pdf 9

modern zamanlarda kriminolojinin babası kimdir diye sorarsak cevabımız tereddütsüz yine bir italyan cesare lombroso olacaktır. her ne kadar yukarıda da belirtildiği gibi kriminoloji terimini kitabının başlığında kullanan kişi garofalo olsa da suç olgusunu bilimsel yöntemle ilk inceleyen garofalo’nun hocası lombroso’dur.
+
lombroso ve garofalo birlikte, kurucusunun yine bir italyan cesare beccaria olduğu ve kriminoloji tarihinde“klasik okul” diye isimlendirilen yaklaşıma karşı “pozitivist okul”u kurmuştur.
+
beccaria’nın suçlar ve cezalar isimli eserinde en özlü şekilde karşımıza çıkan klasik okul aydınlanma düşüncesinin bir yansımasdır. özetle klasik okul, cezanın toplumun devamını temin ve bireyin özgürlüğünü muhafaza ve arttırma ilkelerine dayanır. bireyin hür irade sahibi olduğuna inanır. dolayısıyla cezanın da bireyin hür iradesiyle işlediği suç eylemine karşılık olduğunu düşünür.
+
buna karşılık pozitivist okul bireyin hür iradesi olduğunu inkâr eder. suçun hür irade meselesi değil bir takım sosyolojik, psikolojik veya fizyolojik şartların ürünü olduğunu düşünür. bu kabulden hareketle de suç ve suçlu olgularının bilimsel yöntemlerle ele alınması gerektiğini savunur.
+
her ne kadar charles dickens ve karl marx gibi bazı yazarlar ve düşünürler toplumsal koşulların suçu doğurabileceğini yazmışsa da 1914’e kadar suçun toplumsal bir form olduğu kabul edilmiyordu. örneğin lombroso gibi erken dönem kriminologları suçlu kişileri âdeta toplumsallaşamamış bir alt tür gibi görüyordu.
+
lombroso gibi kriminologlar pozitivist kriminoloji akımı içerisinde sayılır. pozitivist kriminoloji dönemin doğa bilimlerinin yöntemini benimser. en azılı suçluların ahlaki yapısını analitik yöntemle inceler. bu kişilerin insan türünün bozulmuş örneği olduğunu düşünür. yapısal bir anormalliğe sahiptir bu kişiler. zihinsel özürlü, zayıf ahlaklı, vicdansız ve duygusal açıdan eksiktirler. hatta anatomik kriminoloji uzmanları, idam cezasına çarptırılan ve infaz edilen suçluların ölü bedenleri üzerinde araştırma dahi yapmıştır; onları suça götüren kötülüğün izlerini fiziksel olarak tespit edebilmek için. her ne kadar kriminoloji, bir takım tarihsel ve toplumsal koşulların ürünü olarak ortaya çıkmışsa da suçluların sosyallik öncesi bir aşamada bulunduklarını iddia etmiştir. kont drakula, frankestein ve dr. jykll gibi romanlarda karşımıza çıkan canavarinsanlar, popüler bir demonolojinin konusunu oluşturmuştur; tıpkı hemen hemen aynı dönemde batı dışı uzak toplumlarda ilkel olarak adlandırılan, medenileşmemiş sömürge toplumlarındaki insanlar gibi. bu dönemde antropoloji, popüler edebiyat, tıpla birlikte darwinizm, “öteki”ni oluşturmada, yabancıyı, esrarengizi, suçluyu insan altı bir tür olarak tanımlamış, insanlardan farklı muamele edilmesi gerektiğini düşünmüştür. böylece 1880’lerden itibaren avrupa’nın, dünyanın geri kalanını sömürgeleştirirken başvurduğu her türlü eziyeti, vahşeti, soykırımı meşrulaştıracak zemin oluşmuştur.
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/sosyoloji_lisans_ao/hukuk_suc_ve_toplum.pdf

tahsil, suç işlemenin ince şekillerini bulundurmaktadır.
+
mahkûm aile, okul, arkadaş çevresinin bir yansımasıdır.
+
suçlu genellikle anormaldir.
+
suçluları cezalandırmaktan önce suçlu davranışın ortaya çıkmasına neden olan etkenleri ortadan kaldırmamız gerekir.
+
biyolojik kuramlara göre suça neden olan faktör biyolojik bozukluklardır. bu kuram suç davranışının altında yatan nedenleri kalıtım, nörolojik ve biyokimyasal süreçlerle açıklar.
+
araştırmalara göre insanı suç işlemeye iten bazı genler vardır. 46. genin xy değil de xyy olması genetik araştırmalara göre suçun sebebi olarak görülebilmektedir. genetik alanındaki çalışmalarıyla bilinen fransız bilim insanı arnold munnich, şöyle demektedir: bir gen, tek başına bir şey ifade etmez. bireyi karakterize eden benzersiz durum, genlerin kendi aralarındaki uyumu ve etkileşimidir. bir insanda şiddet genine rastlandığı zaman, kâtil olmak için programlandığını söylemek doğru değildir. o genin diğer genlerle uyumu, etkileşimi önemlidir. insanlar birbirinden nasıl etkileniyorsa, genler de birbirinden etkilenir.
+
kalıtımın suç davranışının üzerinde etkisi artık ciddiye alınmamaktadır. suçluluk geni taşımasa bile suçun işlendiği bir çevreye sahip olan bireyin suça eğilimi artmaktadır. kalıtımla suç geninin aktarılması suçluluğun nedeni olarak görülmemektedir.
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/6526/1/beyza_akd%C3%BCmbek_tez.pdf

rembrandt’ın ışık ve gölge diyalektiği, zihin-beden ikiliğinde, anlatıma konu olması açısından, descartes ile ortak olan hikâyesinin yazgısıdır. onun anatomi dersleri, sadece anlamın güzelliğini vermez, modern tıbbın kökenlerini betimleyerek, batının bir yöntem olarak çizgisel tarih perspektifinde ilerlemesine de katkıda bulunur. soyşekerci kitabında hastalıklara ilişkin bulguları, doktorların gösterdiğinden ve neyi gösteriyorsa onu söylemesinden çok, bu işe sanatçıların öncülük ettiğini iddia eder. ne var ki çoğu kez, insani bilgiye dayalı düşünce, kendi zamanımızın diğer zamanlardan daha çok “bilgi”yi içerdiğini söyleyen bir hatadan ibarettir. bu, bilimde belki doğru olabilir, ama sanatta asla! o halde sanat, önceden olacakları her zaman sezinler, bilim ise sanatın sezdiğini zamanla kuramsallaştırır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/599230

ilim ve sanat erbabı olanlar, kanunlarında tümel hususlara ihtiyaç duyarlar. çünkü ilimleri [bu tümel hususlar] sayesinde açığa çıkar ve sanatlar nefslerinde ancak bunlar yoluyla yer edinir. mesela bir katip, tüm kalemleri kapsayan kalem anlamı, tüm kağıtları kapsayan kağıt anlamı, mutlak anlamda “elif” ve mutlak anlamda “be” harfi gibi tek tek her harfi kapsayan her bir harfin sureti nefsinde oluşmadıkça katip olamaz. aynı şekilde tabip de genel olarak insan bedeninin anatomisini ve mutlak anlamıyla hastalık ve ilacı[n ne olduğunu] bilmedikçe tabip olamaz. bir katibin bu sayfada tasvir edilmiş olan tek bir “be” harfini bildiğini varsaysak, o katip başka bir “be” harfi çizmeye güç yetiremez, çünkü katip, sadece o tek “be” harfine dair bir bilgiye sahipti. benzer bir şekilde tabip de mutlak olarak tedavinin ne olduğunu bilmeyip sadece tek bir tedavi [şekli] hakkında bilgi sahibi olursa, yalnızca bir ferdin tedavisini gerçekleştirebilir.
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/felsefe_ao/felsef.temelkavramlari.pdf

bir laboratuarda gerçek deney yapmadan önce farklı kimyasal maddelerin birbiriyle nasıl etkileşime geçtiği bilgisini öğrenmek daha doğru olacaktır ya da deneme yanılma yoluyla öğrenmektense anatomi öğrenimi alıp ameliyat işlemini gerçekleştirenleri gözlemlemek, en azından hastalar açısından daha iyi sonuç verecektir.
http://www.bahcesehir.k12.tr/tr/images/pdf/dunya.pdf

bu nedenle gaz odalarının bulunduğu her kliniğe otopsi masası bulunan bir oda eklenmiştir. aynı dönemde ünlü nöroanatomist julius hallervorden’in araştırma yapmak amacıyla insanların beyinlerini yakılmadan önce aldığı ve bu eylemin birçok meslektaşı tarafından kıskanıldığı da bilinmektedir. birçok bilim adamı imha kamplarının hayvanlar yerine insanlar üstünde araştırma yapabilmek için olağanüstü bir fırsat olduğunu düşünmüştür. bir başka örnek ise nazi toplama kampı auschwitz-birkenau’da yaptığı acı verici ölümcül deneylerle bilinen alman nazi doktoru josef mengele’dir. dr. josef mengele auschwitz’i, ne kadar hayvani ya da insanlık dışı olursa olsun, kafasındaki herhangi bir fikri uygulayabileceği bir insan laboratuvarı olarak görmüştür. auschwitz’de mengele’nin kobay olarak kullanmak istediği çocuklardan biri olan, ancak kamptan sağ kurtulmayı başaran eva mozes kor tanıklığında bu korkunç olayı şöyle dile getirmiştir:
“eğer ölecek olsaydım, ikiz kız kardeşim miriam derhal mengele’nin laboratuvarına getirilip kalbine yapılacak bir iğneyle öldürülecekti ve ardından mengele ikimize karşılaştırmalı olarak otopsi yapacaktı”.
auschwitz’de ikiz kız kardeşlerin çoğu böyle ölmüştü. anatomi ve patoloji bilimi bakış açısıyla karşılaştırmalı otopsi yapabilmek için aynı zaman dilimi içerisinde ölmüş olmaları gerekiyordu. işte bu nedenle birçok ikiz kardeş mengele’nin ellerinde ölümle tanışmışlardır. bu fenomenin dünya tıp tarihinde bir eşi daha yoktur.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/30045/cumhur_kuzu_tez.pdf

hippokrates, hastalıklara kendinden öncekilere göre daha gerçekçi bir şekilde yaklaşmış olsa da, bugün onun görüşlerinin yanlış ve yetersiz anatomi ve fizyoloji bilgisine dayandığını biliyoruz.
+
hippokrates’in anatomi ve fizyoloji bilgisinin sınırlı olması, yunanlılar arasında insan vücudunu açmanın bir tabu olmasına bağlanabilir. varisleri tarafından kurulan dogmatik tıp okulu, daha sonra iskenderiye’de kurulacak ampirik tıp okulu’na kadar, bu bilimin tartışmasız en ünlü okuludur.
+
bir hastalık mümkün olan bir çok farklı semptom serisi gösterdiği zaman, anatomi ve fizyoloji bilgisi eksikliği nedeniyle, teşhiste başarılı olamıyordu.
https://docs.wixstatic.com/ugd/4114cf_fe97a4e1e31c4885be38ad1737e85e8c.pdf?index=true

kadın-erkek arasındaki güç asimetrisi ve toplumsal cinsiyet normları klinikte, tıbbi araştırmalarda ve eğitimde biasa neden olmaktadır. mesela sağlık alanında eşitsizliklerle ilgili yapılan çalışmalar daha çok erkekler üzerine yapılmaktadır. tarihsel olarak tıp eğitiminin erkek anatomisi üzerinden yapılandırılmış olması da toplumsal cinsiyet körü yaklaşımın bir örneğidir. norm olarak yalnızca erkek bedeni üzerinde yapılan çalışmalara göre hastalıkların refere edilmesi, tedavi aşamalarında toplumsal cinsiyetin, çevrenin, psikososyal etkilerin göz ardı edilmesine neden olmuştur. bunun sonucunda tüberküloz, böbrek hastalıkları, depresyon gibi hastalıkların tanı-tedavi aşamalarında cinsiyet eşitsizliği oluşmuş ve bu eşitsizlik yeniden üretilmiştir.
https://www.ttb.org.tr/sted/images/files/dergi/2016/4.pdf

biz insanı henüz tanımıyoruz.
+
tabiatın da bir dimağı, bir sinir cümlesi mi vardır?.. öyle ise evvela bunun anatomisini ve fizyolojisini yazmak lazım gelir.
+
asabi seyyalenin mevcut olup olmadığı meselesi de fizyolojistler arasında münakaşa edilmektedir.
+
fizyolojik hayatta husule gelen sefalet, bedenin günden güne çökmesi son yaşlarda beyin faaliyetinin hakim rolünü artık kaybetmeye başladığını gösterir.
+
evvela meşhur kriminoloji mütehassısı ve turin ünivesitesi sinir ve akıl hastalıkları hocası prof. cesare lombroso dan bahsetmek isterim. zira bu zat tetkikatını yapmazdan evvel bütün metapsişikçileri tımarhaneye göndermek istiyenlerin başında bulunuyordu. fakat ilmi karakteri ve derin görüşleri nihayet kendisini ikaz etti ve evvelki hareketlerinin manasızlığını alenen itirafa mecbur kıldı. işte hakiki bir alime yakışan temizlikle bu zat şunları söylüyor:
<< ispiritizma fenomenlerinin fevkalade büyük bir ehemmiyeti haiz bulunduğunu ve ilim mahafilinin vakit kaybetmeksizin dikkatini bu tezahürler üzerine çevirmesi lazım geldiğini söylemeğe kendi kendimi mecbur addediyorum….... ispirtizma hadiselerinin imkanlarına karşı evvelce mücadele etmiş olduğumdan dolayı şimdi utanıyorum. >>
http://www.evreninsirlari.net/dosyalar/160_s10_02.pdf

insan maymundur, tanrı olmaya yöneldi, nietzsche’nin dediği gibi. önce insanla ilgisi olmayan ilimler, felsefenin kucağından ayrıldılar. matematik, astronomi, fizik, kimya, biyoloji ve nihayet sosyoloji. saint-simon sosyolojiden “science de l’homme” (insanın ilmi) diye bahseder. onu anatomi ve fizyoloji diye ikiye ayırır. sosyalizm kelimesi 1832’de pierre leroux sayesinde gelişir. ondan evvel sosyal mesele yok mu idi?
https://www.pdfdrive1.com/sosyoloji-notlar%C4%B1-cemil-meri%C3%A7-e117511185.html

akaid, fıkıh, arap dili ve edebiyatı, mantık, matematik, astronomi, anatomi ve tıp faydalı bilimler içerisinde sayılırken, şiir ve edebiyat ne faydalı ne de zararlı bilimlerden addedilmekte, oysa felsefe, sihir ve astrolojiyle birlikte zararlı bilimler arasında gösterilmektedir.
+
…… hiçbir şey bilmedikleri halde bilgin geçinen bazı boş kafalı kimselerin meselelerin aslını araştırmadan …… durgunluk geldiğini, bilimlerin izinin silindiğini, adı geçen kitapları okutacak olanların kökünün kurumaya yüz tuttuğunu kaydetmiştir.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/19/1272/14652.pdf

19’uncu yüzyılın ilk yarısında süren ırka dair tartışmalarda, tek kökenciler ile çok kökenciler arasındaki çekişme ön plana çıkar. tek kökenciler, insanın tek bir genetik stoktan geldiğine, dolayısıyla tek bir insantürünün olduğuna inanıyordu. insanlar arasında görülen farklılıklarınsa,çevresel baskıların nesiller boyunca süregelen değişken üreme modellerini etkilemesi sonucu ortaya çıktıkları ve bu farklılıkların yavruya kalıtsal olarak aktarıldığı kanaatindeydiler. insanlığın tümünün ilk yaratılan çiftin soyundan oldukları yönündeki kutsal kitap öğretisiyle desteklenen tek kökenci yaklaşım içerisinde çok çeşitli görüşler vardı. ancak ilginç olan şu ki, bugün artık doğru olduğu bilinen ve ırk eşitliği ilkesinin savunulmasında kullanılmış olabileceği düşünülen tek kökencilik,tam aksine ırkçı söylemleri desteklemek üzere kullanılmıştı. örneğin, paleontolojinin ve modern karşılaştırmalı anatomi bilimlerinin kurucusu meşhur fransız bilim adamı georges cuvier (1769-1832), afrika yerlilerini şöyle tanımlar: “insan ırkları arasında en rezili, fiziksel olarak bir hayvana benzer, düşünsel zekâsı da düzenli bir yönetim kurabilecek ölçüde gelişmiş olmaktan çok uzaktır.” oldukça farklı bir düşünce okulundan gelen ve modern jeolojinin kurucusu olan diğer bir tek kökenci charles lyell da (1797-1875), “afrika yerlisinin (bushman) beyni… birsimiadare (maymun ırkı) beynini andırır. bu durum zekâ noksanlığı ile yapısal asimilasyon arasında bir bağlantıya işaret eder. nasıl ki hayvan türleri arasında alt ve üst türlerden bahsedilebiliyorsa, insan ırkları da eşdeğildir.”
+
evrimsel tekrarlanma kuramının belki de en tuhaf uyarlamalarından biri de suç antropolojisi alanında olmuştur. 1876 yılında, cesare lombroso isimli bir italyan doktor, suçluların aslında insan topluluklarında barınan maymunlar oldukları düşüncesini ileri sürdü. lombroso’ya göre bu kimseler normal evrim sürecinden geçerek gelişmedikleri için evrimsel atalarımızı andıran birer atavizm örneğidir. dolayısıyla hayvanların normal davranış biçimlerini suç olarak yorumlayan lombroso’ya göre, bu kimselerin sergilediği davranışlar hayvansal doğalarından kaynaklanır. lombroso suçluların anatomik yapısı üzerine derinlemesine bir çalışma yürütmüş ve ilkelliklerini gösteren birçok işaret kaydetmiştir: “doğuştan suçlu olan kimselere bakıldığında maymunumsu bir görünüme sahip oldukları gözlenir. normalden uzun kolları, büyük başparmaklı ve tutma yeteneğine sahip ayakları, düşük ve dar alınları, büyük kulakları, kalın kafatasları, büyük ve sivri (çıkık) çeneleri ve erkek olanların göğsünde fazlaca kıl vardır; ayrıca acıya karşı daha dayanıklıdırlar.”
https://hristiyankitaplar.com/tr/system/files/local_files/21_yuzyilda_din_ve_bilim_website_edition.pdf

evcilleştirilen hayvanlar hem anatomi hem de davranış açısından yabani atalarından oldukça farklılaşmışlardır.
http://openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/3208/SEZEN%20ERG%C4%B0N%20ZENG%C4%B0N%20-%20DOKTORA%20TEZ%C4%B0.pdf

ağır şiddet içeren suçlar işlemiş kişilerde anatomik bozukluklar arama düşüncesi çok yeni değil. 19. yüzyıl italyan kriminologu cesare lombroso, katillerde ortak ve kalıtsal özellikler arayan ilk kişi. ancak zamanında bilimin sahip olduğu görece sınırlı gözlem ve deney araçları, kendisinin bu katil damgasını başparmakta aramasına neden olmuş. fiimdiyse bilimin tıp araştırmacılarına, nöropsikologlara, bilişsel anatomi uzmanlarına tanıdığı olanaklar neredeyse sınırsız. bu olanaklardan yararlanarak, insan davranışı patolojisinin nörolojik kökenlerini ortaya koymaya çalışan çağdaş araştırmacılardan ikisi adrian raine ve antonio damasio. araştırmacıların, şiddetin kökenini buldukları beyin bölgesi, normal ve uyumlu bir yaşamı olanaklı kılan, öz-denetim, planlama, yargılama, bireysel ve sosyal gereksinimler arasında denge kurma gibisinden zihinsel etkinlikleri yöneten beynin ön bölgesi. her iki araştırmacı da, “pozitron emisyon tomografisi” (pet) diye adlandırılan bir tıbbi görüntüleme tekniğiyle psikopati ve antisosyal kişilik bozukluğu (apd) tanısı konmuş kişilerin beyinlerini incelemişler. psikopatlık, genellikle, empati denen ve başkalarının acı, korku, üzüntü, sevinç gibi duyusal ve duygusal tepkilerini duymaya çalışma, kabaca kişinin kendini başkalarının yerine koyma becerisi yokluğunun kendini güçlü biçimde ortaya koyduğu, kalıtsal kaynakları bulunduğu yolunda güçlü işaretler bulunan bir davranış patolojisi. sıklıkla normalin üzerinde zeka (iq) taşıyan psikopatların ortak özellikleri, kendi üstünlüklerini kanıtlama dürtüsüyle giriştikleri şiddet eylemlerinin, bu eylemlerin hedefi olan insanlarda yarattığı duyusal, duygusal algıların ya farkında olmamaları, ya da aldırmamaları.
https://services.tubitak.gov.tr/edergi/user/yaziForm1.pdf?mod=tum&dergiKodu=4&cilt=39&sayi=466&

suç olgusu, tarihin en eski çağlarından beri var olmakla birlikte kayıtsız şartsız tüm toplumlarda görülen, şekli kültürden kültüre değişen çok boyutlu sosyal bir olgudur. suç, toplumsal bir olay olduğundan dolayı çeşitli bilim dallarının inceleme konusu olmuş olmakla birlikte her bir bilim dalı tarafından kendilerine özgü özellikleri sebebiyle değişik tanımlara sahiptir
+
genel olarak bir tanım yapılması gerekirse, suç, ceza kanununun ihlali yönündeki, savunma veya mazeret olmaksızın yapılan ve devlet tarafından ağır veya hafif suç olarak cezalandırılan kasıtlı bir hareket olarak tanımlanabilir.
+
hukuki, kriminolojik ve sosyolojik niteliklere sahip bir kavram olan suçu, bütün nitelikleri yönünden tanımlayabiliriz. ancak ceza hukuku açısından suçun hukuki tanımı önemlidir. suç, biçimsel açıdan hukuk düzeni tarafından ceza ya da emniyet tedbiri yaptırımına bağlanmış kanuni tip olarak tanımlanabilmektedir. suç, bu biçimsel görünüşünün yanında anatomik bir yapısı olan, hukuka aykırı ve kusurlu bir hareketle gerçekleştirilen bir olgudur. suçun yapısında hem hukuka aykırılık hem de kusurluluk bulunmaktadır.
+
suç kavramı, insanların toplum halinde yaşaması ile başlayıp, küçük insan topluluklarının yerleşik hayata geçmesi ve toplumun gelişmesiyle, o toplum içindeki insan davranışlarının ortaya çıkardığı sonuçlar dolayısıyla ortaya çıkmıştır. bazı hareket ve fiiller yasak sayılarak devletin kurmuş olduğu kanun ve kurumlar ile güvence altına alınmıştır. suç, hukuki olduğu kadar sosyolojik, kriminolojik, psikolojik, dini, ahlaki, siyasi ve iktisadi yönü de olan bir olaydır. suç kavramı, karmaşık bir yapıya sahip olması sebebiyle bu kavram üzerine çalışan bilim insanlarının uzlaştığı bir tanım henüz mevcut değildir.
+
kişilik, anatomi, fizyoloji, sinir sistemi üzerinde etki yapan sosyal ve kültürel şartlar, kalıtım ve çevresel şartların ortak etkileri sonucunda şekillenir.
http://openaccess.maltepe.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12415/3024/Zeynep%20Hande%20%C4%B0%C5%9Fbakan%20-Klinik%20Piskoloji%20Y%C3%BCksek%20Lisans%20Projesi.pdf

iskenderiye kütüphanesi müslümanlar tarafindan yakılmamıştır
http://acikerisim.fsm.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11352/1606/Terzio%c4%9flu.pdf

osmanlı medreselerinde üniversite birinci sınıf öğrencilerin anatomi dersleri varmış. şu anda sadece tıp fakültesinde var. günümüzde islam coğrafyasının problemi bu.
http://omercamaihl.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/34/16/974697/dosyalar/2017_05/29133135_hemdem..pdf

bu soruların cevabını vermek için sadece din alimi veya sadece bilim adamı olmak yeterli gözükmemektedir. zira din açısından baktığımızda kur’an, sünnet, tefsir, hadis, kelam, islâm felsefesi konularında uzman olmayı gerektirdiği gibi, biyoloji, fizik, kimya, tarih, arkeoloji, anatomi, tıp gibi birçok bilimde de uzman olmayı gerekli kılmaktadır.
https://www.igdir.edu.tr/Addons/Resmi/uploads/files/iii-uluslararasi-bilimler-isiginda-yaratilis-kongresi-bildiriler-kitabi-2-cilt.pdf

1917 tarihli osmanlı hukuk-i aile kararnamesi, hastalık veya fizyolojik kusur sebebiyle tefrik hakkını sadece kadına vermiştir.
http://openaccess.ogu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11684/334/10092918.pdf

iskenderiye şehri m.ö. 382 yılında, makedonyalı büyük iskender tarafından kurulmuştur.
+
bu yeni devletin merkezi iskenderiye şehriydi. yeni firavun burayı baştanbaşa onarıp, genişleterek o devrin en meşhur başkenti haline getirdi.
+
burada meydana getirdiği en önemli eser ise müze ve buna bağlı olan kütüphane idi. kurulması için saray civarında ve güzel bir yer seçildi. müzede o devirde bilinen bütün ülkelerdeki hayvan ve bitkilerin bir örneği vardı.
+
ayrıca botanik bahçesi ve bir rasathane bulunuyordu. otopsi yoluyla insan vücudunun incelenmesi için bir anatomi salonu açılmıştı. bu bilim sitesinde fizik, kimya, tıp, astronomi, matematik, felsefe, edebiyat, ve fizyoloji bilgileri için evler yapılmıştı.
+
daha önceleri bu kütüphanenin şehrin müslümanlar tarafından alınmasından kısa bir süre sonra ikinci islam halifesi hz. ömer’in emriyle mısır fatihi amr ibnül-as tarafından yakılarak yok edildiği ileri sürülmüştür.
http://sempozyum.bezmialem.edu.tr/images/sunumlar/Abdullah-Murat-Mete.pdf

en kötüsü de olası bir travma durumunda bilinci kapanan hastanın anatomik yapısı bilinmediğinden hastaya yanlış müdahalede bulunulması.
https://i.tmgrup.com.tr/fikriyat/ebooks/lacivert-1570804030304.pdf

davalının açıklamasına göre, ameliyatı gerçekleştiren hekim, çok istisnai bir anatomik özellikten dolayı safra kesesi arteri zannederek karaciğer sağ arterini kesmiştir.
+
fakat davacıya safra kanalı sistemi ve kan damarları sistemiyle ilgili operasyon bölgesindeki sıklıkla görülen olası anatomik değişimler açıklanmamıştır.
https://aybu.edu.tr/hukuk/contents/files/YBHD%20BASKILIK(1).pdf

1580’de şeyhülislam’ın verdiği bir fetva ile o tarihte dünyada ikinci büyüklükte olan istanbul rasathanesi yıktırılmıştır. ıı. mahmut döneminde açılan tıbbiye’de islam cesetlerinden yararlanılamayacağı yolundaki bir fetva yüzünden anatomi dersleri yapılamamıştır.
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m1996-19963-910

kendini kadavra olarak bağışlayan ilk anatomi profesörü…
mehmet yakup tuna
+
kendinizi kadavra olarak bağışlayan ilk anatomi profesörüsünüz, bu kararınızdan sonra ailenizin ve çevrenizin tepkisi ne oldu?
https://www.aydin.edu.tr/tr-tr/arastirma/universite-yayinlari/Documents/AYDIN%20DERGI%2024.pdf

mutter müzesi
doktorları anatomi ve anormal durumlar konusunda eğitme amaçlı olarak abd’de kurulan müze geniş kafatası koleksiyonuyla ünlü. müzede ayrıca gömüldüğü yerde sabuna dönüşen bir kadın cesedi, 2 kafalı bir çocuk iskeleti gibi diğer korkunç şeyler de bulunuyor.
https://kucukcekmece.istanbul/Content/dosya/1950/kcm-72-hayat-dergisi-small-37138-4568695.pdf

koyun kafatasını uygulamalı olarak inceleyen öğrencilerimiz beyin, göz, dil ve çenenin anatomik yapısını ayrıntısıyla gözlemlediler.
https://www.cinarkoleji.com.tr/uploads/cinaryayinlari_pdfler/1497274259-1523_brief_genc_cinar_2017_web-min.pdf

seyyid kutup (ö.1966), bu ayetle ilgili olarak kur’an’ın yakın zamana kadar bilinmeyen bilimsel bir gerçeğe parmak bastığını ifade ediyor. vehbi efendi, bu ayetin yorumunda bilimsel bilgiler veriyor. sütün oluşmasındaki anatomik yapıdan bahsediyor. buradaki bilimsel bilgiyi güzel bir şekilde nakil yapmıştır ancak bunun erken dönem tıbbi olduğu açıktır. çünkü hâzin ve nesefî buradaki bilgileri ibn abbas’tan nakletmişlerdir. ibn abbas ise 7.yüzyılda yaşamıştır. müellif burada kendi yaşadığı 19.yüzyılın tıbbı ile değil 7.yüzyılın tıbbıyla yorum yapmıştır.
http://earsiv.hitit.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11491/5758/muhammed-gulec2019.pdf

1940’ta keşfedilen m.ö. 14.000 tarihine kadar uzanan at, bizon, geyik ve gergedan gibi hayvanlardan oluşan resimlerdeki anatomik detaylar, zarafet ve sınırlı renk paletine rağmen ortaya çıkan sonuç olukça etkileyicidir.
https://kultursanat.umraniye.bel.tr/userfiles/files/Yayinlarimiz/akademik/sanatta_gelenek_sempozyumu.pdf

hatta museion dünyanın en eski anatomi enstitüsü ile bir de pek meşhur rasathaneye malikti.
+
kıral tanınmış hekim chrysermos’u tıp kurumu başkanlığına ve museion’un kurator’luluna getirince, iskenderiye tıp mektebi büyük bir gelişme kaydetmişti. bu meşhur hekimin anatomik çalışmaları bu zaman, ptoleme sanatınada tesirler icra etmekten geri kalmamıştır.
+
bu bina zannedersem, aristotelisin, sonralan talebelerinin ders anlattığı porticus (yani kubbe altı) idi. öbürüde iskenderiye şehrini kurduğunda, inşa ettirdiği akademi idi ki, oradaki kütüphane amr-al-as tarafından ömer’in emri üzerine yaktırılmıştı.
+
ordu komutanı amr halife ömer’e (bir mektupla) oradaki yunanca kitapları ne yapacağını soruyor. o da, ona şöyle cevap veriyor:
“eğer onların içindeki kur’anda varsa onlara ihtiyaç kalmaz, yok eğer onların içindeki kur’andakinden. başka şeyler ise, o zaman zararlı olduklarından onların imha edilmesi gerekir.”
http://isamveri.org/pdfdrg/D00143/1971_9/1971_9_TERZIOGLUA.pdf

kütüphaneler tarihinde önemli ilk kütüphane iskenderiye’de kurulmuştur. i.ö. 300 yılında ı. ptoleme’nin tasarladığı, ancak ıı. ptoleme’nin kurduğu bu kütüphane brichium semtinde, museum adı verilen akademide idi. kallymalchos kütüphanenin katalogunu da yapmıştır. gaesar (‘sezar) istilasında (i.ö.47) kütüphane harap oldu, yağmalandı. bu kitaplığın halife ömer’in yaktırdığı söylenirse de doğru değildir ; i.s. 391’de hırıstiyanlar kütüphaneyi “taassup yüzünden” yakmışlardır.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/11011/Bilgi%20Kaynaklar%C4%B1%20ve%20Ar%C5%9Fivcilik.pdf

tıp, astroloji, matematik gibi pek çok ilimde önde olan mısır’ın en önemli ilmî merkezi konumundaki iskenderiyye kütüphanesini müslümanlar yok etmişler ve kıymetli bir kültür birikiminin telef olmasına sebep olmuşlardır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/390104

amr b. as, iskenderiye’yi feth edince burada bir kütüphane ile karşılaşmış. ne yapacağını, bilememiş. bunun üzerine hz.. ömere bir mektup yazarak fikrini sormuş. o da cevabında şöyle demiş: “ eğer bu kütüphanede bulunan kitapların ihtiva ettiği bilgiler kuranda varsa, bunlara artık lüzum yoktur. kuranda yoksa zaten hem lüzumsuzdur, hem de dine aykırıdır.” bu cevap üzerine amr b. as da büyük iskenderiye kütüphanesinin kitaplarını yüzlerce hamama dağıtarak altı ay süreyle (!) yaktırmıştır.
http://web.firat.edu.tr/sosyalbil/dergi/arsiv/cilt10/sayi1/051-068.pdf

hz.ömer ve iskenderiye kütüphanesinin yakılması iddiası
http://isamveri.org/pdfdrg/D272957/2018/2018_GUCLUCAYS_BAMYACIME.pdf

iskenderiye kütüphanesi: kuruluşu ve yok oluşu
http://www.uralakbulut.com.tr/wp-content/uploads/2016/01/%C4%B0SKENDER%C4%B0YE-K%C3%9CT%C3%9CPHANES%C4%B0-KURULU%C5%9EU-VE-YOK-OLU%C5%9EU-18-OCAK-2016.pdf

naturalist yazarlar olayları ve kişileri bir ilim adamı gözüyle incelerler. hayatın iyi yönlerini anlattıkları gibi, çirkin yönlerini de ayrıntısıyla anlatırlar. emile zola “biz toplumda ve insanda meydana gelen bozuklukları açıklamak için bireylerin anatomisini yapıyoruz” der. toplum ve insanı tanıtmak için kahramanlarını çirkin, sefil bir hayatın içine iterler. böyle yapmakla hayatın acı ve çirkin yönlerini gösterek insanlara ders verdiklerine inanırlar.
http://adudspace.adu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11607/194/G%C4%B0R%C4%B0%C5%9E.pdf

ammophile denilen bir böcek yumurtlayacağı zaman bir tırtıl arar. maksadı yumurtadan çıkacak yavrularına taze bir et bulmaktır. bunun için amofil avı olan tırtılda bulunan dokuz sinir merkezîni, bir anatomi profesörü ustalığıyla bulur, o dokuz sinir merkezine birer iğne batırır. bu iğneler tırtılı felç eder. sonra başım çiğneyerek ezer, ama asla öldürecek tarzda değil, onu tam hareketsiz bırakacak tarzda yapar. böylece yumurtadan çıkacak yavrulara taze, canlı, adeta konserveleşmiş bir yem hazırlar.
+
modern tıbbın yanılgıları
https://xn--sevgiyaynlar-84be.com/arsiv/0511Dergi.pdf

bu âyetlerde açıklanan yaratılış aşamaları günümüz anatomi bilimi ile örtüşmektedir. zira âyetlerde cenin dönemi, ‘nutfe, alaka ve mudğa’ sırasına göre zikredilmiştir. 400-500 milyon erkek sperminden (nutfe) bir tanesinin, kadının yumurta hücresini aşılamasıyla, emriyo (alaka) dönemi başlar ve kadının ovariumuna tutunarak, hücre bölünmesi yoluyla çoğalmaya başlar. önce şekli belirsiz bir çiğnem et (mudğa) halini alır, daha sonra organlar belirli hale gelince, yaklaşık dört aylık olunca ruh üflenir. kan pıhtısı hükmünde olan embriyo (alaka) dönemi yaklaşık bir buçuk-iki ay kadar sürer.
+
buharî’nin abdullah b. mesud’dan rivayet ettiği bir hadiste hz. peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “sizden birinin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde cem olur (toplanır). sonra bu kadar müddetle “alaka” olur. sonra bu kadar müddette “mudga/et parçası” olur. sonra allah bir meleği dört kelimeyle gönderir: (bu melek) rızkını, ecelini, amelini, şakî (kötü) veya sa’îd (iyi) olacağını yazar, sonra ona ruh üflenir…” bu hadise göre, üçüncü kırk günün sonunda (120 gün) cenine ruh üflenmektedir. ayrıca hadis, ceninin yaratılışının annenin karnında ilk kırk günde toplandığını ifade etmektedir. gerçekten de, çok ince ve uzun anatomi araştırmaları ve çalışmaları sonucunda tıp doktorları da insanın başlıca organlarının ve vücut sistemlerinin tomurcuk şeklinde ilk kırk gün içerisinde yaratıldığı görüşüne varmışlardır.
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/10006/1/312277.pdf

anatomik olarak modern homo sapiens fosilleri başlıca sudan, etopya, güney afrika,ve israil’i kapsayan geniş bir coğrafyada bulunmuştur. modern görünümlü en eski kafatası afrika’da 130.000 yıl öncesine aitken ikinci en eski kafatası yakın doğuda 90.000 yıl öncesine aittir. avrupa’da ise bulunan modern insana benzer kafataslarının yaşı 40.000 yıldan eskiye gitmez. bu bulgulara dayanarak homo sapiens’in afrika’da 130.000 yıl önce evrimleşmeye başladığını, 90.000 yıl önce başta yakın doğu olmak üzere yayıldığını söyleyebiliriz.
+
insan ruhaniyetiyle tabiatta müstesnadır. ruhun getirdiği şuur, vicdan ve irade ile fiziğin ölçülerini aşar. anatomik ve fizyolojik benzerliğine rağmen hayvan sınıfına yerleşmez. insan ile hayvanı kıyaslamak birçok açıdan anlamsız kalır. tabiatçı söylemde insanın bir hayvan türü kabul edilmesi sırf illüzyondur. insanî varlığı gayr-ı insanı bir kavramla ifade etmek imkânsızdır. şuurun, vicdanın, iradenin, ahlakın, kültürün biyolojik ifadesi yoktur. bu yüzden insan tabiat bilimine konu olsa da ona sığmaz. paleontolog filozof pierre teilhard de chardin, insanın biyolojik açıdan hayvanlar âleminin seçkin bir üyesi gibi görünmesine rağmen kâinatın harikulade bir ucuna doğru yöneldiğini söyler. insaniyetten gafletle insanı bir hayvan statüsüne indirgeyen klasık taksonomiyi eleştirir.
+
midhat’ın evrim teorisiyle ilgili verdiği bilgiler, makale başlıklarından da görülebileceği gibi insan-hayvan ve özellikle insan-maymun benzerliği ile hayvanların da insanlar gibi duygulara sahip olduğu; insanlarla bazı anatomik benzerlikler gösterdiği şeklindeki konular üzerinde yoğunlaşmıştır. o, insanın tamamen hayvanî bir geçmişe sahip olduğunu, zamanla gelişerek bugünkü düzeye ulaştığını, bir bebeğin hayvanlar arasında yaşaması durumunda tamamen hayvanî özellikler göstereceğini, insan tenha yaşasa ne olur? adlı makalesinde ele almaktadır.
http://www.ekevakademi.org/DergiDosyalar/257328248_17-56%20Dergi.pdf

böylece baltacıoğlu bilim ve sanatı karşılaştırdığında “bu iki insan denemesi birbirinin büsbütün zıddıdır” sonucuna varır. “ancak kim tabiatta -fizik, biyolojik, psikolojik, sosyal tabiatta- kanunlar yoktur diyebilir? yine kim, insanın eserleri arasında “güzel” adı verilen artistik gerçek yoktur diyebilir? tabiat gerçeklerini yoğumsamaya gelmez. çünkü tabiat hemen tepkisini gösterir. artistik değerler için de böyledir. sanat eserleri ruhumuza, bu yoldan da fizyolojimize, anatomimize kadar etki yaparlar. bunlar arasında insan karakterini değiştirenler bile vardır.
+
baltacıoğlu, türk-islam sanatında sürrealist bir öz bulunduğunu ifade eder. öteden beri “suret” adı verdikleri canlı resimlere, bu arada insan resmine karşı mukavemet duyarız. “islam dini canlı resim yapmayı yasak etmiştir” der dururuz. yanlış anlayış. türk sanatçılarının insan suretini kopya etmekten kaçması bu işin günah olmasından değil, türk sanatında tabiatı kopya etmek istememesinden, hep sürrealist kalmak istemesindendir. ona göre, türk sanatı, sürrealizmi batı’dan çok daha önce keşfetmiş ve uygulamıştır. baltacıoğlu türk sanatının sürrealist doğası hakkında şöyle der: “eğer dünyada sürrealizm diye bir resim çığırı varsa bu çığır, rönesans’tan beri meydana çıkan değerlerin en sonuncusu, en büyüğü ise, sürrealizmin önderleri biz türkleriz. sülüs, nesih, celi, divani gibi bütün türk yazıları insanın, insan gövdesinin idealleştirilmiş, tipleştirilmiş resimleri, sürrealist anlatıları değil midir? elif, cim, ayın, fe, kaf, mim, vav, he gibi harfler; başlarıyla, gözleriyle, kollarıyla, bütün gövdeleriyle, gerçek üstüne çıkmış, sürrealleşmiş olan insan benzetileri değil midirler? hattatlıkta kullanılan baş, göz, burun, diş, kol, bacak gibi terimler anatomi terimleri değil midir? mustafa rakım, kazasker mustafa izzet, mehmet esat yesari, yesarizade mustafa izzet gibi büyük türk hattatları yazı şekillerinin estetiğinin estetiğini insan gövdesinin estetiğinden almadılar mı”.
http://www.muharrembalci.com/kitaplika/140.pdf

ornitoloji, kuşları inceleyen zoolojinin bir alt dalıdır. yeryüzündeki yaklaşık 9.856 kuş türünün dağılımı, göçleri, davranışları ve ekolojisi ornitolojinin başlıca ilgi alanını oluşturur. çok geniş alan çalışmaları gerektiren bu konularda, bilgilerin büyük bir bölümü çok sayıdaki amatör ornitolog tarafından elde edilmektedir. bu nedenle, ornitoloji amatörlerin önemli katkılar yapabildikleri birkaç bilim dalından biri olarak kabul edilir. taksonomi ve anatomi çalışmaları ise kuş koleksiyonlarına sahip üniversite ya da müzelerde profosyonel araştırmacılar tarafından yürütülür.
http://www.develikongre.org/images/haber/20200226104340_0.pdf

evrenin yaratılması, canlı ve cansız varlıkların ölçüler ve kurallar dahilinde yaratılması, her varlığın süresinin ve sonunun olması, varlıkların madde ve enerjiden oluşturulması, şekilleri suretleri ve özellikleri, evrenin ve canlı cansız varlıkların insanın hizmetine verilmesi, insanın anatomik ve fizyolojik özellikleri, erlik, dişilik ve etnik bağlılığı, beyazlık zencilik, suyun akışkanlığı, ateşin yakması, atılan taşın yere düşmesi, gökyüzü varlıklarının dönmesi ve uzayda yüzmesi, ölçülerle varlıklarını sürdürmeleri v.s. hepsi allah’ın takdiri, yaratması, dilemesi, meşieti iradesi ve hükümleridir. değişmeyecek bozulmayacak kanunlarıdır, sünnetullahtır, kaderdir. allah’ın yaratmasından ve varlıkların kendi iradeleri dışında yaptıklarından, kimse cinsiyetinden, renginden, dilinden ırkından ve başkalarının yaptıklarından sorumlu değildir. bunlardan hesaba çekilmezler.
http://zekicelik.com/createpdf/pdf?op=12

fizyonominin edebiyata yansımaları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/567806

çin-islam dünyası arasında yaşanan etkileşimin sonucunda islam dünyasının çin’deki astronomi, coğrafya, anatomi, farmakoloji, oftalmoloji vb bilim dallarına katkısı oldukça büyüktür.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/229333

eyyûbiler devri’nde anatomi sahasında çene kemiği doğru olarak tespit eden abdullatif el-bağdâdi ve nebâtât sahasında ibnu el-baytar gibi orijinal araştırmalar yapan bilimciler yetişmiştir.
https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/5a988d15046663854815a3b439142030.pdf

evin dört bir yanına dizilmiş kitre bebeklerdeki sanatı, işçiliği görünce, “kitre bebek yapımında birçok şeyi biliyor olmanız gerekiyor galiba. terzilikten, heykelden, resimden anlamanız gerekiyor” diyoruz sanlıman’a. gülümsüyor ve anlatıyor. “zehra hanım bir röportajında ‘bu sanatla uğraşmak için o kadar çok şeyi bilmek lazım ki’ diyor. hakikaten de öyle. 2010 avrupa kültür başkenti ajansı’ndan bana gönderdikleri bir anket formu vardı. orada bu yaptığınız işe ne sıfat verirsiniz diyordu, sanat mı, zanaat mı, el becerisi mi? hepsi dedim cevap olarak ben de. sanattır, çünkü anatomi bilmek, estetik bilmek, orantı bilmek gerekiyor. dikiş bilmek lazım elbiseler için. ifadeyi doğru verebilmek için çiziminiz iyi olmalı. ve el becerisi lazım. hocamın dediği gibi metalle çalışmak lazım, deriyle çalışmak lazım. her şeyi minimalize yaptığınızı düşünürseniz kolay olmadığını görürsünüz.”
https://ismek.ist/files/ismekOrg/File/ekitap/el_sanatlari/dergi10.pdf

tıp fakültelerinde hem göz, hem de kulak anatomisi ve hastalıkları anlatılır. fakat öğrenci -vaktiyle bizler de- bunların mahiyetini anlamaz, ezberler geçer. diyeceksiniz ki diğer organlar farklı mıdır? fark şuradadır, bu iki organın algıları zihin dünyamızı şekillendiriyor, adeta dünyaya açılan pencere işlevi görüyor.
http://www.sdplatform.com/Images/Filemanager/SD_41.pdf

insana bu aşamaları kaydettiren ve tâbi olduğu biyolojik, anatomik sistemi veren birisi olmalıdır. zira bunlar bir düzenleyici olmadan mümkün değildir. bu düzenleyici de allah’tır.
+
insan anatomisi göz önüne alınırsa kalbin, ciğerin, böbreklerin, gözün, kulağın, sinir, sindirim, dolaşım sistemi gibi tüm vücut unsurlarının çalışması insan iradesine bağımlı bulunmuyor. şayet insan iradesiyle hareket etseydi insan normal (günlük) hayatını bile sürdüremezdi.
https://ilahiyat.ogu.edu.tr/Storage/IlahiyatFakultesi/Uploads/int-abu-hanife-symposium-final-book-updated.pdf

bunun bir misalini anatomi ilminden yararlanmak isteyen kişide bulabiliriz. bu kişi vücuttaki her sistemin organlarını tek tek iyice öğrenmeden bu organlar arasındaki münasebeti araştıramaz. bu organları birbirlerine bağlayan kan damarlarını ve sinirleri de organın yapısını bilmeden, dokusunu ve hücrelerini iyi öğrenmeden inceleyemez.
+
aynen şu kişi gibi ki gözün ve kulağın anatomisini bilmeden, gözlerin yüzün üst tarafına, kulakların ise iki yanlara konulmasındaki hikmeti sorgulamaya kalkar. bu kişi, ilmin cevherini, özünü elde etmeden önce zihnı fantezilerle uğraşan biri olarak görülür.
http://ktp.isam.org.tr/pdfdrg/D00001/1997_C37/1997_c37_SERINSUAN.pdf

ağaç, madde ve ruh gibi, her şeyin bir dış ve iç yüzünü, toprak üstünde ve toprak altındaki gür ve dolaşık varlığı ile çizgi ve biçime sokmuş bir semboldür… ağaç bize, dünyaya geldiğimiz günden bugüne kadar içimizi dolduran anlama ve arama sıkıntısının dehşetli anatomisi hâlinde görünüyor. sanki bu fevkalâde şahsiyetin hanesindeki nizamla, içinde allah’ın sırları yatan ruhumuzun hasret çektiği nizam arasında gizli bir yol meydana çıkıyor.
https://www.tded.org.tr/icerikdokuman/bibliyografya_baski-3.pdf

ibrahim hakkı bütün bu bilgilerden sonra astronomi ilmine geçer ve birtakım açıklamalarda bulunur. yaratılmışların en şereflisi olan insan anatomisini (ilm-i teşrih-i ebdân) anlatır. anatomi, tıp ve ilaçlardan bahsederken ibn sînâ’dan ve kendisinden yaklaşık bir asır önce yaşamış olan şemseddin-i itâkî’nin kitâbü’l-ebdân 10 adlı eserinden çokça faydalanmıştır. konuları bölümlemede ve açıklamada çoğu zaman satırı satırına bu iki kaynağı takip ettiği görülmüştür.
+
ibrahim hakkı insan bedenini bütün anatomik ve fizyolojik özellikleriyle incelemiş, başta ibn sînâ olmak üzere eski âlimlerden tevarüs edilen bilgilere, kendi gözlem ve tetkiklerini katarak ve bunları geliştirmiştir; bu itibarla marietname’de yazdıkları tıp tarihi bakımından çok değerli kaynak olmuştur.
http://www.tasavvufdergisi.net/arsiv/sayi28.pdf

anatomi ve kimi zaman cerrahi bilimlerde “waldeyer’in bağı” olarak tanımlanan “fascia of waldeyer” ya da “waldeyer’s fascia” bulunmaktadır. ancak bunun suyun akışı ile doğrudan bir ilgisi bulunmamaktadır ve midenin dışındaki bir katlanma formasyonu için kullanılan bir isimdir. kimi türkçe kaynakta, sindirim borusunun sonu (midenin girişi) ile on iki parmak bağırsağı (duodenum) arasındaki en kısa mesafe olarak tanımlansa da bu yanlıştır. bu iki nokta arasındaki en kısa mesafeye curvatura ventriculi minor adı verilir. yani kıvrık yapıdaki midenin, içte kalan kısa kenarıdır. bunun üzerinde sıvıların akışı için özelleşmiş bir oluk bulunmamaktadır. waldeyer’in adının geçtiği diğer yerlerin ise midenin içi ya da sıvılar ile hiçbir alakası bulunmamaktadır. örneğin yutağımızda waldeyer’in halkası isimli bir yapı bulunur ve görevi, vücudu mikroplara karşı korumaktır. dolayısıyla midede bulunduğu iddia edilen bu doğrusal cadde bir hayal ürünüdür. duruş pozisyonunuz ile su içmeniz arasında hiçbir ilgi ve ilişki bulunmamaktadır. yapılan tamamen zorlama bir açıklamadır ve ayakta su içenlerin hastalıklara yakalanma sıklığında fazlalık olduğunu gösteren hiçbir bilimsel araştırma bulunmamaktadır. dolayısıyla argüman uydurmadır ve tamamen isabetsiz bir spekülasyondur.
http://www.registericpess.org/index.php/ICPESS/article/download/673/25

insana zekâ itibariyle en yakın olan attır. maymun insana anatomik yapı itibariyle benzerlik gösterir.
http://video.sorularlaislamiyet.com/PDF/Haftalik-Bulten-02-Mart-2012.pdf

bazı araştırmacılar tarafından islam dünyasında dini sebeplerden dolayı otopsinin yapılmadığı hatta bu yüzden tıp ilminin pek gelişmediği ileri sürülmüştür. bu araştırmacılardan bazıları, islam dünyasında anatomi ve fizyoloji çalışmalarının da avrupa’da 16 yy.’a, doğuda da 19. yy.’a kadar tıpta otorite kabul edilen galen’in hayvanlar üzerinde yaptığı otopsilerden elde ettiği bilgileri insan anatomisine uygulayarak yazdığı eserlerinin arapçaya çevrilmesi neticesinde oluştuğunu iddia ederler.
http://www.islamhukuku.com/Uploads/Sayilar/islam%20hukuku%20dergisi%2023862.pdf

el-bağdâdî, binlerce iskelet üzerinde yaptığı anatomik incelemelerinde öncülerinin ve özellikle galen‟in hatalarını ve belirsizliklerini ele almış ve bunların üzerine gitmiştir.
https://www.gecekitapligi.com/Webkontrol/uploads/Fck/ilahiyat_11.pdf

allah teâlâ, insanın organlarını meselâ kulağın birisini diğerinden, ayağın birisini ötekinden, elin birisini berikinden uzun olacak şekilde farklı değil âhenkli yapmıştır. yine gözlerden birini daha geniş, organlardan birini beyaz ötekini siyah, saçların bir kısmını kömür gibi bir kısmını kumral yapmayıp uyumlu yapmıştır. anatomi âlimleri dediler: “cenâb-ı hakk vücudun iki yanını da eşit yaptı. ne kemiklerde ne de kemiklerin şekillerinde, ne ana ve kılcal damarlarda ne de aralarındaki sinirlerde en ufak bir dengesizlik vardır. vucudun bir yanında olan organlar, diğer yanında da eşit şekilde vardır.”
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/8678/1/188250.pdf

risâle’de eflâtûn’un da ud icrâ ettiği belirtilmektedir. gevrekzâde ismi geçen diğer filozoflardan farklı olarak, eflâtun’dan bir nakil de yapmaktadır: “eflâtun (allah ona rahmet etsin) dedi ki: “biliniz ki filozoflar (hikmet sahipleri) müziği oyun ve eğlence için değil, kişiye fayda vermek, rûhî lezzetler sağlamak, insanın psikolojisini rahatlatmak, kuru mizaçları nemlendirmek (sıkıntıyı gidermek), fizyolojiyi dengelemek ve kanın akışını düzenlemek için ortaya koymuşlardır. bu ilmi inkâr edenler ise müziği sadece meyhânelerde ve sokaklarda dinleyip ilkelerini, anlamlarını ve ortaya konuş sebebini kavramadan bu ilmin (müziğin) sadece oyun ve eğlence için olduğunu zannederek kânûnen suç saymışlardır.” ayrıca abdülkâdir merâgî’nin şerhu’l-edvâr’ında “eflâtun’un kânûn sazının (bir nevi psalterion) mûcidi” olduğu bildirilmektedir.
http://amasya.bel.tr/Files/kitaplar%20pdf/gevrekzade%20.pdf

miftâhu’n-nûr ve hazâinü’s-sürûr. mü’min b. mukbil’in candaroğlu beylerinden sultan isfendiyâr b. bâyezîd kötürüm (1392-1440) adına yazdığı bu eser anatomi, hijyen ve bilhassa göz hastalıklarından bahseder.
http://turkislamsemp.sinop.edu.tr/dosyalar/cilt1.pdf

bu ciltte yine sefa saygılı’nın “ruh ve beyin ilişkisi” adlı bir çalışması yer almaktadır. yazıda öncelikle beynin anatomik ve fizyolojik özellikleri anlatılmıştır. yazıyı değerli kılan husus, birçok batılı bilim insanının ifadeleriyle de desteklediği, insan beyninin fiziksel ve zihinsel yapıları arasında ilişkiler olduğunun kesin olarak bilinmesine rağmen bu ilişkilerin nasıl oluştuğunun hala tam olarak çözülemediği vurgusudur.
https://www.apjir.com/full_journals/APJIR_Volume3_Issue1.pdf

yolumuz bir defa da erzurumlu ibrahim hakkı’nın marifetnâme’sinin
tam neşri hususundaki projede kesişti. ancak dört kişi olarak üstlendiğimiz bu çalışma farklı sâikler sebebiyle kerim hocanın üzerinde kalmıştı.
o yılmadı ve üç yıl çalışarak, xvııı ve xıx.yüzyıla ait anatomi ve astroloji
sözlüklerini tekrar tekrar çevirerek tek başına sonuçlandırdı. marifetnâme
neşrinin başına yazdığı giriş yazısına yoğunlaşmıştı. niyeti onu genişleterek doçentlik çalışmasına dönüştürmekti.
http://www.tasavvufdergisi.net/arsiv/sayi26.pdf

diğer primatların aksine, bizlere özgü çene yapısında, anatomi uzmanları içsel mekanik hiç bir işlevi olmayan bir çıkıntının varlığını saptamışlardır.
https://www.alirizademircan.net/dokuman/Ali-Riza-DEMIRCAN-TURKCE-islami-kimligi-korumak.pdf

genel yaratılışın dışında çeşitli sebeplerle normal olanın dışında bir hastalık olarak anatomik cinsiyeti belirsiz insanlar nadir de olsa dünyaya gelmektedir. bu şekilde olanlara islam hukukunda hünsâ denmiş ve bunlarla ilgili özel fıkhî hükümler belirlenmiştir.
https://i.tmgrup.com.tr/fikriyat/ebooks/ilahiyat-tetkikleri-dergisi-1570287258

koku alma organımız ise burun’dur. ali rıza karabulut “tıbb-ı nebevi” adlı ansiklopedi’sinde burunun görevlerini sayarken; “nefes alıp vermek, koku almak, akciğerlere temiz hava vermek, randumanlı çalışmasını sağlamak, özellikle ağzın kapalı olduğu uyku zamanında nefes alıp-vermeyi sağlamak, ağızdan nefes alıp-vermek her zaman mümkün olmasa da, burundan her zaman nefes alıp verilir.” diyerek koku alma duygusunun da anatomik olarak bir vazife olduğunu yazmıştır.
https://somuncubaba.net/pdf/eskisayi/www.somuncubaba.net-2000-001-0024.pdf

vücut bileşiminin belirlenmesinde kullanılan teknikler içerisinde vücut ölçümlerinin daha rahat alınabilmesi nedeniyle somatoskopi ve antropometri teknikleri bireyin morfolojik, anatomik ve fizyolojik özelliklerini ortaya koyan tekniklerdir.
+
adli antropoloji, fiziki antropolojinin, yaşayan ya da hayatını kaybetmiş insanlara ait iskelet kalıntılarını, fiziksel özelliklerini; karakteristik unsurlarını, anatomik ve antropometrik yapılarını inceleyen bir alt dalıdır.
http://www.ijopec.co.uk/wp-content/uploads/2020/01/2019_21.pdf

kadınla erkeğin eşit olmasında direnen ilericiler, allahü teâlânın yapdığı anatomik ve fizyolojik eşitsizliği de düzeltseler ya!
http://www.mehmetoruc.com/pdfs/evlilik.pdf

prof. e. marshall johnson, thomas jefferson üniversitesi’nde anatomi ve gelişimsel biyoloji profesörü:
“bir bilim adamı olarak, sadece kesin olarak gördüğüm şeylerle ilgilenebilirim. embriyoloji ve gelişimsel biyolojiyi anlayabiliyorum. kur’an’dan bana tercüme edilen kelimeleri de anlayabiliyorum. eğer kendimi o çağa götürebilseydim, bugün bildiklerimle ve tanımlayabildiklerimle, o zaman tarif edilmiş olan şeyleri tanımlayamazdım… öyleyse (kur’an’da) yazılan her şeyde ilahî müdahalenin olduğu düşüncesi ile hiçbir çelişki göremiyorum.”
+
prof. keith l. moore, toronto üniversitesi anatomi ve hücre biyolojisi profesörü, seçkin bir embriyolog ve pek çok tıp ders kitabının yazarı:
“insanın gelişimi hakkında kur’an’daki ifadelerin açıklanmasında yardımcı olmak benim için çok büyük bir zevk. ben kesin olarak söylüyorum ki bu ifadeleri hz. muhammed (s.a.v)’e allah vermiştir, çünkü bu bilginin çoğu pek çok yüzyıl sonrasına kadar keşfedilmedi. bu bana şunu kanıtlıyor ki, hz. muhammed (s.a.v) allah’ın elçisidir.”
+
prof. tejatat tejasen, tayland, chiang mai üniversitesi embriyoloji ve anatomi departmanının başkanı:
“… ben inanıyorum ki kur’an’da 1400 sene önce ifade edilmiş olan her şey doğrudur ve bilimsel yollar ile kanıtlanabilir. bu, tüm bilimleri bilen allah’ın ilhamıdır. böylece, şunu söylemenin vakti gelmiştir,
“allah’tan başka ilah yoktur ve hz. muhammed (s.a.v) o’nun elçisidir.”
https://www.furkannesli.net/asset/doc/1/8.pdf

çeşitli çiçeklerin dikine kesitinin anatomik çizgilerinin üslûplaştırılmasıyla ortaya çıkmış motife hatâyî denir. eski deyimiyle hatayiye, “makta-ı tülani” (uzunluğuna kesit) de denir.
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS02355.pdf

insanın anatomik yapısı, sinir sistemi, salgı bezleri gibi fizyolojik süreçlerle davranışlar arasında ilişki kuran psikoloji uzmanlık alanı fizyolojik psikolojidir.
https://www.kitapsec.com/upload/file/9786052209295.pdf

kadınlar sizin için bir tarladır
nutfe rahim duvarını yarar ve açılan toprağın içine giren tohum gibi rahme dâhil olur, daha sonra içeriye doğru çekilir ve üzeri örtülür. bu yüzden tıp ve anatomi kitapları bu dönemi “ekim dönemi” olarak isimlendirir.
http://yaratiliskongresi.dpu.edu.tr/assests/images/3.pdf

domuzun seçilmesi bu hayvanların anatomi, immün sistem, fizyoloji ve genetik açıdan insana diğer hayvanlara kıyasla daha çok benzemesinden kaynaklanıyordu.
https://www.sandoz.com.tr/sites/www.sandoz.com.tr/files/SandoMed_Sayi13.pdf

bedenimizin anatomik yapısı çok küçük tek sperma’dan zuhur ederek, dallanarak organlara dönüştüğü gibi, afaki alemlerde, sonsuz küçük denilen kozmik yumurta’dan şubelenerek, bu günkü azim ve muhteşem alemleri meydana getirmiştir. iki alem her yönü ile birbirine benzemektedir.
+
allah-u teala’nın isimlerinden biride latif’dir. insan’ın yapısında, üç buud’lu maddesel cisimler; örneğin göz, kulak, dişler, kemikler ve anatomik yapımızın diğer organları bulunduğu gibi, anılan organlar’dan değişik yapıda olup, bedensel gözle görülemeyen latif yapılı organlarımız’da vardır. mesela; akıl – müfekkire, hafıza, hayal, vehim ve benzeri organlarımız, tasarrufları, güç’leri ve diğeri eylemsel eser’leri ile kendilerini belli ederler.
https://www.ussakiorder.com/uploads/5/8/1/7/58178045/visali-divan.pdf

fancy ibnü’n nefis’i, nispeten beceriksiz ve oyunda sona bırakılmış bir şekilde kitabın nihai sonuç kısmında aklamaya çalışır. burada o, batılı bilim tarihçileri arasındaki şüpheci tipiere (to by huff ve helen king gibi) işaret eder. bu tipler ibnü’n nefis’in “anatomiyle ilgili katkılarının”, “teşrih ya da tecrübi gözlemlere” dayanması gerektiğini öne sürmüşlerdir. fancy, emille savage-smith’e atıf yaparak “anatomi üzerine şerh’te yer alan birçok pasaj da ibnü’n-nefis belirli bir hususu göstermek ya da reddetmek için açık bir biçimde teşrihe müracaat eder” cümlesini alıntılar, ve teşrih ve gözlemin her durumda çalışmayacağı (!), çünkü “kadavraların teşrihiyle akciğerdeki kan geçişinin gözlenemeyeceği” şeklindeki retoriksel tespite yer verir. aynca fancy, şu cümlelerle kendisini herhangi bir gözlemin varlığı ya da yokluğunu çalışma gerekliliğinden de aklar: “araştırmacılar, gözlemlerin bizzat teori-bağımlı olduklarını ihmal etmişlerdir.” bunu demek şu anlama gelir: bazı bilim adamları tarafından yapılan gözlemler objektif olmayıp aksine onların ispatlamaya çalıştıkları (ve önyargıya dönüşen) teoriyle yüklüdürler.
http://isamveri.org/pdfdrg/D04045/2017_1/2017_1_GUTASD.pdf

bu yazımızda üzerindeki zaman ve ihmal tozunu silip sizlere tanıtmaya çalıştığımız ibnü’n-nefis de dünya tıp tarihinde ilk kez küçük kan dolgşımını bulup. anatomi biliminde sarsıntılar doğuran altın halkalardan sadece biridir.
https://services.tubitak.gov.tr/edergi/user/yaziForm1.pdf?cilt=22&sayi=260&sayfa=42&yaziid=5123

ibn nefis
şeriat yasaları bu konuda farklı düşünse de anatomi ve fizyoloji alanındaki güvenilir gözlemleri insan diseksiyonlarında bulunmuştur.
http://www.deontoloji.hacettepe.edu.tr/ekler/pdf/makale_sunulari/16_17/20170107_hayirlidag.pdf

yapıtın başlarında bulunan anatomi bölümünde, damarlara ilişkin yapılan açıklamalar tıp tarihi açısından önem taşımaktadır. damarları iki ana grupta inceleyen ali ibn abbâs, atardamarların çeperinin toplardamarlarınkinden çok daha kalın olduğunu belirtmiştir.
+
islam dünyasında yapılan anatomi çizimlerinden biri
+
ibn nefîs’in galenos ve ibn sînâ gibi iki tıp otoritesini aşan bu keşfi onun anatomide gözleme verdiği önemle açıklanmaktadır. her ne kadar şeriatı ihlâlden sakındığı ve hayvanlara acıdığı için canlı hayvan ve ölü insan üzerinde teşrih uygulamadığını, bu konularda daha ziyade kitaplara müracaat ettiğini yazmışsa da eserinde yer alan çok sayıdaki gözlem tanımlaması bunun aksini göstermektedir.
http://www.vizyon21y.com/documan/Genel_Konular/Bilim_Teknoloji/Bil_ve_Tekn_Tarihi/Islam_Dunyasinda_Tip.pdf

kalbin sağ ventriculusunda kan bu hale geldikten sonra, pneuma’nın (ruh’un) teşekkül ettiği kalbin sol ventriculusuna geçmesi lazım. ama kalbin bu iki ventriculusu arasında geçirgen bir kanal (tahalhul) veya üçüncü bir ventriculus (ibn sina’nın tahmin ettiği gibi) olmadığı teşrihle sabittir. bu durumda (kalbin sağ ventriculusunda ki) kanın arteriös veritle (al-’ırq aş-şiryâni) ile akciğere gelmesi ve burada dağılarak (teneffüs edilen) hava ile karışarak hayat ruhunu (pneuma) besleyecek hale geldikten sonra venös arteri (aş-şiryân al-’ırqî veya al-waridi) ile kalbin sol ventriculusuna ulaşması gerekli (ibn an-nafis: şarh taşrih al-qânûn li ibn sina. berlin kraliyet kütüphanesi hs. landberg 931 fol. 65a; 65b; meyerhof, max: a.g.e., s. 81).
https://www.altayli.net/wp-content/uploads/2015/01/%C4%B0BN%C4%B0-S%C3%8EN%C3%82NIN-HEK%C4%B0ML%C4%B0%C4%9E%C4%B0-VE-TAB%C3%82BET%C4%B0N-GEL%C4%B0%C5%9EMES%C4%B0NE-ETK%C4%B0LER%C4%B0.pdf

sen hem deneysel görünüyordun, hem de tertemiz. tazeydin, gariptin, tipografide senden yüzyıllar önce tanımlanmış anatomik ideallerden uzaktın, yabancıydın. ben, o zamanlar anatomik ideallerin ne olduklarını bilmezdim, ama klasik fontlara aşina olmaktan olsa gerek hissederdim. senin harflerinin bedenleri bir acayipti: kollarında, bacaklarında rastlantısal incelmeler, kalınlaşmalar vardı. küçüldüklerinde eklem yerlerinde mürekkep birikmesin diye oluşturulmuş yırtıklar da düzensizdi. bir vardılar; bir yok. üstelik bazı yerlerde de bir takım fazlalık birikintiler. kusurluydun belki ama çok yakışıklıydın.
http://research.sabanciuniv.edu/32440/1/MoneyClub_specimen.pdf

anatomi tatbikatına gelince, kemikleri iskelet ve ayrı ayrı kemikler üzerinde okurduk. bunun için birçok kemiğe ihtiyaç vardı. bunlar teşrihhanede dururdu ve lüzum oldukça oradan alırdık. bizim sınıf kalabalıktı. buna rağmen kemikten hiç sıkıntı çekmedik.
+
müteaddit iskeletirniz ve pek çok kemiklerimiz vardı. bunları bize sınıf arkadaşımız şamlı selim mezarlardan tedarik ederdi. selim cuma ve diğer tatil günleri karacaahmet’e gider, oradan kemik toplardı.
https://file.toraks.org.tr/dunden_bugune_gogus_hastaliklari/nasil_okudum.pdf

insan, mahiyeti itibarıyla, maddî anatomi, akıl, nefis, kalb ve ruh gibi bir halîtanın mecmuundan ibaret dest-i kudretin bir harika sun’-u bedîidir.
http://www.wiserinstitute.com/tr/wp-content/uploads/sites/2/2019/01/%C4%B0NSAN-MUAM-3-Numan-Hocam.pdf

tütün, değişik iklim ve toprak özelliklerine göre uyum sağlayarak, o bölgelere has tipler meydana getiren bir bitkidir. tütün bitkisi iklim ve ortam koşullarına göre morfolojik ve anatomik değişmeler gösterir.
+
tütün, olağan üstü plâstik (biçim verilmeye elverişli olan )bir bitkidir. dış faktörler ve çevre koşulları tütün yaprağının anatomik özeliklerini belirler.
+
memleketimiz tütünlerinin büyük birçokluğunu teşkil eden kseromorf (kuraklığa dayanmak için yapısal olarak değişmiş olan) tiplerin de bu özeliği, yaprak anatomik yapılarında göstermektedirler.
https://www.tarimorman.gov.tr/PERGEM/Lists/KutuMenu/Attachments/124/Muhendis%20(T%C3%BCt%C3%BCn%20Teknolojisi).pdf

insan, biyo-psilto-sosyolojik bir varlıktır.
+
kimlik kavramını bir kenara bırakalım; anatomik, fizyolojik farklılaşmanın bir yönüne bir kaç cümleyle değinelim : hücre yenilenmesi; hücredeki diğer iç olaylar ile salgı (gudde) bezlerinin çalışma hızındaki, önce düzene kavuşma sonra da azalma gibi anatomik-fizyolojik oluşumlar, benliğin sesini, kuvvetini ve kabullerini farklılaştırıyor.
http://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=9&Sayfa=7

balıktan çıkan fire balığın anatomisine göre değişir. bu fire balığın fiyatının yükselmesine sebep olabileceği gibi kişi başına düşecek yenebilir et miktarının azalıp çoğalmasını da etkiler. satın alınacak balığın ne kadar fire verdiğini iyi bilmek gerekir.
http://sislimem.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/34/20/758019/dosyalar/2020_04/16143841_Mutfak_UygulamalarY_Dersi_BalYklarYn_HazYrlanmasY.pdf

osmanlıda savaş alanlarındaki yaralılardan ve ele geçen kadavralarından yararlanarak hekimlerin anatomi bilgilerini arttırmalarını gerektiğini ileri süren ilk hekimlerdendir.
http://www.turkishacademic.com/upload/TARR_Bildiriler_Tam%20Metin_4.pdf

kur’ân, erkek ve dişi arasında anatomik farkı kabul eder. aynı zamanda her cinsin üyelerinin, o üyelerin içinde yaşadığı kültürün tanımladığı farklılıkları yansıtan bir tarzda faaliyette bulunduğunu da kabul eder.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/9783/217510.pdf

hekimin pusulası ve haritası anatominin geliışmesi, küçük dolaışımın keşfi ve nihayet anatominin günümüze ulaşan bir gelenek halini alması için 16. – 17. yüzyılları beklemek gerekmiştir.
+
insan vücudunun dokunulmazlığının aşılması, vücudun bir araştırma nesnesi olarak ele alınması kolay olmamııştır.
+
nihayet 1865’te claude bernard ‘iç ortam’ kavramını geliıştirdi; böylece vücudun statik bilgisi anatominin yanısıra vücudun dinamik bilgisi fizyoloji de büyük bir ivme kazanıyordu.
http://www.turkailehekderg.org/wp-content/uploads/2014/07/c01-s02-10.pdf

gazzâlî’ye göre tabiat felsefesinin kurucuları bitki, hayvan ve insan anatomisi üzerinde araştırma yapan hekimlerdir. bu filozoflardan bir kısmı her şeyi bilen hikmet sahibi bir yaratıcının varlığını kabul etmiş, diğerleri ise canlıların anatomisinde tespit ettikleri olağan üstü mükemmelliğin normal mizaçtan kaynaklandığını iddia ederek tanrı’yı ve âhireti inkâr etmiştir (el-münkız mine’d-dalâl, s. 38-39). deist bir filozof olan râzî’nin ilk grup arasında yer aldığı söylenebilir.
+
(insanın kâmil, bilge bir yaratıcısı vardır) ibn ebî usaybia “anatomi ve organların yararlarına dair bilgiler insanların rastlantı sonucu yaratılmadığını göstermektedir” ilavesiyle eserin muhtevasına işaret etmektedir
+
imdi, galen anatomi konusuna önem vererek bazı iddialarda bulunmuşsa da onun görüşü sonsuz zaman (dehr) fikrini pekiştirir mâhiyettedir. bu düşüncede olanlara denir ki, hadi diyelim ki kadınlardaki rahimin anatomisini anlamamız imkânsız, fakat koyunların rahmini ve iç organlarını müşahede ediyor, ancak bir şey göremiyoruz. o halde yavrular orada nasıl teşekkül ediyor?
http://ekitap.yek.gov.tr/Uploads/ProductsFiles/af4cd874-e154-4d76-b3e5-1a9b68bffac0.pdf

o dönemde de gemi dolusu amerikan doktorları ihtisaslarını tamamlamak, özellikle çok zayıf oldukları anatomi-patoloji bilgilerini genişletmek için avusturya’ya geliyorlardı.
+
anatomi-patolojideki asistanlığım sırasında hakikaten 9 ay kalmanın zararım değil faydasım gördüm. çünkü tıbbın temeli anatomi-patoloji’dir. anatomi-patolojisi ne kadar güçlü ise bir doktorun o kadar iyi bir hekim olacağına somadan ben de kanaat getirdim.
+
memleketimizde birçok hekim arkadaşların çok defa kırık tedavisini, kırık kemik uçlarının yapışmasını temin manasına aldıklarını göıüyoruz. halbuki “kırık tedavisinin gayesi, sadece kırık kemik uçlarının birleşmesini temin değil, imkan nisbetinde anatomik normal şekil temin edilmiş olarak, kabil olduğu kadar kısa bir zaman içinde tam ve normal fonksiyon elde etmektir”. son 1948 m.t.t. kongresinde de aynı konuda bir tebliğde bulundum.
+
teşkilatlı kırık servisinden alınan bu güzel netice, ingiliz cerrahlarını önce biraz şaşırttı. bazıları ise buna inanmadılar, hiç değilse bu neticeyi şüphe ile karşıladılar. fakat sonunda rapor kabul olundu ve ingiltere’de kaza cerrahisinde devrim yaratıcı bir tesiri oldu
+
ingiltere’de, kırık tedavisi standardı böylece birden değişti. kırıkların kötü şekilde kaynaması veya hiç kaynamaması gibi komplikasyonlar hayli azaldı. artık cerrahlar “anatomik netice” ve “fonksiyonel netice”den bahsetmez oldular. ve artık umumi bir prensip olarak “kırılan ekstremite tedaviden sonra klinik olarak normalden ayırt edilemez bir hale gelmelidir” prensibi ortaya çıktı ve ancak şekil ve fonksiyon mükemmel olduğu ve hastanın da neticeden memnun bulunduğu vak’alarda tedavinin iyi olduğu kanaati yerleşti.
+
böylece gelişen anatomi-patoloji bilgimin sonradan meslek hayatımda çok yarannı gördüğümü burada belirtmek isterim.
http://www.totder.org.tr/upload/totder/dervismanizade.pdf

tıp ve eczacılık okulları ile hukuk’a da devam etmiş olan ısmail saib efendi’nin amacı, bu okullardan diploma alarak birer meslek icrası için değil, “ancak ilmi edyandan evvel mühim bir mevki’i olduğunu bildiği ilmi ebdânı öğrenmek için”dir. anatomi, biyoloji ve hastalıklar hakkında birçok bilgiler edinen hoca, devrinin “tibbi-ı atîka vâkıf yegâne âlimi’ydi.
https://www.researchgate.net/publication/47333761_Fakir_Baykurt_ve_Koy_Kutuphaneleri/fulltext/57a2a2cc08ae5f8b258cb025/Fakir-Baykurt-ve-Koey-Kuetuephaneleri.pdf

hayy’ın açıkça zorunlu varlık, ilk sebep gibi felsefi ve teolojik ifadeler kullanması, hayli ilginçtir. bu ifadelerden hareketle biz meçhul bir adada yalnız başına yaşayan bir insanı değil de, kurtuba da bir medresede öğrenim gören bir öğrenciyi görüyoruz. yani hayy’ın zihninin arkasında ki ibn tufeyl’i görmemek imkânsızdır. bu sebeple tabip ve astronom olan ibn tufeyl’in yansımalarını, hayy’ın zihninde görmeye devam ediyoruz. daha önce canlıları anatomik olarak inceleyerek empirik çalışan hayy, artık gökyüzüne yönelerek rasyonel çıkarımlarda bulunacaktır.
http://www.beytulhikme.org/Makaleler/1397912404_12_Ozalp_(211-234).pdf

bayıltma metotlarına geçmeden önce bayıltma aparatların kesim hayvanında hangi alana uygulanacağı ve hangi pozisyonda uygulanması gerektiği önceden belirlenmelidir. bu nedenle öncelikli olarak bayıltma metotuna göre uygulanış yerleri ve şekli açıklanmalıdır. burada hayvanın kafatasının anatomik yapısı (şekil 1, şekil 2) da önem taşımaktadır. çünkü bazı bayıltma metotlarında kafatası kemiği özellikle zarar (kırık, delinme) görürken, bir kısmında bu olmamaktadır.
+
i-“tıp doktoru olan bir kimse nasıl olur da hayvanlar hakkında konuşabilir?” diye düşünebilir. ya da, ii-“insanların anatomisini, fizyolojisini vs anlatmak hayvanı anlamak, ya da onun hakkında karar vermek için ne kadar doğru bir yöntemdir?” diye de düşünebilir.
+
tıp doktoru ve kalp ve damar cerrahisi uzmanı olmakla birlikte sadece uzmanlıkla kalmamış, ya da sadece insan üzerinde çalışmamış bir durumumuz vardır. profesörlüğü gelmiş şu an için bir doçent olan biz, akademisyen olarak görev yaptığımız yıllarda, üniversitelerde, gerek türkiye’de ve gerekse yurt dışında amerika’da çalıştığımız süreler boyunca, kimi zaman bizatihi proje yürütücüsü olarak, kimi zaman kimi araştırmalarda yardımcısı olarak, kimi zamansa o çalışmaların yapıldığı ortamlarda bulunmak suretiyle, fareler, sıçanlar, tavşanlar, köpekler, domuzlar, koyunlar ve ineklerle yapılan çalışmalara iştirak ettik. bütün bu sayılan hayvan gruplarında kalp ve damar cerrahisinin ilgi alanına giren deneysel araştırmalarda görev aldık. bu sebeple hayvanların anatomisi, fizyolojisi hakkında şahsen yeterli bilgimiz vardır.
+
aslına bakılırsa insanlar ve hayvanlar arasındaki bu benzerlik birçok noktada aynıdır. yaradan (c.c.) topraktan hâlk ettiği mahlûkatın bir bölümü olan insan ve hayvan için uygun gördüğü modeli her iki grupta da aynı şekilde uygulamıştır. hatta öyle ki, hani haram deyip yemediğimiz domuz dahi çoğu anatomik ve fizyolojik özellikleriyle insanın birebir aynıdır. o kadar ki, domuzdan hazırlanmış kalp kapakçıkları gereğinde insanlara takılabilmektedir.
+
fıkhî terimiyle ihtiyârî tezkiyeyi yani normal şartlardaki kesimin yerini belirleyen bu rivayetlerde boğazdaki anatomik doku, organ ve damarlar tek tek sayılmadığı ve bunların hangilerinin ve ne kadarının kesilmesi gerektiği açıkça belirtilmediği için kesimin geçerliliği ve buna bağlı olarak etin helâlliği konusunda ihtilaflar zuhur etmiştir.
https://dosya.diyanet.gov.tr/DIYKDosya/YayinDosya/15770938-d11e-49af-a9ac-0c189feffbde.pdf

tıp tarihinin bilinmeyen aktörleri insanlar üzerinde ilk başarılı kalp nakli ve bir siyahi laboratuvar teknisyeni: hamilton naki (1926-2005)
+
naki, hızlı öğrenen, el becerisi yüksek, anatomik anomalileri hemen fark edebilen ve latince isimleri rahatlıkla ezberleyebilen biridir.
+
alman franz kaspar hesselbach (1759-1816) inguinal kanalda hesselbach üçgenini tanımlayarak anatomi bilimine ve ameliyat pratiklerine katkı da bulunmuştur. cooper 1804 ve scarpa 1806 yıllarında inguinal bölge anatomisi konusunda çalışmalar yapıp bulgularını yayınlamıştır. italyan cerrah eduardo bassini 1886’da tanımladığı başarılı ilk gerçek anatomik ameliyat tekniği ile fıtık cerrahisinde bir çığır açmıştır.
+
cerrah anatomist henri fruchaud (1894-1960) ‘myopectineal orifice’(mpo) diye adlandırdığı ve inguino-femoral fıtıkların çıktığı pelvik bölgede zayıf bir anatomik alanın varlığından bahsetmiştir. batın ön duvarının ve inguinal bölgenin anatomik katmanları öğrenildikten sonra 20. yüzyıl fıtık cerrahisinde çok önemli gelişmelerin yaşandığı dönem olmuştur. 1950’lerde başlayan yama kullanımının 1980’lerden itibaren yaygınlaştığı görülür. fruchaud’un mpo konsepti ile inguino-femoral bölgenin anatomisi iyice anlaşıldığından, inguinofemoral hernilerin laparoskopik onarımında oldukça mesafe katedilmiştir. 1990’larda uygulanmaya başlanan kapalı (endoskopik/laparoskopik) onarım yöntemleri ile yüksek ameliyat başarıları elde edilmiştir.
http://tttk.org.tr/wp-content/uploads/2019/07/13.-T%C3%BCrk-T%C4%B1p-Tarihi-Kongresi-Program-ve-Bildiri-%C3%96zetleri.pdf

akademik ilerlememin tüm basamaklarını marmara üniversitesi tıp fakültesi fizyoloji anabilim dalında tamamladım, 1992’de doçent ve 1999’da profesör oldum. bilmeyenler olabilir fizyoloji alanını. fizyoloji, tıp ve sağlık bilimlerinde ‘temel bilim’ dediğimiz alanlardan biri; anatomi, histoloji gibi. anatomi bildiğiniz gibi yapı-bilimi, fizyoloji ise işlev-bilimi; yani en küçük canlı yapı biriminden tüm insan vücuduna kadar normal işleyiş mekanizmalarını ve normalden sapmalar halinde hastalıkların nasıl geliştiğini araştıran bir bilim dalıdır. araştırma teknikleri geliştikçe bilim insanları yeni keşifler yapmaya ve vücudun çalışma prensiplerini aydınlatmaya devam etmektedirler.
https://www.aci.k12.tr/images/Dokumanlar/20200113Beacon-2019.pdf

işaret cinnetinin bilime ne yaptığı geç rönesans naturalisti aldrovandi’nin çalışmalarında görülebilir. aldrovandi, yılanı anlatışını, yılanı anatomi, armacılık, alegori, tıp, fıkra, tarih ve mitoloji perspektiflerinden ele almadıkça tamamlanmamış saymaktaydı. yılanın anatomisine, yılan hakkında insanî ilginin çeşitli alanlarından toplanmış (devşirilmiş) işaretler karmakarışıklığını dâhil etmek (boca etmek) bilimsel düşüncenin bir kör vadiye (çıkmaz sokağa) sürüklenişinin göstergesidir.
http://liberal.org.tr/upresimler/makaleler/ronesans-miti.pdf

xvııı. asırda yetişen abbas vesim efendi abdurrahman b. abdullah özellikle tıp ve astronomi sahalarında değerli eserler veren çok yönlü bir âlimdir. şâir olan abbâs vesîm efendi (ö. 1761), istanbul‟da kırk sene hekimlik yapmış, doğu ve batı tıbbına âşina seçkin bir âlimdir. bir yandan avrupa‟dan gelen tabiplerle irtibat kuran vesim efendi, öbür yandan geleneksel tıbbı da fatih semtinde açtığı eczahane ve muayenehanesinde uygulamıştır. abbas vesim, gerek tıp gerekse astronomi alanında son derece kıymetli eserler vermiş ve osmanlı tıbbının önemli temsilcilerinden birisi olmuştur. düstûru’l-vesîm fî tıbbi’l-cedîd ve’l-kadîm adlı hacimli eserinin sonunda, kâfirlerin, tıp, astronomi ve anatomi ilmini diyânet kaydı olmadığı için” daha iyi tahsil ettiklerini ve rasathaneler açtıklarını” ifade etmektedir.
+
abbas vesim, gayr-i müslim tabiblerin, özellikle yahûdî ve hristiyan tabiblerin müslümanlara tabiplik yapmalarının câiz olmadığı …..
+
mondino de luzzi, bu şehirde 1312 yılında “anatomisa mundini” (mondino‟nun anatomi kitabı) adlı eserini tamamlamıştır. bu eser, insan kadavrası üzerinde çalışma yapılırken, yüksek sesle okunmak üzere yazılmıştır.
+
her ne kadar kadavra çalışmalarını başlatmış ve yeni anatomi terimleri türetmiş olsa da mondino‟nun bakış açısı ortaçağ anatomisi gibi hala galenos‟un doğrultusunda ilerlemekteydi. bu bakış açısı, xvı. yüzyıldan önce değişmemiştir. değişim ünlü bilgin andreas vesalius sayesinde olmuştur.
https://www.ishim.net/Articles/2010%20Abstracts.pdf

mısır medeniyetinden günümüze kalan tıpla ilgili papirüslerden, mısırlıların yaptıkları cerrahi operasyonları -ki bunlar, belli bir seviyede anatomi bilgisi gerektirmektedirler- öğreniyoruz. mısırlıların mumyalama ile ilgili uygulamaları da belli bir anatomi bilgisini gerektirmekteydi. bu anatomi bilgisinin tıp biliminin gelişimine ciddi katkısı olmuştur.
+
iyonyalı filozoflardan anaximandros’un talebesi anaximenes’in (mö 585-525 civarı) ve apollonlu diogenes’in (mö 435’ler civarı) çalışmaları da dikkat çekmiştir. örneğin diogenes’in çalışmaları bilinen en eski anatomi çalışmalarından birisidir.
http://www.canertaslaman.com/wp-content/uploads/2016/11/EvrimTeorisiYENI%CC%871.pdf

insanoğlunun her zaman çok yakın akraba türler arasındaki benzerlikler, dikkatini çekmiştir; ancak zamanla anatomik ve işlevsellik bakımından uzaktan akraba türlerin bile ortak özelliklere sahip oldukları ortaya çıkmıştır.
+
farklı organizma çeşitleriyle ilgili titiz olmayan bir inceleme bile, türler arasındaki göz alıcı benzerliği algılamamıza neden olur. anatomistler, organizmalar arasındaki böylesi benzerliklerin, sadece yüzeysel olmayıp, daha detaylı anatomik benzerliklerin olduğunu da keşfetmişlerdir. örneğin, bütün omurgalı hayvanlar, balıklardan insanlara kadar, parçalı ve arka tarafları boyunca ortası boş bir yapının içinde uzanan, temel bir sinir kordonuyla karakterize edilen ortak bir vücut planına sahiptirler.
+
geçmişte, evrimsel ilişkiler, sadece yaşayan organizmalarla ilgili anatomi, fizyoloji ve embriyoloji gibi genetik bilgi ardıllarına bakılarak ortaya konulabiliyordu. ancak, moleküler biyolojinin ortaya çıkışıyla her bir organizmanın dna’sında yazılı olan evrim tarihinin okunabilmesi mümkün hale gelmiştir.
http://www.elestirelpedagoji.com/FileUpload/ks7397/File/elestirel_pedagoji_sayi_45.pdf

lâkin âlimlerin ileri gelenlerinden ve velilerin büyüklerinden olan araştırıcıların lideri, tedkikçilerin senedi mevlana seyyid şerif (allah’ın rahmeti onun üzerine olsun) hazretleri: “astronomi ilmi, göklerin ve yerin yaratılışını düşünenler için en büyük sanatkâr olan allah’ı tanımakta ne güzel yardımcıdır!” buyurduğu için ve bütün ilimleri kendisinde toplayan, bitmeyen feyz kaynağı imam-ı gazali (allah’ın rahmeti ona olsun) hazretleri: “astronomi ve anatomi ilimlerini bilmeyen, allah’ı tanımakta acze düşer,” buyurup, anatomi ve astronomi bilginlerini duyurduğu için bir miktar âlemin astronomik yapısından ve bir miktar insan anatomisinden dahi yazılıp, açıklanmak münasip görülmüştür
+
bedenlerin aynası olan anatomi ilmi; cisim ve canın hürriyetini, hayvanî ve bitkisel ve üçleri, bedene ilişkin olan insanî ruhu ve geçici olan ruhun bazı durumlarını beş bahisle hakîmâne açıklar.
+
ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar, bedenlerin bileşimi ilmine: anatomi ve hürriyet adını vermişlerdir.
+
imam şafiî (allah ondan razı olsun) hazretleri: “ilim ikidir: bedenler, dinler ilmi,” hadisi üzere, bedenler ilminin (anatomi) önemli ve lüzumlu ilimlerden olduğunu duyurmuştur.
+
şu halde anatomi, bir aziz ve leziz ilimdir ki, hakikatin hikmetine ermişlerin neticesi, mütehassıs tabiblerin sermayesi, yakine ulaşanların nefislerinin gıdası, din ve dünya hasletlerinin vesilesi, mevla’yı tanımaya vasıta ve yardımcıdır.
+
zira ki, anatomi ilmini bilmeyen, tıptan, hikmetten ve kendini tanımaktan gafil, hak’kı tanımaya ulaşmaktan uzaktır. halbuki insanların çoğu onu bilmekte aldanmıştır.
+
şu halde anatomi, insan nefsini tanımanın anahtarıdır.
+
ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: o şekil verici ve yaratıcı olan allah taâlâ hazretleri, âlemde her nesneyi, münasip ve muvafık yerli yerinde, güzel ve mutedil yaratmıştır.
+
ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: tabiî kanın fail sebebi, mutedil hararettir. maddî sebebi, gıdaların ve içeceklerin mutedil olmasıdır. tam sebebi bedenin beslenmesidir.
+
ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: el ayası, bir çok kemiklerden meydana gelmiştir. ta ki cüzüne erişen âfet, bütününe erişmesin.
+
ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: el parmakları eşyayı kavramakta yardımcı âletlerdir.
+
ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: bilek gibi baldır dahi iki kemikten yaratılmıştır.
+
kadının güzelliğine delil olarak otuziki resim bil. dört yeri siyah lazım: saç, kaş, kirpik ve göz. dört yeri ak ola: renk, diş, tırnak ve göz. dört yeri kızıl lazım: yanak, dudak, dişeti ve dil. dört yeri geniş gerek: kaş, göz, göğüs ve göbek. dört yeri dar olmalı: burun, kulak, koltukaltı ve ferç. dördü de büyük olmalı: göğüs, kasık, bız’ve diz. dördü küçük olmalı: burun, ağız, ayak ve el. sesi ve beli ince, şekli de nice! eti dolgun ve tazi olmalı, kıldan da beri olmalı. böyle kıyafetli ten olsa, güzeldir o kadın. böyle kadın güzel olur. ahlakı da sevimli olur.
https://havassite.files.wordpress.com/2018/06/erzurumlu-icc87brahim-hakkc4b1-hazretleri-marifetname.pdf

askeri okullarda resim dersi verilmesine rağmen, resimler doğanın içinde yapılmıyordu. bunlar daha çok figürsüz manzara resimleriydi, figür çizme konusundaki korku ve tereddütler, islam’ın getirdiği yasağın canlı tasvirinde devam etmesi olarak açıklanabileceği gibi, anatomi konusundaki uzmanlaşmış bilgiye sahip olmamaları da buna sebep oluşturmaktadır. bu sadece avrupa’da eğitim görmüş seçkinlerin sahip olduğu bir vasıftı. ilk kuşakta desen işçiliği ve derinlik etkisi yaratma becerisi dışında aranan niteliklere rastlanmaz.
https://ismek.ist/files/ismekOrg/File/ekitap/el_sanatlari/dergi20.pdf

yazara göre ibn rüşd felsefe, tıp, hukuk, din ve siyaset gibi toplumun her bakımdan gelişmesi için gerekli tüm bilgileri kuşatmış bir düşünür ve ilim adamıdır. ayrıca küfür ve zındıklıkla itham edilmesine rağmen, gerçekten dindar bir insan olup imanlı (teist) bir düşünürdür. nitekim kendisi de “teşrih (anatomi) ilmi ile meşgul olan kimsenin allah’a inancı artar” demektedir.
http://isad.isam.org.tr/vdata/sayi17/isad017_topaloglu.pdf

onlar, mantığın üzerine yücelttikleri gizemciliğin, ampirik yollardan keşfedilebileceğini ileri sürüyorlardı. tarih boyunca simyacılar ve din mistikleri arasında rağbet gören, insanın evren içerisinde bir mikrokozmos olduğu kavramı, ihvan as-safa tarafından benimsenerek, onların inandıkları dünya sisteminin temelini oluşturdu. insanın bir mikrokozm veya tüm evrenin bir örneği olduğu fikrinin sonuçları, insan anatomisi ve fızyolojisi ile o günkü bilgilere göre evrenin yapısı ve işleyişi arasındaki ilişki ve benzerlikler araştırılarak, ilk kez bu mezhep mensupları tarafından ayrıntılarıyla incelendi. insanın beden ve ruhtan oluştuğu fikrine benzer olarak onlar, özellikle kimya alanında, doğada bulunan maddeleri bedenler ve ruhlar olmak üzere iki temel sınıfa ayırmışlardı. ruhlar uçucu maddeler iken, bedenler de uçucu olmayan maddelerdi. + kimi araştırıcı ve meraklı kişiler daha da ileri gitmişlerdi. pek çoğumuz ıı. frederick’in hayvanlar üzerindeki teşrih çalışmalarını duymuşuzdur; ama bu tür araştırmalara girişen tek kişi o değildi. gerçekten ortaçağların sonuna geldiğimizde, büyük ölçüde anatomide, biraz da insan fizyolojisinde, önemli bir bilgi birikimiyle karşılaşmaktayız. hatta ilkel düzeyde de olsa, yer yer birtakım deneysel çalışmaların da yapıldığı gözden kaçm amaktadır.
https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/14600/221697.pdf

mısırlıların en ilginç geleneği mumyalama teknikleridir. günümüze kadar kalmayı başarmış olan bu mumyalar bilim adamlarının ve halkın ilgisini çekmektedir. buna karşın mısırlıların anatomi bilgisi yeterince gelişmemiştir. mısırlıların basit hastalıkları tedavi ettiklerini biliyoruz. hastalıkları kötü bir ruhun insanın bedenine girmesiyle açıklayan mısırlıların tedavi yöntemi bu kötü ruhun dışarı çıkarılmasına yönelikti. yaralar, böcek ısırıkları, nezle, peklik, baş ağrısı, saç dökülmesi, çeşitli göz ve diş hastalıkları için basit tedavi yöntemleri geliştirmişlerdir. yaralara dikiş usulü ve kırık çıkıkta alçı tatbiki mısırlılara kadar gider.
http://www.pegem.net/dosyalar/dokuman/3112014094537Pages%20from%201.%20Bilim%20Tarihi%207.%20Bask%C4%B1.pdf

anatomik farklılıklar, oranlar, esneklik kapasitesi, baskı gibi nedenlerden dolayı, bazı kişiler başını dizlerine değdirebilirler, bazı kişilerin başı havada kalabilir; eğer sırt çok düz kalıyor, sadece boyun omurlarını yuvarlayabiliyorsak, o zaman başımızı da yukarıda tutarak, belden öne doğru düz bir sırt ile eğilebildiğimiz kadar eğilebiliriz.
http://www.dusunuyorumdergisi.com/wp-content/uploads/2017/01/02-Dusunuyorum-Temmuz-2010.pdf

bu eserlerde, bireyin yetkinliği elde ediş süreci ve bu süreçteki sezgisel/deruni tecrübesi (ibn sina) ve dışsal tecrübesi ve aklıyla elde ettiği kazanımlar (ibn tufeyl) anlatılmaktadır. bu eserdeki temel vurgu şu noktayadır: kimsenin yerleşik olmadığı bir adada yetişen bir insan, kendi tecrübesi ve doğal akıl yürütmesiyle doğal, felsefi ve teolojik hakikatleri keşfedebilmektedir. ibn tufeylin vurgusu şu noktayadır: bir ceylan tarafından ıssız bir adada yetiştirilen bir çocuk gözlem ve mantıksal dedüksiyonlarla temel insan bilgisinin bütün köşetaşlarını keşfetmekte sonunda mistisizmin derinliklerine kadar ulaşmaktadır. önce ölü hayvanları parçalayarak öğrendiklerinden bitkilerinin anatomisine geçmekte, buradan meteorolojik olgulara ulaşmakta, ardından semavi cisimlerle ilgili bilgileri keşfetmekte ve sonunda yaratıcının varlığı ve sıfatları bilgisine erişmekte, bu sıfatlar üzerindeki refleksiyonu onu allah’a karşı yükümlülüklerine götürmektedir.
http://ktp.isam.org.tr/pdfdrg/D03265/2006_2/2006_2_DUZGUNSA.pdf

soprano sesinin özellikleri ve eğitimi
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/41249.pdf

eski mısır’da mumyalama işlemi m.ö. 4000 ile m.ö. 600 yılları arasında uygulanmış ve tahminen bu sürede 700 milyon insan mumyalanmıştır. mumyacılık ayrı bir meslek idi ve mumyacılar rahip ve tabiplerle kıyaslandığında düşük bir sınıf olarak kabul ediliyordu. eski mısır’da mumyalama yapılmış olması, tıp tarihi ve uygulamaları açısından, dönemindeki uygarlıkların aksine mısır’da ‘ölünün kutsallığı ve dokunul-mazlığı tabusunun olmadığını göstermiş olmasıdır. buna karşın eski mısır’lılar ne insan anatomisi ve fizyolojisine ne de ölüm sebebini araştırmaya ilgi duymamışlardır. dolayısı ile de bu tabunun olmaması tıbbın gelişmesi açısından bir avantaj da yaratmamıştır.
+
çin’in bir diğer ünlü hekimi m.ö. 2674 de doğmuş olan imparator huang di’dir. ona çinin ibn-i sina’ sı denmektedir. huang di’nin m.ö. 2650 yılları dolayında yazdığı 24 kitap ve 81 bölümden oluşan ney jing” adlı ve “çin tıbbının temel kanunlarını konu alan eser çin tıbbında günümüze kadar etkini sürdürmüştür. yakın biz zamanda ingilizceye tercüme edilmiş olan bu kitapta çinlilerin harvey’den yüzyıllar önce kan dolaşımını bildiklerine dair ifadeler bulunmaktadır. kitapta; “vücuttaki bütün kan kalbin kontrolü altındadır. kanın akışı sürekli bir devridaim şeklindedir ve asla durmaz” denmektedir. çin’de dini sebeplerden dolayı diseksiyon yapılmadığı bu nedenle de anatomi ve fizyoloji bilgilerinin son derece sınırlı olduğu düşünüldüğünde bu bilgi çok daha da çarpıcı olmaktadır.
+
soranus; (m.s. 98-138) roma’ya efes’ten gelmiştir. özellikle doğum, kadın ve çocuk hastalıkları alanında ünlüdür. buluğ çağı fizyolojisi, adetler, döllenme, normal ve patolojik doğum hakkında önemli tespitleri vardır. düşüğe şiddetle karşı çıkmış onun yerine döllenmeyi önleyecek (antikonsepsiyonel) birçok yöntem önermiştir. kadın üreme organlarının anatomisini günümüzdekine yakın bir biçimde tanımlayan ilk hekimlerden biri olması soranus’un insan kadavrası üzerinde çalıştığını düşündürmektedir. soranus’tan önce doğumda yalnızca annenin hayatı önemsenirdi soranus ise anne ile birlikte çocuğun da hayatının önemsenmesi ve korunması ilkesini yerleştirdi. ebelere büyük önem vermiştir. onların hipokrat andına uygun olarak yetişmesi ve çalışması için büyük çaba harcamıştır.
+
efesli rufus; (m.s. 110-180) yaşama gücünün havadan kaynaklandığını düşünen (pneuma teorisi) akımın mensubudur. sadece iyi bir araştırmacı değil, aynı zamanda saygıdeğer bir hekimdir. roma’da bulunduğu dönemde önemli anatomik gözlemler yaptı. optik sinirlerin doğru seyrini ve lens kapsülü de dahil olmak üzere göz anatomisini açıkça tanımladı. daha önce bildirilen fakat tam olarak kabul görmeyen bazı anatomik bilgilerin kabulünde katkısı oldu.
+
bizans döneminde az da olsa bilime yer veren ve tıbbın gelişimine katkı veren tabipler de vardı. bunların başında oribaius gelir. m.s. 4. yüzyılda, bergama’da doğan ve eğitimini iskenderiye okulu’nda alan oribaius, imparator julien’in saray hekimi olarak görev yapmış ve 70 ciltlik bir ansiklopedi yazmıştır. ansiklopedisinde anatomi, fizyoloji, patoloji konusunda günümüze benzer bilgilere yer vermiştir. bu eserde, hasta bakımı, cerrahi, hijyen, diyetle tedavi gibi konularda da geniş bilgiler bulunmaktadır1. oribasius, hem o çağın ender hem de tarihteki ilk laik hekimlerden biridir.
+
1283 yılında kahire’de yapılan al mansur hastanesinin önemli hastalıklar için ayrılmış bölümleri, kadın hastalar için klinikleri, iyileşme (nekahat) bölümleri, geniş bir kitaplığı, derslikleri, poliklinikleri ve diyet mutfağı vardı. erkek ve kadın hastabakıcılar görevlen-dirilmişti. uyuyamayan hastalara müzik dinletilir, masal anlatılırdı. ruh hastalarına ileri düzeyde bakım ve iyileştirme uygulanırdı. hekimlik eğitimi bu hastanelerde uygulanıyordu. temel hekimlik eğitimi klinik hekimlik, farmakoloji ve iyileştirmeye dayanıyordu. islamiyet döneminde anatomi ve cerrahiye gelişememiştir. çünkü islam inancına göre insan bedeni kutsaldı disseksiyon ve otopsiye izin verilmiyordu.
+
ortaçağ’ın ikinci yarısında skolastik tıp anlayışı gelişti. otoriter düşünce ve mantık, tıp görüşü esasına dayanan bu anlayış eski yunan tıbbının düşünceye dayanan bir yorumu, teorilerinin ve reçetelerinin tekrarı niteliğinde idi. bunun üzerine ortaçağ avrupası’nda hasta bakımında bazı gelişmeler oldu. sekizinci yüzyılda milano’da, 9. yüzyılda salerno’da tıp okulları kuruldu. bunlar başlangıçta bir manastırın bir köşesindeki dini kuruluşlardı. hipokrat ve galen’in eserlerinin okutulduğu bu okullarda anatomi hemen hemen hiç bilinmezdi.
+
rönesans sonunda avrupa’da; skolastik görüş yıkılmış, bilim kilisenin baskısından kurtularak, pozitif düşünce hakim olmuştur. din adamlarının ve kilisenin halk üzerindeki otoritesi sarsılarak; sanattan zevk alan aydın bir sınıf oluşmuştur. sosyal yaşamda ve devlet idaresinde reform hareketleri başlamış ve modernleşme çağına geçilmiştir. tüm bunların sonunda bilim ve teknolojideki gelişmeler hızlanmış, avrupa her yönden dünyanın gelişmiş ve güçlü bölgelerinden biri haline gelmiştir.
özgürlük ve bilimsel çalışma serbestisi tıbba da yansımış, ölüler üzerinde otopsi çalışmaları serbest bırakılmıştır. sanat ve bilim birbirine yakınlaşmış, sanatkarların insan bedenine olan ilgisi artmıştır. ilginin artmasından da öte insan bedeni sanat eğitimin bir parçası haline gelmiştir. böylece cerrahinin dalı olan anatomi çizimlerinde büyük bir gelişme olmuştur.
+
hekimbaşı emir çelebi (seyit emir mehmet çelebi) (?-1638): anadolu’da yetişmiş bir hekimdir. birinci sultan mustafa, 2.osman ve 4. murat zamanında başhekimlik yapmıştır. enmuzec al-tıp adlı eserinde deontoloji ve anatomik konulara ayrıca diseksiyonun önemine değinmiştir. afyon kullandığı için 4. murat tarafından yaşamına son verilmiştir.
+
hipokrat hastalıkların oluşum nedenlerini eski yakın doğu uygarlığı ve çağdaşı düşünürlerin etkilerini hekimliğe uygulayarak açıklamıştır. bu açıklamalar bu günkü bilgilerimize oldukça yakındır.
yaşadığı çağda otopsi ve ameliyat yapmak dinsel nedenlerle yasak olduğu için fizyoloji ve anatomiye ilişkin bilgisi hemen hemen hiç yoktur.
https://www.recepakdur.com/media/1285/14-akdur-rtibbi-etik-ve-meslek-tarihi-songu-r-eg-itim-hizmetleri-ankara-2013.pdf

hepimizin anatomisi benzer, yüzümüz farklı da olsa, kalbi olmayan, karaciğeri midesi olmayan insan yok. gözü olmayana âmâ diyoruz, özürlü insan diyoruz. anatomik olarak bir şeye insan demek için bir fizikî yapı gerekiyor; kemik, sinir, beyin falan.
https://www.musiad.org.tr/uploads/yayinlar/cerceve-dergileri/pdf/cerceve48.pdf

uygulanan masaj hareketleri kan dolaşımı, lenf dolaşımı, sinir sistemi, kemikler ve kaslar üzerine etki eder. masaj tekniğinde ustalaşmak için, cilt bakım uzmanı anatomi ve fizyoloji bilgisine ve çeşitli hareketlerde belirli ustalığa sahip olmak zorundadır.
https://ismek.ist/files/ismekOrg/file/2013_hbo_program_modulleri/dekolteveyuz_masaji.pdf

saç ve güzellik hizmetleri bölümü saç bakımı ve güzellik hizmetleri programı
1 baş anatomisi hakkında bilgi sahibi olmak
2 cilt anatomisi hakkında bilgi sahibi olmak
…..
https://obisnet.adu.edu.tr/PDFDERSF5?id_OgretimProgram=1097&id_Ders=654&id_EgitimDil=1&basicAuthentication=717437&contentDispositionType=inline

yaşlanmanın anatomisi
+
bazı insanlar genç yaşlarda kendilerini yaşlı hissederken, bazıları ise ileri yaşlarda dahi pek çok günlük işlevini en iyi şekilde yapabilecek kadar dinamik olabilmektedirler. böyle istisnalar olmakla birlikte anatomik olarak yaşlanma ne yazık ki kaçınılmazdır. zaman içinde vücutta görev yapan hücre gruplarında kayıplar görülür.
+
kemiğin büyüdüğü eklem bölgelerinde görülen anatomik yapılar olan kıkırdaklar, kemiğin büyümesinin tamamlanmasıyla sertleşir.
http://turkishfamilyphysician.com/wp-content/uploads/2016/08/C3-S1-yaslanmanin-anatomisi.pdf

güzellik: bir iktidar meselesi
+
yaşadığımız çağ güzelliğin en yoğun olarak kadın bedeniyle temsil edildiği ve giderek bağımsız, yalıtılmış bir kavram olarak sunulduğu bir çağdır.
+
psikanalizin ilgilendiği beden de görünen anatomik beden değil, ruhsal beden, bir başka deyişle öteki tarafından bize yansıtılan kendi beden algımızın bilinçdışı tasarımıdır. burada bizim için önemli olan nokta, beden dediğimiz şeyin bütüncül zevkin kaybı, yani eksiklik olmaksızın kurulamadığıdır. aynada kendimize baktığımızda yalnızca bedenimizin bir tarafını görüp diğer tarafını kaçırmakla kalmayız, aynı zamanda kendi bakışımızı da kaçırırız.
+
psikanalizin bize güzellikle ilgili söyleyebileceği süsün, makyajın vs. bu eksikliği kapatmaya çalışan bir örtü olabileceğidir.
+
erkek kadında ona tam olduğu hissini veren şeyi görmeyi isterken kadın da daha çok erkeği bu eksiklikle karşı karşıya getirmemeye yazgılanmıştır.
+
gerek kadın dergilerinde gerekse en iyilerin seçildiği bazı yarışmalarda güzellik, zamanımızda olmazsa olmaz bir kendini gerçekleştirme aracı olarak sunulmaktadır.
http://www.ozgesoysal.com/uploads/dosya/1505333079a2f3-GuZELLiK.pdf

güzelliğin en önemli belirleyici bölgesi olan yüz bölgesi ve fizik yapıdır. yüz bölgesi zamanla yaş ile birlikte değişik deformasyonlara uğrayarak cildin kendi anatomi ve biyomekaniği bozulduktan sonra şekil değiştirir.
+
yüz kaslarının anatomik cevabı bozulduğunda veya fasial paralizi ile ilgili tedavi gerektiğinde de kullanılan egzersizlerdir. nöromuskuler fasial eğitim sırasında fizyoterapistler tarafından verilen aktif, pasif veya dirençli egzersizler olarak ta yaptırılır.
https://www.researchgate.net/profile/Gul_Baltaci/publication/248702477_Guzel_Gorunumde_Yuz_Egzersizlerinin_Yeri/links/5ec04ea192851c11a86c6a47/Guezel-Goeruenuemde-Yuez-Egzersizlerinin-Yeri.pdf

insan fötuslarında cavitas nasi gelişiminin morfometrik analizi
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/10075/224757.pdf

iktidar bir araç değil, bir amaçtır.
+
biyoiktidar, kadınların güzellik ve estetikle ilgili algılarını biçimlendirip onları kapitalist tüketim kültürüne uygun bir şekilde yönlendirmektedir.
+
biyoiktidarın araçlarından biri olarak kabul edilen bedenin anatomi politiğinde, iktidar; bireyin bedenine odaklanır ve bireylerin bedenini baskı altına almayı amaçlamaktadır.
+
…… disipline edici yapının ön planda olduğu bedenin anatomo-politiğinde ise bireylerin bedenini bir makine olarak ele alma temayülü karşımıza çıkar ve bu iki stratejiyi birbirlerinden farklılaştırır.
+
bedenin ıslah edilmesi gerektiği fikri özellikle 18. ve 19. yy.‘larda modern iktidarın bedeni hastanelerde, okullarda, hapishanelerde ve fabrikalarda çevrelemesini sağlayan disipline edici rejimlerin oluşmasına temel teşkil etmiştir. disipline edici bu rejimler bedenin anatomo-politikasını oluşturmaktadır. bu biçimin amacı, insan bedenini disipline etmek, daha verimli ve uysal kılmak, yeteneklerini geliştirmek ve ekonomik denetim sistemleriyle bütünleştirmektir.
+
beden, foucault’nun biyoiktidar yaklaşımında önemli bir yere sahiptir ve iktidar kendini beden üzerinden sürdürür. özellikle biyoiktidarın yaklaşımlarından biri olan bedenin anatomi-politiğinde, iktidar, bedeni merkez alır ve bedeni tahakkümüne almaya çalışır.
+
bedenin işlevselliğinin bilimi olmayan bir beden bilgisi ve egemen olma foucault’ya göre, bedenin siyasal teknolojisi olarak isimlendirilen şeyi oluşturmaktadır.
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/4929/1/S%C4%B0BEL_DA%C4%9ELAR.pdf