twitter – hesap – sıkıltı

sıkıltı @sikilti
can sıkıntısı – kalp sıkıntısı – akıl sıkıntısı – ruh sıkıntısı – iç sıkıntısı – göğüs sıkıntısı – …….

ebû akīl lebîd bin rebîa bin mâlik bin ca‘fer el-âmirî el-ca‘ferî
ölümüm gecikse de fazla yaşasam ne geçecek elime,
parmakların kavradığı bir asaya muhtaç olmaktan öte.

abdulkerim zeydân – çev : hayreddin karaman
zarûret halinde murdar hayvan etini yememek bir nevi intihardır.

aydınlanma hareketi
çocuğunuzu daha 9 yaşındayken bir din misyonerinin eline teslim etmek pedagojik intihardır.

tekin çolakoğlu & e.esra erturan
değişen çağda değişmemek intihardır.

şuurlu öğretmenler derneği
anadil gelişiminin tamamlanmadığı bir dönemde, ana dil eğitiminden neredeyse vazgeçerek, onun üzerine yabancı dil bina etmek intihardır.

özlem / sinemya
allah bize akıl vermiş tabiki doğal affete karşı gelemeyiz ama kader deyip oturmak intihardır. çabalamayıp,oturduğun yerden dua ederek olmaz

onur dursun
bilim gazeteciliğinde
popülaritenin
ve
pozitif bilimlerin
hegemonyası

onur dursun
bilim gazeteciliğiyle ilgili çeşitli tanımlar mevcuttur. bilim gazeteciliğinin/haberciliğinin ne olduğuna ilişkin üzerinde uzlaşıya varılmış bir tanım mevcut değildir.

onur dursun
bilim gazeteciliği, diğer bütün gazetecilik türleri gibi bir türdür. bu türlerle aynı kurallara tabi olan bilim gazeteciliği, eleştirel düşünmeyi gerektirmektedir.

onur dursun
angler’a (2017, s. 23) göre bilim gazeteciliği, karmaşık bilimsel kavramları irdelemeyi ve görevini istismar eden bilim insanlarını hesap verebilir kılmayı amaçlamakta ve bilimsel alanın derinlemesine anlaşılmasını sağlamaktadır.

onur dursun
kuşkusuz bilim gazeteciliğinin mevcut durumunu, sözde toplumsal fayda düşüncesinden hareketle tümden onaylamamız mümkün değildir.

onur dursun
hedef kitlenin popüler beklentileriyle, diğer bir ifadeyle piyasacı bir düsturla şekillenen, siyasi bağımlılıklarını gözeten kitle medyasının birçok alanı gibi bilim gazeteciliği de sorunlu ve yetersizdir.

onur dursun
bilimin kitle medyasıyla kamusallaşmasının izleri 17. yüzyıla kadar uzanmaktadır ama asıl kurumsallaşma 20. yüzyıl boyunca, bilimsel gelişmelere paralel yaşanmıştır.

onur dursun
örneğin bilim muhabirleri, abd’de 1900’lerde olağanüstü insanlar olarak nitelendirilmiş, 1930-1940’lı yıllarda toplumun kurtuluşunun bilim olduğu konusunda kamuyu ikna eder bir rol üstlenmiştir.

onur dursun
bilim haberlerine ilişkin diğer önemli bir nokta ise bu haberlerin hangi sayfalarda yer bulduğudur. bilim haberlerinin büyük bir bölümü bilim sayfaları dışında yayınlanmaktadır.

onur dursun
bilim haberciliği açısından diğer bir sorun ise, bazı bilim dallarının daha hegemonik olmasıdır. son yıllarda özellikle sağlık ve teknoloji haberleri ön plandadır.

onur dursun
gazetecilik daha orta-alt sınıf düzeyli bir kamu varsayımından hareketle içeriklerini oluşturmaktadır. bilim ise orta-üst sınıf bir kitlenin anlayacağı düzeyde ilerlemektedir.

onur dursun
bilim insanları medyanın bilimi basitleştirebileceği, haber editörleri ise bilimsel jargonun medya içeriklerini genel-kamunun anlayabileceği düzeyden uzaklaştırabileceği endişeleri bilim gazeteciliğinin başka bir sorunudur.

onur dursun
bilim insanları, bilgileri yavaş yavaş yayarken gazeteciler hızlı bir şekilde yaymaktadır. bilim insanları, hakiki bir oryantasyona sahipken, gazetecilerin oryantasyonu bireyseldir. bilim insanları, rasyonel referanslarla hareket ederken gazeteciler duygusal …….

onur dursun
fjæstad’a göre (2007, s. 128), bilimde yenilik, doğruluk ve ilginçlik gibi bir sıralama takip edilirken, haber medyasında yenilik, ilginçlik ve doğruluk gibi bir sıralama ön plandadır.

onur dursun
bilim haberciliğinin diğer bir sorunu ise niteliği düşük bilimsel çalışmalara odaklanmasıdır.

onur dursun
de semir (2000), gazetelerin kapitalist beklentiler doğrultusunda hareket ettiğini düşünmektedir.

onur dursun
analiz sonucunda bilimsel niteliğe sahip 291 haber tespit edilmiştir. bu haberlerin 72’si cumhuriyet’e, 68’i milliyet’e, 62’si sözcü’ye, 46’sı hürriyet’e, 43’ü ise sabah’a aittir.

onur dursun
bu bilgiler ışığında bilim haberlerinin (291), 5 gazetedeki toplam habere (5585) göre oranı % 5,21’dir.

onur dursun
sonuç olarak türkiye’deki bilim gazeteciliğinin tıp/doğa/teknoloji eksenli bir yapılanma yolunda ilerlediği anlaşılmıştır.

onur dursun
kamusal alanda demokratik süreçleri destekleyecek ve kamusal alanı eşitlikler/haklar düzleminde kurumsallaştırmaya çalışacak toplum bilimsel araştırmalar medya aracılığıyla yeterli düzeyde kamuyla paylaşılamamaktadır.

onur dursun
sosyal bilimler alanında yapılan çalışmalar kamusal alanla yeterince iletişim kuramamaktadır.

selahattin avşaroğlu & hayri koç
yaşam doyumu
ile
sıkıntıyı tolere etme
arasındaki ilişkide
iyimserliğin aracı etkisi

erkin şâhinöz
ben çok iyi iktisatçıyım
demek yetmiyo
ben çok iyi makina mühendisiyim
demek yetmiyo.
onun yanına
felsefe sosyoloji
vs. her şeyden biraz
koyabilmek lâzım.

mehmet yavuz
iş hayatında takım elbise ve kravat zorunluluğu olan erkekler farkında olmadan ciddi bir tehlike altında yaşıyor.

süleyman uludağ
dünya kelimesi, “yakın olmak” mânasına gelen dünüv kökünden türemiş “en yakın” anlamındaki ednâ kelimesinin müennesidir. ……. dünya kelimesinin “alçaklık, kötülük” mânasındaki denâet kökünden geldiği de ileri sürülmüştür. …….

cengiz kallek
sözlükte “haddi aşma, hata, cehalet, gaflet” gibi anlamlara gelen seref kökünden türetilmiş olan isrâf genel olarak inanç, söz ve davranışta dinin, akıl veya örfün uygun gördüğü ölçülerin dışına çıkmayı, özellikle mal veya imkânları meşrû olmayan amaçlar için …….

türkiye israfı önleme vakfı
israf

mehmet nuri inel & hakan yıldırım
operasyonel mükemmellik
üzerine
israflar için
bir model denemesi

erdem ergin
19. yüzyıl
halk şiirindeki
gelenek, eğitim ve etkileşimin
sosyal yaşama etkisi

erdem ergin
âşık veli, şarkışla’nın iğdecik köyünde doğdu. şairin annesi de babası da şairdir fakat okuma yazma bilmedikleri …….
âşık veli, genç yaşta anne ve babasını kaybetmiştir.
sevgilisinin başka birine verilmesiyle birlikte büyük acı çekmiş ve şu dizeleri söylemiştir:

âşık veli
hel hel ettim mağara’dan uçurdum
telli kız’ın gitti derler bu yola
elim ile evlerini göçürdüm
telli kız’ın gitti derler bu yola

erdem ergin
veli’nin ölümü ise son derece trajik olmuştur. “at birdenbire yekinince eyerle dal arasında sıkıştı ve eyerin kaşı göğsüne saplandı. o vaziyette köy kadar gitti. konu komşu tedaviye çalıştılarsa da, yaptıklarından ne olacak. ancak bir hafta yaşayabildi. …….

ibn sînâ
ölüm, sararıp solma ve kuruma, bedensel doğanın, maddenin suretini gerektirmesi ve çözülüp dağılan şeyin yerine bedelini getirerek onu olduğu gibi koruması yolundaki kusurundan ileri gelir. sararıp solma düzeni de kesinlikle bir amaca dönüktür. çünkü sararıp solma düzeni

ibn sînâ
için bedende görevli doğal olmayan bir neden vardır ki o da sıcaklıktır. yine sararıp solma düzeninin ilineksel anlamda doğa olan bir nedeni vardır. sıcaklık ve doğadan her birinin bir amacı vardır. sıcaklığın amacı yaşlığı çözümleme ve dönüştürmedir. böylece maddeyi

ibn sînâ
düzenli olarak sararıp solmaya sevk eder ki bu da bir amaçtır.

hilmi yavuz
sözlere bak, bağı çözük çiçekler
gibi ortada, dağılmış duruyor
nerdesin? hangisinde? solmakta mısın
doğrularda ve yalanda?

pınar doğu
fuzûlî kanamıştı o yara
+
kimbilir kimlerden daha gerçekti
ateşlerdi dokunduk ve akıp geçti
söylenmeyen ansızın görülürdü
ardımızda kalanlardı, hiç dönmedik
kedimize baktık ve geçti
+
kimbilir nasıl ölürdük
bilmesek yavaşça solmayı?

mehmet erol
bir
sözlü tarih metni olarak
kıssa-i zelzele
ve
konusunun
anadolu basınına yansıması

ali tan
kıssa-ı zelzele’nin
kelime kadrosu
ve
geçiş dönemi özellikleri

mustafa kundakcı
moldo kılıç,
ısak şaybekov
ve
kalık akıyev’in
“zelzele” temalı
şiirlerinde
toplumsal eleştiri

burçak evren
sinemamızdaki ilk renkli çekimi baha gelenbevi 1948 yılında birlik film (iskender necef) adına çektiği bir yuva böyle yıkıldı romanından sinemaya aktardığı çıldıran kadın adlı filmde yapmıştır.

kerim usta
ilk renkli türk filmi- halıcı kız

poetikbella / zehrâ mustafa
tasavvuf, illegal islam’dır. tarikatlar, din mafyasıdır.

kerim evren
türkçe bağına destursuz girmek

kerim evren
pek çok alanda olduğu gibi, “doğru ve güzel türkçe” açısından da artık can sıkıcı olmaktan çıkıp giderek “yürek yakıcı” bir hâl alan gerileme dönemi yaşıyoruz.

kerim evren
gazete / tv’lerin özellikle de kültür / sanat sayfasını hazırlayan meslektaşlarımızın türkçe dilbilgisi ve yazım kurallarını bilmemeleri, bağışlanamaz kusurdur.

ahmet haluk ünal
hiper aktivizm hiç bir zaman kayda değer bir sonuç üretmemiştir.

fulya küçükaksoy
kanser miyim?
+
esra dankı
kanser olduğumu öğrendim !
+
yonca yücel
kanser olduğumu nasıl öğrendim?
+
gürsel nur dağ
kanser olduğumu nasıl öğrendim?
+
başak çakmak
kanser miydim?
+
yağmur bircan
kanser miydim?
+
ezgi akbaş
kanser ile mücadelem

nuran özlük
psikanalitik
edebiyat eleştirisi
açısından
gayya
mefhumunun
şiire yansıması

nuran özlük
edebî eserlerin incelenmesinde kimi yazar, kimi okur, kimi eser merkezli pek çok edebiyat teorisi ve eleştirisi ortaya atılmış ve bu çerçevede pek çok eser incelenmiştir. bunlardan biri psikanalitik edebiyat eleştirisidir.

nuran özlük
freud, “yazar ve düşlem” başlıklı yazısında sanatçıyı “şu sanatçı denen acayip kişi” olarak nitelendirir. çünkü bizi nasıl etkilediği, ruhumuzda uyanmasını hiç ummadığımız heyecanların doğmasını nasıl sağladığı sanatçı olmayanlar tarafından hep merak konusu olmuştur.

nuran özlük
psikanaliz ile insanın korkuları, endişeleri, özlemleri, kederleri, arzuları vb. çözümlenmeye çalışılırken sanat metninde kullanılan imge/sembol/motifler ve bunların vermek istediği mesajlar ya da bunlardaki anlamları açığa çıkarmak psikanalizin edebiyat sahasındaki

nuran özlük
faaliyetlerinden birisidir.

nuran özlük
arapça bir kelime olan gayya (غيا ,(cehennemde bir kuyu veya derenin adıdır. mecaz anlamda ise belalı yer, içine düşenin bir daha çıkamayacağı anlatan yer/durum ya da karmaşık işlerin döndüğü yer veya çok çapraşık durum demektir.

nuran özlük
toplumumuzda gayya, daha çok kuyu/çukur kelimeleriyle birlikte gerçek anlamı dışında daha çok kötü/berbat/karmaşık duygu/düşünce/olay/durumları ifade etmek için kullanılmaktadır.

nuran özlük
gayya mefhumunu şiirin içinde kullanmaktan ziyade şiirinin ismine vererek ön plana çıkan/çıkaran dört şair tevfik fikret, şükûfe nihal, nâzım hikmet ve salâh birsel’dir.

nuran özlük
ali ihsan kolcu’nun çalışmasında belirttiği üzere baudelaire’in “leş” adlı şiiri ile fikret’in “gayyâ-yı vücûd”u üslup ve içerik açısından büyük benzerlikler göstermektedir. “gayyâ-yı vücûd”, tevfik fikret’in “en etkili, dehşet duygusu uyandıran şiirlerindendir.

tevfik fikret
işte gayyâ-yı vücûd, işte o zulmet, o batak;
beşerin işte, pür ümmîd ü heves, kıvranarak
ka’r-ı târında şinâh ettiği girdâb-ı ufûl!
+
rûh-ı sâfı şeb-i a’mâkına ettikçe nüzûl
çırpınır gayz u teneffürle; fakat bî-ârâm
edecektir bu nüzûlünde ebedlerle devâm.

nuran özlük
fikret, şiirde varlığı/varlık âlemini gayya kuyusuna benzetmiştir. varlığı bu şekilde tasvir eden fikret’in hâletiruhiyesindeki marazi bedbinliği, “hiçbir kurtuluş ümidi bırakmayan bu hayat görüşü, fikret’i bu devirde mutlak bir acze sürüklemiştir.”

nuran özlük
kaplan, fikret’in beden yapısı ile psikolojisi arasındaki uyuma dikkat çeker. fikret’in yapısı “piknik”e yakın “atletik”tir. atletik tipler bir dengesizlik başgösterdiği zaman şizofreniye doğru meyletmektedirler. bunların normal mizaçları şitoizmdir.

şükûfe nihal
ince, dar bir merdiven, bir daha ve bir daha;
indikçe derinleşen, koyulan bir karaltı;
girinti çıkıntılar, derinden homurtular;
burası bir yer altı, burası bir yer altı!…

nuran özlük
şükûfe nihal, 1935 yılında yayımladığı şile yolları adlı eserinde “gayya” şiirine tekrar yer verir. ancak şiir üzerinde bazı değişiklikler yapmıştır.

nuran özlük
gayya”nın ilk yayımlandığı tarih, 1929 dünya ekonomik buhranı’nın türkiye’yi derinden etkilediği 1930 senesidir.

nuran özlük
gayya kuyusu”nda nâzım hikmet bir yandan ülkesinin insanları için duyduğu özlem ve endişeyi yansıtmakta, bir yandan da ezilmişliğin farkına vararak bilinçlenmeleri için onları uyarmaktadır.

nâzım hikmet
seydi fakıllı köyünde kadınlar art arda dizilmiş su çekerler
art arda bağlanmışlar bir tek ipe
su çekerler gayya kuyusundan,
su çeker taş devri kadınları

nuran özlük
30 ağustos 1962 tarihini taşıyan “gayya kuyusu” adlı şiirde anadolu insanının çektiği sıkıntılar küçültülmüş ölçekte seydi fakıllı köyü vasıtasıyla verilir.

salâh birsel
başlayınca eğer gayya
kuyunun ortasında şakkadak
bir yüreksöken gelip kavuşsa
yarı açlık yarı tokluk
siz uykulardan uyanmayın

nuran özlük
1972 yılında yayımlanan haydar haydar’da yer alan “gayya” da “anlamı bağırmayan” şiirlerdendir. birsel, kelime seçimi, olayı kelimelerin ses değeri ile anlatma eğilimiyle müzikaliteyi önemseyişi bu şiirinde de dikkati çekmektedir.

nuran özlük
bir sanatçı olarak dünyaya geldiğine inanan bir çocuğun ileriki yıllarda bir şiiri sebebiyle mahkemeye verilmesi ve içinde bulunduğu siyasi ortam, şairin “gayya” şiirindeki karamsar bakış açısının da bir sebebidir.

fatih yıldız
bir cinayetin anatomisi:
emine bulut

rostem siyahtaş
bir cinayetin anatomisi
(hasret daşlı)

necati tonga
cumhuriyet dönemi
türk edebiyatında
beddua şiirleri

kadın eserleri kütüphanesi ve bilgi merkezi vakfı
kadın hayatlarını yazmak:
oto/biyografi, yaşam anlatıları, mitler ve tarih yazımı
uluslararası sempozyum bildiri kitabı

erendiz atasü
annemle babamın mezarlarına uzanmış kendimi tanıyorum, öğreniyorum. gövdemin – erkek dokunuşlarından uzakta- eskiden olduğu gibi boş, yarım ve kuru olmadığını fark ediyorum.

tomris uyar
beşikten mezara kadar çeviri!

adeline virginia stephen / virginia woolf – çev : oya dalgıç
ucuz zekâ gösterilerinin, parlak taşlamaların ve hatta mezarda bile acısı içinden çıkmayacak bayağılığın -daha çok da baştan savmacılığın- yazarı olarak kalacağım gelecek kuşaklara.

adeline virginia stephen / virginia woolf
çok şişman bir kadın, bir kız, bir erkek resmi tatili geçirdi -tam bir güneş ışığı ve keyif gününü- kilise avlusunda aile mezarlarını ziyaret ederek.

adeline virginia stephen / virginia woolf
sonra haig’ın mezarı var her tarafına koyu kırmızı gelincikler sıkıştırılmış.

adeline virginia stephen / virginia woolf
mezarın üstünde o anda ziyafet çeken öyle kilolu bir kadın.

adeline virginia stephen / virginia woolf
yeni odamda doğallıkla yazamıyorum daha, çünkü masa doğru yükseklikte değil, ellerimi ısıtmak için eğilmem gerekiyor.

adeline virginia stephen / virginia woolf
ama bitkin düştüm: bataklığımı istiyorum, kırlarımı, havadar odamda usulca uyanmayı.

adeline virginia stephen / virginia woolf
ama galiba en mutlu olduğum yer kendi odam.

adeline virginia stephen / virginia woolf
odamı derleyip toplayarak yatıştırdım kendimi.

adeline virginia stephen / virginia woolf
odamı yeniden düzenledikten sonra (masamı güneş alacak biçimde çevirerek: kilise sağda; pencere solda; çok hoş bir yeni manzara)

arif dino
döner kebap dönmez olsun
taştan mantar tarlası
çok yaşasın ölüler

hicrî
göñlüm alınca baña dilber vefâlar gösterür
ihtiyârum gidicek elden cefâlar gösterür

ümîdî
dil virme ümîdî sakın âlâyiş-i dehre
kim âkıbetü’l-emr anun sonı hebâdur

maşallah kızıltaş
besnili lüzûmî
ve
kaybolan dîvânı

m. öcal oğuz
yozgatlı hüznî’ye
göre
şair ve şiir

hüznî
âlim cahil cahil m ahir
kuzgun zâhid kum ru fâcir
tûtî ümmî ördek şair
porsuk camuz hâr küheylan

hüznî
kimi müftî kimi ’nâib
kimi şair kimi kâtib
kimi matlub kimi tâlib
akıl ermez ne hikmet var

hüznî
hizbî nâşâd olsun âbâd şehr-ı yozgad pek latif
cây-ı dilber kâtip erler şi’re eyler i’tibar

halil çeltik
rumeli şairlerine
göre
rumeli coğrafyası

mezâkî
idüp rûm illerün zevkin mezâkî sâde-rûlarla
gönül ne meyl-i sitanbul ne fikr-i üsküdâr eyler

hayâlî
her hakîme hemdem olsam hikmet-i yunan bilir
zehr-i gam def’ine tiryâk istesem ejder sunar

ishâk
gör e ishâk gör e üsküb’i virmez feleğe
meleğe yer komadı şehrümüzün oğlanı

hayretî
ilâhî bu beligrad’un esâsın üstüvâr eyle
içinde cümle mahbûbın cihân durdukça var eyle

sâbit
ilm-i şerîfünüz ki adîmü’l-misâldür
ma’lûmdur harâbe-i bosna ne hâldür
+
virdiler bosna’da mansıb diyü bir cây-ı azâb
göricek hâtıra vâdî-i cehennem geldi

âşık çelebi
siketvâr’un segidür varsa serdârını segbânun
külehdârunla havfun ile derdin kime ağlaya
+
n’ola kanlu yaşumdan deşt ü sahrâ lâlezâr olsa
bahâr oldı yine tuna aka başladı bulanık

mesîhî
soyınup tunca’ya girer güzeller
açılur ak göğüsler ince beller

hayâlî
keştî-i bâdeyi gel tunca’ya karşı çekelim
ey diyen edrine’de zevk-i sitanbul olmaz

kadri hüsnü yılmaz
divan şairlerinin
meydan okumaları
ve
kendi şiirlerine nazire istekleri

sefa alperen öztürk & alper özorak
sünnetin
cinsel fonksiyonlar
üzerine etkisi

hüseyin aydemir & ahmet gökçe
sünnetin
ejakülasyon kontrolü
üzerine etkileri

zeki bayraktar
elektif erkek sünneti;
medikolegal tartışmalar
ve
güncel literatür

s.n. cenk büyükünal
toplumumuzda
sünnet uygulamaları
ve
tarihi gelişimine
bir bakış

m. cumhur izgi
tedavi amaçlı olmayan
erkek çocuk sünnetinin
etik değerlendirmesi

taylan akkayan
bedenin
kültürel gerekçelerle
sakatlanması
ve
söğüt’te sünnet

ercan sivaslı & ali ihsan bozkurt & haluk ceylan & yavuz coşkun
gaziantep bölgesindeki
anne ve babaların
sünnet ile ilgili
bilgi, tutum ve davranışları

necmi sarı
rivâyetlere göre
sünnetin (hitânın)
tarihi
ve
ahkâmı

halil şengül & arzu bulut
erkek çocuklarda
yapılan sünnet
ve
hasta hakları boyutunun
incelenmesi

ulviye ünüvar
sünnetsiz ve sünnetli
yetişkinlerin
beden algıları
ve
benlik saygıları

suna nil kurşun
10 yaş altı
erkek sünnet çocuklarının
sünneti algılayışlarının,
bu durum karşısında yaşadıkları güçlüklerin
ve
anksiyete düzeylerinin
incelenmesi

şemsettin kırış
sünnet perspektifinden
“cinsel istismâr”
üzerine bazı
mülâhazalar

neotroy games
entrika

neotroy games
politikacılar, askerler, gazeteciler, aktivistler ve iş adamları… bir ülkenin geleceğini bunlardan daha iyi şekillendirebilecek başka bir oluşum var mı?

esad mansur
siyasi entrikalar
karşısında
bir değil
bin kez
uyanık olun!

murat yetkin
insanoğlunun merak ve entrika eğilimi hiç bitmeyecek.

orkun ok
entrikalar ardında
bir arayış

orkun ok
kimi zaman entrikalara kurban gidiyoruz, kimi zaman da o entrikaları ortaya çıkaranlar oluyoruz bizler.

ata atun
kıbrıslı rumların
bizans entrikaları

tiyatro ışık uzmanları dayanışma ve yardımlaşma derneği
tiyatro türleri:
modern tiyatro

tiyatro ışık uzmanları dayanışma ve yardımlaşma derneği
vodvil: ……. bugün konusu çok entrika , kaba-saba şakaları bulunan , söz oyunlarına ve yanlış anlamalara büyük yer ayıran , metinden çok irticale önem veren komedi türü anlamına gelmektedir .

melis yalçın
popüler kültür ürünü olarak
türk televizyon dizilerinde
etnografik iletişim kodların
kullanımı:
diriliş “ertuğrul” dizisi örneği

melis yalçın
savaş, adalet, cesaret, fedakarlık, mücadele, aşk, entrika gibi konular işlenmektedir.

h. harika durgun
tanzimat devri romanlarında
ölümcül kadınlar (femme fatale)

h. harika durgun
ölümcül kadın, erkeğin egemen olduğu toplumda, otoriteye başkaldıran bir kadını temsil ettiği için okura bir “şeytan” olarak sunulur. hile, yalan, entrika, cinayet onun silahlarıdır.

johann wolfgang von goethe
ve sevgili dostum, yanlış anlaşılmaların ve tembelliğin, dünyada entrika ve kötülükten belki daha fazla yanılgıya yol açtığını bu küçük mesele de bir kez daha anlamış oldum.

laurence sterne
ciddiyetin özü entrika, dolayısıyla riyaydı.; – insana kendisini olduğundan daha duyarlı, daha bilgili göstererek dünyanın gözüne girmesi için öğretilmiş bir hileydi; hem de bütün yapmacıklıklarıyla.

gustav meyer / gustav meyrink
dünya entrika ve zehirlerle dolu…

robert greene
eğer dünya dev bir entrika sarayı ise ve biz de onun içinde kısılıp kalmışsak, oyundan vazgeçmenin bir yararı yoktur.
bu ancak sizi güçsüz kılar ve güçsüzlük sizi perişan eder.

falih rıfkı atay
istanbul şehri bir yara. burada büyük idealler ve ilhamlar yok.
burası entrika, rezalet, hile, korkaklık karargâhı. hain erkekler ve namussuz kadınlar şehri.

stendhal
entrika çevirmeyi bilmeyen erdemli bir rahip bir köye tanrı’nın bir armağanıdır.

murat menteş
burada, entrika üniveristesi’nin fitne fakültesi’nde şeytanın hazırladığı müfredatı işlemiyoruz.

ahmet deniz
iyilik iyiyse, yeryüzünde entrika, zulüm, fesat, işkence, kan, gözyaşı niye var ?

niccolò di bernardo dei machiavelli
hükümdar, meleklerin değil, güç, entrika ve kıskançlığın dünyasında yaşar.

tülüce tokat
büyülü gerçekçilik

tülüce tokat
katı kuralları, altında yatan mantıksal ilkeleri ve bir aradalığın zarar görmemesi için oluşturulan yasalarıyla gerçeklik can sıkıcı hale gelmeye elverişlidir.

tülüce tokat
hemen herkesin gerçekliğin üzerine geldiğini hissettiği, bunaldığı, kaçacak yer aradığı zamanlar olur.

tülüce tokat
gerçeklik, bireyden katı taleplerde bulunarak baskı yaratıcı bir hal alabilir.

tülüce tokat
her ne kadar sıkıcı olsa da gerçekliğe ihtiyacımız var.

tülüce tokat
sanat başlı başlına insanın gerçeklikten kaçarak bir süreliğine de olsa hayali dünyalara sığınmasına verilen ad.

tülüce tokat
büyülü gerçekçilikse hayali dünyaların masala yakın versiyonlarını sunuyor bana göre.

tülüce tokat
gerçekliğin büyüsünden arındırdığı dünya yeniden büyülü bir hal alıyor romanın ya da filmin öyküsü içinde. büyüsü bozulmuş dünyayı yeniden büyülemek amacı taşıyan sanatsal bir tür.

tülüce tokat
insan sadece gerçekliğe değil, hayal kurmaya, hayalin içinde sürüklenmeye, katılıklardan, belirginliklerden, planlardan kaçmaya da ihtiyaç duyar. bu anlamda iki yönlü bir varlıktır: gündüz yaşamı ve gece yaşamı gibi ayrılmıştır gerçeklik ve hayali olan.

tülüce tokat
edebiyattaki büyülü gerçekçilik en fazla ilgimi çeken kısım.

tülüce tokat
her roman bir yolculuksa da, söz konusu büyülü gerçekçilik olduğunda bu yolculuk evrenler arasındadır ve bu niteliğiyle masala olduğu kadar bilimkurguya da yaklaşan bir türdür.

tülüce tokat
sinemanın büyülü gerçekçiliğidir bence bilimkurgular ve fantastik filmler.

tülüce tokat
gerçekliği kurutucu olmaktan çıkaran şeylerden biridir tesadüfler, karşılaşmalar, şans ya da bahtsızlıklar.

tülüce tokat
yarın ne olacağından emin olduğumuzda o gün can sıkıcı bir hal alır; bir yıl boyunca ne olacağını bilmemiz durumundaysa ömrümüzden bir sene çalınmış gibi hissedebilirdik.

tülüce tokat
büyülü gerçekçilik yaşamın kendisinde mevcuttur zaten, sadece onu fark edemeyecek denli meşgulüzdür çoğu zaman.

hakan cengiz
gönüllü sade yaşam
davranışının
ölüm tüketimi
davranışına
yönelik tutumlar
üzerine etkisi:
türk ve amerikan
kültürleri arasında
bir karşılaştırma

hakan cengiz
yaşam tarzı kavramı genel olarak; bir bireyin faaliyetleri, ilgi alanları, beğenileri ve tercihlerinin toplam önerisi olarak ifade edilebilir.

hakan cengiz
gönüllü sadelik, insanların tüketici olarak davranışlarını sadeleştirdiği bir yaşam tarzı felsefesidir. gönüllü sade yaşamı benimsemiş bireyler, bu yaşam felsefesinin karakteristiklerini yaşantılarına farklı düzeylerde uygulamaktadır.

hakan cengiz
doğum, mezuniyet, evlilik, ölüm vb. olaylar insanların yaşantılarında sınırlı sayıda tecrübe ettikleri kritik yaşam olayları arasındadır. bu gibi durumlarda tüketicilerin gündelik yaşantılarında sergiledikleri davranışlara benzer davranışlar sergilememeleri olasıdır.

hakan cengiz
bu tez kapsamında gönüllü sade yaşamı tercih etmiş bireylerin ölüm tüketimi davranışlarına yönelik tutumlarının da sade bir görünüm arz edip etmediği ve gönüllü sade yaşamla ölüm tüketimi arasındaki muhtemel ilişkilerin neler olduğu sorgulanmaktadır.

hakan cengiz
“yaşam tarzı” kavramı pazarlama disiplininde ilk kez 1963 yılında william lazer tarafından tanımlanmıştır. bu tanıma göre yaşam tarzı;

william lazer
toplum içerisindeki yaşam dinamiklerinden ortaya çıkan bir sistemler kavramıdır. yaşam tarzı, belirgin ve karakteristik bir yaşam biçimini ifade etmenin yanı sıra, toplumun ya da tüketicinin yaşam tarzını yansıtan satın alma ve tüketme eylemlerinin bütünüdür.

hakan cengiz
levy’ye göre, bir tüketicinin kullanmış olduğu ürün ve hizmet toplamı o tüketicinin yaşam tarzının aynası niteliğindedir.

hakan cengiz
kültür, bir tüketici olarak bireyin davranışlarını etkileyen yaşam tarzları ve değerlerinin içine işlemektedir. dünya kültürleri, yaşam tarzları ve değerler bakımından göreceli olarak birbirlerinden farklıdır.

hakan cengiz
literatürde “gönüllü sade yaşam tarzları”, kısaca “gönüllü sadelik” olarak da ifade edilmektedir. sadelik; yalın olma durumu, yalınlık anlamlarına gelmektedir.

hakan cengiz
insan davranışlarının karmaşıklığı ve yaşam tarzlarının öznelliği nedeniyle, gönüllü sadelik kavramı için herkes tarafından kabul görmüş bir tanım önermek mümkün değildir.

hakan cengiz
gönüllü sadelik, her bireyin içinde bulunduğu yaşam koşullarında kendisinin keşfedeceği bir tecrübedir. bununla birlikte elgin ve mitchell gönüllü sadeliği, görünüşte sade ancak manen zengin bir yaşam tarzı olarak tanımlamışlardır.

hakan cengiz
görünüşte sade ve manen zengin bir yaşam tarzı; tüketimde kanaatkârlığı, güçlü bir çevresel duyarlılığı, daha insancıl çalışma ve yaşam koşullarını arzulamayı ve topluluk içerisinde daha yüksek düzeyde psikolojik ve ruhani potansiyele ulaşma

hakan cengiz
amacını bünyesinde barındırmaktadır.

hakan cengiz
her ne kadar gönüllü sade yaşam tarzları, tüketici yaşam tarzı olarak 1970’li yıllar itibariyle medya ve akademik çevrenin ilgisini çekmeye başlamışsa da, kökleri insanlık tarihine dayanmaktadır.

hakan cengiz
gönüllü sadelik geçmişten günümüze, sanatçılar, bilim insanları, dini liderler, yöneticiler, şair ve yazarlar tarafından yaşam tarzı olarak benimsenmiştir.

hakan cengiz
bilinçli, maksatlı ve planlanmış bir yaşam tarzı olan gönüllü sadelik, insanlara daha yüksek bir yaşam standardı sunmaktadır. gönüllülük esası bireylerin sade yaşam tarzını zorunda oldukları için değil, kendileri arzu ettikleri için seçmelerine dayanmaktadır.

hakan cengiz
literatürdeki çalışmalardan hareketle bilinçli tüketim, özgüven, özgür irade, kendini ifade etme, kendine yeterli olma, kendine saygı duyma ve kendini gerçekleştirme gibi kavramların gönüllü sadeliğin alt değerleri olduğu söylenebilir.

hakan cengiz
bu kavramların toplam önerisi, daha sade bir yaşam biçimini vurgulamaktadır.

hakan cengiz
gönüllü sadelik, bireylerin kendilerini iyi hissetmeleri ve mutlu olmaları ile yakından ilişkilidir. mutluluğa ve kendi yaşamını kontrol yetkisine sahip olmaya giden yol, bireylerin bu alt değerlere hangi düzeyde sahip olduklarına bağlıdır.

hakan cengiz
gönüllü sade yaşayan bireyler için kalite vazgeçilmez bir unsurdur. gönüllü sade yaşayan birçok kişi satın alma davranışlarında kaliteyi ön planda tutarlar. bunun temelinde kaliteli ürünlerin daha dayanıklı olacağı varsayımı yatmaktadır.

hakan cengiz
bir bireyin gönüllü sade yaşantısının temelini, kişisel güdülerin yanı sıra sosyal, çevresel ve ahlaki güdüler de oluşturabilmektedir.

hakan cengiz
gönüllü sadelik gerek kavram olarak, gerekse yaşam tarzı olarak farklı şekillerde algılanabilmektedir. bu algılamaların bazıları popüler medya tarafından oluşturulmaktadır.

hakan cengiz
medyada gösterilmeye çalışıldığı gibi gönüllü sade yaşam, ağaçların arasında ve kırsal bölgede yaşamakla aynı şey değildir. bu tarz bir yaşam tarzı modern gerçekliğe uymamaktadır.

hakan cengiz
ölüm, bireylerin gündelik yaşantılarında en azından düşünsel olarak tecrübe ettikleri ve sahip oldukları değerler ve davranışsal özellikler bakımından farklı şekillerde etkilendikleri bir olgudur.

hakan cengiz
bireyler yaşamlarının belirli evrelerinde yakınları ve kendileri için tıbbi, törensel, toplumsal ve yasal açılardan ölüm gerçeğiyle yüz yüze gelebilmektedirler.

hakan cengiz
hayatımızın merkezine yerleşmiş bir kavram olan ölüme, pazarlama yazınında bugüne kadar gereken ilgi gösterilmemiştir. hayatımızın merkezine yerleşmiş bir kavram olan ölüme, pazarlama yazınında bugüne kadar gereken ilgi gösterilmemiştir.

hakan cengiz
jessica mitford’un 1963 yılında yazmış olduğu “the american way of death”adlı kitabı pazarlama disiplini dışında kalsa da,

hakan cengiz
amerikan cenaze hizmetleri pazarında yer alan yüksek maliyetli ölüm tüketimi ürünlerini ve cenaze evlerinin pazarlama stratejilerini ağır bir şekilde eleştirmektedir.

hakan cengiz
ölüm, insanların yaşamlarında yalnızca bir kez yaşayacakları bir olgudur. dolayısıyla tüketicilerin cenaze hizmetleri pazarına konu olan ürün ve hizmetler hakkında yüksek düzeyde tecrübe sahibi olmaları çok olası değildir.

hakan cengiz
toplumların ölüm olgusunu nasıl karşıladıkları, yaşayış biçimleri hakkında ipucu niteliğindedir. ölüm olgusuna verilen tepki ve karşılama biçimi, neredeyse her toplumda cenaze törenlerinin düzenlenmesiyle ortaya konmaktadır.

hakan cengiz
yaşamın anlamsızlığına inanılması yok oluş fikriyle yakından ilişkilidir. insanların öldükten sonra bir yaşamın olmadığına inanması, ölüme hazırlanmama ya da ölüm olgusunu önemsiz olarak görme gibi durumlara sebep olmaktadır.

hakan cengiz
insanlık tarihinden beri, birçok toplumda ölümün sosyal düzeni bozduğuna inanılmıştır.

hakan cengiz
ölümden sonra yaşamın varlığına inanmak, inanmamak veya ölümü yalanlamak ölümün toplumlar için ifade ettiği anlamı ve dolayısıyla defin ve tören şekillerini etkileyebilmektedir.

hakan cengiz
sağır, günümüzde modern hayatın ölümü kurumsallaştırdığını ve ölüm sürecindeki ve sonrasındaki ritüel ve kültürel davranışların kaybolduğunu öne sürmektedir.

hakan cengiz
ölüm tüketimi ile ilgili ritüel davranışlar kültürlere göre farklılık göstermekle birlikte, pine, ölen kişinin yakınlarının cenaze ile ilgili işlemler için yapmış olduğu harcamaları tüm toplumlarda var olan ortak bir davranış biçimi olduğunu öne sürmektedir.

hakan cengiz
ölüm tüketimi ile ilgili yapılan harcamalar her toplumun kendisine has cenaze hizmetleri pazarının oluşmasına, gelişmesine ve dönüşmesine katkı sağlamaktadır.

hakan cengiz
cenaze hizmetleri pazarı, tüketicilerin talep ve ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çok farklı çeşitlilikteki ürün ve hizmetleri onlara sağlamaktadır.

hakan cengiz
hatta bazı durumlarda, cenaze hizmetleri pazarı geliştirmiş olduğu alternatiflerle, cenaze törenlerinin seyrini ve dolayısıyla ölüm olayının insanlar tarafından karşılanma biçimini dahi şekillendirebilmektedir.

hakan cengiz
insanların ölümle ilgili faaliyetlere para harcamak istemesi, küçük işletmeleri cenaze hizmetleri pazarıne konu olan farklı çeşitteki ürün ve hizmetleri sağlamaya teşvik etmiştir. bunun neticesinde ölüm tüketimi kazançlı bir iş alanı olarak ortaya çıkmıştır.

hakan cengiz
makinelerin çalışması nasıl fosil yakıtlara bağımlıysa, endüstrileşmenin de ölümden bağımsız olarak gerçekleşeceğini düşünmek imkânsızdır.

hakan cengiz
cenaze ve defin giderleri, ölüm olayının gerçekleşmesiyle başlayan ve yas tutmanın bitmesiyle sona eren süreçte yapılan masrafları kapsamaktadır.

hakan cengiz
cenazenin nakli, saklanması, gömülmesi, mezar yerinin alınması, kazılması, dini törenlerde yapılan bütün masraflar ile yas boyunca yapılan ikramlar, mezarın yaptırılması ve basın organlarına verilen ilanlar dâhil tüm kalemleri kapsamaktadır.

hakan cengiz
cenaze hizmetleri pazarı günümüzde, sağlık endüstrisi ile iç içe bir görünüm arz etmektedir. kuşkusuz yaşanan tıbbi gelişmelerin ve buna paralel olarak sağlık sisteminin gelişmesinin bu duruma etkisi büyüktür.

hakan cengiz
batı toplumlarında 1940’ların sonlarında ölümlerin %70’i evde gerçekleşmişken, 1980’li yılların ortalarında ölümlerin %80’inden fazlası kurumsal ölçekte yani sağlık kuruluşlarında gerçekleşmiştir.

hakan cengiz
bu durum, insanların hastanede ve morglarda kaldıkları sürenin ekonomik anlamda bir karşılığı olduğu gerçeğini de beraberinde getirmektedir.

hakan cengiz
amerika’da yaklaşık 20.000 cenaze evi, 115.000 kabristan ve anma töreni alanı, 1700 adet krematoryum bulunmaktadır ve cenaze hizmetleri pazarı yaklaşık olarak 15 milyon dolarlık bir değere sahiptir.

hakan cengiz
türkiye’de cenaze hizmetleri pazarı amerikan cenaze hizmetleri pazarından oldukça farklı bir görünüme sahiptir. ölümle ilgili neredeyse her türlü işlem belediyeler tarafından vatandaşlara ücretsiz olarak sunulmaktadır.

hakan cengiz
ölüyü defnetmek ve cenaze törenini gerçekleştirmek için kullanılan ürün ve hizmetler, geride kalanların kendilerini iyi hissetmelerini sağlamaktadır.

hakan cengiz
ölen kişinin ya da yakınlarının cenazenin özel bir araziye ya da kabristan içerisinde belirlenen özel bir yere defnedilmesini istemesi durumunda, mezar yeri ücreti artabilmektedir.

hakan cengiz
amerikan kültüründe ise özellikle geleneksel cenaze törenlerinde cenazenin nakli, limuzin gibi lüks araçlarla gerçekleştirilmektedir.

hakan cengiz
amerikan ve türk kültüründe, cenaze törenlerinde geleneksel ve resmi kıyafetler tercih edilmekte ve matem ifade eden siyah ya da koyu tonlardaki renkler tercih edilmektedir.

hakan cengiz
türk kültüründe yakınların ve komşuların cenaze evine yemek desteği verdiği de bilinmektedir. türk kültüründe yer alan böylesi bir davranışın temelinde ikram edilenlerin, ölen kişinin ruhuna gideceği ve günahlarının affolunacağı inancı yatmaktadır.

hakan cengiz
hıristiyanlık inancında mumların özellikle cenaze törenlerinde manevi bir anlamı bulunmakta, mum ışıkları dünyanın karanlığını aydınlatan ilahi ışık olarak görülmektedir.

hakan cengiz
amerika’da daha yaygın olarak tercih edilen mezarlık çeşidi, yalnızca ölen kişinin ismi, doğum tarihi, resmi ve ölüm tarihi gibi bilgilerin yazıldığı mezar taşının toprağın üzerinde kalacak biçimde düzenlenmesidir.

hakan cengiz
türk kültüründe ise, mezarlığın dikdörtgen bir biçimde toprağın üzerinde kalan mermer ya da granitlerle tasarımlanması ve bu yapının başına ölüye dair bilgilerin ya da resminin yer aldığı bir mezar taşının eklenmesi esastır.

hakan cengiz
türk cenaze hizmetleri pazarında yer alan ürün ve hizmetlerin, zaman içerisinde amerikan cenaze hizmetleri pazarında yer alan ürün ve hizmetlerle benzeştiği söylenebilir.

hakan cengiz
cenaze törenleri insanları ağlatan, eğlendiren, savaştıran ya da bunlardan alıkoyan binlerce farklı kombinasyondan oluşan özel durumlardır.

hakan cengiz
cenaze törenine verilen tepkinin ya da düzenleniş şeklinin bu denli farklı kombinasyondan oluşması, ölümün evrensel etkisinin bir göstergesidir.

hakan cengiz
cenaze törenlerinin gösterişli mi yoksa sade mi olduğunu belirleyen ve çoğu toplumun mutabık olduğu bazı noktalar vardır.

hakan cengiz
michael jackson’un cenaze töreninde, amerikan cenaze hizmetleri pazarında kullanılan neredeyse bütün ürün ve hizmetler yoğun bir biçimde kullanılmıştır.

hakan cengiz
uzunpostalcı, cenazenin toprağa tevdi edilmesinin çevre temizliği, sağlık, insanın saygınlığının korunması ve ölümü hatırlatma türünden birçok hikmeti bulunduğunu vurgulamaktadır.

hakan cengiz
çevreci gömülmenin genellikle gösterişten uzak bir biçimde gerçekleştirilmesi nedeniyle bazı kaynaklarda doğrudan gömülme olarak da anılabilmektedir.

hakan cengiz
evde gömülme, cenazeyi ziyarete ve define hazırlama işlemlerinin cenaze yetkilisinin katılımı eşliğinde evde hazırlanmasına dayanmaktadır.

hakan cengiz
amerikan cenaze hizmetleri pazarının törenlerde sunmuş olduğu çeşitli hizmetler, cenaze törenlerine katılım ve rolleri de etkilemektedir. çoğu törende törenin seyri, cenaze yöneticisi adı verilen kişiler tarafından yönetilmektedir.

hakan cengiz
bu tez kapsamında gönüllü sade yaşam tarzları ile ölüm tüketimini teorik bir çerçeveye oturtabilmek ve aralarındaki muhtemel ilişki ağlarını açıklayabilmek amacıyla gösterişçi tüketim teorisi ve referans grup teorisi seçilmiştir.

hakan cengiz
veblen aylak sınıfın teorisi adlı kitabında, aylak sınıfın yükselişini ve 1800’lü yılların sonlarına doğru sergiledikleri gösterişçi tüketim davranışlarını ele almaktadır.

hakan cengiz
gösterişçi tüketim, sosyal sınıf farklılıklarından türetilen ve baskın bir biçimde “altüst” sınıf faaliyeti olarak tanımlanan bir olgudur. söz konusu sınıf, ürünleri servetlerinin bir göstergesi veya kanıtı olarak kullanmaktadır.

hakan cengiz
veblen’e göre, lüks ürünler ve yaşam konforu aylak sınıfın tekelindedir. buna göre toplumun geri kalanı ve bu kesimden de özellikle kadınlar, aylak sınıfın yaşamını lüks içerisinde sürdürebilmesine hizmet eden bireylerden oluşmaktadır.

hakan cengiz
lüks ürünlerin bireyler tarafından tüketilmesindeki en temel nedenlerden birisi, bu ürünleri tüketmenin bireyleri saygın kişiler olarak göstereceği düşüncesidir.

hakan cengiz
tersi bir durum, yani lüks ürünlere sahip olamama durumu ise, birey için değersizlik ve bir kabahat unsuru olarak görülmektedir.

hakan cengiz
gönüllü sadelik, boş zaman yaratma hareketi olarak da tanımlanmaktadır. bu bağlamda gösterişçi tüketime eğilimli bireylerle, gönüllü sade yaşayanların boş zaman yaratma gayelerini birbirlerine karıştırmamak gerekir.

hakan cengiz
gönüllü sadelik, yapılan işten elde edilen gelir az olsa dahi, çalışma koşullarına saygı duymayı bünyesinde barındıran yeni bir kültür sunmaktadır. tüketimde müsriflik ve gösterişçi tüketim yerine, kanaatkârlığı önermektedir.

hakan cengiz
bazı toplumlarda cenaze törenleri, tüketime konu olan ürün ve hizmetler aracılığıyla bir şölen edasında kutlanabilmekte iken, bazılarında mümkün olduğunca sade bir şekilde düzenlenmektedir.

hakan cengiz
insanlar cenaze törenlerine, ölen kişiyi anmanın ötesinde çeşitli eğlencelere katılmak ve sunulan ikramları tüketmek için katılabilmektedirler.

hakan cengiz
gösterişçi tüketim teorisi her ne kadar tüketim bağlamında gönüllü sadelikle zıt bir görünüm arz etse de, geçmiş ve günümüz arasında ölüm tüketimi açısından köprü kurmaya olanak tanıyacak güçtedir.

hakan cengiz
tüketici olarak bireylerin davranış kalıpları referans grupları ve sosyal sınıflar gibi tutum ve değerlerin etkisi altındadır. referans grupları, bireylerin satın alma kararlarını verirken öykündükleri kişilerden oluşmaktadır.

hakan cengiz
gösterişçi tüketime konu olan ürünler genelde pahalı ve lüks ürünlerden oluşmaktadır. michman golf gibi pahalı bir aktivite için kullanılan lüks ürünlerin tüketilmesinde referans gruplarının etkisinin güçlü olduğunu öne sürmektedir.

hakan cengiz
gönüllü sade yaşam; eğitim kurumları, kamu kuruluşları, dernek ve vakıflar ve hatta işletmeler tarafından özendirilmelidir. özellikle ülkemizde gönüllü sadelik kavramının ifade ettiği anlam, birçok insan tarafından bilinmemektedir.

şevket ökten
kan davası:
kanın öcü
ya da
şeref uğruna
verilen
kolektif savaş

şevket ökten
kan davalarına neden olan ilk eylemde ve/veya öç alma sürecinde faillerin en çok kullandıkları savunmalardan biri “şeref” kavramıdır.

şevket ökten
şeref ve yasallık arasındaki çelişki bugüne dek varlığını sürdürmüş asli bir çelişkidir.

nurduran duman
biz insan ne zaman şereflenmeyi hak edeceğiz?

batuhan seke
şerefsizliğin gücü

kur’an / allah / tanrı – çev : şaban piriş
allah, katında en şerefliniz, ondan en çok sakınanınızdır.

nâbî
der beyân-ı şeref-i istanbul
+
andadur mertebe-i ‘izz ü şeref
gayri yirlerde olur ‘ömr telef

ahmed hâşim / ahmet hâşim
düşünüş ayrılığından dolayı hakaret, öteden beri bizde kullanılan aşınmış bir silahtır. ki, şerefsiz bir miras halinde, aynı cinsten kalem sahipleri arasından batından batıla intikal eder.

naciye güngörmüş
ölümünün 140. yıldönümünde
sandor petöfi
(1823—1849)

naciye güngörmüş
ülkesini, ulusunu bağımsız ve özgür görmek isteyen petöfi bu duygularını, düşüncelerini defalarca şiirlerinde dile getirmiştir. bu tarzdaki ilk şiirlerinde tıpkı romantiklerin yaptıkları gibi şanlı mazi karşısında bugünkü şerefsiz durum için ağlar, üzülür.

ahmed / ta’ib
olalı kahve-i rûmî nümâyân
nohudî-meşreb oldu cümle yârân

halil erdoğan cengiz
bade’nin yani şarabın adı kahvedir. gereği gibi tokluğa, halis süte kahve denilmektedir ve rayiha(koku) anlamına da gelmektedir.
kökboyasıgillerden yirmi kadar türü bulunan ve en makbulü coffea arabica olan bir ağacın adı kahvedir. aynı ağacın meyvesinin

halil erdoğan cengiz
çekirdeği yine kahvedir. bu çekirdeğin kavrulduktan sonra toz durumuna getirilmişi de, kalın çekilmişi, kırıklanmışı da kahvedir. bunlar yetmezmiş gibi hem çekirdeğinin, hem de tozunun kaynatılmasından elde edilen içecek dahi kahvedir. bir rengin adı

halil erdoğan cengiz
kahvedir. kahvehanelerin adı keza kahvedir.

jean de thévenot
türklerin kendilerine özgü bir içeceği vardır ve adına kahve derler. günün her saati kullanılır. bu içecek acı ve siyahtır ve biraz yanık kokar. ağız yanmasın diye küçük yudumlarla içilir. kahvehane adı verilen yerlerde hazır satılan bu içecek, dumanın mideden

jean de thévenot
başa yükselmesini engeller, acılara iyi gelir ama uyku kaçırır.

charles white
iyi yapılmış bir türk kahvesi hayal edilebilecek en lezzetli içkidir kuşkusuz. duyguları uyarırken sinirleri de diriltir. ama kahvenin zevkine gerçekten varabilmek için doğulu olmak şart.

thomas aquinas
vicdânsız günâhkârdır.

kürşat haldun akalın
avrupa’da
ussal ekonomik etkinliğin
yükselişi sürecinde
katolik iktisat ahlakı

kürşat haldun akalın
skolastikler, ticari alış verişi yalnızca günahkarlık olarak kınamakla kalmamakta fakat bununla birlikte, tüccarların da hile ve sahtekarlıkla birlikte dalavere ve aldatma suçunu işlemekte olduklarına işaret ettikleri gibi, tüccarın kazancını kendi …….

muharrem balcı
tabii hukukta
hak, adalet ve özgürlük
-eleştirel bakış-

nurduran duman
hepimiz
yıldız tozuyuz!

sufi zentrum rabbaniyya
her insanın
gökyüzünde
bir yıldızı vardır

tayfun timoçin
kehanetten bilime
yıldızlar arasında
yolculuk

ebru şenocak
mitolojik konulu
bir halk hikâyesi
“leylâ ile mecnûn hikâyesi”
merkezinde
yıldıza dönüşüm

azize baygal
toplumsal ve kültürel
bir ürün olarak
yıldız olgusu
ve
yıldız-medya ilişkisi

m. berrin bulut
terör yönetimi kuramı
(dehşet yönetimi kuramı)

asmin güneş karakaş
cinsel yönelim
ayrımcılığının
işe alım niyeti
üzerindeki
etkisi:
deneysel bir çalışma

pemra oğuz
ben bu hayata bir kez geldim, tek atış hakkımı birilerinin ne düşüneceği kaygısıyla harcayamam.

pemra oğuz
tc vatandaşı bir kadın olarak yaşadıklarımızı okumaktan da utanmamalıyız diye düşünüyorum, yazıyorum.

pemra oğuz
hayatımda ilk kez gaz bombasından yaşardı gözlerim.

pemra oğuz
tanrı “ben” in ta kendisi…benden olan bana varan. ahlak? işte buna inanmıyorum.

pemra oğuz
yırtılmış bir kalbim var ve teselliyi iğneli omuzlarda aramadım.

pemra oğuz
bazı kitapları, “yazar”larından daha çok seviyorum.

pemra oğuz
bütün bildiklerimi okul önlüğümün yakasına astım

savaş kayan
türk şiirinde marjinal söylem ve yeraltı şiiri

savaş kayan
marjinal söylemde heteroseksüel anlayış, daha çok erkeğin gözünden kadına bakma ve kadını bir zevk nesnesi olarak görme, onu or.spulaştırma şeklinde yer bulur.

tevfik koraltan
«çavuş vaskera’nın dansı» adlı oyunda, kömür işçisi :
«bir iki üç dört, kocan yoksa perdeni ört,
beş altı yedi sekiz, korkma gel bizbizeyiz,
dokuz on onbir oniki, gel al kocamın yerini,
onüç ondört onbeş onaltı, koynuma gir edelim şu
haltı.»
saçmalığa bakın. bir

tevfik koraltan
başka perdesinde aynı oyunun…
«size bir asker ne işe yarar anlatayım :
gümbürdeyen davulun arkasından giderek, işte kasabanıza geldim kızlar diyerek, haklayabildiğimce düşman eri haklarım, hem savaşa giderken, hem savaştan dönerken, her kız benim orospum,

tevfik koraltan
hangisini istersen, görün onları hele altımda çırpınırken… işte bunlar askerin yaptığı iş bizimle»
sayın senatörler;
şu okuduğum cümlelerdeki tüm milli terbiye ve ahlak anlayışımızı yok edici, âdeta şerefli askeriyle milletinin arasına paslı çivi çakan bu

tevfik koraltan
cümlelerden ne fayda umduklarını anlamakta her halde siz de güçlük çektiniz. işte ergin orbey’in getirdiği tiyatro sanatı bu.

charles bradlaugh
parayla hakîkat olmaz.

arthur h. nethercot
bedensel koruyucular kullanmak her zaman tann’nın isteğine karşı gelmek sayılıyordu; hastalıkları önleyip sağaltarak, hava koşullarına karşı ev kurarak doğanın gidişine karışmakta bir sakınca görmeyip doğum sürecine karışmaktan kaçınma arasında bir tutarsızlık

arthur h. nethercot
olduğunu görebilen ancak birkaç kişi vardı.

aylin çankaya
“yasa” üzerine
iki farklı perspektif:
antigone ve sokrates

kreon
demek ki karşı geldin bana, yasamı çiğnedin?
antigone
evet, öyle çünkü zeus böyle bir yasa koymamış, ne de adalet denen tanrıça buyurmuş böyle bir şey insanlara.

burcu çakaloz & aynur pekcanlar akay & ece böber & neslihan eminağaoğlu & türkan günay
karşıt olma karşı gelme bozukluğu
eşlik eden
veya
etmeyen
dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu
tanısı alan puberte öncesi erkek olgularda
aile işlevlerinin değerlendirilmesi

oktay rifat
her şiir, lirik bir şiirdir.

sevda şener
oktay rifat tiyatrosu’ndan
örnek
“yağmur sıkıntısı”

mustafa çağrıcı
zanniyyât

mustafa çağrıcı
mantık, felsefe, kelâm gibi aklî ilimlerde yakīniyyât/kat‘iyyâtın karşıtı olarak, yakīn derecesinde kesinlik değerine ulaşmayıp farklı derecelerde zanla verilen öncüller için el-mukaddimâtü’z-zanniyye veya kısaca zanniyyât denilir.

mustafa çağrıcı
zarûriyyât

mustafa çağrıcı
mantık, felsefe, kelâm gibi aklî ilimlerde -zanniyyâtın karşıtı olarak- yakīn seviyesinde kesinlik değeri taşıyan önermeler için el-mukaddimâtü’l-yakīniyye, yakīniyyât ve zarûriyyât terimlerine yer verilir.

mustafa çağrıcı
şüphecilik

mustafa çağrıcı
bir kavram, olay veya nesnenin varlığı, niteliği, amacı vb. hususunda içine düşülen tereddüt, kuşku ve sıkıntı hali islâmî literatürde vesvese, zan, hisbân, tevakkuf, hayret/tehayyür ve daha çok şübhe, reyb, şek kelimeleriyle ifade edilmektedir.

mustafa çağrıcı
bunlardan şüphe sözlüklerde “elbise giyme, örtüye bürünme” anlamındaki iltibas kelimesiyle açıklanır. buna göre şüphe “bir şeyin üzeri örtülü, kapalı olduğundan onun niteliğinin tam olarak anlaşılamaması” demektir.

mustafa çağrıcı
reyb kelimesi “korku ve sıkıntı” ya da “ruha korku ve sıkıntı veren kuşku, korkulu şüphe, dinmeyen ruh sıkıntısı, suçlamayla karışık kuşku” diye açıklanır.

mustafa çağrıcı
mütercim âsım efendi, “bir nesnede bir hâlet tevehhümüyle vâki olan şek ve şüphe” şeklinde tanımladığı reybin türkçe’de “suizan, töhmet” mânasına geldiğini belirtir.

mustafa çağrıcı
yine şüphecilik anlamında kullanılan şekkiyyenin türetildiği şek ise sözlüklerde “yakīnin zıddı, şüphe, iki şeyden birini diğerine tercih edemeyip tereddütte kalma” mânasına gelir.

mustafa çağrıcı
cürcânî’ye göre bu şekilde tercih yapamama durumuna şek, birini ihtimal dışı bırakmadan diğerini tercih etmeye zan, birini tercih edip diğerini bırakmaya zann-ı gālib denir.

mustafa çağrıcı
yakīnin başlangıcı ilim olduğu gibi reybin başlangıcı da şektir. şu halde reyb psikolojik bir durum, şek ise bunun doğurduğu zihinsel sıkıntı, bir şeyin varlığı veya yokluğu, doğruluğu veya yanlışlığı konusundaki kuşku ve tereddüttür.

mustafa çağrıcı
râgıb el-isfahânî’ye ulaşan bir tarife göre şek, iki zıt şeyin insanın zihninde -birini diğerinden ayırmayı güçleştirecek biçimde- aynı ölçüde ve eşit durumda bulunmasıdır.

mustafa çağrıcı
şekke düşenin aksine cahil kimse iki zıddın varlığı hakkında bile büsbütün bilgisiz olabilir. buna göre her şek cehildir, fakat her cehil şek değildir.

ibrahim emiroğlu
sûfestâiyye

ibrahim emiroğlu
sözlükte “zeki, mâhir” anlamına gelen sofist (sophistes) kelimesine mensubiyet ifade eden sûfestâiyye literatüre yunanca’dan geçmiş olup sûfistâiyye şeklinde de söylenmektedir.

ibrahim emiroğlu
sofist kelimesi aslında olumlu bir anlama sahipken felsefede zamanla “yanıltıcı sözler kullanarak muhatabı aldatmayı ve küçük düşürmeyi sanat edinenler” şeklinde olumsuz içerikli bir terim haline gelmiştir.

ibrahim emiroğlu
bu eğilimde olanlara “yanıltıcı hikmete mensup kişiler” mânasında sofistler veya sûfestâiyye denilmiştir. “boş ve anlamsız söz” mânasında arapça’ya geçen safsata (sofizm) kelimesi de aynı köktendir.

ibrahim emiroğlu
antik yunan düşüncesinin ilk dönemlerinde belli bir alanda uzmanlığı olan bilge kişiye sofist denilirken sonraları zayıf delilleri güçlü gibi göstermeye çalışan ve belâgatla insanları ikna edip amacına ulaşmak isteyen hatipler için kullanılmaya başlanmıştır.

ibrahim emiroğlu
sofistlerin ortaya çıkmasında eski yunan’daki çeşitli ekollerin varlık ve bilgi konusunda farklı, bazan da birbirine zıt düşünceler ileri sürmesinin etkisi olmuştur. bu tür görüşler zihinleri karıştırmış ve katı şüpheciliğin artmasına yol açmıştır.

ibrahim emiroğlu
sokrat’a yönelik safsataları sebebiyle eflâtun ve diğer filozoflar tarafından şiddetle eleştirilen sofistlerin en meşhuru protagoras’tır.

ibrahim emiroğlu
felsefe tarihinde sofistlere karşı gösterilen tavır aristo ile devam etmiş, bunlar, roma döneminde bütünüyle popüler kültür ve bilimsel olmayan şüphecilikle özdeşleştirilmiştir.

ibrahim emiroğlu
safsata

ibrahim emiroğlu
safsata, yunanca sophisma kelimesinin arapça’ya geçmiş şekli olup kişiyi sözle şüpheye düşürerek yanıltmaya, şaşırtmaya ve aldatmaya yönelik dil ve mantık cambazlığıdır.

ibrahim emiroğlu
aristo’ya göre tartışma sırasında genellikle sofistler beş ayrı taktik uygular.
1. öncelikle eş anlamlı kelimeler ya da yabancı menşeli kelimeler kullanmak suretiyle karşılarındakini şaşırtırlar.
2. karşıdakinin bu şaşkınlığından yararlanarak onun ileri sürdüğü

ibrahim emiroğlu
tezin yanlış veya yalan olduğunu söylerler.
3. demagoji yaparak karşıdakinin kesin hiçbir şey bilmediğini ve anlayışının kıt olduğunu ileri sürerler.
4. tartışırken muhatabı dil ve gramer hatası yapmaya zorlarlar.
5. bütün bunlardan sonra karşılarında bulunan

ibrahim emiroğlu
kişi bir bunak gibi aynı şeyleri tekrarlar ve saçmalamaya başlar.
sofistler bu taktiklerle bir gerçeğin ortaya çıkması değil sonuçta kendilerinin üstün gelmesi yönündeki amaçlarını gerçekleştirmeye çalışırlar.

ibrahim emiroğlu
safsata ile mugalata arasında öncüllerinin gerçeği yansıtmaması, yanlışlıklarının ilk bakışta farkedilememesi ve sonuçlarının çok defa şeklen doğru görünmesi açısından benzerlik bulunmaktadır.

ibrahim emiroğlu
ancak safsatanın aksine mugalatada muhatabı aldatma kastı vardır. bir konuda kanıt getiren kişinin kanıtındaki bozukluğu bile bile savunmasını devam ettirmesi durumunda safsata mugalataya dönüşür.

çılgın fizikçiler ve bilim insanları
deneylerle bilim insanları

abdulhakim kılınç
‘simya’ kelimesinin
divan şiirinde
kullanımları

lightaroundthemoon/ deniz kaya
kabalist newton’un
simya deneyleri

hocalara geldik
kimya bilimi – simyadan kimyaya

şule gece çelikkan
örtüsüz gerçeklik:
wassily kandinsky’nin
yeni realizmi

bayram dede
alman
ekspresyonist sanat eserinde
estetiksizleştirmenin
nedenleri

celinesymbioss / celine symbiosis
isa bir cenderenin içinde, ayakta durmuş üzümleri eziyor.
isa’nın yaralarından akan kan 16. yüzyılın sonlarına doğru mistik masara imgesine dönüşür. (bknz. isa’nın tatlı kanıyla sarhoş olmak- sienali caterina)

salim öğüt
öpme

salim öğüt
öpme fiili (ar. takbîl) islâm kaynaklarında hem âdâb hem fıkhî hükümler bağlamında ele alınmış, ardında yatan merhamet, şefkat, hürmet, dostluk, sevgi, cinsellik vb. niyetlere göre farklı değerlendirmelere tâbi tutulmuştur.

salim öğüt
selâmlaşmak, dost ve yakınlara duyulan sevgiyi ifade etmek amacıyla -aralarında evlenme engeli bulunmayan erkek ve kadınlar dışında- kişilerin toplumun örf ve âdetlerindeki şekle uyarak birbirini öpmelerinde sakınca görülmemiş, hatta bazı durumlarda teşvik edilmiştir.

salim öğüt
resûl-i ekrem’in, süt kardeşi osman b. maz‘ûn’u vefat ettikten sonra göz yaşları içinde öptüğü, hz. ebû bekir’in resûlullah’ı vefatından sonra öpüp ağladığı dikkate alınarak ölünün öpülmesi de câiz görülmüştür.

salim öğüt
mushafın öpülmesini mâlikîler mekruh sayarken fakihlerin çoğunluğu câiz görmüş, bazı âlimler taşıdığı kutsallık yönünden bunu hacerülesved’in öpülmesine kıyas etmiştir.

bilal aybakan
zarar

bilal aybakan
sözlükte zarar (darar), darr ve durr şeklinde ilki masdar, ikincisi isim yapısında iki kökle ilişkilendirilir.

bilal aybakan
masdar olan darr kelimesine doğrudan mâna vermek yerine “yarar” anlamındaki nef‘ ile karşıt anlam ilişkisine atıfla yetinilir ve bu çerçevede açıklamalar yapılır.

bilal aybakan
sonuçta zarar kelimesinin kök ve türevleri kişinin uğradığı maddî veya mânevî kaybı, fakirlik, darlık, hastalık, tehlike, ihtiyaç gibi olumsuzlukları anlatır.

bilal aybakan
meselâ bir hayvanın yaralanması durumunda o hayvanın zarar görmesi, hayvanın ölümü halinde ise hayvan sahibinin zararı söz konusudur. ölen hayvanın sahibi yoksa zarardan bahsedilmez.

adem yerinde
tayyib

adem yerinde
sözlükte “hoş ve lezzetli olmak” anlamındaki tîb (tâb) kökünden türeyen tayyib duyuların ve nefsin haz aldığı, güzel, hoş ve lezzetli bulduğu şeyleri ifade eder.

adem yerinde
buradan hareketle kelime “güzel söz, verimli temiz toprak, iffetli kadın, güvenli şehir, güzel koku, lezzetli yemek, temiz su, asil aile, meşrû kazanç” vb. anlamlarda kullanılmıştır. karşıtı habîstir (kötü, pis, iğrenç ve zararlı şey).

cengiz batuk
tabu

cengiz batuk
polinezce kökenli olan ve “işaretlenmiş, belirlenmiş” mânasına gelen tabu kelimesi hem kutsallığı hem kirliliği ve buna bağlı olarak dokunulmazlığı anlatır. kısaca “dokunulmaması, söylenmemesi, yenmemesi ve yapılmaması gereken şey” demektir.

cengiz batuk
kelimenin tongaca’daki şekli olan tabu yaygınlık kazanmış olmakla birlikte tapu, kapu ve tambu gibi söylenişleri de vardır. benzer anlamlı kelimeler amerika, afrika, kuzey ve orta asya topluluklarında da mevcuttur.

cengiz batuk
tabudan ilk söz eden ve bu kelimenin batı dillerine geçişini sağlayan kişi iskoçyalı kaptan james cook’tur. ona göre tabu çok geniş anlama sahip bir kelime olmakla birlikte genel olarak yasaklanmış bir şeye işaret etmektedir.

cengiz batuk
polinezya kültüründe tabu kişileri, nesneleri, ilâhî veya kutsal kabul edilen fiilleri diğerlerinden yahut bozulmuş, kirlenmiş şeyleri temiz olanlardan ayırt edici fonksiyona sahiptir.

cengiz batuk
tabunun olumsuz etkilerinin ya da kirlilik durumunun çarpma veya çarpılma diye ifade edilen temas yoluyla bir başkasına geçtiğine inanılır.

cengiz batuk
xıx. yüzyılın sonlarından itibaren batılı araştırmacılar tarafından dinin kökenini belirleme çabaları doğrultusunda tabu yasaklarının kaynağı tartışılmış, bu yasakların ilâhî ve doğuştan mı yoksa insanî ve sosyal mi olduğu sorusuna cevap aranmıştır.

cengiz batuk
wilhelm wundt ilk tabu objelerinin yenmesi yasak olan totem hayvanları olduğunu öne sürmüş, frazer gibi totem ve tabu arasında ilişki kurarak ilkel din düşüncesine ulaşmıştır. bu bağlamda wundt tabuyu insanoğlunun yazıya geçmemiş en eski yasaları diye tanımlamıştır.

kemal yıldız
mübâşeret

kemal yıldız
sözlükte “bir işi üstlenip bizzat yapmak; bir şeyi diğerine bitiştirmek, iki insan teni birbirine temas etmek” gibi anlamlara gelen mübâşeret kelimesi, fıkıh terimi olarak haksız fiille zarar arasındaki doğrudan ilişkiyi ifade eder.

kemal yıldız
haksız fiil sorumluluğundan söz edilebilmesi için bir zararın, bunu doğuran haksız bir fiilin ve bu fiille zarar arasında uygun bir sebep-sonuç ilişkisinin bulunması gerekir.

mustafa öz
gāliyye

mustafa öz
sözlükte “haddi aşmak” mânasına gelen gulüv kökünden çoğul anlamında bir nisbet ismi olup “itidal çizgisini aşanlar” demektir. bu kökten türeyen gulât ile ehlü’l-gulüv, ashâbü’l-gulüv terkipleri de aynı mânada kullanılır.

mehmet âkif aydın
gasp

mehmet âkif aydın
sözlükte “bir kimseye üstün gelmek, bir şeyi zorla almak” anlamına gelen gasb kelimesinin hukuk terimi olarak ifade ettiği mâna mezheplere ve aynı mezhep içindeki âlimlere göre değişmektedir.

dünyanın enleri
kafasız yaşayan horoz
“mike”

aslan gündüz
insan hakları

aslan gündüz
diline, dinine, ırkına, cinsiyetine, milliyetine, sosyal statüsüne ve rengine bakılmaksızın insana insan olduğu için tanınan hakların genel adıdır.

aslan gündüz
insan hakları doktrini çerçevesinde insan, coğrafî sınırlar dikkate alınmaksızın içinde yaşadığı toplum ve mekândan bağımsız şekilde bir varlık olarak algılanmakta ve hak sahibi olarak kabul edilmektedir.

aslan gündüz
insan hakları kavramı gücünü baskın fizikî güç karşısında hakkın, doğrunun, iyiliğin ve faziletin üstünlüğünü ifade etmesi, insanı yaratıldığı güzellikte kabul edip insanlar arasında onların sorumlu olmadığı sebeplere dayanarak ayırım yapmamasından alır.

aslan gündüz
insan haklarının tarifi ve kapsamı üzerinde uzlaşmanın zorluklarına rağmen her ırktan, renkten, cinsten ve inançtan insanı kucaklayacak bir insan hakları tanımı yapılsa bile bunun mevcut kurumsal yapıları ve inanışları rahatsız etmeyeceği söylenemez.

aslan gündüz
bugün dünyada hâkim olan insan hakları kavramı batı kökenlidir. kaynağını yine batı’da doğup gelişen tabii hukuk düşüncesinden almıştır.

aslan gündüz
xvı. yüzyılda modern devletin ortaya çıkmasıyla birlikte yönetimi ellerinde bulunduranların istibdadına karşı felsefî olarak ferdin korunmasını amaçlayan bu anlayış john locke, jean-jacques rousseau ve montesquieu gibi filozoflara çok şey borçludur.

aslan gündüz
12 haziran 1776 tarihli virginia haklar bildirisi’ne göre bütün insanlar eşit, özgür ve bağımsızdır. doğuştan itibaren sahip oldukları bu haklar topluma katılmakla ellerinden alınamaz.

aslan gündüz
4 temmuz 1776 tarihli bağımsızlık bildirisi’nde ise bütün insanların eşit yaratıldığı, tanrı’nın insanlara kimsenin ellerinden alamayacağı haklar bahşettiği, bu haklar arasında özgürlük ve mutluluğu arama hakkının bulunduğu ifade edilmektedir.

recep şentürk
insan hakları

recep şentürk
islâm dünyasında. insan hakları kavramı, ferdin insan olarak yaratılmış olmaktan doğan aslî haklarını ifade ettiğinden bildiriminde insanı muhatap alan, ona yaratılış ve var oluşun metafizik boyutunu açıklayan ve onu sorumluluğuna denk bir hak ve yetkiyle donatılmış

recep şentürk
olarak tanıtan vahiy geleneğinde ve bunun son halkası islâm dininde de bu haklara büyük önem atfedilmiştir. ancak kullanılan terminolojinin farklılığından dolayı insanlık tarihine kıyaslandığında uzun bir geçmişi bulunmayan insan hakları söyleminin günümüz

recep şentürk
formatıyla dinî metinlerde aranması yerine içerik ve işlev yönüyle karşılıklarının araştırılması ve bunların sosyal ve tarihsel bağlamının da göz ardı edilmemesi gerekmektedir. nitekim islâm dininin aslî kaynağı olan kur’an’da ve hz. peygamber’in açıklamalarında

recep şentürk
insan hakları doktrininin ana unsurlarını içeren, bu kavramın fikrî temelleri sayılabilecek ilke ve amaçlardan söz edildiği, bu iki kaynak ışığında oluşan islâm kültür ve geleneğinde kendine has form ve içerikle insan hakları açısından zengin bir birikimin

recep şentürk
bulunduğu görülür.

recep şentürk
islâm hukukunda naslardaki emir ve tavsiyeler doğrultusunda ayrıca, “kanlarda (hayat) asıl olan dokunulmaz oluştur”, “insanda asıl olan hürriyettir” şeklinde genel kurallar vazedilmiş, insanın sahip olduğu can ve mal dokunulmazlığının dayanağının insan olma vasfı

recep şentürk
olduğu, ırk, cins ve inanç farklılığının buna engel teşkil etmeyeceği belirtilmiştir.

recep şentürk
aynı dönemlerde batı böyle bir dinî, hukukî ve ahlâkî öğreti temeline sahip bulunmadığı, güçlünün hâkim olduğu ve diğerlerinin hakkını belirlediği bir toplumsal yapı içinde köleler ve kadınlar akıl almaz bir aşağılanmaya muhatap olduğu için insan hakları alanında

recep şentürk
mücadelenin ilk olarak batı toplumlarında başlaması da tabiidir.

pınar doğu
saçlarımızı tarar yalnızlık
ve yalnızlığın saçlarını tarar kadınlığımız

pınar doğu
yalnızlığını yazamayan okuyamaz hayatı

pınar doğu
ey büyük su! yalnızlığını anla

pınar doğu
suyun yarasında yüzüne bakarken
ağlıyordu tüm kelimelerden yorgun

pınar doğu
ey mutsuzluğumuz! karanlığın nümayişi
kırk yıl hatrı var yorgunluğumuzun

cüneyt akın
otuz yaştan
otuz beş yaşa
ölüm

halil aytekin
çocuk edebiyatında
ölüm teması

halil aytekin
çocuk edebiyatı eserlerinde ele alınan temalardan biriside ölüm konusudur. değişik hikâyeler aracılığıyla bazen dolaylı bazen de dolaysız olarak olay örgüsünde yer alır ve çocuğun dünyasına sunularak onun hayatı anlama ve öğrenmesine katkıda bulunulur.

halil aytekin
çocuk anlatılarında ölüm, daha çok bir hastalık, yaşlılık, açlık veya kutsal değerler adına yapılan bir uğraş sonucunda kendini gösterir.

halil aytekin
baştan sona şiddet içeren ve ölümü öldürme yoluyla aktarmaya çalışan eserler çocuklar için son derece tehlikelidir.

ginette girardey / ginette raimbault
baba oğluna :
“ölmeme yardım et”
oğlu babaya :
“yaşamama yardım et”
der.

halil aytekin
19. yüzyılda çocuklara özgü yabancı kaynaklarda ölüm konusu ele alınmaya başlar ve bu kitaplarda ilk defa ölüler, mezar, merhum, yas, dul kadın ve dul erkek gibi kavramlar kullanılır.
20. yüzyılda ölüm daha bir detaylı ele alınır.

halil aytekin
çocuk ölmenin ne olduğunun henüz farkında değildir. ona göre hareketsiz yatan ninesi ″uyku halindedir. “ ölümü uykuya benzetmek” “ ruhun derinliklerine demir atmış çok eski bir olaydır″ diyor e.morin. ölümü uykuya benzetmek iyi niyetten kaynaklanabilir. çocuğa böyle

halil aytekin
bir benzerlik içinde ölen kişinin vücudunun hareketsizliğini ve aynı şekilde sessizliğini açıklamaktır. bu karşılaştırma bununla birlikte genç çocuk için bir can sıkıntısının temel nedeni olabilir. zira ölümün uykusu kendi normal uykusunun tersine ebedi sürer ama

halil aytekin
yine de korkmaya başlayabilir. kendisine uykunun önemi övüldüğü zaman kendisini ölüme gönderilmesi olarak düşüneceği için yine de bir korkuya kapılabilir. çocuklara ve yetişkinlere özgü bazı uykusuzlukların temelinde bu korkuya rastlanabilir (vaucher,1994:173).

halil aytekin
çocuk edebiyatı eserlerinde vatan, millet, bayrak gibi kutsal sayılan değerler adına ölümün göze alınabileceğini anlatan olaylara da rastlamak mümkündür. bu olaylar bir savaş anında şehit olmayı veya üstün bir cesaret ve fedakârlık göstermeyi içerebilir.

erhan şen
çocuk edebiyatında
bir yaşam gerçekliği olarak
ölüm olgusu
üzerine bir inceleme
(sevim ak örneği)

erhan şen
deneyimleri açısından yetişkinden farklı olan çocuk, yaşamı anlamlandırmak ve belleğindeki sorulara yanıt bulmak için sürekli bir arayış içindedir.

erhan şen
çocuğun bilişsel olduğu kadar duygusal açıdan da desteklenmesi gerekir. bu açıdan özellikle çocukluk döneminde edebiyat önemli bir işlev taşıyabilir.

erhan şen
ölüm, insanın dolayısıyla çocuğun anlamlandırmakta ve kabullenmekte zorlandığı yaşam gerçekliklerindendir.

erhan şen
çocuk edebiyatı yapıtlarında yaşam gerçekliğinin sunulma biçimi çocuğun yaşamı görme biçimine uygun olmalıdır. onun düzeyini ne aşmalı ne de düzeyinin çok üstünde olmalıdır.

erhan şen
romanlarda ölümün uyku, ayrılık, yolculuk gibi metaforlarla anlatılmaması da çocuk okur açısından önemlidir.

oğuzhan yılmaz & yasin mahmut yakar
türk çocuk edebiyatında
sorun odaklı yaklaşım

oğuzhan yılmaz & yasin mahmut yakar
sorun odaklı çocuk edebiyatı yaklaşımının türkiye’de henüz emekleme devresinde olduğu aşikârdır.

oğuzhan yılmaz & yasin mahmut yakar
bu bağlamda nitelikli eserler mevcutsa da özellikle bazı konularda kaleme alınan eserlerin hem sayıca az olduğu hem geleneksel yaklaşımdan soyutlanamadığı hem de ideolojinin bir aracı olarak algılandığı görülmektedir.

eren rızvanoğlu
wittgenstein’ın
özel dil eleştirisi
bağlamında
kartezyen geleneğe
itirazı

yıldız kocasavaş
türkçe eğitiminde
dil şuuru ile zevkinin
anlam ve önemi,
bunun ders kitaplarında
metinlerle desteklenmesi

güray çağlar könig
dll ve cins:
kadın ve erkeklerin
dil kullanımı

mesut bulut
dil bilgisi öğretiminde
yaşanan
kavram kargaşasının
türkçe öğretimine etkisi

ayşe başçetinçelik
dil toplumun onurudur

ayşe başçetinçelik
dil insanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak, birbirleriyle iletişim kurmak amacıyla kullandıkları sesli ya da yazılı göstergeler dizgesidir.

ayşe başçetinçelik
her toplumda ortak sesler, olaylar karsısında ortak tepkiler ve ortak anlatım kalıpları vardır. dil, bu ortak seslerle ve ortak davranış kalıplarıyla oluşur. işte bu farklılıklar toplumları birbirinden ayırır.

ayşe başçetinçelik
dil, kültürün en önemli ögesidir. günümüzde işgaller önce dil ve kültür aşılanması ile yapılmaktadır.

ayşe başçetinçelik
dilin kuralları iyi işletilmezse, yabancı diller yerli dilin kurallarını işletilemez hale getirmişse, o dili konuşan toplumda da bozulmalar ve çözülmeler olur.

ayşe başçetinçelik
her dönemde, diller birbirini etkilemiş ve sözcük alışverişinde bulunmuştur. ancak, kimi zaman bu alışveriş, bir dilin diğerine baskısı şeklinde olmuştur.

ayşe başçetinçelik
anadolu beylikleri döneminde, karamanoğlu mehmet bey o ünlü buyruğunu vermiş; divanda, dergahta, bargahta, mecliste ve meydanda türkçeden başka dilin kullanılmasını yasaklamıştır. bu dönemde edebi ve dini eserler türkçeye çevrilmiş, türkçe gelişme göstermiştir.

ayşe başçetinçelik
dil tartışmaları, cumhuriyet dönemine kadar devam etmiştir.

ayşe başçetinçelik
üniversiteye kadar ezberci bir eğitim sistemiyle ve test çözme alışkanlığıyla gelmiş bir genç, edebi bir kitabı okumakta zorlanmaktadır. okumadığı için daha doğrusu bu alışkanlığı edinmediği için de düşüncelerini ifade edememektedir.

ayşe başçetinçelik
günümüzde sürekli gelişen teknoloji ve sanayi karşısında pek çok dil, sözcük ve terim sıkıntısı yaşamaktadır. bu ülkeler, ana dillerini korumak, onu egemen kılmak; yetersizse yetkinleştirmek için var güçleri ile çaba harcamaktadır.

ayşe başçetinçelik
toplumda dile sevgi ve saygıyı geliştirmek için, dili bozmaya çalışanların verdiği emeğin birkaç katı emek vermemiz gerekmektedir.

ayşe başçetinçelik
dilde zorlama ile hiçbir şey yapılamaz. yapılması gereken, dilin doğal akışı içerisinde gelişmesini sağlamak, dili olumsuz dış etkilerden korumaktır. bunun için de toplumun dil konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir.

salim durukoğlu & hilal güler
türkçe
ile
türk düşmanlığı
-türk şiiri örneği-

sevan nişanyan
“türkçe”
nedir?

sevan nişanyan
dil bir kurallar sistemidir. kurallar zaman içinde değişebilir, hatta kaçınılmaz olarak değişir.

sevan nişanyan
kelimelerin arkaik kökeni sadece dil arkeologlarını ilgilendiren bir konudur. verili anda geçerli olan dil, bu konuya kayıtsızdır.

sevan nişanyan
türkçeyi sadece türkçe kökenli sözcüklere indirgeme çabası ideolojik bir cinnetin ürünüdür.

ozan ergül
berraklaştırılamayan
bir kavram:
“yargısal aktivizm”

ceren yegen
bir dijital aktivizm
biçimi olarak
slaktivizm:
change-org
örneği

hatice kalkan & ayşen coşkuntuna gürsel
lydia’da
pers etnisitesine ait
arkeolojik bir
veri değerlendirmesi

şevket yavuz
modern öncesi lemden
post/modern bir köye
evrilişte
kutsal’ın arkeolojisine
yeniden bakış

ibrahim güner
bodrum ve milas
çevresindeki
antik kentlerin
tarihî coğrafyasına
genel bir bakış

selçuk candansayar
fingirdeşen
sosyal bilimciler

serdar bulut
giresun ili ve yöresi
ağızlarında
kadın

serdar bulut
kılnu bilse qızıl keyer, yarānu bilse yaşıl keyer (bozkurt, 2012: 626)
eğer (bir kadın) nasıl cilveli ve fingirdek olunacağını biliyorsa kızıl ipek giyer, nasıl alımlı ve cana yakın olunacağını biliyorsa yeşil ipek giyer.

mustafa toker
derleme sözlüğü
ve
mersin ağzı sözlüğü’ne
tarsus yöresinden katkılar

mustafa toker
fallik: fahişe anlamında hakaret sözü; kırıtarak yürüyen küçük kız çocukları için de sevgi ifadesiyle kullanılır.

obengül ejder
çocuklarda
sağlıklı cinsel gelişim
ve
anne-baba tutumları

obengül ejder
fallik dönem: çocuğun 3-7 yaş arası gelişim dönemidir. cinsel kimlik gelişiminin başladığı dönemdir. çevresindeki her şeyi merakla incelemeye başlarlar. çocuk aynı merakı, kendine ve vücuduna karşı da gösterir.

selen özakar & duygu gözen
erken çocukluk döneminde
masturbasyon sorunu olan
çocuğa
hemşirelik yaklaşımı

selen özakar & duygu gözen
kız çocuklarda erkeklere göre daha sık görülmekle birlikte masturbasyon çocuklarda nadir rastlanan bir durumdur ve zamanla kendiliğinden düzelebilmektedir (couper ve huynh 2002).

selen özakar & duygu gözen
masturbasyon çocuğun preödipal gelişimi sırasında, kendi bedenini tanıma eylemi olarak ortaya çıkan fallik dönemde görülen bir süreçtir (koptagel 2001).

i. hakkı aksoyak
17. yüzyıldan
tescilli bir köçek:
behzat

mehmet eşref / şair eşref
herkesin dünyada bir günâ şeref davası var
hoca asım mollanın da bir kenef davası var!

can yücel
o kenef eşkâlini de biz ağartacağız haa!

aşkî
genc-i dildür dü-cihànuñ bir tılısm-ı a`zami
nezd-i `àşıkda bu dünyà kadri yok misl-i kenef

tevfik kolaylı / neyzen tevfik
size nisbetle kenef bâb-ı meşihat gibidir.

kâmî
mîr-i beste ki kenef penceresidir gûyâ
bok sıfat çehre-i bed-manzarasıdır gûyâ

m. şehmus güzel
şaire şiiri soru-l-maz

m. şehmus güzel
güvercinlerin yürümediği kentlerdeyiz. kenef kokularına ve sidikli duvarlara teslim olmuş veya teslim edilmiş kentlerden uzak. çok uzak. istanbul’lu olduğunu anımsamak lazım şairin. hatta kadıköylüdür.

mustafa temiz
“insan boku”
yeme dönemini de mi
başlatacaklar?

mustafa temiz
çocukluğumda tuvâlete kenef ya da ayakyolu deniyordu.helâ sözünü pek duymamıştım ama ayakyolu çok kullanılıyordu.kenefler köylerde,evlerden 100-200 metre kadar uzak yerlerde bulunuyordu;genellikle birkaç metrekarelik olup etrâfı tahtalarla çevrili, tek kapılıydılar.

fuat ercan
türkiye ‘nin
kalkınma seçeneklerinin
eleştirisi
ve
alternatif bir çerçeve

fuat ercan
böyle kepaze bir sistem var mı?

ahmet kocaman
kentleşme ve dil

ahmet kocaman
çarpık kentleşme sonucu oluşan yoz yaşam biçimleri nedeniyle argo ve kaba anlatım sözcükleri kent dilinde yaygınlaşmıştır: çakarım ha, falan filan, laf, kepaze, rezil, keriz alengirli, b…k, enayi, hanzo, kıro vb. dilde sıklıkla kullanılır olmuştur.

niyazi unsal
senin gibi kepaze olmadım ben.

hesiod / hesiodos
kendinden daha güçlüye aptalca karşı koyan sadece mağlup olmakla kalmaz aynı zamanda acı çeker ve kepaze olur.

yûsuf hayâloğlu
yosmalar içinde kepaze olduk

attilâ hamdi ilhan
kurtulamadık gitti bu denlü kepaze hayattan

platon
yunan halkınca eleştirel akılcı düşünür, gülünçtür, kepazedir.

kemal tahir
ilaç, şırınga, eter, bıçak, dezenfeksiyon hep birer vazife. eskiden beri dikkat ederim, vazifelerin birçoğu bu kadar adi ve kepazedir.

thomas power o’connor
türklerin istanbul’da bulunan hükümetleri alçak ve de kepazedir.

suha arın belgeselleri
tahtacı fatma

ihlas haber ajansı
kaz dağları’nda modern cami

pir haber ajansı
tahtacı aleviler yüzyıllardır geleneklerini kazdağları’nda yaşatıyor

suat donuk
bilinmeyen bir şair:
su’âlî ve şiirleri

su’âlî
n‟ola yolunda çekersem elem ü derd ü gamı
dünyede kimse mi var çekmeye işbu elemi

su’âlî
ağla gözüm kim irmez isem gül-„izâruma
kanlu yaşunla yaz bu beyiti mezâruma

ertuğrul karakuş
bir neo-klasik balkan şairinin
vatan ağıdı:
abdülfettah rauf’un
şiirinde
üsküp ve makedonya

nergis biray
türkmen şairi
seydi

konrad bayer
şimdi herkes şair olabilir

yılmaz odabaşı
……. günümüzde herkes gibi şair de bir kirlenmede ve kuşatmadadır. bu kuşatmayı nasıl kıracaktır? aslında şair, meta değil, şiir üretiyor; ne var ki ürettiği pazar dolaşımında bir meta olarak sahipleniliyor ve sunuluyor.

mehmed / rahîmî
çürük tîmâr derdi hod dil-i bî-mârı sağ itmez
kapundan dirliğüm şâhum zeâmet olmak umaram

lawrence block – çev : şen süer kaya
elbette her zaman telefon seksi vardır.

m. cengiz yıldız & kenan bölükbaş
internet kafeler,
gençlik
ve
sosyal sapma

m. cengiz yıldız & kenan bölükbaş
chat’te online seks yapılarak, benzer türden telefon seksi gibi bir deneyim yaşanmaktadır. ankete katılanların yaklaşık 1/10’unun, online seks yaptıklarını söylemeleri, kadın pazarlama olgusunun varlığıyla ilgili bir delil olarak ele alınabilir.

yeşim harcanoğlu
seks endüstrisinde son gelişmeler

yeşim harcanoğlu
yıllık 20 milyar dolar cirosuyla uluslararası seks endüstrisine hoşgeldiniz!

yeşim harcanoğlu
hizmet olarak adlandınlabilecek kategoriler şunlar: fahişelik, striptiz ve telefon seksi. bir de mallar var: pornografi ve seks ürünleri.

yeşim harcanoğlu
seks endüstrisi globalleşmeden. yeni iletişim kanallarına kadar her türlü değişime ayak uyduruyor. endüstri çalışanlarının gelirlerindeki düşme ve çalışma koşullarındaki ağırlaşma patronların kârını etkilemiyor.

ünsal bağın & çiçek hocaoğlu
az bilinen bir konu
‘telefon skatolojisi’:
bir olgu sunumu

ünsal bağın & çiçek hocaoğlu
bay e, 26 yaşında, meslek lisesi mezunu olan hasta ara sıra esnaf olan akrabasının yanında çalışıyormuş. bekar olan hasta ailesiyle birlikte yaşıyormuş ve kısa bir süre önce sözlenmiş.

ünsal bağın & çiçek hocaoğlu
hasta cinsel içerikli video izlemekten ve telefonla cinsel konu içerikli hatları aramaktan kendini alıkoyamıyormuş.

ünsal bağın & çiçek hocaoğlu
hasta bu tür telefon hatlarını aradığında ve konuşma süresince büyük zevk alıyormuş ve telefon konuşması süresince mastürbasyon yapıyormuş. hastanın bu tür davranışları özellikle gece ve evde tek başına olduğu dönemlerde artıyormuş.

ünsal bağın & çiçek hocaoğlu
hasta telefon görüşmesinin bitiminden sonra pişmanlık duygusu yaşıyormuş. eve gelen yüksek telefon faturalarından dolayı durumu ailesi anlıyor ve kendisine bu davranışını düzeltmesi için her türlü yardımı yapabileceklerini dile getiriyorlarmış.

silvia federici
……. telefon seksi operatörlerini, internet web kamerası çalışanlarını, resepsiyon personelini, ……., şoförleri de içerecek şekilde ele alınırsa, dünya çapında “yetişkin eğlence sektörü”ndeki kadın, trans ve erkek işçilerin sayısı afallatıcı büyüklüktedir.

hürriyet
ingiltere işçi konseyinin liverpool merkezine, 4 bin ıngiliz liralık bir telefon faturası gelince, ortalık karıştı. telefon faturasını içeren konuşmaların, telefon seksi yapan bir şirketle yapılmış olması, işçi konseyini son derece zor durumda bıraktı.

melisa tortamış
evli bireylerde
romantik kıskançlık düzeyi
ve
aldatma eğiliminin
şema terapi modeli çerçevesinde
değerlendirilmesi

melisa tortamış
hayali eş seksi ise fotoğraf ve video kullanımı, striptiz, mastürbasyon, telefon seksi, internet seksi gibi çeşitli formları barındırmaktadır.

ararat şekeryan
edebiyat ve felaket:
şant dergisi
ve
vahan yarcanyan
şiirleri (1918-1919)

olcay öztunalı
antonio machado’nun
şiirinin
xx. yüzyılda
otuzlu ve kırklı yıllarda
ispanya’da
alımlanması

antonio cipriano josé maría y francisco de santa ana machado y ruiz
tarih
karışıktır
ama acı
apaçık

ali, pınar hüseyin m.
işgal sonrası
ırak şiiri
(2003-2005)

hüseyin ezilmez
acı sürgün şiirleriyle
hakkı yücel
ve
poetikası

hakan sazyek
geleneğe uzanmak
ve
genç şair

irfan yıldız
şimdi yaz
şimdi her şey
daha acı olacak
dalgalar
umutların üstüne çarpacak

ismail gençtürk
içimizden biri
mete alpsar
+
yeraltındaki taşları
okşayan şair

asif hacılı
ahıskalı şair usta mürtez

asif hacılı
temelden başlayıp çatıdan çıkmak suretiyle 60’tan çok ev yapmıştır.
usta mürtez, ömrünün sonlarına kadar şiirle meşgul olmuştur.

mürtez turanşahoğlu / molla mürtez / usta mürtez
cahiller aqillere hörmet bilmedi,
terk oldi namaz, kimse qılmadi,
eski oxumişlerden kimse qalmadi,
yesir qalan salavatdan söyliyem.

mürtez turanşahoğlu / molla mürtez / usta mürtez
qadir mevlâm, budur senden dilegim,
isterim yaz olsun qışi dünyanın,
üç ay yazdur, üç ay qış, üç ay güz,
ezeli bahardur başi dünyanın.

mürtez turanşahoğlu / molla mürtez / usta mürtez
tarixin bin üç yüz altmış üçünde
mezlum dünya bir şivana yetişdi,
sürgün oldux bir gecenin içinde,
fiğan düşdi, el-amana yetişdi.

mürtez turanşahoğlu / molla mürtez / usta mürtez
zediban qariyeli (köylü) temel’in oğli,
besmelesiz döşekden çıxan köşeli,
onunçun gelmiyer işlerin toğri,
sol ayağın şalvara taxan köşeli.

meşâmî
bī-çāre dil sever seni cisminde cān gibi
sen baña bī-vefālıḳ idersin cihān gibi

nurten birlik & arda arıkan
batı’nın
osmanlı coğrafyasına
bakışını
tersine çeviren
irlandalı şair:
james clarence mangan

gülay karaman
şairin
saklı bahçesinin
şiire yansımaları:
poetik ve estetik
açıdan
klasik türk şiirinde
hayal

mehmet yılmaz
şairlerin
bohem hayatı
üzerine gözlemler

ömer faik anlı
aristoteles ve yöntem
-tümevarım ve tümdengelim-

onur türkmen
müzik kuramı
tarihinde
tümdengelimsel
ve
tümevarımsal
yaklaşımlar

davut sarıtaş & yüksel tufan
periyodik sistemin
öğretiminde
epistemolojik
bilgi üretme yöntemlerinden
biri olan
tümevarımın kullanımı

hüseyin gazi topdemir
john stuart mill
ve
tümevarım kuralları

kemal batak
bilim türnevarım kaynaklı mıdır
ya da
türnevarım diye bir şey var mıdır?
-karl popper’in
türnevarım eleştirisi-

muhammet sait duran
anlamsal tümevarım
(istikrâ‐i mânevî)

nilüfer cerit berber
tümdengelim yaklaşımına dayalı
fizik laboratuvarının
öğretmen adaylarının
eleştirel düşünme eğilimleri
ile ilişkisi

ömer türker
bir tümdengelim olarak
şâhitle gâibe istidlâl yöntemi
ve
cüveynî’nin
bu yönteme yönelttiği eleştiriler

abdurrahman haçkalı
hanefi mezhebi
içtihat geleneğinin
tümdengelimci yönü
üzerine

ömer faik anlı & tansel erdem yılmaz
‘eppue si muove’siz bilimin
olanağına dair
eleştirel bir inceleme:
thomas kuhn’un
bilim teorisinden
bilim psikolojisine

muammer arangül
gayrimüslim hâkimiyeti
altında yaşamanın
fıkhî açıdan
imkânı üzerine

salih okumuş & sabit bayram
güzide taranoğlu’nun
hayatı, sanatı ve eserleri

ertuğrul önalp
perulu bir gezginin gözüyle
1862 yılında
istanbul

şule seda ay
istanbul’da yaşadım kısacık bir süre. 9 ay kadar. kadıköy’de eski, yeşil bir mahallede, küçük bir çocuk parkının iki blok ötesinde oturuyorduk. her yere yürüyordum. sahile, cadde’ye. cemre’yi sırtıma takıp yürüyordum.

şule seda ay
eğer taşıt kullanmak zorunda değilsen ve küçük bir kasabadaymışçasına yaşayabiliyorsan istanbul masal gibi bir yer olabiliyor sanırım.

perihan özcan
çocuğu olmayan insan eksiktir (?)

perihan özcan
“çocuğu olmayan insan tam değildir” veya pek sevildiği diğer şekliyle “çocuğu olmayan insan eksiktir” lâfı epeyce sıkıntılı. iki dudağının arasından öylece çıkarıveren kimse, gerçekten kırıcı, incitici olduğunun farkında değil mi?

perihan özcan
tam insan olmak ne demek? tam insan kime denir? tam insan nasıl davranır? insan nasıl, ne zaman tam olur? sahip olduklarıyla mı, edindikleriyle mi, ödünç aldıklarıyla mı? ya hepsini bir anda kaybederse? o zaman eksiye düşmez mi?

ayşe dirikman
birlikte yaşamak üzerine notlar…

ayşe dirikman
gece sulamaları yeniden başladı. bol su varken suluyorum, bitkiler çok mutlu oluyorlar, ben de mutlu oluyorum.

ayşe dirikman
yıldızlı göğün altında bahçenin gece hallerini seyrediyorum, kafa fenerimin ışığının düştüğü yerlerde su damlacıkları pırıldıyor, arada fıskiye olup serinlik banyosu yaptırıyorum çocuklara, düşünüyorum bir taraftan.

ayşe dirikman
kübra ile kerem de bize gecenin ikisine kadar yardım edip yatıyorlar. gecenin lütuflarına hoş geldik, hayat kaynıyor her yer, kulaklıkla telefonumu yanıma alıp ses kaydı yapıyorum.

ayşe dirikman
fenerin ışığında örümceklerin gözleri ve daldan dala bağladıkları iplik yolları parıldıyor, başımdaki ışığa kapılan minik böcekler, kelebekler yüzümde gözümde uçuşuyor, karıncalar ve çekirgeler tam gaz faaliyette, bazı canlılar da paydos etmiş, uyuyor.

ayşe dirikman
mıntıka temizliği geceden olursa daha güzel ve kolay oluyor.

esra sert
hemen her kitapta bir ya da iki tane iyi fikir vardır. ama yazarlar o iki iyi fikri iki sayfada anlatıp bize iyi günler dilemezler. bize 200-300 sayfa o iyi fikirle vakit geçirecek bir alan açarlar.

şule bilir & servet bal & nurder erturan
ileri derecede
işitme özürü olan
4 – 5 yaş grubu
çocuklarının
dil gelişimi eğitimlerinde,
“dudaktan okuma”
ve
“cued speech”
tekniklerinin karşılaştırılması

zafer yavuz & vasif v. nabiyev
bilgisayarlı dudak okuma

mehmet kesim
1968 yılında türkiye’de ilk düzenli televizyon yayınları siyah beyaz olarak başladı. hatırladığım kadarıyla 1969 yılının temmuz ayında, neil armstrong aya ayak bastı ve ben trabzon’dan ankara’ya bu anı televizyonda izlemek için geldim.

vikipedi
neil louis armstrong (d. 5 ağustos 1930 – ö. 25 ağustos 2012), amerikalı astronot, ay’a ilk ayak basan insan.
ay üzerinde yaptığı yürüyüşte ilk söylediği ve tarihe geçen cümle şudur:

neil alden armstrong
[bir] insan için küçük, insanlık için dev bir adım.
/
that’s one small step for [a] man, one giant leap for mankind.

vikipedi
bu cümlede “bir” (ingilizce: “a”) kelimesi duyulmaz, armstrong konuşurken unutmuş veya parazit nedeniyle silinmiş olabilir.

vikipedi
7 ağustos 2012’de tıkanan kalp damarlarının açılması için ameliyat olan armstrong, 25 ağustos 2012’de hayata gözlerini yumdu.

ahaber
nyt’den şok iddia! neil armstrong nasıl öldü? | video

ahaber
abd’li astronot neil armstrong’un ölümüyle ilgili şok bir iddia ortaya atıldı. ay’a ayak basan ilk insan armstrong’un 2012’de öldüğü hastanenin, ameliyat sonrası yanlış tedavi suçlaması yönelten ailesiyle 6 milyon dolarlık gizli anlaşmaya vardığı ortaya çıktı.

neil alden armstrong
benim için küçük ancak insanlık için dev bir adım.

neil alden armstrong
pilotlar için yürüyüş zevk değildir, onlar uçmayı sever.

neil alden armstrong
yüce tanrı’nın bize sonlu sayıda kalp atışı bahşettiğine inanıyorum ve kendiminkileri sokakta bir aşağı bir yukarı koşarak harcarsam enayiyim.

neil alden armstrong
aya gidiyoruz çünkü bence insanlığın doğasında her zaman meydan okuma olmuştur. bu doğanın derin iç ruhudur… nasıl bir alabalık akıntıya karşı yüzüyorsa biz bu işleri yapmak zorundayız.

diken
hedef 2024:
ay’a ilk kadın astronot yolda

ural akbulut
uzay elbiseleri
normal kumaştan mı
yapılıyor?
+
uzaydaki astronotların
günlük yaşamı
+
katherine johnson:
nasa’nın kadın matematikçisi

çağlar sunay
astronotlar üşür mü?

raşit gürdilek
……. rekorsa, 1994-1995 yıllarında rusların mir uzay istasyonunda 437 gün geçiren kozmonot valeri polyakov’a ait. kadın astronotlar arasındaysa rekoru 2014-2015 yıllarında iss’de 199 gün 16 saat geçiren italyan vatandaşı samantha cristoforetti elinde tutuyor.

galip volkan babacan
uluslararası uzay istasyonu’nun
iç mekan
incelemesi

yeşeren saylan & adil denizli
güneşi zapteden kadın:
dilhan eryurt

philolaus / philolaos / filolaos
the sensitive eye can never be able to survey, the orb of the sun, unless strongly endued with solar fire, and participating largely of the vivid ray.

american association of variable star observers
solar observing guide

kazumasa iwai & masumi shimojo
observation of chromospheric sunspot at millimeter range with the nobeyama 45 m telescope

tolgahan kılıçoğlu
bir yıldız olarak güneş

tolgahan kılıçoğlu
renk küre olarak da bilinen kromosferin kalınlığı yaklaşık 4000 km olup fotosferin hemen üzerinde yer alır. yoğunluğu fotosferin yaklaşık 10000’de biri kadardır. bu değer yer’in deniz seviyesindeki atmosfer yoğunluğunun 100 milyonda 1’i dir. bu nedenle

tolgahan kılıçoğlu
kromosfer normal şartlar altında parlak güneş diskinin yanında gözlenemez ve ancak bir güneş tututulması esnasında doğrudan gözlenebilir.

isabet
güneş sistemi

isabet
gece gözlemlediğimiz gök cismi sayısı gündüz gözlemlediğimiz gök cismi sayısından daha fazladır. çünkü gündüz güneş’in ışıklarından diğer gök cisimleri gözlenemez.

aydın sayılı
scheiner güneş lekelerini galile’den önce bulduğu halde keşif şerefinin galile’ye verilmiş olmasından şikayet edip dururken kendisini teselliye çalışan birinden aldığı cevap şu olmuştur: “oğlum, boşuna üzülüyorsun. ben aristo’nun eserlerini mütaaddit defalar

aydın sayılı
hatmettim; böyle lekelerden hiç bahsetmiyor. teleskopundaki mercekleri değiştir. çünkü kusur onlardadır. ulvî âlem aristo üstadımızın söylediği gibi kusursuz ve lekesizdir.” işte avrupa skolastiğinin başlıca ve bâriz kusuru bilgi edinmek için gayritabiî olan bu

aydın sayılı
zihniyetten silkinememekti.

serdar evren
güneş
+
400 yıllık güneş lekesi gözlemlerinden elde edilen leke sayısı değişimleri.

tarım ve orman bakanlığı
lahanagiller
+
alternaria yaprak lekesi
+
bakteriyel yaprak lekesi
+
nimfler kanatsız olup portakal renginde ve lekesizdir.

şenay sarıtaş
deri tümörleri
+
bebek cildi, doğumsal lekeler hariç, lekesizdir.
+
tüm lekeler güneşe maruz kalma sonucu yıllar içinde oluşur
+
lekesiz görünen bir cilt bile, özel wood ışığı altında incelendiğinde güneşe bağlı lekeleri rahatça görmek mümkün olur.

necmi işler
patates’te geç yanıklık
gövde üzerinde hızla genişleyerek kahverengi ya da siyaha dönen suyla ıslanmış gibi lekeler
+
patates’te erken yanıklık
yumrularda, depolama koşullarında koyu, çökük ve düzensiz biçimde oluşan ve mor bir hare ile çevrelenen lekeler

özlem çayıldak
sâkî-nâmelerde
kadehe dair
+
aynanın, karşısındakini gösterme ve yansıtma özelliği vardır; o aydınlık, parlak ve lekesizdir. kadeh için dünyayı gösteren “cihân-nümâ” ifadesi kullanılır, bu nedenle kadeh de bir ayna özelliği gösterir.

hasan akay
şiir dili ve türk şiir dilinde
leke

edward osborne wilson
evidence has… been adduced that schizophrenia is widespread in other kinds of human societies. …and they form a substantial fraction of the clientele of the tribal shamans and healers.

edward osborne wilson
there is no such thing as a typically “schizophrenogenic” (schizophrenia-producing) family arrangement, one most likely to produce a mentally ill adult from a child with the potential for the disease.

edward osborne wilson
the borderline between normal and schizophrenic people is broad and nearly imperceptible.

edward osborne wilson
the three extreme kinds of schizophrenia are unmistakable: the haunted paranoid surrounded by his imaginary community of spies and assassins, the clownish, sometimes incontinent hebephrenic, and the frozen catatonic.

neslihan bodur
hatem türk’ün
bir hisar şairi nevzat yalçın
hayatı-sanatı–eserleri
ve
nevzat yalçın şiirler
adlı eserleri üzerine

neslihan bodur
dr. hatem türk, “dünya görüşü” bölümünde şairin görüşlerini şöyle ifade etmiştir:
…….
“ölümü” başlığı altında 31 ekim 2012’de ölen şairin hayatının sonuna doğru alzheimer olup yavaş yavaş dil yetisini kaybedişi ile son günlerini çoğunlukla annesini

neslihan bodur
sayıklayarak ve ahmet haşim’den, divan şiirinden beyitler söyleyerek geçirdiği acılı günleri anlatılmıştır.

nevzat yalçın
ey bursalı badeler sun ömer hayyam destisinden
ol şairler meclisine n’olur meyhane disünler

empati_official / em/pati
istanbul bakırköy’de apartman kapısına kafası sıkışan kedi acı çekerek ölüyor. vicdan kırıntısı olmayan insanlar kediyi kurtarmak yerine acılar içinde ölüme bırakıyor…
bu kadar mı kötü , bu kadar mı cani , bu kadar mı vicdansız olduk biz (!)

felisfirkan / melis birkan
o bakıp geri giden teyzeye aynı o şekilde bir ölüm diliyorum. bunları diliyecek kadar manyak ettiniz hepimizi insan müsveddeleri

önder kulak
karl marx’ta
yabancılaşma,
meta fetişizmi
ve
şeyleşme
kavramları

metin çolak
georg lukacs’ı
yeniden düşünmek

peter ludwig berger
insan, dünyayı şeyleşmiş bir biçimde kavrarken dahi, onu üretmeye devam eder. bu demektir ki insan, paradoksal bir biçimde, kendisini reddeden bir gerçeklik üretme yetisine sahiptir.

mustafa kemal çoşkun
şeyleşmenin aşıldığı an:
paris komünü

rasim sarıkaya
bir reklam mecrası
olarak birey:
şeyleşme

ejder çelik
modernizmin ölüm ideolojisi
ve
polisiye romanda ölümün şeyleşmesi

ejder çelik
polisiyenin ölümü şeyleştirmesi aslında tüm anlam kategorilerinin sebeplerinden ayrıştırılarak prestij kazanma ve eğlence ikilisine koşulmuş toplumlara yeniden kodlanarak sunulmasının bir parçasıdır.

murat kayıkçı
adorno’nun
kültür endüstrisi
kavramı üzerine

nilüfer canöz
kültür endüstrisi
ürünü olarak
14 şubat sevgililer günü

dilşad nağme akbaş
kültür endüstrisi
bağlamında
mevlana’nın
yeniden üretimi

ihsan koluaçık
eleştirel teorisyenlerin
kültür endüstrisi
kavramı çerçevesinde
sanata ve sinemaya
yaklaşımları

ufuk küçükcan
frankfurt okulu
ve
kitle kültürü
çalışmaları

mkesici
arka sokaklar zeynebin ölüm sahnesi

ali tez_el
tek türkiye ( =zeynep= öğretmenin infazı)

trt 1
mehmetçik kutlu zafer 30 bölüm – zeynep’in şehadeti

zeynep
hakan: muhafiz zeynepin ölüm sahnesi . the protector zeynep’s death

filizsalak mert
edho zeynep ölüm sahnesi

doktorlar
zeynep’in ölümü herkesi yıktı – doktorlar 12. bölüm

çarpışma
çarpışma 24. bölüm (final) – zeynep’in vedası

vikipedi
zeyneb bint-i muhammed, kısaca zeyneb veya zeynep, islam peygamberi muhammed ile hatice’nin en büyük kızı.
hicretin 8. senesinde, 31 yaşında hayatını kaybetmiştir.

vikipedi
muhammed’den sonra ilk vefat eden eşi zeyneb bint-i cahş olmuştur. zeyneb, hicretin 20. yılında 53 yaşında iken vefat etmiştir.

vikipedi
“ümmü’l-mesâkîn” (fakirler anası) lakabıyla anılan zeynep b. huzeyme, muhammed’le evlendikten 2 veya 3 (bir rivayete göre 8) ay sonra vefat etmiştir. cenaze namazı islâm peygamberi tarafından kıldırılarak cennet’ül bâkî mezarlığı’na defnedilmiştir.

ölüm haberi
20 zeynep ismi ölümü
ortalama ömür 32 yıl

nuray hafiftaş
isyan etmiyorum sana ey tanrım
yitirdim yarimi ona yanarım
onsuz geçen her günümde inan ki
ha bir ölü ha yaşayan ben varım
+
senin için kavuşturan diyorlar
bak beni nazlımdan ayırıyorlar
bende senin kulun değilmiyim ki
bana böyle zalim davranıyorlar

nuray hafiftaş
aklım ermez benim sana
bir acaip dönen dünya
sana gelen gülmez derler
ben inanmam sana dünya
+
senin halin belli olmaz
sana gelen ağlar gülmez
bu ettiğin sana kalmaz
bir gün viran olur dünya

nuray hafiftaş
iyi miyim
+
muhâbir
gayet iyi gözüküyosunuz

nuray hafiftaş
mücâdeleye devam.
ama
o mücâdelede
tabiî ki
yaşamış olduğum
bi takım
üzüntülerim var
sıkıntılar var
sancılar var.
ama
burdaki doktorlar
gerçekten
ellerinden gelen
her şeyi
yapmaya çalışıyolar
sağ olsunlar.

nuray hafiftaş
cumhurbaşkanımıza
çôôk
ama
çok çok
teşekkür ediyorum.
kendisini
çok seviyorum.
yanımda olması
tabiî ki
beni
onure etti.
tabiî ki
çok çok
mutlu etti.
hâlâ da
mutlu etmeye
devâm ediyolar.
sağ olsun
var olsunlar.

nuray hafiftaş
mücâdeleye hazırım
evet.
çünkü
bir an önce
iyileşmem gerekiyo.
sevenler
beni bekliyo.
âilem
beni bekliyo.
uzun bi süreç oldu.
bunun
daha da
uzaması
söz konusu.
sağ olsun
gelen herkesten
allah râzı olsun.

nuray hafiftaş’ın doktoru
şu an
tedavi süreci
devâm ediyo.
işte
önümüzdeki
bi ara değerlendirme yaptık
bir buçuk hafta kadar
iki hafta kadar
evvel.
ona göre
tekrar
biraz daha
tedâvilerde
yeni bi revizyon
planladık.

vikipedi
uzun bir süre kalın bağırsak kanseri tedavisi gören nuray hafiftaş, 14 şubat 2018’de 53 yaşında istanbul’da hayatını kaybetti.

cem cengiz uzan
sıkılıyorum
daralıyorum
isyan ediyorum

emre ayvaz
cinayeti bol olan ancak cinayet üzerine düşünenleri az olan bir ülkede çok fazla olmasa da okunsa dahi bu tez kar olarak kalacaktır.

ahmet yeşilyurt
cinayet üzerine konuşmak ve okumak çok zevklidir.

ernest ezra mandel
polisiye roman, yarı uygar, yarı yüceltici olduğu gibi yarı kurtarıcıdır; tamamen burjuvadır, burjuva toplumunun hastalıklarının kurbanı olan orta sınıf için burjuva ilacıdır.

ernest ezra mandel
hastanelerin insanı dehşete düşürecek yerler olduklar fikri -yoksullar için gerçekten de öyleydiler- ondokuzuncu yüzyılda okuryazar halkta oldukça yaygındı.

ernest ezra mandel
tıbbi tedavinin pahalılığı konusunda duyulan endişeler çağdaş kapitalist (paralı) hekimlik kadar eskidir ve hiçbir şekilde son teknolojik ve ekonomik değişikliklerin bir sonucu değildir.

john andrew sutherland
hastanın ameliyat sonrası aklına ilk gelen şey “tedavi oldum mu?” değil, “bütün bunların parasını nasıl ödeyeceğim?” oluyor.

john andrew sutherland
edebiyat okuyarak geçirilen zaman, iyi geçirilmiş zamandır. hiç kimse bunun aksini söyleyemez.

john andrew sutherland
uyuşturucu maddeleri bulmak zor değildi. her eczanede ve hatta bazı kitapçılarda yok pahasına satılıyordu.

john andrew sutherland
yaşamak dünyada rastlanan en nadir şey. çoğu insan sadece var oluyor..

john andrew sutherland
insanlık çok fazla gerçekliği taşıyamaz.

robert brian cook / robin cook
eğer avukatlar doktor olsalardı, kağıt işlemlerini tamamlayıncaya kadar hastaları çoktan ölürdü.

robert brian cook / robin cook
bir patalojist insanları en iyi şekilde öldürmeyi düşünebilecek yetenektedir.

gérard delteil
sadoist-rnazoist türde veya sas tipinde hoşa gidecek polisiyeleri de sevrniyorurn. dehşeti ve şiddeti yerrnek için de, vahşete karşı isyanını ifade etmek için de gösterebilirsiniz, işkence sahnelerinden, toplama kamplarındaki katliarnlardan, tecavüzlerden

gérard delteil
hastalıklı bir zevk almak için de. tüm sorun, özellikle okura başkalarının maruz kaldıkları vahşilikler karşısında maksimum dehşet zevki verme esası üzerine bina edilmiş kitaplardaki, nasıl kurtulacağırnızı bilemediğim bu hoşa gitrnede yatmaktadır.

eugen berthold friedrich brecht / bertolt brecht
tankınız ne güçlü generalim,
siler süpürür bir ormanı,
yüz insanı ezer geçer.
ama bir kusurcuğu var;
ister bir sürücü.

eugen berthold friedrich brecht / bertolt brecht
ekmeğimi kazandım ve tükettim sizler gibi.
bir doktorum ben, doğrusu: bir doktordum.
saçlarımın renginden mi şeklinden mi burnumun
bir gün evsiz barksız ve aşsız kodular beni.

eugen berthold friedrich brecht / bertolt brecht
fakat hangi kapıyı çalsam
utanmaz diyerek çevirdiler geri
ben utanmaz değil: mahvolmuşum.

bertolt brecht
yaşam hakkındaki bilgimizi felaketimsi bir biçimde ediniriz. sosyal topluluğumuzun işleyiş biçimini felaketlerden çıkarsamak zorundayızdır. krizlerin, depresyonların, devrimlerin, savaşların “iç öyküsü”nü, düşünerek bulmalıyızdır. gazeteleri (ve aynı zamanda

bertolt brecht
bildirileri, görevden alma mektuplarını, askerlik celplerini ve benzerlerini) okumakla bile birinin açık felaketin ortaya çıkması için bir şeyler yapmış olması gerektiğini hissederiz. öyleyse bu kişi ne yapmıştır? bize söylenen olayların ardında söylenmeyen

bertolt brecht
şeylerin olduğundan kuşkulanırız. gerçekte olup biten onlardır. ancak bilmemiz halinde anlayabiliriz. yalnızca tarih bize bu gerçek olayları haber verebilir -aktörlerin bunları tümüyle gizlemeyi başaramadıkları ölçüde. tarih felaketlerden sonra yazılır.

bertolt brecht
entellektüellerin tarihin özneleri değil de nesneleri olduklarını hissettikleri bu temel durum, polisiye romanlarda insanları eğlendirmek için ortaya koyabildikleri düşünceyi oluşturur. var oluş, bilinmeyen etkenlere dayanır. “birşeyin olmuş olması gerekir”,

bertolt brecht
“bir şey tezgahlanıyor”, “bir durum var” -işte bunu hissederler ve pür dikkat kesilirler. ama aydınlık ancak felaket olup bittikten sonra görünür -tabii eğer görünürse. ölüm gerçekleşmiştir. önceden ne tezgahlanmıştır? ne olmuştur? neden bir durum ortaya çıkmıştır?

bertolt brecht
bunların tümü belki şimdi mantıkla çıkarsanabilir.

vikipedi
bertolt brecht (1898 – 1956)
mezarı, 1971 yılında ölen eşi helene weigel’in mezarı ile birlikte dorotheenstadt mezarlığında yan yanadır ve onur mezarı statüsündedir.
+
brecht ve weigel’in mezarları

? / anonim
kırmızı gülün alı var
ah benim bugün efkârım var
her gün ağlasam yeri var
+
kırmızı gülün pürçeği
koynunda oynar köçeği
neyleyim yarsız döşeği
+
ah şu gönül arzu eder seni seni, yar seni

gül dilek türk & bahar tugen
türk toplumunda
sosyal medyaya
eleştirel bakış eksikliği:
türk troller ve trolleme

oğuzhan taş & tuğba taş
post-hakikat çağında
sosyal medyada
yalan haber
ve
suriyeli mülteciler sorunu

nurhan kavaklı
yalan haberle mücadele
ve
internet teyit/doğrulama platformları

abdullah duman
ibn haldun’ a göre
haberlere
yalan karışma sebepleri
ve
bunları ortaya çlkarma metotları

davut aydüz
kur’ân ve hadislerde
iletişim ahlâkı
(haberlerin kaynağının araştırılması
ve
haberin doğruluğu)

mesut özcan
öznenin ölümü:
post-truth çağında
güvenlik ve türkiye

funda neslioğlu serin
david hume’un
“intihar üzerine”
ve
“ruhun ölümsüzlüğü üzerine”
denemeleri

david home / david hume
……. varsayalım ki, ben toplum için bir yüküm: varsayalım, yaşamım bazı kişilerin topluma çok daha fazla yararlı olmalarına engel oluyor. böyle durumlarda yaşamdan vazgeçişim sadece masumane bir eylem olmakla kalmaz, aynı zamanda övgüye de değerdir.

iyiokubaksorcam / sabiha t.
intihara övgü

hakan küçük
yok olmak yerine
hiç olmayı
tercih etmek
+
intihara bir övgü

veysel dinçer
intiharı
onurlu bir eylem
haline getiren
12 efsane müntehir

bengü özsoy
kimsenin suçu yok, herkes suçlu. çalmak doğamızda var. çakmaklar, ofis masasından yürütülen kalemler… çalmayı ne sanıyoruz acaba, bir şeyi izinsiz alıp geri vermiyoruz. bunun adı hırsızlıktır. bunlara hırsızlık diyen 3-5 kişiyiz herhalde.

nesrin bayraktar
+sız ekinin
işlevleri üzerine
bir değerlendirme
ve
dede korkut hikâyelerinde
+sız eki

nesrin bayraktar
+sız eki almış ve mecaz anlamlı olan sözcüklerin türkçede pek çok örneği vardır. ……. arsız (< ar. ar, utanması, sıkılması olmayan, yılışık, yüzsüz (kimse); açgözlü davranan (kimse); kolayca üreyebilen (bitki)) abdullah eren fuzûlî, bâkî, hayâlî ve yahyâ bey divanı’ndan hareketle sevgili eşiği abdullah eren eşikte âşığın en çok dile getirdiği duygu sadakattir. âşık, kendisini sevgiliye sık sık eşiğin sadık bir kölesi ve köpeği olarak arz eder; orayı vatanı olarak görüp sahiplenir ve sakınır. kâbe ve secde yeri addederek kutsallaştırır ve bu şekilde kendisine duyduğu abdullah eren hürmeti vurgular. oradan hiçbir surette ayrılmak istemez. hatta sevgili onu ne kadar uzaklaştırmaya çalışsa da eşikten yüz çevirmez, daima ona yönelir ve ümitle onu gözler, arsızlık yapıp geri dönmeye çalışır: hayâlî dergehinden nice kim sürsen hayâlî çâkeri yüz çevirmez âsitânından ‘aceb bî-ârdır michel tournier ayakta yazmalı, kesinlikle diz çökerek değil. yaşam, her zaman ayakta yerine getirilmesi gereken bir iştir. eziz cumayev amelî konuların dayandığı hadisler açısından mâlik-buhârî mukayesesi eziz cumayev imam mâlik ....... hz. peygamberin hadislerine saygı duyduğu için ayakta hadis yazmayı uygun görmemiştir. ....... imam mâlik birçok sebebi göz önünde bulundurarak ayakta hadis yazmayı uygun görmemiş olabilir. can bahadır yüce ayakta yazmak behçet necatigil herkesin derdi ayrı sıkmayın kimseyi aramıyorlarsa biçin kendinizden. yavuz çetin herkesin derdi ayrı herkesin derdi aynı herkesin derdi kendine bu dönemde her dönemde bülent tümen herkesin derdi ayrı… ahmet senvar doğu türkiye'de mal candan daha önemli. süleyman kösmene insan mala ve servete düşkün yaratılmıştır. öyle ki, bazen mal candan ileri geçebiliyor. seda kaya güler insanımız için de devlet için de mal, candan daha değerli. "mal telef olacağına can telef olsun" sözü de bu topraklardan çıkma. nevşin mengü çünkü mal candan değerli sevgili yurdumda kader tuğla türkiye’de internet geleneksel medyadan daha demokratik ve alternatif bir haber ağı sunuyor mu: t24 örneği kader tuğla yeni iletişim teknolojilerinden yararlanan internet gazeteciliğinin ve haber sitelerinin; genel olarak medyada demokratikleşme, güvenilir habercilik sorunlarına bakış açısı büyük önem taşımaktadır. kader tuğla bu nedenle, yazılı ve görsel medyanın alternatifi olarak belirip belirlemeyeceklerine ilişkin varsayımların, öncelikle teknoloji ve demokrasi kavramları kapsamında ele alınması da gerekmektedir. kader tuğla bu çalışmada, sosyal ağlar açısından haber sitesi t24’ün, internet haberciliğinde demokratikleşme kavramı çerçevesinden baktığımızda, “bağımsız internet gazetesi” ibaresine ne kadar bağlı kalabildiği ve güvenilir, demokratik, özgür habercilik anlayışına nasıl bir kader tuğla alternatif sunabildiği ele alınmıştır. kader tuğla t24 örneğinden hareketle, türkiye’deki ana akım medyanın egemen geleneksel yapısının kırılabileceği ve alternatif haberciliğin de farklı bir boyuta gelebileceğinin göstergesi olabilecek özelliklerin bulunduğu görülmüştür. mine özdemir bilgi çağında ana akım medyaya karşı ortaya çıkan alternatif medyanın rolü ve yükselen yurttaş gazeteciliği mine özdemir tüm dünyada liberal ekonomik yaklaşımlarla birlikte maddi gücü elinde bulunduran egemen sınıflar, zihinsel güce de sahip olmak için ana akım kitle iletişim araçlarını tek ses etrafında toplamak istemişlerdir. mine özdemir böyle bir ortamda ana akım medyada yer bulamayan, egemen görüşe muhalif olanlar ve ötekileştirilen insanlar, seslerini duyurabilmek amacıyla alternatif yollara başvurmuşlardır. mine özdemir söz konusu ana akım medyanın habercilik anlayışındaki eksikliklerine ve yetersizliklerine karşı bir tepki olarak ortaya çıkan alternatif medyanın neleri kapsadığı ve işlevi örneklerle birlikte ele alınmıştır. mine özdemir öncelikli olarak bilgisayar ve internet gibi iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle yaşadığımız bilgi çağında ortaya çıkan yeni medya ortamında kendisine geniş yer bulan alternatif medya kavramının tanımı yapılmıştır. mine özdemir bunun yanı sıra dünyada ve türkiye’de bu kavramın ortaya çıkış aşaması ve özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. mine özdemir alternatif medya örnekleri bölümünde ise tamamen bağımsız olan, gönüllü muhabirlerin desteğiyle yayın hayatını sürdüren, toplumda ötekileştirilen, ana akım medyada hiç sesini duyuramayan insanların yaşadıkları sorunlara dikkat çeken, sadece internet üzerinden yayın mine özdemir yapan indymedia, bianet, t24, diken ve yeşil gazete adındaki haber portallarının içerikleri anlatılmıştır. mine özdemir yurttaş gazeteciliği bölümünde günümüzde ana akım medyada uygulanamayan bu gazetecilik anlayışının alternatif medyada nasıl yükselişe geçtiği ele alınmıştır. mine özdemir son olarak alternatif medyanın sınırlılıklarından bahsedilmiş ve okurların alternatif medyadan güvenilir haber alabilmesinde önemli yol gösterici bilgiler verilmiştir. eylem yanardağoğlu yurttaş gazeteciliği ve yeni medya ismail pişer medyanın 2017 anayasa referandumu sürecindeki kamuoyu oluşturma etkisi: ensonhaber ve t24 örnekleri ismail pişer medyanın kamuoyu üzerindeki etkileri üzerine yapılan araştırmaların temelini genellikle siyasi olaylar, seçimler ve referandumlar oluşturur. keza bu çalışmanın amacı, 16 nisan anayasa referandumu öncesinde, medya ve toplum arasındaki ilişkiyi gözlemlemektir. ismail pişer çalışmanın birinci varsayımı, 2017’nin mart ve nisan aylarında, insanların ne hakkında düşüneceklerine çoğunlukla medyanın karar verdiğidir. medya, referandum öncesinde, toplumun ihtiyaçlarına yanıt vermekten uzaklaşıp onu yönlendiren bir aygıta dönüşmüştür. ismail pişer ikinci olarak, 16 nisan günü yaklaştıkça toplumdaki medya bağımlılığının arttığı tahmin edilmektedir. medya bağımlılığı önemli ölçüde artsa da toplum genelinin anayasa paketiyle ilgili yeterince bilgi sahibi olmadığı düşünülmektedir. ismail pişer tam anlamıyla neyi oylayacağını bilmeyen kayda değer bir kitle mevcuttur. dördüncü olarak, neumann’ın suskunluk sarmalı kuramında değindiği gibi, toplumun önemli bir kısmının referandum öncesinde fikirlerini açıklamaktan çekindiği tahmin edilmektedir. ismail pişer bahsi geçen bu dört varsayım, örneklem grubuna uygulanacak bir anketle test edilecektir. ismail pişer bunun ardından, türkiye’nin önde gelen haber portalları ensonhaber ve t24’ün 1 nisan - 15 nisan tarihleri arasında yayımladığı referandum haberlerine içerik analizi uygulanacaktır. ismail pişer haber metinleri “antconc” programı aracılığıyla irdelenecek, bu metinlerde sık kullanılan anahtar sözcükler tespit edilerek iki haber sitesinin referandumun hangi blokuna daha ılımlı yaklaştıkları ortaya çıkarılacaktır. peter curman - çev : abdullah gürgün & süreyya gürgün dümende peter curman nasıl yönlendirilir bu yaşam teknesi? ne yapılır rüzgarda dalgalanan bunca yelkenle? peter curman merak ediyorum yani: “ben” gerçekten benim miyim? yoksa stockholm il genel meclisi’nin miyim? peter curman ben: isveç kış savaşının bir kurbanıyım sokak ve hastane arasında peter curman diyesim: huzur yok, sürekli bir terör dengesi boşvermek ile acı arasında peter curman nasılsa öleceksem profesyonel bir kılavuz eşliğinde ölmeliyim en iyisi bir hastanede. morfin yardımıyla yavaşça unutuluş denizine indirilmeliyim peter curman bugün sokakta hayatımı karartan adamı gördüm. karımı çalan. peter curman bush ve blaire zaferle gülümsedi ama gerçekten saddam mıydı çırpınan ipin ucundaki? peter curman ama bir mermer cinayeti işledi heykelleri kaçıran parthenon’dan. koparılıp götürülenler british museum’a hapsolurken artıkları kaldı geride. mermer heykeller de ağlar özlemle. peter curman ölüm bir giz. bir terör. ama son değil. bir bebek gibi yerkürenin derin kucağında sallanıyorum. duyuyorum kristal berraklığındaki gök tonlarını pompei’yi asla terketmeyen ben. enver aras güney azerbaycanlı şair habip sahir enver aras habip sahir 1903 yılında tebriz’de ticaretle meşgul olan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. beş yaşındayken babasını kaybeder. artık, habip için hayatın son derece acımasız günleri başlar. enver aras habip sahir’in çocukluk yıllarının büyük sıkıntılar içinde geçtiğini, babasının uzun bir süre göçeri bir hayat yaşadıktan sonra gelip, bir adı da sürxab olan tebriz’in qızılsular mahallesi’ne yerleştiğini ve aynı şehrin deveçi mahallesi’nde oturan güzel bir kızla enver aras evlendiğini de onun şu mısraları ortaya koymaktadır: habip sahir atam menim bedeviymiş, köçeri, darvazadan bir gün girip içeri, bağdan sovup, atlanarken, çeperi, qızılsular mehlesi’nde kök salmış, deveçi’den gözel, göyçek qız almış! enver aras “molla mektebi”nde uygulanan sert ve katı kuralların yanında şairin burada yaşamış olduğu çeşitli sıkıntılar da onun şiirlerine aksetmiştir. onun mısralarında, mollalar tarafından falakaya yatırılan küçücük çocukların sessiz feryadını duyarız. enver aras piruz dilençi’nin, sahir’in ölümüyle ilgili olarak anlattıklarından kısa bir özet: piruz dilençi ....... hebib sahir en gözel paltarını [elbisesini] géyinip yaşadığı évin heyet terefinde damın [binanın] demir hasarından [duvarından; duvardaki demirden] özünü asaraq intihar étmişdi… ergün küçük planlanmış davranış teorisi çerçevesinde mali müşavir (smmm) olma niyetinin altında yatan faktörlerin analizi irem uzunsoy & ahmet ferda çakmak etik davranma niyetinin planlı davranış teorisi çerçevesinde değerlendirilmesi + gıda mühendisleri örneği nuray mercan ajzen’in planlanmış davranış teorisi bağlamında whistleblowing (bilgi ifşası) sevilay dervişoğlu & dilek sultan kılıç planlanmış davranış teorisi çerçevesinde geliştirilen su tasarrufu davranışı anketi sara onur & süreyya kırıkcı literatür incelemesi: planlı davranış teorisi ve davranışsal iktisat elif kocagöz & yunus dursun algılanan davranışsal kontrol, ajzen’in teorisinde nasıl konumlanır? alternatif model analizleri hasan hüseyin ceylan & serdar aydın organ bağışına sosyal pazarlama yaklaşımı: üniversite öğrencilerinin organ bağışına ilişkin tutum ve niyetleri üzerine bir araştırma hasan hüseyin ceylan & serdar aydın bu çalışmada organ bağışı sosyal pazarlama perspektifinden ele alınmıştır. planlı davranışlar kuramı temel alınarak oluşturulan çalışma modeli, üniversite öğrencileri örnekleminde analiz edilmiştir. neşe taluy yüce nobel ödüllü şair czeslaw mitosz'un ardından czeslaw mitosz beyaz balinası dünyanın çekti beni de kendisiyle birlikte derin çukurlara şimdi bilmiyorum gerçek neydi. czeslaw mitosz ben niçin yaratıldım, yas çığırtkanı olmak için mi? oysa anlatmak istiyorum, şenlikleri şen ormanları, shakespeare 'nin beni götürdüğü hani. bırakın bir anlık mutluluğa şairleri çünkü yakında yok olacak dünyanız. neşe taluy yüce milosz acımasız diktatörlere (hitler, stalin ve...?) şöyle sesleniyor: czeslaw mitosz güvende olma. şair anımsar öldürebilirsin onu. yenisi doğar yazılacak bir bir tüm etkinlikler, tüm konuşmalar neşe taluy yüce 90 yaşındayken yazdığı "işte o" (to) adlı şiirde aslında her şeyin belki de aldatmaca olduğuna karar verdi. czeslaw mitosz keşke en sonunda içimdekini size söyleyebilseydim bağırabilseydim: ey insanlar aldattım sizi içimde işte o gece gündüz olanı, size, yok diye söyleyerek fatih birinci & gülay dirik depresif realizm: mutluluk ya da nesnellik fatih birinci & gülay dirik gerçekçilik, bireyin dünyaya ilişkin değerlendirmesinin ve yargılarının nesnel olması olarak tanımlanır. oysa kimi araştırmalar ‘normal’ kabul edilen bireylerin gerçeği algılarken, algılamalarını kendilerini kayıracak şekilde çarpıttıklarını fatih birinci & gülay dirik göstermiştir. bu türden bir bilişsel çarpıklığa depresif bireylerde daha az rastlandığı yönündeki araştırma bulguları ise, “depresif realizm hipotezi”nin ortaya çıkmasına neden olmuştur. fatih birinci & gülay dirik alloy ve abramson bu mantıksal düzene göre manipüle ettikleri bir dizi deney sonucunda depresif öğrencilerin, kontrol tahminlerinde depresif olmayanlara göre daha gerçekçi oldukları sonucuna ulaştılar. fatih birinci & gülay dirik lovejoy doğum sonrası depresyonun anne-çocuk ilişkisi üzerindeki etkilerini inceledi. sonuçlar, doğum sonrası depresyon yaşayan annelerin, çocuklarının olumsuz davranışlarını daha net hatırladıklarını gösterdi. fatih birinci & gülay dirik ”normal” bireylerdeki gerçeklik çarpıklığına ilişkin yapılan pek çok çalışmada alloy ve abramson’un özgün çalışmasındakine benzer bulgulara ulaşıldı; depresif bireylerin kendileri, dünya, geçmiş ve gelecek hakkındaki değerlendirmelerinde (kısmen ya da fatih birinci & gülay dirik tamamen) depresif olmayanlara göre daha gerçekçi oldukları bulundu. fatih birinci & gülay dirik mischel bu hipotezi genel olarak “depresif realizm” (depressive realism) olarak adlandırdı, konu ile ilgili tüm araştırmalarda da varsayılan fenomeni tanımlamak üzere bu ifade kullanıldı. fatih birinci & gülay dirik mutluluğun, bilişsel yaklaşımın da vurguladığı gibi daha çok bir ‘bakış açısı’, bilişsel bir durum olduğu görüşü alanda genel olarak kabul edilir. ancak depresif realizm kavramı, mutluluk kavramına örtük bir göndermede bulunmaktadır: mutluluk bir fatih birinci & gülay dirik yanılsamadır. eğer depresyon ve mutluluk çelişen kavramlar ise ve eğer depresif realizm araştırmalarının bulguları sonucu ulaşılan depresif bireylerin daha gerçekçi olduğu bilgisi doğru ise, o zaman bu çelişkinin rasyonel bir çıkarımı olarak mutluluğun fatih birinci & gülay dirik özelliklerinden ya da kaynaklarından birisi de bilişsel çarpıtmalardır. fatih birinci & gülay dirik ackerman ve durubeis depresif realizm ile ilgili olarak 33 araştırmayı incelemiş ve bu çalışmaların 19’unda drh’yi destekleyecek, 14’ü ise desteklemeyecek yönde sonuçlara ulaşıldığını belirtmektedirler. fatih birinci & gülay dirik yapılan pek çok araştırmanın sonucu değerlendirildiğinde depresif realizm tartışmalarının henüz net bir sonuca ulaşmadığı ortadadır. fatih birinci & gülay dirik normal bireylerde gerçeği olduğundan daha pozitif değerlendirme yanlılığının varlığı, depresif realizm ile ilgili yapılan araştırmalardan elde edilen ve üzerinde neredeyse tamamen uzlaşılmış ortak ek bir bilgidir. bu olağan kabul durumu bile, ruh fatih birinci & gülay dirik sağlığına ilişkin bilişsel süreçlerin analizlerinde geleneksel temeller olarak varsayılan nesnellik ve mutluluk kavramlarının tam olarak örtüşüp örtüşmediği sorusunu akla getirir; nesnel olmak mutlu olmayı, mutlu olmak nesnel olmayı engelliyor fatih birinci & gülay dirik olabilir. konunun psikolojik -ve belki bu açıdan felsefi-açılımları, depresif realizm konusunda yapılacak araştırmalarla bir süre daha tartışılacak gibi görünmektedir. onur akbaş kapalı çarşıda kapalı şiir onur akbaş kapalı çarşı şiiri, duygu ve düşüncenin doğrudan değil; dolaylı olarak verildiği, bir “ikinci yeni” şiiri örneğidir. şiirin manasındaki müphemlik ve dağınıklık da bu şiire ait bir özelliktir. onur akbaş kapalı çarşı ile ilgili şiir yazan tek şair de sezai karakoç değildir. orhan veli kanık, behçet necatigil gibi şairlerimiz de kapalı çarşı şiiri yazan şairlerimizdendir. onur akbaş ayrıca “ahmet hamdi tanpınar huzur adlı romanında kapalı çarşı’yı geniş olarak tasvir etmiş, onda bizim tarihimizin bir cephesini görmüştür. can şen ölümünü sezen şairin sesi: kıbrıslı şehit süleyman uluçamgil can şen süleyman uluçamgil, 28 mart 1944’te girne’nin dağyolu köyünde dünyaya gelmiştir. 21 temmuz 1964 günü, henüz 20 yaşında iken bir rum tuzağı ile hayatını kaybetmiştir. süleyman uluçamgil durup dururken simitçi çığlığı gibi aklıma geldi ölüm oysa ki benim üniversite kapısında dökülen yapraklara şiir yazmaktı düşündüğüm. süleyman uluçamgil bir gün ben de öleceğim mezarıma çiçek getirecekler bazan bazan da fatiha okuyacaklar hiç kimse sigara getirmeyecek. cem kıran s-400'leri teslim aldık (ilk görüntüler) kerem gök s-400'leri ankara'ya hangi uçaklar getirdi? levent yiğittepe nato ve rusya arasında türkiye’nin güvenlik algılaması: s-400 krizi örneği kamal mohammed abbas abbas türkiye’nin rusya’dan s400 hava savunma sistemi temin etmesinin abd ve nato açısından incelenmesi erdal şahin kuş dili oğuzhan şahin rusûhî’nin kuş diliyle bir gazeli ve yûsuf sinânüddîn ile münîrî’nin şaire reddiyesi shafoat khasanova “kuş dili” mevzusunda yazılan yeni bir eser necati demir ıslık dili ve karadeniz bölgesi’nde kullanılışı erman gören pindaros’ta aşk büyüsü: aphrodite’nin “divâne (eden) kuşu” iynks’ün kerameti levent turan yeryüzünün ornitolojik açıdan önemli alanları gülsüm eren kuşlarda uçmanın biyomekaniği cemile burcu kartal 1930 belediye seçimleri’nde karikatürlerde kadın akif seven ülkemizde kadın karikatüristler emek çaylı rahte aslı davaz ile kadın eserleri kütüphanesi ve bilgi merkezi vakfı üzerine recep dikici osmanlı âlim ve ediplerinin kadınlar hakkındaki eski harfli eserleri üzerine bir bibliyografya denemesi mustafa aydemir zehir zıkkım bir yaşam: zıkkımın kökü bedri rahmi eyüboğlu şu karşıki yeşil yumağa ağaç derler o da senin gibi elimizde büyüdü yalnız ne altını kirletir ne de öksürürdü. biz bu ağaçları uzak ormanlardan getirdik meyveleri zehir zıkkım hakkı yılmaz “sekar” kelimesinin kök anlamı “beyne acı veren sıcaklık”tır. nitekim araplar, aşırı sıcaklarda ''sekarethü’ş-şemsü (güneş onu şiddetle yaktı)” derler. peter stamm yazın güneş, cehennem ateşi gibi bütün gün tepemizde harlarken, kilisenin ateş tuğlaları da alev alev yanardı. rabia nur başbay enselerindeki güneş cehennem ateşinin bir tasviri gibiydi. berkay özcan güneş cehennem mi? kur'ân / allâh / tanrı - çev : abdullah parlıyan orada sedirlere yaslanıp uzanacaklar ve ne yakıcı bir güneş ve ne de şiddetli bir soğuk görecekler. fyodor mihayloviç dostoyevski bu şiir belası var ya, sizin gençligi toptan çıldırtacak sonunda. ekşi sözlük bilimin aslında hiçbir halt bilmediği gerçeği ömer tokuş halep hamdanîleri sarayında bulunan filozof, ilim adamları ve şairler füreya ünal scriabin'in piyano sonatlarının incelenmesi jülide gündüz paris müzik dernekleri 1871-1939 gökhan yalçın türk halk ezgilerinin gitara düzenlenmesinde bir yöntem: dörtlü armoni sistemi ibrahim alâeddin gövsa şâirim der de tufeyli yaşatır gövdesini, dayayıp köhne nedim artığı üç beş satıra! senelerden beridir aynı sakız, aynı geviş, seneler var ki doğursun diye baktık katıra! uğur gür verdiğin busenin tadı gitmedi, sıcaklığı halâ dudaklarımda. o gün gözlerimde süzülen yaşlar, daha kurumadı yanaklarımda. maria pawlikowska-jasnorzewska dolgun dudaklarınla öpmeye hazırlandığında beni boyun eğiyor dudaklarım, korkudan bembeyaz olmuş iki kanatçık gibi kanım sıyrılıyor benden, uzağa uzaklara kaçmak için ve kırmızı bir nehir gibi yanıyor yüzüm. pervin şakir tatlı hava ten arzusu ile yanan iki susuz ruha öyle dokunmuştu ki, sanki bilmişti acı çektiklerini. mir taki mir bütün önlemler ters tepti, hiçbir ilaç işe yaramadı. bak bu gönül hastası sonunda öldü. gençliğim ağlayarak geçti, yaşlılıkta gözyaşımı sildim. yani gece uzundu uyanık kaldık, gözlerimi sabah olunca yumdum. ömer erdem bir şair; ‘istanbul bana bir mezar ver’ mısraını kurmuşsa ötesi yoktur. ali sait yağar mehmet samsakçı, ölüme açılan estetik kapı: türk mezar taşı edebiyatı emin nedret işli istanbul'da gömülü şairlerin mezar kitabeleri eyüp nefes samsun merkez kökçüoğlu mezarlığı’nda kitabelerinde şair adı bulunan mezar taşları ünal zal gurbannazar ezizov: “mezar taşına bile tahammül edilemeyen bir şair” ünal zal üniversite yıllarında kendisini tamamen edebiyata verir. 1975 yılında sarhoş bir asker kaçağının serseri kurşunlarıyla can vereceği ana kadar şiirle ilgilenir. ünal zal çağdaş türkmen şiirinin öncülüğünü yaparak otuz beş yıllık ömrüne toplam 375 şiir sığdıran gurbannazar ezizov’un türkmen edebiyatında önemli bir yeri vardır. osman horata cem şairleri: bir kader birliğinin anatomisi osman horata türabî cem'in hocası olan şair kastamonu'da doğdu. ....... şiirlerini tekke ve imaretlerin duvarlarına yazan, halkla bir arada olmaktan ziyade mezarlıklarda yatmayı ve yollarda dolaşmayı tercih eden, ....... fazıl ayanoğlu tahrip edilen eski eserler serisi lutfû efendinin mezarı şükrü ramo kim ister dünyada fidanlar diken anneyi yavrusuz ağlarken bulsun kim ister babayı, kardeşi, kızı kanlı savaşta düşerken görsün? + kim ister çevrende uçarken bugün güneşe sevinen kuşlar da ölsün? kim ister topraktan yıldıza varan insanlık yolunu mezarlar örtsün? witold marian gombrowicz sürgün bir mezarlıktır. aslı güller xıx. yüzyıl arşiv belgelerine göre osmanlı toplumunda intiharlar necati sümer dinlerin intihar olgusuna bakışı mehmet can doğan bir durum çokça yorum: iki paşa’nın şiirle intiharı mehmet can doğan türk şiirinde, görebildiğim kadarıyla intiharı bir tema olarak ilk kez kullanan şair 1853’te doğup 1903’te ölen damat mahmud celâleddin paşa’dır. mahmud celâleddin paşa paradır iş bitiren ‘adl ü şerî’at arama bunu yazmış kapısında vükelâ mahkemesi + bir def’a soyar şakî bir insânı fakat her gün soyuyor milleti hırsız vükelâ mehmet can doğan intihar, üzerine konuşan kişi için tebrübî değil, öğrenilmiş bir bilgiyi haber verir. dolayısıyla mahmud celâleddin paşa’nın da intihar redifli kasidesini böyle bir bilgiyle kurduğu açıktır. mahmud celâleddin paşa ben ölmek istiyorum. hayatın bence hiçbir kıymeti ve lüzumu yoktur. mahmud celâleddin paşa ey kötü talih güzelliğe bir sebebin yok mu bir saadet burcunda dur durağın yok mu diyelim ki âlemde bunların hiçbiri yokmuş ey garip nefs, öyleyse intiharın yok mu soner işimtekin furûğ ferruhzâd ve sylvia plath’ın şiirlerinde kullanılan esenliksiz kelimeler üzerine hatice gürgen şimşek & ayla bayık temel halk sağlığı hemşireliğine adanmış yıllar: dünya örnekleriyle öncü halk sağlığı hemşireleri hatice gürgen şimşek & ayla bayık temel mother mary frances aikenhead (sister mary augustine) (1787–1858): irlanda doğumlu aikenhead, toplum sağlığı hemşireliğinin ilk öncülerinden biri olarak tanınmaktadır. hatice gürgen şimşek & ayla bayık temel aikenhead ve bu rahibeler 19. yüzyılda hapishanelerdeki tutukluları ziyaret eden ilk hemşireler olarak kayıtlara geçmişlerdir. arın namal hospice arın namal dünyada yılda 57 milyon insan ölüyor. + bir yılda ölen insanların 38 milyonu, kronik bir hastalık sonucunda ölüyor… arın namal insanca ölebilmek, sadece ölmekte olana bağlı değildir, toplumsal, etik ve tıbbi profesyonellikle ilgili koşullara bağlıdır… arın namal postmodernite’de ölüm bilinci ile yaşamak, insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar güç hale gelmiştir. arın namal ölüm gizleniyor ve izole ediliyor. + ölmekte olanlar, onurlarıyla bağdaşmayacak şekilde kandırılıyor. + yas tutmaya izin verilmiyor. arın namal endüstri toplumlarında ölme yeri dev hastaneler + ama hastanelerin görev tanımlarında ölümden açıkça söz edilmiyor arın namal hastanelerde hastalar ölmez, “ex” olurlar, ameliyat masasında ölmez, “bıçak altında kalırlar”. genellikle ölmekte olan alelacele tek kişilik bir odaya taşınır, boş bir oda bulunamadığında yatağı paravanla çevrilir. morglar, otopsi salonları göze çarpmayacak ....... arın namal ölmek ve ölüm kurumsallaştırılmıştır. + böylelikle ölmekte olana ve ölüye dokunmak gereği ortadan kalkmış, araya mesafe konulmuş, ama bu yabancılaşma ölme korkusunu da artırmıştır. arın namal hastanede iyileşecek hasta baş roldedir, ölecek olan ise figüran bile sayılmaz… + ölmekte olan, hastanelerde “zavallı ve asalak” gözüyle görülür... + ölmekte olanlar, hastanelerin amacı ile çelişen varlıklardır, sağlığa kavuşturmak üzere organize olmuş bu ....... arın namal hospice düşüncesi, günümüz batı kültürü ve onun tıbbi kurumlarında ölmekte olanların içler acısı durumlarına tepki olarak doğdu. arın namal hospice düşüncesi → ölmeyi, yaşamın bir parçası olarak görür! dame cicely mary saunders ölüm, bambaşka şekilde yaşanabilir, insanca ve onurlu!.. hans christoph piper şu soruya yanıt arıyoruz: insanın bu dünyaya veda ederkenki yaşadığı ağır krizde, bizim ona anlamlı bir hizmetimiz olabilir mi? arın namal insanların çoğu, evlerinde ölebilmek isterken, artık çoğu hastanede ya da huzurevlerinde ölüyor: oysa ev düzenlenebilir ve aile bireyleri, ölmekte olan üyelerine bakabilecekleri şekilde desteklenebilir. arın namal nerede ölünmekteyse, orada yaşama geçırılebılır… arın namal insan ölür, başkaları ise bu acıyla yaşamak durumundadır… arın namal egemen olan tıbbi sistem, ölmeyi ve ölümü başarısızlık olarak değerlendiriyor. oysa ölme evresinde küratif düşünce ve davranış, yerini palyatif tıp anlayışına bırakmalıdır. arın namal hospice düşüncesinde temel tutum ölmeye değil, ölürken yaşamaya yardım… merve gül mezhepler arası ötekileştirme karşısında mevlânâ’nın hoşgörü öğretisi merve gül damgalama, insanların öteki olarak belirlediği kesime karşı gerçek ya da hayali özellikler yakıştırarak onları kategorize etme girişimleridir. (karaca) merve gül çatışmaya sebep olan ayrımcılık, önyargı, aşağılama, dışlama tutumları, mezhepler tarihi özelinde, tekfir, aforoz ve heretik kabul edilme gibi ciddi problemleri beraberinde getirmiştir. merve gül her ne kadar tarihte ötekileştirmenin ilk örneklerini kestirebilmek zor olsa da, binti’ye göre ötekileştirme anlamında bir topluluğu menfi damgalama âdetini ilk başlatan yunanlılar olmuştur. merve gül bu değerlendirmeye göre, yunanlılar insanlığı şark ve garp olarak ikiye ayırdıktan sonra dünyanın merkezine kendilerini koymuşlardır. bu şekilde, kendileri gibi olmayan ve düşünmeyen herkesi barbar damgalamasıyla ötelemiş ve ötekileştirmişlerdir. sahra dervişoğlu suriye’den türkiye’ye kaçan bir ailenin gündelik yaşamı: gaziantep’te bir sözlü tarih çalışması sahra dervişoğlu araştırma kapsamında elde edilen görgül veriler, goffman'ın damga kavramı, gündelik yaşam sosyolojisi ve merton'ın işlevselcilik yaklaşımı ile anlaşılır kılınmaya çalışılmaktadır. erving goffman karşımızdaki yabancı, zihnimizde sağlıklı ve sıradan bir kişi olmaktan çıkıp lekeli ve sakat, kale alınmayan birine indirgenir. böyle bir sıfat, özellikle de itibarsızlaştırıcı etkisi çok kapsamlıysa damgadır... meral timurturkan & gönül demez & elife kart & cihan ertan & selim cankurtaran & salih aktin “hükümlü” olmanın sosyal tezahürleri: sosyal dışlanma, damga ve suç meral timurturkan & gönül demez & elife kart & cihan ertan & selim cankurtaran & salih aktin goffman'a göre yunanlılar,işaret edenin tuhaf ve kötü ahlaki durumuyla ilgili bir şeyleri ifşa etmek ve tasarlanmış beden işaretlerine dikkat çekmek için damga kavramını oluşturmuşlardır. meral timurturkan & gönül demez & elife kart & cihan ertan & selim cankurtaran & salih aktin goffman'a göre bazen bir düşmanlığı ya da kini, sosyal sınıf gibi diğer farklılıklar temelinde rasyonelleştirerek, meral timurturkan & gönül demez & elife kart & cihan ertan & selim cankurtaran & salih aktin kişinin kalitesizliğini açıklayacak bir ideoloji ve temsil ettiği tehlike için sebep inşa ederiz. meral timurturkan & gönül demez & elife kart & cihan ertan & selim cankurtaran & salih aktin gündelik söylemimizde bir metafor ve betimleme kaynağı olarak, orijinal anlamı hakkında düşünmeksizin bireylere (sakat, suçlu, azılı, tehlikeli) belirli damga kavramlarını kullanırız. meral timurturkan & gönül demez & elife kart & cihan ertan & selim cankurtaran & salih aktin bu bağlamda hükümlü veya suçlu olarak damgalanmak, bir takım yoksunluklara ve yaptırımlara maruz kalmak bireyin hayatında keskin dönüşümlere neden olabilmektedir. meral timurturkan & gönül demez & elife kart & cihan ertan & selim cankurtaran & salih aktin gerek hapis cezası alarak kapatılmadan sonra topluma yeniden katılmaya çalışmak, gerekse hükümlü olarak ceza alıp denetimli serbestlik yükümlülüklerine doğrudan katılmak damgalanma, meral timurturkan & gönül demez & elife kart & cihan ertan & selim cankurtaran & salih aktin dışlanma ve suçlu olarak tanımlanmaya neden olmaktadır. meral timurturkan & gönül demez & elife kart & cihan ertan & selim cankurtaran & salih aktin goffman’ın ele aldığı ve birçok açıdan tartıştığı damga kavramı, bireylerin toplumsal yaşam içinde farklı nedenlerden dolayı karşılaştıkları sorunları açığa çıkarmada son derece etkili meral timurturkan & gönül demez & elife kart & cihan ertan & selim cankurtaran & salih aktin bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. kaan sevim sosyal çalışma perspektifinden damga ve kadın kaan sevim hinshaw’a göre; kadınlar tarih boyunca sürekli ayrımcılığa ve damgalamaya uğramışlardır fakat kadın cinsiyeti üzerinden yapılan damga goffman’ın yapmış olduğu damga tipolojisinin içerisine girmemekle beraber birçok yazarın ihmal ettiği bir durum olmuştur. m. cihat özönder & serdar sağlam & erdal aksoy & gökhan v. köktürk & şeref uluocak ilköğretim okullarında şiddet ve taciz m. cihat özönder & serdar sağlam & erdal aksoy & gökhan v. köktürk & şeref uluocak goffman’a göre bugün bile, diğerleri karşısında eylemlerimizi haklılaştırmak için onların sahip olduğu kusurlar silsilesine özgün damga anlamlarından birini atfetme eğilimi taşımaktayız. semra uz & kamil kaya otizmli çocuklara ve ailelerine yönelik damgalama semra uz & kamil kaya otizmli çocuklar, rahatsızlıklarından kaynaklı olarak toplumun “normallik” tanımlarına uymayan bazı otistik davranışlar sergilemektedir. bu davranışlar, onların ‘farklı’, ‘tuhaf’, ‘ilginç’ olarak etiketlenmesine, semra uz & kamil kaya goffman’ın deyimiyle damgalanmasına neden olmaktadır. semra uz & kamil kaya hıristiyanlık döneminde ise, cildin üzerindeki tomurcuk şeklindeki yaralar ve fiziki bozukluklar tanrı’nın merhametinin bedensel işaretleri olarak değerlendirilmiş ve bu duruma atıfta bulunmak adına damga kavramı kullanılmıştır (goffman). a. çağlar deniz & merve balcıoğlu & abdulkerim diktaş romanların maruz kaldıkları damgalanma ve dışlanma mekanizmaları: uşak örneği a. çağlar deniz & merve balcıoğlu & abdulkerim diktaş goffman’ın anlatımlarından şunu çıkarmak mümkündür, damgalı birey damgasızlarla toplumsal ilişkilerinde bir damgası olduğunu her daim hatırlamaktadır. bu yüzden bir türk’le/ gacoyla/ na-romanla/ roman olmayan evli olmak uşak a. çağlar deniz & merve balcıoğlu & abdulkerim diktaş romanları örneğinde topluluk dışından biriyle kurulan ilişkide dile getirilecek ilk şeylerden biri olmaktadır. keza işyerinde yaşanan can sıkıcı bir durum da, kendisine doğrudan bir şekilde ifade edilemese de, roman kimliğiyle a. çağlar deniz & merve balcıoğlu & abdulkerim diktaş ilişkilendirilmekte ve toplumun kendisine uyguladığı ayrımcılık öğelerinden biri olarak hatırlanmaktadır. sümeyye özmen & ramazan erdem damgalamanın kavramsal çerçevesi sümeyye özmen & ramazan erdem goffman’a göre damgalama, damgalanan kişinin adının önüne getirilen etiket nedeniyle daha az değer verilebilir, daha az istenebilir hale gelmesi ve neredeyse artık insan gibi görülmemesidir. ekrem dumanlı işkenceye isyan insanlık görevidir. kerem altıparmak anayasa mahkemesinin zor sorusu: işkence ve kötü muamele, ama hangisi? abdülkerim ünalan bir insanlık suçu: işkence mustafa yeneroğlu devletimiz tüm organları ile ‘işkenceye sıfır tolerans’ prensibinin izindedir. güney dinç savunma hakkı ve işkence halil ibrahim türkyılmaz işkence ve adli tıp'ta tespiti sorunu emre kapkın işkence konusuna yaklaşımda düşülen yanlışlar ömer anayurt avrupa insan hakları mahkemesi içtihatlarında işkence kavramı ümit ünüvar & erenç yasemin dokudan & deniz yılmaz & levent kutlu & önder özkalıpçı & şebnem korur fincancı işkence tanısında kemik sintigrafisinin yeri türkan yalçın sancar işkence yapan kamu personeline rücu sorunu isa başbüyük türk ceza kanunu’nda işkence suçu salim durukoğlu & sevim salik türklerin uğradığı işkence, sürgün, katliam ve soykırımlar sözlüğü mehmet esgin işkence ve engizisyon cüneyd er işkenceye karşı birleşmiş milletler sözleşmesi birleşmiş milletler işkence ve diğer zalimane, gayriinsanî veya küçültücü muamele veya cezaya karşı sözleşme murat paker & burcu buğu türkiye’de işkence mağdurlarının psikolojisi üzerine yapılmış araştırmaların gözden geçirilmesi osman doğru yaşama hakkı ve işkence yasağı açık çek türkiye’de darbe girişimi sonrası işkenceye karşı koruma tedbirlerinin askıya alınması türkiye insan hakları vakfı işkence görenlerin tedavi süreçlerine ilişkin çalışmalarının engellenmesine yönelik basın açıklaması sena bal tedavi mi işkence mi? biber gazı yasaklansın insiyatifi kolluğun işkence araçları yasaklanmalıdır fatih s. mahmutoğlu işkence ve eziyet suçu fırat kader hayvanat bahçesi mi? hayvanat hapishanesi mi? fırat kader hayvanat bahçesinde bulunanan hayvanların sağlıksız ortamlarda ve normal kilolarının altında vücut yapıları aç bırakıldıkları ve işkence gördüklerine delil olarak fotoğraflara yansıdı. cumhuriyet mahpus çocuklara işkence de ‘serbest’ george ryley scott - çev : hamide koyukan işkencenin tarihi murat aksoy azap çektirmenin kutsallığı: golgota’dan ebu garip’e batı kültüründe işkence aysun altunkaş hukuka aykırı delil teorisi ışığında ifade alma ve sorgu + işkence güner akyazı adil yargılanma hakkı ve işkence fermude gülsevinç erken ortaçağ'da hıristiyan toplulukların mağduriyeti fermude gülsevinç lactantius, on the manner in which persecutors died (işkencecilerin öldükleri haller) eserinde domitianus ile decius arasında bir huzur dönemi yaşandığından bahseder. ignatius ....... onunla buluşmak için bu dünyadan ayrılmak büyük bir lütuf. ....... bırakın üzerime gelen şeytan tüm işkencelerini kullansın ama efendimize kavuşayım. jan willem van henten bir şehitlik hikayesi bize şiddet dolu ölümün spesifik bir türünü sunar; işkenceyle ölüm. ahmet hikmet eroğlu farklı inancı tehdit olarak algılamanın sonucu: engizisyon terörü ahmet hikmet eroğlu engizisyon zihniyetinin oluşumu ve engizisyon mahkemelerinin avrupa ülkelerinde farklı inanç mensuplarına karşı yürüttüğü sorgulama, yargılama, korku salma, işkence ve yakarak adam öldürme gibi eylemleri de terör olarak nitelernek mümkündür. ahmet hikmet eroğlu engizisyon mahkemeleri, acımasızlıkları ile meşhur olmuştur. bu mahkemelerin sorgulama yöntemleri ve verdiği cezalar çok korkunç olmuştur. ahmet hikmet eroğlu hatta engizisyoncular, işkence ile özdeşleştirilrnişler; "en acımasız işkenceleri uygulayan ve çaresiz olan kurbanları ateşlerde yakmak suretiyle cezalandıran kimseler" olarak tanımlanmışlardır. vasfi raşit seviğ engizisyon muhakeme usulü vasfi raşit seviğ engizisyon muhakeme usulünün en çok nefret uyandırması lâzım olan işkence kısmından tiyatrolarda bir lâtife olarak bahsedilebiliyordu. yücel aksan 1450-1750 yılları arasında avrupa’da cadılık yücel aksan “maleus maleficarum” ve “cautio criminalis” gibi kaynakların ışığında kadınları cadılaştıran asıl nedenin işkence olduğunu gösterebilmektedir. yücel aksan kadınların yakalanmalarına, sorgulanıp işkence görmelerine ve sonunda öldürülmelerine neden olan kişiler, cadı avcıları, aslında iyilik yaptıklarını ve masum insanları koruduklarına inanıyorlardı. emine şenlikoğlu özkan çin işkencesi emine şenlikoğlu özkan bütün işkenceler, adı ne olursa olsun, dinsizliğin ürünüdür! ayşe kılıç ispanyol engizisyonu ve müslümanlar ayşe kılıç albililer tarikatının üyeleri bu zulmün ilk hedefi haline gelmiş, binlercesi katledilmiş ve işkenceye maruz bırakılarak kökleri kazınmıştır. yürütülen bu mücadele, piskoposluk engizisyonunun başladığını haber vermektedir. mümtaz idil luther okulda da mutlu değildi. evdeki şiddete benzer şiddet olaylarıyla okulda da karşılaşıyordu. kırbaç, uygulanan en sıradan işkence yöntemlerinden biriydi din okulunda. adnan arslan israil’de fiziki işkenceye alternatif psikolojik işkence ve hileli sorgu yöntemleri filistin edebiyatında: velîd el-hüdelî’nin setâiru’l-ateme romanı –anlatım tekniği ve içerik araştırması- hüseyin sönmez leon golub ve fernando botero’nun resimlerinde işkence teması ibrahim hakan dönmez iletişim boyutuyla işkence kurgusunun türk romanındaki seyri milli eğitim bakanlığı ahşap teknolojisi + işkenceler julia kristeva her benin kendi nesnesi, her üstbeninse kendi iğrenci vardır. julia kristeva iğrenç ne beyaz bir örtüdür ne de bastırmanın yarattığı dingin can sıkıntısı; iğrenç, bedenleri, geceleri ve söylemleri iki ucundan çekiştiren arzunun değişkeleri ve dönüşümleri de değildir. julia kristeva ama iğrenç, hoyrat bir acıdır, yücelmiş ve harap olmuş bir "özne-ben"in kabullenmek zorunda kaldığı bir acıdır. julia kristeva insan aslında askıya alınmış bir çürümeden başka bir şey değildir. julia kristeva edebiyat, iğrençle arasına bir mesafe koyar. iğrencin büyüsüne kapılan yazar onun mantığını tahayyül eder, kendini ona yansıtır, onu içe yansıtır ve sonuç olarak da dili -üslubu ve içeriği- sapkınlaştırır. ama öte yandan, iğrenme duygusunun iğrencin hem yargıcı hem julia kristeva de suç ortağı olması, bu duyguyla karşı karşıya kalan edebiyat için de geçerlidir. bu açıdan da, bu tür ede­biyat, temiz ve kirli, yasak ve günah, ahlaki ve ahlaki olmayan gibi ikili kategoriler arasından açılan yolu katederek yazılır. nihal şirin pınarcıoğlu & makbule şiriner önver günlük yaşamda çöp nihal şirin pınarcıoğlu & makbule şiriner önver çöp ve çöplük atık neredeyse yaşamın her alanında bulunmaktadır. nihal şirin pınarcıoğlu & makbule şiriner önver insan elinin, gözünün, aklının değdiği her yerde çöple içiçe geçmekte, ilintilenmekte, ilişkilenmekte; edebiyat, felsefe, sosyoloji, mühendislik vb. için verimli ve geniş bir çalışma alanıdır. nihal şirin pınarcıoğlu & makbule şiriner önver aslında geleneksel anlamı ile çöp (yoktur)(...). o, sadece zamanı ve konumu değişen ve bütünlüğü çözülen(gönül, 2017)” olarak görülebilir. başak güntekin sınırdaki edebiyat: bellek, kötülük, çöplük başak güntekin son yıllarda , “çöplük” daha geniş tanımıyla “atık” temasının birçok sanat dalında kendini gösterdiğini söyleyebiliriz. başak güntekin benim bu sembolün, edebiyattaki kullanımıyla “metaforun”, işaret ettikleri ile ilgilenmem, çağdaş türk edebiyatındaki kullanım sıklığını fark etmem ile aynı zamana rastlıyor. başak güntekin özellikle kadın yazarlarımız tarafından 80’li yıllar sonrasında sıkça kullanılan bir metafor olarak “çöp”ün neye işaret ettiğini merak etmeye böyle başladım. başak güntekin araştırdıkça gördüm ki çöpün genel anlamda “atık” ve kristeva’nın geliştirdiği (ve türkçeye “zelil” olarak çevirilen) “abject” ile doğrudan bir ilişkisi var. başak güntekin kristeva’nın işaret ettiği psikanaliz kuramlarından başlayarak konuyu çözümlemeye çalıştım. fakat psikanaliz kuramının “çöplük” metaforunu açıklamada yetersiz kaldığı alanlar oldu. başak güntekin oedipus miti’nden günümüze temizlik, kirlilik ve buna bağlı olarak kabul edilmiş kutsal ve mundar kavramlarına odaklandım. başak güntekin turgay nar’ın çöplük metnini ve michel tournier’in meteorlar romanını merkeze alarak, atığın bildiğimiz ilk korkularımızla, kirlilikle ve bedensel günahlarla olan ilişkisini incelemeye çalıştım. başak güntekin inancın dayattığı temizlik ve kutsallık karşısında, günahkâr olarak dışlanan kirlinin, bir kötülük simgesi olmasına ve kötülük simgesinin sorgulanmasına değindim. başak güntekin “atık ve hafıza” ilişkisine odaklandım. geçmişimizde, hatırlamak istemeyerek belleğimizin çöplüğüne attığımız hatıraların, romanların da aslında bir “anımsama” olduğu gerçeğiyle olan ilişkisine dikkat çekmeye çalıştım. başak güntekin şebnem işigüzel’in çöplük romanını bu bağlamda inceledim. başak güntekin atığın toplumsal hayatın organizasyonu açısından oynadığı role değindim ve toplumun bazı kesimlerinin dışlanması ve ötekileştirilmesiyle, atığın kirliliği ve uzaklaştırılması arasında bir bağ kurdum. başak güntekin birbirlerine verdikleri cevaplar olduğunu düşündüğümden dan delillo’nun beyaz gürültü ve latife tekin’in berci kristin çöp masalları romanlarını bu bölümde karşılaştırmalı olarak ele aldım. başak güntekin sonuç olarak “çöp” metaforunu incelediğim tüm romanlarda zıtlıklar arasında bir “sınır” çizdiğine ve yazarların metinlerindeki zıtlıkların birbirleri ile kurdukları “iletişim” için çöp metaforunu bir araç olarak kullanıldıkları kanısına vardım. başak güntekin bu yüzden incelediğim metinleri isimlendirmede “sınır edebiyatı” kavramını kullanmayı uygun gördüm. başak güntekin çöp ve atık sembollerinin edebiyattaki kullanımının ise sınırlandırmaya kuvvetle karşı koyan bir konu olduğu kuşkusuz. bu tezde eminim ki konunun sadece belli başlı başlıklarına değinebildim. başak güntekin bu girişin konunun incelenmesi ile ilgili olarak, hem benim hem de konuyla diğer ilgilenenler için bir başlangıç olmasını ve konunun zihnimizde başka soru işaretlerine yol açarak, bizi yeni tartışma konularına taşımasını umut ediyorum. julia kristeva tahammül ve tahayyül edilebilir olasılığın dışına defedilmiş bir tehdide karşı o şiddetli, karanlık, isyanlardan biridir iğrenme. başak güntekin kalabalıklaşan nüfusun kendine yeni yerleşim alanları araması ile birlikte, eskiden “uzağa” bir yere atılan “çöp,” artık çok yakınımıza geldi. öyle ki artık onun duyularımıza hitap eden varlığı bir yana, çağrıştırdıklarından dahi kaçabilmek neredeyse imkânsız. başak güntekin çöplük metaforlu roman ve metinler, iğrenilerek toplum dışına defedilenlerin şiddetli ve karanlık isyanlarına bizi de ortak ederek, yine iki zıt kutbu birleştirmeyi başarır. başak güntekin anne ile bir olan nesne ancak, babanın dilini öğrendiğinde kendini anneden ayıracak ve öznel kimliğini bulacaktır. öz benliğin ilk koşulu olan anneden kopuş, tabudan da hatırlayacağımız gibi ensesti yasaklar. kristeva’nın dediği gibi; julia kristeva ensest yasağı ilk narsisizmin ve onun öznel kimliğe yönelttiği genellikle ikircikli tehditlerin üstünü örter. bu yasak, öznenin simgesel işlevindeki edilgenlik statüsüne doğru hem iğrendiren hem de haz veren geriye dönme eğilimine son verir. içerisi ve dışarısı, julia kristeva acı ve zevk, edim ve söz arasında salınıp duran özne, simgesel işlevde nirvana’nın yanı sıra ölümle de kucaklaşacaktır. rené noël théophile girard tek bir madde “kan,” hem kirleten hem temizleyen, hem insanları öfkeye, çılgınlığa ve ölüme sevk eden, hem de yatıştırarak yaşama döndüren” bir madde olabilir. başak güntekin “iğrenç” sayılan bir nesneler evi gibi olan bu “kirlilik” yuvası, “iğrenç” olanın içinde bir dürüstlük bulan ve hatta onu faydalı bulan yeni kral için bambaşka manalara gebedir. michel tournier işte, pislikler, çöpler kralı, içi kutsal kalıntılarla dopdolu, çöp sandığına dönüşmüş kutsal kalıntı sandığı olarak gizli imparatorluğunun altılı mührüne sahip durumda, tüm dünyada çalım satarak böyle dolaşıp duracaktı! başak güntekin hem çöplük metninde hem de tournier’in meteorlar romanında bedensel olanın üzerine kurulmuş bir günahkârlık tanımı yapılmaktadır. başak güntekin kirli olan bu bedensel atıkların insanı temiz kılmak için olabildiğince uzaklaştırılması gerektiğinden,“çöplük”tüm bu günahkâr atıkların toplandığı ikinci bir“kirli evren”dir. dolayısıyla cinselliğinden ötürü dışlanan bir roman kahramanı için en elverişli mekândır. başak güntekin burası “iğrenç”in evidir. korkarak, iğrenci “korkuluk” yaparak uzak durduğumuz ev. dışarıda kalması gereken, bize yaklaştıkça bulaşacak olandır. başak güntekin iğrenç olanın kristeva’nın “abject” kavramı ile birlikte incelenmesinin uygun olacağını düşünüyorum zira bedensel tüm atıklar (dışkı, aybaşı kanı, ceset gibi) bu terim yardımıyla incelenebilir. başak güntekin kristeva “abject” kavramını nesne anlamına gelen “object”i esas alarak yaratır. “object” kelimesini “ob-jet” şeklinde yazarak “jet” ile jeter yani “atmak” fiiline gönderme yapar. “ob” öneki ise öndeki ya da karşıdaki anlamı katar. bu açıklamadan anlıyoruz ki nesne başak güntekin bizim karşımızda duran “biz” olmayan bir “atık”tır aynı zamanda. fakat “abject” benim dışımdadır, benden çıkmış bir “iğrençliktir”. dışarı sürgün edilse bile, gittiği yerden meydan okumaya, tehdit etmeye, bulaşıcılık hissini korumaya devam eder. bu benden çıkmış başak güntekin olanın halen beni tehdit eder halde olmasını kristeva şöyle tarif eder: julia kristeva bulanık ve yitip gitmiş bir yaşamdan arta kalanlardan kısmen hatırlar gibi olduğum, ama şu an benden tamamen ayrı ve tiksinç bir şey olarak yakama yapışan bir yabansılık, aniden yoğun bir şekilde belirir. ben değil. şu da değil. ama hiçbir şey de değil. bir şey julia kristeva olarak tanımlayamadığım bir “bir şey”. başak güntekin bu ne olduğuna tam karar veremediğimiz, kendimizden ayrı tutmak için umutsuzca çabaladığımız ama bizimle olan bağlantısını içten içe iğrenerek hissettiğimiz şey “atılmış” olanın, dışlanmış olanın, etkili bir tarifini oluşturur. başak güntekin bedenin atması gereken, ancak atarak “bütünlüğünü koruyabileceği” bedensel atıklar. bu atıklardan kurtulabilme becerimiz, kirli ile temiz, saf ile murdar arasındaki “farkı” bildiğimizi gösterir. başak güntekin bu atıklar üzerine düşünmemiz bile bir kural ihlali ya da “iğrençliğin ta kendisi” olarak algılanabilirken, onlardan “kurtulmamamız” büsbütün kabul edilemezdir. başak güntekin asıl günahkârlar, bedensel atıkları bir esrime kaynağına çevirenlerdir o halde. kirli olana bulanmakla kalmayıp onu kendi kutsalına dönüştürenler, dışlananlar içinde ilk sırada olmalıdır. başak güntekin tournier kahramanlarının atık üzerine düşüncelerini çeşitlendirerek onları iyiden iyiye günaha iter. ....... kutsal ile kutsal olmayanı birbirinden ayıramayan thomas, aslında “farksızlaştırarak” en büyük günahı işliyordu. ayrılması, tiksinilmesi gereken başak güntekin bir bedensel atık, nasıl huşu verici olarak algılanabilir? uzak bir noktada mümkünse yok edilmesi gereken bir “çöplük” herhangi bir insana nasıl “keyif” verebilir? başak güntekin ....... alexandre’ın çoğunluk için geçerli olan “iğrençlikte” böyle bir avuntu buluşunu, açıkça anlayabilmek için aşağıdaki alıntıya göz atmamız yeterli olacaktır: michel tournier çöp sanıldığı gibi yoğun, değişmez ve bütünüyle dayanılmaz pis kokular yayan bir şey değildir. burun deliklerinin durmadan çözmeye çalıştıkları son derece karmaşık, anlaşılması güç bir şeydir. ........ başak güntekin bedensel atıkların en çok tartışılanlarından biri dışkı diğeri de bedenin artık kendisinin bir atığa dönüşmüş hali olan cesettir. başak güntekin apartmanlar çöplüklerle ve mezarlıklarla burun buruna gelmiş, görünmez kılınan şeyler kaybolmamış, tersine gitgide kaçınılmaz olmuşlardır. başak güntekin bu üç istenmeyenden dışkı, ortaçağ avrupası’nda iç içe yaşanan bir olguyken (yolların ortasında akan lağımlar, pencerelerden dışarı dökülen lazımlıklar vb.), modernite bu “fazlalığı” görünmez kılmak için elinden geleni yapar, ....... başak güntekin ..... örneklerden “öfkelenip dışkısını esirgeme”nin meteorlar romanının alexandre’ına uygun düştüğünü pekala düşünebiliriz. hatta daha da ileri gidip alexandre’ın hangi parçası olursa olsun kimseyle paylaşmayacak kadar narsisizmden muzdarip olduğunu söyleyebiliriz: michel tournier kabızlık çeken ben,eğer her sabah bir heteroseksüelin yüzü karşımda olsaydı,bu yüzü dışkıma bulayarak kabızlıktan kurtulurdum.bir heteroseksüeli pisletmek…ama bu ona fazla değer vermek olmaz mı?benim dışkım onun iğrençliği karşısında saf altın değerinde değil mi? başak güntekin alexandre’a göre “doğasının istediği yön” onu ne tarafa yöneltirse, o tarafa dönmekte hiçbir sakınca yoktur. sadece toplum öyle istiyor, ya da iğrenç buluyor diye “doğasından” ödün vermesi söz konusu bile olamaz. başak güntekin çöp ve dışkıdan başka üçüncü istenmeyen atık da “ceset”tir. başak güntekin burada ölü bir bedenin artık “nesneleştiğini” ama yine de onun “ruhtan arınmış” kabul edilemediğini, yaşayan dünyaya artık ait olmasa da, halihazırda “var olan” bir bedenin insanda yarattığı çelişkili hisleri görüyoruz. başak güntekin tıpkı dışkısından kurtulamayanlar gibi, çöplerinden kurtulamayanlara da rastlamak mümkündür. başak güntekin elif şafak’ın bit palas romanında, apartmanın bitlenme sebebinin çöplerini atmaya direnen, hatta dışarıdan çöp taşıyarak evini bir “çöp eve” dönüştüren komşu olduğu ortaya çıkacaktır. başak güntekin burada “sınır” deyiminin yine önemli bir noktaya işaret ettiğini, sınırı geçenin iğrenç olarak konumlandırıldığını görüyoruz. iğrenç, yaşamı ve ölümü aynı anda simgeleyebiliyor, bizi kaçtığımız, yüzleşmek istemediğimiz gerçekle “pislikle ve ölümle” yüzleşmeye davet başak güntekin ediyor. oysa biz “farklı” olmalıyız, iğrenç bize “farksızlığımızı” hatırlatıyor. ne kadar kaçsak da, aynı kaderin bizi beklediğini… başak güntekin soykırım yaşama dair olanla, ölümü acımasızca birleştirdiği ve gözümüzde ölüme en uzak olması beklenen çocukları bile fark gözetmeksizin yok ettiği için bu kadar iğrençtir. kristeva’nın dediği gibi julia kristeva beni kaçınılmaz bir şekilde zaten ele geçirecek ölüm, yaşadığım evrende beni ondan kurtarması gereken şeye, örneğin çocukluğa, bilime ve benzeri şeylere karıştığında, nazi iğrençliği zirvesine ulaşır. başak güntekin fakat insanlar ya da nesneler yok olsa da yok olmaya direnen bir şey var. geçmiş… insan belleğindeki anılar da tıpkı artık yok edilemez boyutlara gelmiş olan “çöp yığınları” gibi, bilincin sınırlarına dayanıyor ve bir türlü yok olmuyor. başak güntekin işigüzel, romanı iki kadın karakterin üzerine kurar. çöplüğe düşmüş olan leyla ve düşmek üzere olan yıldız. iki kadın da üst orta sınıf ailelere mensuptur. ikisinin de eğitimi ve zekâsı ortalamanın üzerindedir. başak güntekin fikirler dünyası ne kadar uğraşırsa uğraşsın hafızanın derinliklerine itilerek “abject” olarak dışlanmış bu hayvaniliği silemez. bu ortak bilinç bir yolunu bularak anlatılara sinmiştir ve yok olmayı reddeder. başak güntekin kaçınılmaya çalışılan varoluş iğrençliği, geçmişte yaşanan iğrençlikler, bilinçlerimizde ya fare ya da böcek olup geziniyor. başak güntekin saatin “insan derisinden olma ihtimali”, insanı nesneleştiren, insan bedeninden sabun yapabilen, ya da bedenleri kazanlarda yakabilen zihniyetin günümüze kadar gelmiş “iğrenç ve kirli” hatırasıdır. başak güntekin savaş acıları, katliamlar, soykırımlar elbet ki işkenceleriyle, dökülen kanlarıyla kurbanlarının hafızasına kazınmış, ne kadar gizlenmeye çalışılsa da geçmiş üzeri örtülmeye çalışılan kirli bir çöplük gibi eşelendikçe, katliamın iğrençliği ortaya çıkmıştır. başak güntekin kurbanların cezası pis bir düzenin kendisinden değil, pis dediğinden iğrenmeleriydi. bu doktor jivago’ya göre de böyleydi çöplük kralı alexandre’a göre de. başak güntekin düzenin pisliği ve kokuşmuşluğunun sebebi onun böyle kalmasına baş kaldırmayanlardır. bu yüzden onlar çöplüktekilerden daha kirlidirler. çünkü onlar bizzat çöpe gönderendirler, onlar çöplüğü var ederler. tıpkı kutsalın kirliyi var etmesi gibi. başak güntekin auschwitz'den sonra, kültürün/uygarlığın acil eleştirisi de dâhil olmak üzere her türlü kültür, çöptür” diyen adorno’yu hatırlayacak olursak, auschwitz kültürün iflasını çürütülmez biçimde kanıtlamış oluyor. başak güntekin çöplük, artık bir “kullanım değeri” olmadığı düşünülen nesnelerin gönderildikleri yeni bir varoluş mekânıdır. başak güntekin aslında nesneler bu “yeni” mekâna “yok olmaları” niyetiyle yollanmıştır. reddedilen, iğrenilen, yok sayılan bu nesnelerin mümkün oldukça uzağa gönderilmesi yok saymakla birdir. fakat çöpler yok olmazlar, inadına var olurlar. başak güntekin doğum da aslında bir “dışarı atma” ile başlar. ilk insan da dünyaya “atılmıştır,” başak güntekin hem varoluşun hem de yok oluşun mümkün olması için “kopuş” mutlak bir gerekliliktir. başak güntekin yeni bir hayat kendi kuralları ile başlar. var olmak için, “temiz” kalmak, kirlenmemek gereklidir. başak güntekin kirlilik, günahı, günah, cezalandırılmayı çağrıştırır. günahın sonu ise yeni bir uzaklaştırmadır. başak güntekin yok olmadan önceki son durak “çöplük” olduğundan var olmanın ucuna gelindiğini, içinde bulunulan durumun tersine evrileceğini işaret eder “çöplük” metaforu. tuğçe bilgin bedenden nesneye, nesneden bedene (transfer): figür, fragman tuğçe bilgin tüm organların içinde bulunduğu, uzuvların tutunduğu yer vücuttur. ilk insandan günümüz insanına kadar, görünenin ardındakinin arandığı beden, özdeksel olandır. yaşayan bedenin en küçük yapısal birimi olan hücre, çoğalarak tüm doku ve organları oluşturur. tuğçe bilgin vücut, bir hücreden milyonlarca hücreye evrilir ve ettir, kandır, kemiktir. tuğçe bilgin bedenin hayati fonksiyonlarını sağlıklı ve normal düzeyde sürdürebilmesi için tüm organların gerektiği gibi çalışması koşulu vardır. hayatın devamlılığı ancak onun eksiksiz çalışmasıyla sürebilir.herhangi bir yerdeki noksanlık yaşamsal gereklilikleri sekteye uğratır. tuğçe bilgin beden hep bir ifade aracı olmuştur. ancak ‘bedeni düşünme’ işi öyle evrimleşmiştir ki beden bir malzemeye, bir nesneye dönüşmüştür. bir dönem iyinin, güzelin, mükemmelin temsili iken, başka bir dönem kötünün, çirkinin, iğrencin temsili olmuştur ve tuğçe bilgin bu süreç farklı açılardan tekerrürlerle ilerlemiştir. göksu kunak ten görünendir. içi dıştan, dışı içten ayırır. saklar, korur; cansız değildir. dışarıdan bir müdahale olmadıkça içi göstermez. sağlığı, mutluluğu, gençliği temsil edebileceği gibi, iğrenç olanı, hastalığı, yaşlılığı, acıyı da temsil edebilir. tuğçe bilgin abject, öznenin kendisiyle özdeşleşmesini istemeyip reddettiği, kendinden çıkan ama kabul etmek istemediği, kurtulmak istediği şeyler anlamındadır. türkçeye ‘zilllet, iğrenç ya da atık’ olarak çevrilen sözcük, her türlü bedensel atığı tanımlar. tuğçe bilgin kristeva'ya göre en karmaşık haliyle zillet mefhumunu ortaya atan george bataille’dır. “bataille göre informe (formsuz), bir tasnif ve form sistemi olan anlamlar dünyasını parçalar; tanımları yok eder; dili alaşağı eder. bu konu bedenin safralarından toplumun tuğçe bilgin safralarına uzanır: lümpenler, fahişeler, caniler, serseriler, aylaklar, istenmeyenler, dışlananlar, ötekiler”. bataille, “evrenin hiçbir şeye benzemediğini söylemek formsuzluktur... evrenin örümcek veya tükürük gibi bir şey olduğunu söylemeye varır”, der. abject tuğçe bilgin unsurlar nesne değil, özne ve nesnenin birbirinden ayrışmasını sağlayan birer ara formlardır. ikisinin arasında fazlalık ya da mevcut eksiklik ilişkisi vardır. bir tür aşırılık ve dillendirilmeyen üçüncü taraftır. özne, abjecti dışlamasıyla kendi sınırlarını tuğçe bilgin çizebilir ve kimliğini tanımlayabilir. özne, dış dünyadan kendini ayırarak özne olabilmiştir. kusursuzluk fikri, abjecti dışarda bırakır. abject, öznenin ben’e dönüşebilmek için kendisinden uzaklaştırdığı nesne olmayandır denilebilir. nitekim abject (zillet), tuğçe bilgin bilinçaltının derinliklerine doğru itilmeye çalışılır. öznenin bütün ve tamamlanmış olması için, kusurun bedenden atılması gerekir. julia kristeva iğrenç sınırlara, konumlara ve kurallara saygı göstermeyen bir şeydir. arada, muğlak ve karışmış olandır. bir anlamda sitüasyonisttir (durumcu). ama gülmeyi bilir; çünkü gülme, tiksinmeyi konumlandırmanın ve konumundan etmenin bir biçimidir. julia kristeva anne ve çocuk,doğum yoluyla birbirinden ayrışır ve doğumla birlikte artık birbirlerinin uzamı içinde yer almayan ayrı varlıklara dönüşürler. dolayısıyla anne ve çocuk,birbirlerinin abject’idir. birbirlerini dışarı fırlatarak,ayrı birer bedene ve benliğe kavuşurlar. christian guerin iğrençle karıştırılan ve mukayese edilen ‘tuhaf ve yabancılık’ kavramları, öznenin ruhsal durumlarını, dünya ve çevreyle olan ilişkisini açıklamada yardımcı olabilir. bu bağlamda öznenin nesneyle olan ilişkisini de aydınlatabilir. tuğçe bilgin kristeva’nın ‘abject’ kavramı, 1919 yılında sigmund freud tarafından tanımlanan ‘uncanny’ (tekinsiz) kavramı ile bazı noktalarda benzerlik gösterir. uncanny (tekinsiz), aşina olmadığımız bir durumun içinde bulunan rahatsız edicilik olarak tanımlanır. tuğçe bilgin almanca sözcük ‘unheimlich’ ‘heimlich’ (evsel), ‘heimisch’ (yerli) sözcüklerinin karşıtıdır ve ‘tekinsiz’ olanın, bilinen ve tanıdık olmayışı nedeniyle korkutucu olduğu sonucuna yönlenir. tuğçe bilgin freud tekinsizliği, daha önce karşılaşılmamış yeni durumlar üzerinden yorumlar. kişinin tanıdık olmayana verdiği ruhsal ve düşünsel tepkilerdir. ....... sigmund freud tekinsizlik makalesinde şöyle der: sigismund schlomo freud / sigmund freud doğalında yeni ve bildik olmayan her şey korkutucu değildir ancak bu ilişki tersine çevrilmeye uygun değildir. sadece yeni olanın kolaylıkla korkutucu ve tekinsiz bir hale gelebileceğini söyleyebiliriz. sigismund schlomo freud / sigmund freud bazı şeyler korkutucudur ama her koşulda değil. onu tekinsiz kılmak için yeni ve yabancı olana bazı şeyler eklenmek zorundadır. tuğçe bilgin freud tekinsizlikten bahsederken hayatın gündeliği ve kültürel eserlerin algılanışları arasındaki ayrımın önemini vurgular. önce bir ayrım belirterek, yaşanan tekinsizlikle, sanatta tekinsizliği birbirinden ayırır. tuğçe bilgin her şeyden önce freud için yaşanan tekinsizlik, daima bir zamanlar tanıdık olan bastırılmışın geri gelişine bağlanırken, sanatta tekinsizlik, gündelik hayatta yaşanan tekinsizlikten daha çok şey barındırır. tuğçe bilgin bir zamanlar tanıdık olan nesnelerin, ansızın beklenmedik formda geri dönmesi tekinsizliği doğurur. geçmişle kurulan gündelik bağlar içinden sıyrılarak zihinde şekillenir. tuğçe bilgin tekinsizliğin oluşumu freud’a göre tamamen öznenin belleğinden gelen, geride bıraktığını düşündükleri arasından çıkar. tuğçe bilgin ‘tekinsizlik’ ve ‘abject’ psikanalizin kuramcıları tarafından öne sürülen fakat sanat alanına da bulaşan kavramlardır. bu konunun ele alınması hem sanatçılar hem eleştirmenler için farklı açılardan bakma şansının yakalanmasına olanak sağlamıştır. tuğçe bilgin özellikle bedeni merkez alan performanslara bakıldığında fransız sanatçı orlan iyi bir örnektir.orlan, genel-geçer güzellik düşüncesinin aksine çalışır.yaptırdığı pek çok estetik operasyonla tanınan sanatçı, estetik bir görünümün aksine anestetik bir dönüşüm geçirir. tuğçe bilgin ‘carnal art’ olarak adlandırdığı sanatsal performanslarında orlan, kadın öznenin toplumdaki yerini ve erkek iktidarını güzellik kavramını eleştirmek için bir dizi estetik ameliyatla vücudunu ve yüzünü yeniden biçimlendirir. tuğçe bilgin diğer kadınlar estetik cerrahiyi gençleşmek ve genel kabul görmüş, standartlaşmış türde bir güzelliğe sahip olmak için kullanırken, orlan bu estetik ameliyatları güzellik kavramını yeniden yapılandırmak ve kendi tarzına uygun bir şekilde bu kavramı yeni tuğçe bilgin baştan yaratmak için kullanır. yapılan bu operasyonlar orlan’ın genel güzellik anlayışının aksine olmasının yanında, tekinsizliği ve abjecti de barındırır niteliktedir. tuğçe bilgin orlan’ın ameliyatlarında yalnızca lokal anestezi kullandırması, o an ne olup bitiyorsa bunu bilinci açık halde yaşaması tekinsiz ve abject bir durum yaratmaktadır. tuğçe bilgin orlan, bir rahim dışı ameliyat geçirir ve operasyon sırasında hem izleyen hem hasta rolünü üstlenebildiğini görür. sonrasında cerrahiyi performans sanatına dönüştürmeyi amaçlar. tuğçe bilgin operasyonlar için gerekli olan yüklü miktardaki masrafı, performansları sırasında çekilen fotoğraf, video ve teninden kopan et parçalarını satışa çıkararak karşılar. tuğçe bilgin onun operasyonlarında, sadece sahnedekiler değil, izleyiciler de etkileşim içinde olan katılımcılara dönüşür, kendi rollerini oynar ve gerçek bir acıya tanık olurlar. tuğçe bilgin kristeva iğrençliği, ruhun sınırlarını tehdit eden her şeyi dışlayarak gerçekleştirilen bir işleyiş olarak betimler. iğrenç doğaldır ve günlük hayatta karşılaşılan ölüm, ter, dışkı, koku, bozulma gibi durumlara denktir. tuğçe bilgin kiki smith işlerinde, çürüme, ölüm, vücut parçaları ve sıvıları, beden atığı gibi gündelik hayatta karşılaşılmayacak nesneler ve durumlar üzerinden çalışır. bu çalışmalarıyla smith, bedenle olan barışı sağlamaya, ondan gelen her şeyi kabullenmeye sevk eder. tuğçe bilgin çünkü beden iyisi-kötüsü olmaksızın bir bütündür. kristeva’ya göre her gün dışkılanan ‘iğrenç şeyler’ sayesinde beden anonimlikten sıyrılır ve ‘benim bedenim’ olur. tuğçe bilgin hayvan derileri ve beden parçalarıyla çalışan belçikalı sanatçı berlinde de bruyckere, heykellerinde vücut hakkında yanılsamalar yaratarak bazı duygular uyandırır. balmumu, ahşap ve at derisi kullanan sanatçı, izleyiciyi beden kavramı ile bir hesaplaşmaya iter. tuğçe bilgin berlinde de brukyckere’nin 1980’li yıllardaki ilk heykelleri demir, çelik, beton gibi katı malzemelerle çalışılmış soyut ve ........ 2012’de istanbul arter’de yaptığı ‘yara’ adlı serginin kataloğunda selen ansen sanatçının çalışmalarına istinaden şunları yazmıştır: selen ansen de bruyckere’nin yarattığı figürler, tek başlarına olsalar da, kimsesiz değillerdir. aynı dünyadan geldikleri için, zıtlar kanununa meydan okuyan organik bir özü açığa vururlar. selen ansen soydaşlıkları, dizisel bir mevcudiyet kipi ve tekrar tekrar karşımıza çıkan, bir topluluk yaratmaya katkıda bulunan malzemeler (kumaş, balmumu veya ahşap) ve biçimler (melez, şekilsiz, parçalı, örtülü, açık) aracılığıyla sağlanır. selen ansen bu biçimler, dokunma duyusuyla yaratılmışlardır ve kendi tenlerini tehlikeye atmak pahasına da olsa, oluşumlarını temas aracılığıyla sürdürürler. kendi yoğunlaşmış bedeninde inkar edilmiş olan ‘hayvan tarafını’ kendisini ona açmak suretiyle sonunda kabullenebilir. tuğçe bilgin alman dansçı ve koreograf sasha waltz’ın 1999 yılında yaptığı çalışması ‘körper’ (beden), üç seriden oluşan çalışmaların ilkidir. ....... körper, çıplak bedenlerin üst üste yığılmasıyla dikkat çeker. bedenin tüm mahremiyetini yerle bir eder. tuğçe bilgin tüm performans boyunca çıplak bedenlerle karşılaşılmaktadır. fakat hiçbir cinsel çağrışımın bulunmadığı gözlemlenebilir. aksine kişiler pek çok sahnede cinsiyetsizleştirilmiş gibidir. tuğçe bilgin coplans’ın fotoğraflarında yaşlanma süreci ve fiziksel çökme konu edinilir. ....... dolayısıyla bu durum karşısındaki seyirci, kendiyle özdeşleştirdiği yaşlı bedene karşı bir his yaşar ve bu durum da ‘abject’ kavramıyla doğrudan ilintilidir. tuğçe bilgin abjecte resim alanından yaklaşan ve aslında resim diye nitelendirilmeyen, kendi sanatını art ve üre kavramını birleştirerek ‘artüre’ olarak isimlendirmiş olan yüksel arslan, karl marx’ın kapital’inin etkisiyle çizdiği serisiyle de bilinir. haydar öztürk & seval şener artüreler bizzat kendi yaratıcıları tarafından sanatın dışına atılmışlardır. artüreler kişinin kendinden uzaklaştırdığı kötü kokulu, kan, sperm, sümük gibi vücut atıkları, biçimsizliğin –informenin estetiği ile okunabilirler. zeki zikrullah kırmızı arslan, resmin süregelmiş geleneğini reddederek aslında ta en başından kendi sanatının devrimini yapmıştır denilebilir. kapital serisiyle başlayan, insan bedeni, parçaları ve tek hücreli canlılarla devam eden bir tümdengelimdir. zeki zikrullah kırmızı beden en başta, bir karşı duruşu somutlayacağına göre, kültürün kabul görmüş toplumsal söylemlerinde bedenden ayrı bırakılan tüm şeylerle, düşmüş yanlarıyla, yani vücudun atıkları olan idrar, kan, ter, irin, dışkıyla aktarılmıştır. zeki zikrullah kırmızı sanatçı bedenin en pis tarafından başlamıştır. tuğçe bilgin abjection bilinmeyen, aşina olmayan bir beden veya nesneyle karşılaşınca yaşanan bir his olmasının yanında, doğrudan öznenin kendi bedeni üzerinden de yaşayabildiği bir durumdur. bu kez abject alanının öznesi de nesnesi de ben’dir. en nihayetinde bedenin bütünlüğünün tuğçe bilgin bozulması korkusunu içinde barındırır. bir uzvun kaybı bu duruma örnek gösterilebilir. emre şan, hayalet uzuv için, kişinin kaybettiği uzvunun hala oradaymış gibi davranması halidir ve bu yalnızca psikolojik bir sorun değil aynı zamanda nörolojik bir durumdur ki tuğçe bilgin beyin hala olmayan uzva komutlar yollar, der. jean-jacques courtine nasıl olur da ürküntüden eğlence, iğrenmeden neşe, korkudan zevk çıkarabiliyorlardı? tuğçe bilgin kristeva’nın söyleminde olduğu gibi, korkuyu, iğrenci, tasavvur edilen normalin dışında kalanı kabullenmeyi yani onunla özdeşleşmeyi ancak ona gülerek, eğlence ve komiklik alanına çekerek kabullenebilmiştir. karşıda görülen aslında bir ‘abject beden’dir. tuğçe bilgin 19. yüzyılla beraber anormal bedene bakışta değişimler olmaya başlamıştır. tıbbın gelişmesi, insanî değerlerin ön plana çıkmasıyla, anormaliye sahip bireylere bakış artık komik yahut irite olan bir bakış değil aksine bu kez de merhamet ve acıma alanına çekilen bir tuğçe bilgin bakış olmuştur. bu da abject alanıyla başa çıkmanın bir başka yoludur denilebilir. tuğçe bilgin abject alanında yaşanan yabancılaşma ve iğrenmenin kabulü de bir dönüşüm sürecindedir. toplumsal algının yaşanan olaylarla değişmesi, bir gün kendi başına da gelebilme ihtimali dâhilinde, insanlar artık merhamet göstererek, yaşanan hislerle başa çıkmayı öğrenmeye tuğçe bilgin başlamıştır. tuğçe bilgin güney koreli sanatçı choi xoo ang, fantastik ama gerçekçi yanı güçlü olan figürleriyle insan hakları ihlalini konu edinir. yok edilen, sömürülen, acı çeken insanlığın altını çizer. sömürü ve ihlal abject alanına dâhildir ve abject yalnızca nesne veya beden üzerinden tuğçe bilgin değil düşünsel algılayış biçimleri üzerinden de ortaya çıkar. tuğçe bilgin abject beden ya da abject nesnenin karşısında alınan tavırla, güzelin, hoşa gidenin karşısında alınan tavır aynı yolda ilerler lakin aynı sona ulaşmazlar. beraber ilerledikleri yol, kavrama ve bilme yoludur. özne bir nesne karşısında ikileme düşerse, nesnenin bilgisi tuğçe bilgin ve imgesi çakışırsa özne bir tavır alır. bu alınan tavırdan, haz aldığı söylenebilir ancak bu haz hoşlanma, beğenme gibi bir haz değildir. sefil ve içler acısı bir hazdır. bir nesneye karşı böyle bir ilgide olan bir özne, nesnenin bilgisi ve imgesi arasında sıkışır tuğçe bilgin ve bu bilinç varlığı da ‘ben’ anlamına gelir. tuğçe bilgin abjectin, en başta bedenin atıkları üzerinden yaşanan, aynı zamanda bir nesneye ve bedene karşı duyulan tiksinme ve iğrenme alanı oluşturan, öznenin psikolojik ve travmatik durumlarını nesneye aktarmasıyla da oluşabilen bir kavram olduğu öngörülmüştür. tuğçe bilgin abject anını yaşamak için, bir nesneden, bir bedenden alınan yahut nerden geldiği anlaşılmayan bir kokuya maruz kalmak, kokunun iğrenç ya da güzel kokmasıyla ilişkili değildir. öznenin duyulan kokuya dair olan bilgisiyle belirlenir ve bu durum oldukça özneldir. tuğçe bilgin elbette aşina olan, kötü koku denilen koku bilgisi, hafızada öncüldür. ter, dışkı, idrar, bozulmuş yiyecek… bu kokuların güzel bir koku olduğu idea edilmez. dokunma duyusunun en öznel duyu olduğunu söylemek mümkündür. öznenin dokunma hafızasıyla ilişkili olan bu tuğçe bilgin duyu her öznede farklı bir algı yaşatabilir. dokunma duyusu, görme, işitme ve koku alma duyuları aradan çıktığında salt korku barındırır ve korku abject alanına dâhil olan güçlü bir duygudur. tuğçe bilgin abject kavramının tanıdık olmayan bir durum veya bir nesne üzerinden yaşanabileceği düşünülmüş, bunun yanında öznenin bedeni, zihni, duyuları ve kendine ait nesnesi ya da karşı beden ve aidiyeti olmayan nesne üzerinden de yaşanabileceği çıkarımında bulunulmuştur. bu tuğçe bilgin çıkarım sonucunda da beden ve nesnenin birbirinin yerine geçebilme eğilimi olduğu sonucuna varılmıştır. wilhelm worringer, artık obje’nin yalnızca biçiminden değil de, obje’ye bakan öznenin davranışından hareketle bir sonuca gidildiğine dair bir bağlam kurmuştur. tuğçe bilgin “estetik haz, bir obje’de kendi kendimizden duyduğumuz hazdır. estetik olarak haz duymak demek, benim dışımda bulunan duyulur bir obje’de kendimden haz duymam, kendimi onda yaşamam demektir’’, der. estetik haz için olan bu söylem abject kavramıyla bağlanırsa, tuğçe bilgin kristeva’nın söylemiyle, iğrencin (abjectin) ne olduğu bilinmez ve iğrenç arzulanmaz ancak ondan haz alındığı söylenebilir. fakat bu estetik hazzın aksine yoğun ve acı dolu bir hazdır. bir nesneye ya da bedene duyulan bu haz, o nesne veya bedenin var olma sebebinin tuğçe bilgin karşısında duran bir söylem olarak, ancak bir özneyle mümkündür. karşılaşma ne olursa olsun, muhatabı öznedir. gonca uncu & gülsüm çalışır sanatta çirkinin temsili gonca uncu & gülsüm çalışır abject (iğrenç) sanat abject sanat, özellikle bedeni ve bedensel işlevleri referans alan, temizlik ve uygunluk anlayışımızı tehdit eden temaları araştıran sanat eserlerini tanımlamak için kullanılmaktadır. abject (iğrençlik) terimi ilk olarak 1980’de gonca uncu & gülsüm çalışır fenimist ve postmodern söylemler üzerine çalışmalar yapan julia kristeva’nın ‘korkunun güçleri’ (powers of honor) kitabında fiziksel, psikolojik ve dilsel bir eylem olarak ortaya koyulmuştur. pratikte, bu eylem, kamuya açık gösterim ya da tartışma için gonca uncu & gülsüm çalışır uygun olmayan, ya da uygunsuz olarak kabul edilen tüm bedensel işlevleri ya da bedenin yönlerini kapsamaktadır. abject sanat bir çeşit performans sanatı olarak da düşünülmektedir. bu akımın kökeni hermann nitsch’in kanlı hayvan cesetlerini sunulduğu gonca uncu & gülsüm çalışır bir performans sergisine dayanmaktadır. abject sanatın bedeni ele alışı ve yansıtması bedenin güzelliğini değil çirkin ve tiksindirici tarafını sergilemek içindir. beden üzerine performanslarla müdahaleler yapılan bir nesneye dönüştürülmüştür. abject gonca uncu & gülsüm çalışır sanatın sergilediği beden temsili kanlı, yaralı ve parçalanmış bir bedendir ve izleyicide dehşet hissi uyandırmaktadır. gonca uncu & gülsüm çalışır abject fikri güçlü bir feminist içeriğe sahiptir. bir çok sanatçı kadın bedenini referans olarak kullanmış, cinsiyet ve kimlik konularını ele almıştır. 1980 ve 1990’larda bir çok sanatçı bu akımdan haberdar olmuş ve bu konsepti eserlerine yansıtmıştır. gonca uncu & gülsüm çalışır kristeva’ya göre kadının kültür ve tarihle olan bağı abject (iğrenç) kavramıyla anlaşılır. birey bedenine ait içsel salgı, dışkı, kan ve kokuşmuşluğuyla kabul etmelidir, çünkü ancak bu şekilde bedenini sahiplenebilir. bedenin her gün dışarıya attığı gonca uncu & gülsüm çalışır dışkı, yani iğrenç olan şey sayesinde beden kişiye ait olmaktadır. tıpkı bedenden atılan dışkı gibi bebeğin doğmasıda anne için abject (iğrenç) bir durumdur. kristeva göre abject (iğrenç) ruh ve bedenin içsel ve dışsal gerçekliğini tehdit edecek her gonca uncu & gülsüm çalışır şeyi dışlayarak, ölümün, çürümenin, doğum anının, insan dışkısının hayatın bir parçası olmasıdır. kısacası iğrenç, aşağılık ve çirkin olan hayatın ve insanın bir parçası ve gerçekliğidir. gonca uncu & gülsüm çalışır abject sanat, hem iğrencin insana hissettirdiği travma ile yüzleşmeyi, hem de iğrenç olanı abartmak suretiyle daha da iğrenç hale getirmeyi böylelikle de görsel gücünü arttırmayı amaçlamıştır. gonca uncu & gülsüm çalışır dolayısıyla sanatçının abject sanatla yakalamak istediği şey, insan bedeninin en çarpıcı gerçekliklerini saklamak değil, tüm çirkinliği ve tiksindiriciliğiyle gözler önüne sermektir. gonca uncu & gülsüm çalışır sanatçılar eserlerinde boya yerine çamur, kan, hayvan ölüleri gibi iğrenç maddeleri kullanmışlardır ve bundan dolayı foster bu sanata ‘dışkı sanatı’ benzetmesi yapmıştır. gonca uncu & gülsüm çalışır klasik sanatın en önemli öznesi niteliğindeki beden ve güzellik ögeleri, abject sanatta içsel çirkinliğinin dışarı çıkartılmasıyla bozguna uğratılması gereken bir özne halini almıştır. gonca uncu & gülsüm çalışır aynı zamanda abject sanatta bu yeni beden sergilemesi üç boyutludur, izleyici bedene yaklaşabilir, dokunabilir, koklayabilir ve onu duyabilir. bu sayede amaçlanan dehşet verici etki en üst seviyede gerçekleşerek, izleyici ve eser arasında deneysel bir gonca uncu & gülsüm çalışır etkileşim yakalanmış olur. gonca uncu & gülsüm çalışır çağdaş sanatta vücut dışkısının sergilenmesi, insanın bastırılmış ilkel duygularıyla, uygarlaşmış modern görünümü arasında olan ilişkinin, ters çevrilerek açığa çıkarılması eylemidir. gonca uncu & gülsüm çalışır john miller’ın eserlerinde yapmış olduğu dışkıdan tepecikler ve manzoni’nin dışkı koserveleri, bilinçli olarak yapılan çağdaş sanat eserleri, anal-erotik itaatsizlikleri temsil etmektedir. gonca uncu & gülsüm çalışır miller ‘dick jane’ adlı eserinde bir oyuncak bebeği boğazına kadar dışkıya benzer bir malzemeye gömmüş ve yüzünü de aynı malzemeye boyamıştır. gonca uncu & gülsüm çalışır miller ise jane’i bir erkek üreme organına dönüştürmüştür, üstelikte dışkı şeklinde. bu sayede sanatçı erkek ve kadın arasındaki cinsel farkı ortadan kaldırmış olur. gonca uncu & gülsüm çalışır miller bir çok eserinde dışkı metaforunu kullanarak beden temsilleri yapmış ve bedensel parçaları çöp yığınları gibi tiksindirici bir görsellikte sergilemiştir. gonca uncu & gülsüm çalışır kristeve göre ter, kan, irin ve dışkı bedenin bir parçasıdır ve yaşam döngümüzü sağlayan asıl şeyler bunlardır. her gün bedenimizden attığımız dışkı sayesinde yaşamımızı sürdürebiliriz. gonca uncu & gülsüm çalışır dolayısıyla görmezden gelinen ve bir kenara atılan bu iğrenç maddeler biz görmezden gelsek de yaşamın sürekliliği için önemlidir. gonca uncu & gülsüm çalışır francette pacteau güzellik semptomu adlı kitabında tiksinti yaratan bedensel unsurları şu şekilde yorumlamıştır: francette pacteau insan bedeninin iç organları düşünüldüğünde ya da görüntülendiğinde hissedilebilecek tiksinti, doğuran, doğan, dışkılayan, hasta olan ve ölen bedendir. iğrenme, nesnelerin (yemek, kusmuk, salya, dışkı, sidik, daha ileride meni ve adet kanı) yendiği ve/veya francette pacteau dışarıya atıldığı, içerisi ile dışarısı arasındaki geçişin çeşitli bölgelerindeki (ağız, anüs, cinsel organlar) yemek yeme ve dışkılama devinimlerinde ortaya çıkar. ancak iğrenme nesneleri, yeme ve dışkılamanın çifte deviniminde asla bedenden tamamen francette pacteau ayrılmazlar. aslında onları iğrenç (abject) olarak işaretleyecek olan kesinlikle bu kesinleşmemiş durumdur. gonca uncu & gülsüm çalışır abject sanatın en etkili isimlerinden olan kiki smith aynı zamanda da kavramsal sanatın en tanınmış isimlerinden biridir. smith aynı zamanda çağdaş feminist sanatın ikinci dalgasının en önemli isimlerindendir. insan vücudunu ayrıntılı olarak gonca uncu & gülsüm çalışır betimleyen, çoğunlukla mitolojiden ve folklordan gelen kadınlara odaklanan, sıklıkla rahatsız edici sanat eserleriyle tanınan bir sanatçıdır. eserlerinde bedene ait organları ve kemikleri incelemiştir. smith’in sanat anlayışı sağlıklı insanların değil, gonca uncu & gülsüm çalışır hasta, yaralı, ölümcül durumda olan insanların bedenleridir. bedeni bütünsel olarak ele alan sanatçı, dış bedenin güzelliğini değil bütününü sorgulamıştır. eserlerinde görülen iğrençlik aslında sanatçının ölüm, savunmasızlık hissi ve cinsellik gibi gonca uncu & gülsüm çalışır korkularla başa çıkma yoludur. meryem ana adlı eseri : feminist bakış açısı ve katolik dininin ikonografisiyle birleşmiştir. smith, kadının kutsallığının ve inancının saygı duyulan imgesini, yüzyıllardır kadın üzerinde süren şiddet ve vahşetin gonca uncu & gülsüm çalışır yarattığı hasarla birleştirerek yansıtmıştır. kadın bedeni üzerindeki derin yanıklar ve kesikler vücudun savunmasızlığını vurgulamaktadır. bu şekilde bedeni karmaşık, gözenekli ve sınırsız bir sistem olarak tanımlayan feminist teorilere atıfta gonca uncu & gülsüm çalışır bulunmaktadır. örneğin kan havuzu, vücut sıvıları veya yaralanmalar, zeminde cenin pozisyonuna sokulmuş kadın figürleri, ihlal edilmiş şiddet ögeleri gibi temalar diğer eserlerine yansımıştır. gonca uncu & gülsüm çalışır cindy sherman, eleştirel fotoğrafçılığın çağdaş ustalarındandır ve eserleri abject sanat olarak nitelendirilmektedir. amerikan kitle kültürü ve medya imgelerinin hızla yayılmasına dikkat çeken ‘pictures generation’ hareketinin kurucularındandır ve kiki gonca uncu & gülsüm çalışır smith gibi bir feministtir. sherman, kitle iletişim araçlarının, insanlar üzerindeki baştan çıkarıcı ve çoğu zaman baskıcı etkisini bireysel ve kolektif kimlikler üzerinden sorgulamaya çalışmaktadır. hollywood’un fantezileri, reklam ve moda dünyasının gonca uncu & gülsüm çalışır yarattığı hipergerçeklik dünyası, cinsel imgelemeler sherman’ın oto portreler serisinin altında yatan rahatsız edici konular arasındandır. bu serideki portrelerin modelliğini sherman farklı kostümler ve makyajlarla kendisi yapmıştır. bu çekimlerde gonca uncu & gülsüm çalışır sanatçı, moda ve reklamda kullanılan kusursuz kadın imgelerinin, kadının ticari bir ürüne dönüştürülmesin ve kadına biçilen geleneksel rollerin yansımalarını sorgulamıştır. kadın imgesinin büründürülmek istendiği feminenliğe ve cinsiyet rollerine gonca uncu & gülsüm çalışır alaycılıkla ve aşağılayarak meydan okumaktadır. gonca uncu & gülsüm çalışır postmodern sanatçılardan patricia piccinini, abject’i konu alan eserleriyle son zamanların en dikkat çekici sanatçılarından birdir. sanatçının ‘graham’ isimli eserini, ünlü bir travma cerrahıyla beraber oluşturmuştur. cerraha göre insanalar kaza ve gonca uncu & gülsüm çalışır çarpışma anında graham gibi çirkin bir anatomiye sahip olurlarsa hayatta kalabilirlerdi. sanatçıya göre graham bir hava yastığını andırmaktadır ancak izleyici, bu tuhaf ve çirkin görünen adamın gözlerinin içine baktığında onunla empati kuracaktır. gonca uncu & gülsüm çalışır piccinini, bu eser için: ‘gerçekten bilimi dinledim ve graham’ı içselleştirdim ve sonra ona duygusal bir düzeyde yaratıcı bir şekilde yaklaştım’ demistir. hiper-gerçeklik sanatçısı olarak da anılan piccinini tuhaf gerçek üstü yaratıklarını yaparken, gonca uncu & gülsüm çalışır biyolojik mantığa meydan okumaktadır. ancak bu yaratıklardaki yüz ifadeleri, vücut dilleri ve özellikle bakışlar bize çarpıcı şekilde benzemektedir. ‘insanlar bu eserlerle çok farklı şekillerde bağlantı kuruyorlar ve içinde canavarlık olduğunu gonca uncu & gülsüm çalışır düşünüyorlar, bence güzel olan da bu’ diyerek sıra dışı bu yaratıkların insanlar tarafından ilgi çekici bulunduğunu ve kabul edildiğini vurgulamıştır. piccinini eserleri boyunca belli bir tematik dil izlemiştir. bu dil, annelik, doğurganlık, mitoloji gonca uncu & gülsüm çalışır ve teoloji arasında gerçek ve gerçek üstünün birleştirilmesini içermektedir. çevre ve doğanın yeni bir tanıma ihtiyacı olduğuna inanan sanatçı, doğayı kontrol etmek, onu kendimize uydurmak ve biçimlendirmek gibi fikirlerin sorgulamasının gerçek doğanın gonca uncu & gülsüm çalışır dokunulmazlığını bizlere öğreteceğini ifade etmektedir. yaptığı doğa üstü, yarı insan yarı hayvan yaratıkları, doğanın farklı bir yorumlanışı olarak gören sanatçı, doğaya ait olan insan ve hayvanın birleşiminden meydana gelebilecek çirkin yaratığın gonca uncu & gülsüm çalışır yine insana ve hayvana ait doğurganlık, uyku, yemek yeme, ölüm gibi doğal süreçlere ait ortak özellikler taşıyacağına dikkat çekmiştir. piccinini’nin eserlerin başarısı, sadece eserlerin inanılmaz şekilde gerçeğe yakın görünmelerinin değil, aynı gonca uncu & gülsüm çalışır zamanda duygusal ve entelektüel olarak da izleyici ile güçlü bir şekilde bağ kurmalarına bağlıdır. çünkü bu eserler çirkin canavarlara benzeseler de, duygusal ve masum beden dilleri ve duruşlarıyla izleyici de bir sakinleşme ve rahatlama hissi gonca uncu & gülsüm çalışır uyandırmaktadırlar. gonca uncu & gülsüm çalışır abject (iğrenç) sanat iğrençliğin en uç sınırlarını gözler önüne sermektedir. bu anti-estetik tavır, alışılagelmiş hayatlarımızda, yüzleşmekten korktuğumuz veya kaçtığımız tiksinti verici şeyler, ölüm, şiddet, hastalık, yaralanma gibi meseleleri gonca uncu & gülsüm çalışır önümüze sererek bunlarla yüzleşmemizi önerir. gonca uncu & gülsüm çalışır günümüzde çirkine olan bu ilginin esas nedeni, binlerce medya ve reklam iletileriyle çevrelendiğimiz bir dönemde bir karşı bir tavır olarak, iğrenç, tuhaf ve tiksindirici olanın ilgimizi çekmesidir. çünkü medya görülmemiş imge bırakmamıştır. hatice doğan çağdaş bir eğilim olarak abject art (iğrenç sanat) hatice doğan kristeva’nın lacan ve bataille gibi yazarların çalışmalarından yola çıkarak oluşturduğu “abjection” kavramından harekete geçen sanatçılar, sanatsal üretimlerinde, toplumdan dışlananları olduğu kadar izleyicide tiksinti uyandıran bedensel sıvıları kullanmalarıyla da hatice doğan ön plana çıkmaktadırlar. bu türden eserler üreten sanatçıların estetik anlayışını tanımlamak için abject art (iğrenç sanat) deyimi kullanıma sokulmuştur. kristeva’ya göre abject (iğrenç olan) sınırları ihlal eder, düzeni ve otoriteyi rahatsız eder. hatice doğan sanatçılar var olan sınırları zorlayarak, bütün tabulara yani dokunulmaz ve söz edilemez olana saldırma girişimlerine başlamışlardır. bu girişimlerden biri de abject art’tır. özellikle 1980’lerin sonu ve 90’lı yıllardan başlayarak sanatta bedensel atıkların kullanımı hatice doğan ve bedenin, sınırlarını ihlal edici, küçük düşürücü biçimde kullanışıyla ön plana çıkan ve sansasyonlara sebep olan bazı sanatçıların üretimleri “abject art” başlığı altında toplanır hale gelmiştir. hatice doğan abject kavramı, iğrenç, aşağılık, yasaklanmış, dışlanmış olarak türkçeye çevrilebilir. bu kavramdan yola çıkan sanatsal eğilimi “iğrenç sanat” olarak adlandırabiliriz. hatice doğan abject ya da iğrenç olan şey dışladığımız ancak yine de kendisine karşı bir çekim hissettiğimiz, kendimizle ve dünyayla ilgili kuralcı ve katı düşüncelerimize zarar veren, dünya ve benlik algımıza dair güvenimizi ve cesaretimizi kıran şey olarak tanımlanabilir. hatice doğan iğrenç, kristeva’ ya göre ne özne ne nesne olan şeydir. ayna evresindeki çocuğun, anneden ayrılarak özne olmadan önceki hali ve ölümden sonra nesneye dönüşen ceset gibi, özneden sonra ortaya çıkan bir kategoridir. bu iki durum sanatta, adet kanaması ve cinsel hatice doğan boşalma sıvıları, kusmuk ve dışkı, çürüme ve ölüm gösterenleriyle kaplanmış felaket sahneleriyle karşımıza çıkar. hatice doğan kristeva’nın örneklerinde, temizlik veya sağlık eksikliği iğrençliğe sebep olan şey değildir. kimliği, sistemi veya düzeni rahatsız eden, sınırlara, durumlara, kurallara saygı duymayan şey iğrençtir. julia kristeva iğrenç, sınırlara, konumlara ve kurallara saygı göstermeyen bir şeydir. arada muğlak ve karışmış olandır. hain, yalancı, vicdan azabı duymayan suçlu, utanma duygusu olmayan tecavüzcü ve kurtardığını iddia eden katildir… hatice doğan iğrençlik ve formsuzluk kavramları 90’ların erken yıllarında, dönemin asi sosyo-kültürel ortamıyla oldukça uyum sağlayan kavramlar haline gelmişlerdir. bu yıllarda dışlanmışlık, iğrençlik, zillet yalnızca kabul edilmekle kalmamış, aynı zamanda yüceltilmiştir. hatice doğan bataille ve kristeva’nın terimlerinde anlamını bulan iğrençlik, öznenin benlik arayışında karşılaştığı kriz olarak anlamın çöktüğü bir durum olması ile toplumsal dışlanma ve kategoriler arasındaki sınırlarla oynamak isteyen avangard sanatçılara ilham vermiştir. hatice doğan bu anlamda, “abject art” (iğrenç sanat) başlığı altında ele alınabilecek sanatçılar izleyici üzerinde tiksindirici etki uyandırmak adına, dışkı, çöp, çürümüş yiyecekler ve diğer tabu maddeleri kullanırlar. bu yüzden, foster, iğrenç sanat’a “dışkı hareketi” diyecek hatice doğan kadar ileri gitmiştir. içerik olarak özellikle bireyin dışlanmasıyla ilgili konular ön plandadır. hatice doğan foster‘a göre iğrenç sanat çoğunlukla iki yöne eğilimlidir; bunlardan birincisi, iğrenç olanla özdeşleşmek, travmanın yarattığı yarayı deşmek için bir şekilde ona yakınlaşmak, gerçeğin müstehcen nesne-bakışıyla temas etmektir. ikincisi ise, iğrençlik sürecini hatice doğan abartarak iğrenci eylem sırasında yakalamak, geri yansımalı, hatta kendi açısından tiksindirici hale getirmek için işleyişini abartmaktır. hatice doğan jennifer ridell’e göre iğrenç sanat gizli ve görünmez hale getirilmiş olanı açığa çıkarmaktadır. bu anlamda aynı dönemde, bedensel atıklarla birlikte beden parçalarının tuhaf kompozisyonlarda bir araya getirildiği eserler de göze çarpmaktadır. hatice doğan amerikan sanatçı paul mccarthy ise kendi bedeni üzerinde boya yerine dışkı, çiğ et veya ketçap kullanarak resim yaptığı performanslarıyla tanınmıştır. daha sonra maketlerle yaptığı enstalasyonlarında veya maskeler kullandığı videolarında sıkça amerikan ikonlarını ya hatice doğan da noel baba gibi fantastik figürleri aşırı şiddet ve cinsellik içeren sahnelerde bir araya getirmiş, saf ve masum olanı iğrenç olanla bozarak saygınlıklarına saldırıda bulunmuştur. hatice doğan genç ingiliz sanatçıları’ndan olan chris ofili’nin resimlerinde kullandığı fil dışkısı sanatçının afrikalı kökenleriyle bağlantılı olduğu gibi sansasyon arayışının da bir sonucudur. bu arayış, sanatçının “the holy virgin mary” isimli resminde fil dışkısı ile yaptığı hatice doğan bakire meryem’i temsil eden mavi giysili figür etrafında çeşitli pornografik görüntüleri kolaj halinde kullanmasıyla ön plana çıkmaktadır. serrano’nun “piss christ” isimli fotoğrafı gibi , 1999 ‘da new york ‘ta düzenlenen sensation sergisinde gösterildiğinde büyük hatice doğan tartışmalara yol açmış ,hastalıklı ve iğrenç olarak nitelendirilmiştir. hatice doğan türk çağdaş sanat ortamına iğrenç sanat çerçevesinden baktığımızda özellikle feminist kadın sanatçıların üretimleriyle karşılaşırız. canan şenol’un “çeşme” videosu bu anlamda okunabilecek işlerden biridir. hatice doğan kadın bedeni ile ilgili tabulara odaklanan neriman polat, “bozuk” isimli video-fotoğraf yerleştirmesinde bir televizyonun üzerine oturarak mastürbasyon yapan bir kadın görüntüsünün yanı sıra regl kanı bulaşmış ped görüntüsünün olduğu bir fotoğrafa da yer vermiştir. hatice doğan bu şekilde kadın bedeni ile iğrençlik, kirlilik arasında kurulan bağlantıyı kullanan sanatçı aynı zamanda yerleştirmede bulunan diğer fotoğraflarla bir tür tehlike duygusunu izleyiciye yansıtmaya çalışmıştır. hatice doğan iğrenç sanat, malzemenin sınırlarının zorlandığı bir yanı olduğu kadar sanatçı ve eseri arasında var olan ya da olması gereken bağın en şiddetli ve mahrem biçimde gösterildiği bir yönelimdir. zeki tez ilaç ve parfümün sihirli dünyası zeki tez “mandragora” teriminin dilsel kökeni, farsça “mardom-gijah” (“adam otu”) ya da “mehr-gijah” (“sevgi otu”) sözcüklerinden gelir. başka bir yorum olarak yunanca “mandra-agora”dan (“ahır toplantısı”) (!) geldiği de ileri sürülmektedir. “ejderha insan” [< “man” + “dragon”] zeki tez şeklinde yorumlayanlar da vardır. ermenice’de “adamowa golowa” (“âdem’in başı”) adını alırken arapça’da “şeytan elması” şeklinde yer alır. iö 1550’lere tarihlenen ebers papirüsü’nde adamotu narkotik ve solucan düşürücü, sancı dindirici, kramp önleyici olarak ve akciğer zeki tez hastalıklarına karşı önerilmektedir. mısır mitolojisine göre nübye’den getirilmiş mandragora meyvesi, bira içinde bir tanrıçaya sunulmuş, tanrıça bunu içince sarhoş olarak gözleri parlamaya başlamış ve güneş battıktan sonra da gözleri görmez olmuş –burada bitkinin zeki tez içeriğindeki bir alkaloidin gözbebeklerini büyütücü etkisine değinilmektedir–. adamotu daha sonra modern psiko-farmakaların öncüsü olarak bilinç kaybettiren ecza olarak da kullanılmıştır. bizzat adamotunun kendisinin de geceleri tıpkı ay ya da ateşböceği gibi ışıl ışıl zeki tez parladığı söylenir ki ona yakıştırılan bu özellik bir boşinançtan ibarettir. “adamotu” nitelemesi, insana benzerliğinin yanı sıra onun afrodizyak olarak kullanımıyla da ilişkilendirilmektedir. eski yunan ve roma tedavi sanatında sistemli olarak melankoliye, ateş zeki tez yükselmesine ve kadın hastalıklarına karşı kullanılmıştır. dioskorides, de materia medica’sında bu bitkiyi betimleyerek, iki türünü ayırt etmiştir: ilkbaharda yetişen, büyük, erkek biçiminde, açık renkli ve güzel kokulu olan (olasılıkla “mandragora vernalis l.”); diğeri zeki tez ise sonbaharda yetişen, küçük, kadın biçiminde, koyu renkli ve iğrenç ve keskin kokulu olan (olasılıkla “mandragora officinarum”). askerî hekim olarak çok sayıda cerrahî müdahalede bulunan dioskorides onu şarap içinde ve narkoz aracı olarak kullanmış; az verildiğinde zeki tez uyku getirici, çok verildiğinde ise bilinç yitirici ve hattâ öldürücü etkiye sahip olduğunu belirtmiştir. zeki tez patrick süskind’in (doğ. 1949) das parfüm: die geschichte eines mörders (koku: bir katilin öyküsü) (zürih, 1994) adlı tanınmış romanında iki dünya iç içe işlenmektedir. bir yanda parfüm ve parfümcülerin kokulu dünyası, diğer yanda ise 18. yüzyıl fransız kentlerinde insan zeki tez idrar ve pisliklerinin yarattığı iğrenç kokan dünya. günümüz insanının o dönemin iğrenç kokan dünyasını zihninde canlandırması pek kolay değildir. sokaklarda hayvan dışkıları, duvar diplerinde insan sidiği kokuları, ahşap evlerin çürüyen tahtalarından yayılan küf zeki tez kokuları, ev mutfaklarından çürük lahana ve koyun yağı kokuları, havalandırılmayan odalardan yükselen tozların yaydığı küf kokuları, yatak odalarında depolanan yağlı salamura kokuları, nem kokan yaylı somyalar, akşam yemeği artığının “ben burada unutuldum!” diye bağıran zeki tez kokuları, şöminelerden kükürt kokuları, sepihanelerde aşındırıcı çözeltilerin kabartarak yaydığı leşi andıran kokular, mezbahalardan yayılan pıhtılaşmış kan kokuları, yıkanmamış giysilerden yayılan ekşi ekşi ter kokuları, ağızlardaki diş çürüklerinin nefretî kokuları, zeki tez pisboğaz midelerden gelen soğan-sarmısak kokuları, kart bedenlerden yayılan eski kaşarı andırır ten kokuları, iyileşmeyen yaralardan yayılan irin kokuları… milliyet vilayet ve kaza merkezlerinde açılan dispanserlerde frengililer bedava ve mecburi bakıma tabi tutulmuş ve bu iğrenç hastalık eskiye nisbetle yüzde seksen derecede azalmıştır. nîhal erk "tuhfetülfarisîn fî ahval-i huyul el-mücahidin" adlı kîtabın ilimler tarihi yönünden incelenmesi nîhal erk vaginaya girmeden evvel tırnaklar kesilmişse de elin yıkanmasından bahsedilmemiştir. cervix utari'den el sokulup uterus'un temizlenmesi pek kolay birşey gibi anlatılmıştır. fakat iğrenç ilâçlar tavsiye edilmez. nîhal erk iç hastalıklar hakkındaki bilgi hemen hiç denecek kadar zayıftır. birçok otlar ilâç olarak kullanılır. iğrenç tedaviler yoktur. idil tokdemir sanatta ölüm kavramının beden ve cinsellik üzerinden deneyimlenmesi idil tokdemir bataille, romanlarında ortaya atmış olduğu özgürlük anlayışında her türlü iğrenmenin arzu uyandırdığını, dolayısıyla idrar, dışkı, kusmuk, gibi ifrazatla (excreta) hatta bir cesetin çürümesi ve kokuşmasıyla (zillet) erotizm arasında büyük bir çekim olduğunu idil tokdemir söylemektedir. yani ona göre “…bir ceset de cinsel arzu uyandırabilir. bu nokta onun yazınında ölüm ile erotizm arasındaki ilişkinin bir başka düzeyini oluşturur”. idil tokdemir gerek felsefi, gerekse psikanalizci görüşler arzuyu hep bir libidinal duygu düzeyinde tutmakta, sevginin ise böyle bir dış etken sayesinde varolabileceği gerçeğine işaret etmektedirler. ancak, spinoza aşırı sevginin paradoksal bir etki yaratma tehlikesinden de söz idil tokdemir etmiştir ki, tüm duygular karşıt duygularla pekişmekte ve aşırı olma durumlarında sınırlarının ötesine kolaylıkla geçebilmektedirler. olumsuz olandan yola çıkıldığı zaman; aşağılanmış olanın yüceltilmesi, nefretin aşka dönüşmesi, iğrençlik ve pisliğin arzu idil tokdemir yaratması, kan akıtma ve acımasızlığın bir tür şehvete yol açması gibi, bataille’in romanlarında sahnelediği sapkınlıklar bu görüşün örnekleri olarak dikkat çekmektedir. idil tokdemir ölüm kontrolü, 1974, isimli çalışmanın her iki kaydında da (gerek fotoğraf formunda, gerekse video çekiminde), pane’in yüzünde canlı kurtcukların gezinmeleri yakın çekim olarak gösterilmiş; bazı kurtcuklar kulaklarının içine girerek kıpırdamaya, bazıları da göz idil tokdemir kapaklarının altına sızmaya çalışırlarken, gina pane, bedeni tamamen hareketsiz, beklemektedir. “bu görüntülerin tahammül ötesi bir şey olduğu kesin”. ölüm ve hastalığın rahatsız edici ilişkisi ve sineklerin ölmüş bedenler üzerine yumurta bıraktıkları bilinen bir idil tokdemir gerçektir. bu yumurtalardan çıkan mide bulandırıcı, iğrenç kurtcuklar en sonunda yine kurt sineklerine dönüşmektedirler. performansında pane’in yüzünde tam da bu ölüm kurtcukları dolaşmaktadır. sertaç koyuncu korku sineması, iki metin, bir karşılaştırma sertaç koyuncu creed, kristeva’nın edebiyat analizlerine uyguladığı bu psikanalitik perspektifin korku filmleri ile bağdaştığı noktaları ortaya çıkarır. buna göre: 1) korku filmleri iğrençliğin işleyişi açısından hem sapkınlıktan zevk alma hem de iğrenç olanı ortaya çıkarma ve sertaç koyuncu onu defetme arzusunu içerir. bu konuda izleyicilerin korku filmi izleme deneyimlerini ve bu filmler hakkında sarf ettikleri bir cümleyi işaret eder: “it scared the shit out of me!” (“ödüm bokuma karıştı!” şeklinde türkçeleştirilebilir. bu, iğrenç olanın korkunç sertaç koyuncu olanla ilişkisini ve bu deneyimden alınan zevkin heyecanla dışavurumunu içeren bir örnek cümledir.) sertaç koyuncu clover’ın metnindeki eleştirel yaklaşım kristeva’da bulunmaz. creed, kristeva’nın teorisinin ataerkil kültürün temsillerine hiçbir eleştiri getirmediğini ifade eder ve bu teoride toplumsal cinsiyet açısından pek çok sorunun cevapsız bırakıldığının altını çizer. sertaç koyuncu kristeva’nın abject olan ile ilişkilendirdiği maternal perspektifte kadınlar, adet görme ritüellerinin kendilerine gayet negatif şekilde yansıdığı göz önüne alınırsa, bu arınma / kirlenme ritüelleri ile nasıl ilişki kurarlar? belirli kültürel gruplardaki kadınlar, sertaç koyuncu kendi doğurganlık fonksiyonlarını abject olarak yapılandıran tabular içinde kendilerini nasıl görürler? kadının abject olduğu sosyal yapılanmaya nüfuz etmek mümkün müdür? yoksa bu değiştirilemez midir? toplumsalın devamlılığı kadının iğrençleştirilmesine sertaç koyuncu (abjection) sıkı sıkıya bağlı mıdır? creed bu soruların havada bırakıldığının altını çizdikten sonra, kristeva’nın korku filmlerinde kadının konumuna uyarlanabilecek çok etkili bir hipotez sunduğunu ve araştırmacılara yeni kapılar açabilmek için bu metnin bir sertaç koyuncu başlangıç noktası olabileceğini söyler. dolayısıyla iki metin de toplumsal cinsiyet araştırmaları çerçevesinde kadının konumunun korku filmlerindeki aktif mevcudiyetinin altını çizer. nilgün tutal julia kristeva’dan mehmet erte’ye: tiksinme, gülme ve şiddetle yazmak nilgün tutal korkunun güçleri: iğrençlik üzerine deneme’de julia kristeva, “iğrenmede başkaldırı tamamen varlıktadır,” diye yazar: julia kristeva dilin varlığındadır. simgeseli kışkırtan, susturan ya da baştan çıkaran ama simgeseli üretmeyen histerinin aksine, iğrenmenin öznesi olağanüstü bir şekilde kültür üretir. onun semptomu, dillerin reddedilmesi ve yeniden inşa edilmesidir. seval şener tekinsiz ve iğrenç: hiperreal figür heykelleri ve alışılmadık vücutlar için bir okuma önerisi seval şener bu makalede son dönem heykelinde yeniden doğuşuna şahit olduğumuz figürün hangi kavramlarla okunabileceği üzerinde durulmuştur. metinde figürden kastedilen insan bedenidir. günümüzde figür heykelinde farklı tutum ve eğilimler bir arada görülmektedir ancak metinde seval şener hiperreal ve vücudun alışılmadık hallerde sunulduğu heykeller ele alınmıştır. örnek olarak 2014 yılına yakın zamanlara tarihlenen heykel çalışmaları incelenmiştir. varılan sonuç şudur: figürün yerini malzemesiyle, dokusuyla, ölçeğiyle, insan bedenine neredeyse gözle seval şener ayrılamayacak derecede yakın bir görünüm almıştır, diğer bir deyişle heykelde figür vücutlaşmıştır. son dönem heykelinde vücudun aşırı gerçekçi ve tuhaf hallerde tasviri iki kavramı beraberinde getirmektedir. bu kavramlardan birincisi sigmund freud’un tekinsiz –the seval şener uncanny- kavramı, ikincisi julia kristeva’nın iğrenç –the abject- kavramıdır. yazı kapsamında güncel heykelde figürün, seçilen örnekler üzerinden bahsedilen iki kavramla okuma denemeleri yapılmıştır. nuray akkol abject art olarak kadın bedeni ve performans sanatındaki kışkırtıcılığı nuray akkol modernizmin bunalımı ile birlikte büyük anlatılarının son bulması postmodern süreci başlatmıştır. bu süreçle birlikte kimlik sorunsalı, 1970 sonrasında dil, söylem ve kültür alanının mevcut yapıları irdelenerek yeniden kurulmaya başlanmıştır. kavramı, ilk bataille nuray akkol kullansa da postmodern süreçte kimliklerle birlikte yeniden ele alan kristeva'dır. kristeva’ya göre abject; anne-çocuk bedenlerin birbirinden ayrılması sürecinde yaşanan duygudur. bu duygu aynı şekilde bedenin kendi atıklarından ayrılması sürecinde de yaşanır. nuray akkol kristeva, abject kavramını biylolojik ilişki üzerinden tamımlamıştır. kadın bedeninin ve cinsel atıklarının ayrılan erkek çocuğa göre abject tanımlanması ve bedeninin dışı için güzellik kavramıyla yeniden nesneleştirilmesi, ikinci dalga feministlerinin ve sanatçıların nuray akkol eleştirel biçimde ele aldığı konu olmuştur. kadın bedeninin dış yüzeyinden iç yüzeyinin ayrılması ve cinsel atıkların abject olarak kabul edilmesiyle birlikte bedenin performatifliğinin önüne geçilerek kadının bedenine yabancılaşması tartışılır. feministlerin beden nuray akkol kurmaya dair çalışmalarında kristeva’nın "konuşan varlık" kavramını önemsedikleri görülür. performas sanatında abject olarak kadın bedeni üzerine çalışan sanatçılar bu kavramın da içerdiği kendi bedenlerinin dilini oluşturmayı öne çıkarırlar. bu çalışmada nuray akkol abject art (iğrenç sanat) olarak kadın bedeninin performans sanatındaki kışkırtıcılığı, carolee scheemann’ın interior scroll (dahili tomar) adlı performansı incelenerek araştırılır. inci aras edebiyatta bir motif olarak iğrenilen kimlikler: varoluşçuluk bağlamında karşılaştırmalı bir çalışma inci aras bu karşılaştırmalı edebiyat çalışmasının amacı, erhan bener’in “böcek”, rawi hage’in “hamamböceği” ve clarice lispector’un “g.h.’nin çilesi” adlı romanlarındaki iğrenilen böceğe dönüşüm motifini sartre ontolojisi bağlamında karşılaştırmaktır. ayşenur islam üç roman bir yazar faik baysal'ın sarduvan, rezil dünya ve voli adlı romanlarına ilişkin bir değerlendirme ayşenur islam mekân istanbul'dur ancak faik baysal'ın iğrenç bulduğu boğaziçi ve büyükada romantizmi ile bir avuç istanbul kızı ve parfüm kokusu bu romanda da yoktur. kur'an / allah / tanrı - çev : muhammed esed sarhoşluk veren şeyler, şans oyunları, putperestçe uygulamalar ve gelecek hakkında kehanette bulunmak, şeytan işi iğrenç kötülüklerden başka bir şey değillerdir. türk eczacıları birliği yan etkiler garipten iğrence ve ürkütücüye çok geniş bir skalaya dağılabilir, dolayısıyla hastalar ne aradıklarının farkında olmalılar. kaos gl diyarbakır islami sivil toplum kuruluşları ismiyle bir araya gelen homofobik ve transfobik bir grup, memursen’de yaptıkları basın açıklamasıyla tehditler savurdu, lgbti’ler için “en iğrenç bir şekilde faaliyet yürüten gayri insani vasıf ve ahlaklarıyla yaşayan grup” kaos gl ifadelerini kullandı. duygu özakın abject (iğrenç) beden olarak rusalka: slav denizkızlarının edebi ve sanatsal temsilleri tuğçe aral & barış sevi & arzu aydınlı-karakulak iğrenme hassasiyeti: mültecilere karşı tutumları yordayıcı bir faktör yıldırım koç kapitalizmin iğrençliğinin zirvesi: işçi simsarı şirketler papa ı. gregorius / büyük gregorius beden ruhun iğrenç giysisidir. castelo dünyadaki tüm insanlar iğrençtir, saf iyi ve saf üst yoktur. herkes birer pisliktir. insan mutlu edilmemeli, benlik de mutlu edilmemeli. ikisi de hiçbir şeyi haketmeyen birer pislik, iğrenç şey. haber7 "iğren...." içeren yorumlar bodom bu türklerde biten birşey değil. bütün kızlar aynı. freud amcanın dediği gibi insan doğası zaten masum değil. bütün insanlar iğrençtir. donanimhaber istanbulda yaşayan insanların iğrençliği ahmet hâşim lavanta ve pudra, deriden ve saçtan dağılan o karışık kokuyu daha iğrenç yapmaktan başka bir şeye yaramıyor. dame agatha mary clarissa christie yavrum, insanlar birçok konuda iğrençtir. brandon sanderson öldürebilirsinde kendini buda bir ihtimal elbet.. ama bir gün öncesi yüksekten düşme korkuna gülenlerin bir gün sonra resmen düştüğündeki damaklarında kalan irmik helvasının tadı, iğrençtir muhakkak.. hakan günday bedenini satarak para kazanmakla, zihnini satarak para kazanmak aynı değil midir? yöntemler farklı olsa bile, amaç aynıdır ve iğrençtir ! daniel pennacchioni / daniel pennac insan iğrençtir. fyodor mihailoviç dostoyevski ne kadar yaldız şeritlerle işlenirse işlensin, üniformalarının yakaları iğrençtir! quintus septimius florens tertullianus / tertullian / tertolyan kadın insanın nefsine giriş kapısıdır, tanrının yasalarını iptal eden, erkeğin çehresini bozan iğrenç bir mahlûktur. isaac newton ateizm insanlık için o kadar anlamsız ve iğrençtir ki hiçbir zaman fazla savunucusu olmamıştır. bütün kuşların, hayvanların ve insanların sağ ve sol taraflarının aynı olması (bağırsakları hariç) ve sadece iki gözlerinin olması ....... eric arthur blair / george orwell bütün uluslar iğrençtir, fakat bazıları daha da iğrençtir. ortaokul öğrencisi bilim sebze gibidir. çünkü iğrençtir ama yararlıdır. aron halévy polonyalılar ....... onlarla kadınların faziletinden konuştuğunuz takdirde size inanmış bir yüzle bakıyorlar ve şunları söylüyorlar: kutsal metinler’in bahsettiği faziletli kadın yoktur. bütün kadınlar hafif meşreptir ve onlar için yasak meyvenin tadına bakmak aron halévy kaçırılmayacak bir zevktir. dahası bu son teferruat iğrençtir: kocalar eşlerinde ihtiras ve zevkin uyanmasından sadece menfaat elde eder. hüseyin nihâl atsız bu iğrenç asırda yaşamaktansa mete zamanında dünyaya gelmiş olmayı tercih ederdim. alphonse daudet bu iğrenç şarapların içindeki kötü ve yıkıcı olan her şey onun beynini döndürüyordu ve dışarı çıkmak istiyordu. kadın söylenip duruyordu, pislik içindeki son mobilyalar da parçalara ayrılmış havada uçuyordu, irkilerek uyanan çocuklar korkudan ağlıyorlardı. alphonse daudet burada, bu iğrenç yerde aldıkları ücretleri yiyip içip karılarını dövmek için babalarının yaşına gelmeyi bile bekleyemeyen bir sürü küçük arthur’lar bulunmaktaydı… ve dünyayı gelecekte bu serseri takımı yönetecek ha! ... ah! lanet olsun. nikolay pavloviç romanov / ı. nikolay çağımızın kahramanı’nı sonuna kadar okudum; tamamen günümüz modasına uyan ikinci bölümü iğrenç buldum. burada da, günümüzün yabancı romanlarında olduğu gibi, iğrenç karakterlerin abartılı betimlemeleri sunuluyor. bu türlü romanlar insanların nikolay pavloviç romanov / ı. nikolay karakterini bozuyor. böyle bir şeyi kızarak okusanız da, size üzüntü veren bir etki bırakıyor. çünkü sonuçta tüm dünyanın, ilk bakışta çok güzel gibi görünen davranışların arkasına gizlenerek, iğrenç amaçlarla başkalarını aldatmayı planlayan nikolay pavloviç romanov / ı. nikolay insanlarla dolu olduğunu düşünmeye alışıyorsunuz. maryland anayasası, 1776 ticaret ilkeleri ve özgür bir devletin ruhunun aksine tekeller iğrençtir ve özgür devlete zarar vermeyecek şekilde ortadan kaldırılmalıdır. yakup kadri karaosmanoğlu insan, hayvanların en iğrenç olanıdır! juan valera y alcalá-galiano sanat doğada sadece çirkin ve iğrenç olanı değil, aynı zamanda güzel, temiz ve sağlıklı şeyleri de yansıtmalıdır. victor marie hugo kanla kirlenmiş bu paradan daha iğrenç bir şey düşünebiliyor musunuz ? anton pavloviç çehov uzun zamandır insan gibi yaşamıyorum. burası iğrenç bir yer! tahammül edilemeyecek kadar iğrenç! valentin louis georges eugène marcel proust bir insan ne kadar bilge olursa olsun, gençliğinin bir döneminde, mutlaka hatırlamaktan hoşlanmadığı, yok olmasını isteyeceği sözler söylemiş; hatta bir hayat tarzı benimsemiştir. valentin louis georges eugène marcel proust ama bundan ötürü kesinlikle pişmanlık duymamalıdır; çünkü bilgeliğe ulaştığından emin olabilmesi için bu son safhadan önceki bütün gülünç veya iğrenç aşamalardan geçmiş olması gerekir. stephen edwin king şablonlar baskı makinesinin, dünyanın en kötü kokulu, en iğrenç mürekkebiyle sıvanmış silindirlerine iliştiriliyordu ve sonra motoru çalıştırıyordunuz; kolu düşene kadar çevir evlat. jean-paul sartre liberal iğrenç bir sözcüktür. alfred joseph hitchcock yumurtalardan korkuyorum, korkmaktan öte, iğreniyorum. beyaz üzerinde hiç delik olmayan şey. hiç yumurta sarısından daha iğrenç bir şey gördünüz mü? kan hoş bir kızıllığa sahiptir, ancak yumurtanın o sarısı iğrenç. hiç tatmadım. mustafa kemâl dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. ernst ingmar bergman yaşamak iğrenç bir yılgı öyleyse. mehmet murat ildan şeytan, içimizdeki bozuk ve iğrenç arzuların ta kendisidir! peyâmî safâ eski ve yırtık ve pis ve iğrenç bir elbiseyi üstümden atar gibi bu hayattan ayrılmak, çıkmak istiyorum. melanie joy bütün kültürler kendi yenecek hayvan sınıflandırmasını rasyonel bulurken diğer kültürlerin sınıflandırmalarını ya iğrenç buluyor ya da günah görüyor. the matrix revolutions - bane ( ian bliss ) her nefeste bu leş kokusunu içine çekmek zorunda kalmak ama kaçamamak iğrenç. oscar fingal o'flahertie wills wilde nasılsa ormanda ne kadar iğrenç olduğunu kendisine söyleyecek aynalar yoktu. albert caraco şehirlerimiz birer kabusa döndü, şehirliler termitlere benziyor artık, her inşa edilen şey iğrenç çirkinlikte, biz artık tapınaklar, saraylar ya da mezarlar, zafer alanları ya da amfiteatrlar inşa etmeyi bilmiyoruz. friedrich wilhelm nietzsche ....... ve onlardan yararlanacağını bilen ekonomiye; iğrenç yobaz, din adamı, iffetli türlerinden bile kendine pay çıkaran, yaşamın yasasındaki o ekonomiye, — hangi yararı? — ama biz kendimiz, biz ahlaksızlarız işte bunun yanıtı... adeline virginia stephen / virginia woolf bu iğrenç hastalık gün yüzüne çıkmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. ülkü alçora / ülkü uluırmak bak işte sallanıyorsun ne güzel sallan, yine sallan, bir daha bir daha, bir daha bir daha arasan bulamayacaksın kendini bu iğrenç çağdaki yorgunlukta nilüfer sarp dilimdeki şarkının artık makamı hüzzam içime çöreklendi iğrenç hastalık cüzzam yarınlardan ümit yok bitti aşk-ı muazzam istemem artık olsan en değerli cevahir hilmi uçan “sis” “siste söyleniş” ve “sonuç” şiirleri çerçevesinde üç şair: tevfik fikret, yahya kemal ve baudelaıre hilmi uçan ve kötümserliğin zirvesi olan iğrenç bir benzetme ile şiir biter: bu kent, “fâcire-i dehr”dir; dünyadaki “facire”dir; başka bir deyişle kösnül, erkeğe düşkün, zina eden, elden ele dolaşan bir kadına benzemektedir. pierce brown sen suratına bir fiske yersen roque binlerce iğrenç şiir yazar. sa’dî kargayla aynı kafese konulan papağan, üzüntü içinde ‘aman allah’ım!’ diyordu, ‘bu ne iğrenç bir yüz! ne sevimsiz bir görüntü! ey uğursuz karga! keşke doğuyla batı kadar uzak olsaydı aramızda mesafe.’ işin tuhaf yanı, karga da üzüntüyle ‘ne günahım vardı ki, böyle boşboğaz sa’dî bir aptalla aynı kafese mahkûm edildim?’ diye hayıflanıyordu. hikmet şahin sanatta orijinallik sorunu ve kendileme arthur clive heward bell bir sanat eserini takdir etmemiz için hayattan hiçbir şeyi yanımıza almamamız gerekir. hikmet şahin kitsch’i her defasında eleştiren, onu tiksinti ve zevk karışımı bir bağlamda tanımlayan modernist düşünce yapısı, elitist olmayan kitle kültürünün popülize edilmesine ve aşağı-alt kültür özellikleri taşımasını sanatta katastrofik bir felaket olarak değerlendirirken; hikmet şahin kulka bu yaklaşıma farklı bir bakış açısı getirir: tomáš kulka / tomas kulka velasquez’in las meninas’ı ya da picasso’nun bu tema üzerinde yaptığı versiyonu, süpermarkette sergilenseydi hemen kitsch mi olacaktı? ya da kitsch müzelere sızmayı başarsaydı kitsch olmaktan çıkacak mıydı? bana öyle geliyor ki ucuz tabloların ucuz tomáš kulka / tomas kulka olmasının, pahalı tabloların da pahalı olmalarının bir sebebi var ya da bazı eserlerin müzede olmamalarının bazılarınınsa olmalarının da bir sebebi var. fatih süleyman solmaz nitelik olarak kitsch fatih süleyman solmaz nitelikli olmayış anlamında kitsch; resim, müzik, edebiyat vs. gibi alanlarda kötü olana yönelik tiksinti duyma, aşağılama ve küçültme duygularına neden olan şeyler için kullanılagelmiştir. bu durumda aşağılamaya, tiksinmeye veya küçültmeye sebep olabilecek fatih süleyman solmaz olan "şey" in niteliklerinin ne olduğunun belirlenmesi gerekmektedir. aksi bir durum muhtemelen her "şey" in kitsch olması veya her "şey" in sanat olması gibi karmaşık bir hal alabilecektir. fatih süleyman solmaz ....... yukarıdakilerin hepsine “hayır” diye cevap verdiyseniz broch, calinescu, greenberg, kulka, kundera ve ortega y gasset gibi eleştirmenlere göre gerçek bir kitsch‟siniz. ece erdoğuş aşağılık insan tabiatı, tiksinç... sen de öylesin işte, benim gibi. kendini bazen tiksinç buluyorsun kabul et. nermin yıldırım hele başkalarının bana acıdığını görmektense, yerin yedi kat dibinde, çıyanların ve dahi türlü tiksinç mahlukatın arasında çürümeyi yeğlerdim. on5yirmi5 'pedofili' içeren ifadelerin bulunduğu 'zümrüt apartmanı'nın yazarı abdullah şevki ifadesinde, kitabı 'kirli gerçeklik’ akımına göre yazdığını söyledi. yayınevinin sahibi alaattin topçu ise "kitabın ilgili kısmının pedofiliyi özendirici değil aksine toplumda bu hususta on5yirmi5 bir tiksinç uyandırma amacıyla yazıldığını düşünüyorum" dedi. merve kurt & aydın çam mehmet erte’de huzursuzluk: bakış ve beden merve kurt & aydın çam tiksinç erte yüzümüzü buruşturan tiksinci her fırsatta gözümüze sokar. geğiren, sümküren ergenler, misafir ayakkabısına çiş yapan, kendi dışkısını koklayan çocuklar, kendi dölünün tadına bakan oğlanlar... merve kurt & aydın çam erte, sahte’de, romanının adını irin koyacağından bahseder. romanın klasik sınırlarına saygı duymayan; bir roman yaratmanın varoluş sancısını, romanın yazarının hem içindeki hazzı hem de korkuyu sayfalara sıkıverdiği, “osurup osurup ipe dizdiği” bir roman merve kurt & aydın çam yazdığı için onu irine, tiksinç olana benzetir. tiksinç olandan duyulan haz ve korku, tasma’da tuvaletini yapan çocuğun dışkısından ve kokusunu hala üzerinde taşıyan bedeninden duyduğu utanç ile gözümüze çarpar: mehmet erte ne zaman tuvalete gitsem, şeytan denetimini ve sorumluluğunu kendimde gördüğüm hayal gücümün kalemini elimden alıp, gözlerimin önünde allah’ı bulutların üstüne oturmuş nasrettin hoca olarak resmediyor, sıçmaya mecbur olmanın utancına cezasını kestiremediğim ve bu mehmet erte nedenle de beni daha çok ürküten bir günahın ağırlığı ekleniyordu. nurullah ataç ikide bir anarlar dertlinin beytini: dertli bir başıma olsam şeh ü sultana kul olmam viran olası hanede evlâd ü iyal var! nurullah ataç bilmeyenler de «ne yapsın? geçinecek!» deyiveriyorlar. korkunç, tiksinç bir düşüncedir bu: insanı her kötülüğü hoş görmeye, her alçaklığı etmeye sürükleyebilir. suat baran şebnem işigüzel’in çöplük romanında “eksik yazar”ların bellekle imtihanı suat baran morrison çöplükte de, kristeva’nın sözünü ettiği abject/tiksinç kavramını anımsatırcasına, ötekinin merkeze konulduğundan bahseder. ece sevim öztürk "gazetecilik merakını aşmak" suçu ece sevim öztürk “gazeteciliği aşan merak” + gazeteci - demokrasi ilişkisi + propagandist medyanın silahı: egemen ideolojinin dili + soru sormak vatana ihanet ile eşdeğer hale geldi + gazeteci yanlışa kafa tutmak zorundadır + gazetecinin kandırılmaya hakkı yoktur ece sevim öztürk sorgulayıcı gazetecilik + nesnellik, taraf olmak + kimsenin onuruyla oynamayan bir gazetecilik + gazetecilik ve terör ilişkisi + gazetecilik ile propagandacılık bağdaşmaz ece sevim öztürk hak aramayı, ezilenin yanında olmayı, sesi duyulmayanın sesi olmayı şiar edinmeyene, gizli kapaklı kötülükleri ortaya dökmek için cesurca araştırma yapmayana “gazeteci” denmez. + okurlarımı bir gazeteci olarak “kandırmadığım” için de onur duymaktayım. kaan yakuphanoğullarından / kaan yakuphanoğulları / kaan yakuphan mesleki yapabilirlik önemli fakat görsellik bazen o yapabilirliğin önüne geçiyor. bizi zaman zaman üzen belki bu olabilir. baktığınız zaman televizyonda pek çoğunda erkek göremezsiniz. kaan yakuphan sadece saçını yaptın, makyajını yaptın çıktın orda bir şey okuyorsun. hayır. haber zaten okumak değildir, haber anlatmaktır. ama anlatmak için önce siz anlayacaksınız, ama onu anlamak için de onu anlayabilecek bir altyapınız olmanız gerekiyor. kaan yakuphan körfez savaşı sırasında türkiye habercilik anlamında bir yenilik ile karşılaştı. o güne kadar sadece trt’ den haber dinleyen insanlar, star’daki haberleri izlemeye başladılar. o zamana kadar görülmemişi yaptık. kaan yakuphan belki de on yıllarca çalışıp da kazanamayacağımız deneyimi körfez savaşı esnasında çok hızlı bir şekilde yaşadık. kaan yakuphan bizim dönemimizde ben spiker olacağım, haber sunacağım demek şunun gibi bir şeydi: “ben astronot olacağım.” kaan yakuphan sabah haberlerinde oraya çivilerle dünya haritasının olduğu kalın sunta takılıyordu ve dekor oluşturuluyordu. tabi zaman içinde sanırım vidalar gevşemiş ya da yalama yapmış, tak çıkar işleminden dolayı. kaan yakuphan haber okurken birden sırtıma düştü. ama öyle hafif bir şeyden söz etmiyoruz. 20-25 kilo bir şeyden bahsediyorum. kafama düşse yaralanabilirdim. kaan yakuphan açıkçası üzüldüm, bir hayal kırıklığı oldu. çünkü bir kanalda sıfır noktasında başlayıp ilk kurulduğu günden itibaren on beş yıl görev yaptık. kaan yakuphan ama her şeyin bir sonu var diye düşündüm. o hüznü yansıtan bir şekilde belki de veda ettim. sessiz gemi şiiri ile; yahya kemal’in… kaan yakuphan türkiye de bir ilkti o. bir televizyon kanalı satılıyor. ama haber merkezi boşaltılarak satılıyor. kaan yakuphan haber bir televizyonun omurgasıdır. o kanalın kimliği ne olup ne olmadığı haberleri ile anlaşılır. kaan yakuphan halktan destek mesajları çok fazla geldi. ben o vedayı ettiğimde telefon hattı kilitlendi. dünyanın dört bir tarafından insanlar ağlayarak aradılar. işte o güzeldi. kaan yakuphan yaşadığınız her şey haberdir. tarkan demir etnosentrik söylem ve habercilik ahmet taylan & recep ünal ana akım medyada sansasyonel habercilik: sağlık iletişimi örneği muammer cengiz bir tasavvuf klasiği olarak mahmûd şebüsterî’nin gülşen-i râz mesnevîsi muammer cengiz şebüsterî, zât nûrunu (tecellîsini) siyah renk ile ifâde eder ve bu siyahlığın/karalığın içinde âb-ı hayat olduğunu söyler. muammer cengiz ona göre keşf ve şuhûd ehlinin müşâhede mertebelerinde basîret gözlerine görünen siyahlık zât-ı mutlak’ın nûrudur ki, kurbiyetin şiddetinden dolayı onların basîretlerine zulmet içinde görünmüştür. muammer cengiz fenânın bir sonucu olan o nûr-ı zâtın karanlığı içinde, sermedî bir hayâtı (âb-ı hayât) berâberinde getiren bekābillâh gizlidir. siyah nur ile fenânın sonuna ve bekānın da başlangıcına işâret edilir. muammer cengiz görüldüğü üzere buradaki “siyahlık” ontolojik bir mâhiyetten ziyâde epistemolojk bir yapı arzeder. gölpınarlı siyah nur hakkında şöyle der: “siyah renk, sofilere göre kemal mertebesine mahsus bir renktir. gece nasıl muammer cengiz karanlığı ile her şeyi örterse, tanrı’nın zat tecellisi de, her şeyi bütün mecâzî varlıkları örter, yok eder. bu bakımdan kemal rengi, siyah nur’dur. halifeler de bu yüzden siyah sarık sararlar". muammer cengiz yüzdeki siyah nokta olan ben/hâl sembolü ile varlıkları îtibârî olan kesretin mebde’ ve müntehâsının vahdet olduğuna işâret etmiştik. ben (nokta-i hâl), siyahlığı nedeni ile nokta-i zâta (zât noktasına) benzetilir. muammer cengiz çünkü nokta-i zâtta zuhûr, idrâk ve şuur söner. siyah ve zulmet hafâyı gerektirir. kısacası siyah ben, hakk’ın zâtının gayb oluşuna işaret eder. hâl ile ilgili olarak nokta-i vahdet yerine nokta-i ehadiyyet karşılığı verilir. muammer cengiz bu kısa açıklamalardan sonra sevgilinin yüzündeki siyah nokta (ben/خال (ile ilgili şebüsterî’nin neler söylediğine geçebiliriz: şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî “yüzün (ruhun) üzerinde bulunan ve basît (tafsîle uğramamış) olan ben noktası (nokta-i hâl) bütün varlığı çeviren dairenin hem aslı, hem merkezidir. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî iki âlem dairesini meydana getiren çizgi (hat), hâl/ben denilen vahdet noktasından (nokta-i vahdetten) hâsıl olmuştur. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî âdem’in nefis ve kalb dairesi o hattan meydana gelmiştir. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî kara bir noktanın (nokta-i hâlin) yansımasından/aksinden ibâret olan ve kanlarla dolu bulunan gönül/kalb, o ben yüzünden harâb ve perîşân bir hâle (tebâh) düşmüştür. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî benin (hâlin) yüzünden gönlün hâli, ancak kanlara bulanmak olmuştur. zîra o menzilden dışarıya çıkmaya bir yol yoktur. samira mammadova mahmud shabüsteri ve batı oryantalizmi vikipedi şebüsteri'nin bağdat, endülüs, şam, mısır, hicaz'ı dolaştığı kafkaslar'a kadar gittiği ve oradaki şeyh ve alimlerle görüştüğü bilinmektedir. vefat tarihi olarak 1319-20 veya 1321 olduğu söylenir. bu durumda vefat ettiğinde yaşı 35 veya 37'dir. adnan karaismailoğlu şebüsterî tebriz’in yaklaşık 40 km. kuzeybatısında bulunan şebüster’de (şebister) dünyaya geldi. 1267’de (1851) yaptırılan türbesinin mezar taşında 720 yılında ve otuz üç yaşında vefat ettiği kaydedildiğine göre 687’de (1288) doğmuş olmalıdır. adnan karaismailoğlu abdülbaki gölpınarlı, gülşen-i râz çevirisinin önsözünde riyâżü’l-ʿârifîn’den yanlışlıkla otuz yedi yaşında öldüğü bilgisini aktararak 683’te (1284) doğduğunu belirtmiştir. adnan karaismailoğlu hayatı hakkında günümüze pek az bilgi ulaşması muhtemelen uzleti tercih eden kişiliği ve genç yaşta ölümünden kaynaklanmıştır. adnan karaismailoğlu bazı kaynaklarda vefat tarihi 718 ve 719 (1319) şeklinde de verilen şebüsterî’nin kabri, şebüster’de gülşen adıyla bilinen bir bahçenin içerisindeki türbede hocası şeyh bahâeddin ya‘kūb-i tebrîzî’nin yanı başındadır. adnan karaismailoğlu saʿâdetnâme’de ve gülşen-i râz’da melâmet neşvesine sahip, şöhreti sevmeyen bir kimse olduğunu söylemiş, kübrevî-rükniyye’den çağdaşı alâüddevle-i simnânî’nin aksine devrindeki idarecilerle ilişki kurmaktan kaçınmış, adnan karaismailoğlu moğol istilâsının hüküm sürdüğü bir zamanda ehliyetsiz kişilerin şeyh olmasından yakınarak döneminde tasavvufî hayatı tenkit etmiş ve uzleti seçmiştir. adnan karaismailoğlu ....... konu hakkında karşılaştığı müşkilleri şeyhi emînüddin’e sorduktan sonra kalp aynasına çirkin bir zenci sûretinde yansıyan ibnü’l-arabî metinlerindeki karışıklığın ortadan kalktığını söylemektedir. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî bir kimse mantıkla velî olsaydı ebû ali (ibn sînâ) olurdu. onun iki yüz eş-şifâʾı olsa da habîb el-acemî gibi nasıl olur? adnan karaismailoğlu kendisinden sonra elvân-ı şîrâzî, cemâleddin hulvî, idrîs-i bitlisî, hüsâmeddîn-i bitlisî, abdullah salâhî uşşâkī, harîrîzâde, ahmet avni konuk ve hüseyin bey gibi birçok kişiyi etkilemiştir. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî tanrı'nın “zât”ını düşünmek boştur, saçmadır. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî bir zerreyi bile yerinden oynatsan, baştan başa bütün âlem bozulur gider. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî her şey başı dönmüş, hayran bir halde, daima dönmekteler, fakat daima hapis içindeler. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî varlıklarından soyunup duruyorlar, daima da varlığa bürünmekteler. hepsi de daima harekette, hepsi de daima varlık âleminde sâkin. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî âlemde hiçbir şey iki an içinde baki değildir. her şey öldüğü anda yeniden doğmaktadır. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî çek şarabı da seni senden kurtarsın, katra olan varlığın umman kesilsin. sürahisi sevgilinin yüzü, kadehi sevgilinin şaraplar içen sarhoş gözleri olan şarabı iç. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî zahire kapılan adamlar dağınıklığa topluluk derler, bir eşeği de kendilerine şeyh yaparlar. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî ne şaşılacak şey! şimdi ululuk bilgisizlere düştü, onun için halkın hali kötüleşti. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî hiç kimse bilgisizlikten utanmıyor. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî söylemek istediğim şu: bir aklı eksiğe kız kardeş demiş, bir hasetçiye kardeş adını takmışsın... şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî düşmanına oğul, yabancılara akraba diyorsun. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî bana bir kere söyle bakayım; dayı, amca dediğin kim? onlardan dertten, kederden başka ne elde ettin? şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî bunların hepsi masaldan, afsundan, bağdan ibaret... canın için bunların hepsi de alaydan, oyundan başka bir şey değil. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî akıl da sarhoştur, melek de sarhoş, can da sarhoş... hava da sarhoştur, yer de sarhoş, zaman da sarhoş. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî şairlikten, iyi şiir söyleyememekten utanacak değilim ya; yüz asır içinde attar gibi bir şair gelmez. şeyh sa‘düddîn mahmûd bin emîniddîn abdilkerîm bin yahyâ şebüsterî tebrîzî bütün devir... günler, aylar, yıllar, tek bir noktanın içine toplanmış, bir ana sığışmış! gardeshgari724 google çeviri; şeyh mahmud shabestari türbesi golshan caddesi'nde, shabestar şehrinin sırrı, temel taşı ah yedinci yüzyılda atılmış olan güzel bir mezardır. kurs ve seminerlere ek olarak, buranın hac, kütüphane ve geleneksel bir çay dükkanı var. erdem canbay & barış binici yeni deprem yönetmeliği kapsamında dolgu duvarlar + duvarlar deyip geçmeyin… a. yakut & b. binici & i.o. demirel & g. özcebe dolgu duvarların deprem davranışına etkisi varol koç depreme maruz kalmış yığma ve kırsal yapı davranışlarının incelenerek yığma yapı yapımında dikkat edilmesi gereken kuralların derlenmesi demetrios eginitis istanbul'da felaket her cihetle büyükdür.ale'l-husus çarşı-yı kebîr harâbezâre dönüb enkâz altında pek çok kimseler telef olmuşlardır. demetrios eginitis heybeli ve kınalı adalarında zelzelenin şiddeti derece-i nihayeye varub ruhban mektebi harâb olmuş ve duvarlarının ekserisi yıkılmışdır. kibar bal tanzimat’tan ıı. meşrutiyete osmanlı’da depremler (1839-1908) kibar bal dahası kale duvarının yahudilerin yerleşim yerleri üzerine yıkılmasıyla önemli sayıda nüfus yok olmuştur. yıkımın altındaki kalıntılarda yangın meydana gelmesiyle de otuz civarında ev ve bir iki dükkân yanmıştır (özcan, 1999: 77). kibar bal ardından 5 nisan’da hissedilen sarsıntılar bazı duvar yapılarını devirecek sıklıkta ve şiddette olmuştur (satılmış; 2014, 609; sannav, 2004: 126; kouskouna- makropoulos, 2004:728). kibar bal ikinci kısımda ise sağlam bir şekilde inşa edilmemiş bazı binaların yıkıldığı, geriye kalan binaların ise duvarlarında hafif derecede çatlaklıklar şeklinde hasar görüldüğü belirtilmiştir. kibar bal ilk deprem insanların korkarak dışarı kaçmasına neden olurken ikincisi ise binaların ve sokak duvarların kısmen çatlaklıklar şeklinde hasar görmesine neden olmuştur. nuh arslantaş ll. abdülhamid zamanında kaleme alınan bir deprem risâlesi: resûl mestî efendi'nin siper-i zelzele'si nuh arslantaş döşemenin açık tarafına, odanın açık tarafını kapatacak şekilde ahşap bir duvar yapılacaktır. döşeme, kenara doğru meyilli ve ağırlığı olması sebebiyle harekete hazır halde bulunacaktır. nuh arslantaş oda ahşaptan inşa edilmişse, duvarlarından biri sağlam bir şekilde bu döşeme üzerine kurulup sabitlenecektir ki, tahta döşeme hareket ettiğinde onunla beraber bu duvar da hareket edebilsin. nuh arslantaş müellif oda ahşaptan değilse, (döşemeye sabitlenen duvar tarafında) iki buçuk metre yüksekliğinde kavisli kemer şeklinde bir duvarın açılması ya da bu duvarın daha baştan, bina inşa edilirken yapılması gerektiğini belirtir. esra özhancı & meliha aklıbaşında kentsel peyzaj içinde mezarlıklar ve peyzaj mimarlığı açısından incelenmesi; nevşehir örneği esra özhancı & meliha aklıbaşında her yaşam bir başlangıca sahip ve sona mahkum iken, mezarlıklar insanlık açısından yüksek bir değer ifade etmektedir ve edecektir. esra özhancı & meliha aklıbaşında farklı toplumların, çevrelerin ve yörelerin, farklı defin ve mezarlık gelenekleri vardır ve buna paralel olarak mezarlık düzenleme şekilleri farklılık göstermektedir. esra özhancı & meliha aklıbaşında mezarlıklar toplumların kültürlerinin bir yansıması oldukları kadar, kentsel peyzajın önemli bir parçasıdırlar. esra özhancı & meliha aklıbaşında dinamik bir peyzaj olması sebebiyle, kurulumdan itibaren doğru öngörülerde bulunulmalı, uzun vadede bu alanların alacakları son şekil ve kapasite çok iyi analiz edilmelidir. esra özhancı & meliha aklıbaşında bu çalışmada; türk kültüründe mezarlıkların oluşumu, açık yeşil alan sistemleri içerisinde önemi açıklanarak literatür araştırmalarıyla mezarlık planlama ve tasarım ilkeleri ortaya konmuştur. esra özhancı & meliha aklıbaşında bu çerçevede nevşehir kent mezarlıklarının (taşlıbel-kaldırım) mevcut durumları analiz edilmiş; mekânsal ve tasarımsal özellikleri incelenmiş; değerlendirme ve önerilerde bulunulmuştur. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz kentsel yeşil doku içinde mezarlıkların yeri, önemi ve erzurum örneği kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz nüfusun sürekli artışı, mevcut kaynakların yetersiz kalmasına ve insanların rekreasyonel ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelmesine neden olmaktadır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz bu olumsuz durum ülkemizin büyük kentlerinde olduğu gibi, erzurum keminde de kendini açıkça göstermekledir. erzurum'da asri ve yeni mezarlık (abdurrahman gazi mezarlığı) olmak üzere 2 adet mezarlık kullanıma açıktır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz her iki mezarlık alanının toplamı 28.56 ha. olup, kişi başına 1.2 m² alan düştüğü belirlenmiştir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz erkan'a göre, kişi başına 7 m² mezarlık alanı düşmesi gerektiğinden, erzurum kentinde 146.44 ha.'lık ek mezarlık alınana daha ihtiyaç olduğu saptanmıştır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz bu nedenle, yeni mezarlık alanları önerilmiştir. her iki mezarlığında modern planlama ilkelerinden uzak, yeni mezarlığın ise, bitkilendirme bakımından fakir olduğu tespit edilmiştir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz mezarlıklar çağdaş bir yaklaşımla yalnızca aramızdan ayrılanlar için değil, kent sakinlerinin de ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde planlanmalıdır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz kullanım ömrü sona eren mezarlık alanları ise, kentsel yaşamın gereksinimlerini karşılayacak rekreasyonei aktivitelere dönüştürülmelidir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz mezarlıklar, kentin fiziki yapısındaki estetik ve fonksiyonel özellikleri nedeniyle önemle ele alınması gereken açık-yeşil alanlardır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz tarih boyunca, insanlar ölülerini yakmışlar, yüksek kayaların tepelerine bırakarak yırtıcı kuşlara parçalatmışlar, ağaçlar üzerine odalar yaparak dallar üzerine asmışlar, torba içine koyarak derin kuyulara sarkıtmışlar veya kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz toprağa gömmüşlerdir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz islam dinine göre, müslüman mezarlıklarının daha yeşil olması gerekmektedir. müslüman mezarlıklarının bitkiiendirme bakımından daha zengin olması gerekirken durumun bunun tersine olması dikkat çekicidir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz erzurum'daki mezarlıklara bakıldığı zaman rastgele taşların bulunduğu bir harebe izlenimini vermektedir. kimi mezarların bakımlı kimilerinin ise, yabancı otlarla kapanarak kaybolduğunu görmek insanı hüzünlendirmektedir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz eski mezar taşlarında görülen biçimsel olgunluk ve mezarda yatana ilişkin mesajlar veren motiflerin kullanımı günümüzde önemini yitirmiştir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz günümüzde yapılan mezar taşları, hiçbir temeli, üslubu olmayan ulusal değerlerden yoz ürünler haline gelmiştir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz ülkemizde özellikle son yıllarda yaşanan kentsel mekanlardaki açık-yeşil alan sıkıntısı mezarlıkların güncelleşmesine yol açmıştır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz daha önce bu konuda yapılan çalışmalara pek rastlanamazken, günümüzde mezarlıklar planlanması gereken alanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz yücel'e göre, türkler mezarlık alanı seçerken manzaranın güzel olduğu mekanları seçmişlerdir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz bu nedenle, istanbul'daki mezarların kentin manzaraya hakim tepelerinde kurulduğu ve anıtsal ağaçlarla süslenerek park niteliği taşıdığı belirlenmiştir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz istanbul mezarlıkları elaeagnus (iğde), acacia (akasya), acer (akçaağaç) gibi ağaçların keskin kokusu ile bir mezar önünde dinlenen, sohbet eden insanlarla, koşup oynayan çocuk sesleri ve kumruların, kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz serçelerin ötüşleri arasında serin ve huzur dolu atmosferi ile anlatılmaktadır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz gönen mezarlıkların günümüzde kent peyzajındaki rolü üzerine bir araştırma yapmıştır. istanbul'daki bazı önemli tarihi mezarların hiç de iyi durumda olmadıklarını ortaya koymuştur. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz kullanım ömrü sona eren mezarlıkların ise, genellikle konut temini için iskana açıldığı, bazılarının da gecekondularca işgal edilerek kent peyzajını olumsuz yönde etkilediklerini belirlemiştir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz izmir kenti mezarlıklarında da benzer duruma rastlandığı akın ve ark. tarafından tespit edilmiştir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz ülkemizdeki mezarlıkların durumu pek iyi değilken, avrupa ülkelerinin konuya yaklaşımlarının daha ciddi olduğu bilinmektedir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz mezarlık planlamasına önem verdikleri ve kullanımı sona eren mezarlık alanlarını kentin rekreasyonel ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yeniden düzenledikleri saptanmıştır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz fransa'da ise, mezarlıkların manzaraya hakim bir yerde kurulması gelenek haline gelmiştir. mezarlık yerinin seçimi, planlanması, büyüklüğünün tespiti vb. gibi konularda bilgisayarlardan yararlanılmaktadır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz mezarlığın etrafını bir duvarla çevreleme eylemi yavaş yavaş kalkmaktadır. alanla ilgili bütün bilgiler bilgisayara verilerek, en ideal planlama yapılmaya çalışılmaktadır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz italya'da mimar fuksas, farklı bir yaklaşımla mezarlıkları düzenlemiştir. yapmış olduğu çalışmasında mezarlığı bir tren istasyonu gibi planlamıştır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz inanışlarına göre mezarlıkta yer verilen üniteleri bir yol üzerinde tasarlayarak istasyonlar yapmıştır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz mezarlıkların insanlara ürperti veren soğukluk hissini en aza indirgemeyi amaçlamıştır. mezarlıkları dünyanın son durağı olarak nitelendirerek, dini sembollere yer vermemiştir. daha çok mezarlıkta seyahat fikrini hakim kılmıştır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz bu araştırmada,erzurum kentinde sosyal bir yeşil alan olan mezarlıkların kent için önemi,alan bakımından yeterli olup olmadığı,gelişimi,yeniden değerlendirilmesi ve yeni mezarlık alanının belirlenmesi konusunda önerilerde bulunulmuştur. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz ülkemizde mezarlıklar gözardı edilmekte ve yalnızca bir defin alanı olarak görülmektedir. diğer dinlerin mezarlıklarına yaklaşımın daha duyarlı olduğu görülmektedir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz her mezarın başına, mezar sahiplerince bir ağacın dikilmesi kargaşaya yol açmaktadır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz mezar sahiplerinin, mezarları istediği gibi süslemesi ve istediği ağacı dikmesi görsel peyzaj yönünden çirkin görüntülerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz bir amerikan dergisinde ise servilerden mezarlık ağacı olarak bahsedilmektedir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz güneş ışığını absorbe ederek serin bir mekan oluşturmaları ve kötü kokuları engellemeleri nedeni ile mezarlıklarda ibreli bitkilere daha fazla yer verilmelidir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz servilerin bakımının kolay olması, havayı değiştiren reçine kokusu, rüzgar ve dış etkenlere karşı koruyuculuk özelliği mezarlıklarda kullanımını artırmıştır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz ayrıca serviler yüksek boylan ile sonsuzluğun ve ebediliğin simgesi olarak mezarlıklarda yoğun olarak kullanılmaktadır. ancak, erzurum'un yaklaşık 2000 m yükseklikte olması bu bitkinin yetişmesini engellemektedir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz servilerin dar çaplı ve yüksek boylu olmaları şiddetli rüzgarlardan devrilmelerine neden olmaktadır. nitekim 1928'de karaca ahmet mezarlığında pekçok servi devrilmiştir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz ilkel toplumlardan günümüze 2000'li yıllara adım atacak olan kentlerimiz için mezarlık kelimesinin kapsamı,defin yeri olma özelliğinin yanısıra kentsel alanlarda rekreasyonel ihtiyaçlara da hizmet verebilecek işlevlerle ele alınmalıdır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz mezarlık alanı seçilirken uzaktan algılama yöntemlerinden yararlanılabilir. gürültülü yerlerden (havaalanı, sanayi, stadyum, karayolu vb.) uzak olmasına ve tarıma elverişli topraklar üzerinde kurulmamasına dikkat edilmelidir. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz ana girişdeki yolun genişliği 12-18 m olmalı ve diğer girişler kontrol altında bulundurulmalıdır. mezarlık içindeki, yaya yollan ise 2-4 m olmalıdır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz mezarlık alanının etrafı kaba, çirkin duvarlarla ve yüksek boylu ağaçlarla çevrilerek etrafından izole edilmesi fikri yanlıştır. bunun yerine çevreyle uyuşan, sıcak, insanlara ürperti vermeyen duvar-bitki kombinasyonlan kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz geliştirilmelidir, mezarlıklar, kamu ulaşım araçları ile ulaşım yapılabilen kentin en son konutundan 3-5 km uzağında olmalıdır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz günümüz anlayışı devam ettiği sürece, mezarlıklar ölülerin gömüldüğü taş yığınlarından ibaret mekanlar olarak kalacak ve insanlarda ziyaret isteği azalacaktır. kamuran güçlü & sevgi yılmaz & hasan yılmaz kentsel yeşil dokunun önemli öğelerinden olan mezarlıklar maddi katkılarla desteklenmedikçe çağdaş mezarlık görünümünü almaları mümkün olmayacaktır. bu konuda özellikle yerel yönetimlere büyük görev düşmektedir. reşat açıkgöz intihar saldırıları ve terörizm ilişkisi üzerine eleştirel bir değerlendirme (filistin örneği) reşat açıkgöz ne eylemleri lanetlemek, ne eylemleri gerçekleştirenleri terörist veya cani ilan etmek, ne politik hedefleri haklı göstermeye çalışmak, ne de çaresizlik ve zayıflık gibi gerekçelere başvurmak, kurbanlar açısından tatmin edici ve kabul edilebilir bir durumdur. 6 yıllık okul öncesi öğretmeni bir erkek çocuğunun böyle davranması, yani kız gibi davranması büyük utanç... ama ona bunun ayıp olduğunu söylememeliyiz, yani ayıp diye uyarmamalıyız; onu doğru tarafa doğru şekilde yönlendirmeliyiz. ferihan yancı & firdevs alioğlu & aslıhan polat tecavüze ilişkin suçlayıcı tutumlar ve tecavüz mitlerinin farklı değişkenler açısından incelenmesi cristiano ronaldo dos santos aveiro tam olarak ne söylenmeli bilmiyorum. dünyanın her yerinde bu tür üzücü olaylar oluyor. onları görmezden gelirken yayınevi saldırısındaki bu olayları tek bir din üzerine yıkıp onları suçlamak bana göre çok yanlış. cristiano ronaldo dos santos aveiro bu tür olaylar sadece müslümanlar tarafından yapılmıyor. dünyadaki bütün ölümlere aynı şekilde tepki gösterilmeli, dostluk artırılmalı. haydar yalçınoğlu hallac-ı mansur perde 2 haydar yalçınoğlu şıblı : her yerde seni suçluyorlar. hallac : el melame terk es selame. (suçlamak selameti terk etmektedir.) o terk edenlerin işidir. ben terk edemem. yusuf şevki yavuz sözlükte “gizli olmak, gizlenmek” anlamına gelen kümûn, terim olarak “bir cismin diğer bir cisimde veya maddeye ait bir özelliğin (arazın) cisimde bilkuvve var olması” diye tanımlanabilir. yusuf şevki yavuz karşıtı zuhûr (veya burûz) olup “gizli iken ortaya çıkmak” demektir. zuhûr da terim olarak “bir cisimde bilkuvve var olan bir şeyin açığa çıkıp bilfiil var olması” şeklinde tanımlanabilir. yusuf şevki yavuz kümûn ve zuhûr meselesi erken devir kelâm âlimlerinin tabiat felsefesine ilişkin tartışmalarında ortaya çıkmıştır. ilk defa câbir b. hayyân tarafından kullanıldığı sanılmaktadır. yusuf şevki yavuz zeydî âlimlerinden kāsım b. ibrâhim kümûn nazariyesini anaxsagoras’ın felsefesine dayandırır. şehristânî ve seyyid şerîf el-cürcânî’nin yanı sıra batılı araştırmacılardan max horten da aynı görüşü paylaşır. yusuf şevki yavuz ebû rîde, kümûn nazariyesinin öncelikle helenistik felsefeden alındığını belirtmekle birlikte nazzâm’ın ortaya koyduğu teorinin farklılıklar taşıdığına ve orijinal yönleri bulunduğuna dikkat çeker. yusuf şevki yavuz kümûn nazariyesini savunanların başında nazzâm ve câhiz gelir. ebû ishâk ibrâhîm bin seyyâr bin hâni’ en-nazzâm tevhidi kanıtlamak ancak kümûnu benimsemekle mümkün olur. yusuf şevki yavuz yaratılışın başlangıcında bütün insan soyunun zerreler halinde dem’in sırtından çıkarıldığını bildiren hadis de kümûn nazariyesinin doğruluğuna ilişkin bir başka delil sayılmıştır. ebû alî el-hüseyn bin abdillâh bin alî bin sînâ maddenin yapısında ve özelliğinde geçerli olan kümûn değil değişim ve dönüşümdür. ebû alî el-hüseyn bin abdillâh bin alî bin sînâ maddeye dışarıdan gelen bir özellik karışmadığı gibi madde içinde saklı bulunan bir cisim veya nitelikten de söz edilemez. ebû alî el-hüseyn bin abdillâh bin alî bin sînâ madde ancak değişime uğrayarak farklı bir cisme dönüşür veya değişik bir nitelik kazanır. yusuf şevki yavuz kümûn nazariyesi, allah’ın maddî varlıklara her an müdahale ettiğini ve yaratıcılığının sürekli olduğunu kanıtlamak amacıyla islâm düşünürlerinin çoğunluğu tarafından eleştirilip reddedilmiştir. orhan şener koloğlu ibn hazm’da kümûn ve yaratma orhan şener koloğlu kelâm ilmindeki yaratma teorilerinden biri kümûn teorisidir. nazzâm’a atfedilen bu teori tüm varlıkların tek bir seferde yaratıldığını öngörmektedir. orhan şener koloğlu ancak kelâm düşüncesinde kabul edilen iki tür kümûn teorisi vardır: geniş kapsamlı kümûn teorisi ve dar kapsamlı kümûn teorisi. orhan şener koloğlu geniş kapsamlı teori kümûnu tüm varlıklar için geçerli kılarken, dar kapsamlı teori sadece zeytinde yağın, üzümde suyun bulunması gibi sınırlı durumları kümûnun kapsamında kabul eder. orhan şener koloğlu ibn hazm kümûn teorisini sadece dar kapsamlı olarak kabul eder ve eşyanın tamamının tek bir seferde yaratıldığını öngören geniş ölçekli teoriyi reddeder. buna bağlı olarak âlemde yaratmanın süreklilik arz ettiğini söyler. ebû amr dırâr bin amr el-gatafânî el-kûfî zeytindeki ve susamdaki yağ, üzümdeki usâre gibi şeyler gizli olan şeylerdir. orhan şener koloğlu sınırlı kümûn teorisi kapsamında verilen örnekler incelendiğinde bunların iki temel özellik taşıdığını görülür. 1) bunlar insan fiili sonucu açığa çıkarlar; 2) açığa çıkan şeylerin, insanın fiiliyle açığa çıkmadan önce orada oldukları hissedilir. orhan şener koloğlu sözgelimi zeytindeki yağın, üzümdeki suyun açığa çıkması için insanın zeytini ya da üzümü sıkması, taştaki ateşi açığa çıkarması için taşa başka bir sert cisimle vurması gerekir. orhan şener koloğlu öte yandan insan bu eylemleri yapmadan önce zeytinde yağ, üzümde su olduğunun farkındadır. kezâ taşa vurduğunda, taştaki tedrîcî ısınma nedeniyle onda ateşin varlığını hisseder. orhan şener koloğlu dolayısıyla bu örnekler, basit gözlemlere dayalı ve duyusal olarak doğrulanmaları neredeyse zorunlu olan örneklerdir. bu yönüyle bir anlamda kabulleri kaçınılmaz hususlardır. orhan şener koloğlu kümûn örneklerini üç grupta toplayabiliriz. bunlardan ilki yağın zeytinde, usârenin üzümde vb. saklı olması gibi basit ve dar kapsamlı kümûn örneğidir. orhan şener koloğlu basit duyusal gözlemlere dayalı olan kümûnun bu türünü hemen hemen tüm kelâmcılar kabul etmektedir. ibn hazm’ın aktarımına göre sadece eşarîler (ibn hazm bunların içinde bâkıllânî’yi ismen zikreder) kümûnun bu türünü de kabul etmez. orhan şener koloğlu ikinci tür kümûn ise insanın menide, hurmanın hurma çekirdeğinde saklı olması gibi geniş kümûn örnekleridir. orhan şener koloğlu işte ibn hazm’ın şiddetle karşı çıktığı bu tür kümûn, sadece nazzâm’a atfedilmekte olup, muhtemelen onun ekolünden gelen bir kaç kelâmcı (meselâ câhız [ö. 255/869]) dışında hiçbir kelâmcı tarafından kabul edilmemiştir. orhan şener koloğlu üçüncü tür kümûn ise, bu iki türün ortasında kalan ateşin odunda, taşta, demirde saklı olması örneğidir. orhan şener koloğlu mütekellimlerin kabul edip etmeme hususunda üzerinde en çok ihtilaf ettikleri kümûn örneği budur. nitekim eşarî’nin aktardığına göre başta mutezilîler olmak üzere ilk dönem kelâmcılarının çoğunluğu kümûnun bu türünü kabul etmekteydi. orhan şener koloğlu ateşin odunda saklı olmadığını söyleyenlerin temel itiraz noktaları, ateş odunda saklı olsaydı ona dokunulduğunda ateşi hissetmenin yahut odun parçalandığında ateşi görmenin gerektiği noktasında yoğunlaşmaktadır. orhan şener koloğlu zeytinde yağın saklı olduğu apaçık görülmektedir; zeytini elimizle sıktığımızda ondaki yağ açığa çıkmaktadır. hâlbuki oduna veya taşa dokunduğumuzda o anda ateşi hissetmemekteyiz. orhan şener koloğlu ibn hazm bu kümûn türlerinden sadece ilkini, yani mütekellimlerin pek çoğu tarafından da kabul edilen zeytinde yağın, üzümde usârenin gizli olması gibi duyularla doğrulanan basit kümûnu kabul etmektedir. orhan şener koloğlu ona göre taşta, demirde vb.lerinde ateş; hurma çekirdeğinde hurma yoktur. ateş ve hurma maddenin (taş, demir ve çekirdek) belirli şartlar altında dönüşmesiyle ortaya çıkar. işte bu iddia, karşımıza yeni bir kavram ortaya çıkarır: istihâle (dönüşüm). orhan şener koloğlu teknik bir kavram olarak istihâle, bir şeyin zâtında yahut sıfatlarından birinde halinin birdenbire değil de yavaş yavaş değişmesini ifade eder. orhan şener koloğlu nitekim câhız, nazzâm’ın ağzından “ashâbü’l-a‘râz” olarak isimlendirilen bu kimselerin görüşünü şöyle özetler: . . . . . ateş (odun parçasında) saklı (kâmin) değildir. ateş odun parçasından daha büyük iken nasıl onda saklı olsun? fakat bir dal parçası ....... orhan şener koloğlu zeytinde yağın olduğunu apaçık görürüz, hatta zeytini elimizle sıkar yağını çıkarırız. bunlar asla reddedilemeyecek hususlardır. oysa hurma çekirdeğinde hurmanın olması duyularla asla doğrulanamayacak bir durumdur. ebû muhammed alî bin ahmed bin saîd bin hazm el-endelüsî el-kurtubî bir cisim iki mekânda bulunamaz. iki cisim bir mekânda bulunamaz. orhan şener koloğlu bu yönüyle ibn hazm kümûn teorisini mümkün kılan önemli önermelerden birini reddetmektedir. orhan şener koloğlu kümûn teorisini kabul etmeyen ibn hazm, doğal olarak yaratmanın da tek bir seferde gerçekleşmiş bir eylem olduğunu kabul etmez. ona göre yaratma sürekli devam eden bir eylemdir. orhan şener koloğlu ezcümle ibn hazm’ın kümûn teorisini, bu teori lehine geliştirilen bir takım örnekleri kabul etse de, onun kümûnu bir âlem teorisi olarak kabul etmediğini kesinlikle söyleyebiliriz. orhan şener koloğlu ibn hazm, diğer pek çok âlem tasavvurunun içerdiği yaratma düşüncesiyle uyum göstermektedir. ancak bu uyum sadece lafzî düzlemde olup, teorik bir benzerliği içermez. hüseyin sarıoğlu ibn rüşd'de tanrı-âlem ilişkisi ve sürekli yaratma hüseyin sarıoğlu ibn rüşd tefsîru mâba'dettabî‘a'da, bu soruna ilişkin yorum yapan düşünürleri birbirine bütünüyle ters düşen ehlü'l-kümûn ve ehlü'l-ibdâ‘ ve'lihtirâ‘ ile bu ikisi arasında yer alanlar olmak üzere üç grupta değerlendirmektedir. hüseyin sarıoğlu kümûn nazariyesine göre “her şey her şeydedir” yahut bütün her şey iç içedir (küllü şey' fî külli şey'); oluş (el-kevn), şeylerin birbirinden çıkmasından, fâilin işlevi de yalnızca şeyleri birbirinden çıkarmak (ihrâc) ve ayırmaktan (temyîz) ibarettir. hüseyin sarıoğlu hiçbir şeyin “yok/yokluk”tan meydana gelmediği tezine dayanan kümûn nazariyesindeki bu fâil, ibn rüşd'e göre, fâil olmaktan çok bir muharriktir. hüseyin sarıoğlu kümûn nazariyesinin anti-tezi durumundaki ikinci görüş, kelâmcıların ve hristiyan teologların savunduğu "yoktan yaratma" (ibdâ‘, ihtirâ‘) teorisidir. hüseyin sarıoğlu buna göre âlem, daha önce bir imkân hali ve bir ilk prensip bulunmaksızın, allah tarafından yoktan ve sonradan yaratılmıştır. hüseyin sarıoğlu ibn rüşd, fârâbî ve ibn sînâ'nın savunduğu sudûr teorisini, işte tez ve anti-tez durumundaki bu iki yorum arasında değerlendirmektedir. ali / vuslatî gidip len-terânî'deki lâm u nûn zuhûr itdi mûsâ'ya olan kümûn tv100 okan bayülgen ile muhabbet kralı türk sinemasının en eğlenceli yılları aydemir akbaş biz silâh zoruylamı geldik. halk getirdi halk. ....... onlar dergilerle geldiler mecmualarla geldiler televizyonlarla geldiler. biz halkla geldik. aydemir akbaş bu ara huysuz bir adam oldum. her şeye çatıyorum. aydemir akbaş bana dediler ki donunu indir 10.000 lira para. aydemir akbaş halk diyor ki aydemir nasılsın. yanımızda oturuyosun manava geliyosun. bilmem... âbi ötekilerle kuramıyorum. bugün en büyük sıkıntı bu. bakıyor, hepsi şey, kibir kibir kibir âbidesi hepsi. ahmet cuma edebiyat sosyolojisi ve karşılaştırmalı edebiyat bilimi + sanat ve bilimin sınır ötesi etkileşimi kâzım yetiş edebiyat bilimi ansiklopedik sözlüğü nasıl olmalıdır? ferzane devletabadi kaşkay türklerinde soy damgaları bekmağanbetov şanjarhan - çev : emine atmaca dilin işaret sistemiyle dilin damga sistemi arasındaki meselelerin ilişkisi hakkında oğuz köse & alparslan dilsiz & taner arabacı görme engelli bireylerde ağız sağlığı öznur körükcü & gülser öztunalı kayır & kamile kukulu kadına yönelik şiddetin sonlanmasında erkek işbirliği öznur körükcü & gülser öztunalı kayır & kamile kukulu şiddetten korunma programları tarih boyunca kadınlara odaklanmış ve kadınlar üzerinden yürütülmüştür. kadınların hala güçlendirilmeye, eşitliğinin ve güvenliğinin sağlanmasına ihtiyacı vardır. öznur körükcü & gülser öztunalı kayır & kamile kukulu ancak, erkeklerle çalışmanın bölgesel ve kültürel alanlarda güçlü bir etkisi olabileceği, öğretmenlerin, sağlık çalışanlarının, polislerin, askerlerin, imamların, rahiplerin, papazların ve yerel liderlerin şiddetle mücadelede öznur körükcü & gülser öztunalı kayır & kamile kukulu olumlu rol modeller olabileceği, daha huzurlu bir aile yaşamı ve toplum için insanlar arasında etkileşimi sağlayabileceği düşünülmektedir. öznur körükcü & gülser öztunalı kayır & kamile kukulu son yıllarda, cinsiyete dayalı şiddetin son bulmasında erkeklerin rolü ve erkek işbirliği, kadına yönelik şiddetin sonlanması hareketinin önemli bir unsuru haline gelmiştir. öznur körükcü & gülser öztunalı kayır & kamile kukulu ancak erkeklerin şiddetle mücadeledeki rol ve görevlerinin önemini vurgulayan, halkı bilinçlendirmeye yönelik çok daha fazla çalışmaya gereksinim vardır. öznur körükcü & gülser öztunalı kayır & kamile kukulu kadına yönelik şiddetin temel sorumlusu olan erkeklerin, aynı zamanda kadına yönelik şiddetin sonlanmasında önemli mücadeleciler de olabileceğini gösteren çalışmaların vurgulanması gerekmektedir. öznur körükcü & gülser öztunalı kayır & kamile kukulu erkekler dünya genelinde şiddetin başlıca uygulayıcılarıdır. ayrıca erkekliğe ilişkin yaygın yanlış algılar ya da erkekliğin erkekler için ne anlama geldiğinin yanlış tanımlanması, şiddeti desteklemektedir. öznur körükcü & gülser öztunalı kayır & kamile kukulu birçok erkek henüz şiddet uygulayıcısı değildir ve erkeklere rol model olabilecek erkekliği doğru algılayan erkekler de toplumda bulunmaktadır. öznur körükcü & gülser öztunalı kayır & kamile kukulu erkekleri suçlamak, utandırmak ya da kuralcı bir dil kullanmak yerine erkeklere bütüncül yaklaşan programlarla güç ve incinebilirlik kavramlarını yerleştirmek daha uygundur. öznur körükcü & gülser öztunalı kayır & kamile kukulu tüm erkekler şiddet uygulamazlar ve tüm erkekler cinsiyet hiyerarşisinde eşit derecede ayrıcalıklı değildir. öznur körükcü & gülser öztunalı kayır & kamile kukulu ......., anneleri, arkadaşları, meslektaşları ve yaşamındaki diğer kadınları güvende tutmak için erkeklerle kadına yönelik şiddetin sonlandırılması konusunda işbirliği içerisinde çalışmasının gerekliliği kaçınılmazdır. ilker erdoğan erkek dergilerinde sağlıklı erkek neden ideal erkektir? mayramgül dıykanbayeva kırgız türklerinde erkek çocuğun önemi ve edebi eserlere yansıması tuna toraman reklamlarda erkek imgesinin kullanımı, biscolata veni örneği ? / anonim bin yıl da ömrün olsa dünyanin işi bitmez hazineler kazansan kefene cep dikilmez + dünya için gam yeme zira gelip geçici varlığına güvenme sen yolcu dünya hancı + ahh bu dünya yalan gafletten uyan nihat aşar nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım bazen gözyaşı oldu, bazen içli bir şarkı süleyman berk zeytinburnu’nun tarihi mezar taşları yasin ünal ticari amaçla sazlıkların kullanılması bu alanları kullanan saz kedilerinin barınma ve besin açısından sıkıntı yaşamasına neden olmaktadır. etem boz alanımız içerisinde, saz kedisinin, su ihtiyâcını karşılanabileceği alanlar itibariyle, öyle bi sıkıntı, söz konusu. bu su sıkıntısını giderecek projeleri düzenleyip hayâta geçirecêz. ses tv söke'de saz kedisi kuduz çıktı hüseyin soner yalçın kuru fasulyeyi, mercimeği abd'den alıyoruz. nohudu abd'den alıyoruz. bezelyeyi abd'den alıyoruz. buğdayı, mısırı, ayçiçeğini abd'den alıyoruz. pamuğu abd'den alıyoruz… uzatmayayım canınız sıkılır! ahmet râsim küçükusta bütün kaliteli, bozulmamış, işlenmemiş yiyeceklerin hepsi süper gıdadır. ahmet râsim küçükusta tek başına hiçbir gıda süper değildir. josemaría escrivá de balaguer y albás mesih isa ile günlük görüşmeniz tam çalıştığınız yerde, hasretinizin ve sevginizin olduğu yerdedir. burası kutsallığı aramamız gereken yerdir, dünyanın en materyal şeylerinin orta yerinde, tanrı‘ya ve tüm insanlığa hizmet etmektir. josemaría escrivá de balaguer y albás cennet ve dünya ufukta birleşiyor gibi görünür, ama gerçekte birleştikleri yer kalplerinizdir; günlük yaşamlarınızda kutsallık için çabaladığınız yerde... ferda çetin ılımlı islam sadece bir maske mi? ferda çetin ılımlı islam öncesinde hristiyan ve budist tarikatlardan da “ılımlı dindar” abd işbirlikçileri yaratılmıştır. ferda çetin bunların en bilinenleri ispanya’da kuruculuğunu josemaria escriva de balagar’ın yaptığı opus dei, güney kore’den moon tarikatı’dır ve kurucusu sun myung moon’dur. bu geleneğin islam adına sürdürücüsü, türkiye’de gülen tarikatı’dır. ferda çetin fethullah gülen yaşam ve ilişki tarzı, tarikat örgütlenmesi, eğitim sistemi, ticaret, pazar ve diplomatik ilişkileri açısından papaz josemaria escriva de balagar’ın bire bir kopyasıdır. ali murat yel bir katolik tarikatı: opus dei nazile kalaycı klasik tragedyalarda “yakışıksız ölüm”, “yas” ve “tanıklık” sorunu elmira memmedova kıbrıs yaş destanları üzerine genel değerlendirme özden terbaş kendilik psikolojisi kuramına göre kendilik bozuklukları: bir olgu sunumu jale gökçe kendilik nesnesi olarak sanat yapıtı nilgün taşkıntuna & gamze özçürümez mükemmeli ararken: bir iç dünya araştırması feyza ağlargöz & sevgi ayşe öztürk sanat ve pazarlamanın "sıra dışı" birlikteliği mustafa çağrıcı sözlükte “erkek” anlamındaki mer’ kökünden türeyen mürûet (mürüvvet) “tam erkeklik” veya “mükemmel insaniyet” demektir. mustafa çağrıcı mer’ kelimesinin “efendi” ve mürûetin “efendilik” (siyâde) mânasına geldiği de belirtilmiş, ibn kuteybe’nin ʿuyûnü’l-aḫbâr’da mürüvvet konusunu “kitâbü’s-süʾdüd” (siyâde) başlığı altında işlemesi buna delil olarak gösterilmiştir. mustafa çağrıcı ancak kelimenin câhiliye devri edebiyatında -ahde vefa, cömertlik, bağışlama gibi bir kısmını islâm’ın da benimsediği ahlâkî erdemleri kısmen içermekle birlikte- daha ziyade kişinin bedenî üstünlüklerini ifade etmek üzere kullanıldığı, ....... mustafa çağrıcı râgıb el-isfahânî, eẕ-ẕerîʿa ilâ mekârimi’ş-şerîʿa adlı eserinde insana has erdemlere insaniyet dendiğini, kişinin insaniyetinin bu erdemlerdeki üstünlüğü oranında olduğunu ifade ettikten sonra insaniyetle mürüvvetin birbirine yakın anlamlar taşıdığını ....... mustafa çağrıcı müellif mürüvvetin iki farklı etimolojisinin bulunduğunu söyler. kelime ya “yemeğin lezzetli ve faydalı olması, rahatlıkla yutulup hazmedilmesi” anlamındaki mer’ veya “erkek” anlamındaki mürûet kökünden gelmektedir. mustafa çağrıcı birinci etimolojiye göre bu erdem, temiz tabiatlı insanlarca kolaylıkla benimsenen iyi huyları ve fiilleri ifade eden bir isim olup bu da insaniyet demektir. ikinci etimolojiye göre mürüvvet erkeklere mahsus meziyetleri ifade etmektedir ve erkeklikle aynı ....... mustafa çağrıcı mürüvvetle ilgili birçok tanımda onun dinî olmaktan ziyade dünyevî işlerle ilgili, insanın sosyal konumunu güçlendiren bir içeriğe sahip olduğu görülmektedir. mustafa çağrıcı kaynaklarda sıkça geçen, “mürüvvet bağına sımsıkı sarılarak dünyanın zahmetlerinden kurtul; takvâ bağına sarılarak âhiret sıkıntılarından kendini koru” şeklindeki söz de bu ayırıma işaret etmektedir. mustafa çağrıcı yahyâ b. hâlid el-bermekî “kişinin evinin geniş, hizmetçilerinin çok, cinsel gücünün yerinde ve hayatının rahat olması, çevresine iyilik etmesi, dostlarına bol bol ikramda bulunması” şeklindeki mürüvvet tanımıyla bunun dünyevî nimetleri kapsayan bir kavram ....... mustafa çağrıcı mürüvvetin dünyevî olan içeriği abdullah b. mukaffa‘ın kelîle ve dimne’si, ibn kuteybe’nin ʿuyûnü’l-aḫbâr’ı, câhiz’in el-beyân ve’t-tebyîn’i gibi edebî eserlerde de görülür. mustafa çağrıcı ....... mürüvvetsiz insanlar kemik bulunca sevinen köpekler gibi küçük şeylerle avunur, önemsiz şeylere razı olurlar. fazilet ve mürüvvet ehli olanlar ise kendilerine lâyık olan şeyleri elde ederek onlarla yücelmek isterler ve küçük şeylerle yetinmezler. mustafa çağrıcı abdullah b. mukaffa‘ın mürüvveti akıl, zekâ, sağlam görüş gibi kavramlarla birlikte kullanması kelimenin özellikle ilk dönemlerde zihnî bir muhteva taşıdığını, dolayısıyla insanı onurlu ve saygın kılan erdemlerin öncelikle zihinsel yetenekler olarak ....... mustafa çağrıcı mürüvvetin mutlaka insanı onurlu ve saygın kılan tutum ve davranışlarla ilgili olduğu, kendini övmek, sokak ortasında yemek yemek, dostuna verdiği maldan para kazanmak, insanların içinde soyunmak, dostunun aleyhinde konuşulan yerde durmak gibi örnekler ....... mustafa çağrıcı ....... mürüvvet vasfından yoksun bulunmanın akıl noksanlığından, dinî emirlere karşı kayıtsız kalmaktan veya hayâsızlıktan kaynaklandığı kabul edilmiştir. hidayet duyar on altıncı yüzyıl şairlerinden kabûlî’nin şiirleri ibrahîm / ibrâhim / ibrâhîm / ibrahim çelebi / kabûlî mürüvvet dād-ı hakdur herkes andan müstefīd olmaz kerem gelmez keremsizden‘akīme kıyma sultānum lütfi sezen âşık seyranî'nin şiir anlayışı (teorik bir yaklaşım) lütfi sezen seyrânî’nin umutlarla başlayan istanbul günleri, haksızlıklarla mücadele ve acılarla doludur: seyrânî sendeyken her türlü mürüvvet-kânı bulmadım derdime çare istanbul neslihan kılıç osmanlı kadın dergilerine bir örnek: mürüvvet neslihan kılıç “cömertlik, mertlik, yiğitlik” gibi anlamlara gelen mürüvvet, mürüvvet gazetesinin “nüshası” olarak 28 şubat – 23 nisan 1888 tarihleri arasında haftalık periyotta yayınlanmıştır. atakan mücahit yavuz çok yorgunum türkiye üstelik canım da sıkılıyor biraz senden biraz da zamanın sefil ruhundan + canım çok sıkılıyor türkiye kimsenin askeri değiliz diye ne benim şiirim bir yere varıyor ne senin hayallerin faruk erem savunma ve ceza yargllamasının temeldeki kusurları neslican tay ben bir bacaktan ibaret değilim, çok daha fazlasıyım. çağla gür & nurcan koçak 5 yaş (48 60 ay) çocukların duygu tanımlamaları ve nedenleri üzerine bir araştırma mustafa çağrıcı hem masdar hem de isim olarak kullanılan hased kelimesi, başkasının sahip olduğu maddî veya mânevî imkânların kendisine intikal etmesi veya kıskanılan kişinin bu imkânlardan mahrum kalması yönündeki istek ve niyeti ifade eder. mustafa çağrıcı edirne müftüsü fevzi efendi, haset yüzünden sıkıntıya uğrayanları teselli etmek ve hasedin zararlarını anlatmak üzere tesliyetü’l-mahsûdîn adıyla bir kitap yazmıştır. hüsameddin erdem sözlükte “incelemek, araştırmak, yoklamak” gibi mânalara gelen gabṭ kökünden türetilen gıbta kelimesi “nimete kavuşma arzusu, sevinç” demektir. hüsameddin erdem terim olarak ise “bir kimsenin, maddî veya manevî imkân ve meziyetlere sahip olan başka birine imrenmesi, onun elindeki nimetlerin yok olmasını isteme gibi kötü bir düşünceye kapılmadan kendisinin de aynı şeylere kavuşmayı arzulaması” anlamında kullanılır. hayati hökelekli dinî metinlerde kıskançlık anlamında kullanılan arapça gayret kelimesi “kişinin kendi mahremini koruması yönünde gösterdiği aşırı duyarlılık, izzet-i nefsine, şeref ve namusuna zarar verecek durumlardan sakınıp korunmasını sağlayan duygusal tepki”, hayati hökelekli daha özel olarak da “erkek veya kadının başkasının cinsel ilgisine karşı kendi eşini koruma ve savunma duygusu” mânasına gelir. hayati hökelekli kıskançlık çoğunlukla aşk ve sevgi söz konusu olduğunda ortaya çıkan bir duygudur. dar anlamda kıskançlık kişinin, sevdiği şahıs bir başkasını tercih ettiği zaman gösterdiği telâş ve endişedir. süleyman kösmene haset ve gıbta süleyman kösmene hasette kıskançlık, çekememezlik ve başkasının iyi hâlini istememek gibi bir kötü huy var. gıbta ise hasede nisbeten oldukça masum. süleyman kösmene gıptada başkasını iyi halinden dolayı içten tebrik etme, onu mümkünse örnek alma, onun gibi olmaya azmetme gibi iyi huylar söz konusudur. merve yerli haset duygusunun teorik düzeyde incelenmesi ve psikoterapi sürecinde ortaya çıkışı merve yerli partridge’e göre, etimolojik açıdan türkçe’ye haset olarak çevrilen ingilizce’de “envy” kelimesi görmeye izin verilebilir anlamına gelen “videre” kelimesinden bakmak ve haset etmek anlamına gelen “invidere” kelimesinden türemiştir. haset bakma ile ilgilidir. merve yerli mahzur’a göre haset arapça dilinden türkçe’ye geçmiş ve “hasede” kelimesinden türemiştir. merve yerli bu kelime kıskançlık ve çekememezlik anlamına gelmektedir. haset duygusundan farklı olarak kıskançlık en az üç kişi arasında kurulan ilişkide kişinin ötekiyle kurduğu ilişkiyi kaybetme korkusu şeklinde tanımlanır. merve yerli haset ötekinin sahip olduğu nesneye sahip olma arzusudur. kıskançlık ise sahip olunan nesneyi kaybetmeme ile ilişkilidir. merve yerli haset ve kıskançlık birbiri ile karıştırılan iki kavramdır ve eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. haset, kıskançlık olmadan ortaya çıkabilirken; kıskançlık haset ile ilişkili olarak ortaya çıkmaktadır. merve yerli hayranlık duygusu da haset ile yakından ilişkilidir ve hasedin bir görüngüsüdür. bu duygu ötekinin başarısını hoşnut bir şekilde kabul etme duygusudur ve kişinin kendini geliştirme noktasına götürür. merve yerli haset ve hayranlık ötekinin sahip olduğu birşeye bakma ve ona sahip olmaya çalışma noktasında benzerlik göstermektedir. merve yerli haset, arzu edilen şeye arzu eden kişi yerine başka bir kişi sahip olduğunda ve bu nesne o kişiye haz verdiğinde ortaya çıkan bir duygudur. haset içeren durumlarda özne, bir kişi ile etkileşim halindedir. merve yerli haset yıkıcılığın oral sadistik ve anal sadistik halidir. bu, ilksel nesneleri bozar ve bunlara yönelik sadistik hamleleri kuvvetlendirir. merve yerli haset duygusunun aşırı düzeyde olması paranoid ve şizoid özelliklerin güçlü olduğunu gösterir. ....... paranoid ve şizoid mekanizmalar psikotik durumun hazırlayıcısıdır. merve yerli ....... haset güçlü is nefret ve kaygı hisleri vajinaya aktarılır ve genital dönemde sorunlar ortaya çıkar. her iki cinsiyette de güçlü haset duygusu karşı cinsiyetin sahip olduklarını edinme ve aynı cinsiyetten olan kişilerin sahip olduklarını edinme ve ....... merve yerli psikoterapide aktarım ilişkisinde haset ortaya çıkabilir. danışan terapistin sahip olduğu becerilere hasetlenir. bereket çelebi kıskanıyorum, öyleyse varım bereket çelebi günlük hayatta çok kez kıskançlık ve haset kavramlarını birbirlerinin eşanlamlısı olarak kullanırız. "kıskançlıktan kudurdu." ya da "hasedinden çatladı." cümlelerinin özdeş olduğunu düşünmeye eğilimliyizdir. peki gerçekten öyle midir? bereket çelebi kıskançlık ve haset arasında belli bir fark vardır. haset, büyük çoğunlukla karanlık duyguları kapsar iken, kıskançlık bir bakımıyla yaşama beceriksizliği bir bakımıyla da yaşam enerjisidir. orhan kaplan & özgür kıyçak şeyhî divanı’nda şiir anlayışı orhan kaplan & özgür kıyçak tarlan (2004:59-61), şeyhî’nin şiirlerinden hareketle hayatı, şahsiyeti ve muhiti hakkında bazı çıkarımlarda bulunmuştur. buna göre şeyhî, refah yüzü görmemiş; rint ve âşık bir şairdir. orhan kaplan & özgür kıyçak söz söylemede kudretinden, şöhretinden emindir. karşılaştığı adaletsizlikler yüzünden kötü bir zamanda yaşadığını düşünmektedir. orhan kaplan & özgür kıyçak kadıların rüşvet alması, mescit vakıflarına ehemmiyet verilmemesi, yetim malının helâl sayılması gibi dönemindeki bazı uygulamalardan şair büyük rahatsızlık duymaktadır. orhan kaplan & özgür kıyçak timurtaş (1997:421) muhitinden ve devrinden şikâyet eden şeyhî’nin bu şikâyetlerinin üç nokta etrafında toplandığını belirtmektedir. orhan kaplan & özgür kıyçak birincisi, sanatının anlaşılmaması, ikincisi hasetçiler ve rakipleri, üçüncüsü kendisini takdir etmedikleri için refah içinde yaşayamaması. hasan akay dilin dili ve şiirin dili bâkî vallâhi gazel söylemeden çokdan usandık maksûd hemen hâside bir pâre ezâdır hasan akay şiir denilen şey, ustasının elinde her türlü hüneri gösterebilen bir şeydir. aslolan ustalıktır. bilmeyen için mazeret çoktur. bâkî, söylediği gazeller yüzünden kendisine haset etmekten başka bir şey yapamayan cahil rakipleri (bunlara müteşâir, şâir hasan akay taslakları da diyebiliriz) ile alay etmekte, aslında gazel söylemekten artık usandığını, fakat sırf bu hasetçilere bir parça daha eziyet olsun diye gazel söylediğini söylemektedir, ama akıllanan kim? nâzım hikmet ahmet hâşim’e, bodler’e, ne bileyim yahya kemal’e filân da haset etmem kâbil midir? çünkü onların estetiği düşman ve ayrı cins ve neviden bir estetiktir. mehmet şevki eygi ülkemizi parçalamak, devletimizi yıkmak isteyenlerin bir kısmı sünnetsiz haçlı kriptolardır. mehmet şevki eygi feminist islâmcı olabilir ama feminist müslüman olamaz. çünkü feminizm, islâm dinine uymayan hayli vahim bozukluklar sergileyen bir ideolojidir. islâmcılık bir ideoloji, feminizm bir ideoloji... tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş... mehmet şevki eygi kişinin ne mal olduğu, kıymeti, rütbesi, derecesi aklından belli olur. mehmet şevki eygi bugünkü lâdinî eğitim seni akıllı yapmaz, aksine aklını köreltir. mehmet şevki eygi parası, serveti, zenginliği aklından kat kat fazla. yandı o adam. mehmet şevki eygi islam feministleri akıllı müslüman değil, akılsız müslüman’dır. mehmet şevki eygi türkiye çeşitlilikler, alt-kimlikler ülkesidir. türkler, kürtler, arnavutlar, gürcüler, çerkesler, abazalar, pomaklar ve sayısı 78'e varan diğer etnik kimlikler... sünniler aleviler... biz hepimiz türkiyeliyiz. mehmet şevki eygi vefatımda kedim sağ olursa, dostlarımdan biri ona sahip çıksın, evine götürsün, ölünceye kadar baksın. öldüğünde cesedini beyaz bir beze sarıp temiz bir yere gömsün. mehmet şevki eygi mütevazı bir hayvandır. az yer, çok sevgi ister. gördüğü sevginin on katını verir. bakan sevap kazanır. bu iyiliği yapacak olana şimdiden dua ediyorum, teşekkür ediyorum. adem aydemir türkçede artzamanlı sözvarlığı boyutuyla: ‘yazuk / yazık’ kelimesi ve soydaşları üzerine fatma sezen yıldırım / sezen aksu yazık şu geçen zamana, yazık yalan mıydı, biz mi aldandık? yazık gençliğimize, yazık nasıl böyle erken yıprandık? behçet kemal çağlar iyi bir kız alsak, kıza yazık kötü bir kız alsak bize yazık + güzeli alsan kıza yazık çirkini alsan bana yazık aliye ummanel amerikan tiyatrosunda eşcinsellik ve bir örnek olarak lanford wilson’ın “bayan bright’ın deliliği” oyununun incelenmesi aliye ummanel psikoloji alanında eşcinselliğin kaynağıyla ilgili çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. eşcinselliği cinsel sapıklık olarak nitelendiren nativistic kuramcılarına göre, cinsel sapıklık doğuştandır. aliye ummanel nativistic kuramcıları çoğu eşcinselin, heteroseksüelliğin teşvik edildiği kültürlerde yetiştiğini; ergenlik dönemine ve eşcinsel bağlar kurana dek eğilimlerinden habersiz yaşadıklarını belirtmektedir. aliye ummanel bu nedenle nativisticler eşcinsel eğilimin öğrenmeyle değil, doğuştan olduğuna inanmaktadır. aliye ummanel öte yandan, eşcinselliğin çevresel baskıların ve diğer koşulların bir sonucu olduğuna dair daha ikna edici kanıtlar bulunduğunu savunanlar da bulunmaktadır. aliye ummanel ayrıca, eşcinsellerin aile yaşantısında pathogenic kalıplar tespit edilmiştir. annenin mutsuz evlilik yaşamı sonucu oğluna yönelmesi ve onunla yakın, hatta romantik aşk ve baştan çıkarıcılık içeren, ancak fiziksel teması engelleyen, samimi bir ilişki kurmasının, aliye ummanel oğulda kendi ensest arzularından ötürü bir suçluluk duygusu geliştirip tüm kadınlardan, annesinin bir sembolü haline geldikleri için uzak durmasını sağladığı savunulmaktadır. bu tür ailelerde eşinin seçiminden dolayı baba oğluna küskündür ve erkeksi bir yönde aliye ummanel gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. böyle durumlarda, babanın favorisi kızı olduğu için ve oğlun, babasıyla kız kardeşinin ilişkisini kıskandığı, öte yandan annesine duyduğu ensest arzularından korktuğu ve bunun sonunda masculine rolü reddettiği, bir kız evlat aliye ummanel rolünü benimsemeye yöneldiği düşünülmektedir. aliye ummanel 18. yüzyılın sonlarına kadar eşcinselliği günah ve ahlak dışı sayan tıp çevresi daha sonra eşcinselliği zihinsel ve duygusal hastalığın bir neden ve sonucu olarak yansıtmıştır. bu yöndeki görüşler 20. yüzyılın ortalarına kadar kabul görmüştür. aliye ummanel the american psychological association tüm akıl sağlığı uzmanlarını uzun zamandır eşcinsellik üzerine vurulmuş olan zihinsel hastalık damgasını kaldırmak konusunda öncülük etmeye çağırmıştır. aliye ummanel eşcinsellik üzerinde biyolojik etkiler hakkındaki teoriler 19. yüzyılda yaygındı. bu teorilerden biri de erkek beyninin kadın gibi bir tutumla geliştiği yönündeydi. günümüzde bu düşünceler büyük ölçüde değişmiştir. aliye ummanel tarihsel gelişim açısından üç bölüme ayrılan eşcinsel özgürlük hareketi için, ıı. dünya savaşı önemli bir dönemeç olarak düşünülmektedir. aliye ummanel john d’emilio, amerika’nın eşcinsel tarihi için önemli bir yeri olan san fransisco’daki eşcinsel politikalarını incelediği makalesinde, savaşın, modern eşcinsel tarihinin başlangıcı olduğunu savunmaktadır. aliye ummanel stonewall ayaklanması’nın yaşandığı 1960’ların sonu, hem amerika hem de tüm dünyayı etkisi altına alan özgürlük hareketlerine sahne olmaktaydı. sözgelimi, bu dönemde siyahlar ve kadınlar da hakları için mücadele etmekteydi. aliye ummanel eşcinseller açısından yaşanan gelişmeler tüm bu toplumsal değişim ve radikal, politik olayların bir parçasıydı. aliye ummanel new york gay liberation front (glf) tarafından yapılan açıklama bunu doğrular niteliktedir: gay liberation front / gey kurtuluş cephesi … eşcinsel baskı tüm baskıların bir parçasıdır. siyahlara, kadınlara ve diğer azınlıklara baskı yapan sistemin aynısı tarafından temel insanlığımızdan mahrum bırakılmaktayız. gay liberation front / gey kurtuluş cephesi bizim özgürlüğümüzün, tüm halkların özgürlüğüyle bağlantılı olduğuna ve bu nedenle zamanı yakalamamız, haklarımızı şimdi ısrarla istememiz gerektiğine inanıyoruz. aliye ummanel tiyatroda tabuların yıkılmasının aşamalarla gerçekleştiği, eşcinsellik ve ensest gibi konulara kadar, cinsel çifte standardın yok edilmesi, gençliğin cinsel problemleri gibi konuların sahneye taşınması gerektiği vurgulanmaktadır. aliye ummanel toplumun cinsellik konularındaki tabuları yıkıldıkça, bu özgürleşme sahneye de yansımıştır. aliye ummanel cinsel açıdan anormal sayılanların toplum dışı bırakılmaması için önce eşcinsellik ve ensest gibi yasak konulardaki cehaletin giderileceği bir zamanın geçmesi gerekmiştir. eşcinsellik tiyatro sahnesindeki yerini alana dek bu zamanın geçmesini beklemiştir. aliye ummanel william m. hoffman, tiyatroda, eşcinsellik konusundaki suskunluğun bozulmasına dek geçen dönem içerisinde eşcinsel oyun yazarları, izleyici, yönetmen ve oyuncuların bu suskunluğa ortak olma nedenlerini irdelemektedir. aliye ummanel hoffman’a göre, tiyatro tüm sanat dalları içinde toplumun beklentilerinin en yakın aynasıdır. bu nedenle, heteroseksüel umut ve önyargıları yansıtmak zorunda kalmıştır. aliye ummanel “bayan bright’ın deliliği” oyunu, lanford wilson’ın 1964 yılında kaleme aldığı, sahnelendiği dönem içerisinde büyük ses getiren oyunudur. wilson’ın ilk oyunlarından biridir ve off-off-broadway’de iki yüzü aşkın kez oynanmıştır. aliye ummanel “bayan bright’ın deliliği”yazıldığı yıllardaki diğer gey oyunları gibi eşcinselliği merkeze almak yerine, ağırlıklı olarak yalnızlık,güzelliğin kaybı,toplumdan dışlanmışlık gibi temalar etrafında örülmüştür.“bayan bright’ın deliliği”oyununu özel kılan da bu yönüdür. aliye ummanel lanford wilson’ın bu oyunda eşcinselliği öne çıkarıp savunmak, yargılamak, ya da dışlamak gibi bir tavrı sözkonusu değildir. aliye ummanel aynı zamanda, bir gey oyunu olarak nitelendirilen bu oyunda wilson, eşcinselliği yalnızlık, kimsesizlk, sevgisizlik gibi temaların ardında bir unsur olarak yerleştirmiştir. eşcinsellik bayan bright’ın temel sorunu değildir. yaşamının bir parçasıdır. aliye ummanel böylece oyun, yalnızlık, delilik gibi kavramlarla sadece geylerin değil herkesin bir oyunu haline gelmektedir. aliye ummanel sevgililerin eşcinsel olması rastlantısaldır çünkü oyun hiçbir şekilde, bir yaşam tarzını savunmakta ya da ona saldırmakta değildir. eşcinseller ve eşcinsel aşk burada sadece tüm insanlar ve tüm sevgiler için bir metafordur. aliye ummanel erkeğin leslie ve deliliği hakkında söylediği bunu destekler niteliktedir: “bazı eşcinseller akıllı bir yaşam sürerken, bazıları sürmezler. herkes gibi, sanırım. aliye ummanel leslie karakteriyle yansıttığı yalnızlık ve yaşlanma herkesin (bir eşcinselin de dahil olmak üzere) sorunudur. lanford wilson bunu hissettirerek, yani, leslie’yi bizden biri olarak kabul ettirerek ona karşı izleyicide sempati uyandırır. aliye ummanel eşcinselliği yaşamın doğal bir parçası olarak kabul etmek gibi bir özellik gerçek yaşam de için son derece olumlu sayılabilmektedir. ancak böyle bir özellik, bir oyunu, bir fikri savunmak anlamında eksik bırakmaktadır. aliye ummanel leslie karakterindeki diğer özellikler, stereotipleştirmenin önüne geçebilmiştir. nur gökalp’in dediği gibi, “leslie bright, çoğu yönden bir gey stereotipine uymaktadır: kadınsı, rastgele cinsel ilişkide bulunan, kendini beğenmiş, yapmacık, deli, kederli ve yalnız. aliye ummanel “bayan bright’ın deliliği” oyunundaki bir diğer eşcinsellik stereotipi örneğiyse, boys in the band oyununda da rastlanan, eşcinselliğin kaynağını anne etkisinde arama durumudur. aliye ummanel leslie, duvarında ismi yazan sevgililerinden samuel için, “…zavallı samuel, gerçekten de senin elinde değildi, değil mi? ibneydin ama elinde değildi. baskın anne muhtemelen…” aliye ummanel the boys in the band oyununda, donald, annesinin, eşcinselliği üzerindeki etkisini anlatmaktadır: “farkettim ki, kaybettiğim zamanlar, hep evelyn’in en çok beni sevdiği zamanlardı, çünkü bu durum mükemmellik arayan babamı kızdırıyordu. aliye ummanel eşcinsellik, birçok disiplin tarafından değişen şekillerde tanımlanmış, zaman içerisinde farklılık gözeten kavramlarla anılmıştır. tarihin akışı süresince, farklı anlamlar yüklenmesiyle birlikte farklı isimler de almıştır. aliye ummanel en geniş tanımıyla eşcinsellik, aynı cinsten olanların birbirlerine duyduğu cinsel çekim ve duygusal bağlardır. bu anlamı ifade etmekle birlikte, farklı özellikleri de yüklenen kavram, antik yunan’da pederasty (oğlancılık), ortaçağda sodomy, 19. yüzyılın ikinci aliye ummanel yarısından itibaren homoseksüellik isimleriyle anılmıştır ve son olarak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren eşcinsele verilen adın yerini gay sözcüğü almıştır. aliye ummanel ortaçağla birlikte sodomy adıyla anılan eşcinsellik günah ve yasakla ilintiliyken, gey sözcüğüyse eşcinsel özgürlük hareketlerinin yükselişiyle birlikte, politik bir anlam yüklenerek ortaya çıkmıştır. aliye ummanel amerikan tiyatrosunda eşcinsellik, 20. yüzyılın başından itibaren, toplumun eşcinselliğe karşı tutumuyla birlikte büyük bir yol katetmiş, değişikliklerle beslenen bir gelişim göstermiştir. aliye ummanel antik yunan tiyarosunda eşcinsellik yönünden yaşanan böylesi bir özgürlüğe, christopher marlowe ve william shakespeare’in oyunlarında da rastlanmaktadır. ancak bu yazarlara gelinceye dek, eşcinsellik, hıristiyan geleneği tarafından bastırılmıştır. aliye ummanel oscar wilde eşcinsel hareketin gelişimi açısından tarihi önem taşımaktadır; çünkü onun davasıyla birlikte eşcinsellik konusu avrupa’da ilk kez bu denli kamuya açık hale gelmiştir. aliye ummanel “bayan bright’ın deliliği” oyunu özgürce ele alır gibi görünse de, eşcinselliğin bastırıldığı oyunların yaptığı gibi, eşcinseli acınacak durumda, kurban statüsünde yansıtmaktan kaçınamamış, geleneği sürdürmüştür. martha gellhorn insanlar, gerçeklerdense yalanları yutmaya daha yatkın; tadı daha tanıdık ve iştah açıcı - alışkanlık işte. caitlin thomas sicilyalılar ve gal halkı dâhil tüm usta yalancılar arasında, tilki gibi kurnaz avukatlar hiç kuşkusuz yalanın en fevkalade yandaşlarıdır. gwen raverat okulda öğrendiğim en büyük şey nasıl yalan söyleneceğiydi. florynce r. kennedy erkekler hamile kalabilseydi, kürtaj kutsal bir tören olurdu. emma goldman oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı. diane ackerman hayatımın sonuna gelip de sadece “boyunca” yaşadığımı fark etmek istemem; “enine” de yaşamış olmak isterim. heanne philips dünya koca bir kafes. rita mae brown beni yoldan çıkarmayın; bırakın kendi yolumu kendim bulayım. ellen degeneres evrenin yarattığı en iyi şey insan olamaz. ellen glasgow yatak ve mezar arasındaki tek fark boyutlarıdır. ella wheeler wilcox bütün geçmişi toplasan bir bugün etmez. rhoda broughton ilahi adalet dediğin yalnızca kitaplarda oluyor, hayatta gündelik işlere karışmıyor. brigid brophy insanlar ne zaman “duygusal olmamalıyız” dese, anlayın ki zalimce bir şey yapmak üzereler. bir de üstüne “gerçekçi olalım” derlerse, bilin ki yaptıkları şeyden para kazanacaklardır. madonna insanların negatif olması an meselesi, ki zaten insanların çoğu böyle. harriette wilson bu bencillik ve onursuzluk dünyasında şüpheyle duracağıma ara sıra bir ahmak olmayı tercih ediyorum; aksi takdirde hayat omuzlarıma yük olurdu. ella wheeler wilcox dünyada iki türlü insan var derken, tutunacak dalı olanları ve tutunulan dal olanları kastediyorum. zadie smith bazı şeylere patolojik yaklaşımı olan insanları seviyorum. caitlin thomas kimi insanlar, sırtı pek oscar wilde gibi, toplumun içinde olup dışarı bakmayı tercih ederler. bense, sıyrık van gogh gibi, toplumun dışında olup içeri bakmayı tercih edenlerdenim. caitlin thomas mizah anlayışının insanları zor durumlardan kurtardığını çok duyarız; ama zor duruma soktuğu durumları pek duymayız. diane modahl geçmiş insanın makyajıdır; üstünüzde, başınızda, giydiğiniz her şeyde. giulia gonzaga dünyada ebediyen kalmak zorunda olsaydık ne yapardık? bu sefil dünyada memnuniyet içinde evde üç gün bile geçiremiyoruz. emily carr dünyaya yalnız gelir, dünyadan yalnız göçeriz. ama bence yaşarken dünyaya gelişimizden de dünyadan göçüşümüzden de çok yalnızız. isabel arundell burton vahşi, serseri ve göçebe bir hayat istiyorum, her zaman cüretkâr ve heyecan verici şeyler yapmak istiyorum; beni baskı altında tutmaya devam edersen kesinlikle pişman olursun. dillie keane kahkaha kezzaptan daha ölümcüldür. caitlin thomas manevi zenginleşme için dibe vurma gerekliliği gibi hayalperest hikâyelere gerçekten inanıyorum. bu derece salak olduğuma inanmak istemeyebilirsiniz ama salaklıkta sınır tanımam. janet baker zamanı yavaşlatan, can sıkıntısıdır. coco chanel aşk uçar, can sıkıntısı kalır. muriel spark insan sırf can sıkıntısından psikiyatriste gitmeli. julie burchill psikiyatri modası bize genelde beladan başka bir şey getirmedi. germaine greer psikanalizin babası freud’dur. anasıysa hiç olmadı. katharine hepburn bütün kurallara uyarsanız bütün eğlenceyi de kaçırırsınız. elizabeth kenny bütün hayatın boyunca koyun olmaktansa bir günlüğüne aslan olmak yeğdir. mary wollstonecraft anne babaya kölece bağlılık bütün zihinsel yetileri sakatlar. esther freud içimde başka bir yazar bulmak için gerçekten de bir acı eşiğinden geçmem gerekti. barbara tuchman en iyi kitap, yazar ve okur arasındaki işbirliğinden doğar. george sand biz bütün dünya için yazarız, erginleşmek isteyen herkes için; anlaşılmadığımızda, kendimizi yazmaya teslim edip yeniden başlarız. anlaşıldığımızda sevinir ve yazmaya devam ederiz. joan didion yazar okuru her zaman bir hayali dinlemesi için kandırır. grace metalious ben berbat bir yazarım; bir sürü insanın berbat zevklerinin olması ne harika. rebecca west tanrı bir kitabı yasaklanmaktan korusun. bir kitabı yasaklamak bir çocuk öldürmek kadar savunulamaz bir şey. amanda craig her iki cinsin en iyi yazarları bile diğer cinsi yanlış anlamıştır. stevie smith şiir gökyüzündeki güçlü bir patlama gibidir. mantar şeklinde bir terör estirir ve sonra yere düşüp her yere yayılır. m.f.k. fisher bütün insanlar gibi ben de ilginç bir vakayım. neredeyse ölüyordum ama ölmedim. kalbim hasta değil ama iyiye de gitmiyor. basbayağı yıpranıyorum, eski gramofonlar gibi. marge piercy zihniniz, eski dosyalara nasıl ulaşacağını her zaman hatırlayamayan aksi bir eski bilgisayardır. renee long pek çok insan ölmeden evvel yaşamdan vazgeçiyor. pearl s. back yaşınızı, yeni bir fikirle temas edince hissettiğiniz acının büyüklüğüyle ölçebilirsiniz. susan sarandon acı zinde kalmak için iyidir. isadora duncan modern tıp bu kadar ilerlemişken henüz acısız doğumun olmaması düpedüz saçmalık. elizabeth bowen sanat, acıtmayı bıraktıktan sonra önem taşımaya devam edebilecek tek şeydir. yves lacoste coğrafya savaşmak içindir + coğrafya her şeyden önce savaş yapmaya yarar bernhardus varenius coğrafya çifttir. vikipedi bernhardus varenius (1622 – 1650) alman coğrafyacı. + varenius genel bir kabul olarak modern coğrafyanın temellerini atan bilim adamı olarak değerlendirilmektedir. + sağlıksız çalışma ortamından kaynaklandığı düşünülen sebeplere bağlı olarak ölmüştür. özge özbek akıman coğrafya, kültür ve şiir: coğrafyacı carl o. sauer ve şair charles olson üzerine bir sunu ve çeviriler özge özbek akıman olson, bilginin insanı kaynağa, kökene, öze getirmesi gerektiğini savunur. bilgi bunu yapmazsa eğer “devletin fahişesi” olacaktır. charles olson dönerim coğrafyasına kara sola düşer burda babam eski golf sopasıyla oynar bizler de beysbol sineklerin görünmez olduğu yaz alacakaranlığına dek sonra her birimizin dağıldığı evlerimizin verandalarında vızır vızır kadınlar solda kara, şehre uzanır, sevil top yilmaz alman coğrafyacı carl ritter’ in coğrafya bilimine katkıları carl ritter dünyanın çeşitli yerleri yeryüzünün bir kısmı olarak tek başına ele alınamaz, yeryüzündeki çeşitli yerler birbirleriyle ve dünya ile ilişkili olaylar neticesinde belirli özelliklerine göre incelenmelidir ve carl ritter coğrafi görünümden ziyade bu görünümün insanla olan ilişkisine dikkat çekilmelidir. jacques élisée reclus coğrafya mekân içinde tarihten başka bir şey değildir, aynı şekilde tarih de zaman içinde coğrafyadan başka bir şey değildir. simon springer - çev : mehmet ali toprak anarşizm ve coğrafya: anarşist coğrafyanın kısa bir şeceresi alperen kayserili carl ortwin sauer ve kültürel coğrafya alperen kayserili çevresel determinizm fikrine karşı çıkan en önemli bilim adamlarından birisi de carl ortwin sauer’dir. alperen kayserili ....... “peyzajın morfolojisi” adlı eseridir. sauer’in çevreci deterministlerin dogmatik düşüncelerini reddettiği bu eseri amerikan coğrafyasında bir dönüm noktasıdır. carl ortwin sauer coğrafyanın görevi, bütün anlamını ve renklerini yakalamak için değişik kara parçalarında peyzaj olgularını eleştirel bir sistem içerisinde ele almaktır. carl ortwin sauer kültürel peyzaj doğanın insan eliyle şekil değiştiren bir ürünüdür. carl ortwin sauer kültür, işi yapan asıl etmen; doğal peyzaj bir araç ve kültürel peyzajda bir sonuçtur. hamza akengin siyasi coğrafya insan ve mekan yönetimi hamza akengin carl sauer ise siyasi coğrafyayı; “coğrafyanın düzensiz çocuğu” olarak tanımlamaktadır. siyasi coğrafya, beşerî coğrafyanın bir alanı olup, hem coğrafya hem de siyasetle ilgilidir. yılmaz arı amerikan kültürel coğrafyasında peyzaj kavramı yılmaz arı peyzaj, bir kavram olarak ilk kez 1920’lerde alman coğrafyacılardan esinlenen karl o. sauer tarafından kullanılmış ve daha sonra berkeley okulu olarak ün yapmış olan sauer tipi kültürel coğrafyanın ana eksenini oluşturmuştur. frederick law olmsted bu parkların kurulmasındaki ana hedef insanların zihinlerinde belirli etkiler uyandırmak yoluyla kentlerdeki hayatı daha sağlıklı ve mutlu kılmaktır. frederick law olmsted bu etki, şiirsel bir karakter taşımakla birlikte, insanları sıradan kent yaşamı koşullarında oluşmuş psikolojik yapılarından nasıl kurtarılabileceğine yönelik gözlemlere dayanılarak yaratılan görünümlerle sağlanır. frederick law olmsted sular tepeden aşağıya doğru aktığı sürece alışveriş, sevgi, kan bağı, dostluk kuzeyden güneye akacak... ahmet tuğrul polat & serpil önder kentsel peyzaj: tasarım ve uygulamaya yönelik bazı öneriler ahmet tuğrul polat & serpil önder “peyzaj mimarı” terimi 19 yy. başlarında gilbert laing meason ve john claudius loudon’in yazılarına dayanmaktadır. 1858 yılında frederick law olmsted ve calvert vaux tarafından kullanıldığı zaman mesleki bir unvan olarak ortaya çıkmıştır. banu çiçek kurdoğlu yeşil yol kavramı, fonksiyonları ve önemi banu çiçek kurdoğlu frederick law olmsted, 1860’lı yıllarda, daha sonra yeşil yol olarak adlandırılacak olan kavramı öne süren önemli bir peyzaj mimarıdır. olmsted, park yol (parkway) fikrini ilk olarak ortaya atan kişidir. banu çiçek kurdoğlu bu kavram, parkları birbirine bağlayan aynı zamanda manzara açısından özgün ve değerli alanlara da bağlantı kuran yolları ifade etmektedir. olmsted’in bilinen en önemli yeşil yolu boston’daki “emerald necklace” dir. vikipedi olmsted yale üniversitesi’nde topoğrafya mühendisliği eğitimi almaya başladı fakat geçirdiği bir zehirlenme sonucu görmesi ve eğitimi olumsuz etkilendi. abdullah akpınar & murat cankurt türkiye'de kişi başına düşen yeşilalan miktarı ile ölüm oranı arasındaki ilişkinin incelenmesi abdullah akpınar & murat cankurt yeşil alanlar insanlığın ilk zamanında beri sadece insanların besin ihtiyacını karşılamakla kalmamış, aynı zamanda insanların farklı seviyede refah ve esenlik ihtiyaçlarını da karşılamıştır. abdullah akpınar & murat cankurt yaklaşık yüz sene evvelde ilk peyzaj mimarı kabul edilen frederick law olmsted yeşil alanların insan sağlığı üzerindeki etkisi üzerinde durmuştur. abdullah akpınar & murat cankurt bugün günümüzde özellikle gelişmiş ülkelerde politikacılar ve halk sağlığı uzmanları yeniden yeşil alanların insan sağlığı üzerindeki etkisini göz önünde bulundurmaktadır. abdullah akpınar & murat cankurt bu çalışmamızda türkiye'de ilk defa kişi başına düşen yeşil alan miktarı ile kalp krizi, doğal ölümler ve intihar olayları arasındaki ilişki incelenmiştir. abdullah akpınar & murat cankurt araştırma sonunda kişi başına düşen yeşil alan miktarı arttıkça, kalp krizi, doğal ölümler ve intihar olaylarının gerçekleşme oranı azalmaktadır. abdullah akpınar & murat cankurt bu çalışmanın sonucu şunu göstermiştir ki yeşil alanların insan ruh ve beden sağlığı üzerindeki etkisi küçümsenmemelidir. abdullah akpınar & murat cankurt günümüzde ülkemizin sağlık harcamaları artık devasa boyutlara ulaşmıştır. yeşil alanların miktarının gün geçtikçe kalabalıklaşan şehirlerde artırılması uzun vadede sağlık harcamaların azaltılmasına katkı sağlayabilir. abdullah akpınar & murat cankurt bu sebeple yeşil alanlar 'lüks' ya da 'basit bir yeşil alan' olarak görülmemelidir. abdullah akpınar & murat cankurt bu çalışma ileride yapılacak çalışmalar için bir ön çalışma niteliğinde olup, ileride yapılacak araştırmalarda yeşil alanların miktarının coğrafi bilgi sistemleri ile objektif olarak ölçülerek yeşil alanlar ile ölüm ve intihar olayları arasındaki abdullah akpınar & murat cankurt ilişki incelenmelidir. abdullah akpınar & murat cankurt ayrıca, yukarıda da ifade edildiği gibi yeşil alanların kalitesi bu ilişkinin anlaşılmasında önemli bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır. abdullah akpınar & murat cankurt ayrıca yeşil alanların dağılımı, birbiri ile bağlantısı ve büyüklükleri de incelenmesi gereken hususlardan biridir. sima pouya ortopedik engelli çocukların iyileştirilmelerine yönelik planlama yaklaşımı: odtü eymir gölü örneği (ankara) sima pouya lunduguist’e göre dünya efsanelerinde bahçe; acı ve keder içinde olan insanların dinlenmek, korunmak ve kendilerini iyileştirmek için bir sığınak olarak seçtikleri güvenilir yerler olarak tarif edilmektedir. sima pouya doğanın sakinleştirici ve iyileştirici özelliği çok eski çağlarda da biliniyor ve kullanılıyordu. ancak teknolojideki ve modern tıptaki gelişmeler ile birlikte doğanın tıp dünyasındaki önemi de azaldı. sima pouya son 20 yıldır ise doğanın ve özel olarak tasarlanmış terapi bahçelerinin insan sağlığındaki iyileştirici rolü yeniden gündeme gelmeye başladı. araştırmalar insanın içinde yaşadığı fiziksel çevrenin sağlığında ve mutluluğunda ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. sima pouya ister içerisi olsun isterse dışarısı, iyi tasarlanmış bir yaşam alanı, sağladığı işlevsel etkinliğin yanı sıra sağlıkla ilgili birtakım süreçleri de güçlendiriyor ve geliştiriyor. sima pouya işte bu anlayış doktorları, mimarları ve peyzaj mimarlarını bir araya getirerek sağlıkta doğal çözümler yaratan terapi bahçeleri tasarlamaya yönlendirdi. sima pouya doğal alanların insan refahı ve mutluluğundaki önemli rolü iki tür pasif katılım içermektedir. sima pouya bunlardan birisi doğal alanları fark etme ve seyretme imkanı, diğeri de direk olarak görülmese ve kullanılmasa bile bu tür alanların var olduğunun ve istenildiğinde görülebileceğinin bilinmesidir. sima pouya günümüzde birçok bilim ınsanı doğal ve düzenlenmiş çevrenin insan sağlığı ve iyileşme üzerine etkileri konusunda çalışmalar yürütmektedirler. sima pouya özellikle farklı hasta gruplarını tedavi eden; hastane, yaşlıların kaldığı bakımevi, zihinsel ve fiziksel özürlülerin tedavi gördükleri rehabilitasyon merkezleri, psikiyatri merkezleri vb. kuruluşların bahçelerinin tasarımlarını bu yönde incelemişlerdir. sima pouya kent sakinleri için, hayatın günlük stresleri, basınç ve sıkıntıları içinde doğal parkların varlığı ve diğer farklı ölçekte olan açık alanlar; sima pouya new york'taki central park ve hong kong’takı victoria park, mahalle cep parkları ve avlu bahçeler takdir edici yerlerdir ve bu alanlar duyguları yatıştırıcı özelliğe sahiptir ve eğlence faaliyetleri için mekân sağlarlar. sima pouya sosyal amaçlı çiftlikler, kişisel sığınaklar sosyal amaçlı çiftlik, bitki, hayvan, bahçe, orman ve peyzaj, insanların ruhsal ve fiziksel sağlıklarını olumlu yönde etkileyerek yaşam kalitelerini yükseltmeyi hedefleyen bir olgu olarak biliniyor. sima pouya ziraatçılar, veterinerler, doktorlar, psikiyatrlar, ekonomistler, sosyal bilimciler gibi uzmanlar ortaklaşa çalışarak tarımsal alanda faaliyet gösteren çiftliklere sosyal bir boyut kazandırıyor ve sima pouya bu çiftlikleri çocuklar, gençler ve yaşlılar için sosyal bir sağlık ve eğitim merkezi olarak kullanıyor. sima pouya tarımın sosyal amaçlı kullanımı, fiziksel ve zihinsel engelliler, aşırı alkol ve uyuşturucu kullanan insanlar, öğrenme güçlüğü çekenler, ıslah evleri ve huzurevlerinde kalanlar, yarı açık cezaevlerinde yatanlar gibi gruplara hitap ediyor. sima pouya neden çocuklara tedavi bahçeleri gerekiyor? şüphesiz, çocuk doğa ile serbest oynamaları inkar edilemez tedavi edici etkisi vardır. sima pouya doğanın sonsuz zenginliği, renkleri, dokuları, tatları, kokuları, ve hareketliliği ile çocukları sarımakla, merakını teşvik ve öğrenme için onları motive etmektedir. sima pouya insanoğlu hareket halindeki bir hayatı yaşamak için geliştirmiştir. kalp damarları, akciğerler, kas aktif ve hareket halinde olunca en iyi şekilde çalışırlar. sima pouya ülkemizde fiziksel engelli nüfusunun genel nüfusu oranla kapladığı büyüklük göz önüne alındığında (4 milyon 882 bin 841) engellilerin tedavi edilmelerine yönelik olarak sınırlı büyüklükte ve sınırlı sayıda oluşturulmuş düzenlemeler dışında çok sima pouya geniş alanları kapsayan zengin rekreasyonel çeşitlilik olanaklarına sahip ve doğal çevre değerlerinin tedavi edici özelliklerinin ön plana çıkarıldığı alanların planladığını söylemek henüz mümkün görülmemektedir. sima pouya iyileştirme bahçeleri güzel görünen ilginç bir çevre insanlar için çekici, güzel olmayan bir çevre ise itici bir mekânsal davranışa sebep olabilir. sima pouya insan bulunduğu mekanda kendini rahat hissetmediğinde orada kalış süresi azalacak ve mekan içindeki algılama, hareket gibi performansları düşecektir. sima pouya bahçeler birçok özelliği açısından iyileştirici ve tedavi edici olabilir. sima pouya doğal ya da doğala benzer ortamlarda açık havada olmak, güneş ışığını hissetmek, ağaçları ve çiçekleri seyretmek, su ve kuş seslerini dinlemek, bahçeyi süsleyen bahçe bileşenlerini fark etmek hastalar üzerinde stres azaltıcı etkilere sebep olur. sima pouya bahçe kullanıcılar üzerinde bir takım olumlu etkiler bırakabiliyorsa o zaman iyileştirme bahçesi olarak anılabilir. sima pouya bu etkiler: sağlık kazandırma, hayata bağlama, ümit verme, olumsuz düşüncelerden uzaklaşma. dinlendirme · sıkılmayı engelleme · rahat ettirme, ilişki kurdurmayı sağlama eğlendirme. sima pouya “bahçe” (garden) terimi, çok kültürlü ve uzun bir tarihe sahiptir. sağlık hizmetleri ortamı için tasarlanmış ve bu amaç için kullanılan herhangi bir yeşil alan bu terim içinde değerlendirilmektedir. sima pouya bahçe, sadece “içinde bulunulan” yerdir ve tıbbi personelinin arabuluculuğu olmadan tedavi edici olabilir. sima pouya iyileştirme bahçesinin en önemli özelliği; hastalar, ziyaretçiler, görevliler ve ilgilileri olumlu şekilde etkilemek, tutarlı bir şekilde streslerinin azalmasını sağlamaktır. sima pouya bir alanın “bahçe” olarak nitelenebilmesi için doğanın ürünleri olan bitkileri, çiçekleri, ve suyu içermesi gerekir. buradaki amaç, “iyileştirme” başlığını geçerli kılmak için bu alanları kullananların üzerinde tedavi edici ve yararlı etkilerini ortaya koymasıdır. sima pouya profesyonel tasarım dergileri tarafından “iyi” olarak nitelendirilmiş olmasına rağmen olumsuz etkiler yarattığı bulunursa, sağlık hizmetleri açısından o çevrenin kötü ve yetersiz bir tasarım olduğu nitelendirilebilir. sima pouya sonuç olarak bahçe, onu verimli bir şekilde kullanan kişiler için iyileştirici olabilir. sima pouya “iyileştirme” (healing), sağlık durumunun gelişmesi ya da kişinin yeni şartlarını kabullenip kendini geliştirmesi anlamına gelmekte ve çoğunlukla kendini tamamıyla iyi hissetme hali olarak adlandırılan yararlı bir süreci tanımlamaktadır. sima pouya bahçe ortamının 3 ana durumlu iyileşme sürecine katkısı bulunmaktadır. sima pouya birincisi, hastalığın fiziksel belirtilerinin giderilmesi, bu belirtilerin farkındalığıdır. travma ya da akut tarzı hastalıkları olan bireylerin ağrıyı yönetmede iyileştirmenin önemi büyüktür. sima pouya iyileştirmenin ikinci şekli, medikal ortamda fiziksel ve duygusal olarak yorulan bireylerin rahatlaması ve streslerinden uzaklaşmasıdır. böylece, fiziksel gelişmenin sağlanmasının yanı sıra iyileşme tüm duyularda gelişir. sima pouya üçüncüsü de süreyen hastalıkları olan hastalar için iyi olma hissi, faaliyet durumundaki artış şeklinde görülür. sima pouya şifa bahçesi sözünde, şifa kelimesinin kullanımı, belirli bir dereceye kadar bu tanımları kapsar; sima pouya ama bir kişinin tedavi fikrini vurgulamak yerine, daha çok faydaları stresin azaltılması ve yatıştırma alanı, sakinlik, gençleştirmek için ya da kişinin zihinsel ve duygusal sağlığını geri vermek için açıklanabilir. sima pouya alanın bir ana rolü, meditasyon için sığınak sağlamak veya bahçe kullanıcısı tarafından istenen diğer niteliklere uyandırmak içindir. sima pouya şifa peyzaj/terapi peyzaj ve şifa bahçesi nedir? net olarak her iki bahçe genel olarak özel hedeflerini göze almadan, geniş bir kavramı kapsıyorlar. şifa bahçesi, terapi peyzajdan (therapy garden) daha büyük çerçevesi olan özel bir tür alandır. sima pouya şifa bahçe tasarımı genel bir dizi hedeflere ulaşır oysa bir terapi bahçe tasarımı öncelikle bir veya daha fazla özel program talepleri tarafından oluşur. sima pouya iyileştirme bahçeleri, kullanıcının içsel yaşamının dış dünya ile tamamlanabildiği, kullanıcının hem teşvik hem de teselli bulduğu yerler olarak tanımlanmaktadır. sima pouya insanların kendilerini psikolojik ve fizyolojik yönden iyi hissetmeleri için tasarlanan ve uygulanan bahçelere açık alan terapi üniteleri olarak adlandırılan iyileştirme bahçeleri denilmektedir. sima pouya ulrich ise kullanıcılar üzerinde sağlıkla ilgili faydalı etkiler bırakan bahçelere iyileştirici bahçe denebileceğini belirtmiştir. sima pouya iyileştirme bahçesi fikri araştırmaları, modern akımların gelişmesi ve sağlık hizmetleri olanaklarının çeşitlenmesinde bahçe kullanımının yaygınlaşması sonucu gelişmiştir. sima pouya 1980’lerde bitkisel terapi tıp biliminde yaygınlaşmış ve doğallıkla ilgili bütün aktiviteler ve tedavide bahçeyi de kullanma fikri bu tarihlerde görülmeye başlanmıştır. sima pouya & elif bayramoğlu & öner demirel şifa bahçesi tasarım yöntemlerinin araştırılması yahya bulut & tendü hilal göktuğ sağlık bulma yönünde çevresel bir etken olarak iyileştirme bahçeleri ayça serez tarihsel süreç içinde sağlık bahçeleri edward osborne wilson her bir gün, 1 ila 10 katirilyon arası karınca hayattadır! ve düşün ki, bir karınca da bir insanın milyonda biri ağırlığında. dünyadaki tüm karıncaların ağırlıyla insanların ağırlığı aşağı yukarı aynı. edward osborne wilson insan ve karınca toplumları arasındaki temel bir farklılık, insanoğlu savaşa genç erkekleri yollarken karıncaların yaşlı kadınları yollamasıdır. edward osborne wilson bu gezegen 22. yüzyılda bir cennet olabilir. edward osborne wilson insan türü, tek kelimeyle bir çevre felaketidir. mikail söylemez mahtumkulu’nun divanında insanın psikolojik yapısı amanbay aşirov mahtumkulu'nun yayılanmamış şiirleri tuna beşen delice mahtumkulu’nu şiirleriyle tanımak mahtumkulu mahtumkulu ellidir yaşın, gamdır, kaygıdır sırdaşın, gafil olma, kaldır başın, ihtiyarlık bir bahanedir. mahtumkulu hastalıktan kalktı zehir tadanlar, yavru alıp geldi koyun güdenler, altı aylık yola, kâbe’ye gidenler, hacı olup geldi, bunlar gelmedi. mahtumkulu dünyanın sonu kötüdür, binamızın yeri ateştir, ölüm bir acı şerbettir, her kim ondan içer gider. mahtumkulu mahtumkulu bu ne yerdir, acep bir kervansaraydır, dünya bir kötü kadındır, bir gün seni sarar gider. mahtumkulu ev, il gerek, yorgan döşek, evlat bağdır, kadın köstek, yüke alışkın boz eşek. olayım dersen evlen sen. soner sağlam mahtumkulu’nun tenkit şiirleri üzerine bir inceleme mahtumkulu yaz gelir, vakit de geçer, gaflete düşmüş gözlerim, açayım desem, açılmaz, ne ağır uykuludur, bilmeyen soranlara söyleyin bu garip adımız: aslı gerkez, yurdu etrek, adı mahtumkulu’dur mahtumkulu gönlüm ister, gezsem dünya âlemi, kanadım yok, uçamam, neyleyim mahtumkulu padişahı olmasa bir ülkenin, olmaz imiş hayrı ihsanı onun soner sağlam mahtumkulu’nun edebî yaratıcılığının temelinde, merkezî bir otoritenin yokluğundan kaynaklanan sıkıntıların farkında olmak vardır. bu nedenle onun şiirleri arasında “türkmen birliği” en başta gelen konulardandır. mahtumkulu gömüldü deryalar yıkıldı dağlar, yetimler gözyaşını dökmeye başladı, ahlaksız olan haramhor beyler, yurdu bir yandan yıkmaya başladı soner sağlam mahtumkulu, acımasız beylerin yoksul halkı hiç düşünmediğini, onların ne halde olduklarını umursamadıklarını ifade ederken, aslında türkmen halkının bu beyler hakkında neler hissettiklerini dile getirmiştir: mahtumkulu yarlığı yürüyen acımasız beyler, fukaranın gözündeki yaşı anlamaz mahtumkulu bir devletsiz ilin beyi olmaktansa, devletlinin kapısında kul ol. bed-asıl beyin kulluğunda kalmaktansa, asil beyin gölgesinde kül ol soner sağlam türkmenlerin sosyal hayatında eskiden beri kethüdaların ve aksakalların önemli bir rolü bulunmaktaydı. her boyun bir kethüdası olup, onlar kendi tayfalarına rehberlik etmekteydiler. soner sağlam ancak sonraları bu kethüdalar da feodalizm sistemi içinde kendilerine bir yer edinmiş ve halkı sömürmeye başlamışlardır. soner sağlam işte bu yerel idarecilerin kendi çıkarlarını düşünüp, yalan ve hileyle halkı kandırdığını söyleyen mahtumkulu, onları sert bir dille eleştirir: mahtumkulu kethüda olanlar doğru söylemez, para alır, lakin hakkı gözetmez, haksız şahit olur, davayı düzeltmez, bilmiyorum, yakın mı ahir zamane mahtumkulu ayırdın atadan anadan kardeşten, kollardan ayaktan sakaldan saçtan, dişten, dilden akıldan hûştan, zindan ettin bu cihanı sen fettah soner sağlam mahtumkulu’nun şiirindeki kızılbaşlık ifadesi inanç anlamı olan bir kelime değildir. bu kavram safevî devleti ve onun devamı olan bir siyasî anlayışın karşılığı olarak kullanılmıştır. mahtumkulu âşıklardan öttü aşkın hevesi, tartıldı, yazıldı dûzah perdesi, dağdan aşıp kızılbaşın ordusu, güzel ilimi viran eyledi neyleyim. soner sağlam ilk örneklerini ahmet yesevi’de gördüğümüz câhil ve doğruluktan uzak din adamları eleştirisine mahtumkulu da katılır. zamaneden şikâyet eden şair, özellikle din adamlarının konumlarına yakışmayan davranışlarından rahatsız olmaktadır. soner sağlam din adamlarının kur’an ve şeriata göre değil menfaatleri icabı karar verdiklerini ifade eder. bu nedenle toplumda huzursuzluğun çoğaldığını, sosyal düzenin bozulduğunu, halkın manevi açıdan psikolojik çöküntü içine girdiğini vurgular. soner sağlam mahtumkulu, mollaları, müftüleri, sofuları, hocaları para kazanmak ve mal sahibi olmak amacıyla halkı kandırdıkları için bazen sert bir dille bazen de alaycı bir ifadeyle eleştirir: mahtumkulu mollalar ilmine etmedi amel, şeriat üzerine konuşmadılar, işlerimiz bozulup, çoğaldı illet, bilmiyorum yakın mı ahir zamane. + sofular nefs için açık sarı elbise giyip, şüpheli yiyeceği helal deyip yiyip, şeytan fiili ile keramet deyip, bilmiyorum yakın mı ahir zamane. soner sağlam mahtumkulu’nun tenkit şiirleri arasında işlediği en önemli konulardan biri de sosyal adaletsizliktir. 18. yüzyılda türkmenistan topraklarında feodalizm sürecinin ilerlemesi ile sosyal hayattaki gelir dengesizliği daha da belirginleşmiştir. mahtumkulu kimine verdi huda ayş u işret bîhesap, kimi ekmeğe hasret, bulamayan bağrı kebap; kimine rahat bağışlayıp, kimine verdi azap mahtumkulu kimi ekmek bulamaz yemeye, kimi yer bulamaz koymaya. mahtumkulu kimileri hülle giyer, bazısı donsuz, kimi açtır, kimini de cevher gibi ziyade kıldın mahtumkulu şiirlerinde ticaret yapanlara dürüst olmalarını nasihat etmiş, halkı kandırıp daha çok kazanmaya çalışanları eleştirmiştir: mahtumkulu zalimler unutur zikr-i allah’ı, ucuz alıp, kıymeyli satar gallayı mahtumkulu tefeci olmuş âdemlerin yarısı, yüreğinden çıkmaz oldu karası soner sağlam bireysel mülkiyetin sınırlı olduğu islamiyet’te “mülk allah’ındır.” ve insan da onun halifesidir. bu nedenle insan, sahip olduğu birikimleri toplumun çıkarı ve kalkınması için kullanmak zorundadır. soner sağlam şairin en çok eleştirdiği kesimlerden biri de hali vakti yerinde olup, birikimlerini allah yolunda ve kamu yararına kullanmayıp cimrilik edenlerdir. şair, bu konuda yaptığı eleştirileri dinî temellere dayandırarak yapar. soner sağlam zenginlerin yoksul halkı düşünmediğini, daha da zengin olmak için çalışıp cimrilik ettiklerini gören şair, cimrilerin kötü niyetli olduklarını, onların haram yediklerini söyler: mahtumkulu niyeti yamandır, cimri mal yığar, yiyemez her dem rızkını boğar. malı haram olur, başından ağar, çok baktım, acep eyyam gelmedi soner sağlam yaşadığı dönemde insanların bu kadar paraya, mal ve mülke düşkün oluşu şairi çok üzmektedir. sanki dünyaya gelen herkes bu cimrilik illetine yakalanmıştır: mahtumkulu kaim kapıştılar dünyayı tutan, cimriye dönmüştür zeminde biten soner sağlam yaşadığı dönemde, zengin ya da yoksul toplumum tüm kesiminde bir açgözlülük olduğunun farkındadır. kimse elindekiyle yetinmesini bilmiyor, herkes daha fazlasını istiyordu. “don olsa” adlı şiirinde bu durumu şöyle eleştirir: mahtumkulu tenini örtmeye gömlek ister çıplak, gömlekli der ki vah üstümde elbise olsa, beş pul deyip, hak’tan diler karnı aç, beşini bulsa, arzu eder on olsa. mahtumkulu bu dünya fanidir, tutmaz binayı, bu dünyaya gelen geçip gider. bu dünya güya bir kervansaraymış, gelen yük yazdırıp, geçip gider. hayati yılmaz mahdum kulı’nın divanının nüshaları ve türkmenbaşı millî elyazmaları enstitüsü 400-e numarada kayıtlı a nüshasında bulunmayan şiirleri hayati yılmaz mahdum kulı, ağabeyinin ölümü üzerine yengesi akgız hanım’la evlendirilmiştir. şairin akgız hanım’dan iki oğlu dünyaya gelir. bu iki çocuğu küçük yaşlarda ölür. hayati yılmaz şairin doğum tarihi de mahdum kulı’nın kardeşinin “mahdumkulı 49 yıl yaşayıp öldü” diye aktardığı bilgilere dayanarak; 1862 yılında geriye gidilerek hesap edilmiş bir tarihtir. hayati yılmaz türkmen bilim adamı durdımuhammet nuralıyev, mahdum kulı’nın ölüm tarihi olarak 1813 yılını kabul etmektedir. hayati yılmaz mahdum kulı’nın mezarı bu gün iran sınırları içerisinde, gümbet-i kavus şehrinin aktugay köyündedir. babası azâdî ile birlikte yatmaktadır. mahdum kulı hayret içre kalmışam âciz boluban mânde men fark itebilmen özim eyvânda yâ virânda men kimse fehm itmez bu derdim bolmışam dermende men sanuram ölmezdin evvel tende cânım kalmaz-a independent türkçe - chris riotta - çev : çağla üren hollywood ünlülerinin tarikatı scientology'ye yeni şuçlamalar: çocuk istismarı ve insan kaçakçılığı ındependent türkçe - çev : ebru karalar fas'ta cinsel istismar depremi: çocuklar "zengin seks partilerinde" istismara uğramış the freedom articles - çev : urungu tv dünyayı satanist pedofili ağı yönetiyor can kemal özer dünyayı sübyancı satanist sapkın bir çete yönetiyor jon rappoport - çev : ercan caner örtülü operasyon esasları tolga şirin & erkan duymaz & deniz yıldız türkiye’de din ve vicdan özgürlüğü: sorunlar, tespitler ve çözüm önerileri izzet çıvgın bereketli hilal’de hayvan evcilleştirme sürecinin evrimi ve kültürlerarası karşılaşmalar (mö. 10000 – 7000) izzet çıvgın aşıklı mö. 9. binyılın ikinci yarısında hayvan yönetimi (evcilleştirme-öncesi otlatıcılık) evresine girmiştir. bunun en bariz kanıtı, dişi ve erkek koyunların farklı yaşlarda kesilmesidir. izzet çıvgın eldeki dişi koyun örneklerinin yalnızca %11’i 6-7 aylık olmadan öldürüldüğü halde, bu kadar genç yaşta öldürülen erkek koyunların oranı %58’dir. izzet çıvgın genç erkekleri kesime ayırmak ve türün devamı için yetişkin erkeklere dokunmamak, avcılık değil yabani hayvan otlatıcılığına özgü bir stratejidir. ali gül teosofi kavramı ve teosofi düşüncesinin tarihi gelişimi cüneyt özdemir bazı arkadaşlar diyolar ki ....... neden şeyma subaşı nı trollüyosun ....... şunu diyo bunu diyo. bunun bi kaç nedeni var aslında 1 - canım sıkılıyo 2 - ....... kemal duran altın oran, matematik ve sanatta, bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir oran bağıntısıdır. eski mısırlılar ve yunanlılar tarafından keşfedilmiş, mimaride ve sanatta kullanılmıştır. mustafa ali yanık altın oran, doğada sayısız canlı ve cansız olan varlıkların yapısında ve şeklinde bulunan özel bir oran olarak tarif edilmektedir. haluk berkmen altın oran meliha rübendüz yüz estetiğinin altın oran ve cinsiyet yönünden değerlendirilmesi pınar göklüberk özlü altın oran ve temel giysi kalıbı çizimi millî eğitim bakanlığı giyim üretim teknolojisi giyimde ölçülendirme + insan vücudu ölçü ve oranları ertan yesari hastürk antropometrik verilerde altın oran a. tülay bağcı bosi yaşlılarda antropometri victor s. johnston önemli olan simetri değil, asimetrinin derecesi, niteliği. victor s. johnston farklı vücut bölgelerinin, mesela kollar, bacaklar ve yüzün, sağ ve sol yanlarını ölçersek, bir insanın ne kadar asimetrik olduğunu görürüz. victor s. johnston simetri tüm türlerde bağışıklık sisteminin çok hassas bir göstergesidir. victor s. johnston geniş alt çeneli erkekler daha simetriktir ve iyi bağışıklık sistemlerine sahiptirler. çekici olmalarının bir sebebi budur. naci fırtına & gökhan silahtaroğlu kulaktan kişi ve kimlik tespiti için örnek bir uygulama naci fırtına & gökhan silahtaroğlu bu çalışmada kulak tanıma işlemini aşama aşama yapan ve her aşamayı görsel bir şekilde kullanıcıya sunan akademik bir prototip hazırlanmıştır. çalışmada biyometrik özelliklerden olan kulak yapısına göre insanın tanınması üzerinde durulmaktadır. naci fırtına & gökhan silahtaroğlu kulak biyometrisine göre tanıma işlemi profil bilgileriyle güçlendirilmiştir. profil görüntüsünden antropometrik kanonlar yardımıyla kulak bölgesinin otomatik elde edilmesi sağlanmıştır. naci fırtına & gökhan silahtaroğlu görüntü yakalama ve elde etme araçlarındaki en son teknolojik gelişmelerle birlikte diğer uzuvların yanı sıra kulak tanıma sistem ve uygulamaların da kullanılabilirliği ve başarılı sonuçlar elde edilmesi olasılığı yükselmiştir. naci fırtına & gökhan silahtaroğlu bu çalışmanın sonuçları değerlendirildiğinde şunları söylemek mümkündür: kulak tanıma sistemin başarılı bir kulak görüntüsü elde etme ve tanıma işlemini gerçekleştirebilmesi için standart bir donanım yeterlidir. naci fırtına & gökhan silahtaroğlu ayrıca, parmak izinden farklı olarak, yüz tanıma sisteminde olduğu gibi kullanıcı sisteme fiziksel olarak dokunmamaktadır; dolayısıyla kullanılabilirliği daha yüksektir. naci fırtına & gökhan silahtaroğlu kulağa takılı olan küpe, piercing, gözlük takılı iken kulağa uygulanan baskı, saçın kulağı kısmi şekilde kapatması ve profil resminin ideal şekilde alınmaması kulak tanıma performansını olumsuz etkilediğini fakat bu sorunların çözüldüğünde daha naci fırtına & gökhan silahtaroğlu hızlı ve güvenilir bir tanıma yapılacağı söylenebilir. naci fırtına & gökhan silahtaroğlu kulak tanıma sistemlerinin diğer biyometrik sistemlere oranla zaman içerisinde karakteristik yapısının değişikliğe uğramaması kulak tanıma sitemlerini gelecek yıllarda en hızlı büyüyen biyometrik teknoloji olacağı ve geniş bir uygulama alanına naci fırtına & gökhan silahtaroğlu sahip olabileceğinin göstergesi olabilir. bu çalışmada kulak biyometrisi ve tanıma sistemleri ele alınmış ayrıca bu sistemlerin diğer biyometrik sistemlere göre daha güçlü yanları vurgulanmış ancak aynı zamanda bu sistemin zayıf yanları da naci fırtına & gökhan silahtaroğlu belirtilmiştir. kulak tanıma sistemlerin ileriki yıllarda, pratik hayatta da sıklıkla kullanılacağı düşünülmektedir. bu uygulamadaki zayıf noktaların biraz daha iyileştirmesi adına bu adımlar takip edinilebilir: naci fırtına & gökhan silahtaroğlu kulak üzerindeki gürültü eğrilerini azaltmak. kulak görüntüsü üzerinden engel oluşturan saç, küpe, işitme cihazları gibi nesnelerin silinmesi için ayrı bir yapı ya da algoritma geliştirmek. daha iyi kalitede kamera kullanılarak bu çalışmayı naci fırtına & gökhan silahtaroğlu geliştirme kulak görüntüsü üzerindeki ışık yansımalarını azaltma çalışmalarını bu sisteme eklemek. çok fazla kişinin birbirinden ayırt edilmesin de daha kısa sürelerde yapılması için karşılaştırma için kulak id bilgisi içeren ve naci fırtına & gökhan silahtaroğlu akademik çalışmalara açık bir veri tabanı oluşturmak. naci fırtına & gökhan silahtaroğlu bunun dışında, uygulamada ölçümler esnasında kayıp ya da uç veriler de elde edilebilir. bu tür veriler daha sonra geriye dönük çalışmada tespit, tanımlama veya doğrulama işlemlerinde sistemin kararlı yapıda sonuç çıkarmasına engel olabilir. naci fırtına & gökhan silahtaroğlu bu tür veriler için interpolasyon vb. algoritmalar yardımıyla, bu verilerin yerine en yakın tahmini veriler kullanarak işlem yapılabilir. naci fırtına & gökhan silahtaroğlu uygulama içerisinden bazı sıralama ve indeksleme algoritmaları kullanarak taranmak istenilen verileri daha düzenli hale getirerek, daha kısa sürede ve daha kararlı sonuçlar da elde edilebilir. naci fırtına & gökhan silahtaroğlu ayrıca sistem üzerinden daha da iyi algoritmalar geliştirilebilir çünkü sistemin başarısını temel olarak belirleyen, algoritmanın başarısıdır. naci fırtına & gökhan silahtaroğlu bütün bu anlatılanlar ışığında kulak tanıma sisteminin pek çok kamusal alan için uygun olduğunu söylenilebilir. naci fırtına & gökhan silahtaroğlu kulak tanıma sistemi şuralarda kullanılabilir: havaalanları ve istasyonları şirketler nakit noktaları stadyumlar toplu taşıma finansal kurumlar devlet daireleri her türlü iş alanı hümeyra türedi damga teorisi bağlamında okul kitaplarındaki “kirli türk” etiketinin incelenmesi (1931-1947) zuhal akmeşe & kemal deniz selfie: benliği çerçevelemek selim temo ergül kahveden avm’ye: türk şairlerinin buluşma mekânları selim temo ergül türk şairlerinin birbirleri ve okurlarıyla buluşma pratiğinin son dört yüzyıllık tarihine bakıldığında, kahveden başlayan sürecin şimdilik avm’ye ulaştığı gözlemlenmektedir. başlangıçta iktidar dışı bir alan olan buluşma mekânı olarak kahvenin, kapitalizmin selim temo ergül yemekten giyime, beyaz eşyadan kitaba kadar her türlü metaı değişim değeriyle pazarladığı avm’ye evrilmesi, özerkleşen “buluşma”nın yeniden sistemin boyunduruğuna girmesi olarak okunabilir. daniel todd gilbert harikalar tekrarlandıkça harikalığı azalır. daniel todd gilbert insanlarda biricik olduklarına dair bir yanılsaması var. hepimizde var. daniel todd gilbert kendi duygusal davranışlarımızı öngörmede hepimiz yanlışlar yapıyoruz. geleceğe doğru yapayalnız ilerlediğimize inanmamızın sebebi kısmen bu. emel / emelcik25 ferida kahlo nun naturelliğine hayran olup deste deste onun felsefesini paylaşıp ama hâlâ estetik ve shop programları ile uğraşıp güzel olmaya çalışan kadınlar ağır aptaldır. emel / emelcik25 tanrı bizi kör cehaletten korusun, gerisi kolay emel / emelcik25 dünya güzel olsun da , biz çirkin olalım... emel / emelcik25 geceler , hep kasvet ve keder… gonca kuzay demir atasözleri ve deyimlerde “kan” kavramı gonca kuzay demir kanın pis ve kirli olarak algılanışı, kutsal kirliliği ifade etmektedir. bu kirlilik kan tabusunun asırlar boyunca aşırı kutsallaştırılmasından ve dinî ritüellerde yer almasından gelmektedir. gonca kuzay demir kanın kirli olarak algılanması ve bu nedenle kandan sakınılması düşüncesi pek çok inanışta yer almaktadır. örneğin tanrı’nın, firavun’un üzerine saldığı dokuz bela arasında kan belasının da bulunması bunun bir göstergesidir. gonca kuzay demir sait aykut, islamiyet’te kanın, vücuttan çıkmış hoş olmayan bir nesne olduğu için hemen temizlenmesi gereken necis (kirli) bir şey sayıldığını; bir nesne olarak kanın kutsallığına ilişkin her türlü öğreti ve âdetin peygamber’in kurmaya çalıştığı yeni sistemde gonca kuzay demir akıl ve din dışılıkla nitelendirildiğini belirtmiştir. daha sonra ise islamiyet’te tek kutsal kanın “şehit kanı” olduğunu eklemiştir. nilüfer öztürk bir beden sosyolojisi problemi olarak namus kavramı ve kadın bedeni nilüfer öztürk ruha ve akla karşılık ötelenmiş bir alanı temsil eden beden; kadın ve namus sorununu aydınlatmada önemli bir düşünsel zemin sunmaktadır. nilüfer öztürk doğurganlık, kızlık zarı, menstrüasyon döngüsü ve menopoz gibi sahip olduğu anatomik özellikler kadını bir istismar noktasına dönüştürür. nilüfer öztürk beden-akıl dikotomisinde bedenin tarafında kalan kadın; günahı, hastalığı, kirliliği, suçu çağrıştırarak toplumsal zeminde sorunlu bir yere oturur. nilüfer öztürk bekaret kanının akması ile kızlıktan kadınlığa geçişin bir kirlilik referansıyla gerçekleşmiş olması zaten ötekileştirilmiş ve ikinci cins olarak alçaltılmış kadınlık kategorisine yeni bir eklenti yapar. nilüfer öztürk yunanca hymen “kızlık zarı ve aynı zamanda evlilik tanrıçası’na verilen ad” anlamına gelen kızlık zarı; tdk sözlüğünde “cinsel ilişkide bulunmamış kızların döl yolunu kısmen kapayan zar, himen” şeklinde tanımlanmıştır. nilüfer öztürk damadın gelinin babasına ödediği başlık parasının yanı sıra geline gerdek gecesi ödediği mehir gelinin bekaretinin değeridir. nilüfer öztürk nitekim eski ahitte m.ö. 7. yüzyılda yazılmış olduğu tahmin edilen yasa kitabına göre bakire çıkmayan gelinler yüzünden babalar bozuk mal vermekle suçlanır. nilüfer öztürk buna ek olarak bir genç kızın bekareti onun çeyizinin bir parçası olarak değerlendirilebilir ve kocasına sunacağı en değerli hazinesidir. nilüfer öztürk katolik kilisesinin anlayışında evlenmemiş erkekler “bekar” olarak nitelenirken evlenmemiş genç kızlar için bekar olmak aynı zamanda bakire olmak anlamına gelmektedir. nilüfer öztürk oysa erkekler için bekar olmanın aynı zamanda bakir olmak anlamına gelmediği göz önüne alındığında bekaretin dişil olduğu anlaşılmaktadır. nilüfer öztürk ....... thomas aquinas birisi cinsel zevklere gönderme yapan ve diğeri tanrı’nın erdemine ulaşmak anlamına gelen iki paradigmadan bahsederek, ölçülülük, erdemlilik ve iffetli olmanın en önemli dayanağından birisinin bekarete sahip olmak olduğunu ifade etmiştir. nilüfer öztürk bekaret ve eski yunanla ilgili olarak bilinmesi gereken önemli bir nokta, bakire bedenin yalnızca bir mal olarak değer görüyor olmasıdır. bu bağlamda iffetlilik yoluyla kazanılan erdem daha çok erkeklere has bir değerdir. nilüfer öztürk bakire kadın bedeni bizim kültürümüzde olduğu gibi orada da evlilik açısından değer yükseltici bir nitelik taşımaktaydı. aksi takdirde kadınlar köle olarak değerlenip yabancılaşmış bir beden olarak kullanılır. nilüfer öztürk hıristiyan kadın düşmanlığının bir aracı olan bekaret; tanrı’yla birlik olmaya giden bir ilerleme ve bedenin ayartmalarına karşı gelişmiş bir denetim mekanizması olarak işlev görmektedir. nilüfer öztürk kilise döneminde “bedenin el değmemişliği ve cinsel edimden uzak kalışı” bedenden çok ruha yönelik bir tutumdur. nilüfer öztürk bu bağlamda çağın hıristiyanlık düşünüşü bağlamında bedenin bakir kalışı ruhu yücelterek ruhun ve aklın bedene önceliğini yinelemektedir. nilüfer öztürk hıristiyanlığın bedeni kontrol altına alan bakışı bekaretin batıda önem kazandığı tek dönem değildir.ilk hıristiyanlığın ardından gelen ortaçağ avrupası ve cinselliğin baskılandığı viktorya dönemiyle birlikte bu dönem,avrupanın ilk modern dönemini de kapsamaktadır. nilüfer öztürk ortadoğu ve müslüman toplumlarda olduğu gibi o dönem ingilteresi’nde de genç kızın cinsel saflığını ifade eden himen kanı, bekaretin meşruiyeti açısından önemlidir. nilüfer öztürk fransa’da ve kinsey raporuna göre abd’nin belli bölgelerinde bizde uygulanan “gerdek gecesi” ve “kanlı çarşaf” uygulamalarının görülmesi bekaretin evrenselliği bakımından önemlidir. cenk kılıç & rivahi kalay & erol kılıç kızlık zarı ve kabahatli sayılma cenk kılıç & rivahi kalay & erol kılıç birçok kültür hymen’in yırtılmasının ilk cinsel ilişkide ağrıya neden olduğuna inanmıştır. bazı kültürler, evlendiği zaman kadının bakire olmasında ısrarcıdır. bu yanlış inanç tıbbi muayenede uzun yıllardır kullanılmaktadır. cenk kılıç & rivahi kalay & erol kılıç bu muayene kadının kendi vücudu üzerindeki hakkını ortadan kaldırır ve kadınlarda bazı sorunlara yol açar. kadınlar için ilk cinsel ilişki bakire olup olmadığının test edilmesi anlamına gelir. cenk kılıç & rivahi kalay & erol kılıç bu kadınlar, kadınların bir sonraki nesliyle düğün gecesi korkusunu paylaşır. böylece genç kadınların korkularını oluşturur, yerleştirir ve yeniden üretirler. cenk kılıç & rivahi kalay & erol kılıç hymen çok farklı yapılarda olabilir. bu membran vajinayı tamamen kaplıyorsa, kadın ilk âdet zamanı bilemeyecektir. bazı kadınlarda, bu doku bulunmaz, böylece ilk ilişki sırasında kanama ve yırtılma oluşmaz. cenk kılıç & rivahi kalay & erol kılıç hymen kontrolü rutin ya da sağlık sorunlarına bağlı olarak tıbbi muayenenin bir parçası değildir. doktorlar hymen kontrolü ve onarımı talebini reddetme hakkına sahiptir. cenk kılıç & rivahi kalay & erol kılıç cinsel saldırı sonrası gelen adli vakalar hariç hymen kontrolü talepleri reddedilmeli ve genital muayene bulguları rapor edilmemelidir. cenk kılıç & rivahi kalay & erol kılıç kadınların kendi iradesiyle hymen kontrolü veya onarımı talebinde bulunmalarında, hekimin etik sorumlulukları talep konusunda kadınların bilgilendirilmesi ve işlemin reddedilmesidir. cenk kılıç & rivahi kalay & erol kılıç ancak birçok doktor hymen onarım talep eden hastalara işlemde bulunmaktadır. biz bu onarım sürecinin kadınların evlendiği zaman bakire olması gerektiği düşüncesine katkıda bulunacağına inanıyoruz. elvan tümerkan albayrak & mehmet birinci sosyal devlet modelleri: sosyal demokrat model, isveç-norveç örneği vikipedi william whewell (d. 24 mayıs 1794 – ö. 6 mart 1866) ingiliz polimat, bilim insanı, anglikan rahibi, filozof, teolog ve bilim tarihçisidir. eğitimini cambridge'de bulunan trinity koleji'nde almıştır. vikipedi okyanus akıntıları araştırması ile kraliyet madalyası'nı kazanmıştır. ayrıca goethe'nin eserlerini tercüme etmiş, şiir yazmaya zaman ayırırken, ekonomi, fizik, jeoloji, astronomi ile mekanik disiplinleri konularında eserler yayınlamıştır. vikipedi tüm bunlara ek olarak whewell din konularında vaazlar yazmış ve doğal teoloji konusunda araştırmalarda bulunmuştur. matematikte "whewell denklemi" olarak bilinen; keyfi koordinat seçilen sisteme referans olmadan eğrinin şeklini tanımlayan bir denklemi tanıtmıştır. vikipedi whewell'sı bilime olan en büyük katkısı ise söz üstadlığı olmuştur. o sık, sık kendi alanında kullanılan pek çok kelimeye karşılık buluyor ve yeni terimler için koşulları oluşturuyordu. vikipedi whewell "scientist" (bilim insanı teriminin yanı sıra , "physicist" (fizikçi), "consilience" (bilgi birlikteliği), "catastrophism" (katastrofizm veya kıyamet kuramı)ve "üniformitaryanizm" (aktüalizm) terimlerini bularak bunların kullanılmasını sağlamasının yanı sıra vikipedi bunlar ile birlikte daha sonra michael faraday tarafından kullanılan "iyon", "dielektrik", "anod" ve "katod" terimlerinin kullanılmasını da önermiştir. vikipedi whewell 1866 yılında cambridge 'de attan düşmesi sonucunda ölmüştür. bilal güneş bilim felsefesinin tarihi de whewell ile başlar ve şimdiki anlamda ilk bilim felsefecisi olarak da kabul edilir. william whewell genel olarak bilim üreten kişiyi tanımlayacak bir isme çok ihtiyacımız var. ben bu kişilere bilim adamı denilmesinden yanayım. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin ilköğretim öğrencilerinin bilim insanı ve bilimsel bilgi hakkındaki görüşleri (kırşehir ili örneği) volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin yapılan araştırmada nitel araştırma türlerinden biri olan durum çalışması kullanılmıştır. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin araştırma grubunu kırşehir ili kaman ilçesine bağlı bir ilköğretim okulunun 6, 7 ve 8. sınıfta öğrenim gören toplam 60 öğrenci oluşturmaktadır. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin veri toplama aracı olarak “bilim insanı” ve “bilimsel bilgi” konularına yönelik hazırlanmış 9 açık uçlu soru kullanılmıştır. elde edilen veriler içerik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin araştırmanın sonucunda, öğrencilerin genel olarak bilim insanıyla ilgili buluşlar-icatlar yapan, bilimle uğraşan, insanlığa faydalı olmaya çalışan ve çalışkan benzer özellikleri benimsedikleri görülmektedir. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin ayrıca öğrencilerin yaklaşık yarısı bilimsel bilginin zamanla değişeceğini düşünürken; diğer yarısı ise bilimsel bilginin değişmeyeceğini düşünmektedir. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin bu çalışmada, bilim insanlarının kişisel ve mesleki özellikleri hakkındaki öğrenci görüşlerinin yeterince derin olmadığı bu nedenle daha zenginleşmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin öğrencilerin bilimsel bilgi ve bilim insanı ile ilgili sorulara daha çok kulaktan dolma, ya da yüzeysel cevaplar verdikleri görülmüştür. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin verilen cevapların büyük bir çoğunluğu bilimle çelişmese bile yeterince derin cevaplar da değildir. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin eğer bu bir eksiklik ise bunu öğrenciye mal etmek yerine eğitimcilere, bilimsel yayınların okunma sıklığına, eğitimin her kademesindeki öğretmenlere ve velilere de bir kısım payeler çıkarmak gerekir. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin çocukların bilimle ilgili öğrenme aşamasında yalnızca fen ve teknoloji dersi kapsamında ve yalnızca laboratuarlar yer alıyorsa öğrencilerin bilimi fen ile özdeşleştirmesi kaçınılmaz olacaktır. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin bu çalışmada varılan sonuçlar göstermektedir ki bilim insanı kavramı öğrencilere sadece fen ve teknoloji dersinde duyduğu veya gördüğü kavram ve imgeleri çağrıştırmaktadır. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin takdir edilir ki fen ve teknoloji öğretmenlerinin yalnız başına oluşturacağı kavram ve imgeler ancak bu kadarla sınırlı kalacaktır. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin çocukların yaş ve gelişim düzeylerine uygun bilimsel yayınların okunması ve okutulmak üzere velilere önerilmesi bir başka gelişim aracı olabilir. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin çeşitli alanlarda çalışan bilim insanları hakkında etkinlikler düzenlenmelidir. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin ...... öykü haritaları ile desteklenmiş bilimsel öyküler uygulandıktan sonra kalıplaşmış bu figürleri terk ederek genelde doğada gözlem yapan, canlılar üzerinde çalışan, gözlüksüz bilim insanı çizdikleri görülmüştür. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin bilimi ve bilimsel bilgi hakkında öğrencilerin bilgilendirilmesi konusunda bilimin doğası etkinliklerine hem fen programlarında hem de fen derslerinde daha çok yer verilebilir. volkan hasan kaya & özlem afacan & dilber polat & ahmet urtekin bazı araştırmacılar (güler ve akman, 2006) çocukların bilim ve bilim insanı hakkındaki tutumlarını ve kalıp düşüncelerinin okul öncesi dönemde geliştirdiğini belirtmektedirler. ismail aydoğan bilim insani ve entelektüel özellik ismail aydoğan bu çalışmada bilim ve bilim insanlarının temel özellikleri entelektüel nitelikle ilişkilendirilerek anlatılmaya çalışılmıştır. ismail aydoğan entelektüel bilim insanının bilimsel uğraşısı, toplumsal ve siyasal sorumluluğu temelinde liderlik özelliği vurgulanmıştır. ismail aydoğan sosyal, kültürel ve kişisel yaşamında bilimsel özelliğinin bir duruş sergileme amacı gütmesinin temelinde, ilkesel anlamda bir yaşam tarzı oluşturmasının zorunluluk olduğu üzerinde durmuştur. ismail aydoğan ayrıca siyasal iktidarla bağının hangi temeller üzerinde olması gerektiği tartışılmıştır. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür ortaokul öğrencilerinin bilim, bilim insanı ve öğretmen kavramlarına ilişkin metafor algılarının incelenmesi nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür araştırma, 2014-2015 eğitim öğretim yılında balıkesir ili sındırgı ilçesindeki yaylabayır muazzez keskin ortaokulu 7. ve 8. sınıf öğrencilerinden oluşan 24 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür veri toplamak için açık uçlu bir anket formu hazırlanmış; anket formunda öğrencilerin "bilim bir yer/yiyecek/renk/mevsim olsaydı ne olurdu, neden?, "öğretmen/bilim insanı ……gibidir. çünkü…… "cümlelerini tamamlamaları istenmiştir. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür araştırma olgu bilim kullanılarak yürütülmüştür. öğrencilerin kavramlara yönelik olarak toplam 42 metafor ürettikleri görülmüştür. sonuç olarak öğrencilerin kavramlara ilişkin bakış açılarının genelde olumlu olduğu ortaya çıkmıştır. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür bulgular doğrultusunda öğrencilerin "bilim, bilim insanı ve öğretmen" kavramlarına ilişkin farklı bakış açılarının olduğu görülmektedir. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür bu yönde sonuçların çıkması metaforların özelliklerinden dolayı muhtemeldir. öğrencilerin verdikleri farklı cevaplar öğrencilerin çevresel, kültürel ve bir takım yaşantılarını etkilemektedir. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür öğrencilerin bu kavramlara birçok metafor ürettikleri görülmüştür. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür öğrencilerin bilim bir yer olsaydı sorusuna ürettikleri metaforlarla ile ilgili en ilginç olanları; evren, uzay türkiye, paris, bahçe, sokak, doğa, orman, okul, laboratuar ve berber ifadeleridir. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür öğrencilerin metaforlarından en çok laboratuar sonucu çıkmıştır. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür yine nuhoğlu ve afacan (2011), çalışmalarında öğrencilerin ortalama %45’i, bilim insanlarının çalışma yerini laboratuar olarak belirlemiştir ve bu yönüyle benzer sonuçlar elde edilmiştir. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür öğrencilerin bilim ile ilgili mevsim olarak ürettikleri metaforlar bilgi, doğa ve his olarak belirtmişlerdir. öğrencilerin en çok ilkbahar metaforunu ürettikleri görülmüştür. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür öğrenciler; ilkbaharda havaların ısınması, her yerin yeşermesi, doğanın canlanması gibi bilginin de daima kendini yenilediğini, yeni çalışmaların yapıldığını düşünerek bilimin olumlu yönünü vurgulamışlardır. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür öğrencilerin bilim ile ilgili yiyecek olarak ürettikleri metaforlardan dikkat çekici olanlar; tavuk, puding, domates, kumpir, süt, köfte, muz, meyve, karpuz, portakal, dondurma, çorba, brokoli limon, kek, pırasa ve ceviz olarak ....... nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür öğrencilerin bilim ile ilgili renk olarak ürettikleri metaforlar ise; kararsızlık, iyimserlik, saflık ve mutluluk/huzur olarak ifade etmişlerdir. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür öğrencilerin öğretmen ile ilgili yiyecek olarak ürettikleri metaforlar ise;hâkim, bilim insanı, kitap, bahçıvan, makine, bilgisayar, kitap, sünger, ağaç, çiçek, geleceğin aynası, ışık, elektrik, kızgın, melek, anne-baba olarak bulunmuştur. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür metaforlara bakıldığında öğrenciler bilimin kendilerine yarar sağlayacağını düşünmektedirler. öğrencilerin bilim insanı ile ilgili olarak metaforları; yiyecek, işlevsel, bilgi olarak toplanmıştır. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür metaforlardan anlaşılacağı üzere öğrenciler bilim insanını sürekli deney yapan birer mucit olarak görmektedirler. bu durum öğrencilerin bilim insanını fen alanında çalışan kişiler olarak gördükleri sonucuna bizi götürmektedir. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür öğrencilerin metaforları incelendiğinde genellikle olumlu yönde olduğu görülmektedir. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür ....... öğrenci, öğretmen ve yöneticilerin müdür kavramına ilişkin geliştirdikleri metaforlar üzerine yaptığı çalışmada, öğretmen bilgi kaynağı ve dağıtıcısı, ana-baba, arkadaş, rehber, çevresini aydınlatan kişi olarak görülmüştür. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür tortop (2013) çalışmasındaki bulgular "bilgi kaynağı ve aktarıcısı olarak, üniversite hocası ansiklopedi gibidir. çünkü her konu hakkında bilgisi vardır, üniversite hocası ebeveyn gibidir. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür çünkü öğrencilerini kendi çocuğu gibi koruyup sever, öğretmen adaylarına göre üniversite hocası, saflık ve temizlik örneği olan bireylerdir" şeklindedir ve bu yönüyle benzer sonuçlar bulunmuştur. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür eğitim-öğretimin en önemli parçası olan öğrencilerin bilim, bilim insanı ve öğretmen kavramlarına ait düşünceleri son derece önem arz etmektedir. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür öğrencilerin bu kavramlara ilişkin düşüncelerinden yola çıkılarak düzenlemelerin yapılması ve bu doğrultuda ilerlenmesi önemli olacaktır. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür öğretmenlerin ve bilim insanlarının, öğrencilerin gözündeki algılarının nasıl gelişeceğinin incelenmesinin önemli olduğu düşünülmektedir. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür ileride yapılacak araştırmalar ve çalışmalarda bilim, bilim insanı ve öğretmen kavramlarının yanı sıra okul, fen bilimleri dersi gibi kavramlarının da eklenerek yapılmasının da fayda sağlayacağı düşünülmektedir. nalan uslu & aysel kocakülah & hülya gür ayrıca farklı örneklem üzerinde yapılması sonuçların karşılaştırılması ve uygunluğu açısından da faydalı olacaktır. çiğdem apaydın & mualla aksu & gamze kasalak profesörlerin cinsiyetlerine göre ‘bilim insanı, akademisyen, bilim adamı ve bilim kadını’ kavramlarına yönelik görüşlerinin incelenmesi çiğdem apaydın & mualla aksu & gamze kasalak araştırmanın bulgularına göre, kadın ve erkek profesörlerin çoğunluğu ‘bilim insanı’ ile ‘akademisyen’ arasında fark görmektedir. çiğdem apaydın & mualla aksu & gamze kasalak kadın profesörlere göre bu farklılık akademisyenliğin üniversiteye özgü olmasından ve bilim insanının her ortamda çalışabilmesinden kaynaklanmaktadır. erkek profesörlere göre akademisyenin eğitimci rolü bulunmaktadır. çiğdem apaydın & mualla aksu & gamze kasalak bununla birlikte yine erkek profesörlere göre, bilim insanının insanlığa ve bulunduğu çevreye hizmet etmesi, akademisyenin ise sadece kendi unvanına yönelik araştırma yapmaya yönelmesi ‘bilim insanı’ kavramından ayrılmasına gerekçedir. çiğdem apaydın & mualla aksu & gamze kasalak kadın ve erkek profesörlere göre ‘bilim insanı’ daha evrensel, ‘akademisyen’ ise üniversite ile sınırlı bir kavramdır. çiğdem apaydın & mualla aksu & gamze kasalak kadın profesörlerin hiçbiri kendisini ‘bilim kadını’ olarak tanımlamamakta onlar da erkek profesörler gibi kendilerini ‘bilim insanı’, ‘akademisyen’ ve ‘bilim adamı’ olarak tanımlamaktadır. çiğdem apaydın & mualla aksu & gamze kasalak profesörlerin tamamı bu kavramları cinsiyetle ilişkilendirmemektedir. çiğdem apaydın & mualla aksu & gamze kasalak kadın profesörler ile erkek profesörlerin bilim insanı tanımlarında ‘bilgi üretme, bilim ve araştırma yapma, insanlığa hizmet etme’ kavramlarının; çiğdem apaydın & mualla aksu & gamze kasalak akademisyen tanımlarında ise ‘eğitimci rol, entelektüel birikim, akademik kariyerde ilerlemek için yapılan yayın ve araştırma’ kavramlarının ortak kullanıldığı görülmektedir. ömer tokgöz & sibel kaya ilkokul dördüncü sınıflarda bilim insanlarının özellikleri ile ilgili kavram yanılgılarının çeşitli tekniklerle incelenmesi ömer tokgöz & sibel kaya uygulamanın giriş bölümünde, öğrencilerin bilim insanlarının özellikleri ile ilgili kavram yanılgılarını ortaya çıkarmak üzere yaptırılan çizimlerde ve bu çizimlerin açıklamalarında birtakım yanılgılara ulaşılmıştır. ömer tokgöz & sibel kaya bunlar, bilim insanlarının iksir yaptıkları, bilgili görünmek için gözlük taktıkları, sürekli laboratuvarda deney yaptıkları ve genellikle erkek oldukları yönündeki görüşlerdir. ömer tokgöz & sibel kaya bunun yanı sıra, bilim insanlarının özellikleri dışında başka bazı kavram yanılgıları da ortaya çıkmıştır. örneğin, mikroskop ve teleskop kavramlarının karıştırılması ve dünya ve güneşin hareketi ile ilgili yanlış bilgilerdir. ömer tokgöz & sibel kaya gelişme bölümünün son etkinliği olan kavram çarkı etkinliğinde, öğrencilerin bilim insanlarının özelliklerini doğru olarak kullandıkları; hatta, kendilerine öğretilen özelliklerden daha fazla özellik yazdıkları gözlenmiştir. ömer tokgöz & sibel kaya bilim insanları dışında diğer insanların da sahip olması gereken bazı özelliklere rastlanmıştır (örn. güzel ahlak sahibi olmak). ömer tokgöz & sibel kaya ancak, öğrencilerin daha soyut kavramlar olan özgürlük ve eleştiriye açık olma kavramlarını kullanmamaları, bu kavramlara daha fazla değinme ihtiyacına işaret etmektedir. ömer tokgöz & sibel kaya sonuç olarak, ilkokul düzeyinde, bilim insanlarının özellikleri ile ilgili kavram yanılgılarının ortaya çıkarılıp düzeltilmesinde farklı tekniklerin bir arada kullanılmasının etkili olduğu görülmüştür. türkiye bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu bilim ve toplum projeleri destekleme programı proje çağrısı türkiye bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu bu program kapsamında öğretmenlerle/akademisyenlerle yürütülecek etkinlikler yoluyla aşağıdaki amaçlara ulaşılması hedeflenmektedir. -yenilikçi öğretim yöntemlerinin geliştirilerek yaygınlaşmasını sağlamak, türkiye bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu -bilim ve bilim insanına karşı olumlu tutum geliştirilmesi, -bilimin eğlenceli boyutuna vurgu yapmak, -toplumda ve öğrencilerde bilime ve bilim insanına yönelik olumsuz endişe, kaygı ve önyargıları ortadan kaldırmak, türkiye bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu -üst düzey düşünme becerilerini geliştirmek, -bilimsel bir bakış açısıyla çevre duyarlılığını geliştirmek, - bilim okuryazarlığını yaygınlaştırmak, -“yurttaş bilim insanı” kavramı çerçevesine giren faaliyetleri teşvik etmek, ....... sultan tarlacı felsefe, bilim ve biliminsanı ibrahim ortaş bilim adamı kimdir? barış özcan dünyanın ilk gerçek bilim insanı kimdir? erdem aydın bilim, araştırma ve etik erdem aydın bilim, evrendeki olguları açığa çıkartan bir etkinlik alanıdır. bilimsel çalışmaların; tasarım, uygulama ve sonuçlandırma gibi tüm aşamaları, insanın kontrolü ve sorumluluğuna bağlıdır. erdem aydın bu nedenle bilim insanlarının etik değerleri, bilimsel çalışmaları da etkilemektedir. etik değerlerimiz, bilimsel çalışmalarımızın insanlık için “iyi” yönde gelişmesini sağlar. fakat, bilimsel çalışmalar sırasında ne yazık ki, çeşitli etik ihlaller de yaşanmaktadır. erdem aydın insanlar üzerindeki tıbbi araştırmalarda da bazen insan hayatını ve onurunu zedeleyen tutum ve davranışlar sergilenmektedir. bu tür etik ihlallerin önüne geçebilmek için belirli düzenlemelere ihtiyaç vardır. erdem aydın etik standartların korunması ve ihlallerin önlenmesi anlamında etik kurullar çok önemli bir işlevi yerine getirmektedir. ruhuna el fatiha 04 temmuz 2019 perşembe günü, istanbul’da 7 yıldır kanser tedavisi gören tasarımcı fikret zeynep taşbek prens (44) hayatını kaybetmiştir. çağan ali prens sen öldün ve ben oldum anne. doğduğum günden beri, yanımda olmak için o amansız hastalıkla savaşan annem sen benim hayatımın kahramanısın. yedime yetmiş sığdırttın anne. iyiki seni tanımışım, iyiki annem olmuşsun. hoşçakal annem, hoşçakal. sinan alper & ecem kunter & irem uz zamir kullanımının erkek ve kadınlarda bireycilik ve toplulukçuluğa etkisi sinan alper & ecem kunter & irem uz önceki çalışmalar, benlik kurgusunun dil kullanımındaki farklılıklar ile manipüle edilebildiğini; örneğin birinci tekil şahıs zamirlerinin özerk benlik kurgusunu, birinci çoğul şahıs zamirlerinin ise ilişkisel benlik kurgusunu hazırladığını sinan alper & ecem kunter & irem uz göstermiştir. ayrıca, dil kullanımıyla yapılan bu tarz manipülasyonlara kadınların daha hassas olduğu tespit edilmiştir. bu çalışma kapsamında “ben” veya “biz” zamirlerinin kullanımıyla benlik kurgusu manipüle edilmiş ve bu manipülasyona sinan alper & ecem kunter & irem uz türkiye örnekleminde de kadınların daha hassas olup olmadığı araştırılmıştır. toplam 155 üniversite öğrencisinden oluşan örneklemde, bir gruba içinde “ben” zamirinin geçtiği, diğer gruba ise “biz” zamirinin geçtiği ifadelere ne oranda sinan alper & ecem kunter & irem uz katıldıkları sorulmuş ve sonrasında benlik kurguları ölçülmüştür. sonuçlar kadınların erkeklere oranla daha ilişkisel olduğunu, özerklik seviyesinde ise cinsiyet farklılığı olmadığını göstermiştir. zamir türü tek başına benlik kurgusunu sinan alper & ecem kunter & irem uz etkilememiş, cinsiyet ve zamir türü arasında ise ilişkisel benlik kurgusu için anlamlı bir etkileşim bulunmuştur. buna göre, “biz” zamirinin kullanımı sadece kadınlarda ilişkisel benlik kurgusunu arttırmıştır. bu çalışma, türkçe psikoloji sinan alper & ecem kunter & irem uz literatüründe ilk defa dilde zamir türünün manipüle edilmesi yoluyla benlik kurgusunun hazırlanabildiğini, ayrıca bunun cinsiyet farklılıklarından etkilendiğini ve kadınların bu tarz manipülasyonlara nispeten daha hassas olduğunu göstermiştir. sinan alper & ecem kunter & irem uz gelecek çalışmalar için olası çıkarımlar tartışılmıştır. sinan alper & ecem kunter & irem uz arkonaç’a göre, kişiler kanaat ve fikirlerini belirtirken “ben” zamirini kullanmakta, belli bir eylemin sorumluluğunu tam olarak üstlenmek istemediklerinde ise kendilerinden “biz” olarak bahsetmektedir (örn., yaparız, gideriz, vb.). sinan alper & ecem kunter & irem uz katılımcıların “biz” zamirini farklı bir anlamda yorumlamış olması düşük de olsa ihtimal dahilinde olarak değerlendirilebilir. sinan alper & ecem kunter & irem uz ancak bu olası bulanıklığa rağmen sonuçların kuramsal beklentiyle uyumlu şekilde çıkması, manipülasyonun etkisinin güçlü olduğuna dair delil niteliğindedir. sinan alper & ecem kunter & irem uz sunulan bulgular, dil yoluyla yapılan hazırlama manipülasyonunun türkiye örnekleminde de beklentiye uygun bir etki yaratabildiğine dair umut verici ipuçları içermiş, bu alandaki gelecek çalışmaların önünü açmıştır. ebü’l-kāsım bin muhammed bin ebi’l-kāsım bin ibrâhîm eş-şâbbî et-tûnisî ey halk! keşke bir oduncu olsaydım indirseydim gövdelere baltamı. sel olsaydım keşke, aktığında kabirleri yerle bir eden. ebü’l-kāsım bin muhammed bin ebi’l-kāsım bin ibrâhîm eş-şâbbî et-tûnisî ey halkım, savursaydım içimdeki isyanı sana keşke kasırgaların gücü olsaydı bende… fakat sen, çukur denecek bir mezarda hayatını geçiren bir canlısın. ebü’l-kāsım bin muhammed bin ebi’l-kāsım bin ibrâhîm eş-şâbbî et-tûnisî ışıktan hoşlanmayan, asırları alacakaranlık bir gecede geçiren, aptal bir ruhsun sen. hüseyin yazıcı tunus'ta modern arap edebiyatı ve ebu'l-kâsım eş-şâbbî hüseyin yazıcı o da tıpkı sudanlı şair yûsuf beşîr et-ticânî gibi hayata sımsıkı bağlıdır. et-ticânî, tıpkı eş-şâbbî gibi 25 yaşında ölmüştür. hüseyin yazıcı yabancı dil bilmeyen bu iki şairin hayatları arasında pek çok benzerlik bulunmaktadır. ıkisi de köklü aileden gelmiş, islâmi eğitim görmüş, dini bir çevrede büyümüş; ikisi de kalp hastalığına yakalanmış ve aynı yaşta ölmüştür. inci koçak mevlana ve ömer hayyam'ın eş-şabbi'ye etkileri ve şiirinin özellikleri inci koçak mutsuz bir evliliği olan eş-şabbi'nin yaşamındaki ikinci problem sevgiydi. küçük yaşlardan beri sevdiği bir kızın ölümü, onu büyük bir karamsarlığa itmiştir. babasının hastalanması ve ölümü üzerine çok sarsılmıştır. inci koçak kalp hastası olan eş-şabbi'nin hastalık belirtileri 1929 yılında ortaya çıkmıştır. zeynel abidin es-senusi'ye göre, 1934 yılında ölen eş-şabbi'nin şiirlerinde görülen kötümserliğinin birinci derecedeki nedeni hastalığıydı. ebü’l-kāsım bin muhammed bin ebi’l-kāsım bin ibrâhîm eş-şâbbî et-tûnisî ey şiir! sen duyguların dilisin ve kederli ruhun feryadısın! ey şiir! sen kalbin hiçkırığının ve garip aşığın yankısısın! ebü’l-kāsım bin muhammed bin ebi’l-kāsım bin ibrâhîm eş-şâbbî et-tûnisî ey şiir! sen yaşamın dallarına asılmış gözyaşlarısın! ey şiir! sen evrenin yaralarından akan kansın! inci koçak eş-şabbi'nin " karanlıkta bir kasırga" adlı şiiri onun bu duygu larının bir bölümü ile ruhunu saran kötümserliğini , ölüme karşı duyduğu isyanı, dünyaya küskünlüğünü dile getirmektedir: ebü’l-kāsım bin muhammed bin ebi’l-kāsım bin ibrâhîm eş-şâbbî et-tûnisî ey hükmünü tamamlayıp giden mazi! onu ölüm ve güçlü gece aldı. ey hala yaşayan insanlar! ey doğmamış gelecek! bu dünyanızın aklı, idraki zayıf ve şaşkın sınırsız bir karanlıkta .. inci koçak şair hemen hemen bütün şiirlerinde ölüm temasını işlemiş ve bunu yalnızlık, karamsarlık, ölümü davet ve hüzün duygularıyla yoğurmuştur. şu dizelerinde bu özelliği göze çarpmaktadır: ebü’l-kāsım bin muhammed bin ebi’l-kāsım bin ibrâhîm eş-şâbbî et-tûnisî sonra ne oldu? bu, benim işte! dünyanın eğlencesinden ve şarkısından uzaklaştım. yokluğun karanlığına günlerimi gômüyorum, ona ağlayamıyorum bile! ebü’l-kāsım bin muhammed bin ebi’l-kāsım bin ibrâhîm eş-şâbbî et-tûnisî yaşamın çiçekleri, sessizce, üzgün ve canı sıkkın düşüyor, ayaklarımın üzerine ... ey ağlayan kalbim! bozuldu yaşamın sihri haydi; ölümü deneyelim, haydi...! ebü’l-kāsım bin muhammed bin ebi’l-kāsım bin ibrâhîm eş-şâbbî et-tûnisî bu yaşam tanrı'nın gitarı insanlar da nağmeleri gibi... öyle nağmeler ki, sihir gibi esir eder duyguları ve öyle bir ses ki, makamla okunmalı. geceler mağaralardır, nağmeyi gömen, ve zavallı yankıyı öldüren! ercan erdoğan kötü yazar, eseri yayınlanmayacak yazar yoktur, bunun yerine eserine çalışmamış yazar vardır. abdullah harmancı dünyâ edebiyatlarının ve kendi ülkesinin edebiyatının seçkin örneklerini yeterince okumamış olmak, bu örnekleri ibdâ eden yazarlarla (onların üslûplarıyla/temalarıyla) hesaplaşmamış olmak, kendinden önceki edebiyatçıların kendi zamanlarında aştıkları kimi abdullah harmancı engellerden haberdar olmamak, çağdaşlarının verdikleri eserlerden, çağdaşlarının geldikleri noktalardan haberdar olmamak kötü yazarı kötü yapan başat etmendir. abdullah harmancı kötü yazar geri kalmış yazardır. kötü yazar kendisini rahatsız hissetmez. kullandığı enstrümanlarla bir hesaplaşmaya girişmez. gustave flaubert sevişmek ile yazmak birbirlerini dışlayıcıdır. ne kadar çok sevişirse insan, o nispette az ve kötü yazar. lafayette ronald hubbard kelimesi bir cent'e yazmak saçmalıktır. eğer biri gerçekten 1 milyon dolar kazanmak istiyorsa, bunun en iyi yolu kendi dinini kurmasıdır. coşkun aral milyon dolarlık asansörlü mezarlıklar empedocles / empedokles oluş-ölüş yoktur. birleşme-ayrışma vardır. empedocles / empedokles her şey değişmez. hasibe mazıoğlu türk edebiyatında mevlid yazan şaîrler esat ayyıldız el-ahtal'ın emevilere methiyeleri esat ayyıldız tüm hayatı boyunca hıristiyan kalan el-aẖṭal, halife abdulmelik b. mervân’ın kendisinden islâm dinine geçmesini istediği zaman bile bu talebi geri çevirmiş, hıristiyanlığı terk etmeyi kabul etmeyeceğini belirttiği bir kaside ile halifeye karşılık vermiştir. esat ayyıldız üstelik bu kasidesinde hac ve oruç gibi islâm’ın şartlarından olan kutsal ibadetleri yerine getirmeyeceğini, şarap içmeyi bırakamayacağını, sabah namazında da secde edemeyeceğini, zira o saatlerde sarhoşluktan dolayı sızıp kaldığını ifade etmiştir. giyâs bin ğavs bin es-salt bin et-târika / el-ahtal ramazan’da boyun eğerek oruç tutmam; kurban etlerinden de yemem. başarı için, semeri ile kuvvetli dişi devemi mekke vadisine sürmem. ancak ben soğuk şarap içer, sabah sökerken de secde ederim. ârif dündâr ataker gam bir değil, bir bölük hayâtım oldu bir yük söyleyeyim herkese içimin derdi büyük ârif dündâr ataker her büyük kederden ilhâm alarak hicrânın şairi olmuşum meğer; gönlümü sonsuz bir derde salarak ihtiyar olmadan solmuşum meğer + uymuş da gençliğin heveslerine beyhûde kendimi üzüp durmuşum; aldığım zehirmiş, deva yerine, onu her içişte ben kudurmuşum ârif dündâr ataker çılgın emellerle –yazık– ömrümü, bir hayâl uğruna etmişim heder; muhabbet denilen o kör düğümü, çözmek istedikçe olmuşum beter! + geçmiş günlerime bakınca şimdi, derdim ki: ne kadar zavallıymışım; bir vehme bağlayıp bütün ümîdi, yirmi beş yılıma nasıl kıymışım! kay redfield jamison intihar eden her bireyin kendine göre güdüleri ya da nedenleri vardır: bunlar çok özeldir, bilinemez ve dehşet vericidir. çiğdem göktaş tekin elbette ölmek istemiyorum ama... çiğdem göktaş tekin 13 yaşındaki ömer kendini asarak yaşamına son verdi. çiğdem göktaş tekin peki sebep ne? kim araştırıyor sebepleri? kim çözüm buluyor intiharlara? hiç kimse... “ölen ölüyor, kalan sağlarla devam ediyor hayat.” çiğdem göktaş tekin umutsuzluğa yenik düşerek intihar edenlerin hayatın içinden, olağan olayları bile intihar nedeni olarak gördüğü yadsınamaz bir gerçek. çiğdem göktaş tekin insanlar acı çektiklerinde ve destek görmek istedikleri kişileri yanında göremeyince, ölümlerini kendilerini incitmiş kişilerden öç alma aracı olarak görüyorlar ya da önce öcünü alıp sonra kendi canlarına kıyıyorlar. çiğdem göktaş tekin erkekler; geçim sıkıntısı, borçlar, aile geçimsizliğinden ; kadınlar ise yine aile geçimsizliği, duygusal ilişki, istediği ile evlenememe gibi nedenlerden intihar etmekteymiş. ülkemizde son 5 yılda kayıtlara geçen 15 bini aşkın intihar eden olmuş. çiğdem göktaş tekin her şeyi yitirdiğini düşününce insan elinde intihar kalırmış sadece... yetiremez olurmuş, herkese yeten dünyayı kendine... çiğdem göktaş tekin birbirimizi biz koruyacağız. intiharın işaretlerini bileceğiz, sebeplerini de, ve bol bol hayatı paylaşacağız birbirimizle. çiğdem göktaş tekin araştırmalara göre yaşantıları ve duyguları paylaşmak insanlara iyi geliyor. kayıpların ardından pişman olmamak için; paylaşmalı, paylaşarak atlatmalıyız her şeyi... seda köycü halina poświatowska ve nilgün marmara: ilki yaşama, diğeri ölüme seslendi seda köycü poświatowska’nın sancılı, hatta trajik bir yaşam sürmesine, kalp kapakçıklarının tam kapanmaması şeklinde açıklanan ağır bir kalp hastalığı neden olmuştur. seda köycü 1935 yılında polonya częstochowa’da doğan poświatowska’nın çocukluk yılları nazi almanya’sının işgali altında geçmiş, henüz on yaşındayken, ocak 1945’de polonya ve rus ordularının częstochowa’yı nazi işgalinden kurtarma girişimi sırasında, annesiyle birlikte soğuk ve seda köycü rutubetli bir bodrumda üç gün boyunca saklanması sonucunda anjin olmuş ve bu hastalık romatizmal komplikasyonları da beraberinde getirmiştir. altı aylık bir tedavinin ardından, bu hastalığın küçük halina’nın kalbinde ağır bir hasar bıraktığı ortaya çıkar. poświatowska seda köycü o günden sonra artık, ağır bir kalp hastası olarak, sürekli bir ölüm tehdidi altında sürdürecektir yaşamını. yaşamı boyunca, hastane ve sanatoryumları zorunlu olarak neredeyse ilk adres edinen, klinik olarak pek çok kez ölüme bir yaklaşıp bir uzaklaşan poświatowska, seda köycü 9 yıl arayla iki operasyon geçirir ve geçirdiği ikinci operasyondan sekiz gün sonra, 11 ekim 1967’de, henüz 32 yaşındayken yaşama veda eder. seda köycü poświatowska’nın yaşam aşkının acı çığlıklarına karşılık, marmara’nın ölüm aşkı acı çığlıklar atmaktadır. halina poświatowska boyadım koyu bir kalemle göz kapaklarımı ve yansıyor yıldızlı gökyüzü bakışlarıma merhamet et tanrım şu benim arzuma halina poświatowska bir kesinlik yok varoluş varolmayıştır ya ölüm? biyolojik döngü ya kesinliği? yalan söylüyoruz, kesinliği var derken emin değiliz biz yoksa nasıl yaşayabilirdik süleyman güngör althusser'de ideoloji kavramı süleyman güngör louis althusser'e göre, ideoloji maddi ve sınıfsal nitelikte, toplumsal ve siyasal roller üstlenmiş zihinsel bir tasarımdır. temel işlevi, mevcut toplumsal formasyonu sürdürmektir. süleyman güngör son söz olarak, althusser in gelişmiş bir kapitalist sistem içinde iktidarın zora dayanmayan süreçlerini ortaya çıkarma çabalarının sonucu olarak tanımladığı ideoloji kavramı toplumsal formasyonun bir düzeyini oluşturur. süleyman güngör ideoloji, yanlış bilinç olmayıp, öznel nitelikte zihinsel bir kurgudur. gerçeklikle doğrudan ilişkili değildir. öznenin gerçeklikle kurduğu ilişkinin zihinsel düzlemde tasarımlamasıdır. süleyman güngör sınıf mücadelesinin yapıldığı alanlardan birisi olması bakımından ideolojik alan da barış yoktur. ideolojiler, kendi sürekliliklerini korumak için direnç halindedirler ve egemen sözcülüğünü yaptıkları sınıfı egemen konuma yükseltmek için işlerler. ismail avcı balıkesirli mehmed gazâlî’nin “türk kadın şairleri” başlıklı yazı dizisi üzerine zehra göre son asır türk şairlerinden mehmed gazâlî bey ve ‘balıkesrî ilhamları’ adlı mecmua-i eş’ârı zehra göre memlekette kızıl hastalığı söz konusudur, bu durum endişe verici boyutta olmalı ki mehmed gazâl şiire taşımıştır. bir taraftan da maalesef sağlık hizmetlerinde imkânsızlıklar mevcuttur. zehra göre doktorlar daha az paraya hasta bakmak için anlaşmışlardır ancak ilaçlar pahalı olduğu için elde edilememektedir: mehmed gazâlî hekimler az parayla bakmak içün ittihâd etdi bahâlandı ‘ilâclar.. hastalar hep bi-şifâ kaldı mehmed gazâlî nâgehân çâresiz bir derde düşsem de yine her tabîbin verdiği dermâna minnet eylemem + çıksa cinler karşıma hep, âyete’l-kürs okur üflerim etrâfıma; şüc’âna minnet eylemem yüksel ersoy tıbbî hatanın hukukî ve cezaî sonuçları nidai sulhi atmaca eğer metabolik cerrahi doğru bir yöntem olsaydı, tanrı insanı yaratırken, ileumu (kıvrım bağırsağı) mideye bağlardı! merve duysak hekimin tıbbi uygulama hatalarından doğan cezai sorumluluğu figen inci & fatma öz palyatif bakım ve ölüm kaygısı figen inci & fatma öz ölmekte olan hastaya bakım vermek duygusal olarak acı veren, üzüntülü bir deneyimdir. ölen hastaya bakım verirken hemşire korku, üzüntü, düş kırıklığı, anksiyete gibi duygular hissedebilir. figen inci & fatma öz modern toplumlar 20. yüzyılın ilk yarısından sonra ölümün doğallığı ile ilgili bakış açılarını yitirmişlerdir. bunun sonucunda hastalar ve sağlık çalışanları ölümün kaçınılmazlığı ile baş edemez hale gelmişlerdir. figen inci & fatma öz ölmekte olan hasta ve ailesine bakım vermek oldukça zor bir deneyimdir. şüphesiz ölüm gerçeği ile yüzleşmek gerek hasta ve ailesi gerekse sağlık çalışanları için travmatik olabilmektedir. figen inci & fatma öz ölüm gerçeği birçok hastalığın doğal sonucu olarak geliştiğinde ise hemşireler bu durumda nasıl davranacaklarını bilememektedirler. figen inci & fatma öz ölmekte olan hastalara bakım vermek, çok değişik ve güçlü stresörleri beraberinde taşır. bu nedenle hemşirelerin etkili baş etme yöntemleri geliştirmeleri ve destek kaynaklarından yararlanmaları gereklidir. figen inci & fatma öz ölmekte olan hasta ve ailelerine bakım veren hemşirelere yani yardım edenlere yardım etmek büyük önem taşımaktadır. bu yardımın ilk adımı hemşirelerin eğitimleri sırasında atılmalıdır. muazez çevik & aynur açar & mehmet emin boleken ameliyat edilen yenidoğanlardaki mortalite: tek bir merkezdeki 275 vakalık seri muazez çevik & aynur açar & mehmet emin boleken ölümlerin % 52,1 ameliyattan sonraki ilk haftada gerçekleşmişti. muazez çevik & aynur açar & mehmet emin boleken cerrahi girişim uygulanan yenidoğanların ölüm nedenleri multifaktöryeldir. muazez çevik & aynur açar & mehmet emin boleken bu nedenler, hastaya uygun transfer koşulları, uygun ameliyathane salonu, güvenli anestezik ajanlar, yoğun bakım ünitesinin fiziki koşulları, çalışanların eğitim ve tecrübesi, prenatal takip ve olguların kendisinden ....... muazez çevik & aynur açar & mehmet emin boleken daha önce yapılan çalışmalarda cerrahi prosedür uygulanan yenidoğanlarda ölüm oranının cinsiyetler arasında farklı olmadığı belirtilmiştir. muazez çevik & aynur açar & mehmet emin boleken ancak bizim çalışmamızda kız olgularda mortalitenin erkeklere göre istatiksel olarak daha yüksek olduğu bulunulmuştur. muazez çevik & aynur açar & mehmet emin boleken gelişmiş bölgelerde yenidoğan ölümlerinin en önemli sebebi prematüritedir. irfan öztürk & serdar toker & erden ertürer & bülent aksoy & faik seçkin kalça kırığı nedeniyle ameliyat edilen 65 yaş üstü hastalarda mortaliteye etki eden risk faktörlerinin değerlendirilmesi irfan öztürk & serdar toker & erden ertürer & bülent aksoy & faik seçkin kadın hastaların 34’ünün (%60.7), erkek hastaların ise 18’inin (%50) 36 ay sonunda öldüğü belirlendi. irfan öztürk & serdar toker & erden ertürer & bülent aksoy & faik seçkin cinsiyetin, bilişsel fonksiyonların ve ameliyata kadar geçen sürenin mortalite oranları üzerine anlamlı etkisi görülmedi. irfan öztürk & serdar toker & erden ertürer & bülent aksoy & faik seçkin yürüteç kullanarak yürüyebilen hastalarda ilk üç ay içindeki ölüm oranı, bir destekle veya tamamen bağımsız yürüyebilen hastalara göre anlamlı derecede yüksek idi. osman akandere hilâl-i ahmer hastabakıcılık(hemşirelik) okulunun açılması ve ilk mezunları osman akandere hilâl-i ahmer(kızılay) cemiyeti genel merkezi'nce alınan bir kararla 21 şubat 1925 tarihinde türkiye'nin ilk hastabakıcılık(hemşirelik) okulu istanbul'da açılarak eğitim ve öğretime başlamıştır. osman akandere böylece ülkemizde uzun yıllardır sağlık alanında eksikliği hissedilen, eğitim görmüş, mesleki bilgi ve beceriye sahip hemşire ihtiyacı, bu okulun açılmasıyla karşılanmaya çalışılmıştır. yasemin bilginar mesleki ayrımcılık: erkek hemşirelerin yaşadığı sorunlar yasemin bilginar bu çalışmanın amacı, sağlık sektöründe yer alan erkek hemşirelerin sorunlarını toplumsal cinsiyet ayrımcılığı temelinde incelemektir. bu incelemede literatür taraması yapılmıştır. yasemin bilginar tarihin ilk dönemlerinde erkekler hemşirelik mesleğinde yer almışlardır. ancak kadının şifa verici, annelik rolleri dikkate alınarak hemşirelik mesleği kadınlarla anılmaya başlamıştır ve uzun yıllar erkekler bu meslekte yer almamışlardır. yasemin bilginar günümüzde ise dünyada ve türkiye’de her geçen gün erkek hemşire sayısı artmaktadır. her ne kadar hemşire sayısı artsada erkek hemşireler başta hemşire sözcüğünün “kadın”’lığı çağrıştırması başta olmak üzere birtakım sorunlar yaşamaktadırlar. yasemin bilginar erkek hemşireler için en önemli sorun mesleğin adı gibi görünmektedir. türkiye’de ilk defa 1910 yılında kullanılmaya başlanan “hemşire” kelimesi kız kardeş anlamına gelmektedir. yasemin bilginar kulakaç ve arkadaşlarının yaptığı niteliksel çalışmada örnekleme dahil olan erkek öğrencilerin önemli bir bölümünün akrabalarına, arkadaşlarına ve çevrelerindekilere hemşirelik bölümünde okuduklarını söylemedikleri bulgulanmıştır. yasemin bilginar çünkü “hemşire olmak delikanlılığa sığmamak”tadır. yasemin bilginar katılımcılardan biri hemşirelik adıyla ilgili sıkıntısını şöyle dile getirmiştir; “hemşireyim diyemem. hemşire kız demek. açıkçası adı değiştiğinde şok oldum. hala sağlık memurluğu olsaydı iyi olacaktı…insanlar gülerler. okul bittikten sonra hakkari’ye dönersem, yasemin bilginar hemşire olduğumu söyleyemem. kendime hemşire demek boğazımda düğümleniyor”. yasemin bilginar insanlar hemşire kelimesinin farsça kız kardeş, bacı anlamına gelmesi nedeni ile bu kelimenin erkekler için uygun olmayacağını düşünüyor, bu doğrultuda da yeni hitaplar bulma çabasına giriyor olabilir. yasemin bilginar erkek hemşireler için sıkça kullanılmaya çalışılan, hemşireye en yakın kelime ve farklı bir cinsiyeti ifade edebileceği düşünülen hemşir kelimesinin türk dil kurumu’na göre hiçbir anlamı yoktur. nurten kaya & nuray turan & aylin öztürk türkiye’de erkek hemşire imgesi nurten kaya & nuray turan & aylin öztürk türkiye’de erkek hemşire imgesi genelde olumlu yöndedir. fakat tüm toplumun erkek hemşireye bakış açısının olumlu olması sağlanmalıdır. nurten kaya & nuray turan & aylin öztürk bu amaçla, toplum, cinsiyetin hemşirelik bakımının kalitesini etkileyen bir faktör olmadığı konusunda bilgilendirilmelidir. nevzat alkan amerika birleşik devletleri ile ülkemiz tıp fakültelerinin öğrenim gören kız öğrenci sayıları yönünden karşılaştırılması nevzat alkan yurdumuzda, osmanlı imparatorluğu döneminde, osmanlı uyruğundaki hiçbir kadına, tıp öğrenimini yurt dışında dahi görse, osmanlı topraklarında hekimlik yapma izni verilmemiştir. nevzat alkan halbuki aynı dönemde yabancı uyruklu kadın hekimlere hekim olarak çalışabilme izni verilmiştir. nevzat alkan yurdumuzda kız öğrencilerin tıp fakültesine kayıt yaptırabilmesi ilk olarak 1922-1923 öğretim yılında mümkün olabilmiştir. ufuk tavkul karaçay-malkar kültüründe avcılık ve av tanrısı apsatı ufuk tavkul insanoğlunun ilkel topluluk düzeyinden gelişmiş toplum seviyesine ulaşma sürecinin binlerce yıllık geçmişinde, avcılık ekonomik olduğu kadar sosyal ve kültürel açılardan da insanların hayatında önemli bir rol oynamıştır. ufuk tavkul ....... ilkel toplulukta ortaya çıkan basit işbölümü neticesinde kadınlar toplayıcılıkta kalırlarken, erkekler avcılık konusunda uzmanlaşmaya başlamışlardır. ufuk tavkul bir takım tabiat üstü güçlerin ve tanrıların av hayvanlarını kontrol ettikleri, bu tanrılara karşı hoş görünmenin avcılığı kolaylaştıracağı düşüncesi de yavaş yavaş gelişmiştir. ufuk tavkul avcılığı ve av hayvanlarını kendi gücü altında tutan ruhların varlığına inanan altaylı ava çıkmadan önce çeşitli dinî ibadetler yapar ve avın verimli ve başarılı olması için gereken bütün örf kurallarına uyar. ufuk tavkul bilhassa avı koruyacak olan ruha bağlılığını göstermeye çalışır. altay türkleri av hayvanlarına karşı büyük bir saygı duyarlar. avın ancak temiz ve arınmış olarak yapılmasıyla verimli olacağına inanırlar. ufuk tavkul ava çıkacakları gece karılarından ayrı yatarlar, hiç kimseyle de konuşmazlar. av hayvanlarının insanların dilini anladıklarına inanan altay türkleri av hayvanları hakkında konuşurken onların anlayamayacağı gizli bir dil kullanmaya dikkat ederler. ufuk tavkul mesela silah yerine enişte anlamına gelen “küzyö”, kurşun yerine nişanlısı tarafından kıza sunulan armağan anlamında “kalamçı” kelimelerini kullanırlar. ufuk tavkul altay türklerinin inanışlarında av sahası ile birlikte avlanan kuşlar, dağlar, hayvanlar hatta ağaç ve ormanlar bile, tıpkı avcılar gibi sahanın gerçek sahibi bulunan ruhların himayesi altındadırlar. avcılar bunların izni olmadan hiçbir şey yapamazlar. ufuk tavkul altay bölgesinde yaşayan şor türkleri de orman ruhlarına çok önem verirler. şor avcılarının inanışlarına göre bu ruhlar avcının temiz ve doğru sözlü bulunmasını isterler. avcı ava çıkacağı gün cinsel ilişkide bulunmamalıdır. ufuk tavkul avcıların evde kalan aile üyeleri de temizliğe riayet etmelidir. avcılar dönünceye kadar obada oyun, şakalaşma, eğlence yasaktır, çünkü orman ruhları böyle şeylerden hoşlanmazlar. ufuk tavkul orman ruhlarına her avcı kurban sunabilir şor avcıları sangır dedikleri putu kutsal sayarlar. bu put insan şeklindedir. bunun üzerine av hayvanlarının derilerinden parçalar asılır. ufuk tavkul şorların inançlarına göre bu ruh süratli koşan bir dişi geyiğin üzerinde gezer. kendisini memnun eden avcılara bol av verir. darılırsa ormanları yakar, av hayvanlarını kaçırır, avcılara uyuz hastalığı gönderir. ufuk tavkul dağ keçisi ve geyik eti dağlıların temel besiniydi. bunların derisi ise giyim, çeşitli eşya ihtiyaçlarını karşılamada, komşu kafkas halklarıyla alış-veriş yolunu açmada önemli rol oynamıştı. ufuk tavkul kişi adları açısından incelediğimizde, karaçay-malkar’da av ve avcılıkla ilgili erkek adlarının onların kültürlerinde yaygın olarak yer aldığını görmekteyiz. ufuk tavkul karaçay-malkar erkek adlarında dombayçı(bizon avcısı),buvçar(erkek geyik),tavay(ayı avcısı),börüatar(kurt avcısı),börükay(küçük kurt),teke,ayüçük(küçük ayı),cumarık(sülün),bödene(bıldırcın),tavaslan(dağ aslanı) gibi av ve avcılıkla ilgili isimlere rastlamak mümkündür. ufuk tavkul inanışa göre, cantuvgan aşırı derecede avlandığı için av tanrısı apsatı’nın lanetine uğrar ve av sırasında adılsuv vadisindeki dağlarda ölür. bugün onun öldüğüne inanılan dağ “cantuvgan tav” adıyla bilinmektedir. cantuvgan’ın halk arasında yaşayan destanı şöyledir: ufuk tavkul bashan köyünde âdet oldu geyik yavrusu avlamak cantuvgan ise tar avuz’da ayı yavrusu bırakmayan. bashan dağında azaldı apsatı’nın hayvanları, cantuvgan’ı bekliyordu apsatı’nın laneti, cantuvgan ise kızdırdı apsatı’nın kızlarını. ufuk tavkul genç avcılar, çiğnemeyin aksakalın (apsatı’nın) izlerini. cantuvgan’ı çarpmıştır apsatı’nın laneti, kendi başına gelmişti onun bindiği atı. genç avcılar, çiğnemeyin aksakalın izlerini, kendinize beddua ettirmeyin sarı saçlı kızlarına, ufuk tavkul apsatı koruyor geyiklerini, hayvanlarını, avcılardan alıyor geyiklerin intikamını. apsatı sadıktır sürüsüne, sözüne, kötü avcı çabuk düşer onun iki gözüne. cantuvgan umut etti adıl ırmağı kıyısında beklemeyi, ufuk tavkul karça kayasında yemin etmişti beyaz geyikler avlamaya. merhametsizlikten geyik yavrusu, ayı annesi ağlatan, karça’nın söylediğini dinlemeyen cantuvgan. apsatı idi geyiklerin vekili, uçurum kenarında kalmıştı cantuvgan’ın ölüsü. ufuk tavkul “apsatı” karaçay-malkar eski inançlarına göre avcıların ve av hayvanlarının tanrısıydı. avcılıkla ilgili âdetlerde dağların, ormanların, vahşi hayvanların ve avcıların tanrısı apsatı’nın özel bir yeri vardı. ufuk tavkul avcıların inançlarına göre apsatı birçok kereler insan kılığına girip avcıların önüne çıkardı. o yüzden avcılar onun gönlünü kazanmak için önlerine çıkan yolculara avlarından pay dağıtırlardı. avcılar apsatı için şu şarkıyı söylerlerdi: ufuk tavkul avcıdan daha zavallı kimse olmaz demir boyunduruğu boynunda yanmış ekmeği koynunda apsatı’nın vardır sayısız malları çok malından bize pay seçtir ufuk tavkul kampımızda yağ kazanları kaynattır vereceğin gün sağıp alınan süt gibi vermeyeceğin gün dolaştırıyorsun köpek gibi avcının kayalık uçurumlarda olur ölümü kara yamçısı olur onun kefeni ufuk tavkul apsatı adı verilen av tanrısının kökeni henüz karanlıktır. eski uygur türkçesi döneminde “av” anlamına gelen “ab” isim kökünün bulunması, apsatı adının eski türkçe’deki “av” anlamına gelen “ab” sözüyle bir ilişkisi olduğunu akla getirmektedir. ufuk tavkul “afsatı” osetler’de avcılığın ve hayvanların tanrısıydı. osetler afsatı’nın varlığına ve onun yüksek dağlarda oturduğuna inanırlardı. afsatı’nın karyolası, koltukları ve iskemleleri fil dişinden yapılmıştı. ufuk tavkul adige (çerkes) kültüründe “mezıtha” avcıların ve ormanların tanrısıydı. adigeler onun altın tüyleri olan bir yaban domuzunun üzerinde gezdiğini hayal ederlerdi ve ona orman gölgeliklerinde ibadet ederlerdi. ufuk tavkul abhazların orman ve av tanrısı “azveypşa” adının kaynağı adigelerin orman tanrısı “mezıtha”dır. avcılara rastlayan abhazlar onlara “azveypşa wıyçeyt” (av ve orman tanrısı seni nimetlendirsin) diye selam verirlerdi. ufuk tavkul karaçay-malkarlı avcılar av tanrısı apsatı’ya yalvarmanın dışında bir takım büyüler yapmaya ve davranışlarına dikkat etmeye gayret gösterirlerdi. her zaman temiz elbiseler giyerler ve ava gitmeden önce karılarıyla beraber olmazlardı. ufuk tavkul kimseye rastlamamak için şafak sökmeden, karanlıkta yola çıkarlardı. karısı ve çocukları da, avcı sanki önemsiz bir işe gidiyormuş gibi, onu uğurlamak için yataklarından kalkmazlardı. ufuk tavkul ava giden avcının evinde karısı yatakları toplamaz, evi süpürmez, çamaşır yıkamaz, komşularının işine yardım etmezdi. ufuk tavkul geyik ve dağ keçisi etini yedikten sonra kemiklerini kırmazlardı. çünkü apsatı’nın onu tekrar dirilteceğine inanırlardı. bu inanışın izlerini günümüzde kurban olarak kesilen hayvanların etlerinin parçalanmasında da görebiliriz. ufuk tavkul avcıları ava uğurlarken söylenen bir duada totur ile birlikte bayrım adı verilen bir başka tanrıça adı dikkati çekmektedir: ufuk tavkul bayrım senden diliyorum, sağ yürüt yavrumu totur, totur kayalarda dolaşan kalemi kurt dişinden, vaşak tırnağından bir koru avcı yoluna iyi gözle bir bak ufuk tavkul karaçay-malkarlılar, çocukluktan çıkıp delikanlılığa adım atan bir genç ilk defa eline silah alarak ava çıkacağı zaman onu totur ile birlikte umay biyçe adını verdikleri tanrıçaya emanet ederler ve şu dua ile ava gönderirlerdi: ufuk tavkul umay biyçe, totur bastığın ayağını kaydırmasınlar attığın kurşunu şaşırtmasınlar avcı yolunda korusunlar bir atıp, iki kere öldür ufuk tavkul bir defada iki geyik getir cesaretsiz arkadaşlarına cesaret ver erkek geyik derilerinden kamp kur ocağını demirkazık yıldızı gibi sağlamlaştırsın teyrin versin apsatı’nın malından iyisini, çoğunu ufuk tavkul sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, karaçay-malkar toplumsal yapısında son derece önemli bir yere sahip olan av ve avcılıkla ilgili gelenekler ve inanışlar kökleri tarihin derinliklerine uzanan büyük bir kültürün izlerini taşımaktadırlar. ufuk tavkul bu gelenekler ve eski inançların içinde karaçay-malkarlıların sağlam bir kabile yapısının, temiz insan ahlâkının, tokgözlülüğün, yiğitlik ve cesaretin izleri vardır. açık ders ütopik ve bilimsel sosyalizm: st. simon, fourier, owen ve marx vikipedi françois marie charles fourier (7 nisan 1772 - 10 ekim 1837) fransız ütopik sosyalist ve filozof. günümüz akademisyenleri féminisme kelimesini 1837 yılında fourier in türettiğini söyler. vikipedi fourier, 1808`de kadın haklarının genişletilmesinin bütün sosyal ilerlemenin ana ilkesi olduğunu iddia etti. françois marie charles fourier türkler kadınlara ruhları olmadığını ve cennete girmeye layık olmadıklarını öğretiyorlar. ceyda akaş kabadayı yeryüzünde cennet hayali: charles fourier hatice çıvgın charles fourier: kuramı ve ekolojik kriz ortamında bir eko-filozof olarak okunabilme imkânları hatice çıvgın fourier, hayattayken bile sessizlik veya alayla karşılandı. ölümünden bir süre sonra takipçisi de kalmayan fourier’nin kuramı üzerine yapılan araştırmalar uzun yıllar boyunca hep sönük kaldı, düşünceleri tartışılmadı. hatice çıvgın fourier’nin eseri üzerine yapılan her çalışma gibi, elinizdeki metin de, onun düşüncelerinin bu dışlayıcı tutumu hak etmediğini, halen güncelliğini, yeniliğini, ilginçliğini ve radikalliğini koruduğunu göstermek hevesindedir. hatice çıvgın fourier bir bolluk toplumu kurmayı vaat eder. onun toplumunda insanlar erdeme ulaşmak için lüksten ve hazlardan uzaklaşmak zorunda değildir. hatice çıvgın 20. yüzyılın sonunda, iklimsel ısınmaya bağlı olarak kutuplardaki buzulların erimesi olasılık eşiğini aşıp bir gerçekliğe dönüşürken, fourier üretimi artırmak için kutuplarda tarım alanları açmak gereğine inanır. hatice çıvgın newton yerçekimini bulan kişiyse, fourier de “insanlar arası çekim yasasını bulan, bunu evrensel çekimle birleştiren” kişidir. hatice çıvgın yükselen sanayi toplumuyla paralellik gösteren saint simoncu endüstriyalizmin aksine, “utanmaz bir yanılsama iken endüstri ve ticaret özgürlüğünü kim destekleyebilir ki?” diyen fourier, endüstrinin karşısına yetinmeci bir modelle çıkmaz, aynı zamanda bir bolluk hatice çıvgın toplumu yaratacak ekonomik modelini kurmaya çalışır. lüks ve haz insanlar içindir. hatice çıvgın yazmaları daha kendisi hayattayken takipçileri tarafından (başta 1831’den itibaren takipçisi victor considerant olmak üzere) yayımlanmış ama sansüre tabi tutulmuştur. hatice çıvgın ayrıca düşünür, dağınık, konudan konuya atlayan, 10 sayfa yazdıktan sonra bir çırpıda üzerini çizip yazdıklarından vazgeçebilen, akışı ve okunuşu güç bir yazma tarzına sahiptir. hatice çıvgın fourier, gezegenimizin ömrünün sınırlılığını belirttikten sonra, eğer, «kötü bir tesadüf eseri, mesela uzayan bir sosyal kaos ( uygar, barbar yahut vahşi olsun) yüzünden, gezegen ölebilir» diyerek, insanların vaktinden önce gezegeni yok etme tehlikesine işaret eder. hatice çıvgın yeryüzünün canlı bir organizma olarak anlaşılabileceği fikri, yirminci yüzyılda ekolojik kaygılarla yeniden canlandırılmıştır. bu kez, ingiliz bilimci james lovelock ve amerikalı biyolog lynn margulis dünyanın canlılığı görüşüne öncülük ettiler. hatice çıvgın fourier’ye göre gezegenimiz sadece ölümlü değildir, aynı zamanda acı çekme kapasitesine de sahiptir. bunun acıların sebebi de, doğaya kendi fani ve insancıl yasalarımızı dayatmamızdır. hatice çıvgın fourier, tarımın, barbarlıkta olsun, uygarlıkta olsun toprağı iyileştirmek yerine yok ettiğini söylemektedir: françois marie charles fourier tarımda, legalize edilmiş anarşi, bireysel özgürlük adına, iklim tahrip edildi, dağlar, tepeler ormandan arındırıldı, kaynaklar kurutuldu, yıkıcı ve çözücü zorluklara yol açtılar. hatice çıvgın bu yüzden uygarlıktan derhal çıkılarak, gezegenin maddi acılarına çare bulmaya bu sayede de insanlığın sefaletine son vermeye acil ihtiyaç vardır. hatice çıvgın ...... “gezegenin ölümlülüğü”, “gezegenin maddi acıları” diye ifade ettiği tehlike ve sorunlar, aradan yüzyıllar geçtikten sonra; dünyanın üzerinde yaşamı güçleştiren sorunlar yumağı olarak “ekolojik kriz” diye, araştırma alanı olarak da “ekoloji” diye adlandırıldı. hatice çıvgın doktor ve karşılaştırmalı anatomi profesörü ernst haeckel (1834-1919), 1886’da kendi ifadesiyle oecologie (latince oecologia), canlı varlıkları (hayvanlar, bitkiler ve mikro organizmaları) birleştiren ilişkilerin incelenmesi olarak ekoloji terimini ortaya attı. hatice çıvgın ekoloji, yunanca konut, durak, çevre anlamına gelen oikos kelimesinden türetilmiştir (bookchin). hatice çıvgın iklimsel aşırılıkların tarımda yol açtığı ve yıllar süren ürün kayıplarına işaret ederek, farklı kentlerden örnekler vermektedir. daha önce portakal yetişen bir taşrada kışın don olayı gerçekleşmiştir, bir diğerinde ise zeytinlikler gerilemektedir. hatice çıvgın fourier’nin denge anlayışı, kutuplarda tarım yapmak gibi çılgınca tasarımlardan farklıdır, daha genel ekolojik bir ilkeyi dile getirir, aynı zamanda evrende genel bir bağlantı olduğu fizik ilkesini. hatice çıvgın fourier her zaman karşıtların bir arada ve çatışma içinde var olduklarını, toplumu oluşturan ve birleştiren ilkenin de bu olduğunu savunur: françois marie charles fourier evrende her şey birbiriyle ilintilidir. maddi olanla tutkusal olan arasında bir birlik olmak zorundadır ve karşılıklı olarak birbirlerini etkilerler. tutkusal düzensizlik, maddi düzensizliği getirir ve tersi de doğrudur (vice versa). françois marie charles fourier eğer dünya uzun süre sosyal düzensizlik içinde kalırsa (barbarlık, uygarlık gibi), dünyanın maddi durumu etkilenir, ısı durumu kötüler, ürünler ve kapasiteler fakirleşir. françois marie charles fourier mevsimler artık eski düzenlerinde değiller, korkunç aşırılıklar gösteriyor, yıkıcı değişimler ürünleri azaltıyor. bu düzensizliklerin kaynağı ormanların yıkımıdır, bütün ülkelere yayılıyor, gelecekte tarım da tehdit altındadır. hatice çıvgın fourier’nin bolluktan anladığı, insanın aç kalma tehlikesi yaşamayacağı kadar bol, rafine bir damak tadı geliştireceği kadar çeşitli, kendisini sağlıklı ve güçlü kılacak besinlere ulaşmasıdır. hatice çıvgın bundan başka, içinde yaşadığı toplumda, sınıfların kıyafetleri arasında farklar değil uçurum vardır. hatice çıvgın işçi üst başını temiz tutmasını sağlayacak yedek bir kıyafet bulamaz. sahip olduğu tek giysinin kumaşı kabadır, modeli her türlü zevk belirtisinden, dikilişi her türlü incelik ve ustalıktan uzaktır. hatice çıvgın buna karşılık üst sınıflar ifrat düzeyinde ve haute couture giyimi takip edebilecekleri olanaklara sahiptir. hatice çıvgın her birey zevk aldığı işleri yapacak, beslenme, uyku ve diğer her türden faaliyeti için hem estetik hem de zevkli formların araştırılmasını gündelik uğraşı/arayışı haline getirecektir. hatice çıvgın uyum toplumunda insanlar illa ki bir dine sahip olmak isterlerse, fourier bir aşk dini tesis edilmesini önermektedir. hatice çıvgın günümüzün yakıcı ekolojik sorunları 20. yüzyılda ekolojist hareketin ortaya çıkıp, sorunların ciddiyetine işaret etmeleriyle keşfedilmiş değildir. 19. yüzyıl başında da biliniyorlardı ve fourier bu olguyu es geçmedi. hatice çıvgın iklim düzensizliklerine, ormanların tahribine, tarımdaki verimsizleşmeye işaret etti. nüfustaki aşırı artışın bir gün dünya tarafından taşınamaz hale geleceğine, bir durma noktasının gerekliliğine ve alınacak önlemlerin şiddet dışı olması gerektiğine vurgu yaptı. hatice çıvgın nüfusun yeryüzüne homojen olarak dağılmasını sağlayacak bir yerleşim modeli önerdi. üremeyle cinselliğin ayrılması gerektiğini savundu. kentlerin ve evlerin insan sağlığına aykırılığını eleştirdi. hatice çıvgın insan sağlığını hastanelerde ve yan tesirli ilaçlarda değil, insan doğasına uygun bir yaşantıda, sağlıklı ve yeterli beslenmede gördü. “delilik” durumunda sorunlu bireyi suçlamak yerine, kişide uyumsuzluğa yol açan toplumsal şartlarda kusur aradı. hatice çıvgın hayvanlarla insanlar arasında komşuluk ve simbiyoza dayalı ilişkiler öngördü. sanayinin kentsel alanlarda yarattığı yoğun tahribatı ve insanı köleye dönüştüren üretim sürecini eleştirdi. hatice çıvgın fourier ekolojizm henüz kavram tanımlanmadan, “klimaterik düzensizlikler uygar kültürün içkin bir kusurudur” demesiyle akıma dâhil oldu. hatice çıvgın yani endüstriyel toplumumuz (ve işleyiş biçimi) ekolojik bozulmaların temel sebebidir demekle ekolojizmin haber vericisi (pré-écologisme) oldu diyor michel anthony. hatice çıvgın fourier “gezegenin tahribini” önlemeye çalışır. anthony’ye göre fourier, “endüstrileşmeyi ve onun insanlar üzerindeki ve yol açtığı maddi zararları mahkûm ederek, geniş ölçüde kırsal bir dünyaya ait geçiş teşkil eden bir toplumsal model önerir. hatice çıvgın fourier’nin toprak, orman, iklim ve dünyaya ilişkin tasarımları yaşadığı dönem için şaşılacak bir yanı olmasa dahi, hasta, hastalık ve tedaviler için söylediği her söz tıp ve psikiyatri alanında çığır açacak niteliktedir. hatice çıvgın yaşam biçiminin, kötü beslenmenin, tutkuları engellemenin insanı hasta edeceğini söyler, aradan geçen zamanda yapılan tıp araştırmaları da onun söylediklerini doğrular niteliktedir. hatice çıvgın koruyucu hekimlik bugün artık bütün dünyada uygulanıyor olsa bile tutkusal çareler ve ruhsal tedaviye ilişkin önerileri ancak kuramsal düzeyde alıcı bulabilmiştir. henüz çok sınırlı bir alanda anti-psikiyatri akımlarınca uygulanmaktadır. hatice çıvgın fourier’nin türler üzerine olan tutumu da onun doğanın çocuğu olduğunu gösteren işaretlerden biridir. düşünüre göre insanlar uyum toplumuna yaklaştıkça hayvanlarla olan ilişkilerinin içeriği de değişmeye başlar. hatice çıvgın yabani hayvanlar sürüler halinde insan yerleşimlerinin içine girebilecekler, komşu olabileceklerdir. hayvanları adeta kişileştiren bu yaklaşım çağımızın ruhuna kökünden yabancıdır. hatice çıvgın fourier’nin hayvanlara ilişkin yaklaşımı bütün ekolojist yazarların üzerinde mutabık olduğu bir konu değildir. hatice çıvgın öncelikle asıl mesele hayvan severler ya da vejetaryenleri memnun etmekle değil, yeryüzündeki canlıların –yaşam hakkına ya da yaşam alanına ilişkin– bir öncelik sırası içinde ele alınıp alınmamasıyla ilgilidir. hatice çıvgın fourier’nin doğacı sosyalizmi, ne bir hükümet darbesi, ne de bir kalkışma -hele kan dökmeyi asla- gerektirmez, bir topluluk oluşturup eylemeye geçmek yeterlidir. hatice çıvgın hem fransız hem de sosyalist hareketin içinde yetişmiş olması hasebiyle fourier’ye en yakın olması beklenen düşünür guattari, üç ekolojinin üzerine kurulan ekosofik bir yaklaşım önerir: ....... hatice çıvgın açıkçası guattari’nin çevre ekolojisi fourier’ninki kadar sağlam değildir. doğayı bir savaş alanı olarak nitelemesi, bookchin’in sözünü ettiği doğadaki tamamlayıcılık ilişkilerini göz ardı ettiğini gösterir. hatice çıvgın fourier, çağdaş ruhbiliminin abecesini ortaya koymuştur. fourier’ye göre, insan egosunu değerlendirirken, insanı tek başına yaşayan bir varlık gibi ele almak metafizik bir yaklaşımdır. insan grup bağı dolayısıyla ilişkisel olarak tanımlanabilir bir varlıktır. hatice çıvgın fourier’nin ideal toplumunda, grup içinde yaşayan bireyin çıkarları genelinkiyle çelişmez. çünkü bu toplumun amacı onun egosunun taleplerini yerine getirmektir. hatice çıvgın “metafizikçiler, insanın doğası diye ben insan olmayan’ı ve basit egoizmi sundular, insan ben ise bileşik (composée) egoizmdir. hatice çıvgın ego, grup/ortaklık bağı dolayımıyla genelin çıkarlarıyla ilintilidir. bu ortaklık otuz kadar meslek topluluğu olarak anlaşılmalıdır. böylelikle, metafizikçiler, insan ruhunu işleyişinin en kötü saikiyle açıklamış oldular” (fourier). hatice çıvgın guattari de aynı eleştiriyi öncülü freud’a yöneltir. bilinçaltını sadece aileyle, babaya yönelik öldürme isteğiyle, şahsa bağlı kategorilerle açıklama çabasıyla freud, kusuru “hasta” diye nitelediği bireyde aramıştır guattari’ye göre. hatice çıvgın oysa bilinçaltı da sosyal, siyasal çevreyle, toplumsal etkenlerin tamamıyla etkileşim içindedir. toplumsal örgütlenmenin getirdiği yaşam biçimi insanı “hasta edebilir”. hatice çıvgın özetle, guattari arzuların deneyimlenmesinde insanın kurtuluşunu görmesiyle, toplumsal ilişkilerde dayanışma ve yüz yüzeliğe yaptığı vurguyla, ruhsal olanı, sosyal olanı ve çevresel olanı bütünleştirme arzusuyla fourier ile koşut fikirlere sahip bir düşünürdür. hatice çıvgın dolayısıyla fourier’nin insan ruhuna ve hasta ruhun/bedenin iyileştirilmesine ilişkin 19. yüzyılın başında yaptığı analizlerle, 20 yüzyılın sonlarında üretilmiş/uygulanmış kuramlar aynı sonuçlara varabilmektedir. hatice çıvgın fourier’nin, endüstriyel ve bilimsel anarşiden kitabında düşlediği toplumun kurulması için yapılacak değişimlerin listesi şöyledir: ....... hatice çıvgın sonuçta fourier’nin kuramı, ister endüstriyalist, totaliter ve kolektivist olmayan; tersine özgürlükçü, doğalcı ve bireyci bir sosyalizm olarak; ister kendi dönemindeki sosyalist pratikleri vazgeçilmez bulduğu prensiplerine dayanarak kıyasıya eleştiren bir ütopya hatice çıvgın olarak, isterse bir ekosofi olarak okunmaya, daha doğrusu yeni ve değişik şeyler arayan her okuyucu için kendi açısından yeni bir okumaya cevaz veren bir yapıya sahiptir. ister kuramın içinde kendi mantığı içinde kalınsın, isterse revize, rehabilite edilsin; ister hatice çıvgın çarpıtılsın, isterse aynı nietzsche’nin “beni kaybetmenizi ve kendinizi bulmanızı diliyorum şimdi sizlerden ve ancak hepiniz inkâr ettiğiniz zaman beni, döneceğim sizlere” dediğindeki gibi tümden yadsınsın, bereketli bir pınar olmayı sürdürmektedir (nietzsche). müzeyyen engin erim bu kentin sokakları birbirinin aynıdır kadınım pencereler göz göz kapılar sağır sessiz evlerin nabzında küt küt atan bekleyişi ben bilirim didem deliklitaş ikinci yeni şiirinde kadın didem deliklitaş ilhan berk’in büyük ağabeyinin ilk eşi bir hayat kadınıdır ve ilhan berk’in geneleve ilk defa gidişi, ağabeyinin yengesine vermesi için kendisiyle gönderdiği çeşitli hediyeler sebebiyle olmuştur. didem deliklitaş hz. peygamber’in bu husustaki hadisleri dikkat çekicidir: “dünya bir yararlanma alanıdır. dünya nimetlerinin en hayırlısı da iyi kadındır.” “kim âşık olur, iffetini korur ve aşkını gizleyerek ölürse şehit olarak ölür.” müzeyyen engin erim bütün menekşeler annem kokar (başka yerde başka bir dünya mı var?) oyun : 2 perde müzeyyen engin erim doktor - mesleğini bırakmış alkolik kentsoylu. kırk beş yaşlarında. saadet - anımsanan kadın. sahnede ilk kez yirmilerinde, sonra otuzunda, ve son üç kez kırk üçünde görünecektir. müzeyyen engin erim saadet : ben, ne zaman kadın erkek eşitliği var derim? geneleve koyacak kadın bulamadıkları zaman! doktor : genelev gerekmiyor ki! dünya genelev! müzeyyen engin erim saadet : inandım sonunda... kadınların namuslu durması, erkeklerin namuslu durmasına bağlı. oh, olsun! diplerini ovsunlar, ağartsınlar bakalım... niye gülüyorsunuz? hayır, doktor! dünya geneleve mi dönecek? eşitlik hakkı için, erkekler de namuslu duracak!... müzeyyen engin erim saadet : siz gülün bakalım; ben de gülmüştüm. hadi bakalım! yüzde elli / yüzde elliye! richard gary brautigan eğer kafanı başkalarının dediklerine takarsan tüm dünya devasa bir darağacından başka bir şeye benzemeyecektir. richard gary brautigan yoksul ölülerin havalı mezartaşları yoktu. onların mezartaşları ekmeği anımsatan küçük tahtalardı... richard gary brautigan masaya baktım. neskafe kavanozu, boş bardak ve çay kaşığı önümde bir cenaze servisi gibi duruyorlardı. kahve yapmak için gereken malzeme bunlardır. on dakika sonra evden çıkarken, içimde bir mezar gibi güvende bir bardak kahve, “kahve için sağol.” dedim. richard gary brautigan çalarsın ölümü, sıkılmışsındır çünkü. güzel filmler dönmüyordur san francisco'nun sinemalarında. vikipedi dostlarıyla "ava çıkıyorum" diye vedalaştıktan üç hafta sonra 25 ekim 1985 günü brautigan’ın bolinas, kaliforniya’daki evine giren arkadaşları, bedenini 1 şişe alkol ve 44 kalibrelik bir tabancanın yanında buldular. brautigan’ın intihar ettiği varsayıldı. necmi karkın kolonyalizm ve estetik eşitlik malik binnebi - çev : ergün göze islam ve demokrasi malik binnebi - çev : ergün göze demokrasi zaten, “daha iyisi bulunamadığı için katlanılan rejim” diye anlatılmaktadır. demokrasi türkiye’de geliştikçe milli dertlerin biraz daha derinleştiği görülmektedir… malik binnebi - çev : ergün göze yüz kişilik bir seçmen kütlesinin elli biri hırsız ise ve hırsızlığın iyi bir şey olduğu yolunda rey verdilerse; hırsızlığı yasaklayan kanunların kaldırılması, demokratik olacaktır. malik binnebi - çev : ergün göze birbirine zıt ahlaki görüşlere aynı hürriyeti vermek, acaba ahlaki midir? malik binnebi - çev : ergün göze islamiyet insana, içtimai ve siyasi değerini aşan bir başka kıymet vermiştir: “biz, insanı şereflendirdik” malik binnebi - çev : ergün göze biz, bu hutbeyi dinleyen bir müslüman’ın, bu tavrı nasıl karşılamış olduğunu da bilmekteyiz: “eğer sende bir sapma görürsek, seni kılıçla düzeltiriz.!” remy de gourmont seçmen, değişik bir insan tipidir, dejenere ve ilkel; ev kedisinin sokak kedisi olması gibi. joseph ernest renan seçimler şarlatanlığı cesaretlendirir. remy de gourmont hayırseverlik bir tür reklâm olmuştur. remy de gourmont bu âlem bir genel ev, hem bir domuz ahırı. remy de gourmont büyük şairler duyanlar değil, görenlerdir. remy de gourmont bütün canlı yaratıklara nazaran insanın üstünlüğünü yapan, istidatlarının çeşitliliğidir. mehmet turgut berbercan türk yazı dilindeki ilk manzum mektup örnekleri gül özaktürk yazınsal mektubun tarihçesi i. çetin derdiyok eski edebiyatımızdan günümüze mektuplarda biçim emel kefeli 'savaş- çocuk' ilişkisinin kıbrıs türk şiirindeki yansımaları tuğçe erdal şiirin esin kaynağı olarak mitoloji christian nestell bovee yazarlar belki de öbür dünyada cehenneme gitmeyecekler. bu dünyada eleştirmecilerden ve yayımcılardan çok çekiyorlar çünkü. aliya izzetbegoviç şer dünyaya hakim kuvvettir, ahlâk ise insanın tabii imkânı değildir ve akıl üzerine kurulamaz. halil aytekin şeytanın yılı’nda satanist örgüt ve yeni dünya düzeni halil aytekin yazar bertrand solet (l’année du diable) şeytanın yılı adlı eserinde genç bir kızın gizli bir cemiyete sokulması ve ardından bu genç kızın uğradığı istismar söz konusu edilmektedir. yaşadığımız çağda her gün bu ve buna benzer olayları işitmekte ve şahit olmaktayız. halil aytekin misyonerlik faaliyetlerinin son derece yoğun yaşandığı bir ortamda gençlik savunmasız bir şekilde bu tür zararlı örgüt ve gizli yapılanmaların saldırısıyla karşı karşıyadır. özellikle günümüz gençliğini bekleyen en büyük tehlike satanist örgüt yapılanmasıdır. halil aytekin yeni dünya düzeni vaadiyle insanlar örgüte kazandırılmakta maddi ve manevi olarak sömürülmektedir. halil aytekin illuminati dünya tarihinin en büyük gizli örgütü olarak faaliyet göstermekte ve dünyanın tüm ekonomik ve politik dengeleri bu örgüt mensuplarının elinde şekillenmektedir. halil aytekin söz konusu örgüt dünyanın neresinde olursa olsun devlet idarelerinde, önemli iş kollarında, finans çevrelerinde belirleyici bir güce sahiptir. devletlerin önemli makam ve görevlerinde temsilcilerinin bulunmasına son derece önem vermektedirler. halil aytekin bütün dinlere karşı savaş açmış olan örgüt şeytansı “yeni bir dünya düzeni” kurma peşindedir. bu düzende dünyayı şeytan kurtaracak ve tüm insanlara o hükmedecektir. halil aytekin deccal ahir zamanda dünyaya inecek, insanlığı tanrı’nın yolundan saptırarak bütün dünyaya savaş, açlık ve sapkınlık yayacak olan kişidir. deccal aslında iblisin insan şeklidir. eserde satanist ayini sırasında kullanılan işaret ve sembollere de dikkat çekilmektedir. halil aytekin satanistler ayin ve şölen yeri olarak karanlık ve mezarlık gibi gizil yerleri seçerler. siyah ve kırmızı renklerin hakim olduğu kıyafetler giyerler. halil aytekin illuminati deccal’in dünyayı kontrol altında tutması için kurduğu gizli örgüttür. deccal’in dünyadaki beyin takımı da denilebilir. halil aytekin komplo teorilerinin sıkça ortaya atıldığı günümüz dünyasında olup bitenlere bakılırsa tanık olduğumuz bölgesel ve global ölçekteki karışıklıkların, çatışmaların, ekonomik, sosyal ve siyasal anlamda alt üst oluşların nedenleri daha iyi anlaşılacaktır. halil aytekin dünya gizli bir güç tarafından provoke edilip sahnelenen inanılmaz olaylarla karşı karşıyadır. bu acımasız görünmez güç dünyayı istediği gibi yönetmek istemektedir. halil aytekin korumak onu baskı ve korku altında ve kapalı kapılar ardında tutma olarak görülmemelidir. çocuklarının bilinçli, kendine güvenen ve kişiliğini kazanmış bir birey olarak yetişmesine çalışılmalı ve özellikle aile içi iletişime son derece önem verilmelidir. howard stanton levey / anton szandor lavey ölüme meydan okuyanlara ne mutlu! çünkü onların günleri karada uzun olacaktır. mezarın ötesinde daha zengin bir hayata gözünü dikenlere lanet olsun! çünkü onlar bolluk içerisinde mahvolacaklardır! philolaus / philolaos / filolaos biz insanlar bir çeşit tutuklu olup tanrıların mallarından sadece bir tanesiyiz. mevlânâ celâleddîn-i rûmî bu sorular, bu tapı kılışlar, bu kulluklar, bu hatır gözetişler, hep tanrının bağışıdır, tanrının malı. ışıl bayar bravo thomas hobbes ve john locke'un doğal hak anlayışları ışıl bayar bravo dünyayı ve hayvanları yaratan tanrı olduğundan, bunların tümünün tek sahibi tanrıdır. tanrının mülkiyeti olan insan, tanrının bu mallarını kullanma hakkına sahip olmalıdır ve olmak zorundadır. ışıl bayar bravo insan, tanrının mallarını, onun gösterdiği sınırlar içinde kullanma hakkına ve özgürlüğüne sahiptir. ancak, insan da tanrının malı olduğundan, kendi varlığını sürdürmek ve kendisine zarar vermemek zorundadır. özlem özcan istanbul tarihinde bankacılık faaliyetlerinin gerçekleştiği yapılar özlem özcan osmanlı imparatorluğu’nun özel mülkiyeti sınırlandıran yapısı içerisinde ....... vakıfların özel mülkü koruma altına almadaki rolü ise, hayır amacıyla vakfedilen malların, dini olarak artık tanrının malı haline gelmesi ve kimse tarafından el konulamaması özelliğidir. elvan eser eski yakındoğu’da din-siyaset ilişkisi elvan eser sümerler m.ö. 3. binyılda yaratmış oldukları şehir medeniyetlerinde “teokratik devlet sosyalizmi” denilen bir rejimle idare olunuyorlardı. bu rejim temelinde tapınak ekonomisine dayanmaktadır. elvan eser bu sisteme göre insanlar da dâhil olmak üzere her şey tanrının malı olarak görülmektedir. nitekim insanlar tanrılar için çalışıyor ve kazançlarını da tapınakta birleştiriyorlardı. filiz cluzeau platon’un ruh kuramı’nda pathos filiz cluzeau platon, bütün yaşamı bir pathos olarak gördüğü için, bedenin ruhun hapishanesi ya da mezarı olduğuna, bir bedendeyken eski suçlarının cezasını çektiğine dair orpheusçu görüşü birçok söyleşisinde yineler ve filiz cluzeau yaşamı haz ve acının birbirine karıştığı bir tiyatro oyunu gibi görür. mustafa kaya plotinos'ta südurla inen aşkla yükselen bir gerçeklik olarak ruh mustafa kaya ruh hakkındaki ilk dinsel-felsefi öğreti, mistik bir figür olan orpheus ve yarı efsanevi tarihsel bir figür olan pythagoras tarafından ortaya konulmuştur. mustafa kaya m. ö. 6. yüzyılda ortaya çıkan ve mistik bir kurtuluş dini olan orphizmde ruhun bu dünyadaki yaşamı, ebedi yaşam için bir hazırlık olarak görülmüştür. ruh bu dünyada bir bedende, bir mezardaymış gibi hapsolmuştur ve hapsolan ruh öte dünyaya geçmeyi arzulamaktadır. pelin gülsoy platon’un ruh anlayışı pelin gülsoy philolaos orpheusçulukta ve püthagorasçılıkta sık sık dile getirilen bedenle ruhun zıtlığını ve bedenin ruh için bir tür mezar olduğunu yineler, pelin gülsoy philolaos ‘a göre belirli bir cezadan dolayı ruh bedenle bir arada yaşamaya mahkum olmuştur ve bir mezar gibi bedene gömülmüştür. fazıl derbeder platon ve aristoteles’te ruh beden problemi ve karşılaştırılması fazıl derbeder orfik dininde ruhun bedenden kurtulması esas gayedir. zira beden ruhun mezarı olarak kabul edilir; bu yüzden de onun, kir ve ihtiraslarından kurtulmak için ve manevî hayatını hazırlamak için tarikata girmesi gerekmektedir. arslan topakkaya & emel karakaya din-felsefe ilişkisi bağlamında ruh kavramına iki farklı yaklaşım: islam ve platon örneği arslan topakkaya & emel karakaya bu dünya önceden yaşanmış bir hayatta işlenen suçların cezalarının çekildiği bir çile çekme yeridir. günahkâr ruhlar bedenden bedene dolaşarak arınırlar. buna “ruh göçü” denir. arslan topakkaya & emel karakaya orfik dininde beden ruhun mezarı olarak kabul edildiği için, ruhun bedenden kurtulması esas gayedir. zekai şen tüm dünya zulümlerle çalkalanıyor. nimet tanrıkulu insanlığa karşı işlenen suçlar ve zulüm politikalarına karşı ısrarlı direniş hasan başar / memduh ergin erbakan hocamıza çok şey borçluyuz + nerde bir zulüm ve işkence varsa karşı çıkılacak, güçlünün değil haklının yanında olunulacaktır. şuanda dünya zulüm ve işkence içinde ise bunun en büyük sebebi siyonizm’dir. sedat yenigün / mehmet mengüç yenigün gel ey zulüm, zulmün ta kendisi! ömer bin abdülaziz allahım! dünya zulüm ve haksızlıkla dolup taştı; artık sen bu insanlara rahat yüzü göster. fatih usluer hurûfîlikte on iki imam fatih usluer mehdî de zuhur etmiş olmalıdır ki dünyayı adalet ve eşitlikle yönetecektir. mahremnâme‟de mehdî konusunda, onun sahibi seyf olacağı söylenmiştir. mehdî hakkında “evladımdan biri ahir zamanda zuhur edecektir, ismi ismim, yaratılışı yaratılışımdır, yeryüzünü zulümle fatih usluer dolu olduğu gibi adaletle dolduracaktır” hadisi zikredilmiştir. verdâsebî, bu bilgilerden hareketle hurûfîlerin on ikinci imam muhammed mehdî‟yi kabul ettiklerini söylemiştir. bahaeddin sağlam son dönemdeki gelişmeler sebebiyle hz. muhammed’in şahsiyeti üzerine birkaç not bahaeddin sağlam hz. muhammed diyordu ki dünya zulüm altında inliyor, ben isa ile musa’yı birleştirip dünyaya yeni bir adalet getireceğim, siz ey siyasiler sakın bize engel olmayın. cizye de dindar insanlardan alınmıyordu. sadece dinini yaşamayanlardan alınıyordu. murtazâ mutahharî burada değinmem gereken diğer bir konu da şudur: acaba adalet meselesi, o da (nispî, bireysel ve kişisel adalet değil) kapsayıcı ve umumî adalettir. yani bu dünyada beşer için bu zulümler, sitemler, ayırımlar, savaşlar, nefretler, kinler, kan dökmeler, sömürüler murtazâ mutahharî ve bunların gereği olan yalanlar, nifaklar, hileler ve nihayet beşeriyetteki bütün bu fesatlardan bir eserin kalmayacağı bir günün doğması anlamında bir adalet. acaba insanoğlu böyle bir günü görecek mi? acaba beşeriyet gelecekte böyle bir dönem, böyle bir gün murtazâ mutahharî ve böyle bir asra tanık olacak mı? yoksa bu, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir hayal ve arzu mudur? veya hatta dinî eğilimi olan bir kişi bile kalkıp diyecek ki: (elbette bu konu şia olmayanlar için geçerlidir) ben kapsamlı adaleti inkâr etmiyorum, ben dünyanın murtazâ mutahharî zulümle dolması yanlısı değilim; ancak bana göre bu dünya o kadar alçak ve düşük, o kadar karanlık ve zulmettir ki hiçbir zaman dünyada genel ve gerçek adalet, gerçek sulh ve sefa, hakiki insanlığın hakim olmayacak, bir gün beşer fertlerinin gerçekten bir arada murtazâ mutahharî insanî bir şekilde yaşamayacaklar. dünya zulüm ve karanlık yurdudur. tüm zulümler ahirette telafi edilecek; tam anlamıyla adalet ahirette gerçekleşecek. murtazâ mutahharî dünya zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra kapsamlı adaletin ortaya çıkması şu meseleyi ortaya koymaktadır: murtazâ mutahharî bazı kişiler bu konuya dayanarak her türlü ıslahata ve düzeltmeye karşıdırlar. onlar diyorlar ki, dünyada anî bir inkılâp olması, her yerin adalet ve eşitlikle dolması için dünyanın zulüm ve haksızlıkla dolması gerekir. murtazâ mutahharî diyorlar ki: ....... ıslahat yapmayın; bırakın bozukluklar arttıkça artsın, ukde ve kinler fazlalaşsın; rahatsızlık ve zulümler çoğalsın, işler gittikçe bozulsun; bozukluk üzerine bozukluk gelsin ki; her şey birden bire alt-üst olsun ve inkılap gerçekleşsin. ali bulaç şiiler kendilerine yapılan zulümleri imam mehdi gelecek ümidiyle normal karşılıyorlardı. hatta bu zulümlerin imam mehdi’nin gelmesi için olması gerekenler olarak düşünüyorlardı. rûhullah mûsevî humeynî imam mehdi’nin tekrar geleceği dünya zulüm ve şiddet dolu ve kötülüğün hüküm sürdüğü bir dünya olmaktansa bir cennet bahçesi olmalıdır. betül demirci islamiyet’in doğuşu sırasında yalnız araplar ve arabistan değil bütün dünya zulüm, sefalet ve cehaletin karanlığı içindeydi. maddi ve ruhi sıkıntılar içinde bunalmış olan insanlık,bir mürşid,bir kurtarıcı beklemekteydi. abdulhamit sinanoğlu zulüm ve kötülükler ilâhî mi, insânî midir? - zulüm ve kötülüklerin kaynağı hakkında müslüman kelâmcıların tartışmaları üzerine türkmen töreli trakya’nın işgali ve yunan mezalimi (1919-1922) türkmen töreli müslümanların zorla kiliseye götürülerek din değiştirmeye mecbur edilmeleri, türk genç kız ve kadınlarına zorla tecavüz edilmesi, bazı uzuvlarının kesilmesi, şehirlerin ateşe verilerek harabe hale getirilmesi gibi insanlık dışı mezalimler yunanistan’ın batı anadolu türkmen töreli ve trakya’yı işgalleri sırasında dünya zulüm tarihine belgelerle geçmiştir. türkmen töreli bu şekilde başlayan ve bütün batı anadolu ve trakya’da devam eden yunan işgali sırasında, silahsız ve savunmasız türk halklarına benzeri görülmemiş zulümlerle dolu tarih sayfası, türk ve insanlık tarihi için acı dolu safhalar teşkil eder. türkmen töreli ....... todori kumandasında 100 kişilik, çorlu’ya bağlı değirmen köyünde istifan isimli elebaşının kumandasında 50 kişilik, şatros’da(celâliye) 10 kişilik birer çete bulunmakta ve bunlar gelip geçen müslüman halka eziyet ve zulüm ettikleri istihbar edilmiştir. türkmen töreli yunanlılar sadece işgal bölgesinde halka uyguladıkları zulümlerle kalmamışlar, bölgede görevli devlet memurlarını da çeşitli tacizlerle yıldırmak istemişlerdir. türkmen töreli nitekim 31 mart 38’de çatalca reji müdüriyeti süvari kolcusu murad oğlu sâlih’i hiçbir suçu yokken tevkif etmişlerdir. türkmen töreli tevkif edilenlerin birçoğu hapishanelerde gördükleri zulümden ölmüşlerdir. türkmen töreli nitekim yunan zulmünün canlı bir şahidi olarak gösterilebilmek için hapishanelerde işkence ile vefat eden türklerin isimleri zaman zaman harbiye nezaretince dâhiliye nezaretine bildirilmektedir. türkmen töreli yunanlılar bölge ahalisine yaptığı zulümden başka doğu trakya’da yaşları 26-29 arasındaki islam ahaliden asgari 400, azami 1000 drahmi olmak üzere bedel-i nakdî de almaya başladıkları sinekli hudud emniyet müfettişliğinden emniyet-i umûmiye müdürlüğüne ....... türkmen töreli yunanlılar doğu trakya’dan çekilirken de müslüman halkın hayvanlarını gasp ettikleri ve yine yerli müslüman halka reva gördükleri zulüm ve cinâyetleri kontrol ve men’ etmek için muhtelif heyetlerce gerekli tedbirlerin alınması istenmiştir. türkmen töreli ancak itilaf devletlerine mensup heyetlerin gelmesinden sonra bile, temsilcilerinin gözü önünde, yunanlılar mezâlime devam etmişlerdir. nurullah kırkpınar milli mücadele yıllarında bolşevizm propagandası ve anadolu basını 1919-1922 nurullah kırkpınar gazete kapitalist sermayenin dünyada yapılmış kötülüklerin anası olduğunu vurgulamış; yazının devamında da şunları ifade etmiştir: hakimiyet-i milliye kapitalizm falan filan milletin düşmanı değildir, bütün dünyanın, bütün milletlerin düşmanıdır. milletleri birbirine düşüren kuvvet o, kardeş kanı döktüren o, netice itibariyle tüm insanlığı inleten zulüm o. hakimiyet-i milliye bu çark devam ettiği sürece yalnız biz de değil, bütün dünya zulüm altında ezilecektir. sefalet arşa çıkacaktır. kendimizi kurtarmak için önce bizim, sonra da dünyanın kapitalizmden kurtulması gerekir. nurullah kırkpınar açıksöz gazetesi, “bolşeviklik ve biz” başlığıyla yayımladığı bir yazıda; sovyet hariciye komiseri çiçerin-mustafa kemal paşa mektuplaşmasını değerlendirmiştir. köşe yazısında; “bolşeviklerin mazlum ve esir milletlere kurtarıcı ellerini uzatmaktan hiçbir zaman nurullah kırkpınar çekinmeyecekleri ve emperyalist avrupa zulüm ettikçe bolşevikliğe karşı daha derin ve samimi bağlanılacağının” vurgulanması bmm hükümeti için dikkate değer bir haberdi. hüseyin ayan sultan veled’in ma’ârif’inden hareketle mevlânâ hüseyin ayan birinci alâeddîn keykubad’dan sonra selçukluların hâmiyeti, anadolu’yu işgal eden moğolların zulüm ve yağmaları, halkın huzûr ve refâhının yok olmasına sebep olmuştur. memleketteki genel huzursuzluk, halktaki bezginlik, kaybolan mutluluğu, dünya yerine, öbür dünyada hüseyin ayan vaadeden şeyhlerin ve tarikat mensuplarının halk üzerindeki nüfuzlarını artırmıştır. ebedî hayatta mutluluğa ve huzûra kavuşmak isteyen ve dünya zulüm ve perişanlığından bezen insanlar, mütemadiyen şeyhlere ve dervişlere koşmuşlardır. huzûru ve mutluluğu, tekkelerde hüseyin ayan ve şeyhlerin sohbetlerinde aramışlardır. bu durum, sultan veled’in de babasının tasavvufî görüş ve düşüncelerini yayması ve kurmakta olduğu mevlevî tarîkatini güçlendirmesi için uygun bir ortam yaratmıştır. veysel k. altun köy romanlarında dini ve ahlaki motifler: yaşar kemal örneği veysel k. altun ince memed ııı romanında ferhat hoca üzerinden öyle bir eşkıya-imam karakteri işlenir ki, okuyucu bu romanda, kur’an-ı kerimden edindiği bilgilerle eylemlerine meşru bir temel hazırlayan adalet yanlısı bir tiplemeyle karşılaşmaktadır. veysel k. altun ferhat hoca insanları bu yönüyle kolay etkilemektedir. bir işkence olayı sonrasında ferhat hocanın gösterdiği tepki bu yüzden baştan sona din referanslıdır: yaşar kemâl ....... allah insanları zulüm altında yaşasınlar diye yaratmamıştır diyerek bağırıyordu. bu dünya zulüm dünyası oldu. allah istemiyor, peygamber bunu istemiyor. biri yiyor, bini bakıyor, allah bunu istemiyor diyordu. kur’anı kerimde allah diyor ki, diyordu, zulüm yaşar kemâl edenler kâfirdir. zulüm görüp de karşı koymayanlar, ölümleri pahasına, açlıkları pahasına da olsa karşı koymayanlar da kâfirdir. cennet, zulme karşı koyan, kötülüklere, ne için olursa olsun karşı koyan kişinin ayağının altındadır, bunu böyle bilesiniz. dengi dengine - gökçe ( su kutlu ) o kadar uğraştı ki bu kadın onu tanıdığımız ilk günden beri bi mezar taşı için yâ bi mezar taşı için düşünsene. barış ünlü frantz fanon: ezilenlerin ve mülksüzlerin düşünürü barış ünlü martinikli düşünür frantz fanon bundan 50 yıl önce, washington d.c.‟ye yakın bir hastanede kan kanserinden öldü. hızla ölüme giderken, ünlü eseri yeryüzünün lanetlileri‟ni (les damnés de la terre) aceleyle, üç ay içinde yazıp bitirmişti. barış ünlü kitabın basılmış halini ölmeden birkaç gün önce görebildi. öldüğünde sadece 36 yaşındaydı, ama geride sayısız insanı ve birçok politik hareketi derinden etkileyen eserler ve radikal bir yaşam öyküsü bırakmıştı. barış ünlü eski sömürgeler, geri kalmış ülkeler ve “ikinci sınıf insanlar” üzerindeki etkisinin büyüklüğü nedeniyle, fanon‟a üçüncü dünya‟nın marx‟ı, lenin‟i denmiştir. frantz omar fanon / ibrahim frantz fanon kapitalist ülkelerde, sömürülenler ile iktidar arasına çok sayıda ahlak hocası, danışman ve "kafa karıştırıcı" girer. frantz fanon sömürgecilik, halkın geçmişine yönelir, bu geçmişi bozar, biçimsizleştirir ve yok eder. frantz fanon halkın inatçı, dar kafalı ve görünüşte sınırlı bakış açısı, (bir sömürgeci için) kesinlikle en değerli ve en etkili davranış modeli olur. frantz fanon ey bedenim,beni daima sorgulayan bir insan kıl ! frantz fanon şiddet ancak güçlü bir karşı şiddetle bertaraf edilir. frantz fanon her şeyden önce kadını fethetmeliyiz: gizledikleri çarşafın içinden, erkeklerinin kapattıkları evlerden onları bulup çıkarmalıyız. frantz fanon avrupalı bir doktor, bir günde tam 30 bin frankı nasıl kazandığını şöyle anlatır: "aynı serumu farklı büyüklükteki şırıngalara doldurur ve hastaya, 'hangisinden yapayım istiyorsun; 500 franklık mı, 1000'lik mi, yoksa 1500 franklık mı?' derim. tabii her seferinde frantz fanon hasta, en pahalı olan iğneyi seçer. frantz fanon kadercilik ezenin tüm sorumluluğunu ortadan kaldırır, kötü­lüklerin, sefaletlerin ve yazgının nedeni tanrı'ya bağlanabilir. birey bu şekilde tanrı' nın buyurduğu yıkımı kabul eder, sömürgecinin ve yazgının önünde eğilir ve içsel yapısının bir anlamda yeniden frantz fanon yapılanmasıyla taş gibi sakinleşir. müslim akdemir frantz fanon’da şiddetin meşruluğu sorunu dunyabizim fanon okumalıyız, çünkü...! şen süer frantz fanon 1953 yılında blida-joinville’deki bir psikiyatri kliniğinin başhekimi olur ve "sosyo terapi", "kurumsal psikoterapi" alanlarındaki modern yöntemleri cezayirli müslüman hastalara uygular. şen süer ardından, hastalarıyla birlikte cezayir kültürünün geleneksel mit ve rimellerini araştırmaya girişir. cezayir psikiyatri ortamındaki "anti-psikiyatrik” ve "somürgesizleştirici" çabaları nedeniyle düşman kazanır. şen süer kurtuluş savaşı başladığı andan itibaren cezayir direnişine katılır, direnişin politik yöneticileriyle doğrudan ilişki içine girer. 1956 yılında başhekimlik görevinden istiia eder ve 1957'de cezayir'den sınır dışı edilir. nil sarı & burhan akgün türk tarihinde psikiyatriye bakış nil sarı & burhan akgün islam dönemi öncesinde kam, otacı ve efsuncu orta asya’daki türk kavimlerinde tedavi sanatı ile uğraşanlar kam adı verilen şamanlardı. bazı türk boylarında kamlara baksı veya baksa ismi verilirdi. nil sarı & burhan akgün kamların, ataların ruhlarıyla temasa geçebildiğine ve olağanüstü yeteneklere sahip olduklarına inanılırdı. nil sarı & burhan akgün kam, sadece bir kâhin değildi, aynı zamanda tabip yetkisini üstlenen kişiydi.3 sözle ve davranışla tedavi tıp tarihinin en eski yöntemidir. nil sarı & burhan akgün telkin ve inanç tedavisinin plasebo etkisinden yararlanılırdı. tarihte kamların beden ve ruh hastalıklarını ayırdıklarına dair yazılı bilgi bulunmuyor. nil sarı & burhan akgün xı. yüzyılda yusuf has hacip’in kutadgu bilig adlı eserinin muhtelif kısımlarında “kam” dan söz edilir. örneği, günümüz türkçesiyle : yusuf has hacip her hastalığın bir ilacı ve çaresi vardır; bu hastalığı tedavi eden kam da bulunur. nil sarı & burhan akgün bu beyit, kamı tedavi eden kişi olarak tanıtır, ama tedavi yöntemini açıklamaz. nil sarı & burhan akgün otacının hastanın nabzını yokladığını, otacıların biri birlerine danıştıklarını, doğaüstü güçlere başvurmadıklarını anlıyoruz. otacılar günümüz hekiminin bakış açısını, tutum ve davranışlarını anımsatır. nil sarı & burhan akgün yusuf has hacip’in “efsuncu” (mu’azzim) ünvanıyla tanıttığı kişi ise otacının karşısında yer alır ve görevi onunkiyle çatışır. nil sarı & burhan akgün mu’azzimin cinleri uzaklaştırarak tedavi yapan kişi olarak tanıtılmasından anlıyoruz ki cinler hastalık sebebi olarak görülüyordu ve cin çarpanları tedavi eden ayrı bir meslek grubu oluşmuştu. nil sarı & burhan akgün cinlerin neden olduğu düşünülen hastalıklar büyük olasılıkla garip söz ve davranışların sergilendiği psikiyatri ve nöroloji rahatsızlıklarıydı. nil sarı & burhan akgün otacı ve mu’azzimin tedavi yolları arasındaki fark ve rekabet kutadgu bilig’de açıkça ifade edilmiştir: yusuf has hacip otacı efsuncunun sözünü beğenmez; efsuncu da otacıya değer vermez birinin sözüne göre, ilaç alınırsa hastalığa iyi gelir; diğerinin sözüne göre, muska taşırsan cinler senden uzaklaşır. nil sarı & burhan akgün vııı. yüzyıldan itibaren islam diniyle tanışan türkler ‘in çoğu eski inançlarını bırakarak islam düşüncesini ve bilimini benimsediler. islam döneminde hipokrat, galen gibi antik dönem hekimlerinin arapça’ya çevirilen tıp kitapları türk tıbbını etkiledi. nil sarı & burhan akgün mâl-i hülya hastalığı kara sevda, yani kara safranın fazlalaşması ile açıklanırdı. her hastalığın bir çaresi olduğu ve ilacının aranması gerektiği düşüncesi hakimdi. nil sarı & burhan akgün tıp yazmalarında sıklıkla vurgulanan, insanın “yaratılmışların en şereflisi olduğu” anlamındaki ayet-i kerimede insan sağlığı ile uğraşan tıp mesleği mensubunun şeref ve itibar görmesinde etkiliydi. nil sarı & burhan akgün meşhur hekimlere atfedilen tedavilerden bir kısmı şok tedavisi niteliğindedir. hastayı kızdırma, utandırma, korkutma yoluyla tedavi geleneği bazı bölgelerde günümüze dek süregelemiştir. nil sarı & burhan akgün tedavisi güç olduğundan halk arasında belâ-yı etibbâ (tabiblerin belâsı) ve ayb-ı etibbâ (tabiblerin ayıbı) gibi sözlerle nitelenen mâl-i hülya hastalığının telkinle nasıl tedavi edildiği anlatılır. nil sarı & burhan akgün ibn-i sina’ya atfedilen bir diğer vaka da “aşk hastalığının” tanısıyla ilgilidir. uygur, selçuklu ve osmanlı tıbbında tanı amacıyla sıklıkla başvurulan nabızla teşhis yöntemi psikiyatri hastalarının tanısı için de kullanılıyordu. nil sarı & burhan akgün ....... ve hekim teşhisini koyar: ‘bu genç, filan mahallede, filan sokakta, filan evde ve filan adlı bir kıza aşıktır, ilacı da o kızla kavuşmasıdır’ deyince genç utanıp yorganı başına çeker ve teşhis doğrulanır. nil sarı & burhan akgün akıl sağlığı yerinde olmayanlar bunun geçici veya kalıcı olmasına bağlı olarak islam dini nazarında birtakım yükümlülüklerden muaf tutulmuştur. hz. peygamber’in “aklı olmayanın dini de yoktur” hadisi bu bakış açısını etkilemiştir. nil sarı & burhan akgün ne var ki, akıl hastasının ehliyetli sayılmamasının, toplumdan dışlanması ya da hor görülmesi şeklinde gelişmediği, tersine bir veli gibi korunduğu, bakıldığı ve hoş görüldüğüne işaret eden çalışmalar vardır. nil sarı & burhan akgün meczup; belli bir etkiye kapılmış, o tesirle kendinden geçmiş kimse demektir. cezbeye tutulmuş, demir tozlarının mıknatısa, pervanenin ateşe kapılışı gibi yoğun bir çekimle hak aşkında varlığını yitirmiş insan anlamına gelir. nil sarı & burhan akgün akıl adamı terk ederse, “deli”; adam, aklı terk ederse, “meczûb” olur. örneği içki içip aklını bir kenara bırakanlara meczup ya da divane denir. nil sarı & burhan akgün mecnun ve cinnet kelimeleri cin sözcüğünden türetilmiştir ve aklı zail olan kişiyi tanımlar. cin tutması, cin çarpması, tutarık gibi kelimeler sar’a hastalığı anlamına da gelir. epilepsinin doğaüstü bir güce bağlanmasının izleri antik dönemlere uzanır. nil sarı & burhan akgün aklı örten ve sağlam idrake engel olan bir hastalığı olan kişi temyiz gücüne sahip değilse, “mecnûn” hükmünde sayılır ve akıl hastası kendi iradesi ile karar veremeyeceğinden, ehliyete arız olan hallere dahildir. nil sarı & burhan akgün akıl hastanesi anlamında kullanılan bimârhâne, bimaristan ve tımarhane kelimeleri de aslında hasta evi/yeri ve tedavi evi anlamlarına gelir. nil sarı & burhan akgün haseki (1550) ve atik valide (1582) darüşşifalarının vakfi yelerinde hastalarla ilişkide tabibin nazik, güleryüzlü, şefkatli, merhametli, bir baba gibi koruyucu olması bir ön koşul olarak belirtilmiştir. nil sarı & burhan akgün ıı. bayezid darüşşifasını gezmiş olan evliya çelebi’nin anlattıkları vakfiyenin metniyle tutarlıdır: evliya çelebi böyle dikkat ve özenle yapılmış şifa yurdunun anlatılan odalarında çeşitli hastalıklara tutulmuş zengin ve fakir, ihtiyar ve genç doludur… bazı odalarda ilkbaharda delilik mevsiminde edirne’nin aşk denizi derinliğine düşmüş sevdalı âşıklar çoğalıp, hekimin emriyle evliya çelebi bu tımarhaneye getirilerek altun ve gümüş yaldızlı zincirlerle kerevetlerine takılıp, her biri aslan yatağında yatar gibi kükreyip yatarlar… kimisi havuz ve şadırvanlara bakıp kalender hülyası kabilinden söz eder, nicesi dahi o kemerli kubbenin etrafında olan evliya çelebi gülistan ve bağ ve bostan içindeki binlerce kuşların cıvıltılarını dinleyip, delilerin perdesiz ve ölçüsüz sesleriyle feryada başlarlar. nil sarı & burhan akgün evliya çelebi, hastanedeki müzik ile tedavi konusunda şunları yazmıştır: evliya çelebi merhum ve mağfur bayezid veli hazretleri vakfi yesinde, hastalara deva, dertlere şifa, divanelerin ruhuna gıda ve def-i sevda olmak üzere on adet hanende ve sazende gulam tayin etmiş ki, üçü hanende, biri neyzen, biri kemancı, biri musikarcı, biri santurcu, biri evliya çelebi çengi, biri çenk santurcu, biri udcu olup, haftada üç kez gelerek hastalara ve delilere musiki faslı ederler. allahın emriyle, nicesi saz sesinden hoşlanır ve rahat ederler. doğrusu musiki ilminde neva, rast, dügah, segah, çargah, suzinak makamları onlara mahsustur. evliya çelebi ama zengule makamı ile buselik makamında rast karar kılsa insana hayat verir. bütün saz ve makamlarda ruha gıda vardır. nil sarı & burhan akgün tıp yazmalarında hastalıklar “esbâb” (sebepler), “alâmat” (belirtiler) ve “ilâc” (tedavi) adı altında üç bölümde incelenir. sebep kısmı nisbeten kısa tutulur, tedavi kısmına ise uzun uzun yer verilir. nil sarı & burhan akgün hastalıkların etiyolojisi ve tedavisi hıltlar nazariyesine yani maddi sebeplere bağlanır. nil sarı & burhan akgün örneği mâl-i hülyanın sebebi, dönemin hıltlar nazariyesi doğrultusunda ele alındığından, dimağda veya bütün bedende “kara sevdâ”nın artması olarak değerlendirildi. nil sarı & burhan akgün sevdâ “ruh-ı nefsanî”yi bozduğundan organik bozuklukların psişik belirtilere sebep olduğu var sayıldı. diğer akıl hastalıkları da aynı şekilde hıltlar teorisi esas alınarak incelenir. nil sarı & burhan akgün baş hastalıkları adı altında verilen akıl hastalıklarından “ser-sâm” (menenjit) şuur bulanıklığı, saçma konuşma, ateş, titreme belirtileriyle ayırt edilir. nil sarı & burhan akgün “aşk” da bir hastalıktır. sevgilisine kavuşamayan insan yatağa düşer ve nihayetinde onda mâl-i hülya gibi bir hastalığın bile gelişebileceği belirtilir. nil sarı & burhan akgün xıx. yüzyıl öncesinde osmanlı hekiminin akıl hastalarını hangi ilaçlarla ve yöntemlerle tedavi ettiklerini tıp yazmalarından ve osmanlı arşivi belgelerinden öğreniyoruz. nil sarı & burhan akgün besin maddeleri ilk basamak ilaç tedavisi sayıldığından hastaların perhizle tedavisine büyük önem verilirdi. örneği, sevdavi mizaç kuru olduğundan böyle bir hastanın kuruyan dimağını rutubetlendirecek nemlendirici yiyecekler tavsiye edilirdi. nil sarı & burhan akgün hastayı sakinleştiren, uyutan ya da uyuşturan ilaçlar da kullanılırdı. örneği, afyon ve lüffah (adamotu, mandragora offi cinalis) koklatılır; marul ve nilüfer suyu kaynatılıp natul yapılarak içirilirdi. nil sarı & burhan akgün hastanın beslenmesi kadar çevresi ve temizliği de tedavide önemliydi. mukbilzâde mü’min bunu şöyle belirtir: mukbilzâde mü'min tedavi edenler maraz sahibinin keyifli, latif, temiz evlerde oturmalarına çalışmalılar ki hastanın gönlü açılıp ferah olsun. evin içini de süslemeleri gerekir. nil sarı & burhan akgün anadolu’nun bir çok yerinde bulunan ve halka dini ve sosyal hizmetler sunan tekkeler, ruh ve sinir hastalıklarının tedavisinde de önemli bir görev üstlenmişti. bunlardan en çok bilineni xıv.yy’da yaşamış karacaahmet sultan’ın adına kurulmuş olan tekke nil sarı & burhan akgün ve ocaklardır. halk arasında “karaca ahmed ulu veli / akıllanır gelen deli” ilahisiyle anılan tekkeye hastalar elleri ve ayakları bağlı şekilde getirilirmiş. karacaahmed’in soyundan gelenler hastayı karşılar ve evlerine alırlar; burada bir çeşit muayeneye nil sarı & burhan akgün tabi tutulan hasta eğer saralı veya bunamış ise “bu bizim hastamız değil, allah şifasını versin” diyerek kabul edilmez; hasta çılgınca bağırıyor ve üstünü başını yırtıyorsa kabul edilirmiş. nil sarı & burhan akgün pir efendi sultan, saldırgan akıl hastalarını bu yeşil direğe zincirle bağlar, sükûnete gelinceye kadar bağı çözmez ve hasta sükûnete geldikten sonra verdiği ilâç ile takatini büsbütün azalttıktan sonra, okuma suretiyle telkinle hastayı tedavi edermiş. nil sarı & burhan akgün hastayı tomruğa bağlama ve gece türbede yatırma, böylece korkutarak şok tedavisi yapma geleneğinin kabul gören bir yöntem olduğunu söyleyebiliriz. nil sarı & burhan akgün mongeri, akıl hastalarına karşı türk–islam geleneğindeki tutum ve davranışları değiştiren kişidir. nil sarı & burhan akgün 15 mart 1876 tarihinde yürürlüğe giren bîmârhânelere dâir nizamnâme akıl hastalarının bimârhâneye yatırılmalarıyla ilgili olarak alışılmamış bir polis disiplini getirmiştir. nil sarı & burhan akgün fransız débat gazetesi muhabiri ritti, monceri’nin müdür olduğu toptaşı döneminden şikayet eder ve toptaşındaki hastaların pek fakirâne ve sefilâne yatırılıp beslendiğini; ne temizliğin ne de tedavinin yapılabildiğini yazar: ritti bimârhânede 620 kişi olduğu halde (450 erkek, 170 kadın) hepsi 150 yatakta koyun koyuna yatmaktadır. bu hastaların 70’i hristiyan’dır. hastanede bir başhekim, iki tabip ve 50 hastabakıcı vardır. nil sarı & burhan akgün toptaşı bimârhânesi (1893-1908 yıllarında) adeta bir hapishaneye dönüşmüştü. nil sarı & burhan akgün mazhar osman o dönemi “yer boşalıncaya kadar aylarca hapishanede kaldıkları çoktu. zamanla hapishaneye de sığmaz oldular. polis karakollarında deliler, sabıkalılarla beraber günlerce yatarlardı” diye anlatır. nil sarı & burhan akgün artık akıl hastaları hemen hastaneye ya da hapishaneye kapatılmayacaktı. dr. avni mahmut bey, haseki’de bir müşahadehane kurdu; artık mecnunlar önce müşahedehaneye alınıyor, yatak açıldıkça toptaşı’na gönderiliyordu. nil sarı & burhan akgün 1893’te mekteb-i tıbbiye-i şahane’den mezun olduktan sonra almanya’ya gönderilen ve burada akliye (psikiyatri) ve asabiye (nöroloji) ihtisasını alarak 1896’da türkiye’ye dönen raşit tahsin (1870-1936), aynı sene sonunda askeri tıbbiye’de emraz ve nil sarı & burhan akgün seririyat-ı akliye ve asabiye muavinliğine atanmıştır. 1896 yılında emraz-ı akliye ve asabiye, emraz-ı dahiliyeden bağımsız bir ders haline getirilmiş ve raşit tahsin bu dersi 1898’e kadar haftada iki saat teorik, 1900’e kadar da iki saat teorik, iki saat nil sarı & burhan akgün de poliklinik uygulaması şeklinde devam ettirmiştir. nil sarı & burhan akgün cumhuriyet’in başlangıcında nöroloji ile psikiyatri hastaları ve doktorları bir aradaydı. psikiyatride organik yaklaşımın kökleşmesi bu dönemde başladı diyebiliriz. nil sarı & burhan akgün ihsan şükrü aksel, türkiye’deki ilk nöropatoloji laboratuarını kurdu ve laboratuara büyük beyin mikrotomu dahil tüm modern aletler temin edildi. nil sarı & burhan akgün rasim adasal, toptaşı’ndaki yeni gelişmeleri şöyle anlatmıştı: rasim adasal ahmet şükrü (emet) laboratuarında akıl hastalarının bel suyu tahlillerini yapıyor ve buna ait bir kitap yazıyordu. ihsan şükrü aksel anatomopatoloji laboratuarında durmadan açılan beyinlerde akıl hastalıkları için patolojik lokalizasyon arıyordu. nil sarı & burhan akgün yurtta görülen akıl hastalarının istanbul’a, bakırköy akıl ve sinir hastalıkları hastanesi’ne kadar sevk edilmesi tehlikeli ve güç bir iş olduğundan 1926 yılında ellişer yataklı elazığ ve manisa hastaneleri açılmıştır. nil sarı & burhan akgün ikinci dünya savaşı yıllarında tüm türkiye’de görülen yokluk ve sefalet bakırköy’deki hastaları da çok etkilemiş, yaşam koşulları çok kötüleşmiş, kâh bakımsızlıktan kâh çeşitli hastalıklardan ötürü bir çok hasta ölmüştü (ölüm oranı %33-35). tevfika tunaboylu-ikiz türk psikiyatri tarihi ve psikanalizin yeri tevfika tunaboylu-ikiz uzun ve köklü bir geçmişe sahip olan toplumumuzun psikiyatr i tarihini incelediğimizde üç aşama ile karşılaşmaktayız : selçuklu, osmanlı ve türk psikiyatri uygulamaları. tevfika tunaboylu-ikiz her bir dönemin kendine has yaklaşımları ve bir sonraki döneme aktardıklarını incelenerek günümüz psikiyatrisinin geldiği noktayı daha iyi anlayabiliriz. tevfika tunaboylu-ikiz selçuklular, akıl hastalıklarının tedavisinde psikolojik yaklaşımlı telkin tedavileri yapmaktaydı. bunların içerisinde en önemli yerlerden birini karaca ahmet delilleri tedavi yurdu almaktadır. tevfika tunaboylu-ikiz hastanın tecrit edilmesi, rejim yapması, meşguliyet tedavisi içeren bu yaklaşımlar üzerine hiç bir belge bulunmamaktadır. bu tarz tedaviler anadolu'da oldukça fazladır. tevfika tunaboylu-ikiz böylesi topluluklarda dini otorite öylesine güçlüdür ki, hasta buna boyun eğmeye gelmektedir. böylesi kutsal yerlerin tedavi edici olduğunu işe tarikatlar söylemektedir. tevfika tunaboylu-ikiz hemen hemen hiç bir metinde kesin olarak şu hastalığı bu ilaç tedavi eder tarzında beyan olmayıp «mücerriptir» kelimesi kullanılırdı. tevfika tunaboylu-ikiz osmanlı tıbbı akıl hastalığını çok önem verip «kafa hastalığı» olarak adlandırılardı. tüm hastalıkların merkezi sinir sisteminden kaynaklanıp, organik nedenleri olduğu söylemi yaygındır. tevfika tunaboylu-ikiz kısacası osmanlı'da iki tarz yaklaşımı görmekteyiz: hastalıkların kökenini organik bulan ve ilaç tedavisine güvenen doktorlar ile dini telkin ve inançlarla ilgili çalışmalar yapan tekkeler. tevfika tunaboylu-ikiz bu iki tip tedavi hep karşı karşıya gelmesine rağmen en önemli nokta islâm ışığında türk hekimlerinin deliye batından çok değişik yer vermeleridir. tevfika tunaboylu-ikiz deli yardım isteyen bir marjinaldir, foucault'nun dediği gibi toplumun kötü vicdanı olmayıp, dünyadan aynmlaştırılmış kişiler değildir. tevfika tunaboylu-ikiz evliya çelebi seyahatnamesinde istanbul delilerinden bahsederken onlara «evliya» demektedir. tevfika tunaboylu-ikiz delilik üzerine halk folklöründe geniş bir edebiyat vardır. tevfika tunaboylu-ikiz 1815'de uzman olan mehmed said dönemin delilik sınıflamalarından bahsederken 56 çeşit deliden bahseder. bunlar bize deliliğin hepimize uyarlanabilirliğini söyleyip, insanın genel kavranışı üzerine yol gösterir. tevfika tunaboylu-ikiz 1950-60 sonrası amerikan psikodinamik akımlarının etkisiyle tıp dünyası çalkalanmış, bu bağlamda psikanaliz türkiye'ye girememiştir. tevfika tunaboylu-ikiz psikanaliz diğer tüm metodlardan farklı bir şekilde insanı sorgulamaktadır. insanla ilgileniyor ve insan üzerine sonsuz açıklamalar getiriyordu. tevfika tunaboylu-ikiz hastalık ve sıkıntıların bertaraf edilmesinden çok varoluş sorgulaması üzerinde duran psikanaliz, avrupada 100 yıllık geçmişe sahipti. tevfika tunaboylu-ikiz türk psikiyatri tarihine baktığımızda psikanalizle karşılaşmakta zorluk çekmekteyiz, bu yüzden de psikanalizin sürekliliği olan ve yüzyıllardır yaşayan türk kültüründe aranması gerekliliğine inanmaktayım. lucas richert tedavi fıstık ezmesi değil, politik değişim demektir: amerikan radikal psikiyatri, 1968-1975 lucas richert amerikan psikiyatrisi bir karmaşa durumunda gibi görünüyor. lucas richert birinci dünya savaşının hemen arkasındaki dönem amerikan ilaç piyasası ve akıl sağlığı araştırmacıları açısından önemlidir, bu döneme terapötik devrim denilebilir. lucas richert bir tarihçi 1950-1960’lı yılların ikinci biyolojik psikiyatri dönemi olduğunu belirtiyor. başka bir grup tarihçi ise bu dönemin daha önceki dönemden daha farklı ve eklektik olduğunu, daha az kutuplaşma olduğunu söylüyor. lucas richert bu makale radikal partiden, ve onun ilgili yayınlarının sosyopolitik temel ilkeler değişirken, alandaki psikiyatrik ve anti-psikiyatrik teorilerin yorumlanmasından, yeniden formüle edilmesinden ve aktarılmasından bahsetmektedir. lucas richert dr. paul lowinger’e göre (kendisi radikal partinin kurucularındandır) psikiyatride radikallerin tarihi, 1960’larda tıptaki solun hikayesidir. lucas richert 1960’larda görülen sağlık aktivizmi için radikal olmak gerekmiyordu, örneğin pensilvanya üniversitesindeki tıp öğrencileri ceketlerine “dikkat, ama(amerikan pazarlama birliği) sağlığınız için zararlı olabilir” yazan rozetler takıyorlardı. lucas richert radikal psikiyatristler sağlık aktivistlerinden pek çok tüyo almıştır. ayrıca anti psikiyatri hareketi ile çakışmıştır. lucas richert 1950’lerde abd’de sağ kanadın anti psikiyatri hareketi itibar görüyordu ve anaakım psikiyatriyi huzur bozucu, sol kanat, anti amerikan ve komünist olarak kabul ediyorlardı. aynı zamanda bu eleştiriler ayaktan tedaviyi teşvik ediyordu. lucas richert 60’ların ortasında akıl sağlığı ile ilgili maliyetlerin hükümet üzerinden karşılanmasına yönelik bir hareket görülür. lucas richert 60’larda anti psikiyatri akımı ingiltere ve abd kaynaklıdır. dr. thomas szasz “akıl hastalığının miti” isimli kitabında akıl hastalığının bir metafor olduğunu, psikiyatrinin tıbbi bir girişimden çok ahlaki ve politik olduğunu söylemektedir. lucas richert 1960’ların ortalarında psikoanalitik yaklaşımın üstünlüğü zayıflamaya başlıyor. lucas richert 1963’de kennedy zamanında toplum akıl sağlığı kanunu geçiyor, akıl sağlığı merkezlerinin finansmanını federal hükümetler karşılıyor ve kurum dışında tedavi üzerinde temel itici gücü de bu oluşturuyor. lucas richert 1968 dsm ıı standart tanı sınıflandırma eksikliği alanın taraflı ve bilimsel olmayan karakteri üzerinden eleştirilere hedef oluyor. lucas richert deli özgürlüğü cephesi (the ınsane liberation front) ve akıl hastaları özgürlük projesi (mental patients’ liberation project) zorla tedavi, zorla hastaneye yatırma, elektroşok, tiksindirici davranış tedavisi ve psikocerrahi gibi konulara karşı çıkmaktadır. lucas richert psikiyatristler ve diğer sağlık çalışanları insanları toplumun baskıcı yapısına ayarlamak için enerjilerini kötüye mi kullanıyorlar? lucas richert steiner’e göre psikiyatri bir politik aktivitedir. lucas richert psikiyatri tıbbi olmayan kökenine geri dönmelidir. psikiyatristler hasta, hastalık ve tedavi gibi kelimeleri kullanmamalıdır. lucas richert bu toplantıda istismar ve şiddet içeren tedavileri protesto ettiler. lucas richert konuşmada gay erkekler üzerinde yürütülen klinik araştırma açıklanmaktaydı. elektroşokun olduğu ve kusmanın indüklendiği bu çalışma barbarca, gaylar iyidir, sesleri ile kesiliyor. mehmet bekaroğlu statükonun bir aracı olarak psikoloji ve psikiyatri mehmet bekaroğlu psikiyatri, sırtını dayadığı modern tıp sayesinde bu eleştirileri şimdilik savuşturmuş gibi gözükmektedir. mehmet bekaroğlu hiç kuşku yok ki psikoloji ve psikiyatrinin uygulamaları insanın refahını ve mutluluğunu amaçlamıştır. modern teknolojik toplumda mutluluk tartışmasız bir şekilde tanımlanmıştır: mutluluk ancak refahla mümkündür. mehmet bekaroğlu psikoloji ile toplumun birbirini biçimlendirecek kadar içice olması, aslında ideolojik olan "mutluluk refahtır" yargısının oluşması ve yayılmasında psikolojiye anahtar bir rol yükler. mehmet bekaroğlu ancak, modernitenin vaat ettiği "dünya cenneti'nin bir türlü ufukta görünmemesi "insan mutluluğu"ndan ne anlaşılmak lazım geldiği sorusunu gündeme getirmiştir. mehmet bekaroğlu psikoloji daha işin başında kişisel olanla toplumsal olanı ayırarak insanların sorunları konusunda yürürlükteki toplumsal düzenin sorumluluklarını örter. mehmet bekaroğlu toplumsal yönelimli psikologlara rağmen psikoloji, yaşamı yapay bir şekilde ikiye böler ve insanı sosyo-politik muhtevadan ilişkisi kesilmiş, asosyal, tarihsiz/geleneksiz bir nesne olarak ele alır. mehmet bekaroğlu psikolojinin yargıları, insan davranışı hakkında ulaşılan tek ve vazgeçilmez apolitik gerçeklermiş gibi takdim edilmektedir. mehmet bekaroğlu psikologların statükoyu destekleyici etkinlikleri, insanları aldatmaya yönelik bilinçli çabalar değildir, kuşkusuz. ancak toplum, bilimi ve bilim adamını, egemen ideoloji tarafından belirlenen değerleri kabul eden belli bir tavır koyması için zorlar mehmet bekaroğlu nitekim modern psikiyatri, modern tıbbın "bozuk makina" modeli üzerine kurduğu "hastalık/bozukluk" kavramı ile hastaya yaklaşır ve onu ateş, nabız, kan basıncı ya da elemli duygudurum, bunaltı, gerçeklik algısı bozukluğu vb. bulgulara indirger. mehmet bekaroğlu bunlarla da kalmaz; klinik yargıyı bilimsel amaçlar için uygun ve yeterli görmez. zeka ve kişilik testleri, eeg, beyin görüntüleme teknikleri, biyo-kimyasal tetkikler vb. daha nesnel göstergeler de kullanır. mehmet bekaroğlu neticede "zeka, zeka testlerinin ölçtüğü şeydir" noktasına gelinir. yani gerçeklik (insan) bağlamından kopartılarak tanımlanan-ölçülen bir şey haline getirilir. mehmet bekaroğlu kişisel-toplumsal sıkıntılar ile etik ilgilerin bu şekilde teknik konularla yer değiştirmesi, bunların sosyo-politik bağlamından soyutlanmasına, dolayısıyla da statükonun sorgulanmasının engellenmesine neden olur. mehmet bekaroğlu organikçilere göre, insanın sorunları (ve hastalık), yetersiz organizmanın sonuçlarından başka bir şey değildir. mehmet bekaroğlu bugün modern psikiyatri, tıp teknolojisi ve ilaç sanayiini arkasına alarak, hastalık belirtilerinin nedenlerini genetik eksikliklerde ve beynin içinde aramaktadır. mehmet bekaroğlu bu şekilde toplumun ve kişinin ruhsal bakımdan iyi durumda olmasında çok önemli rolleri olan ekonomik ve sosyal faktörler gözardı edilmektedir. mehmet bekaroğlu psikolojik bilgi dünyasına egemen ideolojinin nüfuzu ve psikolojinin statükonun bir aracı olması şu yollarla olmaktadır: ....... mehmet bekaroğlu haverman hiç de haksız değildi "çağımız psikoloji çağı olarak ilan edilmelidir" derken. mehmet bekaroğlu psikiyatrinin uygulamaları ile iktidar seçkinlerinin konumlarını koruma gayretlerinin ilişkisi ya da psikiyatrinin ideolojik amaçlar için kullanımı konusunda öteden beri tartışmalar devam edegelmektedir. mehmet bekaroğlu özellikle eski sovyetler birliği'nde bilimsel sosyalizmi kavramayan sapkın muhaliflerin psikiyatri kliniklerine kapatılıp elektro-şok tezgahları ve nöroleptik banyolarından geçirilmesi ile abd'de psikopatlara uygulanan psikoşirurji uygulamaları eleştirilmiştir. mehmet bekaroğlu kimse bu eleştirileri "istisnalar ve kötü uygulamalar" diye geçiştiremez. deli (örneğin; şizofreni) tanısı olan kişinin o andan itibaren cezai ve hukuki ehliyeti kalkmaktadır. mehmet bekaroğlu böyle bir kişi aynı zamanda her an bir yere kapatılma ve zorla tedavi ile karşı karşıyadır. sadece bu yönü ile bile psikiyatri, iktidar sahiplerinin her zaman dikkatlerini çekmiştir. mehmet bekaroğlu psikiyatri tarihinde çok sayıda örnek bulabileceğimiz bu "kötü uygulamalar" bir yana, temel yönelimleri ile psikiyatri ideolojik kullanıma açıktır. mehmet bekaroğlu psikiyatri toplumsal kurumlardan kaynaklanan çatışma ve acıları bireyin (bazan ailenin) "işlev bozukluğuma bağlar (psikolojizasyon). sonra da bu sorunlara kısa vadeli teknolojik çözümler bulur (medikalizasyon). mehmet bekaroğlu bu şekilde toplumsal/politik ağırlıklı sıkıntılar psikolojize ve medikalize edilerek bağlamından koparılır. mehmet bekaroğlu akıl bozukluğu da toplumun rasyonel işleyişine bir tehdittir. tıbbi psikiyatrinin görevi, kişisel işlev bozuklukları ile izah ettiği bu tehdidi, toplumsal hayatın uyumlu işleyişini yıkıma uğratmayacak bir mekanda sınırlamaktır. mehmet bekaroğlu biz psikiyatrlar ortaçağ'ın içine şeytan girmiş kötüleri kovalayan papazları değiliz. hiç kuşku yok ki, lobotomiyi de lanetliyoruz. ancak biz de psikopatolojiyi insanın beyninde arıyoruz, şeytan ve cinlerle değil ama nörotransmitterlerle meşgulüz. mehmet bekaroğlu önceleri bir kimse deli ya da akıllıydı; şimdi akıl bozukluğu grip ya da kanser gibi kısa veya uzun süreli olabilen bir hastalık olarak görülür. mehmet bekaroğlu psikiyatrik tanı bir yönüyle, insanların acı ve hayal kırıklıklarının toplumsal bağlamından kopartılıp "bozukluk" olarak yeniden tanımlanması, psikiyatrik tedavi de toplumsal kurumların dişlileri arasında ezilen kurbanlara bir yüce unutuşun bağışlanması mıdır? mehmet bekaroğlu kuşkusuz, davıd cooper bütünüyle haklı değildi: "tüm hezeyanlar politik bildiriler ve tüm deliller siyasi muhaliflerdir". ama bütünüyle de haksız değildi. cem taylan erden & tolga binbay sovyetler birliği’nde psikiyatri kötüye mi kullanıldı? cem taylan erden & tolga binbay aslında çok da kısa sayılamayacak bir tarih tek bir cümle ile özetlenebilir: “sovyetler birliği'nde aktivistlere karşı sistematik baskı uygulanmıştır ve psikiyatri de bu baskıya kılıf olarak kullanılmıştır” (van voren, 2010a). cem taylan erden & tolga binbay gerek bilimsel yayınlarda gerekse yazılı basında sovyetler birliği'nde psikiyatrinin siyasi amaçlarla kötüye kullanıldığına dair birçok yayın bulunmaktadır. cem taylan erden & tolga binbay söz konusu yayınların ortak yedi özelliği aslında ortada örgütlü bir saldırı olduğunu düşündürmektedir. cem taylan erden & tolga binbay sonuç olarak yaşanan “örgütlü” süreçle başedilememiş ve tarih soru işaretiyle geride kalmıştır. gamze gürler psikiyatrinin toplumsal etkilerine dair nitel bir araştırma: ege üniversitesi örneği gamze gürler batı dünyası, aydınlanma’dan itibaren kendisini “aklın” öncülüğünde yeniden inşa etmiş ve önceden dinsel söylemlerin hâkimiyeti altındaki alanları bilimsel olarak incelemeye başlamıştır. gamze gürler psikoloji ve psikiyatri bilimlerinin kökenleri aydınlanma'ya dayanmaktadır. bu bilimlerin ortaya çıkışı ancak akla yapılan vurgu sayesinde mümkün olmuştur. gamze gürler aklın karşısında yer alan deliliğin mistik konumu moderniteyle birlikte değişmiş ve akıl hastaları giderek bir yük olarak görülmeye başlanmıştır. gamze gürler psikiyatri, bilimsel söylemler ile akıl hastaları üzerinde sosyal kontrol sağlamış, onları kurumlara kapatmıştır ve ötekileştirmiştir. gamze gürler bu çalışmada amaç, ege üniversitesi’nin farklı fakültelerinde öğrenim görmekte olan 25 kişiyle gerçekleştirilen yarı-yapılandırılmış görüşmeler yoluyla psikiyatrik söylemlerin bireylerin akıl sağlığı ve hastalığı hakkındaki fikirlerini nasıl etkilediğini anlamaktır. gamze gürler araştırma bulguları, katılımcıların psikiyatrinin otoritesini onayladıklarını ve psikiyatriyi nesnel bir bilim olarak gördüklerini, akıl hastalıklarını psikiyatrik söylemler temelinde anormal davranışlarla özdeşleştirdiklerini göstermektedir. gamze gürler katılımcıların çoğu akıl hastalarının ötekileştirildiğinin farkında olmasına rağmen, psikiyatrinin söylemlerine benzer açıklamalarıyla etiketleme sürecine katkıda bulunmaktadır. gamze gürler akıl hastalıkları katılımcılar için diğer bedensel hastalıklardan daha korkutucu olmaktadır. gamze gürler modernite sürecinde, akıl hastalığının nedenleri olarak şeytani ruhları ya da cadılığı gösterme alışkanlıkları silinmiştir. pozitif tıbbın doğuşuyla, deliliğin doğaüstü nedenlerden kaynaklandığı ve delinin “cin çarpmış” kişi olduğu fikri silinip, fizyolojik bir gamze gürler bozukluğa dayalı bir anlayış gelmiştir. bilim ve teknoloji, akıl hastalığının nedenlerini fiziksel hastalıklara benzer bir şekilde ele almış ve ona göre tedavi uygulamaya başlamıştır. gamze gürler kişinin farklı davranışından hareket ederek onun akıl hastası olduğuna karar vermenin, damgayı ve önyargıları kuvvetlendireceğini, normalin sınırlarını daraltacağı gözden kaçmamalıdır. gamze gürler bireylerin psikiyatrinin şekillendirdiği anlayış doğrultusunda akıl sağlığının yerinde olmadığını düşündüğü bireyleri ötekileştirdiği, toplum çemberinin dışına ittiği fikrinin örnekleri araştırmanın bulgularında görülebilmektedir. gamze gürler etiketlemenin hastalığın seyri açısından olumsuz sonuçları olabileceği aşikârdır. etiketleme, akıl hastalarının çevreleri ile olan sosyal bağlarının kopmasına neden olabilmektedir. orhan doğan dünden bugüne türkiye’de sosyal psikiyatri uygulamaları orhan doğan türklerde sosyal psikiyatri uygulamaları çok eski yıllara dayanmaktadır. türklerdeki müzik tedavisi, su tedavisi, uğraşı tedavisi gibi tedavi ve uyumlandırma yaklaşımları sosyal psikiyatri uygulamalarıdır. almira yılmaz ah be aziz’im, hiç mi nazım okumadın? almira yılmaz türlü türlü aforizmalar çıkıyor dilimden. sanırsın içimde bir edip cansever, bir cemal süreya, bir ahmed arif var. bilinçaltım şiir, dilim nesir. almira yılmaz sanki hiç doğmamış gibi yersiz kadın. ya da büyümeyi beceremiyor, beceriksiz. özcan köknel doğanın yapısında denge, düzen ve uyum vardır. denge, düzen ve uyum bozulduğunda "doğal şiddet" diyebileceğimiz doğal afetler oluşur. rabia gizem çalış depremler, seller, yanardağ patlamaları vb. doğal şiddet adı altında sınıflandırılır. fakat bu adlandırma insanın değil doğanın yol açtığı şiddet anlamında kullanılırsa kabul edilebilir (gümüş, 2007:32). ömer özer kaza ve doğal şiddet ise, daima belli karakterleri kurban eden amaçlı dramatik eylemler olarak kabul edildiğinden, şiddet kapsamına girmektedir (1980, s. 12; morgan, 1984). almira yılmaz tarihler 55’ler veya 60’larken yazılan bu satırlarda bile çevresel sorunların önem taşıdığını ve insanlığa uyarılarda bulunulduğunu görüyoruz. bu önü alınamaz bir doğa şiddeti olmakla beraber insanın kendi soyuna zarar verişinin ve gelişememişliğinin en acı halidir. hilmi haşal "deprem ve şiir" başlığı altında ne söylenebilir diye düşünemiyor bile insan. ....... çünkü depremle birlikte konuşma gerekçelerimiz hep aynı noktada odaklanır oldu; doğa şiddeti - insan şiddeti ve bıraktığı harabe dünya. arzu içağasıoğlu çoban & rumeysa akgün ankara kadın kapalı ceza infaz kurumunda kalan kadın hükümlülerin psikososyal durumlarının saptanması ve sosyal desteklerinin belirlenmesi arzu içağasıoğlu çoban & rumeysa akgün kadın suçluluk oranındaki artışlarla bağlantılı olarak kadın hükümlülüğü olgusu, son yıllarda tartışılan en önemli konulardan biri olmuştur. arzu içağasıoğlu çoban & rumeysa akgün kadın hükümlüler, toplumun kadına bakış açısı ve toplumdaki konumları nedeniyle diğer suçlu grubundaki bireylere göre daha zor koşullarla karşı karşıya kalmaktadır. arzu içağasıoğlu çoban & rumeysa akgün kadın hükümlülerin düşük sosyoekonomik statü ve eğitim düzeyine sahip olduğu belirlenmiştir. arzu içağasıoğlu çoban & rumeysa akgün araştırmada en fazla suçu evli olan kadın hükümlülerin işlediği, evlilik faktörünün kadın hükümlülerin suç işlemelerinde caydırıcı bir rol oynamadığı görülmüştür. arzu içağasıoğlu çoban & rumeysa akgün kadın hükümlülerin aile içinde herhangi bir sorunlarının olmaması onların ya evlendikten sonra karşılaştıkları sorunlardan dolayı ya da çevrelerinde karşılaştıkları durumlardan dolayı suç işlediklerini düşündürmektedir. türkiye insan hakları vakfı örneklerle türkiye insan hakları raporu 1991 türkiye insan hakları vakfı istanbul'da düzenlenen "savaşa hayır" mitinginden sonra polis yürüyüş yapmak isteyenlere müdahale etti. polisin müdahalesi sonucunda çıkan panik sırasında yadigar coşkun isimli genç bir kız öldü, kardeşi selma coşkun ise ağır yaralandı. türkiye insan hakları vakfı bir süre gözaltında tutulduktan sonra tutuklanan haydar arman isimli bir genç, gönderildiği ankara merkez cezaevinde öldü. türkiye insan hakları vakfı gözaltında tutulduğu beyoğlu emniyet amirliği'nde komaya giren ali rıza ağdoğan isimli genç, kaldırıldığı hastanede öldü. ali rıza ağdoğan'ın işkence gördüğünü kanıtlayan doktor raporları daha sonra kamuoyuna açıklandı. türkiye insan hakları vakfı ihd ankara şubesi'nin düzenlediği "çocuk ve şiddet" konulu toplantı, valilik tarafından yasaklandı. türkiye insan hakları vakfı mardin'in dargeçit ilçesinde şırnak ve idil olaylarını protesto eden bir grubun üzerine mustafa ataç isimli astsubay tarafından ateş açıldı. açılan ateş sonucunda rukiye bozkurt isimli bir kadın öldü, 6 kişi de yaralandı. türkiye insan hakları vakfı kadınlar günü nedeniyle ankara'da düzenlenmek istenen açık hava şenliği engellendi. şenlik alanında genel af çıkartılması isteğiyle imza toplayan ihd ankara şubesi yönetim kurulu üyesi hediye felekoğlu bir süre gözaltında tutuldu. türkiye insan hakları vakfı dargeçit'te daha önce öldürülen rukiye bozkurt'un ailesine başsağlığına gitmek isteyenlere ateş açıldı. olayda abdurrahman çiçek isimli bir genç öldü, üç kişi yaralandı, 200 kişi de gözaltına alındı. gözaltına alınanlardan 28'i tutuklandı. türkiye insan hakları vakfı türkiye'de hergün ortalama 430 iş kazası meydana geldiği, bu kazalarda 4 işçinin öldüğü, 3 işçinin meslek hastalığına yakalandığı, 9 işçinin de sakat kaldığı belirlendi. türkiye insan hakları vakfı hurdacılık yaparak geçimini sağlayan alaattin kürekçi adlı bir şahsın gözaltında tutulduğu istanbul şişli emniyet amirliği'nde gördüğü işkenceler sonucunda öldüğü bildirildi. duygu ünal koğuşların sağır ve dilsiz şimdi sinop cezaevi… duygu ünal sinop adının geçtiği her zaman akla ilk gelenlerden biri; sürgünleri, kaçmanın imkânsızlığı ve yatan ünlüleri ile meşhur cezaevidir. duygu ünal cezaevinde yatan edebiyatçılar, siyasetçiler, askerler daha sonra anılarını yazıya dökmüşlerdir. bu sayede önemli eserlerin ortaya çıkmasını sağlamışlardır. duygu ünal 1939 yılında da çocuk hapishanesi olarak kullanılmak üzere bir bina daha yapılmıştır. duygu ünal sinop kale zindanlarının ilk misafirleri 1560’lı yıllarda çıkan bir ayaklanmada yağmacılıkla suçlanan ibrahim ve mehmet adlı iki şahıstır. zindanların bir başka misafiri ise 1713’te kırım hanı devlet giray’dır. duygu ünal evliya çelebi seyahatnamesinde bu zindandan şöyle bahsetmiştir; evliyâ çelebi büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkûmları vardır. burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. evliyâ çelebi tanrı korusun, oradan mahkûm kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar. duygu ünal sinop cezaevinde gardiyanlık yapmış “pala” lakaplı akif şahin isimli gardiyanın verdiği bilgilere göre yakın tarih içinde cezaevinde bugüne kadar üç mahkûm kaçmıştır. duygu ünal üçüncüsü ise aynı yolu denemek için lağıma atlamış, fakat önceki kaçış üzerine yapılan parmaklıklar yüzünden daha ileriye gidememiş ve geriye dönmeyi de beceremeyerek boğulmuştur. duygu ünal 16. yüzyılın ortalarından itibaren sinop bir nevi hapishanedir. iç kaleyi oluşturan burçlar, bu tarihten itibaren zindan olarak kullanılagelmiştir. duygu ünal sinop cezaevinde yatan ünlüler: cezaevine yatan en ünlü mahkûm cumhurbaşkanına hakaretten mahkûm edilen sabahattin ali’dir. duygu ünal hüseyin hilmi: 1910 yılında osmanlı sosyalist fırkası kurucuları arasında yer alan hüseyin hilmi 1913 yılında sinop’a daha sonrada çorum ve bâlâ’ya sürülmüştür. 1923 yılında öldürülür. duygu ünal sinop cezaevi öylesi bir ceza çektirir ki insana; dışarda deniz içerde sadece dalgaların sesi. bu durumu en iyi betimleyen yine buranın mahkûmlarından sabahattin ali olmuştur ve sinop cezaevi için yazdığı “aldırma gönül”ün dizeleri bestelenmiştir. duygu ünal sinop cezaevi müzesi her gün 08.00 – 17.00 saatleri arasında ziyaretçilerini beklemektedir. zerrin erkol & bora büken & rıza yılmaz & hayri erkol & kahramanmaraş ili’nde cezaevi ölümleri kenan karbeyaz & ünal ayrancı & adnan çelikel & harun akkaya cezaevinde mahkum ölümleri; eskişehir deneyimi sibel çaynak & yasemin kutlu bir grup tutuklu ve hükümlünün ruhsal belirtileri, intihar olasılığı ve başa çıkma yolları cevriye demir güneş ruh bedenin hapishanesidir: michel foucault muharrem balcı bağımlılaştırma - insanlık suçu ilişkisi muharrem balcı bu ülkenin insanı çocuklarını bağımlılıkların tasallutundan koruyabilir mi? önlemleri kim alacak? anayasanın yükümlü kıldığı sosyal devlet mi, aile mi, fert mi? muharrem balcı anayasanın 58. maddesi ailelere değil devlete sorumluluk yüklüyor. devlet ise anayasal suç işliyor. daha da kötüsü, ileride anlatacağımız gibi insanlık suçlarına ortak oluyor. muharrem balcı bağımlılık yapan maddelerin kötüye kullanılmasına bağlı olarak dünyada dolaşan yıllık paranın 500 milyar amerikan doları olduğu dile getirilmektedir. bu paranın neredeyse tamamı organize suç örgütlerinin kontrolündedir. muharrem balcı insan sağlığı ile ilişkili başka hiçbir hastalık organize suç örgütleri, terör ve kara para ile bu kadar iç içe değildir. muharrem balcı bir ülkede insanların, dünyada insanlığın geleceğini karartan, felakete sürükleyen, insanları bağımlılaştırarak köleleştiren bir olgu var ise, bunun adını koyacak olan da başta hukukçulardır. muharrem balcı peki, hukukçular bu olgunun adını koyuyorlar mı? hukukçular, hukuk üretiyorlar mı? muharrem balcı bu sosyal sorumluluk anlayışınız (allah korkunuz) niye 3,7 milyardan başlıyor? 2,7 milyardan başlamıyor? niye 1 milyar iken başlamadı allah korkunuz da, gelir tavan yaptığında başladı? muharrem balcı kapısında +18 yazan şans oyunları bayilerinin önünde 12-13 yaşında çocuklar kumar oynadığı zaman niye aklınıza gelmiyor sosyal sorumluluk – allah korkusu? muharrem balcı insanların bir kısmında, “bu beden benim, bunu tepe tepe kullanırım. yakarım, yıkarım, atarım, intihar ederim, keserim, içerim, hasta ederim, öldürürüm, yaralarım, onursuz hâle getiririm, kimse bana karışamaz” algısı var. muharrem balcı böyle bir özgürlük olabilir mi? hangi hukuk sistemi insana kendine zarar verme özgürlüğü tanıyor? dünyada böyle bir sistem yok. o hâlde kendine zarar verenlerin hepsi içinde bulundukları ve diğer bütün hukuk sistemlerine aykırı davranmış olmuyor mu? uğur argun & ersin karapazarlıoğlu & serkan taşgın öldürme (cinayet) olaylarında polis soruşturmaları uğur argun & ersin karapazarlıoğlu & serkan taşgın cinayet soruşturmaları, soygun, hırsızlık, ve sahtecilik gibi suçlarla karşılaştırıldığında en zorlu ve detaylı araştırmayı gerektiren çalışmalardır. uğur argun & ersin karapazarlıoğlu & serkan taşgın ağır suçlar kapsamında bulunan bu suçun cezası da diğer suçlara verilen cezalardan daha fazladır. bu sebeplerden dolayı cinayet büroları genellikle asayiş şube bünyesinde bulunan en önemli birim olarak da görülebilmektedir. uğur argun & ersin karapazarlıoğlu & serkan taşgın bu çalışma cinayet soruçturmalarının safhalarını anlatmaktadır ve savcıların yönlendirmeleriyle de cinayet soruşturmalarının nasıl ele alındığı açıklanmıştır. uğur argun & ersin karapazarlıoğlu & serkan taşgın bu çalışmanın ilk bölümünde cinayet olaylarının hukuki boyutu ele alınmış ve sonrasında cinayet olayının ilk öğrenilmesinden şüpheli şahıs veya şahısların yakalanmasına kadarki geçen safhalar anlatılmıştır. uğur argun & ersin karapazarlıoğlu & serkan taşgın bu çalışma cinayet olayları soruşturmasının anlatıldığı az sayıdaki çalışmalardan biri olması sebebiyle özgün bir çalışmadır. leyla baysan arabacı & gülsenay taş çocuklarda suça sürükleyen faktörler, ruhsal problemler ve hemşirelik bakımı f. maner & z. e. kayatekin & e. abay & s. saygılı & a. i. şener psikiyatrik hastalıklar ve suç begüm çardak kadınların suç korkuları üzerine nitel bir çalışma zafer akkuş & tamer efe doğal çevre felaketlerinin suça etkisi fırat tüysüz dolandırıcılık suçu ahmet aydın hanefî doktrininde son şart nazariyesinin öldürme suçuna etkisi yusuf söylemez & h. ahmet kırkkılıç kutadgu bilig’in suç işleme motivasyonuna olumsuz etki yapabilecek değerler bakımından incelenmesi aliye uslu üstten derin boşluk: cemîle sümeyra ve “kendi kalemini kıranlar” aliye uslu üstten cemile sümeyra, türkçede islamiyet’ten öncesi ve sonrası “kendini öldürme” anlamına gelebilecek bir kelimenin bulunmadığını; bu kelimenin ilk kez tanzimat döneminde “kurban kesmek” anlamına gelen “nahr” kelimesinden türetildiğini belirtir. aliye uslu üstten meninger’in intiharın kaynağı olarak gördüğü üç dürtü, “öldürme isteği, öldürülme isteği, ölme isteği” dikkat çekicidir. insan karşısındaki öldüremediğinde veya öldürülmediğinde kendini öldürmeyi tercih eder. aliye uslu üstten yazar, intihar nedenlerini toplumsal/sosyolojik, psikolojik, biyolojik başlıkları altında incelerken intiharı belirleyen etkenleri din, edebî ortam, evlilik, cinsiyet, yaş, ekonomik koşullar, eğitim ve iklim gibi unsurlardan hareketle açıklamıştır. aliye uslu üstten ....... “baskı süreci” veya sonrasında “boşluk yaşama durumu” belirli bir olay ve düşünce etrafında kenetlenen insanları intihara götüren olumsuzluklardır. soysal ekinci, can iren, kenan özcan ve metin akbaş’ın intiharı bu duruma örnek olarak verilmiştir. semra alemdaroğlu carducci'nin şiirlerindeki özyaşamsal unsurlar semra alemdaroğlu val d'arno'dan geçerken başlıklı sonesinde, toskana tepelerini tekrar gören şair, intihar etmiş olan kardeşini anımsar büyük bir üzüntü içinde. arno vadisi'nden her geçişinde şairin boğazında hıçkırıklar düğümlenir çünkü tepedeki mezarlıkta "yirmi yaşındaki" semra alemdaroğlu kardeşi yatmaktadır: gencin üzerindeki örtü "kara toprak ve yeşil ot"lardır. sonenin sonunda yer alan bu sözcüklerle şair yine yaşam-ölüm tezadını vurgulamak istemektedir. semra alemdaroğlu 1867 yılının haziran ayında doğmuş olan, şairin oğlu dante, üç yaşını doldurduğu tarihten kısa bir süre sonra kasım 1870'de ölür. şair, biricik oğlunun ölümünden yaklaşık yedi ay sonra yazdığı bu şiirinde oğluna yönelerek tesellisi olmayan acısını dile getirir. giosuè alessandro giuseppe carducci o ağaç, küçücük elini uzattığın, güzel kırmızı çiçekli yeşil nar ağacı, ıssız sessiz bahçede yine şimdi yemyeşil, haziran onu okşarken ışığı ve ısısıyla. giosuè alessandro giuseppe carducci sen, kurumuş çatırdayan ağacımın çiçeği, sen, ölümlü yaşamın tek ve son çiçeği, soğuk topraktasın kara toprakta; artık ne güneş seni neşelendirir ne uyandırır aşk seni semra alemdaroğlu bir sonbahar sabahı istasyonda başlıklı şiirde ise gri bir sonbahar sabahı sevgilisini yolcu eden şairin içini bir sıkıntı kaplar; yaşamını da çepeçevre saran bir sıkıntı. 18.10.1873 tarihli bir mektubunda da sonbaharı aynı şekilde tanımlamaktadır şair: giosuè alessandro giuseppe carducci çok hüzünlüyüm. sonbahar gerçekten başladı: herşey nemli, herşey gri, içimde ve dışımda herşey rengini yitirmiş. gökyüzündeki grilik ne hoş! bilal civelek işsizlik varsa da devlet kimseyi aç bırakmıyor. hatta çalışmayan çalışandan daha iyi maaş alıyor. el-turco ve dostum bosanirsam ne olur diye korkma bu almanyada kimse ac kalmaz merak etme öyleki almanyada calismayan calisandan daha iyi geciniyor bazan!-bunu bosanman icin demiyorum tabii ! necip ....... türkiye özeti çalışmayan çalışandan daha rahat geçiniyor? cafer gezgez abdullah eğer bir işte çalışılıyorsa –ki aslında çalışmayan, çalışandan çok yer– işe göre yemeğin ayarlanması gerekir. çok yiyip hastaneleri ve hapishaneleri meşgul etmeyelim. eliz alya çalışmadan yüksek alanlar çalışanla aynı puanı alanlara bence büyük bi saygısızlık bu sınav belirlyici değildi çalışan da aldı çalışmayan da htta çalışmayan çalışandan daha yüksek almış rahatlıktan sanırım. ? / anonim asker ettiler beni, kıdemli çavuş gurbet çöllerinde oldum bir baykuş anadan, babadan, yardan bir haber yokmuş uçun kuşlar uçun izmir’e doğru + evimizin önü duttur geçilmez bağımızda gazel sıktır seçilmez bir ben ölmeyinen ordu bozulmaz uçun kuşlar uçun izmir’e doğru sevgül türkmenoğlu ilhan berk’in istanbul kitabı’nda flaneur sevgül türkmenoğlu bu makalede berk’in şiirinde, şehir söz konusu olduğunda öncelikli bir yere sahip olan ve sözü edilen kitabında şehir hayatlıyla ilgili şiirler içinde kendine özgü yaklaşımıyla öne çıkan flaneur profili odağa alınmaktadır. sevgül türkmenoğlu flaneur, şehrin karışık sokaklarında kaybolarak yalnızca gözlemleriyle baş başa kalmak ister. böylece bütün amaçların ötesinde yalnızca gözlem yapmak amacıyla kendini kalabalıklar içinde bulur. sevgül türkmenoğlu ilhan berk, istanbul‟u farklı ve çok yönlü taraflarıyla ele aldığı “istanbul kitabı”nda okuru adeta bir gezintiye çıkarır. istanbul, farklı cepheleriyle gözlenir. sevgül türkmenoğlu fonda iç karartan, çirkinlikleri yansıtan kirli, gri bir istanbul resmi vardır. şair bu resmi aç ve fakir insanlarla tamamlar. sevgül türkmenoğlu şiirin son kısmında ise istanbul birçok çirkinliğiyle anlatılır. nice imparatorlukların, medeniyetlerin kirini, haksızlığını, zulmünü üzerinde taşıyan istanbul şiirde bu çirkinliklerin hepsini açığa çıkarmış gibidir. sevgül türkmenoğlu “kurşun kubbeler şehri” betimlemesiyle okuyucunun karşısına çıkan istanbul, şiir ilerledikçe bütün çirkinliklerini bir bir ortaya çıkarır. sevgül türkmenoğlu flaneur, şiir boyunca bu çirkinlikleri yollarda, sokaklarda, dükkânlarda, kenar mahallelerin arasında, karanlık ve izbe işyerlerinde, insanların yorgun ve bezgin yüzlerinde arar. bulduklarını da tüm çıplaklığıyla okuyucuya yansıtır. sevgül türkmenoğlu böylece karşımıza aç ve sefil insanları, iç karartan kareleriyle sefil bir istanbul manzarası çıkar. sevgül türkmenoğlu türk romanının din algısında popülist bir durak: hidayet romanları sevgül türkmenoğlu türk romanında din algısı tanzimat ile birlikte ortaya çıkan romancılık serüveniyle başlar. tanzimat döneminde görülen ilk roman örneklerinde ve arkasından gelen servet-i fünûn döneminde çok yoğun bir din kavramı ile karşılaşılmaz. sevgül türkmenoğlu din algısının romanda yoğun bir şekilde işlenmesi, milli edebiyat ve cumhuriyet dönemlerinde başlar. bu dönem eserlerinde dine bakış büyük ölçüde olumsuzdur. din adamları genellikle sahtekâr, güvenilmez, çıkarcı, cahil ve kaba tiplerdir. sevgül türkmenoğlu itici bir figür olarak okuyucuya sunulan bu din adamı profili türk romanında uzun süre işlenmiştir. muhafazakâr kesim, roman türüne çok sıcak bakmadığı için uzun süre bu kesimin hayat görüşüne göre yazılmış bir romana rastlanmaz. sevgül türkmenoğlu islami roman olarak tanımlanabilecek ilk örneklerden biri, 1967 yılında hekimoğlu ismail’in kaleme aldığı minyeli abdullah romanıdır. bu romandan sonra başka islami romanlar da yayımlanmıştır. sevgül türkmenoğlu daha sonraki süreçte, özellikle 1980 ve 1990’lı yıllarda dini içerikli romanlar bir furya haline gelmiştir. sevgül türkmenoğlu hidayet romanı olarak adlandırılan ve çoğunlukla bir aşk teması etrafında şekillenen bu romanlarda klişe bir kurgu vardır. dindar bir genç erkek, arayış içinde olan bir genç kız genellikle başkahraman olarak seçilir. sevgül türkmenoğlu romanın kurgusu bu iki kişi arasındaki aşk ekseninde devam eder. genellikle de arayış içindeki genç kız, dindar genç adamdan etkilenerek hidayete erer. başını örter ve islami bir yaşam şeklini benimser. sevgül türkmenoğlu sonuç olarak hidayet romanlarının, edebi zevk ve entelektüel birikimden ziyade ‘tebliğ’ kaygısıyla ve klişeler üzerine bina edilen, hitap ettiği kitleyi diri tutmayı amaçlayan bir propaganda diliyle yazıldıklarını söylemek mümkündür. emel koşar hüseyin rahmi gürpınar'ın romanlarında bâtıl inançlar emel koşar hüseyin rahmi gürpınar cadı, gulyabani, mezarından kalkan şehid gibi eserlerinde bâtıl inançları mizahî bir şekilde ele alarak halkı eğitmeye çalışır. hüseyin rahmi'nin bâtıl inanç konusunu ele aldığı romanları "sır romanları" şeklinde nitelendirilebilir. emel koşar çünkü bu romanlarda çözülmesi gereken bir sır vardır. bu sır cahil insanların bâtıl inançlarından faydalanmak isteyenlerin oynadıkları oyundur. romanlar bu sırrın keşfi üzerine kurulur. romanlarda bâtıl inançlara inananlarla inanmayanlar karşı karşıya getirilir. emel koşar hüseyin rahmi romanlarında, para kazanmayı hedefleyerek eğitimsiz ve saf insanların, özellikle kadınların dinî inançlarını istismar eden dolandırıcılara dikkatleri çekmiş ve bunu yaparken komik unsurdan istifade etmiştir. emel koşar bâtıl inançlara inananlar ne belirli bir sosyal tabakaya, ne de belirli bir beden yapısı veya mizaca sahiptirler. okur yazar olan şahıslar da (tesadüf'te yer alan sâibe gibi) cahil halk gibi büyücüden medet umarlar. emel koşar romanlarda olay, şahıslar, mekân ve üslûp arasında sıkı bir bağ vardır. yazar cadılara, perilere ve cinlere inanan, cahil, eski kadın tiplerini başarılı bir şekilde canlandırır. emel koşar romanlarda erkekler çok az yer alır, aklı temsil eden yazarın savunucuları hep erkektir hüseyin rahmi kadınları daha iyi tanıdığı için kadınların dünyasını ustalıkla işler. emel koşar romanlarda bâtıl inançlardan aşırı derecede etkilenenler ve istismar edilenler kadınlardır. eğitimin önemini vurgulayan hüseyin rahmi çocuğu yetiştiren dolayısıyla geleceğe şekil veren kadın olduğu için kadınların eğitilmesi üzerinde durur. emel koşar aşırı etkilenmek kadınsılaşmak demektir. etkilenen eğer bir kadın değilse mutlaka kadınsılaşmış bir erkektir. fal baktıranların çoğunun okur yazar erkek olması dikkat çeker. bu erkekler kadınsılaşmış erkeklerdir. emel koşar romanlarda mekân işlenen konuya uygundur. roman kişilerinin tasvir ettikleri yalı ve konaklar ıssız yerlerdedir. eski, yıkık dökük yalı ve konaklarda karanlık geçitler, kimsenin girmeye cesaret edemediği kilitli odalar vardır. emel koşar roman kişilerinin mezarlık tasvirleri dikkati çeker. gece yarıları sık ve yırtıcı çalılıklarla, dikenlerle, servilerle kaplı mezarlıklarda güçlükle yürüyen roman kişileri ağaçların gölgelerini hortlak ya da gulyabani zannederek korkarlar. emel koşar hüseyin rahmi'nin romanların ortak özelliklerinden biri romanlarda yer alan cadı, cin gibi varlıkların kafiyeli sözleridir. roman kişileri de onlardan korunmak için birtakım kafiyeli sözler söylerler. aziz nesin bir zamanlar bir ülkede bir kişi "aman bana kazık giriyor!" diye bağırmaya başlamış. başkasına giren kazıktan bana ne deyip kimse aldırmamış. derken "bana kazık giriyor" diye bağıranların, acıdan kıvrananların sayısı artmaya başlamış. hasan hüseyin korkmazgil ellerimi kullandım kazandım ekmeğimi beynimi pazarladım kazandım ekmeğimi ikisinde de dehşetli kazıklandım tanıdım ikisinde de bir gelinir dünyamızın soysuzlarını çetin altan politika demek, kazığı atarken söylediğin nutukları, kazığı yiyenlere alkışlatmak demektir. nejat işler milyon tane kazık yiyince, bedenin zarar görüyor. lucius annaeus seneca / sêneca birbirlerine kazık atarken, birbirlerine uyku uyumazken, birbirlerini mutsuz ederken, yaşamlarının hiçbir ilginçliği, hiçbir zevki kalmıyor ahlaksal gelişimden yoksun kalıyor yaşamları. ayşe aral kazık yemekten bıktım, artık ben de kazık atmak istiyorum! zeynep bostan bugünkü dersimiz yamyamlık! zeynep bostan insan kanı ve diğer vücut parçalarından yapılan ilaçları kullanmak 17. yüzyıl avrupa’sında çok yaygındır. bu ilaçları ise idam edilen mahkumların vücutlarından sağlamışlardır. zeynep bostan dünyanın çeşitli bölgelerinden insanlarla yapılan yeni araştırmalara göre, modern insanda atalarımızın yamyam olduğuna dair kanıt olabilecek bazı genetik faktörler tespit edildi. ahmet sarı türk ve alman masallarında insan yiyicilik ahmet sarı büyük dünya savaşları gibi felaket anlarında, holocaust ya da soykırım dönemlerinde, kıtlıkta, değerlerin altüst olduğu ve insanlığın bile ortadan kalktığı durumlarda, her türde büyük kapatılma dönemlerinde ahmet sarı yiyecek bulamayan ve ciddi bir şekilde ölüm tehdidi ile karşı karşıya olan insanların kendi türlerini yemeleri tarihte sıkça görülmüştür. ahmet sarı sadece insanlarda değil çevresi daralmış, aurası sıkışmış hayvanlarda bile açlık ciddi bir hal aldığında, yani bir varlık sorunu haline geldiğinde, kendi türlerinin yendiği gözlemlenmiştir. ahmet sarı primitif insanın, homo erektus’un, homo sapiens’in av bulamadığı ve aç kaldığı zamanlardaki sıkıntılı dönemlerinden tutunuz totem ya da tabulardan, ayinlerden ya da atalara saygı, düşmanlara kinden kaynaklanan insan yeme edimine kadar ahmet sarı antropofajinin, yani insan yiyiciliğin dayandığı çok çeşitli nedenler vardır. ahmet sarı fakat bu nedenlerden hiçbiri modernizmin devreye girmesi ile birlikte dış dünyası ve çevresi değişen, bu hızlı değişimle yaşantısında ruhsal yara alan modern insanın keyfi yamyamlığı kadar basit nedenlere dayanmamaktadır. ahmet sarı milenyum insanının sosyal, ekonomik, medyatik, gastronomik ve cinsel açıdan bu sonsuz açlığı ve doyumsuz hali, durmadan yeni tatlar oluşturmasında ya da bir dönemler zaten sahip olduğu ama unuttuğu, ahmet sarı bilincinin derinliklerinde gizlediği ve dondurduğu ilkel tatların (insan yiyicilik) devreye sokulmasında bir etken gibi gözükmektedir. ahmet sarı insanlığın her açıdan zevk ve tat yelpazesi, dünyanın hiçbir döneminde milenyum insanının sahip olduğu zevk ve tat yelpazesi kadar geniş olmamıştır. ahmet sarı globalleşen dünyamızda kültürler arası yemek çeşitliliği de göz önüne alındığında insanın önünde açılan uçsuz bucaksız yemek kültürü dururken hala genlerinde var olan antropofajiyi, yamyamlığı, insan eti yeme edimini ortaya çıkarması bir hastalık halidir. ahmet sarı “antropofaji” kelimesi yunanca “anthropos” (insan) ve “phagein” (yemek) kelimelerinin bir araya getirilmesinden oluşur ve “insan yiyicilik”, “yamyamlık” anlamına gelmektedir. ahmet sarı freud’un öncülüğünde gelişen psikanaliz kuramı “insan eti yeme”, “hemcinsinin bedenini yeme” (einverleibung) eylemini bir tür psikolojik özdeşleşme olarak görmektedir. ahmet sarı freud’un psişo-seksüel bir rahatsızlık olarak gördüğü antropofajinin iki türü vardır. biri antropologlar arasında “gynophaji” olarak değerlendirilen kadınların yenmesi, diğeri de “androfaji“ olarak değerlendirilen erkeklerin yenmesi eylemidir. ahmet sarı antropologlara göre ise, antropofajinin üç türü vardır. ahmet sarı birincisinde yaşamları tehdit altındaki insanlar ölmemek için insan eti yemek zorunda kalırlar. uruguaylı rugby takımının and dağlarındaki uçak kazası ve yaşamda kalmak için kendi ölü arkadaşlarının etlerini yemeleri macerası zaten buna örnek olarak gösterilmiştir. ahmet sarı ikincisinde, insan etine önemli bir yiyecek gözüyle bakılır ama bunu kanıtlayan veriler henüz istenen yeterliliğe ulaşmamıştır. ahmet sarı üçüncüsü ise dinsel törenler ya da geleneklerle ilgilidir. öldürülen bir düşmanın ya da ölen bir akrabanın eti, ölünün güçlerine sahip olmak ya da onu yüceltmek için yenir. ahmet sarı insan yeme eylemine başvuran kabileler bağlı oldukları ritüeller ve ayinler doğrultusunda freud’un da psikanalitik bağlamda üzerinde durduğu gibi öldürülen kişinin ruhunu kendi ruhuna gömme güdüsüyle bu eylemi yapmaktadır. ahmet sarı düşmanıysa onun kahramanlığını ruhuna eklemleme, dostuysa mezarda onu böceklere, kurtlara yedirmektense kendi bedeninde onu saklama, muhafaza etme ve sonsuz kılma ediminin bir sonucudur bu davranış. ahmet sarı ....... kavgasında yenilir ve aegisthus dışındaki oğulları, kardeşi atreus tarafından kızartılarak ona yedirilir. çocuklarının etini bilmeden yiyen thyestes’in yaşadığı dehşet, güneşi bile o kadar kızdırır ki yörüngesini değiştirerek dünyayı karanlığa mahkûm eder. ahmet sarı incil’de, yuhanna’da da antropofajiye uygun izlekler yer alır. bugün hıristiyanlığın komünyon ayinlerinde yenilen kuru ekmek ve içilen kırmızı şarap hz. isa’nın etini ve kanını temsil eder. ahmet sarı ister mecazi bir söylem olsun,isterse çoğu fanatikler tarafından gerçek bir söylem olarak algılansın hz isa’nın bedeninden bir parçanın yenmesi ve kanından bir yudum içilmesini temsil eden hıristiyanlık komünyon ayinleri bilinçaltında antropofajik eylemleri barındırır. ali ulvi özdemir ortaçağ’dan 20. yüzyıla, avrupa’dan ortadoğu’ya açlığın değişmeyen imgeleri ve yamyamlık ali ulvi özdemir açlıktan bir insanın diğer insanların cesetlerini yemesi ve en kötüsü yemek için öldürmesi kültürel niteliklerden bağımsız olarak dünya üzerinde birçok bölgede görülebildiği gibi yakın coğrafyamızda da görülebilmektedir. ali ulvi özdemir açlık, insanı hangi dönemde yaşarsa yaşasın, hangi ideolojik/kültürel/dini küme içinde olursa olsun, her türlü toplumsal koşullanmışlıktan kurtarıp, düzen yıkıcı bir potansiyele itebiliyor. ali ulvi özdemir ilkçağlardan modern zamanlara kadar en büyük isyan atmosferi ve isyan dalgaları biyolojik açlığa bağlı olarak ortaya çıkıyor. ali ulvi özdemir sonuç olarak aç kalan insan ve yamyamlık vakası bağlantısı ile ilgili bir çıkarım elde etmiş oluyoruz. ali ulvi özdemir insan olmanın, insan kalmanın zorluğu, yaşadığımız modern hayatın nasıl pamuk ipliğine bağlı olduğu ve ahlaki duruşumuza ait değişmez bir özün olmadığı, bir kez daha tarihten, edebiyattan ve sanattan yüzümüze çarpılan bir gerçek olarak ortaya çıkmış oluyor. ali ulvi özdemir içimizde barındırdıklarımız korkunç ve modernizm sadece ince bir örtü. justin a. mccarthy ermeniler, ermenistan cumhuriyetine gittiklerinde önemli sayıda ölümler yaşandı, kitle ölümleri başladı; çünkü, açlık çok fazlaymış. hatta yamyamlık başlamış, insan eti yemeye başlamış insanlar. neva boynukalın açlık, fakirlik, çocuk işçi, yamyamlık ve toplumsal cinsiyet bağlamında hansel ve gretel gülhan atnur anadolu, tatar (kazan) ve başkurt türklerinin masallarında insan yeme (yamyamlık) motifi dip - ismail ( olgun toker ) var ya kimsenin ölmek istemediği günlerde benim ölesim geliyo. sırf sıkıntıdan hê sâfi sıkıntı. dip - sâhir kağan ( ilker kaan kaleli ) atlıycak adam aşşâ bakmaz. dip - ismâil ( olgun toker ) yavşak mâdem atlamıycan ne çıkıyon oralara dimi. ....... onlar da olmasa biz de taş mı yiyelim dimi. karacaoğlan hey ağalar böyle mi olur hali yardan ayrılanın? iner ummana dökülür seli yardan ayrılanın. + turna, turna. kalbi yaralı turna. + gökten turnalar çekilir. iner yerlere dökülür. on beş yaşında bükülür beli yardan ayrılanın. cigdem aslan çiğdem aslan & matoula zamani - turna / τουρνα gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün rebetikanın kadın dervişleri ve diğer şüpheli hanımları gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün kendilerini yunan toplumunun kurallarına karşı gelmeye hazırlamış olan diğerleri ise rebetika dünyasına şarkıcı olarak ya da müziğin ve hatta nargilenin aşığı olarak girebiliyorlardı. gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün şarkı sözlerinde bu erkek dünyasını paylaşan ve bir anomali olarak görülse de rebetika dünyasının kabul gören bir parçası olan, cüretkarlıklarıyla birer arzu nesnesi haline gelen kadınların varlığına dair yeterince kaynağımız var. gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün savaş sonrası kurulan buzuki topluluklarıyla şarkı söyleyen sotiria bellou, marika ninou ve stella haskil gibi kadınlar kendilerini dileyen yunan kadın ve erkekler tarafından nasıl yargılanıyordu? gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün bellou’nun kendine örnek aldığı kişi tango icralarıyla tanınan popüler kabare sanatçısı ve şarkıcı sophia vembo’ydu. gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün bellou alman işgali ve iç savaş sırasında sigara satarak ve ara sıra tavernalarda gitar çalıp şarkı söyleyerek hayatta kaldı. gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün o yıllarda direniş’te de aktif bir rol aldı. iç savaş sırasında sol cephede meydan muharebelerinde savaştı. bu yıllar boyunca tutuklandı, hapsedildi, dövüldü fakat sonunda bir tavernada iş buldu. bellou kendi değerini bilen bir kadındı. gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün bir tavernada gezgin şarkıcı olarak çalışırken bile ucuz bir eğlendiriciden daha fazlası olduğunu biliyordu: sotiria bellou tavernaya neredeyse her gün gittim ve masalarda oturan insanların bana verdiği paranın miktarı ne olursa olsun çalıp söyledim. bu arada ucuz bir kadın olmadığımı gördüler. nezih bir kadındım. ayrıca çok da güzeldim. gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün kulüpte şarkı söylemeye başlamasından kısa süre sonra bir grup erkek kulübe gelir ve ondan kral yanlısı bir şarkı olan “kartalın oğlu” şarkısını söylemesini ister. reddettiğindeyse ona saldırırlar. gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün bellou kendini savunur fakat erkek müzisyenlerden hiç biri yardımına gelmez. gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün rebetika şarkıları ve dansları haşhaş batakhanelerinin, tüccar denizcilerin, hapishanelerin ve tersanelerin neredeyse sadece erkeklerden oluşan toplulukları içinde yeşerdi. gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün toplumsal cinsiyetini eğip büken,ya da toplumsal cinsiyetine karşı koyan bu kadın tipi gerçekten var olmuş muydu,yoksa bir kurgudan mı ibaretti? eğer sadece bir kurguysa, böylesine açıkça eril olan bir müziğin sözleri içinde ne işi vardı? gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün kadın rebetisten bahseden ilk şarkılardan biri “elli”dir. ilk olarak 1915’te istanbul’da kaydedilen bu şarkı sevgilisi lefteri için ailesinden vazgeçen son derece güzel, siyah saçlı genç bir kadını anlatır. gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün elli “şeker ve haşhaş tozu ister/ şeker yapıp lefteri’ye yollamak için”. şarkının nakaratı şen şakrak ve komiktir: elli, elli, fikrini değiştirip de bir öpücük vermeyeceksen genç asker seni istemiyor. gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün fakat son dörtlükte elli’nin davranışı geleneksel rum adetlerince mahkum edilir: noel günü çanlar çalıyordu, çanlar çalıyordu bütün hıristiyanlar kilisedeydi, elli ise türklerle elli ise türklerle. gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün dört ya da beş yıl sonra yazılan başka bir yunan versiyonunda da elli’nin bu sefer bir hançerle öldürülmesi gerektiği, çünkü kocasını bir türk komiser için terk ettiği söyleniyordu. gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün victor’un kaydettiği bir amerikan versiyonu (1925-30) şarkıyı izmir sokaklarına yerleştirir: elli izmir’in dar sokaklarında yürürken izmir’in dar sokaklarında; türkler ramazan geldi sanırdı ramazan geldi. gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün düşmüş fakat hala arzu edilen kadınlara bir başka örnek de ....... bahsedilir. hanoumaki şöyle cevap verir: ben bir türk kızıyım sense bir hıristiyan oğlan bu aşk yürümez bir türk kızıyla bir rum oğlan aşık olur ve acı çeker. gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün erkeğin tepkisi şaşırtıcıdır: aklıma dinimi değiştirmek fikri geldi, böylece hareme girer ve seni alırım. gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün genç kadın görünüşe göre pire yakınlarındaki bir haşhaş batakhanesinde müşterilere hizmet etmektedir: paşalimanı yakınındaki kumsalda haşhaş batakhanen var ve oraya acımı unutmak için her gün geldim gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün stella haskil ve markos vamvakaris’le birlikte kaydettiği şarkıdaki kadın derviş savaş öncesi mangas kızların sahip olduğu bütün yeteneklere sahiptir fakat yine de bir kalp kırıcıdır: gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün mangas, koş ve sor onlara benim kim olduğumu. ben büyük bir kadınım, gerçek bir neşe kaynağıyım. erkeklerle avucumdaki zarlar gibi oynarım. aşk beni heyecanlandırmaz, biraz iyi vakit geçirmek yeter bana her gece içerim gail holst-warhaft - çev : e. şirin özgün cesur delikanlılar benim için birbirlerini öldürürken. nasıl tamamen senin olacağımı sorup durma artık. sözlerin hiç önemi yok, söyledim sana; ben tavernalarda ve kabarelerde doğmuşum. didem güngör fırat ulus-devlet anlayışı karşısında toplumsal hafızanın direnişi: rembetiko örnek olayı didem güngör fırat bu tez, milliyetçi söylemlerin klişeleşmiş bakışının gölgesinden sıyrılmaya çalışarak ulus-devlet politikalarının çok yönlü ve uzun süren etkilerinin bütün insanlık için ortak bir dil olan müzik ile anlatılmaya çalışılmasıdır. didem güngör fırat meşhur rembetiko şarkıcısı siros doğumlu markos vamvarakis göç eden mübadilleri anılarında şu şekilde anlatmıştır: felaketi ve mübadilleri anımsıyorum da... böyle bir şeyi nasıl tarif edebilirim ki. bir felaket. ....... didem güngör fırat amasya’dan yunanistan’a göç etmek zorunda kalan yordanis orfanidis topraklarından koparılmanın acısını şu sözlerle ifade etmiştir: vapur kalktı! acı acı düdük öttürdü. el sallamadım. uğurlayanımız yoktu! elveda doğduğum toprak elveda! ağladım ağladım! ....... didem güngör fırat 1922 yılında aydın’da yaşayan ailesiyle birlikte göçmek zorunda kalan ünlü yazar didou sotiriyou kendi çocukluğunu ....... : izmir değildi bu gördüğüm, ölü bir şehirdi! mağazalar, kahveler ve lokantalar sımsıkı kapalıydı. ....... didem güngör fırat bu şarkılarda “acı” teması çok yoğundur. didem güngör fırat küçük asya’dan gelenler ekonomik sıkıntılarına rağmen müziklerinden hiç vazgeçmemişler, bu müziği günümüze kadar taşımışlardır. oradan ne getirdilerse burada da devam etmişler anlamında. “dümbelek” bulamazlarsa “yağ tenekesi” çalmışlardır. didem güngör fırat rembet müziğine ait şarkı sözlerine baktığımızda, aslında göç edenlerin göç nedeniyle yaşamları kötüleşenlerin, savaş yıllarının neden olduğu karmaşanın dili olduğu görülemktedir. müziğin dili bize yaşananlar hakkında ipucu verebilmektedir. didem güngör fırat bir milyona yakın mübadilin göç etiği yunanistan’da göç nedeniyle yaşanan sıkıntılar sık sık rembetiko müziklerinde çok ilinen bu şarkıdaki gibi bahsedilmektedir. didem güngör fırat göç sırasında gemilerle taşınmış olan mübadiller çok kötü koşullarda yolculuk yapmışlardır. didem güngör fırat bu yolculuklar esnasında pek çok kişinin yaşamını kaybettiği, ağır bulaşıcı hastalıklar yaşandığı ve bu durum nedeniyle limanlarda karantina bölgeleri oluşturulduğu kayıtlarda belirtilmektedir. didem güngör fırat gerçek hayat hikayesinin anlatıldığı çağan ırmak’ın “dedemin insanları” filmi bu yolculuğu anlatarak başlar. yolculuk esnasında hastalık nedeniyle ölen bebeğini kucağından bırakmak istemeyen bir annenin dramı anlatılmıştır. didem güngör fırat (gemide hayatını kaybedenler kokmaması ve hastalığı diğer yolculara bulaştırmaması nedeniyle denize atılır) rembet şarkılarında da bu yolculuk karamsar bir dille anlatılmış gemiye binmek ölümle bağdaştırılmıştır: gail holst-warhaft - çev : v. çelik akpınar ah, ölürsem eğer ne derler ki? genç bir çocuk öldü, yaşam dolu bir levent. aman! aman! + ah, gemide ölürsem eğer, denize atın beni, kara balıklar, tuzlu sular yutsun. aman! aman! masmavi2583 rembetiko 1983 - marika'nın cenaze töreni euronews müebbet alan askeri öğrencilerin anneleri anlatıyor: yetiştiren de, ceza veren de devlet nurdane türedi devletim onu hapise koydu. devletim 17 sindeki 18 yaşındaki çocuğa acımadı. onu devlet yetiştirdi, ben yetiştirmedim. sezin başbuğ & ibrahim yiğit prof. dr. gülsen erden ile mülteci çocuklar üzerine… gülsen erden kaçış nedenleri arasında ölümden, savaştan,, milislere, tarikatlara katılmaya zorlanmaları; fidye için ya da o gruba katılmak için kaçırılmaktan korkmaları, çocuklarını koruma ve çocuklarına güvenli bir gelecek sağlama istekleri öne çıkıyor. diyanet dergi cami çocuk buluşması cami kubbelerinde çocuk sesleri çocuk vaazları fatih çınar & nural şener cami cemaatinin cami ile tanışmalarında çocukluk dönemi yaşantılarının etkileri laik ve bilimsel eğitim platformu bilimsel-laik eğitim için veli el kitabı laik ve bilimsel eğitim platformu çocuklarımıza barışı değil din uğruna savaşmayı öğreten müfredat; düşünmeyi sorgulamayı değil ezberlemeyi itaat etmeyi öğreten ve hiçbir gelecek vaad etmeyen eğitim neye hizmet edecek? laik ve bilimsel eğitim platformu ....... eğer çocuğumuzun aldatanlardan-aldatılanlardan olmasını istemiyorsak cemaatlerin ve tarikatların okullarda bu etkinlikleri yapmasına, dini istismar etmelerine izin vermeyelim. mahmud esad erkaya günümüz ürdün’ünde faaliyet gösteren tarikatlar mahmud esad erkaya ....... özgü zikir yapılmaktadır. hadra esnasında katılımcılar tarafından zikir halkası oluşturulmakta, halkanın içerisinde ise hilal şeklinde ikinci bir yarım halka teşkil edilmektedir. zikre iştirak eden çocuklar da halkanın bir tarafında toplanmaktadır. sezai küçük mevlevîlerde çocuk şeyhler ve vekil şeyhlik sezai küçük xvııı. asrın sonlarından itibaren mevlevîhâne şeyhleri veya şeyh aileleri mevlevîhânelerin vakıf gelirlerinden mahrum kalmamak için küçük yaşta da olsa çocuklarını şeyh olarak tayin ettirmişlerdir. sezai küçük ....... vekil şeyh tayinlerinin mümkün olmadığı mevlevîhânelerde ise postnişin çocuklar bir kâmil mevlevînin elinde yetişmedikleri için olumsuz sonuçlar ortaya çıkmıştır. saime inal savi pervîn-i i‘tisâmî (1907-1941) 1938’de babasının vefatı üzerine dış dünya ile ilgisini tamamen kesti ve 5 nisan 1941’de yakalandığı tifodan öldü ve kum şehrindeki aile mezarlığında babasının yanına defnedildi. vikipedi pervin itisami maleko şoaraye bahar’ın teşvik ve yönlendirmeleriyle 1315 h.ş. yılında pervin, divanı şiirini yayınladı ancak ince ve hassas ruhu, 1316 h.ş.’de babasının ölümü (63 y) ile büyük bir darbe aldı. pervîn-i i‘tisâmî babacığım, köküne balta vuran ecel eli viran oluşumun sebebi oldu yasemin yaylalı pervîn-i i‘tisâmî, hayatı, edebi kişiliği ve lutf-i hak mesnevisi yasemin yaylalı pervin-i i‘tisâmî, çağdaş iran edebiyatının en seçkin bayan şairlerindendir. eserlerinin tümünde nasihatler veren, güzel ahlaka işaret eden, yüce fikir ve araştırmalarıyla okuyucunun dikkatini çeken rasyonalist bir şair olarak görülür. yasemin yaylalı ölümünden bir yıl önce beğenmediği şiirlerini yakmıştır. yasemin yaylalı küçük yaştan itibaren insanlardan kaçan ve kısa hayatı boyunca münzevi bir hayat sürmeyi seçen pervin’in şiirleri hüzün ve ıstırap yanında, zavallılara ve yetimlere hatta bütün canlılara şefkat içerir. yasemin yaylalı pervin-i i‘tisâmî çok genç yaşta yakalandığı tifo hastalığı sebebiyle 1320 (1941) yılında tahran’da hayata gözlerini yummuş, kum şehri yeni meydan’da aile mezarlığında babasının yanına defnedilmiştir. kendisine ait şu kıta mezar taşında yazılıdır: pervin-i i‘tisâmî ey gül! sen gül bahçesinden ne gördün? dikenin siteminden ve kötü davranışından başka ne gördün? ey gönül aydınlatan lâl, bütün bu parlaklığına rağmen, alçak bir müşteri dışında pazarda ne gördün? pervin-i i‘tisâmî çemene gittin ancak nasibin kafes oldu, ey esir kuş! kafes dışında ne gördün? pervîn-i i‘tisâmî bir vaiz sordu oğluna müslümanlık nedir, bilir misin? sadakat, insanları rahatsız etmemek, halka hizmettir müslümanlık bir de ibadet, hayatın anahtarıdır oğlu dedi: bu kriter ile şehrimizde sadece bir müslüman var, o da ermenidir! pervîn-i i‘tisâmî çiftçi oğluna öğüt verdi; ey oğul! bu iş benden sonra sana kalacak bizim ömrümüz sıkıntı eziyetle geçti senin sıkıntı eziyet çekme vaktin geldi pervîn-i i‘tisâmî şöyle dedi oğul; ey iyi kalpli, ileri görüşlü babam! bizim yıldırımımız zenginlerin sitemi zulmü onların işi ancak rahatlık ve yatmak bize düşen dert, acı ve eziyet vikipedi robert louis stevenson sağlığının bir daha iskoçya'ya dönmesine olanak vermeyeceğini bildiği için bu dönemde ülkesini oldukça özler. aynı yıl, "kaçırılmış çocuk" (kidnapped) adlı eserine bir devam kitabı olan "catriona"yı yazar. vikipedi 1894'te samoa'ya barış gelir, stevenson bir kahraman ilan edilir, "the ebb-tide" yayımlanır ve "weir of hermiston" adlı eseri üzerinde çalışırken 3 aralık 1894 günü 44 yaşında beyin kanamasından hayatını kaybeder. robert lewis balfour stevenson / robert louis stevenson yabancı topraklar yoktur. yabancı olan sadece seyyahtır. robert lewis balfour stevenson / robert louis stevenson ah, vicdan insanı hiç rahat bırakmayan bir düşmandır. robert lewis balfour stevenson / robert louis stevenson keşke okullarda az da olsa eğitim verilse! robert lewis balfour stevenson / robert louis stevenson insanlar çok ama çok fazla konuşuyor... robert louis stevenson - çev : nurettin elhüseyni gemici ezgilerine uygun gemici masalları, fırtına ve serüven, sıcak ve soğuk, uskunalar, adalar ve garibanlar, gömülü altınlarıyla korsanlar ve bütün o eski maceralar, feryal saygılıgil - beyhan uygun aytemiz tezer özlü 1986 yılında, kırk dört yaşında, zürih’te yaşama veda ettiğinde geride ....... ölüm haberi erdal akın (44) aydın’da seher özer’i (30) pompalı tüfekle öldürdükten sonra intihar etti. ruhuna el fatiha ....... kadın sürücünün, otomobiline binerek park yerinden ayrılmak isterken, vitesleri karıştırınca aracın kontrolünü kaybederek otomobiliyle birlikte marketin camından içeriye girip ezmesi sonucu reyon görevlisi güler gamze bozkırlı (44) hayatını kaybetmiştir. ölüm haberi gazeteci tevfik yener ve sanatçı neşe karaböcek’in oğulları hasan ali yener (44) istanbul’da öldü. posta eski türkiye 3. güzeli nilay ceylan, 44 yaşında hayatını kaybetti. iki yıl önce babasını kaybeden ve ardından içine kapanan ceylan’ın annesiyle yaşadığı evde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat ettiği öğrenildi. ceylan'ın cenazesi vasiyeti üzerine babasının yanına defnedildi. devrim deniz erol toplumsal cinsiyet bağlamında türkiye yazılı basınında şiddet haberleri ve haber fotoğrafları devrim deniz erol posta gazetesinde “sosisli tecavüze 21 yıl hapis” (16 ekim 2011: 5) başlıklı haberde ....... “üzerine çullandı”, “soktu” vb. eril dile özgü tanımlamalarla, olumsuzlanması gereken cinsel şiddet, haber söyleminde olumlanarak pornografik bir şiddete dönüşmektedir. nursel yılmaz televizyonda yayımlanan gıda reklamlarında kadın imgesinin incelenmesi nursel yılmaz maret bu ürünün reklam filmlerinin ikisinde de çocuklar rol almaktadır. birinde erkek çocuk, diğerinde kız çocuk oynamaktadır. anneler görüntüde yoktur sadece sesleri duyulur. nursel yılmaz burada çocuklar annelerini kendilerine sosis vermeleri için tekerleme ile ikna etmeye çalışmaktadır. reklam filmi ürün adının ve logosunun görülmesiyle “maretten sosisli şiirler” sözü ve yazısıyla başlar. ....... bu filmde kız çocuğa erkeksi özellikler eklenmiştir. safiye kırlar barokas büyümüş de küçülmüşler bir reklam çözümlemesi “pınar sosis” safiye kırlar barokas reklamlarda kadınların sex objesi olarak kullanılması sık sık görülür –özellikle dondurma reklamlarında- ve de çok yadırganırken, küçük kız çocuklarının sex objesi olarak kullanıldığı da çözümleme sonucu ortaya koymaktadır. safiye kırlar barokas ....... son sahne dondurulduğunda çocuk ağzında sosisle -ısırılmadan- duruyor. bu da son sahneye kadar masum bir biçimde sunulan ürüne erotizm katıyor. pervin buldan ....... on altı-kırk dört yaş arası kadın ölümlerinde kadına yönelik şiddet, kanser, trafik kazaları ve savaştan daha büyük bir risk faktörü oluşturmaktadır. anthony giddens britanya'daki afrika-karayip kökenli ailelerinse yine farklı bir yapılanımı vardır. yirmi ile kırk dört yaş arasında olup bir kocayla yaşamakta olan siyah kadınlann sayısı, aynı yaş topluluğundaki beyaz kadınlannkinden çok daha azdır. anthony giddens londa'daki göç düzeyi, birleşik krallığın diğer yerlerine bakarak çoğunun yaşları yirmiyle kırk dört arasında değişen oldukça büyük bir genç nüfus yaratmıştır (ons, focus onlondon, 2003). halûk y, şehsüvaroğîu ondokuzuncu asırdaki genç sadrazamlar + reşid paşa, 1845 yılında ilk defa sadaret makamına geçerken henüz kırk dört yaşında bulunuyordu. mustafa gültekin dünya sağlık örgütünün 1998 yılındaki on beş ile kırk dört yaş arasındaki kadın ve erkeklerin ölüm nedenleri sıralamasında intiharın üst sıralarda yer alması, tabloda yer alan diğer kamu sağlığı problemleriyle eş düzeyde ele alınarak kamuoyunun ....... marilyn yalom çocuksuzluk da artık yetişkin kadınların laneti olarak algılanmıyor.kırk ile kırk dört yaş arasında çocuksuz kadınların oranı 1998'de yüzde 19'du(1980'e göre yüzde 10 artmıştı)ve bazı demografi uzmanlarına göre çocuksuz kalmak bu kadınların çoğunun kendi tercihiydi. louann brizendine kırk ile kırk dört yaş arasında, menopoz gününden 2 ila 9 yıl öncesinde kadın beyni perimenopozun erken evrelerine girer. bu aşamada beyin bilinmeyen bir nedenle östrojene daha az duyarlı hale gelir. seval şahin aziz nesin ve behçet necatigil “özeleştirilerini” yapıyor aziz nesin gazetecilik, edebiyatçılığı yer bitirir. aysun aslan ortalık fena… türk türkü kırıyor. yetişkin eline bile yakışmayan tabancalar, molotof kokteylleri bebelerin elinde… düşünceler iğdiş olmuş, ilk yassah düşünmeye… aysun aslan bodrum bizim, biz bodrum’un el ne karışır, turistime tenha sokaklar ne güzel yaraşır. aysun aslan ben dördüncü kuzu olarak hakimin karşısına çıktım. filmlerde gördüğüm mahkeme dekorundan daha küçük, daha az korkutucu. hakim beyin yakası bordo kaftanı çok etkileyici. ayşegül cengiz akman ....... ben her iki mesleğimi; oyunculuğu da doktorluğu da bu ve pek çok anlamda taşıdığı hayatiyet açısından çok benzer ve yakın buluyorum. tülay kök gerçek acı seyirci istemez, vitrinde yaşanmaz, öyle içten ve derindir ki kimse sizin ne yaşadığinizi bilmez. açık lise tv / kezban ……. din felsefesi sezen baran ateş din felsefesi selva keleş din psikolojisi + din felsefesi açıköğretim sistemi - anadolu üniversitesi / aysu mola din psikolojisi benim hocam / özlem oktar din psikolojisi mehmet yolcu lebid b. rebia ve tevhide çağıran şiiri osman karadeniz filozof - peygamber ilişkisi m. j. kister - çev : abdullah kahraman peygamber’in pazarı veysel aktürk hz. peygamber döneminde öldürülmeleri emredilenler ve öldürülme nedenleri saffet köse cihad şiddete referans olabilir mi? meltem güler parfüm reklamlarının psikanalitik çözümlenmesi: freudyen bakış açısı ve hermeneutik yaklaşım meltem güler “aşk ve delilik” mottosu: reklamda bilinçdışı ve nevrotik duygulara seslenme calvin klein “obsession” parfüm reklamı meltem güler reklam afişi siyah-beyaz bir görseldir. afişin en üstünde ortada büyük beyaz harflerle “obsession” yazmaktadır. sağ üst köşesinde “from the calvin klein advertising archives” yazısı görülmektedir. afişin alt ortasında “calvin klein perfume” yazısı bulunmaktadır. meltem güler afişte salıncakta ayakta sallanan her ikisi de çıplak bir kadın ve bir erkek imgesi görülmektedir. salıncağın iplerinin bağlı olduğu yer görülmemektedir. afişin arka fonu siyahtır. yani karanlık bir mekânı ya da ortamı göstermektedir. meltem güler afişe baktığımızda, afişle ürün/parfüm arasında doğrudan somut bir bağlantıya rastlamak mümkün değildir. parfüm reklamları genellikle ürüne ait hiçbir bilginin olmadığı özel iletileri olan imgeye dayalı reklamlardır. meltem güler odabaşı’na göre (2013: 118), cinsel uyanmanın hedonik tüketim biçiminin temel sonuçlarından olduğu söylenebilir. reklam afişinde cinsel birleşme salıncak üzerinde ve ritmik hareketleri imleyecek şekilde kurgulanmıştır. meltem güler reklam afişinin kurgusu cinsel dürtüler üzerinedir. ürüne verilen isim de bu dürtülerin bastırılmasıyla ilgili olarak gerilemeye ve bu gerilemede savunma mekanizmasının yetersiz olması durumunda ortaya çıkan “takıntı nevrozu” nun ismidir. meltem güler reklam afişinde psikanalize ait kavramlardan ve unsurlardan yararlanıldığı görülmektedir. tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz sanat ve reklamlarda kadın imajı tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz klein önce 1980’de henüz 15 yaşındaki brooke shields’e daracık jean pantolon giydirdi ve kışkırtıcı bir ifadeyle “benimle calvin’imin arasına kim girebilir? hiçbir şey” dedirtti. tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz çocuk yaştaki bir modelin rol aldığı bu reklam büyük tepki topladı. ama yine de jean’ler satış rekorları kırıyordu (gülcan, 2017). tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz 1985 yılında, üçlü ilişki çemberiyle bütün dikkatleri üzerine çeken calvin klein underwear (iç çamaşır) kampanyası 80'lerin skandal limitini zorlayan çalışmalardan. tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz moda dünyasının provokatif ve kışkırtıcı reklam dilinin mimarı diyebileceğimiz klein, 1995 yılı sonbahar-kış sezonu için, çoğu insanın “çocuk pornosu”nun promosyon edilmesi olarak düşünüleceği calvin klein’ın reklam kampanyası tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz steven meisel tarafından fotoğraflanmıştır. çıplak genç görünümlü modellerin bazıları oldukça çarpıcıydı. tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz 1990-2000 yılları arasında siyasilerin dahi tepkisini çeken ve tüm dünyada ses getiren calvin klein markasının 1993 yılında kate moss’lu “heroin chic” reklamlarını hatırlatmak yerinde olacaktır. tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz klein tam uslanmış gibiyken yine agresifleşiyor, pornografi sınırlarına dayanan reklamları veya madde bağımlısı gibi duran aşırı zayıf mankenleri ile sabırları zorluyordu (gülcan, 2017). tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz calvin klein'ın, buram buram seks kokan reklam afişleri muhafazakâr aileler tarafından tepki alması ile geleneksel cinsel tabular kırılmaya başlanır. tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz calvin klein reklamlarında, kadın “çalışın, kendinizi değiştirin, daha iyi görünün, daha erotik olun.” mesajı verilmektedir. böyle davrananlara “zevk ve arzu” vaat edilmektedir. tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz böylece bütün kadınlar aynı şekilde giyinen, aynı yaşam tarzını isteyen, aynı duyguları özleyen bireyler haline gelmektedirler. tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz kadın bedenin bu şekilde sürekli olarak erotik-bakışlara maruz kalan, başkalarını kışkırtan, arzuyu tahrik edip hazzı nadiren somutlaştıran bir cinsel unsur olarak, tüketim kültürünün temel yapı taşı haline getirilmek istenmiştir. tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz calvin klein reklam örneğinde ise cinsel bir tabu ve seyirlik bir nesne olarak yeniden biçimlendirilip dayatılan kadın imajı yaratılmıştır. tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz sarışın güzelliği carlyne cerf de dudzeele'nin yarı çıplak giydiği havalı elbisesi ile steven meisel için poz verir. parfüm, kiraz çiçeği, mandalina ve bergamotun en üst notaları olan çiçekli bir parfüm olarak tanımlanır. tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz reklam tasarımındaki fotoğrafta zeminde beyaz-krem renklerinde ipeksi ince kumaşın rüzgarla uçuşması kadın imgesine şuh, şehvetli ve cazibeli bir his vererek beden duruşu, arzulu bakışı, elbisesi, rüzgâr esintisi ile cinsel tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz iletiyi ideal meta kadın olarak sunulmaktadır. esen rüzgarla uçuşan saçların ve elbisenin savrulması ile tene değen esintiden alınan hazla direk seyircinin gözlerine bakan kadın imgesi seyirlik nesne olarak cinsel isteği ve tülin candemir & tülay candemir & behice başak öz şehveti en üst noktaya çıkarmıştır. vikipedi 1966 yılında henüz 11 aylıkken bebek-model olarak kariyerine adım atan brooke shields, 1980 yılında vogue dergisinin kapağında yer aldığında 14 yaşındaydı. aykut birol bir modernizm eleştirisi olarak şiddet - iktidar ilişkisi : dövüş kulübü aykut birol bakımlı cildi ve saçları, düzgün hatları ile bir erkeğin nasıl olması gerektiğini tanımlayan calvin klein erkeği, dişi bir bedene sahiptir. aykut birol dövüş kulübü bu konudaki rahatsızlığını; “spor salonlarında ter atıp calvin klein ya da tommy hilfiger’ın söylediği gibi olmaya çalışan adamlara” acıdığını belirterek dile getirir. jean folkerts - çev: ayşe kalay kuşkulu reklam kampanyaları ve etik + calvin klein'ın itiraz edilen (ya da sözü edilen) reklamları etik olarak kanuna aykırı reklamlardır. ferrah nur dündar reklam-simulasyon etkileşimi + chanel, calvin klein veya gap gibi markalar temsil ettiği nitelik veya değerden çok etiketlerini veya göstergesini satmaktadır. süleyman özeren & m. alper sözer & oğuzhan başıbüyük bireylerin terör örgütüne katılmasına etki eden faktörler üzerine bir alan çalışması: pkk/kck örneği süleyman özeren & m. alper sözer & oğuzhan başıbüyük örgütün zorla kırsal yapılanmasına götürdüğü çocukların yaşının 10’a kadar düştüğü görülmektedir. genel olarak örgüte katılım yaşının 14 ile 21 yaş arasında bir yığılma yaptığı tespit edilmiştir. süleyman özeren & m. alper sözer & oğuzhan başıbüyük çocukluk ve gençlik dönemlerinde yaşanan özenti ve takdir edilme arzusu terör örgütünün eleman kazanmada başvurduğu ve kullandığı bir duygu olarak karşımıza çıkmaktadır. süleyman özeren & m. alper sözer & oğuzhan başıbüyük ebeveyn ilgisinden ve sevgisinden yoksun çocuk ve gençlerde bu duygu örgüt tarafından bir istismar malzemesi olarak kullanılmakta ve örgüte katılımda önemli rol oynamaktadır. süleyman özeren & m. alper sözer & oğuzhan başıbüyük hakkârili bir öğretmenin aşağıdaki ifadesi bu gibi yayınların bireyleri örgüte katılmaya nasıl özendirdiğini anlatması açısından önemlidir: “roj tv dağları övüyor. elimde bir silah, he-man gibiyim. şimdi dağdaki adamlar süleyman özeren & m. alper sözer & oğuzhan başıbüyük çocukların he-man’leri. trt 6 daha cazip hale getirilmelidir. roj neden gençleri çeker? bu psikologlar tarafından incelenmeli ve buna göre trt 6’nın yayınları gözden geçirilmelidir.” süleyman özeren & m. alper sözer & oğuzhan başıbüyük çocuk ve genç yaştaki bireylerin terör örgütlerine daha kolay katıldıkları görülmektedir. bu bulgu hemen tüm toplumsal hareketlerin temel insan kaynağını gençlerin oluşturduğunu sağlamaktadır. süleyman özeren & m. alper sözer & oğuzhan başıbüyük zorla evlendirmeler, başlık parası, kız çocuklarına miras verilmemesi gibi hususlar birçok kızı çaresizlik içine atmaktadır. sonuçta kız çocukları örgüte katılmayı bir kaçış yolu olarak görmektedirler. fatma sümer pyd/ypg’nin çocuk askerleri ted antalya koleji ilkokul rehberlik birimi terör ve çocuk rukiye şahin yazılı basında terör kurbanı çocuklar yusuf solmaz balo terör suçları bağlamında 13-15 yaş grubu çocukların kusur yeteneğinin belirlenmesi mahir ünal bize terör örgütünün övgüsünü, propagandasını yapan ve terör örgütünün talimatlarıyla hareket eden siyasi uzantıların yeniden yeniden parlatılıp 'cici çocuk' olarak sunulmasından artık bıktık. saffet sancaklı hz. peygamber’in çocuklara verdiği değer bağlamında sokak çocukları sorununa genel bir bakış saffet sancaklı ....... sokağa atılan çocuğa sahip çıkılmasının farz-ı kifâye olduğunu, hiç kimse tarafından o çocuk sahiplenilmezse, bütün müslümanların günahkâr olacağını, sahip çıkılmaması durumunda ta’zir suçları kapsamında failleri cezalandırılabileceğini söylemişlerdir. füsun akkok & petek aşkar & a. nuray karancı özürlü bir çocuğa sahip anne - babalardaki stresin yordanması kıvanç tığlı hasta çocuk yoktur, hasta aile vardır. elif kara zihinsel engelli çocukları olan ailelerin çocuklarının durumunu dini açıdan değerlendirmeleri elif kara anne-babaların %17.7’si, ‘yapmış oldukları bir hatadan dolay’ı çocuklarının engelli olduğunu düşünmektedirler. anne-babaların %66.5’i de bunun ‘allah’ın kendilerini imtihan etmesi olduğunu’ düşündüklerini söylemişlerdir. elif kara anne-babaların %15.8’i de ‘dini bir neden aramadıklarını’ ifade etmişlerdir. yapmış oldukları bir hatadan dolayı çocuklarının engelli olduğunu düşünen ailelerin bir kısmı hata olarak ‘günah işlemiş olabileceklerini’ göstermişlerdir. donna lee wong - çev : gülten özaltın ölümcül hasta çocuk donna lee wong - çev : gülten özaltın her çocuğun ölümü sonsuz keder verir. çocuğu tanıyan herkes kayıptan etkilenmekle birlikte, çocuk ve ailesi en çok etkilenir. beklenmedik şekilde ölen ya da ölümü beklenen çocuğun bakımı, ailenin tüm üyelerine bakımı içerir. donna lee wong - çev : gülten özaltın ilk dört haftadaki ölüm, 65 yaşın altındaki tüm diğer nedenlerden ölümlerin toplamından fazladır. donna lee wong - çev : gülten özaltın erich lindemann, akut yastaki insanlar arasında birçok ortak semptom bulmuştur. bu gibi tepkilerin tanınmasında en önemli doğurgulardan biri, bunların normal, alışılmış ve beklenir olmalarıdır. 1 iç çekme, karında boşluk duygusu 2 ölenin donna lee wong - çev : gülten özaltın imgesiyle aşırı bir zihin meşguliyeti 3 suçluluk duygusu 4 başkalarına karşı soğuk davranma 5 olağan davranma örüntüsünün kaybı donna lee wong - çev : gülten özaltın elisabeth kübler-ross, birçok insanın yaşamının son döneminde yaşadıkları bu tipik evreleri betimlemektedir. donna lee wong - çev : gülten özaltın doktordan doktora dolaşmak, tedaviye razı olmayı geciktirmek, kötü habere rağmen iyimser ve mutlu davranma ve tanıyla ilgili kimseye bir şey söylememe ya da bu konuda konuşmama ilk evre sırasındaki inkar örnekleridir. donna lee wong - çev : gülten özaltın eğer kişi dindarsa, pazarlığın çoğu tanrı ile yapılır. bu, daha sık dua etme, kilise ayinlerine daha düzenli gitme, bir rahibin, papazın ya da hahamın ziyaretini isteme veya başkalarının tanrı‟dan yardım yakarmasını isteme gibi eylemler ..... donna lee wong - çev : gülten özaltın bir anne inkârdan kabullenmeye kadar her evreyi gösteren şu düşünceleri ifade etti: “oğluma baktığım zaman lösemili olduğuna inanamıyorum. o kadar sağlıklı, mutlu, aktif-o kadar canlı ki. nüksetme sözcüğünü hiç duymamak için dua ediyorum. donna lee wong - çev : gülten özaltın stresli yaşam olayları ölçeğinde, bir çocuk gibi yakın bir aile üyesinin ölümünün birey üzerinde çok büyük bir psikolojik etkisi vardır. donna lee wong - çev : gülten özaltın ölümü beklenen çocuğun ve aile üyelerinin yaklaşan kaybın kriziyle baş etme yeteneklerini etkileyen birkaç etmen vardır. donna lee wong - çev : gülten özaltın aplastik anemiden ölmekte olan bir çocuğun annesi, çocuğun yaklaşan ölümüne ilişkin duygularını konuşamıyordu. fiziksel olarak çocukla birlikte olmasına rağmen, çok az duygusal destek verebiliyordu. donna lee wong - çev : gülten özaltın genellikle odada sessizce oturuyor, soru sormuyor, sohbet etmiyordu. donna lee wong - çev : gülten özaltın ancak hiçbir kardeşin kemik iliği transplantasyonu için (son iyileşme umudu) donör olamayacağını öğrendiğinin ertesi günü, anne danışman hemşireye tanrının kendilerini kızının doğumundan ötürü cezalandırdığını düşündüğünü söyledi. donna lee wong - çev : gülten özaltın anne kalbinin derininde tanrının kendisini daha önceki uygunsuz hareketini cezalandırmak için, uyumlu donör olabilecek diğer kardeşlerden birini değil de, bu çocuğu seçtiğinden emindi. donna lee wong - çev : gülten özaltın suçluluğu o kadar derindi ki, çocuğunun mevcut kaybıyla uğraşmasını engelledi. donna lee wong - çev : gülten özaltın çocuğun ölümünden sonra anne diğer çocuklarına gerçeği söyleyemedi (ablalarının iyileşmek için uzaklara gittiğini söyledi), kızı hala evdeymiş gibi davrandı (sofrada ona tabak koydu, yatak odasını ve eşyasını olduğu gibi bıraktı). donna lee wong - çev : gülten özaltın hemşire danışman ve diğer hemşire görevliler bu kadına yardım etmeye çalıştılarsa da, krizi inkar etti ve ölüme ilişkin konuşmayı reddetti. donna lee wong - çev : gülten özaltın kardeşleri hastanede uzun süre yattığında diğer kardeşler öfke ve içerleme duyguları yaşarlar. anababadan ayrılık, kesintiye uğrayan aile yaşamı ve iyi davranışlarının “ödülsüz” kalması öfkeyi besler. donna lee wong - çev : gülten özaltın diğer kardeşlere kardeşlerinin yakında ölebileceğini nasıl söyleyebileceklerini ve çocukların ölüme ilişkin bazı olağan tepkilerini araştırmayı anababa ile tartışmak önemlidir. donna lee wong - çev : gülten özaltın hasta çocuk ölümcül hastalık felaketinin yalnızca kurbanlarından biridir. anababası, kardeşleri ve kendisine bakım veren profesyoneller dahil, hayatındaki diğer önemli kişiler derinden etkilenirler. donna lee wong - çev : gülten özaltın ölmekte olan çocuğa hemşirelik bakımı vermenin engelleri çoğu kez aşılamaz gibi görünmesine ve doğru cevapların belirsiz ve kolay bulunamaz olmasına karşın, ödüller eşit biçimde büyüktür. ersin ergün bir şiir söyle bana aşktan olsun tüm gövdesi bir öykü anlat bana hüzünleri kovsun sesi + cinan müzik mehmet gümüş - bir şiir söyle bana bedri rahmi eyüboğlu şu sılanın ufak tefek yolları ağrıdan sızıdan tutmaz elleri tepeden tırnağa şiir gülleri yiğidim aslanım burda yatıyor + ada müzik fazıl say - yiğidim aslanım (live) abdurrahim karakoç mektup derken şiir oldu bak yine darılırsan ben ölürüm unutma taze sarmaşığım hoyrat bedene sarılırsan ben ölürüm unutma + cece ismail altunsaray - mektup derken şiir oldu bak yine reşat bilgin beni sana bağlayan gözlerinin rengidir ah o gözler ne enfes bir şiir ahengidir bahtımın rengi siyah saçlarının rengidir ah o gözler ne enfes bir şiir ahengidir + asuman kertmen nursal ünsal birtek/niran ünsal-beni sana bağlayan gözlerinin rengidir hüseyin rıfat ışıl sen nazla gezerken güzelim güller içinde ben şiir okusam hüsnüne bülbüller içinde yaslan şu yetim kollara bir kerrecik olsun ben cân vereyim şevk ile kâküller içinde + sahibinin sesi inci çayırlı - sen nazla gezerken güzelim güller içinde gözde modoğlu dijital oyunların ceza hukuku ve 5651 sayılı kanun kapsamında erişim engelleme kararları açısından değerlendirmesi gözde modoğlu bir başka örnek there adlı oyundur. buradaki sanal dünyada avatarlar ile yapılacaklar sınırsızdır. bu aktiviteler, sanal kareoke, sanal toplantılar, sanal randevu ve hatta sanal dövüş şeklinde örneklendirilebilir. gözde modoğlu ....... avatar süjesi (oyuncu), levi’s tan yeni bir jean ve nike’tan bir sweatshirt almak isteyecektir. bu durumlarda oyuncunun “gerçek” kredi kartıyla alışveriş yapması gerekecektir. ahmet gül haçın hristiyan teolojisindeki yeri ve önemi ahmet gül bazı grek resimlerinde çift kirişli haçlarda grek alfabesinin isa mesih’i simgeleyen baş harflerine rastlanmaktadır. aynı şekilde bu tür çizimlerde zafer manasına gelen nike kelimesi de bulunmaktadır. aylin ibişoğlu kurumsal sosyal sorumluluk: vestel örneği aylin ibişoğlu nike’ın üretim sırasında asyalı kadın ve küçük yaştaki çocukları işçi olarak seçtiği, çocuk işçilerin suiistimali, insan ve işçi hakları ihlali, sefalet içinden seçilen insanların dramı, işçilere şiddet uygulandığı gündeme oturmuştu. emre delihoca çok kanallı dağıtım sistemleri emre delihoca nike markasının, dağıtım kanallarından olan “nike town” mağazalarının merkeze bağlı olarak yönetilmesi, kanal içinde çatışmaya verilebilecek örneklerdendir. mehmet murat gürel küreselleşen dünya ve terörizm mehmet murat gürel istanbul’da yaşayan ailelere, iki yaşındaki bebekleri için “teenage mutant ninja turtles” ayakkabıları aldıran veya ilkokul çocuklarına “nike” ayakkabılara sahip olma dürtüsü veren güç nedir? irfan erdoğan kurtlar vadisi ırak: eski-göçebe kabil’in yeni-emperyalist habil’den öç alışı irfan erdoğan pepsisini ve colasını içtiğimiz, pizzasını yediğimiz, levy’sini ve nike’ını giydiğimiz, parfümünü ve rujunu sürdüğümüz bu güç, bizi tüketimde kendine benzetirken, katil ruhluluğunda da bizi kendine benzetmeden başka bize seçenek bırakmamaktadır. volkan yakın & canan ay markaların kişilik arketiplerinin algılanması üzerine bir araştırma volkan yakın & canan ay ....... giyim kategorisinde asi yanıtını en fazla alan markalar converse reklamı (görsel 2) (63,55%), burberry (%44,06%), nike (40,17%) olurken, pierre cardin (resim6) hiçbir katılımcı tarafından asi yanıtını almamıştır. yasemin özdek küresel yoksulluk ve küresel şiddet kıskacında insan hakları yasemin özdek birleşmiş milletler genel sekreteri kofi annan’ın davos’daki 1999 dünya ekonomik forumu’nda dünyanın önde gelen sermaye liderlerini “küresel piyasaya insani bir yüz vermek için” harekete geçmeye çağırmasıyla birlikte, birleşmiş milletler hızla şirket çıkarlarıyla yasemin özdek bütünleşmeye başlamıştır. temmuz 2000’de genel sekreter, birleşmiş milletler’in bütün organlarını özel sektör ile ortaklık (partnership) kurmaya çağırmış ve -bp, shell, nike gibi- 50 çokuluslu şirket global compact’a katılmıştır. emet değirmenci küreselleşme kadına ne getirdi? emet değirmenci 2000'li yılların başlangıcı dünyamızda belki de kara bulutların çöktüğü en acı yıllardan biri olarak tarihe geçecektir. filistin’li kadının dediği gibi,“bu döneme tanıklık etmekten acı duyuyorum.” emet değirmenci küreselleşmenin basit anlamı: gana’daki kabile reisinin ayakkabısının nike olması; türkiye’deki kadının taklit de olsa çocuğuna adidas marka spor takımı almaya çalışması; bunun yanında nike’ın fabrikasında günlüğü bir dolardan hiç bir sosyal güvencesi olmaksızın emet değirmenci çalıştırılan endenozyalı kadın’ın çocuğuna o markadan giydirmesinin hayal olduğu; datça’daki arkadaşımın çocuğunu kapıya getirilen mis kokulu köy yoğurdu yerine (daha hijyenik anlayışıyla?) nestle markalı yoğurtla beslemesi; etiyopya’da kahve yetiştiren kadının emet değirmenci 60 yıldan beri emeğinin sömürülmesi; hatta bu sömürünün günden güne artırılarak bugün kilosu 16 sente sattığı kahve karşılığında sırtını örtecek giysi bile alamaz duruma gelmesidir. irem inceoğlu & gamze onaylı-şengül bir femvertising örneği olarak nike bizi böyle bilin reklam filmine eleştirel bakış irem inceoğlu & gamze onaylı-şengül ....... biçilen toplumsal rollerin dışında rollerde de görünürlük kazanabildiği bir medya metni olduğu çıkarımıyla beraber, bu metinde de kadınlara ait olduğu varsayılan bazı rollerin ve kadınlık durumlarının dışlanması söz konusu olmuştur. elif cihangiroğlu reklamda kadın temsilinde cinsiyetçi yaklaşımlar ve femvertising kavramı gülten adalı aydın popüler kültür ve reklam ilişkisi: basılı reklamlarda 14 şubat sevgililer günü alparslan nas kadına yönelik simgesel şiddet aracı olarak temizlik ürünleri reklamlarının eleştirel analizi mert yaşar sporda çocuk istismarı ile mücadelede karşılaştırmalı hukuktan örnekler mert yaşar ensar vakfı’nın sponsoru turkcell’e boykot çağrısı yapılmış ve kısa sürede binlerce kullanıcı turkcell aboneliklerini sonlandırmıştır. tepkilere rağmen turkcell, yaptığı basın açıklamasıyla ensar vakfı’nın ismini geçirmeden de olsa sponsorluğa devam edeceklerini mert yaşar belirtmiş, ve sosyal medyada kendilerine tepki gösteren hesaplara ‘erişimin engellenmesi’ talebiyle dava açmıştır. turkcell, sosyal medya kullanıcılarına yönelik açtığı tüm davaları kaybetmiştir. salih zeki keş ebu’l huseyn ibn fâris ve es-sâhibî kitabı salih zeki keş ibn fâris arap şiirini çok iyi bilen ve kendisi de şiir söyleyen bir şairdi. şiirlerini kitaplarında istişhad olarak da kullanıyordu. iyi bir şiir eleştirmeniydi. salih zeki keş bu sebeple başka ediplerin şiirdeki ve ilimdeki yetersizlikleri konusunda onları tenkit ediyor, bu tenkitlerini de bazen şiirle yapıyordu. nahivcilerin delillerindeki zaafları hususunda, onları şöyle tenkit etmiştir: ebü’l-hüseyn ahmed bin fâris bin zekeriyyâ bin muhammed er-râzî el-kazvînî el-hemedânî zayıf, soluk, saçlarını örmüş bir türk kızı önümüzden geçti, nahivcinin kullandığı delilden daha zayıf, soluk, etkileyici bakışıyla salih zeki keş edebî güzelliklerle dolu, sade bir anlatımı olan şu şiirinde ise, kalbinin sıkıntılarla dolu olduğunu, ama bir gün bu sıkıntılardan kurtulacağını ümit ettiğini, kedisiyle arkadaşlık yaptığını, defterle dost olduğunu ve bu dostuyla, geceleri yazdığını anlıyoruz: ebü’l-hüseyn ahmed bin fâris bin zekeriyyâ bin muhammed er-râzî el-kazvînî el-hemedânî nasılsın? dediler. dedim ki iyiyim. bir ihtiyaç gider, bir diğeri gelir kalbin hüzünleri arttığında deriz ki, bu sıkıntılar bir gün kaybolur ebü’l-hüseyn ahmed bin fâris bin zekeriyyâ bin muhammed er-râzî el-kazvînî el-hemedânî dostum kedim, kalbimin neşesi de defterlerim ve âşık olduğumsa kandildir. salih zeki keş önceki dönemlerde, insanların akıllarına ve ilimlerine önem verilirken, yaşadığı dönemde paralarına ve mallarına önem verilir olmuştur. para, hayatta tek ölçü olmuş, parası olmayan, zelil ve hakir olma durumuna düşmüştür.aşağıdaki şiiri bu durumu hikâye etmektedir: ebü’l-hüseyn ahmed bin fâris bin zekeriyyâ bin muhammed er-râzî el-kazvînî el-hemedânî bilge birisi geçmişte demiş ki; insan ancak iki küçüğü (dili ve kalbi) ile insandır, ben de akıllı bir kişinin sözü olarak dedim ki; kişi, ancak iki dirhemi ile insandır, ebü’l-hüseyn ahmed bin fâris bin zekeriyyâ bin muhammed er-râzî el-kazvînî el-hemedânî kimin yanında iki dirhemi olmazsa, ona hanımı bile dönüp bakmaz, zilletinden hakir düşer, kedisi bile üzerine işer. salih zeki keş aynı şekilde bir başka şiirinde, insanların mala düşkünlüğünün ve paranın insanlar yanında nasıl değer bulduğunun tenkidi vardır: ebü’l-hüseyn ahmed bin fâris bin zekeriyyâ bin muhammed er-râzî el-kazvînî el-hemedânî şayet bir ihtiyaç için birisine gönderirsen, başına gelecekten sorumlu olursun, (ona) bir bilge gönder, ancak ona akıl verme! göndereceğin bilge yalnız dirhem olsun! ebü’l-hüseyn ahmed bin fâris bin zekeriyyâ bin muhammed er-râzî el-kazvînî el-hemedânî keşke bana gelen bin dinar olsa, ondan nasibim yalnız kuruşlardır ya, onları ne yapacaksın diye sordular bana, dedim ki; onların hatırına, bana, insanların ahmakları hizmet eder. salih zeki keş ibn fâris çeşitli ilim dallarında o kadar derinleşmişti ki hatta yunan felsefesini dahi iyi bilen biriydi. bu durumunu, kendisinin şu sözleri ortaya koyuyor: ebü’l-hüseyn ahmed bin fâris bin zekeriyyâ bin muhammed er-râzî el-kazvînî el-hemedânî biz, filozoflar olarak adlandırılanlar (yunanlılar)ın şiirlerini okuduk ve pek önemsiz, güzellikten uzak ve doğru dürüst bir vezni dahi olmayan şeyler olduklarını gördük. salih zeki keş ibn fâris, kendi ilmî konumu gereği yunanlıların şiirlerini okumuş olsa bile genel anlamda felsefeye karşıydı. hatta felsefeyi, -kesin olmamakla birlikte- akideyi bozacak kadar tehlikeli buluyordu. salih zeki keş ibn fâris'in hayatında şaşılacak bir durum söz konusudur ki kendisi arap olmadığı gibi, arap olmayan ve halkı muarrab da olmayan bölgelerde yaşamış, fakat arap dilinde yüksek bir mertebeye ulaşmış ve arapların şiirinin bir benzeri bulunmadığını savunmuştur. ahmet canan karakaş sabır tutumunun sürekli öfke ifade tarzlarına ve öfke kontrolüne etkisi necmi karslı dindarlık ve öfke kontrolü ilişkisi üzerine tecrübî bir araştırma abdurrahman demirci hz. muhammed’in öfke kontrolü (hz. ömer’le diyalogları bağlamında) fatih çinar & nasi aslan öfkeli şahsın boşaması ile ilgili rivayetin islam hukuku bağlamında değerlendirilmesi selahattin çitçi romantik ve devrimci bir şair: lesya ukrainka ve türk imajı aşur özdemir büyük kazak şairi mağjan jumabay selahittin tolkun sovyet zulmüne uğrayan özbek şairi usman nasir sabire arık polonyalı şair adam mickiewicz ve kırım soneleri sabire arık kırım'a ait yıkıntılar ya da mezarlarda karşılaştığı görüntüler onu çok etkiliyor, hatta geçmiş hakkında düşünmeye itiyor—örneğin "bahçesaray" sonesinde kırım'ın eski güç ve ihtişamının artık kalmadığını, doğanın ise sürekliliğini şöyle dile getiriyor: adam bernard mickiewicz rengarenk pencereler boyunca gündüz sefası sararken sağır duvar ve kubbeleri doğa adına insan mülkünü istila eder gibi ve baltazarın işaretleri ile yazar "virane"yi. sabire arık mickiewicz zaman zaman "haremin mezarlığı" (mogila haremu) sonesinde olduğu gibi dekoratif bir stil kullanıyor. haremin bahçesindeki mezarlıkta gömülü olan, sultanın genç yaşta ölen cariyelerini şöyle betimliyor; adam bernard mickiewicz daha olgunlaşmamış salkımlar, aşk bağlarından allah'ın masasına alınmış; burada doğunun incileri çekmiş daha çok gençken, mutluluk ve sevinç denizinden, sonsuzluğun kabuğu, tabut o karanlık sinesine. sabire arık ....... batı insanına bu gerçeği hatırlatmak, hatta öğretmek, onu maddecilikten ruhsal dünyaya yöneltmek istiyor. adam bernard mickiewicz oturursun gök kubbenin kapısında, öyle yükseksin ki tıpkı gabriel gibi, cennet bahçesini bekleyen. karanlık ormanlar cüppen, korkunun yeniçerileri dokuyorlar buluttan türbanını şimşekler ve sellerden ekrem ersin cesur çocukların çalıştırılmasının ekonomik büyümeye etkisi + amerika birleşik devletleri (abd)’nde kurulan nike firması, spor malzemeleri üretmektedir. dünyanın bir çok ülkesinde fabrikası bulunan firmanın çalıştırdığı işçi sayısı 557 bindir. bunların 467 bini ekrem ersin cesur asya, 38 bini amerika, 39 bini avrupa, ortadoğu ve afrika ülkelerinde iken abd’dekilerin sayısı yalnızca 13 bindir. üretimin neredeyse tamamı az gelişmiş ekonomilerde gerçekleşmektedir. firmanın insan emeğinin az kullanıldığı kapital-yoğun ayakkabı üretimi ekrem ersin cesur abd’de, yoğun insan emeği gerektiren giysi üretimi ise, üçüncü dünya ülkelerinde gerçekleştirilmektedir. bu üretim tarzı reebok ve adidas gibi çokuluslu işletmeler tarafından da tercih edilmektedir. ekrem ersin cesur az gelişmiş toplumlarda çocuk işçiliğinin sürmesinde gelişmiş ülkelerin ve küreselleşen ekonominin rolü göz ardı edilemez. hilal özdemir çakır tüketici boykotlarının kriz iletişimi açısından değerlendirilmesi hilal özdemir çakır nike, shell , mc donalds, nestle gibi global markalar, dünyada en fazla tüketici boykotuna maruz kalmış markalardır. hilal özdemir çakır nestle’nin afrika’da sattığı çocuk mamaları, nike’ın spor ayakkabılarını üretirken çocuk işçi çalıştırması ve shell’in çevreyi kirletmesi nedeniyle yapılan boykotlar dünyada en çok ses getiren uygulamalardır. hilal özdemir çakır kriz çeşitlerinden birisi olan boykotlar; işletmeleri gerek ekonomik, gerekse imaj yönünden etkileyebilmektedir. boykotlar ürün ve hizmet satışlarını düşürebilmekte ve aynı zamanda da kurum imajını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. hilal özdemir çakır bu derece ciddi etkileri olan boykotlarla başa çıkabilmede hedef kitlelerin algılamalarını yöneten halkla ilişkiler uzmanları önemli bir rol oynamaktadır. hilal özdemir çakır sonuç olarak kurumların ana sosyal paydaşlarından birisi olan tüketicilerin, gerek üretilen mal veya hizmet, gerekse izlenilen belirli kurumsal politikalarla ilgili olarak duydukları hoşnutsuzluğu göstermelerinin en ileri boyutu olan tüketici boykotları ile hilal özdemir çakır başa çıkabilen kurumlar, gerek ekonomik açıdan, gerekse imaj açısından kendilerine gelebilecek olan zararlardan kaçınabileceklerdir. bu konuda ise en önemli rol, kurumların kriz anında sosyal paydaşlar ile iletişimine odaklanan kriz iletişiminde olacaktır. neşe özgen küresel dünyada konfeksiyon işçisi kadınlar neşe özgen şimdi artık nike’ın kauçuk tabanı hindistan’da en ucuza üretiliyor, cord bezini denizli’deki firma (neredeyse) bedavaya yapıyor, düğmelerini kore-seul’da ücra ve izbe bir kasabadaki saz benizli işçiler basıyor, neşe özgen durum jack london’ın 18.yy kapitalist toplumu için yazdığı “uçurum halkı” romanından bile beter! 10 yaşında çocuklar londra’nın göbeğinde saati 50 pi’ye (400.000tl) çalışıyor, ekmeğin pondu 1.15 pound(1.150.000tl), yarım ons süt 55 pi (500.000tl). neşe özgen yoğun çocuk işçi çalıştıran nike, çocukların “gece vardiyası”ndan kaçmalarını önlemek için, kapıları kilitler. başedemez ve pencereleri demirler. ve bir gece çıkan yangında 500’e yakın çocuk işçi diri diri yanarak ölürler! neşe özgen artık üzerime hiçbir şey alamıyorum… dikişlerinde ve modalarında, gerçek insan kanı vaadediyorlar… mahmut arslan nike, bir zamanlar çocuk işçi çalıştırdığı için epeyi zora uğramıştı, hakkında bir kampanya açılmıştı. neticede, bu tür şeyleri izleyip bizler kendi sorumluluğumuzu bilip sessiz kalmamalıyız. anadolu üniversitesi bütünleşik pazarlama iletişimi + marka itibarının zarar görmesine neden olan, asya üretim tesislerinde çocuk işçi çalıştırma krizinden sonra; nike eğitim, çevre gibi sosyal konulara ağırlık vererek, ortaya çıkan bu kriz durumunu aşmayı başarmıştır. hasret aktaş & ayça çekiç akyol & mevlüt akyol yeni reklam aracı ‘oyunreklam’ın (advergame) çocuk üzerindeki etkisi hasret aktaş & ayça çekiç akyol & mevlüt akyol oyun reklamlar pazarlama ve pazarlama iletişimi içeren; bir marka, ürün, hizmet ya da bu marka, ürünle özdeşleştirilmiş karakterin merkez olduğu etkileşimli oyunlardır. hasret aktaş & ayça çekiç akyol & mevlüt akyol kimi zaman marka ve ürün ve hizmetin kullanım deneyimini sanal bir şekilde yaşatan oyun reklamlar(nike ve polo oyunları gibi); kimi zamanda kişisel tecrübenin duygusal çağrışımlarla özendirildiği(örneğin, içki ve içeceklerle ....... hasret aktaş & ayça çekiç akyol & mevlüt akyol çocuklar saflık, temizlik, masumiyet, iyilik, iyi niyet vb. olumlu kavramların timsali gibidir. onlardan kötülük beklenmez; yaptıkları yanlış şeyler de çocuksu masumiyetleri içerisinde değerlendirilir. tanner mirrlees küresel kapitalizm ve amerika’nın imparatorluk kültürü tanner mirrlees dünyanın en zengin yirmi beş kişisinden on altısı amerikalı ve bu süper zenginler arasında şunlar var: bill gates (microsoft), ....... sergey brin (google), jim walton (wal-mart), sheldon adelson (casinos), george soros (hedge funds) ve phil knight (nike). aysel arslan bergama arkeoloji müzesi’nde görülmesi gereken 10 eser + zafer tanrıçası nike heykeli (akroter), roma dönemi m.s. 2. yüzyıl, asklepion. gittigidiyor / fotokart 1940 bergama nike heykeli görünüş kartpostal + fiyatı : 30,00 tl kargo : alıcı öder - 2-3 gün içinde kargolanır tüm türkiye : 5,00 tl ebü’l-velîd (ebû abdirrahmân) hassân bin sâbit bin el-münzir el-hazrecî el-ensârî nice sıkıntılardan kılıcıyla kurtardı mustafâ’yı karşılığını bol bol verir allah gösterir her safâyı ebü’l-velîd (ebû abdirrahmân) hassân bin sâbit bin el-münzir el-hazrecî el-ensârî o gitti diye karardı yer yüzü, çün kaybetti nurunu söndü parlayan ayın şavkı, gördü acının en zorunu betül çotuksöken etik: bir yaptırım mı, bir umut mu? ismāīl bin el-ķāsim bin suveyd bin keysān el-anezī / ebū isħāķ / ebu’l-atāhiye ey allah’ın emini! sıkıntı çekmeyeceksin diye haber göndermişsin ama hapisliğin kendisi sıkıntıdır. ismāīl bin el-ķāsim bin suveyd bin keysān el-anezī / ebū isħāķ / ebu’l-atāhiye hâkimin sıkıntısı coşturan bir beyittir. azarlandığında bu hakim şöyle dedi: “dünyada suçludan başkası yoktur.” bu dediği hâkimin kusurudur; sen kelimeyi değiştir emine semiye önasya cemiyet-i beşeriyenin kısm-ı azamını teşkil eden kadınların terakki ve tekâmülünü düşünen akvam bugün milel-i mütemeddinenin en yüksek mevkilerinde bulunmaktadırlar. zira ruh-ı aile kadın, mehd-i insaniyet kadın, hazine-i feyz-i ümit hep kadındır. fatma aliye topuz şu satırları kadınlığı müdafaa fikriyle dahi yazmıyorum. zira mesail-i insaniyede âcizelerince kadın ile erkeğin farkı olamaz. hepsi insandır. insaniyete hizmet ise ancak hakikatle olur. husemâmızı, muarızlarımızı iskât edecek olan hakikattir. zbigniew herbert terk etmesin seni kız kardeşin küçümseme ispiyoncular cellatlar korkaklar için – ki kazanacaklar gelecekler cenazene ve rahatlıkla toprak atacaklar bir parça da naif yaşam öykünü ise bir tahtakurdu yazacak celal yeşilçayır felsefi bağlamda insan hakları eğitimini yeniden düşünmek cemâleddin ishak el-karamânî yine yaḳduñ dil ü cānlar hey ölüm hāy ölüm vay ne dökdün yaş u ḳanlar hey ölüm hāy ölüm + körpecük ḳuzılaruñ baġrın ezüp ḳan iden nice döysün buña cānlar hey ölüm hāy ölüm evrensel bugünden itibaren poşetler 25 kuruş: 10 kuruşu maliyet 15 kuruşu vergi evrensel ....... palandöken, "burada amaç poşeti paralı satmak değil, sağlığımız ve çevremiz için naylon poşeti caydırıcı hale getirmektir. kısa süre içinde uygulamanın amacının anlaşılıp bu konudaki duyarlılığın artmasını bekliyoruz." ifadesini kullandı. nike yüksek destekli kadın spor sütyeni + nike fe/nom flyknit + her şeyi değiştiren sütyen + kumaş: ön: %100 naylon. arka: %61 naylon/%39 spandeks. alt kısım: %62 naylon /%38 spandeks. + 399,90 ₺ tamer gülbek imf başkanına atılan ayakkabının markasının nike olduğu bir dünyada, ezilmişlik de bir parodi halini almaktadır, isyan da. melikhan akbaş & burcu elçi & dilek çam & oğuzhan gümrük & barış güven toplumsal yaşamda cinsiyet ayrımcılığı melikhan akbaş & burcu elçi & dilek çam & oğuzhan gümrük & barış güven sık kullanılan nike marka giysi örneği durumu çok iyi özetliyor. melikhan akbaş & burcu elçi & dilek çam & oğuzhan gümrük & barış güven nike firmasının sahibin mal varlığı 4,5 milyar dolar ve yıllık geliri 1 milyon dolar. melikhan akbaş & burcu elçi & dilek çam & oğuzhan gümrük & barış güven güneydoğu asya'da nike'e ait taşeron firmaların %70'inde 17-21 yaş sınırında kadınlar çalışmaktadır. melikhan akbaş & burcu elçi & dilek çam & oğuzhan gümrük & barış güven nike'da çalışan bir kadın yılda 360 dolar kazanıyor. melikhan akbaş & burcu elçi & dilek çam & oğuzhan gümrük & barış güven nike sahibinin kazandığı geliri elde etmesi için 15 yy. boyunca çalışması gerekmektedir. melikhan akbaş & burcu elçi & dilek çam & oğuzhan gümrük & barış güven uluslararası finans şirketlerinin hâkimiyeti sonucunda gerçekleşen yoksulluğun küreselleşmesiyle doğru orantılıdır kadının ezikliği. bacchylides / bakkhylides toprakları bereketli sicilia’nın sahibesi demeter ve menekşe çelenkli kızı kore’ye söylüyorum şarkımı, güzel armağanlar bağışlayan kleio’ya ve olympia’da koşan çevik ayaklı atların binicisi hieron’a. koştular onlar üstün nike ve aglaia haluk berkmen gizemli etrüsk dili 321go / ipek bağrıaçık hayvan hakları nedir? + tanımına baksan en gelişmiş canlı yaratıksın ama nato kafa nato mermer bülent özkan & ayşe eda gündoğdu toplumsal cinsiyet bağlamında türkçede atasözleri ve deyimler rasim turhan & nazlı ayşe ayyıldız ünnü & derya kelgökmen ilic & burak çapraz & jülide kesken çalışanların sessizlik davranışlarında kültürün etkisi: atasözleri üzerinden nitel bir analiz taşkın tanrıkulu türk atasözlerinde gerçeklik terapisi ayhan tergip türk atasözleri ve deyimlerinde kötüleme ifadeleri oğuzhan durmuş türkçede aykırı atasözleri mustafa altun türk atasözleri üzerine sentaktik bir inceleme ünsal özünlü başlangıçtan bugüne deyişbilim: uygulamalar, incelemeler, öneriler seyit ahmet şah / ahmet faraz birini özleyip de öyle ağlama, olan oldu gönlünü harap ettin, şimdi de gözlerinden olma, olan oldu. kimse ona bu harap halimizden söz etmesin, aman, o da üzülsün, ne yapalım olan oldu. ahmet faraz küstahlık edenler hep paramparça başkaldıranın yeri darağacı oldu ahmet faraz tüm sufi, sâlik, şeyh ve imamlar ihsan umuduyla şahların meclisine doluştu önde gelen hâkimler makam hırsıyla tecrübeli dilenciler gibi köşeyi kaptı ahmet faraz kalemim kendi şehrini çevirip de gururlanan muhafız gibi değersiz değil kalemim kasidelerle zorbaları yücelterek ululayan bir soysuzun boş kâsesi hiç değil ahmet faraz kalemim her gün ettiği kulluğun hesabını tutan o tebliğcinin çektiği tespih değil kalemim yüzünü iki peçeyle saklayan hâkimin terazisi ise asla değil ahmet faraz makam mevki sahiplerinin eli kolu ne de uzadı, kimsede esenlik kalmadı senden sonra. + vaktiyle ülkünü öğrettiğin yoldaşlar ayağına zincir vuruldular şimdi senden sonra. + zamanın sıkıntılarından kime şikayet edelim? halimizi bilen kimse kalmadı senden sonra. ahmet faraz dostlarım benliklerini satarlar cübbe hırsına sarıklarını satarlar bu insanlar nasıldır ki iki üç arzu için tüm benliklerini satarlar esin ozansoy yunan paleografisi üzerine not esin ozansoy fenike ve sâmi geleneğine uygun olarak yazı, sağdan sola doğru yazılmaktaydı. paralel olarak boustrophedon yazısı (öküz ve dönmek sözcüklerinden oluşmuştur) öküzlerin sabanla çift sürme biçiminden esinlenerek düşünülmüştür. esin ozansoy yazı yönünün değişmesi, bir çeşit yazı yönü evrimi bous trophedon sözcüğü ile anlatılmak istenmiştir. (yani satırın ilki sola doğru ise, ikinci satır sağa doğru yazılmaktadır). esin ozansoy oldukça daireye yakın olan elreleşök kid ,rellikeş kalravuy geometrik olarak görülmektedirler. pit ub ednis'ifargoelap nital yazı capitalis quadrata veya epigrafik .ridetkemliridnelmisi karalo ızay hasan çelebi / küfrî-i bahâyî zāhidin her ne ķadar ŧanı firāvān olsa aña ġam çekmez idik źerrece irfān olsa rafż u ilĥād nedür añlasa iźān olsa śıdķ ile meźheb-i islām’da pūyān olsa bize mülĥid diyenüñ kendüde įmān olsa daħl iden dįnimüze bāri müselmān olsa hasan çelebi / küfrî-i bahâyî zümre-i eşrāfdan her şeb gezek eksük degül birbirin her gün ziyāfet eylemek eksük degül gerçi her śoĥbetde bir dūn u muġek eksük degül meclis-i irfānda ammā bir eşek eksük degül hasan çelebi / küfrî-i bahâyî eylemek zümre-i nā-dānla ülfet ne belā ehl-i irfān olana böyle rezālet ne belā ħod-pesend ehl-i nezāket geçinen nā-dāna meyl ü raġbet ne belā mihr ü maĥabbet ne belā kendüden ġayrıya ādem dimeyen ħar-ŧaba yār olup muttaśıl ünsiyyet ü ülfet ne belā hasan çelebi / küfrî-i bahâyî bį-leźźet olur meclis-i erbāb-ı maārif ger olmasa yārān-ı sitem-kār münāfıķ hasan çelebi / küfrî-i bahâyî bizi śanmañ ki hemān bādede māhir żıpıruz biz bu evżāıla çoķ nesneye ķādir żıpıruz + bir degül iki degül üç degülüz bir alayuz az żirżop degülüz ħaylice vāfir żıpıruz emine çırak & selçuk bora çavuşoğlu spor pazarlamasında spor sponsorluğu ve halkla ilişkilerin önemi emine çırak & selçuk bora çavuşoğlu dünya genelinde en çok sponsorluğu coca cola, adidas, general motor’s, nike, mcdonald’s, kodak, master card ve samsung gibi firmalar yapmaktadır. emine çırak & selçuk bora çavuşoğlu elektronik devi sony, 2007 yılından 2014’e kadar fifa’yla 305 milyon dolar karşılığında anlaşma yaparken, cep telefonu üreticisi samsung da ingiliz kulüp chelsea ile yaklaşık 100 milyon dolarlık sözleşme imzalamıştır. ayşe gül akalın orbay ana tanrıça kültü ve dönüşümler; gaia’dan demeter, leto ve artemis, hekate. + devlet siyaset ve kadın tanrılar: hestia, nike, tykhe, themis ve dike ayşe gül akalın orbay doğuş mitosunda evrenin anası gaia bölünerek niteliklerini leto, artemis, aphrodite ve demeter’e geçirirken. athena başta olmak üzere hera, hestia, nike, tykhe, themis, dike tamamen günlük siyasi düzen içinde yer alırlar. ayşe gül akalın orbay hellenistik dönem ve roma dönemlerinde yani artık yazılı yasaların olduğu dinin insan yaşamı içinde daha pratik ve kurumsal algılandığı dönemlerde; ayşe gül akalın orbay athena karakteri zafer yani nike, adalet yani dike/iustitia ve yasa yani themis gibi tanrıçalara bölünmüş, bu tanrıçalara da dönemin niteliğini yansıtan yeni hikayeleri uydurulmuştur. tülay tekin yılmaz çocuk işçiliğinin yeni formları: çocuk oyuncular tülay tekin yılmaz özet: değişen dünyayla paralel olarak genel olarak değerlerimiz, özel olarak çocuğa verdiğimiz değer değişmektedir. toplumlar çocukların haklarını korumaya yönelik bir takım tedbirler almaktadır. tülay tekin yılmaz bunlardan en bilineni ise çocukların çalıştırılmasını önlemeye yönelik alınan tedbirlerdir. buna rağmen çocuk işçiliğinin önlenemediğini ve hatta yeni türlerin ortaya çıktığını görmekteyiz. tülay tekin yılmaz son yıllarda giderek artan oranda çocuğun medya sektöründe çalıştırılması buna bir örnektir. ancak bu durumun kamunun geneli tarafından bir sorun olarak algılanıp çocuk işçiliği kapsamında ya da yeni bir çocuk istismarı bağlamında tartışılmadığı da açıktır. tülay tekin yılmaz bu çalışma medya sektöründe çalıştırılan çocuk oyuncular üzerinedir. amacı yeni bir sömürü biçimi olarak medyada çocukların çalıştırılmasını tartışmaya açmak ve bu durumun içinde saklı olan tehlikelere dikkat çekmektir. tülay tekin yılmaz yapılan işin büyük bir bölümünün ekran arkasında kalmasından ve işin kendine özgü niteliğinden dolayı söz konusu çocukların çalıştırıldıkları fark edilememektedir. tülay tekin yılmaz bu yüzden oyuncu çocukların harcadıkları emek, yaptıkları işin niteliği ve hangi koşullarda çalıştırıldıkları da gözden kaçmış olmaktadır. tülay tekin yılmaz çalışmada herhangi bir reklam, dizi veya filmde gördüğümüz bir çocuğun işe başlaması, sektör içerisinde var olma mücadelesi, süreç içerisinde yaşadıkları ortaya koyulmaktadır. tülay tekin yılmaz ayrıca çalışma sırasında neden toplumun genelinin bu durumu sempati ile karşıladığı ve çocuklarını bu işlerde çalıştıran ailelerin gerçekte bunu ne sebeple yaptıkları da anlaşılmaya çalışılmaktadır. tülay tekin yılmaz bu nedenle çocuklarını reklam ajanslarına kaydettiren annelerle derinlemesine görüşmeler yapılarak ailelerin bu davranışının nedenleri ve ajansların iç işleyişi anlaşılmaya çalışılmıştır. tülay tekin yılmaz ayrıca çocukların çalıştırıldıkları sektörü daha iyi analiz edebilmek için eski bir reklam ajansı sahibi ile görüşülmüştür. ailelerin yanı sıra devletin buradaki yaklaşımı da tartışmaya açılan bir diğer konudur. tülay tekin yılmaz eğer devlet bu çocukların çalıştırıldığını kabul ediyorsa konuyla ilgili yasal düzenlemeler yapıp buna göre çalışma koşullarını denetlemekte midir; yoksa devlet de bu çocukların aslında çalıştırıldıklarını görmezden mi gelmektedir? tülay tekin yılmaz sonuç olarak bu çalışmada elde edilen veriler yardımıyla oyuncu çocukların dünyasının ekranlarda temsil ettikleri çocukların dünyaları kadar tozpembe olmadığı ortaya koyulmuş; ayrıca bu durumun içinde yer alan diğer pek çok sorun da görünür kılınmaya çalışılmıştır. özlem akbulut gün çocuk oyuncuların hukuki durumu üzerine bir inceleme özlem akbulut gün “çocuk” kavramı ülkemiz sosyal yaşamında olduğu gibi hukuk sistemimizde de göz ardı edilen ve üzerine pek kafa yorulmayan bir konudur. özlem akbulut gün türkiye’nin hukuk sistemine genel olarak baktığımızda çocuğa ilişkin tüm sorunları düzenleyen kapsayıcı özel bir kanun olmadığını görmekteyiz. özlem akbulut gün bu çerçevede çocuk mevzusunun alt başlıklarından biri olan “çocuk oyunculuğu” da düzenleyen doğrudan bir yasal mevzuat bulunmamaktadır. özlem akbulut gün “çocuk oyuncu” kavramı henüz tanımı yapılmamış, sınırları belirlenmemiş, oldukça dağınık ve karmaşık bir konu olarak karşımızda bütün gerçekliği ile durmaktadır. özlem akbulut gün çocuk oyuncular, filmi meydana getiren diğer kimselerle (eser sahipleri ve bağlantılı hak sahipleri) eşitlik temelinde bir ilişki içinde yer almalıdırlar. çocuğun işçi olarak görülmesi tarafların eşitliğine zarar verecektir. özlem akbulut gün ayrıca sinema eseri meydana getirme taraflar arasında iş yapma olarak değil eser yaratma olarak değerlendirilmelidir. bu durum çocuğun fiziksel, ruhsal ve karakteristik özelliğine daha fazla katkı sunacaktır. samuel aysoy değişik milletler tarihlerinde kedi + osmanlı ve fransız edebiyatında kedi, türkler'de kedi hakkında mevcut inanışlar, hürafeler, hikâyeler, kedi dostları, kedi düşmanları, kedi ve ahlâk samuel aysoy 1266 tarihinde fontenay roses de bir erkek domuz, 1349 tarihinde chatillon'da bir dişi domuz as ılma suretiyle idam edilmiştir. 1408 tarihinde saint-michel de bir dişi domuz, 1366 da falaire de yavrusunu yiyen bir domuz asılma suretiyle idam edilmiştir. samuel aysoy 1399 tarihinde dijon'da adama saldırmş bir beygir ölüme mahkûrn edilmiştir 1926 senesinde şimali amerika'da pikeville mahkeme jürisi bir genç kızın namusuna tecavüz ettiği için bir dog köpeğini idama mahkum etmiş ve hüküm elektrik sandalyası üzerinde infaz edilmiştir samuel aysoy muhtelif hayvanlar arasında en ziyade zulüm görenler kedilerdir. samuel aysoy insanların bir kısmı bu mahlûka ma'but diye tapar iken yine aynı insanların başka bir kısmı bu mahlûku musibet ve uğursuzluk senbolü addederek kendisine karşı en büyük nefreti his etmişler ve diri diri ateşlerde yakmaktan katiyyen çekinmemişlerdir. samuel aysoy papa üçüncü innocenfin müşavirlerinden saint-dominique şeytanı siyah kedi şeklinde temsil etmiş ve kediyi uğursuzluk ve müsibet senbolü saymıştır. o tarihten itibaren bu batıl itikat bütün dünyaya yayılmış ve memleketimize kadar gelmiştir. samuel aysoy bizde siyah kedi insanların arasındaki dostluğu bozan bir mahlûk gibi sayılmış ve iki kişinin arası bozulduğu zaman aranızdan kara kedimi geçti, sualine maruz kalırlar. samuel aysoy işte kendisine yarattkların en şereflisi vasfını veren mağrur insan oğlunun muhtelif tarih devirlerinde gösterdiği ruhi hal budur. samuel aysoy aziz okurlarım: insan oğlu dünya kurulduğu tarihten beri böyle büyük tezatlar ve sapıtmalar içinde yaşadı. samuel aysoy müstakbel nesillerin bu ruhi hallere karşı isyan ederek bütün dünya sakinlerine asil bir ruh üflemesini, insanı layık olduğu şerefli mertebeye yükselmesini temenni ve ümid edelim. samuel aysoy kedinin menşei habeşistandır. milattan 2200 sene evvel on ikinci m ısır hanedanından birinci ousırtaden tarafından habeşistan'ın fethinden sonra mısıra ithal edilmiş ve ehliyet hayatına girmiştir. samuel aysoy kedi mısırlılarda musiki aşk ve güzellik ilâhlarını temsil ederdi. bir kadının güzellik derecesini anlatmak için kedi gibi güzel denirdi. samuel aysoy mısır hükümdarı (ptholnae batlamyus) romalıların dostluğuna büyük bir kıymet verdiği bir zamanda bir mısırlı dikkatsizlik yüzünden bir kediyi öldüren bir romalıyı öldürmekten çekinmemiştir. samuel aysoy mısır'da kedi öldürmek memnu idi. kedi öldüren ölüm cezası ile cezalanırdı. mısırda her hangi bir evden kedi cenazesi çıktığı zaman matem tutulur ve matem alâmeti olmak üzere ev halkı kaşlarını tıraş ederlerdi. gülce demirel aramızdakilerin gerçek anlamı gülce demirel daha önce hiç afrika edebiyatı’ndan bir kitap okuma fırsatınız olmuş muydu? benim olduğu için kendimi çok şanslı hissediyorum. farklı kültürlerin eserlerine yoğunlaşmaya çalışmak aslında çok önemli bir çaba. gülce demirel bu yüzden okumaya karar vermiştim ngugi wa thiong’o’nun “aradaki nehir” adlı romanını. gülce demirel münakaşa insanı insan yapan bir durumdur çünkü münakaşalara verdiği tepkide bulunur insan olmak, olabilmek veya olmamak, olamamak. gülce demirel barış münakaşanın olmadığı yerde değildir. uyuşmazlıkların olmadığı yerde insan ve insana dair ne olabilir ki? barış fikir ayrılıklarına saygı gösterilen yerdedir. fikir birliğinin sağlandığı iddia edilen her yerden korkmalıdır belki de insan. gülce demirel beyaz misyonerlerin ve onları afrika’ya göndermeyi akıl edenlerin, kameno ve makuyu dağları’nda yaşayan gikuyu insanlarına yaptıkları gibi... onları bir arada tutan kültürlerini “günah” ilan edip aralarına sokulanlar aracılığıyla onları yalnızlaştırarak sindirmek... gülce demirel bir de şu “günah” mevzusu var. nedir bu günah? insanların çıkarlarını gerçekleştirmek adına uydurdukları bir şeyden fazlası olabildiği hiç görülebilmiş midir hiç tarih boyunca? gülce demirel neden joshua karakterinin gözünde waiyaki gibi sevilen ve saygı duyulan bir insan olmaktan ziyade korkulan ve sorgulanmadan dinlenen biri olmak önemlidir? leylâ şahin kadınım. acıdır: kendi iç baskısında ikinci kez ezilmesi insanın leylâ şahin şavşat’ın dağları dört mevsim suları çoruh akar (seni bulanık bir günde yitirdim dört mevsim gözlerim: dağlara bakar) leylâ şahin sonunda bir güzel insan savaşa savaşa düşürdü güzel tenini toprağa ölüm adın kalleş olsun! şeref ey rahm u şefkati keremi olmayan felek vey zulm u kahr u cevr ile meşhûr olan felek + kanlı yaşıyla gözüm hem-şekl-i tûfân eylesin âteş-i âhım bütün dünyâyı sûzân eylesin + yakalar çâk iderek nâle vü feryâd idelim yıkalım ‘âlemi bir âh ile ber-bâd idelim nigâr neşr etmede gûyâ nefesi bûy-ı behişti cennetde mi perverde anı eyledin âyâ + kâdir olamam hissimi takrîre o mâha eşkim tarafımdan oluyor hüzn ile gûyâ + ey leyle-i hasret ne kadar gamlı zalâmın cânân vedâ’ı gibi dâ’î-i belâyâ şâire zindân görünüyor çeşmime cennet dahi olsa ta’rif edemem hâsılı bir derd-i dilim var + me’yûs-ı hayât oldum, usandım bu cihândan şimdengerü zanneyleme dilde emelim var + âlem aşka edince azm-i râh çıkdı istikbâlime baht-ı siyâh tülay kök nasıl güçlü kadın olunur gerçekten güçlü müsünüz + güçlü kadın olmak için yapmanız gereken hiç bişey yok + kalbinizin kırılmasını kariyer yaparak önleyemezsiniz + suçlamadan eleştirmeden canınız acıyosa konuşun + sevgili hanımlar gerçekten çok güçlüsünüz beyhan budak nasıl ki bi insanın başka bi insana tecavüz etmesini fiziksel anlamda zarar vermesini kınıyosak bu da bana sorarsanız bir psikolojik tecavüzdür berkay gerz pausanias, ilk üç yüzlü hekate heykelinin m.ö. 5. yüzyılın sonlarına doğru, heykeltaş alkamenes tarafından yapılıp atina'daki nike tapınağının önüne konduğunu söyler. duygu kocabaş atılgan antik yunan’da toplumsal cinsiyet rollerinin temsili + rölyefte zaferin kanatlı tanrıçası nike, yürürken çözülüveren sandalının bağcığını bağlarken betimlenmiştir. sinem çardaklı televizyon reklamlarında tanınmış kişilerin kullanılmasının reklamın hatırlanması üzerindeki etkisi konusunda bir pilot araştırma sinem çardaklı pepsi firması shaquielle o’neal’a 25 milyon dolar, nike firması tiger woods’a 40 milyon dolar, dışbank ideal kart reklamlarında oynaması için orhan gencebay’a 300 bin dolar ödemiştir. sinem çardaklı nike firması 1996 yılında reklamlarında kullandığı dallas kovboyu michael ırwin polis tarafından bir otel odasında uyuşturucu ve kadınlarla yakalandıktan sonra bu durum firma ve reklam kampanyasına çok büyük zararlar verdi. sinem çardaklı bu nike firmasının reklam kampanyasının küçük bir kısmıydı ve çok fazla maddi ve manevi zarar görmeden kurtuldu fakat 13 toyota dağıtıcısı aynı kişi yüzünden çok büyük kayıplara uğradı. fatih altaylı spor sağlığa yararlı bir şey değildir, hatta zararlı bir şeydir. emin ergen spor hekimliği mehmet acet & ibrahim yıldıran isveç cimnastiğinin dünya’da ve türkiye’deki gelişimi merve burcu dizdar riyâzat-ı bedeniyye-i tıbbiyye ve tanzimat dönemi spor terminolojisinin oluşumu merve burcu dizdar ....... tanzimat dönemi’nin ilk bilimsel spor eseri çevirisi “riyâzat-ı bedeniyye-i tıbbiyye”yi incelemiş bulunmaktayız. merve burcu dizdar osmanlı devleti’nde yer etmesinde büyük katkısı olan mekteb-i sultanî’de ilk beden eğitimi hocaları avrupalıydı. bu nedenle daha çok fransız spor usulü benimsenmişti. merve burcu dizdar modern anlamda beden eğitimi, osmanlı devleti’nde ilk olarak askeri okullarda uygulanmıştır. burada şunu da belirtmek gerekir ki bu dönemde beden eğitimi daha çok jimnastik olarak algılanmaktaydı. merve burcu dizdar ....... basit alıştırmalar, yürüyüş ve koşular, atlamalar, dengeler, aşmalar, güreşme ve didişme, tırmanma, yüzme, taşıma, taş, top, cirit atma, ok ve tüfek atma, eskrim, binicilik temrinleri, milli ve sosyal danslar, korol müzikler. merve burcu dizdar ilk beden eğitimi hocaları: curel, moiroux, martinetti, stangalli. ilk türk beden eğitimi hocası: faik üstünidman. olimpiyat anlamında girişimlerde bulunan beden eğitimi hocası: selim sırrı tarcan. merve burcu dizdar osmanlı halkı her ne kadar futbola ısınsa da 2.abdülhamit futbolu yasaklamıştır. 2.abdülhamit, abdülmecit’in bir güreşçi tarafından öldürüldüğüne inandırılmıştı. ....... ilk maçta yakalanıp ceza almışlardır. daniel gottlob moritz schreber insan, beden ve zihin kuvvetini eşit olarak kullanmalıdır. akıl kuvveti tembelleştiğinde vücuda zarar geldiği gibi bedenin tembelleşmesinde de akla zayıflık gelir. daniel gottlob moritz schreber bu nedenle insanın vücut sağlığı, yapılması lazım gelen hareketler ve uğraşlarla yakından ilgilidir. daniel gottlob moritz schreber eğer bizler bu kurala uymayıp tembellik edersek aniden organlarımıza zayıflık ve bitkinlik geleceğinden organlar görevlerini tam olarak yerine getiremezler ve sonrasında sağlık sorunları oluşur. daniel gottlob moritz schreber beden egzersizine yeni başlayanların çoğu kaslarında biraz ağrı hissederler. ağrılar geçene kadar beklemeli sonra kendini yormadan tekrar başlanmalıdır. daniel gottlob moritz schreber rahatsız olan kişiler, zor olan hareketleri yapamasa da vücudun zamanla alışmasıyla ve idmanlarla hafif olan hareketleri kolayca yapabilirler. daniel gottlob moritz schreber süreğen hastalıklara sahip kişilerin hastalıklarını çabuk atlatması için hareketleri hızlıca yapması gerekmez. hastalığına uygun olan hareketi yavaş yavaş uyguladığında hastalığı zamanla yok olacaktır. daniel gottlob moritz schreber jimnastiğin havadar bir alanda yapılması vücuda daha faydalı olacağından soğuk havalarda bile spor esnasında odanın camı açılabilir. yalnız bu sırada vücudu rüzgârdan korumaya dikkat etmek gerekir. daniel gottlob moritz schreber her bir ayak tek bir nokta üzerinde topal gibi yürür. sadece ayakuçları ile yere ....... kesilen aybaşı kanamasında ve basur kanamalarında da faydalı olur. osman hayri ki her emrāżıñ aṣlı çoḳ yemekdir gice bîdār gündüz uyumaḳdır. + ṣaḳınġıl çoḳ yemekden her yemişi żarardır çoḳ yemek beñze ve dişe + ḥekîm-i cāhil ü kāẕib didirme bu ilm içinde kāmil ol ki ṭurma osman hayri uyanup donla ṣu içmek ḫaṭardır tenü ki ḥabsü’l-bevl itmek żarardır + dimeye kim saġlatdım ben filānı eger iderse gerçekdir yalanı + çünki bu ʿilme hiç bi-hayat yoḳ cümlesin bilmege liyāḳat yoḳ osman hayri cihānıñ varlıġı āb havadır hava vü āb-ı bed bir bir ḫaṭādır + ṭamahkār olma, ol ḥaḳḳıña ḳāʾil ṣaḳın olma fenā dünyāya māʾil + ne yerde ola ey pir ve pederler ṭabibe ġayrı muḥtāc olmayalar uğur pişmanlık tarsuslu tabip osman hayri mürşit efendi ve “sıhhat hazinesi” kitabı uğur pişmanlık hiç kuşkusuz, insanlığa adanmış mesleklerin başında tıp, eczacılık ve eğitimciliğin geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. insanın en doğal hakkı olan yaşama ilkesinin başında sağlık önemli bir yer tutar. osman hayri 2. sultan abdülhamid han’ın teklifi üzerine dört kıt’adaki osmanlı halkının ve müslümanların sıhhat selameti için bu eser kaleme alınmıştır. osman hayri halkın kendi sağlığını koruması, başkalarına muhtaç olmaması ve ayrıca efsuncu vesaire gibi kimselere kapılmaması için gerekli hususlar bu kitaba dercedilmişir. osman hayri ilm-i tıp iki bakımdan şerefli bir ilimdir: 1-akli bakımdan şereflidir. çünki: insan eşref-i mahlûkattır. bu ilimde de insana aittir. onun için de şereflidir. 2-naklen de şereflidir. osman hayri hekim, bütün tıbbi bilgilere sahip değildir. ancak tecrübe sahibidir. uğur pişmanlık ilkel toplumlarda da din adamı, büyücü ve hekim hepsi aynı kişiydi. bilimin ya da sanatların dinden ayrılması kolay olmamıştır. 321go soramazsın: çift cinsiyetli haluk gökalp divan şiirinde sıhhat-nameler makbule sarıkaya selim sırrı bey’in (tarcan) sıhhi çocuk oyunları + günümüzden 105 yıl önce yayınlanan bu dergideki beden terbiyesine ilişkin birçok çocuk oyunu, jimnastik ve sıhhi oyun genellikle selim sırrı bey’in icadıdır. selma öncel 2001 yılı ebelik teması: bütün kadınlar uygun sağlık bakımı almada eşittir nazmi zengin “sağlık hakkı” ve sağlık hizmetlerinin sunumu bayram metin sağlık hakkı ibrahim şahbaz bir sosyal hak olarak sağlık hakkı saglikhakki sağlık hakkı nedir? uluslararası belgelerde sağlık hakkı ismail özsoy türkçe’deki yaygın karşılığı “faiz” olan arapça ribâ kelimesi sözlükte “fazlalık, nemâ, artma, çoğalma; yükseğe çıkma; (beden) serpilip gelişme” gibi anlamlara gelir. arapça’da tepelere, düz araziye nisbetle daha yüksek oluşları sebebiyle râbiye, canlıları ....... mustafa fayda kâbe’nin yapımı için para toplanırken velîd, mekkeliler’den helâl kazançlarından sarfetmelerini, ribâ ve zulümle elde edilen paraları bu işe karıştırmamalarını istedi. neşet çağatay osmanlı imparatorluğunda riba - faiz konusu para vakıfları ve bankacılık abdülaziz bayındır faizsiz sistemde ödemeyi geciktiren borçluya uygulanacak maddi ceza halim ışık eski ve yeni ahid'de para ve faiz bünyamin demirgil & hakan türkay tarihsel süreç içerisinde faizin kuramsal açıdan gelişimi güray öğredik ilişkili kişilere faiz karşılığı borç veren bir şirket tefeci midir? izzet özgenç tefecilik suçu ozan oran faiz karşılığı borç para verme kasım gülpınar devletin malını yiyen, fakirin fukaranın cebine göz diken memleketin en büyük zalimidir. hakkı yalçın dünyanın en büyük zalimidir amerika! bülent yıldırım özbekistan, dünyanın en büyük zalimidir. milat gazetesi ....... bana göre hukuk şöyle olmalıdır, bana göre kılık kıyafet böyle olmalıdır... demeye kalkışırsa bu allah'ı yanlış tanımak, allah'a yol göstermek, allah'a akıl vermeye çalışmaktır ki bu insan yeryüzünün en büyük zalimidir. venhar haber kâfir dünyanın en büyük zalimidir. sefa erbaş kültürlerarası reklam araştırmaları: nike 8 mart dünya kadınlar günü reklam kampanyası örneği sefa erbaş öz bu çalışmada; global bir marka olan nike’ın türkiye, orta doğu ve rusya için hazırladığı 8 mart dünya kadınlar günü temalı reklam filmlerinde, hangi kültürel değerleri ve çekicilikleri kullandığını ayrıca izleyicilerin reklama yönelik beğeni ifadelerinin neler sefa erbaş olduğunu araştırmak amaçlanmıştır. sefa erbaş bu amaç doğrultusunda youtube izleyici duvar yorumları, içerik analizinden faydalanılarak her üç ülke için ayrı ayrı incelenmiştir. içerik analizinden elde edilen nitel verilerde; sefa erbaş türkiye için kadına yüklenen ev içi sorumluluk, olumlu ve olumsuz yaklaşımlarla tartışılmış ve kadın gücü, özgürlük, başarı, güç, meslek, para, hırs, rekabet ve özdeşleştirme çekiciliklerine vurgu yapıldığı bulunmuştur. sefa erbaş orta doğu’da yayınlanan reklamda ise izleyiciler, örtünün reklamda kullanılmasına yönelik farklı görüşler ileri sürmüştür. izleyici yorumlarından elde edilen çekicilikler ise eşit(siz)lik, aidiyet, ırkçılık, itici güç kadınlar ve sömürüdür. sefa erbaş rusya’da gösterime giren reklamda da kültürel değer olarak, kadınların kendilerini nasıl isterlerse öyle tanımlayabilecekleri, kullanılan reklam sloganı ile benzer şekilde ifade edilse de kadınların erkeklere özenen steroid varlıklar olduğu iddiasında bulunulmuştur. sefa erbaş ayrıca, reklamlarda; dünyayı değiştirme isteği, farklılık, özgürlük, steroid, cinsiyetçilik, seks ve başarı çekicilikleri kullanıldığı tespit edilmiştir. reklam beğeni ifadelerinin ise her üç ülkede benzerlik gösterdiği bulunmuştur. hilaire-germain-edgar de gas desen görülen şey değildir, başkalarına gösterilmesi gereken şeydir. dirim günlük yaşamdan ilham alan ressam: edgar degas (1834-1917) dirim 1947 yılında degas henüz onüç yaşındayken taptığı annesinin ölümü, onun hayatı boyunca unutamadığı bir acı olmuştu. ahu köksal minimalist sanatta bir ressam ve bir besteci: stella ve glass anıl ertok atmaca naif sanat ve safranbolulu naif ressam recai demirsöz’ün sanat anlayışı emine karakuş & fatma lorcu & tülay demiralay ambalajlı su sektöründe tüketici tercihleri: edirne ili örneği emine karakuş & fatma lorcu & tülay demiralay çalışmaya katılan bireylerin %69,3’ünün suyun ph derecesi, sertlik derecesi ve içeriğindeki mineralleri ile ilgili bilgi sahibi olduğu ve ambalajlı su tercihlerini suyun bu özelliklerine önem vererek satın aldıkları belirlenmiştir. emine karakuş & fatma lorcu & tülay demiralay ankete katılanların en çok 0,5 litre, 5 litre ve 19 litrelik ambalajlı suları tercih ettiği saptanmıştır. emine karakuş & fatma lorcu & tülay demiralay buna ek olarak, evli olanların büyük bir kısmı 5 litre ve 19 litrelik ambalajlı su tercih ederken evli olmayanların daha çok 0,5 litre ve 5 litrelik ambalajları tercih ettiği belirlenmiştir. emine karakuş & fatma lorcu & tülay demiralay uluslararası alanda ilk defa 1977’de kabul edilen ve 2003 dünya su formunda da suyun, bir ihtiyaç ve hak olduğu belirlenmiştir (çiçek, 2009). bolivya’nın bm neznindeki büyükelçisi solon’un ifade ettiği gibi “insan vücudunun büyük bir emine karakuş & fatma lorcu & tülay demiralay kısmını oluşturan ve vücudun yaklaşık üçte ikisi ve beynin yüzde 75′ini oluşturan sudur. haftalarca yemek yemeden hayatta kalmak mümkündür, ancak susuz birkaç gün bile hayatta kalınamaz”. nilüfer boran güneysu icra hukukunda aşkın haciz telvin telvin telvin qənirə paşayeva ''yoruldum'' isimli şiiri yorum : nermin girişit ebû mansûr muhammed bin ahmed / dakikî dakikî dört özelliği seçmiştir dünyada bütün güzellikler ve çirkinliklerden: yakut renkli dudak, çeng nağmesi, kan kırmızısı şarap ve zerdüşt inanışı. ebû mansûr muhammed bin ahmed / dakikî karanlık gece, zülüflerine benzer senin, aydınlık gündüz ışıldayan yanaklarına benzer senin. yakutu iyi işlemişlerse oymacılar, ve de suluysa dudaklarına benzer senin. ebû mansûr muhammed bin ahmed / dakikî içinizde bu uzun, sıkıntılı ve ıssız yolu aşıp bu sırları araştırıp çözecek biri var mı? bilinmeyen gizli yollardan giderek iranlılardan haber getirecek casus biri var mı?! ebû mansûr muhammed bin ahmed / dakikî söz bu şekilde söylenmeliyse, o zaman sen tenini ve ruhunu sıkıntıya sokup da böyle şiir yazma! ruhunda ve teninde böyle bir sıkıntıyı gördüğünde, mücevheri olmayan ya da mücevher elde edemeyeceğin madeni kazma! tahsin yazıcı firdevsî, dakīkī’nin gençliğinde kötü huylu olduğunu ve dünyadan bir türlü memnun kalmadığını, bu niteliklerini öldürülünceye kadar da sürdürdüğünü belirtir. tahsin yazıcı genç yaşta öldürülmüş olmasına rağmen oldukça bol şiir yazdığı anlaşılan dakīkī’nin yazdıklarından pek azı günümüze gelebilmiştir. tahsin yazıcı güştâsb destanı ile zerdüşt’ün ortaya çıkışını içine alan 1000 beyitlik bir bölümü (güştâsbnâme) tamamladığı sırada dakīkī kölesi tarafından öldürüldü. tahsin yazıcı dakīkī, şehnâme’de yer alan bu beyitlerdeki kuruluk ve yeknesaklığa karşılık kaside ve gazellerinde duygulu ve güçlü bir şair olarak gözükür. bu alanda unsurî ve ferruhî-yi sîstânî gibi şairler onun üslûbunu takip etmişlerdir. onaran official şiiri acıyan ve acıtan şair: turgut uyar adnan öztürel 1953 yılında, 44 yaşında m.s.m. isimli bir adam lokantada 6 porsiyon patates püresi yer. 5 inci porsiyonda kendini fena hissetmeye başlar. açık havaya çıkarılır bir ambulans çağırılır, ambulans gelince şahıs hastaneye götürülemeden ölür. kübra karakoç ııı. andronikos 10 haziranda dini bir konuda çıkan ihtilafı çözmek için istanbul’a gitmiş ve saraya dönerken birden ateşi çıkmıştır. 14’ünü 15’ine bağlayan gece haziran 1341 tarihinde 44 yaşında istanbul’da bir hastalık sonrasında ölmüştür. zeynep oral mustafa îktu: ender bir ses, usta bir teknik, dürüst bir sanatçı + mustafa îktu'nun 44 yıllık yaşamı + 44 yaşında ölümü, daha gerçekleştireceği öyle çok şeyi yanda kesti ki.. cumhuriyet balenin yitik duygu’su + 44 yaşında ölen duygu aykal, uzun süredir abd’de teksas eyaletinin lubbock kentinde tedavi ediliyordu. yıldırım koç yunus emre nasıl öldürülmüştü? muharrem ergin orhun yazıtları ....... insanlık aleminin sosyal içerik bakımından en anlamlı mezar taşlarıdır. istanbul tarih doç.dr.ali rıza özcan, istanbul’un 100 mezar taşı isimli kitabının 141-142. sayfalarında bu anlamlı mezar için ....... özcan özgür nazım’a anlamlı mezar aysima bayrak karamsar şair - bayan kral diyarbakır gibisin yar + diyarbakır gibisin yar dilim söyler kalbim ağlar geceler çöktüğü zaman ağlayıp durma ardımdan davul bile dengi dengine sen olmadın benim neyime artık yazarsam gözlerine kırılsın be ellerimde ayan sayfası 6301 karamsar şair kadir şimşek + biz diyarbakır ın gerilim saçan sokaklarında henüz kalem tutmayı bilmezken aşk için ölmeyi dost için öldürmeyi silâh tutmayı mermi sıkmayı öğrendik be gülüm + sevmeyi de kahpelere biz öğrettik bilal keskin mısır genellikle hayvan yiyeceği olarak kullanılan, fakat insanlar tarafından da tüketilen hububat bitkisidir. ahmet gökkuş türkiye'nin kaba yem üretiminde çayır-mer'a ve yem bitkilerinin yeri ve önemi ahmet gökkuş pancar üretimi 15.474.097 ton; hayvanlara verilen kuru yaprak 1.237.928 ton patates üretimi 4.600.000 ton; hayvanlara verilen miktar 46.000 ton ahmet gökkuş ülkemizde temel bitkisel üretim gerçekleştirildikten sonra geriye kalan artıklar genellikle hayvanlara verilmektedir. robert s. harris yiyecek olarak kullanılan bütün bitkilerde hemen daima bulunan fitin asidi beslenmede önemli bir problem teşkil eder. istanbul akvaryum her hayvan yemek yemek zorundadır. + her hayvan belirli bir su sıcaklığı aralığında hayatta kalabilir. zehra bozkurt & ibrahim kılıç & özlem gücüyener hacan & ö.faruk lenger insan-hayvan etkileşimlerinin hayvan refahına etkisi zehra bozkurt & ibrahim kılıç & özlem gücüyener hacan & ö.faruk lenger hiç insanla temas etmemiş domuz yavrularına göre her gün insan elinde bakılan domuz yavrularının insanlarla etkileşimi daha olumludur. zehra bozkurt & ibrahim kılıç & özlem gücüyener hacan & ö.faruk lenger yüksek ve kaliteli insan-hayvan etkileşimi süt sığırcılığı ve domuz işletmelerinde olduğu gibi insanlar ile düzenli, yoğun ve uzun süreli pozitif temas gerektirir. zehra bozkurt & ibrahim kılıç & özlem gücüyener hacan & ö.faruk lenger son yıllarda özellikle domuz endüstrisinde yeni çalışmalar bilişsel-davranışçı müdahale ile hayvan bakıcılarının hayvanlara yönelik tutum ve davranışlarında iyileşme zehra bozkurt & ibrahim kılıç & özlem gücüyener hacan & ö.faruk lenger sağlandığını ve bunun sonucunda da hayvanlarda insan korkusunun azaldığını göstermiştir. tayyib atmaca şair çileli insandır. tayyib atmaca sultanlık tek başına olmaz. yüreğini yüreğine sofra gibi açan bir köle bulabilirsen, eskişehir’e gel, nikâhını bir şair kıysın! tayyib atmaca şiir insanın ince yanıdır. kim ki ince yanının kalınlaşmadığını hissediyorsa şiirden de haz alır. tayyib atmaca şiir az söz ile çok şey anlatma sanatıdır. tamilla abbashanlı tayyib atmaca’nın “telli kavak yelleri” şiiri insanı hüzünlü gamlı bir dünyaya götürür. insan özünü ıssız bir adada yapayalnız hissediyor: tayyib atmaca yüreğimde telli kavak yelleri, estiği zamanlar geçip gittiler. sırtını dağ bilip yaslandığımız, nice dostlarımız kaçıp gittiler. hatıralar soldu gün tükeniyor, turnalar sılaya uçup gittiler. ahmet râsim küçükusta parayla saadet ilaçla sağlık olmaz. betül parlak sömürgecilik sonrası yazın ve çeviri albert chinụalụmọgụ achebe / chinua achebe benim açımdan, bundan başka seçenek yok. bana bu dil verildi ve ben bu dili kullanmak istiyorum... ingiliz dilinin benim afrikalı yaşantımın ağırlığına dayanabileceğini hissediyorum. rukiye aydemir fas edebiyatının dünyaya açılan entelektüel yüzü: tahar ben jelloun tahar ben jelloun ben ailelerinden farklı bir dilde konuşup yazan bir yazar kategorisine aitim. kendim bir arap ve faslıyım. benim kültürüm arap ve islam kültürü, ancak yazmaya başladığımda doğal olarak kendimi ifade ettiğim, eski sömürge gücünün dili olan fransızcayı kullandım. ibrahim usta bir bürokrat şair ömer ebû rîşe ömer ebû rîşe ey halkım! ne savaşta, ne de barışta bir değeriniz vardır utanarak sana bakıyorum( ey filistin) geçmişte yaşananlardan ötürü gözümden yaş akmakta, azametinden geriye kalan acılara ömer ebû rîşe nerde o güzel dünya ki; beraber şarkılar söylerdik ne kadar da güzel yaşıyorduk, refah ve şeref içinde şeref ve asaletimizin kibrinden, sanki yıldızlar üzerine yürüyorduk ömer ebû rîşe güzel kadınlara fedadır canım, hangi âşık feda etmez ki ömrünü yürüyüşleri çok narin, yanakları ateş kırmızısıdır göğüsleri dolgun, güzel kadınlar ömer ebû rîşe ey paris! ceylan güzelliğindeki kadınlarını unutmayacağım ey viyana! iri vücutlu kadınlarını da (biliniz ki) sevmek farz, yanaklardan öpmekse sünnettir. ibrahim usta şairin şiir stilindeki bu değişim, onun aklının karışık olduğu izlenimi vermektedir. başka bir tabirle evlenmeyi düşündüğü kızın ölümünden itibaren kendisini bir nevi uzlette hisseden şair kendisini teskin etmek için bir müddet tasavvufa meyletmiş, ibrahim usta daha sonra aradığı aşkı bulması ve eski sevdiğini unutması neticesinde aşk, mutluluk ve eğlenceye dair de şiirler irad etmesi, araştırmacılar açısından ortam değişikliği ve paris’teki yeni hayatına uyum şeklinde değerlendirmektedirler. mehmet güneş abdulrazak gurnah’nın cennet romanında doğu toplumlarındaki ötekileştirme ve kaybolan kimlikler mehmet güneş yirminci yüzyılın son döneminde büyük bir önem kazanan sömürgecilik sonrası edebiyatın önde gelen isimleri arasında olan afrika kökenli ingiliz yazar abdulrazak gurnah, kendi öz kimliğiyle göçmen kimliğini birleştirerek koyu bir milliyetçilik yerine çokkültürlü bir mehmet güneş kimliğin önemine değinmektedir. bu çalışmada abdulrazak gurnah’nın dördüncü eseri olan cennet romanında sömürgeci zihniyet nedeniyle toplumda öteki olarak görülen bireylerin yaadığı kimlik bunalımları incelenmiş ve temeli afrika toplumlarındaki ırksal, dini, ekonomik mehmet güneş ayrımcılıklara dayanan toplumsal sıkıntılar üzerinde durulmuştur. gurnah’nın eserlerindeki karakterler ulusalcı bir perspektiften ziyade bireysel bir bakış açısıyla incelenmektedir. bir yere ait olma duygusunun sadece ulusal değil uluslararası seviyede de mehmet güneş melezleştiği görüşünü savunan gurnah, sadece tek bir ulusun insanlarının deneyimlerine odaklanmayıp birçok farklı kültürün yaşadığı bölünmüşlüğe eserlerinde değinmektedir. nilay konduz dsm-5’e göre kişilik bozukluğu tanısı alan hastaların kişiler arası işlevsellikte yetersizlik düzeyleri nilay konduz nasıl bir kişisiniz? kişiliğiniz hakkında ayırt edici olarak ne görüyorsunuz? kendinizi ne kadar iyi tanıyorsunuz? kişiliğinizin farkında olmadığınız yönleri olabilir mi? diğerleri sizin kendinizi tanıdığınız kadar sizi tanıyor mu? nilay konduz son 20-30 yıldır kişilik ve kişilik bozukluklarıyla ilgili çalışmalar anormal psikolojide merkezi bir öneme sahip olmuştur (millon ve ark 2004). nilay konduz kişilik (personality) kelimesi latince bir terim olan “persona”dan türetilmiştir (millon ve ark 2004). persona, antik çağdaki tiyatro oyuncularının kullandığı bir maskedir. nilay konduz zamanla persona terimi yanılsama ve oyun çağrışımını kaybetmiş; maskeyi temsil etmek yerine, kişinin gerçek, gözlenebilen, belirgin özelliklerini temsil etmeye başlamıştır. nilay konduz sullivan kişiliği “bir insanın yaşamını karakterize eden kişilerarası ilişkilerin görece uzun süreli örüntüsü” olarak tanımlamıştır; çünkü gözlenebilen şey bireylerin sosyal etkileşimleridir. nilay konduz kişilik, sıklıkla "karakter" ve "mizaç" terimleriyle karıştırılır. günlük kullanımda üçü birbiriyle aynıymış gibi görülse de, karakter yetiştirilme çağı boyunca edinilen özellikleri ve sosyal standartlara, değerlere uyma derecesini ifade eder. nilay konduz mizaç ise, karakterin aksine, belirli davranışlara temel biyolojik yatkınlığı ifade eder. böylelikle, karakter yetiştirilmenin kristalize etkisini, mizaç doğuştan gelen fiziksel kodların etkisini temsil eder (millon ve ark 2004). nilay konduz kişilik bozuklukları uzun zamandır araştırmaların odağı olmuştur. kalıtımsal geçişi, durumlar arasındaki tutarlılığı, zamansal değişmezliği, mesleki işlevsellik için önemi, iyi olma, evlilik istikrarı ve fiziksel sağlıkla ilişkisi pek çok araştırmaya konu olmuştur. nilay konduz bazı kişiler tipik olarak içedönük iken, bazıları daha dışadönüktür. bazı kişiler sürekli ihmalkar ya da güvenilmez olabilirken, bazıları vicdani olarak çok gelişmiş olabilir. nilay konduz uyumsuz kişilik özellikleri boyut, altboyut ve tanımlamaları kendini riske atma hiç gereği yokken tehlikeli, riskli ve kendine zarar verebilecek şeyler yapma; can sıkıntısını savuşturmak için düşüncesizce işlere girişme nilay konduz son günlerde canım sıkılıyor, belli bir sebebi yok ama içimin daraldığını hissediyorum, canım hiçbir şey yapmak istemiyor, amaçsız dolanıyorum. üstelik bu sıkıntımı kimse ile paylaşamıyorum. burçin çolak & ahmet kokurcan & hüseyin hamdi özsan dsm’ler boyunca travma kavramının seyri burçin çolak & ahmet kokurcan & hüseyin hamdi özsan sonuç dsm-ı’den dsm-5’e giden süreçte travma ile ilgili bozuklar önce bir arada ele alınmış dsm-ıı’de ise ayrıntılı biçimde tanımlanmamıştır. burçin çolak & ahmet kokurcan & hüseyin hamdi özsan dsm-ı travma tanımı ciddi bir fiziksel eksikliğe veya çok yüksek emosyonel strese sebep olan bir olay yorum olay tanımı net değil bireysel travma kavramı müphem büyük bir olaya(savaş, deprem) maruziyet vurgusu burçin çolak & ahmet kokurcan & hüseyin hamdi özsan dsm-ıı travma tanımı ezici/kahredici çevresel bir olay yorum olay tanımı dsm-ı den daha müphem olay ile ortaya çıkan klinik uyum bozukluğu ile sınırlı burçin çolak & ahmet kokurcan & hüseyin hamdi özsan dsm-ııı travma tanımı hemen herkeste belirgin düzeyde belirgin sıkıntı yaratacak bariz bir olay yorum genel geçer bir tanım çabası dikkat çekmekte burçin çolak & ahmet kokurcan & hüseyin hamdi özsan dsm-ııı-r travma tanımı normal insan deneyiminin ötesinde, herkes için sıkıntı yaratan bir olay yorum tanımı netleştirmek adına olaya maruziyet şekilleri belirtilmiş gündelik yaşamda karşılaşılmayan olay tanımı ile olayı ....... burçin çolak & ahmet kokurcan & hüseyin hamdi özsan dsm-ıv & dsm-ıv-r travma tanımı bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma ya da kendisinin ya da başkalarının fizik bütünlüğüne bir tehdit olayı yorum kişinin verdiği öznel tepkiyi belirterek travmada öznel ....... fulya maner yeme bozukluğunda dsm-5 ne getirdi, ne götürdü, ne eksik? e. cem atbaşoğlu & sinan gülöksüz bilim, psikiyatri, dsm’ler rukiye höbek akarsu æ nezihe kızılkaya beji kadın cinsel fonksiyon bozuklukları sınıflandırılmasında dsm-v kapsamında yapılan değişiklikler gülcan güleç æ ferdi köşger æ altan eşsizoğlu dsm-5'te alkol ve madde kullanım bozuklukları gülcan güleç æ ferdi köşger æ altan eşsizoğlu özet dsm-5’te alkol madde kullanımı ile ilgili bozukluklar ile ilgili en göze çarpan değişiklik “bağımlılık bozuklukları olarak yeni oluşturulan kategoridir. bu kategoride şimdilik sadece kumar oynama bozukluğu tanımlanmıştır. belki gülcan güleç æ ferdi köşger æ altan eşsizoğlu de dsm-5’teki değişiklikler arasında en çok ses getirecek olan da budur. çünkü tanı ölçütlerini genişletme ‘normal’ olan günlük davranışların bozukluk olarak değerlendirilmesine neden olabilir. ayrıca kafein ve kannabis yoksunluğu da gülcan güleç æ ferdi köşger æ altan eşsizoğlu dsm-5’te tanımlanmıştır. dsm-ıv’te madde ile ilişkili bozukluklar başlığı altında toplanan bozukluklar dsm-5’te madde ile ilişkili ve bağımlılık bozuklukları adı altında toplanmıştır. madde kötüye kullanımı ve madde bağımlılığı “madde gülcan güleç æ ferdi köşger æ altan eşsizoğlu kullanım bozuklukları” başlığı altında birleştirilmiştir. madde kötüye kullanımındaki “yasal sorunlar yaşama” ölçütü çıkarılmış “aşerme ya da madde kullanımına yönelik güçlü bir istek ya da dürtü” ölçütü getirilmiştir. dsm-5’te kötüye gülcan güleç æ ferdi köşger æ altan eşsizoğlu kulanım kavramı artık hafif şiddette madde kullanım bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. yeni ölçütlerle bağımlılık oranlarında bir değişiklik olup olmayacağı yapılacak çalışmalarla takip edilmelidir.. gülcan güleç æ ferdi köşger æ altan eşsizoğlu sonuç uluğ (2013), dsm-5’te yapılması öngörülen bazı yeniliklerin, sistem içinde tıkanıklık yaşanan bazı konularda köklü değişiklikler getireceği beklenirken (kişilik bozukluklarına boyutsal yaklaşım örneğinde olduğu gibi) beklenen gülcan güleç æ ferdi köşger æ altan eşsizoğlu köklü değişikliklerin çoğunun yapılamamış olduğunun görüldüğünü bildirmektedir. dsm-5’te madde kullanım bozuklukları alanında da önemli bir değişiklik yapılamamıştır. gülcan güleç æ ferdi köşger æ altan eşsizoğlu yazara göre dsm-5 açık ve kolay bir şiddet belirleme yöntemi geliştirmiştir. dsm-5’e göre sadece işlevsellik ve kişiler arası sorunlar üzerinden hafif madde kullanım bozuklukları tanısı konulabilir ve kişinin tedavi sürecine girmesi gülcan güleç æ ferdi köşger æ altan eşsizoğlu sağlanabilir (schuckit 2013). schuckit’in söylemleri ile bir yandan teselli olurken diğer yandan ıcd-11’de konu ile ilgili ne gibi değişikliğin yapılacağını beklemekteyiz. didem sücüllüoğlu dikici & kadir aşçıbaşı & ömer aydemir dsm-5 depresyon ölçeği türkçe formunun geçerliliği ve güvenilirliği sidikli kontes dsm-5 + kadınların, ayın dörtte birini akıl hastası olarak geçirdiğini iddia eden tanı kriterleri kitabı. + (bkz: premenstrüel disforik bozukluk) pelin palas karaca & nezihe kızılkaya beji premenstrual sendromunun tanı ve tedavisinde kanıt temelli yaklaşımlar ve hemşirelik bakımı pelin palas karaca & nezihe kızılkaya beji sonuç pms sendromu ile baş etmede eğitimin büyük bir yeri vardır. özlem dinç üniversite öğrencilerinin premenstrual sendrom düzeylerinin incelenmesi (karamanoğlu mehmetbey üniversitesi örneği) özlem dinç hipokrat'tan beri yüzyıllardır uterus ile akıl arasında bir ilişki kurulmuştur. ....... genel olarak premenstrual şikâyetleri için doktorlara ya da psikologlara müracaat edenlerin dışında, pek çok kadın bu tip yakınmalarına çözüm aramayı akıllarına özlem dinç bile getirmeden hayatını sürdürmekte ve bunun sonucunda da sosyal, mesleki ve ailevi sorunlara maruz kalmaktadır (bektaş,1995). hakikat yerin altı üstünden daha hayırlıdır türkiye gazetesi yerin altı mı, yoksa üstü mü hayırlıdır? doğan kaya zile kaynaklı bir cönkte yer alan sefil mahlaslı halk şairleri mehmet yardımcı 18 .yüzyıldan günümüze zileli âşıklar zinciri mehmet yardımcı âşık tâlibî ....... çeşitli baskılar nedeniyle sıkıntılı günler geçirmiş bir âşıktır. tâlibî’yim kurtulmadan çileden mültezimler öşür alır kileden + tâlibî’nin mezar taşında; ben garip başım garip sılada eşim garip ölsem mezara girsem mezarda taşım garip mehmet yardımcı hakiroğlu mahlaslı cemal demirelli; gelen göçe dünya denen bu handan kimisi usanmış şu tatlı candan biçâre köroğlu göçerde burdan kimi mezar kazar kimi taş dizer zileli sefil necmî / fakir necmî / necmî gâh okudum gâhi yazdım gâh serseri olup gezdim bu fena mülkünden bezdim kaş-ı kemanım elveda + halimden bilen kardaşım tende canım sırdaşım dünyaya sığmadı başım çeşm-i mevâlim elveda necmî bir dem yayan oldum bir dem atlandım bir dem zehirlendim bir dem tatlandım bu dünya çok cefasına katlandım çile tekmil olup dolana kadar + gönlü çok yabanlarda gezdirdin kayık ile deryalarda yüzdürdün ter içinde bu canımı bezdirdin yoruldum bu babı bulana kadar necmî yâre malum olsun çün bu hallerim bülbül gibi intizarda dillerim gelmiyor baharım açmaz güllerim soldu çiçeklerim haber ver saba + sefil necmi gönlüm olmaz ürüşan masiva-yı muhanetten halim perişan mahrum kalmaz hak yolunda çalışan halim sevdiğime, söyle ey saba necmî bu âlemde kârım yoktur namus ile arım yoktur bir münasip yârim yoktur onun için çabalarım semra meral & yusuf meral zile’de en çok kullanılan atasözleri ve deyimler semra meral & yusuf meral dibi görülmeyen senahtan su içilmez. + anadan ağzı eğri olana, çeltek baba n’apsın? + gürgenden kaşık, zenginden âşık olmaz. + ar eden kâr etmez. irvin cemil schick bakire hıristiyanlar, ırza geçen türkler: geç osmanlı döneminde ulusal çatışmaların cinselleştirilmesi seda taşkın ben büyüdüm akasyalar öldü üzgünüm ... türkiye barolar birliği "söz savunmanın" 40. yıl begeseli türkiye barolar birliği osmanlı imparatorluğu'nda dert anlatmanın yolu arzuhalcilerden geçerdi. özellikle istanbul'da; cami avlularında, eminönü, beyazıt, vezneciler gibi kalabalık yerlerde çalışırlardı. türkiye barolar birliği mithat paşa'nın avukatlığını yaptığı için başına gelmedik iş kalmayan, sonunda istanbul'dan uzaklaştırılan manyasizade refik bey, yıllar sonra istanbul'a geri dönmüş ve bu toplantıya katılmıştı. türkiye barolar birliği 1909'da manyasizade refik bey, hukuk uzmanı kont leon ostrorog'u istanbul'a davet ettiğinde, kontun, pek çok konuda hazırladığı raporlardan biri de avukatlık mesleği üzerinedir. türkiye barolar birliği ostrorog; yargı sisteminde, "manevi değeri yüksek bir mevki temin edecek nitelikte bir baro örgütü bulunmamasını " noksanlıkların başında olduğunu dile getirir. türkiye barolar birliği istanbul'da hukuk öğrenimi yapan ilk üç bayandan biri olan ağaoğlu ahmet bey'in kızı, süreyya hanım, 1927'de ankara barosu'na katılan türkiye'deki ilk bayan avukat oldu. türkiye barolar birliği 16 baronun katıldığı kongreyi açan adliye bakanı şükrü saraçoğlu avukatlığı ; "masum!arın müdafii, adaletin müzahiri, hataların tamircisi ve yetimlerin hamisi" olarak tarif eder. türkiye barolar birliği faruk erem'in "savunma itham ile başlar" ilkesine uygun olarak, sanığın sorgu sırasında avukat bulundurması zorunluluğu yasada yer alır. türkiye barolar birliği insanlar hak arama mücadelesinde.., haklılığını kanıtlama derdinde. ve bu mücadelede pek çoğunun yanında avukatları var. kişinin doğal haklarından biri olan savunma hakkının en önemli unsuru olan avukatlar… geçmiş gazete otobüste yangın... 36 turist feci şekilde öldü + savcı ne diyor? ölenlerden birinin de sünnetli olduğu görüldü. asım mutlu ressam belkıs mustafa’nın yaşamı ve onun desenleri ile yakın çevresinden bir kesit asım mutlu ölümünden otuz yıl sonra berlin'de onu ziyerete gittiğimde mezarındaki taze çiçekleri sorduğum zaman mezar bekçisi kadın, onu halâ arkadaşlarının ziyaret ettiğini söylemiştir. ercüment tarcan ressam belkıs mustafa hanımefendi ile nasıl tanıştım ercüment tarcan “san’at için ölmek” bu çok güzel bir ölüm. güzel ölüm de, ölüm erken gelmiş bu değerli ve san’at dolu varlığa!.. tam 29'unda. pınar yazkaç & hilal gürensoy şener osmanlı dönemi öncü kadın ressamlarımızdan müfide kadri pınar yazkaç & hilal gürensoy şener ünlü asker ressamlarımızdan sami (yetik) ile evlendirilmesi düşünülmüşse de, ileri derecedeki tüberküloz hastalığı nedeniyle bu evlilik gerçekleşmemiştir. pınar yazkaç & hilal gürensoy şener çok genç bir yaşta vefat eden sanatçının 22 yıllık yaşantısında, kırka yakın eser yaptığı anlaşılmaktadır. kaya özsezgin hale asaf, yenileşme ve özgünleşme dönemi türk resminin evriminde bir temel taşıdır kaya özsezgin ortalama otuz yıllık çok kısa bir yaşam. + hâle asaf’m resmi, yenileşme ve gelişme döneminin başlarında türk sanatı için gerçekten önemli bir kişiliği simgeler. deniz bayav 19.yy. sonu ve 20.yy başında kadın ressamlarımız mustafa çalışkan & yunus mencik polislik mesleğinde halkla ilişkilerin önemi ve polislerin vatandaşa bakışı üzerine bir araştırma: istanbul örneği abdullah yılmaz & m. kemal demirci polis-halk ilişkilerini vatandaşların değerlendirmeleri üzerine bir araştırma nur kırmızıdağ polis ve toplum: türkiye’de polise güven araştırması mevzuat polis vazife ve salȃhiyet kanunu y. furkan şen polis, medya ve hesap verebilirlik anneke osse polislik faaliyetlerini anlamak insan hakları savunucuları için bir kaynak eduard nazarski polis, insan haklarını ihlal edebileceği gibi insan haklarının korunmasında önemli bir rol de oynayabilir. m. kerem osmanoğlu uluslararası belgeler ışığında polis ve vatandaş ilişkisi hüseyin aras türkiye’de kültürel çeşitlilik ve demokratik polislik hüseyin aras öz polis, polislik mesleğinin doğal bir zorunluluğu olarak, farklı kültürel kimliklere sahip olan toplumsal gruplara karşı çeşitli müdahalelerde bulunabilmektedir. polis akademisi türk polis tarihinin kökenleri sebahattin gültekin & recep gültekin toplum destekli polislik: sorun mu çözüm mü? pınar yaşar kamu düzeni kavramı ve polisin şiddet kullanma yetkisinin ölçüsü bağlamında “gezi parkı direnişi” mehmet ali olpak kopernik, kepler, galileo, newton: bilimsel dünya görüşünün oluşumunu nasıl etkilediler? fatih özkan dünya görüşü öğretisi friedrich daniel ernst schleiermacher dünya görüşü, dünya ile ilgili çeşitli izlenimlerin, doğa bilimleri ve tarih araştırmalarının sonuçlarından da yararlanarak ‘bilincin eksiksiz bütünlüğünde’ kümelenmesidir. wilhelm dilthey bütün dünya görüşleri dünya bilmecesinin tam bir çözümünü vermeye kalkıştıklarında hep aynı yapıyı kapsarlar. wilhelm dilthey bu yapı öyle bir bağlamdır ki, içinde bir dünya tablosuna dayanarak dünyanın önemi ve anlamı ile ilgili sorular karara bağlanır; bundan da yaşama tutumu için gerekli ülkü, en yüksek iyi, en üstteki ilkeler türetilir. karl theodor jaspers dünya görüşü nedir? bütüncül bir şey, evrensel birşey. diyelim ki bilmeden söz ediliyor, bu tek tek uzmanca bilme değil, bir bütünlük, kosmos olarak bilmedir. karl theodor jaspers dünya görüşü basitçe bir bilme olmayıp, değerlemelerde, değerlerin hayatımızdaki sıra düzeninde, hayata ilişkin tercihlerde, kaderde, kendini açığa vurur. alî bin ebî tâlib / alî bin ebû tâlib / ebî tâlib bin alî / ebû tâlib bin alî / ebî tâlib bin alîy / ebû tâlib bin alîy / ebî tâlib oğlu alî / ebû tâlib oğlu alî / tâlib'in babası oğlu alî / istekli oğlu yüce / alî / ali ancak cahil kimseler zahmet ve sıkıntı çekerler. alî bin ebû tâlib yarınki günü dünkü güne kıyas ederek rahatını düşün. dünya işleri sıkıntı ve üzüntü çekmeğe değmeyeceğine göre, boşuna yorulup sıkılma. alî bin ebû tâlib gerçek dost ve arkadasın o kimsedir ki şenin başına bir belâ ve sıkıntı geldiğinde üzüntü duyar. alî bin ebû tâlib biz erkekler sıkıntılara göğüs germek ve celâdet göstermek için yaratılmışızdır; kadınlar ise ağlamak ve mâtem tutmak için. alî bin ebû tâlib dünyanın dert ve üzüntüleri bir an olsun eksilmez. hem padişahından ve hem de onun emri altındakilerden sıkıntılar kalkmaz. alî bin ebû tâlib her sıkıntı ve üzüntünün sürür ve neşe verici tarafı vardır. sür’atle dönen gece ve gündüz gibi gelir seni bulur. alî bin ebû tâlib sıhhat kadar kıymetli bir şey yoktur, onu pahalı zannetme. sıkıntıyı da ucuz sayma. çünkü sıkıntı ucuz değildir. alî bin ebû tâlib sıkıntı ve eziyet yurdunda rahat ve huzuru arama. olması mümkün olmayan bir şeyi arzu edenler zararlı çıkarlar. alî bin ebû tâlib gece yürüyüşü ve uykusuzluğunun verdiği sıkıntılara karşı sabır göster. himmet sahibi isen, gece ve gündüz ihtiyaç duyduğun şeyleri iste. alî bin ebû tâlib ey dünya! çok sıkıntı ve eziyet çektiriyorsun. acıların az olmadığı gibi, çok mal sahibi olanlara da zarar verdin. alî bin ebû tâlib dünyanın saflığı ve arı görünmesi sıkıntı ve ıztırapla karışmış vaziyettedir. alî bin ebû tâlib dünya, dâima iki durumda bulunur. birincisi: şiddet ve sıkıntılar yanında, bolluk ve ferahlığın olması. ikincisi de: kuyuya salıverilen kova gibi dünyadaki nimet ve eziyetlerin, peşi sıra gelmesidir. alî bin ebû tâlib dünyayı talep edene sıkıntı, eziyet ve cefâdan başka bir şey ulaşmaz. fakat bunun farkında değildir. alî bin ebû tâlib mezarda yatan kimse eğer sıkıntı ve eziyet çekiyorsa, mezarın dış kısmının süslü olmasının ona hiç bir yararı yoktur. alî bin ebû tâlib kadınların sığınacakları en sağlam hisar, mezarlardır. alî bin ebû tâlib sen dünyayı ne yapacaksın. mezar taşının gölgesi kadar bir toprak sana kâfidir. alî bin ebû tâlib dünyaya ve onun işlerine yuf olsun. çünkü dünya, sadece teessüf ve üzüntü için yaratılmıştır. alî bin ebû tâlib ey huzur ve selâmet bulmak isteyen kimse, bir köşeye çekilip tek başına yaşa. recep kılıç islam ve çalışma üzerine felsefi bir değerlendirme özkan uz asaf hâlet çelebi’nin “ayna” şiirinde geleneğin izleri özkan uz asaf hâlet diğer şiirlerindeki gibi bu şiirinde de noktalama işaretleri, büyük harf kullanımı, ünlü uyumu gibi gramer kurallarını kullanmamayı tercih etmiştir. z. doğan koreli & v. doğan günay türk şiirinde bir gizem: asaf hâlet çelebi ve “he” şiirine bir bakış z. doğan koreli & v. doğan günay ‘he’ şiirinde de dize başlarında büyük harfler yerine küçük harfler kullanılarak geleneksel şiirin yazım ilkelerine karşı bir sapma yapılır. şiirin tüm dizeleri küçük harflerle başlar. mehmed / emîrî cümle esbāb-ı cihānuñ āķıbet olur feşār biz metā-ı dünyeyi bir pūla daħi almazuz + kimsenüñ aybın yüzine urmaġa ķılma heves bu cihān dārında olmaz kim olan bī-ayb-ı kes + mülk-i dünyā ey göñül ancaķ ķuru nümā imiş māil olmaķ naķşına beyhūde bir sevdā imiş mehmed / emîrî fānidür cümle metāı bu fenā iķlīminüñ āķıl olana nolur bir ķuru ġavġadan ġaraż + her kişi bir derde olmış mübtelā dār-ı mihnetdür cihānuñ dād yoķ + her mecāzātı ĥaķīķat yolına śarf idelüm ĥāle tebdīl idelüm aşķ-ı cihāndan geçelüm hélène cixous kadın yazını, sadece ve sadece şiirle mümkün olabilir. lesley mcdowell hepsinin ortak yanı cinsel arzu ve yazma tutkusudur. ilişkilerinin yazınsal bağlamı olmasaydı böyle ilişkiler herhalde hiç kurulmazdı. ve bu ilişkiler olmasaydı, hepsi ilah sayılan bu olağanüstü dokuz kadın yazarın yapıtları çok daha zayıf kalırdı. gülsüm depeli kadın bloggerlar: yeni dil, yeni kadınlık, yeni tartışmalar ayşegül yaraman ne okumak değil, nasıl okumak: feminist eleştiri nesnesi/kaynağı olarak edebiyat mehmet bakır şengül kadın edebiyatı: bir varoluş mücadelesi mesut bayram düzenli & şahap bulak aruz vezninin türk şiirine tatbikinde başvurulan imlâ/telaffuz tasarrufları ve mahiyetleri mehmet barış manço para pula ihtişama aldanıp kanma dostum içi boş insanların bu dünyada yeri yok + sapa kulba kapağa itibar etme dostum içi boş tencerenin bu sofrada yeri yok yakup kahraman nermi uygur’un yaşam temelli felsefe anlayışı nermi uygur sanatçının bilmesi gereken en önemli şeylerden biri her şeyin sanat olmadığını bilmesidir. ayşe melike demirağ ah şimdi istanbul'da olmak vardı anasını satıyım boğazda köhne bir iskelenin yamacında tabakta kavun peynir kadehte buz gibi rakı dilimde yarı acı yarı tatlı bir şarkı ah şu anda istanbul'da olmak vardı mihrican kayalı mezar taşları bibliyografyası onur çetin osmanlı mezar taşlarında bitkisel motifler etrafında gelişen kültür ve inanç dünyası: eyüp örneği onur çetin tüm bu kültürel çeşitlilik göz önüne alındığında osmanlı gerek devleti gerekse toplumuyla mezarlıklarını soğuk ve ürpertici havadan arındırarak cennet bahçelerine çevirmeye özen göstermiştir. onur çetin zira eski türk dininde ağaçlar başta olmak üzere doğaya verilen önem, insanların istirahatgâhlarını cennet bahçelerine benzetme gayretinin yanı sıra, islam inancında bitki yetiştirmenin de önemli olmasındandır. onur çetin cennet çiçeği olarak nitelendirilen gül, kadın mezar taşı başlıklarının olmazsa olmazıdır. onur çetin mezar taşlarında görülen çam kozalağı ebedi uykuyu ve bu dünyadan göçü ve cenneti temsil etmektedir. sınırlı sayıda da olsa eyüp sultan’da çam kozalağı motifli mezar taşları günümüzde varlığını devam ettirmektedir. international action network on small arms - umut vakfı silah ve şiddet: küresel kriz hergün 1000 kişi hayatını kaybediyor + her gün bin kişi silahların ateşlenmesi nedeniyle hayatını kaybediyor. mâhşah gördü envâr-ı cemâlin oldu dîdem pür sürûr feyz-i aşkınla gönül bünyâdına bahş oldu nur eyliyor daim tecelli kalbime esrar-ı tur feyz-i aşkınla gönül bünyâdına bahş oldu nur fıtnat gamzeler kiin tab'-ı meyden gâh hûn-âlûd olur lähzada bin âşık-ı âşitte-dil nâbûd olur nazra-i çeşmin dahi insandan ma'dûd olur her nigâhın âfet-i cân-ı dil yine hoşnûd olur ne belâya düşmüş ol âvâre allah aşkına sâniye her gören hâl-i perişânımı ağlar şimdi dest-i firkatte felek bağrımı dağlar şimdi + beri heman kûşe-i vahdette enisim gamdır eşk-i dîdemde değirmendere çağlar şimdi + bir zaman tüti gibi bülbülü idim dehrin gülşen-i dilde yuva eyledi zaglar şimdi sıla çok kötü, çünkü bu sene psikolojik olarak her yönden kendimi kötü hissediyorum. ayrıca bana çok karışık geliyor. keşke meb sistemi biraz daha kolay yapsaydı. ayrıca matematiksel işlemlere bakınca hiçbir şey anlamıyorum. ibrahim gültekin nazire geleneğinden metinlerarasılığa üç şiirin söyledikleri ibrahim gültekin şiirlerin toplamında zâtî’de 189 ünsüz, 133 ünlü harf, bâkî’de 181 ünsüz, 130 ünlü harfin bulunduğunu tespit etmekteyiz. ibrahim gültekin “bir şiirde ünsüzlerin sayıca daha fazla olması o şiiri hareketli ve akıcı kılar, bunun tam tersi ise şiirin statik bir yapı sergilemesine sebep olur.”(güz 1987, 89). ibrahim gültekin gazellere ünlü harflerin mevcut durumuna göre baktığımızda özellikle “a” (50 zâtî), (41 bâkî), “e” (34 zâtî), (37 bâkî), “i” (22 zâtî), (25 bâkî), “ü” (13 zâtî), (13 bâkî) ünlülerinin yoğun olarak kullanıldığını görmekteyiz. hatay defne yemekçilik adliye sarayı ocak ayı yemek listesi toyga çorba, tepsi oruk, mantı, humus, rosta köfte, tepsi kebabı, islim kebabı, meyhane pilavı, tavuk döner, mercimek çorbası, şambali, züngül, browni, mevsim salata, etli bezelye, lahmacun, yayla çorba, mandalina, ..... çağla yıldırım & nuray güzeler tarhana cipsi emine ikikat tümer & osman doğan bulut & eda şeker tüketicilerin maraş tarhanası tüketim davranışlarının belirlenmesi; kahramanmaraş ili örneği emine ikikat tümer & osman doğan bulut & eda şeker sonuç ve öneriler tüketicilerin geliri arttıkça maraş tarhanasına yapılan harcamaları da artmaktadır. emine ikikat tümer & osman doğan bulut & eda şeker eğitim düzeyi ile çerezlik maraş tarhanasını patates cipsine tercih etme durumu arasında aynı yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. emine ikikat tümer & osman doğan bulut & eda şeker eğitim seviyesi yükseldikçe yöresel ürün olan çerezlik maraş tarhanası tüketiminde artış olmaktadır. eğitim seviyesi düşük tüketicilerin patates cipsini tercih ettiği gözlemlenmiştir. emine ikikat tümer & osman doğan bulut & eda şeker maraş tarhanasının insan sağlığına olumlu etkileri hakkında tüketiciler bilinçlendirilerek tüketimlerini bu yönde değiştirmeleri sağlanabilir. ? / anonim fındıklı bizimde yolumuz eşim amân ammân hovarda hovarda çıktı da soyumuz bu bizim eski de huyumuz eşim amân ammân sen hancı ben yolcu, çatma da kaşların sar dola boynuma kolların kemal tuzcu bir emevî şairi: kuseyyir 'azze kemal tuzcu azze ise gazellerinin çoğuna konu olan sevgilisinin adıdır. devrin diğer 'uzrî gazel şairleri gibi onun adı da sevgilisinin adı ile anılır. bu yüzden şair daha çok kuseyyir 'azze olarak tanınır. kemal tuzcu rivayete göre şair bir gün gezinirken karşısına bir cin çıkmış ve kendisinden şiir söylemesini istemiştir. kemal tuzcu ölümüne neden olan hastalığı sırasında kendisini ziyaret edenlere, kısa bir süre sonra başka bir bedende yeniden dünyaya geleceğini anlatıyordu. kemal tuzcu halife 'abdulmelik b. mervân emevî karşıtı mus'ab b. zubeyr'in üzerine gönderdiği ordular yenilince bizzat ordunun başında savaşa gitmeye karar verir. ancak eşi 'atîke binti yezîd bu duruma çok üzülür ve onun gitmesine engel olmaya çalışır. ancak halifenin kararlı kemal tuzcu olduğunu gören eşi ve etrafındaki diğer cariyeler yüksek sesle ağlamaya başlarlar. 'abdulmelik b. mervân, kuseyyir'in çok önceden ona söylemiş olduğu bir şiiri hatırlayarak "allah kuseyyir'i kahretsin sanki bu günümüzü önceden görmüş" diyerek şaire ait şu ....... ebû sahr (ebû cum‘a) küseyyir bin abdirrahmân (bin ebî cum‘a) bin el-esved el-huzâî savaşmak isteği zaman onun azmini, inci dizisinin süslediği iffetli kadın bile kıramadı. (kadın) onu boşuna savaştan nehyetti. nehyin onu engellemediğini görünce ağladı. ebû sahr (ebû cum‘a) küseyyir bin abdirrahmân (bin ebî cum‘a) bin el-esved el-huzâî onu üzen şeyden arkadaşları da ağladı. gözyaşı pınarlarının boşaldığı sabah ona olan sevgisine rağmen nehyi onun azmini kıramadı. ebû sahr (ebû cum‘a) küseyyir bin abdirrahmân (bin ebî cum‘a) bin el-esved el-huzâî o dirayetli, kararlı kişi, açık bir hak yolun ortaya çıkması için yürüdü. halife ve beraberindekilere düşman orduları hismâ adlı yerin kumları tepeleri ve çukurları gibi gelecek. ebû sahr (ebû cum‘a) küseyyir bin abdirrahmân (bin ebî cum‘a) bin el-esved el-huzâî her kasidemde yankılanan seslerim, onu hafife almayana hediye edilmiştir. ey mervân 'nın oğlu, insanlar, üstesinden geldiğin zor bir işte sende ne bir bilgisizlik ne de bir tökezleme gördüler. kemal tuzcu azze'nin ailesi onu muhtemelen yaşça kendisinden çok büyük biri ile evlendirmiştir. bundan kuseyyir'in ona olan aşkı daha ümitsiz bir hal almış ve 'azze'nin ailesine sert hicviyeler yöneltmeye başlamıştır: ebû sahr (ebû cum‘a) küseyyir bin abdirrahmân (bin ebî cum‘a) bin el-esved el-huzâî müslümanların nurları yüzlerinde toplanır. damrelilerinki ise kıçlarında. kemal tuzcu bir yıl 'azze ile eşi hacca gelirler. bu arada kuseyyir'de haccdadır ancak birbirlerinden habersizdirler. kocası, 'azze'ye arkadaşlarına yemek yapması için yağ satın almasını söyler. 'azze yağ almak için çadır çadır dolaşır ve sonunda kuseyyir'in bulunduğu çadıra kemal tuzcu gelir bu sırada ok ucu sivriltmekte olan şair onu karşısında görünce yanlışlıkla elini keser. 'azze'de elbisesi ile elinin kanını siler. bu sırada kocası gelir ve ne olduğunu sorar. 'azze bir şey söylemez fakat kocası onu döver ve kuseyyir'e hakaret etmesi için kemal tuzcu zorlar. 'azze, kuseyyir'e "piç" der. bunun üzerine şair 'azze'nin kocasını yeren şu beyti söyler: ebû sahr (ebû cum‘a) küseyyir bin abdirrahmân (bin ebî cum‘a) bin el-esved el-huzâî domuz bana sövmesi için onu zorlar. o beni niye aşağılasın? ancak kocasına boyun eğer. azmi özcan yaşadığım hayatım boyunca yapabileceğim en hayırlı iş nedir diye merak eden birisi varsa, kütüphaneye bilgiye yatırım yapmaktır. cezayirli hasan paşa ben böyle vakitte cenk münasibdir diyernem maazallah sonu fena olur. bu babda sulhden gayrı devleti aliyyeye hayırlı iş yoktur. mustafa toker gülhanî; darbü’l-mesel adlı eseri ve eserde geçen türkçe atasözleri + hayırlı iş için istihareye gerek yoktur. gülten küçükbasmacı kültürel bellek ve süreklilik: kına gecelerinden mezuniyet kınalarına gülten küçükbasmacı kına gecelerinde bir süre eğlenildikten sonra kına yakma töreninin bir dua ile başlatıldığına kaynaklar değinmektedir (er 1982: 158). kına yakıldıktan sonra da dua edildiği gözlenmiştir. gülten küçükbasmacı duada “hayırlı iş, eş, gelecek” dilenmiştir. dua sırasında öğrenciler “âmin” diyerek duaya katılmışlar, bu sırada ağlayanlar olmuştur. duanın “atanmalarını da sen nasib eyle yâ rabbi.” cümlesinde “âmin” sesleri oldukça yükselmiştir. gülten küçükbasmacı dua metni şöyledir: ....... hayırlı işler, hayırlı eşler nasib eyle yâ rabbi. ....... okumayan gençlerimize de hayırlı işler nasib eyle yâ rabbi. ernst friedrich schumacher hayırlı iş eğitimi rasim soylu sanatta ve kültürde öpme ritüelinin göstergebilim açısından incelenmesi meltem çağlayan takımcı antik çağ’da bayramlar ve festivaller (yunan – roma) aysun eyduran klâsik türk edebiyatında idiyye şiirleri (bayram şiirleri) halit dursunoğlu klâsik türk edebiyatında ramazan konulu şiirler nilgün karaağaoğlu & sevinç yücecan oruç tutan bireylerin ramazan’da ve ramazan bayramı’nda besin tüketim durumları hacı mehmet günay sözlükte “günün çok sıcak olması, güneşin kum ve taşları çok ısıtması, kızgın yerde yalınayak yürümekle ayakların yanması” anlamlarındaki ramad masdarından veya “güneşin güçlü ısısından çok fazla kızmış yer” mânasındaki ramdâ’ kelimesinden türeyen ramazân kamerî hacı mehmet günay yılın şâbandan sonra, şevvalden önce gelen dokuzuncu ayının adıdır. “yaz sonunda ve güz mevsiminin başlarında yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur” anlamındaki ramadî kelimesinden ya da “kılıcı veya ok demirini inceltip keskinleştirmek için iki yalçın taş hacı mehmet günay arasına koyup dövmek” anlamındaki ramd masdarından türediği de ileri sürülmüştür. sargon erdem bayram kâşgarlı mahmud’un tesbitine göre kelimenin aslı farsça beẕrem / beẕrâm olup “sevinç ve eğlence günü” demektir ve beyrem / bayram telaffuzu oğuzlar’a aittir. sargon erdem steingass’ın sözlüğüne beẕrâm imlâsıyla aldığı ve “çok neşeli yer” şeklinde açıkladığı, doerfer’in ise farsça’ya eski türkçe’den geçtiğini söylediği kelimenin etimolojisi yapılamamış, hangi dilden geldiği ve tam anlamı bulunamamıştır. sargon erdem ancak farsça’da her zaman görülebilen ẕ/z değişimi göz önünde tutulduğunda kelimenin aslının farsça olması ve beẕ(m)râm şeklinde tahlil edilmesi muhtemel görünmektedir. sargon erdem beẕrâmın, beẕm “yiyip içme, konuşup eğlenme meclisi” kelimesinin m sesi düşmüş şekli olan bez ile “hoş ve sevinçli” anlamını taşıyan râm kelimesinin birleştirilmesi sonucu elde edilmiş, “neşeyle konuşup eğlenme, yiyip içme meclisi” anlamında bir birleşik ....... sargon erdem bayramlar toplumların hayatında görülen olağan üstü günlerdir. sargon erdem bu günlerde yaşanan heyecanın derecesi insanların ahlâk anlayışları ile orantılı olmakta ve bazı toplumlarda başka zaman yapılması hoş karşılanmayan, hatta suç oluşturan hareketlerin dahi bayramlarda büyük bir serbestlik içinde yapılabildiği görülmektedir. sargon erdem meselâ katolik ve protestanlar’da büyük perhiz arefesine rastlayan karnaval ve faşing kutlamaları, bugün “topluca deşarj olma” şeklinde yorumlanan bir eğlenme çılgınlığına dönüşmüş durumdadır (özellikle rio karnavalı ve münih faşingi). rahmi er iki endülüs şairi: ibn ammâr ve ibn hafâce rahmi er ibn ammâr, kralın gözleri dönmüş ve eli baltalı bir şekilde geldiğini görünce, durumu anlar, zincirlerini sürüyerek kralın ayaklarına kapanır, yalvarıp gözyaşları döker. fakat el-muctemid, bunlara aldırış etmeyerek eski vezirinin kafasını uçurur. rahmi er ibn ammâr'ın naaşı, sarayın yanında bir yere gömülmüştür. ibn hâkân, yıllar sonra sarayın yanında yapılan bir hafriyat sırasında ibn ammâr'ın zincire vurulmuş kemiklerinin ortaya çıktığını gözleriyle gördüğünü söylüyor. rahmi er arkadaşı şair abdu'l-celîl b. vehbûn dışında kimse ibn ammâr'a açık açık ağlamaya cesaret edememiştir. ibn vehbûn, onun için tek beytlik bir mersiye söylerken yine de temkini elden bırakmaz: ebû muhammed abdülcelîl bin vehbûn el-mürsî hayret! bir taraftan dolu gözlerle ona ağlıyorum, diğer taraftan, öldürenin elleri dert görmesin, diyorum. ebû bekr muhammed bin ammâr bin el-hüseyn bin ammâr eş-şilbî el-endelüsî çıkan esintinin ve gece yolculuğunun iplerini gevşeten yıldızların şerefine doldur kadehleri. (ve doldur kadehleri,) gece amberini bizden alınca, bize kâfurunu hediye eden sabahın şerefine. ibn ammâr bahçe tıpkı güzel bir kadına döndü. çiçekleri ona rengarenk bir elbise giydirdi ve çiğ (taneleri) de ona mücevherden bir gerdanlık yaptı. ya da (bahçe,) yanaklarında çıkan mersinlerle gururlanan ve utancından yanaklarında güller biten bir erkek çocuğa (döndü). ibn ammâr eskiden erkekleri severken, görüyorum ki şimdi, bayanları sevmekten söz ediyorsun. melez kızlardan seçtiğin er-rumeykiyye, beş para etmez. o, hem anne hem de baba tarafından aşağılık, utanmaz veletler doğurdu. ibn ammâr sarı suratlı çocuklar dünyaya getirdi. sanki onları kıçı fırlatmışçasına, dünyaya şaşkın ve tembel geldiler. ebû ishâk ibrâhîm bin ebi’l-feth (bin) abdillâh (ubeydillâh) bin hafâce el-hevvârî eş-şukarî kitaplardan bir şey isteyip durma, çünkü gam ve kederden başka bir şey bulamazsın. ibn hafâce ey iki dostum, mezarımın başında acı çekerek durur veya mezarıma merhamet dileyerek bakar mısın? ibn hafâce emdiğim bir üzüm salkımı değil, sanki beşikteymişim gibi (emdiğim) bir memedir. ibn hafâce tekrar tekrar dolduruyorduk kadehleri. kadehler, buram buram güzel koku kokuyordu, ama ondan daha güzeli aramızda geçenlerdi. ve biz, (tatlı) dudakları, bembeyaz zambakları (boyun veya gerdan), gözkapakların nergizlerini ve yanakların güllerini kızartıyorduk. ibn hafâce sonunda şarap damarlarına yayıldı ve sersemledi. sağa sola yalpalayıp kendisini kollarıma bıraktı. her iki avucum vücudunda dolaşıyordu. gah beline gidiyordu, gah memesine. bir elim kalçalarından tihâme'ye inerken, diğer elim memelerinden necd'e çıkıyordu. ibn hafâce endülüs'te gerçekten cennet'in güzelliği görünür ve kokar orada kokusu. sabahın parlaklığı dişlerinin beyazlığından, gecesinin karanlığı ise, dudaklarındaki güzel siyahlıktan kaynaklanır. ibn hafâce ey endülüslüler! ne şanslısınız sizler! su, gölge, nehirler orada, orada ağaçlar. ebedî cennet sadece sizin ülkenizde. eğer seçecek olsam bunu seçerdim. bundan sonra cehennem'e girmekten korkmayınız. çünkü cennet'ten sonra cehennem'e girmezsiniz. ibn hafâce acaba arkadaşlar mezarlıkta mı evlendiler de mezarlardan başka bir çadır kurmadılar? bulutlardan boşalırcasına gözyaşı döküyorum. içimde öyle bir ateş var ki, bu ateş tıpkı kuzey rüzgarlarının göktaşını tutuşturduğu gibi kavurucudur. ibn hafâce anılar bir akşamüstü beni orada durdurduğu zaman, ben gidip gelirken zevk alıyordum. ibn hafâce ey cahilliğinden dolayı katıla katıla gülen! güleceğine ağlasana! hem his, hem de kişilik bakımından küçüldün. ne mânen ne de aklen ileri olmadığını gösterdin. ? / anonim dalları bastı kiraz gel bize biraz biraz ben senin aşığın oldum kalbime gel gir biraz yaşar aydemir bursalı ismail hakkı’nın eserlerinden hareketle şiir görüşü ve şiir yazma şekli ahmet gözlü hellen polislerinin topografik tasnifi irfan erdoğan yorumbilim (hermeneutics) ve yorumlama mehmet faik yılmaz dinin anlaşılması bağlamında kutsal metinleri anlama problemi sengün m. acar vanleene wilhelm dilthey’da “anlama” üzerine asker kartarı nitel düşünce ve etnografi: etnografik yönteme düşünsel bir yaklaşım claude lévi-strauss her anlamın ardında anlamsızlık vardır. muhammed sâlih yolnâme ahmed bican ercilasun biz onlara yahya kemal’den, mehmet akif’ten, ahmed haşim’den bahsetmeye çalıştık. içlerinden biri, kısa boylu olanı meramımızı çok iyi anlamıştı. «tamam, bize hep sizin kızıl şairleri tanıttılar, şimdi sizin ak şairlerinizi öğrenmek istiyoruz», dedi o. georges andré malraux 21. yüzyıl ya maneviyat ve ruhaniyat asrı olacak ya da hiç olmayacak. muhammed sâlih neyse, ben burada yerli değilim, telaffuzu bozuk, yabancı, seyyar, her bir sözüm için alay edilip, maskara olmaya hazır bekliyorum. muhammed sâlih kalktım, sıçrayarak, kendime geldim şüpheci evladını affet, ey vatan. güzel kefenleri sırtımdan yoldum, indim, atlayarak altın tabuttan! muhammed sâlih düşünün ki şairlik, benim için dünyanın en kolay mesleğiydi. hiç kimseye, hiçbir idareye, hiçbir grup yahut hükümete ne yaptığın hakkında hesap vermezsin. muhammed sâlih hatta şiiri gazetede bastırmak için, hatta kitap çıkarmak için dahi birilerine içinden gülümsemek gelmezse asla gülümsemezsin. yani totaliter devlette bu şairlikten de daha müstakil, daha hür mesleği bulmak mümkün değildi. muhammed sâlih ben hiç kimseye boyun eğmem, tersine bana boyun eğer kısmet. ben sizin ektiğiniz yerde bitmem, ancak ruha ederim hizmet. muhammed sâlih ben sizlere asla acımam, yani kendimi esirgemem hiç, “ak ve kara!” diye endişelenmem yani saçımı boyamayacağım hiç. muhammed sâlih bükülmem sevinçten ve gamdan, istemem yani nafaka, yani ben bu maddî alemde hür ruh için yaşarım yalnızca.... muhammed sâlih inanın, ben bunu şiir olsun diye yazmış değilim. tıpkı yazıldığı gibi yaşamak ve aynı yaşandığı gibi yazmak, benim için en zarurî maksimum idi. böyle maksimum olmadan şair şiirini yazamaz. mustafa sarı türk dilinde eş anlamlılık ve ‘sayru-sökel’ sözleri mustafa sarı tarihî metinlerde ve sözlüklerde genelde "hasta" anlamıyla kaydedilen sayru sözü, türkiye türkçesi ağızlarında değişime uğramadan halen devam etmektedir. ancak sökel sözü türkiye türkçesi ağızlarında anlam bakımından farklı özellikler göstermektedir. mustafa sarı tarihî metinlerden yapılan taramalarda, sökel sözünün bugün türkiye türkçesi ağızlarında yaşayan sadece iki anlamı tespit edilmiştir. bunlardan ilki "sakat" diğeri "güçsüz, düşkün" anlamlarıdır. mustafa karagöz vücûh ve nezâirin terimleşme süreci -‘nezâir’in ‘eş anlamlılık’ olarak tanımlanması sorunu ahmet akçataş & elif arı anlambiliminin eş anlamlılık sorunu tarık abdülcelil türkiye türkçesinde eş anlamlılık “sinonim” olgusuna toplumsal ve ideolojik tesir doğan aksan eşanlamlılık sorunu ve türk yazı dilinin eskiliğinin saptanmasında eşanlamlardan yararlanma muhammet fatih kılıç ibn sînâ’dan ebherî’ye tam illet-nakıs illet ayrımının ortaya çıkışı âşık coşkun bir portakal farz edersek küreyi kabuktaki pürüz dağdan büyüktür; bir dağa nispet edersek pireyi portakalın pürüzünden küçüktür; bir küreye bir güneşe bak da bil ki dünya bir piredir güneş de fil. âşık coşkun bir piredir diye küçük sanma sen, mikroba kıyas edersen dev* olur [* “dîv’in türkçesi”] ölçüp hesap eylemiş onları fen! bir pire milyon mikroba ev olur. mikrobun mikrobu da olmalıdır; fen bunu da mutlaka bulmalıdır. ahmad el-râsim / ahmed râsim bilmem ki safâ neş'e bu ömrün neresinde şâd olsa gönül bâri biraz son nefesinde; hâlâ elem-i yâre tahammül hevesinde, şâd olsa gönül bâri biraz son nefesinde. ahmad el-râsim / ahmed râsim hayret bu ki eyyâm-ı mihen geçmedi gitti, lâkin bu ten-i gam-zadenin tâkati bitti. hep girye ile ömr-i azizi güzer etti, şâd olsa gönül bâri biraz son nefesinde ahmed midhat bendeniz, mübahâsât-ı ciddiyede hiçbir vakit imzâ-yı müstear kullanmamış ve ismini ortaya koymaya cüreti olmayan adamı, hiçbir zaman adam bile saymamış olduğumdan, ‘derviş’ imzası benim müstear imzam olmadığını katiyen ilân ederim. ahmed râsim türk şiiri denilen yankısız biçimsiz şeylerle kulûb-ı sâfiye-i ümmette cevelân eden hiss-i muhterem-i şairiyeti lekedâr etmek reva değildir. yakup sağıroğlu duygu paylaşımında davranış göstergesi olan “sarılma-kucaklaşma” eyleminin televizyon reklamlarında kullanımı ve bir çözümleme örneği: “turkcell hayat paylaşınca güzel” reklam filmi engin yurt felsefede insan-hayvan sorunu: derrida ve levinas arasındaki karşıtlığa yeni bir yaklaşım: kucaklama olarak sarılma üzerine + bir sarılmaya eşlik eden karşısındakinin sırtını okşama hareketinin kaynağı nedir? nurullah çetin hüzeyme yeşim koçak’ın sarılmak romanını tahlil derya adalar apollo grubu: bir modern arap şiiri ekolü derya adalar özet yirminci yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren modern arap edebiyatında bir yenileşme süreci başlamıştır. ebû şâdî ve arkadaşları tarafından kurulan apollo grubunun bu yenileşme sürecinde arap şiirinin gelişimine büyük katkıları olmuştur. derya adalar bu makalede apollo grubunun amaçları ve arap şiirine getirdikleri yenilikler ele alınmaktadır. ayrıca isimleri apollo grubuyla özdeşleşen şairler hakkında da bilgi verilmekte ve bu şairlerin şiirlerinden örnekler sunulmaktadır. ahmed zekî bin muhammed bin mustafâ ebî şâdî şiirin ve şiirle uğraşanların sanatsal açıdan düştüğü kötü durum, milliyetçilik ruhuna acı vermektedir. ahmed zekî bin muhammed bin mustafâ ebî şâdî yunan mitolojisinin, şiir, müzik ve güneş tanrısı apollo ile zenginleştiği gibi biz de şairleri ve arap şiirini yücelten evrensel değerleri koruyarak zenginleşiyoruz. derya adalar modern arap şiirinin “nil şairi” lakaplı ünlü şairi hâfız ibrâhîm, apollo dergisinin yayın hayatına başlamasından iki ay önce, “şairlerin prensi” lakaplı ahmet şevkî ise derginin çıkışından bir ay sonra ölmüştü. derya adalar alî mahmûd tâhâ (1901–1949) kahire italyan hastanesi’nde hayata veda etti. ilk şiirini henüz 17 yaşındayken es-sufûr adlı dergide 1918 yılında yayımladı. lâm eş-şa‘ir (şairin sızıları) adını verdiği bu şiire ahmed zeyyât tarafından bir giriş yazılmıştı. derya adalar bazı eleştirmenler onun ilk şiirinin 1918 yılında es-sufûr’da yayımlanan lâm eş-şâ’ir değil de ‘ugniye rîfiyye (köy türküsü) olduğunu söylemektedir (brugman, 1984:176). bu şiirden bir bölüm aşağıda sunulmaktadır: alî mahmûd tâhâ bir söğüt ağacı vardı orada karanlıkta, sanki hissetmemişti karanlık, varlığını. işte onun gölgesinde aldım yerimi gönlüm uzaklarda, bakışlarım kederli. saadet karaköse klâsik türk edebiyatında tenasüh inancı izleri füsun çoban döşkaya yaşar nezihe, dayak yemiş, evden kovulmuş, sevdiği kişi ile evlenememiş, kendinden çok büyük biri ile çocuk yaşta evlendirilmiş, çocuk doğuramıyor diye kusurlu görülüp suçlanmış, eşleri tarafından ihanete maruz kalmış, çocuklarının ölüm acısını tatmış, füsun çoban döşkaya şiirleri eşi tarafından yakılmış, üçüncü eş olmaya zorlanmış, boşanabilmiş, tutuklanmış, bir kadındır. füsun çoban döşkaya bedeninde ve ruhunda kadın olmanın her türlü sıkıntısını taşımış, her an ölümü arzular hale gelmiştir: yaşar nezîhe bükülmez bakınız, bunlar da [mangaldaki kıvılcımlar] benim ömrüm gibi ihtizâr ânları yaşıyor, biraz sonra sönüp kül olacak. fakat, ya ben?..evet, ben bu ıstırap ve mahrumiyetler içinde, kim bilir daha ne kadar çırpınıp duracağım. füsun çoban döşkaya babası okula gittiğini öğrendiğinde "pezevengin kızı, babıâli'ye katip mi olacaksın?" diye onu sokakta dövdüğünde ve komşularına sığınmak zorunda kaldığında bile kalemini bırakmamış, ataerkil ideolojinin kendisi için hazırladığı zorlu yollardan geçme ....... füsun çoban döşkaya yaşar nezihe'nin eğitimsizken eğitim almışlardan daha etkili yazmasını, yeteneklerine değil de çok fazla üzüntü yaşamasına bağlayanlar olmuş, "bu kadar sıkıntı çekmeseydi, bu eğitimsiz haliyle bu kadar iyi yazamazdı" diyenler çıkmıştır. yaşar nezîhe bükülmez felâket-dîdeler hem meysiz hem mey-hânesiz olmaz safâ-yı bezm-i ‘işret na ‘re-i mestânesiz olmaz + fakīrin ‘ömr-i bed-bahtır geçer zilletle her yerde fekat ashâb-ı servet hânesiz kâşânesiz olmaz yaşar nezîhe bükülmez bugün vallāhi geçmez hâtırımdan nâmı cânânın sanırdı her gören evvel, beni cânânesiz olmaz + safâsından sürûrından cihânın ġayrı el-çekdim göñil baykuş misâli gûşe-i vîrânesiz olmaz yaşar nezîhe bükülmez dem-â-dem sākīyâ sun handelerle câm-ı gül-fâmı nezîhe hüzn ile âlûdedir peymânesiz olmaz yaşar nezîhe bükülmez mecnûn isen ey dil saña leylâ mı bulunmaz? bu ġonceye bir bülbül-i şeydâ mı bulunmaz? + sun şerbet-i lâ ‘l-i lebiñ ağyâra vefâsız sākī mi bulunmaz baña, sahbâ mı bulunmaz? yaşar nezîhe bükülmez arz ėtmiyorum ‘âleme âlâm-ı derûnım yoksa baña bir mahrem-i sevdâ mı bulunmaz? + bir sen misin ‘âlemde tabîb, ‘illet-i ‘aşka teşhîs-i dile başka etibbâ mı bulunmaz? yaşar nezîhe bükülmez al ‘aşkını vėr göñlimi allah içün olsun dil vėrmek için dilber-i ra ‘nâ mı bulunmaz? + mes ‘ûd ėdecek kimse seni yoksa nezîhâ! meşġūl ėdecek bir sürü hulyâ mı bulunmaz? yaşar nezîhe bükülmez aç bu şeb evlâdlarım hayfâ ki pârem kalmadı kullarıñ âhen midir yâ rabb, bu hâle ağlamaz? hükm ėder hâkim efendi haklı-haksız añlamaz yâ ilâhî, intihârdan başka çârem kalmadı! tecâhul-i ârifane yaşar nezihe hanım | kazancı bedih | mecnûn isen ey dîl sana leylâ mı bulunmaz? kevoktoll kazancı bedih felaket + şanlıurfanın yetiştirmiş olduğu en ünlü gazelhanlardan biridir. fuzuli, nabi, nezihe, furugi, abdi gibi çeşitli şairlerin gazellerini şanlıurfa makam geleneğine uygun olarak, davudi ve etkileyici sesiyle okur. vikipedi bedih yoluk / kazancı bedih (d. 1 ocak 1929, şanlıurfa - ö. 20 ocak 2004, şanlıurfa) kazancı bedih ve eşi, 20 ocak 2004'te şanlıurfa'daki evde uyudukları esnada, katalitik sobadan sızan gazdan zehirlenerek hayatlarını kaybettiler. ömer / muallim nâci müdhikât-ı dehre ben ölsem de tasvirim güler. muallim nâci bilsem şu kuzu neden gam almış her nâlesi kalbe dâğ-zendir feryâd ederek koşar nedendir sütsüz mü refîksiz mi kalmış? muallim nâci bî-hûde mi böyle türk-tâzın vardır bu melâl içinde ümmîd mâderdir eden ümidi tevlîd geçmez mi o mihr-bâna nâzın muallim nâci insan gibi var mı hîç gaddâr gaddarlığı ölse eyler ihyâ dem urmada merhametten amma yanında rahîm gürk-i hun-hâr muallim nâci kurbân-geh-i köhnedir bu âlem kan içmediği zamânı göster kim yaptı bu hâk-dânı göster hayret-zede olmasın mı âdem recâizâde mahmud ekrem gül ḥazin… sünbül perîşân…bağzârın şevki yok dertnâk olmuş hezâr-ı nağmekârın şevki yok başka bir hâletle çağlar cûybârın şevki yok âh edip inler nesîm-i bî-karârın şevki yok geldi amma n’eyleyim sensiz bahârın şevki yok… recâizâde mahmud ekrem farkı yoktur giryeden rûy-ı çemende jalenin. hûn-ı hasretle dolar câm-ı safâsı lâlenin. meh bile gayretle âğûşunda ağlar hâlenin! gönlüme te’sîri olmaz âteş-i seyyâlenin. geldi amma n’eyleyim sensiz bahârın şevki yok! recâizâde mahmud ekrem ruha verdikçe peyâm-ı hasretin her bir sehâb.. cana geldikçe temâşâ-yı ufuktan pîç ü tâb.. ihtizaz eyler çemen.. izhâr eder bin ıztırâb: hem tabiat münfâil hicrinle.. hem gönlüm harâb.. geldi amma n’eyleyim, sensiz bahârın şevki yok! recâizâde mahmud ekrem gevezeye sükût bir renc-i azim olduğu gibi lâfzen cahilin istimā-terhatı dahi sami’in için bir āzāb-ı elimdir. recâizâde mahmud ekrem para pek iyi bir hizmetkârdır. fakat pek fenâ bir efendidir. hasan âsaf zerre-i nûrundan iken muktebes mihr ü mehe etmek işâret abes gonca özdemir kafiye göz için mi kulak için mi ? hüseyin yıldırım türkmen şairi zelilî’nin edebî kişiliği şiirleri ve imlâ özellikleri hüseyin yıldırım şiirlerinde her zaman doğruluğu ön plana çıkartır. din adamı geçinen ama görevinin gereğini yapmayan mollalar ve sofular, zelilî’nin eleştirilerinden her zaman payını alır: gurbandurdı / zelilî bu ŝevāb, bu günādur, diyr, vaġıẓ ider, naṣîḥat biyr, ḫarām görse, dalnamaz, iyr, uyalmaz başda feş olsa faruk y. turinay bir kelime olarak ‘anayasa’nın tarihsel yolculuğu üzerine düşünceler faruk y. turinay özet : kelimeler hukuk biliminin ve tabii anayasa hukukunun vazgeçilmez malzemesidir. o yüzden, hukuki ve etimolojik bakış açılarıyla üzerine düşünülmeyi en az bilimin içeriği kadar hak etmektedir; hele söz konusu kelime anayasa ise. faruk y. turinay bu makalede, anayasanın türkçede, batı ve doğu dillerinin bazılarında, hem yazılı anayasalarda hem yazarların eserlerinde hangi ifadeler vasıtasıyla kullanıldığı, kelimenin doğumundan günümüze karşılaştırmalı olarak incelenmektedir. salim durukoğlu & bayram alkan türk edebiyatının sürgündeki yazar ve şairleri ahmed refîk el-mehdevî ruhum sana feda olsun ey vatanım! senden ayrılmak beni kahrediyor. elveda ... hür ve dilediğini yaparak yaşadıktan sonra, sıkıntı içinde yaşamak, refah içinde yaşamaktan iyidir. senden ayrılıyorum ey vatanım! bunu yapmak zorunda olduğumu biliyorum. kerim gurbannepesow / kerim gurbannepesov erkenden uyanıyorsun. evin yerinde. keyfin güzel, canın sağ, allaha şükür, komşudan bir dertlinin iniltisi duyuluyor. işte o durumda ne düşünürsün evindeki acayip sefayı mı yoksa o dertliye gerekli şifayı mı? kerim gurbannepesow / kerim gurbannepesov kapında durdu tuğla yüklü bir araç, aracın şoförü bir kurnaz hırsız, “yarı fiyatına al bunu!” diyor. işte o durumda ne düşünürsün cebine yararlı kazancını mı? maneviyatına yararlı vicdanını mı? emre öktem uluslararası hukukta terörizm tanım sorunu ve milli bağımsızlık hareketleri metin kayahan özgül acemi şiirler malzeme verir. asaf ataseven & mehmet şener domuz domuz da (hınzîr) pis ve zararlı şeylerden kabul edilip ....... milan adamović & aziz merhan türkçedeki çocuk sözü gerçekten ‘domuz yavrusu’ mu demek? milan adamović & aziz merhan bugün kullandığımız çocuk sözcüğü anadolu ağızlarında da görülen çağa sözü ile -cuk küçültme ekinin kaynaşması sonucunda ortaya çıkmıştır. marek stachowski - çev : faruk gökçe yeniden türkçe çocuk sözcüğünün kökeni üzerine marek stachowski - çev : faruk gökçe türkçe çocuk sözcüğünün ne türkçe çoçka "domuz yavrusu" sözcüğünün değişmiş bir biçimi olduğunu ne de türkçe “çocuk” anlamının “domuz yavrusu” anlamından geliştiğini bilakis hem çocuk hem de çoçka sözcüklerinin ana türkçe ....... marek stachowski - çev : faruk gökçe ingiliz dilindeki little piggy "küçük domuzcuk" deyiminin çocuklar için de kullanıldığı düşünülürse ....... tdk domuz gibi tıkınmak (yemek) + devletin malı deniz, yemeyen domuz + domuzun kuyruğunu kes yine domuz + güttüğüm domuzu bana öğretme ayça eyüpoğlu kazan-tatar türkçesi ile özbek türkçesinde hayvan adları ile kurulan atasözlerinin karşılaştırmalı incelemesi ayça eyüpoğlu buzağı öküz olana kadar sahibi domuz olur. + şanslı domuzun ağzına pislik girer. + meyvenin iyisini domuz yer. + domuz ile böcekten pis kimse yok. + domuz pis yer arar. + domuz tezek yemeden duramaz. + domuzdan azrail iğrenir. + bir domuz kıskanmaz. bayram ali kaya atasözleri ve deyimlerin dîvân şiirinde kullanımı ile dîvânların bu söz varlıklarımız bakımından önemi bayram ali kaya ne domuz kurban olur ne de eşek cennete girer. kûyuna varup rakîp ölmek dilermiş dostum ne donuz kurbân olur ne cennete girer eşek (necâtî} siber göksel vaktiyle domuz kapağı taktığımız hastalar, ne kapağının takılacağını özellikle sormazlardı. domuz mekruh ya! bal gibi bilir “porşin kapağı”der, o kelimeyi telaffuz etmek istemezler, bilmez görünmeyi tercih ederler, ruh sağlıkları için, ya da başka nedenlerle ....... alfred north whitehead sınırlı duygudaşlığa sahip iyi insanlar, egoist iyiliklerinden zevk alarak, acımasızlığa ve gericiliğe meyillidirler. onların durumu, daha yüksek bir seviyede, tamamen bir domuz seviyesine inen insanın durumuyla benzerdir. kemaleddin taş cemil meriç'e göre ideolojiler karşısında türk toplumu abdullah şengül osman attilâ’nın şiirlerinde tema-ı ‘ben’e yönelik temalar abdullah şengül sevdiklerinin, dostlarının birer birer gidişi, maddileştirir yalnızlığını. artık kaçmak da mümkün değildir. topluma ve çevreye aşırı duyarlılık, birçok konuda dirençsiz bırakmıştır osman attilâ’yı. abdullah şengül bunlardan en zor olanı da yalnız kalmak ve hatta yalnız ölmek korkusudur. dostlarından öğrendiğimize göre, ilerlemiş yaşına rağmen evlenemeyişinden rahatsızdır. bu konuda halil soyuer’in yazdıkları dikkat çekicidir: halil soyuer osman attilâ, seneler ve senelerce yalnız bir hayat yaşamıştır. anası afyon’da oturduğu için ankara’da tek başına yaşamıştır. ama ne yaptıysa bir türlü de kurtulamamıştır. vakta ki evleninceye kadar. halil soyuer osman attilâ, bu yalnızlığından gelen duygularını, üzüntülerini kaç kez açmıştır bize. bilhassa aziz dostu ahmet kutsi tecer’in, bir bekâr odasında can veren bir bekâr kişinin sabaha karşı ölümünü dile getiren ünlü şiirini kaç kere okumuştur bana da birlikte halil soyuer içlenmişizdir. (…) günün birinde bir bekâr odasında aynı biçimde öleceğini düşündükçe deli olurdu. abdullah şengül bu tecrübe, gözlerimin söylettiği isimli kitabındaki ‘yalnızlık dünyada bertaraf ola’ isimli şiirle meyvesini verir. bu şiirde maddi yalnızlığın insan ruhunda meydana getirdiği tahribatı anlatır. tabiatı, eşyayı bu gözle inceler. abdullah şengül bu şiiri, osman attilâ ellili yaşlarda yazmıştır. şiir incelendiğinde, “yalnızlık” kavramı ile anlatılmak istenenin maddî bir yalnızlık olmadığı, sonuçta bunun, dünyanın kaçınılmaz bir gerçeği olduğunun kabullenildiği görülür. abdullah şengül yalnızlık insanoğlu için bir kaderdir. en büyük yalnızlığı, en büyük insanlar yaşamışlardır. hatta, peygamberler bile, yalnızlığı en derinliğine yaşayan insanlar değil midir? sonuçta yalnızlık, olgunluğa açılan kapılardan biridir: osman attilâ dünyada “yalnızlık” varsa, benimki yalnızlıkların en çaresizidir. gelip geçmişlerden çok eminim ki bir hat boyu uzar, karesizidir + rüzgâr yalnızlığı fısıldar her ân; yıldızda, güneşte yalnızlık yaman yalnızlık içinde ay, bir kahraman yalnızlık tanrının hür denizidir halil soyuer lânet olsun sana ey zâlim felek ömrümü çarkında boşa döndürdün şaban ali düzgün sözlükte “yaratmak, inşa etmek, biçim vermek; mühürlemek” anlamlarındaki tab‘ masdarından isim olan tabîat eski lugatlarda “yaratılış, seciye, yaratılıştan gelen aslî yapı” mânalarında kaydedilir. yasemin özcan gönülal türkçede tabiat kaynaklı “yıkım”lar nasıl ifade edilir? ayşe duvarcı türklerde tabiat üstü varlıklar ve bunlarla ilgili kabuller, inanmalar, uygulamalar nuri adıgüzel meşşai islâm filozoflarında "tabiat" kavramı hakan sazyek & yunus sürücü cahit külebi’nin şiirlerine ekoeleştiri çerçevesinden bakmak ertuğrul önalp şair ve yazar olarak federico garcia lorca ertuğrul önalp ispanyol şairi ve tiyatro yazarı federico garcia lorca, 1898 yılında, gırnata'nın fuentevaqueros adlı köyünde doğdu. çocukluğu endülüs'ün bütün güzelliklerine sahip bu şirin köyde geçti. ertuğrul önalp eserlerinde tabiatın güzelliklerini sık sık dile getirdiğini görmekteyiz; yaşadığı memleketin insanını, geleneklerini, düşünce yapısını, kısacası endülüs'ün ruhunu şiirlerinde ve tiyatrosunda ustalıkla yansıtmıştır. ertuğrul önalp şairin iç dünyasının bir ifadesi olan şiirlerinde genellikle aşk, ölüm ve tabiat konuları birlikte görülür. ertuğrul önalp gerçekte şair endülüs'ün yemyeşil tabiatına aşıktır, şiirde yeşil renk tam 24 kez zikredilmektedir. aynı kitabın «sadakatsiz evli» adlı şiirinde iki çingene arasında, tabiat güzellikleriyle dolu baş döndürücü bir ortamda geçen bir aşk macerası anlatılmaktadır. ertuğrul önalp lorca; «kanlı düğün» adlı tiyatro eserini 1933 yılında yazdı. oyun üç perdeliktir. tema toplum kuralları ile tabiat kuralları arasındaki çatışmadır. «yerma» adlı oyunda ise çatışma daha kuvvetli olarak görünmektedir. ismail abalı kağızmanlı hıfzı’nın şiirlerinde tabiat ve sevgili ismail abalı sevgili o kadar doğaldır ve tabiatın güzellikleriyle öylesine bezenmiştir ki kirpiği varken hıfzı bağları, bostanları boş vermiştir: receb / recep / hıfzı yenmiş serpuşların nergis reyhanı kirpik var neylerim bağ-ı bostanı dil haresmiyedir gonca dehanı tütiya bir misal dilzârı dilber hayati öncel endülüslü şair ibn hamdîs ve şiirlerinden örnekler hayati öncel 527/1133 yılının temmuz ayında kör ve perişan bir vaziyette bicâye’de ölmüş ve oraya defnedilmiştir. mayurka’da öldüğünü ve oraya defnedildiğini söyleyen kaynaklar da mevcuttur. hayati öncel endülüs’ün zengin tabiatı, buradaki iç-dış mücadeleler ve vatan hasreti şairi, sürekli şiir yazmaya sevk etmiş ve bütün bunlar, şairin şiirlerinin daha güzel olmasında etkili olmuştur. hayati öncel ibn hamdîs, bir nehri kaynağından akarken (dîvânu ibn hamdîs, 1960: 291; cevdet er-rikâbî, 1960: 103) onu, kederden dökülen gözyaşlarına benzetmiştir (tavîl): ebû muhammed abdülcebbâr bin ebî bekr bin muhammed bin hamdîs es-sıkıllî el-ezdî o, gözyaşından başka bir şey değildir. âdeta o göz, ömrüne (yaşadığı döneme) uzun uzun ağlamasından dolayı, kapanmıyor. mehmet emin gönen abdulhak hâmid tarhan ve sohrâb sepehrî’nin şiirlerinde tabiatın işlenişi üzerine bir karşılaştırma mehmet emin gönen sohrap, getirdiği yeni teknik, tabiata bakış ve söyleyiş tarzlarıyla modern iran şiirinin en önemli temsilcisi sayılmıştır. mehmet emin gönen kardeşi perîduht-i sepehrî, sohrâb‟ın doğaya olan tutkusunu şöyle anlatır: “sabahın erken saatlerinde kalkar, bahçedeki muhammedî gül ağaçlarına gider ve sessizce dinlemeye koyulurdu. goncaların açılırken kendilerine özgün bir ses çıkardığını ve bunu mehmet emin gönen duyabildiğini söylerdi. ilkbaharda yağmur yağarken o, çıplak ayakla sokağa koşar, gömleğini sıyırır, eğilerek sırtını yağmura verirdi (perîduht-i sepehrî‟den aktaran, söylemez, 2014: 32). sohrâb-i sipihrî / sohrab sepehri feza renk, sedâ, pencere idrâkine nem çalalım. oturtalım gökyüzünü iki “varlık hecesi arasına doldurup boşaltalım ciğerlerimizi sonsuzlukla. indirelim kırlangıcın omuzundan bilim yükünü. sohrâb-i sipihrî / sohrab sepehri adını geri alalım buluttan, çınardan, sivrisinekten, yazdan. yağmurun ıslak ayaklarında çıkalım sevgi tepesine. açalım kapımızı beşere, nûra, bitkiye, börtü böceğe arif ünal joseph von eichendorff’ta tabiat arif ünal özet bu çalışmada romantizmin önemli şairlerinden joseph von eichendorff’un tabiat anlayışı ve eserlerinde ve şiirlerinde tabiat konusunu nasıl ele aldığı incelenmiştir. onda tabiat ile şair arasında güçlü bir iletişim vardır. arif ünal tabiat canlıdır, insan gibidir ve şair tabiatla konuşur. tabiattaki varlıkların kendi aralarında da bir iletişim görülmektedir. eichendorff’ta tabiat şair için bir sığınma yeridir. arif ünal günlük hayattan sıkılan ve bunalan şair, huzuru ve mutluluğu tabiatta arar. onda tabiat, genellikle şairin dini duygularını güçlendirir ve tanrıya yaklaştırır. nadiren de olsa romantik insan için tabiatın büyüleyici ve baştan çıkarıcı özelliği de vardır. arif ünal onun tabiat şiirlerinin çoğu hem gerçek, hem de mecazi ve sembolik anlamda yorumlanabilir. mesela onun en güzel alman ormanı şiirleri aynı zamanda almanya’nın ve gerçek almanlığın sembolüdürler. arif ünal gündüzleri tabiat genelde sakin olur ve gündüzden aldığı sesleri de akşam vakti aksettirir. mesela ağaçların fısıltısı ve hışırtısı, derelerin şırıltısı gibi esrarengiz sesler gündüzün akşama yansımasından başka bir şey değildir. arif ünal sanki gündüzün ve hayatın gürültüsü susmuş da tabiat duyduğu sesleri yavaşça ve titreyerek tınlatmaktadır (mühlher, 1961 s. 20). arif ünal eichendorff, geceye ayrıca empati sıfatları da katar. böylece gece daha muhteşem ve esrarengiz görünür. gündüzün yorgunluğunu atmak için de gece insanın emrindedir. gece vakti insan hayalleri, rüyaları, özlem ve arzularıyla baş başadır. arif ünal fakat gündüz ahlaki ve ilahi güçleri canlandırırken gecenin şeytani ve kötülük yönü olan bir boyutu da vardır. bu yüzden gecenin sonunda mutlaka berraklığa ihtiyaç ortaya çıkar (sauerborn, 2006). arif ünal eichendorff’ta yamaçlardaki bahçeler, vadiler ve köyler, genellikle birlikte zikredilir. onda bir fabrikanın makine gürültülerine ve kalabalıkların yer aldığı şehir hayatı tasvirlerine pek rastlanmaz. çünkü buralar romantik değildir. arif ünal eichendorff’ta yalnızlık motifi de önemli bir yer tutar. şair, yalnız kalma yeri olarak da çoğu zaman tabiatı seçer. şairin tabiatla baş başa kalmasının genellikle dini bir boyutu vardır. arif ünal şair, tabiattan ayılıp iş dünyasına, normal hayatın akışına girmeyi gurbete gitme olarak değerlendirir. kısaca tabiatın kucağını vatanı gibi görürken, günlük normal hayatı gurbet olarak telakki etmektedir. arif ünal tabiattan ayrılmak istemeyen şair, tabiata seslenerek adeta, “iş dünyası ile yüz yüze gelmek istemiyorum, benimle iş dünyası arasına engel koy !” diye yalvarmaktadır. ignác goldziher şair, tabiat üstü sihrî bir bilgiye dayanan sezişle bilen kimsedir. cemile akyıldız ercan mitolojide çocuk katili kadınlar: lilith, lamia, medea manuela dunn mascetti - çev : belkıs çorakçı içimizdeki tanrıça kadınlığın mitolojisi soner akpınar , burcu yılmaz çebin ikinci yeni şiirinde phoenix ve pan’ın simgesel anlamları onur aydın mitolojiden edebiyata rus kültüründe letavitsa sena küçük türk edebiyatında mitoloji arayışları sena küçük öz türk edebiyatı tanzimat’la birlikte köklü bir dönüşüme uğrar. bu süreçte mitolojik yapı da yön değiştirir. batı edebiyatına eklemlenen türk edebiyatı da bu yolla yunan mitolojisiyle dolaylı olarak temasa geçer. sena küçük “eski şiir mitolojisizdir.” (tanpınar, 2002: 52) hükmüyle yeni mitoloji arayışlarına esaslı bir gerekçe oluşturan tanpınar, arap edebiyatını kuşatan kuru gerçekliğin, mitolojisiyle beraber yürüyen fars edebiyatıyla bir miktar kırılarak bize ulaştığını, fakat ....... binnur çelebi hayat veren tanrıçanın ölüm tanrıçasına dönüşümü: hekate binnur çelebi önsöz john stuart mill, “hakikat zulmü sürekli yener” sözünün hoş yalandan ibaret olduğunu, tarihin, zulmün susturduğu hakikat örnekleriyle dolu olduğunu söyler. şimdiye kadar birçok gerçekler tarihten saklandı. ancak, tarihin amacı da saklanan bu gerçekleri bulup binnur çelebi ortaya koymaktır. arkeologlar tarihin altında kaybolan medeniyetleri gün yüzüne çıkarırken, feminist araştırmacılar da üstü örtülen bu tozlu geçmişteki “kadın” gerçeklerini ortaya çıkarmaktadırlar: unutulan/unutturulan, yok sayılan ve lanetlenen kadınlar… bu tez binnur çelebi çalışmamdaki amacım; üstü örtülen gerçekleri bulup ortaya koyarak, inanç dünyasında şeytani güçlerle bir tutulan ve “cadı tanrıça”ya dönüştürülen hekate’ye kaybettiği değeri yeniden kazandırmaktır. özet bu araştırmada; binlerce yıl boyunca susturulan ve yok sayılan binnur çelebi kadınların tarihine yeni bir ses vererek, gizlenen tarih içinde kadınların yeniden kendilerini bulmaları ve keşfetmeleri sağlanmaya çalışılmıştır. hekate simgeselinde kadının, cinsel isteklilikten, sihre/büyüye, berekete, var olmaya dair, toplumlar tarafından önce binnur çelebi tanrıçalaştırılması, sonra da lanetlenmesi incelenmiştir. tek tanrılı dinlerin ortaya çıkışıyla beraber ana tanrıça hekate’ye ne olduğu sorusuna cevap aranmıştır. meryem galata ahmet hamdi tanpınar’ın eserlerinde mitolojik unsurlar meryem galata özet tanpınar, eserlerinde seküler dil yerine sembolik dili tercih ettiği için anlaşılması zor olanı ve muhayyile yeteneğinin en üst seviyelerini kulllanmayı yeğleyen bir yapıyı inşa eder. edebiyatla ilgilenirken felsefeyi, tarihi, mitolojiyi, musikiyi, resmi… asla meryem galata terk etmeyen sanatçının geniş bir yelpazede eserlerine şekil verdiği aşikardır. biz ise bu çalışmada onun mitolojiye olan merakını ve mitolojiyle ilişkide olan karakterlerini, olaylarını, mekanını, zamanını irdeleyeceğiz. bu konuda bize çok fazla malzeme veren meryem galata tanpınar, “ne içindeyim zamanın/ ne de büsbütün dışında/ yekpare geniş bir anın/ parçalanmaz akışında” olduğunu okurlarına sezdirir. sonuç sözlük anlamıyla mit, geleneksel olarak yayılan ve toplumun hayalgücü etkisiyle biçim değiştiren, tanrı, tanrıça, evrenin meryem galata doğuşu ile ilgili hayali, alegorik bir anlatımı olan halk hikayesidir. mitoloji ise bütün bunları inceleyen bir bilim dalıdır. tezimize bahis olan ahmet hamdi tanpınar, birçok edebi sahada eser vermiştir. roman ve şiirleriyle ön plana çıkan sanatçının düşünce meryem galata yazıları da edebi saha içerisinde önem arz eder. eserlerinin büyük çoğunluğu hayal-hakikat dairesi içerisinde şekillenmiş; ne hayal ne de hakikat sarmalı içerisinde yerini bulmuştur. hayalgücünün sınırlarında dolaşmayı seven hatta bu sınırı zorlayan sanatçı, meryem galata mitolojiye kendini yakın hisseder. çünkü mitolojik anlatılar, onun hayal dünyasına hitap eder. tanpınar’ın mitolojiye olan ilgisini ve mitolojiyle içiçe oluşturduğu metinlerin varlığını ortaya koyduğumuz bu çalışmada, edebi eserin birçok kaynaktan ilham alınarak meryem galata oluşturulduğunu bir kez daha görmüş bulunmaktayız. sonuç olarak; “hiçbir edebi eserin anlamı tamamlanmış değildir.” (ibrahim şahin) bizden önce yapılan çalışmalara katkıda bulunmak için oluşturduğumuz bu çalışmaya, bizden sonra da eklemeler yapılacaktır ve bir meryem galata edebi çığ haline gelen oluşumda sadece bir kar tanesi olacağız. ahmet hamdi tanpınar ne ise işte sabah oluyor, bakın hekati silik bir gölge oldu gökyüzünde tanıdı mı dersiniz beni? ihtiyar büyücü! kaçırır mı hiç! göz kırparak gülümsedi bana. ne de çirkin yüzü var… ahmet hamdi tanpınar ben zeus’um, kronos’un oğlu şu bildiğiniz zat, ilahların en büyüğü olemp’in sahibi, yıldırımın, kartalın efendisi sonsuz gök benimdi, mevsimler, rüyalar gibi! zaman oldu olalı parmaklarımın ucundan akar hayat iradesi ali bardakoğlu köpek gerek evcilliği ve sıcak kanlılığı, gerekse bazı özel kabiliyetleri sebebiyle insanoğlunun yeryüzünde en çok yararlandığı hayvanlar arasında yer alan köpek, dinî literatürde daha çok salya ve artığının necis olup olmadığı ve ağzını soktuğu suyun dinî ....... çağrı çağlar sinmez & gökhan aslım iç anadolu bölgesindeki hayvanlarla ilgili inanış ve uygulamalar üzerine bir değerlendirme çağrı çağlar sinmez & gökhan aslım vücut rengi siyah olan kedi ve köpekler uğursuzluk getirir. + nazara karşı ahır kapılarına asılan köpek kafatası + vücudu kara-siyah renkte olan köpeklerin tehlikeli, üç harflilerden olduğu varsayılarak “nişansız zağar boş olmaz.” denilir. h.hande duymuş florioti eski kültürlerde köpeğin algılanışı: “eski mezopotamya örneği” h.hande duymuş florioti öz ....... arkeolojik buluntular ele geçmiştir. gerçekten, bu eski toplumlarda cesetler büyük ölçüde bir köpekle birlikte defnedilmiş ve mezarlarda birçok köpek iskeletine rastlanmıştır. h.hande duymuş florioti ....... şifa tanrıçalarına adanmış tapınaklarda yapılan kazılarda ele geçen köpek heykelcikleri, onların kötü ruhlara karşı bir koruma unsuru olarak kabul edilmiş olduklarını da göstermektedir. h.hande duymuş florioti sonuç ....... köpekten türemiş olma inancı da yine söz konusu kültürlerde önemli ölçüde kabul görmüştür. h.hande duymuş florioti insana en yakın olan hayvanların başında gelen köpeklerin, hangi kültürde olursa olsun, koruma/koruyucu olma özelliğinin ağır bastığı anlaşılmaktadır. h.hande duymuş florioti mezopotamya’daki belirsizlikten farklı olarak en azından eski yunan’da, köpek salyasının körlüğe çare olduğu ve doğumları kolaylaştırdığına inanıldığını anlıyoruz. h.hande duymuş florioti her ne rolde olursa olsunlar, söz konusu toplumlarda, hem sosyal hem de dinî hayatta, köpeklere “koruyucu ve şifa verici” özelliklerinin yanı sıra, “kötülüğü önleyici” bir misyon da yüklenmiştir. mecnûn bu köpekte senin çözemeyeceğin ilâhî bir sır var. allâh, onun gönlünde sâhibine karşı duyduğu muhabbet ve vefânın hazinesini gizlemiştir. mecnûn köpek deyip geçme, sen onun himmetine nazar et. o benim gönül dünyâmın mübârek yüzlü kıtmîr’idir. mecnûn leylâ’nın köyünü yurt tutan köpeğin ayağının bastığı toprak bile benim için azîzdir. ülkü çetinkaya haşmet (öl.1768) ise sadrazam ali paşa‟nın, dünyanın emniyetine hükmetse arslan pençeli (vahşi, yırtıcı) kurtların çoban köpeği olacağını söylemektedir. ülkü çetinkaya yani, sadrazamın hükmüyle dünya öyle bir emniyete kavuşacaktır ki vahşi hayvanlar bile uysallaşıp avı olan hayvanlara zarar vermek yerine onlara koruyuculuk edecektir. ülkü çetinkaya çoban köpeğinin işlevinin sürüyü kurtlardan, canavarlardan ve başka tehlikelerden korumak olduğu göz önünde bulundurulduğunda, vahşi bir kurdun çoban köpeği olması hayali oldukça mizahidir: ĥükmi taǿalluķ itse cihānuñ emānına gürgān-ı şįr-pençe segān-ı şubān olur hasan ekici klasik türk edebiyatında daima sevgilinin kapısında beklediği, eşiğinde oturduğu, sokağa çıktığında peşinden yürüdüğü için rakip, köpeğe benzetilmiştir (şentürk, 1995: 79). hasan ekici tıpkı adamotu bitkisinin çöldeki köpeğe bağlı olması gibi o peri yüzlü sevgili de rakibi görünce yerinden kalkar, ona doğru gider. rakip, çöldeki köpek, sevgili de adamotu denilen bitki şeklinde tasavvur edilmektedir. şevkiye kazan ....... paşa için yazdığı ve birinciden daha ağır olan “a köpek” redifli ikinci hicviyesinden anlaşılmaktadır. nef‘î, gürcü mehmed paşa’yı lanetlemektedir: ehl-i dil düşmeni dîn yoksulı bir mel‘ûnsun öldürürlerse eger cân be-cehennem a köpek (nef‘î) süleyman solmaz ....... âşık bu köpekleri rakip olarak kabul eder. bazen rakiplere it der; bazen de it bile diyemez, çünkü onunla bir benzerlik olmasından korkar: çokdan rakîbe seg dir idüm lîk korkaram kûyuñ itüñle ortada bir iştibâh ola (âhî) süleyman solmaz inancımıza göre köpekler cennete giremeyecek olmasına rağmen rakibin sevgilinin mahallesinde olması şaşırtıcıdır: it uçmaga giremez dirler ammâ rakîbün meskenidür kûy-ı ferruh (aynî) süleyman solmaz mahallenin köpeklerine çok da haksızlık etmemek lazım, zira âşığı ara sıra da olsa hatırlayan tek kişi odur: gâh gâh ancak seg-i kûyun durur yâd eyleyen yohsa yâd olmış durur her âşinâ-yı rüzgâr (hayretî) ahmet ali yağcı minyatür grubu köpek ırkları ahmet ali yağcı affenpinscher ırkın daha küçük versiyonları bile evdeki fareleri öldürmeleri, komiklikleri ile aile fertlerini eğlendirmeleri yanında iyi bir kucak köpeği oldukları için özellikle bayanların tercih ettiği popüler bir ırktı. ahmet ali yağcı chihuahua chihuahua adını meksika'nın aynı adlı eyaletinden almıştır. bu ırk, eski güney amerika yerlilerince kutsal kabul edilmekteydi. bazıları bir insanın avucunun içine bile sığabilir. ahmet ali yağcı maltese - malta terrieri malta'nın romalı valisi publius, malta terrierini o kadar severdi ki onun bir resmini yaptırmış ve adına şiir yazdırmıştır. ismail tay her an hıçkırık gelecek, herkes bana bakacak diye tedirginim. hıçkırık ev, iş ve sosyal hayatımı altüst etti. ne yapacağımı bilemiyorum. bütün hastanelerde ilgili bölümleri gezdim ama çare bulamadılar. devlet benim sesimi öldükten sonra mı duyacak? ismail tay allah rızası için bu bölümde ilgisi, bilgisi olanlardan rica ediyorum, kurtarın beni bu hıçkırıktan. sağlığımı kazanmak istiyorum. ev ve işimde huzurum kalmadı. evimde bile rahat yatamıyorum. herkes, hıçkırığımdan rahatsız oluyor. yardımcı olacak bir doktor yok mu? ismail tay il sağlık müdürlüğü yetkilileri de bu konuda kayseri’de beni yönlendirdi, hastanelere gittim ama sonuç elde edemedim. tahliller temiz çıkıyor ama buna sevinemiyorum. doktor, bana ’sapa sağlamsın’ diyor ama bu hıçkırık geçmiyor. ismail tay bu sorunun çözümü ile kim ilgileniyorsa, bana yol göstersin. cumhurbaşkanımız’a, başbakanımız’a sesleniyorum, zor durumdayım, yardım istiyorum, bu soruna el atsınlar. artık dayanacak gücüm kalmadı. nurgül tuna üç yıl önce birdenbire karnımda bir guruldanmalar başladı.önce önemsemedim. daha sonra bu karın guruldamaları artınca doktora gitmeye karar verdik.önce silifke, sonra mersin,adana ve ankara'da devlet hastanelerine,ismini hatırlayamadığım bir çok özel hastaneye gittik. nurgül tuna her gittiğimiz hastane çeşitli tetkikler yaptırdı. ancak hiçbir doktor hastalığıma bir tanı bir teşhis koyamadı. tanı konulmayınca ilaçta verilmedi. nurgül tuna karın guruldaması yüzünden hayatım mahvoldu. okulda, derste karnımda inanılmaz ses çıkıyor. kütüphaneye gidemiyorum. misafirliğe gidemiyorum. çarşıya çıkamıyorum. evde ailemin yanında oturamıyorum. dengem bozuldu. nurgül tuna en son muayene olduğum doktorlardan birisi internette araştırma yapmış. türkiye'de bu hastalık benimle birlikte üç kişide varmış. ama kimse hiçbir sonuç alamamış. ağrı ve sızı içerisindeyim. sanki içimde biri tekme atıyormuş gibi hissediyorum" diye konuştu. nurgül tuna sınavlara hazırlanamıyorum. konsantre olamıyorum. psikolojik tedavi alıyorum. sosyal hayatım diye bir şey kalmadı. herkes benden uzaklaşıyor, kaçıyor. nurgül tuna gittiğim doktorların hepsi bana 'sende bir şey yok' diyorlar. ama karın guruldamam geçmedi. devlet büyüklerimizden yardım istiyorum. doktorlarımızdan yardım istiyorum. bana yardım edin. nurgül tuna benim bu karın gurultumun yanı sıra sıkışmalar oluyo, yanmalar oluyo. ve bunlar hiç beklenmedik bi zamanda oluyo. yeri zamanı olmuyo. süresi dakikası olmuyo. ve ben bu konuda çok çâresizim. yaşar tuna ben emekli biriyim. kızım için bütün maddi imkanlarımı zorladım. artık dayanacak gücüm kalmadı. devletimizden kızımın tedavisini yapılmasını istiyorum. kızım yeter ki bu hastalıktan kurtulsun. şenol abay 8 senedir gitmediğim hastane kalmadı. doktorlar tanısı konulmadığından dolayı bir şey yapamayız diyor. oğlumun kandaki hastalığı dalak, karaciğer, kalp büyümesi, şeker hastalığı bir de cam kemiği oluşturuyor. hocam ne yapmamız lazım dedik. şenol abay büyüdükçe ameliyat yaparız diyor doktorları. bir başka doktor da diyor ki, çocuğun yurt dışına götürülmesi lazım, vakit kaybedilmemesi lazım diyor. ne yapacağımı bilmiyorum, şaşırdım kaldım. tanısı konulmadığından dolayı bu şekilde uğraşıyoruz. şenol abay bir buçuk yaşında ameliyat yaptırdık. beyin arkaya sıkıştığından büyüyemiyordu. yine aynı sorunla karşı karşıya geldik beyinle ilgili. bütün işimiz hemotoloji ile. türkiye’de bu hastalıkla ilgili imkanlar yeterli değil dediler. şenol abay doktorlar imkanın varsa yurtdışına götür diyorlar. uzun yıllardır üsküdar belediyesi’nin temizlik işlerinde çalışıyorum. ama imkanım yok. annesi de 2 yaşında bıraktı gitti. oğlumla beraber yaşıyorum. şenol abay cumhurbaşkanıma özellikle çağrım var. lütfen bizim sorunumuzla ilgilensin. doktorlar en son çocuğunuza iyi davranın bundan sonraki günlerini güzel yaşatın diyor. özge berk bu beni çok yıprattı. bulantı ile birlikte omuz ağrılarım da oluyor. bana bir çare bulsunlar, ne olursunuz. cumhurbaşkanımıza, devlet büyüklerimize sesleniyorum. özge berk ailemle birlikte 8 yıldan beri doktor, doktor, hastane hastane gitmedik yer bırakmadık. ancak hiçbir çare, çözüm bulunmuyor. teşhis konulmadığı için tedavi de uygulanamıyor. mahmut berk artık çaresiz kaldık. kırıkkale ve ankara da gitmedik doktor ve hastane kalmadı, ama bir çare bulamadılar. ‘bir şeyi yok. psikolojik’ diyorlar. ilaç veriyorlar, ama maalesef hiçbir sonuç alamıyoruz. mahmut berk yine aynı mide bulantıları devam ediyor. kızımız eriyor. biz aile olarak kızımız için para pul istemiyoruz. yeter ki tedavi olsun, teşhis konsun hastalığının ne olduğu ortaya çıksın, bizim derdimiz bu. mihriban berk kızımın bütün hayatı alt üst oldu, evden dışarı çıkamıyor. kendine bir yol çizemez oldu. hiçbir şey yiyemez içemez oldu. sürekli mide bulantısı, kızımın hayatını alt üst etti. ne olur çaresini bulun, kızım elimden gidiyor, çaresizlikten hiçbir şey yapamıyorum. m. a. yekta saraç türk edebiyatının mısır'da unuttuğu bir şair: aişe ismet teymur m. a. yekta saraç arapça, farsça ve türkçe başarılı şiirler yazan ve türkçe bir divanı da bulunan aişe ismet'in, türk edebiyatı için olan öneminden edebiyat tarihi kaynaklarında yeterince bahsedilmemiş ve kendisinin bu yönü ele alınmamıştır. m. a. yekta saraç dersleri kendisi gibi küçüklüğünden itibaren okumaya hevesli kızı tevhide de takip etmektedir. çok hisli ve ince düşünceli bir kız olan tevhide ağır bir hastalığa yakalanır. fakat hastalığını uzun müddet annesinden gizler. m. a. yekta saraç aişe ismet bir tesadüf sonucu kızının durumunu ve acılar içinde kıvrandığını öğrenir. kızı kendisine üzülmemesi ıçin hastalığını gizlediğini, öleceğini rüyasında gördüğünü söyler ve halini arapça mısralarla anlatır. m. a. yekta saraç tevhide 1877 yılında iki ay süren hastalığından kurtulamayarak şiddetli ateşler için de vefat eder. vefat ettiğinde henüz onsekiz yaşındadır. bunun üzerine aişe ismet hayata küser. inzivaya çekilir. hatta yazdığı şiirleri yakar. m. a. yekta saraç kızı tevhide'nin ölümü üzerine söylediği tarih: ....... didi yok müşfikam tevhidüne çare veda' it kim rahilün geldi fermanı âişe ismet bint ismâîl bin muhammed kâşif et-teymûr bir gün olsun canı güldürmez misin va'd-ı is'afunla kandurmaz mısın âişe ismet bint ismâîl bin muhammed kâşif et-teymûr koysam toluya almıyor boşa koyarsam tolmıyor bir derde çare olmuyor senden midür benden midür bu çekdigüm dilden rnidür âişe ismet bint ismâîl bin muhammed kâşif et-teymûr ol dil-i bi-behreyi hep kaplamış hubb-ı fena bl-ser ü saman bırakdı bu teni ye's u'ana + alemü'l-esrara şimdi bast-ı rahat eylüdem çün irişdük şamına ruzun yitüp lem'a-i sina hayati hökelekli fıtrat kelimesi “yarmak, ikiye ayırmak; yaratmak, icat etmek” mânalarına gelen fatr kökünden isim olup “yaratılış, belli yetenek ve yatkınlığa sahip oluş” anlamında kullanılır. ilk yaratılış, bir bakıma mutlak yokluğun yarılarak içinden varlığın çıkması ....... murat şimşek islam hukuk felsefesi açısından şah veliyyullah dihlevî'de irtifâk (sosyo-ekonomik gelişim aşamaları) teorisi + fıtratı bozuk insanlar, sıklıkla, cinayet ve soygun gibi şiddet içeren faaliyetlere başvurur ve şehrin düzenini ve huzurunu bozmaya çalışırlar. nurettin gülmez yunus nadi bu yazısında; tbmm’nin kuruluşunu yeni bir devletin başlangıcı olarak göstermekte, cumhuriyetin dünden bugüne ilân edilivermiş gibi gösterilmesini eleştirmekte, rauf beyi ve onun gibi düşünenleri “fıtratı bozuk gafiller” olarak suçlamakta, ....... orhan çeker gıda felsefemiz orhan çeker fıtrata aykırı gıdalar sebebiyle insanımızın fıtratı bozuk olunca insan kaliteli beslenmeyi de fark edemiyor, + sığıra, uğraşsanız da kendisine zarar verecek bir otu yediremezsiniz. + biz insanların ancak laboratuvarla seçebildiği şeyi hayvan kendisi seçebiliyor. yener öztürk insan ve fltrat + 1 fıtratın anlamı 2 insan fıtratını oluşturan iki zıt eğilim veya iki farklı mekanizma 3 fıtratın değişebilme keyfiyeti 4 fıtratın rolü veya gücü 5 inkar ve günahlar karşısında insan fıtratı mahsum aytepe fıtrat kavramı bağlamında insanın orta yolu bulma potansiyeli mahsum aytepe insan yapısı itibariyle ruh ve bedenden yaratılmıştır. ontik yapısında hem iyilik hem de kötülük yapmasını mümkün kılan eğilimler bulunmaktadır. insan türünün tamamını içine alan bu eğilimler fıtrat olarak ifade edilmektedir. mahsum aytepe fıtri eğilimler, insanı diğer tüm canlılardan farklı kılan akıl ve irade gibi niteliklerle dengelenebilir. insan, zıt eğilimlerini bir bütünlük içinde değerlendirebildiği oranda orta yolu yakalayabilir. mahsum aytepe çift tabiatlılık insanın bütün varlığında kendisini gösterir. insan yapısının en derin noktalarına kadar hükmünü geçirir. insanı diğer varlıklardan ayıran bu mucizevi kabiliyetin tezahür etmediği hiçbir hareketi, düşüncesi, duygusu ve fiili yoktur. mahsum aytepe maslow, ‘insanın varoluşsal ikilemi’ olarak kavramsallaştırdığı bu gerçeği, ‘insan, aynı anda, hem yalnızca bir yaratık hem de tanrısal bir varlıktır’ diyerek özetler. mahsum aytepe insan birbirinden bağımsız iki eğilimin birleştiği düal bir yapı değil, kopmaz bir şekilde iç içe giren çift değerli bir varlıktır. mahsum aytepe insanın düalist bir varlık olduğu, çift değerin kaynaşmasından hâsıl olan özgün bir bütün olduğu gerçeğini örtmemesi şartıyla kabul edilebilir. mahsum aytepe ibn sina, insan nefsinin biri aşağıya diğeri yukarıya bakan iki yönü bulunduğunu ifade eder. aşağıya yönelik olanı bedenle ilişkiliyken, yukarıya yönelik olan faaliyeti ise akli kavrama işleviyle ilişkilidir. mahsum aytepe bütün içgüdülerde karşı konulmaz bir itici güç vardır. itici güçlerin atalet veya başka bir sebeple kişiyi harekete geçmekten alıkoyması tehlikesine karşı, içgüdülerin bütün türlerinde elem ve haz iki güç kaynağı olarak onu harekete sevk eder. mahsum aytepe elem geriden itmekte, haz da önden çekmektedir. birisi geride kaldığında neleri göreceğini ikaz eden bir uyarı sistemi, diğeri çaba gösterdiğinde nelere kavuşacağını müjdeleyen motivasyon kaynağıdır. mahsum aytepe ceza veya ödül, cehennem veya cennet, kaynağı insanda olan temelli duyguların muadilleri; denge noktasını bulmak ve fıtri bütünlüğünü korumak için ona gösterilen yolun caydırıcı araçları olarak görülebilir. mahsum aytepe maddi hayatı ve insanın maddi yönünü yok saymanın sonunda psikolojik bozukluklar, patalojik eğilimler, bağnazlık ve asabiyyet baş göstermiştir. bunun sonunda toplum gerilemeye başlamıştır. aslı odabaşı (kuşgöz) çağdaş ispanyol çocuk edebiyatında eğitimsel işlev ilhami ışık ne zaman ki insanları mevkisine ve gücüne göre değil de aklına,yeteneğine ve yüreğine göre saygı terazisine koyduğumuzda işte o zaman sağlıklı bir toplum olmuşuzdur. mustafa çağrıcı sözlükte “bilmek, bildirmek, duyurmak; dinlemek” gibi anlamlara gelen izin (izn) isim olarak “bir eylemin olabilirliği yönündeki bildirim, onay / ruhsat, müsaade” mânasında kullanılmaktadır. mustafa çağrıcı kur’ân-ı kerîm’de, bir yere girmek için izin isteme (istîzan) konusuna özel bir önem verildiği görülmekte, bu sebeple tefsir ve hadis kitaplarıyla ahlâk ve âdâba dair eserlerde izin daha çok bu açıdan ele alınmaktadır. mustafa çağrıcı ilgili âyetlerde, insanî ilişkilerin sağlıklı yürütülebilmesi için öngörülen ahlâk kuralları çerçevesinde izin isteme ve izin vermeye dair hükümler yer almaktadır. mustafa çağrıcı bazı kaynaklarda âyetteki bu ruhsata dayanılarak han, hamam, otel, lokanta, dükkân gibi umuma açık mahaller de izinsiz girilebilecek yerler arasında gösterilir. mustafa çağrıcı câhiliye döneminde ve islâm’ın ilk yıllarında insanlar birbirinin evine girerken, “iyi sabahlar, iyi akşamlar!” gibi ifadeleri kullanmakla birlikte görgü kurallarına yeterince önem verilmiyor, baskın yapar gibi evlere dalanlar oluyor, rahatsız edici, hatta utanç mustafa çağrıcı verici durumlarla karşılaşılıyordu. mustafa çağrıcı izin isteyen kişi kendini açıkça tanıtmalıdır. nitekim resûl-i ekrem içeri girmek isteyen birine kim olduğunu sorunca bu kişinin “benim” demesine karşılık, “sen de kimsin?” diyerek yaptığının yanlış olduğunu hatırlatmıştır. h. yunus apaydın fıkıhta bir kimsenin hukuken tâbi olduğu kısıtlılık halinin kaldırılmasını ifade eden izin, fıkıh usulünde teknik anlamda bir terim olmamakla beraber cevaz ve ibâha terimleri ile yakından ilişkilidir. h. yunus apaydın hukukî mahiyeti. izin, borçlar hukuku alanında birçok hukukî işlemle ilişkili olduğu gibi bazı işlemlerin de mahiyeti gereği tanımında yer alan bir kavramdır. süleyman uludağ tasavvuf. tasavvuf literatüründe izin “bir velînin allah’ın ve peygamber’in izniyle konuşması, hareket etmesi” veya “bir müridin önemli bir iş yapacağı zaman mürşidinden izin alması” anlamında kullanılır. süleyman uludağ tasavvufta allah’tan ve peygamber’den keşif ve ilham yoluyla izin alındığına inanılır ve bu anlamdaki izne büyük önem verilir. süleyman uludağ ebû nasr es-serrâc sûfîlerin, mallarını allah’tan aldıkları izinle harcadıklarını veya harcamayıp elde tuttuklarını, izinle hareket etmeyen sûfîlerin kemal mertebesine varamadıklarını belirtir. süleyman uludağ tasavvufta izin çok defa edep ve ahlâk bakımından emir telakki edilmiş, allah ve resulünün izniyle konuştuklarını ve yazdıklarını ileri süren birçok kişinin sözleri ve yazdıkları mutlak doğrular sayılmıştır. süleyman uludağ izin tekkede disiplin sağlamanın en etkili aracıdır. bir mevlevî hücresine varan kişi kapıda durup “destur!” diye seslenir ve içeriden “hû!” sesi gelmeden hücreye giremez. velioğlu erbay avukatlık bürosu iş kanunu'na göre izin, tatil ve ücret halil çeçen tariku’l-edeb’de değer eğitimi halil çeçen amasî; sakalı, bıyığı çıktıktan sonra çocuğun akşamları dışarıda kalmasına izin verilmemesini ve geceleyin kimsenin evinde kalmamasını tavsiye eder. halil çeçen ergenlik çağına gelen çocukların dışarıda ve aile dışındaki yerlerde kalmalarına izin verilmemesi de ergen psikolojisi açısından araştırılmaya değerdir. semerkand gençlik alışverişte, izin almadan satıcının malına dokunulmaz. psikiyatrik sosyal hizmet ahlak gelişimi psikiyatrik sosyal hizmet adam öldürmek bir cinayettir; ama beni öldürmeye gelen birisini öldürmeme izin verilmemektedir. ismail güleç hz. peygamber’in şiire karşı tutumu ismail güleç müslümanlar hicve hicivle karşılık vermek istediler ve bunun için peygamber’den izin istediler. ....... böylece hz. peygamber, müşrikleri hicvetmesi için bir şaire izin vermiş oldu. (yıldırım 2003: 551) cemalettin taşken modern iran şiiri, nîmâ yûsic ve takipçileri cemalettin taşken roman, sürekli olarak kendi geçmişine öykünmek zorunda bırakılan ve geleceğin kendisi için ne getireceğini öğrenmesine asla izin verilmeyen bir halkın haklı isyanını dile getirmektedir. cemalettin taşken iran müziğinden çok batı müziği ile hemhal olan şair, saf şiire ulaşmak için şiirin ahengini, ritmini oluşturan unsurları terk etmesi ile şiire vezni dayatmadan veznin kendiliğinden doğuşuna izin verir. yalçın armağan türk şiirinde modernizm yalçın armağan türkiye’de edebiyat kurumu, estetik özerklik karşıtlığı, geleneksizleşme ve halk edebiyatının ....... bu edebiyat kurumunun inşası sürecinde şiir, toplumsal fayda noktasında tanımlanmış ve dilin bireysel kullanımını öne çıkaracak girişimlere izin verilmemiştir. yalçın armağan edebiyat kurumunun estetik özerklik karşıtlığı nedeniyle izin vermediği modernist şiir, özerk şiir diline dayanan ikinci yeni tarafından yazılabilmiştir. fâzıl hüsnü dağlarca benimle ve edebiyatımla meşgul olana lânet olsun. yücel terkanlıoğlu her gün bir çikolata iyi gelir, tabi yersen! ama yediğin çikolata kaç gram gelir? onu da bilirsen! çikolata stres giderir, tabi evli değilsen! çikolata mutluluk verir, tabi üzgün değilsen! attilâ ilhan bu belâ, sağ/sol çatışması değildir lezîzî evṣāf-ı mey-i la‘l-i lebiñ dillere ṣıġmaz bir bāde bu kim ḳaṭresi biñ sāġara ṣıġmaz + la’liñden iki būse kerem görse leẓīẓī ol şād ile bu şehre degil bir yire ṣıġmaz lezîzî boşnak gelmiş der ki: severim dilden sana sırrım açsam korkarım elden ben seni severim can u gönülden noşt toruya şıtikudaş munınaha + gürcü der: as beni zülfün teline mail oldum senin dudu diline kuzum sarılayım ince beline ak modi abicu iryi mokosna m. ihsan karaman sosyokültürel, etik, tıbbi ve islami perspektiften kız çocuklarda ve kadınlarda sünnet m. ihsan karaman öz tarih boyunca kadın sünnetine gerekçe gösterilen sosyokültürel nedenlerden hiçbirinin bilimsel geçerliliği yoktur. m. ihsan karaman kadın sünneti sıhhi hiçbir yarar sağlamaz, aksine, erken ve geç dönemde kadının fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlığına ciddi bir darbe vurur. cinsel sağlık ve mutluluk açısından ise, tam bir felaket tablosudur. duru şahyar akdemir insan hakları ihlali olarak kadın sünneti duru şahyar akdemir öz yirminci yüzyılın ortalarından itibaren uluslararası alanda “kadın” konusu önemli bir tartışma ve düşünme alanı haline gelmiştir. duru şahyar akdemir bu tartışma ve düşünme alanının içinde “kadına yönelik şiddet” ve “kadına yönelik ayrımcılık” önemli başlıklar olarak belirmektedir. duru şahyar akdemir söz konusu başlıklar uluslararası alanda olduğu gibi ülkemizde de akademik bakımdan üzerinde durulan konuların başında gelmektedir. duru şahyar akdemir ancak ülkemizde kadına yönelik şiddetin bir türü, kadına yönelik ayrımcılığın bir görünümü olan ve bu bakımdan da insan hakkı ihlali olarak değerlendirebileceğimiz “kadın sünneti” konusunu ele alan çalışma sayısı oldukça azdır. duru şahyar akdemir var olan çalışmaların büyük bir kısmı da konuyu medikal bakımdan ele alan çalışmalardır. bu çalışmada “kadın sünneti” insan hakları bakışıyla ele alınacaktır. duru şahyar akdemir kadın sünneti (female circumcision) dünyanın birçok yerinde gerçekleştirilen bir uygulamadır. kadın sünnetini savunanlar söz konusu uygulamanın kültürel bir pratik olduğunu, rızaya dayalı gerçekleştirildiği takdirde bir hak olduğunu savunmaktadırlar. duru şahyar akdemir insan hakları yaklaşımından hareket eden çalışmada ise söz konusu uygulamanın kişilerin tercihlerine bırakılmaması gereken zira birçok hakkı ihlal eden bir olgu olduğu savunulacaktır. çöl çiçeği - waris dirie ( liya kebede ) aileler 3000 yıldan daha uzun süredir sünnet edilmemiş bir kızın pis olduğuna inanır. çünkü bacaklarımızın arasındaki şey temiz değildir. bu nedenle alınması gerekir… çöl çiçeği - waris dirie ( liya kebede ) düğün gecesi acı dolu ilk cinsel ilişkiye girmeden önce damat bir bıçak kullanarak bu dikişi açar. sünnet edilmemiş bir kızla asla evlenmez. fark edildiğindeyse köyünden kovulup fahişelerle bir tutulur. çöl çiçeği - waris dirie ( liya kebede ) kuranda yazmıyor belki ama bu işlem devam ediyor… çöl çiçeği - waris dirie ( liya kebede ) ben yaşadım, kız kardeşim dayanamadı. sofya sünnetten sonra kan kaybından öldü. amina ise doğumda bebeğiyle birlikte öldü... ben çocukken kadın olmak istemiyorum derdim. büyük acılar çekmemek ve mutsuz olmamak için… duru şahyar akdemir sonuç farklı şekillerde ve farklı kimselerce uygulanan kültürel bir pratik olan kadın sünnetinin bugüne kadar fark edilen hiçbir faydası bulunmazken uygulama birçok sağlık riski barındırmaktadır. duru şahyar akdemir uygulama ile ihlal edilen haklar arasında ise en başta yaşama hakkı olmak üzere, sağlık hakkı, özgürlük ve kişi güvenliği hakkını sayabiliriz. duru şahyar akdemir kadın sünnetinin uygulandığı toplumlarda söz konusu uygulama “kadın üzerinde ataerkil kontrolün bir tezahürü” olarak gelişim göstermiştir (unıcef 2013:115). duru şahyar akdemir doğal halinde kadın “pis” ve “çirkin” olan kadının güzel ve temiz olabilmesi için sünnet edilmesi ve vücudundan bazı parçaların kesilip çıkarılması gerekmektedir. duru şahyar akdemir kadının genital olarak sakatlanması, kesilmesi ya da sünnet edilmesi birçok bakımdan insan haklarını ihlal eden bir uygulamadır. duru şahyar akdemir uygulama ile kişinin birçok hakkı ihlal edilmekte ve uygulamanın yaygın olduğu toplumlar göz önünde tutulduğunda kadın “insandan az” hale gelmektedir. adnan menevşe hastalıklara karşı tutumların evrimi adnan menevşe özet tıbbi sorunların evrimsel anlamda çalışılması, evrimsel (darwinyen) tıp adını almaktadır. daha açık bir ifadeyle evrimsel tıp, hastalıklara karşı insan bedeninin açık olmasının evrimsel açıklamasını aramaktadır. adnan menevşe insan bedeninin sahip olduğu bazı kusurlar, evrimsel anlamda hastalıklara karşı geliştirilmiş tutumlar olarak değerlendirilmektedir. bu savunma yetenekleri, doğal seleksiyonla ayıklanarak gerektiğinde kullanılmaktadır. adnan menevşe sonuç evrimsel tıp, insana özgü normal işlevlerle hastalıklar arasında ilişki kurarak genetik değere sahip tutumların hastalıklara karşı bir koruma getirdiğini savunmaktadır. adnan menevşe binlerce yıldır kültürel evrimlerin beşiği olan anadolu’da yaşayan insanların, çeşitli hastalıklar karşısında çeşitli tutumlara sahip olmaları doğaldır; bunların araştırılması, yayımlanması gerekmektedir. adnan menevşe kültürel evrimin biyolojik evrim üzerinde etkileri vardır; bu evrimler, devam eden süreçlerdir. adnan menevşe evrimin güçleri olan mutasyon ve doğal seleksiyon, yeni hastalıklar ortaya çıkarırken, eski hastalıklar yeniden gündeme girmekte, bunların karşısında yeni koşullar, yeni tutumlar evrimleşmektedir. adnan menevşe mutasyonları önleyemeyiz; doğal seleksiyon ise, çevresel değişikliği gerektirdiğinden, teorik olarak çevreyi düzenlemekle etkilerini değiştirebiliriz. adnan menevşe insan çevresini etkilediği, değiştirdiği sürece kültürel evrimine destek olacak; çevre de bu kez, insan üzerinde etkili olacaktır. bu bir kısır döngüdür ve açıktır ki, çevreye, kültürel evrime en uyanlar, biyolojik yönden en evrimleşenler olacaktır. ertan daş izmir mezar taşlarında hastalık ve sağlık ertan daş sabiha hanım fenadan azm-i beka eyledi masivadan el çekip menzil-i ukba eyledi bu cihanda bulmadı derdine asla bir deva emr-i hakka taaten ol nezl-i dünya eyledi… 1223/1809 süleyman ağanın eşi sabiha hanım, ali ağa camii haziresi ertan daş ahla zar kılarım gençliğime doymadım derdime derman aradım bir ilacın bulmadım… 1226/1811, seyyid ismail reis, hacı mahmud camii haziresi. ertan daş … hayli müddet pay-ı bendsiz alam idi akibet ke’s-i ecelden derdine buldu deva… 1269/1852-53, kadri paşanın eşi üftade hanım, hacı mahmud camii haziresi. ertan daş …ecel geldi her nedense doktor çare bulmadan… 1945, hasan karabekir oğlu mehmed ali, seferihisar mezarlığı ertan daş tahammül idüp sabr ile büküldü belim ayağım baş parmağımda mercimek danesi şişim ömr vefa etmedi otuz yaşım….. 1290/1878, hafız hüseyin kızı cemile hanım, ali ağa camii haziresi ertan daş sonuç olarak, mezar taşları yalnızca üzerlerindeki bezemelerle değil, kitabelerin içerdiği bilgilerle de önemli belgelerdir. biraz abartılı olarak algılansa bile mezar taşları, üzerlerindeki yazı ve bezemelerle, bir yandan toplumun inanç ve ahlaksal yapısının görünümü ertan daş olarak ortaya çıkarken diğer yandan, sembollere yüklenen anlamların gizli ifadesiyle, ölümü korkulan son olmaktan uzaklaştırıp “öbür dünya”- “bu dünya” çizgisinde birleştirmektedir. mehmet oruç meşhur rus yazarı, tolstoy ...... cehennem hayatı, içindeki huzuru tarumar etti. karlı bir gecede soğuk karanlığa doğru atıldı. evinden uzaklaştı. onbir gün sonra bir istasyonda zatürreden ölürken, yine tek isteği vardı: “karımı yanıma sokmayın! mezarıma da gelmesin!” mehmet oruç istanbul’da yirmi yıl boşanma da’vâlarına bakan meşhûr bir avukat diyor ki: kocaların evlerini terketmelerinin en önemli sebebinin, karılarının dırdırı olduğunu gördüm. çoğu kadın, işte evliliklerinin mezarını böyle kazıyorlar. mehmet oruç mezarına gittiler. ismini söyliyerek kızı çağırdı. kabir içinden ses işitildi. "dünyaya gelmek ister misin?" buyurdu. "yâ resûlallah! dünyaya gelmek istemem. burada babamın evinden daha rahatım. âhıret, dünyadan daha iyi" sesi işitildi. mehmet oruç ....... tarafından bir nidâ gelir: ey benim kulum! yalnız kaldın şu karanlık mezarda, seni yalnız bırakıp gittiler. bunlar senin dostların, kardeşlerin, evlâtların ve candan adamların idi. hâlbuki hiçbirinin sana faydası olmadı. mehmet oruç tasavvufçulardan bazıları, hergün bir kere hatırlamayı âdet edinmişti.muhammed behaeddini buharî hergün yirmi kere kendini ölmüş, mezara konmuş düşünürdü. mehmet oruç eskiden, mezarlıklar ana yollar, ana caddeler üzerinde olur; buralardan gelip geçenler mevtalara fatiha okurlar, dua ederler; kendileri de ölümü hatırlayarak buna hazırlanmaya çalışırlardı.şimdi mezarlıklar şehir dışında olduğu için çoğumuz bunlardan mahrum kalıyoruz. kur'an / allah / tanrı - çev : edip yüksel mezarların içi dışına çevrildiği zaman gülmira ospanova yunus emre divanı’nda ölümü güzelleştiren ifadeler gülmira ospanova ölümü çağrıştıran herşey dilde örtülü anlatım kapsamına girer. doğrudan ölümle ilişkili olan tabut sözcüğü de örtük ifadelendirilir.“evinden mezara kadar olan yolculukta o, ölünün bir binek aracıdır.ona kendisi binemez, bindirilir ve dört kişi tarafından taşınır. midhat cemal kuntay geçen gün tarsus vapurunun isviçreden istanbula getirdiği prens sabahaddinin tabutu ikinci osmanlı meşrutiyetinin tarihinden bir sayfadır. bir başka tabut vardı: babası damat mahmut paşanın tabutu. hasan aktaş klasik ve modern türk şiirinde anne ve çocuk imgesi hasan aktaş ceviz ağacından yapılmış sağlam ve kaliteli tabut geleceğe dair umudu imler. denize bırakılan sağlam bir tabut ölüyü selamete çıkartabilir. m.turhan tan atatürk’ü bir tabuta sığmış görmek de bir inkılâp idi. akşam halkın sonsuz matemi + dün on binlerce halk mukaddes tabutun önünde huşû ve hürmetle eğildi + izciler büyük şefin mukaddes tabutu önünden huşû ile geçiyorlar ibrahim kaypakkaya sünnilik, alevilik, kürtlük, türklük diye ayrım yapmak yanlıştır. bu kavga yoksul-zengin kavgasıdır. kimden olursa olsun bütün yoksulların birleşmesi şarttır. ali turalı / kul sefili azmış ibrahim'in mavzer yarası zalim doktor yarayı da açmıyor güvercinler kanat çırpıp uçmuyor hüseyin kahya durdu beni sarıçiçek aldı götürüyor. sana vasiyetim, benim küçük yavrularıma şaplak vurdurmayacaksın. öbür dünyada elim yakanda olur. ben ölünce avradımı sen alacaksın bu iki vasiyetimi yerine getir. + durdu çetin vaki olursa söz veriyorum. yılmaz ılık hüseyin, durdu evine gittikten sonra karısı ve çocuklarının uyumasını bekledi. onlar uyuduktan sonra sürüne sürüne ahıra gitti ve kendisini asarak intihar etti. hüseyin kahya hasanca gelmiş de merhem yazıyor başhemşire, başucumda geziyor zalim doktor, dizlerimi kesiyor sebebim sarıçiçek kime ne deyim s. zerrin aktaş zalim doktor + neşteri silah yapıp meleğe kurşun sıktın iki yakan gelmesin bir araya ey doktor ana, ağabey başta kaç can evini yıktın hipokratı satmışsın beş paraya ey doktor ? / anonim trene bindim de tren salladı zalim doktor ciğerimi elledi iyi olursun dedi geri yolladı vefa taşdelen felsefi bir söylem biçimi olarak susku british american tobacco 100 yılı aşkın süredir faaliyet gösteren, 200'ün üzerinde markası bulunan british american tobacco grubu, dünyadaki bir milyar yetişkin sigara kullanıcısının sekizde birinin tercihidir. british american tobacco tütün sektörü 150'yi aşkın ülkenin ekonomisine katkıda bulunmakta ve dünya çapında 100 milyon kişiye istihdam sağlamaktadır. british american tobacco amacımız topluma karşı sorumlu bir şirket olmayı sürdürürken, çalışanlarımızın yeteneklerini ve markalarımızın gücünü ortaya çıkarmak ve böylelikle işimize değer katarak vizyonumuza giden yolda emin adımlarla ilerlemek. british american tobacco tütün yaklaşık 400 yıl önce iri yapraklı, kaba dokulu, ari, ilkel, tipte bir bitki olarak türkiye’ye girmiş, british american tobacco türk topraklarının kendine has özelliği, ekolojik şartları, türk çiftçisinin mahareti, titiz, azimli ve sebatkar çalışması sonucu yeni bir kültür ortaya çıkmıştır. british american tobacco türk tütünü adını alan bu yeni tütün; yeni bir kalite getirmiş ve nefaseti bakımından yükselmiş, incelmiş, güzel kokulu, tatlı içimli, düşük nikotinli renkli bir tütün haline gelmiş, dünyada haklı bir şöhret kazanmıştır. british american tobacco türk tütünü ismi, yalnızca bir tipin ismi veya basit bir tasnifin ismi değildir. türk tütünleri nefis kokuları, tatlı içimleri, güzel renkleri iyi yanmaları ve harmanların kalitesini artırmaları nedeniyle uzun yıllar rağbet görmüş ve daima aranmıştır. british american tobacco sigaranın tadına karar verilince, diğer üretim özelikleriyle bu tadın sertliği değiştirilebilir ve standart makine yöntemiyle ölçülebilen çeşitli duman bileşenlerinin miktarı düşürülebilir. british american tobacco tütün formülü, yüksek kaliteli keten lifli kâğıda tütünü yüksek hızda uzun bir çubuk biçiminde saran sigara üretim makinesine aktarılır. sonra bu sigara çubuğu doğru uzunlukta kesilir ve filtreyle birleştirilir. british american tobacco tütün dünyanın en çok yetiştirilen gıda dışı mahsulüdür. british american tobacco tütün yetiştirmeyi tercih eden çiftçiler (bunların çoğu gelişmekte olan ülkelerdedir), dayanıklı ve zayıf topraklarda ve değişken hava koşullarında iyi yetişen ve istikrarlı fiyatlarla satılabilen bir ürün olduğu için bu seçimi yaparlar. british american tobacco çiftçiler topraklarının çok küçük bir kısmını tütüne ayırarak iyi verim elde edebilirler ve tütünden elde ettikleri parayı başka mahsullere, örneğin gıda mahsullerine ayırabilirler. british american tobacco kaliteli tütün üretmekte kullanılan teknikler, diğer ürünleri iyileştirmeye de yardımcı olur. british american tobacco bugün 100’den fazla ülkede tütün yetiştiriliyor. en yüklü üretimi çin yapıyor ve onu amerika, brezilya, hindistan, zimbabve ve türkiye takip ediyor. british american tobacco tüketiciler genelikle farklı lezzetteki ve sertlikteki sigaraları tercih eder. farklı beğenilere hitap eden şirketlerimiz, üretimin her adımında mükemmelliği hedeflemektedir. brand finance marlboro – “thank you for smoking” nazmi bilir sigara kullanımının kadın sağlığına etkileri ve kontrolu tayfun bavbek glokom hastalığı ....... glokom kelimesi m.ö. 400 lü yıllarda hipokrat metinlerinde geçmektedir. etimolojik olarak akdeniz kıyılarımızda o hayran olduğumuz yeşilmavi deniz rengini ifade etmektedir. ramazan ege arap dilinde "s-l-m" maddesi ve kur'ân'daki anlamları ramazan ege cennete "dâru's-selâm" denmesi konusunda aşağıdaki görüşler ileri sürülmüştür. ....... hakiki selâmetin orada bulunmasındandır. çünkü gerçek bekâ, zenginlik, izzet, ve sıhhat oradadır. ramazan ege zira cennet'teki bekâ'dan sonra fena, zenginlikfen sonra fakirlik, izzetten sonra zillet ve sıhhatten sonra hastalık bulunmamaktadır. orada ölüm, yaşlılık ve hastalık yoktur. ebû sülmâ (ebû büceyr) züheyr bin ebî sülmâ (rebîa) bin riyâh el-müzenî siz demiştiniz: barışa ulaşacaksak eğer bol para ile ve güzel sözle, barış yaparız abdülkādir bin ömer bin bâyezîd el-bağdâdî misafiri ağırlarız, eğer gece bize konuk olursa, hastalık ve illetlerden uzak yağlı develerden saim dayan sıtma, dünya tarihine diğer enfeksiyonlara oranla daha fazla damgasını vurmuş bir hastalıktır. saim dayan eski yunan ve roma’da bataklıklardan yükselen kötü havanın (mal-air) solunmasıyla hastalığın çıktığı düşünülürdü. saim dayan hastalığın etimolojik kökeni de buradan gelmektedir. kinin kullanımının hastalığı iyileştirdiğinin saptanmasıyla etkenden önce tedavisi bulunan bir hastalıktır. esîrüddîn el-mufaddal bin ömer es-semerkandî el-ebherî poetik (eş-şi'r), ruhun rahatlamasına veya sıkılmasına yol açan hayalî öncüllerden oluşan kıyastır. esîrüddîn el-mufaddal bin ömer es-semerkandî el-ebherî zaman hareketin ölçüsüdür, çünkü o niceliktir veya sabit bir ölçüsüdür ya da sabit olmayan bir hareketin ölçüsüdür. birinci ihtimal mümkün değildir, çünkü sabit olmayan bir heyettir. sabit olmayan bir şey de sabit olan bir esîrüddîn el-mufaddal bin ömer es-semerkandî el-ebherî heyetin ölçüsü olamaz. dolayısıyla zaman sabit olmayan bir heyetin ölçüsüdür. sabit olmayan heyet hareket olduğuna göre zaman da hareketin ölçüsüdür. zeynelabidin hüseyni esîrüddin ebherî felsefesinde insanî nefs ebherî ....... insanın bilinçli olup olmaması fark etmeksizin sağlıklı ve hasta olduğu bütün durumlarda bile kendi benliğine ilişkin bilgiden mahrum kalması söz konusu değildir. cevdet kılıç ebherî'nin hidâyetü'l-hikme'sinde tabiat felsefesi'nin temel kavramları ve kaynakları cevdet kılıç ebherî ....... gök cisimlerinin oluş ve bozuluşu, birleşme ve ayrılmayı kabul etmediğini söyler. cevdet kılıç zaman içeren hareketin düz ve dairevi olmak üzere iki tür hareket içerdiğini söyler. ancak feleğin hareketinin düz değil dairevi hareket olduğunu kabul eder. cevdet kılıç gök kuşağının güneş ışınlarının su damlacıklarına yansımasıyla meydana geldiğini, halenin ise aynı şekilde ay ışınlarının su darnlacıklannda yansımasıyla oluştuğunu söyler. cevdet kılıç kayan yıldızların sebebini, dumanın ateşin hayyizine ulaşması olarak açıklar. yani duman latif olduğunda orada yanmaya başlar ve yanıcı bir şeye dönüşür. sönmüş gibi görülene kadar da hızla yanar. cevdet kılıç depremi tanımlarken; suyun yerin kanallarından çıkamayacak kadar katılaşmasıyla birikir ve dışan çıkması mümkün olmaz, sonuçta da, yer sarsılır, demektedir. cevdet kılıç madenierin oluşumunu, yeraltında toprağın içinde kilitlenip kalan dumanlar ve buharların mineralleri meydana getirdiğini söylemiştir. cevdet kılıç akletmenin cismani organlarla olmadığını söyleyen ebherî, aksi takdirde ona bedeni zayıf düşüren bitkinlik arız olduğunda; mesela kırk yaşından sonra akıl kuvveti kemale erişirken beden güçsüzleşmeye başlar, demektedir. kamil kömürcü esirüddin el-ebheri'nin muğalata'ya (safsata) bakışı + sühreverdî el-maktül’ün muğalata'ya (safsata) bakışı ibrahim emiroğlu muğalata nedir? ibrahim emiroğlu islam mantıkçıları muğalatayı, burhan, cedel, hitabet ve şiirden sonra beş san'atın sonuncusu olarak ele almış ve onu en değersiz (edna) kıyas olarak tanıtmışlardır. vikipedi curt hennig güreşçi 44 yaşında kalp krizi sonucu öldü + brian knighton güreşçi mcdonald's restoranında geçirdiği kalp rahatsızlığı sonucu 44 yaşında ölmüştür + atilla kaya taverna müziği sanatçısı ameliyattan çıkamayıp 44 yaşında istanbul'da vefat etmiştir vikipedi igor anatolyeviç paşkeviç buz patencisi ve çalıştırıcısı 44 yaşında ölmüştür + francisco jozenilton veloso çizgi film yapımcısı, çizer, komedyen, oyuncu ve televizyon programcısı kalp krizi sonucu 44 yaşında öldü vikipedi kevin christopher randleman dövüş sporcusu ve güreşçi kalp yetmezliğine bağlı sorunlar nedeniyle 44 yaşında ölmüştür + olga vital'evna yakovleva kadın şarkıcı akciğer kanserinden 44 yaşında öldü + dean francis boksör ve antrenör kansere yenilerek 44 yaşında ölmüştür vikipedi lisa sheridan aktris evinde 44 yaşında ölü olarak bulunmuştur + yavuzer çetinkaya oyuncu ve yazar. kalp krizi nedeniyle 44 yaşındayken öldü didem demiralp ilkçağ’da homeros şiirine farklı bir gözle bakmak: yeniplatoncu porphyrios’un odysseia’daki “su perileri -nymphalar- mağarası” tasvirine getirdiği yorum mehmet ulukütük türkiye’de bir mantık geleneğinden söz edilebilir mi? tematik ve bibliyografik bir soruşturma salim öğüt sözlükte “uzaklaşmak” mânasına gelen cenâbet kelimesi, fıkıh terimi olarak cinsî münasebette bulunan veya başka sebeplerle cinsî zevk duyarak menisi akan kimsenin durumunu ifade eder. salim öğüt kadının âdet görmesi de ayrı bir kirlilik sebebidir ve bu durumdaki kadın yedi gün kirli kabul edilir. onun kirliliği dokunduğu kimselere de geçer. salim öğüt mânevî kirlilik cinsî tatmin esasına dayanır ve başlıca iki şekilde, cinsî münasebette bulunulması veya meninin herhangi bir sebeple cinsî zevk vererek gelmesi (inzâl vâki olması) şeklinde gerçekleşir. salim öğüt islâm dininde kadın erkek bütün insanların doğuştan mânevî bir temizliğe (fıtratullah) sahip oldukları kabul edilmekle birlikte temel ibadetler için bazı maddî temizliklerin yerine getirilmesi şart koşulmuştur. salim öğüt gerek hayız gerekse cünüplük hali kişiyi necis kılmaz. bu sebeple cünüplük veya hayız halinde bulunan kişilerle birlikte bir mecliste oturup sohbet etmenin, yemek pişirmenin, beraber yiyip içmenin vb. muaşerette bulunmanın herhangi bir sakıncası yoktur. yeter mengükan biz müslüman değiliz, çünkü herkes cenabettir. su yok, kimse abdest alamıyor, namaz kılamıyor. eşek sırtında taşıdığımız su, kıl ve çamur dolu. suyumuz yok, biz cenabetiz. ölüleri bile yıkayamıyoruz, temiz suyumuz yoktur. biz müslüman değiliz, gavuruz. tahir baykurt / fakir baykurt biz bu cenabet topraklarda ne buğdaylar gördük bacaksız, ne arpalar biçtik cüce ! yakup kadri karaosmanoğlu ah, bu insan, ah bu insan denilen mahluk! tabiatı ne cenabet bir zindan haline sokmuş. kemal tahir gerçek dost kazandın mı, aileyi, geçmişi geleceğiyle birkaç kat büyütüyorsun. dostlar da olmasa çekilmez bu cenabet dünya. süleyman çalışıcı ayıbını sakladığın ince yorgan altında, sevişirken sevgilinin koynunda çığlık çığlığa dili dolaşırken dudaklarında gül memelerin tadı varken ağzında zevkin duvarlarını tırmalarken kan ter içinde cenabettir geceler… abdullah rûmî bin seyyid ahmed eşref bin seyyid muhammed süyûfî (mısrî) / eşrefoğlu rûmî cenabettir gönüle gayrı koymak taharet oldur kim hakkı sevesin ekşi sözlük ateistlerin hepsi cenabettir uludağ sözlük kozmetik sektörü komple cenabettir hüseyin hilmi ışık dişi dolgulu hanefiler cenabettir. eylem tok alevilere olduk olası tüm çevremde dahil hep iğrenç insanlarmış gibi baktık, cenabet ve allahsız olduklarını düşündüğümüzdendi bu, halbuki dinlerine bizden daha düşkün insanlardı ama cahillik işte,kalıplaşmış bir beyin taşırken farklı düşünmenin imkânsızlığı içindeydik. hülya bayrak akyıldız , seçil efe erken cumhuriyet dönemi romanlarında kadın imgesi, dil ve cinsiyetçilik hülya bayrak akyıldız , seçil efe bunların dıģında roman boyunca kadınlarla ilgili geçen tanımlar şunlardır: “cenabet karı, bu nevi kızlar, alelade kadın, cıvık-hoppa kız, yırtık kız, salon kızı, sözde kızlar, tango”. h. ibrahim şener edebiyatta ve medeniyet tarihinde çokça kullanıldığı görülen eşref-i saat (eşref saat) tabirinin ifade ettiği kavramın temeli, mezopotamya’nın ilk medenî sakinleri olan sumerler’e dayanmaktadır. h. ibrahim şener sumerler semavî cisimlere taptıkları için yıldızların hareketlerinden ve aldıkları değişik konumlardan birtakım hükümler çıkarmaya çalışmışlar ve böylece ortadoğu’nun ilk astrolojik tesbitlerini ortaya koymuşlardır. h. ibrahim şener sonraları islâm dünyasında ilm-i ahkâm-ı nücûm* (astroloji) adı verilen bu çalışmaların önemli bir kısmını da eşref-i sâatin tesbit edilmesi oluşturmuştur. h. ibrahim şener bugün de yıldız falına inananlar açısından gezegen ve burçlardan her birinin duygular, ahlâk, tabiat ve sağlık üzerinde farklı etkileri vardır; ayrıca delâlet ettikleri renk ve özellikler de farklıdır. h. ibrahim şener dolayısıyla insanlar etkisi altında bulundukları gök cismine atfedilen karaktere göre doğuştan iyi veya kötü, cömert veya cimri, talihli veya talihsizdirler. h. ibrahim şener gezegenlerin burçlarla olan münasebetleri genelde uğurlu (sa‘d) veya uğursuz (nahs) zamanları gösterir; eşref-i sâat ise bir işin yapılacağı en uygun, en uğurlu zamanı ifade eder. ibrahim usta arap edebiyatında eşkiya şairler kadri yıldırım câhiliye dönemi arap edebiyatında "su'lûk" şâirler hareketi kadri yıldırım başlangıçta sadece dtişünce bazında şiirlerinde fakirlik probleminin ve bu problemin zarurl çözüm yolu olarak kabul ettikleri sosyal adaletin propagandasını yapan bu yoksul şairler, aradan bir süre geçtikten sonra bu tür düşüncelerinin zenginler tarafından kadri yıldırım önemsenmediğini gördüklerinde, bu kez grup kurarak şiddet eylemlerine başladılar. kadri yıldırım bir akından dönerken has'am kabilesinin konakladığı yerden geçen süleyk'in burada gördüğü güzel bir kadını taciz ettiği gerekçesiyle kabilenin savaşçıları tarafından yakalanıp öldürüldüğü rivayet edilmektedir. süleyk bin es-süleke kolan halinde otlanarak yürüyen nice develere korku saldım, ortalarında kılıç kesilen öldürücü kamçımla önüme kattım. + ben bunları elde edene dek uzun süre fakir yaşıyordum; neredeyse (bu sürede) ölümcül etkenlerle tanışıyordum. kadri yıldırım bir gece kendisine bir grup misafir gelmiş, yemek yedikten sonra susayan misafirler o esnada evinde su bulunmayan ebû hirâş'tan, ısrarla gidip dışardan kendilerine su getirmesini istemişlerdir. bunun üzerine gecenin karanlığında dışarı çıkıp su getiren şairi yılan kadri yıldırım ısırmış, fakat kendisi bunu misafirlerine hissettirmeden onlara suyu verdikten sonra uyumuşlardır. ancak sabah olduğunda, ebû hirâş'ın, etkisini sonradan gösteren zehirden dolayı yatağında öldüğü görülmüş ve olay hz. ömer'e bildirilmiştir. habere canı sıkılan kadri yıldırım hz. ömer, şairin ölümüne neden olan ınisafirlere onun kan bedelini ödetmiştir. ebû hırâş huveylid bin mürre el-hüzelî beni canımdan bezdirinceye dek açlığı içimde hapsederim; açlık kendi kendine geçer, ne vücut kirlenir ne elbiselerim. + olmuşken cimrilerin malı tat veren azık ve yemekler, ben saf suyu içmekle yetiniyorum, ve o bana yeter. kadri yıldırım su'lûkların en karizmatik lideri olmuştur. urve, aşiretleri kıtlığa uğradığı için ortada çaresiz kalan hastaları, fakirleri, zayıfları ve yaşlıları himayesine alarak onlar için barınaklar hazırlar, yiyecek ve içecek temin ederdi. urve bin el-verd bin zeyd allah fakirin belasını versin! gecesi çekince karanlıktan perde alışıktır kemik parçalarını seçmeye devenin kesildiği her yerde + her gece zengin bir dost sayesinde elde etti mi bir misafirlik (sonrasını düşünmeden) sayar bunu kendisi için bir zenginlik urve bin el-verd bin zeyd yatsı zamanı oldu mu yatar, sabahleyin uyuklayarak kalkar; toz dumana bulaşmış yanlarından hep taş parçalarını ayıklar. + kendisinden yardım isteyen kabilenin kadınlarına yardım eder; bu yaptıklarından sonra da yorgun bir deve gibi bitkin düşer. urve bin el-verd bin zeyd ancak bir fakir daha vardır ki, onun aydın olan yüzü; andırıyor nurlar saçan ve ışık toplayan parlak yıldızı. + bir gün ölümle karşılaşsa, bu şerefli bir rastlayıştır; bir gün gelir de zengin olsa, o zaten buna en layıktır. necati kara ebü’t-tamahân’ın klasik kaynaklarda ölüm tarihi hakkında bilgi verilmeden 200 yıl gibi uzun bir ömür sürdüğü belirtilirken bazı çağdaş kaynaklarda 30 (650) yılı civarında öldüğü kaydedilir. kadri yıldırım tamahân ....... bir şiirinde, öldürülmesiyle sonuçlanacak diye kendisini tehlikeli baskın maceralarından vazgeçirmeye çalışan hanımına şöyle cevap vermiştir: ebü’t-tamahân hanzala bin eş-şarkī el-kaynî olsam reymân sarayı'nda, muhafız olarak da kapısında hem yaya zenciler hem yerli köpekler olsa da bir arada: + yine de bulunduğum yerde ölümüm bana gelecektir; izimi süren ve beni tanıyan biri o ölümü getirecektir. ebü’t-tamahân hanzala bin eş-şarkī el-kaynî zamanın bel bükücü musibetleri belimi büktü, ta ki; av tuzağına yaklaşmış bir pir-i faniyim artık sanki. + adımlar artık (yaşlılığın etkisiyle) birbirine yakın atıyor; prangalı olmadığım halde beni gören prangalı sanıyor. yücel demiral iş hijyeni temel kavramlar ve uygulamalar dünya ve türkiye'de iş hijyeni murat özveri işçi sağlığı iş güvenliği ve iş cinayetleri zeynep dinçer berdibek dil yarası en acı bir yara imiş zeynep dinçer berdibek öz dil” sözcüğü, türkçe sözlüklerde; “gönül, kalp, dil, yürek, niyet ve esir” olarak anlamlandırılmaktadır. zeynep dinçer berdibek ancak sözcük, her ne kadar bu anlamların tümünü karşılasa da klasik türk edebiyatında daha çok “duygunun merkezi olan gönül” manasıyla yorumlanmış; hatta sözcükle oluşan pek çok tamlamada da bu anlam ön plana çıkmıştır. zeynep dinçer berdibek ancak kimi şiir örnekleri incelendiğinde “dil”in sözlüklerde yer alan bu anlamları karşılamadığı düşünülmüştür. bu amaçla birçok sözlük ve kaynak taranmış ve “dil”in “karın” anlamına da geldiği tespit edilmiştir. zeynep dinçer berdibek bu anlam, klasik türk edebiyatında geçen hemen her şiirde sözcüğün yeniden yorumlanmasına imkân tanımakla kalmamış; dil ile ilgili tamlamaların da yeniden ele alınması gerektiğini göstermiştir. zeynep dinçer berdibek örneğin “dil yarası” (puhte-i dil, zahm-ı dil, dil-i mecrûh, dilefgâr), pek çok beyitte bir hastalığa işaret etmekte ve “karında oluşan yara” olarak nitelendirilmektedir. zeynep dinçer berdibek çalışmayı sınırlandırmak açısından söz konusu makalede “dil yarası”nın bu anlamı üzerinde durulmuş ve yaranın nasıl oluştuğu, neye benzediği ve tedavisinin neler olduğu araştırılmıştır. zeynep dinçer berdibek sonuç klasik türk şirinde hemen her metinde karşılaşılan “dil” sözcüğünün “yürek, gönül, esir, dil, niyet ve istek” anlamlarının yanı sıra “karın” anlamının da olduğu ve pek çok şiirde bu hâliyle ele alındığı görülmektedir. zeynep dinçer berdibek özellikle bu sözcükle kurulan tamlamalarda da dil’in “karın” anlamı farklı bakış açıları sunmaktadır. zeynep dinçer berdibek mesela çalışmanın kapsamını oluşturan dil yarasının (dil-i mecrûh, dil-efgâr, dil-figâr, zahm-ı dil, dil-hûn, dil-haste, dil-rîş, dil-i pâre pâre, dil-âzâr) “gönül yarası, gönül kırgınlığı” olmakla birlikte zeynep dinçer berdibek “karında oluşan yara” anlamında ve bir hastalığı temsil etmek üzere kullanıldığı anlaşılmaktadır. zeynep dinçer berdibek bu bağlamda düşünüldüğünde karın, dert merkezidir ve burada oluşan yaraların çoğu üzüntü, sıkıntı, sevgiliye duyulan hasret ve dert kaynaklıdır. karnında yarası olan kimse de çoğunlukla âşık olarak tasvir edilmiştir. zeynep dinçer berdibek yaraların şekli halka veya daireye benzer. içi, irin veya kanla doludur. acının dinmesi için kimi zaman neşterle yarıklar oluşturulur ve yaranın içi boşaltılarak hastayı rahatlatması beklenir. zeynep dinçer berdibek bu durumdaki bir kişinin vücudunda ısı oranı arttığı için de yaralardan bazen buhar yani hararet çıkabilmektedir. hastalığın tedavisine bakıldığında kişinin gücünün yerine gelmesi için ona ara ara su verilmektedir. zeynep dinçer berdibek tütsüler, kokular veya gülbeşeker başta olmak üzere kan yapan ve hastanın enerjisini toplayan çeşitli içecekler ve şekerler de tedavide kullanılır. zeynep dinçer berdibek aynı zamanda yaranın iyileşmesini hızlandırmak için üstüne merhem sürmek ve temiz bir bez veya pamukla örtmek de bilinen tedavi yöntemleri arasındadır. zeynep dinçer berdibek tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda “dil” sözcüğünün “karın” anlamının başta osmanlı türkçesi sözlükleri olmak üzere pek çok yazılı kaynağa ilave edilmesi gerektiği düşünülmektedir. zeynep dinçer berdibek zira bu hem oldukça zengin ve derin bir edebiyatı algılamamıza hem de yapılması planlanan sözlük çalışmalarına katkı sağlayacaktır. celal sılay ne kadar kelime bulmuş insan aklı sudan, topraktan doğduğu halde. ben kime harcayacağım bu kadar kelimeyi şu daralan istikbalde. hikmet koraş rauf parfi’nin şiirlerinde intikam duygusu hikmet koraş parfi, bağımsızlık sonrası da umduğu özgürlük ortamını bulamamış ve kendisi gibi düşünen arkadaşları hapiste olduğu gerekçesi ile devlet başkanının kendisine verdiği “halk şairi” ödülünü almayı reddetmiştir. hikmet koraş parfi, bahsedilen mitinge katıldığı için meçhul kişiler tarafından öldürülesiye dövülür ve hastanede tedavi görerek ölümden döner. 1966 yılında yine dört meçhul genç parfi’nin ellerini bağlayıp ağzına pis bir bez tıkayarak dostunun evleneceği kızına tecavüz ederler. hikmet koraş yine şairin tarihini veremediği bir zamanda, yalnız yaşayan annesi sakine hanım tartaklanarak yerlerde sürüklenir (özbay 2007: 34-42). parfi’nin fikirleri ve yazdığı şiirlerden dolayı yaşadığı bu gibi olaylar oldukça fazladır. hikmet koraş parfi’nin bütün sıkıntısı da düşüncelerini açıkça ifade edememektir. rauf parfi bir şiirimin, bakın, başı yok, kesilmiştir bakın, ayağı, muharrire baktım, gözümü dikip, ahir nasıl olur bu düşmanlık? + dilini tut, dedi muharrir, iyiliği bilmeyen ahmak. affediniz lakin çok ağır yalnız mide ile yaşamak. rauf parfi acı sözler yüreğe yetti yeter, bıçakları kemiğe yetti yeter, deyin, kimler emele yetti yeter, yalnız ahım semaya yetti yeter, halime hudayberdiyeva sedef elbiseliler arasında bez giyemiyenler hakkı, havzı kevser ortasında su içemiyenler hakkı, bin kere ölmüş, bir defa bahta ermiyenler hakkı, bahar feslinde yara yetmiyenler hakkı, ben bugün sazımı düzenleyim erilmemiş arzular hakkı. halime hudayberdiyeva soğuya soğuya buzlamıştır yüreklerim, erimektedir, söz açmakta sözlüklerim. gitse dönmez gitmiş giden özlüklerim, türk, turanı şahlandırmağı bana ver. azat şerefütdinov halimenin şiirleri bizleri uyanık bulunmaya çağırır, vicdanımızı uyandırır, vücudumuzdan lakaytlık belasını kovmaya yardım eder. fatih öztürk halime hudayberdiyeva’nın şiirlerinde kadın abdulhamit çolpan bu genç kadın söğüdün kurumuş bir budağı hanği baharı – bilmiyorum, yoklamaktadır! kime hasretini anlatacak?! eyvah!.. vikipedi 1937'de tutuklanan abdülhamid süleyman çopan hapishanede gördüğü yoğun işkencelerden 1 yıl sonra kurşuna dizilerek infaz edildi. tahir kahhar bahar geçer, geleceğe, çiçekler kalır bu dünyada. ateşi sönmüş ocaklardan küller kalır du dünyada. abdulla aripov bahar günlerinde güzün havası, vucutumu titreter akşamki ruzgar. niye bu kadar hüzünlü neyin nevası, niye kalbimi doldurmuş nedametler? aylin koç argoda kadın jean paul gustave ricœur - çev : gökhan yavuz demir ....... probleminin yazan içselleştirme problemi kadar paradoksal olduğu sonucu çıkar. okur hakkı ile metin hakkı, yorumun dinamiğini oluşturan önemli bir mücadelede örtüşür. hermenoytik diyalogun bittiği yerde başlar. gül san korsan yayında bir ceza söz konusu ise okur hakkı da düşünülmeli. murad bin bayezid / yıldırım bayezid devlet işleri karışıktır, can sıkar. gürol cantürk tıp hukuku tanım tarihçe aydın gülan tıp hukuku açısından hasta ve hekim hakları arif çavdar zakkum - laetrile tıp ve hukuk özcan nevres zakkum olayı ve gerçekler vikipedi zakkum (nerium oleander), apocynaceae familyasından haziran-eylül ayları arasında beyaz, pembe, kırmızı, sarı ve krem renklerde çiçekler açan 2–5 m yüksekliğinde zehirli bir bitki türü. gülgün yener kozmetiklerde kullanılan plastik ambalajların özellikleri ve inovasyon altan başaran , m. meryem kurtulmuş türk film endüstrisinde çalışma ilişkileri ve sendikalaşma bahar tugen 1960-1980 darbeleri arasında türk sinemasında düşünce oluşumu ve filmlerin sosyolojik görünümleri evin sevgi baran bir direniş biçimi olarak sinema serdar öztürk türk sinemasında ilk sansür tartışmaları ve yeni belgeler artistik yapim eşref kolçak'tan tokat gibi sözler eşref kolçak 1 çuval dolusu senet yaktım. + en kral yönetmenlerle çalıştım. + ben rol yapamıyorum, ben oynuyorum. + sinemayı en çok mahvedenlerin başında bu kişiler geldi. bu bizim yapımcı denilen insan kılığındaki yaratıklar. + hiçbiri huzur içinde gebermedi. eşref kolçak o hanımlar saltanatı başladıktan sonra bizim bütün işler ters gitmeye başladı. + en deli olduğum nokta şu; en iğrenç pornolar yapıldı, niye sansür yoktu o zaman kardeşim. türk sinemasını öldürdüler ya o pornolarlan. aile kaçtı bi defa sinemadan. eşref kolçak sinema gelecek kuşaklara yazılmış canlı mektuplardır. gürsel yaktıl oğuz bir güzellik miti olarak incelik ve kadınlarla ilgili beden imgesinin televizyonda sunumu mustafa yıldız ibn hazm’ın güzellik anlayışı zeki tan kur’ân öncesi toplumda kız çocukları ile ilgili yanlış tutumlar ve hz. fatıma prototipi üzerinden ilişkilerin yeniden inşası zeki tan öz: kadının fıtraten naifliği ve zarifliği hem eş olmada hem de annelikte avantaja dönüştürülmesi gerekirken, erkek kendi biyolojik “farklılığını” da kullanarak kadına zulmetmiştir. zeki tan sonuç modern dünyanın insanının yapması gereken vücut metabolizmasını beslemekten başkaları ile ilgilenmek ve duygularına karşı duyarlı olmaktır. zeki tan günümüzde kadınlık âleminin kendini tüketerek göstermeye çalıştığı bir dünyada, kadınların hz. fatıma’nın “zühdüne” “sadeliğine” ve “gönül dünyasına” ihtiyacı vardır. zeki tan şiddetin çokça görünür olduğu bir dünyada, fatıma’nın sıfır şiddetli aile hayatının anılmaya her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır. ayten atay anlam kötülenmesine uğramış güzel bir kelime: don eodev duyu organları olmasaydı nasıl bir hayatımız olurdu? georges vantongerloo evrendeki her şey bir titreşim içindedir ve renk tayfı, yedi temel nota gibi bu titreşimlerin saf tezahürüdür. joost baljeu sanat eseri, titreme, tereddüt gibi bir zayıflığın belirtisini göstermemelidir. soner akpınar tevfik fikret’in şiirlerinde “titreme” imgesi tülinay dalak “insanlık durumu” ve “umut”’da malraux aktivizmi mübahat türker-küyel bilimin felsefeye dayandığı görüşünün bir timsali olarak galenos ismail tunalı benedetto croce'de estetik'in bir bilgi problemi olarak temellendirilmesi ismail tunalı sanat bize gerçekliği değil, bir görüntüyü, bir kopyayı gösterir. çünkü sanatta söz konusu olan gerçeklikler değil, sadece görüntülerdir. ismail tunalı sanı (doxa) bir bilgi olarak değersiz olduğuna göre, bir sanı olan sanat da değersiz olacaktır. çünkü bir sanı olarak sanat, insanları aldatan, doğruluktan yoksun olan bir bilgidir. yakup özkan theaitetos’ta akılsal açıklamayla birlikte olan doğru sanı ksenofanes hiç kimse bilmiyor, bilmeyecek. ksenofanes bilgeyi bilge anlar. platon tüm insanlar kanılı ve sanılıdır. parmenides zorunlu ama hepsini öğrenmen; bir yandan hakikatin iyice yuvarlanmış sarsılmaz yüreğini, bir yandansa fanilerin içinde hakiki inanç olmayan sanılarını. cavit sunar islam felsefesinin yunan kaynakları ve kozalite meselesı cavit sunar filozof: göklerin kat kat olup sevgi ile kendisine eğildiği, yerlerin kat kat olup saygı ile kendisine doğrulduğu, iki cihanın biricik şerefi, efendisi. ebü’l-hasen kādı’l-kudât abdülcebbâr bin ahmed bin abdilcebbâr el-hemedânî tüm bilgiler ampirik tecrübeyle oluşur. ksenofanes ulaşamadı hiç kimse, tanrılar ve sözünü ettiğim tüm şeyler hakkında kesin gerçeğe, ulaşamaz da açıklasa da biri kusursuz gerçeği, kendisi bilmeyecektir bunu; her şeyin sanılardan dokunmuş olduğunu. karl raimund popper bilgimiz eleştirel bir bulmacadır; varsayımlardan oluşmuş bir ağ; sanılardan dokunmuş bir kumaştır. karl raimund popper doğayı keşfetmenin tek yolu, kumar oynayarak, savunulmamış ilk imgeleri ( varsayımları ) ve cüretkar düşünceleri ortaya atmaktır: çürütülmeyi ve çürütmeyi kabul etmeyen , bu bilim oyununda yer alamaz. karl raimund popper ilke olarak bilim oyununun sonu yoktur: günün birinde bilimin önermelerini artık daha fazla sınamayıp, onları bütünüyle doğrulanmış kabul eden oyundan atılır. hans reichenbach tüm bilgilerimiz konul niteliğindedir. gorgias hiçbir şey yoktur; varsa bile bu, insan için kavranılmazdır; kavranılır olsa da öteki insanlara bildirilemez. + kelimelere yüklediğim anlamı, ancak ben bilebilirim. ahmet dağ kant epistemolojisinde bilgi, varsayım ve inanç sorunu burhan baloğlu hipotez ve varsayım birbirlerinin yerine kullanılabilir mi? erhard oeser - çev : teoman duralı bilim teorisi çıkış, gelişme, şimdiki durum rudolf bultmann - çev : ayşe ünal çil mitolojiden arındırma problemi üzerine + varsayımlar olmaksızın yorum mümkün müdür? siirt üniversitesi sözde bilim tevfik uyar astroloji sözdebilimi ve toplum için yarattığı tehditler üzerine bir tartışma salim aydüz müneccimbaşı osmanlı resmî terminolojisinde sermüneccim, sermüneccimân-ı hâssa, sermüneccimîn, reîsülmüneccimîn, başmüneccim gibi isimlerle de anılır. salim aydüz osmanlılar’da ilm-i felek (ilm-i hey’et) ve ilm-i ahkâm-ı nücûm, yani hem astronomi hem astroloji ile ilgilenen müneccimin devlet teşkilâtı içinde yer aldığı dikkati çeker. gülçin tunalı koç osmanlı siyaset kültürünü anlamada kaynak olarak ilm-i nücûm: sadullah el-ankaravî müzahir kılıç “netâyic el-fünûn” adlı yazma eserde “ilm-i nücûm” bölümünün değerlendirilmesi müzahir kılıç ilk defa babil’de yıldızlara tapan nebâtiler tarafından ortaya konan bu ilim, her yıldıza bir isim konularak ortaya çıkmıştır. müzahir kılıç sonuç osmanlı ilim hayatında birçok konuda çok değerli âlimler ve bunlara ait ilmi eserler verilmiştir. medrese sisteminde dinî ilimlerden, pozitif ilimlere kadar birçok sahada mükemmel eğitim verilmiştir. astronomi ile ilgili eserlerin de varlığı osmanlı döneminde müzahir kılıç âlimlerin bu işi çok ciddiye almalarından ve ilmin sınırlarının olmadığını göstermektedir. bugün modern ilim çağının teknoloji ile değerlendirmekte aciz kaldığı birçok konu o dönemlerde ay ve yıldızların gözlemlenmesiyle ortaya konulmuştur. yıldızların ve burçların müzahir kılıç insan hayatı ile ilgili olduğu daha sonra yazılan kitaplarda da ele alınmıştır. ebû ca‘fer nasîrüddîn muhammed bin muhammed bin el-hasen et-tûsî açılsa bâb-ı felek zâhir olsa mahfiyân müyesser olsa sana cümlenin müşâhedesi felekte fâide kılmaz sa’âdet-i kevkeb seninle tâli’in olmaya müsâ’adesi özkan ertuğrul cizre köprüsü şırnak’a bağlı cizre’de (cezîre-i ibn ömer) bulunmakla birlikte nehrin yatağı değiştiğinden bugün suriye sınırları içinde kalmıştır. köprünün en önemli özelliklerinden biri, halen mevcut batı ayağında sekiz adet astrolojik tasvir bulunmasıdır. müzahir kılıç kalem rahat bırak, istemiyorum derdimi kâğıda yazmayacağım ölümün yaklaştı, tamam desende kendi mezarımı kazmayacağım + bu gün esrarlıyım, hoş değil başım doğranmış ekmeğim, pişmiştir aşım musallaya konsa bedenim, naşım dönüpte namazı kılmayacağım müzahir kılıç niye hata yaptım, ben sarhoş muyum daldan dala konan yurtsuz kuş muyum bilmem iniş miyim dik yokuş muyum n’olur bir kararda durabilseydim + yaz kalemim beni anlayan sensin bölüşüp derdimi dinleyen sensin benimle ağlayan inleyen sensin n’olur geçmişimi silebilseydim müzahir kılıç kalbime sözüm geçmedi diye böyle yaralayan kelam olmaz ki özledim yar seni aradım diye kalbimi kıracak nida olmaz ki + muhtacım sesine bir alo çok mu? senin lügatinde merhamet yok mu? sesin hançer midir, sözlerin ok mu? yok yere bu canım feda olmaz ki ceren yegen online bir mizah platformu olarak püfterem internet sitesi ve yalan haber servisi ajans news üzerinden haber, gerçeklik ve mizah ilişkisi servet can dönmez dürüst, tarafsız, ahlaksız haber: zaytung haber incelemesi tahsin emre fırat dijital mizahın biçimbozumu: bobiler.org örneği porphyrios / porfirios felsefe ve tıp ayrılmışsa, hastaya ilacın yararı yoktur. figen ölmez karademir osmanlı dönemi’nde izmit’te yaşamış gayrimüslimlere ait çeşme yapıları figen ölmez karademir ışık çeşmesi ve kitabesi sorunu elimizdeki görsel belgelere göre yapılan restorasyonlar sonrası da dâhil olmak üzere çeşmenin kitabesinin bulunduğu orijinal yeri belli değildir. yakup özkan’ın fotoğraf arşivinde bulunan ve armaş şersavar (kötülüksavar) figen ölmez karademir meryem ana kilisesi’nin kalıntıları üzerine yapılmış olan merkez camiî bahçesinde yer alan eski ermenice ile yazılmış kitabenin, araştırmacı-yazar agop minasyan’ın tercümesi sonrasında bu çeşmeye ait olduğu belirtilmiştir. ancak söz konusu kitabe bugün figen ölmez karademir kayıptır. mermer kitabede süsleme unsuru olarak yazının üst kısmında sadece baş ve kanatlardan oluşan bir kerrûbî figürü yer almaktadır. kitabenin 2002 yılında çekilmiş fotoğrafı üzerinden ilk tercümesi, agop minasyan tarafından, “içi sevinç içinde olanlar, figen ölmez karademir bu çeşmeden su için ve bu bahçedeki bitkileri sulayın. ışık çeşmesi 1827” şeklinde yapılmış ve şimdiye kadar yapılan yayınlarda armaş manastırı çeşmesi’nin adı bu tercümede geçen “ışık çeşmesi 1827” ifadesine istinaden ışık çeşmesi olarak geçmiştir. ancak figen ölmez karademir kitabenin mimar zakarya mildanoğlu tarafından yapılan ikinci tercümesinde, fotoğrafın çekim kalitesinin düşüklüğü sebebiyle yer yer okunamayan kelimeler dışındaki bölüm; 1 satır: melekler bahçenin bitkilerine sarılmış figen ölmez karademir 2 satır: mahsülün/ürünün verimli olması için 3 satır: aramaş manastırı önderi ısdepannos size emanet eder 4 satır: (bitki bahçesinin filiz vermesi için) şeklinde okunmuştur. john reynold williams - çev : mehmet türkeri & murat yıldız amerikan din felsefesi onur yıldırım amerika’da dinin siyaset üzerindeki etkisi gülay durmaz zamana yolculuk: divan şiirinde saat ve saat çeşitleri gülay durmaz muhibbî vücudunu kum saatine benzeterek yine sevgiliyi beklemektedir: + hayalî, taş yürekli sevgiliye seslenerek onu nasıl beklediğini anlatır: + şair için zaman, ya her an sevgiliyi beklemek ya da sürekli dert çekmek demektir. aydın uzkan beklemek sanattır aydın uzkan insanoğlunun zamanla olan en temel ilişkisi beklemektir. beklemek hayatın ta kendisi, temel bir kanunu, gerçeği ve öznesidir. cemil meriç jurnal adlı eserinde “yaşamak beklemektir” der. aydın uzkan yaşadığımız hız çağında öğrenilmesi gereken sanatların başında “bekleme sanatı” gelmektedir. + beklemek, yavaş konuşup kekelemek gibidir. + beklemek güzeldir; üzücü olan beklenilecek bir şeyin olmamasıdır. + siz hiç çocuk bekleyen annenin üzüldüğünü gördünüz mü? hürriyet - zeynep kaldırımda beklerken kaza kurbanı oldu habertürk - otobüs beklerken öldü habertürk - nusaybin´de oy kullanmayı beklerken kalp krizi geçiren kadın öldü sabah - müşteri beklerken kalp krizinden öldü trt haber ilik nakli bekleyen binlerce kişinin sesi oldu rasim özdenören beklemek, durmadan beklemek seda gayretli aydın kadın ve kanuni bekleme süresi i. uğur toprak adalet beklemek! irfan ertuğrul & burcu birsen & abdullah özçil iki bankanın farklı şubelerindeki müşteri bekleme sürelerinin kuyruk modeliyle etkinlik analizi burak akboğa beklemek ve beklenti burak akboğa beklemek ve beklenti aslında birbirinden türemiş iki kelime gibi görünse de çok farklı anlamlar içerirler.gün içinde fiziksel olarak sürekli bekleme halindeyiz. insanın bildiği şeyi fiziksel beklemesi rahattır,sıkıntıya sokmaz.beklemenin bir de duygusal hâli vardır. murat sayın çağrı merkezi gelen çağrılarındaki bekleme süresinin azaltılması: akıllı dış arama uygulaması ahmet ada kitleler, ya da şiir okuru modern şiirin diliyle özdeşleşemiyorlarsa sorun şiirde değildir. okurdan da şiir beğenisini yükseltmesi konusunda çaba beklemektedir. + her sanat eserinden ciddiyet beklenmelidir. özlem altınçekiç & murat benlidayı kuyruk modelleri özlem aydın kuyruk teorisi (bekleme hatti modelleri) hülya kırçiçek deliktaş & tuğba açıkgöz & selime çelik elektif operasyon planlanan hastaların premedikasyon odasında bekleme sürelerinin anksiyete seviyelerine etkisi pınar doğu beklemenin incelikleri pınar doğu beklediğine kavuşmak için değil, beklemeyi öğrenmek için bekler insan. + bir şeyleri beklemeden geçen bir tek an bile yoktur. + her bekleyiş başka bir bekleyişe bırakır yerini. + beklemeye değer o şeyi bulduğunuzda başlar yaşam. pınar doğu yaşamın sonunda ne bekliyor bizi, ölümden başka? pınar doğu her şeyin herkes için çok güzel olmasını istemektir aslolan. beklemek ve umut etmenin o zaman bir anlamı olur işte. ali / lutfî bekleriz mey-ḫâne bâbın meylimizdir nûş-i mey ṣoḥbet-ehlini bulup bir gizli ṣoḥbet isteriz yorumbaz kaleminize sağlık güzel ifade etmişsiniz. sağolun. daha sık yazamaz mısınız? bir hafta bir köşede yazarı beklemek çok uzun geliyor. değerlendirirseniz teşekkür ederiz. kelimeleriniz hayat dolu çünkü. tuğba yazmak ve beklemek üzerine tuğba "yazmak ve beklemek", ayrılmaz ikili. üstelik kitabın yayımlanmasıyla da bitmiyor. okuru beklemek, eleştirmeni beklemek, görülmeyi beklemek... taner baybars bir roman yazmak için bütün yıl uğraşıyorsun veya bir şiir kitabı oluşturmak için birkaç yıl harcıyorsun. ondan sonra dosyanı gönderip bekledikçe bekliyorsun... derya durmuş kadınlık + bize hep başkalarını mutlu etme görevi verildi. + aileden başlıyor köleliğimiz. + adem’e elmayı veren de bizdik. + hâlâ adem’i ayartan havva mıyız? + dünyaya bir aşk oyunu ile gelmişsek önce sevgi. bekir topaloğlu sözlükte “doğru yolu bulup onda sebat etmek” anlamındaki rüşd (reşed, reşâd) kökünden türemiş bir sıfat olan reşîd kelimesi “doğru yolda bulunan, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek çağa giren” demektir. saffet köse sözlükte “doğru yolu bulmak, makul davranmak” gibi mânalara gelen rüşd kelimesi fıkıh terimi olarak kişinin mallarını din, akıl, mantık ve iktisat prensiplerine uygun biçimde koruyup harcamasını sağlayan fikrî olgunluğa sahip olmasını, şâfiî’ye göre bunun saffet köse yanı sıra dinî ve ahlâkî açıdan adalet vasfını taşımasını ifade eder. bu vasfı taşıyana reşîd denir. saffet köse rüşdün karşıtı olan sefeh ise (sefâhe: “hafiflik”) fıkıhta aklî melekesi yerinde ve temyiz kudretine tam sahip olmakla birlikte mal ve servetini din, akıl, mantık ve iktisat prensipleriyle bağdaşmaz biçimde harcayan kimsenin tedbirsizlik halini, şâfiî’ye göre bunun saffet köse yanında kişinin fısk vasfını taşımasını belirtmek için kullanılır. bu durumdaki kişiye sefîh (çoğulu süfehâ) adı verilir. bülent nuri kılavuz bozdoğan-yazıkent beldesi mezarlığı süslemeli kadın mezar taşları bülent nuri kılavuz (ali bey’in kerîmesi (kızı) ümmühân kadın mezarı) kitabenin üstünde, yuvarlak kemer ile gövde sonlanır. yuvarlak kemerin üçgen köşelerinde yarım çiçek motifi ile doldurulmuştur. kemerin üstündeki düz çubukla gövde tamamlanıp tepelik başlar. bülent nuri kılavuz (osman bey kerimesi şerife kadın mezarı) hüve’l-bâkî / bakmaya çeşm-i basiretle kabrim taşına / bilmez ol benim halim gelmeyince başına / arpaz hanedanı merhum hacı / osman bey kerimesi merhume / ve mağfûre şerîfe / kadının ruhiçün / el-fatiha sene: 1273 bülent nuri kılavuz (hacı hasan bey kerimesi emine hanım mezarı) hüve’l-bâkî / âh ya emine hanım gitti cennete sad âh dı / zâr-ı giryân (feryâd) eyle bülbül hezâr âh dı / ah zîr-i hâke defn olundu o nâzik gül beden / kabri nur olsun duâsın her dem gâhdı / derse bülbül neden ..... bülent nuri kılavuz (molla ahmed kerimesi vahide kadın mezarı) alınlık, ortada, alt uçları volütlü, içinde küçük bir selvi motifi bulunan büyük, köşelerde daha küçük boyutlarda olmak üzere üç akantus yaprağı işlenmiştir. bülent nuri kılavuz (mehmed beyzade küçük mehmed beyin haremi amine kadın mezarı) ortadan 25 cm yüksekliğindeki alınlık,simetrik bitkisel kompozisyonla süslenmiştir. alınlığın üst orta kısmında,bir saplı,yedi yapraklı ve üç kademeli güneş kursu biçiminde gülbezek motifi bulunur. h. kâmil biçici yazılı araştırmalar ışığında türkiye mezar taşlarına toplu bir bakış h. kâmil biçici özet ülkemizde mezar taşı hakkında günümüzde çeşitli araştırmalar yapılmakta ve geçmişte yapılan çalışmalarda yayınlanmaktadır. bu çalışmalar yeterli olmadığı gibi, hala yurdumuzun bir çok yerinde ilgiyi bekleyen, incelenmeyen ve bilinmeyen sayısız mezar taşları h. kâmil biçici bulunmaktadır. bilinen farklı yörelerin mezar taşları, kendi bölgelerinin ve yapıldığı bölgelerin geleneksel karakteristik özelliğini taşımaktadır. abdullah kasım sonkaya hellenistik dönem lydia mezar stellerinde kadın ve erkek tipleri halit çal karadeniz bölgesinde 18. yüzyıl erkek mezar taşları halit çal öz makalemizde yayınlara dayalı olarak, karadeniz bölgesinde erkekler için yapılan 18. yüzyıl mezar taşlarını değerlendirdik. 13 ilde belirlediğimiz osmanlı döneminden 5849 baş ve ayak taşının 878 tanesi 18. yüzyıldandır. bunun da 621’i erkeklere aittir. selma gül ayrılık çeşmesi mezarlığı xvııı. yüzyıl kadın mezar taşlarında görülen bezemeler selma gül öz istanbul kadıköy’de bulunan ayrılık çeşmesi mezarlığı, taşköprü caddesi üzerinde yer almakta ve adını da ayrılık çeşmesi’nden almaktadır. selma gül bu mezarlığın üsküdar’dan başlayıp kızıltoprak’a kadar uzanan büyük “karacaahmet mezarlığı”nın günümüze kalabilen son parçası olduğu ifade edilir. selma gül mezarlıkta saraya mensup ya da sarayda görevli kişilerin yanı sıra toplum içinde statüsü yüksek saray çalışanlarının yakınlarının kabirleri de bulunmaktadır. selma gül ölen kişinin toplumdaki yeri ne kadar önemliyse kendisinin ya da yakınının mezar taşı da, çoğunlukla, o kadar gösterişli olmaktadır. selma gül mezar taşlarında geleneksel bezemelerin yanında batılılaşmanın etkisiyle ortaya çıkan avrupai karakterde bezemeler de bulunmaktadır. bilal sezer ödemiş sungurlu mezarlığındaki eski yazılı mezar taşları bilal sezer erkek mezar taşlarında, sosyal statülerini belli eden başlıkları çok çeşitlidir. kadın mezar taşlarında başlık olmayıp, daha çok kadının zarâfetini yansıtan çiçek motifleri bulunmaktadır. sevinç eren trabzon gülbahar hatun camii haziresi'ndeki erkek mezar taşları sevinç eren trabzon tavanlı cami haziresi 19. yüzyıl kadın mezar taşları sevinç eren kitabe metninin latin harfleriyle yazılışı şu şekildedir: hüve’l-hallâk’ül-bâki yürü ey bî-vefâ dünyâ seninle el-vedâ olsun işi cevr cefâ dünyâ seninle el-vedâ olsun fenâdan elçeküb yâ rab bakâya eyledim rıhlet kerem kıl cürmümü afv et adn bana makâm olsun sevinç eren ilâhi ben günâhkârı haşırda eyleme rüsvây dilerim cürm ü isyânım senin afvınla mahv olsun el-hac abdü’l-gâfur efendi karındaşı hâfız osman efendi halilesi merhûme ve mağfûre sevinç eren gövde üsten uçları volütlü ‘c’ kıvrımlı silmelerle oluşturulan dekoratif bir kemerle sınırlandırılmıştır. üst bölümü görülen gövde yüzeyine selvi ağacı motifi yerleştirilmiştir. gülten alp ne çok susuyoruz konuşacağımız yerde. gönlümüz bir dar ağacı, muhatabı yok cümlelerimizin. kimse kimseyi anlamıyor nasıl olsa sussanda anlamıyor konuşsanda... ekşi sözlük kimse kimseyi çok iyi anlayamaz mehmet boyraz menon paradoksu ve sokratik düşünce yöntemi mehmet boyraz atina yurttaşı sokrates, felsefe tarihinde derin bir iz bırakmıştır. çıplak ayaklarıyla dolaştığı atina sokaklarında, insanları kendi tabiriyle bir “at sineği” gibi rahatsız edip kendilerini sorgulamalarını sağlamaya çalışmıştır. mehmet boyraz çoğunlukla “erdem nedir?”, “ iyi nedir?” soruları üzerinden yaptığı konuşmalar ve zamanının ünlü sofistleriyle giriştiği tartışmalar, öğrencisi platon başta olmak üzere yakınları sayesinde kitaplaştırılmıştır. mehmet boyraz genel itibariyle diyaloglardan oluşan kitaplardan birisi de “menon” dur. sokrates’i sokrates yapan da zaten kendisiyle özdeşleşmiş bu “sokratik diyalog yöntemi”dir. mehmet birgül ibn rüşd ve menon açmazı servet erdem “… şu tehlikeli araç…” : araba sevdası’nda dil durumları kadir güler , kerim yaşar dîvân şiirinde câize (şâir-patron-hâmî ilişkisi) üzerine değerlendirmeler ömer mahir alper itaat sözlükte “baş eğmek, emredileni yerine getirmek, söz dinlemek” anlamındaki tav‘ kökünden türemiş olup aynı mânayı taşır. aslında masdar ismi olan tâat de itâat gibi kullanılır. ömer mahir alper bir âyette itaat edilmesi gerekenler allah, allah’ın resulü ve yöneticiler olmak üzere üç kategoride ele alınmıştır. buna, diğer âyetlerde “ihsan” ve “birr” kelimeleriyle ifade edilen anaya babaya itaati de eklemek mümkündür. ömer mahir alper beşerî açıdan itaat fiili, tabii ve bilinçli bir canlı olan insan için kaçınılmaz bir davranış biçimi olmakla birlikte itaatin objesini seçme konusunda insan özgür bırakılmıştır. bu dünyada yalnızca insan bir varlığa itaat etme veya etmeme serbestliğine sahiptir. ömer mahir alper islâm’da kabul edilen genel ilkeye göre insan toplulukları kural olarak barış ve anlaşma halinde yaşamalıdır. fert ve toplum arasındaki münasebet itaat statüsünde olacaksa bunun “mâruf” çerçevesine girmesi gerekir. ömer mahir alper “bilinen, tanınan, yadırganmayıp benimsenen şey” mânasına gelen mârufun kur’an’daki kullanılışları çerçevesinde “aklın kabul ettiği, dinin benimsediği, insan tabiatının ve toplumun uygun gördüğü fiil ve davranış” diye anlaşılması mümkündür. ömer mahir alper yaygın bir söyleyişle, “yaratana âsi olunacak yerde yaratılmışa itaat yoktur” şeklinde ifadesini bulan kriter birçok rivayette hz. peygamber’e nisbet edilmiştir. ömer mahir alper sağlıklı bir toplum meydana getirmeyi öngören islâm dini, aile kurumuna ve aile fertleri arasındaki ilişkilerin düzenlenmesine önem vermiş, bu çerçevede çocuklarla ebeveyn arasındaki münasebetin düzenli bir şekilde kurulup işlemesiyle ilgili kurallar getirmiştir. ömer mahir alper kur’ân-ı kerîm’de itaat edilmesi emredilenler yanında itaat edilmemesi istenen kişi ya da gruplardan da söz edildiği görülür. bunları şu şekilde sıralamak mümkündür: kâfirler ve münafıklar, ısrarlı direnişleri ve inatları yüzünden kalpleri allah’ı anmaktan ...... hüseyin köse bourdieu düşüncesinde tahakküm-itaat ilişkisi ve sosyo-politik beden sercan gürler felsefi bir sorun olarak hukuka itaat yükümlülüğü sercan gürler hukuk, zorlayıcıdır (cebridir); aykırılık durumunda müeyyide uygulamak suretiyle bireyleri belirli şekilde davranmaya zorlar. hukukun zorlayıcılığı, bireylere bir takım yükümlülükler getirdiği anlamına da gelir. john locke kanunun bittiği yerde zorbalık başlar. didem polat külcü çocuklarda akran zorbalığı ve benlik saygısının incelenmesi ayşegül karademir algılanan anne tutumları ile zorbalık mağduriyet ilişkisinde ontolojik iyi oluşun aracılık rolü betül önay doğan , yıldız dilek ertürk , pınar aslan facebook kullanıcısı kız çocuklarına yönelen zorbalık odaklı siber tacizin cinsel tacize dönüşümü: gazete haberleri üzerinden betimsel bir değerlendirme dilan mızrak zorunlu askerlik hizmetine karşı vicdani ret ve sivil itaatsizlik salih akyürek zorunlu askerlik ve profesyonel ordu ilhan yıldız din kültürü ve ahlak bilgisi dersi: zorunlu mu kalmalı, yoksa seçmeli mi olmalı? berke özenç aihm ve danıştay kararlarının ardından zorunlu din dersleri sorunu abdurrahman güneş toplumsal bir zorunluluk : bir arada yaşamak hatice bozkurt & özlem kaya “fotoğrafı kaldırmak” eşi zorla kaybedilen kadınların deneyimleri john dewey insan, kendini tesadüfi bir dünyada yaşıyor olarak bulur; onun varlığı kötü bir şekilde ortaya konan bir kumar içerir. dünya bir risk sahnesidir, o, belirsizdir, değişkendir. john dewey her dakika canlı yaşamı çevresinden gelen tehlikelere maruz kalır ve her dakika, ihtiyacını karşılamak için çevresinde bir şeylerin farkında olmalıdır. john dewey uygarlığımızın geleceği bilimsel düşünme alışkanlığımızın gitgide yayılmasına ve derinleşmesine bağlıdır. john dewey bilimdeki her büyük ilerleyiş, hayal gücünün yeni bir atağından ileri gelir. john dewey okulların ders müfredatının çocuklara öğretilen ve hiçbiri gerçek dünyayla ilgisi olmayan birçok olayla dolu olduğunu görüyoruz ki bu olayların hepsi ileride unutulacaktır. h. müjde ayan weimar dönemi kadın devrimci ruhu ile käthe kollwitz h. müjde ayan özet her ulusun tarihinde, çeşitlilik gösteren ideolojik yönelimler, 20.y.y. almanya'sı weimar cumhuriyeti döneminde de görülmektedir. bu dönemin devrimci ruhunu temsil eden käthe kollwitz, hem sanatçı hem de kadın oluşu nedeniyle yaşadığı toplumun sosyo-kültürel h. müjde ayan sıkıntılarına çözüm getirmede sanatını kullanmıştır. ı.dünya savaşının yarattığı tahribatlar sonucu k.kollwitz, feminist hareketleri, barışseverliği, işçi sınıfı mücadelelerini konu olarak eserlerine yansıtmıştır. k.kollwitz hem kendi dönemine hem de daha sonraki h. müjde ayan süreçlere ışık tutarak, toplumsal aydınlanmanın önemli temsilcisi olmuştur. käthe schmidt / käthe kollwitz insanların zihinleri karışık olduğu ve yardıma ihtiyaç duydukları bu dönemde yardımcı olmak istiyorum. didem tuncay haberlerde kullanılan ölü beden fotoğraflarının alımlanması erkan çiçek etik ve şiddet açısından medya sanatının güncel öznesi “kadın fotoğrafı” veysel nargül islamiyet’in yayılmasında savaş ve şiddetin rolü yusuf şevki yavuz kelimenin çoğulu olan kelâm sözlükte “yaralamak, etkilemek” anlamındaki kelm kökünden türemiş bir isim olup “bir fikri tam olarak anlatan söz” demektir. ebû amr cemâlüddîn osmân bin ömer bin ebî bekr bin yûnus / ibnü’l-hâcib kelime müfred bir mana için vazolunmuş bir lafızdır. ebû amr cemâlüddîn osmân bin ömer bin ebî bekr bin yûnus / ibnü’l-hâcib arapçada "kelâm", en az iki kelimeden meydana gelen bir mefhûmdur. yani, kelime, kelâmın bir parçasıdır. ْ"el-kelime", ْ"el-kelm"den türemiştir. kelime ve kelâmın taşıdığı manalar, rûhlarda te'sîr oluşturur ebû amr cemâlüddîn osmân bin ömer bin ebî bekr bin yûnus / ibnü’l-hâcib ve manen yaralar. bu sebeple bazı şairler bu yarayı, mızrak yarasına benzeterek; "mızrak yarası iyileşir ancak dil yarası iyileşmez" beytini söylemişlerdir. ebü’l-feth osmân bin cinî el-mevsılî el-bağdâdî / ibn cinnî birbirine [mahreç ve sıfat bakımından] yakın olan harflerin bulunduğu kelimeler anlam açısından da benzerlik gösterir. bu durum arapçanın önemli ve ihata edilmesi güç olan bir özelliğidir. araplar farkına varmadan yapmış ebü’l-feth osmân bin cinî el-mevsılî el-bağdâdî / ibn cinnî olsalar bile bu durum arapçada mevcuttur. mehmed es‘ad bin mustafa reşid / şeyh gâlib bâd-ı ecel ki söndüre kandil-i cânını bâşı ucunda bîhude şem'î mezâre yûf + gâlib penâh-ı fakre gir abdâl-meşreb ol al kerre-nâyı destine çal rûzgâre yûf + oldukça söylerim der-i munlâ'da kâm-yâb dünyâ gamında çeküceğüm âh u zâre yûf abdullâh / usûlî be bu bâzâr-ı cihânın kuru dükkânına yûf çenber-i çarhına vü günbed-i gerdânına yûf + çünkü mihmânına her lokmada bin zehr verir feleğin kâse-i çinisine vü hânına yûf + derd ü mihnetle helak oldu usûlî çün kim şimdiden sonra tabibin dahi dermanına yûf mehmed bin abdullâh / güvâhî görmişüz anca ķılā‛u şehr-ü zíbālar ĥarāb olmış içinde ‛imāretler kelísālar ĥarāb mehmed bin abdullâh / güvâhî iy münaķķaş-ĥāneler maġrūra aldanma ŝaķın naķşı çoķdur dehrüñ ammā cümle me’vālar ĥarāb mehmed bin abdullâh / güvâhî ķara[r]sın zehri geh cüllāb-ı ŝāfí virürsin níşden geh nūş-ı ŝāfí mehmed bin abdullâh / güvâhî cihānı gerçi pür ķılduŋ acāyib acāyibden düredürsün ġarāyib mehmed bin abdullâh / güvâhî niçeler milki śanurken cihānı cihān fikrinde nā-gāh virdi cānı mehmed bin abdullâh / güvâhî iderler niçeler yarına tedbír bu gün re’yini bozar emr-i taķdír mehmed bin abdullâh / güvâhî cihānda ger-çi kim ŝāģib-šaleb çoķ beķā-yı ‛ömre líkin bir sebeb yok mehmed bin abdullâh / güvâhî eger olunsa dermān ĥikmetine sefer ķılmazdı loķmān ĥasretile mehmed bin abdullâh / güvâhî ĥabįbu’llāh’a ķalmadı çü dünyā ne ĥācet yāda gelmek ġayr-ı eşyā yûsuf bin hızır bin celâle el-dîn / yûsuf bin hızır bin celâleddin / sinân paşa / sinan paşa mâl mâr olur içi pür-zehr hâ sinan paşa hubb-i dünyâ mazhar-ı zülm ü fesâd hubb-i dünyâ ma’den-i cehl- ü inâd hubb-i dünyadan kopar buhl ü emel hubb-i dünyâdur viren dürlü halel menşeidür cümle çirkin hâletün re’sidür her bir yaramaz hasletün sinan paşa her ne var ise nimet-i dünyî var bırak ola izzet-i ukbî sinan paşa cihan işi hemîn mekr ü füsundur buna gönül viren gayette dûndur sinan paşa cihân bir gülsitândır pür çemenler içi dolu semenle yâsemenler sinan paşa ömrümün geçti çoğu tedris ile lîki kâl ü kîl ile telbis ile umaram hak bari şimden giresün işimün hayr ide binde birisin sinan paşa nesîm-i nev-bahâr ü nükhet-i gül nevâ-yi kumru vü gül-bâng-i bülbül sinan paşa kimi fetvâ verip sanır kemâl ol onu bilmez ki boynunda vebâl ol sinan paşa ol nûr-i dîde-i bidâr-i mecnûn midâvât-i dil-i bîmâr-i mecnûn muhammed mendûr bin abdilhamîd mûsâ eleştirmenin edebiyatçıyı kaynakları veya amaçları üzerinden hesaba çekme hakkı yoktur. ebû muhammed abdullāh bin müslim bin kuteybe ed-dîneverî her beytin bir anlamı olmalıdır. ibrahim nâci düşünce ve bunalımlar içinde sıkıntıdan şikâyet ederek geceledim nereye gittiğimi bilmeden ayaklarımın sürüklediği yöne ilerledim insanları eğlendirmek için hazırlanan gece kulübünü gördüm bir an tâhâ hüseyin ruhunun sıkılması şairi caddede yürümeye değil, düşünmeye sevk etmelidir. aynı şekilde ayakları kişiyi bir yere sürükleyip götürmez, aksine kişi yorgun olup ayakları yürümeye takat getiremez hale geldiğinde ayakların sahibi onu götürür. el-find ez-zamânî belki o günler tekrar geri gelir kavmin barış ve kardeşlik içinde olduğu o günler ? / anonim oğullarımızın oğulları bizim oğullarımızdır kızlarımızın oğulları ise elin oğullarıdır cerîr bin abdilmesîh (abdiluzzâ) bin abdillâh bin yezd ed-dubaî / mütelemmis bütün “dul kadınların” ihtiyaçlarını sen gidermişsin peki, bu garip “dul adamın” ihtiyacını kim giderir irfan kalaycı tarih, kültür ve iktisat açısından çerkesya (çerkesler) irfan kalaycı çerkesçedeki anlamıyla “ışık veren güzeldağ” demek olan kafkasya, zaman zaman karanlığa boğulmuştur. tarihi boyunca birçok ırkın / milletin / kavmin (“homo caucasus”) beşiği olan kafkasya, korkunç işgaller, savaşlar ve özümleme - benzeştirme (asimilasyon) irfan kalaycı politikalarının etkisiyle yine aynı unsurların mezarı olmuştur. irfan kalaycı k.kafkasya’da -arkeologlara göre- iö 3. binyılda, mezopotamya’nın havasını yansıtan “maykop kültürü” doğup gelişmiştir. neolitik oda tipi mezarlara bakılırsa, ölüler, -definecileri kışkırtacak kadar- zengin altın ve gümüş eşyalarla dolu mezarlara gömülmekteydi. irfan kalaycı diyasporada çerkes dili ve lehçeleri unutulmaktadır. birkaç on yıl sonra türkiye gibi çerkes diyasporalarında çerkesçe “dil mezarlığı”na gömülebilir. zeynep kantemur ölü bedenin sınırlanan mekânı: kayseri’deki çerkes kimlikli mezarlar zeynep kantemur ben bu sürgünü tanımlarken şöyle bir cümle kuruyorum hep, denizin karnı mezarı olan ataların torunlarıyız biz. o dönemde atalarımızın mezarları bile yok, cesetleri karadeniz’de kaybolmuş. (yevtıgh, 2016) zeynep kantemur yukarıdaki aktarımda hem çerkes kimliğinin temel bileşenleri olan sürgün, anavatan kafkasya, göç yolları gibi bir takım özelliklere rastlanılmakta hem de sürgün ile birlikte kaybolan ataların mezarlarının durumuna vurgu yapılmaktadır. mezarlıkların denizin dibi zeynep kantemur olması ve mezar taşlarının dahi olmaması toplumsal bellekte yer edinmiş ve kültürel olarak yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalındığı gerçeği ile dönüş fikrinin zihinlerde canlı tutulduğu gözler önüne serilmiştir. çerkes atasözleri asıl iyilik kötülük yapmamaktır. + kadının olduğu yerde kılıç çekilmez. + verene ver, vurana sen de vur. + beşiği yapılıp mezarı kazılmayan yoktur. + mezar taşı kaybolur, şarkı kaybolmaz. + çığı bir küçük serçe harekete geçirir. + kitap ilmin anahtarıdır. el-ekrem el-imâm oğlu / ekrem imamoğlu halk arasında adı; çerkes mezarlığı. burası aslında geniş bir mera. köy ahalisi bir araya gelmek için bu alanı kullanıyor. çoğu zaman futbol maçları burada yapılıyor. ekrem imamoğlu çocukken sorgulamak aklıma bile gelmezken üniversite yıllarımda bölgeye ve yöreme olan merakım beni çok sevdiğim çerkes mezarlığı adının nereden geldiğini sorgulamaya itti. ekrem imamoğlu benim köyümde çerkes yoktu. benim köyümde çerkes kökenli kimse yaşamıyordu. ama bir meranın adı, çerkes mezarlığı idi ve orada biz top oynuyorduk. ekrem imamoğlu belki de bu çerkes mezarlığı diye üzerinde top oynadığımız yer, 154 yıl önce yaşanan bu trajedide bir toplu mezarlık olabilir miydi? olabilirdi. ekrem imamoğlu yıllar boyu ağızdan ağıza bu alana çerkes mezarlığı denilmesinin arkasında bir gerçek olmalı diye düşünüyorum. mustafa sabri küçükaşcı arapça emm “öne geçmek, sevk ve idare etmek” kökünden gelen imâm, terim olarak “cemaatle kılınan namaza önderlik eden kimse” ve “devlet başkanı” anlamlarını taşır. ilknur beyaztaş resim sanatında depresyon belirtileri “anhedoni, sessizlik, acı, keder ve çöküntü” nilgün marmara önal çok yalnızım, mutsuzum göründüğüm gibi değilim aslında karanlıklarda kaybolmuşum bir ışık arıyorum, bir umut arıyorum uzun zamandır aradıkça batıyorum karanlık kuyulara kimse duymuyor çığlıklarımı duyan aldırış etmiyor çekip kurtarmak istemiyor nilgün marmara önal hayatın neresinden dönülse kârdır. özgür öztürk mezar taşında “nilgün marmara önal” yazıyordu. mezarında karanfiller vardı, adını bilmediğim bir kaç minik çiçek ve otlar yeşermiş.. bahar havası ve mis gibi çiçek kokularıyla karşıladı beni. yolunuz düşerse hepinizin ziyaret etmesini umut ederim. saliha okur gümrükçüoğlu şikâyet defterlerine göre osmanlı teb’asının şikâyetleri saliha okur gümrükçüoğlu sonuç incelenen metinler içerisinde, kamu görevlileri hakkındaki şikâyetlerin birinci sırayı aldığı görülmüştür. saliha okur gümrükçüoğlu ehl-i şer’i konu alan şikâyetlerin ise, ehl-i örfe nazaran daha az sayıda olduğu tespit edilmiştir. incelenen şikâyetlerde, özellikle kadıların devre çıkmak ve ahaliden usulsüz akçe toplamaları başı çekmektedir. saliha okur gümrükçüoğlu kadınların erkeklere nazaran divan’a daha az sayıda şikâyet gönderdikleri görülmektedir. saliha okur gümrükçüoğlu kadınların divan’a gönderdiği şikâyetler incelendiğinde, halktan olan kadınların kamu görevlisinin yakını olan kadınlara göre sayı bakımından daha fazla olması dikkat çekicidir. saliha okur gümrükçüoğlu xvıı. yüzyılda osmanlı hukuk sisteminin mahkemelere yansıyan hukuki olaylar bakımından, adalete uygun bir şekilde işlediğini düşünmek mümkündür. savaş yılmaz ııı. murad döneminde anadolu ve rumeli eyaletlerindeki kadı ve naiplerin değerlendirilmesi savaş yılmaz yıldırım beyazıt döneminde bazı kadılar, görevlerini suistimal ederek tebaaya zulüm yapmışlardı. görevini suistimal eden seksen (80) kadar kadı ve naib başkent bursa’ya zincirlere vurularak getirtilmişti. savaş yılmaz ııı. murat döneminde (1574-1595) kanûn-ı kadîm’in bozulmasıyla ehil olmayanların kadılık ve naiplik makamlarına atanmaları, bunlarında görevlerini suistimal ederek kuruluştan itibaren osmanlı devleti’nde uygulana gelen adalet mefkûresinde uzaklaşmaları tebaa arasında savaş yılmaz huzursuzlukların yaşanmasına sebep olmuştu. savaş yılmaz kadıların görevi suistimal etmelerinde bir başka sebep ise vergileri gereğinden fazla toplayarak zengin olma arzularıdır. haluk aydın alaşehirli kadı muhammed, hayatı ve edebî kişiliği haluk aydın klâsik türk edebiyatında, değişik meslek gruplarına dâhil binlerce şair sanatlarını icra etmişlerdir. şairler arasındaki meslek grupları içerisinde şair kadılar, sayıca en fazla olan meslek grubunu teşkil etmektedirler. haluk aydın kadılığı meslek edinmiş şairin, daha sonraları tasavvuf yoluna girerek kadılık gibi adaleti sağlamakla görevli olduğu kadar, sorumluluk ve hak noktasında vebal yüklenen bir işi yapmaktan pişmanlık duyduğunu şiirlerinden anlıyoruz. alaşehirli kadı muhammed yel gibi yeldim seğirdim nice yıl mansıb diyu hırmen-i ömrüm hebâya virmişem hey vâ beni + kendi cürmüm hod yeterdi kâdıyâ yevmü'l-hisâb hey nolaydı bâri hâkim olmayaydım kâşki murat öztürk nâbî’ye göre‚kadılık kurumu bu yüzyılda paşalık kurumundan hiç de farklı değildir.kadılar allah’ın emriyle hareket etmemekte,rüşvet ve kayırma ile karar vermektedir.bunların çoğu cahil,dinsiz,mezhepsizdir.bir davada karar vermeden önce,kararı sanki‚mezad‛a çıkarmakta murat öztürk en fazla rüşvet verenin lehine hüküm verebilmektedirler. bunlar için şeriat mahkemelerinin dükkândan farkı yoktur. mahkemede ne allah ne de padişah korkusu vardır. canları nasıl isterse öyle karar verip bazen haklıyı haksız, alacaklıyı borçlu çıkarabilmektedirler. yûsuf / nâbî hadîm-i şer’ iken amma ki kuzât itmez itdükleri zulmi haşerât hüseyin nihal atsız şair neden gam çeker? şiir yaratmak için + dağda niçin bağırılır? feleğe çatmak için * tanrı kızlar yaratmış erlere satmak için + insan büyür beşikte mezarda yatmak için ünal zal türk kültüründe "ok"ların taşıdığı anlamlar ve "okumak" fiilinin ortaya çıkışı üzerine ünal zal özet bu bildiri de türklerde bir silah aracı olarak kullanılan ok'tan hareketle "okumak" kelimesinin kökeni üzerinde durulmuş. ilk (çıkış) anlamı "davet etmek, çağınnak" iken, zaman içerisinde anlam genişlemesine uğrayarak "yazılı bir metni sesli olarak okwnak" anlamını ünal zal nasıl ve ne zaman kazandığı. tarihi metinler ışığında ortaya konulmaya çalışılmıştır. adil korkmaz olasılık kuramının doğuşu adil korkmaz özet tarihsel süreç olasılık kuramının kumardan (şans oyunlarından) doğduğunu göstermektedir. bununla birlikte, bu köken, söz konusu kuramın gelişmesi doğrultusunda bir hızlandırıcı olduğu gibi, bir engelleyici olarak da işlev görmüştür. olasılık (probability), adil korkmaz salt kumarla ilişkili bir kavram olarak kalsaydı, girolamo cardano’nun eğilim (proclivity) kavramından pek öteye gidemezdi. tarihsel süreçteki dönüm noktası, olasılık ile bilgideki belirsizlik arasındaki ilişkinin açıklıkla anlaşıldığı andır. blaise pascal’ın adil korkmaz olasılık kuramı açısından yaşamsal önemdeki bir başarısı olan bu buluş söz konusu kuramının gelişmesinin önündeki engelleri kaldırmıştır. adil korkmaz giriş bu çalışmada kumarın çok eski bir eğlence aracı olduğu, buna karşılık kumardan filizlendiği ileri sürülen olasılık kuramının ancak 17. yüzyılda doğabildiği üzerinde durularak olasılık kuramının doğum zamanı incelenmiş, öncelikle roannez çevresine, blaise adil korkmaz pascal, pierre de fermat ve chevalier de méré arasındaki ilişkilere ve olasılık kuramının daha eski öncülerine değinilmiştir. öncüler arasındaki iki önemli kilometre taşından biri luca de pacioli, öteki de girolamo cardano’dur. galileo galilei de, bir kilometre taşı adil korkmaz olmamakla birlikte, bir öncü sayılmaktadır. ardından gottfried wilhelm leibniz’in, bu sürecin bir uzantısı olarak olasılık felsefesine yönelik katkıları dile getirilmiştir. bütün bu oluşumu doğuran itici güçlere yönelik anlatımların ardından çalışma bir sonuç adil korkmaz bölümüyle bitirilmiştir. pierre-simon marquis de laplace şaşırtıcıdır ki, bugün insan bilgisinin en önemli aracı durumuna gelmiş olan bir bilimin kökleri şans oyunlarına dayanmaktadır. edward kasner & james roy newman ölçüyü kaçırmadan söylenecek olursa, çok çekici özellikleri olan, onun yanı sıra çelişkilerle de dolu olan kumarın düşkünleri tamu korkusu olmadan eğlenedursunlar, ilaç, gübre, teknik gibi alanlardaki araştırmaların yapıldığı deneyodaları, edward kasner & james roy newman başlangıçta fincandaki zarlardan doğmuş olan bir bilimin güvencesi altındadır. hatice necla keleş anlamlı iş ile psikolojik iyi oluş ilişkisi zeynep merve ünal anlam ihtiyacı: anlam ihtiyacı temelinde birey-iş uyumunun anlamlı işin alt-boyutlarına etkisi serdar yener kadın çalışanların kadınsı cinsiyet normları ve işin anlamlılığı arasındaki etkileşimde cinsiyet rol stresinin aracı rolü kahraman arslan bugüne dek yalnızca profesyonellerin, sporcuların ve askerlerin kullandığı yüksek performanslı teknik tekstil ürünleri, bundan böyle gündelik yaşamımıza da girecektir. kahraman arslan antimikrobiyel kumaşlar, bacakları nemlendirici ve besleyici (e vitamini ile) bayan çorapları, selüliti önleyici bayan çorapları veya pantolonları, şifalı bitki özü salgılayan yatak takımları çok fonksiyonlu tekstil ürünlerine örnektir. selim çetiner ne insanlar ne de hayvanlar bitkilerin sağladığı bu enerji olmaksızın yaşayamaz. nitekim insanlar dünyada var oldukları günden itibaren gıda, giyim ve yakacak ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü bitkilerden sağlıyor. özlem sultan aslantürk bitkiler, tarih boyunca en önemli besin maddeleri olarak tercih edilmelerinin yanı sıra ilaç sanayisi, kozmetik ve parfümeri (güzel koku sağlamada), yiyecek endüstrisi (baharat, tatlandırıcı ve koruyucu madde olarak), ev temizlik ürünleri ve insektisid özlem sultan aslantürk imalatı gibi pek çok endüstriyel alanda ve bunlara ilaveten bitkilerden elde edilen uçucu yağ ve bileşenleri kas gevşetici, antibakteriyel ve antifungal olarak sıklıkla kullanılmaktadır (de oliveira et al., 1997; gomes-carneiro et al., 2005; evandri et özlem sultan aslantürk al., 2005; benli ve yiğit, 2005; ipek et al., 2005). insanların gıda, giyim ve tedavi ihtiyaçlarını bitkilerden karşılaması insanlık tarihi kadar eskidir (rates, 2001). tarih öncesi devirlerden bu yana bütün kıta ve kültürlerde sentetik ilaçlar özlem sultan aslantürk keşfedilene kadar bitkiler tıbbi tedavinin esas kaynağını oluşturmuştur (dahanukar et al., 2000; exarchou et al., 2002). ilk insanlar bitkilerle tedavi yollarını bitki ve hayvanları izleyerek, deneme yanılma yolu ile bulmuşlardır (kırbağ, 1999). a. alper akçam edebiyat hâlâ anlayamadığımız bir mucize midir? cavit ışık yavuz tıp ve edebiyat okesmen sanatçı/şair hastadır tek tedavisi şanat yapıp hastalığına estetik bir biçim vermektir. nagehan u. eke 16. yüzyıl klasik türk şiirinde tıp ilmi selçuk çıkla yazarlar acı çeken insanları ve onların acılarını anlatmaktan tatlı bir zevk duyan kişilerdir. yelda eroğlu yazarın hastalığı, hastalığın edebiyatı mehmed el-tevfîk / el-tevfîk el-fikret / tevfik fikret edebiyât-ı hâzıra nakıs değil, hasta; ince, sâri bir hastalık ki kurbanın bütün urûk-ı hayâtında mümdemiç; sanki hasta bizzat hastalıktır. bahâ tevfik marazı edebiyat denilen bir ruhî hastalık vardır. buna müptelâ olanlar — ki onlardan biri de bendenizim — hakikati hayalden bir türlü ayıramazlar. ilhan berk benim hastalık kertesine varan bir yönüm var ki, o da dille yıkanmak, onunla gidip gelmektir. böyle dillerle yıkana yıkana dilin alanında çukurlar kurmuşumdur. bunlara batıp çıkma beni ürkütmemiştir. adem ırmak halevi, on ikinci yüzyılda yaşamış önemli bir şair, teolog ve doktordur. yehuda halevi / judah ha-levi - çev : adem ırmak müslüman ve hristiyan orduları arasında kalan benim ordum kayıp ve perişan onlar kendi savaşlarını verirken biz onların çöküşüyle tarumar tuğçe ısıyel edebiyatın iyileştirici gücü sedat karagül çocuk edebiyatı ve bibliyoterapi cengiz yakıncı , hüseyin yakında , kevser akın tıp eğitiminde özdeyişlerin gücü ahmet acıduman şair ve hekim ahmedî’nin tervîhü’l-ervâh adlı tıbbî mesnevîsinde çocukların sağlığının korunması üzerine + ayaşlı şair ve hekim şa‘bân şifâ’î’nin eseri tedbîrü’l-mevlûd’da makrosefali ve hidrosefali üzerine serdar koç şiir beni diriltti, sağalttı, ayakta tuttu. iyi geldi bana. bekir mutlu aşk dizelerini hasta reçetelerine yazıyorum. bekir mutlu bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç çılgın gibi koşarak kırlara uzandın mı hiç bir his dolup içine uçuyorum sandın mı hiç + geçen günlere yazık yazık etmişsin gönül sen öyleyse hiç sevmemiş sevilmemişsin gönül sen sadettin eğri parçalanmış zamanın şairlerinden doktor ziya ahmed kaya: (sisli) yollar ve (garip) izler + tabip-şair şeyhî ve kenzü’l-menâfi risâlesi pınar doğu edebiyat zamansız itirazın, kararlı direnişin, estetik başkaldırının ötesindedir, ideolojiler üstüdür. enformasyon aracı değildir. sağaltıcılığı doğrudan vazife edinmez, değişime katkısı yavaş ama kesindir. pınar doğu insan edebiyata aittir, edebiyat ise insana. hem herkese aittir, hem hiç kimseye ait değildir edebiyat. hasan bin sehl edeb ondur: ud, satranç, savlecân, tıp, hendese, binicilik, şiir, nesîb, önemli olaylar, sonra gece sohbeti şiirleri, hadis ve meclislerde insanların öğrendikleridir. mustafa şerif el-ânî [tıp kelimesi] üstün ile (et-tabb) okunduğunda, maharetli ve becerikli manasına da gelmektedir. bu yüzden bir doktorun edib, bir edibin de doktor olmasından daha doğal bir şey yoktur. mustafa şerif el-ânî bir doktor, ibn sînâ‟yı filozof olarak değil de tabip olarak görür, bir filozof ise fârâbî‟yi tabip olarak değil, filozof olarak görür. mustafa şerif el-ânî tabip gibi, edip de toplumun felaketlerini, hastalıklarını araştırır ve onu tespit ettiğinde ise tedavisine başlar. mehmet akif duman doktor - tabip - hekim muharrem özden ortaokul öğrencilerinin kitap ve kütüphane kavramına ilişkin metaforik algıları muharrem özden öz: bu araştırmanın amacı, kitap ve kütüphane kavramına ilişkin ortaokul öğrencilerinin algılarını, metaforlar kullanarak analiz etmektir. nitel olarak desenlenen araştırmada fenomenoloji (olgubilim) deseni kullanılmıştır. muharrem özden araştırma verileri katılımcıların, “kitap… gibidir; çünkü…”, “kütüphane… gibidir; çünkü…” cümlelerini tamamlamaları yoluyla elde edilmiştir. muharrem özden kitap için en çok kullanılan metaforlar sırasıyla: “arkadaş”, “dost”, “hayat”; kütüphane için en çok kullanılan metaforlar sırasıyla:“ev”, “dünya”, “okul”dur. muharrem özden katılımcıların kütüphane kavramına ilişkin geliştirdikleri metaforların kategorilere göre dağılımında ise kütüphanenin bilgi kaynağı olmasına ilişkin metaforlar birinci sıradadır.daha sonra;dinlendirici ve eğlendirici olması, değerli ve yaşamsal olması şeklindedir. güler demir , ayşenur güneş türkiye’de halk kütüphaneleri yöneticilerinin ideal kütüphane kavramına ilişkin metaforik algıları güler demir , ayşenur güneş bu çalışmanın amacı türkiye’deki halk kütüphaneleri yöneticilerinin “ideal kütüphane” kavramı ve “çalıştıkları kütüphane” bağlamında oluşturdukları metaforları karşılaştırarak var olan durum ile düşlenen durumu ve düşlenenin ne oranda gerçekleştiğini güler demir , ayşenur güneş ortaya koymaktır. kütüphane yöneticilerinin ideal kütüphane kavramına ilişkin ağırlıklı olarak “kültür merkezi” metaforunu geliştirmiş olmaları, kütüphanelerin kültürel işlevlerinin öne çıkarılması arzusuna işaret etmektedir. pervin bezirci dünya üniversite kütüphanelerinde mükemmellik örnekleri ve gelecek pervin bezirci öz: çağdaş insanlara yaratıcı kütüphanelerde yenilikçi bilgi hizmetleri vermek son derece olağan ve alışılagelmiş hizmetler olarak düşünülür. ancak bu durumun tersi olarak, ilgili ortamda eğer bir kütüphane yoksa ya da kütüphane kapatılmışsa, insanlar bu olumsuz pervin bezirci durumu hemen fark edeceklerdir. bilgi toplumlarında kütüphanelerin hizmetlerinde yenilik yönetimini başarıyla gerçekleştirdikleri ve yaşamı olumlu yönde etkiledikleri görülür. mustafa akbulut islam ülkelerinde kütüphaneler, kütüphanecilik ve enformasyon hizmetleri ömer dalkıran teknolojinin kütüphanelere etkisi: bilgi kaynakları açısından bir yaklaşım hasan s. keseroğlu bilginin bilgisi: kütüphane ve bilgibilim kuramı sorunsalı m.ali akcayol , mehmet şimşek , ilker bay türkiye’de e-kütüphane çalışmalarının durum analizi ve öneriler abdullah murat mete geçmişten günümüze tıp merkezleri ve tıp kütüphaneleri yaşar aydemir makedonya kütüphanelerinde bulunan türkçe yazma eserler üzerine mustafa altun dünya kütüphanelerinde kitaplarımız bünyamin ayçiçeği nuruosmaniye kütüphanesi türkçe şiir mecmû‘aları: inceleme-dizin gökşen aras edebiyat ve kültür: bireysel ve toplumsal gelişmede okuma ve kütüphane alışkanlığı üzerine irfan çakın kütüphanecilikte felsefî yaklaşım serpil soyer sanat kütüphaneleri ve millî kütüphane plâstik sanatlar kütüphanesi h.sibel ünalan üsküdar’da kütüphane mimarisi ali bardakoğlu sözlükte “bir işe güç yetirme” anlamına gelen ve istitâat, tâkat, vüs‘ gibi kelimelerle belli bir anlam ortaklığına sahip olan kudret, fıkıhta sözlük mânasında sıkça kullanılmasının yanı sıra aynı anlam çerçevesinde dinî mükellefiyetin, ehliyet ve ifanın ....... ali bardakoğlu fıkıh usulünde kudretin teklifin şartı olarak zikredilmesi emredilen hususu yerine getirecek güç, yetenek ve donanımdan mahrum olmanın (acz) o fiilden sorumlu tutulmaya engel teşkil ettiği anlamını taşır. abdullah eren hüsn ü aşk’ın kurgusunda belirleyici faktörlerden biri olarak acz ismail altun hz. peygamber’in özel ilgi gösterdiği ilk şehit ailesi, mekke’deki yâsir ailesidir. islâm’da ilk şehit erkek sahabî, yasir b. âmir, ilk şehit kadın sahabî, onun eşi sümeyye, ilk şehit çocuğu ise oğulları ammâr’dır. ismail altun mekke’de, ammâr, yâsir, ve sümeyye’yi öğlenin en sıcak saatinde kızgın kumluklara götürüp işkence yaptıkları nakledilmektedir. ismail altun müşriklerin allah ve rasûlü aleyhine söyletmek istediklerini söylemeyen yâsir, sonunda yapılan işkencelere dayanamamış ve ruhunu teslim etmiştir. ebü’l-hakem (ebû cehl) amr bin hişâm bin mugīre el-kureşî el-mahzûmî / ebü'l-hakem / bilgeliğin babası / cahilliğin babası / ebû cehil sen güzelliğine aşık olduğun için muhammed’e iman ettin. ismail altun ebû cehil, mızrağını sümeyye’nin karnına sapladı ve onu şehit etti. islâm’da ilk kadın şehit de sümeyye oldu. ismail altun islam’da ilk şehit çocuğu olan ammâr da, dininden döndürülmek için en ağır işkencelere uğratılan müslümanlardandı. kendisine demir gömlek giydirilir, yakıcı güneş altında tutulur, yapılan işkencenin ağırlığından ne söylediğini bilmez hale getirilirdi. ismail altun insan, yapısı gereği aciz bir varlıktır. her istediğini ele geçiremez, her şeye güç yetiremez. üzüntülü anlarında sıkıntılarını paylaşacak ve kendisine yardımcı olacak birilerini arar ve bunları da güvendiği, değer verdiği ve büyük gördüğü insanlardan seçer. abdurrahman kasapoğlu insanın çaresizliği ve fıtratın uyanışı özden gelenler insaniyet insanın içinden gelen bir haslettir. insanı insan yapan duygular ve davranışların tümüdür. özden gelenler nefret kişinin acizliği sonucu oluşan bir duygudur. acizlikten uzak olan bir kimse nefret duygusu nedir bilmez. özden gelenler gönül pınarını içen bulur içmeyen ne bulur iç sen de gel bu pınardan bunun tadı nerede bulunur + bu tadı tadan bilir gerisi yalan bilir yalan dünya hiçlik verir boş dünyada, boş kafada fesat olur. özden gelenler gönül pınarını geçme gel orada tat güzel suyu o şifalı suyu içen artık gam bilmez bu dünyada özden gelenler bu gezegen boştadır her yönü ayaktadır gezen görür orayı tüm yanı açıktadır özden gelenler sevgi, dostluk, hepsi hoş gezip dolaşmak ise boş bu dünyayı görmeden insanlığa hizmete koş + hizmet etmek zor olmaz gelip insafa dolmaz bu dünyadan geçmeyen insanlığı hiç bulmaz özden gelenler teslimiyet deyip geçme ver kendini, sen vazgeçme bu dünyanın kirini seçme ol pak-i pir bu dünyada + yücelmek demekle olmaz, sabır ister gayret ister, hoşgörü ister girersin bir çarkın içine, verirsin kendini ilmine olursun yücelerin yücesi özden gelenler sağlık başın tacıdır en büyük ilacıdır vermezsen ona kıymet sonra o seni acıtır özden gelenler gel bu dünyaya gör neler var bu dünyada güzellerden demet var gitme arama başka yerde güzeli hepsinin iyisi burada var + değil insan bu diyarda boş hepsi dolu hepsi hoş hepsi birbirinden hoştur hoş kimse aramaz başka gaye özden gelenler taşın üstüne taş konmaz başın üstüne baş konmaz koydum diyen yanılır yaptım diyen anılır nadire özdemir türkiye barolar birliği disiplin kurulu kararları ışığında ahlaki aktivist avukat yaklaşımı nadire özdemir özet: avukatlık meslek etiğinin tanımı, meslek kurallarına etik değerlerin dâhil edilip edilmeyeceğine göre hukuk merkezli veya ahlak merkezli yapılabilir. ahlaki aktivizm yaklaşımı, avukatın müvekkilinden çok adalete karşı sorumlu olduğunun altını çizen nadire özdemir ahlak merkezli yaklaşımlardan biridir. bu makalede türkiye barolar birliği disiplin kurulu kararları ışığında ahlaki aktivist avukat pratiğinin uygulamada nasıl yorumlanabileceğini tartışacağım. nuray seyhun hurma ağacı insanlar tarafından yetiştirilen en eski ağaçlardan biridir. nuray seyhun hurmanın dünya çapındaki üretimi son 40 yılda neredeyse 3 kat artarak 2010 yılında 7.680.000 tona ulaşmıştır.bu sürede dünya nüfusu 2 kat artmıştır. nuray seyhun yüzyıllar boyunca milyonlarca insan için temel gıda maddelerinden biri olarak görev yapmasına rağmen hurmanın sağlığa yararları üzerine çalışmalar yetersiz kalmıştır. nuray seyhun hurma üzerinde daha ileri tetkiklerle çalışmalar yürütülür ve yararlı etkileri, mekanizmaları valide edilebilirse tüm dünyada potansiyel tıbbi bir gıda olarak öne çıkabilir. cevat yerdelen azmizade haletî'den bir mersiye cevat yerdelen haleti'nin mersiyesinde hakim olan duygu, medhi'nin öümünden duyduğu acıdır. sanatçı olaylara ve tümüyle hayata, dünyaya bu acısının etkisiyle subjektif olarak bakmakta, her şeyona çok olumsuz görünmektedir. cevat yerdelen şöyle ki ona göre dünya-felek: fani ve suret-bazdır, şanı halkı öldürmek olan bir kavramdır, çeşmesinden zehr akar, cahili göğe çeker, dil ehlini toprağa salar, mizanı bozuktur, pervaneyi yakar, ağyara hizmet eder, andelibin varını berbad etmiştir, cevat yerdelen belalarla doludur, kötülüğe doymaz, bütün dünya halkını ağlatır, değirmenini, ağlattığı insanların gözyaşlarıyla döndürür, ağyara iltifat eder, dil ehlini ağlatır, rakibi vasl ile sevindirir, aşk ehlini inletir, yakub'un gönlünü, yusufun makamını zindan etmiştir, cevat yerdelen yer altında hazineler saklar, önce mihman eder sonra öldürür, durmadan kan döker, hiç acıması yoktur, şahları gaflete düşürüp sonra tahtlarından indirir. cevat yerdelen her insan gibi hllleti de kendi duygularına uygun bir dünya ve hayat düzeni hayal etmekte, mevcut dünya ve hayatı genel olarak haksız ve adaletsiz bulmaktadır. bu dönen çarh öylesine kötüdür ki onun kötülüğünü görmeyen kalmamıştır. cevat yerdelen gökteki kubbeler adeta dünyaya ölüm yağdırmakta ve bununla da övünmektedirler. cevat yerdelen haleti'nin mersiyesindeki ıstırabın kaynağı olan ölüm, insanlığın doğuşundan beri hep hayatın istenmeyen bir yönü olarak görülmüş ve hep yakınmalara konu olmuştur. cevat yerdelen şair dargın ve kırgındır. dargınlık ve kırgınlıklar, muhatapların birbirine yakınlaşmasıyla giderilebilecek sosyal ve psikolojik bir olgudur. şairin kırgın olduğu makam ilahidir ve erişilmesi mümkün değildir. cengiz asiltürk kamerayı nereye koyalım? oyunculara ne demem gerekiyor? sahnemiz ne anlatıyor? hiç kuşkusuz, yönetmenin öneelikle kendi kendisine sorup yamtlaması gereken bu sorulardır. cengiz asiltürk çoğu yönetmen, sanki film baş oyuncunun eylemlerinin bir kayıdıymış gibi "oyuncu etrafında dolaşalım" yaklaşımını benimser (mamet, 1997: 1). bu yaklaşım yanlış. yönetmen, bir hikaye anlatıcısıdır her şeyden önce. cengiz asiltürk sanatçının, içinde yaşadığı toplumun bir parçası olduğu muhakkak. bu toplumun sahip olduğu zihniyetle yoğurulmaktan kaçması neredeyse olanaksız. cengiz asiltürk birçok özelliğinin yanında yönetmen, yazıyı görüntüye dönüştüren sanatçıdır. sinema zaten öncelikle görüntüdür. cengiz asiltürk filmin herhangi bir çekiminin filmin genel anlatımından (bir kusur sonucu) kopuk, yetersiz olması akılda kalıcıdır; filmimizi zedeler. öyleyse büyük bir dikkat, büyük bir titizlik gerektiren bir iş yapıyoruz demektir. cengiz asiltürk şiir sanatını ele alıyor gibi düşünelim, dizede işlevi olmayan yada dizede uygun durmayan sözcük şiir-yapının istenen etkisini bozacaktır. film-yapıda yer alan uygunsuz çekim de, aynı sonuca yol açar. cengiz asiltürk öyleyse yönelmen denen kişi, birçok bilgi, deneyim, gözlem ve yeteneklerle donanmış olmalıdır. bu donanımların da her koşulda yetmediğini sinema tarihi göstermektedir. cengiz asiltürk belki bu durum ilk bakışla bilimsellikten uzak görünebilir, ama durumun hiç de öyle olmadığı bir sözle ortaya konulabilir: "yönetmen son kertede filme ruh üfleyebilen kişidir." cengiz asiltürk nabokov (1988: 12) da, "insanoğlunu yoğurup ona biçim veren belli başlı üç tane güç vardır. bunlar; kalıtım, çevre ve bilinmeyen x faktörüdür" der. ideal bir yaratıcı yönetmen, bu bilinmeyen x faktörü açısından kendiliğinden, olduğu gibi biridir. cengiz asiltürk bu senaryo görselliğe dökülmeli. öyleyse filmin rengi ne? bu öykü hangi renkle daha iyi atmosfere kavuşur? bu filme nasıl bir ışık yapılmalı. film, nasıl bir mekanda, hangi mevsimde çekilmeli? oyuncular kimler olabilir? cengiz asiltürk senaryo dediğimiz metin bizim yol haritamız olabilir, ama onun edebi bir değeri yoktur. kutsanmaya değer olan bitmiş filmimizdir. cengiz asiltürk yazınsal metnin üzerinde onu yaratandan başkası oynayamaz. ona bir şey ekleyemez, onun bir bölümünü genel yapıdan çıkaramaz. bu rıederıle, senaryo yazınsal bir metin değildir. cengiz asiltürk dekupaj, kurgu sırasında bir araya gelecek olan çekimlerin biçimlerinin, kadrajlarının, uzunluklarının ve kamera açılarının kağıt üzerinde öngörülmesinden başka bir şey değildir. cengiz asiltürk sinema filmlerinde, görüntü çerçevesi içinde en çok yer alan varlık insan olduğu için, çekim kadrajlarının belirlenmesinde insanın vücudu referans alınır. örneğin görüntü çerçevesi insanın başıyla doluyorsa, bu durumda ortaya çıkan çekime baş çekim denir. cengiz asiltürk bu tanıma uygun olarak; omuz çekim, göğüs çekim, bel çekim, diz çekim, boy çekim ve daha çok oyuncuları çereçevede gördüğümüz ikili çekim, çoklu çekim; görüntünün uzaktan çekimi orta genel çekim; cengiz asiltürk daha uzaktan çekim yapılırsa genel çekim; nesnelerin ayrıntısının kadrajda olduğu ayrıntı çekim bu anlayışla tanımlanır. cengiz asiltürk sahneleri nasıl parçalayacağım, yani dekupe edeceğim? sahnenin kaç biçimde çekilme olasılığı var? sonsuz sayıda mı? evet, sonsuz sayıda olabilir. oysa kimi sahneler, "beni böyle çekmelisin" diyebilir. cengiz asiltürk "sinema, görüntüyle öykü anlatma sanatı" da değil, "görüntüyle öykü-serüven yaşatma sanatıdır." cengiz asiltürk ne şiirin ne felsefenin ne tiyatro sanatının yakalayabileceği o özün özüne ancak sinema diliyle ulaşılabilir (bresson, 1992: 32). oyuncu burada kuşkusuz en önemli "görsel değer'dir. cengiz asiltürk oyuncu nasıl bakacaktır? konuşurken jest ve mimikleri nasıl olacaktır? oyuncu replik söylerken nasıl davranacak, eylem içindeyse neler yapacaktır? çevresindeki nesnelerle ilişkisi hangi boyutta olmalı? cengiz asiltürk yönetmen oyuncusuyla ilişki kurarken, kimi sıkıntılarla karşılaşabilir. bu sıkıntıların kaynağı, çoğu zaman oyuncunun yönetmene inanmamasıdır. bir oyuncu ona niçin inanmaz ya da niçin inanacaktır? yönetmenlik belki de bu sorunun cevabında yatmaktadır. cengiz asiltürk sonuç olaraka, dramatik bir örgüyü görsel yoldan anlatacak yönetmenin birçok niteliği taşıması gerekir. yaratıcılığının yanında, bilmesi gereken kurallar vardır. eyüp akman "çal" kelimesinin etimolojisi ve kastamonu'da çal ile ilgili yer adları eyüp akman çal kelimesi rasanen'de, ad olarak "gri, kızılımsı gri (at renkleri için), ekşi bir içecek, suyla karıştırılmış deve sütüne verilen ad" şeklinde yer alırken fiil olarak da hızlıca vurmak, tutmak, yakalamak" şeklinde geçer. eyüp akman yazar, "çalış-" fiilinin kökünü de bu fiile bağlamaktadır. eyüp akman doerfer de bu kelime için yukarıdan beri saydığımız anlamaları verdikten sonra kelimenin türkçeden pek çok dile geçtiğini söyler ve kelime kökünü "ça" olarak açıklayan ramset'e, bununla ilgili herhangi bir kanıt yok diyerek karşı çıkar. eyüp akman çal kelimesine, ad olarak "taşlık yer, ormanlık, düz ova, mezar, sırık, ağıl, çit, ala renk, çukur, yuva" gibi birbirinden farklı manalar yüklenirken, kelimeye fiil olarak "vurmak, hırsızlık etmek, alet çalmak, ısırmak, ilave etmek, kesmek, andırmak, bir şey sürmek, eyüp akman fırlatmak, çekmek" anlamları yüklenmiştir. eyüp akman kelimenin fiil olarak temelde iki farklı anlamı vardır. bunlar, dokunmak ve ilave etmek. diğerleri bu iki fiile yakın anlamlıdırlar. eyüp akman konuyu biraz daha açacak olursak, kelimeye yüklenen anlamlardan vurmak, alet çalmak, ısırmak, kesrnek (hayvanı kesmek), çekmek, hırsızlık etmek (el uzatmak, almak) doğrudan dokunmak (temas etmek) fiiliyle alakalıdır. eyüp akman kelimenin etimolojisini bulmada sözcüğün hem ad hem de fiil olarak kullanılması işimizi biraz daha zorlaştırmaktadır. bildiğimiz kadarıyla bu tür sözcükler (hem ad hem fiil olan) hakkında pek çalışma yapılmamıştır. eyüp akman efrasiyap gemalmaz ise bir sözcüğün hem isim hem de fiil olmaması gerektiği görüşündedir. eyüp akman ona göre sesteş ve aynı zamanda hem isim hem fiil olarak kullanılan kelimeler (tat-, tat; gerek-,gerek vb.) aralarında anlam ilişkisi olmak koşuluyla asil olarak, fiil konumumdadırlar. eyüp akman burada karşımıza bir sorun çıkmaktadır: "çal" kelimesinin kökünü "ça" olarak kabul ettiğimizde bu köke ad mı diyeceğiz fiil mi? tuncer gülensoy adı geçen sözlüğünde "çal" kelimesinin kökünü "ça" olarak kabul etmekte ve bu köke yansıma sözcük demektedir. eyüp akman biz ise bu kökün fiil olduğunu kabul ediyoruz. çünkü "yaygın kanaate göre türkçe bir hareket dilidir, tabii bu da milletin yaşadığı hayat tarzıyla ilgilidir. bu yüzden kök halindeki kelimeler, çoğunlukla hareket ifade eden kelimeler, yani fiillerdir. eyüp akman bu köylerden araç'ın çal köyüne gittik ve bazı incelemelerde bulunduk. köyün coğrafi özellikleri, yukarıda kelimeye yüklenen anlamlar ile aynıdır. yani köy, tamamen taşlık bir alana kurulmuş, kayaların arasına sıkışıp kalmıştır. bu da bize gösteriyor ki eyüp akman atalarımız yer adlarını verirken son derece bilinçli olarak vermektedirler. günümüzde ise bazı yer adlarımız değiştirilmekte, yerlerine manasız isimler verilmektedir. bu konuda duyarlı olmamız, ata mirasına sahip çıkmamız gerekmektedir. franz clemens honoratus hermann brentano “duyusal bir imajla birlikte olmayan genel bir düşünce düşünemeyiz. nasıl ki genel bir önermeyi kanıtlamak isteyen bir matematikçi kuma belirli bir üçgen çizip ve o üçgeni gözlemleyerek genel doğruluğu keşfederse, franz clemens honoratus hermann brentano aynı şekilde bir başkası da, başka bir şeyi tasarladığında, duyusal yetisinde daima uygun bir tasarıma sahiptir. franz clemens honoratus hermann brentano rengi tecrübe etmekle ve bu tecrübenin beraberinde gelen tecrübe, birbirlerinden farklı nesnelere doğru yönelmişlerdir. her yalın yargının kendi nesnesine, iç algısının ya da ikincil bilincinin nesnesi olarak sahip olduğu açıktır franz clemens honoratus hermann brentano ve iç algının her nesnesi, açık bir yargının nesnesi olabilir. eğer bir dağ üzerine düşünüyorsam o zaman açıklıkla yargıda bulunabilirim ki –ve bu yüzden doğrulukla– ben dağ üzerine düşünüyorum. diler ezgi tarhan franz brentano ve edmund husserl’de psikolojizm sorunu diler ezgi tarhan felsefeden ayrılan sosyal bilimlerden biri olarak psikoloji, 19.yy’da çeşitli araştırma enstitüleri ve dernekler bünyesinde kurumsallaşarak kendi bağımsızlığını ilan etmiş ve kendi bilimsel vizyonunu kurmaya çalışmıştır. diler ezgi tarhan ancak psikolojinin uygulama sahasının sosyal alanlardan çok, tıbba yakın olduğu aşikardır. bu nedenle sosyal bilimlerden ziyade doğa bilimlerine yakınlaşan psikoloji, biyolojik bir bilime yakınlaştığı ölçüde bilimsellik kazanacağına inanmıştır. diler ezgi tarhan nitekim bu dönemde birçok kişinin gözünde bilimsel bakımdan meşru kabul edilebilecek tek psikoloji, fizyolojik hatta kimyasal psikoloji olmuştur. diler ezgi tarhan hayvanlar ve insanlar üzerinde yapılan deneyler yoluyla insanın davranış şekilleri ve bu davranışların arka planını oluşturabilecek bilişsel süreçlerin varlığına dair nörolojik bulgular elde eden psikoloji, ruh-bilimcilik olarak biliniyorsa da, diler ezgi tarhan doğrudan ruhu inceleyen bir alan değil, ruhsal yapıların davranışlar üzerinden kavranılmaya ve açıklanmaya çalışıldığı bilimsel etkinliğin adıdır. diler ezgi tarhan psikolojizm akımı, bilmeyi mümkün kılan bütün zihinsel edimleri psişik birer sürece indirgemekte ve felsefedeki epistemolojik sorunların çözümünü bu psişik süreçlerin psikolojik açıdan incelenmesinde bulmaktadır. diler ezgi tarhan locke ilk ve en popüler psikolojist sayılmaktadır. locke’un kitabının geneline yayılmış olan ‘saf öznelliğe yönelim’; psikolojizmin belirgin olarak kitabın geneline nüfuz ettiğini göstermektedir. diler ezgi tarhan psikolojizmin temel argümanları, uzunca bir zaman boyunca, doğrulukları sorgulanmayı gerektirmeyecek kadar aşikar ve tabii hakikatler olarak görülmüştür. diler ezgi tarhan frege’nin psikolojizme karşı eleştirilerinin temel dayanağını, onun, mantık ile düşünsel süreçler arasında hiçbir bağ kurmaması oluşturmaktadır. frege’ye göre mantık, nesnel ve kamusal bir alandır; oysa zihinsel süreçler, öznel ve kişisel süreçlerdir. diler ezgi tarhan her ne kadar bazı noktalarda psikolojizme düştüğü iddia edilse de “bugün hala tipik bir anti-psikolojizm temsilcisi olarak sayılmaya devam eden husserl, mücadele ettiği psikolojizm’i şu noktalarda karakterize etmiştir: diler ezgi tarhan 1 hakikatin genel geçerliliğini insani yapısal determinizme dayandıran ya da bilginin genel geçerliğini yadsıyan herkes, psikolojist olarak adlandırılır. 2 bilhassa onlar, ‘evidenz’i (apaçıklığı) bir sezgi olarak kavrarlar. 3 yargının doğruluğunun, yargının diler ezgi tarhan hakikate uygunluğu olduğunu reddederler. 4 kavrayış yeteneğinin edimlerinde tecrübe edilen ideal nesneleri, ideal anlamları, cümleleri, olguları, ideal birlikleri yadsır, yargıların içeriklerini, pozitif ve negatif olarak verilen ideal birlikler olarak görürler. diler ezgi tarhan husserl ve brentano felsefelerinde psikolojizm sorununu araştıran bu tez, husserl ve brentano felsefelerinin ana hatları ile psikolojizm düşüncesinin kökeni ve içeriği incelendikten sonra her iki filozofun felsefeleri açısından değerlendirilmiş ve tezin diler ezgi tarhan nihayetinde ne brentano ne de husserl’in topyekün bütün felsefeleri uyarınca psikolojist olarak değerlendirilemeyecekleri kanaatine varılmıştır. ancak bununla birlikte brentano ve husserl felsefelerinin psikolojizme düştükleri yahut düştüklerinin diler ezgi tarhan iddia edildiği noktalar irdelenmiş ve aydınlatılmıştır. ülker öktem fenomenoloji ve edmund husserl'de apaçıklık (evidenz) problemi ülker öktem edmund husserl, yirminci yüzyılın ünlü felsefi akımlarından "fenomenoloji" nin kurucusudur. fenomenoloji, bilindiği üzere, özü görüleme yöntemidir. "felsefe, felsefelerden değil, şeylerden, fenomenlerden hareket etmeli; şeylere, fenomenlere ülker öktem dönmelidir" sözüyle ünlenen edmund husserl'in geliştirmiş olduğu bu yöntem, öze ilişkin bilginin olanağını kabul etmeyen ondokuzuncu yüzyıl felsefesine tepki olarak doğmuştur. ülker öktem husserl'e göre, bir öz ontolojisi olan fenomenoloji, bütün bilimlerin temelinde yer alır. ülker öktem fenomenoloji, 'özü görüleme yöntemi' olmakla birlikte, bu yöntemle, aynı zamanda 'fenomen' in ne olduğu ve nasıl kavranabileceği de sorgulanır ve incelenir. ülker öktem sonuç olarak, çağımız filozofu husserl'in, tıpkı ilkçağın büyük filozofu platon gibi, kalıcı, değişmeyen, kendi kendisiyle aynı kalan hakikatin varlığına inandığını, ancak, bu hakikate, platon'dan farklı olarak, fenomenlerden giderek, duyusal algılama aktı ülker öktem sayesinde ulaşılacağı tezini savunduğunu ve asıl yapmak istediği şeyin, platon ve kant felsefelerine dayanmakla birlikte, bu felsefeleri, bulutlardan aşağıya indirmek olduğunu söyleyebiliriz. ilyas altuner descartes felsefesinde kuşkudan bilgiye geçiş ve zihnin kendini kavrayışı edmund gustav albrecht husserl anlamanın zorunlu kullanımı yine de anlamanın bir kullanımıdır ve anlamanın kendisiyle birlikte psikolojiye aittir. olması gerektiği gibi düşünme olduğu gibi düşünmenin sadece özel bir biçimidir. psikoloji kesinlikle düşünmenin doğal yasalarını, edmund gustav albrecht husserl doğru ya da yanlış tüm yargılar için geçerli olan yasaları araştırmalıdır. bununla beraber ne tür olursa olsun tüm yargılara en kuşatıcı genellikle uygulandığı haliyle böylesi yasalar sanki sadece psikolojikmiş gibi bu önermeyi yorumlamak saçma edmund gustav albrecht husserl olur. oysa yargının özel yasaları, doğru yargının yasaları gibi, onun kapsamı dışında kalır. imran aslan 1990 sonrası türk sinemasında film dilinin kullanımı hâşim hüsrevşâhî kola mı? fare ezmesi, böcek özü! afiyet olsun! ethem öztürk evet müslümanların oruç zamanı coca kola ilen açmaları asla doğru değildir. tutukları oruç kabul olunmaz çünkü coca kolanın içerisinde her şey bulunmaktadır. izzet güllü birçok insanda analitik düşünme eğilimi ve kapasitesi olmadığı gibi, son derece düz işleyen son derece sığ bir düşünce işleyişi de söz konusu. bence bu toprakların en büyük handikaplarından en önemli yumuşak karınlarından 1 tanesi de bu. esra egüz priştineli begzâde nûrî divanı ve divan’daki şifreli yazılar etimolojiturkce / etimoloji türkçe arapça slḥ kökünden gelen silāḥ سلاح "silah" sözcüğünden alıntıdır.(not: arapça sözcük ibranice şelāχ שלח "a.a.,özellikle mızrak gibi fırlatılan silah"sözcüğü ile eş kökenlidir. bu sözcük ibranice şlχ שלח "gönderme" kökünden türetilmiştir.) işaya sana karşı yapılan hiç bir silâh işe yaramıyacak; ve hükümde sana karşı kalkan her dili suçlu çıkaracaksın. rab kullarının mirası budur, ve onların salâhı bendendir, rab diyor. nebi bozkurt silâh (çoğulu esliha) kelimesi genel olarak bütün savaş aletlerini ifade etmekle birlikte ilk dönemlerde en fazla tanınan türler olduğundan daha çok kılıç, ok ve mızrak için kullanılmıştır. nebi bozkurt insanın icat ettiği ilk alet olan silâhın bilinen en eski örneği yontma taş döneminin başlarına kadar giden el baltasıdır. nebi bozkurt bu silâh, avuç içine oturması ve vurulduğu yeri daha fazla tahrip etmesi için kabaca biçimlendirilerek alt tarafı hafifçe sivriltilen armudî bir çakmak taşı veya volkan camı parçasından ibarettir; daha sonra yassı şekilde yontulup sırımla bir sopaya bağlanmak nebi bozkurt suretiyle kullanılmıştır. mağara resimlerinden balta ve bıçak benzeri ilk taş aletlerin yanı sıra ilk mızrak ve ok-yayın da yine aynı dönemde -taş uçlu olarak- icat edildiği anlaşılmaktadır. nebi bozkurt kitâb-ı mukaddes’te demir silâhla öldürmekten söz edilmekte, genel olarak silâh, özel olarak kılıç ve ok-yay çokça geçmektedir. salim aydüz osmanlılar’da. harp aleti olarak osmanlılar kesici ve delici tabir edilen muhtelif silâhlar kullanmışlardır. salim aydüz özellikle xıv. yüzyılda klasik silâh teknolojisinde meydana gelen değişim ve ateşli silâhların ortaya çıkışı osmanlılar tarafından yakından takip edilmiş, bu yeni tür silâhlar hiçbir dinî ve örfî endişe olmaksızın benimsenmiştir. salim aydüz ateşli silâhlardaki gelişime rağmen eski kesici ve delici silâh türleri xvıı. yüzyılın sonlarına kadar önemlerini yitirmemiş, xvııı. yüzyılın başlarından itibaren yerini tamamıyla ateşli silâhlara terketmeye başlamıştır. gábor ágoston ateşli silâhların osmanlılar tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak bilinmemektedir. gábor ágoston avrupa’da ve osmanlılar’da görülen ilk toplar dövme demirden yapılmış olup ayrılabilen barut haznesine sahipti ve arkadan doldurulmaktaydı. gábor ágoston kanon sınıfından büyük osmanlı muhasara topları arasında şayka, balyemez ve bacaluşka özellikle öne çıkmaktadır. gábor ágoston osmanlı kaynaklarında şakaloz, şakloz, şakolos, şakalos, şakulos, şakulus, sakolos, sakalos, çakaloz, çakalos, çakanoz diye anılan silâhların ismi “kanca tüfek” mânasına gelen macarca “szakállas” kelimesinden gelmektedir. gábor ágoston osmanlı ve avrupa toplarını mukayese eden batılı tarihçilerin osmanlı topçuluğunun esasta hantal ve ağır dev toplardan oluştuğunu, gábor ágoston dolayısıyla osmanlı top teknolojisinin daha küçük ve hareketli topları imal edebilen avrupa top teknolojisinden geride kaldığını ileri sürmeleri hatalıdır. şerafettin turan sözlükte “silâh taşıyan” mânasında farsça bir kelime olan silâhdâr, büyük selçuklu devleti’nden itibaren bazı türk-islâm devletlerinde askerî ve idarî bir görevi ifade etmek için kullanılmıştır. şerafettin turan silâhdarların osmanlılar’a gelinceye kadar daha çok sultanların silâhlarını taşıma göreviyle sınırlı olan askerî mükellefiyetleri zamanla idarî bir mahiyet alarak büyük önem kazanmıştır. şerafettin turan selçuklular’da devlete ait silâhların ve askerî malzemelerin muhafaza edildiği bir yer olan zerdhâneyi (zırhhâne) kendisine bağlı, pek çoğu türk asıllı kişilerden oluşan “gulâmân-ı silâhdârân” adındaki özel bir grup vasıtasıyla korumaktan sorumlu tutulan şerafettin turan ve silâhî ismiyle de anılan silâhdarlar sarayın dâimî hizmetlileri arasında yer alır. bu grubun başında olan kişi emîr-i silâh unvanını taşımakta olup merasim zamanlarında tahtın yanında bulunur ve geçitlerde sultanın silâhını taşır. şerafettin turan nizâmülmülk’ün siyâsetnâme’sinde silâhdar sarayın en güvenilir görevlisi diye tanımlanır. şerafettin turan osmanlılar’da silâhdarlığın yıldırım bayezid döneminde ortaya çıktığı kabul edilir. osmanlı uygulamasında silâhdarlık, bir saray kurumu olmanın yanı sıra devlet adamlarının maiyetlerinden bir kısmıyla kapıkulu bölüklerinden birinin adıdır. şerafettin turan silâhdarlık makamında bulunan kişiye silâhdar ağa veya silâhdâr-ı şehriyârî denilir. şerafettin turan padişaha ait bütün silâhların muhafazasıyla yükümlü tutulan silâhdar ağa merasimlere başında kırmızı kadifeli ve zülüflü üsküf, üzerinde hazine malı olan incili ağır bir kaftan, beline çifte paftalı, gayet pahalı som mücevherli kemer şerafettin turan ve altın köstekli som murassa‘ ve değerli bıçak takarak at üstünde katılır, hükümdarın seyf-i selîmî adı verilen kılıcını sol omzuna, alaylarda ise sağ omzuna alarak hünkârın sağ gerisinde yürür. şerafettin turan sabah namazından yatsı namazının sonrasına kadar günün tamamını padişahla birlikte geçiren silâhdarlar yeni uygulamayla birlikte padişahla yapılacak her türlü yazışmayla ilgilenmiştir. şerafettin turan silâhdar ağaların makamın artan önemine paralel olarak görev çeşitleri de fazlalaştığından maiyetlerindeki hizmetlilerin sayısı arttırılmış ve toplam otuz dördü bulmuştur. şerafettin turan silâhdar ağanın arması kılıçtı. silâhdarlık görevine tayin edilen kişilere başta acemilik adıyla bir miktar para verilirdi. xvı. yüzyılın başlarında 20 akçe ulûfe alan silâhdarların yevmiyeleri zamanla artmış ve xvıı. yüzyıl ortalarında 40 akçeye, xvııı. yüzyılda şerafettin turan 60 akçeye çıkmış, daha da artan önemine uygun biçimde xvııı. yüzyıl başlarında 300 akçe ile emekliye sevkedilmişlerdir. ayrıca kendilerine câme-i hâssa ismiyle senede dört kat elbiselik kumaş verilirdi. ulûfeleri dışında has gelirleri de vardı. şerafettin turan padişahın yanında bir hassa bölüğü durumunda olan silâhdarların başlıca görevleri alaylarda ve cuma selâmlıklarında padişahın solunda yürümek, savaş sırasında ana merkezde saltanat sancağının sol tarafında yer almak, yürüyüşlerde yahut padişahın iştirak şerafettin turan ettiği seferlerde onun geçeceği yolları açmak, köprüler yaptırmak ve tuğların dikilmesi için yolun iki tarafına sancak tepesi denilen tümsekler hazırlatmaktı. bu tümsekler sefere serdar olarak sadrazamın katılması durumunda sadece yolun sol tarafına yapılırdı. umut vakfı türk ceza kanunu’na göre silah tanımı türkiye atıcılık ve avcılık federasyonu havalı tabanca/tüfek minikler kategorisinde kullanılabilecek olan silah destek modeli özgür özuğur , m. kemal leblebicioğlu akustik algılayıcı ağının optimizasyonu ile ateşli silah konumunun tespit edilmesi m. şaşmaz istiklal savaşı gazilerinden general ragıp turgay'ın istanbul'dan silah kaçırılması ve anadolu'ya geçişi ile ilgili hatıraları metin ünver teknolojik gelişmeler ışığında osmanlı-amerikan silah ticaretinin ilk dönemi zeynep iskefiyeli bağımsız ermenistan yolunda vazgeçilmez bir unsur olarak silahlanma (1890-1895) serdar öztürk eşkiyalar, kabadayılar, külhanbeyiler ve silah toplama merve işeri nepesov , meltem ayata dinleyici , ömer kılıç oyuncak silah mermisiyle oluşan künt travmaya sekonder yumuşak doku apsesi; olgu sunumu hümanist büro savaş istemiyoruz! çocukları öldürmenizi istemiyoruz! + silahlı çatışmanın sürdüğü illerde çocukların durumu raporu bahattin aydoğdu , mehmet özgür kuzdan , süleyman çelebi , seyithan özaydın , serdar sander çocukların tehlikeli oyuncağı: havalı silah ile bir yaralanma olgusu muhammet can , albert çakar , abdurrahim gözen , tülin türközü ortopedi kliniğinde tedavi edilen çocuk ateşli silah yaralanmaları ümmühan elçin ertuğrul silahlı çatışmadan kaçanların (yerinden edilenlerin) uluslararası hukukta korunması mehmet beşirli ıı. abdülhamid döneminde osmanlı ordusunda alman silahları erdem sarıkaya bağdatlı rûhî divanı’nda osmanlı savaş kültürüne ait kavramlar özge öztekin türk kültürünün geleneksel sporlarından biri olan tüfek atıcılığının xvııı. yüzyıl divan şiirine yansımaları nadir ilhan , mustafa şenel dîvânu lugat’it türk’e göre av, avcılık ve hayvancılıkla ilgili kelimeler ve kavram alanları gülçin tanrıbuyurdu klâsik türk şiirinde “kılıç duası” mihrican çolak türkçenin söz varlığında “kılıç” halit çil hz. ömer döneminde ordunun silahları ve lojistiği özel güvenlik dairesi başkanlığı silah bulundurma ruhsatı için istenecek belgeler sara cangirova karabağ’ın silah ustaları nelson rolihlahla mandela dünyayı değiştirmek için kullanabileceğiniz en güçlü silah eğitimdir. oğuz polat , evin güldoğan çocuk askerler: psikolojik, sosyal ve fiziksel sorunlar attilâ hamdi ilhan ayaküstü birer bafra içtiler gece garın saati belâ çiçeği şimdiden bir yalnızlık içindeydiler karanlık gelmişi geleceği birdenbire sapsarı kesildiler vagonlar usul usul kımıldıyordu nazlı karadoğan uzatsak ellerimizi uçacaktı bir şeytan çiçeği gibi rüzgâra kapılıp, -asla hatırlanmayacak şeyler için hiç unutulmayacak hatalar yaptık şaban aktaş ben bir insan çiçeğiyim al eline kokla beni sabah erken gün doğarken ufuklardan topla beni! + yönümden yönün döndürme sev ama beni öldürme sen ol yüzümü güldüren gül yüzünle kokla beni! euripides tüm akıl ve hayat sahibi yaratıklar arasında biz kadınlar en zavallılarız ilk olarak iyi bir fiyata koca, hatta bedenimize bir efendi satın almalıyız …her şey iyi gider kocamız da hayatı bizimle paylaşırsa ve boyunduruğunda da şiddet yoksa euripides kıskanılacak bir hayattır bu. öteki türlü ise ölelim daha iyi. bir erkek evde olanlardan sıkılınca, gider kalbinin yorgunluğundan kurtulur, fakat bizim bakmamız gereken bir adam vardır yalnızca onlar cephede ölümle yüz yüzeyken euripides bizim evimizde tehlikesiz bir hayat sürdüğümüzü söylerler ne kadar da yanılıyorlar. ben bir çocuk doğurmaktansa üç kez savaş meydanlarında olmayı yeğlerim. tuğba aygan troyalı kadınlar ve lysistrata’da savaşın kadınları tuğba aygan erkeklerin savaş ve kahramanlık anlayışının aksine kadınlar için savaş genellikle kayıp, üzüntü ve acı çekmekle ilişkilidir. gerçek hayatta olduğu gibi dönemin oyunlarında da kadın açısından savaş tecavüz, katledilen çocuklar, kölelik ve sonsuz acı çekmek demektir. tuğba aygan bu sebepten ağıt bir yandan hayatta kalanların durumunun vahametini gösterirken bir yandan da savaşlara bir nevi lanet okumadır. savaşta eşlerini, çocuklarını kaybeden, esir düşen kadınların durumu o kadar içler acısıdır ki savaşta ölen erkekler ve köle olarak alınmak tuğba aygan yerine öldürülen kadınlar savaş sonrası sıkıntılardan kurtuldukları için onlardan daha şanslıdır, bu yüzden hayatta kalanlara kıyasla kıskanılacak durumdadırlar. tuğba aygan dönemin hâkim kanısına göre savaş erkeğe özgüdür, ataerkil düzenin uzlaşmaz tavrının ve üstünlük çabasının sonucudur. bu sebeple savaş her zaman erkeklerin savaşıdır. kadının savaşta yeri yoktur, yalnızca savaş süresince ve sonrasında katlanması gerekenler, üstlenmek tuğba aygan zorunda olduğu görevler vardır. aristophanes savaş karşıtı oyununu, erkeğin karşıtı olan kadınla kurgulayarak bu düzeni tersyüz ederken sanatta demokrasinin ilk büyük sözcülerinden biri olarak adını tiyatro tarihine silinmez harflerle kazır. coşkun taştan , aslıhan küçüker yıldız dünyada ve türkiye’de kadın cinayetleri 2016-2017-2018 verileri ve analizler philips alet çantanız için yeni bir oyuncak konu oyuncaklarımıza geldiğinde bir erkek olarak ne istediğimizi biliriz. arabalarımız az benzin yakan, ortalama bir yarış arabası olmalı. kol saatlerimiz köpekbalığı dalışlarına philips dayanıklı, su geçirmez saatler olmalı. tabletlerimiz ise incecik boyutta, her zaman yeni kalan özelliklerle donatılmış, diğer erkekleri kıskandıracak kılıflara sahip olmalı. peki ya saç kesme makinelerimiz! oğuzhan uğur kumar haramdır tövbe hayat kumardır öyleyse hayat bize haramdır ilham behlül pektaş ben hayat kumarında kırık bir pul gibiyim kaderim kötü bir zar seni nasıl yeneyim aşkın kanlı bir bıçak pusu kurmuş köşede aşkın kanlı bir bıçak beni bekler köşede kaybettim gençliğimi hergün başka şişede sabahattin ali hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır. ben onu kaybettim.... tess gerritsen hayat bir kumardır, özellikle aşk... oynadığım son kumarda kaybettim. peki şimdi neyin üzerine kumar oynuyorum? aramızdaki problemleri düzeltmek üzere mi yoksa kalbimin yeniden kırılması üzerine mi? tuncay kalafat kontrole getirdim kabızlık için. doktor ultrason istedi. sonuçları doktora getirdik. baktı ve temiz dedi ama ilacını değiştireceğini söyledi. başka bir ilaç verdi. eczaneye gittik. ilaç oraya da başka bir yerden saat 18.00 gibi geldi. biz saat 21.00 sıralarında tuncay kalafat kullandık. sabaha çocuk halsiz olarak uyandı. halsizlik yapar dediler. biz eczaneyi aradık. ‘bu ilaç böyle tedavisini gösterir’ dediler. bir ölçek verdik ilacı onların verdiği talimatına göre. çocuğun akşam dışkısından kan geldi. gece oldu. saat 04.00’te altını tuncay kalafat değiştirdi annesi. sabah baktığımızda maalesef kaybettik. savcıya gerekli ifadeyi verdik. gerekeni yapacaklarını söyledi. tâceddîn ibrâhîm bin hızîr / ahmedî oldı vâcib tedârük-i mâ-fât ki cihân cümle toludur âfât hüseyin pedram / hüseyin dâniş batı’da alfred de musset, paul verlaine ve daha birçok şairin ve yazarın kötü sonu iddiamıza kuvvetli bir delil ve manidar bir misal olabilir. bu zavallı adamlar, işret iptilasından yakalarını kurtaramadılar; sersem ve bunamış olarak bu dünyadan hüseyin pedram / hüseyin dâniş erken göçtüler. yani ayyaşlık uğrunda kurban gittiler. hâlbuki ömer hayyâm, kuşkusuz hayli müddet yaşamış, yetmiş yaşını aştığını rubâîsinde kendisi söylemiş ve kendi istiğna âleminde arızasız bir bilgin hayatı geçirmiştir. ibrâhîm / dertli eriktendir bunun dalı venedik’ten gelir teli hey allah’ın sersem kulu şeytan bunun neresinde ayşe havutcu mukayeseli hukuktaki gelişmeler ışığında türk medeni kanunu açısından zorla evlenme probleminin değerlendirmesi h. mehmet günay islam hukukunda hükümsüzlük teorisi ve şüphe doktrini baglamında evlenme engelleri (hanefi mezhebi özelinde bir inceleme) arvin d. eballo evlilik öncesi bir durum olarak nişanlanma: filipinler bulacan bölgesindeki hagonoy, paombong ve malolos halklarının kültür ve inançlarını zenginleştirmek eldar hasanov yahudî hukukunda evlilik engelleri asife ünal hıristiyanlıkta evlilik anlayışı ve evlenme törenleri h.ibrahim acar mehrin islam hukuku açısından değerlendirilmesi h. ibrahim acar evlenme engeli olarak din farkı nihat dalgın islam hukuku açlslndan müslüman bayanln ehl-i kitap erkekle evliligi bahattin aras roma hukukunda evlenme ve boşanma (divortium) özlem tüzüner türk ve islâm hukuku bakış açısından evlenmenin hukukî niteliği hakkında bir inceleme carmen r. alviar evlilik: tatlı mı, acı mı? görkem akgöz mutsuz evlilikten tehlikeli flörte: feminizm, neoliberalizm ve toplumsal hareketler çağlar özbek madonna’nın feminizmi: postmodern bir kimlik sorunsalı özlem aslan , zeynep gambetti fraser ve feminizm: söylem kimin söylemi, tarih kimin tarihi? nancy fraser - çev : gizem kurtsoy feminizm, kapitalizm ve tarihin oyunu serpil sancar türkiye’de feminizmin siyasal bilimlere etkisi erkan dikici feminizmin üç ana akımı: liberal, marxist ve radikal feminizm teorileri aliye yılmaz kanıksanan eşitsizlik ve anlamından saptırılan feminizm sema buz feminist sosyal hizmet uygulaması metin meriç feminizme mali bakış (cinsiyete duyarlı bütçeler) ajda baştan feminizm ve ingiliz feminist tiyatro yeliz selvi feminist teori ve sanat üzerinde derrida etkisi: yapıbozum nurten kara feminizm(ler)in toplumsal hareket olarak medyada yansıma(ma)sı evrim alataş ora'nın kadınları cihan aktaş feminizmin beyaz batılı kadın seçkinciliği mahan doğrusöz freudcu kuramdaki penis kıskançlığı olgusu ve psikanalitik feminist perspektiften eleştirisi + her kız çocuğu penisi kıskanır mı? + cinsler arasındaki imrenme tek yönlü mü? + penis kıskançlığının kültürel düzeydeki temsili: kadınlar aslında neyi kıskanmaktadır? mahan doğrusöz penis kıskançlığı kültürler arası bir olgu mudur? + penis kıskançlığının kadın gelişimi açısından taşıdığı önem nedir? penis kıskançlığını kapsamayan doyumlu bir kadınsı gelişim modeli mümkün müdür? duygu alptekin üçüncü dünya ülkelerinde kadın hakları bağlamında feminizm heinrich böll stiftung derneği türkiye temsilciliği duvarları yıkmak, köprüleri kurmak yeni küresel feminizmin yükselişi ve imkânları inci özkan kerestecioğlu feminizmin miliyetçilikle imtihanı didem şerbetci postkolonyal feminizm bağlamında “küresel kız kardeşlik” kavramının incelenmesi: hindistan örneği meltem ince yenilmez , mehmet hulusi demir en çok ve en az kazandıran meslekler analizi: türkiye örneği nupasworld / nur palak şenay ya bu nasıl şizofren bi düşünce, bende geçen annem için canım sıkındı , intihar eden adamın gülümsemesini modum diye paylaştım. şimdi ben intihara meyilli mi oluyorum. nupasworld / nur palak şenay acının ne denli olduğunu aktarmak için bazdn bazı görseller, müzikler paylaşılması intihara meyil mi demek! nupasworld / nur palak şenay herşeye tepkili olmak kafaya takmak herşeye muhakkak bir yorumunuz olması hiçbir şeyi beğenmemek sizi yormuyor mu.. nupasworld / nur palak şenay ne güzel gülerdik biz.. nupasworld / nur palak şenay kötüyüz.. ah kanser.. öyle bir illet ki, bir gecede dünyanızı değiştiriyor.. nupasworld / nur palak şenay hayat çok acımasız. çaresizlik çok zor. pelin soylu ‏baba delirdi diyelim, evladını kaybettiği için olabilir mi? ya da sizin çözmeyip üzerini örttüğünüz cinayet babayı bu hale sokmuş olabilir mi? düşündünüz mü hiç? her iki durumda da sorumlulu olduğunuzun farkında mısınız? takipçisiyiz! pelin soylu 5 yaşındaki çocuğa da bir kılıf buldunuz ya, valla pes! sen o suçlunun çocuğu alıp annesine götürmemesini, üzerine istismarda bulunmasını değil de bunu sorguluyorsan iki şeyde sıkıntı var demektir; 1 zihniyetinde, 2 senin zihniyetinle dolmuş o sokaklarda. pelin soylu diyanet işleri başkanı "kuran okumayan çocuklar şeytanlarla beraberdir" diyor; adı her neyse sözde profesör bir adam "kızlar edepli olsun, tesettüre girsin" diyor. peki bu kuran okuyup şeytan olan imamları ve benzerlerini ne yapmak lazım varmı bir öneriniz? berrin yanıkkaya boğularak ölen küçük çocuğun acısını babasıyla ağabeyi en çaresiz anlarında duyarken anneden bu bile esirgenmiş! berrin yanıkkaya (nuri bilge ceylan, cannes film festivalindeki basın toplantısında bu sahneyi çektiğini ama kurguda fazla bulup attığını söyledi. annenin evlat acısı fazla gelmiş.) (taşçıyan, 2008) berrin yanıkkaya yönetmenin “fazla” bulduğu için kurguda attığını belirttiği sahnelerin, hikâyenin tümüne yayılan anlamı değiştirdiğini, kadının olay örgüsü içindeki yerinin ve kadına yüklenen rollerin karşılığının farklılaştığını yinelemeye gerek bile yok sanırım. berrin yanıkkaya babanın ya da oğlun değil de annenin ölen çocuğunun hayaletini gördüğü sahnelerin kurguda atılmış olmasının rastlantısal olduğunu düşünmek safdillik olur şüphesiz. berrin yanıkkaya ancak bu bilginin ışığında, “gerektiğinde” ilk gözden çıkarılanın kadın ve kadının deneyimleri olduğunu da not etmek gerekir. berrin yanıkkaya son olarak bir çakıl taşı olan hacer’in -kanımca ayşe, hatice gibi başka bir isim de olabilirdi- karşısında peygamber sabnnı çağrıştıran ismiyle eyüp dururken, ikisi arasındaki ilişkide film zaten en başından itibaren taraftır ve izleyiciyi de filmi buradan berrin yanıkkaya okuması için yanına çağınr. hacer’in cinselliğini farklı bir şekilde “keşfettiği” andan itibaren giyimi değişmiş, tırnaklarına kırmızı ojeler sürülmüş, göğüs dekoltesi açılmış, erotik gecelikler edinmiştir. berrin yanıkkaya ilişki bittiğinde ojelerini siler ağlayarak, cinselliğinden ve tutkusundan vazgeçtiğinin işareti olarak. bütün bu klişeler de filmde bu karakterin ne kadar derinliksiz çizildiğinin başka bir göstergesidir. kadındır ve kötüdür, bu kadar işte. ferdi güzel türkçede birbirinden farklı iki dalyan kelimesi bulunmaktadır. bazı çalışmalarda farklı kaynaklardan gelen dalyan kelimelerinin aynı kelimeymiş gibi birlikte ele alınıp değerlendirildiği görülmektedir. ferdi güzel kaynağı farklı olan dalyan kelimelerini ayrı maddeler halinde ele alan yazarlar, bu kelimelerin kökeni hakkında aynı görüşü paylaşmışlardır. ferdi güzel bu yazarlara göre “balık avlamak için kurulan tuzak” anlamına gelen dalyan rumca, “uzun boylu, boylu boslu” anlamındaki dalyan ise italyancadır. ferdi güzel misalli büyük türkçe sözlük‟te kelime için “kökü kesin olarak belli değildir. italyanca veya yunancadan geldiği ileri sürülmüştür.” denmektedir. eren‟e göre kelimenin kökeni kesin bir biçimde belli değildir ancak kelimenin kök bakımından türkçe olmadığı açıktır. ferdi güzel tietze, kelimeyi osmanlı türkçesinde “bir çeşit uzun tüfek” anlamını taşıyan dalyan kelimesine bağlamış, bu kelimenin de italyan (< italian) kelimesinden geldiğini iddia etmiştir: italyan > talyan > dalyan.

ferdi güzel
tietze, burada güzel vücutlu insanın silaha benzetildiğini savunmuş, benzer bir anlam değişiminin filinta kelimesinde de görüldüğünü iddia etmiştir.

ferdi güzel
gülensoy, kelimeyi “ < *tal ( > dal) +yan” biçiminde çözümlemiş, fakat anlaşıldığı kadarıyla kelimeyi dlt‟deki taylaŋ biçimine bağlamış, maddenin sonundaki notta “orta türkçedeki taylaŋ sözünün kökeni tay „genç, zayıf, ince‟ olmalıdır.” demiştir.

ferdi güzel
dalyan‟ı, italyan kelimesine bağlamak dayanaksız bir yaklaşımdır. bu görüşü savunan bilim adamlarının kelimenin başındaki ünlü düşmesini açıklamaları, aynı ses olayının alıntı başka kelimelerde ne şekilde görüldüğünü ortaya koymaları gerekir.

ferdi güzel
sözlüklerde farklı kaynaklardan gelen dalyan kelimeleri, farklı madde başlarında ele alınmalı, “uzun boylu, boylu boslu” anlamına gelen dalyan kelimesinin kökeninin türkçe olduğu belirtilmelidir.

vefa taşdelen
türkçede
şiirin yüklemi
sorunu

vefa taşdelen
özet
dede korkut hikâyeleri, divanü ligat-it-türk, yûnus emre dȋvanı gibi, türkçenin klasik eserlerinde şiir konusunda başlıca üç yüklem kendini gösterir. bunlardan biri “söylemek” (soylamak), diğerleri ise “dizmek” (tizmek) ve “düzmek” (tüzmek) yüklemleridir.

vefa taşdelen
“bir inşa biçimi olarak şiir”de sanat olma bilinci vardır. şair, “eser veren kişi” olarak şiirinin mimarı ve öznesi konumundadır.

vefa taşdelen
şair, şiir anlayışıyla niçin o şekilde yazdığı sorusunu cevaplar, şiirinin öznesi olarak ortaya koyduğu sanatla gelecek zamana yönelmek ister. sadece kendi zamanı için değil, gelecek zamanlar için de yazar.

vefa taşdelen
söz geleceğe ancak ezberleme şeklinde ulaşabilir. bu da zaman içinde değişmelere ve unutulmalara neden olur. “söyleme biçimi olarak şiir”de şair bir şiir anlayışı üzerinde durmaz, niçin öyle söylediğini açıklamaz.

vefa taşdelen
“söyleme” geleneği halk şiirinde yaşasa da, günümüz şiirinin daha çok “inşa şiir”in poetikasından pay aldığı söylenebilir.

muhammed bin abdullâh
ilim çin’de de olsa gidip alınız.

? / anonim / atasözü
çok yaşayan (okuyan) bilmez, çok gezen bilir
+
çok gezen, çok yer gören çok şey öğrenir; çok yaşayan, çok okuyan onun bildiklerini bilemez.

ilhan kutluer
felek
arapça’da “kirmen ağırşağı (yün iği başı); kadın göğsü; düz arazi üzerindeki kubbe şeklinde tepe, höyük; mehter takımının çalgı aletlerinden yarım küre şeklindeki zil” gibi yuvarlak ve bombeli nesnelere verilen felek, felke ve filke adlarının aslı, sumerce

ilhan kutluer
bala(g) (yuvarlak olmak; kendi etrafında dönmek) kökünden türetilen akkadca pilakku (kirmen, iğ) kelimesidir. felek (çoğulu eflâk) bir astronomi terimi olarak “yıldızların döndüğü yer” anlamını taşımakta, aynı zamanda denizde oluşan girdap da bu adla anılmaktadır.

ilhan kutluer
islâm astronomları güneşle ay dahil yedi gezegenin hareketini açıklamak üzere iç içe geçmiş yedi saydam halka tasavvur etmişler ve her halkaya birer gezegenin bindirildiği, felek denilen bu halkaların allah’ın izniyle döndüğü fikrini benimsemişlerdir.

ilhan kutluer
sistem, burçlar feleği ve nihayet yıldızsız atlas feleğiyle tamamlanmaktadır. bugünün astronomisinde “gökküre” anlamıyla kullanılan grekçe sfaira (sphere) kelimesi de dönme mefhumunu ihtiva etmektedir ve felekle aynı semantiğe sahiptir. müslüman gökbilimcilerinden

ilhan kutluer
bîrûnî daire ve felek kelimelerinin eş anlamlı olduğunu, ancak felek kelimesinin daha ziyade hareket halindeki bir daireyi göstermek üzere küre yerine kullanıldığını belirtmiştir.

cemal kurnaz
felek
gök, gökkubbe ve gökyüzünü ifade eden bu kelime divan şiirinde aynı zamanda çarh, âsuman, sipihr, gerdûn, feza ve sema kelimelerini de karşılar ve çok defa bu kelimelerin yerine kullanılır.

cemal kurnaz
özellikle çarh kelimesiyle eş anlamlı olup biri diğerinin yerini tutar. felek de çarh gibi geniş ve mecazi olarak dehr, dünya, devran, âlem, talih, baht, kader anlamlarını içine alır. bu mecazi mânaları ile genellikle tevriyeli bir şekilde kullanılır.

mustafa öztürk
yıldızların insanın talihine tesir ettiği inancına bağlı olarak onların yerlerini değiştirip duran felek her türlü kötülüğün ve uğursuzluğun sebebi sayılmış ve devamlı olarak ondan şikâyet edilmiştir. böylece felek “kader” manasını almaktadır.

hüseyin güftâ
âşık: divan şiiri geleneğinin seven kişisidir; vuslat uğrunda sevgilinin her türlü cefasına tahammül eden, felek, zaman, baht ve ağyârın eziyetlerine göğüs geren bir dert ehlidir.

osman ünlü
şair burada çarh/felek/kaderin dış görünüşüyle iyiyi ve iyiliği çağrıştırsa bile gerçekte mutlak kötülüğünü vurgulamak için mum külahını kullanmıştır.

hâkânî
sen gafilsin, öldürücü felek senin rakibindir . akıllı uyumuş, dîvâne köpek bekçi olmuş.

derya örs
nâsır-i husrev’in
şiirlerinde
felekten şikayet
teması

derya örs
iran edebiyatında şairler tarafından “felek” kelimesine yüklenen çeşitli anlamlarla oluşturulmuş yüzlerce terkip, teşbih, kinaye ve istiare bulunmaktadır ; bu terkiplerin ve mazmunların büyük kısmı iran edebiyatı yoluyla divan edebiyatımıza da girmiştir.

derya örs
nâsır-i husrev, bir yandan dünyanın geçiciliğinden, değersizliğinden, insanın yaşadığı anın değerini bilmesi gerektiğinden söz ederek öğütler verirken, bir yandan da yaklaşık 10000 beyit tutan divanı’nın hatırı sayılır büyüklükte bir bölümünde çektiği sıkıntıları,

derya örs
acıları, umutsuzlukları, kırgınlıkları dile getirmekten kendini alamaz; bütün bu şikayetterin tek kaynağı ve sebebi vardır: felek.

derya örs
şairin başına gelen her türlü ınusibetin kaynağı felektir. felek zalim, gaddar, acımasız, şefkatsizdir. değirmen gibi dönmekte, insanları un gibi öğütüp durmakta, halden hale koymaktadır.

derya örs
“felek” kelime anlamıyla gök demektir. eskilerin (hükema) inancına göre dünya evrenin merkezidir. dünyadan sonra yeri kuşatan yedi gökte sırasıyla “ay, utarit, zühre, güneş, mirrih, müşteri ve zühal” gezegenleri, bu yedi göğün üstünde yıldız kümelerinden oluşan burçlar

derya örs
göğü, onun da üzerinde atlas göğü vardır. hepsi birden dokuz kat halinde gökleri yani felekleri (eflak) oluşturur. bütün bu gökler dünyanın etrafında dönerler ve göklerde bulunan her bir yıldızın dünya üzerinde olumlu veya olumsuz bir takım etkileri olduğuna inanılır.

derya örs
görünen odur ki şair (ya da şairler) felekten şikayet ederken -açıkça zikretmemekle birlikte- gerçekte onun arkasında gizli bulunan mutlak irade sahibinden, yani tanrı’dan, o’nun yaratışından, adaletinden, evrene koyduğu sistemden, evrendeki oluş ve bozuluş

derya örs
(kevn ü fesad) düzeninden, kaza ve kaderden, dünya hayatının zorluklarından, ölümden vs. şikayet etmektedirler. bu şikayet ediş zaman zaman, yaratışında ve fiilierinde sebeb-i hikmeti, yani nedenleri ve sonuçları bir türlü çözülemeyen pek çok olgu

derya örs
bulunan bu mutlak ilahi iradeye gönül koyma, yani daha açık bir ifadeyle tanrı’dan yine tanrı’ya yakınma şeklinde olabildiği gibi, bazen de bir tür cebriliğe veya kulların başına gelen her şeyde tanrı’yı suçlamaya dek gidebilmektedir.

derya örs
felekten ve onun yapıp ettiklerinden şikayet, başına gelenler karşısında kendi iradesinin hangi noktada başlayıp hangi noktada bittiğini çözmekten ve algılamaktan aciz kalan insanın, tanrı’ya doğrudan söyleyemediği sözlerin kılıfı olmuştur adeta.

derya örs
çünkü bu tür şikayetlerin doğrudan dile getirilmesi, söyleyenin neyi kastettiği doğru olarak anlaşılınadığı sürece, dinin zahiri emirleri ve yasakları da dikkate alındığında, yanlış anlamalara, dolayısıyla yanlış çıkarırnlara ve yanlış sonuçlara yol açacaktır.

derya örs
tasavvufi metinler arasında örnekleri çokça görülen şathiyelere, ya da “ukala-i mecan’in”in tanrı hakkında dile getirdikleri insanı dehşete ve hayrete düşüren sözlerine, sırf bir vecit ve şuursuzluk halinde söylendiği kabul edildiği için gösterilen hoşgörünün, tanrı’ya

derya örs
doğrudan doğruya serzenişte bulunan bir insana gösterilmediği ve derhal mülhit, zındık gibi yaftalarla damgalanarak dışlandığı, hatta katledildiği, var olan örnekleriyle tarih! bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.

derya örs
daha yerinde deyişle tasavvufun bilinmezlerine gösterilen anlayış, felsefenin hakikat arayışı peşinde olan sorularına gösterilmemiş ya da gösterilememiştir.

derya örs
nitekim aynı durum “felek” kelimesiyle birlikte yan yana ve çoğunlukla “zaman, zamane, rüzgar” kelimelerinin yerine kullanılan “dehr” kelimesi için de söz konusudur. edebiyatta sürekli olarak saldırıya uğrayan “dehr”, yunanca chron’un karşılığıdır.

derya örs
chron mitolojiye göre başta zeus olmak üzere tüm tanrıların yaratıcısıdır ve şairlerin sürekli yakınıp durdukları dehr, şu anda algılamakta olduğumuz izafi bir kavram olan zaman kavramı değil, tanrı olarak kabul edilen dehr’dir.

derya örs
sosyolog ali şeriati’nin de belirttiği gibi insanlar “tanrı ya söylemeye utandıklarını dehr’e söylemekteydiler”.

derya örs
yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere aslında feleğin ya da dehrin yaptığı iddia edilen şeylerden şikayet, aslında açıkça tanrı’ya ve onun yaratış sistemine itiraz anlamı taşımaktadır.

derya örs
bunun böyle olduğunu en iyi bilenlerden birisi de hiç kuşkusuz nâsır-i husrev’dir ve zaten şaşırtıcı olan da budur.

derya örs
bütün divan’ı boyunca feleği türlü türlü zalimlikler, adaletsizlikler ve acımasızlıklarla suçlayan; onu evlatlarından öç olan şefkatsiz bir anaya benzeten ve sürekli olarak feleğe karşı kullanılabilecek tek silahın akıl ve ilim olduğunu vurgulayan nâsır-i husrev,

derya örs
belli ki yaşadığı zorluklar ve sıkıntılar karşısında, karamsar ve kötümser tabiatının da etkisiyle, şikayetçi nefsine yenik düşmüştür; bu konuda aklı son derece karışıktır.

derya örs
bununla birlikte sayıları azımsanamayacak pek çok şiirinde, insanın başına gelenlerin felekten değil, kendi yapıp ettiklerinden meydana geldiğini de açıkça itiraf etmekten çekinmemiştir.

derya örs
nâsır-i husrev, çileli hayatın hikayesinden ve şiirlerindeki feryatlardan da anlaşılacağı üzere, gerçekten de şikayet edip durduğu feleğin çemberinden geçmiş, inançları yüzünden ileri yaşlarda ana vatanından uzaklaşarak sürgünlere katlanmış ve gurbetin

derya örs
acısını sürekli olarak yüreğinde hissetmiştir. bütün bunların sebebi ve suçlusu halden anlamayan, fazilete değer vermeyen cahil ve zalim felektir.

derya örs
felek bir bakıma kaderin ve alın yazısının ta kendisidir.
+
felek halkı aviayıp duran bir avcı doğandır, halk da onun avı.
+
felek açıkça insanın düşmanıdır ve feleğin insana karşı zafer elde etmesini önlemek için tek yol ilim öğrenmektir.

derya örs
bir başka kasidesinde, bir yandan feleğin kendi dönüşünden bile haberdar olmadığını, bu yüzden bir şeye zarar veremeyeceğini dile getirirken, bir yandan da onu insandan başka meyvesi olmayan nadir bir ağaca benzetir.

ebû muîn nâsır bin hüsrev bin hâris el-kubâdiyânî el-mervezî
feleğin işi gücü ilim ehline cefa etmek
iyilere kötülük, kötülere iyilik yapmaktır

sema kalaycıoğlu
kimine kavun,
kimine kelek

nuray kul
16. yüzyıl şairlerinde
felek kavramı

istanbul bilgi üniversitesi yayınları
osmanlı siyasi düşüncesinde
çark-ı felek (la fortuna) anlayışı

yavuz şen
türkülerde
felek kavramı

veysel akkaya
ibnü’l-arabî’nin
kozmolojisinde
felekler
(yörüngeler)

isa yılmaz , izzet şeref
arap öğrencilerin
türkçe okuma
sesletim becerilerinin
geliştirilmesinde
şiirden yararlanma

isa yılmaz , izzet şeref
öz
bu çalışmanın amacı, yabancı dil olarak türkçe öğretiminde okuma sesletim becerilerinin geliştirilmesinde şiirlerden yararlanılıp yararlanılamayacağını ele almak ve şiir ezberlemenin okumadaki sesletime olumlu etkisinin olup olmadığını tespit etmektir.

isa yılmaz , izzet şeref
öğrencilere ezberletilen şiirlerin doğru sesletime olumlu yönde katkı yaptığı ve okuma hatalarını azalttığı tespit edilmiştir.

berkan demir
sivil şiir’e dair

osman / rûhî
hâside zehr-i helâhildür egerçi şi’rüm
hakk-şinâs olan ehibbâya veli âb-ı zülâl

kenan sarıalioğlu
modern türk edebiyatında
şiir ve felsefe ilişkisi

hasan tahsin / şevkî
evet, belâ hükmüyle ezelde söz verdiler.
bizim de çektiğimiz bu belâ değil midir?

hasan tahsin / şevkî
alçak dünyadan elini eteğini çek;
suyu pistir; temizlemeye gelmez.
+
zamanın cevr ü cefasından
benim bedenime huzur gelmez.
+
hocadan ve doktordan bekleme;
allah’tan başkasından bağış gelmez.
+
şevkî! zamanın ney nağmesinden
şevk, neşe ve safa gelmez.

hasan tahsin / şevkî
temizlen; alçak dünyanın eteği pistir.
ey oğul! eğer elini sürersen, yok olursun.

hasan tahsin / şevkî
temiz şiir şeriata muhalif değildir;
ey şevkî! lafzının aksi rehberim oldu.

hasan tahsin / şevkî
bîhuşum devirden ve zamandan; şaşkınım güzellerin cevrinden;
berduş oldum ağır yükten; çaresizim, yardım et.
+
gamdan bedenim hasta oldu, gönül gözüm ırmaklar (gibi) oldu,
işim hep ağlamak oldu; çaresizim, yardım et.

hasan tahsin / şevkî
gönlü perişan şevkî gibi dünyada rüsva oldum.
aklım ve fikrim aşk iyilerinin elinde yağma oldu.

hasan tahsin / şevkî
şu‘lever olmaz harâb olmuş meded tennûr-i ten
gül gibi hâk-ı vücûdum savurur bâd-ı mihen
teşne-i dilsûz-ı aşkım hâlime rahm eylesen

galip güner
yarat- “yaratmak, halk etmek”
fiilinin
etimolojisi

hülya çelik
kelimelerin ölümü olayı

reshide adzhumerova , emine atmaca
ukraynacada
türkizmlerin
kullanımı

kemal tuzcu
recez ise develerin uyluklarında ortaya çıkan bir titreme hastalığına benzetilerek isimlendirilmiş, günümüze kadar ulaşan bir gelişme süreci içinde arap şiirini sürekli genişletmiştir.

kemal tuzcu
önceleri yalnızca bir nazım türü olarak algılanan recezi, aruz vezninin kurucusu el-halîl b. ahmed aruz sistemine almış ve aynı adla bir aruz bahri oluşturmuştur.

kemal tuzcu
recez, gerek bahir olarak gerek nazım türü olarak konuşma diline yakın bir yapıdadır. bu bahirde eser vermek için tam bir şair olmaya gerek yoktur. bu kolaylığı yüzünden recez bahrine şairlerin merkebi denmiştir.

kemal tuzcu
yazının yaygın olarak kullanılamadığı ve yerleşik sözlü aktarım geleneğinin sürdüğü bu dönemde, recez eğitim alanında çok ilgi gören bir nazım biçimi olmuştur. ezberin ön planda olduğu öğretim kurumlarında recez önemli bir boşluğu doldurmuştur.

?
yağdı yağmur
çaktı şimşek
sen de mi şair oldun
be eşşoğlu eşşek

necmi duygulu
……. anlaşılmama, dalga geçilme korkusu, imkan ve ortam bulamama ve yazmaya çalışanları aşağılamak için söylenen “yağdı yağmur, çaktı şimşek…” tekerlemesi insanımızı yıldırır ve duygularını yazarak ifade etme eyleminden uzaklaştırır.

ebû alî el-hüseyn bin abdillâh bin alî bin sînâ
çocuğa önce recez sonra kasîde öğretmek gerekir. çünkü recezi ezberlemek vezninin hafif, beyitlerinin kısa oluşu yüzünden daha kolaydır.

ebü’n-necm el-fazl (el-mufaddal) bin kudâme er-râciz el-iclî
cömert, bolca veren allâh’a hamd olsun
hep verdi, eli sıkı davranmadı

ebü’l-abbâs el-velîd bin yezîd bin abdilmelik bin mervân el-ümevî el-kureşî
hamda layık olan allah’a hamd olsun
sıkıntıda ve rahatlıkta ona hamd ederim

arif korkmaz
feminizmin
modern dönem
kur’an tefsirine
etkileri:
tefsir sosyolojisi
üzerine
bir deneme

hakan özdemir , yahya demirkanoğlu
türkiye’de
muhafazakâr
sağ pencereden
kadına bakış

ebrar beşinci şimşek , ali coşkun
tarihsel süreç içinde
islamcı kadın kimliğinin
inşası
ve
şule yüksel şenler’in rolü

lütfi bergen
tesettür kumaşının
kamusallaşması :
islamcı kadın
&
örtülü kadın

fatma zehra fidan
kadın dindarlığının
inşasındaki
eril dönemeç:
“asr-ı saadet”
tahayyülünde
değişen
erkek zihniyeti

der : zahra ali – çev : öykü elitez
islami feminizmler

harun tunç
islamcı feminizm:
kavramsal bir tartışma

pınar arıkan sinkaya
iran islam cumhuriyeti’nde
kadın meselesi
ve
islamî feminist hareket

nur bilge criss
türk kadınının gündemi

öznur akyılmaz , m. emre köksalan
türkiye’de
islami feminizm
ve
kadın kimliğinin
yeniden inşası:
reçel blog örneği

nayereh tohidi – çev : ihsan toker
“islâmi feminizm”
tehlikeler
ve
ümit vaad eden
unsurlar

nigar bulut
islamcı kadınların
‘feminist’ deneyimleri

adnan bülent baloğlu
kadın-merkezli
bir islami teoloji
inşasına
doğru mu?

beyza bilgin
islam’da
ve
türkiye’de
kadınlar

hatice şahin aynur
islamî feminizm
ve
feminist kur’ân okumaları
üzerine
genel bir değerlendirme

zehra yılmaz
dişil dindarlık:
islamcı
kadın hareketinin
dönüşümü

ayşe güç
islamcı feminizm:
müslüman kadınların
birey olma çabaları

tuncay böler
at hastalıklarına
dair
küçük bir eser:
hāẕā kitāb-ı esb

bülent hünerli
gagauz atasözlerinde
“at”

füsun kavrakoğlu
likya’da mezarlar

mîrzâ muhammed alî bin mîrzâ abdirrahîm tebrîzî isfahânî / tebrîzli sâib / sâib-i tebrîzî
bî hodî râ gerdiş-i çeşm-i to âlem-gîr sâht
ez ki gîrem, hayretî dârem, sürâg-ı hîş râ

songül aydın yağcıoğlu
divan şiirinde
“bezm-i fenâ”
üzerine
bir inceleme

proclus lycaeus / proklos
her oluşan bozulur.

proclus lycaeus / proklos
fesada uğrayan her şey, kendisine sonradan ilişen yabancı bir şey dolayısıyla fesada uğrar ve başka bir şeye dönüşür.

proclus lycaeus / proklos
küllün bozulması mümkün değildir.

proclus lycaeus / proklos
akıl, nefs ve felekler dairesel biçimde hareket ederler. zira yapılar (tabâi’) ya merkez üzerinde ya da merkeze doğru doğrusal bir şekilde hareket eder. durum böyle olduğunda bozulma unsurlarda meydana gelir.

proclus lycaeus / proklos
dairesel hareketin zıttı yoktur, dolayısıyla onda bozulma olmaz. âlemin bozuluşu mümkün olmadığına göre oluşumu da mümkün değildir.

proclus lycaeus / proklos
âlem ne belli bir zamandan itibaren meydana gelmiştir ne de belli bir zamanda yok olacaktır (fasid).

proclus lycaeus / proklos
yaratıcı ebedî olarak hep vardır (mevcûd), âlem ise daima oluşmaktadır (mutekevven).

proclus lycaeus / proklos
âlem bozulmadığına gör o, sonradan olan değildir. öyleyse âlem ezelidir ve ebedidir. zira o ne hadistir ne de fasittir.

proclus lycaeus / proklos
nefs, ne sonradan olmuştur (hadis) ne de bozulandır (fasit), zira o zatı gereği hareket etmektedir. öyleyse küll de ne hadistir, ne de fasittir.

proclus lycaeus / proklos
hiçbir şeyin kendisini bozmaması dolayısıyla küll fasit değil ise, aynı şekilde hadis de değildir.

ebû mansûr muhammed bin muhammed bin mahmûd el-mâtürîdî es-semerkandî
kendisinde kudret olmayandan meydana gelen bir şey bozuktur.

kasım turhan
sözlükte “var olmak, meydana gelmek, gerçeklik kazanmak” mânasında masdar olan kevn bu anlamıyla vücûd, husûl, sübût ve istikrar kelimeleriyle eş anlamlıdır. kur’ân-ı kerîm’de kevn geçmezse de türevlerine kur’an’ın hemen her sayfasında rastlanır.

kasım turhan
1
“bozulmak, çürümek” vb. mânalara gelen fesâd ise kur’an’da hem bu şekliyle hem de türevleriyle birçok âyette yer alır. bu âyetlerde fesad kavramı, gerek fizikî gerekse sosyal düzen ve dengenin bozulması anlamında olumsuz bir duruma işaret etmek

kasım turhan
2
üzere ve genellikle salâhın karşıtı olarak kullanılır. kelâm literatüründe fesad yerine “kâinattaki düzenin ilâhî iradenin etkisiyle değiştirilmesi, bozulması” mânasında hark terimi de yer almaktadır.

kasım turhan
türkçe’de “oluş ve bozuluş” diye ifade edilen kevn ve fesad tabiriyle daha çok islâm felsefesi terminolojisinde yunanca genesis ve fthora kelimelerinin tercümesi olarak karşılaşılır.

kasım turhan
tabiat kendini sürekli olarak oluş ve bozuluş şeklinde üretir. buna göre her bozuluş bir oluşu, her oluş da bir bozuluşu meydana getirir. bu felsefede var olan yok olmaz, yalnız şekil değiştirir.

kasım turhan
maddenin fizikî, kimyevî ve biyolojik değişime uğraması sonucunda ortaya çıkan her yeni form kevn, önceki formunu kaybetmesi de fesaddır.

süleyman uludağ
sözlükte “var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek” anlamında masdar olan kevn kelimesini sûfîler terim olarak farklı mânalarda kullanmışlardır.

süleyman uludağ
muhyiddin ibnü’l-arabî kevn ve keynûnet kelimelerine “varlık” mânasını verir. ona göre bizim kevn (varlık) dediğimiz şeyler aslında birer hayaldir, gerçekte ise kevn hak’tır.

süleyman uludağ
âleme büyük insan, insana küçük âlem diyen ibnü’l-arabî bazan bu fikrini “kevn-i ekber”, “kevn-i asgar” şeklinde ifade etmiştir.

ilhan kutluer
1
fesâd
arapça’da masdar olarak “bozulmak, çürümek; sağduyudan sapmak” vb. anlamlara gelir.

ilhan kutluer
2
isim olarak da “zulüm; çalkantı, düzensizlik; kuraklık, kıtlık” mânalarında kullanılmıştır. bazı dilciler fesadı “itidal çizgisinden uzaklaşıp bozulmak” şeklinde tanımlamışlardır. başkasının malına haksız yere el koymaya da fesad denilmiştir.

ilhan kutluer
genellikle müfessirler fesadı sözlük anlamından hareketle “bir şeyin istikametinden saparak yararlı halinden çıkması” şeklinde tanımlarlar.

ilhan kutluer
1
yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışanlar cana, mala ve ırza saldırarak, yahut tarım ürünlerini ve insan neslini bozmaya teşebbüs ederek ilâhî düzeni ve halkın dirliğini ihlâle kalkışanlar, zulüm, israf ve alçakça tutumları ile güzel ahlâkı bozanlar

ilhan kutluer
2
ve berrak fikirleri bulandıranlardır.

ilhan kutluer
klasik tıp literatüründe ise fizyolojik dengenin bozuluşu fesad kelimesiyle karşılanmıştır.

ilhan kutluer
islâm tıbbının en eski metinlerinden olan ali b. rabben et-taberî’nin firdevsü’l-ḥikme adlı eserinde (s. 124) hastalıkların sebebi, ilke olarak dört beden sıvısının (bk. ahlât-ı erbaa) tabiatındaki dengenin bozulması şeklinde gösterilmiştir.

h. yunus apaydın
1
fesad
“bir şeyin önce düzgün, düzenli ve yararlı iken sonradan bu vasıflarını kaybederek değişmesi ve bozulması” anlamına gelir. kur’ân-ı kerîm’de çeşitli fiil kalıpları ile isim şeklinde elli yerde geçen fesad kavramının “istikrarın bozulması ve istikametten

h. yunus apaydın
2
sapma” olarak özetlenebilecek mânaları muhtelif hadislerde de yer almaktadır. hadislerde bu anlamların yanında “ibadetin bozulması, geçersiz olması” mânasında da kullanılmıştır.

h. yunus apaydın
fesadın sözlük anlamı “yok olma, ortadan kalkma” değil “mevcut olan bir şeydeki değişme ve bozulma”dır.

h. yunus apaydın
hanefîler, fukaha çoğunluğundan farklı olarak in‘ikad ve sıhhati iki ayrı mertebe olarak düşündüklerinden doktrinlerinde fesad in‘ikadın değil sıhhatin karşıtı olmaktadır.

h. yunus apaydın
1
nikâh akdinde bâtıl-fâsid ayırımı yapmayanların gerekçesi özetle şöyledir: kadınla cinsel ilişki hususunda asıl hüküm haramlıktır. haramlığın kalkması ve ilişkinin helâl hale gelebilmesi için bu ilişkinin sahih bir nikâha dayanması gerekir.

h. yunus apaydın
2
gerek bâtıl gerekse fâsid nikâh bu ilişkiyi helâl hale getirme özelliğine sahip olmadığından hüküm yönünden aralarında fark gözetmek gereksizdir.

h. yunus apaydın
1
bâtıl nikâhla fâsid nikâh arasında fark bulunup bulunmadığı meselesi daha ziyade nikâh akdinin sıhhat şartlarından sayılan iki şahidin hazır bulunması ve nikâhlanacak kadının evlenilmesi haram olmayan kimselerden olması gibi

h. yunus apaydın
2
şartlarda bir eksikliğin bulunması halinde ortaya çıkan durumun tesbitiyle ilgili görünmektedir.

h. yunus apaydın
fâsid nikâha dayalı cinsel ilişkinin, üç talâkla boşanmış kadını önceki kocasına helâl kılıp kılmayacağı hususu da yine hanefî doktrininde tartışmalıdır.

h. yunus apaydın
bir kimse, şu kadar litre süt veriyor olması şartıyla bir inek satarsa bu satım garar yüzünden fâsid olur. çünkü inekten o kadar süt alınamaması mümkündür.

h. yunus apaydın
akidde taraflar arasında çözümlenmesi güç anlaşmazlığa yol açan aşırı bilinmezlik varsa bu akid fâsid olur.

h. yunus apaydın
zor kullanmanın akdi fâsid mi yoksa mevkuf mu kıldığı hususu hanefî doktrininde tartışmalıdır.

mustafa çağrıcı
1
fitne kelimesi, sözlükte “altın ve gümüş gibi değerli madenleri saflığını anlamak için ateşte eritmek” mânasına gelen fetn (fütûn) kökünden türemiştir. kelimenin en eski kullanımlarında “derisini daha kolay yüzebilmek için kurbanı sıcak kuma gömmek; kandırmak,

mustafa çağrıcı
2
gönlünü çelmek” ve “pusu kurarak yol kesmek” anlamları da vardır. kuyumcu için aynı kökten gelen fettân kullanılır. kelime kur’ân-ı kerîm’de “ateşe atma, ateşle azap etme” anlamında geçmektedir. fitnenin zamanla kazandığı, insanın zarara uğraması veya

mustafa çağrıcı
3
uğratılması şeklindeki anlamında ateşte yanmayla ilgili eski mânanın da etkisi olmuştur. klasik sözlüklerde bu anlamların başlıcaları şu şekilde sıralanmıştır: “sınama, maddî ve mânevî sıkıntı, üzüntü, belâ ve felâketle imtihan etme.” insanın içine aşk ateşi

mustafa çağrıcı
4
düşürdüğü veya gönlünü çelip mantıklı düşünmesini engellediği için kadına fettân denilmiştir. aynı kelime, kişinin aklını karıştırıp ahlâkını bozan ve cezaya çarptırılmasına sebep olan şeytan için, ayrıca zarar verme mânasından dolayı hırsız için de

mustafa çağrıcı
5
kullanılmıştır. insanların hırsını kamçılayıp günah işlemelerine sebep olan altın ve gümüşe “iki fettân”, insanları zor bir imtihandan geçirecek olan münker ve nekir’e de “kabrin iki fettânı” adı verilmiştir.

mustafa çağrıcı
6
fitnenin, “inanç uğruna mâruz kalınan ağır işkence” anlamında kullanımı da oldukça yaygındır.

ebû alî el-hüseyn bin abdillâh bin alî bin sînâ
el-kevn ve’l-fesâd,
kitabü-ş şifa

mehmet mekin meçin
1
sühreverdi’ye göre, üç âlem vardır. bunlardan ilki her bir insanda bulunan cüzi akılla idrak edilebilen, duyu organları ile müşahede edilebilen, maddi, cismanî, oluş ve bozuluş âlemidir. buna sühreverdi âlem-i kevn u fesad ya da âlem-i mahsus der. ikincisi

mehmet mekin meçin
2
duyasal âlem ile saf aklani âlem arasında yer alan misal âlemidir. misal âlemi maddi ve cismanî hiç bir özellik taşımaz ancak maddi ve cismanî âlemdeki tüm maddi ve cismanî özelliklere sahiptir. âlem-i misale et ve kemikle çıkılmaz. ancak orada müşahede

mehmet mekin meçin
3
edilen her şey, tıpkı bir sinema filminde bulunan karakterler gibi her türlü maddi ve cismanî özelliklere sahiptir. aklani âlem ise allah ve melekleri gibi her tür maddi ve cismanî sınırlılıktan arınık olan som nurani varlıkların dünyasıdır.

mehmet mekin meçin
dünyevi tüm bağımlılıklardan kurtulmak,âlem-i kevn u fesadın esaretinden tahliye olmak, cismanî cehennem çukurundan kurtulmak ya da sakinleri zalim olan şehr-i kayravan veya batı sürgün diyarından çıkıp özgürleşmek için adamakıllı bir riyazet yolu seçilmelidir.

kemal sözen
1
farabi, modem ontolojide tasnif edilen ideal ve reel varlık alanı olarak yapılan alem ayırımına benzer bir şekilde alemi ikiye ayırmaktadır: birincisi, ulvi alem (emir alemi), ikincisi ise süfli alem (halk alemi, ay altı alem) dir.

kemal sözen
2
ona göre ulvi alem cisim olmayan varlıklar alanıdır ki, bu alemde değişme söz konusu değildir. bu varlık alanının en üstünde salt akıl olan tanrı bulunur. o , her an fiil halinde olan akıldır. süfli alemde ise oluş ve bozuluş gerçekleşmektedir.

ebû nasr muhammed bin muhammed bin tarhan bin uzluğ el-fârâbî et-türkî
allahu teala her şeyirı ibda edicisi, hak ve vahid (bir) olandır. bundan dolayı da, o’nun içirı ne doğuş ne de ölüm (yok oluş) vardır. kevn ve fesattan münezzehtir.

irfan görkaş
kindi’de
oluş-bozuluş
yahut
nizam delili

aydın taş
klasik fıkıh doktrininde
fitne kavramının kullanımı
ve
ahkâma etkisi:
serahsî örneği

hülya doğan
popüler islami yazında
kadın bedeni:
kadınlara anlatılan
“fitne”

beyhan uygun aytemiz
fitne ve feda:
vurun kahpeye’de
din ve milliyetçilik

abdülbaki çimiç
ehl-i fesâd ve anarşistler

? / anonim
bütün insanlar fesattır.

yaşar nuri öztürk
ölçü ve dengeyi bozan tek varlık: insan

yusuf tuna
dedikodu gıybet her şey var artık,
içimiz dışımız fitne fesattır.
varılacak yerin sonuna vardık,
içimiz dışımız fitne fesattır.

çiler karataş
o iyidir ama insanlar fesattır. o güvenilirdir ama insanlar kaypaktır. o doğrudur dünyadır yanlış olan.

cemal çalık
insan müfsittir. evet, insan bozguncudur, yapmaktan çok bozmayı sever. bozduklarına hayran olur. şu köpekleri ne hale getirmişler? köpekleri bozdukları aşikâr ve bu bozgunculukları karşısında da coşkulular.

zekeriya pak
insanın
yeryüzündeki varlığına
meleklerin
ilk tepkisi
(bakara 2/30’daki
ifade üslubu
ile ilgili
farklı bir
yorum denemesi)

kur’ân / allâh / tanrı – çev : abdullah parlıyan
onlara “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın” dendiği zaman: “biz sadece düzelticileriz” diye cevap verirler.

melekler – çev : mehmet türk
biz sana hamd ederek şânını, yüceltip ve seni eksikliklerden uzak tutup dururken; sen, orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek kimseyi mi yaratacaksın?

görkem tanrıverdi
barış sürecinde
bozguncular sorunu:
abu sayyaf örneği

ismet parlak
kurucu söyleme karşı geliştirilen her türlü alternatif düşünce ve eleştiri bölücülük, bozgunculuk ve hainlik türü damgalarla ötekileştirilerek meşruiyet alanı dışına itilmiştir.

tarık ebu abdullah
427: şam’da cihad etmek istiyorum ama fitne fesad çok diyorlar

yakup kadri karaosmanoğlu
insan cinsi bozuk bir hayvandan başka bir şey değildir; biliyordum ki, insan hayvanların en kötüsü, en bayağısı ve en az sevimli olanıdır. evet, bilhassa en az sevimli olanıdır.

ali bakkal
müslümanlar, farklı dinden olanlarla huzur içinde nasıl yaşanacağına dair en yüksek seviyede tarihî tecrübeye sahiptirler. batılı hıristiyan milletlerin bu konudaki sicilleri oldukça bozuktur.

hüccetü’l-islâm ebû hâmid muhammed bin muhammed bin muhammed bin ahmed el-gazzâlî et-tûsî
bahar ve yeşilliğin, ud ve evtâr’ın (keman) kendisini harekete geçirmediği kimsenin mizacı bozuktur, bu zât tedavisi imkansız bir ruh hastasıdır.

hüccetü’l-islâm ebû hâmid muhammed bin muhammed bin muhammed bin ahmed el-gazzâlî et-tûsî
dinleyiciler mûsikî esnasında herhangi bir şey yememeli ve içmemeli, esneme ve öksürük gibi dikkat dağıtıcı, motivasyon bozucu durumlardan kaçınması gerekir.

ebü’l-hasen alî bin osmân bin ebî alî el-cüllâbî el-hücvîrî
musikî icrâ eden kimseye herhangi bir kusurundan dolayı da husumet beslenmemeli, icrâ sırasında moral bozukluğuna meydan verilebilecek söz ve tavırlardan sakınılmalıdır.

erciyes üniversitesi hastaneleri
anne sütü, anne birkaç gün bebeğini emzirmese bile ekşimez ve bozulmaz.

beyhekim hastanesi
sağılan anne sütü oda ısısında 8 saat, buzdolabında 72 saat (3 gün), derin dondurucuda 3-6 ay bozulmadan saklanabilir.

gazi hastanesi
mama, biberon, emzik kullanmak hem anne sütü miktarının azalmasına hatta kesilmesine hem de bebeğin memeyi kavramasının bozulmasına, meme ucunun zedelenmesine ve emzirmenin toplam süresinin kısalmasına neden olur.

nezahat özel tanç
1
psişik şahsiyetteki muvazenenin bozulmasiyle bir mücadele meydana gelir ki bu mücadele sonunda saldırma insiyakı ferdin kendine çevrilip üstbenin emriyle ferdin kendini cezalandırabilir,

nezahat özel tanç
2
ve böylece muhtelif derece ve şekilleriyle intihar dediğimiz hadise meydana gelir.

meral doğru
sütü bozuk, yapılan iyiliklere karşı kötülük yapan mayası bozuk denilebilecek insan ya da erdemsiz şeref ve haysiyetine değil kendine düşkünlüğü ile tanınan insan anlamına gelen bir deyimdir.

sokaktaki adam
şu da bir gerçektir ki,
bugünkü düzenimiz bozuktur!.
+
bu düzen bozuktur,
sağlıklı işlemiyor!.

sokaktaki adam
özgürlükçü demokrasi sayesindedir ki sokaktaki adam, düzenin neresinin bozuk olduğunu ve nasıl tamiri gerektiğini burada açıkça yazabilecektir…

sokaktaki adam
gelin de : «bu düzen bozuktur!» diyen bülent ecevit’e hak vermeyin.

sokaktaki adam
sokaktaki adam da tıpkı ecevit gibi, bu düzenin bozulmuşluğuna inanmaktadır. şu farkla ki, ecevit bu düzeni değiştirmek sevdasındadır, oysa sokaktaki adam bugünkü düzenin ıslah ve tamir edilip, dürüstlük içinde işletilmesinden yanadır…

çelik uygur gülersoy
bu şehir, bu derece
bozulmadan, kirlenmeden
önce de bu renkteydi!
yani hep kül rengi ve griydi!

tülay taşdemir
tüberküloz hastalığına yakalanır. 6 ay boyunca odasından çıkamayan gülersoy’un imdadına reşit saffet atabinen’in zengin kütüphanesi yetişir.

tülay taşdemir
fransızca ve almancayı iyi bilen gülersoy bu sıkıntılı günlerinde en sevdiği şeyi yapar. okumak, saatlerce, günlerce okur, bir de odasındaki o küçücük penceresinden baktığı istabul siluetiyle teselli bulur.

can esen
benim makam aracım bile fayton… ben faytonları kaldırmak ister miyim?

anonim
başkan esen, gülersoy’u kendine ait projeleri sahiplenmek, belediyeden yasal olmayan hizmetler beklemek ve yasaları çiğneyip kaçak fayton çalıştırmakla suçluyor…

uğur ibrahimhakkıoğlu
istanbul’da,
istanbul’u
yaşatan
“savaşçı”:
çelik gülersoy

mustafa kara
sözlükte “geçici olmak, yok olmak, ölmek” gibi mânalara gelen arapça fenâ kelimesi, genellikle “var olmak, sürekli olmak” anlamındaki bekā kelimesiyle birlikte kullanılagelmiştir.

mustafa kara
tasavvufî kaynakların ortaklaşa verdikleri bilgilerden, fenâ-bekā kelimelerini kullanarak bunları tarif eden ilk sûfînin ebû saîd el-harrâz olduğu anlaşılmaktadır.

mustafa kara
fenâyı “ferdaniyyette fenâ, vahdâniyyette fenâ” olarak ikiye ayıran necmeddîn-i kübrâ irfanın muhabbeti, muhabbetin de fenâyı doğurduğu kanaatindedir. ona göre hallâc’ın “enelhak” dediği noktada helâk ile fenâ aynı anlamdadır.

mustafa kara
fenâfillâh kişide sevinç ve mutlulukla birlikte güven duygusu meydana getirir; mürid bu halin mânevî sarhoşluğuyla huzura kavuşur.

mustafa kara
1
fenâ-bekā tasavvuf tarihinin en çok tartışılan terimlerindendir. “allah’ta fâni olma” ifadesinin zaman zaman dini esasları zorlayacak ve ahlâk kurallarının ihlâline yol açacak şekilde yorumlanması zahir ulemâsı yanında mûtedil sûfîleri de rahatsız etmiş

mustafa kara
2
ve onları meselenin bu yönü üzerinde önemle durmaya sevketmiştir. sûfîler fenâ-bekānın bazı özellikleri hususunda farklı kanaatlere sahip oldukları gibi konunun dinî sınırları meselesi üzerine de eğilmişlerdir.

naile baltacı
1
harrâz’ın tasavvuf kitaplarında fena ve beka konusunda ilk söz söyleyen sufî diye nitelendirilmesine karşın bu eserlerde müstakil olarak özel bir vurgu ile fena ve bekadan söz edilmediği,

naile baltacı
2
hatta kitâbu’l-hakâik’ta tanımı yapılan kavramların içinde de fena ve bekanın zikredilmediği dikkatimizi çekmiştir.

naile baltacı
kötü huyların davranışların yok olması fenâ, yerlerini güzel huyların ve iyi davranışların alması bekâdır.

naile baltacı
insanın fenâ halinde olduğunu da bilmemesi “fenâdan fenâ”dır.

vahit göktaş
fenâ halindeki sevgi kişiyi kör ve sağır eder. bu aşamada kişi maşukunda yok olmuştur. kelâbâzî’ye göre bu sevgi gizli tutulduğunda insanı öldürebilecek derecede olan sevgidir.

vahit göktaş
fenâ, aslında hiçlik ifade eden bir kavramdır. ancak diğer mistik öğretilerin aksine islâm tasavvufunda, “hiç” makamına gelen sûfî, beşerî huy ve sıfatları terkederek allah’ın sıfatlarıyla bezenir. o halde fenâ, kulun olgunlaşarak mükemmelliğini ifade etmektedir.

vahit göktaş
fenâ halinin felsefedeki yansımasına plotinus’da da rastlanır. plotinus buna, “ruhun tanrı’da kaybolması” demektedir.

vahit göktaş
fenâ derecesine ulaşan kişi için nesneleri birbirinden ayıran temel ayrıntıları görmek söz konusu değildir. çünkü o her şeyi “bir” olarak görür. fakat fenâ derecesine
ulaşmadan önce, mutlak’ı nesneler dünyasından ayırmaya çalışırız. bu da “fark”tır.

vahit göktaş
tüm psikolojik heyecanlar fenâdan hiçlik noktasına ulaştığı için, kişi açısından nefsin koyduğu sınırlar ortadan kalktığı anda, varlık dünyasındaki eşyânın kesret sınırları da kaybolur; geride sadece hakikatın mutlak birliği kalır. buna cem’ denir.

vahit göktaş
kelâbâzî’de fenâ, bir başka yönden; insanı şaşkın hâle getiren ilâhî vasıf karşısında, sâlikin beşeri sıfatlardan uzak olmasıdır. bu ise sâlikin kendi vasıflarından fâni olması demektir.

vahit göktaş
kelâbâzî, fenâ haline örnek olarak yusuf (as)’ı seyrederken elini kesen kadınları verir. burada kadınların fenâ halini yaşaması maddî varlıklarının yok olması demek değil; yaşadıkları zevk dolayısıyla yaşadıkları elemi görmekten gâib olmasıdır.

vahit göktaş
kelâbâzî’ye göre asıl fenâ şekli, kendinden geçen ve deli-divâne olan kişi değildir, bir melek veya rûhâni olacak şekilde beşeri vasıflarını kaybetmiş kişi de değildir. fenâyı yaşayan kişi hazlarını görmekten fâni olan kişidir.

vahit göktaş
arasteh, fenâyı “benliğin ölüp gitmesi veya ‘ben’den kurtulmak,” şeklinde açıklamaktadır.

vahit göktaş
sûfîlerden bazıları fenâ ve mahv hâllerini, allah’ın, sevdiği kulunu kıskanmasından dolayı “sadece kendisiyle ilgilensin” diye kuluna hibe etmesi şeklinde yorumlamaktadırlar. onlara göre sevgili bâki olunca, sevenin fâni olması gerekir.

vahit göktaş
allah velisinin yanında paranın bulunmasını ve velisinin buna ilgi duymasını kıskanır, onun kendisini zikretmesine mani olur.

ebû bekr tâcülislâm muhammed bin ebû ishâk ibrâhîm bin ya‘kūb el-buhârî el-kelâbâzî
fenâ, allah’ın bir lûtfudur.

süleyman kösmene
dünya üzerindeki fena damgası insanı durmadan hırpalamaktadır.
+
ölüm hiçbir şekilde dağılmak ve bozulmak değildir.
+
dünyadan ayrılmak hiçbir biçimde yok olmak ve mahv olmak değildir.
+
insan için dünyadan ayrılmak neden yok olmak olsun?

tuğba birdal
1
şâir, gülzâr-ı şebâb‟da geçen, beytinde, aşk ateşiyle yanan güçsüz kuvvetsiz kalbine derman isterken lirizmin doruklarına çıkar. karamsar ve melankolik bir kişiliğe sahip olan gavsî’nin bu durumu, eşinin genç yaşta ölümüyle de iyice artmış, şâir ölümü isteyecek

tuğba birdal
2
kadar hayattan vazgeçmiştir. gülzâr-ı şebâb’ın son kısmında bulunan mesnevide, eşinin ölümünden sonra duyduğu acı ve ızdırabı, dünyada yaşamanın onun için anlamsız olduğunu, bu dünyanın ona dertten başka bir şey vermediğini şöyle dile getirir.

mahmut şevket özdönmez / dânişmendzâde şevket gavsî
şu yerde ki ben garîbim eyvâh
dünyâ da degil midir fenâgâh
ben gitmeliyim o yâre bî-şek
lâzım mı bu derd-i dehri çekmek
al cânımı ey ilâh-ı âlem
bu hâle nasıl dayansun âdem

mehmed / niyâzî / mısrî
hem dahi cümle fenâ buldukda aşk bâkî kalır
bu sebebden dediler kim aşka yokdur intihâ

1. süleyman / kanunî sultan süleyman / muhibbî
belki cümle heykel eflāk ü evżā’-ı nücūm
ālemüñ şekl-i fenāsın bildürür hey’et gibi

sabahattin ali
sizi sevdiğimi, deli gibi, ölecek gibi sevdiğimi söylemek fena bir şey mi?

sait faik abasıyanık
bir hişt hişt sesi gelmedi mi fena. geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları…

ahmet hamdi tanpınar
fena bir şeyden iyi bir şey doğmaz!

dücâne cündioğlu
artisti fena ahlâklı olmaktan men etmek, insana “hasta olmayacaksın!” demek gibidir.

friedrich wilhelm nietzsche
gözleri açılırsa körün, öyle fena şeyler görür ki yeryüzünde: beddua eder kendisini iyileştirene.

fernando pessoa
kendin hakkında hiçbir şey bilmemek, yaşamaktır. kendini fena halde bilmek, düşünmektir.

serdal kara
üçüncü şahıs
iyelik eki
sorunu

mustafa argunşah
türkçe sözlük’te
tanımlama ve tanıklama
sorunları

mamatqul juraev , barno nurmuradova
özbek halkbiliminde
kurt kültüne ait
halk inançları

emine koca , handan baran
iç anadolu bölgesinde
kadınların
şalvar kullanımının
kültürel
ve
fonksiyonel
değerler açısından
değerlendirilmesi

burcu meliha keser
nezaket,
nezaket teorileri
ve
türkçede kullanılan
nezaket kavramları

vasfi babacan
yûnus emre
metinlerinde
sayılar

ismail serinken
mesih’in kilisesi ibadeti

metin ersoy
eskiden gazete okurken kahve keyfi de yapılırdı. şimdi ise gazetenizin yanına kahve ile birlikte, akıllı cep telefonunuzu veya tablet bilgisayarınızı da almanız gerekiyor. neden acaba?

kerime üstünova
dil bilgisi çalışmalarında
dilin dizge oluşunun
izleri

lokman tanrıkulu
çoğuldizge kuramı ışığında
sabahattin ali’nin
içimizdeki şeytan
adlı romanının
incelenmesi

tamer k.
bu hikayede sizi thomas edison’un karanlık yüzü ile tanıştıralım.

tamer k.
topsy, 1875 yılında forepaugh sirki tarafından amerika birleşik devletlerine getirilmiş bir gösteri filidir. topsy, binlerce insanı amerika’nın neredeyse her yerinde yaptığı mükemmel şovlar ile eğlendirmiş, sirke ciddi bir anlamda para kazandırmıştır…

tamer k.
fakat bakıcıları ile arası pek iyi olmayan topsy üç tonluk bünyesi ile 1900 yılından sonra 3 yıl tam 3 bakıcının hayatına mal oldu.

tamer k.
forepaugh sirki topsy’i coney adası’nda bulunan bir hayvanat bahçesine sevk etti ve fil mahkemeye verildi. mahkemeye verilen file ölüm cezası verildi. edison bu fırsatı kaçırmaz, filin elektrik verilerek öldürülmesini teklif eder.

tamer k.
zavallı fil, 4 ocak 1903 tarihinde, edison’un gözetiminde alternatif akımın tehlikelerini halka göstermek adına vücuduna bir ac kaynağından 6000 volt elektrik verilerek 1500 kişi önünde öldürülür.

tamer k.
edison’un bunun yanı sıra elektrik ile idam konusundaki çalışmaları için daha bir çok hayvanı öldürdüğü de bilinmektedir.

tarihi olaylar
fil mary tarihin ilk asılarak idam edilen filidir.

tarihi olaylar
13 eylül 1916’da amerika birleşik devletleri’nin tennessee eyaletinde, erwin kasabasında bir sirkte gösteri yapan fil mary, bakıcısının kendisini kızdırması sonucunda bakıcısına saldırmış ve bakıcısını öldürmüştür.

tarihi olaylar
cinayet suçundan yargılanan fil mary suçlu bulundu ve idamına karar verildi. fil mary, erwin kasabasından 40 km uzaklıktaki kingsport kasabasının meydanında resimde görüldüğü gibi asıldı.

vikipedi
mahkeme başkanının şapka ve sarığı karşılaştırarak, ikisinin de bez parçasından ibaret olduğunu söylemesine karşılık, hakimin arkasındaki bayrağı göstererek onun ham maddesinin de ingiliz bayrağının ham maddesiyle aynı olduğunu söyleyerek cevap verdi.

vikipedi
mahkeme reisi ali çetinkaya, savunma yapmaya gerek görmeyen iskilipli âtıf’ı idama mahkûm etti. iskilipli âtıf 1 hafta sonra ankara samanpazarı meydanı’nda asıldı.

ilme destek derneği
iskilipli atıf hoca
neden idam edildi?
tüm iftiralara
cevaplar

iskilipli mehmed âtıf
böyle çirkin ve rezilce işlerde müslümanlardan hiç birisinin zamanın modasına uymasına ve bilhassa gayr-i müslim milletleri taklid etmesine, diğer bir tabirle, batılılaşmasına asla şer’i bir izin yoktur.

iskilipli mehmed âtıf
1
meyhane, kerhane, dans, bar, tiyatro vesair sufli müessese ve sefilane terakkiyât gibi, dini hüviyet ve faziletli islâm ahlakının mahvolmasına ve yok olmasına sebep olan batıl itikatlar, çirkin ahlak, rezilce itikatlar,

iskilipli mehmed âtıf
2
kötülenmiş ve yasaklanmış iş ve fiillerini almak ve bu hususlarda onları taklid meşru değildir ve menfurdur.

iskilipli mehmed âtıf
ne bir müctehidin, alimin, şeyhin, ne de halifelerin, emirlerin, hükemânın, filozofların, itikada, ibadet ve muamelâta, ahlak ve âdâba dair sözlerine, fiillerine tabi olmak, itaat etmek, taklid ve benzemek katiyyen caiz değildir.

iskilipli mehmed âtıf
avrupa’dan yüklenip getirdikleri pislikler ile islamın faziletlerini tahribe, milletin fikirlerini bozmaya çalışıyorlar. vatan evladının kalbini yabancı ruh, yabancı terbiye, yabancı itikad ile aşılıyorlar.

ebû saîd ahmed bin îsâ el-harrâz
âriflerin riyası müridlerin ihlâsından daha iyidir.

başörtülü terapist
üniversite sınavına başörtülü girmiştim. bunlar mucizeydi o dönem için. lisansa başladığım zaman öğrendim ki klinik psikoloji yüksek lisans programları başörtülü öğrenci almıyorlardı.

başörtülü terapist
“başörtülü terapist olamazsın” dediler bana, bunun “objektifliği” ve “nötrlüğü” bozduğu gerekçesiyle. çok öfkeliydim onlara. okullardaki başörtü yasağı kalkmıştı ama yine de hayalimdeki mesleği yapmamın önünde engeller vardı.

başörtülü terapist
üstün dökmen nötrlüğü sadece dini ve milli değerlerle kısıtlamış ve hiçbir dini ve milli değerin terapi odasına sokulmaması gerektiğini, bu yüzden de başörtülü insanların terapi yapacaksa eğer başlarını terapi odasında açmaları gerektiğini ifade etmiş.

başörtülü terapist
“başörtülü terapist olamazsın” seslerini tekrar duyuyorum meslek hayatımda.

başörtülü terapist
nötrlük yukarıda anlattığım gibi bunlarla kısıtlı bir şey değil ve aslında medyatik olan ve kendini sürekli ifşa eden terapistlerden biri olarak bahsi geçen kişinin “nötr” bir terapist olduğunu söylemek oldukça güç.

başörtülü terapist
sizi düşünmeye davet ediyorum, terapistin terapide kendisi gibi olamadığı, dışarıda başka olup terapi odasında başka olduğu bir terapi ilişkisi danışana ne kadar faydalı olurdu?

başörtülü terapist
terapistin asıl kimliğini değiştirerek danışanını kandırdığı bir terapi ne kadar gerçekçi ve etik olurdu?

başörtülü terapist
siz bin bir emek mesleğinizi elinize alıp, tüm etik kurallara hassasiyetle dikkat ederken birileri sizin hakkınızda ahkam kesme yetkisine sahip oluyor. size “nötr değilsiniz” diyebiliyor.

başörtülü terapist
son olarak söylemek isterim ki; gündemde olan bu söylemler düpedüz ayrımcılıktır, kendinden farklı olana yer vermemektir. hatta bir yanıyla ötekileştirme olduğu söylenebilir. öyle ki bu tavırlar sürdürüldükçe bu nefret söylemine kadar varabilir.

başörtülü terapist
hiç kimsenin etnik kökeni, dini, cinsiyeti onun hangi mesleği yapıp yapamayacağını belirleyemez. gerekli eğitimleri aldıktan sonra etik kurallar çerçevesinde terapi verme yetkisi bunlara hiç de bağlı değildir.

başörtülü terapist
insanın kendisi olarak, otantik varlığıyla çalışma hakkına hiç kimse engel olamaz.

turgay sebzecioğlu
özet
ıduk ötüken yış, eski türk yazıtlarında devletin güçlü ve daimi olması için “başkent” olarak kalması gerektiği vurgulanan kutsal (“ıduk”) bir yer adıdır.

turgay sebzecioğlu
bu çalışmada, ıduk ötüken yış öbeğinde yer alan ötüken sözcüğünün “geçitler” (ing. gates) anlamına geldiği, en temel anlamı “geçmek” olan öt- eyleminden türediği, tarihî ve çağdaş türk dillerinden verilen sözcüklerle kanıtlanmaya çalışılmıştır.

turgay sebzecioğlu
1
sonuç olarak, bir ana geçit (portal) özelliği taşıyan ötüken yış’ın dikey geçişlere (“teŋri”ye yakın kutsal ana kapıdaki “gök direği, demir-ağaç”)

turgay sebzecioğlu
2
ve yatay geçişlere (askeri ve ekonomik anlamda stratejik kapılar) izin veren “geçitler ormanı (veya ağacı)” olarak anlamlandırılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

seni dinleyen biri
uzakta, olmak istediğim yer, olmak istediğim ortam bir nebze olsun şu anda twitter’da.
instagram’da hiç olmadım. bana göre değildi. bir zamanlar facebook’ta da olduğu gibi, nerdeyse hesabı olmayan bir ben kaldım.

seni dinleyen biri
çevrimiçi ev kadınıyım ben. hiçbir şeyden uzakta kalmamalıyım. neyse ki artık “her şey” orada. benim aklım her yerde.
çevrimiçi ev kadınıyım ben. evdeyim ama her şeyden haberdarım.
çevrimiçi ev kadınıyım ben. öyle ya da böyle ben de bir şeyler paylaşıyorum.

seni dinleyen biri
çevrimiçi ev kadınıyım ben. tüketmek bize en çok yakıştırılan şey iken, neden internetten birkaç parça bir şey almayayım?
çevrimiçi ev kadınıyım ben. okuyorum, düşünüyorum, yazıyorum; çevrimiçi dayanışıyorum.

seni dinleyen biri
çevrimiçi ev kadınıyım ben. çevrimdışı varlığım pek değer görmüyor. oysa çevrimiçi hayal ile gerçek arasında gibi, zamanın ne içinde ne dışında olmak gibi, makbul olanın ne içinde ne dışında olmak gibi…

seni dinleyen biri
çevrimiçi bir ev kadınıyım. mazur görmeyin. siz de vurun.

kevser çelik
kötülüğün felsefesi:
felsefi tecrübede kötülük sorunu
ve
kötülüğü haklılaştırma olarak teodise

ercan şen
hannah arendt’in iş-emek kavrayışı perspektifinde
emek kavramının türkçe etimolojisi

ercan şen
emekçi hareketin temel yapı taşını oluşturan emek kavramı üzerine türkiye’de ismet zeki eyüboğlu’nun “türk dilinin etimoloji sözlüğü” isimli eseri dışında terimin etimolojisi üzerine kayda değer bir cümle yoktur.

ercan şen
20.yüzyılın önemli düşünürlerinden hannah arendt ise emek kavramının insanlık durumu içerisindeki merkezi önemine vurgu yaparken aynı zamanda kavramın etimolojik durumunu da dikkat çekmiştir.

ercan şen
1
kısaca arendt şunu söyler, antikite’de ve sonrasında emek/iş kavramına ilişkin olarak net bir ayrım olmamasına rağmen, emek her zaman ağır, acı içeren bir çalışma sürecini ifade ederken, ‘ürün’ terimi kök olarak bu emek kavramından değil,

ercan şen
2
‘iş’ kavramından türetilir. bir başka deyişle emeğin sonucu olarak “ürün” değil, iş’in sonucu olarak “ürün” kavramı kullanılmaktadır.

ercan şen
arendt bir noktaya dikkat çeker, vasıflı ve vasıfsız iş ile kafa ve kol işleri arasındaki ayrımların klasik ekonomi politikte de, marx’da da herhangi bir rol üstlenmemesinin ilgi çekici olduğunu söyler.

ercan şen
1
hannah arendt’in emek kavramının etimolojisinde vurguladığı temaların türkçenin modern öncesi kullanımındaki karşılıkları da aynı anlama gelmektedir. fakat günümüzdeki özellikle sosyalizm sempatizanı yazarların tanımlarını araştırdığımızda kavramın dile özgün

ercan şen
2
yaşantılanmış tariflerinden çok modern iktisadın terminolojisiyle tarif edilmeye çalışıldığını görüyoruz. ki aslında bu arendt’in tam da dile getirmeye çalıştığı şey olan modern çağa egemen olmuş ekonomi paradigmasının meşrulaştırılmasından başka bir şey değildir.

ercan şen
ismet zeki eyüboğlu ‘emek’ kavramını moğolca’da kullanılan em (ilaç) kelimesi ile ilişkilendirmektir. bu açıklama, hannah arendt’ın emek kavramını açıklarken ifade ettiği acı, ızdırap, zahmet vb. anlamlarıyla bir farklılık arzetmektedir.

ercan şen
1
ancak biz emek kavramının türkçe etimolojisinde de hannah arendt’in belirttiği gibi acı, ızdırap, cefa, zahmet anlamlarını içerdiğini 1941 yılında t.d.k’nın yayımlamış olduğu huastuanift (türklere yönelik maniheizm propagandası kitabı; von le coq’un

ercan şen
2
ingilizce tercümesinden, çev: s.himran) adlı kitapta şöyle bir ifadede bulguladığımız düşüncesindeyiz. “kentü özümüzni-i emgetürbiz (kendi özümüzü cefalandırıyoruz)” burada emge/emek ‘cefa’ kelimesinin karşılığı olarak kullanılmıştır.

ercan şen
sevan nişanyan’da ‘sözcüklerin soyağacı’ kitabında; emek: emgekle-dört ayak üstünde sürünmek, anlamını vermektedir.

ercan şen
yine türkçenin eski sözlüklerinde, meninski’nin thesaurus ve şemsettin sami’nin kamus-ı türki’sinde emekli zahmetli, zor, karşılıklarını vurgulamaktadır.

ercan şen
1
prof.dr.tuncer gülensoy, cumhuriyet türkiyesinin ilk ciddi etimoloji sözlüğü olan ‘türkiye türkçesindeki türkçe sözcüklerin köken bilgisi sözlüğü’nde ‘emek’ sözcüğünün eski türkçede ‘emgek; ızdırap, acı, zahmet’ olarak kullanıldığını ve

ercan şen
2
uygur lehçesinde de; ‘emgeklig, emgeksiz, emgenmek, emgetmek, emgetmeksiz’ olarak kullanıldığını göstermektedir. kaşgarlı mahmut’un meşhur eseri ‘divanu lügati’t türk’de yine ‘emgek’ olarak geçmektedir.

ercan şen
‘emek’ kelimesi, türkçe etimolojisinde de cefa, eziyet, zahmet, acı anlamlarıyla yakından ilintili ve yüklüdür.

ercan şen
emek kavramının temel bir insanlık durumunu vurguladığı ve şu anda kullanılmakta olan belli başlı evrensel dillerin hemen hepsinde türkçede dahil olmak üzere aynı acı, zahmet anlamlarını içerdiği açıktır.

ercan şen
1
bu anlamda emek kavramı öz türkçe bir kelime olup tarihin derinliklerinden günümüze dek yaşantılanmış ve kullanılagelmekte olan bir kelimedir. bu manada kavramın asli olarak vurguladığı ve çağrıştırdığı yaşantısal içeriğinin ekonomi paradigması tarafından nasıl bir

ercan şen
2
dönüşüme uğratıldığını ve üzerinin örtüldüğünü saptamak ilgi çekici olmanın ötesinde; yeni kavrayışlara yol açabilmesi açısından dikkate değerdir.

ercan şen
şu da bir gerçektir ki arendt’in de vurguladığı gibi ‘insanlık durumu’ almış olduğu bu yeni hal karşısında hiç de insani bir dengede değildir.

neslihan dolar
güneş ışınları her saat zararlı.
ama
saat 11 le 3 arasında
çok daha clddi şekilde
cildi
direk olarak etkiler.

yankı yazgan
adaletsizlik doğurduğu duygularla toksik stres etkisi yapar.
toksik stres ruh sağlığımızı bozarak güven ve umudu aşındırabilir.
birliktelik, dayanışma ve güzel bir geleceğe inancımız adaletsizliğin toksik etkilerini giderecektir.

yankı yazgan
1
stres belli düzeylerde olduğunda insanı geliştirici etkisi olan, vücudun dışarıdan gelen etkenlere karşı verdiği bir reaksiyon. stres yaratan durumlar bizi zorlayabilir, ancak çoğu her zaman zarar vermez; optimal düzeyde olduğunda geliştirici etkileri de olabilir.

yankı yazgan
2
ama insanda, stres yaratan olayların frekansı, sıklığı, kişinin niteliklerini ve o andaki yük kaldırabilirliğini aşan boyutta olduğunda ve stresin kaynağı olan durum geleceğinizi tehdit eden, fiziksel veya ruhsal varlığınızı zora sokan bir stres ise

yankı yazgan
3
toksik strestir. fakat otobüsü kaçırmak strestir ama toksik değildir. ya da eşinizle o gün tartışmalı bir şekilde güne başlamak strestir ama toksik değildir. her güne o şekilde başlarsanız, stres toksikleşir. yararlı, optimal hale dönüştürülemez.

yankı yazgan
1
kümülatif stres, stresin tekrarlanarak birikmesiyle oluşan bir kavram. toksik ve kümülatif stres birbirinin alternatifi değil. kişisel hayattan örnek verirsek boşanma, hastalık, sevdiğimizin ölümü her biri yüksek düzeyde birer stres; ama bu stresler her zaman

yankı yazgan
2
toksik olmayabilir. ama, aynı kişinin hayatında bu tek tek toksik olmayabilecek streslerin üçü birden dar bir zaman diliminde olursa kümülatif stres oluşuyor.

yankı yazgan
işler ters gidince, toksik stresin karmakarışıklaştırdığı belleğimiz, dünyayla ilişkimizi çarpıtmaya başlıyor. anılarımıza dayanarak oluşturacağımız hedefleri, bir bakıma yaşama amacımızı ya da amaç oluşturabilme kapasitemizi kaybedebiliyoruz.

yankı yazgan
toplumsal adaletsizlik ya da ailenizdekinin negatif, toksik stres etkilerinden bir şekilde korunuyorsunuz. kurtulamazsınız, ama korunabilirsiniz.

yankı yazgan
safları sıkılaştırmak derken kastedilen de, insan ilişkilerini sıkılaştırmak, başkalarının hayatımızdaki yerini, bizim başkalarının hayatındaki yerimizi anlamak, tanımlamak, güçlendirmektir.

yankı yazgan
1
çocuk onu yaratıcı bir şekilde, o can sıkıntısını giderecek bir şekilde kullanamıyor. örneğin, eline akıllı telefonu geçiriyor. telefonu vermemezlik edemiyorsunuz.

yankı yazgan
2
çünkü “çocuğa faydalı şeyler var, youtube’dan faydalı videolar izliyor” diye aileler de kendilerini çok güzel inandırıyorlar, yani belki yüz çocuktan birisi böyle bir şey yapabilir, ilginç şeyler öğrenebilir, ama doksan dokuzun öyle yapmadığını biliyoruz.

yankı yazgan
1
çocuğun canının sıkılmasını yönetmek için gereken sabır anne babada da kalmamış. o da, hemen hallolsun, kimsenin canı sıkılmasın, istiyor. yoksa bu iş telefonu verdin-vermedin meselesi değil.

yankı yazgan
2
negativite, tatsızlık kaldıracak halde değiliz, dayanamıyoruz, yılıveriyoruz. anne-babaların da toksik stres altında olduğunu düşündürüyor.

yankı yazgan
bağların gevşemesinden dolayı duyduğumuz, ya koparsa korkumuz sebebiyle gereksiz sıkıyoruz ergenleri.

levent kenar
nükleer kaza
veya
terörist atakta organizasyon,
iş birliği ve stratejisi

ismet orhan
sözüm ona,
boğaziçi islam araştırmaları topluluğu
organizasyon düzenlemiş…
konuşmacı,
yunan asıllı sonradan müslüman olmuş ingiliz,
hamza andreas tzortzis.
yani,
ithal şeytanın ta kendisi dürzü…

ismet orhan
ne diyor bu satılmış ajan provokatör?
atatürk şeytandır diyor…
ingiliz muhipleri cemiyeti üyesi,
iskilipli atıf’ın torunları da alkışlıyor…

irfan gündüz
tasavvufî bir terim olarak
râbıta

rifat okudan
insanî bir insiyak olarak
râbıta

muhammed zekeriya el-kandehlevî – çev : ismâîl yılmaz , mehmed etmekçi
“şeyhi tasavvur etmek”
yahut
şeyhe râbıta yapmak

ferit aydın
tarîkatta râbıta
ve
nakşibendîlik

emine büyüknohutçu
iki senedir yaşadığımız bütün süreci, bize yaşatılan bütün kötü, trajik ve korku dolu süreçleri anlatacağımız, paylaşacağımız, henüz isim veremesek bile önemli noktalara değineceğimiz bir sosyal medya hesabı oluşturduk.

emine büyüknohutçu
şu an bizim için bu çok önemli ve en sağlıklı bilgiyi kamuoyu bizden bu hesaplardan alacak.

emine büyüknohutçu
bu davanın üstü kapatılmak isteniyor, iki sene boyunca biz de kandırıldık ve birçok yalana inandırıldık, korkutulduk, tehditler aldık, dünya kadar şey yaşadık ve hiçbirini açıklayamadık.

emine büyüknohutçu
çünkü her açıklamak istediğimizde yeni sıkıntılar yaşatıldı bize. dolayısıyla artık korkularımız yok ve sosyal medya hesaplarından yaşadığımız süreci, davanın gelişimini aktaracağız.

emine büyüknohutçu
dünya kadar tehdit alıyoruz. hatta, ‘kardeşlerini paçavra gibi önüne sereriz’ diye tehdit telefonları geliyor. dava her gündeme geldiğinde evimizin önüne plakasız araçlar yanaşıyor ve birtakım insanlar fotoğraflarımızı çekiyor.

emine büyüknohutçu
bunlar en basitleri. tabi ki belgelediğimiz tehditleri savcılık aracılığıyla suç duyurusunda bulunacağız ve açıklayacağız. artık zamanı geldi.

emine büyüknohutçu
iki senedir inandığımız yalanlar, masallar var. inanmak zorunda bırakıldığımız şeyler var. bu yüzden henüz acımızı da yaşamadık. bu davanın çözümüyle inşallah acımızı da en derin bir şekilde yaşayacağız.

emine büyüknohutçu
kamuoyuna mal olan birçok olay mahkeme süreçlerinde çok farklı aksettirildi. çok farklı kayıtlara geçildi. 11 avukatın itirazına rağmen farklı yargılar geliştirildi. biz konuşturulmadık mahkemede, herhangi bir görüşümüze de başvurulmadı.

emine büyüknohutçu
üç kız kardeş olarak hiç ifade vermedik. ifadesi alınmasını istediğimiz insanların da ifadesinin alınmadığını biliyoruz. bize susmamız söylendi, tehdit edildik, konuşturulmadık.

aylin koç
hastalık isimlerinde örtmece

osman nedîm tuna
osmanlıcada
moğolca
ödünç kelimeler

serpil gündüz
sokakların da şiiri vardır

roland gérard barthes
dillerin sonsuzluğuna gelmeden önce, yazmakta olan biziz. yazılabilirlik romanlaşmamış romansılık, şiirleşmemiş şiirsellik, yazıya dökülmemiş deneme, biçemi olmayan yazı, ürünleşmemiş üretim, yapılaşmamış yapılanmadır.

roland gérard barthes
insan arzu ederse yazar, benim de arzularım bitip tükenmez…

ayşe inal
1980 yılında bir trafik kazası sonrasındaki ani ölümü barthes’ın akademik çalışmalarının bir soru işareti ile sonlanmasını beraberinde getirdi. yazmaya devam edebilseydi acaba hangi konulara yönelecekti?

ali göçer
yazma eğitimi

tahir tağa , süleyman ünlü
yazma eğitiminde
karşılaşılan
sorunlar üzerine
bir inceleme

suat ungan
yazma becerisinin
geliştirilmesi
ve
önemi

selami aydın
ingilizce öğrenenlerin
yazma etkinliklerinde
bilgisayar kullanmaya
yönelik tutumları
ve
bilgisayarın
yazma becerilerindeki
başarıya olan katkısı

heybeliada forumu , adalar savunması
2000’li yılların ortalarından bu yana her yıl 10-12 kişi “motorlu araç trafiğine kapalı” olan adalarda bisiklet, akülü motorsiklet ve faytonların karıştığı trafik kazalarında ölmektedir.

heybeliada forumu , adalar savunması
adalar’da her sene 250-300 civarında at, fayton sürücüleri başta olmak üzere insanlar için de büyük bir tehlike arz eden ruam hastalığına yakalanmakta ve bu nedenle öldürülmektedir.

heybeliada forumu , adalar savunması
adalar’da her sene yaklaşık olarak 400’e yakın atın öldüğü tahmin edilmektedir.

heybeliada forumu , adalar savunması
kurtuluş yok tek başına,
ya insanlarla, atlarla, kedilerle, köpeklerle, balıklarla, kuşlarla, ağaçlarla birlikte,
ya hiç birimiz…

uğur mumcu
hasan ali yücel sordu, mareşal sustu

hasan âli yücel
bir lokma, bir hırka bizlere yeter;
şâd olsun isteriz can da canan da.
bu yalancı zevkler gün gelir de biter;
bitmeyen şeydedir neşe cihanda…

hasan âli yücel
bürünmüş bir eski, soluk kefene
bayırlar, ovalar, dereler, dağlar.
akşam kaybettiği sevgilisine
içinden ah edip ağlar

hasan âli yücel
yelesi savrulmuş, oynak ve çapkın
al renkli bir kısrak gibi güzelsin.
vahşetten daha hür, şehvetten azgın,
ölüme susayan kalbe ecelsin

tebrizli kavsî
āşıķam ben dövlet ü māl u menālı n’ėylerem
berg ü berden yummışam göz şāĥ u bālı n’ėylerem

tebrizli kavsî
gözi ŝūret gören me‘níden āgāh olmayan ġāfil
eger veŝl istese bir kūra benzer kim çırāġ ister

tebrizli kavsî
düşmenini kimse sevmez bilmenem yā reb n’içün
ben seni ‘ālemce ėy bí-reģm-i ĥūn-ĥˇār isterem

tebrizli kavsî
her ne var ‘ālemde bir birden beter ser-geştedür
ķešre ‘ümmān aĥtarur ‘ümmān ne ister bilmenem

tebrizli kavsî
şerāb ĥūn-ı ciger def‘ine ne fāyide sensiz
boyung belāsın alım ķanı ķan ile yumaġ olmaz

nâzan bekiroğlu
çaydan yana nasibimiz termosta sıcak su, poşet çay, kalın camlı su bardağı.

burhan külcü
o zamana kadar ayağıma terlikten başka hiçbir şey giymemiştim. kışın kar yağdığında babaannem terliğimin üstüne iki tane poşet geçirirdi. poşetin de üstüne yün çorap giyerdim. bütün kışı bu şekilde geçirirdim.

ahmet şerif izgören
bir gün anadolu’nun bir köyünden geçiyorum. bir ev, camı kırılmış. siyah battal boy çöp poşetiyle kapatmışlar camı.

ferhat ünlü
cemal kaşıkçı, suudi toplumundaki bütün oksijeni çektiğini söylediği haris veliaht’ın talimatıyla suudi arabistan’ın istanbul başkonsolosluğu’nda başına poşet geçirilip vücudunun oksijenle temasının kesilmesi suretiyle öldürüldü.

ibrahim tenekeci
vefat ettiği zaman evinin her yerinden; balkondan, dolaplardan, çekmecelerden, odalardan poşet poşet kurumuş kırmızı güller çıkmış..

mustafa kemal sayar
poşet çay batı’nın bireyci vurgusuna hayli uygun bir mamuldür, onu yapmak için ne zahmete ne de ustalığa gerek vardır, fonksiyoneldir ve bir sohbetin hamisi olamayacak kadar soğuktur.

kathryn lamb
burnuna naylon poşet dolanmış zavallı bir yunusun fotoğrafı bu. fotoğrafın altında bu yunusun, burnuna dolanan bu poşeti çıkaramadığı için açlıktan öldüğü yazıyor.

nureddin yıldız
basit bir poşet üzerindeki reklam resminin bile ailemizin bekası açısından neye mal olacağını düşünmek aklımıza gelmiyor.

mustafa kutlu
biz, asfaltların, betonların, çeliklerin, plastiklerin, sanal görüntülerin tutsağı nesiller. dondurulmuş yiyecek mahkûmları, poşet mağdurları, katkı maddelerinden hastalananlar, makinesı virüs kapanlar.

isahag uygar eskiciyan
boşuna yere bakma ; diyen yaşlı adama baktım. elinde siyah poşet vardı ve sanırım poşetin içinde de başka poşetler…

murat yalçın
bir naylon poşet kadar uzun ömürlü değiliz şu yeryüzünde

vítězslav nezval / vitezslav nezval
gece yaş döker … çiseler çayırın üzerinde
oğlanlar ve kızlar otların arasında öpüşmeye gitmişlerdi
sabah çocukları açacak onlara kapıları
döner mi oğlanlarla kızlar
dönmezler geri

vítězslav nezval
nice rüyadan uyandım ne de bir ekspresle geldim
kolluyorum kendimi bir turist gibi manzaralara bakma
sıkıntısından

vítězslav nezval
selam size, şaraphaneler ve köylü mahzenleri
selam size, domuzların öldürüldüğü kış şölenleri
selam size, ilkbahar kazları

vítězslav nezval
birbirini arzuluyor kadınlar ve erkekler
domur domur ediyor memelerini kızların bağcıların şarkısı

vítězslav nezval
b
a b c ‘niıı ikinci harfi ve
sevilen bir kadının göğüslerinin görüntüsü
+
x
bir engerek yılanının kafasında cain’in işaretidir
x, sonsuzluk ve seni zehirleyen ağu

vítězslav nezval
yüz kulesi var prag’ın
sırtüstü yatan kadınların sarhoş eden parmaklarından
mayısta bir mezarlığın parmaklarından
hilebazların ve iğnedenliklerin parmaklarından
mezar kazıcıların parmaklarından
günahkâr kadınların parmaklarından

vítězslav nezval
seni bir yığın suç için sorgulayacaklar
sen bunlardan birini işledin — çek ve insan olmayı

vítězslav nezval
hastaların ve tutsakların kara nefreti içersinde
ben hain, hafif ve güzel kadınların ayyaşıyım
zevk ve kanlı köpüklerin ayyaşı
acımasız olanın, parçalayan ve kovalayanın ayyaşıyım
terörün, acının ayyaşı, hayatın ve ölümün ayyaşı

vítězslav nezval
dünyayı yeni yeni anlamaya başlamışsın
okul salonunun hastane salonu oluşunu

vítězslav nezval
seni arıyordum paris’in sokaklarında
ve paris ıssız sabah erkenden bir mezarlık kadar

vítězslav nezval
bir kurtulalım hele tüm asalaklardan,
nasıl seveceğiz birbirimizi, şiirler okuya okuya!
+
çekip gidince soyguncular, bir başka dünya kuracağız.
yaşamak neymiş, yaşamak, sen o zaman gör bak!

yaşar kemal gökçeli
dağlar insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa şimdi en güzel şiir barıştır.

uğur aktekin , başak gürbüz
türkiye’de örtülü reklamlar
ve
uygulamadaki durum

m. özgür seçim
bir pazarlama taktiği olarak
realty show’larda
gizli reklam uygulamaları:
“gerçek kesit” örneği

özcan erdem
televizyon ve sinemada
gizli reklam
ve
subliminal mesaj

duygu acet
bilinçaltı reklamlar
ve
bilinçaltı reklamlarda
cinsellik öğesinin
kullanılması

u. tansel şireli
kanatlı etlerinde bozulma

millî eğitim bakanlığı
inşaat teknolojisi
taş bozulmalarını teşhis etme

aylan gımzal , çağr› yazgan
hafif bilişsel bozulma

mustafa evren , mustafa apan , esra tutkun , sevil evren
geleneksel gıdalarda bulunan
bozulma etkeni mayalar

ilhami öztürk
bir hükmün bozulmasını
takiben verilen kararda
hesaplanan yargı harcından
bozulan hüküm dolayısıyla
ödenmiş olan
harcın mahsubu

mine gültekin , s. dilek doyuran , n. nilüfer demirel
şarapta bozulma nedeni olan
laktik asit bakterileri
ve
yabani mayalar

uzay yergün
tarihi yapılarda
bozulma nedenleri

ahmet tuncay
sermaye şirketlerinde
mali durumun
bozulmasının nedenleri

özgür alparslan
yenidoğan yoğun
bakım hastalarında
duyusal algılamada
bozulma

mustafa çağatay korkmaz
azalan bozulma
oranına sahip
üç parametreli
yeni bir
yaşam zaman
dağılımı

hülya koç , muna silav
vakıflar genel müdürlüğü
arşivinde bulunan
izzet mehmet paşa vakfına ait
yazma eserlerin
bozulma durumlarının
incelenmesi,
belgelenmesi
ve
çözüm önerileri

ayla tüzün
ölüm belirtileri
ve
cesedin bozulma evreleri

insanveislam
eğer benu israil olmasaydı
yemek bozulmaz, et de kokmazdı
hadisi

fatih sönmez
moral bozukluğu sendromu

emmanuel levinas
ölüm bozulmadır.

pınar erbaş
toprak olmayabiliriz!
pek çok ceset artık bozulmuyor çünkü…

ümit ekin
osmanlı ordusunda
moral yükseltici
bir kurum olarak
ordu şeyhliği

islâm araştırmaları merkezi
dinî hükümlerin kaynağı
ve
dinî metinlerin anlaşılması konusundaki
çağdaş yaklaşımlar çalıştayı

şükrü ersoy
iklimler
insan olmadan da
değişebilir

mirpenç akşit
nasîruddin tûsî’nin
ahlak felsefesinde
kadının yeri

yusuf ziya cömert
türkülerdeki gdo’suz, hormonsuz şiir

yazmayadeger
insanoğlu için, ne yazık ki, doğru iş yoktur.

hasan sancak
dünyada insanlıktan-bilmek ve yaşamaktan
daha doğru iş yoktur-ayrılma sakın haktan

osman özbahçe
bir ülke ancak eleştiriye verilen değerle adım atabilir, yaşayabilir. eleştiriyi dışlayan her yapı çöker. sahteleşir. eleştirinin köreldiği yerde ancak kötülük üreyebilir.

osman özbahçe
türkiye’nin osmanlı’dan süregelen uzun tarihinde bizi zaafa düşüren temel sorun eleştiri eksikliğidir.

osman özbahçe
eleştiri yoksa doğru iş yoktur. eleştiri yoksa sağlam irade de yoktur, sağlam adam da yoktur. bu durumda hiçbir medeniyet çerçevesi hiçbir ülkeyi kurtaramaz. adam öncelenmedikçe medeniyet bir işe yaramaz.

zekeriya türkmen
yalancılık, sebep olduğu zarara göre kanun gereği cezaya götürücü bir davranıştır.

zekeriya türkmen
yalan söylememek, iyi niyetli ve dürüst davranmak bir hukuk kuralıdır. yalan söylememek aynı zamanda bir ahlak kuralıdır.

zekeriya türkmen
dürüstlük, yalan söylememek, açık sözlü olmak, aileyi korumak ve kollamak…vb. şerefli olmakla ilişkilidir.

zekeriya türkmen
yalan, doğrunun karşıtıdır. yalanın olduğu yerde doğru yoktur ve doğru iş yoktur.

zekeriya türkmen
alışveriş yaparken, harcamanın ne kadarını ürünün kendisine, ne kadarını ambalajına verdiğimizi hiç düşündünüz mü? bir yandan çevreyi kirlettiğiniz bu ambalaj maddeleri öbür yandan sizi aldatan bir “yalancı” değil midir?

hakan unutmaz
imgesel resimlerin kişiden kişiye değiştiğini varsayarsak doğruyu söyleyen bir şiiri yanlış anlayarak sevebilir miyiz?
koray feyiz
sevebiliriz de sevmeyebiliriz de.

koray feyiz
şiir, insanın kendi şaşkınlığını keşfettiği dildir.

koray feyiz
şiir, insanlığın eşsiz bir araştırması ve aynasıdır.

koray feyiz
şiir, bizim varlığımız içinde bir varlık yaratır. bizi, bilindik dünyanın bir kaos olduğuna inandırarak bu dünyanın sakinleri yapar.

koray feyiz
iktidar insana kibirlenmeye yöneldiğinde, şiir ona sınırlamalarını hatırlatır.

koray feyiz
iktidar, insanın ilgilendiği alanı daralttığında, şiir onun varlığının zenginliğini ve çeşitliliğini hatırlatır.

koray feyiz
güç bozulduğunda, şiir temizler.

koray feyiz
şiir, yargımızın mihenk taşı olarak hizmet etmesi gereken temel insan hakikatini ortaya koyar.

koray feyiz
şiir; mantıktan farklıdır, aklın aktif güçlerinin kontrolüne tabi değildir ve doğumunun ve tekrarlamasının bilinçle veya irade ile hiçbir bağlantısı yoktur.

koray feyiz
şiir, içimizdeki bu duvarları yıkabilmektir.

koray feyiz
şiir denince, insanlar korkuya kapılıyor.

koray feyiz
en genel anlamda şiir, “köklü düşünme çabasıdır” ve evrensel düzeyde düşünme yönelimi.

koray feyiz
şiir yazmak, insanı gelişigüzel bir biçimde değil yöntemli bir biçimde düşünmek demek.

koray feyiz
şiir insanlara korkunç görünüyor.

koray feyiz
kimileri için de şiir, zihni sakatlanmış insanların uğraşıdır.

koray feyiz
şiir tıpkı matematik ve felsefe gibi bir insan araştırması…

koray feyiz
insanların şiirden korkması en başta düşünmeye alışık olmamakla, hatta düşünmekten korkmakla ilgili.

koray feyiz
insanların şiir korkağı olmalarının bir nedeni de bazı şairlerin mi diyelim şiir üretenlerin mi diyelim, anlaşılmaz metinleri.

koray feyiz
bizde güçlü bir şiir geleneği yok.

koray feyiz
şiir, ayrıntıların toplamıdır.

koray feyiz
şiir, hepimiz için çok önemli.

koray feyiz
şiir; cıva gibidir.

koray feyiz
şair ve okurun birbirine çok benzeyen yanları ile hiç benzemeyen yanlarından bir senfoni yaratma denemesidir şiir.

cuma aktaş
pestisitler, insanoğlunun günlük olarak maruz kaldıkları önemli bir çevre kirleticisi grubunu temsil etmektedir. bunlar başta tarımda yaygın olarak kullanılması nedeniyle muhtemelen yakın gelecekte de devam edecek ve artacaktır.

cuma aktaş
pestisitler, mö 2000’den beri insanlar tarafından mahsüllerini korumak için kullanılmıştır.

cuma aktaş
ilk bilinen pestisit, antik mezopotamya’da 4.500 yıl önce antik sümerler tarafından kullanılan kükürttür. 4.000 yıllık yazıtlar, zararlılara karşı kullanılan zehirli bitkilerden bahseder.

cuma aktaş
1
pestisitlerin toksisite çalısmaları sırasında farklı düzeylerde zararlı etkileri ortaya konduğundan bu etkileri ortaya çıkaran düzeyleri, dünya saglık örgütü (dsö) tarafından alınma miktarına göre sınıflandırılmıştır.

cuma aktaş
2
bu sınıflandırmada, bir toksinin (zehir) deney hayvanlarının %50’sini öldürmek için gerekli olan miktarı ld50 (lethal dose 50 – öldürücü doz) ve lc50 (lethal concentration 50 – öldürücü yoğunluk) olarak ifade edilmektedir.

cuma aktaş
pestisitler, herhangi bir zararlıyı kendine çeken, baştan çıkaran ve daha sonra da tahrip eden maddelerdir.

cuma aktaş
pestisit terimi, herbisit, insektisit, böcek büyüme düzenleyici, nematosit, termitisit, mollusit, piskisit (balık öldürücü), avisit (kuş öldürücü), rodentisit, bakterisit, böcek savar, hayvansavar, fungusit, dezenfektan türlerini içerir.

cuma aktaş
pestisitlerin yararları olmalarına rağmen, insanlara ve diğer canlı türlerine karşı toksik etkileri gibi zararları da vardır.

cuma aktaş
biyo-pestisitler, hayvanlar, bitkiler, bakteriler ve bazı mineraller gibi doğal malzemelerden türemiş belirli pestisitlerdir. örneğin, kanola yağı ve kabartma tozu pestisit uygulamalarına sahiptir ve biyolojik pestisit olarak kabul edilir.

cuma aktaş
algisit – göllerde kanallarda yüzme havuzlarında su tanklarında ve diğer alanlardaki algleri öldürmek için kullanılır.

cuma aktaş
çekici ajanlar – böcek veya kemiriciler gibi zararlıları çeken ajanlardır. zararlıların yemek için tercih ettiği gıdalar bu sınıfa girmez.

cuma aktaş
herbisitler – yabani otları veya istenmeyen bitkileri öldürmek için tasarlanmış pestisitlerdir.

cuma aktaş
insektisitler – böcekleri öldürür.

cuma aktaş
mollusitler – salyangoz ve sülükleri öldürür.

cuma aktaş
ovisitler – böcek ve akarların yumurtalarını yok eder.

cuma aktaş
kovucular – sivrisinek gibi böcekleri ve kuşları uzaklaştıran kimyasallardır.

cuma aktaş
rodentisitler – fare ve diğer kemirgenleri kontrol eder.

fethi demir , mehmet recep taş
turgut uyar’ın
dünyanın en güzel arabistanı’nı
çevre eğitimi bağlamında
okumak

fethi demir , mehmet recep taş
çevre duyarlığı, 20. yüzyılın son döneminde hayatımıza girmiş ve zamanla bir hareket olmaktan çıkıp ekolojizm adıyla ideolojik ve politik bir harekete dönüşmüştür.

fethi demir , mehmet recep taş
küresel ısınma, ormansızlaşma, asit yağmurları, türlerin yitimi, ozon tabakasındaki delinme, genetiğiyle oynanmış gıdalar, pestisit kirliliği, …….

şule gönülsüz
arılar pestisit denilen tarım zararlılarına karşı kullanılan kimyasal ilaçların etkisinden kurtulmak için bir protein üretirler ama bu hastalığa sebep olan virüs, pestisite karşı koymayı sağlayan genleri kullanmalarını önlüyor. bu yüzden arıların sayısı azalıyor.

fatih ahmet göktürk
pestisit endüstrisi atıksularının
fenton prosesi ile arıtımı

hakan örnek
ege bölgesi bağlarından
elde edilen
yaş ve kuru üzümlerde
bazı pestisit kalıntılarının
ve
risk durumunun
araştırılması

şeyda eyüpoğlu , dilek kut
mikrokapsülasyon teknolojisi
ve
tekstil sektöründe
kullanımı

murat dolayman
böcekler ve insanlar
arasındaki
pozitif ilişkiler

ondokuz mayıs ünıversitesi
mutfak hizmetleri
enfeksiyon kontrol talimatı

ismail yüce
sivrisineklerden koruyucu
tekstil ürünlerinin
incelenmesi

denizden
sivrısinek / böcek
koruyucu apreler

biosisidc
askeri üniforma
ve
tüm askeri tekstil ekipmanlarında
zehirli böcekler
ve
kemirgenlerin
taşıdığı
mikroorganizmalar karşı
nato tescilli
koruyucu ürünler

kur’ân / allâh / tanrı – çev : abdulaziz bayındır
göklerde ve yerde allah’tan başka ilahlar olsaydı, ikisi de bozulurdu.
+
insanların, kendi elleriyle yaptıkları şeyler yüzünden karada ve denizde bozulmalar olur.

pelerinlikedi
4-5 yetişkin, ortasında da kumluk bir kuru alan iyi olur. ama kırmızı yanaklı su kaplumbağası tropikal türdür, kışı geçiremeyebilir o çevredeki bir göl ya da dereden kaplumbağa yakalyıp koyarsanız tam ekosistem olur. filtrasyon da lazım, yoksa durgun su bozulur…

kasım şulul
1
ibn haldun’un belli bir vetireden sonra şehirlinin dönüştüğü yapı hakkında söylediklerinden,

kasım şulul
2
hadarîlerin bir süre sonra dinamizmlerini yitirdikleri “durgun su bozulur” öz deyişi misali tembelleşmeye ve sadece mevcudu tüketmeye yönelmeleri sebebiyle inhitata uğradıkları anlaşılmaktadır.

bedri noyan
– niçin seyahat ediyorsun?
– akmayan su bozulur diye
– neden deniz olmuyorsun ki hem akmaz hem de bozulmazdın?
– iki nesne en büyüktür: ilim (bilgi) ve hilim (yumuşaklık). bilgi ile doğruya (çalab’a) yol görünür, yumuşaklık ile insanlara katlanılır.

leylâ karahan
1
kelime gruplarında yapıyı, bu dil birliğinde yer alan unsurların gramatik ve semantik değerleri ile bunlar arasındaki çeşitli ilişkiler belirler.

leylâ karahan
2
tekrar gruplarında ise yapı belirleyicisi, diğer kelime gruplarından farklı olarak genellikle unsurların ünlü ve ünsüzleri arasındaki düzendir.

leylâ karahan
tekrar gruplarında yapı-anlam ilişkisi ise konunun bir başka boyutudur. “unsurların sıralanışında anlamın rolü nedir?” “unsurlar arasındaki ses düzeninde anlamın rolü var mıdır?” soruları bu ilişki çerçevesinde cevap arayan sorulardır.

leylâ karahan
1
tekrarlarda ünlü düzeni ile ilgili olarak tuna’nın tespit ettiği kurallardan biri, birinci unsurun ilk hece ünlüsünün düz geniş (a), ikinci unsurun ilk hece ünlüsünün dar-yuvarlak (u) ünlü taşımasıdır.

leylâ karahan
2
/a/…/u/ ses düzenine sahip 550 civarındaki tekrardan yaklaşık 320’sinin iki unsuru da, 50’sinin ise unsurlarından biri anlamlıdır. 180’inin unsurları da yansıma kelimelerden oluşmaktadır.

leylâ karahan
çoğu kalın ünlü taşıyan ve aynı ses düzenine sahip bu tekrarların hepsi de “düzensizliği, hoşa gitmemeyi, rahatsız ediciliği” ve benzer duyguları çağrıştıran bir anlam değeri taşımaktadır.

leylâ karahan
1
demircan 1997’de, ünlülerin tekrar gruplarında yüklendikleri ayrımlardan birinin düzenli-düzensiz ayrımı olduğu belirtilmiş;

leylâ karahan
2
/a/…/a/ ve /a/…/u/ yapısındaki tak tak/tak tuk, şap şap/ şap şup, takır takır/takır tukur, şapır şapır/şapır şupur vb. örneklerle bu ayrım gösterilmiştir.

leylâ karahan
1
ulutaş 2007’de kırgız türkçesindeki bazı tekrarlarla ilgili olarak yapılan “söz aynen tekrar edilirse bu hareketin, işin ahenk ve düzen içinde yapıldığına işaret eder. ikinci sözün ünlüsü değiştirilerek tekrar edilirse

leylâ karahan
2
harekette farklılık ve düzensizlik olduğu anlaşılır” açıklamasıyla bu anlam özelliğine dikkat çekilmiş ve tars tars/tars turs, dañk dañk/dañk duñk, cark cark/cark curk, calt calt/calt cul gibi/a/…/a/ ve /a/…/u/ düzenli örnekler verilmiştir.

leylâ karahan
hatta her iki yapıya, meselâ hart hart ile hart hurt ‘a , şapır şapır ile şapır şupur’a değişim dikkate alınmadan aynı anlamlar verilmiştir.

leylâ karahan
seslerin anlam değeri, çok eskiden beri dil bilimi ile uğraşanların merak konusu olmuştur. meselâ ibraniler, ünlüleri seslerin ruhu kabul etmişler; grekler, seslere hareketlilik, akıcılık, çarpınma, kayma, içerilik, derunilik gibi nitelikler yüklemişlerdir.

leylâ karahan
greklere göre /i/ ile yapılan kelimelerde bir hafiflik, bir şeyin arasından geçip gitme kabiliyeti, /a/ ve /e/ ile yapılanlarda uzunluk ve büyüklük, /o/ ile yapılanlarda yuvarlaklık kavramları bulunmaktadır.

leylâ karahan
üçok’a göre uzağı gösteren işaret zamiri şu kelimesinde işaret edici unsur /u/ ünlüsüdür. çünkü “u vokalinin oynaklanmasında dudakların durumu dışa doğru bir istikamet göstermektedir.”.

leylâ karahan
1
üçok, özellikle yansımalardaki ünlüler arasında, zihnimizde bıraktıkları intibalar bakımından çok ince farklar bulunduğunu, bu sebeple de birinin yerine diğerinin kullanılamayacağını belirtir.

leylâ karahan
2
meselâ bir top atışı bim büm şeklinde ince ünlülerle değil, bum (bım) şeklinde kalın ünlülerle anlatılabilir. /a/ ile /ı/ arasındaki anlam nüansını da gacırdamak ve gıcırdamak kelimeleriyle açıklayan üçok, /a/’nın daha ağır,

leylâ karahan
3
daha büyük, /ı/‘nın ise daha hafif, daha küçük bir gürültüyü anlattığını, ağır demir bir kapı gacırdar, fakat dişler gıcırdar ifadesi ile örneklendirir.

leylâ karahan
1
eklerin bazılarının seslere birtakım işlevler yüklenmesiyle ortaya çıktığını, ekin taşıdığı fonksiyonun doğrudan doğruya sesin kendisinden geldiğini belirten ercilasun,

leylâ karahan
2
/a/ ve /e/ ünlülerini pekiştirme, belirtme, süreklilik, mübalağa, çokluk bildiren kuvvetlendirici fonksiyon alanı içinde değerlendirmiş; /u/ ünlüsünün fonksiyon alanından söz etmemiştir.

leylâ karahan
kocaoğlu 2004’te ise ses-anlam eşitliğine dayalı karşıt denkliklerdeki ünsüzlerin genel anlam özelliğinden ve söz varlığının çok az bir bölümünde görülen ses-anlam ilişkisinin evrenselliğinden bahsedilmiş, ünlülerin anlam değerleri üzerinde durulmamıştır.

leylâ karahan
1
zülfikar, geniş ünlülerin şiddeti, kuvveti, yoğunluğu, kalınlığı, büyüklüğü ve zengin katılmaları; dar ünlülerin ise bu özelliklerin daha zayıf oluşunu temsil ettiğini belirtir.

leylâ karahan
2
demek ki yansıma kelimelerde ünlülerin genişliği ve darlığı anlam ayırıcı bir rol oynamaktadır. ancak bu, anlamın oluşmasında yeterli değildir.

leylâ karahan
1
/a/…/u/ ses düzenli tekrarlarda anlam farklılaşmasını sağlayan, ikinci unsurdaki ünlünün hem dar hem de yuvarlak (daha çok kalın) ünlü olmasıdır.

leylâ karahan
2
sadece darlık bu anlamı karşılasaydı /u/’nun yerini /ı/, veya sadece yuvarlaklık yeterli olsaydı /u/’nun yerini /o/ alabilirdi.

leylâ karahan
1
/u/ ve /o/ ünlüleri darlık-genişlik bakımından birbirinden farklıdır ve bu fark anlamı etkileyecek kadar önemlidir.

leylâ karahan
2
bu sebeple zülfikar’ın /a/…/u/ ses düzeninindeki /u/’nun varlık sebebini türkçenin ilk hece dışında /o/ bulundurmamasına bağlayan görüşü de eleştiriye açıktır.

leylâ karahan
1
/u/ ünlüsü, dudakların büzülmesiyle çıkarılan dar-yuvarlak bir ünlüdür. oluşumunda alt ve üst çeneler birbirine yaklaşır.

leylâ karahan
2
hoşa gitmemeyi, beğenmemeyi, küçümsemeyi, umursamamayı ifade eden burun kıvırma hareketi sırasında dudakların aldığı şekil ile /u/ ünlüsü çıkarılırken dudakların aldığı şekil aynıdır.

leylâ karahan
3
yine benzer duyguları anlatan dudak bükme hareketinde de /u/ ünlüsünün çıkarılışında olduğu gibi dudaklar büzülür ve bu sırada alt ve üst çeneler birbirine yaklaşır.

leylâ karahan
4
bu yakınlık, bize /u/ ünlüsünün /a/…/u/ ses düzenli tekrarlardaki anlam değerinin tesadüf olmadığını anlatmaktadır.

leylâ karahan
1
beden dili üzerinde çalışanlar korku, öfke hiddet tiksinti, üzüntü, mutluluk, sevinç gibi duyguların yüzde, kaşta, alın bölgesinde, göz kapaklarında ve ağız kısmında değişikliklere yol açtığını ve bu duyguların çeşitli kültürlerde ortak yüz ifadeleriyle

leylâ karahan
2
aktarıldığını belirterek, bunun beden dilinin evrenselliğine bir işaret olabileceğini ileri sürerler. duygularımızı anlatan ah, of, oh gibi kelimeler de sözlü dil ile beden dili alanlarının birbirine yakınlığını göstermektedir.

leylâ karahan
1
yansıma kelimelerle yapılan /a/…/u/ ses düzenli tekrarlar, düzensizliği, çirkinliği, hoşa gitmemeyi, rahatsız ediciliği” çağrıştıran bir anlam yüküne sahiptir ve bu anlamda etkili olan ses, /u/ ünlüsüdür.

leylâ karahan
2
böyle bir yapıda /u/ ünlüsünün bulunması anlamlıdır. çünkü /u/ ünlüsünün çıkışında dudakların aldığı şekil, aynı zamanda olumsuz duyguları da yansıtan bir şekildir.

leylâ karahan
sözlüklerde /a/…/a/ ve /a/…/u/ ses düzenli tekrarlar betimlenirken /u/ ünlüsünün sebep olduğu anlam değişmesi göz ardı edilmektedir.

leylâ karahan
yansıma kelimelerin üretilebilirlik özelliği, bu kelimelerle tekrar yapmaya işleklik kazandırmıştır. /a/…/u/ ses düzeni, türkiye türkçesinde hem yansımalı tekrarlarda hem de bir unsuru anlamlı tekrarlarda verimli bir şekilde işletilmektedir.

şükran tufan
serbest etkinlik derslerinde
öğrencilerin
kelime hazinesinin geliştirilmesinde
türk ve kırgız çocuk şairlerinin
eserlerinin
etkisinin incelenmesi

salih okumuş , zabit yön , sadullah yılmaz
kosova’da
türkçe yayımlanan
çocuk dergisi:
bahar
(şekil, muhteva ve yazar kadrosu
açısından inceleme)

paul antschel / paul celan – çev : sevil eryaşar
akşam vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
ve öğlenlerle sabahlarda bir de geceleri
hiç durmaksızın içmekteyiz
bir mezar kazıyoruz havada rahat yatılıyor

arpın çor tigin
benim güneş tanrı gibi göğüslüm, bilgem,
benim, güneş tanrı ışığı gibi, göğüslüm, bilgem;
güzel, asîl tanrım, şöhretlim, koruyucum,
güzel, asîl tanrım, burkanım, bulunmazım.

arpın çor tigin
açlık, sıkıntı başta olmak üzere üç türlü fena âfetler
şu anda derhal gidip sükunet bulup
diğer beş alemdeki mahluklar da
istisnasız hepsi birden huzura kavuşsunlar

arpın çor tigin
sevgilimi düşünüyorum
düşünüp taşınıyorum
sevgilimi öpmek istiyorum

ahmed matar
bir keresinde dedi ki annem
çocuklarım
bir bilmecem var size
bakalım içinizden kim bulacak cevabını?
“bir tabut, kabuğu şeker
içinde oturan tahta. .
kabuk azıktır
gelip gidene. “

tâcettin şimşek
toprağı emzirmek bizim işimiz
kendi pınarımızdan
gülün geçmişinde geleceğimiz
gülün geleceğinde geçmişimiz
şehri onarmaya geldik efendim
şiirler dökelim şehir kurtulsun

tâcettin şimşek
tut ki
binlerce
nemruda
karşı
biz
yapayalnız
birer
ibrahimiz

tâcettin şimşek
eylüldü ustam
zehir damlatırdı kuşluklarıma
düşlerimi ölümlere bölerdi
yanık mısralara salardı beni
tutuşan bir yanım olurdu birden
çoğalırdım

ömer sevinç
şiir olsun diye şiir yazılmaz,
şiirin mısrası dolu olmalı…
sırf kafiyeyle sözler dizilmez,
kafiye de özün malı olmalı…
+
şiir, yalnızlara bir iyi yoldaş,
mazluma, sefile candan arkadaş;
sayıklayanlara bir hülyalı düş;
sahil havasının yeli olmalı…

ömer sevinç
şiir denilen şey hastaya döşek,
şefkatli anneden bir sıcak kucak,
darda kalmışlara bir son sığınak,
çaresizin çamlıbel’i olmalı…

ömer sevinç
elem denen şeyin kendi derinde,
kulak dayasan da sırrını vermez;
ne gören anlar, ne duyan olur,
sen onu görsen de o seni görmez…
+
elemli hayatın pek tadı yoktur,
derdi kasaveti her şeyden çoktur,
sineye saplanmış sanki bir oktur…
sen onu sarsan da o seni sarmaz…

ömer sevinç
nezaket kibarın simli hırkası,
fazilet, asalet daim markası,
edep hayâ ile olur tartısı,
incinin, yakutun ondadır hası…

ömer sevinç
yemeden, içmeden can verdin bize,
hayat bulsun diye kan verdin bize,
tenini çürüttün, ten verdin bize,
hakkını helal et cefakâr anne…

ömer sevinç
sanata saygınız bu kadar mıydı?
böyle yapmakla gayeniz neydi?
yoksa yoksa size nazar mı değdi?
nasıl da verdiniz böyle hediye?

ömer sevinç
sıkıldıkça bana yoldaş oldular,
ağustos ayında saye saldılar,
ilgiden, sevgiden gayret aldılar,
gariplere bir han gibi geldiler…

ömer sevinç
elmayı, ayvayı, narı unutma;
aldanıp da her meyveyi bir tutma…
+
fındığı, fıstığı, cevizi bol al;
hastalıkla sıkıntıyı böyle sal…
+
zerzevatı saya saya usandık,
mevsimi, bolluğu hiç bitmez sandık…

ömer sevinç
kimi yaz kursuna gitti,
kimi dağda koyun güttü,
kimisi mendil sattı,
kimi de boşluktan sıkıldı…

ömer sevinç
şaplağı aldım,
beklemede kaldım;
sinek gelince
şaplağı çaldım…

özlem züleyha kuran
1
hudâ (deveci ezgileri)
câhiliyye çağındaki bu musiki, arap gençlerinin ıssız kum çöllerinde, deve kervanlarının yürümelerini hızlandırmak ve teşvik etmek amacı ile söyledikleri basit nağmelerdir. bundan başka tarlada çalışanlar, çobanlar, kumaş dokuyanlar

özlem züleyha kuran
2
vb. monoton işler yapanların sıkıcı çalışmalarını hafifletmek ve bir ölçüde yorgunluklarını gidermek, işlerin daha düzenli, daha verimli duruma getirebilmesi amacı ile hidâ adını verdikleri nağmeler söylemeleri gelenek halini almıştı.

özlem züleyha kuran
1
arap edebiyatının her döneminde tek kafiye sistemi kullanıldı. şairler de çok nadir olarak bu geleneğin dışına çıktı.

özlem züleyha kuran
2
ayrıca kafiyedeki bu standart sistemin zorunluluğu kasîdenin uzunluğunu sınırlamış, bu da şairler için ayak bağı olmuştur. böylece sıkıntı ve meşakat artmış, tekdüze kafiye sisteminden doğan yapmacıklık ve abartı ortaya çıkmıştır.

özlem züleyha kuran
1
ibn ‘abd rabbihi (ö.940) halife ııı. abdurrahman’ın kahramanlıklarını anlatan bir muzdevic urcûze yazmıştır. 912-934 yılları arasında kronolojik bir sıra ile nazmettiği 445 beyitlik şiiri, tarihe tanıklık etmesi bakımından oldukça önemlidir.

özlem züleyha kuran
2
ancak onun stili, aşırı derece sıkıcı ve monotondur.

zuheyr bin ebî sulmâ
bıktım, usandım hayatın sıkıntılarından, elbette usanır-babası olmayasıca – seksen yıl yaşayan.

gümrük ve ticaret bakanlığı
fiyat etiketi yönetmeliği
bir malın veya hizmetin miktar, sayı, ebat ve benzeri farklı birimlerden satışı yapıldığı takdirde, her birime uygulanan fiyatlar, etiketlerde, tarife ve fiyat listelerinde ayrı ayrı gösterilir.

elif ü. akyıldız , ziya kır , safa çelik , gökhan ersoy
mezar açma sonrası yapılan otopsilerde
histopatolojik inceleme sonuçlarının analizi
+
özet
bu çalışmadaki amaç histopatolojik incelemesi yapılmış adli mezar açma olgularında izlenen organ değişikliklerini gözden geçirmektir.

? / anonim
yen-çi-şan dağını yitirdik
kadınlarımızın güzelliğini aldılar
silan şan yaylasını yitirdik
hayvanlarımızı üretecek yeri aldılar

medicine kills millions
medical journals report that pharmaceutical-based medicine is one of the leading causes of death & injury in developed countries.

aseem malhotra
why modern medicine is a major threat to public health

lissa rankin
is medicine killing you?

ilana strauss
does medicine actually make people live longer?
the truth is our early ancestors didn’t all die at 30 — and medical science has given us less of a boost than you think.

bestendings
modern medicine can keep you alive

richard smith
new pill may destroy diseases and keep you alive to 100

lösev
sağlığımız için koşacağız!
iyilik için koşacağız!
daha sağlıklı bir toplum için koşacağız!
tedavisi devam eden tüm hastalar için umut olacağız!

lösev
koşar adım lösev kampanya bilgileri
toplanan bağış tutarı
856.945,23 tl

sözcü
rabia naz’ın şüpheli ölümü

bbc
aysun yıldırım’ın şüpheli ölümü

ntv
antalya’da 3 aylık bebeğin şüpheli ölümü

güneş
antalya’da tuna öğretmenin şüpheli ölümü

sözcü
seks skandalını ortaya çıkaran modelin şüpheli ölümü

sözcü
emekli pilot yüzbaşının şüpheli ölümü

el-aziz
yeldana’nın şüpheli ölümü

sabah
3 aylık reyhan’ın şüpheli ölümü

fikriyat
orhan veli’nin şüpheli ölümü

aydın yeni ufuk
suriyeli çocuğun şüpheli ölümü

fetö gerçekleri
defne joy foster’ın şüpheli ölümü

cumhuriyet
9’uncu kattan düşen kadın pilotun şüpheli ölümü

başak solmaz
söylenti
ve
dedikodu
yönetimi

hale eda akduru , fatih semerciöz
kamu kurumlarında
örgütsel dedikodu
ve
işyeri yalnızlığına
dair bir araştırma

firdevs karahan
biçembilim
ve
eleştirel söylem çözümlemesi
bağlamında
dedikodu sütunlarına
yönelik bir inceleme

muhammed salim danış
dedikodunun sosyolojisi

erhan eroğlu
yöneticilerin
dedikodu ve söylentiye
yönelik
davranış biçimlerinin
belirlenmesi

feride eşkin bacaksız , aytolan yıldırım
dedikodu ve söylentiler:
hastanelerdeki durum
ve
hemşirelerin tutumları

i. bakır arabacı , meltem sünkür , fatma zehra şimşek
öğretmenlerin
dedikodu ve söylenti mekanizmasına
ilişkin görüşleri:
nitel bir çalışma

abdurrahman kasapoğlu
kur’an’da “gıybet” olgusu
-bir davranım bozukluğu olarak
dedikodu ve korunma yolları-

uygar aydemir
dedikodunun boyalı yüzü:
günlük gazetelerde
dedikodu haberleri

tekin akgeyik
işyeri dedikodusunun
çok boyutluluğu
(çalışanların
dedikodu algıları
üzerine bir araştırma)

hatice kocabay
bir dedikodu iletim mekânı olarak
internet sitelerinin forumları

kerim demirci
dedikodu kavramına dair

merve esra polat
milli seferberlik sürecinde
“dedikodu”
ve
“öteki”nin
inşası

mürsel taşgın , haluk o. bingöl
karmaşık ağlarda dedikodu

hidayet tuncay
dedikodu:
iki tarafı keskin kılıç

şeyda betül kılıç
aslını sormayanlara
servis edilmiş
kirli enformasyon:
dedikodu

alim koray cengiz
bir yerli olma bağlamında
dedikodu, söylentiler ve antakyalılık

şeyda nur seçkin
işyerinde algılanan
dedikodunun
psikolojik rahatlık
ve
sorumluluk üstlenme davranışı
üzerine etkisi

halûk y. şehsuvaroğlu
100 yıl önce istanbulda
siyaset dedikoduları

fuat türker
dedikodu ve medya

yücel erol , müslüme akyüz
dünyanın
en eski medyası:
dedikodunun
örgüt düzeyindeki işlevleri
ve
algılanışı:
sağlık örgütlerinde
bir alan araştırması

hüseyin çalışkan
dedikodu kültürü….

salih çaktı
büyük markaların sırrı:
seks, din ve dedikodu

yeni şafak
bir
gıybet ve dedikodu sektörü
olarak
“sosyal medya”

beyza himmetoğlu , damla ayduğ , coşkun bayrak
eğitim örgütlerinde
informal iletişim araçları olarak
söylenti ve dedikodunun
yönetimi

cumhuriyet dergi
dedikodu dünyasının
ilk köşe yazarı
adalet cimcoz

davranış bilimleri enstitüsü
günlük hayatta nispeten masum görünebilen dedikodunun işyerine taşınınca zararları profesyonelleşiyor.

? / anonim
çanakkale içinde aynalı çarşı
ana ben gidiyom düşmana karşı
+
çanakkale elinde toplar kuruldu
vay bizim uşaklar orda vuruldu
+
çanakkale köprüsü dardır geçilmez
al kan olmuş suları bir tas içilmez
+
çanakkale içinde vurdular beni
ölmeden mezara koydular beni

oktay sinanoğlu
türkçe konuşurken yarı ingilizce laflar sokuşturmak marifet değil, kimliksizlik, haysiyetsizlik alametidir.

tenzile erdoğan kız anadolu imam-hatip lisesi
anneanne: zedeler. aileler arasında soğukluk kopukluk olur. kimse kimseyi anlamaz sevmez. o zaman o aile sıcaklığı biter akrabalık bağı zedelenir.

efe yiğit türkoğlu
deli olabilirim ama akıllı şair boştur zaten…

tarık özcan
akıllı şair, okuyucunun hatırı için zarını gele atmaz. kısacası şiirine kıymaz.

ahmet haşim
maziye hürmetkâr, kaideye muti, dünyaya dâhi bir ´´hügo´´nun gelmiş olduğunu asla inkâr etmeyen, uslu, akıllı şair ve şairelerin her salı günü toplanıp şiirlerini bir kürsüden okudukları ´´grand palas´´daki şairler salonuna gittim.

nicholas j. clifford
editorial: physical geography – the naughty world revisited

jennifer ann salmond , marc tadaki , mark dickson
can big data tame a “naughty” world?

sabahattin ali
dünya… alay etmekten başka bir şeye yaramaz…

latife tekin
bir tane akıllı şair arkadaşım yok, işe yarayan şiir yoktur. ama yıldızlar da böyle, işe yaramazlar mesela.

ömer yatır
müslüman ve hıristiyan toplumlarda kadın üretimde yoktur. kadın satın alınabilir bir değerdir. herhangi bir uyuşmazlıkta kadının tanıklığı bile geçerli değildir.

hülya çakır
kadınların sınıfı
ücretli ev emeği
ve
kadın öznelliğinin inşası

birgül güler , ayşe özfer özçelik
çalışan ve çalışmayan kadınların
yiyecek satın alma-hazırlama
davranışları üzerinde
bir araştırma

ali çırçır / rahmânî
vatanda şehit verdik kefen dahi sarmadık
kardeş dedik sarıldık birbirimiz kırmadık
gece gündüz yürüdük bir an dahi durmadık
nice kahpe düşmanlar kırdık da dadaş olduk

biyografi
rahmânî ……. 25 ekim 1993 tarihinde konya aşıklar bayramına katılmak üzere bindiği otobüsün yolu, erzincan yakınlarındaki samsa deresi’nde teröristlerce kesildi ve burada şehit edildi.

önder özkoç
cemal reşit rey’in
“bebek efsanesi”
eserinin
ııı. bölümünün
“bebek ninni”
türküsü ile
karşılaştırmalı analizi

el-cemâl el-reşîd rey / cemal reşit rey
1
riyaziyeden önce musikide müzikal duygu denilen şey lâzımdır. bu da daha ziyade tahteşuurda doğan bir şeydir. sanatkâr olmayan bir insan, bütün hayatı boyunca musikiye ait kitapları veya eserleri tetkik etmiş olabilir. fakat meselâ elli

el-cemâl el-reşîd rey / cemal reşit rey
2
senede elde edemiyeceği duyguyu — yani hakikî müzikal bilgiyi — doğuştan sanatkâr olan bir insan elli saniyede sezebilir.

cemal reşit rey
teknik ve sanatın hududu yoktur. yani demek istiyorum ki çok bilen az bilendir. binaenaleyh saydığım şahsiyetler ayarında sanatkâr veya bilgin olduğunu iddia etmemekle beraber musiki dünyasının kaç bucak olduğunu pekâlâ bilen genç sanatkârlarımız mevcuttur.

el-ekrem el-reşîd rey / ekrem reşit rey
para uğrunda

el-kâdir mısıroğlu / kadir mısıroğlu
kainat’taki aslî hal, sükûnet ve istikrardır, bunu sağlayan ise, -müsbet ilmin tâbiriyle söylemek gerekirse- «tabiat kanunları»dır ki; vukuat ve şuûnat milyonla senedenberi hep onların muayyen çerçevesi dahilinde cereyan etmiş ve etmektedir.

el-kâdir mısıroğlu / kadir mısıroğlu
lütfun içindeki bela, kahrın içindeki beladan daha ağırdır.

el-kâdir mısıroğlu / kadir mısıroğlu
insanı, insan yapan imandır!

el-kâdir mısıroğlu / kadir mısıroğlu
hayvan oğlu hayvan!

el-kâdir mısıroğlu / kadir mısıroğlu
çok iş yapmakla bir adam büyük olmaz.

el-kâdir mısıroğlu / kadir mısıroğlu
herkes, kelimenin mutlak manasıyla cahildir.
bir insana alim demek mecazdır.

el-kâdir mısıroğlu / kadir mısıroğlu
ilmin vasıtası lisandır.
lisan bilmezseniz ilim elde edemezsiniz.

el-kâdir mısıroğlu / kadir mısıroğlu
kemalist türkçeyle hiçbir ilim ciddi sürette öğrenilemez.
kelimeler eksiktir ve yanlıştır.

el-kâdir mısıroğlu / kadir mısıroğlu
her müslüman uydurma kelimelere düşman olmalı.
ecnebiden iktibas eden kelimelere düşman olmalı.
bu düşmanlığı da bunları kullanmıyarak icra etmelidir.

el-kâdir mısıroğlu / kadir mısıroğlu
lisan dersleri

el-kâdir mısıroğlu / kadir mısıroğlu
boykot kelimeler

el-kâdir mısıroğlu / kadir mısıroğlu
bugün en mühim meseleniz lisan meselesidir.

evelyn reed
ataerkil dönemde, bir erkek bir kadınla beraber olabilmek ya da evlenebilmek için armağanlar vermeye başlamıştır. önceleri aileler ve topluluklar arasında karşılıklı süregelen bu armağanlaşma, zamanla, kadının satın alındığı birer alışverişe dönüşmüştür.

evelyn reed
insanın canını sıkan çalışma değil, sömürüye ve zora dayanan çalışmadır.

evelyn reed
1
sıkıntılarını bastırmak arayışı içindeki bu ev kadınları, tüketim malları alanındaki vurguncuların oyuncağı ve avı haline getirilebilirler.

evelyn reed
2
kadınların birer tüketici olarak bu sömürülmesi, esasta birer üretici olarak erkeklerin sömürülmesi üzerinde gelişen bir sistemin ayrılmaz bir parçasıdır.

evelyn reed
1
kadın, bir şeylerin satın alıcısı olmaya indirgendiğinde, korkunç yarış içindeki çılgınca uğraşısının ‘karısı ve çocukları’ için gerekli olduğuna kendini inandıran koca da ‘evdeki bir eşya’ haline gelir. her türlü süs eşyasıyla doldurulmuş bir evde, çocuklar da

evelyn reed
2
yaşayan eşyalara dönüşürler. kızgınlıklarının gerçek kaynağını ifade etmek bir yana, anlamaktan aciz kocalar, karılar, ebeveynler ve çocuklar birbirinden yabancılaşır, yaşantılarının tıkanmış olmasının suçunu sık sık birbirlerinin üzerine atarlar.

suha oğuz baytimur
at veya kıymetli bir şeyi çalan hırsızın karnına kılıç batırılarak öldürülür.

suha oğuz baytimur
eğer çaldığı şeyin dokuz katını verirse kurtulur. yoksa öldürülür.

suha oğuz baytimur
hırsızın kesilen başı bir ipe bağlanarak babasının boynuna asılırdı. aile içinde böyle bir baba hırsız oğlunun başını ölünceye kadar başından çıkaramazdı.

suha oğuz baytimur
hırsızlık suçlarına idam cezası ile islam hukukunda yer alan el kesme cezası da uygulanmaktadır.

suha oğuz baytimur
hırsızlık suçlarında sürgün ve hapis cezaları sıkça görülmesine rağmen para cezası, kürek cezası, idam cezası ve el kesme cezasına çok fazla rastlanmamaktadır.

suha oğuz baytimur
1676 yılında istanbul kadılığı’nda kayıtlı bulunan bir davada, bir müştekinin dükkanından kıymetli eşyasını çalmakla itham olunan şahıs, mahkemede suçunu ikrar etmekle hâkim tarafından had (el kesme) cezası ile cezalandırılmıştır.

suha oğuz baytimur
bekçiler hırsızlık yapmadıklarını ve yapılan suçlamayı kabul etmediklerini bildirmelerine rağmen yakalanıp bozcaada’ya sürgün edilmişlerdir.

suha oğuz baytimur
ayşe hatun ise divan-ı hümayun’dan kişinin cezası belirtilene kadar imam hanesinde hapsedilmiştir. gönderilen ferman üzerine ayşe hatun bursa’ya sürgün edilmiştir.

suha oğuz baytimur
ümmügülsüm ve yanında bulunan birkaç bayan hırsızlık suçundan yakalanmış ve bunlar suçlarını itiraf etmelerine rağmen limni adası’na sürgün edilmişlerdir.

suha oğuz baytimur
hırsızlıktan mahkûm edilip serbest bırakılanların yeniden hırsızlık yaptıkları kayıtlarda görülmektedir.

suha oğuz baytimur
1
istanbul’da hafize isimli hatun hırsızlık suçundan yakalanmış ve sürgün cezasına çarptırılmıştır. bir daha bu tür davranışlarda bulunmayacağını bildirmesi üzerine affedilip serbest bırakılmıştır.

suha oğuz baytimur
2
serbest bırakıldıktan bir süre sonra sakız ağacı olarak bilinen bölgede yaşamaya başlamıştır. burada komşularıyla sürekli olarak sorun yaşadığı, onlara küfürlü sözler söylediği ve bohçasıyla gezip komşularının eşyalarını çaldığı bildirilmiştir.

suha oğuz baytimur
3
hafize suçunu kabul etmesi üzerine bir daha affedilmemek üzere bozcaada’ya sürgün edilmiştir.

suha oğuz baytimur
1
istanbul’da esirci kızı hatice isimli hatun zindan hamamı denilen hamamdan bir adet boğça içerisinde eşya çaldığı tespit edilmesi üzerine zindana atılıp haps edilmiştir.

suha oğuz baytimur
2
mübarek aylara hürmeten serbest bırakılan hatice hatun bu defa büyük ağa hamamından eşya çalması üzerine yakalanıp çaldığı eşyaları evinde kullandığını itiraf etmesi üzerine eşiyle beraber limni adasına sürgün edilmiştir.

suha oğuz baytimur
idam cezasının uygulanmasında kişilerin hırsızlık yapmış oldukları mekân ve çaldığı eşyalar da etkili olmaktadır. bir diğer etken ise padişahın kendi iradesidir.

suha oğuz baytimur
1
sultan mustafa tarafından laleli de yaptırılan camiden sim avizelerden birini alırken ismail isimli şahıs fark edilmiştir. cami halkı şahsı yakalamak istediğinde ismail üzerlerine elindeki bıçak ile saldırmış ve birkaçını yaralamıştır.

suha oğuz baytimur
2
camiden kaçarken kendisine yine engel olmak isteyenleri yaralayan şahıs, civarda bulunan kişiler tarafından yakalanmış ve ağakapısı’na gönderilmiştir. burada görevliler tarafından üstü arandığında yanında sim avize bulunmuş ve avize yerine tekrar

suha oğuz baytimur
3
gönderilmiştir. hırsızlık yapan ismail’e kürek cezası uygun görülmesine rağmen, padişah bu cezayı onaylamayarak ibret-i alem için bu şahsın laleli çarşısı’nda asılmasını emretmiştir.

suha oğuz baytimur
on hırvat’ın ikisi beşiktaş’ta, iki tanesi ortaköy’de, iki tanesi arnavudköy’de, iki tanesi yeniköy’de ve iki tanesi tarabya’da başkalarına da ders olması için asılmaları emredilmiştir.

suha oğuz baytimur
1
sisam adası gayrımüslimlerinden karakalpak isimli şahıs, hristiyanlardan oluşturduğu kırk elli kişilik grup ile beraber hayvan çalmayı amaçlamıştır.

suha oğuz baytimur
2
karakalpak’ın peşine düşülmüş ve yakalanarak idam edilmiştir. karakalpak’ın adamlarının bir kısmı farklı bir bölgede yakalanarak idam edilmiş, diğer adamları ise merkeze gönderilmiş ve idam edilmiştir.

suha oğuz baytimur
fahişe makulesinden nefise isimli kadın cebehane hududunda bir miktar çalınmış eşya ile basılıp cebecibaşı ağa tarafından zindana konulmuştur.

suha oğuz baytimur
tophaneli hafize fahişe zümresinden olup üç beş defa zindana konulmuş ve sabıkası olmasına rağmen bundan önce elinden bir çift altın bilezik ve bir çift küpe ile yakalanınca farklı bir bölgeye sürgün edilmiştir.

latîfî
1
hırsız olanlar :
a) şiir söyleme yetenekleri olmadığı için bir şiirin mahlasını değiştirip veya içinden bir kaç iyi beyiti çalıp kendine mal edenler
b) vezinli sözler söyleyebilen, yeteneksizliklerinden dolayı hayâl ve mâna bulamayarak başka şairlerin şiirlerindeki

latîfî
2
manaları tekrar edenler
c) başkalarının şiirlerindeki anlamı değiştirip sanat ve hayâl bakımından aynı şeyleri söyleyenler

bünyamin taş
gerçek bir şiir hırsızı
şerîfî ve çalıntı divanı

m.akif özdoğan
1
türk edebiyatında intihâl kelimesi “edebiyatta birinin yazı veya şiirini kendisinin gibi gösterme” anlamında kullanılmaktadır. nitekim tâhir’ül-mevlevî, “edebiyat lügatı” adlı eserinde intihâli, “başka bir şâirin sözünü benimsemekdir (aşırma) ki müteşâirlerin

m.akif özdoğan
2
(şâir geçinenlerin) tutuldukları bir hastalıktır”, şeklinde tarif ederek “böylelerine “düzd-i sühan” yani “söz hırsızı”, yaptıklanna da “intihâl-i şi’r” yani şiir çalmak” denildiğini belirterek sünbülzâde vehbî’nin, meşhur “sühân” kâsîdesinde böyleleri için:

m.akif özdoğan
3
intihâl-i şi’r edene kat’-i zebân lâzımdır
böyledir şer’-i belâgatta fetâvây-ı sühân
(şiir intihâli yapanların belâgat kanunlarına göre dillerinin kesilmesi lazımdır).

friedrich wilhelm nietzsche
tüm hayat hırsızlıktır.

pierre-joseph proudhon
mülkiyet, hırsızlıktır.

ufuk takmak
kutsal kitaplarda hırsızlık

sibel kavaklı kundakçı
imdat hırsız var!:
1625-1650 amasyasından
hırsızlık hikayeleri

bayram demir
islam ceza hukukunda
aile içi hırsızlık
(türk ceza hukukunda
failin ceza almamasını
veya
ceza indirimini gerektiren
şahsi sebepler bağlamında)

araban anadolu lisesi
yetişkinlerle olan çatışma 13 yaşlarında en üst noktaya gelmektedir. yasakları saçma, kendine tanınan hakları yetersiz bulur. uyarıldığında ‘bana karışamazsınız ben çocuk değilim’ diyerek birden tepki gösterir.

aysel kılıç
evdeki kuralların çokluğundan ve sıkılığından yakınır. ana babanın uyarılarına birden tepki gösterir, kabalaşır, ters yanıtlar verir.‘‘bana karışamazsınız, ben çocuk değilim‘‘ der.

songül sallan gül , emine türkmen , özlem kahya nizam
15 yaşında, oto tamirciliği yapan suriyeli erkek çocuk
ben çocuk değilim ……. hapis gibi. sadece çalışmak, para kazanmak. hayat bu kadar!.

songül sallan gül , emine türkmen , özlem kahya nizam
15 yaşında lokantada çırak olarak çalışan erkek çocuk
ben çocuk değilim ……. biz abilerimle babamı çalıştırmıyoruz. kazandığımı aileme vermek istiyorum. sadece ailem için çalışıyorum. onlar mutlu olsun yeter. ben büyüdüm.

osman eskicioğlu
fakīr kelimesi arapça’da “delmek, kazmak, kırmak” mânalarına gelen fakr kökünden sıfat olup asıl anlamı “omurgası (fekār) kırılmış kimse”dir.

ebûbekir kânî
tavul çalsañ uyanmaz gâfil ancak uykusın gözler
anı bilmez ki kan aglayacakdur yârın ol gözler
+
yatarsın sen eşekler gibi aduñ ise insândur
hele sahrâya bak bir kalkmışlar otlar öküzler

ebûbekir kânî
felek hemân beni mi bulduñ imtihân idecek
garîk-i lücce-i endûh-ı bî-kerân idecek

ali lidar
kimse kimseyi anlamaz, kimse kimseyi yeterince dinlemez, sadece ve sadece dinler gibi görünür ve sıranın bir an önce kendi anlatacaklarına gelmesini bekler.

süleyman ünüvar
bir ülkede sıkça eğitim sistemi değişiyorsa veya değiştiriliyorsa; o ülkenin ekonomik, sosyal, kültürel politik değerleri tam ve sağlıklı olarak gelişemez. nesiller arasında kopukluk had safhaya çıkar, kimse kimseyi anlamaz ve dinlemez.

ceyda karayıldız
şahsen ben insanların ne birbirini anladığını ne de anlayama çalıştığın fark ettim. gerçekten kimse kimseyi anlamaz ve anlamakta istemez.

abdulkadir kıyak
anadolu aleviliğindeki
“düşkünlük”
cezasının
dinler tarihi
açısından
değerlendirilmesi

münteha maşalı
dini hükümlerin
genel gayelerinin
ceza hukuku ile
ilişkisi

hamza zülfikar
doğru yazalım
doğru konuşalım

mehmet dursun erdem
birincil ünlü uzunlukları
ve
imâle

zeki ömer defne
odamıza bir ısparta serildi,
sanki bize bir bağ ferağ verildi,
eve halı değil dört mevsim geldi.

zeki ömer defne
yandı bu yaz da şu mezar sıkıntısında işte.
de, hangi cehennem gömelim bu ölüleri?
+
altın elma, dev değil devler elinde şimdi
sen bekle dur bir yitik çağlardan herkül’leri!

zeki ömer defne
bilmem, bir savuşmaz melali mi var;
hekim, hâkim bilmez bir hâli mi var.
bana soracak bir suali mi var?
şu kuş başucumda neye dönerler?

zeki ömer defne
üç lamba var şehrimizde.. mehtâp varken yakılır
süs mü bilmem mübârekler! ..oralara takılır
doğrusu ya, bakılırsa ..şehre böyle bakılır.

zeki ömer defne
yeter gönül sıcağımız bize, kaçalım dağlara,
ay yine cehennem aylarından bir temmuz.
+
sanki nöbet geçiriyor bir büyük hastanede herkes:
kimi kalbden, kimi bin bun, kimi üşütmüş, huzursuz.

zeki ömer defne
işte böyle kalakalıyoruz çoğu
gözlerimiz bir demir kapıda sönmüş, içimiz buz
yüzümüz bir süngüde uzamış ve sipsivri
sarkmış, solmuş bir ölü yüzü gibi
parmaklıklar dışında, kendi dışımızda mahpus.

zeki ömer defne
bunlar cevizden, cezadan, dalgadan
sinop hapsanesinde yapılmış yelkenliler.
bunlar büyük yellerle kabarmış kalmış böyle
tahta, bahtsız yelkenler.

zeki ömer defne
bir ad konmalıydı, sıhhatlere de,
yalnız hastalıklarımıza değil.
bak, şu bir yerlere sığamayışına.
niçin bir saadet olmasın meyil?

zeki ömer defne
geldi artık derdimizle uğraşmanın sırası
geçti harbin, evler yıkan kasırgası, borası
ne çare ki:…eksik olmaz, bu milletin belası

zeki ömer defne
vapur gelir, vapur gider, iskele o iskele.
saat vurmaya başlar karşımda altıları
zehir zıkkım içkilerin içinden
boşalır üstüme bir altıpatlar tabanca.

zeki ömer defne
yavaş yavaş her güzelim âdet yere batıyor,
günde bin derd aşımıza ne zehirler katıyor.

zeki ömer defne
okkalarla toz yutturduk ona “sıhhat” dilerken
yavaş yavaş zehirledik, mikroplar diş bilerken

zeki ömer defne
dolmuş eteğine yüksükotlan,
iğneler zahminden değil dertleri,
zehretmiş ömrünü diz firkatleri
seni firkat firkat duymak ne güzel
+
defne’m, derâğuşlar döktür iğneye,
güzeller arzuya düştükçe giye.
dost teslim olurken bir entariye,
bütün tövbelerden caymak ne güzel

ercan harmancı
kız öğrencilerin giydiği eşofman onları çıplak yapar.
+
beden eğitimi değil, bedeni şeytana hazırlama eğitimi.
+
bugün beden eğitimi adıyla adet görmüş kızlara zorla ve müfredat gerekçeli zina yaptırılıyor bu hiçbir babanın da umurunda değil.

georg simmel
beden hareketlerinin hızı, temposu ve ritmi, temelde giyimle belirlenir ve benzer şekilde giyinen insanlar, nispeten benzer davranışlar sergiler.

nike
lebron james all-star edition authentic
+
kumaş: %100 geri dönüştürülmüş polyester
harfler, rakamlar ve tasarım charlotte hornets’tan ilham almıştır
menşe ülke/bölge: tayland
+
849,90 ₺

olympia
80 micron a6 pvc polyester poşet 100adet
+
24,90 ₺

gülçin şahin
kıyafetin zehirli öyküsü

gülçin şahin
incelediğimiz tüm markalarda zararlı kimyasallara rastlanması, diğer pekçok markada da aynı durumun yaşanıyor olabileceğinin bir göstergesi.

greenpeace / yeşil barış
adidas’a ait üç üründe, nike’a ait bir çocuk paltosunda ve uniqlo’ya ait bir cekette (uçucu veya iyonik olmak üzere) nispeten yüksek perflorlu madde konsantrasyonlarına rastlanmıştır.

greenpeace / yeşil barış
……. zararlı kimyasalları çıkarma sözünü verdi. bu şirketlerin çoğu, verdikleri söz doğrultusunda ilerleme kaydederek gerçek birer lider olduklarını gösterse de, üç marka (adidas, nike ve lining) verdikleri sözlere uygun gelişim göstermiyor.

fuat ustakara , mustafa aydemir
nike, ingiltere premier lig dışında tüm liglerde en fazla takımı giydiren marka olarak öne çıkmaktadır.

fuat ustakara , mustafa aydemir
adidas’ın 135 milyon euro kazanç elde ettiği; nike firmasının ise 125 milyon euro kazanç sağladığı görülmektedir.

fuat ustakara , mustafa aydemir
dünyada 20. kez düzenlenen 32 takımın turnuvaya katıldığı 2014 brezilya dünya kupası’nda nike 10 takım, adidas 9 takım, 13 takım ise farklı markalar ile temsil edilmiştir.

fatma göksu
yapılan analizler sonucunda öğrencilerin % 44,7 oranında nike’ı, % 37,1 oranında adidas’ı ve %9,5 oranında puma’yı tercih ettikleri anlaşılmaktadır.

fatma göksu
beden eğitimi öğrencilerinin ilk akıllarına gelen spor firması %61,8 oranıyla nike, daha sonar ise, %35,2 ile adidas ve %0,6 oranla puma ve %0,6 oranla reebok gelmektedir.

fatma göksu
1
beden eğitimi öğrencileri piyasada en fazla bilinen spor markalarından nike, adidas, puma ve reebok’ı çoğunlukla hatırlamış olmalarına ve onlarla aralarında duygusal anlamda bir bağlılık olmasına rağmen

fatma göksu
2
satın almaya yönelik marka sadakatlerinde markaların performans özelliklerinin daha etkili olduğu görülmektedir.

gülçin üstün , neşe çeğindir
1
araştırma sonucunda, markanın önemine çocukların % 44’ünün inandığı, markanın çocukların % 35’ine saygınlığı, % 30’una kaliteyi ifade ettiği, giysi satın alırken markanın isminden çocukların % 63’ünün etkilenmediği, markaların logosundan çocukların

gülçin üstün , neşe çeğindir
2
% 37’nin etkilendiği, % 39’nun etkilenmediği, çocukların bir markayı seçmedeki en önemli unsurun aileleri (% 26) ve kendi tercihleri (% 24) olduğu belirlenmiştir.

gülçin üstün , neşe çeğindir
çocukların ilk tercih ettikleri hazır giyim markalarının sırasıyla lcw, adidas ve nike olduğu tespit edilmiştir.

gülçin üstün , neşe çeğindir
çalışmada her iki grubun giysilere harcadığı aylık ortalama para 31,70 euro olarak tespit edilmiştir. bu paranın en fazla adidas, nike, topshop, tommy girl ve new look gibi markalara harcandığı belirlenmiştir.

fatma seçil karayel
adidas
“dağlar öteden beri kutsal kitaplardaki vahiyler, peygamberler, tanrılar ve kahramanlarla ilişkili görülmüştür. zirveyi fethetmek olağan üstü bir başarıdır ve tepeden bir bakış taze bir görüş açısı sunar” (wilkinson, 2009:29).

fatma seçil karayel
logotype küçük harflerle markanın adı olan “adidas” kalın ve tek renk olarak yazılmıştır. açık, sade, emin ve güçlü gibi anlamları barındırır.

fatma seçil karayel
nike
marka kişiliği: heyecanlı kışkırtıcı, canlı, soğukkanlı, yenilikçi, saldırgan, sağlık ve fitness içinde, mükemmelliği kovalamaktadır.

fatma seçil karayel
kazanmak ve kaybetmek arasındaki ince çizgide nike zaferi ve gücü temsil eden logosuyla kullanıcının algılarına yön vermektedir.

fatma seçil karayel
lacoste
güçlü ve samimiyet duygusu taşıyan bu yazı tipi büyük harf ve siyah renktir.

fatma seçil karayel
tüm renklerin karışımından elde edilen siyah, gücü, cesareti, otoriteyi, resmiyeti, gizliliği, sadeliği kısaca yapısal kuvveti sembolize eder. logoda yeşil renkte ağzını açarak avını bekleyen bir timsah amblemi bulunmaktadır.

fatma seçil karayel
amerikan yerlileri için bir totem hayvanı olan bu timsah ana sevgisi(çoğu sürüngenin aksine yuvasını korur) gizlilik, saldırganlık hayatta kalma ve uyum yeteneğini temsil eder.

fatma seçil karayel
puma
kırmızı en canlandırıcı ama bir yandan da en çok anlamlı renktir. aşk ve tutkunun olduğu kadar saldırganlık ve savaşın; iyi talih kadar tehlikenin; bereketin ama cehennem ateşinin de rengidir.

fatma seçil karayel
kullanılan sembol ve yazı karakteri gücü temsil ederek kullanıcısına da gücü vaat etmektedir.

fatma seçil karayel
levi’s
logotayp sans serif yazı tipi kullanılmıştır. levi ismi tırnakla ‘s’ (levi’nin) eki ile ayrılmıştır.

fatma seçil karayel
kırmızı, sevgi ve nefret duygusunu birlikte içerir. bu renk insan üzerinde canlandırıcı, heyecan verici ve kışkırtıcı bir etki bırakır.

adnan kara , fatma müge arslan
spor ayakkabı markalarına yönelik
tüketici algılarının belirlenmesi

selçuk bora çavuşoğlu
spor ürünlerinin
tercih edilme nedenleri
ve
marka seçimi

çetin susan
adidas, puma ve nike
zehir saçıyor

helal platform
israil ve amerikan malları
boykot listesi

abdul tv
nike adidas
haram (allah yazısı)

takvim
nike’ın kullandığı skandal logoya
müslümanlardan tepki

aydınlık
nike’nin görünmeyen yüzü

yalan dünya xd
” just do it ” nike sloganının hikayesi
fabrikalarda çok ucuza çalışan köleler , durduklarında , yorulduklarında veya susadıklarında , herhangi bir sebeple işi bıraktıkları an , sırtlarında bir kırbaç patlar. ve tek birşey söylenir ” just do it “.. ” sadece yap “.

yekvucut
ayakkabısının altına allah lafzını yazan nike işi pişkinliğe vurdu

cemre üçhisarlı
nike’tan ürünlerini yakanları tiye alan paylaşım:
“ürünlerimizi nasıl güvenli bir şekilde yakarsınız?”

inci varinli , deniz akgül
tüketicilerin
hediye alışveriş
davranışlarının
karşılaştırılması:
kazakistan ve türkiye

mahmut tezcan
folklorik ve antropolojik
yönleriyle
hediye geleneği
ve
türk kültüründeki yeri

tuğba kılıçer , elif boyraz , adem tüzemen
kadın, erkek, ya da?
hediye satın alma
davranışında
cinsiyet kimliği
rolünün etkisi

eaton
dünya çapında
hediye verme ve ağırlama
kuralları

wilhelm schmid
hediye vermek
ve
hediye almak
üzerine

gülda çetindağ
kazak türklerinde
evlenme geleneğine
bağlı olarak
gerçekleştirilen
hediye alışverişi
üzerine bir inceleme

ehli sünnet büyükleri
hediye ve hükümleri

ali tomak , engin güney
kültürel bir değer olarak
hediye geleneği
ve
ekslibris

nebi özdemir
türk hediyeleşme geleneği
ve
medya

dünya
kurumsal hediye adabı

iş bankası
hediye ve ağırlama politikası

sinem yeygel çakır , ayşen temel eğinli , özen okat özdem
hediye verme davranışı
ve
alışveriş merkezlerinde
deneyim yaratma stratejileri:
sevgililer günü örneği

sabah
suyun son kullanma tarihi olur mu?

ebû ca‘fer nasîrüddîn muhammed bin muhammed bin el-hasen et-tûsî
kitaplar ölüleri canlandırmaz; bir budalayı akıllı, bir aptalı zeki yapmaz. zekayı canlandırır, biler, keskinleştirir ve bilgi açlığını giderir.

ebû ca‘fer nasîrüddîn muhammed bin muhammed bin el-hasen et-tûsî
kitap sayesinde, bir ay içinde, bir uzmanın ağzından bir yaşam boyu öğrenemeyeceğin kadar şey öğrenirsin.

ebû ca‘fer nasîrüddîn muhammed bin muhammed bin el-hasen et-tûsî
kitap seni iğrenç insanlarla düşüp kalkmaktan ve aptal, anlayışsız insanlarla ilişki kurmaktan kurtarır.

ebû ca‘fer nasîrüddîn muhammed bin muhammed bin el-hasen et-tûsî
1
musikide nispetler uygun olmadığında fasıllardan istifade ederek eşitlik sağlanır. buna riayet edilmedikçe ahenk bozulur, ölçüler uygun gelmez.

ebû ca‘fer nasîrüddîn muhammed bin muhammed bin el-hasen et-tûsî
2
nizam ve intizam gerektiren başka işlerde böyledir. her yerde adalet özünü hususi bir şekilde gösterir, aksi takdirde karmakarışıklık ve kargaşa meydana gelir.

murat demirkol
1
tusî’ye göre şehristanî’yi hayrete düşüren sebep, iki kısma ayrılan her şeyin, iki
parçasından her birisinin mahiyetine ait parça olarak ayrıma tabi olduğunu ve bu parçanın diğer parçadan kendisiyle ayrıldığı her şeyin birinci parça dışındaki diğer parça olduğunu

murat demirkol
2
zannetmesidir. tusî, var olanın ya tek başına veya bir şey ile beraber olduğunu söylemenin bile şehristanî’nin bakış açısından, tek başına olanın iki şeyden oluştuğu sonucunu gerektireceğini ileri sürer.

agil şirinov
tûsî’nin intihar ettiğini söylerse de bu bilgiyi diğer kaynaklar doğrulamamaktadır. nitekim aynı müellif eserinin başka bir yerinde onun normal şekilde öldüğünü belirtmektedir. ibnü’l-ibrî de, “bazıları onun zehirlenerek öldüğünü yaydılar” ifadesine yer vermiştir.

murat demirkol
konevî, cevherin, herhangi bir niteliğinin kaybolmasıyla ortadan kalkmayacağı görüşünü savunur.

murat demirkol
tusî, konevî’nin aksine her unsurun bozulacağını, mesela bunun gereği olarak ateşin de niteliklerinin yok olmasıyla yok olacağını savunur. aynı şekilde kaynayan suyun soğukluğu kaybolur, su bozulur ve bundan hava meydana gelir.

murat demirkol
nasiruddin tusî, başta iran olmak üzere doğuda ve batıda birçok ülkede bilim adamlığı ve filozofluğu üzerine araştırmalar yapılan önemli bir bilgin ve filozof olmasına rağmen ülkemizde henüz hak ettiği bilimsel teveccühü bulamamıştır.

ebü’l-meâlî sadrüddîn muhammed bin ishâk bin muhammed bin yûsuf konevî
sıcaklık ateşten yok olsa bile ateş yok olmaz.

fırat çelik
sadreddin konevî’de
muhabbet

kazım sarıkavak
islâm filozoflarına göre
beden sağlığı

ebû alî ahmed bin muhammed bin ya‘kūb bin miskeveyh el-hâzin
fizikî âlem oluş ve bozuluşlar dünyasıdır.

ibn miskeveyh
1
altın bütün meslek ve işler için değerlidir ve bütün madeniere bedel olarak kullanılabilir. insanlık farklı olmasına rağmen rastlantısal olarak değil uzun bir tefekkür ve araştırma sonucu, altının bu dünyadaki varlıkların en kalıcısı, taşınması bakımından en

ibn miskeveyh
2
hafifi, nefis üzerinde en tesirli, en göz alıcı, en değerli ve bozulmadan en uzak olan şey olduğu kanaatine varmıştır. doğrusu kim bir şey değiştirmek ister ve onun karşılığında altın alırsa isabet etmiş olur. çünkü onunla dilediğini dilediği zaman bulur. altın

ibn miskeveyh
3
dışındaki varlıkları, var olduklan sürece etkileyen fesat türlerinin altını etkilemediğinden de emindir. eğer birisi altını kendisi ve ardından gelenler için biriktirirse bilir ki su, hava, ateş ve toprak onu değiştirmez. altının ardından, onun onda bir değerinde

ibn miskeveyh
4
olan gümüş gelir. çünkü gümüş de altın için zikredilen üstünlüklere sahiptir.

mustafa said kurşunoğlu
ibn-i miskeveyh’in erdeme ve yasaya dayalı siyaset felsefesi

ibn miskeveyh – çev : ibrahim aslan
ölüm korkusu,
mahiyeti
ve
nefsin ölümden sonraki durumu

sevgi yüreklik
filozof ibn miskeveyh’in evrim teorisi – 940-1030 ( darwin’den 850 yıl önce)

mehmet bayrakdar
kaynaklarda ibn miskeveyh’in öldüğü yerle ilgili bilgi verilmediği halde bazı çağdaş yazarlar (meselâ hânsârî) onun ölümünden önce isfahan’da bulunduğunu ve orada vefat ettiğini, mezarının da şehrin hâcû mahallesinde olduğunu yazmaktadır.

ismail yakıt
darwîn’den önce
islam düşünürlerinde
evrimle ilgili
fikirler
+
kınalı-zâde ali efendi’nin
evrim düşüncesi

mustafa nihat malkoç
öğrenciler arasında şiire olan ilgi son derece düşüktür. çünkü şiir ciddi bir sanat dalıdır ve belli bir seviye gerektirir.

mustafa nihat malkoç
günümüzde öğrenciler şiire ilgi duymuyorlar. okumayı ciddiye alan çalışkan öğrenciler gece gündüz demeden üniversite sınavlarına hazırlanıyorlar.

mustafa nihat malkoç
aklı fikri üniversite sınavında olan bir öğrencinin şiirle ciddi olarak ilgilenmesi ne kadar mümkündür? aslında şiir insanı rahatlatır, dinlendirir. ders çalışmaktan çok bunaldığınız bir zamanda elinize bir şiir kitabı alıp rahatlayabilirsiniz.

mustafa nihat malkoç
şiirin değişmeyen, mutlak bir tanımı yoktur. şiir bir değerler manzumesidir. meyvelerinin tadı öncekilerden başka(özgün) olması şart olan bir edebiyat ağacıdır şiir…

mustafa nihat malkoç
şiiri yemek tarifi yapar gibi tarif edemezsiniz. bugüne kadar şairler ve eleştirmenler şiiri tanımlama çabaları göstermişlerse de bu tanımlar sadece kendi pencerelerinden şiire bakışlarının sözle ifadesinden başka bir şey değildir.

mustafa nihat malkoç
şiir tanım kaldırabilen bir sanat dalı değildir.

mustafa nihat malkoç
şiir tanımlanamaz, ancak tadılır ve yaşanır.

mustafa nihat malkoç
şiirin mutlak gerçekleri de yoktur. iyi ki de öyledir. zira şiirin mutlak gerçekleri olsaydı gelişmeye ve derinleşmeye imkân veren bir sanat olmazdı.

mustafa nihat malkoç
şiir bambaşka bir sanattır. gerçek şiirin insanı büyüleyen bir iklimi vardır. öyle istendiği zaman yazılabilen alelâde bir şey değildir şiir… şiirin kapınızı ne zaman çalacağı hiç belli olmaz. o davetsiz bir misafir gibidir.

mustafa nihat malkoç
iyi bir şair dönüp dolaşıp aynı duyguları şiirinde terennüm etmez. şair daima bir arayış içerisinde olmalıdır. zira şair arayandır, şiir aramanın diğer bir adıdır.

mustafa nihat malkoç
şairler toplumların iyi niyet sözcüleridir. şair, toplumun bamteline basıldığı zaman çığlık atan insandır. o; milletlerin gülen yüzüdür, söyleyen dilidir.

mustafa nihat malkoç
tarih bizim bir anlamda kılavuzumuzdur. her şair tarihini ve kültürünü çok iyi bilmelidir.

mustafa nihat malkoç
şiir canlı bir organizmadır. değişime ve gelişime açıktır, açık olmalıdır da… şair kendini yenileyen insandır.

mustafa nihat malkoç
şiir klişeleri kaldırmaz, klişeler şiirin hareket alanını daraltır. ille de klişelerde ısrar edilecekse onları da çağın yeni anlayışlarıyla modernize etmek gerekir.

mustafa nihat malkoç
ülkemizde “şiir yazanlar şiir okuyanlardan daha çoktur” iddiasındayım ben de. bu ne demektir? şiir meraklıları şiir okumadan şiir yazmaya kalkışıyorlar.

mustafa nihat malkoç
çok şiir okumak iyi de bunun okuyana yansıyan olumsuzlukları da olabilir. keza çok şiir okuyan kişi belli bir şairin tesirinde kalarak onu taklit edebilir; onun atmosferinden kurtulamayabilir.

mustafa nihat malkoç
şiiri bir yaşam tarzı olarak gören akıllı şiir okuyucusu şiirin gerçeği varken niçin sahtesini tercih etsin ki? buna esinlenme dersek bunun da belli bir sınırı vardır. şairler birbirinden esinlenebilir ama bu taklit boyutuna varmamalıdır.

f. yelda şahin
“üç noktalı fe”
harfinin
ses karşılığı
oğuzların /w/
karahanlıların /v/
ünsüzü kullanımı

mehmet akif kılıç , mevlüt erdem
türkiye türkçesindeki
‘yumuşak g’
ünsüzünün
fonetik analizi

mustafa durmuş
ölümü güzelleştiren eda:
türkçe şair tezkireleri
ile
şairnâmelerde
ölüme bakış
ve
ölümün ifade biçimleri
üzerine

gökhan tunç
çağdaş türk edebiyatında
görsel şiir

g. gonca gökalp-alpaslan
türk edebiyatında
somut (görsel) şiir

özer şenödeyici
osmanlının görsel şiirleri

meral kaya
okuma-yazma
öğretiminde
şiir

piralı eliyev
klasik şiir örneklerinin
okuma zamanı
algılanması

hasan akay
“çokgen şiir” algısı
ve
“hassas terazi”!

selahittin tolkun
kübrâ keyvân ( 1960 – 1995 ) kimi kaynaklarda vahşice öldürülmüştür.

selahittin tolkun
yaklaşık yarım asırdır çatışmanın eksik olmadığı bir ülkede yaşamış olan kısa ömürlü kübra keyvân, afganistan özbek edebiyatı dünyasında şiirleri kitap haline basılan ilk kadın şairdir.

kübrâ keyvân
“ben tabibim can vereyim” diyerek aldı canını yavrum
neyleyim hasretinde bütün kemiklerim yandı, ey kızım!
+
gözyaşım su gibi aktı, ne yapayım, onlar birer pınar ise
ey bahçıvan farkında değilken sönen gül bahçem, kızım!

kübrâ keyvân
derdime gamı deva ederek yabancı yurda sefer ettim bilemiyorum,
haber al çünkü dermandan uzak düştüm.
+
dünyada seçtiğim, gül hayatımın tadı sensin.
ana diye her yana perişan bakan (evladımdan) uzak düştüm

a.yaşar koçak
şair câriyeler

abdil göktekin
ana bir mektup gönder satırları köyüm kokan,
sür kâğıda bahçedeki tereden, yeşil soğandan,
balda isterim kılıç arıdan, kara kovandan,
ana bir mektup gönder emirdağ’dan.

abdil göktekin
dost dostu satıyor, dünya menfaat dünyası,
çip takılsa beyinlere okunmuyor zihin haritası,
bir mucize bekler insanlık, nerde musa’nın âsa’sı,
çözemedim insanları, yorgunum be ana.

abdil göktekin
azât eyle ya râb günahkâr kulunu,
dalmış dünya malına kaybetmiş yolunu,
hak uğrunda ağartmamış saçının telini,
azat eyle ya râb günahkâr kulunu.

abdil göktekin
baba demiş, kızım verdim seni,
kız diyememiş saygıdan, baba sattın beni,
aşkıma benzin döküp yaktın beni.
+
ne oldu kuzum çabuk boşandınız,
ne olacaktı ana, ne sandınız,
beni satarken bana mı sordunuz?

abdil göktekin
sıka sıka kemeri kesilecek belim,
asfalt bilmez tekerim karadır yolum,
seçimden seçime hatırlanan sandıkta pulum,
yeter gayrı bunca işkence bunca zulüm.

abdil göktekin
nasırına basılmış bağırıyor,
yemi kesilmiş anırıyor,
sıkıştı mı sıkıyönetim çağırıyor,
kalemiz yıkılıyor deyip halkı sokağa çağırıyor.

sevin okyay
demograflar, abd’de 2050 yılında üç haneli yaşa varanların sayısının bugünkünün 10 katını bulacağı görüşünde. bugün de 100 yaşında 70 bin kişi varmış zaten. iyi, allah daha uzun ömür versin. ama bu hayır dua mı olur acaba, beddua mı?

nilay özer
kara lastik pilli fener pazar ekmeği
sevinç bir taşa beş erik atan ağaçtır
ve bayramlar ağız tadıdır ama
mezar üstlerinden toplanan şekerlerin
azabı uzun sürer duası yapılmazsa

nilay özer
şiirin ateşi üzerimize olsun
rüzgarı zılgıt çekmeyen şehirlerde
zor olur dağcıl duyguları harlamak
kalk! sesleri saat seslerine ayarlı
uygun adım evden uygun adım işe
otobüsler duraklar itişmelerle
geçip gider haftanın yedi günahı

m. ruhat yaşar
yoksul çocukları özellikle eğitim sürecinde yalnız kalırlar. aileler bazen geçimlerine destek olmak üzere bazen de günah keçisi olarak çocuklarına yüklenirken çeşitli mihraklar da yine siyasi amaçları doğrultusunda bu çocukları kullanmaya çalışırlar.

heinrich theodor böll
öyle sanıyorum ki yoksul kişilerde sinir bulunması günah. hem yoksulluk çek hem de sinirlerin bozuk olsun, bu kadarını da katlanılmayacak kadar fazla buluyorlar.

meryem koray
1
pogge, tarihsel gerçekçilikten hareket ederek yoksul ülke/bölgelerin yoksulluğundan zengin ülkelerin sorumlu tutulması ve bu konuda yoksulların günahı varsa bu günahın zenginler tarafından “ateşlendiği” gerçeğinin kabul edilmesinin daha doğru olacağını ileri

meryem koray
2
sürmekte ve sonuç olarak, yeryüzünün kaynaklarından yalnızca bir avuç politikacının ya da zengin ülkelerin yararlanmasındaki adaletsizliğin giderilmesi, yani “kaynakların eşit bölüşülmesinin” gerektiği yolunda bir yaklaşımı ortaya atmaktadır.

meryem koray
yoksul ülkelerde en önemli günahkar baskıcı hükümetler ve yolsuzluk yapan elitlerdir demek (mbonda, 2004; 285) doğru olsa da, eksik kalmakta.

fyodor mihayloviç dostoyevski
sonuçta yoksulluk günah değil.

el-râsim elibol / râsim elibol
yoksul ve mazlum halkın, elinde avucunda ne varsa cebren almaya başladı
+
ruhbanlar,kralın gücünü arkalarına alıp kendilerine asi olan herkesi aforoz eden asıl günahkârlar
+
ben daha anaparayı ödeyemezken siz tutup iki kat gecikme faizi istiyorsunuz

dursun ayan
doğrudan yoksulluğu benimseyen, çalışmayı, servet edinmeyi tercih etmeyen, bu durumları hor gören, zenginliği olası günahkârlık sayan ifadeler konunun kapsamı içinde sayılmaktadır.

dursun ayan
1
“yoksulluk-din” ilişkisi üzerinde yürütülmek istenen değerlendirme ekseninin “yoksulluk-tasavvuf zihniyeti” eksenine kaydırılması gerekmektedir. çünkü dindarlığın çağrıştırdığı “muğlak yoksulluk” ile tasavvuf erbabının müntesiplerini nispeten günahkârlıktan korumak

dursun ayan
2
için önerdiği veya bazı müntesiplerinin zihninde oluşan “mutlak yoksulluk” arasındaki fark açığa çıkartılmalıdır.

dursun ayan
fazla kazanıp fazla yiyip içmenin “günah” olarak tasarlandığı pek çok tasavvufî metin kulu günah karşısında öğrenilmiş bir çaresizlik durumuna düşürebilmektedir.

burak durgut
martin luther’in günah çıkartmak için kiliseye para vermeyi …….

reşat açıkgöz
1
sadaka vermenin günahlardan arınmanın bir yolu olarak görüldüğü hıristiyan toplumda yoksulların varlığı, geremek’e göre, tanrı’nın kurtuluş planının doğal bir parçasıydı. bu doktrinin klasik biçimi life of st. eligius’ta bulunabilir. aziz şöyle diyordu:

reşat açıkgöz
2
“tanrı bütün insanları zengin yapabilirdi, fakat o, bu dünyada yoksul insanların da olmasını istedi; böylece zenginler günahlarından kurutulabilirlerdi”.

reşat açıkgöz
1
yoksulluk gibi modern öncesi dönemde suç da bugün olduğundan çok farklı bir durumdaydı. geçmiş toplumların çoğu dinsel karakterde olduğu için, suç daha çok “günah” kavramıyla birlikte anılmaktaydı.

reşat açıkgöz
2
suçun tanımlayıcısı ve belirleyicisi hukuk sistemleri değil, çoğunlukla dinsel kurumlardı.

halit boz
toplumlar arasında haksızlıkları oluşturan, bunun sonucu olarak yoksullaşmaya yol açan büyük günahlardan sayılan; faiz, kumar ve bunlara benzeyen çeşitli meşru olmayan kazanç şekilleriyle mü’minlerin, birbirlerinin mallarını batıl yolla yemelerini yasaklamıştır.

şafak ergül
yoksulluk sağlık ilişkisi
ve
hemşirelik yaklaşımı

selim kılıç
çevre sorunları ve yoksulluk

osman elbek
tütün & yoksulluk
“kısır döngü”

servet bayındır
din ve ülke farklılığının
faizin hükmüne etkisi

ksenofanes
tanrılar, en başından insanlara her şeyi bildirmediler; fakat arayarak zamanla neyin daha iyi olduğunu öğrenirler.

ksenofanes
meydana gelen ve gelişen her şey toprak ve sudur.

ksenofanes
her şey topraktan gelir ve her şey en sonunda toprak olur.

yakup akyüz
ilkçağ yunan düşüncesinde
dinsizlik suçlaması
ve
arkaplanı

parmenides
düşünülen her şey, vardır.

jean baudrillard – çev : serhan ada
biz hepimiz transseksüeliz

gizem beycan ekitli, mahire olcay çam
bakım sürecinde zorlandığımız alan
lgbti’ye yönelik bir gözden geçirme

ahmet akçataş
süre açısından
türkiye türkçesinin
sesleri üzerine
bir değerlendirme

suzan tokatlı
türkiye türkçesinde
son seste tonlulaşma
ve
uzun ünlü üzerine
bir inceleme

halide gamze ince
türkiye türkçesindeki
son ses ünsüz tonlulaşmasına
asli ünlü uzunluklarının
etkisi

kadir kınar
arap dilinde
seslerin
anlamı yansıtması

tayfun akgül
türkiye’deki okulların
hapishaneden bir farkı var mı?
okul mu hapishane mi?

lafisyanda
bilgi bahane okul hapishane

halka – çağatay erkmen ( hasan yalnızoğlu )
dünyâ;
yaşadığımız bi ev mi
yoksa
nefes alıp verdiğimiz bi mezarlık mı

aslı kayabal
tarihi mezarlık çöplüğe döndü

ebü’l-abbâs takıyyüddîn ahmed bin abdilhalîm bin mecdiddîn abdisselâm el-harrânî / ibn teymiyye
felsler para oldukları taktirde, bir para diğerine karşılık vadeli olarak satılamaz.

ferhat koca
ibn teymiyye ……. üzüntüsünden hastalandı ve 20 zilkade 728’de (26 eylül 1328) hapishanede vefat etti.

michael walters dols
ibn-i teymiyye ……. hapishaneden mezarlığa götürülürken evlerin çatılarından sarkan kadınlar onun tabutuna dokunup manevi faziletinden nasiplenebilmek için başörtülerini aşağıya sallandırmışlardı.

hanifi şahin
ibn teymiyye’ye göre insanların çoğu, riyaseti güç elde etmek veya riyaset sayesinde zengin olmak için bu işte yer almak isterler. çünkü riyaseti isteyenin amacı, fıravun gibi olmak; mal-menfeat elde etmek isteyenin amacı da karun gibi zengin olmaktır.

faruk sancar
bağnaz
bir selefî mi
endişeli
bir entelektüel mi?
(ibn teymiyye’nin
eleştirel
ve
reaksiyoner
karakteri hakkında)

mustafa öztoprak
ne kadar da çok kul hakkı yiyoruz

saffet sancaklı
hadisler bağlamında
kul hakkı açısından
trafik olgusunun
analizi / değerlendirilmesi

banu gürer
din eğitiminde
bir değer olarak
“kul hakkı”
kavramı:
imam hatip liseleri meslek dersleri
ve
din kültürü ve ahlâk bilgisi ders kitapları
üzerine
bir inceleme

erhan görmez
üniversite öğrencilerinin “telif hakkı” kavramı hakkındaki düşünceleri üzerine bir durum çalışması
+
kul hakkı olduğu için cevabını veren okul öncesi bölümünden 6 kız, 7 erkek toplam 13 kişi

kırmızı yakalılar
toplumdaki gericiliği kendi mesleki hayatımızda da iliklerimize kadar hissetmekteyiz. öyle ki, 21. yüzyılda anayasa mahkemesi’nin ocak 2017’de bir boşanma davasına ilişkin verdiği kararda dahi dinsel kökenli “kul hakkı” ibaresi geçebilmekte.

veysel dinler , tülin içli
suç ve yoksulluk etkiselliği!
(ısparta cezaevi örneği!)

eyyüp ensar taşkın
çocuk suçluluğu
suça sürüklenmiş çocukların
tahliye sonrası süreçlerinin
incelenmesi
(ısparta örneği)

demet karakartal
cezaevinden çıkan
eski hükümlülerin
yaşadıkları sorunların
incelenmesi

mustakim arıcı
parmaklıklar arkasında
din hizmeti:
cezaevi
din hizmetlerinin
dünü, bugünü

erhan tecim
cezaevlerinde
dini yaşantı
ve
din algısı:
konya örneği

ışıl kurnaz
hukukun taşları yanarken:
adaletin görme biçimleri,
cezaevi yangınları
ve
masumiyet

bbc
brezilya’da kitap okuyana ceza indirimi

yavuz selim demirağ
cezaevinde kitap yasak

hüseyin akın
cezaevlerinde kitap okuma özgürlüğü

tbmm
ceza infaz kurumları ile tutukevleri
kütüphane ve kitaplık yönetmeliği

melda onur
cezaevinde okumanız gereken 10 kitap!

haberturk
mahpusa düşen kitaba sarılıyor

cengiz gökşen
âşık veysel şahbazoğlu’nun (veysel deniz)
cezaevi günlerinin
şiirlerine yansıması

levent odabaşı
cezaevi endüstrileri
ve
cezaevi özelleştirilmesi

selma soytürk
hükümlü ve tutukluların
sosyal hizmet gereksinimlerinin
değerlendirilmesi:
karaman m tipi kapalı-açık cezaevi örneği

ceza infaz sisteminde sivil toplum derneği / mustafa eren , zeynep alpar
hapishanede
engelli, yabancı, lgbti
olmak

sefa yüce
felsefi düşüncenin
edebiyata yansıması:
türk edebiyatında
pozitivist ve materyalist
anlayış

osman kehri
çocuk kitabı çocuğu çağırmalı, rüyasına girebilmeli.

sadık sarısaman
arapça ve farsça kökenli kelimelerde sadece uzun sesliler yazıldığı için yazılmayan kısa sesleri tespit etmekte sıkıntı çekiliyordu.

sadık sarısaman
ıı. meşrutiyet döneminde yazı tartışmaları daha da alevlenir. bir grup ıslahatçılar türkçe’de hareke bulunmadığı için “hareke-i harfiye “ yani sesli harfler kullanılması gerektiği görüşünü savundular.

sadık sarısaman
türkçe kelimelerin yazılışında sesli harfler kullanılır yada sesli harflerin sayısı artırılır ve ayrık yazma usulü benimsenirse arap alfabesinin her hanği bir kusuru kalmayacaktır.

sadık sarısaman
osmanlı ordusunda 1916 yılından itibaren “ordu elifbası” , “ enverî yazısı “ adlarıyla anılan bir yazı çeşidi kullanılmaya başlandı. bu yazıda harfler ayrık yazılıyor, sessiz harflerin arasına sesli harfler konuluyordu.

muhiddin ibnü’l arabi – derleyen : izzet erş
kendisinden suyun var edildiği felekten şın, gâyn, tı, ha, dad ve noktası; fa’nın gövde uzantısı; kaf’ın başı ve eğrisinin bir kısmı; zı’nın alt dairesinin yarısı meydana getirilmiştir.

muhiddin ibnü’l arabi – derleyen : izzet erş
1
bil ki lâm ve elif birlikte yanyana durdukları zaman, dost olurlar ve her biri diğerine bir eğilim duyar. bu eğilim hem bir tutkudur (heva) hem de bir ilgidir (garaz). demek ki eğilim ancak bir aşk hareketinden doğmaktadır…

muhiddin ibnü’l arabi – derleyen : izzet erş
2
lâm bu babda elif’ten daha güçlüdür, çünkü o elif’ten daha çok aşıktır: onun himmeti daha mükemmel bir varoluşa, daha tam bir fiile sahiptir. elif daha az âşıktır. onun himmeti lâm’a bağlanma bakımından daha azdır;

muhiddin ibnü’l arabi – derleyen : izzet erş
3
işte bu nedenle ayakta dimdik duramadı.

muhiddin ibnü’l arabi – derleyen : izzet erş
1

acaba bu yazılış şeklinde hangisi elif’tir hangisi lâm? ikisini de kabul mümkündür. işte bu nedenle, dil uzmanları bu konuda ihtilaf etmişlerdir. lâm’ın ya da hemze’nin harekesini –ki elif’in üzerinde olmaktadır- nereye

muhiddin ibnü’l arabi – derleyen : izzet erş
2
koyacaklar. bir grup lafza uymuşlar, söyleyişe bakmışlar ve ilk harfe koymuşlar; elif sonraki harftir demişlerdir. bir diğer grup ise, yazılışlarına bakmışlardır. öyleyse bunu yazan ilk önce hangi harfin bacağından başlıyorsa,

muhiddin ibnü’l arabi – derleyen : izzet erş
3
ilk yazdığı lâm’dır, ikincisi elif’tir.

muhiddin ibnü’l arabi – derleyen : izzet erş
harfler içinde iki imam, illet harfleri olan vav ve ya harfleridir.

muhiddin ibnü’l arabi – derleyen : izzet erş
harflerin şekillerinin basit unsurlarına gelince, bu özellikle harflerin noktalarından kaynaklanır. bir harfin ne kadar noktası var ise, o kadar da basit unsuru vardır.

h. seçkin çelik
fenikeliler, araplar ve ibraniler gibi, semitik bir kavimdi ve kendi dillerindeki sözcükleri ifade etmek için yeteri kadar sessiz harfe sahiptiler. bununla birlikte sesli harflerden bir ölçüde mahrumdular.

h. seçkin çelik
tahsin ömer, bu kısımda arap alfabesinde var olan sesli ve sessiz harfler üzerinde durmuş ve sessiz harflerin arapça sözcükleri ifade etmede yeterli ve uygun olduğunu; ancak sesli harfler konusundaki eksikliğinin okumayı zorlaştırdığını ifade etmiştir.

h. seçkin çelik
tahsin ömer’e göre sesli harflerdeki sorunun yanı sıra sessiz harfler açısından da arap harfleri türkçe sözcükleri ifade etmek için uygun değildi.

h. seçkin çelik
galanti’ye göre latin harfleri kesinlikle türkçeyi yazmaya uygun değildi. üstelik belli ayarlamalarla her dil her alfabeyle yazılabilirdi, aksini iddia etmek bilimsel değildi.

h. seçkin çelik
galanti, arap harflerinin muhafazasına karşı çıkanların tezini tersine çevirerek, latin alfabesini kabul etmenin terakki etmeye mani olduğunu öne sürüyordu.

yasin şerifoğlu
türkiye türkçesinde
isimleri sıfat yapan eklerin
durumları üzerine
bir inceleme
ve
yeni bir terim önerisi

fevzi karademir
türkiye türkçesinde
emir kip(lik)i
üzerine

ferdi güzel
+li
eki üzerine

i. gülsel sev
çıkma durumu eki
pekiştirme eki
olabilir mi?

yılmaz akdemir , hasan isi
çekim ekinden
yapım ekine
“+ca”

sedat balyemez
+ca eki,
sıfatın anlamını
güçlendirir mi?

mehmet kara
mızıkçı kelimesinin kökeni üzerine

nasrin zabeti miandoab
küçültme ekleri, isimlere küçültme, azaltma veya küçümsenme anlamıyla beraber -yerine göre acıma, sevme anlamlarını da kazandırırlar: kuşçağız (:acınan veya sevilen küçük kuş), adamcağız (:zavallı adam), kuzucuk (:sevimli veya zavallı kuzu) v.b.

nasrin zabeti miandoab
özel isimlere de ulanabilirler: mehmetçik (:sevgiyi belirtmek üzere türk erlerine verilen ortak ad), sunacık (:sevimli veya zavallı suna) v.b.

nasrin zabeti miandoab
anneciğim, kitapçık, kılçık, erkekçik, kızcağız, gölcük, annecik, azıcık, karınca, sarıca, güzelce, fazlaca, böcek, …….

mehmet baştürk
parmakları sayma biçimi ve kökenlerinden hareketle
türkçede sıra sayı sisteminin oluşumu

mine nakipoğlu
türkçede kullanılan
vücut sözcūkleri

cahit başdaş
türkçe organ adlarında
kelime sonu -k ünsüzü ve çokluk

azhar vlogskz
türkçe ve kazakça
ortak vücüt adları
+
latin alfabesine
geçmeyi istiyor muyuz??
kazaklar cevaplıyor+benim fikrim

baykal tunc
ızzet tunc mezar basinda türkü

? / anonim
mezar arasında harman olur mu
kama yaresine derman olur mu
kamayı vuranda iman olur mu
+
mezar arasıdan atlayamadım
cephanem döküldü toplayamadım
bir tek düşmanımı haklayamadım
+
aslanım kâzımım yerde yatıyor
kaytan bıyıkları kana batıyor

kemal ördek
“o kadınlar”:
trans kadın seks
işçilerinin dilinden
şiddet hikayeleri

greta ernman thunberg
geleceğimizi çaldınız.

gabriele d’annunzio
bir baba, yüz evlada bakar da yüz evlat bir babaya bakamaz.

anne brontë
insan çalıştıkça derdini de unutur.

anne brontë
gülü tutmak isteyen, dikenini de göze almalıdır.

anne brontë
fena haber çabuk yayılır.

evrim sülün akın
hayatını değiştiremiyorsan saçını değiştiriyorsun.

evrim sülün akın
maalesef günümüzde mizahçıların da işi çok zor. artık politik mizah yok. din, siyaset, seks her şey dogma, hiçbirine dokunulmuyor. sadece aile ilişkileri üzerine mizah yapılıyor ve bu durum beni çok sıkıyor.

abdülhekim kulmuhammedov
gel bizi, bu ğamlı qışdan qutar!
besdür bu qaraqış, endi yeter!

abdülhekim kulmuhammedov
edebiyat, yüksek bir dil,
doğdırın, gün be gün, her yıl;
parlasın, uşbu munlı il,
munlanan, elime yüvür.

timur kocaoğlu
“türkçü” ve “burjuaz milletçi” (burjuva milliyetçisi) diye karalanan kulmuhammedov 1931 ‘de tutuklandı. o büyük bir ihtimalle 1936 ile 1938 yılları arasında öldürülmüş olmalı (?).

hıdır deryayev
benim yaşımı, hapiste kaldığım 19 seneyi çıkartarak hesaplayın.

muratgeldi söyegov
ölümünden 16 sene sonra, 17 temmuz 1958 tarihinde türkistan yüksek askerî mahkemesi, kümüşali börüoğlu hakkında açılmış olan ceza davasını esastan bozarak kendisini aklar.

muratgeldi söyegov
orazmammet vepayev’i sovyet rejimi hile yoluyla 1932’de geri getirtmiş, hapse atmış, 27 ekim 1937 tarihinde de kurşunlayarak öldürmüştür.

muratgeldi söyegov
on sene 7 ay çeşitli hapishanelerde yatmış olan kümüşali börüoğlu, 27 ekim 1942 tarihinde rusya’nın kuzey bölgesindeki soğuk cezaevlerinin birinde ölür.

dursun ali tökel
mezarlıklar
şehrin nesi olurlar

ibrahim halil tuğluk
arz-ı ihtirâm: teşekkür-nâme
klâsik türk şiirinde
teşekkür içerikli şiirler

hamdi bravo
1
bu yazının amacı, toplumsal yapının üzerine oturmuş olduğu yöneten-yönetilen ilişkisinin nasıl kurulmuş olabileceğine dair iki farklı yanıtı serimlemektir. bu yanıtlardan biri, “toplum sözleşmesi” fikri; diğeri ise “köle-efendi çelişkisi”dir. ‘toplum sözleşmesi’

hamdi bravo
2
fikrini savunanların gerekçelerini ve bu fikrin içermelerini gösterebilmek için j.j. rousseau’nun görüşleri; ‘köle-efendi çelişkisi’ni savunanların gerekçelerini ve bu düşüncenin içermelerini gösterebilmek için de f. nietzsche’nin görüşleri ele alınmıştır.

hamdi bravo
1
‘insan’ adı verilen varlık için, içinde yaşadığı koşullar dışındaki koşulları tam anlamıyla ve eksiksiz olarak kavramak çok zor bir işse de, insanlık tarihinin başlarında belirli sayıda bir insanın bizlerden farklı olarak, bir topluma ve bir devlete dahil olmadan,

hamdi bravo
2
bütün diğer hayvanlar gibi yaşamlarını tek başlarına sürdürmek, gereksinimlerini tek başlarına karşılamak zorunda olduklarını varsaymak zorundayız. bu varsayım, ister yaratılış iddiasını kabul edip insanın adem ve havva’dan türediğini varsayalım, ister

hamdi bravo
3
evrim teorisini kabul edip insanın dünyadaki diğer canlılar gibi bir oluşum sürecinden geçtiğine inanalım, değişmez. dolayısıyla, insanlık tarihinin belirli bir dönemi vardır ki, bu dönemde insanlar, yiyecek, içecek, barınma, sağlık, güvenlik gibi var olması için

hamdi bravo
4
kaçınılmaz gereksinimlerini, başka insanların katkısı, devletin işbölümü ve organizasyonu olmadan, yalnızca kendi çalışma ve çabalarıyla ve tek başlarına karşılamak zorunda kalmışlardır.

mehmet âkif aydın , muhammed hamîdullah
1
türkçe’de köleden başka kul, bende, halayık, esir ve “kadın köle” anlamında câriye, odalık; farsça’da bende, gulâm, kadın köle için kenîz; arapça’da abd, rakik, memlûk, kınn, gulâm, rakabe, vasîf, milkü’l-yemîn ve kadın köleler için

mehmet âkif aydın , muhammed hamîdullah
2
memlûke, vasîfe, câriye, eme ve gurre kelimeleri kullanılmıştır. belirli dönemlerde memlükün daha ziyade beyaz, abdin ise zenci köleler için kullanıldığına rastlanmaktadır. ispanya’da siyah köleler için hâdim kelimesi tercih edilmiştir.

mehmet âkif aydın , muhammed hamîdullah
köle iman ve namaz, oruç gibi malî yönü bulunmayan şahsî nitelikteki dinî mükellefiyetler açısından hür insandan farksızken hukukî, sosyal ve iktisadî bakımlardan farklıdır.

mehmet âkif aydın , muhammed hamîdullah
her şeyden önce o hukukî işlemlere konu olması bakımından “mal” kabul edilir; hür insanlardan farklı bir statüde edâ (fiil) ehliyetinden tamamen, vücûb (hak) ehliyetinden kısmen mahrum tutulur.

mehmet âkif aydın , muhammed hamîdullah
kölenin klasik islâm hukuku kaynaklarında genellikle “velâyet, şehâdet ve kazâdan hükmen (hukuken) âciz ve mülkiyet hakkından mahrum olan kimse” şeklinde tarif edilmesi köleliğin esasında bir ehliyet ârızası olduğunu ifade eder.

mehmet âkif aydın , muhammed hamîdullah
tevrat’ta kölelikle ilgili olarak dönemin anlayış ve uygulamasını yansıtan bazı pasajlar vardır.

mehmet âkif aydın , muhammed hamîdullah
hz. nûh’un üç oğlundan hâm’ın işlediği günah sebebiyle oğlu ken‘ân’ın hâm’ın kardeşleri sâm ve yâfes’e kul olarak cezalandırıldığından bahsedilir (tekvîn, 9/20-29).

mehmet âkif aydın , muhammed hamîdullah
tevrat’