yazı 16

mühendis sen kimsin?
senin bir sürü donanımın var, zekisin, mühendislik bölümünü kazanmışsın…
+
eskiler “gark olduk” derlerdi, sürüklenip gidiyoruz, yaşamıyoruz yaşattırılıyoruz.
+
yaşama ustalığının mühendislik olduğunu düşünüyorum.
+
bu dünyayı gerçekten değiştirecek olan insanlar mühendisler.
+
hayatımızı güzelleştirecek ne kadar çok şey yapabiliriz. yaşama mühendisliği örneğin. mühendisin kendi mühendisliğinin yanında yaşama mühendisi, yaşama ustası olması lazım.
+
hekim de mühendistir teknik bir insandır.
+
mühendisler kendilerinin bilge insan olduğunu hatırladıklarında, işlerine, mesleklerine insanlara bakışları değişecektir.
http://www.emo.org.tr/ekler/95daa0834ca092e_ek.pdf?dergi=

hekimlerin sınıfsal konumu:
hekim emeğine nasıl bakmalı?
https://www.belgelik.dr.tr/ToplumHekim/download.php?Id=lNXyybfAmP1

sınıf mücadelelerinde mühendisler
https://www.belgelik.dr.tr/ToplumHekim/download.php?Id=RxiRqybAwvf

üniversite öğrencisi kızlarda flört şiddetinin belirleyicileri ve psikiyatrik sonuçlar açısından flört dışı şiddetten farklılıkları
https://www.bibliomed.org/mnsfulltext/91/apd_274195.pdf?1605912542

kayıp göndergeler ve dişil eşitsizlikler: etin cinsel politikasını düşünmek
+
diyelim ki hakikat bir kadındır…neden olmasın?
nietzsche
+
et yemek daha çok erkeklikle ilgili bir mesele olarak görülürken, sebze ağırlıklı beslenmek ise genellikle kadınlara hitap eder, bir restoranda büyük bir salata tabağı sipariş veren bir erkek görmek alışıldık değildir.
+
et ve ot arasında yaratılan cinsiyetçi ayrım eti erkeğe, otu da kadına vererek aktiflik ve pasiflik arasında bir ilişki kurar ve kadını pasifleştirerek aşağılamanın sıradanlaşmış ve normalleşmiş boyutunu gözler önüne serer.
+
adams, hayvanlarda ve kadınlarda kayıp haline getirilen şeyin ortak olduğunu fark etmiştir. eti yenen hayvan ve tecavüz edilip, parçalara ayrılan kadın bedeni birer kayıp göndergedir.
+
bir ineğin üretebildiğinden yirmi kat fazla süt üretmesini sağlamak için doğasının bozulması, yatacak bir yeri olmadığı için ayakta ve kendi dışkısı içinde uyuması, sürekli antibiyotik alması ve ona her gün büyüme hormonu …..
+
tavukların yumurtalarını daha ucuza yemek için kanat bile çırpamayacakları tel kafeslerde acı içinde yaşamalarına, üretkenlikleri artsın diye üç gün susuz bırakılmalarına, iki yaşını geçtiklerinde bir kafeste aç susuz, ….
+
onlar gerçek anlamda kadın et parçalarıdır. dişi hayvanlar kadınlıkları yüzünden sömürülür, taşıyıcı annelere dönüştürülür. daha sonra, doğurganlıkları sona erdiğinde kesilir ve hayvanlaştırılmış proteine, başka bir deyişle et biçiminde proteine dönüştürülürler.
+
kadına yönelik şiddetle hayvana yönelik şiddet aynı kayıp gönderge sistemini paylaşır.
+
haneye tecavüz ifadesi bile konut dokunulmazlığını kadın bedeni üzerinden betimleyerek kadının nesneleştirilmesine hizmet eder. zorla tecavüz ifadesi de benzer bir işleve sahiptir, sanki kadının rızası alınarak tecavüz edilebilirmiş izlenimini yaratmaktadır.
+
ataerkil bakışın bacak, kalça, göğüs şeklinde parçalarına ayırarak bireyselliğinden ve öznelliğinden kopardığı kadın bedeni de tavuk budu gibi bir et nesneye dönüştürülerek tüketim döngüsüne sunulur ve kadınbudu köfte olarak tabaklardaki yerini alır.
+
kadınbudu köfte gibi adlandırmalar bir yemeği betimlemekten çok daha derin anlamlara sahiptir ve aslında dilin gerçekliği yaratma ve algılamadaki rolünü ortaya koyarlar.
+
akşam yemeğinde et olduğunu söylemek ile bir ceset olduğunu söylemek arasında yapay bir fark inşa edilir.
+
genç ve güzel bir kadından piliç şeklinde söz ederken ya da at gibi bir kadından bahsederken de dilsel mecazlar yoluyla türcülük ile cinsiyetçilik arasındaki benzerlikler ortaya çıkmaktadır.
+
tavuk yumurta için, inek süt için kullanılıyorsa kadın da cinsellik için kullanılabilir. ingilizce’de dişi tilki anlamına gelen vixen kelimesinin bir diğer anlamı da kadınlar için kullanılan cadaloz ifadesidir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1284321

fakihlerin çoğunluğu bir kadının, yanında kocası, babası, erkek kardeşi, oğlu, amcası ve dayısı gibi mahremlerinden herhangi biri olmadan üç günlük bir mesafeye yolculuk yapmasının câiz olmadığı hususunda ittifak etmişlerdir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/739461

içinden binlerce seslerin
konuştu evrensel kadın;
kim ki anlamlarımdan birini söyler
efendisi olur bütün anlamlarımın
+
13. yüzyıldan kalma bir minyatürde betimlenen sfenksin aslan gövdeli, uzun saçları olan bir kadın kafasına sahip olduğu görülmektedir.
+
gravürün sol tarafında ise satir olarak betimlenmiş şehvet ve eşek kulaklı suç, önündeki boşluğa düşen kör bir kadına eşlik etmektedirler.
+
çocuklar elleri ve ayaklarından tutularak askerler tarafından öldürülürken kadınların çırpınışları sahnenin dramatik etkisini arttırır.
+
‘’fransız sfenksi‘’ olarak da bilinen süslü başlıklı bir kafa ve genç kadın göğüslerine sahip sfenks sıklıkla kulağında inci küpeler ve mücevherlerle betimlenmiştir.
+
aşk, günah, kadın, okültizm, ölüm, hastalık, din gibi temaların sembolistlerin favori konuları olduğu söylenebilir.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET001230.pdf

kadın her zaman erkeğin sözünü dinlemelidir. yaşı küçükken babasının kurallarına göre yaşamalı, evlendikten sonra ise kocasının ve kocasının ölümünden sonra ise, oğlunun kurallarına göre yaşamalıdır.
https://millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=42&Sayfa=71

ahlâkı bozmak için, rûm, ermeni ve diğer gayrı müslim kadınlar birer ajan gibi çalıştırıldı. bir debdebe içerisinde, moda evi, dans kursu, manken ve artist yetiştirmek gibi hîlelerle, genç kızları tuzağa düşürerek, kötü yollara sürüklediler.
http://www.mehmetoruc.com/pdfs/1995.pdf

çalışmada çıplaklık, güzellik ve erotizm kavramları ele alınmış, kadını farklı pencerelerden gören ve ütopik ve güçlü bir dünya içinde şekillendiren alfonso mucha, gustav klimt ve egon schiele’ye özellikle yer verilmiştir.
+
alfonso mucha, gustav klimt ve egon schiele, resimlerinde büyülü kadın figürleriyle erkek egemenliğine bir başkaldırışı sembolik olarak anlatmışlardır. kadının yüzyıllar boyunca bir meta olarak kullanılan bedeni bu sanatçıların farklı yorumlarıyla şekillenir.
+
zamanın viyana’sı, resimde çıplaklığı kaldıramamış, sanat eserindeki kahraman bir savaşçının bulunduğu mitolojik bir sahnede bile cinsellik aramıştır.
+
ver sacrum dergisinde bazı çizimlerini yayımlaması ve ardından kamu savcısı tarafından “çıplaklığın tasviri edep sınırlarını fazlasıyla aştığı ve dolayısıyla kamuyu rencide ettiği” iddiasıyla toplatılmasından sonra daha da sertleşti.
+
gustav klimt, 1908 yılında derin bir bunalıma girer. bu bunalım, sanatçının yaratıcılığını ve üretimini de oldukça olumsuz bir yönde etkilemiştir. sezession grubunun son iki sergisi ekonomik bakımdan hayal kırıklığı olmuştur.
+
etrafta olan korkunç savaşlar ile tüm dünya sarsılırken, klimt olaylara vurdum duymaz bir tavır takınmıştır.
+
1918 yılında beyin kanaması geçirmiştir. vücudunun yarısı felç kalır. üç hafta geçtikten sonra ise ispanyol gribi geçirip hayatına veda etmiştir.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/4725/Aybeg%C3%BCm%20Kalfa%20Toplum%20Bask%C4%B1s%C4%B1%20Alt%C4%B1ndaki%20Kad%C4%B1n%C4%B1n%20%C3%9Ctopik%20Duru%C5%9Fu.pdf

acı ve sıkıntının olumlu değişimi getirecek kaynaklar olabileceği görüşü binlerce yıl öncesinden bu yana ele alınmaktadır. bu görüş ibrani, yunan, hristiyan fikir ve yazılarında ve budizm, hinduizm ve islam öğretilerinde yer almaktadır.
+
varoluşçu felsefe ve psikoloji alanında çeşitli isimler kişisel gelişim ve büyüme fırsatı için travma ve acı çekmenin yararlı olabildiği görüşünü ileri sürmüştür.
+
akut veya derin üzüntü ya da duygusal acı anlamına gelen yas, latince “yük” anlamına gelen bir fiilden türemiştir.
+
aileyle acıyı paylaşma, büyümeyi desteklemekteyken acıyı kendi içinde yaşama ve duygularını bastırma, büyümeye engel olarak bulunmuştur.
http://www.earsiv.odu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11489/1121/Bilge%20Tar%C4%B1m_Y%C3%BCksek%20Lisans%20Tezi_16530900009.pdf

modern psikiyatri araştırmaları, bireylerin psikolojik problemlerinin birçoğunun anlam arayışından kaynaklandığını ortaya koymaktadır.
+
kararlı bir ateistin bile, dinleri zaman zaman yararlı, ilginç ve rahatlatıcı bulması mümkündür.
+
iyi/güzel ahlâk eksenli dindarlık, başka bir ifadeyle iyi ahlâkî dindarlık, sağlıklı-samimî dindarlıktır.
https://www.ksu.edu.tr/depo/duyuru_belge/Uluslararas%C4%B1%20%C4%B0slam%20ve%20Model%20%C4%B0nsan%20Sempozyumu%20Cilt-1%20(1)_1810241547472480.pdf

son günlerde çeşitli basında yer alan otistik bozukluğu olan çocukların ateist olduklarına allah inancını bilmediklerine ilişkin açıklamalara yönelik türkiye psikiyatri derneği ile türkiye çocuk ve genç psikiyatrisi derneği’nin ortak görüşü aşağıdaki ….
https://www.psikiyatri.org.tr/1126/otizm-hakkinda-yapilan-bilimdisi-aciklamalara-tepkiliyiz

ateist ve materyalist insanlar arasında intihar, dindar insanlara göre daha yüksektir. inanç, birçok faktörün etkisiyle intihar çizgisine gelmiş bir insan için bir dayanak ya da bir tesellî işlevi görmektedir.
https://www.aydin.edu.tr/tr-tr/arastirma/universite-yayinlari/Documents/intihar_egilimi_kitap_2018_e-dijital.pdf

michelle smith, 1954-55’lerde beş yaşında bir çocukken, victoria, british columbia’da satanik âyinlerde yaşamış olduğu dehşeti nakletmiştir.
+
smith, hayvanların ve küçük çocukların âyin esnasında öldürülüğüne şahit olmuş, mezarlara konan tabutlara kapatılmış ve o tabutların içine hayvanlar atılmıştır.
+
smith bu hâtıralarından, psikiyatrik tedavi ile ancak 28 yaşında kurtulabildiğini söylemiştir.
https://www2.diyanet.gov.tr/DiniYay%C4%B1nlarGenelMudurlugu/WebKutuphanesi/%C4%B0lmieserler/satanizm.pdf

dünyada varoluşçu psikiyatrist sayısı kadar varoluşçu psikiyatri yaklaşımı vardır.
+
psikiyatride varoluşçuluk, ikinci dünya savaşı’nı izleyen yıllarda, batı avrupa’da belirmeye başlayan ve giderek amerika kıtasında da yaygınlaşan bir yaklaşım haline gelmiştir.
+
psikiyatrideki konumu açısından değerlendirildiğinde varoluşçuluk, bağımsız bir tedavi “ekolü” olarak anılmamaktadır. insanı anlama çabasında, geleneksel psikolojik tedavilerin alışılagelmiş geleneksel yöntemlerinden temelden farklı bir “tutum”u yansıtmaktadır.
https://acikerisim.medipol.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12511/424/celik-gizem(2017).pdf

psikiyatrik bozukluklarda hastalık ile kişi aynı şeydir. kişinin kendisini belirleyen, kuran, inşa eden ise kültürdür. dolayısıyla ruhsal hastalık kavramı zorunlu olarak kültürel bir kavram olmak durumundadır.
+
iran kültüründe ruhun kalpte yer aldığına inanılır. bundan dolayı iranlılar depresyona girdiklerinde kalp çarpıntısı, nefes darlığı, kalp sıkışması gibi bedensel belirtiler gösterirken, a.b.d.’de çaresizlik, umutsuzluk ve suçluluk duyguları şeklindeki ruhsal çöküntü ile kendini gösterir.
+
ellis’in dinin mantık dışı etkisi nedeniyle psikolojik sağlığı olumsuz etkilediği, bozduğu önermesinin üzerinde çok geçmeden birçok araştırmacı artan bir enerjiyle konuya yoğunlaştı. neticede dinin psikolojik sağlığı olumsuz etkilemediği tersine aralarında olumlu bir ilişkinin olduğu kanıtlandı.
+
din ile bilimin uyuşmayacağı şeklinde var olan önyargı sebebiyle, din ve zihinsel rahatsızlıklar arasındaki ilişki araştırmacıların çok büyük bir kısmı tarafından göz ardı edilmiştir. son on yıl içinde önemli psikiyatri yayınlarında sistematik olarak dinin nadiren işlendiği belirtilmektedir.
+
dindarlık ile psikolojik sağlık arasındaki ilişki hakkındaki fikirler ciddi bir değişikliğe uğramış, yirminci yüzyılın başlarındaki dinin psikolojik sağlık üzerinde olumsuz etkisinin olduğu, dinin inkar edildiği ve patolojik olarak görüldüğü düşünceler artık rağbet görmemektedir.
+
dindar kişilerce yardım kaynakları olarak din adamı, büyükler, arkadaş, en çok kullanırken, dinle ilgisi olmayanlar daha çok psikolog, psikolojik danışman, psikiyatr gibi profesyonel mesleklerden yararlanma eğilimindedirler.
+
türkiye’nin geleceği hakkında dindarlar daha çok iyimser bir görüşe sahipken, din ile az ilgili veya hiç ilgili olmayanların türkiye’nin geleceği hakkında daha çok karamsar bir görüşe sahip oldukları tespit edilmiştir.
+
kirov ve arkadaşları, psikiyatrik hastalıkların tedavisinde dini inancın önemli olduğunu, dinin psikososyal katkısını bu anlamda iyi görmemiz gerektiğini, ağır psikiyatrik hastalar için hastalıklarının tesellisinde dinin değiştirici bir etkisinin olabileceğini belirtiyorlar.
+
….. dini ibadetleri kabul eden ve uygulayan hastaların hastalıklarının sonrasında dini inançlarının arttığını, daha çok ibadet ettiklerini, dini aktivitelerinin arttığını ve dini inancın hastalar tarafından yaygın olarak kullanıldığını tespit etmişlerdir.
+
lynn wilcox, sufi psikoloji adlı kitabında, amerikan psikiyatrları ile afrikalı büyücü doktorların rollerinin kültürlerarası bir karşılaştırmasına yer verdiği çalışmasında, her iki grubun zihnin durumunu değiştiren ilaçlarda dahil olmak üzere kullandıkları metotların yedi tanesinin şaşırtıcı bir şekilde benzerlik gösterdiğinden söz eder.
+
selçuk’un, türkiye ı. din eğitimi seminerinde verdiği tebliğde, son zamanlarda çocuk psikiyatrisi kliniğine yapılan başvurularda din eğitimi kurumlarında eğitim gören çocukların bu kliniğe daha fazla başvurduğunu yönelik bilgilerin olduğunu aktarır.
+
kroll ve sheehan psikiyatri kliniğinde yatan 51 hastanın dini inançları, pratikleri ve tecrübelerini inceledikleri çalışmada, tüm hastalar içerisinde dinle en az ilgili olanların depresyonlu ve anksiyete bozukluğu olan hastalar olduğunu belirlemişlerdir.
+
din-psikolojik sağlık ilişkisi sadece din psikologlarının değil ancak aynı zamanda psikolog, psikiyatr ve psikolojik danışmanların da gündemine girmelidir.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/2255/280954.pdf

bireyin yaşamında dinî kavramların ötelemesi anlamına gelen deist söylemin sebeplerini sosyal devinim veya psikolojik eğilimlerde aramak mümkündür.
+
psikoloji ilminin kuruluşundan itibaren william james, edwin diller starbuck, sigmund freud, carl gustav jung ve erich fromm gibi büyük teorisyen psikologlar, din, dindarlık ve maneviyatın birey ve toplum yaşamındaki önemi üzerinde sayısız çalışma yapmışlardır.
+
psikologlar, din hakkında daha çok dahili bir bakış açısıyla (inside perspective) konuya yaklaşmışlardır.
+
insan iradesine önem veren viktor emil frankl ve abraham maslow gibi psikologlar, dinin insan doğasına uygunluğundan bahsederek bireyin kendini gerçekleştirmede dinin önemine dikkat çekmişlerdir.
+
sağlıklı bir insan psikolojisi için zorunlu olan doğru tanrı ve din anlayışı, bireysel ve toplumsal açıdan oldukça önemlidir.
+
insanın dinden başlıca beklentisi, sahip olduğu imanının mantıksal değeri değil, psikolojik ihtiyaçlarının tatmini veya yaşamış olduğu sıkıntıların teskinidir.
http://cundatoplantilari.balikesir.edu.tr/wp-content/uploads/2020/01/HZ.-PEYGAMBER-VE-GEN%C3%87L%C4%B0K-SORUNLARI-K%C4%B0TABI-SON-HAL-27.12.2019-1.pdf

“kişisel güvensizlik” açısından, kaufmann, riesman’ın the lonely crowd başlıklı çalışmasını takip ederek, “iç yönelimlilik” (güvenli) ile “dış yönelimlilik” (güvensiz) arasında ayrım yapar. güvenlik, hedef-eğilimli davranışa, güvensizlikse tehdit-eğilimli davranışa yol açar. psikiyatri’nin yeni-analitik okulunda öngörüldüğü üzere, “güvenliğin aranması, insanın patolojik yapısının bir yansımasıdır.”
+
securitas’ın din ile bin yıllık başlantısı, dinsel ve din-sonrası farklılışıyla (köktencilikten ateizm ve pagancılığa) küreselleşen bir dünyada, “güvenliğin” tartışmalı bir kavram olarak kalmasını muhtemel kılmaktadır.
https://www.uidergisi.com.tr/wp-content/uploads/2013/02/homerosdan-hobbes-ve-otesi.pdf

bir bilim insanının evrim teorisine dair anatomik deliller vermesi o inancını gerekçelendirme yolunda bir adımdır.
+
alman psikiyatrist manfred lütz, ateistlerin, öte dünyada hatalarıyla ilgili hesap verme hissinin verdiği rahatsızlık ve bu dünyada diledikleri gibi yaşayabilme arzusu nedeniyle tanrı’nın varlığını reddettiklerini iddia etmiştir.
https://mantiksalteizm.com/yeni-ateizme-elestiri/?print=pdf

ateist insanlarda intihar oranlarının biraz daha yüksek oluşu, dinin engelleyici rolünü vurgular gibi ise de, dindar insanların da intihar ediyor olmaları, bu engellemenin yetersizliğini göstermektedir.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/21/67/646.pdf

birgün arkadaşının önerisiyle tebeşir tozu içerek intihar etmeye karar vermişler. bu denemelerinden daha sonra kimseye söz etmemiş. orta okulda hiç arkadaşı olmadığı gibi sınıfta öğrencilerin yaptığı bir anketin sonucunda sınıfın en sevilmeyen kişisi olduğu ilan edilmiş. kendisinin ateist olduğunu söyleyerek de arkadaşlarından çok tepki almaktaymış.
+
bu kararına özellikle ateist olan anne çok tepki göstermiş, kapanırsa bir daha aileden kimseyi görememekle tehdit edince ayşe kapanmaktan vazgeçmiş.
http://turkpsikiyatri.com/C12S4/kendilikPatolojisi.pdf

41 kişi (%97,6) inancını islam olarak, 1 kişi (%2,4) de ateist olarak tanımladı.
+
çalışma grubunun ortalama hddö puanı 19,85±4,17 (12-32 arasında) olarak bulundu. grubun hddö ile depresyon şiddetine baktığımızda 2 kişide hafif, 16 kişide orta 24 kişide şiddetli düzeyde depresyon bulundu.
http://acikerisim.demiroglu.bilim.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11446/183/462770.pdf

psikiyatri öldürür. kâfirler öldürülmelidir. ateizm hakkında ne derseniz deyin, bu güne kadar kimse onun adına katledilmemiştir.
http://www.mayayayinlari.com/uploads/Ateist%20Aforizmalar.pdf

katılımcılarımızdan bir diğeri hastalık sürecinde dini sorgulamaların bir danışman yardımıyla daha sağlıklı olması nedeniyle danışmana ihtiyaç olduğunu belirtmişlerdir: “…benim çok fazla ateist arkadaşım da var, dinde bazı şeyleri sorgulamama sebep oluyorlar. insan böyle zamanlarda dışardan bir sese, dış göze bağımlı halde yaratılmıştır. dini yanlış anladığınızda da bu aslında çocukluktan gelen yanlışlıklar nedeniyle oluyor bu yüzden herkesin psikoloğa ihtiyacı vardır diyorum.”
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000425.pdf

bala, dini muhalefetin nadir olduğu muhafazakar bir bölgede açık sözlü bir dini eleştirmen olmuş; 2014’te ailesi tarafından zorla kano’daki bir psikiyatri tesisine yatırılmıştı. yatırıldığı hastanedeki doktorlardan biri, herhangi bir psikolojik sorunu olmadığına kanaat getirmiş; ikinci bir doktor ise “teşhisi” şöyle koymuştu: “senin bir tanrıya ihtiyacın var, japonya’da bile insanlar bir tanrıya inanıyor, hiç kimse tanrısız yaşamamalıdır. kutsal adem ve havva öyküsünü reddetmek bir yanılgıdır, tarihi yok saymaktır.”
http://www.ateizmdernegi.org.tr/wp-content/uploads/2020/05/Ateist-Gazete-014.pdf

biz ruh sağlığı çalışanları, günlük uygulamamız içinde başı örtülü, örtüsüz, açık giyinen, kapalı giyinen, müslüman, ateist, zengin, yoksul, eğitimli, eğitimsiz farklı sosyal sınıflardan gelen birçok kadın başvurana danışmanlık yapıyor, tedavilerini üstleniyoruz.
https://psikiyatri.org.tr/uploadFiles/publicationsFile/file/1352015214340-TPD_bulten18_1_web.pdf

bu vakada görüldüğü gibi; ateist bir kuramcı tarafından geliştirilen bir model, hıristiyan bir danışman tarafından, müslüman bir danışana uygulandığında bile faydalı olabilmektedir.
http://acikerisim.artuklu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12514/258/acar%2C%202018.pdf

psikoloji ve psikiyatri uygulamalarında din ve muhafazakârlaşma: görünenin altındaki gerçek
https://www.belgelik.dr.tr/ToplumHekim/download.php?Id=UEDycqbAjIA

bir kız ırste yarım erkek, izdivaçta dörtte bir
bulundukça, ne aile, ne memleket yükselir
http://web.firat.edu.tr/sosyalbil/dergi/arsiv/cilt11/sayi2/269-280.pdf

baudelaire’de göz okuma yöntemi
+
kadının sorgulayan ve yargılayan gözlerine bakarak belleğinden geçen gerçek düşüncelerini okur (gözlerimi gözlerinize çevirdim, sevgilim,) der.
+
burada sözü edilen eylemler şaşkınlık verici bir şekilde hor görünün derinliklerinden, kadının kötücül ve kirli ruhundan, gözlerinin kavurucu sertliğinden beslenmektedir.
+
şu üç kişilik göz ailesi (yoksullar) da ne çekilmez şeyler böyle (gözleri) araba kapıları gibi açılmış! söyleseniz de şunları (yoksulları) bizden, bizim çevremizden uzaklaştırsınlar,
http://sosbilder.igdir.edu.tr/Makaleler/1568024465_05_Kizilcim_(87-104).pdf

vücudumuzda bilinmeyen asimetriler
https://www.booktandunya.com/2010/06/bilim-ve-teknik-512-2010-temmuz/

çiçek aşısının nasıl yapılacağını açıklayan ilk belge çin’de bulundu.
+
toz; erkek çocukların sağ, kız çocukların ise sol burun deliğine üflenirdi.
http://www.uralakbulut.com.tr/wp-content/uploads/2014/12/A%C5%9EI-1000-YIL-%C3%96NCE-%C3%87%C4%B0NL%C4%B0LER-TARAFINDAN-BULUNDU.pdf

aşı sol omuza, deri içine, bir yaşta 0.05 ml (0.5 dizyem), 1 yaştan sonra 0.1 ml (1 dizyem) olarak yapılır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/451040

4-8 aylık dişi danalara, brucella abortus s-19 ergin aşısı da 8 aylıktan büyük dişi sığırlara ve gebeliğin son dönemlerinde veya gebe olmayanlara brucella abortus’a karşı korumak amacıyla yapılır. aşı, boynun sol tarafına deri altı uygulanır.
http://www.dergiayrinti.com/index.php/ayr/article/download/1074/1927

erkeklerde yumurtalık hacminin artmasından sonra sağ testis (yumurtalık) sola göre daha fazla büyür.
+
sol testis aşağı iner.
https://www.ailevecalisma.gov.tr/media/4792/05_03_%C3%A7ocuk-ergen-sa%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-kitab%C4%B1.pdf

barborosoğlu’ na göre başını örterek kendisini “dindar” olarak tanıtan kadınların zaaf noktaları, hem islami kesim hem de laik kesim tarafından gözetim altında tutulmaktadır.
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/5238/1/188664.pdf

laiklik ve din ve vicdan özgürlüğü çekişmesinde sorunlar: din ve vicdan özgürlüğü açısından başörtüsü
+
çok uzun bir saçla ameliyata girmek ve hastanın açık yarasına saçların değmesi uzun saçlı olma hareketi midir?
http://www.feministyaklasimlar.org/wp-content/uploads/2013/04/Sayi5-12.pdf

bu tezde, millî görüş hareketi’nin dış politika, ekonomi, eğitim ve kadın konularındaki dinî söyleminin türkiye’de dinin gayri-hususileşmesinde ve yeniden kamusal alanda görünür olmasında etkin rol oynadığı iddia edilmiştir.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/8683/Doktora%20Tezi%20Mehmet%20Ali%20Mert%20%20M%C4%B0LL%C4%B0%20G%C3%96R%C3%9C%C5%9E%20GELENE%C4%9E%C4%B0NDE%20D%C4%B0N%20DEVLET%20%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0S%C4%B0%20VE%20LA%C4%B0KL%C4%B0K%20ALGISI%20.pdf

dinin referans gücünün azaltılması ve otoriter bir laiklik anlayışıyla oluşturulacak olan kamusal alandan temizlenmesi için çok yönlü çaba harcandı.
+
laiklik, bir yandan dini yeniden yorumlarken, seküler milliyetçilikle birlikte kutsallaşarak, kendisi de adeta “yeni bir din” -”laikçilik”- oldu.
+
türk modernist stratejisinin en önemli araçlarından biri de dinin yorumunu tekeline alma çabasına bağlı olarak, bir “yaşam tarzı” olarak tanımlanıp, dinselleşmiş bir içerikle sunulan laikliktir.
http://www.ak-der.org/uploads/Files/Teorinin%20Raconunu%20Bozan.pdf

dine karşı din
https://derinstrateji.files.wordpress.com/2015/01/dine-karc59fi-din-e-kitap-ali-c59feriati.pdf

laik ve anti-laik söylemlerde beden imgesi: söylemin ‘beden’selleşmesi
https://ataturkilkeleri.deu.edu.tr/pdf/cilt1sayi1/Makale_6_SerdarSen.pdf

gündelik yaşamda din, laiklik ve türban
https://konda.com.tr/wp-content/uploads/2017/02/2007_09G%C3%BCndelikHayattaDinLaiklikT%C3%BCrban.pdf

karşı hegemonik bir söylem olarak dindar müslüman kadın söylemi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/518745

türkiye’nin modernleşme süreci türban ve kadın: laikliğin olası sonuçları üzerine karşılaştırmalı bir deneme
http://www.msydergi.com/uploads/dergi/156.pdf

laiklik-din ilişkisi: islâm’ın laik boyutu üzerine bir değerlendirme
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/188545

laikliğin inşası ya da islâmın parçalı yorumlanarak toplumsal alandan uzaklaştırılma çabası
http://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/makaleler/birikimlerV/575.pdf

kadınsız şehir aynaroz: tarih, mekân ve yaşam
+
yüzyıllardır bu manastıra kadın ayağı değmemiştir. kadını uğursuz sayan bu kesişler aynaroz’a kadın girerse intihar edeceklerini beyan etmişlerdir.
https://arastirmax.com/tr/system/files/dergiler/177286/makaleler/2/2/arastrmx_177286_2_pp_1-22.pdf

bu reklamda bariz bir biçimde dikkat çeken kadın ayağı ve ayakkabıyı da çözümlemek gerekirse freud’un (avrupa folkloruna dayanarak) ayak ve ayakkabının kadınlığı simgelediğine dair açıklamasını da hatırlamak gerekir; tüm bu simgeler bizi libido kavramına yönlendirmektedir.
http://www.posseible.com/uploads/dergi/29.pdf

beltirlerdeki inanca göre dağa kadın ayağı değdiğinde o dağ kirlenmiş olarak sayılıp bir daha kurban pratiği için bu dağ tercih edilmiyordu.
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/4300/591289.pdf

kaybolmakta olan bir maddi kültür geleneği: bursa’da takunyacılık
+
kadınlar sokakta ve evde ayaklarına giyerlerdi. erkekler bunu yalnız hamamlarda giyerlerdi. hristiyanlara ve yahudilere hamamlarda nalın giydirilmesi yasak idi.
+
berber çıraklarının da çıplak ayak üzerine nalın giyinmeleri zorunluluğu vardı.
+
gelinlerin nalınları da farklıdır. bu nalınlar cevizden yapılırdı.
+
nalınların tasmaların üzerinde titreyen kuşlar, çiçek anadolu’nun bazı bölgelerinde de, şıngırdaklı nalınlar yapılmıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/411404

bence güzel bir kadın ayağı, parmakları küçük, ayağın üst tarafmdaki kemik görünmez olmalıdır.
+
ayağını iyi kullanmasıoı bilen sportmen kadın ayak güzelliğini kaybetmez.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/GAZETE/son%20posta/son%20posta_1932/son%20posta_1932_agustos_/son%20posta_1932_agustos_11_.pdf

sporcu bir kadının bacak ve ayakları
+
kadının spor yapması ayağı bilakis guzelleştirir ..
kadın ayağı, bir spor ayakkabısı içinde daha rahat ve daha güzel kalır.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/GAZETE/son%20posta/son%20posta_1932/son%20posta_1932_agustos_/son%20posta_1932_agustos_13_.pdf

arap alevi kadınlar üzerinde dinin etkisi ve ataerkilliğin yeniden inşası
+
kadınlar, mucizevî varlıklar olarak tanımlanabiliyor, kadının bedeni bereketlilikle bağdaştırılıyor ve tanrıça kültü bu toplumlarda önem arz eden örneklerini oluşturabiliyordu.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/8685/Dicle%20Pa%C5%9Fa%20Tez%20Son%20Hali.pdf

tıp fakültesi anatomi anabilim dalında, olgun kadın kalçası ölçüm uzmanı ölçülerinden anlayan bir uzman alınıp alınmadığını hatırlamadığını, …..
https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem22/yil01/ss1097.pdf

heybeliada’yı ve onun çamlarla donanmış yuvarlak sırtını gördüm. ada, beyaz rengiyle suda serinlerken ölüp giden bir kadın kalçası gibi tekrar açılıyordu.
https://webyonetim.bandirma.edu.tr/Content/Web/Yuklemeler/DosyaYoneticisi/437/files/BICOASP%20Book%20of%20Conference%20Proceedings.pdf

kuştüyü yastıklar sıhhatli bir kadın kalçası gibi: beyazlık ve düzgiınlüğile başınızı kendine davet eder ..
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/GAZETE/haber(aksam%20postasi)/haber(aksam%20postasi)_1939/haber_1939_eylul_/haber_1939_eylul_11_.pdf

erkek kılığına gireli henüz bir saat bile olmamasına rağmen, pantolon giymenin en kötü yanının kalçalarını tahriş etmesi olduğuna karar vermişti.
https://www.epsilonyayinevi.com/static/okuma/ASLA_P%C4%B0%C5%9EMAN_OLMA.pdf

tüm kalçalarda 33 (%14.4) kalça ekleminde yüksek aa, 15 (%6.5) kalça ekleminde düşük fbbo bulunmuştur. sonuç olarak toplumda radyolojik olarak cam tipi fai ile uyumlu ancak asemptomatik bireylerin olabileceği gözlenmiştir.
+
kalça ekleminde femur boynu, femur başı ya da asetabulumda morfolojik değişikliklere bağlı olarak kalça ekleminde sıkışma olması ….
+
114 bireye ait toplam 228 kalça değerlendirildi. bireylerin 87’si erkek (%76,3) ve 27’si de kadındı (%23,6).
+
12 erkek hastanın sağ, 15’ininse sol kalça değerlerinin yüksek olduğu tespit edildi. kadınların ise 3’ünün sağ, 3’ünün sol kalça aa açıları yüksek bulundu.
+
her 2 kalçada birden her iki parametrenin de pozitif olduğu hiçbir birey gözlenmedi.
+
femur boynunun kalınlaşması ile kalça abduksiyonunda labral hasar ve kondropatiye bağlı ağrı oluşmaktadır. klinikte bu duruma cam tipi fai denilir.
+
farklı toplumlarda farklı fai görülme oranları olduğu bilinmektedir.
+
bulgularımıza göre bireylerin hiçbirinde kalça şikayeti olmamasına rağmen ……
+
birçok sağlıklı genç insanın radyolojik olarak cam tipi deformitesi olduğu bildirilmiştir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/764182

din ve sağlık ilişkisi bağlamında yeme-içme alışkanlıkları üzerine sosyolojik bir araştırma: konya/ereğli diyanet çalışanları örneği
+
canan karatay bağışıklık sisteminin zayıflayıp çökmesine sebep olan 10 önemli etkeni sıralarken bunlardan ilk 4’ünde beslenme alışkanlıklarına ve bu alışkanlıklarda yer edinmiş sağlıksız besinlere değinmiştir.
+
bütün vücut, yaraları sarmak için kolesterolü kullanır kolesterolün görevi budur (küçükusta , yimsel , karatay).
+
kolesterol yüksekliğinin normale getirilebilmesi içinse tek çözüm beslenme alışkanlıklarına bağlı metabolik bozuklukların düzeltilmesidir ki bu da ilaç ile değil beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesine bağlıdır (küçükusta , aktaş , karatay , moynihan ve cassels).
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/4258/563557.pdf

canan karatay, ahmet rasim küçükusta gibi modern tıp doktorları, geleneksel tıp veya alternatif tıp ile ilgilenmişlerdir. bu konu üzerine araştırmalar yaparak yayınladıkları kitaplarını halka tanıtmışlardır. ancak düşünce tarzları geleneksel tıbbı, bağımsız bir alan olarak kabul etmez. modern tıbbın, birer alternatifi ve yardımcı olarak görürler.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/3064/hilal%20tavukcu%20y%C3%BCksek%20lisans.pdf

musevi, hiristian ve islam dinindede şifalı kaynaklarda geleneksel yıkanmanın insanları hastalıklardan koruduğuna ve iyileştirdiğine inanıyorlardı.
+
banyolar sadece yıkanmak ve eylenmek için kullanılmıyordu. aynı yerde dişçi ve operatörler hastalara ufak ameliyatlar yapıyorlardı.
+
bu muazzam banyo sadece erkekler için yapılmıştı. zamanla romalı kadınlarda bu banyoya gitmek istemişlerdi. ıstekleri rededildi. sebeb uzun saçlar su borularını tıkıyordu.
+
banyo hep aynı sıcaklıktı tutulması için etrafta orman kalmamıştı.
+
katolik kilisesi ise insanlara banyo yapılmamasını tavsiye etmeye başladı. banyonun insanlara hastalık getirdiğini ve kendileri çıplak görmemeleri gerektiğini aynı zamanda banyo yapmanın günah olduğunu açıkladılar.
+
kışın eksi 30 derece yerin altındaki su da çok soğuk oluyordu giren genç kadınlar zatüreden erkenden ölüyorlardı.
+
türk hamamları ise kuranda yazılı olduğu gibi camiye gitmeden kuran okunmadan önce akar su altında abdest almak zorundadırlar. küvet içinde yıkanmak islamda geçerli değildir. temiz su ile arınmak ıslam üsülü yıkanmaktır.
+
hiristiyanlar, müseviler ve müslümanlar arasında bütün zorluklara rağmen ortak bir hamam kültürü ortaya çıktı.
+
istanbul’un keşfinden sonra bizans hamamları müslüman hamamlarına çevrildi
+
mimar sinan yapılan hamamların en mükemmelini ıstanbulda yaptı. sultan ahmet meydanındaki hamam bir çifte hamam olarak yapıldı.
+
topkapı sarayındaki hamamda halyada yapılmış bronz bir musluk var.
+
zenginler ipekten fakirler ise pamuktan yapılmış peştemallar kullanıyorlardı.
+
kese yapılmamış insanlar hiç doğru dürüst yıkanmış sayılmaz.
+
dünyaya yeni gelmiş gibi kendimizi iyi hissettik ve yolumuza devam ettik.
http://www.revues-plurielles.org/_uploads/pdf/12/112/112weber.pdf

kadın tüketicilerin giyim alışverişinde ağızdan ağıza iletişimin etkisi: kastamonu ili örneği
+
pazarlama açısından insanların iletişim kurmalarının incelenmesi ise modern pazarlama anlayışıyla birlikte ortaya çıkmıştır.
+
tüketicilerin satın alım kararlarında reklamlardan çok kendi aralarındaki tavsiyelerden etkilendiklerini göstermektedir.
+
medeni durumun bilgi alışverişinde, bilgi kaynağı üzerinde etkisi vardır.
ağızdan ağıza iletişimin kadınların tercihi üzerinde etkisi yoktur.
+
evli kadınlar % 26,1 lik bir oranlar kendilerini bilinçli tüketici olarak tanımlamaktadır.
+
evli kadınlar bilinçli, bekarlar ise alışveriş düşkünü olduklarını söylemektedir.
+
tüketicilerin satın alma sonrası değerleme süreci içerisinde ağızdan ağıza iletişim memnuniyetin oluşmasında etkilidir ve tüketiciler satın alma sonrası çevrelerindeki insanların değerlendirmelerini önemsemektedirler.
+
kadın tüketicilerin aldıkları ürün hakkındaki olumlu görüşlerini çevresindekilerle paylaştıkları görülmektedir.
+
en yüksek %100 okur-yazar olmayanların çevresiyle paylaştıkları görülmekte. bunu da %66,7 ile doktora mezunlarının paylaştıkları görülmektedir.
http://aves.akdeniz.edu.tr/YayinGoster.aspx?ID=3832&NO=11

diana ve hatice memelerin ilk çıktığında ağrı olduğu için çok endişelendiklerini, gülseren ilk adet olduğunda intihar etmek istediğini …..
+
berna bu konuda, annesinin (gülseren) büyük memelere karşı olduğunu dolayısıyla tahta sürmeye razı olduğunu belirtmektedir.
+
annelerden kimi (kızının) kadının cazibeliğini ortaya çıkarması için memelerin büyüklüğünü arttırmaya yönelik, kimi ise cinselliği gizlemek için memelerin küçük olmasına yönelik yöntemler geliştirmektedir.
+
hatice annesinin cinsellik veya ergenlikte gelen değişiklikleri öğretmediğini hatta memelerin çıktığında annesine ağrısı olduğunu söylediğinde “sus utanmaz eşeğin kızı” cevabını almış olduğunu belirtmektedir.
https://silo.tips/download/tc-ankara-nverstes-sosyal-blmler-enstts-letm-fakltes-gazeteclk-anablm-dali-arnav

kupalama: hastalığın durumuna göre memeler, göğüs genital bölge veya vücudun herhangi bir bölgesine kuru veya deriyi soyarak veya kanatarak kupalama yapılması;
http://apbs.mersin.edu.tr/files/oyaogenler/Scientific_Meetings_031.pdf

kadın kollarının gelir ve giderlerini, camilerinin yönetim kurulu öngördüğü şekilde, üst düzey görevlileri ve üyeleri yardımı ile yönetir.
+
cami yönetimi ve camiye bağlı kadın kolu arasındaki işbirliğini sağlar.
https://diyanet.nl/wp-content/uploads/2017/09/KADIN-KOLLARI-REHBERI.pdf

ahilik teşkilatının yanı sıra neredeyse aynısı gibi faaliyet gösteren bir de kadın kolu vardır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/463406

yönetici kadın gazetecilerin tümü de siyasi partilerin kadın kollarının erkek-egemen toplumu korumaya yönelik olarak çalışan örgütlenmeler olduğunu düşünmektedirler.
http://globalmediajournaltr.yeditepe.edu.tr/sites/default/files/03yonca_aybay.pdf

hukuk mesleğindeki perukların kısa tarihi
+
lord taylor, 1992’de baş yargıç olarak atanmasının hemen ardından, perukların mahkemelerden kaldırılması yönündeki arzusunu göstererek, mahkemelerdeki kılık kıyafete ilişkin tartışmayı alevlendirdi.
+
asur mahkemelerinde, karmaşık saç tarzları hâkimleri tasvir etmektedir.
+
hukukçuluk mesleği ile ilgili bilinen ilk başlık takkedir.
+
hukuka dair kelam edilirken giyinilmekten korkulmamalıdır.
+
tudor’un erken dönemlerinde yargıçlar, düz yassı bir bone ya da kep giymeyi adet edinmişlerdi.
+
1632’de star chamber mahkemesi[*], “uzun saçlı kürsü avukatlarının [“barrister” sözcüğü için kullanılmıştır. –çn] söyledikleri dinlenmez” buyurmaktadır.
+
hakimlere ilişkin kurallar’dan on yıl sonra, peruk fransız modasında üstünlüğü ele geçirir. peruk fransa’da, xııı. louis’nin erken yaşlarda kel kalması ve kelliğini saklamak üzere peruk kullanması nedeniyle 1624’ten beri bilinmekteydi.
+
peruk dönemin aristokrasisinin simgesi idi.
+
peruk “karşı konulamaz bir icattır ve bir süre devam eden itirazların ardından, 1680’lerde kürsü ve baro üyeleri tarafından benimsenmiştir.
+
beyaz ya da gri pudralı peruklar 1705’te ortaya çıkmıştır.
+
bazı genç yüksek derece avukatları, daha kısa olan “seferberlik perukları” akımından etkilenmişlerdi.
+
1730’la birlikte, büyük perukların artık ‘out’ olduğunu ancak mesleğin bazı üyelerinin büyük peruklardan daha yıllarca vazgeçemediklerini” belirtmektedir.
+
avukatlar gibi, “doktorlar da, biri toplumsal olarak diğerlerinden daha prestijli, hekimler, cerrahlar, eczacılar gibi gruplara ayrılmışlardı.
+
tababet ehli, “hukuksal ve dinsel ileri gelenlere tahsis edilmiş” geniş tabanlı perukları kullanmayı bıraktılar.
+
bay erskine’in yeni icat peruğu, sıradışı boyutu ile westminster’da yargıçları utandırıp, eğlence konusu oldu. tüm ciddiyetiyle lord kenyon dahi, gülmezlik edemedi.
+
ingiliz hanımefendilerinin “[kafalarında] çirkin yapay bir saç yükü taşımayı” reddettiklerini ve “pek çok saygıdeğer peruk üreticisi şirkete” sıkıntı yaşattıklarını bildirmektedir.
+
kent ve kasaba konseyleri, insanları, peruklarını pudralamamaya çağırmaktadır. böylece “ulus[un çıkarları] için buğdaydan büyük oranda tasarruf edilebilecektir.
+
peruklarını muhafaza edip, pudra için bir altın para vergi verenlerle, ‘altın para domuzu’ diye dalga geçiliyordu.
+
1800’lerden itibaren peruk “genel itibariyle hukukçular, arabacılar ve piskoposlar tarafından kullanılmaktaydı”.
+
kimi hekimler, 1800’den 1820’ye kadar, mesleklerinin simgesi olarak peruk kullanmayı sürdürdüler.
+
avukatlar ve dava vekilleri, 1820’lerde peruk kullanımını bıraktılar. bu dönemden itibaren peruk, kürsü avukatlarını (barrister) diğer avukatlardan ve dava vekillerinden ayırma işlevini görmeye başladı.
+
siyah kep kullanımı ölüm cezası ile ilişkilendirildi.
+
lord taylor, kürsü ve baro’nun saygın kıyafet geleneğine ilk çamur atan kişi değildi.
+
bir kişinin bilge görünebilmek için tek yapması gereken, komşularının kafalarındaki saçları ödünç almak ve bir çalı gibi kafasına yapıştırmaktır. hukuk ve sıhhat dağıtıcıları, bu şeyleri öyle yapıştırırlar ki, kafayı ve saçı birbirinden ayırmak mümkün değildir.
+
1853’te alexander herzen, ingiliz mahkemelerine yaptığı ilk ziyaretinde, “bu ortaçağ mizanseninin gülünçlüğü karşısında şaşkınlığa uğramıştır.
+
peruklar kullanılmazsa, tek kaybeden peruk üreticileri olacaktır.
https://www.hukukkurami.net/editor/Sayi_8/08_03_mclaren.pdf

sevgilinin ayva tüyleri bir gül bahçesini andırır. bu bahçede her türlü çiçek bulunur.
+
ayva tüyleri aşığa verdiği sıkıntı sebebiyle âşığın başının belasıdır, onların hepsi birer bela
askeridir.
+
bâkî, sevgilisine yanağını bir kere öpmek nasip olmadı hemen ayva tüylerin bin bela ile çıktı diye yakınıyor.
+
ayva tüyü ya cennet bahçesinden bir bitki ya da kutsal kitaptan bir ayettir.
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt5/cilt5sayi23_pdf/tastan_kursatsamil.pdf

ingiltere ve fransa’da kadınların saç politikaları ve saç güzelliği algıları (19. yüzyıl’dan 20. yüzyıl’a)
http://www.jshsr.org/Makaleler/1874516411_02_2018_5-22.ID426.%20KO%c3%87_870-877.pdf

kadınlara yönelik otuz şer‘î yasak
+
saç ekletmek
+
hâlika: musibetle karşılaşınca saçlarını kazıyan kadın.
+
bazı kadınlar hizmetkârlarına bazen döverek, bazen söverek, bazen saçlarını çekerek ve bazen de bedenlerini ateşle dağlayarak eziyet edip acı vermektedirler.
https://books-library.online/files/books-library.online_noo8e39d49303f7a23c6904a5-62780.pdf

sevgilinin saçları misk pazarı gibidir.
+
saç, büklümleriyle “dal” harfini andırır.
+
yılanın öldürücü özelliği gibi saçların kıvrımları da âşığı adeta öldürür.
+
yüzün iki yanından sarkan zülüfler âşığı çok etkilediği için öldürücü akrebin iki koluna benzetilir. bu akrep kollarıyla âşığın el ve ayağını bağlar ve onu sokar.
+
güzelliği kur’an’ kitabına benzeten hanî, zülüfleri de bu kitabı sağlamlaştıran şirazeye benzetir.
+
saç, yüzün güzelliğini tamamlayan önemli bir unsur olduğu için bir bayanı güzelleştirmek onun saçını süslemeyi ve taramayı gerektirir.
+
saç savurulmasıyla da ayrı bir çekiciliğe sahip olur.
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt11/sayi59_pdf/1dil_edebiyat/aslanoglu_osman.pdf

dünyadan en ilginç yasaklar
+
bu ülkede kadınlar aleyhinde birçok kural var ve bunlardan bir tanesi de iç çamaşırı giymelerinin yasak olması.
+
florida’da kuaföre giden kadınların saç kurutma makinesindeyken uyumaları yasak…
http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/hgdmakale/2018-2/7.pdf

hz. peygamber (s.a.s.) döneminde saç bakımı
+
insan bedeninin tabiî aksesuarlarından biri olan saç, hem erkekler, hem de kadınlar için vazgeçilmez bir estetik unsur olarak binlerce yıldır önem taşımakta ve kişisel güzelliğin/cazibenin önemli bir parçası kabul edilmektedir.
+
hz. peygamber döneminde kadınlar da yıkamak, taramak, yağ/jöle vb. şey sürmek, örgü yapmak ve boyamak suretiyle saçlarına bakım yaparlardı.
+
hz. peygamber’in saçını da bir kadın kuaförün taradığı ve bakım yaptığı rivayet edilir.
+
ölen kadınların bile saçları yıkandıktan sonra örülürdü.
+
hz. muâviye, saça saç ekletme işini ancak yahudilerin yapacağını, onların kadınlarının bu şekilde saç edindikleri için helak olduklarını söylemiştir.
+
allah resûlü, kadınların saçlarını herhangi bir özür olmaksızın tamamen kesmelerini nehyetmiştir.86 bu yasağın estetik kaygıyla veya erkeklere benzeme endişesiyle getirilmiş olduğu söylenebilir.
+
bazı âlimler de kadınların saçlarını siyaha boyayabileceklerini ifade etmişlerdir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/257662

saç çoğunlukla siyah olarak ele alınır.
+
şairlere göre siyahtan başka daha güzel bir renk yoktur.
+
renk bakımından: gece, ûdî, duman, sâye, sebzgûn semâ, ebr, karga, hindû, kara bağ, karaman, frengistan, kâfiristan, siyah, tîre, deycûr, papaz ( kıssîs), midâd, sevâd, zerd, sevda, harf, hat, göz bebeği, zindan, zulmet, belâ, kâfir, küfr vb. kelimeler kullanılmıştır.
+
kargaşa sonunda bela kaçınılmazdır. saçın rengi ve çokluğu sebebiyle kesret oluşu, fitne, bela, âfet, fettan gibi unsurların kesretle ilgisini de çağrıştıracak şekilde şiirde kullanıldığı görülür.
+
şeyhî, sevgilinin kıvrımlı saçlarını boynuna dolamasını belâ tuzağına yakalanmaya benzetir.
+
sevgilinin akrebe benzeyen saçları ay yüzüne döküldüğü zaman âşık perişan olur beladan kurtulamaz.
+
saça ait benzetmelerin çokluğu âşığı etkileyen en önemli güzellik unsuru olmasından kaynaklanır. saçlar âşıklar üzerindeki etkisinden dolayı perişan, bela, fitne çıkaran, hileci, büyücü, tuzak, gönül avlayan, kargaşa yaratan gibi unsurlarla sıklıkla anılır.
http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423934102.pdf

saçın büyü yapma özelliği ve özbek halk masallarında ele alınması
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/406919

uygur muhabbet koşaklarında sevgili veya kadın güzelliği
+
saç sevgili ya da kadın güzelliğinin en önemli unsurlarından birisidir. o kadar ki, güzellik mülkünün başıdır.
+
saç sanki tüm güzellikleri üzerine toplar. dolayısıyla âşık sevgilinin saçının bir tek teli için canını vermeye hazırdır.
+
sevgili de âşığını saçıyla kendisine bağlar. bu bakımdan saç kalpleri birbirine bağlayan gönül ipi fonksiyonunu üstlenir.
+
sevgilinin saçı divan şiirinde de genellikle siyah olarak tasvir edilmiştir. ancak 18. yüzyıldan itibaren osmanlı şiirinde yavaş yavaş sarı saçlar söz konusu olmaya başlar.
+
güzellik için saçın kara olması yetmez, bir de uzun olması gerekir.
+
uzun saçlar uygur halk şiirinde “mecnun tal” (söğüt dalı)a benzetilir. uygur muhabbet koşaklarında ise uzun saçların “yılan”a, “leñmen” (makarna)e benzetildiğini görüyoruz.
+
uygur kadınları iğde ağacının dallarında oluşan reçineyi jöle olarak kullanırlar. yélim/yilim deidkleri bu malzemeyle saçlarına şekil verirler.
https://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=101&Sayfa=70

antropolojik ve sosyolojik açıdan
saçlar ve inançlar
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/184304

kadın saç kesim teknikleri
http://sislimem.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/34/20/758019/dosyalar/2020_04/11151115_KadYn_Sac_Kesim_Teknikleri_Uzayan_KatlY_Kesim_13_Nisan.pdf

hardjannes’ın şarkısı’ndaki, hardjannes çapkın ve asi bir troubadour tiplemesi iken, mavroudhes’in
şarkısı’ndaki maroudhia, her türlü ayartmaya karşı direnen soylu kadın tiplemesidir.
+
dile gelen atı bu amaçla hardjannes’a kadın kılığına girmesini önerir. hardjannes bıyığını ve sakalını kesmiş, iki limonla meme yaparak kadın kılığına girmiştir. ancak bakireyi ayartma, bu kadar basit numaralarla mümkün değildir.
+
kadın erkeğe ihtiyaçları ve zevk alması için verilmişti; erkeğin kadında aradığı bedensel hazdı, onu elde ettiğinde ise ona daha fazla katlanmasına gerek yoktu.
+
git ve limon ağacından, iki limon kes
ve onlarla iki güzel meme yap kendine
kumaşçıya git ve az çok bir şeyler al,
çekici kılmak için kendini
iki güzel şal al ve git pınar çeşmesine, onun annesinin de gittiği.”
ve söylediğini yaptı ve yaptı onun söylediğini.
+
gelin hizmetçiler, hazırlayın ortadaki yatağı.
esansla hazırlayın çarşafları ve kaplayın tütsüyle
ve iki dal fesleğen yerleştirin, yastığın üzerine.
+
hardjannes öptü ve sıkıştırdı
ve tutu küçük memelerini onun sıkıca.
öptü ve sıkıştırdı ve aldı ne arzuladıysa.
+
dişlerin gümüştür ve siyahtır saçların
aldılar bekaretini marul ve kerevizle.
+
ve mavroudhes konuştu krala ve ona dedi ki
“kızkardeşim çok güzeldir ve bakirdir !”
“senin güzel ve çok bakir bir kız kardeşin mi var!”
bahse var mısın mavroudhes, onu ayartacağım
+
haber gönderdi bana kral, istiyor bekaretimi
sizlerden hangisi, alacak benim yerimi,
ve onurumu koruyacak? titriyorum bir yaprak gibi
+
ve hizmetçi tanıştı onunla ve onunla yattı.
kral öptü ve sıkıştırdı ve her neden hoşlanmışsa ondan aldı.
+
şüphesiz, iki gardiyanımı göndereceğim, buraya getirsin o kaltağı.
+
beş pınarlardan aşağı, beş kaynağın döküldüğü yerde
yıkıyordu sevgilisinin elbiselerini, sıkıp vuruyordu onlara
sıkıp tatlı tatlı öpüyordu onları.
+
“haydi söyle bize kıvrak bakire, sana sorun yaratan ne?”
aşık da olabiliriz ve aşk için günahlı da
fakat bizler düşmedik yatağa, dermansız ve hasta
https://arastirmax.com/en/system/files/dergiler/79199/makaleler/7/3/arastirmax-kibris-ortacag-soylencelerine-yansiyan-ozgun-toplumsal-yapi-uzerine-kisa-bir-deginim.pdf

ortaçağ halılarında üretim, desen analizi ışığında kadın ve tek boynuzlu at duvar halıları
http://www.ijiia.com/wp-content/uploads/makale_files/76521317_file_name=03%20Gu%CC%88nseli%20TOKER.pdf

genetik alanındaki gelişmeler bağlamında “kur’an ve bilimsel buluşlar”
http://acikerisim.istanbul.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12627/512/M_2004_H_Aydar_Kuran_ve_Bilim_Sosyal_Bilimler_Dergisi.pdf

neredeyse iki yüz yıldız hakikate ulaşmak üzere yola çıkmış bütün diğer rakiplerini (teolojiyi, felsefeyi, halk bilgeliğini) ezip geçmiş olan bilimin “kesinlik” iddiası sallantıya girdi.
+
üstünlük peşindeki otoriter bilimci tavrın öne sürdüğü gibi bilim zemininde tek bir doğru pek yok. bilimcilerin bilmedikleri bildiklerinden çok daha fazla.
+
hakikat’in bilgisine hakimiyet konusunda yukarda belirttiğimiz dört yaklaşım yarışıyor: “teoloji, felsefe, halk bilgeliğinin oluşturduğu birikim ve nihayet bilim”.
+
uzun mücadeleler sonucunda bilim rakiplerinin arasından sıyrılıp öne çıktı; yeni amentü haline geldi.
+
newton fiziğine yaslanan determinizmin kalbini oluşturan “kesinlik” iddiası ağır ateş altında.
+
doğayı incelerken “kesinlik”e ulaşmak beklenmemelidir; belirsizliklerin içinden, olasılıklar diliyle öneride bulunmaktan başka çare yoktur.
https://dergi.bilgi.edu.tr/index.php/reflektif/article/download/12/7

19. yüzyılda yaşamış paleontolog mary anning (1799-1847) son yıllarda adını daha sık duymaya başladığımız uzun süre unutulmuş bir bilimcidir.
+
anning’in bilim tarihi kitaplarında anılmamasının nedeninin basitçe kadın olması olmadığıdır.
+
19. yüzyıl ingiltere’si, kadınların değil önemli bilimsel çalışmalar yapması temel eğitim almasının bile az rastlanır olduğu bir yerdi. nitekim anning de pek düzenli eğitim almadı.
+
en ünlüsü, ingiliz sahillerinde ilk dinozorunu keşfettiğinde genç bir kız olan lyme regis’ten mary anning’di.
+
anning’in bulduğu fosiller sıra dışı değere sahipti.
+
ilk ichthyosaur iskeletini, ilk iki tam plesiosaur iskeletini, almanya dışında bulunan ilk pterosaur iskeletini anning bulmuştu.
+
anning … . bir jeolog ya da paleontolog olarak değil bir “fosil avcısı” olarak anılmaktadır.
+
anning pek çok tam iskelet bulmuştu. dolayısıyla başarısını “şans” ile açıklamak inandırıcı değildir.
+
tarih yazımımızda yapılması gereken değişiklik çok sayıdaki erkeğin yanına bir kaç önemsiz iş yapmış ya da yalnızca şansı yaver gitmiş kadın adı sıkıştırmak değildir.
+
anning meme kanserine yakalandığında da tedavisi için londra jeoloji topluluğu (ljt) para topladı.
+
bu ljt’nda bir kadın için okunan ilk anmaydı.
+
anning her gezginin uğrak noktası olmuştur. ancak bu, tuhaf bir kadını görme merakı değil saygın bir bilimciyle konuşma hevesidir.
+
alman kaşif ludwig leichardt ondan övgüyle “jeolojinin prensesi” diye söz ederken ya da mantell onun hakkında bir kadına yakıştıramadığı çalışmaları nedeniyle “jeolojik dişi aslan” ifadesini kullanırken herkesin anlayacağı ünlü ve saygın birinden söz ettiklerinin farkındaydılar.
+
bilim felsefesinin temel problemlerinden biri gözlemin kuram yüklü olmasıdır.
+
tıp alanında yaşanacak bazı gelişmeler şu an doktorların “gördüğü” hastalık işaretlerinin aslında zararsız ve olağan olduğunu ya da röntgen cihazının çalışmasından kaynaklı kusurlar olduğunu ortaya koyarsa doktorlar “aynı filmde” artık bir hastalık “görmeyeceklerdir.”
+
röntgen filminde aslında herkes aynı renkli bölgeleri görmekte ve bunları bilgisine göre farklı yorumlamaktadır.
+
bilim tarihi açısından önemli olmuş gözlemsel veriler hemen her zaman belirli kuramlar ışığında çalışan araştırmacılar tarafından ortaya çıkarılmıştır.
+
dışkı fosilleri güzel görünen kemiklerden çok daha nadide bir bilgiyi barındırmaktaydı.
+
eğer anning herkesin “taş olarak gördüğü” bu kalıntıları “dışkı fosili olarak görmeseydi” bu bilgiye erişilmesi olanaklı olmayacaktı.
+
…bu kadınla ilgili olağanüstü olan şudur: kendisini bu bilimle öyle bilgilendirmiştir ki herhangi bir kemiği bulduğu anda onun hangi aileye ait olduğunu bilir.
+
sivester yazısının devamında anning’in bilgisinin boyutlarını överken jeoloji hakkında profesörlerle ve diğer zeki “adamlarla” konuştuğunu söylemekte: “ve hepsi onun bu bilimde bu krallıktaki herkesten daha fazla anladığını kabul etmekte”.
+
gözlemin kuram yüklü olduğunu unutmak sıklıkla anning gibi figürleri şanslı olmaktan başka özelliği olmayan kişiler gibi anlatmaya yol açmaktadır.
+
son yıllarda bilimin değer yüklü bir etkinlik olduğuna ilişkin farkındalığın artışıyla özellikle kadınların bilim tarihindeki görünürlüğünü artıracak biçimde bilim tarihi yazılmaya başlanmıştır.
+
anning gibi pek çok kadın temel eğitim alma olanaklarından bile yoksun bırakılmıştır. dolayısıyla tüm engellere karşın önemli işler yapabilmiş olanlar daha özenli bir araştırmayı hak etmektedir.
http://www.ethosfelsefe.com/ethosdiyaloglar/mydocs/Cmk-gozlem.pdf

yüzyıl önce bazı kadınlar parlak bilimsel fikirlere veya büyük keşiflere sahiptiler, diyor blackmore. “mary anning örneğini ele alalım. on dokuzuncu yüzyılda dorset’te yaptığı fosil keşifleri tarihöncesi yaşamla ilgili kuramların gelişmesine büyük ölçüde katkıda bulunmuştur. fakat kendi makalesini royal society’de okumasına izin vermediler, yazdıklarını onun yerine bir adam okudu.”
http://kalecikanadoluimamhatiplisesi.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/06/13/120642/dosyalar/2020_04/02114436_DunyayY_DeYiYtiren_100_Fikir_-_Jheni_Osman__PDFDrive.com_.pdf

yapılacak hizmetlerin ne olduğu ve kimler tarafından verileceği aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. hastanenin yer seçimi, planlaması ve inşaatı: doktorlar, mimarlar, inşaat mühendisleri, elektrik mühendisleri, makine mühendisleri v.b.
http://www.isteguvenlik.tc/HastanelerdeIsSagligiveGuvenligi.pdf

uluslararası ilişkiler (ui) disiplininin eril dili ve türkiye’de kadın ui kademisyenlerinin disiplinin eril diline bakışları
http://alternatifpolitika.com/site/cilt/9/sayi/3/4-Selcen-Oner-Merve-Ozdemirkiran-Uluslararasi-Iliskilerin-Eril-Dili.pdf

irigaray ve cixous’a göre, kadınlar tarih boyunca erkeklerin cinsel objeleri olmanın ötesinde tanımlanmamış; bakire, fahişe, eş ya da anne sınıflandırmaları içinde düşünülen kadınlar, kendilerine has cinselliği ifade edip yaşama fırsatı bulamamışlardır
https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-file/11816

jespersen’a göre kadın dili erkek dilinden daha alt bir konumdadır. kadınlar erkeklere kıyasla daha abartılı ifadeler kullanırlar.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/6016/tez.pdf

kadınlar, ilgi alanlarına ve iletişimsel niyetlerine bağlı büyük bir kelime hazinesine sahiptir. özellikle farklı sıfatlar kullanırlar.
+
kuvvetli duyguları ve iddiaları yumuşatarak ifade ederler.
+
kadınlar kusursuz bir dilbilgisine sahiptirler.
+
kadınlar fıkra anlatmazlar.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/33608

bir toplumdilbilimsel değişken olarak türkiye’de kadın dili araştırmaları ve görsel medyada kadın dili
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/224748

ayın hilal şekli erkeği ve cinsel gücü sembolize eder. ayın dolunay şekli de kadının gebeliğini ve doğumunu sembolize etmektedir. böylece, ayın her periyodik şeklinde dişilik, erkeklik evreleri geçişi vardır. ayın ölümü ve doğumu erkek formundadır, fakat tam şekli kadınlık formundadır.
https://www.sanliurfa.bel.tr/files/1/bsb_sonra/il_kultur_mudurlugu/4_harran_mitolojisi_ve_tarihi.pdf

birinci duvarda bo lu un içinde uçan figürler vardır. bu figürler gözleri kapalı ve uçarmı casına tasvir edilerek bedenleri anatomik oranlarından daha uzun resmedilmi ler. resmin tam ortasında altın zırh giyinmi bir övalyeye yakaran figürler vardır. resmin tamamında açık tonlar ve övalyenin zırhındaki altın rengi belirgindir.
http://www.kartonsan.com.tr/files/2017/Paylasim_2017-3.pdf

insan doğası gereği kadınsı ve erkeksi iki cins içerir. anatomik olarak yıllarca beynin iki yarım küresi sağ ve sol lobları olduğu bilinir. bunlardan sol lob erkeksidir, bu sebeple erkeklere de mantık daha ön plandadır, denir. sağ lob ise kadınsıdır, duygular ağır basar.
https://dspace.gazi.edu.tr/bitstream/20.500.12602/177259/1/e1ca266dd24145e495670d9aaf5143a4.pdf

zeus ile hera’nın, ya da sadece hera’nın oğlu olarak anılan savaş tanrısı ares klasik yunan mitologyasında, olympia’daki on iki tanrının arasında yer almasına rağmen çok bahsi geçen ve sevilen bir tanrı olarak anlatım bulmamıştır. güçlü, heybetli ve genç bir savaşçı görünümünde tasvir edilmiş olan ares, baştan ayağa silahlar kuşanmıştır. bronz mızrağı, kılıcı ve kalkanı onun atribüleridir. özellikle sikkelerde, vazo resimlerinde, duvar resimlerinde ve heykeltraşlık eserlerde görülen bu atribüleri tanrı ares’in tanımlanmasında önemli detayları oluşturur. bu atribülerinden başka, homeros ares’in anatomik bir atribüsünden de bahsedilmektedir.
https://acikerisim.deu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/11824/189506.pdf

feminist eleştiri bağlamında kadın sanatçıların eserlerinde “beden imgesi”
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/224249

“cashback” filmi ve kadın bedeninin nesneleştirilmesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/203701

wang du’nun heykellerinde melez bir ‘yabancı beden’ oluşturuyorlar: örneğin üç güzeller temasına göndermede bulunan kadınlarının ya göğüsleri, ya bacakları, ya popoları, ya topuklu pabuçlu ayakları genetik mutasyona uğramışçasına fırlıyor dışarı, kocaman.
+
vücutları birbirine sarılmış kadın figürleri çizdiğim resimler de kadınların içten içe çektiği acıları göstermektedir. insanın vücudundaki en etkiliyici organ gözdür ve gözün görevini bu figürlerde sadece erkeksi kadın vücutları yapmaktadır.
+
karl persson’un “ağız” adlı iki resminde ana konu yine kadının acıları ve haykırışlarıdır. bu resimlerin ilkinde kendi elleriyle ağzını açmaya çalışan çıplak bir kadın yer alırken, diğer aynı adlı resimde ise bir başka el aynı kadının ağzını açmaya çalışıyor.
+
kadın fotoğrafçıların zihniyette yarattıkları kırılma, çıplaklığı seyreden kişide hazzın değil tiksintinin ve nesneden uzaklaşmanın gerçekleşmesiyle olur.
+
deleuze’ün belirttiği gibi fetiş artık bir sembol değil; yakalanmış, donmuş, iki boyutlu bir görüntüdür. bir fotoğrafın hareketin içindeki şeytanı çıkarmak için sürekli gelip gitmesi, keşiflerin ortaya çıkardığı zararlı buluşlardır.
+
young british art çevresinde konumlandırılan ve genç ingiliz sanatının “kötü kızı” olarak adlandırılan sarah lucas kaba erotik bir form diliyle, maço erkek figürünün fotoğraflara yansıyan bıçkın bakışını, kendi bakışlarında yeniden canlandırır.
+
“iki kızarmış yumurta ve kebap” adlı eserinde yumurtalar göğüs, döner kebap ise ağız kısmı açık bir vajina olarak yansıtılmıştır. lucas’ın meme, kavun, penis, salata, incir yaprağı, biftek gibi görüntülerle dolu fotoğrafları bize kadın dilinin ve bakışının ikame nesneleri nasıl kullandığını ve dişil sembolizasyonu gösterir.
+
fotoğrafın yanı sıra performanslar da düzenleyen ve eserlerinde genellikle çıplak kadın bedenlerini kullanan vanessa beecroft’un kült imgelerinden biri üniformadır. çıplaklığa ve kadın bedenine yönelmiş şiddetin göstergesidir bu. cindy sherman’ın belirttiği gibi, “cinsel organları kullanarak, sevimli ya da şok edici resimler elde etmek kolay. zor olan acı, keskin yine de açık seçik görüntü elde etmektir.”
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/2355/c05d5b8a-5d87-4843-9dc5-90477495d604.pdf

hakikatin yalan, yalanın da hakikat gibi göründüğü bir dönemeçteyiz şimdi.
+
adorno’ya göre teolojinin metafizikten etkilendiği açıktır ve katolik kilisesi büyük oranda aristoteles metafiziğinden beslenmektedir.
+
metafizik, bir yandan dogmatik sayılan şeylere eleştirel yaklaşırken diğer yandan bu dogmatik düşünceleri düşünmeye dayalı bir şekilde kavramsal boyutta ele alarak kurtarmaya çalışmaktadır.
+
eğer metafizik bir bilimse, nasıl oluyor da diğer bilimler gibi genel ve sürekli bir tasvip kazanmıyor? yok, değilse, nasıl oluyor da bilimin kisvesi altında durmadan böbürlenerek insanın anlama yetisini hiç sönmeyen ama hiç de gerçekleşmeyen umutlarla oyalıyor?
+
adorno’ya göre hakikate ancak olumsuz anlamda, ona hakkını veremeyen, onu yanlışlayan kavramlar yoluyla ulaşılabilir.
+
korkulması gereken, insanın lezzetli bir aylaklığa kapılması değil, evrensel doğa maskesi altında toplumsalın vahşice yayılmasıdır: cinnete dönüşmüş bir faaliyet olarak kolektif.
+
dünya o kadar çarpıtılmıştır ki, herhangi bir antagonizma karşısında hangi davranışın doğru veya uygun olacağı hiç de açık değildir.
+
burası kötü bir dünya ve insanların bu dünyayı olumlamaması, bu dünyada kendilerini evlerinde gibi hissetmemeleri, kendilerini bu dünyaya yabancı hissetmeleri gerek.
+
içkin bir şekilde yanlışı ve olumsuzu barındıran koşulların olumlanması kötülüğün rasyonelleşmesine de yol açmaktadır.
+
….. filozofların kafadan atmış olduğu tüm doğruluk, güzellik ve iyilik ilkeleri gibi, kurbanların ve onların bitmek bilmeyen işkenceleri karşısında katıksız bir maskaralık olacaktır.
+
ölümün tüm zamanlarda değişmez olduğunu söylemek bir yalandır; ölüm de oldukça soyut bir şeydir; ölümün kendisi çok farklı zamanlarda farklı bir şey olabilir.
+
artık destansı ya da devasa ölümün olmadığı; hiç kimsenin bitkin, yaşlı ve hayattan doymuş biçimde ölemediği söylenebilir.
+
size, ahlâklılığın hakiki temelinin, katlanılmaz acıyla özdeşlik içinde, bedensel duyuda bulunacağını söylersem, çok daha soyut bir biçimde önceden açıklamaya çalıştığım şeyi farklı bir yönden gösteriyor olurum.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/464350

mekân, yaşamı barındıran hayal gücünün kavradığı şiirsel uzamlardır.
+
yalnız anılarımız değil, unuttuklarımız da bir yerde barınmıştır.
+
şairleri okumak, özünde düşlemedir.
+
hayal gücünün kavradığı mekân, geometricinin ölçümüne ve düşüncesine teslim edilmiş kayıtsız bir mekân olarak kalamamaktadır.
+
bachelard, mutluluk mekânlarını şiir üretim nedenleri olarak görmektedir.
+
insan belleği korkuların mekânıdır ve korkuların kaynağıysa evin bir parçası olan mahzen mekânıdır.
+
bir sandığın bir dolabın ya da bir çekmecenin, şiirsel imgesinde bir ev gizlenmektedir.
+
insanın kabuğuna çekilmesi, ne çok hayali, düşü, düşünceyi çağırmaktadır.
+
bir odanın tohumu, bir evin tohumudur.
+
yuvarlak imgeler varlığımızı içerden keşfetmeyi açıklayan bir araç olarak ele alınmaktadır.
+
mimarlık, şiirsel mekâna yaklaştığı ölçüde varlığını referans noktası olan insana yaklaştırabilecektir.
https://www.researchgate.net/publication/317743364_Siirsel_Imgelem_Olarak_Mekani_Duslemek_Gaston_Bachelard’in_Mekan_Dusuncesi

bachelard su imgesinin toprak ya da ateş imgesi devreye girdi mi her zaman tehlike altında olduğu, yok olup gidebileceğini söyler. eğer su, bilinçaltı için temel bir maddeyse toprağa egemen olmalıdır. bütün manzarayı kendi yazgısına sürükleyecek olan sudur.
https://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/BALCI-Yunus-GASTON-BACHELARD%e2%80%99IN-ELE%c5%9eT%c4%b0R%c4%b0-METODU-VE-SABAHATT%c4%b0N-AL%c4%b0%e2%80%99N%c4%b0N-%e2%80%9cHASAN-BO%c4%9eULDU%e2%80%9d-H%c4%b0K%c3%82YES%c4%b0-%c3%9cZER%c4%b0NDE-B%c4%b0R-UYGULAMA-DENEMES%c4%b0.pdf

gaston bachelard’ın felsefesinde “uygulamalı akılcılık”
+
türk düşüncesinin belli dönemlerinde etkili olan bachelard’ın gereken ilgiyi görmemesi de bu tezin önemli motivasyonlarından bir tanesidir.
+
epistemolojik engel tanım itibariyle bireyin yaşadığı toplum, konuştuğu dil, sahip olduğu kültürel yaşam ve daha nice çevresinde sahip olduğu niteliklerin ona vermiş olduğu bir zihin formunun içerisinde düşünmesinin sonucu olarak, bağımsız bir şekilde düşünme imkânının olmadığı durumlar için kullanılmaktadır.
+
bilim, felsefeyi yaratır.
+
bilim ilerleyişini ele alırken ilk yapmamız gereken altında yatan psikolojik koşullarını incelemektir. bilimsel düşüncede bilgi sorunu için bunu yaptığımızda karşımıza engel terimi çıkmaktadır.
+
hakikat ancak ve ancak kendisini entelektüel bir pişmanlık içerisinde ortaya çıkar.
+
bilgiye ulaşmak için yapmamız gereken eski bilgilere karşı çıkmak ve onları yıkıma uğratmaktır.
+
zihnin bilgi edinmesini sağlamak için yapmamız gereken temel şey zihnin bilgi edinmesine engel olan ne varsa onların yıkımı ile başlamaktır.
+
bilgi, elde edilen bir maddi kazanç gibi ele alınarak incelenemez.
+
“bilime adım atmak zihinsel olarak gençleşmektir, keskin bir değişimi kabullenmektir ve bu değişimin bir geçmişi yalanlaması gerekir.”
+
zihnin üstesinden gelmesi gereken engellerin başında sahip olduğumuz deneyimler gelmektedir.
+
bilimsel zihin bilgiyi inşa ederek edinir. verili olan bir şeyin alınması ve kabul edilmesi tamamen bilimsel zihnin yapısına aykırı bir durumdur.
+
“sorgulanmamış bilginin üstünde epistemolojik bir engel kabuk bağlar.” diyen bachelard, zamanı içerisinde kullandığımız bilgilerin bir vakit sonra bizlerin yeni bilgiler elde etmesinde engel oluşturabileceğini belirtir.
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/7972/1/nuh_kapan_tez.pdf.pdf

bachelard’a göre, her gerçek keşif yeni bir yöntemi belirler ve bunun için daha önceki yöntemi çökertmesi gerekir. bu bakımdan, düşünce dünyasında temkinsizlik bir yöntemdir.
+
bildiklerimiz, değişim ve devinim halindeki evrende ne olduğumuzu belirlerken, hem bizi hem de çağın tinini inşa eder.
+
nesnellik tavrım yumuşadıkça dünya daha da büyür.
+
bilimsel fenomenler dolaysızca verilmiş değildirler; bilimsel tin tarafından kurulurlar. hiçbir şey verili değildir, her şey inşa edilmiştir.
+
nasıl düşünüyorsunuz, arayışlarınız neler? düşüncelerinizi hangi dürtüyle değiştiriyorsunuz? bize özellikle belirsiz fikirlerinizi, çelişkilerinizi, saplantılarınızı, tanıtı olmayan inançlarınızı verin.
+
laboratuvardan çıkarken değil, bilimsel yaşama girmek için ortak yaşamı terk ettiğiniz saatlerde ne düşündüğünüzü söyleyin bize; itiraf edilmemiş sezgilerinizi verin.
+
zihnin doğal eğilimleri bilimselliğe terstir.
+
bilimin sürekliliğinin hangi şartlarda mümkün olduğu, bilimin toplumsal yapısının bu süreçteki rolü ve bilgisel kopuşların bilimsel gelişmeye etkisi pozitivistlerin önemsemediği, hatta belki de hasır altı ettiği konulardır.
+
hegel’in diyalektiği her şeyi yapma özgürlüğünün olduğu ama yapacak hiçbir şeyin olmadığı yaşamdan yoksun toplumlara denk düşer.
+
bachelard, düşünceyi geliştirmek için çelişkilerden, belirsizliklerden yararlanmak gerektiğini vurgular. öyle ki, bilimin ve düşüncenin ilerlemesinden söz edilecekse bu ancak hataların ve kopuşların ortaya çıkmasıyla gerçekleşebilir.
+
bilimi ilerletmenin tek yolu, onun hatalarını bulmaktır; bu da bilimin kuruluşunu değiştirmek demektir.
+
fizik biliminin felsefesi, kendini ilkelerini aşmaya yönelten tek felsefedir belki de. kısacası tek açık felsefedir.
+
anlamak, zihnin kendini gerçekleştirme ediminin ta kendisidir.
+
bir kavramın en çok anlam yüklü olduğu an, anlam değiştirdiği andır. bu bakımdan düşüncenin dinamik tarihi, kavramların anlamlarının değiştiği anlar üzerinden şekillenmektedir.
+
ahlaki ilerleme, poetik ilerleme, mutluluğun ilerlemesi üzerine sonsuza kadar tartışılabilir; bununla birlikte, bütün tartışmaların dışında kalabilen bir ilerleme vardır ki bu da, özellikle düşünsel yanıyla bilgilerin hiyerarşisi içinde yargılandığında bilimsel ilerlemedir.
+
leibniz’in descartes’tan ileri olduğunu, kant’ın platon’dan ileri olduğunu söylemek hiçbir filozofun aklına gelmez.
+
bachelard’a göre, bilimin ilerlemesi, bilgisel engeller olarak ifade ettiği sıradan günlük bilgi ile bilimsel ufuk arasındaki kopuş ile mümkündür.
+
bachelard, yaşamla, uygulamayla, sınamayla dolu bir ilerlemeden söz eder. bu, düşüncenin birikimsel süreklilikle gelişmediği; kurulu mevcut düzene hayır diyerek geliştiği anlamına gelir.
+
bachelard’a göre düşünceyi ve bilimi geliştirmenin tek yolu hataları görmeyi sağlayacak olan “neden olmasın?” sorusunu sormaktır.
http://www.beytulhikme.org/Makaleler/952568173_12_Celik_(765-778).pdf

kadın çığlıklarının müziğe dönüşümünde “ağlamalar”
+
çığlıkların müziğe dönüşmesinin yanı sıra değişimin etkisiyle farklılaşması, kadın kimliği ve kadın müziğinin anlamlandırılması bakımından oldukça önemlidir.
+
göçebe toplumlar doğa koşullarına, amansız hastalıklara karşı yerleşik toplumlardan daha korumasızdır. o nedenle yerleşik toplumlara göre göçebe toplumlarda ağıt yakma geleneği daha yaygındır.
+
ağıtçı kadın, üstü çarşafla örtülü ortada yatan ölünün bir çamaşırını eline alarak ağıt yakar.
+
kız evi yas evi, gelin olan kız da kurban edilecek koyun imgeleri ile özdeşleştirilmektedir.
+
gelin ağlar yaşlı yaşlı
gitmem der sallar başı
dağdan kestim fındığı
hani gelinimin sandığı
http://itudergi.itu.edu.tr/index.php/itudergisi_b/article/viewFile/341/296

ağıtlar, kadına yaratıcılığını ifade etmek için tanınan sayılı olanaklardan biridir.
+
ağıtların çoğunluğu şiddettir, öfkedir, başkaldırmadır, biraz da yakınma, sonsuz acıdır.
+
kadın yazını, sadece ve sadece şiirle mümkün olabilir.
+
törende ağlayarak ağıt söyleyen kadın, ‘düzensiz ve heyecanlı bir hâlet-i rûhiyye ile isbat-ı vücût etmek’ mecburiyetindedir; bu yüzden elbisesi paramparça ve saçları ise karmakarışık bir vaziyettedir.
https://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=71&Sayfa=117

ağıtlarda erkekler yiğit, güzel ve mert iken kadınlar; güzel, becerikli ve bakımlıdır.
+
artun ünsal, anadolu’da kan davalarını incelediği çalışmasında, kan davalarının sürdürülmesinin önemli sebeplerinden birinin “günlük sızlanmalar”ıyla düşmana duyulan kini sürekli besleyen kadınlar olduğuna dikkat çekmiştir.
+
miras konusu, ağıtları neden özellikle kadınların söylediği konusunu da bir noktada aydınlatmaktadır. eşini kaybeden bir türkmen kadını için onu bekleyen yaşam zorluklarla dolu olacaktır.
+
türkmenlerde ağıt yakanlar genellikle kadınlardır. bir ölümün ardından sarsılan aile içi düzenin yeniden kurulurken, kadınların söyledikleri önemlidir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/808890

balıkesir çepnilerinde ağıt geleneği ve ağıtçı kadınlar
+
….. kadınların yüzlerini yırtıp saçlarını yoldukları ve bu ağıtların sabaha kadar devam ettiğini yine eröz’den öğreniyoruz.
+
kerbela’ya varalım,
ciğer börek doğrayalım,
şah hüseyin şehit olmuş
gelin yana yana ağlayalım.
http://isamveri.org/pdfdrg/D04118/2011_2/2011_2_SAHINHI.pdf

bir insan çok şerefli olabilir ama cenazesine kimin geldiği hava durumuna bağlıdır!
https://www.iletisim.com.tr/images/UserFiles/Documents/Gallery/ucunda-olum-var.pdf

kadınlardaki göğüs hastalıklarını tedavi ettiğne inanılan toksundaki “kızıl emçek gocam maziri”(kızıl meme hocam mezarı), kuçadaki “çiçek anam maziri”(çiçek anam mezarı), kuçadaki tömürçi demirci(tömürçi) ustalarının piri olduğuna inanılan “kılıç atam maziri”(kılıç atam ….
+
uygurlar arasında yine kadınların adlarıyla isimlendirilmiş veya kadınlarla ilgili olan bir kısım mezarlar vardır. bu mezarlar kızların kadınların evlenme veya çocuk sahibi olma dileklerini, dertlerini ve arzularını ifade ettikleri yerler hâline gelmişlerdir.
+
buda dininin kutsal yerlerinden dönüştürülen mezarlar
bir kısım mezarların yerleri aslında buda dininin kutsal yerleri olup, sonrada islam dininin kutsal yerleri olarak değiştirilmiştir.
https://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=60&Sayfa=203

kadınlar için kullanılan içi yün dolu sepetin ölen kadının ruhunu taşıyan kap olduğu ya da ev içindeki günlük işlerini, doğurganlığını, çalışkanlığı ve mükemmeliyeti ile ilişkili olduğu düşünülmektedir.
+
stellerde, erkekler khiton ve himation giyimlidir. sıkça tercih edilen bu kıyafetlerin dışında az sayıda tunik, khlamys ve paludamentum giyimli erkek portreleri de bulunmaktadır
+
kadınlar tarafından küpe, kolye, yüzük gibi mücevheratlar aksesuar olarak kullanılmıştır.
+
kadın figürleri giyim kuşamlarıyla, palmyra stellerindeki gösterişli, zengin kadın portreleri ile benzerlik gösterirler.
https://kvmgm.ktb.gov.tr/Eklenti/6110,taed11.pdf

ölünün gözleri ve ağzı kapatılarak şarap ile silinirdi. göğüs üzerine çapraz bir şekilde yerleştirilen elleri beyaz bir bez ile sarılırdı.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/625643

iskelet kalıntılarında paleopatolojik olgular gözlenmemiştir. ancak mezarlarda bulunan emzikli kap, kolye ve taş boncuk gibi bazı gömü hediyeleri kadın ve çocuk bireylerle ilişkilendirilmiştir.
+
erkekler sağ taraflarına yan yatırılarak kadınlar ise sol taraflarına yan yatırılarak gömülmekte, erkek gömülerinin yanına taştan yapılmış balta, bıçak gibi silahlar ile yiyecek ve içecekler mezar armağanı olarak bırakılmaktadır. kadınların yanına ise hayvan kemikleri ve dişten yapılmış kolyeler ile yumurta şeklinde yemek kapları konmaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/799645

sözü edilen pratiğin nedeni tam olarak açıklanamamıştır. bununla birlikte, irdelediğimiz kol yönlendirmeleri (erkekte ellerin karın üzerinde, kadında göğüs üzerinde birleştirilmesi) islam’ın temel ibadetlerinden olan namazda gerçekleştirilen “kıyam” duruşunu hatırlamaktadır.
+
vücut anatomilerindeki orantısızlıklar dikkat çekicidir.
+
erkek, kadın gömütlerin her ikisinde de sol el göğsün üstüne gelecek şekilde sağ el yan tarafa uzatılmış şekilde sırt üstü gömüldükleri görülmüştür.
+
kadın iskeletinde göğüs üzerine konan elin avuç içerisine süsleme dantelli kumaş sıkıştırılmış olduğu görülmüştür.
https://kvmgm.ktb.gov.tr/Eklenti/31925,muzecalis22.pdf

kreşinlerde kefenleme geleneği yoktur.
+
ölü eğer kadın ise ona ilk olarak bir külotlu çorap, üstüne tertemiz çorapları ve ayakkabıları giydirilir.
+
ölünün üst kısmına ise, göğsünü kapatmak için, göğüslük altlı önlüğe benzer bir iç çamaşırı, üzerine ise geceliği ve elbisesi giydirilir.
https://www.kulturportali.gov.tr/mrepo/eKitap/eb-Kresinlerde%20(Hristiyan%20Tatarlarda)%20OlUm%20ile%20Ilgili/files/assets/common/downloads/publication.pdf?uni=1ef3ee9c7196e5822321968755c6a7aa

kadın mezarı erkek mezarından daha derindir, çünkü kadın günahkardır. kadın mezarı göğüs hizasına kadar; erkek mezan göbek hizasına kadardır.
https://avesis.marmara.edu.tr/dosya?id=7ee581c9-d848-4066-8ddb-b87ea993517c

cinsiyete bağlı argo kullanımı üzerine bir twitter etiketi örneklemi
+
kadınlar, yer yer öküz, odun, salak gibi kadın diline özgü hafif ve örtük argolar kullansalar da kaba kullanımda genellikle erkek argosuna öykündükleri ortaya çıkmaktadır.
http://turukdergisi.com/Makaleler/945650777_16-%20T.S.%2075-93.pdf

farklı kültürlerde jinekolojik ve meme kanserli kadın hastaların seksüaliteye bakış açıları ve yaşadıkları sorunlar
+
kanser olan kadın sadece kanser ve tedavilerine bağlı olarak olumsuz yönde etkilenmemekte, sosyo-kültürel açıdan da zorluklar yaşamaktadır.
+
japon-amerikalılar kanser tedavi sürecini dayanıklılık olgusuna temellendirmiş; bu süreci sessizce ya da aile veya arkadaş üyeleriyle minimal düzeyde tartışarak geçirmeyi seçmişlerdir.
+
çinli amerikalı kadınların japon veya avrupa-amerikalı kadınlara göre daha ileri evrede hastaneye başvurdukları saptanmıştır.
+
etiyopyalı kadınları kanser tanısına karşı savunmasız bırakan unsurlar olarak; yoksulluk, erken yaşta evlilik, fazla sayıda doğum ve çokeşlilik gibi sosyokültürel uygulamaların olması gösterilmiştir.
+
güney asya kadınları kanserli kişilerin eşyalarını paylaşarak ya da meme kanseri olan bir kadınla temas kurularak kanserin yayılabileceğine inandıkları için, bu durum korku ve sosyal izolasyonla sonuçlanmıştır.
+
stoacılık ve iffet asya kültürlerinde belirgin değerler olarak yer almaktadır ve bu kültürde memeler özel, gizli tutulması gereken organlar olarak görüldüğü için açıkça konuşulamamaktadır. dokunma ile ilişkili olumsuz çağrışımlar nedeniyle tıbbi yardım almalarının da engellendiği belirlenmiştir.
+
meme kanseri tanısı almanın ölüm cezasıyla eş değer olarak algılandığı, hastalığın toplumda insanların duygularını incitecek bir durum olduğu inancının da sosyal izolasyona neden olduğu belirtilmiştir.
+
türkiye’de düşük-orta sosyoekonomik düzeye sahip kanser hastalarının hastalık algısı üzerine yapılan araştırmada, hastalığa ilişkin bilgi eksikliğinin kişileri fatalistik bir algıya sürüklediği saptanmıştır. hastalar kanser olma nedenlerini inanç boyutuyla açıkladıklarında, kendilerinin cezalandırıldığını düşündüklerini ve suçluluk duygusu hissettiklerini dile getirmişlerdir.
https://jag.journalagent.com/androloji/pdfs/AND_21_2_72_78.pdf

kadınlara yönelik bu “örtük terörizm” bedeni keşfetmekle ilgili değildir. fetişist ve gösterisel bir mantıkla bedeni en mükemmel ve işlevsel gösterme eğiliminin “içerden kuşatma” tekniğidir.
+
günümüzde kadının özneden bir nesneye indirgendiği çağdaş seksist metonomiler ve metaforlar kadını anlatabilmenin yolları olarak kullanılmaktadır.
+
resim 7 de, nesneye dönüşen kadın ve onun ile ilgili oluşturulan imge mevcut toplumsal öznenin ve kültürün kadına bakışından yola çıkılarak yaratılmıştır. resmin alt kısımda yığın nesnelere dönüşen ve kimliğin en önemli kısmı olan yüzlerden mahrum cinsellik temsili bir meta yığını olan kadın bedeninin parçaları imgeleştirilmiştir. bu imge çağımızda kadına yönelik geliştirilen bir tür yeni öznelliği gösterir ve bu özne oluş kadın öznenin doğrudan nesneye indirgendiği bir süreci anlatmaktadır.
+
teknolojinin ve iletişim araçlarının kültürel alan üzerindeki hâkimiyeti kısa sürede bireyi sınırsız bir imaj ve gösteri dünyasının içine taşımıştır. savaş görüntüleri, eğlence programları, diziler, sinema yıldızları, futbolcular, kadınlar, sanal sohbetler, oyunlar; yaşantımızı düzenleyen tüm bu karmaşık duygular şöleni ile uyuşan bedenlerimiz giderek ekran karşısında vurdumduymaz hale gelerek, sessizleşmekte, yığınlaşmaktadır.
http://www.idildergisi.com/makale/pdf/1521023855.pdf

yahudi ve hristiyan dini kutsal kitaplarında hayvan hakları
https://actavet.org/Content/files/sayilar/36/39-55.pdf

paleolitik çağdan bu yana insanoğlu, tanrılara hoş görünmek, başlarına gelecek kötülükleri engellemek, tanrılar tarafından cezalandırılmamak için ve tanrıların insanların bir dileğini yerine getirmelerini sağlamak amacıyla tanrılara kurbanlar sunmuşlardır.
+
kanlı kurbanlar hayvan ve insan kesimi şeklinde gerçekleştirilirken, kansız kurbanlar çeşitli yiyecek ve içecek maddelerinin adak olarak sunulmasıyla yapılmaktadır.
+
kurban kelimesinin akadca karşılığı “qerēbu” (qarābu) dur. “yakın olmak” asli karşılığındaki kelime hayvan keserek allah’a daha yakın olmayı ifade eder.
+
insan kurbanında genellikle köleler gibi alt statüdeki bireylerdi.
+
tanrıya ikram edilecek bir sığır kurban ettiklerinde, sığırın sağ ayağı ve böbrekleri kızartılıp törene katılanlara paylaştırılırdı.
+
tanrıların en çok koyun sevdiğini düşünen sumerler karaciğer falı için de özellikle koyun tercih ediyorlardı.
+
hastalıkların tedavi edilmesi için de tanrılara kurbanlar sunulmuştur. bir hastanın günahlarına karşılık olarak bir domuz kurban edilirdi. domuzun vücudu altı parçaya bölünür, hastanın üzerine konulurdu.
+
eskiçağda insanların da kurban olarak tanrılara sunulduğu bilinmektedir. yapılan kazılar neticesinde uruk kentindeki kurban mekânları ile al hibba ve sunghul’da bulunanlar kıyaslandığında insan kemiklerinin kömürleşmiş kalıntılarına uruk’ta rastlanılmamaktadır.
+
insan kurbanlarında genellikle alt sınıfta olan köleler kurban edilirdi. ayrıca savaş esirleri, kadınlar ve çocuklar da kurban olarak sunulurdu. çünkü yüksek rütbeli insanların ölümünden daha çok, güçlü insanların ölümüne toplum daha az itiraz edecektir.
+
bir din adamı, iki kova veya içme boynuzu tutarken; bir başka din adamı, büyük bir kâse veya bir tepside üzüm salkımına benzeyen bir şeyleri tutmaktadır.
+
tanrıya kanlı bir kurban töreni yapıldığı sırada kansız kurban sunulamaz gibi bir durum söz konusu değildir.
http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423912807.pdf

cumhuriyet’in ilk yıllarındaki erkek nü heykellerinde burada olduğu üzere; kaslar belirgindir, güçlü, ağır ve sportiflerdir. cumhuriyet’in sağlıklı bireylerinden oluşan bir ulus yaratma çabası dikkat çekmektedir.
https://www.batman.edu.tr/Files/Scientific/71c3f73d-f70d-4fc8-9200-067a98bd7851.pdf

sidgwick; “insan aklının mükemmel rasyonel davranış idealini gerçekleştirmeye yönelik süregelen çabasının kaçınılmaz olarak başarısızlığa mahkum edildiği görülmektedir” ifadesiyle etiğin başarısızlığını vurgulamıştır.
+
faydacılık, arkadaşlık ve erdem gibi unsurları hesaba katmaması nedeniyle çoğu zaman eleştirlimiştir. faydacılığın temelinde, sağlanan haz duygusunun eylemlerimize yön veren tek unsur olduğu inancı bulunmaktadır ve arkadaşlık ile erdem özel durumlar olarak görülmektedir.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/3443/10130449.pdf

sidgwick burada aklın doğal olduğu söylendikten sonra aklın emrettiği şeyin doğaya uygun olduğunu çıkarsamanın kısır döngü olduğunu ileri sürer. ona göre “takip etmemiz gereken doğa, eğer ona yol gösterecekse bizim pratik aklımızdan ayrılmalıdır.”
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/804033

uzun yıllar, canlıların kendiliğinden meydana geldikleri görüşü, oldukça fazla bir taraftar bulmuştu. bunlara göre, canlılar, çamurdan, dekompoze organik materyallerden, sıcak sulardan ve benzer karakterleri gösteren durumlardan orijin almaktadır.
+
van helmont (1477-1544), farelerin meydana gelebilmesi için, toprak içeren bir tülbent içine buğday ve biraz da peynir konulduktan sonra ahır veya benzer bir yerde hiç dokunulmadan uygun bir süre bekletilmesinin yeterli olacağını iddia etmiştir.
https://dspace.gazi.edu.tr/jspui/bitstream/20.500.12602/150942/1/mikrobiyol_tarihce.pdf

1765’te l. spallanzani kaynatıldıktan sonra sıkı bir şekilde kapatılmış bir kapta saklanan et suyunun bozulmadığını göstermiştir.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/9466/mod_resource/content/0/1.Hafta.pdf

sağlıklı bilim, bilim insanlarının birbirlerinin sonuçlarını acımasızca çürütmeye çalışmasını gerektirir
+
uzun yıllar boyunca hastanelerin ve genelevlerin ortak noktası çoktu, çünkü bu iki mekana da düzenli gidenler hastalık kapma ve toplumsal damgalanma riski taşıyorlardı….
+
devrim sloganlarından: « sefalete son! hastanelere son!»
+
hiçbir bilimsel araştırmada bulaşma diye bir şey olduğuna dair kabul görecek türden bir kanıt yoktur…
+
the lancet j.snow’un makalelerini, fikirleri «ana lağım» kaynaklı olduğu için reddetti.
https://www.klimik.org.tr/wp-content/uploads/2017/07/Mikrobiyolojinin-Renkli-D%C3%BCnyas%C4%B1-G%C3%B6khan-AYG%C3%9CN.pdf

santorio, kendi üzerinde yaptığı deneyleri anlattı. hassas bir tartı makinesi yapmış ve yiyip içerken ve dışkısını atarken içinde oturmuştu. böylece dışkıların toplamından daha fazla ağırlık kaybettiğini buldu ve bunu “hissedilemez terleme”ye bağladı.
https://leventeraslan.files.wordpress.com/2015/09/isaac-asimov-bilim-ve-buluc59flar-tarihi.pdf

antonie van leuwenhoek
bir damla suda hollanda halkından daha çok canlı var.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/115001/mod_resource/content/0/17%20Y%C3%BCz%20Y%C4%B1l%20Sonras%C4%B1%20Sa%C4%9Fl%C4%B1k%20Alan%C4%B1nda%20Geli%C5%9Fmeler.pdf

1733 yılında reverend stephen hales tarafından bir atın crural arterinden invaziv bir şekilde direkt olarak ilk kez ölçülen kan basıncı teknolojik gelişmeler sayesinde deneysel olmaktan çıkıp günlük klinik uygulamanın rutin bir parçası haline gelmiştir.
http://tekinakpolat.com/wp-content/uploads/2016/10/kanbasinciolcumu2012.pdf

tansiyonum sürekli değişiyor
+
herşey, stephan hales’in öldürdüğü 3 atla başladı….
http://www.turkhipertansiyon.org/UserFiles/File/17_kongre/8_mayis/Mustafa_Arici.pdf

malthus’a göre, açlık ve yoksulluğa çare bulmaya uğraşmak yanlıştır. açlığa çözüm bulmak, nüfusun daha da artmasına yol açacağından açlıkla mücadele edilmemelidir.
+
ahlaki düşkünlükleri nedeniyle, yoksullara yapılacak yardımların, nüfusun daha hızlı artmasına neden olacağını ileri süren malthus, piyasanın yoksullar üstünde yaptığı acımasız etkiyi hafifletecek önlemlere karşı çıkar.
http://arsiv.ekoloji.org.tr/bitstream/handle/20.500.12029/32193/ekolojistler_org_8277.pdf

thomas r. malthus’un ve karl marx’ın yoksulluk ve nüfus kavramlaştırması
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/978067

shaftesbury, doğru ve yanlış duygusu ya da iyilik duygusu dediği ahlak duygusunun doğal ve ilk ortaya çıkan duygu olduğunu ve her insanda farklı düzeyde de olsa var olduğunu iddia eder.
+
insandaki bu doğal duyguyu güçlü bir fikir ya da inanç yoluyla bile anında yok etmek ya da devre dışı bırakmak mümkün değildir.
+
shaftesbury’ye göre ahlak duygusu, haksızlık ve adaletsizlik karşısında gerçek bir nefret etme, eşitlik ve adalet karşısında ise gerçek bir hoşnutluk ve sevgi duymadır.
http://isamveri.org/pdfdrg/D00095/2020_48/2020_48_ALTUNISIKMA.pdf

prichard’a göre ödevden, kişinin yükümlülüklerini yerine getirmesinden iyi sonuçların çıkması çok muhtemel olduğu için ödev yapılması veya olması gereken eylemlere indirgenemez.
+
prichard, ahlak felsefesinin kendisine koymuş olduğu görevi, ödevimiz olarak gördüğümüz bir şeyin gerçekten ödevimiz olduğunu savunmak için bir sebep veya bir haklı çıkarım verme görevi olarak kabul eder.
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/07bfdbdd887e988db1d99af7a6be8614.pdf

mark skousen
iktisadî düşünce tarihi
modern iktisadın inşası
http://www.libertedownload.com/Ornek/IDT_OS.pdf

sezgisel yeme, yeme tutumu, diyet kalitesi ve beden kütle indeksi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
+
“sezgisel yeme” 1995’te tribole ve resch tarafından geliştirildi. sezgisel yeme, “zihin, beden ve gıdanın dinamik sürece entegre edilen uyumu” olarak tanımlanmaktadır. besin alımını düzenlemek için esasen açlık ve tokluk ipuçlarını temel alan uyarlamalı bir yeme şeklini ifade etmektedir.
+
sezgisel yemenin ardındaki temel öncül, eğer dinlenirse hem besinsel sağlığı hem de uygun bir ağırlığı korumak için vücudun doğası itibariyle yenilecek besinin miktarını ve türünü “biliyor” olmasıdır. bu kavram bazen ‘beden bilgeliği’ olarak anılmaktadır. bu doğuştan gelen vücut bilgeliğini geçersiz kılmak için çalışan toplumsal ipuçları şunlardır: diyetler; bir çocuk olarak tabağını silip süpürmek; yemek ye çünkü “akşam yemeği vakti” dir ve açlığa bakmaksızın insanların yemek yemelerini teşvik eden reklamlar. sezgisel yemenin temel ilkeleri ‘beden bilgeliğini’ yeniden kazanmaktır, böylece birey çoğunlukla acıktığında yemek yiyecek ve doyduğunda yemek yemeyi bırakmaktadır. belirli bir sağlık sorunu tarafından (örneğin; diyabet, gıda alerjileri) dikte edilmediği sürece, birinin yiyebileceği yiyecek türleri üzerinde herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır, çünkü vücut sezgisel olarak beslenme dengesini sağlayan çeşitli gıdaları seçmektedir.
+
sezgisel yeme kavramı, ne zaman, ne ve ne kadar yemek yiyeceğine karar verirken fizyolojik ipuçlarına güven olarak tanımlanmaktadır. gıda, zihin ve vücut arasında sağlıklı bir ilişki devam ederken, sezgisel yiyenler yemekten kaynaklanan duygulara ve zevklere dikkat etmektedirler. sezgisel yeme, aslen tribole ve resch tarafından önerilen, 10 ilkeden oluşmaktadır: (1) diyet zihniyetini reddedin, (2) açlık hissinizi onurlandırın, (3) yiyecekler ile barışın, (4) gıda polisine meydan okuyun, (5) tokluk hissine saygı gösterin, (6) memnuniyet faktörünü keşfedin, (7) yiyecek kullanmadan duygularınızı onurlandırın, (8) bedeninize saygı gösterin, (9) egzersiz yapın-farkı hissedin, (10) sağlığınızı onurlandırın-hoşgörülü beslenme.
+
bilim adamları sezgisel yemenin üç temel özelliğini tespit etmiştir: (a) aç olduğunda ve arzuladığın gıdayı yemek yemeye koşulsuz izin vermek (b) duygusal nedenler yerine fiziksel nedenlerden yemek yeme ve (c) ne zaman ve ne yiyeceğini belirleyen içsel açlık ve tokluk ipuçlarına güvenmek. bu bileşenler birbiriyle ilişkilendirilmektedir ve sezgisel yemeyi yansıtırken bunların her birinin varlığı gerekli olmaktadır.
+
yemek yemek için koşulsuz izin, iç fizyolojik açlık sinyallerine ve şu an istenen yiyeceği yemek yeme isteğini yansıtmaktadır. açlık sinyallerini görmezden gelmeyi denemeyen bu yeme stratejisine katılan bireyler, ne yiyecekleri kabul edilebilir ve kabul edilemez olarak sınıflandırırlar ne de kabul edilemez yiyeceklerden kaçınmaya çalışırlar. laboratuvar deneyleri, bu bireylerin çok miktarda yiyecekten ziyade az miktarda yiyecek yemelerinden sonra veya yemek yemeden bir süre sonra daha fazla yemek yediklerini ortaya koymuştur. bu nedenle, kendilerine yemek yemek için izin veren fakat yemek yemeleri üzerinde kontrole sahip olmayanlardan (ör: tıkınırcasına yiyen bireyler) farklı olarak onların yemeleri açlık ve tokluk sinyalleri tarafından kontrol edilmektedir.
http://openaccess.acibadem.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11443/790/480700.pdf

sezgisel yeme, duygusal yeme ve depresyon: antropometrik ölçümler üzerinde etkileri var mı?
+
sezgisel yeme davranışının antropometrik ölçümleri olumlu yönde etkileyebileceği söylenebilir.
https://ssyv.org.tr/wp-content/uploads/2020/12/15-Sezgisel-Yeme-Duygusal-Yeme-Ve-Depresyon-Antropometrik-Olcumler-Uzerinde-Etikileri-Var-mi.pdf

yeraltı suyu kimyası ve sağlığa etkisinin tıbbi jeoloji açısından değerlendirilmesi
+
yeraltısuyunun oluşumu, özellikleri ve kirliliği hidrojeolojinin konusu olup sağlığa etkisi ile ilgili araştırmalar tıbbi jeoloji araştırma alanı içerisinde yeralmaktadır. tıbbi jeoloji araştırmaları ile yaşanabilecek sağlık sorunları önceden belirlenerek gerekli önlemlerin alınması açısından önem taşımaktadır. bu konuda jeologlar ve tıp doktorları birlikte çalışmalıdır.
http://www.jcreview.com/fulltext/khb_007_04-351.pdf

kendiliğinden yerleşen betonun özelikleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/320490

kendiliğinden yerleşen betonun atıksu arıtma tesisi inşaatlarında kullanımı: dsi uygulamaları
http://www.thbb.org/media/419251/hazir_beton_dergisi_makale_kendiliginden_yerlesen_betonun_atiksu_aritma_tesisi_%C4%B0nsaatlarinda_kullanimi_ds%C4%B0_uygulamalari_158.pdf