pdf 6

“genel izafiyet teorisi” ise zamanın izafiliği konusunda hızı bir kenara bırakıp, çekim alanlarını ele almakta ve zamanın büyük çekim alanlarında daha yavaş geçtiğini göstermektedir. demek ki güneş’in üzerinde bir kişinin yürümesi mümkün olsa bu kişinin saati de, biyolojik, anatomik yapısı da, atomlarının düzeyindeki hareketlerin hepsi de yavaşlayacaktır. son yıllarda yapılan bir deney de bu bulguyu doğrulamaktadır.
+
kuran arılarla ve balın yapımıyla ilgili hiçbir yanlış izah yapmadığı gibi, kovan yapma, balın ham maddesini toplama, bal yapma gibi görevleri dişi arıların yaptığını belirterek indiği dönemdeki insanların bilemeyeceği bir gerçeği de açıklamıştır. ayrıca bu dişi arının, bölmeli karınlardan oluşan anatomik yapısına da “bir tek dişi arıda çoğul karın” ifadesi kullanılarak işaret edilmiştir. arının ve diğer böceklerin fizyolojik yapısını incelemeye dair bir geleneğe rastlanmayan bir dönemde bu ifadenin olması da çok ilginçtir.
+
kanada’nın toronto üniversitesi’nde anatomi profesörü olan ve kuran’ın embriyoloji üzerine söylediklerinin, bir insanın bilgisiyle 7. asırda söylenmesinin mümkün olmadığını söyleyen keith moore ise özetle şöyle demektedir: “kuran’ın insanın gelişimi üzerine söylediklerinin 7. yüzyılda söylenmesine imkan yoktur. hatta bundan bir asır önce bile bu bilgiler tam bilinmiyordu. bu ayetleri ancak şu anda hakkıyla anlıyoruz, çünkü modern embriyolojinin gelişimi bu ayetleri anlamamıza olanak tanımıştır.”
+
gerçekten de tarihi incelediğimizde, insanın anne karnındaki gelişimini hiçbir yanlışasapmadan ortaya koyan bir tek kuran’dır. örneğin bu bölümde incelediğimiz insanın anne rahminde “asılıp tutunan” bir aşama geçirdiğini söyleyen ayetleri ele alalım. kuran dışında, tüm tarih boyunca bu bilgiyi açıklamış olan tek bir kaynak bile gösterilemez. ancak mikroskobun icadı ve geliştirilmesi, fizyoloji, anatomi, embriyoloji alanındaki ilerlemelerin birleşimiyle insanoğlu bu bilgiyi çok yakın tarihlerde bilimsel platformda öğrenmiştir.
+
çin’de geliştirilen akapunktur da insanların, tarihin bir döneminde, dünya’nın bir yerinde bizim zannettiğimizden daha detaylı bir şekilde anatomik bilgiye sahip olduklarını göstermektedir. akapunktur ancak vücuttaki sinir sisteminin ve vücuttaki elektriğin yayılımının bilinmesiyle icat edilebilir. bunun için organların bilinen konumunun ötesinde vücuttaki sinir sistemi hakkında da detaylı bilgi gereklidir. tarihin her alanda doğrusal, evrimci, gelişmeci yapısı-na inanan biri “çinlilerin anatomi bilgisi bizden fazlaymış…” çıkarımını yapamaz. bunun sonucunda eric von daniken gibiler insanlığın bu keşfini de uzaylılara yamamaktan geri kalmayacaklardır.
https://aliaksoy.files.wordpress.com/2007/03/kuranhictukenmeyenmucize.pdf

foley’e (1995) göre, her şey darwin’in 1859 yılında ‘türlerin kökeni’ adlı kitabının yayınlanmasıyla başladı ve böylece insanın varoluşunun/varlıktalığının izahı bir probleme dönüştü. “öte yandan, evrim, daima zaman ile ilintilenir, çünkü o bir süreci veya süreçliliği gerektirir. bugünkü insanın evrimi, anatomisi modern insanın ortaya çıkmasına sebep olan uzun evrimsel sürece karşılık gelir. primatlara kadar olan evrilme sürecinden ziyade primatların kendisinin, özellikle homo türü örneğinde, evrimsel tarihine vurgu ile başlayıp homo sapiens’in hominidslerden ayrı bir tür olarak ortaya çıkması ile sonuçlanan evrimsel süreci inceleme alanına karşılık gelir. bilim adamları kesin olmamakla birlikte fosil buluntularından hareketle hominidslerin evrimini yaklaşık 5 milyon yıl öncesine kadar götürmektedirler. bu uzun süreçte hominids aile üyeleri olarak karşımıza: homo ramidus, anamensis, afarensis, afrikanus, aethiopikus, boisei, crassidens, robustus, rudolfensis, habilis, ergaster, erectus, heidelbergensis, neanderthalensis ve homo sapiens çıkmaktadır. bu süreç kimi darwinci/evrimci bilim adamları tarafından ‘bilimsel karşı-devrim’ diye adlandırılır ki, bu yeni yorum bilgi alanlarını, özellikle din ve bilim ve onlarla iştigal eden bilim adamlarını, ilahiyatçıları, filozofları ve aydınları karşı karşıya getirmiştir.”
+
“homo sapiens (latince “akıllı adam”) sadece ayrı ve tek olan insan türünün bilimsel ismidir. diğer türler yok olmuştur. ilkin carl linnaeus (1758) tarafından kullanılmıştır”. tarihlemeler değişiklik ve çeşitlilik arz etse de, genetik ve fosil bilim verilerine göre, kadim homo sapiens 400,000 ila 350,000 yılları arasında yeryüzünde görülmüştür. o tahminen 200,000 ila 100,000 yılları arasında afrika’da anatomik bakımdan bugünkü modern insana evrilip oradan yeryüzüne dağılmıştır. mesela, homo sapiensin bazı kolları 125,000-60,000 yıl önce avrasya’ya, 40,000 yıl önce avustralya’ya, yaklaşık 15,000 yıl önce amerika’ya afrika’dan ayrılıp zamanla homo erektikus ve homo neanderthals popülasyonlarının yerini alıp tek tür olarak kıtalar ve büyük adalara dağılmışlardır. (foley, 1995) (wikipedia, 2017: human evolution) (campbell ve reece, 2008)
http://www.gelard.org/wp-content/uploads/2019/03/1.dergi_gelard.pdf

metinde insanın anatomik yapısına dair şu ifadelerle detaylı izahta bulunulmuştur: insanoğlu bütün varlıkların en üstünü, en şereflisi ve vücûdu da 4 unsur ile inşa olmuş mamur bir yer ve alt ve üst şehirleri örtülü olup özellikle dokuz sütûn üzerine kurulmuş olduğu ağızdan ağıza nakledilmiştir. bu sütûnların anne tarafından olanları “kemik, damar, sinir, deri”dir. baba tarafından olanları ise “ilik, et, kan, yağ, kıl”dır. bazı kâmil kimseler bedenin 12 kısımla kapalı olduğu ve 777 damar ve sinirlerler bağlı ve 440 kemikten oluştuğunu söylemişlerdir. bedenin sultanı kalp ve hizmetkarları ciğer, dalak, böbrek ve diğerleriyle doludur. yine bedenin diğer bir sultanı ruhtur ve tatmak, görmek, işitmek, koklamak, dokunup duymak gibi ona haber veren beş askeri vardır.
http://acikerisim.ybu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/1303/mustafa_yasin_bas%C3%A7etin_tez.pdf

bilimsel kuramın (teori) kökeninin araştırılması ve doğa bilgisinin peşinden yalnızca bilgi amacı ile gidilmesi helenistik (eski yunan) çağında başladı. iyonyalılar (thales) ile birlikte sokrat öncesi yunan felsefi ve bilimsel düşüncesi şekillendi. m.ö. 4. yüzyılda plato, doğa durumundaki insanın gittikçe daha ve daha yüksek kültür, ekonomik örgütlenme ve siyasi yapılanma ile sürekli bir ilerleme süreci içinde “ideal duruma” gitmekte olduğunu söylemişti. aristoteles’in 2400 yıl önce mantık, fizik, kozmoloji, psikoloji, doğa tarihi, anatomi, metafizik, etik ve estetik alanlarını kapsayan çalışmaları bilim tarihinde bir dönüm noktası oldu. aristo’nun yapıtları, eski çağın sonları ile islam ve avrupa orta çağlarındaki yüksek öğrenimin temelini oluşturdu. orta çağ islam’ı, eski yunan biliminin mirasçısı olmuş ve islam uygarlığı en azından m.s. 800-1300 arasında bilimin hemen her alanında dünya lideri olarak kalmıştır. bu uygarlığın gelişmesinde, yunan uygarlığı kadar pers ve hint uygarlıkları ile karşılaşması da etkili oldu.
https://edoc.pub/tanrnn-adamlar-pdf-free.html

normal bir konuşmada, bir kelime söylenmeden önce zihinde onun bir düşüncesi veya kavramı gelişir, bu kavram sembolize edilir, sonra da düşüncenin telaffuzu yapılır. işte bu durumda konuşma, beyin ile solunum fonksiyonu, gırtlak, ses telleri, yumuşak damak, yumuşak dokular, ağız içi, çene eklemi, yüz kasları ve yüzdeki bazı anatomik yapıların işbirliği sonucu ortaya bir kelime çıkar. çıkan kelimeler uyumlu şekilde birleştirilerek ve cümlelere dönüştürülerek akıcı konuşmalar yapılır.
https://www.furkannesli.net/asset/doc/1/11.pdf

ferguson, eserinde batı’da peşi sıra gelen bilimsel devrimlerin; modern anatomi, astronomi, biyoloji, kimya, jeoloji, geometri, matematik, fizik alanında gerçekleştiğini ve bunların siyasal ve kültürel büyük dönüşümü sağladığını vurgular. ayrıca bilimsel alanda yapılan bu atılımların felsefeyi de dönüştürdüğüne dikkat çekerek, bilimle felsefe arasındaki yakın ilişkiyi ortaya koymaktadır.
http://openaccess.maltepe.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12415/4644/10325966.pdf

eski mısır’da saray, ordu ve tapınaklarda yazıcı okulları vardı. çünkü çeşitli devlet kurumlarında çalışacak memurların okuma yazma bilmesi gerekmekteydi. öğretmenler, çoğunlukla rahiplerdi. küçük köylerde ise yazıcılar ailelerine ve akrabalarına okuma yazma öğretirlerdi. öğrencilere öncelikle hiyeratik yazı, daha sonra daha karmaşık olan hiyeroglif yazı öğretilirdi. öğrenme süreci 12 yıla kadar çıkıyordu. okuma yazma öğrenen öğrenciler coğrafya, matematik, edebiyat, tarih, ticaret, din ve anatomi dersleri de görüyorlardı.
+
dönemin heykeltıraşları, kuros heykellerinde insan anatomisini etüt etmiş, korelerde ise giysi ve giysi kıvrımlarının veriliş biçimini incelemiştir. ilk heykellerde kullanılan malzeme kireç taşı olup, mö. 6. yüzyılın ortalarından itibaren mermer ön plana çıkmıştır. özellikle ege’deki paros ve naksos adalarının mermeri popülerdir.
+
perspektif kullanılmaya başlanmış, peyzaj başlı başına önem kazanmıştır. figürler gerçek doğanın içinde resmedilmiştir. jest ve mimikleri ile hareket kazandırılan figürlerin duygularına da resim ve heykellerde yer verilmiş, anatomi bilgisinden de yararlanılmıştır.
+
aydınlanma felsefesinin ilkeleri 1. bilim, doğa ve felsefe: bu dönemde doğa bilimlerine duyulan ilgi artmış, uygulama ön plana çıkmıştır. dönemin düşünürleri bir yandan felsefi kuramlarını geliştirirken bir yandan da doğa bilimleriyle ilgilenmişlerdir. örneğin voltaire matematikle, diderot, anatomi, fizyoloji ve kimya ile, j. j. rousseau botanikle uğraşmıştır. bilim ve felsefe arasında bir ayırım veya bir sınır yoktur. doğa üzerinde edinilen bilgiler halkla paylaşılmak istenmiş; halkın anlayabileceği eserler, sözlükler ve ansiklopediler döneme damgasını vurmuştur. d’alembert ve diderot’un ansiklopedisi, 18.yüzyılın simgesi olacaktır.
https://ets.anadolu.edu.tr/storage/nfs/TAR116U/ebook/TAR116U-13V3S1-8-0-1-SV1-ebook.pdf

ibrahim hakkı, anatomi, astronomi, matematik ilmini gerekli öncelik olarak görür. bundan dolayı “mârifetnâme” adlı eserinde fizik ve fizik ötesi konuları bir arada ele alır. aritmetik, geometri, trigonometri, astronomi, fizyoloji, din psikolojisi, ahlâk, tasavvuf, kelam, eğitim gibi konuların bir arada verilmiş olması onun çok yönlü bir düşünür olduğunu göstermektedir.
ibrahim hakkı, din ilimleriyle fen bilimlerini birleştiren, fen bilimlerini allah’ı bilmeye basamak yapan bir ilim adamıdır.
+
anatomi ile ilgili olarak ise “bedenlerin yapılışını bildiren ilimdir” ifadesini kullanır. anatomi bilmenin faydalarını sıralarken “seni yaratan rabbinin adıyla oku” (alak, 1-3) emrine uygun şekilde hareket eder. yani eserden müessire, yapıdan yapana bakabilmektedir.
http://depo.feyyaz.org/mailguruplarideposu/mail/PDF/Haftalik-Bulten-31-Mayis-2013.pdf

ibrahim hakkı, pozitif bilimler ile dinî bilimleri birbirinin tamamlayıcısı olarak ele alır ve her ilmin kendine has bir metodu olması gerektiğine inanır. ona göre bilginin en yüksek derecesi allah’ı bilmektir. bu bilgiye ulaşmak için ise nefis ve nefsin taşıyıcısı olan bedeni tanımak gerekir. bu sebeple ibrahim hakkı, anatomi, astronomi, matematik ilmini gerekli öncelik olarak görür. bundan dolayı “mârifetnâme” adlı eserinde fizik ve fizik ötesi konuları bir arada ele alır. aritmetik, geometri, trigonometri, astronomi, fizyoloji, din psikolojisi, ahlâk, tasavvuf, kelam, eğitim gibi konuların bir arada verilmiş olması, onun çok yönlü bir düşünür olduğunu göstermektedir.
http://earsiv.batman.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12402/1895/419093.pdf

büyücü; büyü işi ile uğraşanlara büyücü ya da cadı denir. bunların çoğunlukla kadın oldukları görülür ve her yaş grubundan kadın büyücülerin varolduğu saptanmıştır. dünyanın neresinde olursa olsun, büyü ve büyücülükle uğraşanlar çoğunlukla kadınlar olmuştur. anatomik yapılarındaki incelik ve ruh yapılarındaki hoşluk bu işe daha yatkındır. şeytanların ve cinlerin onlarla daha kolay ve çabuk bağlantıya-diyaloğa geçtiğine inanılır. cadılar genellikle yaşlı olarak tarif edilse de, aralarında genç ve güzel olanlarına da rastlanılıyordu. fransız yazarı jules michelet’e göre: “bir erkek büyücüye karşı, on bin cadı” bulunuyordu.
http://docs.neu.edu.tr/library/4968941409.pdf

cins, aynı zamanda erkekle kadını birbirinden ayıran genetik, anatomik, fizyolojik ve ruhsal farklardır.
https://www.researchgate.net/profile/Necati_Suemer/publication/306265835_TANAHTA_CINSEL_SAPKINLIKLAR/links/5c650a85a6fdccb608c1247f/TANAHTA-CINSEL-SAPKINLIKLAR.pdf

bir tuğra formu göze dönüşür yada kaligrafik bir çizgi burna, yeleye dönüşür. bu oluşurken gerçekçilik kaygısından ödün verilmez, bu biçimler anatomiyi es geçip süsleme kaygısına da düşmezler, bilakis anatomiyi desteklerler. bunu süleyman saim’in “atlar ve hatlar” serisinde4 yada bronz atlarında gözlemek olanaklıdır.
https://arastirmax.com/en/system/files/dergiler/79199/makaleler/2/3/arastirmax-turk-sanatinda-bir-islah-atci-suleyman-saim-tekcanin-yapitini-tekrar-okumak.pdf

folklorda anatomik mitolojiye göre, insan, bütövlükte canlının her bir fizioloji üzvü bu veya diğer arketip obrazlaşmaya söykenerek onun real, yahut sakral-mitoloji varlığını müeyyenleşdirir.
https://www.atam.gov.tr/wp-content/uploads/E%c4%9e%c4%b0T%c4%b0MDE-GELECEK-ARAYI%c5%9eLARI-C%c4%b0LT-II.pdf

insana baktığımızda, anatomik olarak bütün sistemlerin nasıl çalıştığını hayretle izliyoruz.
http://www.terzibaba13.com/wp-content/uploads/2014/09/89_Her-%C5%9Eey-Merkezindemi-Hik%C3%A2yesi.pdf

gazzâlî âyetler ışığında allah’ın fiilleriyle ilimleri şöyle ilişkilendirir: “söz gelimi şifa ve hastalık allah’ın fiillerindendir. nitekim allah, hz. ibrahim’in sözlerini aktararak şöyle demektedir: ‘hastalandığım zaman bana şifa veren o’dur’.bu tek fiili ancak tıbbı tam olarak bilen kimse bilebilir. çünkü tıbbın anlamı; hastalığın belirtisi, şifası ve sebepleriyle tam olarak bilinmesinden ibarettir. allah’ın fiillerinden biri de güneşin, ayın ve ikisinin menzillerinin bir hesaba göre olduğu bilgisini takdir etmektir. yüce allah şöyle buyurmuştur: ‘güneş ve ay(ın hareketleri) bir hesaba göredir’, ‘yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için aya konak yerleri düzenleyen o’dur’, ‘ay tutulduğu, güneş ve ay birleştirildiği zaman’, ‘allah geceyi gündüze ve gündüzü geceye katar’, ‘güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir’. güneşin ve ayın seyrinin hakikatini hesaplamayla, gecenin gündüze girişini ve gece ve gündüzden her birinin diğerine dolanmasını ancak göklerin ve yerin oluşum yapısını bilen kişi bilebilir. bu başlı başına bir ilimdir. ‘ey insan seni yaratan sonra şekil veren, düzenleyen, mütenasip kılan ve istediği tarzda terkip eden cömert rabbine karşı seni nedir aldatan?’ âyetinin tam anlamını ancak insanın iç ve dış organlarının anatomisini, sayısını, türlerini, hikmetini ve yararlarını bilen kimse bilebilir. kur’ân’ın çeşitli yerlerinde yüce allah buna işaret etmiştir ve o, öncekilerin ve sonrakilerin ilimlerindendir. kur’ân öncekilerin ve sonrakilerin ilimlerinin ilkelerini içermektedir. yine ‘ona belirli bir biçim verip (tesviye) ve ruhumdan üfledim’ âyetinin anlamı, tesviye, üfürme ve ruh kavramları bilinmedikçe tam olarak anlaşılmaz.”
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/1911/1/446809.pdf

kimi gazetelerde çok sık rastlanan kutuplaştırıcı ifade örneklerinde “siyonizm” temasına da değinilmekte ve bu kavram yanlış yorumlanarak antisemitizmle ilişkilendirilmektedir. bu durumun tarihsel, kronolojik bir yanlış olduğunu nora şeni, radikal gazetesinde yayımlanan bir yazısında şöyle dile getirmiştir: “antisemitizmle siyonizmi bir senkroni içinde algılamak mümkün olmadığı gibi ‘siyonizm antisemitzmi yaratıyor’ denklemini kurmak da olanaksız. bilindiği gibi antisemitizm var olmak için siyonizmin doğmasını, yani 19. yüzyılın sonunu beklemedi. kökleri hıristiyanlığın ilk yüzyıllarına dayanan, yahudileri isa’yı öldürmüş olmakla suçlayan nefreti, yani yahudi karşıtlığını (anti-judaizm) devraldı antisemitizm. bu devralış sırasında nefreti meşrulaştıran, “gerekçelendiren” söylem artık dinsel olmaktan çıkıp, ‘doğru’luğunu ‘bilim’de aramaya, akla dayalı olduğunu kanıtlamaya çalıştı. yahudilere özgü bedensel özellikler aradı (saç, burun vs), ırk kavramını anatomik niteliklerle tanımlayıp, üstün ve aşağı ırk mevhumlarını geliştirdi. dine (hıristiyan) dayalı yahudi nefretini ‘rasyonalleştirme’ dürtüsünün ürünü olarak ortaya çıktı.”
https://hrantdink.org/attachments/article/393/Medyada-Nefret-Soylemi-Mayis-Agustos-2014.pdf

talip apaydın’ın çocuk romanlarında gezi- gözlem, araştırma ve dinleme yoluyla öğrenme
+
gençlerin hayal dünyasındaki yolculuklarında kullanılan ulaşım aracı aynı zamanda bir eğitim merkezidir. burada her birine ders öncesi öğrenmeyi kolaylaştırıcı haplar içirilir. murat’a ilgi alanı olan edebiyat tarihi öğretilir: “dünyanın ilk büyük ozanı homeros’un çağı, şiir, eski yunan, roma…. sonra diller; ingilizce, uzay dili….” fadik, sanat ve ses eğitiminden geçirilir. ayşe, insan sağlığı ve anatomisi hakkında bilgilendirilir; ali, evreni yöneten, değiştiren, geliştiren deneysel bilgiler edinir; osman ise, teknik onarım işlerini öğrenir. orada yaşam bambaşkadır. kendi dünyalarındakine benzemez. taşıtlar, ya yer altında ya da havada uçak benzeri küçük otobüslerdir.
http://www.yyusbedergisi.com/imagesbuyuk/41a2b6%20say%C4%B1.pdf

kız çocuklarında anatomik olarak ……
https://www.dralihatay.com/kitaplar/Dr.%20Ali%20Hatay%20S%C3%BCnnet%20Olmak%20Hitan.pdf

ibn meymun, erkeklerin sünnet olmasının emredilmesinin sebepleri hususunda, ….. anatomik yapıdadır.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/4882/239569.pdf

süleyman ateş ise bu ayetin insanın ana rahmindeki dört dönemine işaret ettiğini söyler. buna göre aşılanan yumurta hemen bölünmeye başlar; rahim yolu kaslarının gerilmesi ile 8 gün içinde rahme ulaşır. gün geçtikçe bölünüp çoğalmak suretiyle bir ayda 1 mm. ikinci ayda 2 cm.’ye ulaşır. üçüncü ayda 9 cm.’yi bulur. böylece insan şekli 45 gün sonra belli olmaya başlar. kur’ân bu dönemdeki gelişme ve şekillenmeye ilâhî tesvîye diyor. ikinci ayda ceninin elleri ve ayakları, üçüncü ayda ise parmakları belirgin hale gelir. bu da sûrede “ta’dil” ile ifade edilmiştir. bilahere genlere göre farklı özellikler ortaya çıkar. bu dönemlerin allah’a nisbet edilmesi, o’nun koyduğu değişmez biyolojik, fizyolojik ve anatomik kanunlara işarettir. insanoğlu teknik ve ilimde ne kadar ilerlerse ilerlesin, insanın bel suyundaki canlı hayvancıkların bir tanesini bile yaratmaya gücü yetmez, yetmeyecektir. çünkü bunların terkibi bellidir. ancak taşıdığı canlılık vasfı insan için bir muamma olarak kalacaktır.
http://web.harran.edu.tr/assets/uploads/sites/58/files/dergi-29-21052015.pdf

tervîhü’l-ervâh (ahmedî): mısır’da tıp eğitimi almış olan ahmedî, bu eseri aruzun mefâîlün mefâîlün feûlün kalbıyla mesnevi tarzında yazmış ve ı.mehmed’e sunmuştur. bursa’da yazılmış olan eser, mesnevi türünün geleneksel içeriğiyle (besmele, hamdele, salvele…) başladıktan sonra doğrudan tıpla ilgili ilk bölümünde anatomi, pataloji, farmakoloji ve temizlik gibi tıbbın farklı alan ve aşamalarına dair bilgilere yer vermektedir. daha sonraki bölümde ise hastalıkların belirtileri ve tedavi yöntemleri üzerinde durulmuştur. mevcut nüshalara göre 4.000 olarak tahmin edilen beyit sayısı, şairinin belirttiğine göre 10.100’dür. ahmedî, eseri hazırlarken enmüzecü’t-tıb, mu‘cez ve havi gibi kaynaklardan yararlandığını da belirtmiştir.
https://www.kulturportali.gov.tr/Common/DownloadFile.aspx?f=KlasikTrkEdebiyat13.yy_20151224171120667.pdf

allah’tan bir mani gelmezse inşallah önümüzde ki günlerde bölüm olarak yıllardır arzu ettiğimiz anatomi laboratuvarı’mıza kavuşacağız. bu projemizin hayata geçmesi için bizlerden desteğini esirgemeyen adnan çelik hocamız ve yurt müdürümüz nurullah bayhan hocamıza şükranlarımızı sunuyoruz. ayrıca yıllardır sağlık bölümünün en ehemmiyetli icraatı olan revir sorumluluğu görevini üstlenerek yurttaki kardeşlerimize yardımcı olabilmek adına büyük özveri gösteren vefa’nın en trabzonlu tıbbiyelisi intörn dr. selami doğan abimize teşekkür ederiz.
https://www.vefailimyayma.org/img/201871855431092828005551.pdf

çene çukurluğu yönünden çeşitli hayaller içinde zindan veya kuyuya benzetilir. zindan denince akla hemen hz. yusuf gelir. eskiden anatomik gözlemler için kuyular yapılırdı. bu sebeple çene çukuru rasat-gàh şeklinde de düşünülür. harut isimli meleğin cezalandırmak üzere babil kuyusunda asılı olduğunu inanılır. bu inanç dolayısıyla çene çukuru babil kuyusu olarak ifade olunur. daha harut ve babil kuyusu yaratılmadan aşığın canının çene çukuruna misafir oldugu söylenir. gönül çene çukuruna àşık olur veya sabredemeyip ona düşer.
http://earsiv.odu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11489/202/1/10039131.pdf

rönesans’ta sözgelimi fizik alanında, eski aristotelesçi kavram ve hipotezler terk edilmeye başlandığı zaman, ampirik verilere başvurularak, deyim yerindeyse görünüşler bir şekilde kurtarılmaya çalışıldı. sadece doğa filozofları değildi olguları konu alan ampirik araştırmaya vurgu yapanlar; rönesans teknolojisini yaratan insanlar ve coğrafyacılar da gözlemin önemini açıklıkla gözler önüne serdiler. fakat özellikle tıp ve anatomide ampirik araştırma ve gözlemin kaçınılmaz olduğu kesin olarak belgelenmişti. buna göre, kişinin salt a priori akılyürütme yoluyla doğru ve işe yarar bir dünya haritası çizemeyeceği veya kan dolaşımının tatmin edici bir açıklamasını veremeyeceği çok aşikâr bir şey haline gelmişti. gözlemin önemi özellikle anatomi ve fizyolojinin gelişiminde tam bir açıklıkla ortaya çıkmıştır.
+
vesalius ve harvey’in anatomi ve fizyoloji alanlarında gerçekleştirmiş oldukları keşifler, bununla birlikte esas insanların eski, geleneksel teorilerle iddialara duydukları güveni çok ciddi bir biçimde sarsmak ve onların dikkatlerini deneysel araştırmaya yöneltmek açısından önem taşır.
https://avys.omu.edu.tr/storage/app/public/haydin/64262/orta%C3%A7a%C4%9F%20ve%20r%C3%B6nesans%20felsefesi.pdf

evrende allah’a kulluk görevini ifa etmemiz için var kılındığımızı, bu yüzden irade ve özgürlük gibi çok büyük ve çok riskli bir imtiyazla mümeyyiz kılındığımızı bildikten sonra kur’an’da paleontolojik ve/veya embriyolojik bir bilimsel önerme aramaya hacet var mıdır? kaldı ki, insanın dünyaya gelişine ve embriyonun teşekkülüne işaret eden ayetlerin tümünde anatomik yahut genetik bir tanımlamanın yer almadığı, bunun yerine manevî hayat için çok daha gerekli bir varoluşsal hakikatin söz konusu edildiği açıktır. bu yalın hakikat şudur: insana, menşeinin hakirliğini, dolayısıyla kainatın yegane yaratıcısı olan allah’a bağımlılığını hatırlatmak…
http://www.usuldergisi.com/img/usul2.pdf

rûhun karargâhı: beden. o, sonsuz bir vüs’at olan rûhunun karargâhını, yâni bu vücûdun fizyolojik ve anatomik kıymetini de yakından görmek ve tanımak, aynı zamanda beşeriyete hizmet etmek için tabâbete intisab etmiştir.
http://www.tasavvufdergisi.net/Makaleler/353324829_22.12.pdf

minyatür sanatının önemli isimlerinden ülker erke, türk-islam sanatlarının ordinaryüs profesörü süheyl ünver’in öğrencisi. henüz gençlik yıllarında ünver tarafından resme olan yeteneği fark edilen ülker erke, sanat yaşamına topkapı sarayı nakışhanesi’nde tezhip öğrenerek başlar. 1948- 1986 yılları arasında ünver hoca ile birlikte çalışmalar yürüten sanatçı ayrıca ressamlar ali sami boyar ve ercüment kalmık’tan desen ve anatomi öğrenir.
+
güçlü bir akademik desen bilgisi ve tekniğine sahip olan mihri müşfik, eserlerinde genel olarak portre ve natürmort konularına yöneliyor. çok sayıda kadın portresi çalışmış olan ressamın, bu eserlerinde kadınlar, bazen dönemin modern çizgideki giysi ve takılarıyla, bazense çarşaf içinde ve peçe ardında betimlenir. “yaşlı kadın portresi”, “namaz kılan kadın” ve türkan sabancı özel koleksiyonunda yer alan “mangal başında kadın” adlı eserleriyle konu seçimi bakımından çeşitlilik gösteren sanatçı, duyarlı ve ayrıntıcı yaklaşımını, insan anatomisine hâkimiyetini ve güçlü tekniğini bütün eserlerinde yansıtır.
https://ismek.ist/files/ismekOrg/File/ekitap/el_sanatlari/dergi21.pdf

osman oruçhan, hadis metinlerini pozitif bilimlere uygunluğu açısından incelediği doktora çalışmasında şunları söyler: “ilk yaratılan kemiğin kuyruk sokumu olduğunu söyleyebilmek oldukça güçtür. embriyoloji bilimine göre kemiklerin yani iskelet sisteminin oluşumu embriyo sisteminin gelişiminin dördüncü haftasında başlamaktadır. ilk kemikleşme yedinci haftada vertebral kolonda yani omurlarda başlamaktadır. ancak omurlar kuyruktan başa kadar uzandığı için bunun başlangıcının kuyruk kemiği olduğunu söylemek mümkün değildir.” o, ölen insanın kuyruk kemiğinin toprakta çürümeyeceği bilgisi hakkında ise anatomi biliminine göre kuyruk kemiğinin diğerlerinden farklı bir yapısının olmadığını nakleder. arkeolojik kazılarda da bu şekilde çürümeyen bir kemiğe rastlanmadığını belirtir. bununla beraber yazar bilimin yeni bilgilere ulaşabilme ihtimalini de göz önünde bulundurmaktadır. bu bağlamda yeniden dirilişte kullanılmak üzere dna gibi bir çekirdeğin toprakta saklanmasının islâm inanç esaslarına aykırı olmadığını ifade eder. yazarın naklettiğine göre talmud’da acbu’z-zeneb kemiğine karşılık olarak lûz kemiğinden bahsedilmektedir ki ölümden sonra baki kalan vücudun tek çekirdeği bu kemiktir. bu kemiğin antik mısır inançlarında bulunduğu da nakleder. yazar sonuç olarak bu rivâyetin hz. peygamber’e aidiyetinin son derece şüpheli olduğunu söylemekle beraber yahudî kaynaklarında var olan bu bilginin vahiy kaynaklı olma ihtimalini ve hz. peygamber’in yahudilerden duyduğu bu bilgiyi kullanmış olabileceğini de göz ardı etmez.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/35070/tez2.pdf

ııı. yüzyılda mısır’ın iskenderiye şehrinde ilim merkezlerinin yanısıra tıbba dair araştırma merkezleri de mevcuttu. özellikle ıskenderiye’de yetişmiş olan galenos zamanında tıbbî gelişmeler görülmüştü. hatta onun anatomide hippocrates’ten ileri olduğu söylenebilir. müslümanların iskenderiye’ye giriş tarihi olan 22/642) yılında iskenderiye’de ohrin ve aytos el-amîdi ile aqinolu pavlos (el-ecîni) adındaki tabipler iskenderiye’nin tanınmış tabibleri arasındaydılar. bu tabiplerden diyarbekr asıllı olan aytos el-amîdi iskenderiye’de yetişmiş bir tabip olup bizans imparatoru ı.ıustinianus zamanında yaşamış tabiplerden birisidir.
https://ahmetagirakca.com.tr/uploads/default/articles/21-Islam_Medeniyetinde_Hastahaneler.pdf

hematoksilen-eozin’den moleküler tekniklere:
patolojinin tarihçesine kısa bir bakış
+
modern patoloji rönesans döneminin anatomisinden doğmuştur. antonio benivieni hastalıkların nedenini ve hastaların semptomlarını anlamak için otopsi yapar. 20 otopsi ile sınırlı gözlemlerini 1507’de de abditis morborum causis (hastalıkların gizli nedenleri) adlı kitapta yayınlar. benivieni’nin otopsi tekniğinin bugünkü protokoller ile benzer olduğu vurgulanır. 1543’de fransız jean fernel fizyoloji ve patoloji terimlerini kullanır. yine 1543’te andreas vesalius ilk modern anatomi kitabını (de humani corporis fabrica) yayınlar. patoloji terimini ilk kullanan ise medicina adlı kitabında jean francois fernel’dir. epey sonra gb morgagni 700 otopsinin bulgularını 1769’da yayınlayarak hastalıkların anatomik temellerine inen kişi olur.
+
17. yüzyılda mikroskopu ilk kullananlar robert hooke, jan swammerdam, marcello malpighi, nehemiah grew ve anton von leeuwenhoek olmuştur. hooke micrographia ile ilk mikroskopi kitabını yayınlamıştır. bu kitapta ilk defa hücre terimini ölü mantar hücreleri için kullanmıştır. swammerdam, mikroskop altında ilk diseksiyonu yapan kişi olmuş, daha çok böcekler üzerinde çalışmış ve bu konuda iki kitap yayınlamış. malpighi (1628-1694) ise mikroskobik anatominin kurucusu, modern histoloji ve embriyolojinin öncüsü italyan hekim olarak tanımlanır. malpighi, hem tıp araştırmalarında hem de civciv embriyosunu incelemek için mikroskopu kullanmış ancak nasıl bir mikroskop kullandığını bilmiyoruz. organların çeşitli dokulardan, bu dokuların da çıplak gözle görülmeyen, değişik biçimlerde yapılardan oluştuğunu gözlemlemiş. malpighi doku çeşitlerini incelerken kılcal damarları keşfetmiş. mikroskopun gelişimi ve kullanımında leeuwenhoek’un yeri ise ayrıdır. yaptığı tek mercekli mikroskop ile 270 defa büyütme gücü elde etmiştir ve bu mikroskopların na=0.4 olduğunu vurgulamak gerekir (4). bu 1.5 mikronluk bir ayrıntı anlamına gelmektedir. yaptığı mikroskopların küçük olması, göze yakın tutulması gerekliliği ve incelenecek örneğin merceğe çok yakın bir tutucuya tutturulması, kullanımının zorluğuna yol açmaktadır (şekil 3a, b). leeuwenhoek’un daha iyi mikroskoplar yaptığı, hatta günümüz kalitesinde görüntü elde edilebilen kaliteye ulaştığı da iddia edilmektedir. bu tek mercekli mikroskoplarının en önemli özelliği kromatik sapmalarının çok küçük olmasıdır. leeuwenhoek incelemelerinde malpighi’nin bulgularını doğrulamış, eritrositleri tanımlamış, nükleusu ve spermatozoitleri gözlemlemiştir. bakteriler üzerine ilk gözlem yine leeuwenhoek’a aittir ve bunun için karanlık alan mikroskopi tekniğini kullandığı sanılmaktadır (4). leeuwenhoek’un tekniğini kullanan ve devam ettiren olmadığı için mikroskopide gelişmeler akromatik bileşik mikroskopun bulunacağı 1830’lardan sonra olabilmiştir.
http://guncelpatoloji.org/uploads/pdf/pdf_2.pdf

dünden bugüne kortizonun varoluş hikayesi
+
endokrin organların çoğu antik dönemin hekimlerince biliniyor olsa da modern anatominin kurucusu olarak kabul edilen andreas vesalius (1520-1564) bile sürrenal (ad-renal ya da sür-renal; böbrek üstü) bezlerden bahsetmemiştir. ilk kez romalı anatomi profesörü bartholomeus eustachius (1520-1574) sürrenallerden “glandulae quaerenibus incumbunt” şeklinde söz etmişti. italya’da bulunan padova üniversitesi’nin önde gelen anatomistlerinden ıulius casserius 1627 yılında, eustachius’un keşfini doğrulamış ve “corpuscula reni incumbentia sivri renes succenturiati (böbrek üstünde veya böbrek üzerine uzanan korpuskül) olarak adlandırdığı sürrenal bezlerin ilk çizimlerini yayınlamıştır (resim 2). marcus aurelius severinus (1580-1658) sol sürrenal bez ile epididim arasında ilişki olduğunu savunmuştur. “adrenogonadal ilişki” düşündüren bu keşif, büyük ölçüde göz ardı edilmiş ve bu ilişkinin keşfi 1719’da antonio maria valsalva’ya (1666-1723) atfedilmiştir. organ olarak tanımlanmasından sonra fonksiyonu hakkında çeşitli fikirler ileri sürülse de hastalıklarla olan ilişkisi ancak üç yüzyıl sonra anlaşılabilmiştir.
http://guncel.tgv.org.tr/journal/80/pdf/100629.pdf

andreas vesalius de humani corporis fabrica tıp ve diş hek şaşırtan kitap
http://seherkan.com/wp-content/uploads/2018/01/guven_kulekci.pdf

vücudun temel yapısı
http://esaglikonline.com/Moduller%2016.04.2017%20%28duzenlenmis%29/Radyoloji/Anatomi%20Ve%20Fizyoloji/Vucudun%20Temel%20Yapisi.pdf

bedenin içini bilmek beden, kesilerek açılıp üzerinde çalışılmaya başlandığı andan itibaren kadavra. latince “cadaver”, düşmek anlamına gelen “cadere” fiilinin geçmiş zamanda çekimlenmiş halinden gelir. o halde kadavralar düşmüşler, savaşı kaybetmişler. onu kesip içine bakma işleminin adı ise diseksiyon. beden hala canlıysa, açılıp içine bakılma işlemi: viviseksiyon. bir mondino de’ luzzi, bir andreas vesalius ve bir şemseddin-i itaki… ömürlerini bedenin içini araştırmaya adayan… biri bolonya’da, biri padua’da, sonuncusu ise osmanlı’nın kontantiniyye’sinde…
+
(mondino de’ luzzi)
halka açık ilk insan bedeni diseksiyonu, mondino de’ luzzi tarafından, iskenderiye tıp okulu’nda yapılan kapalı diseksiyonlardan yaklaşık 1700 yıl, bunun yasaklanmasındansa 1100 yıl sonra ve mondino anatomi kitabını yazmadan tam bir yıl önce gerçekleştirilir. kullanılan beden bir idam mahkumuna aittir. bir kadın bedeni olduğu iddia edilir
+
yemek masasında anatomi vesalius okuyucularına yemek masasında bir eklemi keserken bile anatomi yapılabileceğini, bunun için tetikte olmaları gerektiğini salık verir ve şöyle der: yemekte önünüze bir dana, bir kuzu, bir buzağı ya da genç bir hayvan konulduğunda epifizin doğasını öğrenebilmeniz mümkündür. bir “femur”, “humerus”, “tibia”, “radius”, “ulna” ya da benzer bir kemik etten ayrılarak çıkarılınca ve parçalanınca adeta ondan bir kemiğin daha çıktığını görürüz. buna epifiz denir ve bunu ancak genç hayvanlarda gözlemleyebiliriz.
+
(anatomi cinayetleri)
vesalius’un ölümünden yaklaşık bir asır sonra anatomi çalışmaları canlılık kazanır. matbaanın yaygınlaşması, fikir alışverişini kolaylaştırır. ancak anatomi çalışmaları yine de bedenin içini insanın kendi gözüyle görmesini gerektirmektedir. bu açlık anatomi cinayetlerine yol açar. genellikle kimsesizler, bedenleri diseksiyonda kullanılmak üzere cinayete kurban gider.
http://bienal.iksv.org/i/assets//bienal/document/OrtakEylemAygitiBirEtut_INCI_EVINER.pdf

sağlık alanında kullanılan infografikler
+
doğu uygarlığının en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen konfüçyüs, kendine özgü yöntemleriyle öğretimi halka yaymış ve öğretmenliği bir uğraş haline getirmiştir. konfüçyüs düşüncesinin yasaklanması ile çin tıbbında anatomik çalışmalar duraklama dönemine girmiştir. aydın’a göre 19. yüzyılın sonlarına kadar bazı yerlerde anatomi, grafik modellerle gösterilir, diseksiyon çalışmaları yapılmazdı. çin sanatı genel anlamda osmanlı minyatür anlayışına benzemektedir. yazı ve resimlerin bir arada kullanıldığı, görsellerin şematik olarak illüstre edildiği bir sanattır.
+
osmanlı’da tıp alanında görselleştirme minyatürlerle sağlanmaktaydı. türk tıp tarihinde, cerrahi uygulamaya yönelik en eski minyatürleri cerrahiyetü’l haniye kitabında yer almaktadır. kitap; şerafeddin sabuncuoğlu’nun eseri olarak bilinmektedir. kitabın üç versiyonuna rastlanmaktadır. birinci kitap eğitim amaçlı sade bir kaynak, ikinci kitap osmanlı devletinin yüksek mevkideki idarecilerine sunulmak amacı ile hazırlanmıştır. üçüncü kitap ise estetik ve titizlikle resmedilerek avrupa’daki detaylı tıp çizimleri ön plana çıkarmıştır. “tashrih-i badan-i insane” isimli anatomik illüstrasyon gösterilebilir. 1390 yılında mansur ibn muhammed ibn yusuf ibn ilyas tarafından resmedilmiştir. detaylarında, pers el yazması kullanılmıştır.
+
anatomistler ve sanatçılar insan bedenini gerçekçi bir şekilde yansıtarak tasvir etmek için el birliği ile çalışmışlardır. leonardo da vinci, dürer ve michelangelo gibi birçok rönesans sanatçısı, artistik anatomi üzerine araştırmalar yürütmüşlerdir. erdem’e göre, bu sayede, rönesans’ın en önemli özelliklerinden olan akılcı düşünceyi temsil eden bilim ile insani duyguları yansıtan sanat arasındaki uyum ve işbirliği gerçekleşmiştir. buonarroti’nin anatomik çizimleri buna örnek gösterilebilir. yansıtıldığı gibi, vücuttaki kas yapısını ön plana çıkararak çizime artistik bir görünüm kazandırmıştır.
+
sanatçı olmanın ötesinde aynı zamanda anatomi bilimiylede ilgilenen leonardo, bilimsel araştırmaları ile sanatı birleştirerek dünyaya bakış açısını göstermiştir. aydın’a göre, leonardo’nun dünya görüşünü en iyi yansıtan çalışmaları anatomi alanındadır.
+
tıbbın mikelanjı olarak anılan netter’in de vurguladığı gibi; bir konuyu aydınlatmak, çizimin en büyük hedefidir. güzel boyanıp boyanmadığı önemli değildir. önemli olan konuyu açığa kavuşturmasıdır. eğer bir çizim medikal bir konuya açıklık getiremiyorsa çizim olarak hiçbir değeri yoktur. buna örnek olarak, frank netter’in anatomik çizim gösterilebilir. medikal çizim detaylı ve gerçekçi bir biçimde çalışılmıştır. kırmızı ve pembe tonları, hücresel dokunun ön plana çıkmasını sağlamıştır. çizimleri içerisinde sakladığı bakış açısı ve yaklaşımları çizimlerini değerli kılmaktadır.
+
türk medikal illüstratörler arasında; dünyaca ünlü türk tıp ressamı dr. levent efe ve anatomi profesörü olan prof. dr. ahmet sınav yer almaktadır.
http://docs.neu.edu.tr/library/6727360754.pdf

dijital illüstrasyon tekniği ile tıbbi illüstrasyon süreci ve insan apendiküler iskelet kemikleri tıbbi illüstrasyon uygulamaları
+
insan vücudu, geçmişten günümüze toplumsal yapıya bakıldığında, çeşitli sembollerle ve duvar çizimleriyle ifade edilmiştir. toplumların yaşam mücadelesi, bıraktıkları kil tablet, papirüs, resim ve minyatür vb. sanatlar sayesinde günümüze aktarılmıştır. görmenin öğrenme üzerinde etkisinin kalıcı oluşu göz önüne alınırsa, tıp biliminin de sanat gibi görmeye dayalı bir bilim dalı olduğunu söyleyebiliriz. öyle ki, hastalıklar karşısında anatominin öğrenilerek tedavi yöntemi oluşturulması görsel bir süreçtir.
+
tıp biliminin gelişmesi ve başarısı iyi anatomi bilgisiyle mümkün olmaktadır. hekim için hastalıkların doğru tedavi edilmesinde bedenin içyapısının bilinmesi büyük önem taşımaktadır. bu bilgilerin kolay ve etkili bir şekilde aktarılması görsel anlatım ile sağlanmaktadır. bu yüzden, tıp biliminin ve eğitiminin görsel bir sisteme dayalı olması tıbbi illüstrasyonlara daima ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. örneğin, spesifik ameliyatların anatomi ve fizyolojisi için tıbbi illüstrasyonlardan yararlanılmaktadır. tıp alanında bu önemli ihtiyaçları karşılayan tıbbi illüstrasyonların oluşturulması için doğru tıp bilgisinin yanında yeterli sanat becerisi de gerektirmektedir.
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS02942.pdf

yunan tıp bilgini galenos’un otoritesi üzerine kurulan hekimliğe ilişkin mitoslar, padova okulunun anatomi bulgularıyla sorgulanmaya başladı.
+
leonardo’nun az bilinen yönlerinden biri anatomi üzerine yaptığı çalışmalardır. o döneme değin neredeyse hiçbir tıp adamının yapmadığı çalışmaları onda görmek mümkündür.
+
din adamları o dönemde insan vücudunun incelemek amacıyla da olsa parçalanmasını yasakladığından, dış anatomi için maymunlara, iç anatomi için de domuzlara başvurmak zorunda kalıyorlardı. bilim adamları insana en çok benzeyen hayvanlardaki bulguların insanda da olacağını varsayıyorlardı.
+
anatomi bilgilerinin kaynağı olarak galenos’un verilerini seçen sonraki kuşak doktorları bu hatayı sürdürdüler.
http://vizyon21y.com/documan/Egitim_Ogretim/Sanat/Ronesans.pdf

tıp eğitiminde görsel sanatın etkisi
+
dinsel yasaklara rağmen yapılan anatomi diseksiyonuyla-bedenin kesilerek incelenmesiyle keşfedilen organ yapıları resimlenerek kitaplara basılması tıbbi eğitimde görerek öğrenmenin önemi vurgulamıştır.
+
roma döneminde de devam eden bu gelenekte yapılan modellerin anatomik doğruluğu tıp bilgisinin düzeyini gösterir.
+
haçlı seferleriyle islam ülkelerinde ki sağlığın temizlikle korunmasının sağlandığı görüşü benimsenerek hijyen konusunda çalışmalar yapılmaya başlanır. ayrıca doğuda tıp alanında önemli çalışmaların yapıldığı biliniyor önemli eserler tercüme edilerek batıda ki tıp eğitimine katkı sağlanıyordu. hıristiyan inancında ki tek tedavinin kutsal ruhun var olması düşüncesiyle kan akıtma, ampütasyon, diş çekme dışında ki cerrahi işlemler yasaklanmıştı. anatomi bilgisi araştırılmıyordu. fakat 13.yy. başlarında papa’nın itirazlarına rağmen ıı. frederik’in (1212-1250) izniyle kadavra diseksiyonu yeniden başlatılır. ilk tıp okulunun kurulduğu bologna’da mondino de luzzi (1275-1321) anatomi alanında ilk kitabı hazırlayarak anatominin mimarı unvanını alır. 1490’da ilk anatomi salonu italya’nın padova şehrinde açılır ve bir yıl sonra johannes de ketham 1491’de venedik’te ilk resimli tıp kitabı olan fascilus medicinae’yi basar.
+
ebu ali ibn-i sina (980-1037) ise islam dünyasında şeyh el-reis batı da ise avicenna olarak bilinen türk asıllı bir hekimdir. el-kanun fi’t-tıbb tıp konusunda batı da rehber olan bir eserdir. ibn-i sina yaptığı çizimlerle anatomi açıklamalarına yer verdi (şekil-5). diğer yandan ibn nefis (?-1288) 1924’e kadar servetus’a atfedilen küçük kan dolaşımını tarihte ilk defa olarak “şerh teşrih el-kanun” (kanun’un anatomi bölümüne ek)” ve “şerh el-kanun” (kanun’a ek) adlı iki eserinde tarif etmişti.
https://pdfs.semanticscholar.org/afb4/46999a5e6aba089b124e9464c3ae2a358e20.pdf

tüberkülozun dünü
+
3. dönem anatomik ve klinik çalışmalar (felsefi tıptan, bilimsel tıbba geçiş):
15. ve 17. yy rönesans döneminde anatomik çalışmalara izin verilmesi, hastalıkların etiyolojisinin anlaşılmasında büyük etkisi olmuştur.
http://www.ankemdernegi.org.tr/ANKEMJOURNALPDF/ANKEM_24_Ek2_52_60.pdf

kas anatomisi
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/2935/mod_resource/content/0/4.%20Hafta%20Kas%20Sistemi.pdf

kas fizyolojisi
https://web.itu.edu.tr/gulmezt/BIO102/bio102chapt09-TR.pdf

iskelet kaslarının yapısı ve biyomekaniği
http://www.journalagent.com/apjes/pdfs/APJES_2_3_41_51.pdf

araştırma ve klinik uygulamada biyolojik psikiyatri
http://www.mesutcetin.com.tr/documents/Ceylan-Cetin_Biyolojik_Psikiyatri_Sizofreni_1.Kitap.pdf

“ısırık izi” olarak tanımlanan, insan veya hayvan dişlerinin etki ettikleri yüzeylerde meydana getirdikleri değişim, adli tıp’ta önemli bir bulgudur. anatomik nedenlerle, ısırma sırasında üst çenedeki dişler ısırılan yüzeyde alt çenedeki dişlerden daha net izler bırakmaktadır.
https://www.atud.org.tr/wp-content/uploads/2018/01/10_adli_bilimler_sempozyumu_bildiri_kitabi.pdf

biyomekaniğin temelleri
http://www.sbu.edu.tr/FileFolder/Dosyalar/eb408a43/2020_6/sbubiyomekanik-tumu-5283acd6.pdf

bilim kronolojisi
http://www.jeofizik.org.tr/resimler/ekler/07e70efcfab0873_ek.pdf

şizofreni spektrum bozukluğu hastalarında corpus callosum anatomisinin incelenmesi
http://acikerisim.karatay.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/20.500.12498/1685/552047%20(1).pdf

majör depresif bozukluğu olan bireylerde beyin ventrikül hacimlerinin stereolojik yöntem ile değerlendirilmesi
+
16.yy’da anatomi’nin babası olarak kabul edilen andreas vesalius, melankolinin nedeni ile ilgili klinik anatomi çalışmalarına devam ederken, orta çağ’daki genel fikir, melankolinin ruhsal kaynaklı olduğu ve melankolik kişilerin şeytana tutulduğu görüşü üzerineydi. isviçre’de psikiyatrist olan felix plater, “mentis alienato” isimli çalışmasında ilk kez melankoliye neden olan hastalık gruplarını alt grupları ile beraber tarif etmiştir. aynı zamanda, psikiyatrik hastalıkların nedeninin santral sinir sisteminden kaynaklandığını ilk kez ileri sürerek, depresyonun hangi sebepten dolayı meydana geldiğini ifade etmiştir. depresyon etiyolojisi hakkında 16-17.yy’da “vücuttaki bir organ veya beyindeki tümörden dolayı melankoli meydana gelir” deyişi ile günümüze göre en sade açıklamayı yapan anatomist, andreas vesalius’tur.
+
depresyonun patogenezinin açıklanmasında “klinik anatomi görüşü” üzerinde 19.yy’dan itibaren durulmaya başlanmıştır. bu görüş ile psikiyatrik rahatsızlıkların, vücutta anatomik olarak anormal bir değişiklikten kaynaklanabileceği fikri doğmuştur. bu şekilde psikiyatrik hastalıkların tam anlamı ile sınıflandırılması gerekliliği ortaya çıkmıştır. hastalıkların sınıflandırılması; hastalığın belirtilerinin spesifik ve herkeste aynı şekilde görülmesi gibi gözlemsel değerlendirmeden, uygulama ve deneye dayalı hale gelmiştir. yeni sınıflandırma sistemi ile hastalığın etiyolojisi, epidemiyolojisi, ayırıcı tanı kriterleri ve hangi yaş aralıklarında görüldüğü hakkında bilgi edinilmiştir. depresyon etiyolojisinde kalıtımın etkisi de ilk olarak burada ortaya çıkmıştır.
http://dspace.balikesir.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12462/2928/TEZERT180825.pdf

türkiye’de akademik tıp kütüphanelerinde kullanılan elektronik kaynakların analizi
http://eprints.rclis.org/6468/1/mine_tarlan_yuksek_lisans_tezi_tamami.pdf

osmanlı-türk tıbbında daha önceden anatomi ile ilgili bazı kitaplar basılmıştır. fakat bunlar el yazması olup ve resimler minyatür şeklindedir. dini ve tradisyonel düşünceler nedeni ile matbaanın kullanılması osmanlı imparatorluğunda uzun süre mümkün olamamıştır.
http://apbs.mersin.edu.tr/files/oyaogenler/Scientific_Meetings_011.pdf

e-bülten 12 – türkiye biyoetik derneği
https://biyoetik.org.tr/wp-content/uploads/2019/09/bulten12.pdf

gıda, tarım ve hayvancılık bakanlığı
personel genel müdürlüğü
2013 unvan değişikliği sınavı
https://www.tarimorman.gov.tr/PERGEM/Belgeler/unvan_degisikligi_ders_notlari/35060-CevreKoruma.pdf

dejeneratif omurga hastalıkları
http://www.turkomurga.org.tr/upload/02-DEJENERATIFOMURGA1.BASKI-2007.pdf

biçimbilim – yapı ve işlev
+
“morfoloji” ya da biçimbilim, yani canlıların, tıpta insanın yapısının incelenmesi alanı, temel denen bilimlerden zaman içinde ilk gelişeni oldu. bu gelişme doğal olarak, hemen hiç bir ek gözlem aracını gerektirmeyen anatomiyle, yani yapıbilimle başladı; ışık mikroskobunun bulunuşu ve evrimiyle doku ve hücre, son onyıllarda da elektron mikroskobunun ortaya çıkışı ve geliştirilmesiyle hücreiçi, hatta büyük moleküller düzeyine geldi.
https://www.ttb.org.tr/kutuphane/tip_egitimi_yo.pdf

şâni-zâde mehmed ataullah efendi
(hayatı, kişiliği, eserleri, etkileri)
http://openaccess.ogu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11684/1019/MEHMET%20ERDO%C4%9EAN%20Y%C3%9CKSEK%20L%C4%B0SANS%20TEZ%C4%B0.pdf

kadın giyiminde karşılaşılan büyük beden sorunları ve çözüm önerileri
+
bu araştırmanın diğer konuları arasında; anatomi, ergonomi ve antropometri arasındaki ilişkinin incelenmesinin sebebi de tüm bu açıklananlara çözüm bulmaktır.
+
diğer tüm bedenlerin giysi tasarımında; tasarım ilke-öğelerine ve ergonomik konforlara dikkat edilmesi gerektiği tartışılmaz bir gerçektir. ancak bütün bu durumlara büyük beden giysi tasarımı yapılırken daha özenli bir şekilde dikkat etmek gerekmektedir.
http://earsiv.halic.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12473/540/Bahar%20MARABA.pdf

rönesans resminin plastik anlayışının güzel sanatlar eğitimi bölümlerindeki resim atölye derslerine katkısı
http://earsiv.odu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11489/570/1/engin%20%C3%BCmer%20yksek%20lisans%20tezi.pdf

gata jinekoloji polikliniği’ne herhangi bir nedenle başvuran 20 yaş üstü kadınlarda hastaların %37,1’inde idrar kaçırma saptanmıştır. özdemir ve ark.’nın kadınlarda yaptıkları bir çalışmada saptanan oranlar anatomik stres inkontinansı için %42,4 ve mikst inkontinans için ise %18,3dir.
+
droglardan ilaç elde etmeye başlamış olduğundan da eczacılığın ve farmasötik teknolojinin de babası olarak kabul edilir. anatomik bilgileri gerçekçi olsa da fizyoloji açısından fikirleri gelişmemişti ve bilimsel gerçeklere uymuyordu.
http://www.turkailehekderg.org/wp-content/uploads/2016/04/Tahud-9-cilt20-sayi1.pdf

bilimsel devrimin başlangıç noktasının ya da ortaçağ anlayışlarından kopuş noktasının, iki önemli kitabın yayımlandığı 1543 yılı olduğu genel olarak kabul görmektedir. bu kitapların; kopernik’in (nicolaus copernicus) yaşamının sona erdiği yıl basılmış olan ve astronominin devrime uğramasına neden olan kitabı “de revolutionibus orbium coelestium” (gökcisimlerinin dolanımı üzerine) ile andreas vesalius’un “de humani corporis fabrica” başlığını taşıyan anatomi atlası olduğu not edilmiştir.
http://www.ekonomikyorumlar.com.tr/files/articles/1546594108.pdf

modern batı düşüncesinin tarihsel kökenleri: ortaçağ’dan modern döneme islam medeniyetinin etkisi
+
bilim ve teknik a) modern bilimin tarihsel kökenlerinin klasik açıklaması matematik, deneysellik ve fayda sacayağında yükselen modern-yeniçağ biliminin esası, dünya resminin matematikselleştirilmesi ve gözlem-deney ikilisine yapılan vurgunun artması gibi spesifik özelliklikler taşıyan yeni yöntembilimdir. john henry’nin mümtaz çalışmasında da belirttiği üzere “bilim devriminin” en çarpıcı üç boyutu, dünyanın işleyişinin anlaşılmasında matematiğin gitgide daha fazla kullanılması, hakikati bulma yolunda gözlem ve deneye yapılan vurgunun artması ve doğa bilgisinin faydalı olmasına ilişkin tavırdır. doğa araştırmalarında deneysel metodun 16. yüzyılda yeniden önem kazanmaya başlamasına ilişkin tarihsel temellendirmeler; mutlak metodolojik monizmin islam kültür çevresine karşı kayıtsız ve pejoratif yaklaşımından dolayı oldukça yetersizdir. örneğin deneysel yöntemi ortaya çıkaran entelektüel zeminin klasik açıklamasında, başta ibn heysem olmak üzere, islam bilim ve felsefe çevresinin etkileri göz ardı edilerek, araştırmacılar tarafından öne sürülen kaynaklar, genelde şu beş başlık altında toplanmaktadır:
i) zanaatkârların pratik bilgi geleneği
ii) matematikçi gelenek
iii) anatomi ve fizyoloji geleneği
iv) simya-kimya geleneği
v) büyü geleneği
+
anatomi ve fizyoloji alanlarındaki yeni gelişmelerin, fizyolojinin önemli deneysel araştırmaların odağı haline gelmesini sağladığı savunulmuş , adres vesalius’un (1514-1564) padua üniversitesindeki tıp okullarında etkin hale gelmesiyle bu alanda büyük dönüşümlerin yaşandığı belirtilmiştir. bu amaçla vesalius’un haleflerinin galenci tıbbın yetersizliğine dair yeni olduğu söylenen keşiflerine özellikle vurgu yapılmıştır.
+
simya-kimya deneyciliği bilim devrimi sürecinde “matematiksel bilimler, doğa araştırması, anatomi ve tıptaki gelişmeler doğrultusunda elde edilen tecrübî bilgilerle intibak sağlayan doğa filozofları, hekimler ve diğer entelektüeller arasında kendini hissettirmeye başlamış”, bu süreçte paracelcusçuluk hususi bir etmen olmuştur.
+
tıp ve felsefe konularında çok önemli çalışmaları bulunan abdüllatif el-bağdadi (ö.1231) el-ifade ve’l itibar adlı eserinde galen anatomisinin bazı noktalarına karşı çıkmış, “gözlem sözcüklerden her zaman daha güçlüdür.” ifadesini kullanmıştır. bu ifade gözlemin, araştırma konusunda bütün bilim insanları arasında önemli bir yere sahip olduğunu ve söylediklerinde veya uyguladıklarındaki titizliğe rağmen galen’ den daha geçerli ve doğru olduğunu belirtmektedir.
+
şuna dikkat edilmelidir ki, andreus vesalius ve diğer rönesans anatomistlerinin, kendilerini doğaya dair felsefi yorumlar yapan kişiler olarak değil, vücudun yapı ve işlevini açıklayabilmek için otopsi veya görmeye dayanan sade gözlemciler olarak kabul eden tavırları, yeniçağ biliminde ortaya çıkan anlayışla tam anlamıyla örtüşmekteyse de ileride sözkonusu edilecek olan bu anatomistlerin, ebu bekr er-razi (rhazes), ibn sina (avicenna), ibn rüşd (everroes) ve ebu kasım ez-zehravi gibi müslüman hekimlerden önemli derecede etkileri dikkate alınmalıdır.
+
“bu insanlar neyin kafasını yaşıyor?” diye tanımladığınız kimselere şöyle bir bakın. yaşamaya çalıştıkları kafa yapısının hep aynı olduğunu göreceksiniz. tek tip görüşler, hatta göremeyişler. zoraki hareketler, yapmacık yaşam masnu’ ölüm. kişilikleri programlanan ve kodu girilen insan. halbuki her insanın ayrı bir bilgisayar olduğu gerçeğini, kutlu nebi çoban örneği ile bizlere açıklarken neden bizler hâlâ kendimize bir çoban arayışı içindeyiz? koyun taklidi yapmaktan ne zaman vazgeçecektir bu toplum? kendisi olmaya ne zaman başlayacaktır? içindeki, fıtratındaki o, ne zaman vücud bulacak? ama evvela bunları akletmesi ve o akl-i şerîfini düşünme yolunda kullanması icab eder.
+
“hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, her gün ölecekmiş gibi ahirete çalışın.” buyuruyor rasulüllah. işte islamiyet budur. sadece ahirette değil, hem dünya da hem ahirette rahat etmektir. şuan da ümmetin ihtiyacı mücahit gençlerdir. yeri geldiğinde silah olarak kalem ve ağzını kullanacak zamanı geldiğinde silahını ekipmanlarını toplayıp savaşa gidecek mücahitlere ihtiyaç var. bu ümmet, bu devlet böyle mücahitler sayesinde kalkınıp cihanı islam ışığıyla aydınlatacaktır. bu yüzden yorulmadan ve bıkmadan çalışmalıyız. bizim fıtratımız ve bize yakışan şey budur. hepinizi allah’a emanet ediyor sağlıcakla kalmanızı diliyorum.
http://beyogluanadoluihl.k12.tr/pdf/dergiler/mahlas-8.pdf

kafatasından kubbe
+
uğraş alanları insan ve yaşam olan tıp ve sanat birbirleriyle her zaman iç içe olmuştur. hatta eski zamanlarda tıp ile sanat aynı kişiler tarafından icra edilirdi. günümüzde de sayıları küçümsenemeyecek kadar çok hekimin aynı zamanda sanatla ilgilendiği görülmektedir.hekimin; gerek yorucu ve stresli iş temposundan sonra rahatlamak için,gerek içgüdüsel olarak çoğu insanda var olan ölümsüz bir eser bırakma arzusunu tatmin etmek için, sayfalar dolusu bilimsel bilgileri dört mısraya veya bir portreye sığdırabilmek için sanatla uğraştığı bir gerçektir.bu durum insanlarda sanatın tıptan değil de,hekimin veya tıbbın sanattan daha çok yararlandığı izlenimini oluşturmaktadır.projemizdeki amaç tıbbi konuların da (en az sanatın tıpta kullanıldığı kadar) sanatçıya malzeme ola bileceğini göstermektir. bu eserler arasında en çok göze çarpan vatikan’ da bulunan dünyanın en büyük ikinci katedrali olan st. pietro katedraliydi.bu eser 16. yüzyılda michalengelo tarafından inşa edilmiş.michalengelo bu ünlü katedralin kubbesini yaparken insan kafatasını model olarak almıştır. bunun yanında kaburga kemiklerinden esinlenerek inşa edilen yapılar da vardır. insan vücudunda bulunan altın oran da birçok ünlü yapıtta kullanılmıştır. bu çalışmalarımızda internetten ve kitaplardan yararlandık. sonuç olarak şu kanıya vardık; insanın yapısındaki harikalık ve düzenden esinlenerek yapılan eserler artırılmalıdır. çünkü doğa insanın düşünemeyeceği harikalıklarla doludur. canlı anatomisi de doğa gibi kusursuzdur. bunun sonucu olarak insanoğlunun doğadan yola çıkarak ürettiği eserler de kullanış ve estetik açısından çok daha üstünolur.
+
anatomi ve sanat
anatomi ve sanat konulu araştırmamızda anatominin sanatçılar tarafından nasıl kullanıldığını,nasıl bir sanat öğesi haline getirildiğini inceledik.özellikle insan anatomisinin gizemi ilk çağlardan beri insanı çekmiş;sanatçıları bu mükemmel yapıyı taklite itmiştir.sanatçıların anatomiye olan ilgisi onları kadavralar üzerinde araştırmaya itmiş,hatta eski çağlarda insan kadavrası kullanmak yasak olduğundan yasadışı yollara başvurmuşlardır.da vinci’nin öğrencileriyle birlikte gizlice kazdıkları mezardan elde ettikleri kadavralar üzerinde çalışmaları buna örnektir. eski mısırda vucütlarına tekrar ihtiyaç duyacaklarını düşündüklerinden mumyalama yapmışlardır ki mumyalama da bir sanat olarak kabul görmektedir.mumyalanan vücutlar yüzyıllarca bozulmadan anatomik bütünlüklerini sürdürmektedir.geçen yüzyıllar insanın anatomiye olan ilgisini azaltmamış aksine farklı boyutlara taşımıştır.günümüzde belirli yerlerden izin alarak bu alanlarda çalışmalar yapmak yasaldır.kadavra sergileri dahi açılabilmektedir.bizde anatominin sanatçılara bu kadar çekiçi gelmesinin nedenini araştırdık.mesela bir insanı kadavra sergisi açmaya iten şeyin ne olduğunu meraktan yola çıktık.anatominin sanatı baştan çıkaran gizeminin ne olduğunu çözmeye çalıştık.
+
anatomi…kilometre taşları! ! !
tıbbın temel dallarından olan anatomi ve fizyoloji’nin resim ile ilişkisi ve bu ilişkinin mihenk taşları: galen, andreas vesalius, leonardo da vinci, şerefededin sabuncuoğlu, netter, rembrandt. bu projedeki amaç; anatomni’nin ve fizyoloji’nin resim sanatıyla olan ilişkisini, dönemine damgasını vuran önemli bilim insanlarıyla kronolojik olarak ortaya koymak ve bu tarihsel gelişim sürecini tıbba yeni başlayan kişilerin de fark etmesini sağlamaktır. tıp eğitiminde öğretilen bilgilerin esas sahiplerini tanımak, bilgilerin geliş yolunu öğrenmek, bundan yüzyıllar önce sadece kişisel çabalarla insanlığa sunulan eşsiz ürünlerin önemini kavramak ve modern çizimlerin geliştirilmesinde büyük ustaların emeklerini gözler önüne sermektir. işte bu projenin çıkış noktası da bu büyük sanat eseri sahipleri ve eserleri hakkında farkındalık yaratmak, bu insanları eserleriyle tanımak, araştırmaya ve hatırlanmaya değer olduklarını bir kez daha kanıtlamaktır.
+
anatomide çizim sanatının yeri
tıp çizimleri gerçekten anatomide gerekli midir? sadece resimleri kullanmak yeterli midir, yoksa çizimlere ihtiyaç var mıdır? bu soruların cevabını bulabilmek amacıyla yapılan çalışmanın sonucu olarak anatominin var olmasının tıp çizerliği sayesinde olduğu ve eski zamanlardan beri anatomik çizimlerin tıpta yaygın olarak kullanıldığı sonuçlarına ulaşılmıştır. bu çalışma sırasında anatomi çizimlerini yapan kişilerin “tıp çizerleri” olarak adlandırıldığı, bu tıp çizerleri sayesinde tıbbın daha anlaşılır olduğu ve daha kolay ilerleyebildiği görülmüştür. bunun yanı sıra, eski zamanlardan beri tıbbi çizimlerin yapıldığı sonucuna varılmıştır. tıp çizerliği, tıbbın gelişmeye devam edebilmesi için saygın bir meslek olarak varlığını sürdürmeye devam etmelidir. tıp çizerliğinin normal ressamlıktan farkı, kullanılan malzemenin zaman içinde değişiyor ve yeni özelliklerinin de ortaya çıkıyor olmasıdır. bu durum göz önünde bulundurulduğunda tıp çizerliğinin ne kadar önemli bir meslek olduğu ve tıp çizerlerinin yeni gelişmeleri ne kadar yakından takip etmeleri gerektiği açıktır. leonardo da vinci’nin çizimleriyle günümüz çizimleri karşılaştırıldığında bile bu durum açıkça görülmektedir. çizim sanatının tıptaki yeri düşünüldüğünde bu güncelliğin sağlanmasının tıbbın güncel tutulmasını sağlayacağı unutulmamalıdır.
+
insan anatomisinin mucizevi gösterimi
insan anatomisi yaşam boyunca herkes tarafından merak edilen bir alan olmuştur. sadece tıbbi toplumun görebildiği insan anatomisi, kapalı kapılar arkasına saklanagelmiştir.bu kapalı kapıdan çıkartıp insan vucudunu bütün topluma göstermek amacıyla açılmış olan “body exhibition” sergisini projemizde incelemeyi amaçladık.insan bedeninin alışılmış ürkütücü,soğuk ve gizem dolu görüntüsünden uzaklaştırararak gerçek,inanılmaz ve etkileyici dünyasına götüren bu sergiyle, hastalıklı ve sağlıklı bölgeler yanyana koyularak hayat stilinin insan vücudunu nasıl etkilediği gösterilmiştir.dünyanın en güzel sanat eseri olan insan vücudunun gerçek yapısı, rahatsız edici kadavra formundan çıkartılmıştır. bu sergide sergilenen her bir beden örneği bugün tıp biliminin uyguladığı bilinen beden koruma yöntemleri ile korunmaktadır. daha sonra bu bedenler, bedenin hangi pozisyon ile sergileneceğine karar verilerek şeklin verilmesiyle beraber uygun bölümlerden kesim işlemine tabi tutulmuştur.insanın embriyo hali sıradışı şekilde gözler önüne serilmiş, futbol oynarkenki duruşu özel dizaynlarla eğlenceli ve hayranlık yaratacak kadar etkileyici hale getirilmiştir.”body exhibition” sergisi, bir çok metropolde sergilenerek milyonlarca insanı etkilemiş,vücutlarımızın ne kadar mükemmel yapılar olduğunu gün ışığına çıkarmıştır.
http://www.medinfo.hacettepe.edu.tr/duyuru/TIB_2009.pdf

anadolu’da bilimin ayak izleri
http://halkkutuphanesi.com/books/kitap4/anadoludabilim.pdf

bilim ve buluşlar tarihi
https://img1.wsimg.com/blobby/go/ff4af4ab-89ad-4cc4-95df-2b633de22d6c/downloads/Isaac%20Asimov%20-%20Bilim%20ve%20Bulu%C5%9Flar%20Tarihi.pdf

bilim ve teknoloji tarihi
https://leventeraslan.files.wordpress.com/2015/09/bilim-tarihi.pdf

taş kırıcıların hiçbiri, anatomist değildi ve fazla bilgisi olmayan bu becerikli gençler taşa en yakın bölgeye. ulaşmak için anüs ile geni tal bölge arasından keserler ve mesane fonksiyonuna verilecek zararı pek düşünmezlerdi. taş kırıcıların ameliyatından sağ çıkan kişilerin çoğu, idrarını tutamaz hale gelirdi.
+
bir kurşunun vücudunuzun içinden geçip de bu kadar yaşamsal organı ıskalaması hiçbir anatomi kitabında yoktur.
+
anestezi, cerrahide bir devrim niteliğindeydi. bir sonraki aşamada ise hijyenle tanışacaktı cerrahi mesleği. 1847′ de macar lgnaz semmelweis loğusa ateşinin, ameliyat odasında ceset üzerinde anatomi çalışmış tıp öğrencilerinin doğuma yardım etmeden önce ellerini yıkamadıklarından meydana geldiğini keşfetmişti.
+
morgagni, yaşayan hastalardaki hastalık sürecini tanımlayan, hasta öldükten sonra da otopsiyle hastalık sebebini inceleyen ilk kişiydi. bassini’nin 1761 yılında çıkardığı de sedibus et causis morborum per anatomem indagatis (anatomiyle elde edilen h astalık lokasyonları ve sebepleri üzerine) kitabı da, tıpkı vesalius’un kitabı gibi şok etkisi yaratmıştı. ikisinin çalışmaları sayesinde ilk kez, gelenek ve masallardan arındırılmış gerçek bir tıp biliminden söz etmek mümkün olmuştur.
+
devrimsel fikri şöyleydi. normal anatomik yapıya uymayan bütün dokuları kesin ve normal karın duvarında olması gerektiği şekilde yeniden dikin. bunun olduğundan daha kolay göründüğünü bassini ağacın altında yatarken karın duvarının bütün katmanlarını delip geçen savaş yarasını incelediğinde hissetmiş olmalıydı. bu katmanların her birinin bütünün sağlamlığında özel bir katkı sağladığını, kasık fıtığında her birinin farklı şekilde onarılması gerektiğini anlamış olmalıydı.
https://www.academia.edu/36028187/B%C4%B1%C3%A7ak_Alt%C4%B1nda_28_Ameliyatta_T%C4%B1p_Tarihi-Arnold_van_de_Laar.pdf

islâm-arap tıbbı batı’da büyük bir itibar görmüş, islâm tabipleriyle âlimlerinin tıp eserleri avrupa’nın birçok üniversitesinde tıp eğitiminin temelini oluşturmuştur. batı’da üniversitelerin ilk âlim ve öğretmenleri müslüman arap âlimlerin öğrencileriydi. fransa kralı ııı. henri fransa’da tıbbın gelişmesini kolaylaştırmak için paris colege royal’de arap dili kürsüsü kurdu (1587). büyük müslüman arap okullarını örnek alarak kurulan palermo, ortaçağ boyunca italya’da tıp tahsilinin merkezi oldu.. anatominin ve tıbbın babası kabul edilen andreas vesalius islâm tıp kitaplarını kavramak için arapça öğrenmişti.
http://eders.manas.edu.kg/pluginfile.php/5179/mod_folder/content/0/%C4%B0SB%20404%20%C4%B0slam%20Kurumlar%20Tarihi.pdf

dr. bernard’ın kendisine yardımcı olarak bir anatomist hocası alma girişimi yakın zamanlara rastlar. avrupa’dan seçilen adaylar arasından dr. spitzer sınavları kazanarak tıbhâne’de anatomist olur89. daha sonra kendi yerine geçecek olan dr. spitzer ile birlikte çalışmalarına devam eden dr. bernard’ın eksikliklerini hissettikleri bir ihtiyaç vardır: kadavra! osmanlı toplumunda pek fazla hoş karşılanmayacak bir durum olan teşrih, iki doktorun anatomi derslerinin daha iyi işlemesi için başlıca ihtiyaç duydukları şeydir90. bu husus için tıbbiye hekimbaşısı, kapudân-ı derya talat paşa’dan yardım ister ve talat paşa da ihtiyaç duyulan cesetlerin tersane tomruğu’ndan temin edileceğine dair söz verir91. fakat talat paşa, meselenin hassasiyetine binaen konuyu meclis-i hâss’a taşımış ve buradan “sadece tersanede ölen esirlerin cesetlerinin kullanılması” için izin çıkmıştır.
+
maria theresa’nın hastanelerde ölen hastalar üzerinde otopsi yapılmasına izin vermesiyle viyana anatomi biliminin geliştiği bir merkez olmuştur.
+
alexia petsalis-diomidis pergamon’daki işlemleri yetkin bir şekilde şu şekilde tanımlamıştır:
+
“hacılar, kutsal alanın ritüelini gerçekleştirdikleri her seferinde [pergamene lex sacra’nın öngördüğü ritüelin bir bölümü] … dinî bölge anatomisini işlevselleştirdiler. kurban merasimlerine katılım ve asklepieion›da sağlık için uyuma (inkübasyon) yollarıyla, kutsal alandaki insanî-ilahî spektrumda varlıklarını sürdüren toplumun bir parçası olmuşlardı. onlar, resimlerini izleyerek ve kurbanlar sunarak ilahlarla etkileşime girdiler ve bazıları gördükleri rüyalarda13 asklepios’un varlığını ve vahyini deneyimledi.
+
hasan rıza 1877 rus harbi’nde askerî lise’nin son sınıfındayken gönüllü olarak okulunu yarıda bırakarak orduya katılmış; 1881 yılında bahriye’den mezun olmuştu. italya’da roma, floransa, napoli atölyelerinde on yıl ve mısır’da iki yıl çalışarak sanat görüşünü geliştirdi. numune-i terakki mektebi’ni kurdu ve burada senelerce müdürlük yaptı. yağlıboya, karakalem, pastel ve tarama tekniklerinde birçok resim yaptı. anatomiye hâkim olması nedeniyle portre sanatında, italya’dan aldığı eğitim neticesinde de kalabalık insan topluluklarının yer aldığı büyük kompozisyonlarda başarılıydı. balkan savaşı sırasında 13 mart 1912 yılında edirne’ye yapılan şiddetli bombardımandan eserlerini kurtarmak amacı ile gittiği atölyesinde bulgar askerleri tarafından şehit edildi.
http://www.zeytinburnu.istanbul/Document/FileManager/saglik_tarihi_ve_mu%CC%88zeciligi_sempozyumu_2.pdf

roma dönemindeki önemli tıp adamlarından biri olan efes’li rufus ise, insan vucudunun parçalarının isimleri hakkında, insan vucudunun anatomisi, nabız hakkında, böbrek ve mesane hastalıkları hakkında gibi kitapları kaleme almıştır. bunların yanısıra göz ve göz yapısı ile ilgilenerek, göz merceğini incelemiştir. rufus, kalb ve yapısı, kalp çeperi, kalp kaslarının gevşeme ve kasılma hareketlerini inceleyerek, kalp kasıldığında, alt ucun göğüs kafesine değdiğini ifade etmiştir. cilt hastalıklarından lepra ve uyuzun ayrıntılı biçimde tanımlamaları üzerinde durmuştur.
+
john pecham’ın (d.1220-ö.1292) görme ile ilgili açıklamaları ibn el heysem’inkilere yakındır. perspectiva communis (cisimlerin genel görünümleri) adlı eseri, ibn el heysem’in kitab el menazır adlı eserinin uzun ve karmaşık kopyası şeklindedir. pecham, ibn el heysem’den yazar, ya da fizikçi olarak söz ederek alıntılar yapmıştır. görme teorisi, gözün anatomisi ve fizyolojisi, algı psikolojisi, kırılma ve yansıma ile görüntü oluşumu konuları, kitab el menazır’ın aynısıdır.
+
evrim kuramında dikkat çeken tartışmalar insan üzerine olanlarıdır. aslında darwin’den önce de anatomistler insanın diğer primatlarla olan anatomik benzerliğine dikkat çekmişlerdi. darwin’in farkı ise insanı da bu düşünce içerisinde ele alması ve türlerin kökeni’nde insana bir ayrıcalık tanımamasıdır. nitekim insanın evrimi konusundaki düşüncelerini kaleme aldığı insanın türeyişi (1871) adlı kitabında insanın diğer primatlarla ortak atadan geldiğini ileri sürdü. kuramın en önemli eksikliği ise o dönemde genetik çalışmalarının yetersizliği nedeniyle türlerin kazanılmış değişimlerini bir sonraki kuşağa nasıl aktardıklarını açıklayamamasıydı. bu eksikliği aktarımın kalıtımla olduğunu belirleyen johann gregor mendel (d.1822-ö.1884) giderdi ve bu belirleme kuramı destekleyen en önemli bilimsel kanıt oldu.
https://ets.anadolu.edu.tr/storage/nfs/TAR404U/ebook/TAR404U-17V1S1-8-0-0-SV1-ebook.pdf

sivrisinek larvadan çıkar çıkmaz sanki başka bir âlemde uçuş eğitimi almış gibi uçar ve rastladığı ilk canlının toplardamarını eliyle koymuş gibi bulur. bunu yapmak için tüm canlıların anatomik yapısını bilmesi gerekir.
http://www.meyvedergisi.com/wp-content/uploads/2019/11/Meyve-Dergisi-09.pdf

….. çileği, şeftaliyi, menekşeyi, gülü, olağanüstü güzellikteki ormanları ve üstün nitelikleriyle, düşünen, gören, yorum yapan, anlayan kusursuz anatomik yapısı ile insanı oluşturan gücün, mucizeler meydana getiren tesadüfler olduğunu ileri sürerler.
https://populerkultur.net/wp-content/uploads/2018/03/DARWIN%C4%B0STLER-NELER%C4%B0-D%C3%9C%C5%9E%C3%9CNMEZLER_2b.pdf

neredeyse tüm anatomiciler, doktorlar ve filozoflar bugüne kadar galen’in fikirlerine uyarak nabzın amacının solunum ile aynı olduğunu düşündü ve sadece tek bir noktaya ……
+
çin’de anatominin gelişmesini engelleyen, kadavralara duyulan saygı gibi sonsuz sayıda farklı biçim alabilen önyargılar ve fanteziler, evrensel savaş koşulları ve benzeri durumlar sıklıkla uzun zevksizlik ve cehalet dönemlerine sebep olmuştur.
https://docuri.com/download/batiya-yon-veren-metinler-cilt2_59c1d317f581710b28652aef_pdf

hârizmî gözün tabakalarına dair anatomik terimlerden, halk ilaçlarına ilişkin farmakolojik terimlere kadar dikkat çekici ayrıntılara inmektedir. kanser başta olmak üzere, hemoroid, mafsal veremi, veba gibi hastalıkların tanımını yapmakta ve döneminde geliştirilen ilaçları kategorik olarak zikretmektedir.
http://dogm.eba.gov.tr/panel/upload/etkilesimli/pdf/dkb12.pdf

bir bilim insanının evrim teorisine dair anatomik deliller vermesi o inancını gerekçelendirme yolunda bir adımdır.
https://mantiksalteizm.com/yeni-ateizme-elestiri/?print=pdf

embriyo şekilleri, anatomik özellikleri, körleşmiş organlar, taşınan parazit ve hastalıklar olmak üzere benzer tüm noktalar insanın da omurgalılar sınıfında bir tür olarak yer aldığının işaretleridir.
http://acikerisim.lib.comu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/COMU/1194/Fatih_Ozg%C3%B6kman_Makale.pdf

şeriati (2013c, s. 237) örneğin, homo neanderthalis insanı için şunları söylüyor; homo neanderthalis insanı, insan suratlı bir maymun kılığındaydı. gerçi fizyolojik olarak boyu bosu, bedeni ve diğer canlılığını gösteren özellikleri onun insan olduğunu çağrıştırıyordu. ama homo neanderthalis, insana ait olduğunu kabul ettiğimiz özeliklere ve karakterlere sahip değildi.
https://pdfs.semanticscholar.org/b5ea/0a5508b7b012432f383910132a5e456a6e1e.pdf

çocukların biyolojik, fizyolojik, bilişsel ve duyuşsal gelişimlerinin sağlıklı olması ölçüsünde, dini ve ahlaki gelişimlerinin sağlıklı olabileceği tesbit edilmiştir.
https://acikerisim.deu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/12090/350846.pdf

altın oranın verdiği anatomik güzellik; gözlerin, dudağın, çenenin, yüzün, burnun uygun olan orandır. oysa güzellik ille de anatomik güzellik değildir. eğer pırıltı ve ışıltı yoksa istediği kadar altın oranı güzel olsun güzelleşemez.
+
demokritos (m.ö. 460-370) trakya’da doğdu.
bukalemunun anatomisini, duyuların ve tenasülün fizyolojilerini inceledi.
http://sdplatform.com/document/edergiler/SD_38.pdf

yüzümüze ceset sürüyoruz:
kozmetikte hayvan deneyleri
+
günümüzde oldukça popüler olan hayvanlar üzerinde yapılan bilimsel ve deneysel çalışmaların tarihinin, m.ö. 500 yıllarına dayandığı tahmin edilir.
+
kendimizi bildiğimizden beri sabun, duş jeli, diş macunu, deterjan, şampuan,erkekler için traş sonrası solüsyon, kadınlar için bakım kremleri ve makyaj malzemeleri ile ilişki halinde olduğumuz aşikar…
+
bunların yanı sıra bir diğer işkence yöntemi olarak da draize testleri kullanılır. göz ve cilt tahrişi ölçümlerinde ortaya çıkar.hayvan testlerinin büyük çoğunluğu, ürünün cildi ve gözü tahriş edip etmeyeceğini, zarar verip vermeyeceğini anlamak için yapılır.
+
anatomik olarak tavşan gözünün insan gözünden değişik bir yapısı olduğundan ötürü bu testlerin sonuçları kesin bir bilgi vermemektedir. büyük bir acıya maruz bırakılan tavşanların bir kısmı testten kaçmaya çalışırken boyun ve omurgalarını kırarak ölür, ölmeyenler ise yaralarla yaşar kimisi kör olur kimisi ise kaderine bırakılır.
https://veryansintv.com/wp-content/uploads/2020/05/veryansindergi-sayi2.pdf

on sekizinci yüzyıla kadar batı’nın anatomi atlaslarında kadın vücuduna has organların adı dahi konmamıştı; bunlar erkek vücudundaki isimleriyle anılıyor ve onların karşılığı olarak telâkki ediliyordu.
http://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/tce/957.pdf

kollar arasındaki anatomik kusurların yanı sıra, şair’in kafası, ‘vücudun dokuzda biri’ kuralına uymuyor, spastik vücudun üzerine iliştirilmiş bir portakalı andırıyordu.
https://www.sariyer.bel.tr/ckuploads/ckfiles/sayi%2006.pdf?time=1588943434415

akıl, yapısı gereği her şeyi idrak etmeye müsait değildir. dolayısıyla da bazı objeler aklın alanı içerisinde bulunurken, bazıları da onun gücünün ötesinde kalmaktadır.
+
tıpkı bir taş ve toprak parçasının harç ve briket haline getirilmesi işlevini tamamladığında tabiatta daha farklı bir işlev olmak üzere dönüşmesi gibi insanın da öldükten sonra bedeninin tabiatta yeni bir işlevi olmakla birlikte ruhunun da böyle bir işlevi olduğu kanaatindedir.
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/966/10009298.pdf

fahri profesör keith l.moore anatomi ve embriyoloji ana bilim dallarında dünyanın en tanınmış bilim adamlarından biri olup, sekiz dile tercüme edilen “đnsanın gelişimi” isimli kitabın yazarıdır.
bu kitap bilimsel bir referans eser olup, amerika birleşik devletleri’ndeki özel bir komisyon tarafından, dalında yazılan en iyi kitap olarak seçilmiştir. dr. keith moore kanada’nın toronto şehrinde bulunan toronto üniversitesinde anatomi ve hücre biyolojisinin fahri profesörüdür.
kendisi tıp fakültesinde temel bilimlerin dekan yardımcısı idi ve 8 yıl süreyle anatomi ana bilim dalının başkanlığını yaptı. 1984 yılında, kanada’da anatomi alanında verilen ve en tanınmış ödül olan j.c.b. büyük ödülünü kanada anatomistler derneğinden aldı. kendisi amerikan anatomistler derneği ile biyolojik bilimler birliği konseyi gibi birçok uluslararası kurumları yönetmiştir.
+
kur’an-ı kerim neden alnı yalancı ve günahkar olarak tarif ediyor? kur’an neden kişinin yalancı ve günahkar olduğunu söylemedi? alın ile yalancılık ve günahkarlık arasındaki ilişki nedir?
şayet başın önündeki kafatası bölümünün içine doğru bakarsak, beynin ön alın alanını buluruz. fizyoloji bu alanın fonksiyonu hakkında bize neler anlatıyor?
anatominin ve fizyolojinin esasları isimli bir kitap bu alanın görevi hakkında şöyle diyor:
“hareketleri planlama ve başlatma ile ilgili saik ve öngörü ön loplarda, ön bölümde, ön alın alanında meydana gelir. bu, ortak korteks bölgesidir.” ayrıca kitap der ki; “onun saik içine katılımı ile alakalı olarak, ön alın alanının saldırganlığın işlevsel merkezi olduğu da düşünülmektedir…”
+
dr. t. v. n. persaud, anatomi, vinnipeg, manitoba, kanada’daki manitoba üniversitesi’nde anatomi profesörü, çocuk hastalıkları ve çocuk sağlığı profesörü ve doğum, kadın hastalıkları ve üreme bilimleri profesörüdür. orada, 16 yıldır anatomi bölümünün başkanıdır. o, kendi alanında iyi tanınmaktadır. o, 22 kitapçığın yazarı ve yazı işleri müdürü olup 181’den fazla bilimsel tebliğ yayımlamıştır. 1991 yılında, kanada’da anatomi dalında verilen en saygın ödülü aldı, kanada anatomi bilim adamları derneği’nin j.c.b. büyük ödül töreninde kendisine araştırma yaptığı kur’an-ı kerim’deki bilimsel mucizeler hakkında soru sorulduğu zaman aşağıdaki hususları ifade etmiştir:
“bana anlatılanlara göre, hz. muhammed (s.a.v.) normal bir insandı. okumayı, nasıl yazacağını bilmezdi. aslında okur yazar değildi. ve 12 yüzyıl (aslında yaklaşık on dört asır) öncesinden bahsediyoruz. çok akıllıca tebliğler ve beyanlar yapan ve bilimsel yapı bakımından hayret verici bir şekilde doğru bilgileri olan ve okur yazar olmayan birinden bahsediyoruz. ve bunun nasıl açık bir şans olabileceğini şahsen anlayamıyorum. çok fazla tam doğru bilgiler var. dr. moore gibi benim de, bunun ilahi vahiy veya onu bu beyanlara götüren şeyin, vahiyler olduğu hususuyla ilgili olarak zihnen hiçbir sorunum yok.
+
dr. e. marshall johnson philadelphia, pennsylvania, a.b.d.’deki thomas jefferson üniversitesi’nde anatomi ve gelişim biyolojisinin fahri profesörüdür. orada, kendisi daniel baugh enstitüsünün anatomi anabilim dalının anatomi profesörü, bölüm başkanı ve müdürü idi. teratoloji (gelişim) birliğinin de başkanı idi. 200’den daha fazla eser yayımladı. 1981 yılında, dammam suudi arabistan’daki yedinci tıp konferansında profesör johnson araştırma tebliğini sunarken şunları söyledi;
“özetle; kur’an-ı kerim sadece harici biçimsel gelişimi değil, aynı zamanda çağdaş bilim tarafından tespit edilen embriyonun içindeki dahili aşamaların, yaratılış ve büyüme aşamalarının da üzerinde durmaktadır.”
+
profesör tejatat tejasen, chiag mai tayland’daki chiang mai üniversitesinde anatomi anabilim dalı başkan’ıdır. daha önce, aynı üniversitedeki tıp fakültesinin dekanı idi. riyad / suudi arabistan tıp konferansında, profesör tejasen ayağa kalktı ve şunları söyledi:
“ son üç yıldır kur’an-ı kerim ile ilgileniyorum… çalışmamdan ve bu konferanstan öğrendiklerimden, on dört asır önce kur’an-ı kerim’de kaydedilen ve bilimsel yöntemler ile kanıtlanabilen her şeyin doğru olması gerektiğine inanıyorum. madem ki hz. muhammed (s.a.v.) ne okuyabiliyor ne de yazabiliyordu, öyleyse hz. muhammed (s.a.v.) kendisine yaratıcı (olarak), muktedir olan biri tarafından, bir açıklama şeklinde vahiy edilen bu gerçeğe güvenen bir elçi olmalıdır. bu yaratıcı da allah’tır. (c.c.) bundan dolayı, la ilahe illa allah (c.c.) allah’tan başka ibadet edilecek ilah yoktur, hz. muhammed (s.a.v.) allah’ın (c.c.) peygamberidir (elçisidir) demenin zamanı geldi sanırım. son olarak bu konferans ile ilgili mükemmel ve son derece başarılı düzenleme için tebriklerimi sunmalıyım. sadece bilimsel açıdan değil, aynı zamanda dini açıdan da çok iyi bilinen birçok bilim adamıyla tanışmanın ve katılımcıların içinden birçok yeni dostluklar kurmanın büyük fırsatını da kazandım. buraya gelmekle kazanmış olduğum her şeyin en değerli olanı la ilahe illa allah (c.c.) muhammedün resulullah ikrarıyla bir müslüman olmaktır.”
https://www.islamic-invitation.com/downloads/brief_turkish.pdf

jessie greengrass’ın büyüleyici romanı bakış, isimsiz anlatıcısının annelik serüveniyle başlayıp kendi annesinin on yıl önceki ölümüne ve psikanalist anneannesinin yanında geçirdiği yazlara uzanıyor. derin bir kazı niteliğindeki romanıyla greengrass, insanlık hallerini keşfetmek için derinlere iniyor ve okuru, gizli gerçekleri düşünmeye davet ediyor. bu süreçte katman katman açılan hikâye wilhelm röntgen’in x-ışınları keşfine, sigmund freud ve psikanaliz ekolünün oluşumuna, kızı anna’yla olan ilişkisine ve hunter kardeşlerin anatomi üzerine çalışmalarıyla modern cerrahinin kökenlerine iniyor.
+
hunter kardeşler, özellikle john, devrimci anatomi uzmanıydılar. john, karanlık çağlardan beri batıl inanç olan batı tıbbını bilimsel duruma koymaya çalıştı ama sadece birkaç tereddütle kaldı. insanlar ve kendisi üzerinde hiç düşünmeden deneyler yaptı. kardeşi william, hamileliğin anatomisini detaylı olarak anlatan bir kitap fikrine sahip doğum uzmanıydı. ve birlikte, ailesi ölülerini gömmeye parası yetmeyen kadınları satın alarak üzerlerinde deneyler yaptılar. bir sanatçıya basım için sonuçları çoğaltması adına para ödediler. sonuçlar şaşırtıcıydı. bir tanesinde, deney odasının camından yansıyan fetüsü kaplayan zarı görebiliyorsunuz. kuşkusuz, bu yapılan ilk başarılı sezaryen çalışmasıydı ama kullanılan kadın bedenleri yok oldu.
http://www.timas.com.tr/wp-content/uploads/2019/10/T-dergi07_small.pdf

kur’an’da engelliler
+
bugün, bir kişinin engelli sayılabilmesi için, o kişinin bedensel (anatomik, ortopedik) bozukluğundan ziyade, fonksiyonel yetersizliği olup olmadığına, bir başka deyişle, arızalanmış organların ne derecede görevlerini yerine getirip getirmediğine bakılmaktadır.
+
insan allah’ın yarattığı varlıklar içinde en kıymetli, en üstün, en mükemmel ve en şerefli varlıktır.
+
kur’an’da pek çok ayette kişinin noksanlıklarının yol açtığı özel durumların, kişiyi mükellef tutmada dikkate alındığı görülmektedir.
engelli her insan, insan olması münasebetiyle imtihana tutulmaktadır ve kişinin engelliliği imtihanlarından birisidir.
önemli olan bu imtihan sürecini kulluk bilinci ve sorumluluğuyla atlatmaktır.
+
kur’an-ı kerim’de direkt olarak engelli kelimesini içeren bir kelime bulunmamakla birlikte, her tür hastalık, bedensel ve zihinsel engelliği ifade için farklı kavramlar kullanılmıştır.
+
özür ise arapçadır, bir eksik ve günahı olma demektir. kişinin kusur veya günahından dolayı kendini temize çıkarmaya çalışması da bu kapsamdadır.
+
kendisine o âmâ geldi diye peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü, yüz çevirdi.
+
körlük
kur’an’da en çok bahsedilen engel grubu olmasının nedeni o dönemde hastalık sebebiyle ve bunun yanında savaşların ok ve mızrak gibi delici aletlerle yapılmasından dolayı toplumlarda görme kabiliyetlerini kaybeden insanların çok olması olabilir.
+
insanın sahip olduğu en değerli nimet, akıl ve düşüncedir. bu nimetin kaybedilmesi en büyük kayıp ve en büyük engelliliktir.
+
üç kimseden sorumluluk kaldırılmıştır:
buluğ çağına erinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan ve şifa buluncaya kadar akıl hastasından.
+
ölümler, sakatlıklar, kazalar, güzellikler, kötülükler, iyilikler ancak allah dilerse meydana gelebilir.
“elbette mutlak irade sahibi olan allah dilediğini yaratır. yaptığından sorumlu tutulacak da değildir.”
+
musibet, insana “isabet eden”, ölüm, hastalık, sakatlanma, doğal afetler, kazanç kaybı vb. şeylerdir.
+
bu imtihanda sağlıklı veya engelli oluşumuz fark etmemektedir, sonuçta herkes bir türlü denenmektedir.
+
islam anlayışına göre her şey, insan merkezli düşünülmekte ve ele alınmaktadır. evreni değerli kılan insandır. insanı insan yapan, insanı üstün kılan, yücelten hususlar da evrensel içerikli islami değerlerdir. bu değerlere sahip olmayan bir kişinin allah katında bir değeri ve kıymetinden bahsedilemez. dolayısıyla bu evrensel değerlere sahip olan engelli bir insan, bu değerlere sahip olmayan engelsiz bir insandan daha üstün ve daha faziletlidir.
+
insanı insan yapan aklıdır. bunun için islam’ın emirleri ve yasaklarıyla korumayı hedeflediği beş şey (akıl, mal, can, din ve nesil) içinde akıl en başta gelir. zira aklı olmayanın diğer değerleri kıymetlendirme veya istifade etme imkânı kalmayacaktır.
+
sonuç olarak zihinsel engelliler iman bakımından ve diğer sorumluluklar bakımından muaftır, fakat diğer engelliler muaf değildir sadece sorumluluklarında kolaylıklar sağlanmıştır.
+
nasıl ki beş parmağın beşi bir değildir, allah’da bizleri farklı yaratmıştır. eğer allah dileseydi herkesi sağlıklı ya da imanlı yaratırdı.
http://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/makaleler/birikimlerIV/149.pdf

bu anlatımda eğitimi-öğretimi olan veya olmayan herkesin kolaylıkla anlayabileceği yalın ifadeler kullanılır. kimyanın, biyolojinin, anatominin kullandığı bilimsel dil ve terimler kullanılmaz. gerçi, kur’ân’da temas edilen bu konular, bilimsel yollarla da ele alınıp incelenebilir. verilmiş olan hükümlerde bilimsel sonuçlara ters düşecek herhangi bir hüküm görülmez, bulunmaz. fakat kur’ân’ da bu meseleler, özel alanlara aktarılıp özel uzmanlık isteyecek, sadece uzman kişilerce anlaşılabilecek hallere büründürülmez. zirâ, kur’ân’da güdülen maksat, bilimsel açıklamalar vermek değil, herkesin anlayabileceği tarzda, oluşun tanrı tarafından gerçekleştirildiğinin ilân edilmesidir.
https://www.otuken.com.tr/u/otuken/docs/i/n/insan-1491392842.pdf

eser o tarihe kadar süryanice, yunanca ve hint dillerinde yazılmış her türlü tıp eserinde yer alan bilgileri ihtiva etmekte olup tıp konusunda bilinen tüm yazılı bilgiler tek ciltte özetlenmiştir. özellikle anatomi konusundaki geniş uygulamaları ve tedavi usullerini göstermesi dikkat çekicidir. tıp konusu ve kozmoloji ile ilgili temel prensipleri ihtiva eden bölümlerin yanı sıra hint tıbbına dair özel bir bölüm yer almaktadır.
http://acikerisim.lib.comu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/COMU/693/Salim_Ayduz_Makale.pdf

engelliler, engellerinin türü bakımından da sınıflandırılmaktadır. bu sınıflandırma içerisinde özel bir tanıma işaret eden “ortopedik engellilik” kavramı, bettman tarafından doğumda ya da büyüme süreci içinde veya aktif meslek yaşamı boyunca gelişen kasiskelet sisteminin anatomik veya fonksiyonel anormallikleri şeklinde tanımlanmaktadır. kleinberg de ortopedik engelliliği, bedenin harekete ilişkin yapılarında, özellikle iskelet, eklemler, kas ve bağ doku, kıkırdak gibi diğer destek yapılarda meydana gelen bozukluklar olarak tanımlamaktadır. çeşitli sebeplerle (hastalık, kaza gibi) kemik, kas ve eklemlerin kısmi veya tam fonksiyonsuzluğu sonucu özürlü duruma düşen kişiye ortopedik engelli denilmektedir.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/1709/294530.pdf

hayvanların ve özellikle de insanın yapısını şekillendiren kusursuz yönetişimine dair bu zorlayıcı bilgiyi almadan, organları anatomi biliminin ve olağanüstü kullanımlarının kimse çalışamaz.
http://acikerisim.fsm.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11352/2451/Nardella.pdf

burak, şimşek, yıldırım, parlama anlamına gelen arapça ‘berk’ kelimesinden türetilmiştir. ıstılah olarak hz. peygamber’in mi’rac hadisesinde kullandığı, kendisini hakka götüren binittir. burak anatomik yapısı itibariyle katırdan küçük eşekten büyük; rengi beyazdır.
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/6203/1/427390.pdf

kur’an’ın yeryüzündeki börtü böcekten insanların anatomik yapılarının farklılığının en belirgin özelliklerinden birisi olan parmak uçlarındaki farklılıklara kadar dikkat çekmesi kesretin tecellîsi olarak görülmelidir.
+
farklı renklerin; siyah, beyaz, sarı, esmer… farklı ırkların; arap, türk, kürt, çerkez, pomak… farklı cinslerin; kadın, erkek, yaşlı, genç, kadın… farklı anatomik yapılara sahip; zayıf, şişman, uzun, kısa…farklı mezheplerin; hanefi, şafii, maliki, hanbeli, zeydiyye, caferi… bütününün bir kubbe altında bir araya gelmesi/getirilmesi vahdette kesretin kesrette vahdetin tezahür ettiği alternatifsiz kurum olan mabedin fonksiyonelliğinden kaynaklanmaktadır.
http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423903038.pdf

islam yazısına güzellik kazandıran, onu belirli kurallara bağlamaya çalışan güçlü ve büyük bir ustaydı. o’nun üslubuna “yakut tarzı” denilmiştir. yakut “aklâm-ı sitte” denilen muhakkak reyhanî, sülüs, nesih, tevki ve rika adlı yazıların anatomi ve fizyolojisine döneminde güzellik kazandırmış ve ortaya koyduğu estetik ölçüler 150 yıl boyunca etkisini sürdürmüştür.
http://earsiv.ebyu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12432/3973/L%C3%A2mi%E2%80%99nin%20Sal%C3%A2m%C3%A2n%20u%20Abs%C3%A2l%E2%80%99%C4%B1nda%20Tipler%20Ve%20Ki%C5%9Filikler.pdf

ruh’la ilgili geniş tahlillere yer veren şemsettin günaltay ise, ruhun beyinden farklı bir varlık olduğuna vurgu yapar. “anatomi beynin bütün parçalarını tahlil etmiştir. bunlarda şuur, his ve vicdan gibi bir özellik yoktur. hisseden, tefekkür eden şey insandaki ruhtur”der.
http://web.harran.edu.tr/assets/uploads/sites/58/files/dergi-20-21052015.pdf

acaba din, yapısı itibariyle şiddete yatkın mıdır?
+
bütün dinler, en azından görünür iddiaları dikkate alındığında, insanın yapısında var olan kötü hasletleri engelleme, insanın kötülüğe, isyana ve inançsızlığa meyletmesini önleme çabasındadırlar.
+
….. bu işlevlerden en belirgin olanının, dinin şiddeti yücelttiği ve meşru gösterdiği iddiasıdır.
+
saldırganlık insanın doğasında, yapısında olan bir şey midir, yoksa yaradılışında olmayıp öğrenilmiş ya da sonradan içinde bulunulan çevrenin etkisiyle mi ortaya çıkan bir şeydir? şu anki bilgilerimize göre en uygun cevap, ‘her ikisi de’ olacaktır.
birinci sorunun cevabı, saldırganlığın biyolojik yönüne işaret ederken, ikinci sorunun cevabı sosyal etkenleri öne çıkarmaktadır. tarih boyunca zaman zaman bu iki cevaptan birinden yana tavır alanlar olmuştur;
mesela freud, insan psikolojisini biyolojik temelli iki dürtü olan saldırganlık ve cinsellikle açıklama çabasındadır.
diğer çaba da çevrenin etkisini esas almaktadır. bu anlayışa göre;
1. çevre, şiddet göstererek çocuğa kötü model olmaktadır.
2. pekiştirme yoluyla çocuğa saldırgan davranışlar yerleşmekte, bunlar zamanla kişilik özelliği hâline dönüşmektedir. 3. kafa travmalarına bağlı olarak ileride dürtüselliğe ve saldırgan davranışlara yol açabilecek nöro-anatomik hasarlar gelişebilmektedir.
4. çevrenin tehlikeli olduğuna dair bir inanç doğurarak çocuğun gerçekliği bozuk algılamasına yol açmaktadır.
5. duyguları sözlerle değil eylemlerle ifade etme alışkanlığı kazanılmaktadır.
http://aves.erdogan.edu.tr/YayinGoster.aspx?ID=1357&NO=21

dünyada karşılaştırmalı edebiyatın tartışılmaya başlaması goethe’nin 1795 yılında yayınladığı “karşılaştırmalı anatomi” (erster entwurf einer allgemeinen einleitung indie vergleichende anatomie) yazısıyladır. goethe, bu yazıda tüm tabiat tarihinin karşılaştırma esasına dayandığını anlatır. söz konusu bilim dalının çıkış noktası bu sözlerdir. “weltliteratur/ dünya edebiyatı” adlandırması da yine ona aittir.
http://oaji.net/articles/2017/515-1516174382.pdf

ancak, ben burada dilin anatomik ve filolojik yönünden ziyade duygu ve düşüncenin ifadesi ile tecelli eden kaderî mühür tezahürüne dikkat çekmek istiyorum. çok küçük bir miktarda ağırlığa sahip bir organ, nasıl olur da ilahî sıfatın ve esmanın, duygu ve düşüncenin bir araya gelmesini sağlayarak kadere mühür ve alamet oluyor, insan gerçekten hayret ediyor.
http://www.sozvekalem.com/sayi/00079-N%C4%B0SAN-2020.pdf

sayın sabit bey sorunuzun birincisine ben cevap vereyim ne grey’s anatomi ne de sobotto anatomi atlasını kullanırdım onların yerine netter anatomi atlasını tercih ederim.
sanırım bu soruyla risale i nur a biçilen role atıfta bulunacaktınız, işte kuranı anlamak için en uygun eser risale i nurdur diyeceksiniz.
eğer öyleyse ben bir soru sorayım radyo nasıl çalışır?
cevabını siz vermeyin lütfen risale i nurdan alıntı yapın. sanırım elinizdekinin ne tür yanlış çizilmiş bir atlas olduğunu anlarsınız. eğer bu atlasla ameliyat yapmaya kalkışırsanız maazallah hasta ya ölür ya sakat kalır. o yüzden siz siz olun asıl ve doğru atlas olan kuran ı kerim i kullanın onun dengiyim, yorumuyum, tıpkısının aynıyım diyen eserleri değil.
doğru yolu bulmanız dileğiyle.
+
sobotta anatomi atlasıyla, gray’s anatomi atlasını mukayese edebilir misiniz? sizce hangisi daha işlevsel.
+
malumdur ki hakaretin alternatifi yoktur. yani birisine eşek denirse, o kişi de “ hayır ben değilim sensin eşek” demekten başka bir cevap veremez. yani anatomik olarak, “siz her ne kadar böyle diyorsanız da ben dört değil iki ayakla yürüyorum, öyleyse..! gibi“ diyemez.
+
haşir meselesi anatomicilerin yardımıyla ancak anlaşılabilir” diyerek, kur’anın milyarlarca insanı en temel bir iman meselesinde taklidde bıraktığını iddia eden biri mi yoksa kur’anın haşri zerreden yıldızlara kadar her bir varlıktan tahkiki olarak çocuklara bile izah ve ispat ettiğini en kör olanlara gbile gösteren biri mi kur’anı hakiki rehber yapmış olabilir.
+
rehberi kur’an olan biri, mesela haşir meselesinde taklidde kalmaz ve “anatomiciler olmazsa haşri anlayamayız” demez. çünkü, kur’an haşir hakikatini tahkiki olarak her bir varlığı delil göstererek izah ve ispat ediyor.
+
elhasıl, “kur’anın haşir hakikati anatomiciler olmadan tahkiki olarak anlaşılmaz” diyen bir kimse mi, yoksa “kur’an gördüğümüz her bir varlıktan haşri izah ve ispat ediyor. kur’an bu dersi en basit bir çocuktan, ta en büyük alime kadar her tabaka insanlara tahkiki olarak ders veriyor” diyen bir kimse mi kur’anı hakiki rehber yapmıştır..bence birincisi kur’ana hakarettir. ben de bu soruyu okuyuculara soruyorum size değil.
+
tercüme denen şey islamiyete su-i kast planıyla ortaya atılmış bir eserdir. islam ve din düşmanları “kur’an tercüme edilsin..(haşa yüzbin defa haşa)ta ne mal olduğu ortaya çıksın” ve “lüzumsuz tekraratı herkes görsün” ve “camilerde kur’an yerinde okunsun” diye dehşetli plan çevirmişler. gerçekten de tercüme ile amel eden kimselerin fikri istikameti kaybettiklerine gözümüzle şahid oluyoruz.
tercümenin insana ne kazandırdığının en canlı şahidi sizsiniz.. size haşir hakkında sorulan cevaba “haşir hakikatinin ancak anatomicilerin yardımıyla anlaşılacağını ve allahın insanları diriltmek için dünyanın bataklık haline gelmesini bekleyeceği” gibi cevaplar veriyorsunuz. oysa ki, kur’an yüzlerce ayetiyle haşri akli ve mantıki delillerle ve bütün varlıkları delil yaparak izah ve ispat ediyor. risale-i nur ise, kur’anın bu meselesini tercüme edip, haşri en inatçı bir dinsize bile bütün varlıkları şahid göstererek izah ve ispat ediyor. demek ki, kur’anın hakiki tercüme-i manevisi risale-i nurdur.
https://www.suleymaniyevakfi.org/wp-content/uploads/2012/10/risale-tartismalari-1.pdf

diğer bir müjdemiz ise “ilim rütbesi rütbelerin en yücesidir.” düsturunca geçen yıl kurulan anatomi ve tıp eğitimi laboratuvarımızı da daha verimli kullanmak adına ömer kirazoğlu salonuna taşıdık. geleceğin hekim ve sağlıkçı adayları burada edinecekleri pratik bilgi ve tecrübelerle ülkemiz tıbbını daha ileri bir noktaya taşımalarında kendilerine ve insanlığa yararlı olmasını temenni ve niyaz ediyoruz.
https://www.vefailimyayma.org/img/201862711331774969118832.pdf

dönemimizdeki islam ümmetinin ve devletlerinin içinde bulunduklan olumsuzlukları görüp, bunlardan etkilenmemek amacıyla, bazı kişiler alevtllği islam dışına çekmektedirler. bu kişiler; alevi kültüründe; özümsenmiş, yerini bulmuş, başka din-inanç kaynaklı unsurları dikkate alıp, morfolojik-anatomik bir yaklaşımla bütünü parçalara ayırmakta ve böylece alevîllğin, islamdan ayrı bir din olduğunu ileri sürmektedirler.
bu tutum, bu yöntem, bu tanımlama şekli separat ayırıcı bir metottur. bu yöntem, ölmüş kültürler, terkedilmiş inançlar için geçerlidir. anatomik çalışma, kadavra üzerinde olur. yaşayan edende; fizyoloji, fonksiyon ve işlet esastır. bir veya birkaç ağacı tutup, ormanı tarif mümkün değildir. tekerine bakıp arabayı, silahına bakıp askeri, gözlüğüne-giymine bakıp insanı; tarif, sınıflandırma, ait olduğu gruplardan ayırmak, yeni kimliklere büründürmek mümkün değildir. bunlar, kişisel tercihler, bireysel söylemlerdir.
https://api.hacibayram.edu.tr/files/1/Hac%C4%B1bayram%20AHBV/hbektasveli(tr-TR)/1.%20Sempozyum/1998_ULUCAYO.pdf