pdf 24

leopoldcü düşünce ve yeryüzü (toprak) etiği
+
bazı düşünceler ortaya çıktıkları dönemde çok fazla ilgi görmeseler de sonraki yıllarda değeri ve etki gücü çok daha fazla olabilmektedir. bunlardan önemli birisi de aldo leopold‟ün yeryüzü etiği yaklaşımıdır.
+
içinde bulunduğumuz yüzyılda insanlık tarihinde ilk kez, dünya üzerindeki yaşam bütünüyle tehlikeye girmiştir.
+
çevrebilim olarak da tanımlanan ekoloji, eski durumuna getirmenin bilimi olmasına rağmen, tasarım ve inşa işlevlerini kapsayarak, mühendislik mesleğinin birçok özelliğini barındırmaktadır. onarım, yalnızca yüzeyin onarımı değildir, aynı zamanda estetik değerleri de gözeterek, orijinalinin yaşayan ve jeolojik bileşenleri arasındaki dinamik işlevsel ilişkiyi olabildiğince geniş biçimde yeniden yaratmaktır.
+
çevre konusundaki son dönem tartışmalarında öne çıkan kavramlardan birisi, “çevre etiği” kavramıdır. burada kullanılan “etik” (ethics) kavramı ile “ahlak” (morality) kavramının sıklıkla birbirinin yerine kullanıldığı ya da karıştırıldığı görülmektedir. bu iki kavramın ayırt edilmesi, bu tartışmalardan sonuç alınması için büyük önem taşır.
“ahlak, toplumlar tarafından insanların birbirleriyle olan davranışlarını düzenlemeye yönelik olarak geliştirilen normlar, kurallar ve değerler bütünüdür. etik ise ahlak olgusu üzerine bir düşünüm ya da sorgulama olarak ortaya çıkmıştır.”
bir diğer tanıma göre;
“ahlak, bir kişinin, bir grubun, bir halkın, bir toplumsal sınıfın, bir ulusun, bir kültür çevresinin belli bir tarihsel dönemde yaşamına giren ve eylemlerini yönlendiren inanç, değer, norm, buyruk, yasak ve tasarımlar topluluğu ve ağı olarak karşımıza çıkar. bu bakımdan ahlak, her düzeyde yaşamımızın içindedir; o tarihsel olarak kişisel ve grupsal/toplumsal düzeyde yaşanır; ona her tarihsel dönemde, her insan topluluğunda mutlaka rastlanır .”
+
etik kavramının gelişimi, ekolojik evrim sürecine de işaret eder. aldo leopold, etiği, ekolojik olarak var olma mücadelesine dönük eylem serbestisini sınırlamak olarak tanımlamıştır. ekoloji bilimini etik ile birleştiren ilk düşünür de bu anlamda leopold olmuştur. leopold, etiğin kapsamının genişlemesini, ekolojik evrim içinde bir süreç olarak üç aşama altında toplar. ilk süreçte etik, bireyler arasındaki ilişkiyi konu alır. musa‟nın on emrindeki gibi insanların birbirleri arasındaki ilişkileri düzenlemeyi amaçlar. ikinci süreç, birey ve toplum arasındaki ilişkiye odaklanır. insan ile yeryüzü arasındaki ilişki daha çok ekonomiye dayalıdır. etiğin bu üçüncü evresi, evrimsel bir olasılık ya da ekolojik bir gereksinimle ilişkilidir.
+
çevre etiği yaklaşımları çevre etiği yaklaşımlarını üç temel başlıkta inceleyebiliriz:
1. yalnızca insana değer yükleyen “insanmerkezci etik yaklaşım”;
2. canlı varlıkları etik değerin merkezine koyan “canlımerkezci yaklaşım;
3. canlı-cansız tüm varlıklara evrensel bir değer yükleyen, ekolojik denge ve bütüncül yaklaşımı esas alan “çevremerkezci yaklaşım”.
+
leopold ve j. baird callicott, çevremerkezciliğin savunucuları olarak ekosistemleri, etik ilgi alanı içinde görmektedirler. her ikisine göre de çevre etiği, ahlaki mertebe halkasına hayvanları ve bitkileri dahil ederler.
+
paul taylor, insan dışındaki varlıkları (canlıları) da kapsayacak biçimde ahlaki ilgi alanını genişletilmesine katkıda bulunmuştur. nehirler ya da dağlar ya da tüm ekosistemler, yaşamın teleolojik/ereksel sistemlerinin yayılması için uygun bir çevre sunmalarının dışında bir değere de sahiptirler. aslında insanın da ekosistemleri ve bu sistemlerdeki varlıkları korumak ve kollamak sorumluluğu vardır.
+
yeryüzü sistemi göründüğünden daha karmaşıktır ve müdahale edilmediğinde düzenli bir işleyişe sahiptir. insan eliyle oluşturulan değişikliklerin yeryüzündeki doğal akışı-enerjinin doğal akışını da olumsuz etkilediğini söyleyebiliriz.
+
yeryüzü yalnızca toprak değildir.
+
leopold‟ün görüşünde yeryüzü yalnızca bir toprak katmanı değil, topraklar, bitkiler ve hayvanların çevrimi aracılığıyla enerji akışına kaynaklık eden bir organizmadır.
+
yeryüzü etiği, kısaca insanoğlunu, yeryüzü topluluğunun fatihi konumundan uzaklaştırılıp birbirine bağımlı parçalardan oluşan topluluğun sade bir üyesine, ekolojik yurttaşa dönüştürmüştür. bunun yanı sıra, ekolojik yurttaş olma gereği, insana diğer varlıklarla eşit bir değer yanında diğer varlıkların korunması temelinde bilinç ve sorumluluk yüklemektedir.
http://www.msydergi.com/uploads/dergi/206.pdf

seks işçileri için covid – 19 rehberi
+
pandemide çok zor günler atlattım. kiramı ödeyemedim, iș bulamadım, çalıșamadım. çok zor geçti benim için, hala da aynı geçiyor. hiçbir șekilde hiçbir yerden yardım almadım. ne belediyeden ne devletten ne de derneklerden hiçbir șekilde almadım.
(sakarya, trans seks ișçisi, yaș: 36-50)
+
koronavirüsün cinsel yolla bulașan bir enfeksiyon olduğu yönünde bir bulgu yoktur.
+
mümkün olduğunca öpüşmekten, tükürük alışverişinden, cilde ağız temasından ve ayrıca başkasına dokunan nesneleri (parmaklarınız dahil) ağzınıza götürmekten kaçının.
+
yüzyüze teması en aza indiren cinsel pozisyonlar tercih edin.
+
doğrudan temas kurmak yerine alternatiler sunmayı düşünün (erotik masaj, striptiz gibi).
+
karantina önlemlerinin arttığı dönemlerde kendinize görüntülü sohbet, telefon görüşmesi ve kısa mesaj üzerinden; arkadaşlık ve çeşitli aboneliğe dayalı hayranlık uygulamalarından alternatif kanallar oluşturmayı düşünebilirsiniz.
http://www.kirmizisemsiye.org/SourceFiles/pdf-202011618327.pdf

türkiye’de seks işçilerinin cinsel sağlık ve üreme sağlığı: ihtiyaçlar ve öneriler
+
damgalanma ve ayrımcılık
türkiye’de seks işçiliği, bir iş biçimi olarak algılanmaktan çok uzaktadır. toplumsal algıda seks işçiliği, dini referanslarla ilintili bir şekilde “günah” veya “ayıp” olarak kabul edilmektedir. bu bakış açısından hareketle seks işçileri, “günahkar” kişiler olarak algılanmaktadır.
+
muhafazakar bir mahalle değil burası; ama öyle modern bir yer de değil. hakkımda dedikodu çıkar diye mahalleli ile olan ilişkimi en asgari düzeyde tutuyorum. başka çarem yok, zaten gece çıkıyorum, sabaha doğru eve geliyorum. saçım sarı, ne bileyim bakımlıyım falan. çekiniyorum işte. şimdi ben mahallelinin gittiği buradaki sağlık ocağına gitmeye çekiniyorum. bir kere gittim aslında ama bakışlar o kadar çok üzerimdeydi ki, bir daha gidemedim.
(kadın seks işçisi, 32, istanbul)
+
ne buradaki merkeze ne de devlet hastanesine gidiyorum. özel hastaneye gidiyorum, çünkü özel hastanede paranı verdiğin müddetçe kimse sana laf atmıyor, taciz etmiyor ya da ne bileyim gülüşmeler olmuyor. şimdi ben bir travesti olarak nasıl gideyim mahalledeki sağlık merkezine? otomatikman beni fahişe olacak kodlayacaklar, muamele de ona göre olacak. devlet hastaneleri keza böyle. gidiyorsun, uzun süre sırada bekliyorsun. sırada beklerken her türlü rahatsızlığı veriyorlar sana. bu ahlak anlayışı kısacası diyor ki, eğer travestiysen, eğer fahişeysen hastanelere gitme, öl.
(trans seks işçisi, 27, diyarbakır)
+
genelev doktorunun yönlendirmesi ile bir merkeze gittim, testlerim ile ilgili sonuç alacaktım. sadece ben vardım sırada genelevden olan. başka kadınlar, erkekler de vardı. sıra bana geldiğinde hemşirelerden biri kimliğimi aldı, sisteme girdi, gülüşmeler oldu iki hemşire arasında. rahatsız oldum. hem de çok. neden gülüyorsunuz diye sordum, hiçbir şey yokmuş gibi sustular. resmen psikolojik işkenceydi. ıinsanı yerin dibine sokuyorlar. ben genelevde çalışıyorum, ne olmuş yani? devlete vergimi veriyorum, herkes gibi ben de çalışıyorum. ama bakış açısı seni kötü gözle görüyor. kötü insan diyor.
(kadın seks işçisi, 37, izmir)
https://www.klimik.org.tr/wp-content/uploads/2015/12/T%C3%BCrkiyede-Seks-%C4%B0%C5%9F%C3%A7ilerinin-Cinsel-Sa%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-ve-%C3%9Creme-Sa%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-Rapor.pdf

ankarada selahiyettar ve kıymetli bir doktorumuza göre bizde fahişeler dört sınıftır:
1 sokak fahişeleri;
2 randevu evlerindeki fahişeler;
3 barda çalışan kızlar;
4 köylerde seyyar fahişeler.
https://www.kriminoloji.com/Turkiyede_Suclu_Cocuk-Hilmi_A_Malik/Fuhus_fuhsa_tesvik.pdf

atatürk dönemi (1923-1938) türk romanında anadolu
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/37509/274159.pdf

aka gündüz’ün romanlarında kadın karakterler ve kadın sorunları
https://arastirmax.com/en/system/files/dergiler/79199/makaleler/5/3/arastirmax-aka-gunduzun-romanlarinda-kadin-karakterler-kadin-sorunlari.pdf

osmanlı bursası’nda eczaneler, eczacılar ve ecza tüccarları
(1861-1919)
https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-file/3667

vücut kitle indeksinin ayak taban basınç dağılımına etkisi
+
ayak, vücudun bütün ağırlığını taşıdığından mekanik olarak en fazla zorlanan organdır.
+
günümüzde yürüme analizinin de kendi içerisinde bazı sınırları ve kısıtlamaları vardır. yürüme analiz laboratuarlarının yaygın olmaması en önemli kısıtlayıcıdır.
+
kalça merkezinin yüzey işaretleyici ile işaretlenmesi sırasında 30mm yer değiştirmesi diz ve kalça açılarında ve momentinde %25 farklılığına neden olabilir. bu konuda eğitim görmüş bir ekip tarafından uygulanır. bu nedenle pahalı bir işlemdir.
+
ayak bileği ve ayak eklemlerinde, vücut ağırlığını taşıyan longitudinal arkı oluşturan art. talocalcaneonavicularis ve art. cuneonavicularis eklemlere binen yük artışı, ayağın stabilitesini bozmaktadır.
+
kadınlarda sağ ayağın parmak basınç değeri erkeklerin sağ ayağının parmak basınç değerine göre yüksek bulundu. erkeklerde ise sağ ve sol ayaklararasında basınç değerleri arasından anlamlı fark gözlenmedi.
+
vucut kitlesindeki artış çeşitli sorunlarla birlikte ayak yapısında bozukluklara yol açmaktadır. ayağa binen artmış kuvvetin; ayakta duruş değişikliklerine, eklem hareket aralığını, plantar yürüme kalıplarını etkilediği bilinmektedir.
+
ayakkabı modifikasyonları yapılırken kullanılan materyalin kiloya göre ayarlanması gerektiğini düşünüyoruz. çalışmamızda, ayakkabı seçiminde cinsiyetin yanı sıra ayağın statik durum ilişkisinin de önemli bir faktör olduğu görülmüştür. uygun ayakkabı kullanma alışkanlığının önemini vurgulayan bu tür çalışmalar, ayak sorunundan uzak sağlıklı kuşakların yetişmesine katkıda bulunacaktır.
+
çalışmamızda taban basınçları ile cinsiyet arasında herhangi anlamlı bir fark bulunamamıştır. fakat vucut kitle indeksinin artışı ile paralel olarak ayak sağ ve sol tarafında anlamlı fark bulunmadan, arka ayağın plantar basınç yüzdesinde artış saptanmıştır. çalışmamızın daha sonra yapılacak çalışmalar için yol gösterici olacağını düşünüyor.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/346652

okul öncesi kız ve erkek çocukların ayak basınç dağılımları, ayakkabı uygunluğu ve kaba motor gelişimleri açısından incelenmesi: pilot çalışma
+
kız çocuklarının ayakkabı uygunluğu toplam puanının erkeklere göre düşük olduğu saptandı.
https://sbf.hku.edu.tr/wp-content/uploads/2020/01/Okul-%C3%B6ncesi-k%C4%B1z-ve-erkek-%C3%A7ocuklar%C4%B1n-ayak-bas%C4%B1n%C3%A7-da%C4%9F%C4%B1l%C4%B1mlar%C4%B1-ayakkab%C4%B1-uygunlu%C4%9Fu-ve-kaba-motor-geli%C5%9Fimleri-a%C3%A7%C4%B1s%C4%B1ndan-incelenmesi-pilot-%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fma.pdf

yürüme siklusu nedir?
http://file.lookus.net/millipediatri/sunumlar/2016/201629.pdf

hannoverli hiciv ustası, kaberetist dietrich kittner’in de dediği gibi bu, ”anayasayı koruma” kavramını ancak hicivciler icâd edebilirdi; istihbaratçılar değil!
http://www.berufsverbote.de/tl_files/Hann2015/SoL-Interview_tuerkisch.pdf

onlarca hatta yüzlerce bin yıl boyu, oralarda da, seven, nefret eden, acı çeken, keşfeden, savaşan insanlar yaşadı. gerçekte, çocuk halklar yoktur; çocukluk ve ergenliklerinin günlüğünü tutmamış olanlar da dahil olmak üzere, tüm halklar yetişkindir.
+
neandertal insanın zihinsel dünyasının önemli bir kısmı bilgimiz dışında kaldığı ölçüde, şu anda geçerli temsillerin 19. yüzyıldakiler kadar inşa oyunları ve anakronik aktarımlar olabileceğini düşünmek caizdir.
+
arkeolog, hatalı bilgiyle mücadele ettiği gibi mitle mücadele etmeyi bilmez.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/564078

20. yüzyıla girerken ermeni edebiyatında modernite, yeni burjuvazi ve sınıfsal çatışmalar
https://core.ac.uk/download/pdf/51100066.pdf

kimliğin anlatım aracı olarak sanat
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/43903

“hekimlik nasıl bir şeydir?”
ahçı kadın böyle samimi bir soruyu tabii ki beklemiyordu ve bir deliye bakar gibi, kadının suratına baktı.
“hekimlik hanım’ diye cevapladı kararsızlıkla, “hastalara bakar ve iyileştirir.”
“tamam da nasıl bir şeydir, iyi zanaat mıdır?”
“eh ne diyeyim hanım, bazılar fayda görür, bazıları görmez (ve aniden kendi eski bir acısını hatırlayarak). fulyane’min başını hekimler yediler hanım, güzelim fulyanem’in, ahh.
https://core.ac.uk/download/pdf/51100066.pdf

ne bir hastalık ne de bir suç
https://queeramnesty.ch/docs/eur440012011tr_TurkeyReport.pdf

bir sistemi meşrulaştırma pratiği olarak kendini nesneleştirme
+
kendini nesneleştirme kuramı
günlük yaşamın arka fonuna yerleştirilmiş olan ve yaygınlığı dolayısıyla normalleştirilen cinsel nesneleştirme yaşantıları bireyin salt vücut olarak varlığının kabul edilmesi ve vücudunun, düşüncelerinin, duygularının ve isteklerinin göz ardı edilip yalnızca başkalarının ihtiyaçları doğrultusuyla kullanılabilir bir nesneymiş gibi algılanması durumu olarak tanımlanmaktadır.
https://www.psikolog.org.tr/tr/yayinlar/dergiler/1031828/tpy1301996120160000m000054.pdf

ayakları düşünmek önemlidir. bir kişi ayaklarının nasıl işlediği üzerine odaklanırken iyi koşamaz ama bu ayakları çalışmanın gereksiz olduğu anlamına gelmez. örneğin ayaklardaki sorunları gidermekte uzmanlaşmış bir doktor ya da bir koşucunun antrenörü iseniz ayaklar hakkında çalışmış olmanız gereklidir. burada kilit unsur iyileştirme isteğidir. bu ister bir bozukluğu düzeltmek biçiminde isterse de bozulmamış olanı geliştirmek biçiminde olsun. kanımca ilerleme de tam budur. bu nedenle daha hızlı koşmayı olanaklı kılacak olan tam da ayakların işleyişini çalışmaktır. felsefenin ilerlemiyor görüntüsü çizmesi yalnızca son ürüne odaklanan bakışımızdan kaynaklanır. yarışı kazanan sporcuyu alkışlayıp doktorunu, antrenörünü, diyetisyenini, ayakkabı tasarımcısını gereksiz görmekten çok da farklı değildir bu.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/845365

edimin ifasına fesat karıştırma suçu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/980906

anneliğe özgü düşünme biçimi ve savaş politikaları
+
nancy scheper-hughes, oğullarını gurur ve neşe içinde savaşa gönderenannelerden hareketle şu sorunun cevabını arıyor: “doğuranların ‘doğaları gereği’ öldürmeyi ve savaşı daha az destekleyeceğini savunan anlayışa ne oldu?” bu makale bize, bu anlayışın gerçekle örtüşmediğini çok sayıda örneğe dayanarak ispat ediyor. brezilya’nın yoksul gecekondu bölgelerinde anneler, sık yaşanan çocuk ölümleri karşısında kendilerini kaçınılmaz ve anlamlı ölüme inandırarak kaderlerine uyum sağlıyor; böylece tekrar doğurmak ve yetiştirmek için gereken umudu kazanıyorlar. annelik pratikleri, “kabul edilebilir ölüm” fikri sayesinde militer düşünceye mükemmel biçimde hizmet ediyor. şili’de santiago anneleri, orduya darbe yapması için cesaret verirken; arjantin’in plaza de mayo anneleri -artık büyükanneleri oldular- ordunun ‘kirli savaş’ına karşı çıktılar. anneliğe özgü düşünme biçimi, her iki yöne de kolaylıkla kanalize edilebiliyor: barışı korumak veya savaşı desteklemek. önemli olan bunlardan hangisinin tercih edildiği.
+
“kabul edilebilir ölüm” diyebileceğimiz bir annelik ethos’u vardır ki, onsuz hiçbir politik şiddet ve savaş mümkün olamaz.
+
irlandalı anneler -veya diğer anneler- niçin oğullarını silahlandırıp gururla, adeta neşe içinde savaşa göndersin? doğuranların “doğaları gereği” öldürmeyi ve savaşı daha az destekleyeceğini savunan anlayışa ne oldu?
+
ruddick, savaşların desteklenmesi söz konusu olduğunda “otoritenin tarafı”nı tutan kadınların çelişkisine değinir; bunu kadınların göreli politik güçsüzlüğüyle açıklar. kadınlar barışın korunmasına dair ahlaki görüşlerini bastırıyorlar, çünkü anneliğe ait değerlerin ve düşüncelerin kaale alınmadığı bir dünyada yaşıyorlar. genel düşünceleri nadiren sorulduğu için, kadınlar anneliğin sağladığı otoritelerinden feragat ediyor ve çocuklarını savaş makinesine teslim ediyorlar. böylelikle, kadınlar genel anlamda savaşlardan nefret etmelerine ve savaş politikasını hor görmelerine rağmen, yine de oğullarını orduya katılmaya zorlayabiliyorlar; çünkü “yasalar” öyle yapmalarını istiyor. burada kadınların eylemleri, uyum sağlama yoluyla bir çeşit ters “barışı koruma”yı temsil ediyor: “ortalığı karıştırma, sisteme karşı gelme, ‘adam’ ne derse onu yap, oğlum.”
http://www.feministyaklasimlar.org/wp-content/uploads/2013/04/Sayi5-3.pdf

organ kaçakçılığı ve organ nakli turizmi istanbul deklarasyonu
https://www.declarationofistanbul.org/images/documents/doi_2008_Turkish.pdf

gündelik hayat, iktidar ilişkileri ve etik kodların kesişiminde etnografik araştırma
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/451168

organ ticaretinin etik ve pratik sonuçları
http://www.msydergi.com/uploads/dergi/291.pdf

şiddet dili ve vicdan
+
şiddet kaygan – doğrusal olmayan, üretici, yıkıcı ve yeniden üretici- bir kavramdır. o, taklitsel büyü veya homeopati gibi taklitçidir. tek bilebildiğimiz benzer benzeri üretir. şiddet kendisini doğurur. bu suretle doğrudan şiddetin zincirlerinden, sarmallarından ve aynalarındanya da tercih ettiğim gibi- şiddetin sürerliliğinden bahsedebiliriz. biliyoruz ki karılarını dövenler ve cinsel suiistimalcilerin kendileri de genellikle, sanki alışılmışçasına dövülmüş ve suiistimal edilmişlerdir. terör, korku ve işkenceye dayalı baskıcı siyasi rejimler sonradan, diktatörleri yerinden eden aynı devrimci militanlar tarafından sıklıkla taklit kabilinden yeniden üretilirler. yapısal şiddet – yoksulluğun, açlığın, toplumsal dışlanmanın ve aşağılanmanın şiddeti kaçınılmaz olarak kişisel ve evcil şiddete çevrilir…
+
şiddet her şey ve hiçbir şey olabilir: meşru ya da gayrimeşru; görünebilen ya da görünmeyen; anlamlı ya da boşuna; keyfi ya da tamamen akılcı ve stratejiktir.
+
şiddetin kötü olduğunu bilmemize rağmen onu insan yaşamının ayrılmaz bir parçası ve zaman zaman büyüleyici kılan nedir?
+
şiddet çoğu hayvanın doğasında olan bir gerçeklik ve süreçtir. dolayısıyla doğuştan getirilen bir boyutu olduğu söylenebilir. ama hayvanlardaki bu eğilimin ne kadarı şiddettir; insan “şiddet” derken hayvanlardakiyle aynı şeyi mi kastetmektedir?
+
şiddet, bu göz ardı edilmesinden dolayı “paradoksal” denilebilecek bir niteliğe sahiptir. onu uygulayan için bu “şiddet” değildir ya da “meşrudur”; aksine onu tanımlayan mağdur ya da tanıktır. uygulayan onun “dilini” kurandır ama bu “dili” tanımlayan da kurbandır.
+
şiddetin kesinlikle etkileşimsel ve karşılıklı inşa edilen bir süreç olduğu ileri sürülebilir.
+
mekansal ilişkiler, gerek grup içi gerekse de bireyin hisleri ve psikolojisini kapsayan bir mahiyettedir.
+
sofsky şiddetin bireyler açısından olan karmaşık doğasına değinir. şiddet kolayca tanımlanabilecek bir niteliğe sahip değildir ona göre. ne genetik- biyolojik ne de ekonomik, ideolojik veya politik açıklamalar onu anlayamazlar ve anlamlandıramazlar.
+
mitscherlich‟e göre iki tür vahşet biçimi vardır. birincisi caninin zevk aldığı vahşettir ki buna “sıcak” vahşet adını verir, diğeri ise caninin doğrudan doyuma ulaşmasına neden olmayan bir vahşet biçimidir ki buna “soğuk” vahşet der.
+
sıcak caninin kontrol ya da tedavi edilmesi gerekir. o “barbar” ve “vahşi” sayılır. soğuk cani ise devlet adına çalıştığı için “uygardır”.
+
şiddet özelleştikçe, kişinin inisiyatifine bırakıldıkça barbarlaşır.
+
sorun insanın vicdanının olup olmamasından ziyade, şiddet ve vicdan arasındaki karmaşık ve dinamik ilişki ve etkileşimdir.
+
reemstma‟nın sıcak veya soğuk şiddeti, içinde yaşanılan toplumla birey arasındaki vicdan üzerinden tanımlanabilecek karşılıklı manipülasyon ilişkisiyle alakalıdır.
+
aijmer şiddet konusu üç düzen veya bağlam üzerinden ele alınmasını önermektedir. bunlar, imgelemsel, söylemsel ve etolojik düzendir.
+
bir insan içinde yaşadığı şiddeti kendine döndürürse ne olur? belki de, şiddetin dönüştürücülüğünün en fazla hissedildiği alanlardan birisi insanın kendisine uyguladığı şiddettir.
+
insanın kendi bedeninde açtığı yaralar, attığı çizikler, yaptığı dövmeler türünden sembolik içeriği de olan hamleler, insanın kendine yönelik vicdanının sınırlarını da zorladığı ve denetimini eline almaya çalıştığı eylemlerdir.
+
bedene verilmiş zararlar, konuşmak mümkün olmadığında deriye teslim edilmiş çığlıklardır… bedene başvurma sözün ve düşüncenin boşluğunun işareti, anlamın kaçmasıdır. sözcüklerle dile getirilemeyen şey kan ve acı dili olur.
+
birey hayatına ya da sorumlularına karşı bağırıp çağıracağı ya da acısını haykıracağı yerde kendisine karşı cephe alır.
+
şehit olarak cennetteki yerlerinin hazır olduğuna ve kendileri “şehit olurken” aynı anda birkaç israil vatandaşını “yok ettiklerine” inanmaları, buradaki şiddet dilini onlar açısından tamamen “kutsal” bir hale getirir.
http://oaji.net/articles/2014/501-1393880529.pdf

prehistorya‘ya giriş
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/162495/mod_resource/content/1/KONU%202.pdf

siyasal şiddet, terör ve terörizm kavramları
+
siyasal şiddet olgusu ise genellikle aşağıdan yukarıya (toplumsal) veya yukarıdan aşağıya (devlet şiddeti) olmak üzere gerçekleşen ve politikanın işlerliliği noktasında şiddetin kullanıldığı bir durumdur.
+
devlet şiddeti, yönetici elit tarafından bir etnik, ideolojik veya dinî gruba yönelik gerçekleşen keyfi şiddet uygulamasıdır ve devlet terörü olarak kavramsallaştırılmaktadır.
+
sonuç olarak terörün ve terörizmin dahi net bir tanımının olmaması, siyasal şiddetin kapsamını ve içeriğini belirsizleştirmekte, literatürde kavramsal açıklık noktasında eksikliğin olduğu gözlemlenmektedir.
+
siyasal şiddet eylemcisinin temel hedefi duyguları ve tutumları ele geçirmektir. amaç, toplum ve siyasi yönetim tarafında korku ve endişe oluşturmaktır.
+
siyasal şiddet hareketleri, vandalizm ile karıştırılmamalıdır. vandalizmde amaç doğrudan zarar vermektir. siyasal şiddette ise amaç şiddetin strateji olarak kabul edilmesidir.
https://www.nobelyayin.com/kitap_bilgileri/dosyalar/siyasal_siddet_blm_184859.pdf

siyasi söylemin araçsallaştırdığı toplumsal cinsiyet ve şiddet
+
toplumsal cinsiyetin kurguya dayalı yapısı ve toplumsallık inşasındaki yerine değinen bu tez çalışması, toplumsal cinsiyet kavramının analizi ile yola çıkmaktadır. toplumsal cinsiyetin siyasetin şiddet dili ve söylemiyle ele alındığı çalışmada, hukuk, siyaset ve şiddet bağlantısı açığa çıkarılmıştır.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET001544.pdf

radikalizm ve aşırıcılıktan terörizme: siyasal şiddetin araçsallaştırılması
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/594362

şiddet tekelinin tarihsel gelişimi ve bugüne dair notlar
+
devletin şiddet araçları üstündeki hakimiyetini ifade eden şiddet tekeli, modern devletin en belirleyici özelliği olarak görünmektedir. tarihsel süreçte onun aldığı biçimler, üretim biçimlerine göre değişmiştir.
+
şiddetin özel aktörlerce kullanımı, modern devletin doğuşuyla birlikte de devam etmiştir. fakat devletin kendi şiddet araçlarını inşa etmesiyle birlikte şiddet tekeli kurulmuştur.
+
küreselleşme olarak isimlendirilen süreç, devletin yapısını ve işlevlerini değiştirmektedir. bu değişimden, şiddet tekeli de etkilenmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/695363

terörün toplumlar üzerindeki sosyo-ekonomik etkilerine bakış: pkk terörü ve ağrı gerçeği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/17481

“özgürlüklerin şiddeti”nden “şiddetin özgürlüğü”ne: sosyo-hukuksal gelişimi içinde terör kavramına ulusötesi etik yaklaşım mümkün mü?
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2016-123-1566

kolektif siyasal şiddet analizine toplumsal hareketler teorisi yaklaşımı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/224736

ekonomik şiddet, gelir getiren kaynakların (meslek, mal, para) kadın üzerinde baskı ve kontrol aracı olarak kullanılmasını ifade eder.
+
zaten bu dünyada adam öldürmeyen hükümdar mı olurdu?
+
sarayda fiziksel ve cinsel şiddet siyaset geleneği ve kültürel referanslarla meşrulaştırılmıştır.
+
tarihi romanlar siyaset yapmanın en etkili silahıdır.
http://www.smartofjournal.com/Makaleler/1307594859_19_6.37_ID661_I%c5%9f%c4%b1k_1990-2008.pdf

kuzey avrupa’nın aristokrasisinin ve yükselen burjuvazisinin erotik şiddet sahnelerini talep etmelerindeki en büyük faktör, yine toplumsal cinsiyet hiyerarşisinden kaynaklanmakta olduğu görülmektedir.
+
kadının tecavüze uğraması, kocasına veya babasına karşı yapılmış bir mülkiyet hırsızlığı olarak görülmüştür.
+
resim sahnelerinde erkek tanrı ve kahramanların, kadınlara karşı uyguladıkları vahşi, kaba ve dayatmacı eylemler, barok dönemin dini, tarihi ve mitoloji konulu resimlerinin yanında en çok talep edilen bu erotik şiddet temalarıdır.
+
flaman ressamlar tarafından mitolojik figürler ile betimlenen söz konusu tecavüz sahneleri dönemin zenginleri tarafından aranan resimler arasında olmuştur.
+
beyaz at şiddet içeren bu kaçırılma olayına ve erkek gücüne ve zaferine vurgu yapmaktadır.
+
tecavüz sahneleri bir nevi vahşi bir hayvan avıdır.
http://kayit.asoscongress.com/files/G%C3%BCzel%20Sanatlar%20Tam%20Metin.pdf

hermann nitsch, otto müehl, günter brus ve rudolf schwarzkogler’den oluşan grup, estetik yaratıcılık ve ritüelleştirilmiş mizansenlerle fiziksel şiddetin önemini vurgulayan işler yapmışlardır. performansları, freudcu temalar, erotik şiddet, kan, sperm, ten ve vücut temasını sıklıkla kullanıldığı fizyolojik unsurlar içeriyordu.
+
body-art sanatçıları bedenlerini kullanarak ya da bedenlerine zarar vererek, özellikle de sekse ve şiddete her zaman düşkün olmuş medyanın dikkatini çektiler.
+
dennis oppenheim, ünlü performansı “ikinci dereceden yanık için okuma pozisyonu”nda sanatçı, göğsünde bir kitapla beş saat boyunca güneşlenmiştir. çalışma ironiktir, çünkü güneşlenmenin temsil ettiği dinlenme fikri, kendini tehlikeye atma, rahatsızlık, acı çekme ile yer değiştirir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/193416

savaştan dönen ve öfke nöbetleri ile uğraşan masson bu dönemde yaptığı resim konularında, mitolojinin tekrarlayan temaları, cinsel enerji, ölüm ve dönüşüm, paramparça figürler, şiddet, duygusal patlamalar, metamorfoz, erotik şiddet, ölüm ve kaosu çalışmıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/87021

ekspresyonizm sanat ansiklopedisi
http://digital.isikun.edu.tr/poster/NX600E9R5112005.pdf

kadınlara yönelik internet sitelerinde toplumsal cinsiyet ilişkilerinin analizi
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/14479/510258.pdf

afganistan’da şiddet ve terörün toplumsal arka planı
http://www.akademikortadogu.com/belge/ortadogu14makale/deniz_anbarli_bozatay_ismail_meric.pdf

gecekondulaşma ve çarpık kentleşme sorunsalının türk tiyatrosundaki yansımaları
+
kenti kelime anlamıyla düşündüğümüzde eski yunancada polis, kent anlamına gelmekteydi. polis ifadesi daha sonra, kentin yönetiminde söz sahibi olanların uğraşlarının tanımlanması amacıyla politika kelimesine dönüşmüştür.
+
hüseyin bal’ın aktardığına göre: “kent artık “şehir” değildir. şehir köyden göç eden toplulukların kurduğu görece “medeni” bir alana işaret ederken, kent, ardında 2500 yıllık tarihiyle bir kültürü ifade eder.
+
kentin ne olduğuna, nasıl olduğuna ya da olması gerektiğine; ideal kent diye bir şeyin olup olmadığına dair görüşler, farklı disiplinlerce çokça tartışılmış ve tartışılmaya da devam etmektedir.
+
giddens bu görüşe dayanarak, şehrin içinde yaşayanların geçim kavgası verirlerken yaptıkları birtakım düzenlemelerin farklı mahalleleri oluşturduğunu söylerken, şehri birbirinden ayrı ve karşıt toplumsal özelliklere sahip alanların bir haritası olarak görebileceğimizi belirtmektedir. ayrıca giddens, bu çatışmalı ortamın doğal yaşamdaki karşılığını, “şehirler, rekabet, istila ve yerini alma gibi -biyolojik ekolojide karşılıkları bulunan- süreçler yoluyla bir düzen kazanarak ‘doğal alan’ haline gelmektedir” sözleriyle özetlemektedir.
+
kuşbakışı olarak gördüğümüz şey, aslında bir ‘toplumsal ayrışmanın haritasıdır.
+
kişiler, fiziksel olarak yakın mesafelerde yaşıyor olsalar da, sosyal anlamda bu kişilerin bağları birbirinden kopuktur. wirth’in bir yaşam biçimi olarak ele aldığı kentlilik, bu özelliğiyle, kentli bireyi, ‘uzak, soğuk ve bezgin görünümlü’ olarak tanımlar.
+
kırda, yaşamın ritmi ve duyusal zihin hayal gücü çok daha yavaş, çok daha alışılmış ve çok daha düzgün akar. daha derinden hissedilen ve duygusal ilişkilere oturan kasaba yaşantısı karşısında, metropole özgü zihinsel yaşamın, karakteri bu bağlantıda kesinlikle anlaşılır hale gelir. kasaba yaşantısının ilişkileri, zihnin çok daha bilinçsiz tabakalarında köklenmişlerdir ve en rahat, müdahale edilmeyen alışkanlıkların sarsıntısız ritminde büyürler.
+
metropol insanı, “yüreği yerine beyniyle tepki verir. bu sayede, yükseltilmiş bir kavrayış, zihinsel ayrıcalık kazanmış olur. bu durumda da metropol yaşantısı, metropol insanında, yükseltilmiş bir kavrayışı ve aklın üstünlüğünü ön plana çıkartmış olur.
+
usanmışlık tutumu kadar, koşulsuz olarak metropole özgü başka bir fiziksel fenomen belki de yoktur. usanmışlık tutumu, başlangıçta, birbirine karşıt sinirsel uyarıların hızla değişmesinden ve sıkıca bastırılmasından kaynaklanır. bu durum ayrıca, özünde, metropol entelektüelliğinin zenginleşmesine de olanak sağlamaktadır. bu nedenle, ilk planda entelektüel olarak canlı olmayan aptal insanlar, genellikle gerçekten usanmış durumda değillerdir. zevkin sınırsızca peşine düşülen bir yaşam, kişiyi usanmış hale getirir; çünkü sinirleri, öyle uzun bir zaman için en güçlü tepkimeyi vermeye tahrik eder ki, sonunda sinirler hiçbir tepki vermez olurlar.
+
kentlerde kalabalıkların içindeki yalnızlık, insanları kentten, kalabalıklardan, başka insanlardan korkar hale getirmiştir. kentteki hayatı izlemek için kitle iletişim araçlarına yönelme başlamış; kentte bu olan-bitenin izlenmesi olanaksız korkutucu ortamın içinde yaşamak, belki de korkuya alışma içgüdüsü ile dedektif öykülerine, cinayet romanlarına, şiddet ve korku edebiyatına sürüklenilmesine yol açmıştır.
+
sennett, kenti basit bir şekilde şöyle tanımlar: “şehir, muhtemelen yabancıların bir araya geldikleri, insani bir yerleşim yeridir.” yaşamları birbirine yakın bu kadar yabancının bir arada olması halini sennett, bir aktörün tiyatroda karşılaştığı seyirci sorununa benzetmektedir:
+
yabancılardan ibaret bir ortamda, bir kişinin hareketlerine, açıklamalarına ve iddialarına tanık olan insanlar genellikle o kimsenin geçmişi hakkında hiçbir bilgiye sahip değildirler ve benzer hareketlere, açıklamalara ve iddialara ilişkin geçmiş deneyimleri de yoktur. şu halde, buradaki seyirci açısından, belli bir kişiyle ilgili deneyimine ait olmayan bir ölçüye dayanarak, o kişinin verili durumda inanılır olup olmadığı konusunda bir yargıya ulaşmak son derece güçtür. inancın dayanağı olan bilgi o anda var olan durumla sınırlı bir bilgidir. bu nedenle, inancın oluşması, bizzat o durumun içinde kişinin nasıl davrandığı, konuşmaları, jestleri, hareketleri, giysileri ve dinleme tarzına bağlıdır.
+
kente özgü durumlarda, genellikle bir yabancının davranışındaki gerçeklik payını ölçmemizi sağlayacak dışsal bilgiden yoksun oluruz; tiyatroda ise aktöre tamamen yabancısıymış gibi yaklaşırız ki, oynadığı rolde inandırıcı olsun… şu halde, bir yabancıya inanmak gibi, tiyatroda oluşan inanç da, o anki karşılaşmayı bilinebilir gerçekliğin sınırı olarak görme sorunudur. her ikisinde de seyirciler açısından dışsal bilgi söz konusu değildir; şehirde zorunluluktan, tiyatroda ise kural gereği.
+
yabancı ve aktörle ilintili olarak genel bir seyirci sorunu ile karşılaşan, bu sorunu ortak inanç kodlarıyla çözümleyen ve böylece toplumda ciddi bir kamusal alan anlayışı yaratan bir kentli toplumda insani ifade, kim yaparsa yapsın ya da kim kullanırsa kullansın, gerçek olan jest ve sembollere bakarak anlaşılacaktır.
+
kenti, sürekli parçalanan yapısıyla değerlendiren lefebvre; kent toplumunun da ‘şehrin harabeleri üzerinde inşa olduğunu’ belirtir.
+
tecrit süreçleri; şehri, birbirine değen fakat iç içe geçmeyen küçük dünyalardan oluşmuş bir mozaik haline getiren ahlaki mesafeler kurar. bu durum, insanların bir ahlaki alandan diğerine daha hızlı geçmelerini mümkün kılar ve aynı zamanda, bitişik fakat birbirinden oldukça farklı dünyalarda yaşamanın baş döndürücü ancak tehlikeli bir deneyimini teşvik eder. bütün bunlar şehre yüzeysel ve maceracı bir karakter verir; toplumsal ilişkileri karmaşık hale getirir ve yeni, birbiriyle uyumsuz birey tipleri yaratmaya meyleder
+
toplumsal ilişkilerin daha yakın ve yasaklara uymanın daha zorunlu olduğu daha küçük topluluklar içinde ise, kendilerini toplumsal faaliyetin ücra köşelerinde hisseden ve bireysel yeteneklerinin ve mizaçlarının normal ve sağlıklı bir ifadesini bulamayan, istisnai özellikleri olan bir sürü birey vardır… burada ‘ahlaki bölgeler’ olarak betimlenen yerlerin oluşmasını sağlayan sebepler ise kısmen kent yaşamının dayattığı kısıtlamalar ile ilgilidir.
+
gecekondu kelimesi sözlük anlamıyla, “acele ile yapılıvermiş, derme çatma yapı” olarak açıklanmaktadır. bu, ‘konduların’ bir gecede yapılıyor olması efsanesinin de etkisiyle, kelime gece-kondu olarak ortaya çıkmıştır. gecekonduların, gece vaktinde yapılması durumu, bu yapıların izinsiz ve kontrolsüz bir şekilde gerçekleştirilen yapılar olduğunun göstergesidir. bu haliyle gecekondular, ‘kaçak’ yapılardır.
+
‘gecekondulaşma’ kavramının da içerisine dahil edilebileceği, çarpık kentleşme kavramı, doğrudan bir ‘estetik’ sorunuymuş gibi algılanmaktadır. gözün herhangi bir şeyi algılarken, belirli bir düzen içerisinde görmediği şeyleri, ‘çarpık’ olarak nitelediğini biliyoruz. ‘çarpık’ kavramına kent düzleminde baktığımızda ise, ‘belirli bir planlamadan yoksun’, ‘düzensiz’ yapılaşmaların söz konusu olduğunu söyleyebiliriz.
+
kent açısından ‘düzenli’ olanın karşıtı olarak değerlendirebileceğimiz ‘çarpık kentleşme’ kavramı, mimari bir ‘sorun’ olarak karşımıza çıkmaktadır. ancak akyüz, kentsel estetikle ilgili yaptığı karşılaştırmalı çalışmasında, kentsel estetiğin sadece güzellik ve çirkinlik açısından değerlendirilmesini yetersiz bulmaktadır. akyüz, konuyla ilgili; “kentlerin, estetik açıdan kaliteli olması, inşa edilen mimarilerin görselliği ile değil; insan eliyle oluşturulan fiziksel çevre ve doğal çevrenin yani doğa ve yeşil alanlar, tarihi eserler, sosyal tesisler, konutlar ve bunları şekillendiren görsel öğelerin uyumu ile alakalıdır” demektedir. bu görüşten hareketle, kentleşmeyi ve çarpık kentleşmeyi, sadece görsel, estetiksel bir bakış açısıyla ele almaktan ziyade, bu düzensiz mekân sorununun sebeplerini anlamaya çalışalım.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000536.pdf

sağlıklı kentleşme süreci esasları
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/187159

modernizm, kentleşme ve türkiye
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/624447

tv’de şiddet
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1501904

atatürk’e göre, “milletler, gam-keder nedir bilmemelidirler. şeflerin görevi, hayatı neş’e ve şevk ile karşılamakta, milletlere yol göstermektir. bir kısım filozoflar, ‘mademki işin son ucunda ölüm vardır, o halde, hayat boştur, hiçtir’ demişler, kederlenip karamsarlaşmışlardır. bir kısmı ise, ‘mademki hayatın sonu sıfırdır, bari, hayatta iken şen ve neş’eli olalım’ demişlerdir.” atatürk, bir durum değerlendirmesi yaparak, “bu ikinci grup, daha doğru söylemiş olan mâkûl adamlardır. ben de kendi karakterim (seciyye) itibariyle, bu görüşten yanayım”, demiştir; ve, şunu eklemekte gecikmemiştir: “bütün insanlığı kendi şahsında gören kimse bedbahttır. bu hayatta memnun ve mes’ud olmanın, zevk ve sefânın şartı, kendisi için değil, kendisinden sonra geleceklerin varlığı, şerefi ve sa’âdeti için, ama, onlardan bir karşılık beklemeksizin, çalışmaktır. memlekete, millete, geleceğe hizmet budur.” bir başka demecinde ise, o, “hakîkaten, türk, fıtraten, şen şâtırdır”, demiştir.
http://www.akmb.gov.tr/templates/resimler/File/M.Turker_Kuyel_.pdf

karşılarına bir hasta , bir ihtiyar , bir cenaze çıksa hemen “hayat boştur” derler. fakat kendileri ve varlığın yalnız bir yüzünü gören gözleri boştur.
http://dushunce.az/files/documents/friedrich-nietzsche-boyle-buyurdu-zerduc59ft.pdf

umut aslında bütün kötülüklerin anasıdır çünkü insanın işkencesini uzatır.
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS02609.pdf

diyarbakır kent merkezinde barsak parazit prevalansı 2001
+
barsak parazitozları dünyanın hemen her bölgesinde, kalabalık ve alt yapısı bozuk olan yerlerde yüksek oranda görülür ve sıklığı; içme suyu kanalizasyon, altyapı, çevre koşulları vb sanitasyon düzeyi ile değişiklik gösterir. ülkemizde barsak parazitozları sorununun çözülememesinin nedenini, bu alanda yapılan çalışmaların multidisipliner bir anlayışla ve entegre bir biçimde yürütülememesinde aramak gerekir. bu çalışma diyarbakır il merkezinde yaşayanlarda barsak parazit sıklığını ortaya çıkarmak amacıyla planlanmıştır. diyarbakır yerleşim yerine ve şehir altyapı durumuna göre üç bölgeye ayrılmış ve toplam olarak 429 kişiden alınan dışkı örnekleri incelenmiştir. araştırmaya katılanların %39.4’ünde parazit bulunmuştur. incelenen 429 dışkı örneğinin; %16.9’ unda giardia intestinalis, %8.0’inde entamobea coli ve %5.2’sinde ise entamoeba histolytica saptanmıştır. 168 kişide toplam olarak 199 parazit kist ya da yumurtası saptanmış olup bunların 167’si (%83.9) protozoon, 32 tanesi (%16.1) helminttir.
+
fekal-oral (dışkı) yolla bulaşan hastalıklar gelişmekte olan ülkelerde önemli bir sorundur ve bunların bulaşmasını coğrafik, jeolojik, iklimsel, biyolojik, sosyal, kültürel ve ekonomik birçok faktör etkilemektedir. yurdumuzda en önemli fakat uygun koşullarda kontrol altına alınabilen enfeksiyon hastalıkları fekal-oral yolla bulaşan hastalıklardır.
+
nitasyon düzeyi ile değişiklik gösterir (2-5). who raporlarında dünyada 1 milyar kişinin ascaris lumbricoides ile enfekte olduğu ve barsak tıkanmaları nedeniyle yılda 1550 kişinin öldüğü bildirilmektedir.
+
parazit hastalıkları ile savaşım, koruyucu hekimlik alanını kapsayan zorunlu bir etkinlik olmasının yanı sıra insan kaynağımızın gelişmesine de katkıda bulunacak yaşamsal bir görevdir.
+
diyarbakır birçok yöremizde olduğu gibi altyapı sorunlarının henüz bitirilemediği illerimizden biridir. yakın zamanda yaşanan yoğun göç, yetersiz olan kanalizasyon ve altyapıyı daha da yetersiz hale getirmiştir. şehirde yaşanan sık su ve kanalizasyon şebeke arızaları, su kesintisi fekal-oral yolla bulaşan hastalıkların artmasına, hatta zaman zaman su kaynaklı salgınların yaşanmasına neden olmaktadır.
https://jag.journalagent.com/turkhijyen/pdfs/THDBD_59_1_7_12.pdf

bir araştırma için öğrenciler, mavi kanatlı morpho kelebekleri ile bir kontrollü deney yapmışlardır. bu kelebekler, genellikle bozuk meyve ve çürümüş mantarlarla beslenirken jakamar kuşları tarafından avlanır.
http://odsgm.meb.gov.tr/kurslar/pdf/ornek/2021/02_SUBAT_SAYISAL_ORNEK_SORULAR_63358.pdf

doktorlar ve ana-babalar hastanelerde, «tanrıcılık rolünü veya oyununu» oynamaktadırlar.
+
teşekkür ederim modern tıp ve allah seni kahretsin modern tıp.
+
teknolojik keşifler aynı zamanda ekonomik bozukluklara da
neden olmaktadır.
+
dünyadaki hızlı gelişmeler endüstriyel ve endüstri sonrası ülkelerin hızlı teknolojik
gelişmeleri ve aşırı nüfus artışı sonucu doğanın dengesi bozulmakta bu da çeşitli ekolojik sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
+
yeraltı su kaynakları gittikçe bozulmaktadır. bilim adamlarının görüşlerine göre eğer yeraltı suları bir kere kirlenirse bunları temizlemenin imkanı olmadığı gibi, bu kirlilik sonucu insanlık ve doğal çevrede tamiri olanaksız hasarlar meydana gelecektir. örneğin, canlılar üzerinde yoğun zehirlerımeler, kanser ve doğum sakatlıkları bunlar arasında en önemlilerindendir.
+
modern teknoloji atmosferi kirlettiği gibi uzayı da kirletmektedir. bilindiği gibi bugün uzayda uçan, tesbit edilebilen 15.000’den fazla cisim bulunmaktadır, bunların ancak 235’i belirli amaca yönelik olarak kullanılan uydulardır. gerisi uzay çöplüğü olarak nitelenen bozuk uydular, roketler, patlayan veya yörüngeden çıkan uzayaraçları parçaları, yakıt tankları vs.dir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/798208

her insan» beynindeki hücrelerin birbirleriyle bağlantı kurma derecesine ve düzeyine bağlı bir kişiliğe sahiptir. bu bağlantı sistemindeki bozulmalar oranında» kişilik değişimlerine uğrar,. örneğin: beyinin bir parçası devre dışı bırakılınca (kaza sonucu, ameliyatla, vs.) yaşamını yine sürdürülebilir, ama düşünce, ve davranışlarında büyük değişiklikler olur.
sağ ve sol. beyin yarılan arası iletişim, sistemi kesilip,, kişilerin sağ ve sol. beyin yanlarına, ayn ayn hitap edilmesi durumlarında, insanın farklı hücresel kişilikleri ortaya çıkar, örneğin: kişiye, “kimi sevdiği’ ‘” sorulduğunda, beyin sağ yansı “a.’yı” sevdiğini söylerken, sol beynin. “b'”yi” sevdiğini, iddia edebildiği saptanmıştır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/960959

dünyaya ilişkin varsayımlar ölçeği geçerlik ve güvenirlik çalışması: ön çalışma
https://www.psikolog.org.tr/tr/yayinlar/dergiler/1031828/tpy1301996120080000m000155.pdf

besinlerin üretim, işleme, depolama, hazırlama, pişirme ve tüketimlerine kadar geçen süreçte izlenmesi gereken sağlıklı (hijyenik) koşulların sağlanmaması, çeşitli nedenlerle kirlenmesi;
• besin kayıplarına,
• besin kalitesinin bozulmasına,
• besin zehirlenmesi ve diğer sağlık sorunlarına,
• ekonomik kayıplara neden olur.
https://akademik.adu.edu.tr/myo/cine/webfolders/File/ders%20notlari/gida%20guvenligi.pdf

yurtseverlik: doğa insanından toplumsal insana özgürlük ve eşitlik
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/697140

bir dayatma halini alan mutluluk talebi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/409515

insan haklarının filozofik temelleri
http://www.bingol.edu.tr/documents/%C4%B0nsan%20Haklar%C4%B1n%C4%B1n%20Filozofik%20Temelleri%20(Dipnot%20metinde).pdf

türkiye’de ağaçlandırma çalışmalarının önemi çok geç anlaşılmıştır. cumhuriyetten evvelki devrelerde tanzimatın ilanına (1839) kadar, hatta orman nizamnamesinin ilk çıktığı 1870’e kadar osmanlı imparatorluğu devrinde ağaçlandırma konusunda esaslı bir karar ve uygulamaya rastlanmaz.
https://ormuh.org.tr/uploads/docs/Agaclandirma%20Teknikleri.pdf

hemşireler dünya sağlığında öncü bir ses
https://2020.icnvoicetolead.com/wp-content/uploads/2020/05/IND2020_Toolkit_TURKISH.pdf

yapılan araştırmalarda, toplumun obez ve aşırı kilolu bireylere olumsuz, ayrımcı, küçümseyici ve ön yargılı bir gözle baktıkları, sağlık personelinin bile obezlerin tembel, aptal ve değersiz olduğunu düşündüğü görülmüştür.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/474532

toplumsal cinsiyet rolleri ve kalıp yargıları bağlamında kadının medyada metalaştırılması
+
washington post, haber sunumlarının çekici kadınlara verilmesinin şaşırtıcı olmadığını vurgulamıştır.
+
eğer paula zahn, biraz da güzel bir hatun olduğu için orada olduğunu bilmiyorsa, kendini harikalar diyarında zannediyor demektir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1036437

türkiye sağlık coğrafyası literatürünün değerlendirilmesi
+
tıbbi coğrafyanın babası olarak görülen jacquies may’ın sağlık coğrafyasına kazandırdığı iki önemli eseri vardır: “medical geography: ıts methods and objectives (1950-54)” ve “the ecology of human disease (1958)”adlı eserleridir. “medical geography: ıts methods and objectives (medikal coğrafya metodu ve amaçları)” adlı eserinde hastalığın yalnızca zaman ve mekânda çeşitli faktörler çakıştığında ortaya çıkan çoklu bir fenomen olduğunu ifade etmiştir.
+
dünyanın farklı yerlerinde hastalıkların meydana gelmesinde etkili olan coğrafi çevre faktörleri ile hastalıklar arasındaki ilişkileri incelemiştir.
+
sağlık coğrafyası hakkında bilinen ilk çalışmalardan biri doktor john snow tarafından yapılan çalışmadır. snow, 1854’te londra’nın soho mahallesi’nde yaşamakta ve o yıllarda ingiltere’nin pek çok noktasında kolera salgını nedeniyle ölüm olayları görülmekteydi. bu salgınların en ağırlarından biri de snow’un evinin bulunduğu soho’da ortaya çıktı. ilk üç gün içerisinde yüzden fazla (127) kişi hayatını kaybetti. 31 ağustos’ta başlayan salgın, 10 eylül’e kadar 500 kişinin canını aldı. snow, salgında ölenlerin yerini (adreslerini) bir harita üzerinde işaretlemeye başladı. her ölüm için bir siyah çizgi (ya da nokta) kullanarak konutta kaç kişi öldüğüne göre çizim gerçekleştirdi. bu haritalama sayesinde, mahalleye su sağlayan pompaya (kuyuya) en kolay erişime sahip caddelerin en yüksek ölüm oranlarını yaşadığını ortaya koydu (snow, 2002). bu haritanın oluşturulması sayesinde snow bölgedeki kolera salgınını engelledi. oluşturulan harita etkili veri görselleştirmesinin en iyi örneklerinden biridir diyebiliriz.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1090167

ülkelerin sağlık planlamasında tıbbi coğrafyanın yeri
+
coğrafya, bölgelerin hem anatomisi hem de fizyolojisidir.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/20993.pdf

cinsiyet ve coğrafya
+
yirminci yüzyılın ortalarına kadar kadın imgesi, yaygın olarak biyolojizmin çerçevesini çizdiği “iyi bir eş ve sevgi dolu bir anne olma” üzerinden yüceltildi.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/120283/mod_resource/content/0/1%20Feminizm_Feminist%20Co%C4%9Frafya%20Arkaplan%20ve%20Temel%20Kavramlar.pdf

dünya yapan insanlarla doludur: ne olduklarını yaptıklarıyla ifade eden ama ne olduklarının yanı başında duran bir bilgi üretmeden ‘yapamayan’ insanlar. (…) büyüsü bozulmuş dünyada, artık paradoksa ait yeni büyüleyiciliğin temsilcisi bilim ve doxa olur. bütün bu ne yaptığını yanlış bilen pratikler (…) daha önce retorikçinin ve sofistin silahı olan şeyi dünyanın düzyazısına kaydederler.
+
peki siyasal olan nedir? ranciere, siyasalın ikili bağlamı arasında net bir ayrım koyar: “siyasal olan ayrı türden iki sürecin karşılaşmasıdır. birincisi hükümet sürecidir. cemaat halindeki insanların bir araya gelişini ve rızalarını örgütlemekten ibarettir ve temelinde yerler ile görevlerin hiyerarşik dağılımı vardır. bu sürece polis adını vereceğim”. ve ekler: “ikincisi eşitlik sürecidir. herhangi birisinin herhangi bir başkasıyla eşit olduğunun varsayılması ve bu eşitliğin doğrulanması kaygısının kılavuzluk ettiği pratiklerin oyunundan ibarettir”.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/149770

modernizmin tanımlayıcı özelliklerinden özcülük ve indirgemecilik bağlamında hem kemalist feministler hem de islamcı feministler modernizmin indirgemecilik özelliğiyle örtüşürken, özcülük öz elliği bağlamında yalnızca islamcı feministlerin özcü, biyolojist ve natüralist olduğu görülmüştür. kemalist feministler modernizmin özcülüğüyle bağdaşmazlar.
+
biyolojist ve natüralist anlayış, kadının ikincilleştirilmesi amacı doğrultusunda bir argüman olarak kullanılmıştır.
+
kadınlar, niteliği verilmiş, evrensel ve genellikle önemli olmayan bir şey olarak görülür. terim genellikle natüralizm ve biyolojizmi koşullu olarak birbirine bağlar.
+
cinsiyet ve coğrafya biyolojizm, kadınları karakterie eden temel niteliklerin biyolojik kapasiteler üzerinden tanımlandığı bir özcülük biçimidir. biyolojizm; kadınların fiziksel olarak erkeklerden güçsüz olduğu, bu yüzden, kadınların, biyolojik doğalarından dolayı, erkeklerden daha duygusal olduğu varsayımına dayanır. bu bakımdan, kadınların toplumsal ve psikolojik kapasitelerini biyolojik olarak kurulmuş sınırlara göre kısıtlama çabasındadır. bu anlayışa göre biyolojinin kimlik için değişmez bir temel oluşturduğu varsayılır, biyolojik karakteristiklerden kadınlar için kalıcı bir toplumsal sınırlama oluşturulur. biyolojizmin özünü, erkekler ve kadınlar arasındaki doğal benzerliklerin ötelenip; biyolojik, anatomik farklılıkların öne çıkarılması oluşturur.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/46022.pdf

toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve coğrafyalar
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/120311/mod_resource/content/0/9%20Toplumsal%20Cinsiyet%20ve%20Mekan.pdf

kadın sünneti: kültürel dayanakları ve yol açtığı sorunlar
+
kadın sünneti geleneğinin ortaya çıkışı ve yayılması ile ilgili diğer bir husus da ekonomik ve coğrafi şartların oluşturduğu zemindir.
http://www.ekevakademi.org/Makaleler/990402416_21%20Senem%20SOYER.pdf

insani gelişme raporu
2019
http://www.hdr.undp.org/sites/default/files/hdr_2019_overview_-_turkish.pdf

kadın sünnetinin alt üriner sistem semptomlarına etkisi ve hemşirelik bakımı
https://jag.journalagent.com/androloji/pdfs/AND_22_4_226_232.pdf

kadın sünneti: etnomerkezci önyargılardan kültürel dinamikleri dikkate alan bir yaklaşıma doğru
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/95806

kadına yönelik şiddetin bir boyutu:
somali’de kadın sünneti
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET001427.pdf

türk mitolojisi ve halk şiirinde “sarı/kızıl öküz” inancı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/173056

osmanlı minyatürlerinde ve batı güzel sanatlarında evrenin yaradılışı miti
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/275408

öküz sözcüğü üzerine
https://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2019/12/1_Hatice-%c5%9eirin-_-%c3%96K%c3%9cZ-S%c3%96ZC%c3%9c%c4%9e%c3%9c-%c3%9cZER%c4%b0NE-_14.pdf

“oğuz” sözcüğünün kökeni üzerine yeni düşünceler
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/990018

oğuz adının anadolu ağızlarındaki anlamları üzerine
http://ibu.edu.mk/turkishstudies/wp-content/uploads/2019/04/4G%C3%B6k%C3%A7eAziz_sos-37-47.pdf

bir osmanlı devlet adamının yaratmaya çalıştığı ticarȋ ağ: öküz mehmed paşa vakfiyesi ve düşündürdükleri
http://tdtts.deu.edu.tr/wp-content/uploads/2018/02/BIR-OSMANLI-DEVLET-ADAMININ-YARATMAYA-CALISTIGI-TICAR__-AG.-OKUZ-MEHMED-PASAVAKFIYESI-VE-DUSUNDURDUKLERI.pdf

kıyamet kop- üzerine
https://silo.tips/download/kiyamet-kop-zerne

kırgızlarda su alıp götürsün diye dilek dileyip hasta ya da korkmuş kişinin başının etrafında su çevrilen ve su saçılan bir gelenek bulunmaktadır. böylece kırgızlar, çevrilen ve saçılan su ile hastalıkların ve belaların yok olacağına inanırlar.
http://www.yyusbedergisi.com/imagesbuyuk/cdaa8%C3%B6zel%20say%C4%B1%20son.pdf

şamanların hastalarını iyileştirmek için çeşitli hayvanları kurban ettiği çeşitli anlatılarda karşımıza çıkan bir gerçektir. kurban edilen hayvanlardan bir tanesi de boğadır.
http://www.istanbulturkocagi.org/kullanici/goruntu/bilgiler/el/pdf/tonyukuk_sempozyumu_2020.pdf

kadınların kent hakkı: bütün köşebaşlarını istemek
https://www.tesev.org.tr/wp-content/uploads/rapor_Kadinlarin.kent_.hakki_.butun_.kosebaslarini.istemek.selda_.tuncer1.pdf

türkiye yüz yıl değil, sekizyüz yıl geriye gitti…
ömer hayyam şu dizeleri sekizyüz yıl önce yazdı çünkü:
ırmaklarından şaraplar akacak diyorsun cennet-i ala meyhane midir?
her mümine iki huri diyorsun cennet-i ala kerhane midir?
hayır hayyam hayır, sekizyüz yıl değil, daha da geriye gitti…
her mümine iki huri senin zamanındaydı…
şimdi iki değil yetmişiki…
erkeğin motoru buna yeter mi diye soranlara da mollanın cevabı hazır:
-yetmişiki huriyi bağışlayan allah, erkeğe motoru da verir!
+
cennet-i ala bir kerhane midir, diye mi soruyorsun?
mustafa kemal çanakkale’de şehit olmaya hazır askerlerine böyle bir şey vadetmemişti…
suriye’de ve ırak’ta ölenlere vadediliyor bu şimdi…
kürt öldürmeye giderken ölenlere…
ölmeyenler gazi…
ölenlere huri!
dünyanın halini anlata anlata mürekkep tükendi…
http://www.afrikagazetesi.net/Afrika-Arsiv/Yil/Arsiv%202017/Ocak%202017/20%20OCAK%202017.pdf

katran kazanlarım kaynıyor dersin
durmazsın mizanda kimi tartarsın
her adama kırk tane kız verirsin
acep cennet-ala kerhane midir?
âşık ali izzet
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/183472

bu si..ş eş’ārını ecrî dediñ kerħānede
demedik küçük büyük śıbyānı …dik śaġladıķ
(ecrî, bu si.iş şiirlerini genelevde dedin, küçük büyük demedik, çocukları …tik (onlara) sahip olduk.)
+
ecriyā ġāfil mebāş merdūm-ı rind-i süħen
bu fenā kerħāne-i devrāna etmez imtizāc
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/22437b9543fa36b43250f79bb0b8c31a.pdf

yoğurdun öyküsü, probiyotiklerin tarihi
http://www.cshd.org.tr/uploads/pdf_CSH_488.pdf

bir probiyotik olarak kefir’in günlük besin desteğinden yoğun bakımda kullanımına uzanan öyküsü
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1261865

ateist ve teist perspektiften insanın yaratılışı ve düşünce özgürlüğünün doğuşu
+
özgür düşünce insanın yaratılışından kaynaklanır ve özgür düşüncesini koruyabilmesi için insanın doğal, ekonomik, tarihsel ve biyolojik şartlardan kendisini kurtarması gerekir.
+
maddenin ve doğanın şekillendirdiği insan: materyalizm ve natüralizm
materyalizm, insanın özünü maddenin özünden sayarak insanı, doğa ile bir tutmaktadır. ne de olsa insan, doğada evrimleşmiş bir varlıktır. bu noktada doğa ile hemcins olup sadece madde olmakla sınırlandırılmış insan, kendini de doğada yani, bu dünyada yalnız hissetmez.
+
biyolojinin şekillendirdiği insan: biyolojizm
biyolojizm akımına göre biyolojik durumumuz, irademizin dışında (!) biz insanları şekillendiriyor. biyolojizm’de insan, kendi biyolojik özelliklerinin bilinçsiz bir oyuncağı durumundadır.
+
erzurumlu ibrahim hakkı, söz konusu eserinde insan davranışlarının ve ruhsal durumların beden tipleriyle doğrudan bir ilişkisi olduğunu ifade etmiştir.
+
erzurumlu ibrahim hakkı’ya göre; “boyu uzun olan, güzel ve sade dilli olur. boyu kısa olanın pek hilesi vardır. boyu orta olan, akıllı ve hoş huylu olur. saçı sert olan, akıllı ve atılgan olur. saçı yumuşak olan, aptal ve arsız olur……
+
toplumun ve ekonominin şekillendirdiği insan: sosyalizm ve kapitalizm
bazı sosyologlar, insana ait olan sıfatlar ve özelliklerin insanın özünde bulunmadığını ifade ederler. ayrıca insanın şahsiyetini de bizzat toplumdan aldığını savunurlar.
+
bireyi ekonomik manada şekillendiren bir diğer akım ise kapitalizmdir. kapitalizm, sosyalizmin aksine teorikte kamu diye bir şeyin varlığını yok sayar ve toplumu, belli bir sayıdaki münferit insanlartopluluğu olarak kabul eder.
+
tarihin şekillendirdiği insan: historizm
historizme göre insan, bağlı olduğu tarihsel süreç içinde şekillenmiştir. yani bireyin, kendi iradesinden ziyade tarih, bireyi adeta kendi istediği gibi oluşturabilmektedir. bireyin kendisinde var olan mevcut özellikler, aslında tarihin ona verdiği özelliklerdir.
+
insan, bazı fikirleri benimsiyor ve belli konularda inandığını dile getiriyorsa ya da söz konusu fikirlere karşı çıkıyor ve onlara inanmadığını dile getiriyorsa bu insan, düşüncesinde özgürdür. insanın bu özgürlüğü, hiç kuşkusuz onun yaratılışında mevcuttur. çünkü özgür insan, diğer canlıların tersine kendi fıtrat ve içgüdüsünün aksine hareket eder ve iyi ya da kötü olmayı kendi seçer. bu da bize en büyük insani değerin, hiç kuşkusuz yaratılışıyla ortaya çıkan özgür iradeye sahip olma olduğunu gösterir. konuyu teist perspektiften ele aldığımızda cennette melek olarak rahat bir şekilde yaşayan insan (adem), kendisine yasaklanmış meyveyi yiyerek meleklere göre allah’a dahi isyan ediyor. böylece melek olmak yerine özgür düşünen bir insan olmayı tercih etme durumunda kalıyor. bu yüzden insanın yaratılışından kaynaklanan özgür düşüncesini koruyabilmesi için doğal şartların hegemonyasından (naturalizimden, materyalizmden), ekonomik şartların aracı olmasından (sosyalizmden, kapitalizmden), tarihin kendisini şekillendirmesinden (historizmden), biyolojik özelliklerin etkisinden (biyolojizmden) kendisini mutlaka kurtarmalıdır. insan, ancak bu şekilde özgür düşünceye ve özgür iradeye sahip olarak yaşamını sürdürebilir.
https://core.ac.uk/download/pdf/270264927.pdf

peyzaj – coğrafyacı alexander von humboldt (19.yy)
peyzaj; kendine özgü ekolojik karakteristiklere sahip bir ekosistem kısmını veya çeşitli ekosistemleri içine alan bir mekan birimidir.
ekoloji – biyolojist ernst haeckel (1869)
ekoloji; canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkileri inceleyen, çalışan ve araştıran bilim dalıdır.
peyzaj ekolojisi – biyocoğrafyacı carl troll (1938)
peyzaj ekolojisi; peyzaj içindeki ekosistemlerin veya bir ekosistemin belirli bir kısmının yapı ve fonksiyonlarını coğrafik ve ekolojik görüş açısından inceleyip araştıran disiplinlerarası bir bilim dalıdır.
https://avesis.istanbulc.edu.tr/resume/downloadfile/ulusay?key=62808fc8-095e-4b87-ac58-d62edc02586a

ilimlerde prensip ve müşahede
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4377

buğdayın akdeniz’deki yolculuğu
https://www.izmeda.org/yayimlar/dosyalar/Bugdayin_Akdenizdeki_Yolculugu_Dizgi_Web.pdf

tüketim algısındaki değişim: kitle iletişim araçları ve tüketim ilişkisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/384823

susan glaspell’ın önemsiz şeyler’inin önemi
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/13/191/1490.pdf

işe ilk başladığında genç doktor ve hemşireler birbirlerini eşit görürlermiş, herkes ekibin bir parçasıymış. aralarındaki doktorlar, kendilerini tanrı yerine koyan despot uzman doktorlara benzememeye yeminliymiş.
https://turuz.com/storage/her_konu-2019-7/6354-Insanlighin_Mehrem_Tarixi-Theodore_Zeldin-Elif_Ozsayar-1994-482s.pdf

özgürlüğün en yüce değer olduğunu savunuyorsan, neden bir yuva kurup başına dert açasın ? hazcı bir toplumda ahlaka ne gerek var? tanrı öldüyse, evren bir kerhane olmuş demektir ve bundan geberene kadar faydalanmak gerekir.
https://dergipark.org.tr/en/download/issue-full-file/41293

insan sinir sistemindeki bazı düzensizliklerin, hava savunma toplarının otomatik kontrolünü yapan elektronik sistemlerdeki düzensizliklere benzediği görülmüştür.
+
biyolojist ve fizyolojistlerin çizdikleri, insan sinir sistemini temsil eden diyagramların, elektrik devrelerine ait diyagramları andırdığı yine bu ilim heyetinin çalışmaları sonunda ortaya çıkmıştır.
https://www.emo.org.tr/ekler/7aeed74714116f3_ek.pdf

can başkent’e bilimsel bir cevap
+
biyolojizm feminizme ne vaat ediyor?
+
başkent’in biyolojik feminizmden kastı ise, biyolojizmin cinsiyet kurgusunu kabul eden ve politik gündemini buna göre düzenleyen bir feminizmdir.
+
erkeklerin kadınlar üzerindeki toplumsal hâkimiyetlerini, cinsler arasındaki doğal farklara değinerek haklı çıkarma çabası uygarlık tarihi kadar eski.
+
modern biyolojinin bu inançlar üzerinden hareket etmesi ve kadınların toplumsal koşullarını bedenlerine indirgeyerek, patriyarkanın elini güçlendirecek belirlenimci cevaplar vermesi de şaşırtıcı değil.
+
can başkent, mesele’nin 36. sayısında yayınlanan “biyolojik feminizm” başlıklı makalesinde, “standart feminist literatürün ciddiye almadığı”, kadın ve erkeklerin farklı beyin ve hormon yapılarını inceleyen araştırmalardan örnekler vererek, kadınların matematik içeren bilimlerdeki “başarısızlığını”, onların beyinlerinin bu “parkurda” daha az gelişmiş olmasına bağlıyor.
+
sözde-bilim: biyolojik cinsiyetçilik öncelikle “biyolojik feminizm” kavramını ele alalım. biyolojizm, insan davranışını belirleyenin biyoloji olduğunu ileri sürer ve cinsiyet farklılıklarına (ve diğer eşitsizlik biçimlerine) dair biyolojik açıklamalar getirmeye çalışır.
+
bu kurguya göre, erkekler doğaları gereği agresif, cinselliğe yatkın; kadınlar ise anaç ve pasiftir.
+
başkent’in yazısındaki “bilimsel” argümanların hepsine kapsamlı cevaplar vermek mümkün.
+
kadınlık ve erkeklik normları yaratma yolunda brizendine, erkeklerin matematiğe, kadınların ise dile yatkın olduğu klişesini kanıtlamak için, bir kadının günde ortalama 20 bin, erkeğin ise ortalama 7 bin kelime kullandığını öne sürüyor.
+
23 yaşındaki erkeklerin yüzde 85’inin her 52 saniyede bir, kadınların ise günde bir kere seks hakkında düşündüğü iddiaları da aynı sahtekârlıkla malul.
+
cinsiyet hormonlarının cinsler arası farklılık gösteren anatomik ve fizyolojik özelliklerin gelişiminde rol oynadığı kabul gören bir olgu.
+
“biyolojik feminizm” ise feministlere, “yavan bir küçük burjuva hayali” olarak anılmamak için, cinsiyet farklılıklarını mutlaklaştıran, patriyarkanın elini güçlendiren kadınlık ve erkeklik rollerini “doğal” kabul etmeyi öğütlüyor.
+
daha bu sabah -ve aslında her sabah- dolmuşta bacaklarını iki yana açabildiği kadar açan erkeklerin yanında otururken, bacaklarımı birbirlerine değdirerek oturmam gerektiği terbiyesini nasıl edindiğimi düşündüm -tekrar tekrar-.
+
bacaklar yürümek için değil namusu korumak için kullanılır ergenlik döneminde. öyle ki pantolon giyilse de giyilmese de artık iki bacak birbirlerine kavuşmak için oturmayı sabırsızlıkla bekler olur.
http://www.sosyalistfeministkolektif.org/wp-content/uploads/Feminist_Politika/fp_sayi_06.pdf

kaos ve atmosfer
+
bir akarsuda yüzen yaprağın davranışını dikkate alalım. yaprak, hareketi sırasında bir girdaba yakalandığında girdabın çevresinde bir süre tur atar. girdaptan kurtulan yaprak, bir sonraki girdaba yakalanıncaya kadar yolculuğuna kaldığı yerden devam eder. yaprağın konumundaki çok küçük bir değişiklik, onun gelecekteki davranışını tamamen değiştirir. çok küçük değişimlerin daha büyük değişimlere yol açması kaosun en belirgin özelliğidir. bazen damlayan bir muslukta ve bazen de insan kalbinin atışında olmak üzere kaos doğada her yerde karşımıza çıkar.
+
belli koşullar altında insan kalbinin atışı kaotik bir davranış ortaya koyar. kalbin atış hızı, ritmik aktiviteyi kontrol eden organ tarafından denetlenir. ancak bazı durumlarda bu organ ile kalbin uyumlu çalışmaması nedeniyle kalp atışları arasında birini takip eden uzun ve kısa boşluklar ortaya çıkar. daha ekstrem koşullarda ise kalp atış ritmi düzensiz bir hal alır. kalbin herhangi bir atışının zamanlamasında meydana gelen çok küçük bir değişiklik, bir sonraki kalp atışında büyük bir değişikliğe neden olur. kalp atışları kaotik bir hale gelir ve yaşamı tehdit eder. bu örnek, düzenli bir davranışın başlangıç koşulları değiştiğinde nasıl kaosa dönüştüğüne ilginç bir örnektir.
+
kaos sürekli bir kararsızlıktır. kararsızlık çevremizin ve kültürümüzün bir parçasıdır. günlük yaşamda sıklıkla kullanılan “bıçak sırtında olmak”, “bardağı taşıran son damla” gibi deyimler kararsızlık ifade ederler.
https://web.itu.edu.tr/~kkocak/kaospdf.pdf

kanama ve kanamaların kontrol altına alınması
+
kanama, tartışmasız, belli başlı acil sorunlardan biridir. kanama mutlaka kısa sürede belirlenmeli ve ciddiyeti değerlendirilerek, kontrol altına alınmalıdır. kanın damar dışına çıkmasına kanama (hemoraji) denir. iç ve dış kanama olmak üzere ikiye ayrılır.
+
iç kanamalar gözle görülemediklerinden, belirlenmeleri ve en kısa zamanda hastaneye ulaştırılmaları önemlidir. halbuki dış kanamalar gözle görülebilir ve durdurulma yöntemleri ile kontrol altına alınabilirler. kanama başlangıçta halsizlik yapar, eğer kontrol altına alınmazsa şok ve ölüm gelişebilir.
http://www.anadoluissagligi.com/img/file_769.pdf

van gölü çevresinde yaşayan martılarda (larus michahellis, naumann 1840) bulunan çiğneyici bit (phthiraptera) türleri
+
10 hasta ve 5 yeni ölmüş martı incelenmiş ve 15 martının 11’inde bit enfestasyonu tespit edilmiştir. enfeste martılardan toplam 88 bit toplanmış ve toplanan bitler %70’lik alkol bulunan şişelere konulmuştur.
+
yeryüzünde kuşlar üzerinde yaşayan 4000 bit türü rapor edilmiştir. türkiye’deki kuşlarda parazitlenen 95 çiğneyici bit türü rapor edilmiştir.
http://vfdergi.yyu.edu.tr/archive/2013/24-3/2013_24_(3)_117-121.pdf

kaos kuramının yönetici hemşireler açısından önemi
https://jag.journalagent.com/shyd/pdfs/SHYD-07742-REVIEW-SIMSEK.pdf

kaos: örgütler için bir risk mi yoksa bir fırsat mı ?
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/389802

https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/70335/mod_resource/content/0/D1-SAVA%C5%9E%252C%20%C5%9E%C4%B0DDET%20ve%20G%C3%96%C3%87LER.pdf

kant’ın kozmopolitanizminin antropolojik kökenleri
https://www.pasajlardergisi.com/wp-content/uploads/2021/01/Sayi-6-Ozlem-Duva.pdf

kozmopolisten küreselleşen dünyanın devletine
https://avesis.ebyu.edu.tr/dosya?id=3a5d1472-d662-404c-9831-040f5f7defc2

kant’ta barış düzeni, dünya vatandaşlığı ve ötekiler: modern kozmopolitizm düşüncesinin temelleri üzerine bir inceleme
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/553871

marx’ın ekolojisi – materyalizm ve doğa
http://alternatifpolitika.com/eng/site/dosyalar/arsiv/Subat2016-Sayi1/16.pdf

kant’ın ebedi barış fikrinin temellendirilmesi
http://acikerisim.kirklareli.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/20.500.11857/284/10043805.pdf

öteki kavramı bağlamında radikal demokrasi üzerine
+
kadınlar, doğulular ya da lgbtti bireyler gözetlenerek denetim ağları aracılığı ile nesneleştirilir. iktidar heteroseksüel evliliği ahlaki olan evlilik biçiminin ölçütü olarak pekiştirir ve toplumsal normlarla desteleyerek bunu tek meşru cinsellik biçimi olarak dikte eder. bu yolla heteroseksizmin dışında kalan bireyler öteki olarak inşa edilir.
+
tüm batı metafiziği derrida’ya göre, mezkur ikiliklerden birincileri imtiyazlı kılmış (vurgulanmış), ikincileri ise yok edilmesi gereken düşmanlar listesine dahil etmiştir. değil mi ki ‘her şey zıddıyla kaimdir’. değil mi ki kötülük olmasa iyilik, çirkin olmasa güzellik, yönetilen olmasa yöneten, günah olmasa sevap, yanlış olmasa doğru olmazdı. ikinciller listesi, aynı zamanda ötekiler listesidir ve zaten esas olan birinciler listesinin varlığını teminat altına almak için sonradan üretilmiş ekler (supplement) gibi görünmektedirler. derrida için bu bir ‘hatalı kimlik’ meselesidir.”
+
“bela bedenler” yani normalliğin dışa attığı bedenler, yasayla karşılaştığında, iktidar ilişkileri içerisine girdiğinde kurulurlar. foucault’nun “bedenin cinsiyetli bir varlık olmadığı” fikrini paylaşan butler, bedenin iktidar ilişkileri dolayımıyla cinsiyetli bir varlık haline geldiğini savunur.
+
örneğin, kadınların ‘özne-konumu’ hiçbir zaman ‘kadınlar’ göstereni tarafından sabitlenmez; bu terim önceden varolan bir grubu/iştirakçıyı betimlemez; aksine, bu grubun üretiminin ve şekillenmesinin bir parçasıdır, politik alanda öteki gösterenlerle ilişkisinde sürekli olarak yeniden tartışılan ve yeniden ifade edilendir.
+
derrida’ya göre erkek-kadın, dost-düşman, efendi-köle vb. karşıtlıklardan birincileri merkeze alınmış ve ikinci öteki olarak dışsallaştırılmıştır. birinciler kimliklerini var edebilmek ve sürdürebilmek için ikincileri bir ek ya da öteki olarak kurmuşlardır.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/7904/Yeliz%20%C3%96zt%C3%BCrk%20Lider%20Tez%20Son%20Hali-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCr%C3%BCld%C3%BC.pdf

pogge ve held’de kozmopolitizm ve egemenlik ilişkisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/599231

judith butler felsefesinde kimlik siyasetinin reddi: özne ve cinsiyet tartışmaları üzerinden bir okuma
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1063492

maddeleşen/sorunlaşan bedenler (bela bedenler)
https://discovery.ucl.ac.uk/id/eprint/1304048/1/BTM_YKY.pdf

savaş, şiddet ve göçlerin toplum sağlığına etkileri
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/70335/mod_resource/content/0/D1-SAVA%C5%9E%252C%20%C5%9E%C4%B0DDET%20ve%20G%C3%96%C3%87LER.pdf

başkasının öldürüldüğü yerde benim de bulunmam ve hayatta kalmam halinde, içimdeki bir ses şunu bilmemi sağlar: hala yaşıyor olmam benim suçumdur.
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/1375/1/10249351.pdf

insan sorumluluğunu ve varoluşunu yalnızca kendi hayatı ile değil ötekine karşı sorumlulukta vurgulayacaktır.
+
diğerinin yaşadığı felakete karşı körlük, insanın kalben hayal gücünden yoksun olması ve şahit olunan felakete karşı takınılan kayıtsızlık –ahlaki suç işte bunlardır.
+
sorumluluk, bir başkasının alanını tanımayı ve onun alanına yapılmış olan yanlış bir müdahelede susmamayı da gerektirir.
+
dostoyevski der ki: her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/369585

toplumsal cinsiyet ve kadına son görev: kadın salâları
+
gördüğümüz, duyduğumuz halde cinsiyet ayrımcılığının yapıldığını fark edemeyiz. bu tip durumlardan biri de cenaze salalarında görülür. ölüm ilanları gibi ölümün sosyal imaları, toplumun değer yargılarının ortaya çıkmasına yardımcı olur. kadın ölüm haberlerinin erkekler üzerinden verilmesine ilişkin geleneksel değer yargıları ve kalıp davranış bulunmaktadır. bölgeden bölgeye değişmekle birlikte nevşehir merkez camilerinde kadın salaları merhumenin en yakın sosyal çevresindeki en bilinen erkek üzerinden verilmektedir.
+
mesela “…eski çarşı esnaflarından hasan satılmış’ın eşi aniş satılmış vefat etmiştir.” ilanında ölüm haberi kadının sosyal çevresi yerine eşinin çarşıdaki arkadaş grubuna duyurulmaktadır. yine başka bir ölüm ilanında “merhum çulharlı yaşar karlı’nın hanımı vefat etmiştir.” diyerek, kadının adı dahi zikredilmemektedir. ilan daha önce vefat etmiş eşin sosyal çevresine duyurulmaktadır.
+
kadın kimliğini inşa ederken toplumsal cinsiyetini anne, eş, kayınvalide, baldız gibi toplum tarafından görülmek istendiği gibi inşa ediyor veya kültürel yapının sınırları içinde kimliğini gerçekleştiriyor.
https://olgaramirez.com/uploads/sempozyum_tammetinEKitap.pdf

suç gelirlerinin aklanması ve aklama ile mücadelede önleyici tedbirlerin suç oranları üzerindeki etkileri
https://ms.hmb.gov.tr/uploads/2019/09/168-13.pdf

kadın derneklerinin kadın siyasal yaşama etkisi, ka-der örneği
http://sites.khas.edu.tr/tez/GurcuKaya_izinli.pdf

sovyetler birliği döneminde dinimizi, dilimizi, milli kimliğimizi yasaklayan, camilerimizi kapatan, ezan sesini susturan türk kelimesini yasaklayan bir rejimde hiçbir kadın hakkı söz konusu olamazdı.
https://www.atam.gov.tr/wp-content/uploads/Han%c4%b1m-HAL%c4%b0LOVA-D%c3%bcnya-Tarihinde-Kad%c4%b1n-Erkek-E%c5%9fitli%c4%9fi.pdf

kültürün öznesi ve nesnesi olarak kadın: kadın ilmihalleri örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/233739

islam kadın ilmihallerinde kadının toplumsal hayattaki yeri: kadın ve erkek ilmihal yazarları üzerine bir karşılaştırma
+
içerik analizi ile desenlenecek ve araştırmacı ve araştırılan konu kadın olduğu için feminist epistemoloji yaklaşımıyla yürütülecek olan bu nitel çalışma, iki ana ulam çerçevesinde şekillenmiştir.
+
gerek kadın gerekse erkek yazarların toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin etkisini yazılarında gösterdiğini göstermiştir. kendileri de kadın olmalarına karşın kadın yazarların kadınların problematik alanlarına eserlerinde erkeklerden daha az işledikleri bir diğer bulgudur.
http://isamveri.org/pdfdrg/D04441/2020_2/2020_2_GURKANS_PERSEMBE.pdf

islam ülkelerinde ortak bir müslüman kadın prototipi yoksa çözüm de mi yok?
http://isamveri.org/pdfdrg/D094885/2012/2012_GOCERIN.pdf

cumhuriyet dönemi ilmihal çalışmaları ve problemleri
+
çalışmalarda dikkati çeken konulardan birisi, kadın ilmihallerinin tamamına yakınının erkek yazarlarca hazırlanmış olduğudur.
+
süslenmesini istediği kadınına erkeğin süs malzemesini almasının gerektiği,
+
cinsel ilişkiden sonra yıkanacak kadının hamam ücretinin koca’ya, adet halinden çıkan kadının hamam ücretinin ise kendisince ödeneceği,
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/701/ramazan_%20bozkurt_cumhuriyet%20d%C3%B6nemi%20ilmihal%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fmalar%C4%B1%20ve%20problemleri.pdf

evlilikte kızgınlık, üzüntü ve suçluluk duygularının ifade biçimlerinin ölçümü
http://www.nebisumer.com/wp-content/uploads/2016/01/anger_sadness_guilt_TPY.pdf

seri evlilik yapan bireylerin ilk ve ikinci evliliğini yapmış bireyler ile nesne ilişkileri, yansıtmacı özdeşleşim, savunma mekanizmalarının düzeyi, psikolojik belirtiler ve ilişki doyumu açısından karşılaştırılması: nesne ilişkileri çift terapisi modeli çerçevesinde bir inceleme
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/1294/c2e9040d-84c8-435d-8634-7fd02e93d798.pdf

sosyal degişme süreci içinde kadın suçlulugu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/597772

özgür ve sağlıklı bir yaşamın tek düşmanı din değildir; devlet de insanları ortalama yığınlar haline getirmeye çalışır. demokrasinin eşitlikçi ruhu da dinle aynı kaynaktan yani yaşama karşı hınç duygusundan türemişlerdir. zerdüşt yaşamın ve bilgeliğin, sürekli değişim halinde olup her zaman baştan çıkaran dansçı kadınlar gibi olduklarını ileri sürer. yaşama ve hakikate yönelik sağlıklı bir tutum bunların sürekli değişim halinde olan doğalarını kucaklar.
http://adudspace.adu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11607/3134/1/1013985.pdf

mecâzî aşka tutuldum, sabrım hiç kalmadı.
deli gönlüm kadın sevgisiyle doldu.
+
bir çok kadınla evlendim, bir çok çocuk doğurdular.
onlardan kimisi bana dost oldular, kimisi de kayıtsız kaldılar.
+
erkek ve kadınların hepsi dünyanın sevgisine aldandılar.
erkekler kadınların zulmüyle yakınlaşmışlar.
+
şüphesiz kişi, salihleri sevmekle onlardan olur.
istanbul’un çocukları, kadınları hep seven yüce kişilerdir.
+
cahil sûfiler kendilerini istanbul’un en iyileri olarak görür.
kendisi hakk düşmanı iken istanbul düşmanı olur.
+
miskin olan daima büyüklenerek kendini över.
gurur ve kibirden aşırı giden istanbullular var.
+
dış görünüşüne bakıp da sakın istanbullulara iftira etme.
+
yer ve göklerin halkının hepsi istanbul’a hizmet ederler.
+
bütün insanlar, melekler, cinler beğenir istanbul’u.
+
kadın sevgisi, gönül şehrimi ele geçirdi.
beni mal, evlat ve kadınlar tutkun kıldı.
+
ey kardeş! kadınlar, çocuklar ve servetin hepsi imtihanıdır.
bunlarda hiç vefâ yoktur, insana cehennemi yurt ederler.
+
mecâzî âşka hakikat köprüsü derler bu gerçektir.
çünkü allah aşkını kadınların aşkının köprüsüyle buldum.
+
ey insan! “günâhların başı dünyayı sevmek” demiş
kolay işi zorlaştırma, altın ve gümüşe tapma.
+
şimdiden tezi yok iki dünyanın sevgisini istemem.
allah’a âşık olup, kadın aşkından geçtim.
+
kadın, çocuk, nefs ve mâl düşmanlarmış
kişinin dostu ancak allah imiş
+
bu dünyâ mü’mine zindân kâfire cennet imiş
dünyada rahat yokmuş, hem istemek suçmuş
+
hilekârın işi daima hile ve düzendir
fahişe kadın gibi, işi süslenmekmiş
+
gel, kadın gibi altın ve gümüşün çokluğuyla neşelenme
mal biriktiren kıyâmet gününde faydasını görmez
https://nigde.ktb.gov.tr/Eklenti/60075,kuddusi-divanipdf.pdf

ikinci evliliklerde genç ve orta yetişkin eşlerin psikolojik iyi oluşunu yordayan değişkenler
+
levinson‟a göre partner kişinin hayatındaki planı şekillendirmesine yardım etmekte ve bütün kalbiyle hayat yolculuğunda eşlik ettiği için partner bir mentor olarak görülmektedir.
+
erikson‟a göre kişilerin, her evrede çözülmesi gereken krizleri vardır. ….. erikson‟un her bir evresinde çözümlenemeyen krizler boşanma travmasıyla yeniden canlanır.
+
aile geçmişten geleceğe sürekli devam eden, aile ilişkilerinin devamlı dönüşüm halinde olduğu bir sistemdir.
+
en sık karşılaşılan bu sistemik aile yaşam döngüsü modelinde ailenin zaman içerisinde geçirdiği evrelerden bahsederken benzer şekilde elder da ebeveynliğin evrelerinden ve öneminden bahsetmiştir. bunlar; çocuklar olmadan önce, çocukların ayrılışı ve boş yuva. elder‟a göre bu evreler aslında tercih edilen ve de istenilen bir döngü sunarken, bunun dışındaki seçenekler dahil edilmemiştir. çocuksuz aileler, evlilik öncesi çocuk sahibi olma, boşanmış ya da eşin ölümü ile dul kalanlar, seri evlilik yapanlar, yeniden evlenenler gibi pek çok çeşit yaşam boyunca evlilik-birlikte olma formlarının oluşmasına sebep olmuştur.
https://openaccess.maltepe.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12415/6559/10354441.pdf

toprak ve insan: birkaç edebi metinde ve avesta’da toprağın yansıması
+
eski ve orta zamanda medeniyet toprak ve ona bağlı değişkenler üzerinden şekilleniyordu. toprağın verimli ya da çorak olması medeniyetin gelişiminde belirleyici olmaktaydı.
+
zerdüştlük, toprağa önem vererek, insanı toprakta çalışması için yönlendirmiştir. bu nedenle eski iran’da ziraat dini bir vecibe anlayışına sahipti.
+
inanışa göre ejderha yağmuru tutarak yağmasını engelliyordu. bu da ülkede kuraklığa sebebiyet vermekteydi. bir kahraman çıkarak ejderhayı öldürür. kahraman kutsiyet kazanırken, yağmurun önündeki engel kalkmış olurdu. böylece toprağa bereket gelirdi. aynı zamanda kutsal kahraman ejderhanın mağaraya kapattığı kızlarla da kutsal düğününü yapardı.
+
bilge insan için, din adamıyla, karısı, oğluyla birlikte hayvanları ve onlar için inşa ettiği ev gelir.
+
tanrıya yeryüzünü neşelendireni soran zerdüşt, buna mukabil, en fazla tahıl, ot ve meyve tohumu serpen, kuru toprağı sulayan ve bataklık toprağı kurutan kişi cevabı alır.
+
en makbul kişi, ekin eken, çayır yetiştiren, yenebilecek meyve ağacı diken ve kurumuş toprağa su bulandır. toprağın uzun süre nadasa bırakılmaması noktasında da hassasiyet gösterilmiş, uzun süre ekilmeyen toprak sevinmez, hep kendisini sürebilen birini bekler durur, cümlesiyle toprağa insan özellikleri olan duygusallıkla yaklaşılmıştır. yine uzun süre ekilmeyen toprak mutsuzlukla ifadelendirilmiş, çocuksuz kalmış ve iyi bir koca isteyen güzel evlenmemiş bir kadın gibi iyi bir çifti ister benzetmesiyle toprağın işleyişi neslin devamı olarak görülmüştür.
+
bu toprağa, kadınların olduğu bu toprağa senin olan bizleri ve kadınları taşıyan bu toprağa hürmet ediyoruz” ifadesi toprağın kadınla ilişkilendirilmesi ise ayrıca öneme sahiptir.
+
zerdüşt’ün sorduğu, dinlerdeki gerçek öz nedir sorusuna tanrı; çalışkan bir şekilde tohum eken, irfan ekmiş olur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/773517

dünya mitolojilerinde toprak simgeciliği
+
kadının kutsallığı, toprağın kutsallığına bağlıdır.
+
dünyanın pek çok bölgesinde örnekleriyle karşılaşılabilir biçimde gebe kadınların toprağa oturarak veya toprakta açılmış bir çukur içine çömelerek doğum yapmaları yaratılışın kaynağı olan toprakla analojik bir ilişki kurma çabası olarak değerlendirilebilir.
+
pek çok mitolojide tarla ile kadın arasında da ilişki kurulmuştur. eliade’ye göre ekili tarlanın verimiyle kadının üretkenliği arasındaki dayanışma, tarım toplumlarının belli başlı özelliklerinden biridir.
+
tohumun doğurgan kadınlar eliyle toprağa atılması veya aksine kısır kadınların toprakla ilişkili eylemlerden uzak tutulması gibi uygulamalar batı avrupa’dan, mezopotamya’ya ve hindistan’a uzanan bir derinlikte tespit edilmiştir.
+
tohumu tarlaya taşımakla görevli finli kadınların tohumları -oldukça güçlü bir cinsellik taşıyan insanlar tarafından taşınan eşyalarla temas eden tohumların verimli olacağı düşüncesiyle- adetli oldukları dönemdeki giysileriyle, bir fahişenin ayakkabısı veya gayrı meşru bir çocuğun çorabı içinde taşımaları, eston çiftçilerin keten tohumlarını genç kızlara taşıtmaları, almanların tohumları ekenleri evli ve özellikle gebe kadınlardan seçmeleri, kuraklık dönemlerinde hindu kadınların tarlaları sabanla çırılçıplak sürmeleri toprağın üretkenliği ile kadınların üretici ve yaratıcı güçleri arasındaki mistik ilişkiyi ortaya koyan önemli örneklerdir.
+
mısır mitolojisinde nadasa bırakılmış tarla çocuksuz kadına benzetilmiştir. hindular toprakta ekim amacıyla açılan karıkları kadınlık organına, tohumları da sperme benzetmişlerdir.
+
erkek avla uğraşırken toprak ile uğraşan kadın olmuştur. toprağı ve mikrokozmosu izleyen kadın, mevsimlerin özelliğine göre bitkilerin döllenmesini, büyümesini, tohumunu dökmesini dolayısıyla hayatın sürekli kendisini yenileyişini izlemiştir.
+
saban, kadın rahmine sperm koyan penis gibi bir işlevle toprağa tohumun konulmasını sağlayan, yani onu dölleyen unsur olmuştur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/596315

kutlu başlangıçtan ebedî istirahatgaha: türk tasavvuf edebiyatında toprak algısı
+
dişil bir öğe olarak algılanan toprak hem bereketi hem de canlılığı bünyesinde barındırır. toprak ana kavramı islami gelenekte çok açık ifade edilmese de kadınlar sizin tarlalarınızdır âyeti bu ilişkiyi doğal bir durum olarak gösterir (schimmel 2002: 24). toprak sadece kendine düşen tohumların filizlenmesiyle yetinmez devir nazariyesine uygun olarak onların yetişip olgunlaşmasını da sağlar.
http://devdergisi.com/Makaleler/2049073828_2%20Meri%C3%A7%20Harmanc%C4%B1.pdf

stoa felsefesinde sağaltımın izleri: bir pratik yaşam felsefesi
+
felsefi sağaltım insanın insanla ve insanın insanlıkla tedavisini amaçlar. bu tedavi ya da sağaltımı filozof kendi başına yapmaz; içeridekiler, yani ‘hastalar’ı doğa bilimi ile, ‘dışarıdakiler’i ise, bütün birikimiyle -tıp da dahil- gerçekleştirme çabasını güder.
+
antik yunan’da sağlıklı düşünme yolları üzerine okumalarımızı derinleştirdiğimizde, bu alana düşünce ve eylemleriyle yakın olan belli ekoller dikatleri çekmektedir.
+
felsefi sağaltım, hastalığın görülür biçimde davranışa dökülmesinden daha erken bir zamanda felsefe tarihinin yardımıyla zihne sağlıklı düşünmeyi öğretmeyi amaçlamaktadır. dolayısıyla bu amaç, tıbbi bir tedavinin çok ötesinde varoluşsal bir iyileşmeyi kapsar.
+
felsefi uygulama, sorunlar veya endişelerle acı çeken, yaşamlarıyla başa çıkamayan veya bir şekilde sıkışıp kaldıklarını düşünen insanlar için bir müessesedir.
+
insan akıldan uzaklaştığı, akılsız hareket ettiği zaman insanlığı kaybolur ve bir hayvan ortaya çıkar.
+
hekimlik sürekli hastalığı olanlara hava değiştirmeyi salık verdiği gibi, felsefe de böylece kökleşmiş alışkanlıkları olanlara yer değiştirmelerini salık verir. çünkü bu alışkanlıkların kuruluşunu sağlayan hava onları güçlendirmekten başka bir şey yapmaz.
+
kendini sağaltan birey, olgunlaştıkça durumların farkında olarak diğer insanlara yardım edebilecektir. elbette ki bu sancılı bir dönemdir ve tıpkı ağır bir hastalığın iyileşmesinin uzun soluklu ve ağır geçmesi gibi sağaltıma yönelen kişi, diğerlerine salık verdiği metotların o kişide şiddetli ağrılara neden olacağının farkındadır. dolayısıyla sağaltan kişi, aynı zamanda telkin edici durumundadır.
+
hastalık vücut için bir engeldir. fakat irade zayıf olmadıkça engel değildir. “ben topalım”; bu vücut için bir zaaftır fakat iraden için asla bir zaaf değildir. başına gelecek her kaza için aynı şeyi düşün o zaman bunların başka bir şeye mani olduklarını fakat sana asla mani olmadıklarını anlayacaksın.
+
yürürken bir çiviye basmama, ayağının burkulmamasına imtina ettiğin gibi, varlığının en esaslı tarafının yani seni idare eden aklında çarpılmamasına dikkat et hayatımızın her hareketinde bu kaideye riayet edersek her şeyi daha emniyetle yapmış oluruz.
+
sağlıklı bir zihne sahip olmak için kendini felsefe ile tedavi eden kişi seneca’ya göre, hastalıklı düşünceler veya hüzünlü durumlarda bile kederli olamaz. bilge için bu durum, felaketlerde bile ortaya çıkmaz.
http://proje.akdeniz.edu.tr/mcri/mjh/10/MJH_X-19-D_KARABULUT-E_KAYNAK_ILTAR.pdf

karşıtlık ve dildeki görünümü
https://www.tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2021/01/%c5%9eerife-Sazak-_-KAR%c5%9eITLIK-VE-D%c4%b0LDEK%c4%b0-G%c3%96R%c3%9cN%c3%9cM%c3%9c-_-8.pdf

ibn tufeyl’in doğaya dönük eğitim ve felsefe anlayışını aktardığı hay bin yakzan adlı felsefi romanı üzerine bir inceleme
+
bu önemli eserin yazarı ibn-i tufeyl gerçekte sadece bir filozof değil sarayda devrin hükümdarının baştabibi görevinde olan ve tıp eserleriyle de batı dünyasını etkilemiş bir bilim adamıdır.
+
ibn-i tufeyl öğretisiyle eğitim felsefesi bağlamında tartışmalara sebep olan başlıca üç sorunu çözmeyi amaçlamaktadır.
1. insan kendi başına hiçbir eğitim ve öğretim görmeksizin doğayı inceleyerek düşünme yoluyla ‘insan-ı kâmil’ (yetkin insan), aşamasına ulaşabilir, başka bir deyişle insani nefs (nefs-i insan), etkin akılla (aklı faal) birleşebilir.
2. gözlem, deney ve düşünme yoluyla elde edilen bilgiler, vahiy yoluyla gelen bilgilerle çelişmez, yani felsefe ile din arasında tam bir uygunluk vardır.
3. mutlak bilgilere ulaşmak, bütün insanların üstesinden gelebileceği bir şey değildir. yüce gerçekliklere ulaşmak, bireysel bir olaydır.
+
hay ötekine yardım etme sorumluluğunu üstlenir. örneğin bir ayının ayağına diken battıysa uzun uğraşlarla onları çıkarır, derenin akışını bozacak bir taş derenin yatağına yuvarlandığında taşı kaldırır, hiçbir şeyi, beslenmek için bile olsa aşırı tüketmemesi gerektiğini kabul eder. doğaya zarar vermeyecek şekilde en olgun olan meyveleri yemeğe başlar, ancak çekirdekleri yemeyip, tohumları yumuşak toprağa yayar. ona göre çekirdekler yenmemeli, bozulmamalı, taşlık ve çorak alanlara atılarak telef edilmemelidir. buna göre amacına en uygun meyveler elma, armut gibi etli ve besleyici meyvelerdir.
+
yaratanın elinden çıktığı sırada her şey iyidir: her şey insanların elinde bozulur. insan bir toprağı başka bir toprağın ürünlerini beslemeye zorlar; bir ağacı başka bir ağacın meyvelerini taşımaya zorlar. iklimleri, ürünleri, mevsimleri birleştirir ve karıştırır. köpeğini, atını, kölesini satar. her şeyi altüst eder, her şeyi değiştirir: biçimsizliği, ucubeleri sever.
+
natüralist filozof roussaeau’nun da belirttiği üzere doğa sadece bir temel değil gerçek bir eğiticidir. eğitimin amacı sadece bir meslek edinmek değil, bir mesleğin uygulanmasında zorunlu bir unsur olan adam yetiştirmektir. gerçekte eğitim nasihatlerle, kurallarla oluşturulamaz. natüralistlerin de sık sık vurgulamaya çalıştıkları gibi doğal çevre şartları insan eğitimi üzerine etki yapar. rousseau’ya göre “kesinlikle öğüt vermemelidir, bunları kendisinin bulması gerekir.”
https://hayefjournal.org/Content/files/sayilar/86/8.pdf

çevre sorunlarına etik bir yaklaşım: “felsefi bir sorgulama”
http://acikerisim.pau.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11499/747/Fatma%20A%C4%9Fbu%C4%9Fa.pdf

cinsiyet ve militarizm
+
fahişeler ve militarize fuhuş
askeri fuhuş politikaları başta a.b.d olmak üzere birçok ülkede uygulanmış ve uygulanmaya da devam etmektedir. fahişeler, ordunun askerlere hegemonik erkekliği aşılamada kullandığı kadınların önemli bir kategorisini oluştururlar. ordu içi eğitim, askere öz güven ve çarpışmak için istek kazandırmayı hedefler. bir asker, bu özelliklerin çatışma anında kendisinin hayatta kalmasını sağlayacağı kadar, onu bir fatih, hakim yapacağını da unutmamalıdır.
+
askeri eğitim süresince askerlere, dişillikle özdeşleştirilen zayıflıktan bağımlı olmaktan nefret etmeyi öğreten ordu gözünden “güç”, zayıf olan düşmanın ele geçirilmesi, zayıf olan tarafın fethedilmesi anlamına gelmektedir. böylece düşman dişilleştirilirken, fethetmek eril anlam kazanır. bu da “güçlü” erkek askerin, dişillikle özdeşleştirilen her şey üzerinde güç kurmasına izin verir; kadının bedenine girme, hakim olma hakkının olduğuna inandırır.
+
filipinler’de, örneğin angels, olongapo ve manila gibi askeri üslerin bulunduğu şehirlerde yerli genç kızların çoğu, askerlere moral ve zevk veren fahişeler olarak fuhuş ticareti yapanlar tarafından en çok kullanılan kadınlardır. coalition against trafficking in women [catw] raporlarına göre, askeri üslere fahişelik yapan yerli kadınların çoğu, fakir ailelerin eğitimsiz çocuklarından oluşur. fuhuş ticareti yapan yerli tacirler ve askeri personel genellikle bu durumdaki kızları seçiyor. ailelerine ordunun temizlik, çamaşır, bulaşık gibi temel işlerini yapacağı söylenerek seks sektöründe kullanılacakları ailelerinden saklanıyor.
+
askeri fuhuş, orduların eski dönemlerden gelen bir alışkanlığıdır. ıı. dünya savaşı’nda da 20.000’den fazla japon ve güney koreli kadının askerlerin cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için vatan savunmasına katkıda bulunmaları zorunlu kılınmıştır.
+
toplumsal olarak da birçok erkekle evlilik dışı ilişkiye girdikleri için “düşük ahlaka” sahip kadınlar olarak damgalanıyorlar. ordunun hedeflediği heteroseksüel, saldırgan erkek asker yaratma politikalarına kurban edilen bu kadınlar, toplumsal olarak itibar kaybederken, onları talep eden askerlerin saygınlığı hiçbir şey kaybetmiyor. böylece cinsiyetçi sistemin erkeğe göre, her zaman daha aşağı, daha değersiz konumlandırdığı sıradan kadınlarla fahişelerin arasına militarist politikalar bir hiyerarşi daha ekler ve fahişeler, hem kadın hem de daha değersiz bir kadın olarak iki kez ezilip, aşağılanır.
+
içerde kutsal kadınlar: asker eşleri
askerlerin çatışma alanında performanslarını etkileyebilecek unsurlardan biri olarak askerlerin evlilikleri, ordunun hep gündeminde olan bir konu olmuştur. askerlerin evliliği ile ilgili kararlarda ve uygulamalarda, askerlerin kendilerini iyi hissetmeleri ve morallerinin yüksek olması genellikle ikincil bir öneme sahiptir. bu politikalardaki temel hedef, ordunun saygınlığını ve kurumun kapasitesini en çok arttıracak uygun evlilik stratejisini bulmaktır. tıpkı askerlerin savaş öncesi morallerini arttırmak için fahişelerin hem gerekli görülüp, askeri fuhuşun organize edilmesi hem de bu kadınların pis ve hastalıklı olabilecekleri düşüncesi ile üslerden uzaklaştırmanın çarelerinin aranması ve artan salgın hastalıklar sonucu ihtiyaç duyulan hemşirelerin halkın tepkisinden çekinip aseksüel şekilde betimlenmesi; öte yandan bu hemşirelerin, kadınsı özelliklerden yoksun olmasından rahatsız olup, askerlerin motivasyonunu arttıracağını düşündüğü romantik figürler olarak tanımlanmaya başlanması gibi çelişkiler, asker eşleri konusuna da yansır.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/33368/cigdem_akgul.pdf

postkolonyal feminist teoride milliyetçilik, militarizm ve savaş karşıtlığı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/53307