerek oluşturulan ilaçlarla tedavi etmesi gerektiğin de mutabıktır.
http://earsiv.ebyu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12432/1153/2008_4_AKTEPEIE.pdf

tedavide en önemli nokta, hekimin kendisini hastalarına adaması ve onları sevmesidir.
+
hekimin amacı, tedaviden sonra alacağı para değil tedavi olmalıdır.
+
er-râzî, prenslerin, soyluların ve kadınların iyiliğini önemseyen doktorlar için epey üzülmüştü.
+
er-râzî ayrıca doktorların kadınları tedavi ederken daha dikkatli olmalarını önermektedir.
+
hekim içtenlikle tanrı’ya bağlı kalmalı; sadece güzel ve çekici kadınları tedavi ederken, sadece bakması gereken yerlere bakmalı ve kesinlikle başka yerlere bakmaktan kaçınmalıdır.
http://www.dicle.edu.tr/Dosya/2019-10/2017-yili-sayi-2-duifd_4743.PDF

ey allah’ın kulları! tedavi olun.
+
allah’ın takdir ve emriyle hasta iyileşir.
+
tıbbi müdahalenin konusunu oluşturan insanın bedeni üzerinde hem allah’ın hem de o bedenin sahibinin hakkı bulunmaktadır.
+
vücut, insana allah tarafından verilmiş bir emanettir. …… belirli şartlar dâhilinde kan, deri ve damar gibi bazı dokuların nakledilebileceğini kabul ederler.
+
allah, çirkinliği sevmez.
+
insana kendini ayakta tutacak bir kaç lokma yeter.
+
allah güzeldir, güzelliği sever.
+
güzellik için allah’ın yarattığı hâli değiştirip dişlerini inceltenlere allah’ın lanet ettiğini bildirmiştir.
+
estetik amaçlı müdahalelerde doğrudan doğruya beden sağlığını koruma amacının bulunmadığı söylenebilir.
+
islam’da, insanın allah’ın yarattığı şekli beğenmeyerek doğuştan getirdiği özellik ve şeklinin değiştirilmesi ve bu amaçla yapılacak her türlü estetik ve tıbbi müdahale hoş karşılanmamış; fıtratı bozmayı hedef alan müdahaleler olarak kabul edilmiştir.
+
şüphesiz onlara emredeceğim de allah’ın yarattığını değiştirecekler.
+
ancak allah (c.c.) her hastalık için bir tedavi şekli yaratmakla birlikte ihtiyarlık için bir tedavi şekli yaratmamıştır.
+
beşerî kusurlar yüzünden olan bozuklukların giderilmesi için yapılan ve yaptırılan estetik ameliyatlar bir tedavi şeklidir ve dinen de sakıncalı değildir. çünkü bu operasyonlarla insanlar, allah’ın verdiği normal şekle, biçime, asıl ve tabiî şekline döndürülmeye çalışılmaktadır.
+
günümüzde de güzelleştirme amacıyla yapılan operasyonlar, tedavi, koruma ve acı dindirme amacı taşımadığı için tıbbi müdahale sayılamayacağı ileri sürülmüştür.
+
allah saç takana ve taktırana lanet etsin…
+
allah’ın yaratışını değiştirmeye kalkışma.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/2420/279112.pdf

alevîlerin hepsi hz. ali’yi tanrı bilirler.
+
alevîlikte hastalık ocakları aynı zamanda dede ocaklarıdır. tıpkı şamanlıkta olduğu gibi din adamı olan dede, aynı zamanda hastalıkları iyileştiren doktordur.
+
rıza hoca(boran dede) hastalıkları iyileştiren cindar bir kişi idi. bir tarihte mareşal fevzi çakmak’ın kızı hastalanır. doktorlar kızın hastalığına çare bulamayınca bazı kişiler boran dedeyi tavsiye ederler. …. ve kızını kısa sürede iyileştirir.
http://www.tasavvufkitapligi.com/i/uploads/447517alev%C3%AElikte-temel-inanc-unsurlari-ve-pratikler.pdf

ey doktorlar ve veterinerler! sizden kim bir insanı veya hayvanı tedavi edecek olursa, kendisi için bu işi yapabildiğine dair beraatname-ruhsat alsın! aksi takdirde insan veya hayvanın helak olması halinde tazmin ile yükümlüdür.
+
hz. ali’ye göre, kişi kendine ait olmayan bir yerde kuyu-çukur kazsa veya bina gibi bir şey yapsa, bunlar sebebiyle başka bir şahıs telef olsa, kuyuyu-çukuru kazan veya binayı yapan kişi tazmin ile yükümlüdür.
+
bir doktor hastayı veya bir veteriner hayvanı, tedavi şartlarına aykırı olarak iyileştirmek istese; hasta veya hayvan tedavi nedeniyle helak olsa, doktor veya veteriner tazmin ile yükümlüdür.
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS01049.pdf

photoshop programının figürleri yerleştirmede, renkleri ayarlamada ona büyük katkı sağladığı doğrudur ancak santos’un çizim gücü ve insan anatomisine hâkimiyeti yadsınamaz. resimlerinde geçmiş ve şimdi bir birleşim içindedir. connor’ın yorumundan farkı, o iki farklı yapıttan figürleri alıp birleştirmek yerine geçmişe ait olanı kendi çağdaş figürleri ile bir araya getirir.
https://ijiia.com/wp-content/uploads/makale_files/38669012_file_name=Figen%20Girgin.pdf

havucu yedikten sonra rengim normale dönmüştü, sağlığıma kavuşmuştum.
+
doktor bu başarılı ameliyattan sonra tıp alanında, ilk defa tümörü, gözü almadan çıkaran doktor olarak tarihe geçmiş oldu.
+
ehli olmayan doktor nasıl ki kişinin hastalığını yanlış tedavi ederek azdırır ve vücudun yeteneklerini bozarsa, ehliyetsiz mürşid için de aynı durum geçerlidir.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/71116/613506.pdf

tanrı ile doktorlar arasında çok önemli ayırıcı özellikler vardır.
http://web.harran.edu.tr/assets/uploads/sites/58/files/dergi-21-12052015.pdf

ölüm ya hiçliğin ve/veya yokluğun içinde kaybolmaktır. bu takdirde o, derin ve rüyasız bir uykudan farksızdır. ya da insanı başka âleme ulaştıran bir geçittir, bu takdirde insana yeni tecrübeler ve yeni vazifeler getirecektir. sonuç olarak iki durumda da ölüm iyidir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1153617

dizlerinde yürüyerek gün geçirmektense, dik durarak ölmek daha iyidir.
+
korkak olarak ölmektense, güçlü olarak ölmek iyidir.
+
eğilirek gün geçirmektense, dik başla ölmek iyidir.
+
yalan söyleyerek yaşamaktansa, gerçeği söyleyip ölmek iyidir.
+
şerefsiz hayattan neşeli ölüm iyidir.
+
yalancı olmaktansa, hırsız olmak, hırsız olmaktansa ölmek iyidir.
https://acikerisim.iku.edu.tr/bitstream/handle/11413/4565/Gulka%C4%B1yr%20Kanzharbek%20Kyzy.pdf

bu ayrılığa bakınca ölüm iyidir.
dilim dertlerimi anlatabilirse iyidir.
+
hiç kimsenin günü benim günüm gibi olmasın.
hiç kimsenin talihi benimki gibi kara olmasın.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/9718/217406.pdf

ölüm iyidir çünkü ruh kendisini görünüşler dünyasına ait maddeden kurtarmak zorundadır.
https://www.tufed.net/arsiv/25.pdf

alçaklıktan ölüm iyidir.
https://mehmanmusayev.com/pdf/kb_1.pdf

tek parti dönemi’nde van’da sağlık sorunları ve kurumları
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/911038

birinci dünya savaşı esnasında anadolu’daki salgın hastalıklar ve ermeniler
http://dergisosyalbil.selcuk.edu.tr/susbed/article/download/521/503

fransız seyyah olup asıl mesleği tarihçi ve gazeteci olan michaud tarafından yazılan eserde üsküdar hakkında geniş bilgiler yer almaktadır. seyyah burada üsküdar’ı pera ile mukayese etmektedir. üsküdar ve pera halkının ve davranışlarının farklı olduğunu, pera’nın hırs ve umudun yeri iken üsküdar’ın ölülerin ve sadece ölmek isteyenlerin yeri olduğunu belirtir. üsküdar’ın iki özelliğinden bahsetmektedir. birincisi insanları, ikincisi de evleri, türbeleri ve birincisine nazaran daha fazla yer tutan daha mükemmel olan kabirleridir.
https://www.uskudar.bel.tr/userfiles/files/2.cilt/6_sempozyum_cilt_02.pdf

spencer veciz ifadesiyle «kanunlar ölülerin dirileri idare etmesi demektir» der. filhakika büyüklerin, yaşlıların tecrübeye dayanan bilgi ve otoriteleri insanlar üzerinde büyük tesir yapmış ve âdetler, büyükleri ölümlerinden sonra dahi taklit etmek, onların izinde yürümek, onların hareketinin «yapılabilecek yegâne doğru harekete olduğuna hükmetmek temayülünden doğmuştur. bundan başka iptidaî insan ölümle, şahsiyetin son bulduğuna inanamaz. ona göre ötenin ruhu bıraktığı âlemle devamlı bir şekilde ilgilenir ve yaşayanların âlemine fiil ve hareketlerine müessir olmakta devam eder. yaşayanlar ilk defa zuhur eden zor bir durum karşısında ne yapmaları gerektiğini, kendilerinden daima daha çok şey bildiğine inandıkları cedlerinin ruhlarından sorarlar. ruhlarla olan münasebetse rüyalarda açıkça kendini gösterir. böylece ecdad ruhunun telkinleri yaşayanlar için davranış kaideleri haline gelir. hulâsa ilk davranış kaidelerinin temeli «cedde tapma» dinidir.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/11739/19.%20Y%C3%BCzy%C4%B1l%20Sosyologlar%C4%B1nda%20Hukuk%20anlay%C4%B1%C5%9F%C4%B1.pdf

toplum, devlet, doğa ve tanrı arasındaki bağlantıyı vurgulayan aşkın bir ortaklıktır.
+
toplum ve devlet ölülerin, yaşayanların ve doğacakların ya da geçmiş, şimdi ve geleceğin ortaklığıdır.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/37551/208019.pdf

cerrahlar, ikinci yetenekli zanaatkârlar grubuna dâhildir. bazı italyan cerrahlar, resim çizmenin anatomik bilgi gerektirmesi nedeniyle sanatçılarla irtibat halindeydiler.
+
bu yetenekli zanaatkârlar, mekanik, akustik, kimya, metalurji, geometri ve anatomi alanlarında dikkate değer teori ve bilgi geliştirdiler. fakat sistematik olarak nasıl işleyeceklerini bilmedikleri için, başarıları münferit keşifler olarak kaldı.
+
mezarlar bizim sadece ziyaret alanlarımız değil, çocukluğumuzda oyunlarımızı oynadığımız alanlardır.
+
mezarların şehrin toplumsal hayatındaki önemini, şehrin mekânının manasını ve ruhunu yansıtması bakımından önemlidir.
+
bir şehri anlamak için belki de mezarlıklarına bakmak gerekir.
+
bazen bir caminin haziresinde, bazen bir evin bahçesinin köşesinde, bazen bir dağın yamacında, bazen mahallenin en güzel ve en yeşil köşesinde mezarlarımızla birlikte yaşarız.
+
mezarlık, muzdarip gönüllerin de farklı zamanlarda ziyaretle tahassür ve acılarını teskin ettikleri mahaldir.
+
esasen ortaya çıkışlarının sebebi bağlamında “mezarlık ve şehir” birlikte var olmuştur.
+
mezarların anıt ya da devasa piramitler şeklinde yapılmasının dünyevi otoriteyi kutsalla irtibatlı kılmasının dışında, yönetilenleri gözetme ve koruma işlevleri dikkat çekicidir.
+
mezarlar ölüler için değil, daha çok yaşayanlar ve yöneticiler için özel roller icra etmektedir.
https://www.kayseri.bel.tr/uploads/edergiler/pdf/dusunen_sehir_05_web.pdf

sanatçının esin kaynağı olarak salgın hastalık ve hastalığın resim sanatına yansıması
+
satırio’nun çalışmasında, çorak bir arazide betimlenmiş iki figür yer almaktadır. kompozisyonun merkezini oluşturan figürlerden biri yarı çıplak şekilde uzanmış diğeri ise başında oturmaktadır. sıtma hastalığına yakalanmış ve bu hastalıktan ölen birinin betimlendiği resimde ölen erkek figürünün bedeninde morluklar ve cilt deformasyonlarına yer verilerek hastalığın etkisi gösterilmiş bu etki ışığın yardımı ile anatomik olarak zayıflayan figürün kemik yapısı gösterilerek hastalığın ölümcül sonucu pekiştirilmiştir. ölen figürün başında elleri yüzünü kapatmış kadın figürü daha koyu tenli ve ölen figüre göre daha sağlıklı bir anatomik yapıdadır. sanatçı figür anatomiklerinde hastalığın etkisini vurgulamıştır. pastel tonlarda yapılmış resmin arka planında bir ışık olmasına rağmen ön planda hastalığın sebebi sayılan bataklığı andıran çorak bir arazi ve ön planda ise deve dikeni bitkisine yer verilmiştir.
+
rus sanatçı savitsky’in otoportresinde, sıtma hastalığı belirtileri renkler ve sert hatlar ile belirtilen anatomik yapı ile verilmiştir. sanatçının otoportresi üzerinde sıtma hastalığı ile ilgili yapıldığına dair bir yazılar yer almaktadır. yazılarda “tropikal sıtma ve rusçada ayı anlamında mabeab ile 1923” yer almaktadır. sanatçı bu yazılar ile hastalığın kaynağına göndermede bulunmuştur.
+
günümüzde etkileri yaşanmaya devam salgınına yönelik çalışmalar yapan neşe erdok, figürü ele alış biçimi ve yorumlaması ile oldukça farklı bir bakış açısına sahiptir. toplumsal olayları kendine özgü figür formları ile ele alan sanatçının çalışmalarında figürler zayıf ve hastalıklı bir şekilde görülmektedir. sanatçının toplumun farklı kesiminden insanları betimlediği resimlerde özellikle kullandığı soğuk ve solgun renkler figürlerin çaresiz anatomilerini daha da çaresiz göstermektedir.
+
beyaz kabarık yastık ve yatak örtüsünün içinde uzanmış kadının başının etrafında siyah cibinlik resmin merkezini oluşturmaktadır. kadın herhangi bir hastalık belirtisi göstermemekte ve elinde bulunan kitaptan anlaşılacağı üzere yatakta kitap okurken betimlenmiştir.
+
sanatçı 1918 yılında karısını kaybettikten 3 gün sonra kendisi ispanyol gribinden ölür.
+
korona virüsü gösterdiler, ilginç bir şekilde çiçeğe benziyor. bu kadar kötü etki yapan bir şeyin çiçeğe benzemesi tuhaf bir durum.
+
ispanyol sanatçı juan luceda’nın covid-19 salgını yüzünden hastanelerde sevdiklerine veda edemeden ölen yaşlılara atfen yapmış olduğu çalışmada resim yüzeyi ikiye bölünmüştür.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1210697

fransız antonio pollaiolo (1432-1498), xv.yy. sonu sanatçısıdır. bu sanatçı da disiplinlerarasında gezen çok yönlü bir kişiliktir. heykeltıraş, ressam ve kuyumcudur. zamanın ve gelecek yüzyılın estetik araştırmalarına, özellikle anatomi incelemeleriyle katılmış ve katkılarda bulunmuştur.
https://dspace.gazi.edu.tr/bitstream/20.500.12602/190439/1/4d03845ea01d6bad777f893fd657185c.pdf

tanrı isa uzaktan bir incir ağacı görmüş ve onda meyve olduğunu sanmış ve meyvesinden yemek için ağacın yanına gitmiştir. ancak incir mevsimi olmadığı için ağaçta meyve bulamayınca ağacı lanetleyerek onu kurutmuştur. bu ne biçim bir tanrı ki, uzaktaki ağaçta meyve olup olmadığını bilememekte ve meyve var zannı ile ağacın yanına kadar boşuna yürümektedir. incilin bu pasajına göre tanrı isa yanılmış oluyor. tanrı hiç yanılır mı? yanıldığını farzetsek bile markos’un naklettiğine göre mevsim incir mevsimi değildi, dolayısı ile ağaçta incir meyvesinin bulunmaması gayet tabiidir. o mevsimde bu ağacın meyvesiz olması kendisi için kusur ve suç da değildir. peki öyleyse niçin hz. isa suçsuz ağacı lanetleyip onu kurutmuştur? ağacın bu şekilde lanetlenerek kurutulması çevreyi koruma ve tabiatı güzelleştirme esprisi ile bağdaşır mı? meyvesiz ağaçlar da meyve veren ağaçlar kadar tabiatta önemli oldukları halde neden hz. isa kendi karnını doyurmak için meyve aradığı ağaçta meyve bulamayınca sadece kendi şahsî çıkarını ön plana alarak ağacı kurutmuş olsun?
https://stratejikoperasyon.files.wordpress.com/2014/05/s-kuzgun-4-ncil-celiski-ve-farklari.pdf

12. yüzyılda cordoba’da abulcasis di zaero, aktardığı cerrahi bilgilerinde, çekilen bir insan dişinin yerine bir inek dişinin transplante edilebileceğini bildirmiştir. fransa’da ambrose pare tarafından, 1500’lü yıllarda, bir dişi çekilen prensesin çekilen dişinin yerine hizmetkarlarından birinin dişi transplante edilmiştir.
+
doğal dişi çevreleyen dokular ile implantı çevreleyen dokular incelendiğinde, aralarında benzerlikler olmasına rağmen histolojik ve anatomik olarak belirgin farklılıklar da mevcuttur.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/3032/ali%20r%C4%B1za%20kolba%C5%9F.pd

bazı makarnalık buğday genotiplerinde fizyolojik ve morfolojik parametrelerin sıcaklık stresi ile ilişkisi
+
güneydoğu anadolu bölgesinin geniş arazi varlığı ve uygun iklim şartları, makarnalık buğday için büyük bir tarımsal potansiyele sahiptir. bölgenin ekolojik şartları makarnalık buğday için dünyanın sayılı yerlerinden kabul edilmektedir.
+
ancak bölgenin üstünlüğüne rağmen bölgedeki makarnalık buğday kalite ve veriminde önemli kayıplara neden olan en önemli abiyotik stres faktörlerinden biri, yüksek sıcaklık stresidir.
+
yüksek sıcaklık stresi, bitkilerde fizyolojik ve biyokimyasal işlevlere zarar vererek büyüme, verim ve kalitede azalmaya neden olmaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/384772

spinal kord tarihi
+
spinal kord anatomisi millattan önceki yıllardan günümüze kadar tıp bilimcilerin daima ilgisini çeken bir konu olmuştur. sinir sisteminin karmaşık yapısı, birçok nörolojik hastalığın tedavisinde olduğu gibi anatomik keşiflerin yapılmasını da geciktirmiştir. tarihi kayıtlar gözden geçirildiğinde tıp alanındaki devrimlerin teknolojik yeniliklere paralel olduğu görülür. özellikle sinir sistemi gibi özel yapıların tanınması ve tanımlanması, gerekli ekipmanların ve uygun tanısal yöntemlerin yokluğunda ciddi zorluklar içermiştir. spinal kordun anatomisi ile ilgili ilk kayıtlar m.ö 2600 yılında yazılmış olan edwin smith papyrus’unda yer almaktadır. gerçek anlamda ilk keşifler ise m.s 130-200 yıllarında yaşamış olan galen’in çalışmaları ile olmuştur. galen spinal kordun genel anatomik yapıları üzerinde çok önemli tanımlamalar yapmıştır. galenden uzunca bir dönem sonra ballisisus günümüzde halen kullanılmakta olan anatomik tanımlamaları yapan isim olarak karşımıza çıkmaktadır. ‹lerleyen yıllarda ise bu konuya ilginin arttığı görülür. birçok nörolojik bilimlerle ile uğraşan bilim adamı spinal kord anatomisini anlamaya yönelik çalışmalar yapmıştır. bugün bu çalışmalar modern teknolojik cihazlar eşliğinde devam etmektedir. halen soru olan birçok konunun önümüzdeki yıllarda aydınlığa kavuşacağını söylemenin doğru olacağına şüphe yoktur.
http://www.journalagent.com/sscd/pdfs/SSCD_1_1_67_72.pdf

toplumlar arasındaki farklar ise coğrafi şartlar ve iklim koşullarından kaynaklanmaktadır.
+
bana bir ülkenin haritasını verin, şeklini, iklimini, sularını, rüzgârlarını ve bütün fizikî coğrafyasını söyleyin; doğal üretimini, bitki örtüsünü, hayvanlarını söyleyin, ben de apriori o ülkenin insanının ne olacağını, belli bir çağda değil tüm çağlarda, rastlantısal olarak değil zorunlu olarak o ülkenin tarihte ne gibi bir rol oynayacağını size söyleyeyim.
+
soğuk iklimlerde insanlar zevk konusunda pek az, ılıman ülkelerde daha çok duyarlıdırlar. sıcak ülkelerde ise insanların bu konudaki duyarlılıkları pek şiddetlidir. montesquieu’ye göre yeryüzünde kuzeye doğru gidildikçe kusurları çok az, erdemleri çok fazla olan insanlarla karşılaşılır. güneye doğru inildikçe ise durum bunun tam tersidir.
+
fazla ısının vücudu gevşettiği ve insanları tembel ve ruhsuz yaptığı, yalnızca ceza korkusunun onları yararlı bir iş yapmaya zorladığı bir ortamda, kölelik akla pek aykırı görünmez. kölenin efendisine olduğu gibi, efendinin de hükümdarına karşı gevşek davranması, sivil [toplum içindeki] köleliğin yanı sıra siyasî köleliğin de ortaya çıkması sonucunu doğurur.
+
montesquieu köleliğin insan doğasının özüne aykırı olduğunu ortaya koyarken, kölelik gerçeğine mazeret olarak iklimin etkisini işaret eder.
+
bu konuyu ele almama neden, zihnim mi yoksa kalbim mi bilmiyorum. yeryüzünde hür insanları çalıştırmayacak iklim belki yoktur. kanunlar kötü olduğu için tembel insanlar ortaya çıktı; tembel oldukları için de bu insanları köle durumuna soktular.
+
insanlar birçok şeyden etkilenir: iklim, din, kanunlar, hükümetin buyrukları, geçmişin örnekleri, örf, usuller. tüm bunlardan genel bir ruh doğar.
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/kok/sosyolojitarihi1.pdf

dünyada ve bizde el cerrahisinin tarihi gelişimi
http://acelemder.com/Ek%202.pdf

anatomi alanında 2000–2014 yılları arasında türkiye’de yapılan bilimsel yayınlar
+
bulgular: anatomi alanında 2000 yılından bu yana, türkiye adresli, yayınlanmış 1390 çalışmaya ulaşıldı. yayınlardan 1273’i orijinal makale, 35’i konuşma metni, 32’i bildiri özeti, 27 editöre mektup ve 23’ü derleme idi. bu yayınlara ilişkin 2009 yılında belirgin şekilde artış gözlenirken, son yıllarda giderek azalma tespit edildi. türkiye’de en çok yayın yapılan kategoriler ve en yüksek atıf sayıları sırasıyla; cerrahi anatomi, morfoloji ve sinir bilimleri kategorileriydi. yayınların en fazla yer aldığı ilk üç dergi olarak; surgical and radiologic anatomy, saudi medical journal ve clinical anatomy bulundu. en fazla yayın yapan üniversiteler; ankara üniversitesi, hacettepe üniversitesi ve ege üniversitesi’ydi.
+
sonuç: çalışmamız, anatomistlerin hangi konulara daha çok yönlendikleri konusunda yol göstermektedir. yapılan yayınların büyük bir kısmı, cerrahi anatomi, morfoloji ve sinir bilimleri kategorilerindedir. yayınların sayıdan çok kalitesi, takip edilirliği önemlidir. yapılacak çalışmaların, multidisipliner, daha çok atıf alacak çalışmalar olmasına önem verilmelidir.
+
insan vücudunun morfolojik yapısını inceleyen anatomi, tıp biliminin temel taşlarından biridir. anatominin kurucusu olan, vesalius’tan günümüze kadar, yüzlerce yıl geçmesine rağmen, anatominin önemi azalmamış, daha da artmıştır.
+
insan vücudunun sabit bir yapısı varmış gibi gözükse de, anatomistler insan vücudunun en iyi şekilde anlaşılması konusunda arayışlarını sürdürmektedir.
+
çalışmamız, ülkemizde anatominin gelişme sürecini bilimsel açıdan gözler önüne sererken, anatomistin sıkça karşılaştığı araştırma konusu bulma konusundaki sıkıntısına da yol gösterici olabilir.
+
teknoloji geliştikçe anatominin çalışma alanı ve konuları da gelişmeye devam edecektir.
http://cms.galenos.com.tr/Uploads/Article_10468/1-3.pdf

kandinsky, münih’te sloven ressam anton azbe’nin okuluna kaydolur. 1897-1898 yıllarını organik resim diye ifade edilen gerçeği örnek almaya ve anatomiye dayalı resim eğitimiyle geçirir. bu tarz çalışma ona sıkıcı, cansız ve sanatın duygusal amaçlarından uzak gibi gelir. bu rahatsızlık hissi onu anatomiye ve çizime daha entelektüel bir ilgi duymaya ve rengi daha doğrudan, daha kişisel bir hareket alanı olarak seçmeye iter. böyle davranmakla, atölye içinde renk ve peyzaj sanatçısı olarak ün kazanır.
+
ben bir sürü ceset teşrih ettim, ama bu arada bir tek ruha rastlamadım.
https://acikerisim.isikun.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11729/916/300424.pdf

hemşire öğretmenler hepsi güzel, boylu boslu, hele yandan düğmeli tam formalarını kuşanınca esaslı hanımefendilerdi, amerikan usulü seslenirlermiş, taa bayan deniz’den bu yana…
+
esma deniz 1902 kavala doğumlu, halit ziya ve tevfik fikret en sevdiği edip ve şair.
+
din bezirgânlarına, bağnazlığa öfkesini bugün gibi hatırlıyorum.
+
evdekilere güç kabul ettirmiş, işin ucunda müslüman bir kızın hastane köşelerinde yatıp kalkması, erkek hastalara da bakması var…
+
ülkenin ilk hemşire laborant okulunu 1 nisan 1946 günü açarlar. yönetici esma deniz’dir.
+
onların gününde, saç filesi takılır. üstüne takılan kep, mesleğin onurudur.
+
hastanenin başhekim odası ile üsküdar tarafına uzanan pavyonun üst katına yerleşir, ilk hemşire okulu öğrencileri.
+
hepsinin hocalı, hahamlı, papazlı bir hasta uğurlama anısı vardı.
+
“cemiyeti kurmuşuz, sorunları bilen biziz, dışarıyla ilişkiler gelişsin diye çırpınıyoruz, yabancı dilimiz derdimizi anlatacak düzeyde, ancak gönderilen kişi cemiyetin yerini bile bilmeyen biri…”
+
“gönderden bayrak indirtti” diye hedef gösterilse de bayan deniz, kırılıp gücenmeden dernekte çalışmayı sürdürüyor. ona göre en esaslı ibadet, çalışmaktır…
+
bayrak indirtti suçlamasının ardından, okuldan ayrılır, ilk sınıfının okulu bitirmesi sırasında okul yöneticisi değildir.
+
bin yıl öncenin din kurallarıyla bu yeni zamanlar yönetilemezdi. medrese ve tekkelerin münasebetsizliğini yaşadığı için iyi biliyordu. mikrobik hastalık dua ve dilek çaputu bağlamakla geçmezdi.
+
altı yaşındayken askaris şikâyetiyle onu alıp örümcekli dedeye götürmüşler, kavala’dayken, o yaşında bile, “benim hastalığımı bu pis yer mi geçirecek?” diye düşünmüş.
+
21 şubat 1925’te istanbul’da açılan kızılay özel hemşire okulunda öğrencilerin başındaki takkeyi çıkartıp, kep taktırmasındaki çabaları bilinir.
+
beden öğretmenleri turan hanıma bayılırdım, onun evinde kalmışlığım çoktur, karşıyaka’da sakıp ağa sokağındaki evini kütüphane yaparak belediyeye bağışlayan güzelim turan hanım.
+
okullara süt tozu dayatıldığı sıralar, amerika’dan halk sağlığı alanında kullanılacak bebek, anatomi bilgisi veren oyuncaklar, soya sütleri, konserveler gelirdi, sıkça da yabancı meslektaşları.
+
salk aşısı bulunmuş, toplumu kırıp geçiren çocuk felcini önlemede kullanılmaya başlanmıştı, ince, cam pipetlerde saklanan kırmızı bir aşıydı, kırıp enjektöre çekerek, bütün mahalleye aşı yaptığını hatırlarım, annemin. elbet iğneler enjektörler metal kutularda kaynatılır, maşasıyla alınır, cam hazneye metal piston takılarak, testereyle kesilen ampulden çekilen su, toza karıştırılır, öyle yapılırdı iğne, ne meşakkatli işti…
+
sol alt resim: haydarpaşa numune hastanesi öğrencileri anatomi dersinde.
+
kep takmaları kutsal bir törenle gerçekleşir, okul bitirme törenlerinde, beyaz tam formalarının beline kırmızı tek karanfil takarlardı, her iki törene de ışıkları karartılan salona dantel başlığı, şalı, elindeki şamdanıyla lambalı kadın florance nightingale gelirdi.
+
23 nisan’da çocuk esirgeme kurumu çocukları halka sofra açardı. bu bir alışkanlıktı, pilav, kavurma, sade gazoz (cilvelisi yahut cola henüz yoktu ortalıkta) sunulurdu bu tahta masalarda.
+
hep bayan deniz’in sözü hatırlatılırdı, “formanız servisten dönüşte kırışık olacak, kanlı olacak, çalışan hemşirenin forması lekesiz olmaz.” bir diğer öğüdü de, “kebiniz lastikten olmayacak, başınızın üstüne basmak isteyenin, zorla düşünce, iş dayatana karşı kebiniz taş gibi sağlam olacak, ne kebiniz eğilecek, ne başınız…”
+
kaynaştıran, koruyup esirgeyen, hayatı ve sağlığı ciddiye alan, aldıran, hepimizi tekrar tekrar yaratıp, yoğuran, sağaltan, avutan, hasta olmayı engelleyen, medikal bilgi vermek kadar dert dinleyip, sırdaş olarak, gönül alarak, öğüt vererek, dost olarak, hem gönülden, hem akıldan hem sağlıktan can bahşeden hemşireler, var olsun…
http://www.kartonsan.com/files/paylasim/Paylasim_2014_2.pdf

beynin bir çalışma prensibi olarak çaprazlama
https://www.elyadal.org/pivolka/26/PiVOLKA_26_04.pdf

trigeminal nevralji tarihçesi
+
trigeminal nevralji yüzyıllardır bilinen ve üzerinde araştırmalar yapılan bir hastalıktır. ms ıı. yy. da aretaeus tarafından ilk kez tanımlandığı düşünülen hastalık o dönemden bu yana nörosirürjiyenlerin ilgisini çekmiştir. günümüzde nedenleri büyük oranda ortaya konulmuş ve tedavide çok önemli yol katedilmiştir. ancak hala, tamamen çözümlenmiş bir sorun değildir. bu yazıda trigeminal nevralji konusundaki çalışmalar hakkında tarihsel gelişimi içinde bilgi verilmiş ve günümüze kadar olan gelişmeler özetlenmiştir.
http://norosirurji.dergisi.org/pdf/pdf_TND_488.pdf

baş ağrısı insanlık tarihi boyunca en başta gelen sağlık sorunlarından biri olmuştur. her toplumda,her çağda çok sık olarak insanları etkilemektedir.öyle ki yaşamı boyunca hiç başı ağrımamış kişi bulmak güçtür.
http://www.ctf.edu.tr/stek/pdfs/42/4204.pdf

karasevda’dan depresyon’a hüznün tarihi
http://www.timucinoral.com/PDF/Karasevdadan%20Depresyona.pdf

habitus”tan “mutatlaştırma”ya toplumsalın inşâsı
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/159339

cenaze ayinleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/184445

kurban teorileri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/46997

kurban ile ilgili inanç ve tutumlar
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/4116/1/231183.pdf

taklit ve şiddet
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/71658/546553.pdf

küçükçekmece kadın sığınma evi’nin antropolojik açıdan incelenmesi
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/41732.pdf

şiddetin çığlığı travma
http://sssjournal.com/Makaleler/436918762_9_4-21.ID588.%20%c3%96zer&Bulut_3152-3164.pdf

kafatasına tapanlar
https://services.tubitak.gov.tr/edergi/user/yaziForm1.pdf?cilt=8&sayi=91&sayfa=1&yaziid=1417

roma imparatorluğu’nda hıristiyanlara yöneltilen ahlâksızlık (ensest) ve yamyamlık iddiaları ve kilise babalarının bunlara karşı cevapları
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt12/sayi66_pdf/7ilahiyat/sonmez_zekiye.pdf

kanibalizm (yamyamlık)
https://www.academia.edu/19229050/_Kanibalizm_Yamyaml%C4%B1k_Bilim_ve_%C3%9Ctopya_Ayl%C4%B1k_Bilim_K%C3%BClt%C3%BCr_ve_Politika_Dergisi_Say%C4%B1_258_Aral%C4%B1k_2015_s_75_78

haçlı seferlerinde yamyamlık hadiseleri
http://isamveri.org/pdfdrg/D04440/2019_2/2019_2_KALELIE.pdf

türk ve alman masallarında insan yiyicilik
http://www.turkiyatjournal.com/Makaleler/1272349879_Ahmet%20SARI.pdf

anadolu, tatar (kazan) ve başkurt türklerinin masallarında insan yeme (yamyamlık) motifi
https://journals.indexcopernicus.com/api/file/viewByFileId/780960.pdf

açlık, fakirlik, çocuk işçi, yamyamlık ve toplumsal cinsiyet bağlamında hansel ve gretel
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/84229

yamyamlığın tarihi ve van’da insan yiyen bir topluluk: mirovharlar
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1005839

“devlet” adlı yapıtında insanların zihinsel gelişim ve diğer yetenekler yönünden gösterdikleri farklılıkların önemini açıklamış ve bireyin düşünce ve davranışlarında toplumsal ve kültürel etkenlerin rolünden söz etmiştir. hipokrat’tan sonra eski yunanın eflatun’u, aristo’su, eski roma’nın aesclapiades’i, cicero’su, celsusu’u,soranus’u, kapodakya’nın aretaeus’u ruhsal bozuklukların doğal açıklamalarına katkılar yapmışlar ve gizemci-büyüsel düşüncenin geçersizliğini kesinlikle belirtmişlerdir.
https://itunesu-assets.itunes.apple.com/itunes-assets/CobaltPublic/v4/6b/41/96/6b41969d-a571-419b-6d1e-24b028579637/329-201667120717767342-1._nite_Ruh_sa_l___na_bak__.pdf

aşka katılıp aşk rengine boyanmayan kişi, tanrı katında çerçöptür ancak. kâfirlik savaştır, inanma ise barıştır; fakat aşk geldi mi savaşı da vurur gider barışı da.
http://www.tukcev.org.tr/images/uploads/tukcev_once_cocuk_1.pdf

uygulayamadığınız tüm fikirler çöptür
https://uskudar.edu.tr/assets/uploads/dergi/6/file/2018-ocak-sayi-5.pdf

işte onun içindir ki mevlâna, çeşitli vesilelerle, mal mülk sevdasında olanları yerer. o‘na göre bu mal mülk, insanın boğazına takılan çer-çöptür. bunlar ab-ı hayat içmeye engel olur. malını, düzenbaz bir düşman alır götürürse, bir yol kesen, bir yol keseni götürmüş olur.
+
burada hırsız da, mal da “yol kesen=eşkiya” olarak nitelendirilmektedir. yani mal mülk sevdası, hedefe ulaşmak isteyen insanın önünde engel oluşturmaktadır.
ftp://ftp.sakarya.edu.tr/KUTUPHANE/mevlana2.pdf

bir öpücük kondurdu sevgili dün gece gözüme,
o gitti, ama ondan ıslaklık kaldı gözümde.
+
ey dünya! vefâsızlığı âdet edinmişsin,
kötülüğü iyilik şeklinde gösterirsin.
+
alçak dünya benim gibi birinden alakasını kesti,
henüz erken, neden başkalarından değil de benden vazgeçti?
+
birkaç rindin düzenbazlığı yüzünden,
hayatımızın tadı ebu-cehil karpuzunun (hanzal) şekeri gibi oldu.
+
rahat yüzü görmedik çektiğimiz sıkıntılardan,
ektiğimiz tohumun meyvesini alamadık.
+
benimle yiğitlikte boy ölçüşemeyecek düşmanlarımın başına,
kadınların peçesini geçirmezsem mert değilim.
+
elimdeki onca ülkeye ve saltanata rağmen,
ben senin kölenim, tüm cihan benim.
+
içimdeki hüznü dışa vurmam, (eğer dışa vurursam) kadından farksız olurum.
+
yârimin yanında hoş vakit geçirdim dün gece.
tanrım! dün geceki yârim nerede bu gece?
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/108923

bu şiirde nigâr hanım, dünya hayatının karmaşası ve karanlığı içindeki güneşe benzetilmiştir. nigâr hanım’ın ışığının bütün âleme hayat verdiği dile getirilmiştir:
+
bî-kusûr u pür-meziyyetdir nigâr
enfes-i âsâr-ı hilkatdır nigâr
+
yâ rabbi inne’l-‘uyûne’s-sûde kâtiletî
ve inne ‘âşıkahâ lâ zâle maktûle
+
hüsn ü ‘aşkın cilvegâhı bir semâdır gözlerin
kıblegâhı olsa enzârın sezâdır gözlerin
https://www.euroasiajournal.com/Makaleler/1850990048_27-41.pdf

şairler sözün emiri olduğundan şiir; ilham, şair de sonunda saadete ulaşandır. şiirin parlak incileri, cevher saçan göğsün doğurduğu ve bakir fikirlerin taşkın denizinin beslediği şeydir. böylece şiir bedii’ ve beyan ilimlerinin yani gelinin tacı ve taşan manaların el değmemiş kızının zîneti ile cemil ve cemâlin hilyesi celâl ve celil ile bezenip süslü püslü olmuştur.
+
el değmemiş düşünceler ve kendine özgü hayallere sahip olabilen yaratıcı şairler, bu tür şairler dünyada az bulunur.
+
güzel şiir: divan şiirini başlangıcından itibaren bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, divan şairlerinin şiirde ana gayelerinin şiiri en güzel şekilde yazmak, ifade güzelliğine önem vermek gibi temel prensipler etrafında sanatlarını oluşturmaya çalıştıklarını görürüz.
+
sağlam şiir: divan şiiri geleneğinde yer alan sağlam şiir (şi’r-i metîn) kavramı genel olarak bir şiiri bütün yönleri ile kaplayan ve her hususta (vezin, şekil, anlam, sanat, imge vs.) kusursuz olan şiir olarak telakki edilmektedir.
+
âb-ı kevser gibi eş’âra selâset virürem
nahl-ı cennet gibi mevzûn iderem inşâyı
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/1149d65ad1e0f9c8ba40535f9a49550c.pdf

o gümüş bedenli sanem tuzağa düşünce,
onun iki dudağından üç buse avlamalıyım.
+
yüzün şaraptaki berraklık gibi ve bedenin yasemindeki yumuşaklık gibidir.
dudağın şekerdeki kırmızılık gibi ve tüyün ipekteki gümüş (parlaklık) gibidir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/728763

bakar kördür cihânın halkı ekser
görünmez her cihetden sanma dil-ber
+
arar tâlib velî mürşid bulunmaz
acebdir hatırına kendi gelmez
+
susuzdur hânesinde nîl cârî
niyâz-ı hicrânla yanında yâri
http://web.firat.edu.tr/harput/sempozyum/4/8.Bahir%20selcuk.pdf

hafız divanı’nda yer alan ilk gazel üzerinde bir açımlama hermeneutiği uygulaması
https://www.academia.edu/5417438/Haf%C4%B1z_Divan%C4%B1nda_Yer_Alan_%C4%B0lk_Gazel_%C3%9Czerinde_Bir_A%C3%A7%C4%B1mlama_Hermeneuti%C4%9Fi_Uygulamas%C4%B1

çıkışı öncelikli tut girişten. dene önce erkekliğini, sonra evlen.
+
kemik yeyip hiçbir canlıyı incitmediği için hüma kuşu bütün kuşlardan şereflidir.
+
şu baş aşağı dönen feleğe bakıp da güzel bir yaşam bekleme.
bu felek küpünün saf şarabı bile tortulanmış, baksana!
+
böylesine aziz ve şerefli bir kadir gecesinde
seninle gün doğana kadar yatmak istiyorum.
+
vay vay vay! böylesi nâzik bir inciyi
karanlık mı karanlık bir gecede delmek istiyorum.
http://www.doguedebiyati.com/doguedebiyati-3.pdf

bir şiirin mana dünyasına dalmak için şiir içerisindeki mefhumları kendi bakış açımızla yorumlamamız yeterli değildir. “şairin karnında olan mana”yı ortaya çıkarmak, kültürel birikimin ve gerekli bilgi donanımının yanısıra şair gibi düşünmek ve hareket etmekle olur. zira “biz bir metni, devrinin kültürüne göre, o kültürün bütün hususiyetlerini dikkate alarak değerlendirmeye çalışırken bile, günümüzün ve kendimizin kıymet hükümlerinden tamamıyla uzaklaşamayız. o eser, zamanının şu veya bu düşüncesinin, modasının meyvesi olmuştur. o düşüncenin veya modanın gereği olarak eserin birtakım açıklamaları vardır hiç şüphesiz” yorumundan yola çıkarsak, ele alınan esere kendimizden bir şeyler katabileceğimizi görürüz; ancak bu dahi şairin metni oluştururken bulunduğu kültürel ortamdan ve hayal dünyasından uzak kalmamalıdır. en kapsamlı ve etkileyici örneklerini divân şiiri içerisinde gördüğümüz bu durum şiirin mânâsı için sadece sözlüğün ve bilimsel bilginin yeterli olmadığı hükmüne bizi rahatlıkla ulaştırır. nitekim “divân edebiyatı da şairin yaşadığı çağın kültürü ile yüklüdür. onu tanımadan bu edebiyatı anlamak, hele anlatmağa kalkışmak bir çıkmaz yoldur. inançları, hekimliği, hastalıkları, emleri, semleriyle; kimyası, simyası ile; astronomisi ve astrolojisiyle, mitolojisiyle; güzeli ve güzellik anlayışıyla biliş olmadan bir sözlüğün kılavuzluğunda onu bugünün ölçülerine vurmak yanlış bir tutumdur. hiçbir hazırlığımız olmadan onu okuyucu ile tanıştırmaya kalkınca yalnız şiirin gücünü yoğaltmış olmayız; şairin bize asıl söylemek istediğinden de uzak düşeriz” ifadelerinden anlaşılacağı üzere şerh yaparken manaya ulaşmanın en önemli ölçütlerinden birisi, eldeki şiiri, kendisini şairin yerine koyarak değerlendirmek ve metni incelerken bu gerçeği daima göz önünde bulundurmaktır. keza “edebiyat târihi evvelâ metinler târihidir. metnin bize verdiği şey san’atkârın iç âlemidir. bunu muâsır ilmin hudutları içinde psikoloji, fizyoloji ve bilhassa psikopati bakımlarından inceleyip, san’atkârın ruh portresini vücûda getirmeden bilgi, his, fikir, hayal melekelerindeki kudretini muayyen usûllerle ortaya koymadan onu edebiyat târihi içine oturtamayız. bu tedkik insan denen problem üzerinde olduğu için çok şümullüdür” ifadelerini kullanan ali nihat tarlan hoca’nın da üzerinde durduğu konu aynı minval üzeredir. öncelikle san’atkârın ruh hâlini anlamak ve ortaya konulan eserleri her bir sanatçının içinde bulunduğu bütün koşulları göz önünde bulundurarak incelemek, metin şerhinin temel ölçütlerinden biri olmalıdır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/655258

felsefe dünyasında “muallim-i sânî” olarak tanınan fârâbî (870-950), musiki tarihinde de birçok tarihçi ve musiki nazariyatçısı tarafından “muallim-i evvel” olarak kabul edilmiştir. fârâbî’nin islam dünyası musiki nazariyatı konusunda en önemli risale kabul edilen kitâbü’l-mûsika’l-kebîr isimli eseri, musiki hakkında en kapsamlı eserler arasındadır. ses ve musikinin fizik ve fizyolojik esaslarını tetkik şekli ve çalgılar hakkında verdiği bilgiler bakımından dönemin en önemli eseridir.
https://insanvetoplum.org/content/6-sayilar/2-2/4-m0038/zeynep-yildiz.pdf

hasat olumu: ürünün hasat edilmeye hazır ve uygun olma durumudur. fizyolojik anlamda hasat olumu, ağaç üzerinde fiziksel gelişmesi tamamlamış ve hasattan sonra olgun olarak tüketilen meyvelerde yeme olumuna ulaşmayı sağlayabilecek, yeme olumundan önceki olgunluk durumudur. bu durumda fiziksel gelişme durmuş veya durmak üzeredir. fakat biyokimyasal olaylar bakımından yoğun bir dönem başlamıştır. kısaca; meyve daldan ayrıldıktan sonra en yüksek yeme kalitesine ulaşmak için gereken olgunlaşma olaylarının tamamlanmasını sağlayacak durumdadır. hasat olumunu iklim ve toprak koşulları, kültürel işlemler ve çeşit etki eder.
+
yeme olumu: meyvelerde fiziksel gelişmenin durduğu, biyokimyasal gelişmenin aktivite kazandığı dönemdir. bu tüketime veya teknolojik değerlendirmeye uygun olma durumudur. meyvede yeme olumu, ağaç olumu tamamlanmadan önce başlar. meyveler tüketici sofrasında yeme olumunda bulunurlar. hasat ile yeme olumu arasındaki süre tür, çeşit, hasattaki olgunluk durumu ve ortam koşullarına göre değişir. depolama, hasat olumu ile yeme olumu arasındaki sürede uygulanır.
+
erken hasatın sakıncaları
meyveler yeterli irilik, şekil ve ağırlığa ulaşmamışlardır. bu nedenle meyveler küçük ve verim düşük olur. meyvelerde yeteri kadar şeker birikmediği ve bazı burukluk veren maddeler azalmadığı için tat ve lezzet iyi olmaz. meyvelerin kendine has üst rengi oluşmadığı için dış görünüş bozuk olur. meyvelerde hızlı su kaybı olur ve meyveler çabuk buruşurlar. bu meyvelerde fizyolojik bozukluklar fazla görülür. meyvelerin dala tutulması iyi olduğundan hasat zorlaşır.
+
geç hasatın sakıncaları
olgunluk ilerlemiş olduğundan hasat sonrası dayanma süreleri kısalır ve çabuk berelenirler. meyvede asit kaybı fazlalaştığı için tat ve lezzet bozulur, ürün yavan bir tat alır. geç hasatta da erken hasatta olduğu gibi fizyolojik bozukluklar görülür. hasat önü meyve dökümleri artar. bahçede beklediği için ürün için her zaman risk vardır.
https://arastirma.tarimorman.gov.tr/marem/Belgeler/Yeti%C5%9Ftiricilik%20Bilgileri/Il%C4%B1man%20%C4%B0klim%20Meyvelerinde%20Hasat%20Kriterleri.pdf

zaten bir çok süfi antropoloji konusunda üstad olarak geçinmekte idi ve aziz-i nasafi (vıı/xııı. yüzyıl) anatomi hakkında muayyen bir bilgi edinmek için bilinçli olarak tedavi etme sanatı ile ilgilenmiştir.
http://dtcfdergisi.ankara.edu.tr/index.php/dtcf/article/download/3508/3061

gönül ile görmek, duymak, söylemek ve düşünmek, gündelik kaygıların hiçleştirici çarkında esir olmuş insanın harcı değildir. onun için yunus, insanın durup düşünmesini ve kendisini bu çarktan kurtararak, kendi benliğini keşfetmesini, diğer bir deyişle gönül aynasının pasını silmesini öğütler. bu süreç, insanı salt maddi, fizyolojik, dünyevi bir varlık olmaktan çıkararak, metafizik ve ulvi bir varlık haline getirir. böylece salt dünyevi bir varlık olmadığının farkına varabilen insan, çokluktan birliğe doğru seyredebilir.
+
şehrezûrî, duyulur âlemde bitkisel ve hayvanî fonksiyonları icra edenin, o türün rabbi olan mücerret akıl olduğunu belirtir. çünkü bu kadar çeşitli fonksiyonlar icra eden güç şuursuz, akılsız/idraksiz olamaz. üstelik eğer bizim batınî nefslerimiz bu fonksiyonları icra etseydi, bedenimizdeki biyolojik ve fizyolozik gelişimlerin, değişimlerin nasıl olduğunu idrak ederdik. her bitki türü, her maden türü için idrak eden ve yöneten türün sahibi vardır. o, bu türü korur ve fertlerini yönetir. bununla birlikte, istidatları sebebiyle hayvanların nefsleri de vardır.
https://aybu.edu.tr/insanvetoplum/felsefe/contents/files/97113.YuzyildaFelsefeSempozyumu.pdf

içinde anatomi bahsini de içeren geniş bir bölüm olan kânûn’un ilk cildi külliyât, şarihlerinin bilhassa kalem oynatmakta isbât-ı vücûd eyledikleri ana sahadır ve şerhlerin bir kısmı ya külliyatın tamamını ya da birtakım atlamalarla bu külliyatın bir kısmını ihtiva eder. havincî bu külliyatın neredeyse dörtte birlik kısmına el atar, esası teşkil eden teşrih-anatomi bahsini ise büsbütün terk eder.
http://ekitap.yek.gov.tr/Uploads/ProductsFiles/d9abeae9-c750-4968-99a1-aa48ffc2b676.pdf

-“berlin kongresinde avrupanın tanınmış diplomasi doktorlarından yirmisi,yeşil örtülü masanın etrafında oturmuşlar ve tam otuz gün”hasta adam türkiye’yi”incelemişlerdir.görüşmeler sonucunda yirmi doktor başlarında büyük hipokrat olduğu halde,ilkin hastanın sağ ayağını,sonra sol ayağını ve daha sonra sağ ve sol elini kesmeye karar verdiler.bu işlemler başarı ile sonuçlanınca hastaya:
-“artık rahatsızlığınız geçmiştir,hele biraz yürüyün de görelim”dediler.çolak ve kötürüm halde getirilen hasta kımıldamamakta ısrar edince,alim doktor:
-“şu halde hastanın geri kalan uzuvlarını avrupanın anatomi müzelerine dağıtıp fizyolozik denmeler yapmaktan başka çare yok”diye bağırdı.
http://www.tesbitler.com/wp-content/uploads/2015/01/Dini-Hikayeler.pdf

türkiye’de tıp ve tıbbî kurumlar
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/693583

açlığın fizyolojisi
https://www.journalagent.com/terh/pdfs/TERH_27_3_179_185.pdf

mecâz oldu hakîkat, hakîkat oldu mecâz
yıkıldı belki esâsından eski mâlûmat
+
ne atlas âlemi hâmil, ne zühre fâil-i küll
değil ukul-ı felâtun usûl-ı tekvînât
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/889464

eiektriktir tanrının büyük kudreti,
elektriktir her varlığın öz temeli
elektriktir vahyi getiren cibril
elektriktir her canlıya kuvvet veren
bu kudrettir insanlığa hizmet eden
elektrikle çok hastalar şifa bulur;
elektrik tanrı yolunda önder olur.
o kudrettir insanı tanrı’ya bağlıyan
tanrı emrinin yapılmasını sağlıyan
tanrı varlığına en iyi örnek budur;
ayetten bu manayı çıkaran yoktur
ey t.m.! gafletten uyan, bilgiye dayan
en büyük kudret; elektriktir, buna inan.
+
tanrı’nın en büyük ihsanıdır radyo
bence elektrik cibril, resuldür radyo
ruhlara gıda verir o mukaddes radyo
cihana feyiz salsın ınürşidin olsun radyo.
http://dergi.fsm.edu.tr/index.php/iadeti/article/download/336/357

bilim tarihi açısından psikoloji ve bilimselliği üzerine tartışma
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/471145

ileri’nin romanındaki aydının intiharı, adalet ağaoğlu’nun ölmeye yatmak (1973) romanındaki aysel’in intihar girişimi ile üst üste konulduğunda, sorgulanan toplum ve ideal ilgisinin türkiye’ de bir bunalım yarattığı gerçeği biraz daha açıklanmış olur. bu, doğrudan atay’ın müntehir kişilerinin bunalımlarının, türkiye’ deki bilgilenme ve yalnızlaşma süreçlerinin yaşandığını gösterir.
http://www.ytearastirmalari.com/Makaleler/412f1b5d-6c88-43f9-b047-ab63363ae08e.pdf

batılı aydınsa “ölüyorum, öyleyse varım” diyerek uzlaşamazlığının, kendisine sunulan seçenek ve seçeneksizlikler arasındaki bocalamanın sonunu kendi eliyle getirir. bu anlamda “zweig’ın intiharı” stefan zweig’ın 2. dünya savaşı’nın acımasızlığına ve sonu hiç gelmeyecekmiş gibi sürmesinin ağırlığına dayanamamanın sembolü haline gelse de üzerinde ilk konuşulan aydın intiharı seneca’nın idam/intiharıdır.
https://docplayer.biz.tr/183572632-Pazar-pencere-en-kucuk-hapishanenin-mahkumlari-bir-burokratin-rektor-olarak-portresi-uc-yol-ekosid-ekoterorizm-ekosantrizm.html

sözgelimi adalet ağaoğlu’nun hayır… romanı başkaldırı ve intihar sorunsalı çevresinde kurulmuştur. yaşadığımız çağı aydın intiharları izleğinden çıkarak sogulayan bu nitelikli romanın karmaşık bir kurgusu olduğu söylenebilir. adalet ağaoğlu, hayır…ın başlıca kişilerinden layana ile üner’in somut intiharlarından başkaldırı sorunsalının farklı düzeylerini irdelemek için yararlanıyor. layana ile üner’in intiharları, romanda tümel bir olgu olarak alınan “aydın intiharı” için atılmış iki sağlam düğüm olarak okunmalı.
+
aysel’in ödül törenine gidip gitmeyeceği de hayır…ın başından sonuna izi sürülen althikâyelerden biri: anlatının akış yollarından birini oluşturan bu hikâye, karşılıklı konuşmalar, içkonuşmalar, laytmotiflerle karşımıza sık sık çıkar. bunlar anlatıda her göründükleri yerde birer düğüm atarak yol alır, böylece metni dokumayı sürdürür. adım başı atılan düğümler, hem “aydın intiharı” olgusunun düşünsel boyutlarını tamamlar; hem aysel’in sonunda intihar edip etmeyeceğini, gene düşünsel bir sorun olarak örmeyi amaçlar hem de yazınsal metni çoğaltarak ilerler.
https://docplayer.biz.tr/170650147-Yazar-olabilir-miyim.html

adalet ağaoğlu‟nun dar zamanlar üçlemesi, zamanın intihar tortusuna damlayışıdır. yabancılaşma, kaçış, yalnızlık, korku, bunaltı, kötücül algı, sıkıntı, başkaldırı, isyan, tükenme ve huzursuzluk kelimelerinin toplamında bir otel odasında ölmeye yatan aysel‟in, ölüm yoksa içelim diyen tezel‟in, ötekinin ölüm haberini dört gözle bekleyen ömer‟in ve aydın intiharlarını kendinde yaşatan prof. dereli‟nin dar zamanları vardır. adalet ağaoğlu, damla damla günler adı günlüğüne elias canetti‟nin şu cümlesi ile başlar:
günler birer damlaya dönüştü. her gün tek damla gibi, hiçbir şey birikmiyor. bir yıl bir bardak ediyor.
bu satılar dar zamanlar‟ın yazar üzerindeki zaman algısının özetidir.
+
romanın aysel ile anlatılan iki önemli noktası vardır. bunlardan ilki aysel‟in yazığı kitapta, diğeri ise “hayır” deme gerekçesinde saklıdır. aysel aydın intiharları ve geleceğin başkaldırısı isimli bir araştırma yapmaktadır. araştırmanın adından da anlaşılacağı gibi “aydın intiharı” ve “geleceğin başkaldırısı” üzerinde çalışma yapan aysel, eserin kapsamını şöyle anlatır:
(…) ben tarihteki bütün aydın intiharlarını, hatta aydın olsun olmasın, düşünsel bir eylemi bulunsun bulunmasın, intihar etmiş bütün roman kahramanlarını ele alıyorum. çünkü nihayet onlar da roman yazarının düşünsel eylemlerinin sonucudur.
adalet ağaoğlu, aysel üzerinden tükenen aydını ve onun başkaldırışını irdeler. roman içinde araştırma yapan ağaoğlu, intihar eden aydının da çerçevesini genişletir. ona göre gerçekte aydın intihar etmemiş olsa bile, düşünsel anlamda roman içinde bunu kurgulamış olması bile yeterlidir. adalet ağaoğlu‟nun romanın sonunda aysel‟i denizin üzerinde sonsuzluğa göndermesi ile yani düşünsel anlamda bir intihar kurgusu yapmış olması ile yukarıdaki değerlendirme arasında bir ilinti var mıdır bilinmez. ancak yazar, kahramanının yaşatıcı yüzünde, kendi tükenen ruhunda izler aramış olması da tabidir.
+
aydın intiharını yazan değil, roman diliyle bunların nedenini irdeleyen ağaoğlu, prof. aysel üzerinden bu ruhsal çöküşü ele alır. prof. aysel dereli, kariyer anlamında geldiği tatmin edici noktada, kötücüllüğünden de kurtulamaz. zaten dar zamanlar üçlemesi boyunca, daima huzursuz, yabancı ve yalnız olan aysel, hayır‟da bunun dışa vurumunu yaşar. itiraz ettikleri, değiştirmek istedikleridir aslında. o, “hayır” derken, neye “evet” diyebileceğini anlatır. burada da, tutunamayan aydının hesaplaşması vardır. ancak bu hesaplaşmada yalnız kendisi ve çevresi ile değildir. ağaoğlu, bu noktada kötücül aydını, hatta kötücül roman kahramanını da aynı yerden değerlendirir. dar zamanlar üçlemesinde aydın “ölümyokluk-intihar” kavramları aynı kişi üzerinden, bütüncül bir gözle ele alınır. ayrıca “geleceğin başkaldırısı” bölümünde de tekliflerde bulunan prof. dereli kısaca kimleri araştırdığını şöyle anlatır:
kısacası, kleist, zweig, woolf, yesenin, mayakovski, van gogh, beşir fuad, cem sar ve daha birçoklarıyla birlikte, kirillov‟u, sonra tabii stavrogin‟i, anna karenina‟yı, işte ne bileyim, emma bovary‟yi, bizim bihterimizi, daha ayrı bir konumda olmak üzere turgut özbenimizi…
+
adalet ağaoğlu, gelecekte “teknolojinin” durumunu ve bunun aydın intiharı üzerindeki etkilerini kötücül bir bakış açısıyla değerlendirir. buna göre, hür varlığa, özgür irade unutturulduğu sürece, aydın teknoloji çağının içinde kaybolacaktır. varoluşsal anlamda, yaşamın parçası olmayan ya da kendini hayatın bir parçası gibi hissetmeyen aydın, tekil ve huzursuz varlığını, ruhsal anlamda kötücül damarla besler. burada, hayata tutunabilmek için çaba sarf eden aydının, aslında salt kendisi ile uğraştığı sonucunu görmekteyiz. içsel buhranların kötücül etkilerini, bir şekilde çevresine yayan ve bu karamsar atmosferde kendi havasını zihni ile zehirleyen aydın, bir müddet sonra nefes alamaz duruma gelir. bu nefessizlik halinde ise giden/terk eden/yokluğa karışmak isteyen/intihar eden aydınlar karşımıza çıkar. prof. aysel dereli, aydının bunalımlarını, gelecek düşüncesini şöyle ilişkilendirir:
hepimiz biliriz ki, aydınlarda anlık bunalım denen durum, onların gelecek düşüncesiyle ilgilidir. gelecek düşüncesinin günlük hayata yansıması ise politikadır. dün olduğu gibi bugün de kız kardeşe yazılmış bir mektup, üstü karalanmış bir itiraf haykırmayan bir politik tutumun göstergesi olabilmektedir. yazık ki böylesi tutumlar, kimileri için hâlâ günlük hayatın yükünden kaçış olarak görülmektedir. buna bir „marazi ruh‟ yaftası yapıştırabilmektedir ya da. insanın düşünsel faaliyeti derinleştikçe, başkaldırı sesinin de derinlerden, boğuklaşmış olarak gelmesinden daha doğal ne var?.
+
yenins ile gidişi, hayattan çekilişi bir kaçış değil; yaşama karşı bir reddediş olarak görür aysel. varoluşçu felsefesinin ışığında geleneksel olan her şeye karşı geliştirilen tepkisellik, ölüm için de söz konusudur. adalet ağaoğlu, aysel‟in yenins ile sonsuzluğa karışmasını, hayata dair bir karşıtlık biçiminde anlatır. yinelemelerin ortasında, kendi “hayır‟ını” haykıran aysel, daha yolun başında yaşamı pek çok yanı ile reddeder. böylece, çocukluğunu, gençliğini ve orta yaşını gördüğümüz aysel, dar zamandan geçerek yaşama dair tepkisini ortaya koyar. adalet ağaoğlu, aysel ile reddeden aydının, kötücüllük kaynaklarına da ışık tutmuş olur. aysel, sıradanlaşan, kendini tekrar eden, konuşması gereken zamanlarda, sırf kişisel çıkarları için susanlara “hayır” der. gelecekte de aydın intiharlarının artacağını böylece haber vermiş olur.
+
adalet ağaoğlu‟nun ölmeye yatmak romanı dar zamanlar üçlemesinin ilk kitabıdır. hayata dair her şeyi arkasında bırakan aydının, ölüme yatarken kendisi ve hayat arasındaki hesaplaşma anlatılır. aysel ölüm yatağında hem geçmişi hem de şimdi ile konuşur. ölmeye yatmak romanı, yorgun bir aydının kadın kimliği ile evrenin dışında kalışının öyküsüdür. bedeninden başını koparmış, kurgusuz oyunlardan sıkılmış olan aysel, bir otel odasında kendine bir son hazırlar. her şeyi bırakarak, aydın türk kadını kimliğinden soyunarak yatağa girer. kendini ölmeye zorlar, ancak geçmişi şimdiki zamana geçmesine mâni olur. kötücül aydının dar zamanları, roman boyunca zihnindeki gel-gitlerde saklanır. serinin ikinci kitabı bir düğün gecesi romanında, aysel‟in kardeşi tezel‟in hayatla hesaplaşması ve tezel‟in gözünden aysel‟in yaşamına eleştiriler söz konusudur. roman yalnızca tezel‟in değil, aysel‟in eşi ömer‟in yaşamını da konu alır. ömer de tıpkı tezel gibi aysel‟in doğrularına uzaktan bakar ve onunla geçen zamanı ile entelektüel kimliği ile hesaplaşır. bir düğün gecesi romanı ölmeye yatmak romanının doğrudan bir devamı olmasa da, aydının kötücül yanının bir nesil sonrasındaki tezahürü sayılabilir. ölmeye yatmak romanında her şeyden önce kendisinden vazgeçmeyi göze alan bir kadının, cinsel kimliğini, cinsiyetinin çocukluğundan beri önüne çıkardığı engelleri anlatılır. kurmacada aysel‟in cinsel tabanlı çıkmazları ve aydın bakış açısı ölümle temsil edilir. bir düğün gecesi romanında da tatmin olamayan, kendinden sıkılmış, zihnen tükenmiş iki kuşak karşımıza çıkar. tezel, aysel‟in kız kardeşi rolünü oynarken, hayata dair öfkesini ablasından alır. bilinçli bir biçimde onu üzmek ister. hatta onun ölümünü ve yokluğunu arzular. tezel‟in roman boyunca yıkmak istediği duvar aysel‟dir. yaşayış bakımından aysel ile tamamen zıt çizilen tezel, temelde aysel‟in zihnindeki hovarda, entel kimliğin de temsili sayılır. tezel‟in kimseye önem vermeyişi, ona yardımı dokunanlara bile kayıtsızlığı, annesine, ablasına, eşine hatta oğluna bile yabancılığı sıkışıp kaldığı cinsel kimliğin dışa vurumu biçiminde kendini gösterir. tezel, roman boyunca kötülüğü bilinçle kabul eder ve hayatta bir hiç olduğunu, iyi bir insan olmadığını kendine sıkça sorgulatır. içindeki tüm bu çelişki ve baskılarla düğümleri en çok ruhuna atan tezel, kötücüllüğün tüm bedellerini ruhuna yaşatır. dar zamanlar serisinin son kitabı olan hayır ise, adalet ağaoğlu‟nun, sosyal hayata ve siyasi yapılanmaya itirazının romanıdır. ölmeye yatmak romanında çocukluğunu ve gençliğini gördüğümüz aysel, hayır romanında yaşını almış bir profesör olarak karşımıza çıkar. yolun sonuna yaklaşan, ama hala üzerinden akıp giden zamana yetişemeyenlerin, dar zamanlarda kalanların itirazı ile sona erer hayır. romanın en çarpıcı yanı ise, aysel‟in yazdığı kitap ve hayır söyleminin gerekçeleridir. aysel aydın intiharları ve geleceğin başkaldırısı isimli bir araştırma yapmaktadır. adalet ağaoğlu, aysel‟in zihinsel üretimi üzerinden tükenen aydını ve onun başkaldırılarını irdeler. romanın içinde araştırma yapan ağaoğlu, intihar eden aydın çerçevesini genişletir. ona göre, gerçekte aydın intihar etmiş olmasa da, kurgunun içinde bunu yaşatmış olması bile intihar fikrine yakınlaşma için yeterlidir. romanın sonunda aysel‟i denizin üzerinde sonsuzluğa göndermesi ile yani düşünsel anlamda bu intihar kurgusu ile, yukarıdaki değerlendirmeye bir ilinti katmış olabilir. aysel, romanın çöküş yaşayan entelektüelidir. kariyerinin tatmin edici yanında bile kötücüllüğünden kurtulamayan aysel, huzursuzluğun ve yalnızlığın derinlerinden konuşur. profesör kimliği ile hayır derken, temelde neye evet dememiz gerektiğini de tezleri ile anlatan aysel, tutunamayışının nedenleri sosyal ve siyasi yapılanmanın çatlaklarında bulur. hayır romanı, ölüm-yokluk-intihar kavramlarının atmış sekiz kuşağının gözünden bütüncül bir biçimde anlatır bize. roman bu yapısı ile, kötücül entelektüelin son itirazı ve ölümü bilinçle kabullenişi de sayılabilir.
http://dspace.balikesir.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12462/3193/BernaUslu_Kaya.pdf

aysel, daha önceden üzerine kafa yorduğu aydın intiharlarını bilimsel bir çalışma konusu yapar. mayakovski, cesare pavese, heinrich von kleist gibi aydınların intiharları üzerine eğilir. aysel, aydın intiharlarının birden ortaya çıkmadığı, anlık kararlar sonucunda gelişmediği kanısındadır. ilk bakışta öyle görünse de aydın intiharlarının perde arkasında uzun bir süreç vardır. romanda, aysel’in başkaldırısı, kendisine verilene karşı çıkışı, aydınların intiharlarıyla birleştirilir. bu aydınların her birinin intiharı bir karşı çıkıştır. bu anlamda, bir bilincin ürünü olan aydın intiharı, bir vazgeçiş ya da mağlubiyet olmaktan çıkmaktadır. aydınlar, çarpık bir sistemin parçası olmak yerine, hür iradelerini kullanarak onun dışına çıkmayı seçmektedirler. bu, onların varoluş sebeplerini sorguladıklarının da göstergesidir:
parçalanmış değerler karşısında hayatla uyum sağlamak ikiyüzlülüktür.
http://acikerisim.deu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/6829/239535.pdf

seviyye’nin cemal ile evlenmesi onun kendilik dünyasını tamamen parçalar ve kirlenmiş dünyasını karartır. kararan duyguların tetiklenmesi ile seviyye’nin temiz kadınlık dünyasını kirleten fahir, parçalanmış bir kimlik olarak ne oğluna iyi bir baba, ne toplum için örnek bir insan olur. işlediği günahın da açısına dayanamayan fahir, hareket ordusu’na katılarak şehit olur. fahir’in hareket ordusu’na katılması, askeri bir bilgisi olamayan biri için intihar anlamına gelir. yaşadığı aşk ıstırabı ve buhranlar sonrasında işlediği günahın bedeli olarak kendini intiharı sürükleyen fahir, aydın bir kişi olarak çevresi ve değerleriyle çatıştığını gösterir. “aydın intiharı olgusu, kişinin çevresiyle çözemediği, çatışmaların” bir sonucu olarak bütün koşulların nedenlerini ve sonuçlarını kavramamızı sağlar. nitekim vicdanı ve aşkı arasında sıkışan fahir, hareket ordusu’na katılarak ölmeyi ister. onun ölümü vicdanı ve aşkı arasında sıkışan bütün insanların trajik sonunu simgeler.
https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/14659/285896.pdf

semih gümüş, adalet ağaoğlu’nun romanı üzerine incelemesi olan başkaldırı ve roman’da aydın intiharı olgusunu irdeler. gümüş, intihar olgusunu şöyle tanımlar:
intihar yok olmaya yüz tutmuş bir inancı yerine kendini koyarak, kendine kıyarak yüceltme biçimidir.
mehmet çevresiyle çözemediği çatışmalar sonucu parçası olduğu topluma yabancılaşmaya başladığında, intihar kendini güçlü bir çözüm olarak hissettirir ve mehmet intiharıyla toplumun tüketiciliğinde var olan kurallara karşı bir başkaldırıyı içeren aykırı bir duruş sergiler:
ölüm ve çoğalma. ölüm ve çoğalma şimdi iç içeydi. çoğalmanın irkiltici, bir vahşetten ya da vahşete benzer, adı henüz bulunmamış, adını kendisinin henüz bilmediği ‘şeyden’ geçtiğini algılıyordu. (…) bir kadının kanla anaçlığa, doğurganlığa geçişi. burada. çarşaf, bütün o eski, o korkunç töreler sizinle olsun.
http://libratez.cu.edu.tr/tezler/7344.pdf

genç bir kadın olan aysel, öğrencisi engin ile bir ilişki yaşamıştır. kendini kanıtlamak bunun başlıca görünen sebebi olabilecekken bu yok olma arzusunun altında daha başka sebeplerde bulunabilir. bu sebeplerin zorlayıcı sistemle bağı, aydın intiharı bağlamında varoluşsal suçluluk olarak daha sonra ele alınacaktır. fakat temel çatışma aysel’in kendi benlikleri ile arasındadır.
+
aysel ile yenins’in sıra dışı aşkı da yine başkaldırının ve layana’ya karşı otantik benlik tasavvurunun diğer biçimi olarak ortaya çıkar. bu engin-aysel ilişkisinden bağımsızdır. engin, bir sancı ile aysel’in hayatında olmamıştır. fakat yenins aysel’e gitmeyi öneren kişidir, gitmelilerdir çünkü ölümün daha kolay bir başkaldırı olduğunu düşünür aydınlar için. yanlış zamanda yaşamaktan yanlış yerde olmaya doğru çözülüştür yenins’in seçimi. gitmek de bir başkaldırı çeşididir kendi olamayanlar için. aysel, yenins’in intiharı sorgulama biçimine uygun olarak değişik aydın intiharlarından örnek verir. çünkü yenins tarafından yolculuk teklifi almıştır. aysel, yenins’in niye kendini seçtiğini merak eder:
yenins: yaşamaktan hiç kaçmadınız siz.
aysel: her zaman kaçtım.
yenins: yaşanması yaşanmaya benzeyen şeylerden demek istiyorum.
aysel: yaşanacak fazla bir şey yoktu zaten.
yenins: yalnızca başkalarının hayatlarını yaşadığınıza inanmıyorum.
+
aysel birey olarak kendisi ve çevresi ile hatta yaşadığı zaman ile çatışmalarını dert edinmeyi vazife edindiğinde romandaki varoluşsal suçluluk katmanlarının hayır çığlığı ile arttığı gözlenebilir. intihar katmanı altında birçok sorunu barındırmıştır. semih gümüş, hayır üzerine yaptığı çözümleme denemesinde romanın ayrı bir varlık olarak yazarın elinde başkaldırıya döndüğünü söyler. ilk iki romanında intihar olgusunu canlı örnekleri ile sunan ağaoğlu, hayır romanında kahramanına aydın intiharları ve geleceğin başkaldırısı adlı bir kitap hazırlattırır.
…ben, tarihteki bütün aydın intiharlarını, hatta aydın olsun olmasın, düşünsel bir eylemi bulunsun bulunmasın, intihar etmiş bütün roman kahramanlarını ele alıyorum, 224 çünkü nihayet onlar da roman yazarının düşünsel eyleminin birer sonucudurlar. kısacası, kleist, zweig, woolf, yasenin, mayakovski, van gogh, beşir fuad, cem sar ve daha birçoklarıyla birlikte, kirillov’u, sonra tabii stavrogin’i, anna karenina’yı işte ne bileyim, emma bovary’yi, bizim bihter’imizi, daha ayrı bir konumda olmak üzere turgut özben’imizi…
+
hayır romanında profesör aysel dereli’yi ödüle layık görenler onun, bu güzel vatan için daha pek çok çalışma yapması dileklerini belirtirler. oysa aysel’in kendisine şu an yaptığı çalışmaları soran gazetecilere verdiği cevap oldukça ilginçtir. aysel’in çalışmasının adı aydın intiharları ve geleceğin başkaldırısı adını taşır. ilginç olan, aysel’in aydın olmak için o kadar uğraştıktan, mücadele verdikten sonra aydın kimliği ile intiharı (bir anlamda kaçışı ve yok oluşu) yan yana getirmesidir. her ne kadar aysel, intiharı, bir kaçış değil başkaldırı olarak nitelendirse de ilerleyen yaşında meslekî olarak bir dejenerasyona uğradığı söylenebilir. çünkü onda meslekî anlamda bilinçliliğin artması, varoluşu sorgulamanın kapısını açmaktadır. bu kapı o anki toplum yapısında tehlikeli bir yola çıkmaktadır. düzen, varoluş yollarını tıkadığından çıkış bulamayanlar teslim olmayıp ölmeyi tercih etmektedir. max scheler, insanı öz bilgisi ve gerçeklik deneyimi ile hayır diyebilen varlık olarak tanımlar. öz ile varolmayı birbirinden ayırma yeteneği bu türden insanda vardır. insan olmak, olduğu olmak için, bu türden gerçekliğe “hayır” diyebilmektir hayır kelimesi bu anlamda daha da kıymetlenen bir anlama gelir. hayır, çağın aydını tarafından yaşamın devamı fikrine karşı söylenmiş bir eylemsel anlam taşıyan cevaptır.
+
semih gümüş bu derinlik katmanlarının başkaldırı ve intihar olduğunu söyler. bu derinlik katmanını okurun anlayabilmesi için romanları okumaya hazır olması gerektiğini de ekler. varoluşçu romanlarda roman hakkında konuşabilmek için romanı olay ve kişiler düzleminden sıyırarak anlamaya çalışmak gerekir. geleneksel bakış ve geleneksel değerler ile yapılan okumalar romandaki eylemleri anlamlı, açıklanabilir alana sokmaya çalışır. aysel’in hem ailesine hem de topluma aykırı gelecek ilişkinin açıklamasını genel kabul gören ahlakî ilkeler ile açıklamaya çalışmak okura bilineni tekrar eden öğütlerden başka bir şey vermeyecektir. hayır’da aysel’in kendi ölümü seçişindeki bireysel çabadan uzaklaşarak aydın intiharlarını gündeme getirmesi manidardır. burada intihar hastalıklı ruhları değil bilakis hasta olan toplum değerleri ile uyuşamayan kişilerin erdemini simgeler. kendi olamayan tek özgürlük alanı olan ölümü seçer mesajı verilir. ancak bu romanın mesaj verme kaygısından ortaya çıkan bir sonuç değil varoluşçu romanın şifrelerini çözen okurun anladığı şeydir.
+
en baştan beri aysel’in ölmeyip sadece ölüme korkusuzca koşması da yeni kişioğluna adaylığını gösterir. intiharların artması aklı başında insanların artmasıdır. aysel dereli de aydın intiharları için aynı şeyi düşünür. hatta aydınların yazdığı romanlardaki karakterlere kendi yapamadıklarını yaptırmaları da bundandır. sanatçı bir büyücü gibi yeni kişioğlunu ortaya çıkarmaktadır.
http://acikerisim.ybu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/1637/454703.pdf

evet. bu duygum onunla özel olarak ilgilenmem, özel olarak ona eğilmiş olmamdan kaynaklanıyor. onunla aynı yüzyılda yaşasaydım bu şekilde bakabilir miydim, bilmiyorum. beşir fuad tek ve çevresinde yalnız bir adam. dünya görüşümüz farklı da olsa onu seviyorum. merhamet duygusunun ardında onun kendi hayâtına son verecek bir ruh hâli yaşamış olması da var elbette. o günlerin toplumunda aydın intiharı yok gibi. pozitivist karakterine rağmen, belki de bu yüzden, intiharının gerçek sebebini kendisinin de bildiğine emin değilim. onu intihara götüren sebepler üzerinde bir takım tahminler yürüttüm. yine de gerçek sebebi bilememekten eksiklik ve acı duyuyorum.
https://kubbealti.org.tr/storage/uploads/documents/2012-ocak-mecmua.pdf

ülkemizde ilk aydın intiharını pozitivist felsefeci beşir fuad’ın gerçekleştirdiği yaygın olarak bilinse de, ilk olarak tanzimat dönemi şairlerinden olan paris sefiri sadullah paşa’nın ihtihar et­tiği kabul edilmektedir. intihar bireyselleşmenin yoğun olduğu toplumlarda daha fazla görülmektedir. aile bağlarının, arkadaş ilişkilerinin yoğun olduğu toplumlarda daha az görülmektedir. ülkemizde de sevindirici olarak hem genel intihar hem de aydın intiharı oldukça azdır. son yıllarda genel olarak olduğu gibi aydın intiharlarında da bir artış görülmektedir. ilginçtir ki ülkemizde aydın intiharı daha çok genç şairler arasında yaygındır. onların ardından genelde intiharı yücelten, olumlayan yazıları ise yaşlanmış şair ağabeyleri yazmaktadır.
http://sizofrenifederasyonu.org/e-yayinlar/sizofreni-yazilari-dergisi/yil_2_sayi_3.pdf

insanlarda görülen tse’ler
+
bu hastalıkların çoğunda genetik faktörlerin de etkili olduğu doğrultusunda çalışmalar vardır. özellikle 129.kodonda methionin homozigotluğunun bulunması hastalık açısından risk faktörüdür.
+
kuru: ilk kez 1900 yılında yeni gine’de bildirilmiştir. cenaze törenlerinde tören gereği ölen yakınının beynini çiğ yiyen ve yüzlerine bulaştıran kadınlarda saptanmıştır. bu gelenek 1950 yılından sonra durdurulmuş ve dolayısıyla hastalık oranında azalma olmuştur. kuru hastalığına yakalanmış hastalarda, dengesizlik, titreme, ataxi, davranış bozuklukları ve yutma güçlüğü görülür. hastalık genellikle 1 yıl içinde ölümle sonlanır.
+
west nile virus infeksiyonu (batı nil virusu infeksiyonu)
+
sivrisineklerin vektör olduğu insan ve hayvanların bir enfeksiyonudur. hastalık etkeni flaviviridae familyasında flavivirus cinsindeki west nile virusudur.
+
tarihçe: west nile virus ilk kez 1937 yılında uganda’ da ateşli bir kadının kanından izole edilmiştir. virusun ilk izolasyonunun ardından bugüne kadar dünyanın birçok bölgesinde bildirilmiştir. örneğin; 1951, 1954, 1957 ve 2000’de israil, 1974 güney afrika, 1996 romanya, 1997 italya, 1999 rusya, 2000’de fransa’da ortaya çıkmıştır. amerika’da ise ilk olarak 1999 yılında new york’ ta bulundu ve bundan sonra kırk altı eyalete, kanada ve meksika’ ya yayıldı. amerika’da insanlarda 2003’de 262 ölümle sonuçlanan toplam 10,000, 2004 yılında 84’ü ölümle sonuçlanan toplam 2,448 vaka bildirilmiştir.
http://cdn.istanbul.edu.tr/FileHandler2.ashx?f=viroloji_ders_notu.pdf

yapılan çalışmalarda seksüel aktif kadınların %75’inde hpv varlığı bildirilmektedir. ayrıca genital hpv enfeksiyonu geçiren bireylerin eşlerinde de %60-66 oranında ortalama 3 ay gibi bir süre sonrasında genital hpv lezyonları görülmektedir.
+
bazı çalışmalarda servikal hpv taşıyan kadınlardan doğan çocukların nazofarinks sekresyonlarında %4–87 oranında hpv dna pozitifliği belirlenmiştir.
http://www.journalagent.com/kafkas/pdfs/KJMS_3_3_136_144.pdf

emzirme halen de önerilmektedir. ulusal emzirme komisyonu bir görüş bildiriminde şu açıklamayı yapmıştır: her ne kadar araştırmalar çok düşük bir rakamla yapılmış olsa da, virüsü kapmış olan kadınların sütünde covıd-19 a neden olan virüsler tespit edilmemiştir. bundan dolayı henüz covıd-19 un anne sütü üzerinden aktarıldığına dair bilimsel kanıt bulunmamaktadır. burada en önde gelen risk faktörü olarak emzirme esnasında olan çok yakın cilt temasıdır. emzirmenin getirdiği avantajlar göz önünde tutulduğunda gerekli hijyen tedbirlerini uygulayarak emzirme halen de önerilmektedir. virüsü kapmış olan veya kaptığından şüphelenilen annelerin çocukla teması öncesi ve sonrasında ellerini iyi yıkaması ve bir ağız-burun maskesi kullanarak damlacık enfeksiyonunu önlemesi önerilmektedir.
https://www.bmel.de/SharedDocs/Downloads/DE/_Ministerium/faq-corona-fragen-antworten-tuerkisch.pdf?__blob=publicationFile&v=2

6 fotoğraf da glo-germ isimli (mikroba yapışan ve sadece morötesi ışık altında görünür olan) bir krem kullanılarak bir kadının elinde ne kadar bakteri bulunduğu morötesi ışıkla görünür hale getiriyor.
https://cdn.bartin.edu.tr/cevre/d2a58cf6-55c1-42ad-b4dc-e05c5446656e/coronavirus.pdf

evd tanısı ya da şüphesi olan kadınlar çocukları ile yakın temastan ve emzirmeden kaçınılmalı
https://www.ekmud.org.tr/hastalik/indir/18

almanların gözde filozofu peter sloterdijk, “hiçbir sporun avcılıkla elde edilen başarı duygularını bu kadar iyi canlandırmadığından emin olduğunu ve içimizdeki avcıyı tamamen etkisiz hâle getirdiğimizde, dünyada futbolcunun gol sevincine gösterdiği tepkiden daha aptalca bir şeyin olmadığını anlar” diyor. salt felsefe ile uğraşan tanınmış bir filozofun bu önermesi, avcı olmayanların içlerinde yaşattıkları avcı sayesinde, gol sevincine gösterdikleri tepkiyi çok güzel anlatmaktadır.
+
futbol oyunu sırasında savunma ve hücum taktikleri, av ve avcı arasındaki avcının bir nevi avlanma yöntemi diyebileceğimiz hücumuna karşı, avın savunması sırasındaki “karşı önlemlerini” anımsatmaktadır. bunları futbol oyununda gören insanoğlu, içindeki paleotik insanı ortaya çıkararak öze dönüşün rahatlama ve tatminini yaşamaktadır. bu yaşananlar giderek tutku halini alarak, adeta av tutkusu ile eşleşmektedir. kovalanan topun peşindekilerin oyun sırasında uyguladıkları hücum ve savunma taktikleri, avcı ile avının içgüdüselliklerinin yarışması şeklinde gerçekleştiğinden, atılan gol ile ele geçirilen av arasındaki nüans farkı giderek ortadan kalkmaktadır.
http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423864716.pdf

şeyleri nasıl öğrenmek yahut araştırıp bulmak gerektiğini anlamak seni de beni de aşar. şeyleri kendileri aracılığıyla öğrenmek ve araştırmanın, kelimelerle araştırmaktan daha iyi olduğunu söylememiz bize yeter.
+
bachelard, bilimde “hiçbir şey verili değildir, her şey inşa edilmiştir” der.
+
1962’den sonra alanda ortaya çıkan trf’nın yapısını bulma sürecinde iki rakip laboratuar birbirleri ile kimya ve fizyoloji üzerinden mücadele etti. mücadele sürecindeki farklı stratejiler ve yatırımlarla, zaman içerisinde fizyoloji kimyaya karşı madun konumuna düştü.
+
latour’a göre fenomenoloji kantçı kopernik zindanına mahkûmdur.
+
peter sloterdijk insanın kıymetini al aşağı eder, ve onu yazı ve medya yoluyla evcilleşmiş hayvan olarak görür.
+
graham harman, bu metafiziğe “seküler okasyonalizm” ya da “lokal okasyonalizm” der. burada arazların bir araya gelmesi tanrı tarafından güvence altına alınmaz, aktantların tüm ilişkileri aracılarla ve çeviriler yoluyla kurulurlar. dünya aktantlarla dolu bir sahnedir ve aktantlar her zaman bir olaydır, her şey bir kere ve bir yerde olur.
https://www.divandergisi.com/pdf/409.pdf

bedenlerin teslim edilmesiyle gerçekleşen bu “gönüllü kulluk” dünyası diğer taraftan da insanların bile bile içinde yaşamayı seçtikleri bir “yalan”dır. žižek bir ideoloji biçimi olarak sinizm üzerine yazdıklarında yanlış bilinç olarak ideoloji kavrayışının ötesinde bir ideoloji kavrayışı sunar. sloterdijk’e gönderme yaparak şöyle yazar: “sinik özne ideolojik maske ile toplumsal gerçeklik arasındaki mesafenin gayet iyi farkındadır, ama yine de maskede ısrar eder. demek ki sloterdijk’in önerdiği formül şöyle bir şeydir: ‘ne yaptıklarını gayet iyi biliyorlar, ama yine de yapıyorlar.’ sinik akıl artık naif değildir, aydınlanmış yanlış bilinç gibi bir paradokstur: kişi yanlışlığı gayet iyi bilmektedir, ideolojik bir evrenselliğin ardındaki tikel çıkarın gayet iyi farkındadır, ama onu yine de reddetmez.” bu niteliğiyle de surrogates’te anlatılan ideolojik olarak bir “aydınlanmış yanlış bilinç” dünyasıdır.
+
surrogates’te anlatılan dünya bambaşka bir toplam beşeri durumu yansıtır. bu dünya her şeyden önce pastoral eğilimleri olan bir yönetimselliğin, diğer bir deyişle hem nüfusun tür olarak selametini düşünen hem de tüm bireyleri ya da tekil bedenleri disipline eden, inşa eden bir yönetim zihniyetinin
yerini bir başka yönetim zihniyetine bıraktığı bir dünyadır. bu dünya bir yönüyle “özgürlüğün iktidarı”dır. öznelere “seçim hakkı-ödevi” tanıyan bir dünyadır. surrogates’te anlatılan dünyanın liberal varlığı bu yönetimsel zihniyetin öznelerinin mutlak rızasıyla mümkündür. surrogates’te tasvir edilen hipergerçeklik şebekesine tabi olmayı öznelerin kendileri seçerler. disiplinci tekniklerden totaliter uygulamalara uzanan baskıcı boyut burada yerini öznelerin özgür seçimlerine, kendi selametleri için toplam gidişata uymalarına bırakmıştır. bu dünya kendisini önceleyen yönetim zihniyetinin kaygı ve korku söylemleriyle terörize edilen bedenlerin dünyası ya da nüfusun güvenlik aygıtına zor veya şiddet yoluyla bağlandığı bir dünya değildir. bunun yerine aygıta bağlanmak öznelerin seçimlerine bırakılır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/698848

insan kendi ördüğü anlam ağlarında asılı kalmış bir hayvandır.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/37268/320361.pdf

uzgörü terimi ilk kez ingiltere’de bir bbc yayınında, vizyoner yazar olarak bilinen h.g.wells tarafından 1932 yılında telaffuz edildi. ‘uzgörü yapan üniversite hocaları ve bölümleri’ cümlesi içinde kullandı.
+
uzgörü gelecek vizyonunu seçenekler halinde ele alma süreçlerinin tümünü kapsar. uzgörü yaparken değerler, varılmak istenen nihai hedefler, bugünün itici güçleri, eğilimler, alışkanlıklar, zayıf ve güçlü sinyaller sistematik bir şekilde çalışılır. geçmiş ve şu an irdelenir. sonuçlar hep birlikte değerlendirilir.
https://futurizm.org/wp-content/uploads/2019/12/FU%CC%88TU%CC%88RI%CC%87ZM-ve-UZGO%CC%88RU%CC%88.pdf

sağlıklı beslenmede avokadonun yeri
+
avokado (persea americana), kökeni meksika’ya dayanan tropikal bir meyvedir. tekli doymamış yağ asitleri, e ve c vitaminleri, potasyum ve β-karotenden zengin olan avokado, besin ögesi ve fitokimyasal içeriği sayesinde, plazma lipit profilinin düzenlenmesinde, vücut ağırlık kontrolünün sağlanmasında, bazı kanser türlerine karşı koruyuculuk oluşturulmasında ve yaşlanmaya bağlı deoksiribonükleik asit (dna) hasarlarının azaltılmasında rol oynayabilmektedir. lipit profili üzerindeki etkisini, plazma düşük yoğunluklu lipoprotein (ldl) düzeyinin düşmesi ve yüksek yoğunluklu lipoprotein (hdl) düzeyinin yükselmesi ile sağlamaktadır. bu derleme yazıda, avokadonun besin bileşimi ve sağlık üzerine olası etkileri tartışılmıştır.
https://beslenmevediyetdergisi.org/index.php/bdd/article/download/29/22/

bazı avokado çeşitlerinde hasat zamanını belirlemek için fizyolojik parametrelerin kullanılması
+
anthesisten en son parçalanmaya kadar avokado meyvesi; gelişme, olgunluk, olgunlaşma ve yaşlanma olarak birkaç aşamaya ayrılabilmekte ve meyve tutumundan sonraki ilk aylarda meyve eti ağırlığı hızlıca artmaktadır. morfolojik ve anatomik çalışmalarda avokadonun meyve gelişmesi, çeşide ve yetiştirme şartlarına bağlı olarak 6 aydan başlayarak 12 ay ve daha üzeri bir zamana kadar sürebilmektedir.
+
kaliforniya’da önemli avokado çeşitleri üzerinde ranney vd. (1992) tarafından yapılan 3 yıllık bir araştırmada; kuru ağırlık ve fizyolojik olgunluk arasında ölçülebilir bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TF00889.pdf

avokadonun besin değeri ve kullanım alanları
https://arastirma.tarimorman.gov.tr/batem/Belgeler/Kutuphane/Teknik%20Bilgiler/avokado%20besin%20degeri.pdf

türkiye’de yetiştirilen bazı erik çeşitlerinin toplam antioksidan kapasitelerinin ve başlıca antioksidan bileşenlerinin karşılaştırılması
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/45064.pdf

erik yetiştiriciliği
+
common mussel klonu: iyi toprakları sever ve kuvvetli ağaç oluşturan bir anaçtır. odun ve kök çelikleri ile kolaylıkla üretilebilmektedir. pek çok çeşit ile başlangıçta iyi bir uyuşma göstermesine rağmen ileriki yıllarda bazı çeşitlerle olan kombinasyonunda ağacın gelişmesi durmakta ve meyveler iyi gelişememektedir. bazı çeşitlerle olan kombinasyonunda gözlenen bodurluk gerçek ve sağlıklı bir bodurluktan çok, fizyolojik zayıflık nedeni ile gelişme yetersizliğinden ileri gelen bodurluktur.
https://isparta.tarimorman.gov.tr/Belgeler/Faydal%C4%B1%20Bilgiler/%E2%80%8BBitkisel%20Yeti%C5%9Ftiricilik/Meyve%20Yeti%C5%9Ftiricili%C4%9Fi/Erik%20Yeti%C5%9Ftiricili%C4%9Fi.pdf

bazı uyuşur ve uyuşmaz şeftali/erik aşı kombinasyonlarında aşı yerinin anatomik olarak incelenmesi
+
aşılanan farklı iki bitkinin ortak bir doku ve ilerleyen yıllarda bitkideki fizyolojik çabaların tek bir bitki oluşturamamasına uyuşmazlık denir. feucht (1988) de uyuşma ya da uyuşmazlığın meydana gelmesini ortak yaşama kabiliyetine bağlamaktadır.
+
mosse (1962) aşı uyuşmazlığını taşınan ve yerleşik olmak üzere iki grupta toplamıştır. bu gruplama halen birçok araştırıcı tarafından günümüzde de kabul edilmektedir. araştırıcı kısaca taşınan uyuşmazlığı bir ara anaç kullanılarak önlenemeyen; yerleşik uyuşmazlığı ise uyuşur bir ara anaç ile önlenebilen uyuşmazlıklar olarak tanımlamıştır. uyuşmazlık konusunda yapılan çalışmalar genel olarak; uyuşmazlığı ortadan kaldırmak, mümkün olan en kısa zamanda tanımlamak ve uyuşmazlığın esas nedenlerini belirlemek olmak üzere üç amaçla yapılmaktadır. bu araştırma bazı şeftali/erik aşı kombinasyonlarında aşı yerinde anatomik incelemeler yaparak uyuşur ve uyuşmaz kombinasyonların tanımlanmasını amaçlamıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/187605

haeckel’in “ontojeni, filojeniyi tekrarlar” diyen biyogenetik yasası, 19. yüzyıl sonlarına değin biyolojiyi etkilemiştir. haeckel’e göre canlılar embriyonal hayatta atalarının erişkin şekline benziyorlardı. fakat birçok canlıda ve fosilde bu yasa doğru olmakla birlikte, birçok başka canlıda da doğru çıkmıyordu. haeckel bu kural dışı canlılara yozlaşmış (dejenere) diyordu. zamanla haeckel yasası kaygan bir zeminde unutulup gitti.
http://www.biyolojiegitim.yyu.edu.tr/mahmutevrim/ee1999.pdf

ernst haeckel ekoloji kelimesini ilk defa 1869’da ortaya atmıştır.
http://kisi.deu.edu.tr/asli.memisoglu/Ekoloji/1-Ekolojinin%20kapsam%C4%B1.pdf

ekolojinin ilk tanımı (belki de en çok bilinen ve kullanılanı) ernst haeckel tarafından 1869’da yapılmıştır. haeckel’e göre ekoloji: “canlıların kendi aralarında ve içinde bulundukları organik ve inorganik çevre ile olan ilişkilerinin tümünü araştıran bilim dalıdır”. bu çok geniş kapsamlı tanıma bazı bilimsel çevreler itiraz etmiştir. çünkü eğer yukarıdaki tanım ekoloji ise, biyoloji içerisinde “ekoloji” olmayan çok az alan vardır. bu kadar geniş perspektifte ele alınan ekoloji; büyük ölçüde genetik, fizyoloji, davranış ve evrim dalları ile çakışmaktadır. bundan dolayı ekoloji için daha kısıtlı bir tanıma ihtiyaç duyulmuştur. charles elton (1927) “hayvan ekolojisi” adlı eserinde ekolojiyi “bilimsel doğa tarihi” olarak tanımlamıştır. bu tanım ekolojinin uğraştığı bir çok probleme temel oluştursa da hem oldukça belirsizdir hem de ekolojiyi ilkin tanımsal kökenlerine çok fazla çekmektedir. eugene odum (1963) ekolojiyi “doğanın yapısı ve fonksiyonu ile ilgili çalışmaların tümü” şeklinde tanımlamıştır. bu tanım, yapı ve fonksiyon (işlev) birimlerini içerse de hem çok geniş hem de yine oldukça belirsizdir.
http://yunus.hacettepe.edu.tr/~cagasan/Documents/BOLUM%2001.pdf

zeytin ağacının fizyolojisi
http://mucahitkivrak.baun.edu.tr/index_dosyalar/zeytin%20yetistiriciligi%207%20zeytin%20agacinin%20fizyolojisi.pdf