pdf 7

gözler insan bedeninde hapistir. leonardo da vinci’nin anatomi notlarında yazdığı gibi; ‘göz, dünyanın güzelliklerinden zevk alan insan bedeninin penceresidir’. göz sayesinde, ruh, o olmadan acı çekeceği beden hapishanesinde kalmaya razı olmaktadır.
+
görme eyleminin aygıtı göz; kaynağı ise ışıktır ve dış dünya nesnelerinden yansıyan ışığın göz merceğinden geçerek optik sinirler aracılığıyla beyne gönderilen sinyallerin beynimiz tarafından işlenmesiyle meydana gelir. ancak bu tanımlama görme eyleminin mekanik (ya da fizyolojik) bir açıklamasını kapsar.
http://www.idildergisi.com/makale/pdf/1575883078.pdf

hat sanatında, başlangıcından bugüne harflerin anatomik yapılarındaki arayışlar, değişiklikler ve gelişmeler aynı zamanda harflerin oluşturduğu genel görünüş şekil ve istifte de birtakım değişiklik ve gelişmelere sebep olmuştur.
+
yazıların; özellikle celî levhalarda düz satırlar olarak yazılmayıp istifli olarak yazılması ileri bir anlayışın ürünüdür. istif iyi bir anatomik bilgi ve kompozisyon gücü gerektirir.
http://www.beyoglusanatgalerisi.com/download/harflrein-sanata-yansimasi-katalog.pdf

ortaçağ düşünürü thomas aquinas (1226-1274) anatomi ve fizyolojinin gereksiz görülmesine yol açacak olan bedeni felsefi açıdan inceleme önerisinde bulunmuş ve temel tıbbın en önemli dallarının gelişmesini engellemiştir.
https://abs.cu.edu.tr/Dokumanlar/2016/HML216/910074113_ortacagda_hasta_bakimi.pdf

sakat bedenin kökenleri: eski mezopotamya’da sakatlık
+
eski mezopotamya ve mısır’dan kalan tarihsel kayıtlar sakat insanlarla ilgili en eski yazılı bilgilere sahip oldukları için kutsal kitap ile ilgili çalışmalar çerçevesinde ele alınan sakatlığı, daha geniş bir bağlamda “tekrardan düşünmeye” başlamak gerekmektedir. ne yazık ki, eski yakındoğu uzmanları antik kaynaklardaki sakatlık temsilleriyle yeni yeni ilgilenmeye başladı ve ilerleme oldukça yavaş oldu.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/65345/23858.pdf

çalışanların sakatlanması ve sakatların çalışması sorunları
http://www.imo.org.tr/resimler/ekutuphane/pdf/3382.pdf

kambur (1973) filminin sakatlık kuramları kapsamında incelenmesi
http://sssjournal.com/Makaleler/322050212_09_5-40.ID1676_Yamak_4246-4254.pdf

sakat çocuğu ötenazi etmek caiz midir?
http://www.fikih.info/sakat-cocugu-otenazi-etmek-caiz-midir/?print=pdf

ölen veya sakat kalan çocuklar yönünden tazminat hesapları nasıl yapılmalıdır ?
https://www.kyhukuk.com.tr/wp-content/uploads/2019/10/%C3%96len-veya-sakat-kalan-%C3%A7ocuklar%C4%B1n-tazminat%C4%B1-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCr%C3%BCld%C3%BC.pdf

cerrahlar, ikinci yetenekli zanaatkârlar grubuna dâhildir. bazı italyan cerrahlar, resim çizmenin anatomik bilgi gerektirmesi nedeniyle sanatçılarla irtibat halindeydiler.
+
bu yetenekli zanaatkârlar, mekanik, akustik, kimya, metalurji, geometri ve anatomi alanlarında dikkate değer teori ve bilgi geliştirdiler. fakat sistematik olarak nasıl işleyeceklerini bilmedikleri için, başarıları münferit keşifler olarak kaldı.
https://www.kayseri.bel.tr/uploads/edergiler/pdf/dusunen_sehir_05_web.pdf

vücudun yöneticisi beynin, görevini layıkıyla yerine getirebilmesi için, diğer organlarla iletişiminin tam ve sağlıklı olması gerekiyor. anatomik olarak, bu iletişimi sağlama görevini boynumuz üstleniyor. doğduğumuzda kusursuz işleyen bu yapı, zamanla deforme oluyor ve bir takım sorunlar yaşamaya başlıyoruz yorgunluk, ağrılar, sızılar, his kaybı gibi yaşam kalitemizi düşüren bu sorunların en önemli sebebi ise; duruş ve oturuş bozuklukları.
+
boynun anatomisine uygun yaşam…
+
boynumuz, yedi omurdan oluşuyor. üst iki omur, boynun kafatasına tutunmasını sağlıyor, diğerleri ise baş ile vücut arasındaki bağlantıyı sağlarken dengede tutmak ve farklı yönlere hareketini sağlamak gibi temel işlevlerin yükünü çekiyor.
+
insanoğlu, gençlik dönemlerinde fıtık ile orta ve yaşlılık dönemlerinde ise boyun kireçlenmesi ile oldukça sık karşılaşıyor. ancak çoğu hastada fıtık ile kireçlenme birlikte de görülebiliyor. yaşam kalitesini çok kötü etkileyebilecek bu rahatsızlıkların ideal, tek bir tedavi yöntemi yok. bununla birlikte ağrı kesiciler, antiromatizmal ilaçlar, kas gevşetici ve antidepresan ilaçlar tedavinin sıkça kullanılan ilaçları. yine, boyun korseleri gibi tedaviye yardımcı anatomik yardımcılar ve bölgedeki kas spazmlarını giderecek enjeksiyonlar da sıklıkla kullanılıyor.
http://www.sancaktepe.bel.tr/E-dergi/SancaktepeDergi_Sayi_24.pdf

evrende allah’a kulluk görevini ifa etmemiz için var kılındığımızı, bu yüzden irade ve özgürlük gibi çok büyük ve çok riskli bir imtiyazla mümeyyiz kılındığımızı bildikten sonra kur’an’da paleontolojik ve/veya embriyolojik bir bilimsel önerme aramaya hacet var mıdır? kaldı ki, insanın dünyaya gelişine ve embriyonun teşekkülüne işaret eden ayetlerin tümünde anatomik yahut genetik bir tanımlamanın yer almadığı, bunun yerine manevî hayat için çok daha gerekli bir varoluşsal hakikatin söz konusu edildiği açıktır. bu yalın hakikat şudur: insana, menşeinin hakirliğini, dolayısıyla kainatın yegane yaratıcısı olan allah’a bağımlılığını hatırlatmak…
http://www.usuldergisi.com/img/USL2004204-MOzturk.pdf

paranazal sinüsler, oldukça karmaşık anatomiye sahip yapılar olup insanda en çok anatomik varyasyonlar gösteren bölgelerden biridir. bilgisayarlı tomografi (bt), endoskopik sinüs cerrahisi (esc) öncesinde hastanın değerlendirilmesinde altın standart olarak kullanılan bir görüntüleme yöntemidir. bu çalışmada paranazal sinüslerde mevcut anatomik varyasyonlar bt kullanılarak araştırıldı. böylece cerrahi işlem sırasında oluşabilecek komplikasyonlardan kaçınılması için dikkat edilmesi gereken anatomik varyasyonların bt inceleme ile değerlendirilmesi ve sıklıklarının ortaya konulması amaçlandı.
+
üç yüz yirmi hastanın 151‟i erkek (%47,2) ve 169‟u kadındı (%52,8). yaş ortalaması 39,8 (standart sapması 15,8) olarak hesaplandı. en sık saptanan anatomik varyasyon %86,3 (n=276) ile ager nazi hücresiydi. en az tespit edilen anatomik varyasyonlar ise %0 (n=0) ile pnömatize alt konka ve bifid alt konka, %0,3 (n=1) ile alt konka hipoplazisi ve %0,6 (n=2) ile bifid unsinat proçes varyasyonları oldu. olgularımızın bt ile anatomik varyasyonlarının dökümü, tablo-ı‟de sunulmuştur.
+
sinonazal bölgede anatomik varyasyon oranının % 64.0’den % 98.5’e kadar değiştiği bildirilmiştir. bu çalışmada tespit edilen varyasyonlardan önemli bir kısmının (ġka protrüzyonu ve dehisansı, etmoid çatı asimetrisi, onodi hücresi, atelektatik up gibi) cerrahi öncesinde tespit edilmemesi durumunda cerrahi sırasında önemli komplikasyonlara yol açabileceği, bir kısmının (unsinat bülla, ager nazi, haller hücresi, dev etmoid bülla gibi) mukosilier drenaj ve havalanma problemlerine predispozisyon oluşturduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu varyasyonların bt‟deki görünümlerinin bilinmesi ve tanımlanması oldukça önem kazanmaktadır. çalışmamızda sinonazal bölgede, literatür ile uyumlu olarak önemli oranda varyasyon izlenmiş olup bu varyasyonların belirlenmesinde paranazal sinüs bt‟nin çok kıymetli olduğu bir kez daha vurgulanmıştır.
http://www.ubaksymposium.org/Upload/editor/files/UBAK-Mardin-ozet-kitabi(4)(10).pdf

tamamlayıcı ve alternatif tedaviler (tat)
+
tat konularının müfredatta diğer derslerden bağımsız olarak verilmesi yerine; uygun yerlerde mevcut müfredat içerisinde dağıtılarak sunulması da faydalı bir yaklaşım olacaktır. buna verilebilecek bir örnek anatomi dersleri devam ederken akupunktur yönteminin (klinik uygulama örnekleri ve kanıtlarıyla) öğrencilere tanıtılmasıdır.
+
k. opitz’in görüşü: “aslında kuran, muhtevası ve kapsadığı konuları itibariyle dinî talimleri emredici, ahlâkı güzelleştirici ve insanları hidayete erdirici mahiyettedir. bunun için kuran’dan geniş anlamda tıbbî bilgiler beklenmemelidir. fakat bununla birlikte ‘kuran’da hiçbir tıbbî bilgi yoktur’ demek de doğru değildir. kuran’da özellikle insan neşv ü nemâsı, zürriyet, anatomi, fizyoloji, patoloji, vücut ve ruh hastalıkları, tedavi usulleri ve ölüme dair özlü bilgiler verilmektedir”
+
sertifikalı kurslar benimsenecekse şu husus önerilebilir: tat’nin bir kısmını hatta önemli bir kısmını tıp bilimi oluşturur. bu nedenle yurt dışındaki örneklerde açılan kurslarda temel tıp bilgisi, bilhassa anatomi dersi de verilmektedir. doğal olarak bu eğitimi alacak kişilere bir alt yaş sınırı da getirilmelidir. bu yöntemlerin felsefesinden ayrı düşünülmesi söz konusu olamayacağından belli bir zihni olgunluk yaşına (kanaatimce 25 den aşağı olmamalı) dikkat edilmelidir. zira bir kimsenin yaptığının önemini kavrayacak olgunluğa gelmemiş olması yozlaşmaya ve etik sorunlara da yol açacaktır; aksi takdirde sisteme çeki düzen verilmeye çalışılırken istenmeden de olsa ticarileşmesine ve sadece “şekil”den ibaret kalmasına sebep olunacaktır.
+
bazı akupunktur uygulayıcıları nörofizyolojik ve anatomik prensipler ışığında iğne ile uyarılma esasına dayalı bir batı akupunktur versiyonu olan bilimsel akupunkturun ilerleme kaydetmesine yardımcı olmaktadır.
+
akupunktur noktalarının kendisine özgün anatomo-histolojik ve elektrofizyolojik yapısının olup olmadığı araştırmacıların dikkatini çekerken çin’de bir konsept üstünde bulunmakta ve söz konusu meridyendeki fazla enerjiyi uzaklaştırmayı sağlamaktadır.
+
akuaterapinin bu konuda eğitim almış insan anatomisi ve egzersiz fizyolojisini bilen, çeşitli hastalıklarda suyun nasıl programlanıp uygulanacağını öğrenen fizyoterapistler tarafından yapılması uygundur. karada yapılan egzersizlere göre, su içi uygulamalarında vücut farklı kalp dolaşım ve sıcaklık düzenleme cevapları vermekte ve farklılık göstermektedir.
+
ms. 9. ve 13. yüzyılların arası, islam tıp bilginlerinin tıbba özgün katkılar yaptıkları bir dönemdir. bu bilginler anatomi, bakteriyoloji, mikrobiyoloji, oftalmoloji, patoloji, farmakoloji, fizyoloji, psikoloji ve cerrahi bilimler gibi tıbbın çeşitli alanlarında kendi katkılarını içeren eserler vererek teori ve pratiği bir araya getiren geniş bir tıp literatürü oluşturmuşlardır.
+
servikal kaynaklı migrenin temelinde, omurgadan kökenini alan baş ağrıları mevcuttur. omurga sisteminin simetrisinde ve adale gruplarında belirgin bir sorun söz konusudur. hastanın yapılan fizik muayenesi ve çekilen radyolojik görüntülerinde anatomik bir bozukluk bulunur. hatta dejeneratif disk değişiklikleri, lordoz düzleşmesi, adale spazmları, ostoporoz, omurlar arasındaki faset eklemlerde disfonksiyon, omurga blokajları ve serviko-brakiyaljiler görülebilir.
+
her şeyden önce nerede ve özellikle nasıl tedavi olacağımı seçmeliydim. artık her şeyin tartışma masasına yatırıldığı günümüzde resmi ağızlardan açıklanan her şeye kuşkuyla bakılıyordu. bütün otoriteler ayrıcalıklarını yitirmişlerdi ve herkes hiçbir dayanağı olmadan kendinde herkesi ve her şeyi yargılama hakkı buluyordu. klasik tıp hakkında konuşmak moda olmuştu; “alternatif tıp” büyük bir nimet sayılıyordu. en azından adları kulağa daha çekici geliyordu.
+
ayrıca bilimsel sürecin de zannettiği gibi işlemediğini düşünür: “en azından bedendeki bir hücreyi neyin delirttiği öğrenilmiş miydi? bu soruyu sorduğu bilim adamı “doğru yoldayız ama sonuca varmamız aya insan yollamaktan daha karmaşık bir işlem gerektiriyor” cevabını vermişti. ben maalesef onların yanıldıklarını düşünmeye başlamıştım. bir kapının anahtarını bulabildiklerinde onun arkasında bir başka kapı, sonra bir kapı daha ve bir tane daha ile karşılaşacaklarını düşünüyordum ve her birinin bir başka anahtarı olacaktı. çünkü eninde sonunda benim sevgili bilim adamlarımın aramakta oldukları bütün anahtarlara ulaşan anahtar, bütün şifrelerin şifresiydi. bu “tanrı’nın şifresiydi”. nasıl oluyor da onu ele geçirmeyi hayal ediyorlardı? kuşkusuz ki batı dünyası bedeni tanımada çok büyük aşamalar kaydetmiştir. tıbbın kökünde anatominin yatıyor olması beni her zaman çok şaşırtmıştır, çünkü bu bilim dalının temelinde kadavraların kesilmesi yatar ve hayatın sırrına ölüleri inceleyerek varılmasına akıl sır erdiremem. öte yandan batı dünyası bedenin içinde ve ötesinde yer alan, onu ayakta tutan, onu bütün öteki hayat biçimleriyle ilintiye sokan ve doğanın bir parçası yapan o görülemeyen, ölçülemeyen, tartılamayan kısmı konusunda hiçbir gelişme göstermediği gibi, tam tersine geriye gitmiştir.
https://en.medipol.edu.tr/Document/Galeri/Dokuman/yayinlar/saglik-dusuncesi-ve-tip-kulturu-platformu-sayi-22.pdf

islam medeniyetinden önceki toplumlarda genel itibariyle engellilik, bir uğursuzluk ve engellinin ebeveynlerinin yaptığı bir kötülüğün karşılığı olarak görülmektedir.
+
antik çağdan 16. ve 17. asra kadar engelliliğin başlıca sebebi, çevrede var olduğu kabul edilen kötü ruhlar, şeytanlar ve bunların olumsuz etkileriydi.
+
çin ve hint medeniyetlerinde, engellilerin durumunun diğer medeniyetlere nazaran daha iyi durumda olduğu bilinmektedir.
+
bu yasayla birlikte şizofren, manikdepresif, epilepsi, genetik görme engelliler, sağırlar, alkolikler ve doğuştan engelliler kontrol altına alınmaya çalışılmıştır.
+
islam dini toplumun bütün fertlerine özel önem vermiştir. ayrıca, islam dini yardıma muhtaçlara ve engellilere her türlü kolaylığı göstermiştir.
+
bu ayet-i kerime açıkça engelli sayılabilecek özrü olan insanların savaşa katılmama hakkına sahip olduklarını haber vermektedir.
+
selçuklular döneminde de özürlülerin yararına yapılan yatırımlar emevî ve abbâsi döneminden farklı değildir.
http://oaji.net/articles/2015/1607-1430351112.pdf

bir kişinin ölümü kendisi için daha iyi ise, o kişinin kendisine iyilik yapması niçin engellenmektedir?
+
bacon için önemli olan hastanın yaşamı boyunca rahat etmesi ve acı çekmemesidir. eğer acı çekiyorsa intiharında herhangi bir sakınca yoktur.
+
hekim insanın, anne karnına düştüğü andan ölümüne kadar, sağlığını korumakla mükelleftir. bu görüşü desteklercesine la fontaine, izdirap içinde de olsan yaşamak ölmekten evladır, demektedir.
+
ötanazi konusu özgürlük ile doğrudan bağlantılıdır.
+
kişinin yaşama hakkının yanında ölme hakkının da olduğu ve kişi istediği zaman kendi iradesiyle bu hakkı kullanması gerektiği yönünde görüş bildirmişlerdir.
+
sakat çocukların yaşatılmaması yasal olmalıdır.
+
aristoteles yeni doğmuş engelli çocukların öldürülmesini savunarak onların üretkenliğe katkılarının olmadığını dile getirmektedir.
http://adudspace.adu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11607/1480/10089045.pdf

katılımcılar tarafından sakatlanma riskinin temel faktörünün yetersiz ısınma ve fiziksel yapının uygunsuzluğu olduğu ve sporcularının en çok el-el bileği bölgesinde sakatlık yaşadıkları belirlenmiştir.
http://acikerisim.bartin.edu.tr/bitstream/handle/11772/1887/Burcu%20Ayd%C4%B1n.pdf

ataerkil ideolojinin toplumsal cinsiyet çerçevesinde ortopedik engelli kadın ve erkeklerin deneyimlerine yansımaları
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/3454/10149235.pdf

ortopedik engelli kadınlar: toplumsal cinsiyet çerçevesinde bir çalışma
http://sosbilder.igdir.edu.tr/Makaleler/1737782556_03_Buz_(25-45).pdf

maalesef engellilikle ilgili olarak islam‟ı iyi bilmeyen bazı kişilerin ve kesimlerin yanlış bir takım düşünceleri bulunmaktadır. bunlardan biri, engelliliğin ilâhî bir ceza olduğu yolundaki kanaattir.
http://isamveri.org/pdfdrg/D01535/2010_25/2010_25_ACIKELY.pdf

engellilere yönelik feminist çalışmalar
http://engellikadin.org.tr/wp-content/uploads/2017/11/FeministDisabilitiesStudiesCWPR2001.pdf

samsun’da kadının durumu
https://www.tepav.org.tr/upload/files/1367244923-1.Samsun_da_Kadinin_Durumu.pdf

sosyal dışlanmanın engelli kadın istihdamı üzerine etkisi
https://acikerisim.cumhuriyet.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12418/12225/Fatih%20YILDIZ%20SOSYOLOJ%C4%B0.pdf

bu çalışma, sağlam bedenlilik ideolojisinin eleştirel bir analizini yapmayı amaçlamaktadır. çalışmada öncelikle sağlam bedenliliği ve engelliliği tanımlamada kilit rol oynayan norm, normal, normallik kavramlarına ve bu kavramların tanımlanmasında tıbbın nasıl bir rol oynadığına değinilmekte, ardından sağlam bedenlilik ideolojisi, kapitalizm ve bireycilik ideolojisinin gelişmesine referansla tartışılmaktadır. sağlam bedenlilik ideolojisinin insana dair tanımlamalarımızı ve değer yargılarımızı büyük ölçüde etkileyen, hayatın tüm veçhelerinin sağlam bedenlilik perspektifinden ve sağlam bedenlilerin lehine örgütlenmesine temel teşkil eden, dolayısıyla engellilerin dışlanmasına yol açan bir ideoloji olduğu ortaya konulmaktadır.
http://dergi.neu.edu.tr/public/journals/7/yazardizini/sagiroglu-n-a-2017-ekim.pdf

yüce yaratıcı’ya bir kurbet (yakınlık ibadeti) olarak kesilecek kurbanın her yönüyle kusursuz ve mükemmel olması gerekir.
http://www.eveteriner.net/wp-content/uploads/2017/08/Kurban-Sempozyumu.pdf

iletişim kuramları açısından medyatik aklın yapısı ve işleyişi
+
insanın evrimi: kur’ânî kavramlar ve bilimsel kuramları
+
anatomik değişikliğe ilişkin ırk evrim süreci son 250,000 yıldır durmuştur; ve anatomik değişikliğin durması olgusu dobzhansky (1974) tarafından da kanıtlanmıştır: …..
https://www.izu.edu.tr/docs/default-source/sosyal-bilimler-dergisi/sosyal-bilimler-dergisi-cilt-3-say%C4%B1-6-7-2015.pdf

türün tanımı şöyle yapılabilir: yapısal ve işlevsel özellikleri bakımından birbirine benzeyen, aynı dış ve iç çevresel koşullara benzer şekilde tepki gösteren, doğal koşullarda serbest olarak birbirleriyle çiftleşip, verimli yavrular meydana getirebilen bireyler topluluğudur.
+
hayvanların sınıflandırılmasında ilk kez cins kavramını kullanan ve sınıflandırmada anatomik karekterleri esas alan john ray (xvıı. yy.)’dir.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/2487/mod_resource/content/1/T%C4%B1bbi%20Biyoloji%201.1%20hafta.pdf

din kültürü ve ahlâk bilgisi öğretmenlerinin tükenmişlik düzeyleri
http://www.ekevakademi.org/Makaleler/1373826657_16%20Huseyin%20Ibrahim%20YEGIN.pdf

sormacada hemşirelerin %21,6’sında (26) yorgunlukla uyumlu yanıtlar saptandı. çalışmaya katılan 120 hemşirenin %86,6’sı (104) çalışma ortamında strese maruz kaldığını ifade ederken; kendini sürekli olarak yorgun, bitkin ve halsiz hissedenler %68 (82) oranındaydı. bu hemşirelerin ileri değerlendirilmelerinde süreğen yorgunluk yakınmaları örneklem içinde %5 (6) olarak saptandı.
http://www.journalagent.com/terh/pdfs/TERH_24_3_167_172.pdf

“din yorgunluğu” kavramı veya olgusu ülke müslümanlarının gelmiş olduğu durumu özetleyen bir kavram ve durumdur. bu durum dini yaşamaktan daha çok dinin dünyevileşen zihne ve tavra ağır gelmesi durumdur.
+
püriten yaşam tarzını ahlak haline getiren ülke müslümanları için din yorgunluğu durumu hem apolojik hem de patolojik bir durumdur.
+
kanaatimce din yorgunluğu denen süreç iki kesimde bulunmaktadır. birincisi iktidar etrafında bulunan siyasi, bürokratik ve diplomatik kesimde ikinci olarak buraya eklemlenmiş olan burjuvalaşan kentli bir muhafazakâr kesimdir.
+
nitekim düşünce ve hayatlarında dinin ağır geldiğini düşünen kişilerde “din yorgunluğu” meydana gelmesi kaçınılmaz bir akıbettir.
+
“müslüman-mış” gibi yaşamak “din yorgunluğunu” meydana getirdiği gibi beklentiye göre -son on beş yılda- yormayan bir din inşa etme gayesiyle dini yoran girişimlere şahit olmuştur.
http://www.umrandergisi.com.tr/u/umran/pdf/279-1509543157.pdf

kanserli çocuğun yorgunlukla mücadelesinde hemşirelik girişimleri son derece önemli olabilmektedir.
http://onkoloji.dergisi.org/pdf/pdf_TOD_894.pdf

fizyoterapi alan hastaların yorgunluk seviyelerinin sağlıklı olgulara göre daha yüksek olduğu görüldü.
https://toad.halileksi.net/sites/default/files/pdf/yorgunluk-olcegi-toad_0.pdf

yorgunluk tükenmişlik ve kapitalizm
+
yorgunluk, insan fizyolojisinin doğal bir sonucu olsa da, modern yaşamın hızlı temposunun yaşadığımız yorgunluğu daha da artırdığını, hatta zaman zaman yaşamımızı sürdürmemizi bile zorlaştırdığını söylemek de mümkün görünmektedir.
+
doğa bir hedefe erişmek için her zaman mümkün olan en kısa yolu seçer.
http://www.dergikaratahta.com/files/1/1.pdf

çalışma kavramının çok değişik tanımları ve buna bağlı olarak şekillenen çalışmaya ilişkin yaklaşımlar mevcuttur: etimolojik olarak eski yunanlılar ve romalılarda “acı”, “yorgunluk” ve “zahmet” anlamlarına gelmektedir.
http://auad.anadolu.edu.tr/yonetim/icerik/makaleler/263-published.pdf

hiçbir kutsala saygısı olmayan kapitalizm, insan emeğini sömürdüğünden “hayat”, işçi sınıfının “delikanlı bağrına” mücadelenin “tohum”unu atmaktadır. bu tohumun “mahmur” ve “yorgun” olması işçi sınıfının tam anlamıyla uyanamadığını, agâh olamadığını akla getirmektedir.
http://dedekorkutdergisi.com/Makaleler/1902717454_Aslanta%c5%9f,%20Arslan.pdf

merhamet yorgunluğundan etkilenen hemşireler ruhsal, duygusal ve fiziksel açıdan pek çok sorunla karşı karşıya gelmektedir.
+
merhamet yorgunluğu gözlemlenen hemşirelerde olumlu özelliklerin kaybolmaya başladığı, buna bağlı olarak bazı sağlık problemlerinin de açığa çıktığı görülmüştür.
https://dergipark.org.tr/en/download/issue-full-file/52221

uykuda duygularını taşımazsın, duygular seni taşır. bu yorgunluk, bitkinlik gider, eziyetten, sıkıntıdan kurtulursun.
http://web.harran.edu.tr/assets/uploads/sites/58/files/dergi-18-21052015.pdf

utanç toplumun kurallarına uymamıza, suçluluk ise diğerlerine zarar vermemizi engellemeye ve hatalarımızı düzeltmemize yardımcı olur. bu duygular işlevsel dozda yaşandıklarında çok faydalı iken, bu duygulara işlevsel olmayan dozdaki yatkınlıklar depresyon ve kaygı gibi psikopatalojilerle ilişkilendirilmişlerdir.
+
utanç duygusunda kişi benliği üzerine odaklanırken, suçluluk duygusunda davranışı üzerine odaklanır.
+
suçluluk hisseden bireyde ‘ben kötü birşey yaptım’ düşüncesi hakimken, utanç hisseden kişi kendisini kötü biri olarak algılar ve bu kişide ‘ben kötü biriyim’ düşüncesi hakimdir.
http://www.baskent.edu.tr/~okanc/yayinlar/TPY_Sucluluk_Utanc_Derleme.pdf

utanç duygusal, sosyal, bilişsel, kültürel ve fizyolojik boyutları olan karmaşık yapısı ve kendilik bilinci duyguları ailesindeki diğer duygularla iç içeliği nedeniyle kavramsallaştırılması güç bir duygudur.
+
…… eski türkçede “uvut/üt”sözcüklerine karşılık gelmekte ve “kusurlu duruma düşmekten veya kendini öyle görmekten ileri gelen eziklik duygusu, utanma duygusu, hicap” olarak tanımlanmaktadır.
https://philarchive.org/archive/DINNRU

din ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişki tartışmalıdır. bazı bulgular, dindarlığı mental bozukluklarla ilişkilendirirken diğer bazı bulgular ise dindarlığın insanlara sükûnet ve umut verdiğini göstermektedir.
+
dindarlık ve psikolojik rahatsızlıklar arasındaki pozitif ilişki, utanç duygusundan kaynaklanırken suçluluk duygusu, dindarlık ve psikolojik bozukluklar arasındaki negatif ilişkiyi açıklayabilir.
+
ferdin tüm kişiliği muteber bir varlık sayılmalıdır. işte bu yüzden islam, ümitsizliği büyük bir kusur olarak görmektedir çünkü ümitsizlik kişiyi temelde değersiz olmakla ilişkilendirmektedir.
+
dindar insanlar daha fazla suçluluk duygusu hissetmeye ve bunu daha fazla bildirmeye eğilimlidirler.
dindar insanlar diğerlerinden daha fazla utanma duygusuna sahip değildirler.
+
insanlarda utanma duygusu uyandıran dinî öğretiler bazı durumlarda yaşam kalitesini düşürse de bunun nedeni dini inançların ortaya çıkardığı kaygının başkalarına zarar vermeyi engellemesi ve sosyal olarak uyumlu davranışlar geliştirmeyi teşvik etmesi olabilir.
http://talimdergisi.com/wp-content/uploads/2018/07/TALIMjune2018_5_22-2.pdf

freud, erikson ve diğer kuramcıların çalışmalarında utanma ve suçluluk duyguları, gelişim ve psikopatolojide merkezi rol oynadığı görüşlerine rağmen, söz konusu duygular ihmal edilmiştir ve bu konudaki deneysel çalışmalar yetersizdir.
+
utanç duyan kişilerin genelde güçlü idealleri yoktur, bunların çoğu ihtiraslarına göre hareket eden teşhirci kişilerdir. bu yüzden yaşadıkları bu utanç duygusunun nedeni teşhirciliğin “ben”e dolmasıdır.
+
hedeflerine ulaşmada yenilgi yaşadıktan sonra ilk önce kendilerini dağlayan bir utanç hissederler ve ardından kendilerini başarılı bir rakiple kıyaslayarak yoğun haset duygusuna bürünürler. hatta bu durum kişinin kendine zarar verme dürtüsüne de dönüşebilir.
+
utanç, kendilik imgesinin ve kimliğin kusurlu veya özünde bozuk olarak görülmesiyle ilgili kendiyle ilgili negatif değerlendirmenin olduğu bir duygudur.
+
utanç iki şekilde deneyimlenir. birincisi durumsal utançtır ve belli bir durum karşında ortaya çıkar diğeri ise içselleştirilmiş veya kişilik özelliği olarak utançtır ki daha genel ve yoğun bir yaşantı olarak deneyimlenir.
http://sssjournal.com/Makaleler/961747352_12_5-39.ID1630_%c3%96rnek_3663-3684.pdf

bireylerde oluşan “allah korkusu”, “allah’tan utanma”, “cehennem korkusu” ve “cennet ödülü” gibi öğretisel unsurların, onları suç işlemekten caydırdığı görüşü ileri sürülebilir.
+
baier de, dindarlığın içselleştirilmesiyle oluşan din eksenli bir yaşamın veya dinsel aktivite yoğunluğunun, bireylerde suç işlemeye karşı bir utanç duygusunu ortaya çıkardığını ileri sürmektedir.
http://www.cte-ds.adalet.gov.tr/makaleler/zahirkizmazmakaleleri/zahirkizmazdinvesucluluk.pdf

yahudi gettolarından kaçan çok sayıda asimile yahudi ya da new york’a yeni varan genç, köktendinci anne-babalarından utanıyorlardı. bu tür bir sosyalleşme baskısı, çoğunu tanrı inancından ve tüm ilişkili inançlardan kopardı.
http://acikerisim.lib.comu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/COMU/1211/Kenan_Sevinc_Ceviri.pdf

utanç “ben”in utancı olup, kişinin kendisini yeniden tanımasına imkan verir. başka bir deyişle “utanç, benim gerçekten başkasının baktığı ve sorguladığı bir nesne olduğum olgusunun yeniden kavranışıdır”.
+
bu utanç, bir yanılgıya düşmüş olmamdan kaynaklanan bir duygu olmayıp, başkasının gözünde özgürlüğümü ve değerimi yitirişimden kaynaklanan bir ilk düşüş” duygusudur.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/50198/9500.pdf

günahlarımızdan utanç duymamızın ve dünyanın görkeminden ve güzelliğinden dolayı duyduğumuz şükran duygularının tanrı’ya olan inancımızın güvencesi olduğunu iddia ediyor.
http://www.beytulhikme.org/Makaleler/530176169_07_Akgun_(95-118).pdf

yüksek işlevli otistik çocukların mutlu, kızgın, üzgün ve korkmuş gibi temel duyguları tanıyabildikleri fakat şaşkınlık, gurur, utanma ve kıskançlık gibi daha karmaşık duyguları tanımakta zorlandıkları bildirilmiştir.
http://www.psikguncel.org/archives/vol5/no1/cap_05_02.pdf

décadence, tabi olan her şey karşısında utanma, hayatın inkârı, hastalık ve sürekli bitkinlik, insanın kendine zararlı olanı seçmesi durumudur.
http://acikerisim.artuklu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12514/1029/Mazlum%20D%C3%9CRRE.pdf

evde çalacak bir şey bulamayacağın için senden utandım ve buraya saklandım…
http://news.sfu-kras.ru/files/TURECKIY_YaZYK_ANEKDOT.pdf

kişinin ait olduğu toplumun kültürel yapısı utanma duygusunu erken yaşlarda şekillendiriyor olabilir ve değişime direnç yaratabilir.
http://www.turkailehekderg.org/wp-content/uploads/2019/10/TAHUD-c23-i4-arastirma-tip-egitiminin-ruhsal-hastal%C4%B1klara-yonelik-tutum.pdf

kânunların yasaklamadıklarını, utanma duygusu kontrol eder.
+
ahlâkın içinde olan saygı ve hayâ (utanmak), insanî güzelliklerden ikisidir, ahlâkın insandaki ilk tezâhürleri arasındadır.
http://mtemiz.com/bilim/SAYGI,%20EDEB%20VE%20HAY%C3%82.pdf

kendimizi tanıtmamızı engelleyen şey, içimizdeki utanma duygusudur.
http://gmk.org.tr/uploads/news/file-14587658641703840956.pdf

harf devrimi bağnaz milliyetçi, yıkıcı değil, akılcı, işlevsel, analitik düşüncenin ürünüdür. türkçedeki hemen bütün sesleri yazmaya yeten, kusursuza oldukça yakın bir harf kümesi tasarlanmıştır.
https://gerceginkitabi.files.wordpress.com/2016/04/tc3bcrkc3a7e-kuran-tc3bcrkc3a7e-namaz-g1-5.pdf

meşrutiyet sonrası genç kalemler akımı ile cumhuriyet sonrası dil devrimi’nin tek kazancı anatomi ve kimyadaki osmanlıca terimlerin terk edilmesi olmuştur. anatomi ve biyokimya terimlerinde latince ve latin/avrupa dillerindeki uygulama kabul edilmiş ancak klinik tıp dili hemen hemen tamamen yabancı dillerden alınarak “türkçe” söylenen sözcüklere bırakılmıştır.
https://www.ttb.org.tr/kutuphane/polemik.pdf

elbi, geçici hastanelerin kapatılmasının ardından pratik hemşirelik bilgisini geliştirmek için anatomi kitapları okumaya başlar.
https://docplayer.biz.tr/19192593-Arastirma-original-article-hemsirelik-tarihinde-bir-oncu-safiye-huseyin-elbi-a-pioneer-in-the-history-of-turkish-nursing-safiye-huseyin-elbi.html

yer, osmanlı imparatorluğu’nun şehzadeler kenti amasya. dönem, günümüzden 500 yıl önce, hastalıkların nedenlerinin bilinmediği, asepsinin sözünün bile edilmediği, anestezinin olmadığı, veba salgınlarının kol gezdiği, cerrahinin küçümsendiği, anatomi çalışmalarının yasak olduğu, hastalıklara neden oldukları için avrupa’da cadı avlarının yapıldığı orta çağ.
+
sabuncuoğlu şerefeddin’in en önemli özelliklerinden biri değişik deneyleri çeşitli hayvanlar üzerinde yaparak bilimsel sonuçlar elde etmesidir. çünkü şerefeddin şaibeli bilgilere karşı gelen, her zaman gerçeğin araştırılması gerektiğini savunan bir hekimdi. bırakınız bilimsel deneyleri, anatomi çalışmalarının bile yasak olduğu o dönemde böylesine bilimsel çalışmaları yapmış olması bile şerefeddinin ne denli önemli bir bilim adamı olduğunun kanıtıdır.
https://docplayer.biz.tr/597654-Yayina-hazirlayan-prof-dr-zafer-oztek.html

teşrih (anatomi) yasağından dolayı ulemanın tepkisinden çekinen ııı. selim tıphane açılışına izin vermeye cesaret edememiş. ancak, 1805 yılında rumlara bu izni vermiş. o dönemin hekimbaşısı olan mustafa behçet efendi henüz 21 yaşında imiş. mustafa behçet efendi tıp eğitiminin düzeltilmesi için giriştiği çabadan vazgeçmemiş ve nihayet ıı. mahmut döneminde 53 yaşında iken 1827 yılında amacına ulaşmış.
http://guncel.tgv.org.tr/journal/37/pdf/100019.pdf

daha önceki bölümlerde anatomik yapıdaki güzelliğe değinen hekimimiz, insanın psikolojisinin, mizaç ve karakterinin yaratıcısının sanatkârlığına işaret ediyor.
http://www.sosyalarastirmalar.com/cilt7/sayi32_pdf/5felsefe_psikoloji_sosyoloji/hopac_mustafa.pdf

proje, ileride saç bakım hizmetleri sunacak engelli öğrencilerin bilimsel ve teknolojik gelişmelere açık, moda sektörünü yakından takip eden, anatomi ve fizyoloji bilgisini estetik bilgisiyle harmanlayabilecek nitelikte olabilmelerini hedeflemektedir.
http://www.ua.gov.tr/media/cpsi1cct/erasmus-projeleri.pdf

sellar bölge anatomisi
http://norosirurji.dergisi.org/pdf/pdf_TND_540.pdf

transseksualitede interseks durumlardan farklı olarak birey genetik, anatomik ya da fizyolojik bir bozukluk olmaksızın yanlış bedende doğduğunu hisseder.
http://www.cappsy.org/archives/vol7/no4/cap_07_04_08.pdf

fizyolojik olarak kadın, anatomik olarak erkek imiş.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/48342/2885.pdf

diskapatiye bağlı bel ve bacak ağrılı 20 vakaya fızyoterapi olarak 15 seans infrarui, ultrason ve diadinamik akımlar ve 20 vakaya ortalama 5.1 + 0.3 gün aralıklarla 4.3 + 0.2 seans anestesisiz rotasyonel manipülasyon uygulandı. vakalar tedavi öncesi ve sonra- sı’ visüel analog skala ile ağrı şiddeti, schober testi, düz bacak kaldırma testi, lamber bölgede palpasyon ile muayene bulguları, fonksiyonel durum, hasta ve hekime göre tedavi sonuç arı yönünden değerlendirilerek karşılaştırıldı. iki grup arasında ağrı şiddetinde azalma yönünden farklılık isıatistiksel olarak anlam lı bulundu cp 0.01). manipülasyon ile tedavi sonunda ağrı şiddetinde azalma fızyoterapiye oranla daha fazla idi. iki grup arasında karşılaştırı an diğer faktörler yönünden istatistikselolarak anlamlı bir farklılık bulunmadı.
https://www.aott.org.tr/Content/files/sayilar/596/596-6249.pdf

manuel terapinin etkin ve güvenli uygulanması için, lokomotor sistemin anatomik, biyomekanik ve nörofizyolojik olarak detaylı değerlendirilmesi gerekir.
+
hem manipülasyon, hem de mobilizasyon teknikleri lokomotor sistemin anatomik, biyomekanik ve nörofizyolojik bakımdan tam olarak değerlendirilmesini gerektirir.
+
günümüzde de, manipülatif tedavinin etkinliğini belirleyecek nörofizyolojik bulgulara yönelik araştırmalar yapılmakta ve klinik uygulamalara da bilimsel ilgi artmaktadır.
http://balkanmedicaljournal.org/uploads/pdf/pdf_BMJ_1627.pdf

subacromial sıkışma sendromunun tedavisinde ultrason ve mobilizasyonun karşılaştırılması
http://www.journalagent.com/medeniyet/pdfs/MEDJ_23_2_54_58.pdf

insan tecrübesinin ürünü olan psikolojik bilgi birikimi, kur’an’da sunulan insan ledünniyâtını, onun metafizik anatomisini tam karşılayamamaktadır. modern psikoloji, geliştirdiği onca sisteme, metotlu çalışmalara rağmen, kur’an’da olduğu ölçüde insanın benliğine nüfûz edememiş, onu tam anlamıyla keşfedip tanımlayamamıştır. bir bütün olarak insan ledünniyâtını ele alma; kalbi, duyguları ve bugüne kadar henüz keşfedilmemiş latîfe ve incelikleriyle insanı bir bütün halinde tahlile tabi tutma ve inceleme sadece kur’an’a nasip olmuştur.
+
kur’ân ve ruh sağlığı isimli bir kitap yazan cemâl mâdî ebu’lazâim, her bir sanat ve bilim dalının kendisine uygun malzemeyi kur’ân’dan bulabileceğini ve bunun da kur’ân’ın yüceliğinin ve i’câzının bir göstergesi olduğunu söyler. ona göre bir edebiyatçı, bir tarihçi, bir atom mühendisi, bir astronomi uzmanı, bir anatomi uzmanı, bir psikolog… kur’ân’dan kendi uğraş alanlarının verilerini elde edebilirler.
https://arastirmax.com/tr/system/files/dergiler/79201/makaleler/6/1/arastrmx_79201_6_pp_1511-1541.pdf

ta’lîk yazının teşekkül ve gelişme devrinde –bir rivayete göre- hattat mir ali bu yazı üzerine çalışırken rüyasında kendisine ta’lik harfleri için kaz hayvanının vücut hatlarını örnek alması ilham edilmiştir. mir ali ise kaz’ın anatomisini etraflıca tahlil ederek ta’lik yazıya farklı bir boyut kazandırmayı başarmıştır. yine ta’lik yazının bazı hatlarıyla tavşanın vücut hatları arasındaki benzerlikleri vurgulayan meşkler vardır.
+
sâni-i hakîkî’nin tecelligâhı olan insan ve hayvan vücutlarındaki esrarengiz çizgiler, sanatkârlara daima ilham kaynağı olmuştur. ressamların temel eğitiminde insan vücudu, yüzü, elleri ve ayakları, at, kuş vs. hayvanların anatomileri üzerinde çalışmak vazgeçilmez yöntemlerden olmuştur. birçok ressam, heykeltraş ve hattâ mimar, insanları ve hayvanları farklı şekillerde yorumlayarak eserlerine yansıtmışlardır. mesela gaudi, ressamlık ve heykeltıraşlık tecrübelerini yansıtarak tasarladığı mimari eserlerde her türlü malzemeyi bir oyuncak hamuru gibi kullanmayı becermiş ve bilhassa hayvanların vücut hatlarından ve muhtelif azâlarından ilham alıp estetik seviyesi çok yüksek yapılar ortaya çıkarabilmiştir.
+
bazı günümüz hattatlarının da leylek şeklinde istifleri mevcuttur. bunlardan biri eymen hassan’a ait olan ve celî sülüs hattıyla istiflenmiş olan 1433 (h.) tarihli levhadır. ibare leylek şekline göre istiflenirken harfbünyeleri mümkün olduğunca tahrif edilmemiştir. zaruret icabı bazı istisnalar ve keşideler dışında harflerin ölçülerine, anatomilerine ve birleşim şekillerine genel olarak riayet edilmiştir. yani yazının resme feda edilmemesine özen gösterilmiştir.
http://static.dergipark.org.tr/article-download/fb3b/df1f/7aab/59f0c8d559705.pdf

ikinci bölüm ‘fenn-i sani’ ki, anatomi, fizyoloji gibi bilimler bulunuyor burada. vücut yapısı ile huy arası ilişkiye yer veriliyor. bölümün sonunda ruha, sağlığa ve ölüme ait geniş bilgiler var.
http://img.eba.gov.tr/253/952/edd/dab/258/3e4/9d3/85a/4a2/fba/bc4/72e/120/f76/014/253952edddab2583e49d385a4a2fbabc472e120f76014.pdf

murat morova’nın “ten yorgunu” adını verdiği 12 parçadan oluşan çalışmasında ‘insan-ı kâmil’ motifi kullanılmıştır. tasavvuf dilinde ‘tanrı’da yok olan insan’ anlamına gelen bu deyim, harfler yani yazı aracılığıyla simgeleştirilmiştir. sanatçının bu çalışması dörderli üç parça şeklinde tasarlanmıştır. ilk dörtlüde, insan-ı kâmil motifinin ardında bir osmanlı anatomi kitabından alınmış kasları, sinir ve sindirim sistemini gösteren sayfalar ve üzerlerinde sanatçının kendi sureti yer alır.
http://isamveri.org/pdfdrg/D237891/2015_KILICE.pdf

işkencenin bir devlet memurunun bireysel davranışı değil, bir devlet ritüeli olduğunu anlatmaya; tıbbın, anatominin işkencede nasıl kullanıldığını vurgulamaya çalıştım.
https://www.iletisim.com.tr/Images/UserFiles/Documents/Gallery/parcasi-tanigi-mahkumu-s%C3%BCrg%C3%BCn%C3%BC-oldum.pdf

“acayip ve/veya garip” başlığı altında anlatılan hayvan hikâyelerinde evliyâ çelebi, kendi döneminin epistemesine uygun biçimde anatomik bilgiler ve kültür değerleriyle şekillenen şaşırtıcı hikâyeleri iç içe sunar.
http://millifolklor.com/Dosyalar/f6b4cddd3ffb4eae88c851dfa6dd9589.pdf

yabancı dil öğretiminde ders kitaplarında ilk seviyelerden itibaren baş, yüz, boyun gibi anatomik isimler vücudu tanıma bölümlerinde yer almaktadır. ancak ilerleyen seviyelerde bu isimler metin içerisinde farklı bağlamlarda temel anlamları dışında da kullanılabilmektedir. anatomik isimler, deyimlerde ve atasözlerinde kullanımları ve anlamları, mecaz anlamlarda kullanımları gibi kazanımlar için metinlerde ele alınmaktadır.
+
bu çalışmada, yedi iklim öğretim setinin c1 seviyesi ile istanbul yabancılar için türkçe öğretim setinin c1 seviyesinde yer alan yazınsal metinlerde deyim içerisinde geçen anatomik isimler incelenmiştir. bu isimlerin deyim içerisinde hangi bağlamda nasıl kullanıldığı incelenerek bir karşılaştırma yapılmıştır. yedi iklim türkçe öğretim seti c1 seviyesi’nde toplam 18 yazınsal metin, istanbul yabancılar için türkçe öğretim seti c1 seviyesi’nde ise toplam 17 yazınsal metin tespit edilerek inceleme yapılmıştır. araştırmanın sonucunda, istanbul yabancılar için türkçe öğretim seti c1 seviyesinde deyimlerde kullanılan organ isimlerinin daha fazla olduğu tespit edilmiştir.
https://www.researchgate.net/publication/331162847_YABANCILARA_TURKCE_OGRETIMI_DERS_KITAPLARI_METINLERINDE_ANATOMIK_ISIMLERIN_KULLANIM_BAGLAMLARI_THE_CONTEXTS_OF_THE_USAGE_OF_THE_ANATOMICAL_NAMES_IN_LITERARY_TEXTS_IN_TURKISH_COURSEBOOK_FOR_FOREIGNERS

çalışmada nusayri etnik kimliğinin simgesel oluşumu ele alınmış, hazreti ali ve ehli beyt sevgisi etrafında bütünleşen sistemin kadın – erkek anatomisinden hareketle şekillenmesi, soy kavramının önemi de göz önünde bulundurularak, ailenin ve akrabalık ilişkilerinin oluşumuna değinilmiştir.
http://earsiv.hitit.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11491/5720/melike-yigit2019.pdf

şimdi, hirst’ün adalet alegorisine dönüştürdüğü figürüne biraz daha yakından bakalım; üretim sürecinde yaşamölüm ve ölümsüzlük temalarını kendine konu edinen hirst, 1999 ve 2005 tarihleri arasında bir dizi devasa boyutlarda insan bedenini konu alan bronz heykel yapmıştır. bunun ilki bir torso1dur, boyalı bronz bir heykeldir bu, okullarda anatomi çalışması için çocukların organları takıp çıkardıkları plastik beden’e benzemektedir. hirst, buna, “ilahi şarkı, ilahiler ile övmek” anlamına gelen “hymn” adını vermiştir ve “kutsallık” atfedilen insan bedeninin ölümlülüğünü, bir dizi organdan oluştuğu gerçeğini gözler önüne sermek istiyor gibidir. 2005 senesinde “hymn” in dişil’i dediği “the virgin mather” heykelini yapar.
http://kutuphane.marmara.edu.tr/dosya/kutuphane/form-files/382//1582299743.pdf

beyin anatomik bir model olarak hep birlikte düzenlenmiş nöron gruplarından oluşan ince yapısal ve fonksiyonel ünitelerin mükemmel bir kompozisyonudur. sinir sistemi, gelişmiş organizmalarda psikolojik sistemin en önemli bileşenidir.
https://tes.org.tr/lib_yayin/298.pdf

daha önce de değinildiği gibi anlatılan ilk iki ucube beden doğuştan gelen bir hastalık/eksiklik sonucu oluşmuştur; kralınki ise yine anatomik bir özellik olmakla birlikte bir hastalık değil, estetik ölçütlerce göreceli bir çirkinliktir.
+
evliyâ çelebi, bir hikâye anlatıcısı olarak çoğunlukla bu iki anlatım biçimini iç içe kurgulamayı tercih etmektedir. örneğin, anatomik özelliklerini anlattığı bir hayvanın, bu özelliklerinin işlevli olduğu bir hikâyesine yer vermekten geri durmaz.
+
okur tam bir gösteri anlatısının içindeyken birden “belgesel” nitelikteki bir bilgiyle karşılaşır. bu gözlem, yılanın anatomik özellikleri açısından ne kadar önemli ve ayrıcalıklı bir bilgi olsa da, bugünün okuru için böyle bir anlatının içinde yer alması yadırgatıcı bir etki yaratmaktadır.
+
belki de 17. yüzyıl okuru için bu hikâyeyle anatomik bilginin iç içeliği yadırganacak bir durum değil; tam aksine dinleyicinin/okurun beklentisine uygun bir anlatım/bilgilendirme söylemidir.
+
hilmi yavuz, anekdot ile anatomik bilginin aynı söylemde yer alışının açıklamasında, michel foucault’nun klasik dönem epistemesiyle, rönesans epistemesi üzerinden yaptığı karşılaştırmaya dikkat çeker: ……
+
aldrovandi, bir hayvanın, mesela yılanın, anatomik özelliklerinin yanı sıra mitolojik, etimolojik ve anekdotal duyum ve enformasyonları da almakta sakınca görmez kitabına.
+
bir hayvan hakkında söylenenler (mitoloji, anekdot, etimoloji vb.), yani dil’e ait olanlarla, hayvanın kendisine, yani doğa’ya ait olanlar (anatomi vb.) arasında radikal bir fark vardır.
+
bir yılanın anatomik özellikleriyle ona dair anekdotal gözlem ya da duyumların bir arada anlatılması, 17. yüzyıl epistemesinin söylemini yansıtan evliyâ çelebi için doğal bir anlatım yöntemi olmalıdır.
+
osmanlı okuru göz önünde bulundurulduğunda, onun için oldukça egzotik olabilecek bu hayvana ilişkin anatomik özellikler, yabancılığından ötürü “acayip”tir; bu yüzden evliyâ için bu bilgileri okuruyla paylaşmak önemlidir.
+
“acayip ve/veya garip” başlığı altında anlatılan hayvan hikâyelerinde evliyâ çelebi, kendi döneminin epistemesine uygun biçimde anatomik bilgilerle kültür değerleriyle şekillenen şaşırtıcı hikâyeleri iç içe sunar.
http://www.thesis.bilkent.edu.tr/0006478.pdf

…… minyatür 15. yüzyılda mısır’da hazırlanmış bir yazmadandır, istanbul üniversitesi kitaplığı’nda bulunmaktadır. bu at anatomisi ile ilgili, atın iç organlarım gösteren bilimsel bir çizimdir.
+
at anatomisi.
http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11498/33221/001640886010.pdf

pelvik anatominin en derinlerine laparoskopik olarak inmeye hazırmısınız?
jinekolojik laparoskopik kadavra kursu, (16-17 şubat 2016, istanbul)
jinekolojik laparoskopik kadavra kursu 16-17 şubat 2017 tarihleri arasında istanbul’da acıbadem üniversitesi, ileri düzey endoskopik, robotik cerrahi eğitim merkezinde (case)’de gerçekleştirilecek. bu kursun en önemli farklılıklarından biri ülkemizde ilk defa bir kadavra başına sadece 5 katılımcı kabul edilecek ve maksimal pratik üzerine odaklanılacaktır. böylece meslektaşlarımız çok deneyimli gerek uluslararası gerekse ülkemizden hocalarımızın eşliğinde çok daha fazla pratik yapıp, belkide hiç yapmadıkları operasyonları yaparak, açmaya, görmeye çekindikleri anatomik yapılara diseke edecekler ve yapamadıkları ameliyatları hocalarımız eşliğinde yapma şansı bulacaklar. sınırlı sayıda kursiyerin kabul edileceği kursumuzda görüşmek üzere.
https://www.jed.org.tr/konu/dosyalar/bultenler/Kasim_2016_Bulteni.pdf

tasavvufî eserlerinde vahdet-i vücûd anlayışına ve nakşbendî-müceddidî seyir ve sülûk metotlarına yer veren ahmed hüsâmeddin efendi tefsirle ilgili eserlerinde kur’an-ı kerim’in hakîkati olarak ifade ettiği bâtınî (işârî) anlamlar üzerinde durmaktadır. o, âyetleri açıklarken hurûf ilminden de faydalanmıştır. onun günümüze ulaşan tefsir kitapları incelendiğinde yaşadığı zamanın kimya, anatomi, fizik, astronomi gibi fen ve tabiat ilimleriyle ilgili pek çok çıkarımda bulunduğu görülmektedir. ona göre yaş-kuru her şey kur’an-ı kerim’de mevcuttur. oğlu musa kazım’ın belirttiğine göre o, hadisle uğraştığı bir zamanda hz. peygamber’den manevi bir işaret alarak kur’an-ı kerim’i açıklamakla (tefsir) görevlendirildiğini ifade etmektedir.
http://earsiv.hitit.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11491/3747/417514.pdf

geçen ayın yazısındaki son paragrafta ifade edilen çerçevede bir diriliş kast ediliyor. o paragraf: bütün bu negatif şeyler toplumun/toplumların hakiki kimliklerini yitirdikleri meş’ûm bir zaman diliminde başlamıştı; şansımıza veya şanssızlığımıza günümüzde kavaklar gibi boy atıp gelişti. iç ve dış dünyamız itibarıyla kendimiz olmaya döneceğimiz âna kadar da devam edecek gibi görünüyor. hiçbirimiz öyle olmasını istemeyiz ama mahiyet-i insaniyenin maddî-manevi anatomisiyle dosdoğru okunup değerlendirileceği, eşya ve hadiselerin bütüncül bir nazarla yeniden tahlile tâbi tutulacağı, peşi peşine kaçırılan fırsatlar telafi edilip birkaç asırlık yırtıkların uygun yamalarla yamanacağı ve yeni bir diriliş faslının yaşanacağı/yaşatılacağı bir kutlu bayram gününe kadar da devam edeceğe benzer.
+
eğer onlardan bu ölçüde bir gayret ve ötelerden de bir lütuf ve utûfet eli imdada yetişmezse, insanın manevî anatomisine musallat olmuş bu emraz-ı maneviye mezara, hatta daha ötelere kadar elini bunların yakasından çekmeyecektir.
http://www.wiserinstitute.com/tr/wp-content/uploads/sites/2/2019/08/2019_02_27_ic_curume_ve_onarim_yollari-3.pdf

çiçekler (hatai): gül, gül goncası ve benzer çiceklerin boyuna kesitinin anatomik hatların üslûplaştırılmış görünümleriyle çizilmiş şekline denir.
http://www.dilbilimi.net/yazma_kitaplar.pdf

rönesans ile sanata giren mekan derinliği, perspektif, anatomi ve oranlarla ilgili öğretilerin islam sanatında yer bulmadığı görülmektedir.
http://www.idildergisi.com/makale/pdf/1487792476.pdf

öyle görünmektedir ki, şizofrenideki serebral zemin her neyse cc nöroanatomik ve fonksiyonel açıdan bununla ilgili önemli ipuçları yansıtmaktadır.
+
nasrallah şizofrenide diskonneksiyon semptomlarının aşikâr ipuçları vermemesinden hareketle diskonneksiyon durumlarının biyokimyasal ve anatomik olarak sınıflandırılmasını önerir.
+
bu çalışmalar şizofrenlerin normal kontrollerle kıyaslandığında, kesin cc boyut farklılıkları göstermeyebileceklerini telkin etmektedir. ancak, hasta subgruplar ı örneklerinde anatomik parçalar arasında, özellikle de semantik bilginin iletilmesinde görevli olan frontal korteksle bağlantılı anterior parçada olmak üzere tutarlı farklılıklar gözlenir.
https://www.bibliomed.org/mnsfulltext/43/362010175418-3-6.pdf?1592230464

protokol eşleri, anatomi laboratuvarını ziyaret ettiler.
http://www.corumhakimiyet.net/images/dosyalarim/10_ocakpdf__20ee1.pdf

bu soruların cevabını vermek için sadece din alimi veya sadece bilim adamı olmak yeterli gözükmemektedir. zira din açısından baktığımızda kur’an, sünnet, tefsir, hadis, kelam, islâm felsefesi konularında uzman olmayı gerektirdiği gibi, biyoloji, fizik, kimya, tarih, arkeoloji, anatomi, tıp gibi birçok bilimde de uzman olmayı gerekli kılmaktadır.
+
evrimci görüşün ileriki safhalarda tanrı’yı geçersiz ve işlevsiz kılacağı endişesinden hareket eden din mensupları, baştan beri buna karşı büyük bir reaksiyon göstermişlerdir. buna karşı evrimciler de ellerine geçirdikleri ve kullandıkları bir takım kemik, fosil parçası veya diğer materyallerden hareketle veyahut insan ile maymun arasındaki bir takım biyolojik, psikolojik, anatomik bir takım müşterek noktalardan hareketle “insanın maymunan türediği” şeklinde bir anlayış geliştirip savunmuşlardır.
+
bitki, hayvan, insan hücresi, dokuları organları, fizik ve anatomileri; insanın eli dili, beyni, diğer organları onlardan çok ileri, çok üstündür. zaten insan da yüce yaratıcının sanatına bakarak, taklit ederek, arabasını uçağını, gemisini, tankını, bilgisayarını vb. yapmaktadır.
+
diğer canlılara göre onun anatomisi, fiziki yapısı, akıl ruh ve psikolojik bütünlüğü hem bir açıdan karmaşıklığı hem iç mükemmelliği ile insan, kendi kendine mesajdır.
+
her canlı türünün ne kadar ve nasıl bir anatomik yapıya ve hangi özelliklere ihtiyacı varsa onlara sahip olduğunu görüyoruz. canlıların ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde donatılmış olmalarını bir takım evrim mekanizmalarına havale etmek pek mantıklı görünmüyor.
+
bir anne tavuğun altına hem kendi yumurtalarından hem de bir ördek yumurtası koysak, belli bir süre sonra yumurtadan çıkan ördek yavrusunun doğruca suya gidip yüzmeye başlamasına mukabil tavuk yavrularının kıyıda onu seyrettiklerini görürüz. ördek yavrusunun suya olan ihtiyacına yumurta içindeyken cevap verildiği ve ona yüzmek için gerekli bir anatomik yapı kazandırıldığı anlaşılır. tavuk yavrusunun ise karada beslenmesi sebebiyle suda yüzme ihtiyacı olmadığından perdeli ayak yapısına sahip olmadığı görülür.
+
aydınlanma ile birlikte evrimci bilim insanları, insanın kimliğini ve atasının kim olduğunu araştırmaya girişmişlerdir. insanın kimliğine yönelik çalışmalardan biri, düsseldorf yakınlarındaki neander vadisi içerisindeki bir mağarada 1856 yılında yapılan kazıda bazı kemik parçaları ile bir kafatası bulunması çalışmalarıdır. o dönemin ünlü anatomi uzmanı rudolf wirchow, bulunmuş olan bu kafatasını inceler ve bunun hasta bir insanın kafatası olduğunu, aksine ilkel bir insanın kafatası olmadığını, kafatasındaki şekil ve oran bozukluklarının hastalık sonucu ortaya çıktığını belirtmiştir. aynı kafatasına benzeyen bir diğer kafatası da 1886 yılında belçika’da bulunmuştur. rudolf wirchow, evrimci bilim insanları tarafından bazı kafataslarının gerçekte olmadığı halde varmış gibi gösterilmesine itiraz eder.
+
insanın kökeni ile alakalı araştırma yapan evrimci bilim insanları, elde ettikleri malzemeleri kendi düşünce yapılarına uygun hale getirmek için çalışmalarda bulunmaya devam etmişlerdir. hollandalı anatomi uzmanı dubois, sumatra’da kazı yapma izni alır ve çalışmalarını burada yürütür. işçiler, yaptıkları kazı sonucu bazı kemiklere ulaşırlar ve bulmuş oldukları kemikleri dubois’in verandasına yığarlar. dubois’in ilgisini bir diş ve kafatası çeker. daha sonraları aynı yatakta yapılan kazılar sonucu bir uyluk kemiği bulunur. bu buluntuları yani uyluk kemiği, kafatası ve dişi bir araya getiren dubois “dikey maymun adam”ı oluşturmuştur. sonraki kazılarda bir dişten başka bir şey bulunamamıştır. 1895 yılında düzenlenen uluslararası zooloji kongresi’nde bu kemiklerin insana mı maymuna mı ait olduğuna dair farklı görüşler ileri sürülmüştür. durum ile ilgili gerçek ise yıllar sonra dubois’ın kendi açıklamasında yer alır. bu açıklamaya göre dubois’in bulduğu bir gibbon maymunudur. iddia edilenin aksine kemikler bir insan ve maymun karışımı türe ait değildir.
+
arkeolog, anatomist, genetikçi, jeolog ve tarih uzmanı olan 150 bilim adamıyla konuştum ve bazen neanderthal’lerin insanın evrimindeki yeri konusunda 150 farklı görüşe rastladığım oldu! neanderthal’lerle ilgili her teorem, ülkenin farklı bölgelerindeki hava durumuna benzer; ondan hoşlanmıyorsan biraz bekle, değiştiğini görürsün!.
+
evrimci bilim insanlarının ileri sürmüş oldukları görüşlerin aksi de dile getirilmiştir. maymundan insana geçiş formunun en sert eleştirilerinden birini ünlü ingiliz anatomist zuckerman yapmıştır. kendisinin elde etmiş olduğu sonuçlar neticesinde, afrika adamı olarak belirtilmiş olan türün insanın kökeni ile ilgisinin olmadığı, bu türün daha gelişkin formda olan orangutan, şempanze türündeki bir maymuna ait olduğu belirtilmiştir. zuckerman’ın elde etmiş olduğu sonuçları destekler nitelikte bir araştırma sonucuna varan anatomi profesörü oxnard, afrika insanı olarak belirtilen türün çeşitli diş ve çene parçaları üzerinde incelemede bulunmuştur. yapmış olduğu araştırmaların sonucuna dayanarak bu türün dik yürüyen bir insan türüne ait olmadığı gibi insanın atası olarak kabul edilen maymun ve insan arasında geçiş formuna sahip türe de ait olmadığını belirtmiştir. antropolog bernard da ne insanların şempanzelerden ne de şempanzelerin insandan türediğini vurgular. ayrıca on sekizinci yüz yılda yaşamış olan linne, fixime görüşünü savunup türlerin var olduklarından bu yana hiçbir değişime uğramadan günümüze kadar gelmiş olduklarını belirtir.
https://www.igdir.edu.tr/Addons/Resmi/uploads//files/iii-uluslararasi-bilimler-isiginda-yaratilis-kongresi-bildiriler-kitabi-2-cilt.pdf

harekelerin en ağırı damme (ötüre)dir. çünkü damme, dudakları yummakla tamam olur. bu ise ancak dudağın iki tarafına ulaşan sert iki kasın faaliyetiyle tamamlanır. kesrenin meydana gelmesi için uzunlamasına bir kas yeter. fethanın meydana gelmesi için bu kasın az bir faaliyeti yeterlidir. nitekim bu anlattıklarımıza anatomik bilgiler delâlet ettiği gibi, tecrübeler de bunun böyle olduğunu gösterir.
http://www.darusselam.net/wp-content/uploads/2017/01/Tefsir-i-Kebir-%E2%80%93-Fahruddin-Er-%E2%80%93-Razi-1-1500.pdf

noktalama işaretlerın anatomik yapısının incelenmesi
http://www.imases.net/%C4%B0MASES%20II%20Sosyal%20Bilimler.pdf

latin ve non latin alfabelerin tipografik olarak incelenmesi
http://earsiv.arel.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12294/92/TezRehaKaraca.pdf

türk alfabesindeki diyakritik işaretlerin tipografik bağlamda incelenmesi ve deneysel bir başlık fontu tasarımı
https://acikerisim.isikun.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11729/1292/Murat_Cil_2.pdf

derginin kadın güzelliği üzerine yazılan yazılarında kadın kıyafetlerinin nasıl olması gerektiğine dair ipuçları yer almaktadır. mesela dar elbiseler vücutta kan dolaşımına mani olacağı için önerilmezken, yüksek topuklu ayakkabılar, ayağın anatomik yapısını bozması ve bu ayakkabıyı moda haline getiren amerika ve avrupalı kadınların ayaklarında şekil bozukluğunun kalması sebebiyle açıkça mücadeleyi mecbur etmektedir. ayrıca, hıfzıssıhha kaidelerinin moda uğruna feda edilmesine müsaade edilmemesi istenmektedir. modanın körü körüne esiri olunmaması gerektiğine önemle dikkat çekilmektedir.
https://www.orduilahiyatvakfi.org/item/download/2_21f6e6b9aece8cad39092f228d38016e

fıkıh ve tıp açısından anatomi
http://mes.journals.miu.ac.ir/article_3873_bcfbe1e7a1456b243fb1ba4a4a47c6f0.pdf

harflerin anatomik yapıları da doğru olarak yazılmış ve temel tasar öğeleri de doğru değerlendirilmiş ise güzel bir yazı ortaya çıkar.
http://webb.deu.edu.tr/baed/giris/baed/inoved_12.pdf

mmo, iş yasası yürürlüğe girmeden önce, bu maddede belirtilen yaşın yirmi olması ve ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılacakların “fizyolojik, anatomik ve ortopedik yönden işe uygun olup olmadıkları konusunda tabipler odasının da görüşünün” alınması gerektiği şeklinde önerilerde bulunmuştur.
http://sbard.org/pdf/sbard/Sbard%20Master/012%20Master.pdf

abdülhak molla nın hekimbaşı olarak tıp tarihinde önemli bir yeri ve çeşitli hizmetleri vardır. ağabeyisinin tıp eğitiminde yaptığı yenilikleri desteklemiş. ondan sonra mekteb-i tıbbiyye nazırı olarak tıp eğitiminin gelişmesi için çalışmıştır. anatomi dersinin kadavra üzerinde gösterilmesi için ilk olarak onun özel izin aldığı belirtilmektedir.
http://islam-portal.com/ansiklopedi/dia/pdf/c01/c010265.pdf

on dokuzuncu yüzyılın gelişiyle avrupa’da, anatomi, fizyoloji, nöroloji, kimya gibi alanlarda bilimsel gelişmeler başlamış ve bunların sonucu ruhsal hastalıkların beyin işlevlerindeki bozukluklardan kaynak alabileceği görüşleri antik yunanlılardan bu yana bir kez daha ele alınmıştı.
+
freud, ruhsal aygıt kavramını, zihinsel içerikli belirli zihin bölgelerine yerleştirerek bölümlemeyi amaçlamıştı. bu, zihinsel süreçleri anatomik bölgelere göre ayırma anlamında bir bölümlemeyi değil, çeşitli zihinsel etkinliklerin bilince uzaklıklarının saptanmasını içeriyordu.
http://www.naxcivan.org/wp-content/uploads/2018/03/Engin-Ge%C3%A7tan-Psikanaliz-ve-Sonras%C4%B1.pdf

rüya görmenin sıklığı kişilerin anatomik yapısına ve sosyal hayatına göre değişiklikler arzetmektedir.
http://earsiv.hitit.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11491/4986/491297.pdf

insanlığın ortak ürünleri olan kültür ve teknoloji, insan türünün ortaya çıkmasını sağlayan doğal seleksiyon (seçilim) sürecinin ve evrimin hızını yavaşlatarak insanın biyolojik evrimini duraksatmış ve önüne geçmiştir. günümüzden elli bin sene önce yaşamış olan atalarımızın anatomik görünümleri ve yaşam biçimleri modern insanınkinden pek de farklı değildir. homo sapiens, kültürü ve aleti üretip kullanarak geliştirdiği teknik ve teknolojisiyle; evrime, farkında olarak veya büyük bir ihtimalle farkında bile olmadan karşı gelmiştir.
+
tarih öncesi insanları gelecek potansiyellik bakımında, hatta anatomik açıdan bizden hemen hemen hiç farklarının olmadığı aşikardır. örneğin, elli bin yıl öncesinin homo sapiensi ile günümüz modern insanın arasında hiç bir genetik farklılık olmadığı gibi, hemen hemen anatomik açıdan da hiçbir farklılık bulunmamaktadır.
+
yakın akrabalar ya da ensest ilişkilerde ortaya çıkan çocuklar anatomik ve nörolojik anomaliler göstermektedir. bunu gören (gözlemleyen-deneyimleyen) insanların, bunu, elbette metafizik güçlere atfetmeleri, onların bu kabul edilemez durumdan kaçınmaları için yeterli yasakların, yani totem yasaklarının ortaya çıkmasını tetiklemiş olduğu öngörülebilir.
+
güçlü olan egemendir ve “yönetir”. erkek ve dişi bireyler, doğanın belirlemesiyle farklı anatomilere sahip olan aynı türün farklı iki cinsidir. erkek tartışmasız olarak fiziksel yönden dişiden daha güçlü ve üstündür.
+
insan türü erkek ve dişi olarak anatomik açıdan bile ambivalent yapıda evrilmiş cinslerden oluşan bir doğa yaratığıdır. insan topluluklarnda da sosyal hayvan sürülerindekine benzer bir şekilde beden yapısı ve anatomik belirleyicilik esasında ayrık statüler, mal paylaşımı, imtiyazlar, ayrıcalıklar ve roller söz konusu olmuştur.
+
iç güdüler olarak tanımlanan istençler bedenin anatomik ve biyokimyasal formasyonunun isterlerinden başka bir şey değildir ve varoluşunun nedenselliğini nesnel durumundan almaktadır.
+
doğal seleksiyon, güçlünün zayıfı kendi varoluşunun bekası için ezeceğini ve gerekirse yok edeceğini ya da kendisi için kullanacağını göstermektedir. güçlülük fiziksel, anatomik; bilişsel, mental kategorilerde olabilir. nitekim insanoğlu için şiddet fiziksel ve anatomik bağlantısından, temelinden kopmuş, zihinsel ve toplumsal bir temele kılık değiştirerek kaymış birçok gerekçe, faraziye ve toplumsal kabullenimler, etik ve ahlaki değerler altında kültürel seremoniler, ritüeller ve anlayışlar altında ikircikli ve ikiyüzlü anlayış ve tutumlar çerçevesinde yerini sanal ve gizil bir biçimde almıştır.
+
anatomik temelli fiziksel şiddet türevsel formlarda ve dolaylı yollarla çok daha genişlemiş bir şekilde devam etmektedir. daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse; kassal yapı, el kol ve fonksiyonel vücut uzuvları insanın bir uzantısı olarak yerini önce olduwan (australo pithecus’lara ait olduğu saptanan en eski taş aletlere verilen ad. kenya’nın olduwan yöresinde bulunmuşlardır.) taş aletlere el baltalarına ve daha sonra birçok alete, savunma ve av araçlarından oka, yaya, mızrağa, kargı ve kalkana bırakmıştır. uygar toplumlarda fizyolojik yapımızın hem takliti hem de ihtiyaçlarımızı birçok yönde gören aletler insanoğlunun dış dünyaya uzanmış bedensel ve psikolojik şiddetinin araçları durumunu da almıştır.
+
bu davranışsal düzlemin kodladığı alt kategorik tavır bizi toplumsal kalıcı bağların ve bireyleri toplumsallaştırıcı hiyerarşi ve cinsellik temelli örgütlemenin itkilediği ve zaman içerisinde kesintisiz kontrol, takip ve tekrar aşamaları ve sonraki jenerasyona aktarılmasıyla çeşitli formasyonların oluşumunun yani kültürel değer öğelerinin, kuralların, normların, rollerin öncü oluşumlarının anlamlarının eşsüremli düzgülendiği davranışsal skalaya metonimiler ve metaforlarla imlenmektedir. birbirine sokulmuş ve sarmalanmış duran bireylerin gösterimlediği davranışsal kategori aynı zamanda bir alt yordam olan, güvenç arama, tedirginlik, emniyet, tehlikeler ve güvensizlik durumları ve duygulanımlarında insanoğlunun anatomik açıdan aldığı fizyolojik ve anatomik davranışsal aktı metaforik olarak sembolize etmektedir.
+
insanların başta fizyolojik isterleri gibi temel isterlerinin, ve bir insan olarak yaşama hususunda daha birçok gereksinimlerinin; çağlar boyunca ve günümüz modern dünyasında, savsaklandığı, bastırıldığı, görmezden gelindiği, iyi düzenlenmediği, iyi yönetilmediği tarihsel ve sosyolojik bir gerçektir.
+
insanoğlu kendisinin öz kopyası olan, insansal potansiyellik ve niteliklerinin aynısı ancak bu niteliklerin çok daha geniş biçimlerde genişletilmiş formlarına sahip olan -adeta insanın, büyütücü konkav (dış bükey)aynası olarak- iki üst-insan yaratarak ortaya çıkarmış ve onların adeta çocuğu olmuştur. bunlar “devlet” ve “tanrı”dır. her ikisi de insan üzerinde “yönetici” otoriteler olan ve insanlık tarihinin gelişimi boyunca çok uzun zamanlar ve hatta günümüze kadar yukarıdan aşağıya dikte etme doğrultusunda tek yönlü bir iletişimi kapsayan klasik “yönetme” biçimleri çerçevesinde “yöneten” tanrı ve devlet’in varlığının ve yönetme fenomeninin biçimsel ve biçemsel olarak bireyce nasıl algılanıp anlamdırılmakta, nasıl görülmekte oluşuna dair bir paralel kurgu yapmak istiyorum. bu bakımdan bireyin çekirdek toplumu olarak adlandırabileceğimiz aile hayatında benliğini kazanıp birey-insan olma yolunda biçimlenirken yaşadığı psikolojik süreçler göz önüne alınarak bununla ilgili bir paralel eşleştirme yaparak şu benzerliği varsayımsal olarak yakalamaktayız; çocuğun anneyle olan ilişki ve iletişimde daha çok etkileşimsel ve çift yönlü gelişen anne-çocuk iletişimi ve aralarında yumuşatılmış tekyönlü “yönetme/yönetilme” fenomeni gibi değil de daha çok kendisinden çekinilen ve korkulan, kendisine öykünülen ancak bir taraftan da rakip olarak görülen baba ve bu nedenledir ki aralarında anne-çocuk iletişimine nazaran daha az bir “etkileşim” söz konusu olan baba-çocuk arasında yukarıdan aşağıya tek yönlü görece sert ve itiraz edilemez bir iletişim ve “yönetme/yönetilme” gibi insansal temel fizyolojik, psikolojik ve tarihsel gerçeklik nedeniyledir ki toplum ve bireyin bilinçli ve/veya bilinçsiz bir biçimde onları (devlet ve tanrı) “baba” olarak algılamaları, telakki etmeleri ve neticede “baba” olarak adlandırmaları oldukça manidar ve düşündürücüdür. öyle ki adeta tanrı ve devlet, “baba”; toplum ve birey ise “çocuk” durumunu almıştır.
+
id, hiçbir düzen ve hiçbir genel irade tanımaz. haz ilkesine uyarak dürtüsel gereksinimleri doyurma yoluna gider. id içinde geçen süreç mantık yasalarını dinlemez, ona göre gelişme ilkesi sıfırdır. bilinçsizdir. aykırı heyecanlar birbirine aykırı düşmeden, biri ötekini çıkarıp atmadan ya da baskılamadan iç içe yaşarlar. id içinde olumsuz bir şey yoktur, zaman da yoktur. değer yargıları, iyi kötü, ahlaktan habersizdir. id tüm süreçlere egemendir. id ekonomik bir etkendir, fizyolojik temelden doğar ve mutlaktır. ben, id’in gözünde bu dünyanın temsilcisi olma görevine sahiptir. ben, id’in bir bölümünden bastırmanın direnmeleriyle ayrılmıştır. ben’in itaat etmesi gereken üç despot vardır. bunlar; dış dünya, id ve süper ego’dur.
+
uygar toplumlarda fizyolojik yapımızın hem takliti hem de ihtiyaçlarımızı birçok yönde gören aletler insanoğlunun dış dünyaya uzanmış bedensel ve psikolojik şiddetinin araçları durumunu da almıştır.
+
ne yazık ki, içsel kuruluşumuz ve bir bedene bağlı oluşumuz, güçlü fizyolojik gereksinimlerimiz, erkeklik ve dişilik organlarımız vb. nedeniyle, asla süper egomuzun bize ulaşmamız gerektiğini öğütlediği ütopik iyiler dünyasına erişememe ihtimaliyle de karşı karşıyayız. birileri ağlarken birilerinin gülmeye, birileri yaşarken birilerinin ölmeye, birileri açken birilerinin tıka basa karnını doyurmaya devam edeceği söylenebilir.
http://dspace.kocaeli.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11493/1805/226107.pdf

insanın doğasında olan saldırganlık, beynin çalışması, programlanma ve hormonlarla ilgili. bu konuda yazılmış olan klasiklerden “the anatomy of human destructiveness” (yıkıcılığın anatomisi) adlı kitabında, erich fromm; “iyi huylu saldırganlık” ve “kötü huylu (habis) saldırganlık” olarak şiddetin analizini yapar.
+
“iyi huylu” saldırganlık bir programlanmadır. temelinde hayatta kalabilmenin tepkiselliğidir. nitekim bugün de beyin anatomisi ve fonksiyonları üzerine yapılan çalışmaların gösterdiği gibi insanın tehlike karşısında kendini koruma şekli sinir sisteminin verdiği 3 refleksten oluşur.
http://selcukecza.com.tr/files/denge43.pdf

insanoğlunun, fizyolojik ve psikolojik bir yapıya sahip, dini inançları, yaşamı, inançlarına verdiği değerleri ile bu inançlara yönelik tutumları ve algıları sosyal bilimler tarafından incelenmektedir. onun fizyolojik ihtiyaçları dışındaki ruhsal varlığı, benliği ve grup içindeki değerleri sosyal psikolojik bir bakış açısı ile incelenir. bu konular üzerinde görüş birliğine varmak ve genellemeler yapmak oldukça zordur.
+
çocukluk dönemi benmerkezci bir dönem olup çocuk için dini inançların anlamı fizyolojik ihtiyaçların dışında farklı bir bireysel tatmindir. ona göre dünya kendi etrafında dönmekte, örneğin; gördüğü rüyanın herkes tarafından görüldüğünü düşünebilmektedir.
+
bireyler yaşamlarında nasıl fizyolojik ihtiyaçlarından kaçınamıyorlar, benzer şekilde ruh sağlığı için de bazı kalıp yargılar oluşturuyor ya da dini bir takım manevi süreçlere inanma ihtiyacı güdüyorlar. dini davranışın da temel olarak tutumlara bağlı olması buradan hareketle gösterilebilir. insandaki bu inanma ihtiyacı birçok dini davranış teorileri ile açıklanabilse de en önemlilerinden bazıları yoksunluk ya da anlamlandırmadır.
+
erikson, kimlik konusunu ele alırken, bireyin fizyolojisi, ruhsal durumu, sosyal kabul ve tarihsel bağlam arasındaki etkileşimi içeren bir sosyal psikolojik yaklaşım geliştirmiştir.
+
maslow’un düşüncesine birey, fizyolojik ihtiyaçlarının yanında, güvenlik, katılım, kabul görme, sevme ve sevilme gibi psikolojik ihtiyaçlarının da karşılanmasında dinin, özelde tanrı inancının, oldukça önemli işlevleri vardır. din, ayrıca benlik saygısının gelişiminde önemli bir yere sahiptir.
+
yaşlılık, ölüm konusunun dini tutumlar ve davranışlara etkisi nedeniyle sosyal psikologlar; sosyal ortama olan etkilerinden dolayı din sosyologları; fizyolojik bir takım nedenlerden dolayı gerontologlar arasında ortak ilgi alanını oluşturur.
+
yaşlılar; dini yaşantının farklılaşması (fizyolojik olarak), korkuları ile daha çok yüzleşmeye başlaması, dinin bazı korkuları yenmede yardımcı olması, grupsal süreçlere yöneltme ile birlikte bireylerin hayati yalnızlıklarını giderme ve mutlu olabilmek gibi nedenlerden dolayı dini gruplara katılmak isterler.
+
din, bireylerin yaşamını daha huzurlu hale getirmek için inananlarından bazı temel kurallara da uymalarını ister. bu normlar, sadece ritüelleri yerine getirmek ya da inançsal boyutta olmamakta, ayrıca; fizyolojik ve psikolojik yönler içermektedir. dinin akıl sağlığına doğrudan etkileri bulunmuş değildir. dolaylı etkiler göz önünde bulundurulursa, örneğin; tövbe ile rahatlama, sabır ile kurtulma gibi şeyler dinin bireylerden istediği davranışlardır. fizyolojik sağlık ile akıl sağlığı arasında yakın bir ilişkinin bulunduğu yadsınamaz bir gerçektir. konu itibari ile düşünülmektedir ki, din bir bakıma ruh sağlığı üzerinde dolaylı da olsa önemli etkilere sahiptir. bu etkilerin varlığı, din bilimleri açısından bir inceleme konusu olmuştur.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/35791/tez.pdf

sağlıklı toplum’dan sağlığın gaspı’na sağlığın kuramsal betimlenişi ve medyada “sağlıklı toplum” imgesi
http://www.ulakbilge.com/makale/pdf/1510302087.pdf

beni edebiyata ne iyilik ne de kötülük; aşk ya da derin ve ulvi ürpertiler de değil. sadece anatomik kusurum; midemin zayıflığı: eğer bu nazik organım biraz dayanıklı olsaydı, korku ve pişmanlığımı kusmadan içimde tutar, sonsuza kadar susardım. oysa yazmak için üç şeye sahiptim: yalnızlık, pişmanlık ve düzenli boğuluncaya kadar içme alışkanlığı. üstelik sonu kötü biten her şeyin edebiyat için de iyi olduğunun farkındaydım. belki de tek eksiğim, kurtz’unki gibi ormanın içinde bir sığınak, ya da rimbaud’nun ‘siyah insanlar ülkesi’ gibi bir yer edinememiş olmamdı.
http://openaccess.ardahan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12427/765/Sevim%2C%20G%C3%B6k%C3%A7en-Y%C3%BCksek%20Lisans.pdf

erich fromm, marx’in az sayıda çağdaş düşünürde olduğu gibi insanı, üzerine her kültürün kendi metnini yazdığı bir boş levha olarak görmediğini vurguluyor. fromm, bu sosyolojik rölativizm karşısında, marx’in insanı insan olarak saptanabilir, tanımlanabilir bir varolan olarak ele aldığını ekliyor. insan, biyolojik olarak, fizikselanatomik olarak ve de psikolojik olarak tanımlanabilir. kuşkusuz fromm’un vurguyu psikoloji üzerine çekme çabası, onun ilgi alanı göz önünde tutulursa, anlaşılabilir bir çabadır.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/21476.pdf

hemşirelik eğitiminde anatomi dersinin yeri ve önemi
+
anatomi dersi, türkiye’de ve dünyada sağlık bilimleri fakültelerinin ve sağlık yüksekokullarının temel tıp bilimleri eğitim-öğretim programlarında atlanmaması gereken bir öneme sahiptir.
+
sağlık çalışanlarının mesleki yaşamı boyunca çekirdek müfredat şeklinde kısıtlı kalabileceği düşüncesi mevcut iken; insan anatomisi dersinin tüm sağlık çalışanlarına verilmesinin önemli olduğu düşüncesi hiç bitmeyecektir.
+
neyi arayacağını bilen ve bulduğunu anlayan sağlıkçılar ancak anatomi ve bu temel bilim üzerine oturan gerekli ve geçerli bilgiler ile sağlam bir donanıma sahip olacaklardır.
https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/6773/10263823.pdf

«insan» türü yalnızca anatomik ve fizyolojik açılardan tanımlanamaz; bu türün üyeleri, bazı önemli ruhsal özellikleri, akıl ve duygu dünyalarını yöneten yasaları, insan varoluşu sorununu doyurucu bir biçimde çözme gereksinmelerini de paylaşmaktadırlar. insan hakkındaki bilgimizin bugün bile çok eksik olduğu, insanı henüz ruhbilimsel açıdan iyice tanımlayamadığımız doğrudur. insanın yapısı diye adlandırılabilecek şeyin doğru bir tanımını bulmaya çalışmak «insan bilimi»nin görevidir. bugüne dek «insan yaradılışı» diye adlandırageldiğimiz şey, yalnızca insanın sayısız yönlerinden biri – çoğu zaman da hastalıklı yönüdür. böylesine yanlış bir tanım da özel bir toplum türünün, insanın akılsal yapısının kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıktığını savunmakta kullanılır.
+
gerçekten de, hayvanların tersine, insanın nerdeyse sınırsız denebilecek bir yoğrulabilirlik niteliği taşıdığı doğrudur; tıpkı insanın hemen hemen her şeyi yiyebilmesi, her tür iklimde yaşayıp o iklimin koşullarına kendisini uyarlayabilmesi, dayanamayacağı ve içinde yaşayamayacağı bir ruhsal koşulun hemen hemen hiç bulunmaması gibi. insan, özgür olarak da, bir tutsak olarak da yaşayabilir. zenginlik ve lüks içinde de, yarı aç yarı tok bir durumda da. savaşarak da yaşar insan, barış içinde de; sömürgen ve hırsız da olabilir, işbirliği ve sevgiye dayanan bir dostluk içinde de varolabilir. insanın içinde yaşayamayacağı bir ruhsal durum düşünülemeyeceği gibi, onun sokulamayacağı bir durum, uğrunda harcanamayacağı bir amaç da yoktur. bütün bu saydıklarımız, insanlarda ortak bir yapının bulunmadığını söyleyen varsayımı doğrular görünmektedir; bu da aslında «insan» diye bir türün olmadığını, bunun ancak fizyolojik ve anatomik anlamda yorumlanması gerektiğini göstermektedir.
https://fatimekerimli.files.wordpress.com/2016/09/erix-fromm-saglikli-toplum-tr.pdf

phineas gage’in kafatası harvard üniversitesi tıp okulu, warren anatomi müzesi’nin koleksiyonunda saklanmaktadır.
http://www.siirt.edu.tr/dosya/personel/psikoloji-ve-yasam-kitabi-siirt-201925205551586.pdf

bir tıp ve hukuk sorunu : euthanasia
https://www.journalagent.com/adlitip/pdfs/ADLITIP_1991-177-180.pdf

xıx. asrın amerikalı ejiptolog’u (antik mısır tarihçisi) ve antik eser kolleksiyoncusu edwin smith’in eline geçen ve kendi adını verdiği (edwin smith papirüsü), her biri 4.68 m. boyunda 17 sayfa oluşturan papirus risalede bu allâme ımhotep’in, anatomik gözlemleri; ağrı giderme teknikleri; 27 adet kafa, 6 boğaz ve boyun, 2 klavikula (köprücük kemiği), 3 kol, 1 tümör ve göğüs absesi, bir omuz, bir omurga yaralanması tedavisi ile ilgili sırf tababet alanındaki etkinlikleri kayıtlı imiş. ımhotep’in nabız atışından “kan dolaşımı” denilen fizyolojik olaya da dikkat çektiği söylenir.
http://www.tfd.org.tr/sites/default/files/Klasor/Dosyalar/ebultenler/114_2012_4_0.pdf

insanların akılları ve kendi yöntemleriyle ürettikleri en üstün içecek, sarhoş etme tabiatı da olan yumuşak üzüm içkisidir.
+
o mutedil bir şekilde içildiği takdirde özü en değerli, terkibi en üstün ve faydası en çok olan içecektir.
+
bedenin ve nefsin faydasını üzüm içkisi kadar kendinde toplayan başka bir içeceğin olmaması da onun üstünlüklerindendir.
+
bu iki şey, yani sağlık ve neşe insanların bu dünyadaki isteklerinin sonudur. üzüm içkisinin dışında hiçbir yiyecek ve içecek türünde bu iki şey bir araya gelmez.
+
yer aracılığıyla gelen hava, yerden yükselen ve kendisini kirleten dumanlarla bozulmuştur. hava yerden yükseldikten sonra saflığını bozan bu dumanlardan temizlenir ve arınır.
+
milletlerin, nesillerin ve yeryüzünde mamur çeşitli yerlerin halklarının vücutlarında, şekillerinde, renklerinde, dillerinde ve huylarında farklılıklar vardır. bu farklılıklar üç aslın; toprağın, suyun ve havanın farklılıkları sebebiyledir.
+
bir toprak başka bir topraktan daha besleyici ve daha iyi olabilir, bir su başka bir sudan daha tatlı ve daha hafif olabilir, bir hava başka bir havadan daha ince ve daha saf olabilir.
+
bazı yerlerde yaşayan insanların vücutları daha sıhhatli, daha kuvvetli, daha güzel ve huyları daha yumuşak, ömürleri daha uzun olabilirken başkaları bu niteliklerin aksi özellikler gösteriyor olabilir.
+
en değerli meyve cinsi üzüm ve incirdir.
+
meyve yemede aşırıya kaçmak, onların midede çabuk çürümeleri ve kötü niteliklere dönüşmeleri yüzünden kötü hastalıklara yol açan şeylerdendir.
+
yemeğin sıcak olarak yenilmemesi gerektiği gibi, soğuk ve gecikmiş olarak da yenilmemesi gerekir. soğuk bozucudur, gecikmiş yemek ise çürümüş bir şey gibidir.
http://ekitap.yek.gov.tr/Uploads/ProductsFiles/e239a6f2-38f4-48d2-ad8f-ff2033d357f3.pdf

kozmetik ve cerrahi uygulamalar için yüz anatomisi
+
yüz bölgesi anatomik açıdan oldukça kompleks ve ince detaylı bir yapıya sahiptir. yapılacak her türlü cerrahi ve kozmetik girişimde bölgenin kemik, kas, yağ dokusu, damar ve sinir dağılım özellikleri gözden geçirilmelidir.
http://cms.galenos.com.tr/Uploads/Article_11067/115-122.pdf

henry head (1861-1940) afazileri, anatomik alanlara göre değil, dilin çıkış özelliklerine göre sınıflandırmayı önermiştir.
+
eğer sinir sistemi içinde bu fonksiyon için yüksek derecede özelleşmiş ve aynı zamanda esneklik kazanmış fizyolojik bir ön hazırlık yoksa dilin, ne kazanılması ne de kullanılması olasıdır.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/30136/mod_resource/content/1/DBB302%20-%20Dil%20ve%20Beyin%20-%203.%20Hafta%20-%20Dil%20Sistemi.pdf

türkiye’de hastaya gerçeğin söylenmesi: tıp etiği ve tıp hukuku açısından
https://www.journalagent.com/kocaelitip/pdfs/KTD-70298-REVIEW_ARTICLE-SERT.pdf

beyin ve hukukun işbirliği: nörohukuk
+
insan rasyonel bir varlıktır. davranışlarının sonuçlarını öngörebilir ve o öngörü üzerinden davranışları gerçekleştirme ya da gerçekleştirmeme konusunda karar alabilme yetisiyle donatılmış durumdadır.
+
bu tümör whitmanın acımasız cinayetleriyle ilgili duygularımızı değiştiriyor mu?
+
bu örnekleri ceza hukuku açısından ele alacak olursak gelişmeler modern ceza hukuku temellerinin tamamen değişmesi anlamına gelebilir.
+
suç için bir manevi unsura ihtiyaç vardır. kast ve ihmal olarak nitelenebilen manevi unsur yokluğunda ceza sorumluluğunu doğuracak bir davranıştan bahsedilemez.
+
failin bilinçli kişi değil de fiziksel ya da kimyasal birtakım etkenler tarafından belirlenmiş bir beden olduğu ortaya çıkarılırsa cezalandırma işinin anlam ve amacı bütünüyle değişmek zorunda kalacaktır.
+
hala hakimler bu konuda inisiyatif almaktan kaçınıyor hatta avukatların bu yöndeki savunmalarını zaman zaman yok sayıyor.
http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/hgdmakale/2019-1/4.pdf

bil ki, tıbba dair en zor şeyler, emirlere hizmet etmek, refah sahiblerini ve kadınları tedavi etmekdir.
+
vakıada bulunan hastalıklarla ilgili üç durum vardır:
iyileşmesi muhakkak olan hastalık,
iyileşmesi mümkin olan hastalık,
iyileşmesi imkansız olan hastalık.
+
tabibe gereken allah için ihlaslı olmak, güzel ve cazibedar kadınlara karşı gözünü kapamakdır. bedenlerine dokunmakdan kaçınmalıdır.
+
kerpeten kullanmadan diş çekimi tedavisi: akır-ı karha (anthemis pyrethrum) alınır ve üzüm sirkesi içerisinde hamur gibi yumuşayıncaya kadar bir ay bekletilir. sonra ondan bir arpa tanesi ağırlığında bir parça alınır ve hasta diş üzerine konursa, dişi o vakit düşürür.
+
kayışkıran kökü (ononis antiquorum) dövülerek damıtılmış alkol ruhu, kuru ve yaş üzüm eklenerek kullanıldığında uyuşan ve ağrıyan yere fayda verir.
+
işi güzel olmayan ahmakdır.
+
sadece melikleri değil, aklı olmayan erkekleri, çocukları ve kadınlara da, iştahlı oldukları şeyleri bir müddet yasaklamakdan kaçınmalısın.
+
bir yiyeceğin özelliği aşırı ısıtıcı ise, onu serinletici bir gıdayla dengelenir.
http://media.ztbb.org/yayinlar/kitaplar/tabibin-ahlaki.pdf

şiddet, öncelikle nasıl bir olgudur? evrensel bir özelliği var mıdır? hayvanlar âlemindeki varoluşun bir gereği olarak et yiyen “et obur” hayvanların “ot obur” hayvanları öldürme, yeme ya da avlama davranışları şiddet olarak yorumlanabilir mi?
+
hayvanlar için besin zincirinin ve ekolojik dengenin bir gereği olarak bu davranışlar “şiddet” olarak nitelenemez. ve ayrıca, türün kendi içindeki liderlik yarışı ise türün devamı için işlevseldir. güçlü olanın yaşaması ve kendi türünü devam ettirme amacı için yapılan kavga şiddet olarak yorumlanamaz.
+
uygarlık geliştikçe “şiddetin azalacağı” yolundaki öngörülerin aksine, şiddet farklı boyutlarda ve yoğunlukta bütün dünyada yaşanmaktadır.
+
şiddet insan ve insan toplumları için hem evrensel ve hem de toplumsal bir olgudur ve kaçınılmazdır.
+
şiddet ile terörizm arasında kavram benzerliği bulunmaktadır; örneğin 1974 tarihli britanya terörizmi önleme yasası “bu yasaya göre terörizm, siyasal amaçlı şiddet kullanımıdır” demektedir.
+
demokrasilerde devlet şiddet ya da terör olaylarını bastırmak için kuvvet kullanılabilir; ancak bu eylemi şiddete dönüştürmemesi gereklidir. bu kolay değildir; uzun yıllar sürecek bir toplumsal eğitimi gerektirir.
+
ne yazık ki, türkiye’de herkes kendi düşüncelerini “en doğru”, “tek ve biricik” çıkış yolu olarak kabul eder. işte türkiye’de şiddet olaylarının altında genel olarak bu “dogmatizm” yatmaktadır.
+
osmanlı dönemindeki monarşik baskı ile yeni türkiye cumhuriyeti’ndeki tek parti baskısı birleşince, bizden farklı düşünenlere “hain” damgası vurmak neredeyse gelenek halini almıştır.
+
devletin görevi şiddeti şiddetle önlemek değil, suçluyu yakalamak ve mahkûm etmektir.
http://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/alintilar/508.pdf

öğrencilerin %10.3’ünün şiddete maruz kaldığı ve bu öğrencilerin yarısından fazlasının (%51.4) bu şiddeti arkadaşları tarafından okulda yaşadığı saptandı. en yüksek oranda şiddet türü “fiziksel şiddet”, algılanan şiddet kaynağı “dayak” olarak belirtilmiştir. öğrencilerin şeö puan ortalaması 44.08±12.48 idi. şiddet eğiliminde etkili faktörlerin ise öğrencilerin cinsiyeti, bulundukları sınıf, ailenin gelir düzeyi ve babanın çalışma durumu olduğu saptandı.
http://www.journalagent.com/phd/pdfs/PHD_2_2_53_60.pdf

sosyologlar tarafından şiddet olgusunun en iyi, toplumsal ilişkilerin dinamikleri içinde, bütüncül bir yaklaşımla ele alınabileceği savunulmaktadır. çünkü çatışmalar daha çok birbirleriyle ilişki içinde olan bireyler ya da gruplararasında olmaktadır.
+
şiddet kavramı sertlik, sert ve katı davranış, kaba kuvvet kullanma olarak tanımlanır. şiddet olayları ise; insanları sindirmek, korkutmak için yaratılan olay ya da girişimler olarak tanımlanmaktadır.
+
tek bir neden şiddeti doğurmaz. şiddet toplumsal bir sorundur ve çevreden kaynaklanmaktadır. şiddetin tek bir nedene indirgenerek algılanması, bilimsel gerçeklerle bağdaşmaz.
http://eskidergi.cumhuriyet.edu.tr/makale/88.pdf

sağlıklı bir sosyal çevrenin oluşması ve sürdürülmesinin önündeki en büyük engellerden biri bireysel ve toplumsal şiddettir. “herkese sağlık türkiye hedefleri’ne” göre 2020 yılında aile içi, cinsiyetle ilgili ve organize şiddete bağlı yaralanma, sakatlık ve ölümlerin en az %25 azaltılması planlanmıştır.
+
kadın üzerindeki şiddetin oluşumu ise kadının güçsüz olması ve korunmaya ihtiyacı olduğu anlayışına dayanır.
+
bozulmuş olan dinler ve felsefi inançlarda ise kadın kötülüğe açık ve olunması kötü bir durum şeklinde tanımlanmakta ve bu da kadını sosyal hayattan soyutlamaktadır.
+
ingiltere’de erkeğin kadını dövebileceğine dair yasa 19. yüzyılın sonuna kadar yürürlükte kalmıştır.
http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/hgdmakale/2012-1/11.pdf

şiddet her zaman insan yaşamının bir parçası olmuştur. etkileri dünyanın her yerinde değişik şekillerde görülmektedir. kendine yönelik şiddet, kişiler arası şiddet ya da topluma yönelik şiddet nedeni ile her yıl bir milyondan fazla kişi hayatını kaybetmekte, çok daha fazlası ölümcül olmayan şiddet uygulamaları ile karşılaşmaktadır. dünya genelinde 15-44 yaş grubundaki ölümlerin başlıca nedeni şiddettir. şiddet sonuçlarının düzeltilmesi için milyarlarca dolar harcama yapılmaktadır.
+
şiddet tanımını farklı biçim ve içeriklerde yapmak mümkündür. dünya sağlık örgütü şiddeti “sahip olunan fiziksel güç ya da kudretin, tehdit yoluyla ya da doğrudan, kendine, bir başka insana, bir gruba ya da topluma karşı yaralanma, ölüm, psikolojik zarar, gelişme bozukluğu ya da gelişmede gerileme ile sonuçlanan ya da sonuçlanma olasılığı yüksek bir biçimde uygulanması” olarak tanımlamaktadır.
+
şiddet tiplerinin belirlenmesinde farklı yöntemler olmakla beraber hiçbiri tam olarak kapsayıcı değildir. şiddet temel olarak 3 tipte incelenmektedir: kişinin kendisine uyguladığı şiddet, kişiler arası şiddet ve toplu şiddet.
+
şiddet, küresel bir halk sağlığı sorunudur. işyerlerinde şiddet uygulamalarının arttığına dair çalışmalar vardır.
+
işyerinde şiddet uygulamaları aile içi şiddet uygulamalarında olduğu gibi bildirim eksikliği nedeni ile çoğu kez gizli kalmaktadır.
+
işyerinde şiddet ülkeler arasında tip ve sıklık açısından farklılık gösterse de tüm dünyada önemli bir sorundur.
+
ülkemizde 2004 yılında yapılan hastalık yükü çalışmasında sakatlığa uyarlanmış yaşam yılı (daly) hesaplamalarına göre erkeklerde hastalık yükünü oluşturan ilk 20 hastalık içinde şiddet on beşinci sırada yer almaktadır.
+
akademisyenlerle yapılan bir araştırmada, akademisyenlerin %90’ı son 12 ay içinde bir veya birden fazla psikolojik şiddete maruz kaldığını ve %7’si maruz kaldıkları psikolojik şiddet nedeniyle bazen intiharı düşündüğünü belirtmiştir.
+
şiddete uğrama riski yüksek olan bazı meslekler şunlardır:
+
kanada’da 1993 yılında yapılan bir araştırmada kadınların yarısının fiziksel ve cinsel saldırıya maruz kaldığı ve bunların %18’inin ise fiziksel yaralanmayla sonuçlandığı belirtilmiştir.
+
abd’de 1997 yılında iş gücünün %46’sını, işe ilişkin ölümlerin ise %8’ini kadınlar oluşturmaktadır. kadınlarda işe bağlı ölümlerin %31’i işyerindeki cinayetler oluştururken erkeklerde bu sıklık %12’dir.
+
işe ilişkin ölümlerin tamamı değerlendirldiğinde kadınlar için riskli iş kolları inşaat, madencilik, tarım, hayvancılık, ormancılık işleridir.
+
işyerinde meydana gelen şiddet olayları kişilerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiği gibi önemli mali kayıplara da neden olmaktadır. şiddetin işyerinde oluşturduğu bu etkiler kişisel, işyeri ve toplumsal düzeyde olmak üzere üç başlıkta incelenebilir.
http://www.turkis.org.tr/dosya/zoUKhTycmT20.pdf

güzel ezan okuyabilmek için iyi bir ses materyaline sahip olmakla birlikte, asıl gerekli olan sesin eğitilmiş olmasıdır. ses eğitimi “insanlara sesini konuşurken ve şarkı söylerken, anatomik ve fizyolojik yapı özelliklerine uygun olarak kullanılabilmesi için gereken davranışları kazandırır. önceden tespit edilmiş ilke ve yöntemlerle planlanan hedeflere yönelik olarak uygulanan, planlı programlı bir etkileşim sürecidir.” bu etkileşim süreci içerisinde bireye sesin oluşumu, kullanılması ve korunmasına ilişkin doğru davranışlar kazandırılması hedeflenir.
https://www2.diyanet.gov.tr/DiniYay%C4%B1nlarGenelMudurlugu/DergiDokumanlar/Aylik/2013/kasim_aylik_2013.pdf

hasan mazhar paşa (mazhar süleyman) ülkemizde modern anatomi biliminin kurucularındandır.
1871-1874 arasında paris’e gitti, anatomi ve cerrahi ihtisasları yaptı.
1878’de istanbul’da askeri tıp okullarında teşrih muavinliği (anatomi doçentliği) görevine atandı.
1879’da teşrih muallimi (anatomi profesörü) oldu.
+
hasan mazhar paşa teşrih muavinliği’ne atandığı 1878’den emekli olduğu 1909’a kadar 31 yıl fiilen ve devamında da yedi yıl fahri olarak anatomi alanında eğitim ve hizmet vermiştir. çalışmaları ve yazdığı kitapları ile ülkemizde anatomi biliminin kurulmasında çok önemli katkıları olmuştur. ayrıca türkçe tıp eğitiminin kurulması ve yerleşmesinde de önemli katkıları olmuştur.
+
haydarpaşa hastanesi’nde çalıştığı dönemde askeri şura reisi esat paşa’nın hastaneyi ziyareti sırasında gösterdiği gayretli ve dikkate değer çalışmalarının bir ödülü olarak 1871’de paris’e gitti. paris’te ünlü anatomist constant saphey’in yanında cerrahi ve anatomi ihtisası yaptı. burada üstün bir gayret ile çalışarak derece ile ihtisasını tamamladı.
+
hasan mazhar paşa’nın mezun olduğu yıllarda ülkemizde tıp eğitimi fransızca yapılmaktaydı. mazhar paşa, bir grup arkadaşı ile birlikte eğitimin türkçe olması için çalışmalar başlattı. özellikle anatomi terimleri olmak üzere birçok tıbbi terimin türkçelerini bulmuş ve kullanılmasını sağlamıştır. bu terimler uzun yıllar kullanıldı. ilk türkçe tıp sözlüğü lugat-ı tıbbiye’nin hazırlanmasında da görev almıştır.
+
mazhar paşa bazı kitapların tercümesini yaparak ayrıca birçok kitabı da bizzat kendisi yazarak anatomi bilimine kazandırmıştır. yazdığı kitaplar şunlardır.
• ilm-i teşrih-i tavsifi. fransızcadan tercüme, yazarı a. jamin. ülkemizde anatomi konusunda yazılmış beşinci eserdir.
• ilm-i teşrih-i tavsifi (7 cilt) (c. saphey’in anatomie descriptive adlı kitabından hazırlanmıştır. 1901.
• mükemmel teşrih atlası.
• ilm-i teşrih-i topografi (2 cilt). 1908. topografik anatomi dersi için yazmış olduğu bu kitap ülkemizde topografik anatomi konusunda yazılan ilk eserdir. kadavra diseksiyonları yanı sıra bazı cerrahi işlemlerde de rehberlik sağlayacak niteliktedir.
• mebâhisu’uasab (sinir ilmi)
• usul-ü teşrih. diseksiyon usulleri hakkında yazmaya başladığı bu kitap yarım kalmıştır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/643708

bahçe işlerine meraklı olan hasan mazhar paşa, oldukça mütevazi birisiydi. operatör doktor olmasına rağmen mesleğinden para kazanmayı düşünmeyip uzun ömrünü bilime, anatomiye adayarak bu dalın ülkemizdeki öncüsü oldu.
bilime olan ilgisi ve çalışkanlığını, istirahat önerisinde bulunan bir kişiye karşı verdiği cevapla da anlayabiliriz:
-“istirahat mı? benim cenazem teşrihhane (anatomi salonu) den çıkmalıdır”.
https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/1998/123-128.pdf

mısırlıların mumyalama ile ilgili uygulamaları da belli bir anatomi bilgisini gerektirmekteydi. bu anatomi bilgisinin tıp biliminin gelişimine ciddi katkısı olmuştur.
+
iyonyalı filozoflardan anaximandros’un talebesi anaximenes’in (mö 585-525 civarı) ve apollonlu diogenes’in (mö 435’ler civarı) çalışmaları da dikkat çekmiştir. örneğin diogenes’in çalışmaları bilinen en eski anatomi çalışmalarından birisidir.
+
hippokrates’in (mö 460-370 civarı) okulu dışında gözlem ve deneye yeterli önemin verildiğine pek rastlanmaz. onun çalışmalarını herophilus, erasistratus ve de özellikle galen geliştirmiştir. daha sonra bu çalışmalar, rönesans döneminde anatomi ve fizyolojinin yeniden canlanmasında temel oluşturmuştur. bu çalışmalarda genelde felsefi akıl yürütmeler, deney ve gözleme göre ön planda olmuştur.
+
biyolojiye önemli katkıda bulunanların birçoğu aynı zamanda hekimdir. örneğin herophilus’un (mö 300’ler civarı) anatomi konusundaki çalışmaları önemlidir, eserlerinin çoğu kaybolmuş olmasına rağmen başkalarının ondan yaptığı alıntılardan kendisinin yaşadığı dönemin en önemli iki anatomi bilgininden biri olduğu anlaşılmaktadır. yaptığı otopsilerle insan vücudu hakkındaki bilgilerin birçoğunu ilk defa insanlığa kazandıran odur. erasistratus (mö 290’lar civarı), herophilus’un çağdaşıydı ve o da önemli bir anatomi bilgini ve fizyolojistti. demokritus’un atomcu kuramına yakındı. kalp üzerine dikkatlice çalıştı ve kapakçıklarını isimlendirdi, dolaşım sistemi ve sinir sistemi üzerine araştırmalar yaptı, beynin kıvrımlarını inceledi. iskenderiyeli bu iki anatomi bilgininin birbirleriyle rekabeti biyoloji biliminin gelişimi açısından önemli sonuçlar verdi.
+
bergama’da doğan galenos, roma’da hekimlik ve cerrahlık yaptı, birçok tıp kitabı yazdı. anatomiciydi; fil, domuz ve maymun gibi birçok hayvanın üzerinde otopsi uygulayarak sinir sistemlerini, kalplerini inceledi. deneysel fizyolojinin kurucusu kabul edilir.
+
galenos kendinden önceki mirastan önemli ölçüde yararlandı ve aristoteles’in gayeci yaklaşımını benimsedi. anatomi ve fizyoloji konusunda aristoteles’i geçmiş olsa da biyoloji felsefesine ve genel felsefeye olan etkisi aristoteles’in gerisindedir.
+
onun çağındaki ünlü muhalifi cuvier (1768-1833), anatomi ve fosilbiliminde kendi döneminin en yetkin isimlerinden biriydi ve lamarck’ı, “varlık merdivenleri”nde ilerleme (evrim) olduğunu söyleyen fikirlerinden dolayı eleştirdi.
+
charles, okulda iyi bir öğrenci olmadığı için babası onu ağabeyi ile beraber, 1825 yılında, iki yıl kalacağı edinburgh üniversitesi’ne tıp okumaya yollar. anatomi dersini ve ameliyata girmeyi sevmez. fakat üniversite yıllarında lamarck’ın evrim görüşüne hayran arkadaşlarla tanışır.
https://www.canertaslaman.com/wp-content/uploads/2019/09/EvrimTeorisiYENI%CC%871.pdf

duyumun oluşması için gerekli şartlar:
bir uyarıcının olması
uyarıcıların duyum eşiği aralığında olması
sağlıklı duyu organlarının olması
uyarıcıyı beyne iletecek duyum sinirleri ve sağlıklı bir beyin gereklidir.
uyarıcının iletilebileceği ortamın uygun olması gerekir.
+
fark eşiği arttıkça uyarıcının fark edilebilirliği de artar.
http://begal.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/16/01/974838/dosyalar/2019_12/26164906_PSYKOLOJY_2._UNYTE_1._BOLUM.pdf