yazı 23

stalin, herkesten şüphelenme gibi bir psikolojik rahatsızlık yaşamaktaydı. stalin’in yerleşik, “yerli halkları” topraklarından alarak daha uzak diyarlara sürme planlarıyla ilgili yazılmış uluslar arası bilim adamlarının eserleri, onun bu hastalığına parmak basmaktadır:
stalin’in içinde yaşadığı ruh hali ve onun “büyük tehlike arz ettiğine” inandığı sovyet vatandaşlarını yanından uzaklaştırması ve ortadan kandırttırması, 1944 yılında baş veren büyük ve toplu sürgünlerin doğmasına sebep olmuştur.
+
yeni iskân yerlerine halkın adapte olması çok zor olmuştur. düzensiz beslenme, salgın ve bulaşıcı hastalıklar, ilaç kıtlığı ve kazalar, yerleşim yerlerinin sağlıklı olmaması göçmenlerin sağlığını tehdit ediyordu.
+
bundan dört yıl önce 7 nisan 2010 tarihinde kırgızistan’ı beş yıl yöneten devlet başkanı kurmanbek bakiyev’i iktidardan uzaklaştırmak için kırgız halkı ayaklanır. devlet başkanlığı seçimlerini ikinci kez kazanan ve 9 ay sonra aile mensuplarını kayırdığı, yakınlarına devlet ve kamuda en iyi makamları sağladığı, muhalifleri gözaltına aldığı ve daha bir çok sosyal, toplumsal, ekonomik darboğazı suçlamasıyla devlet başkanlığı önünde toplanarak gösterinin çatışmaya dönüşmesinin ardından yaklaşık sekiz saat sonra devlet başkanı başkenti terkeder. devlet başkanlığı sarayı önünde yaşanan çatışmada 100’e yakın gösterici hayatını kaybeder. meydandaki çatışmada yüzlerce insan yaralanır.
herkes gibi türkler de hastanelere koşarak siyasi olaylarda ağır yaralananlara kan bağışında bulunur. yaralıların yakınlarına erzak yardımı yapar. acil şifalar dilemek için yaralıları hastanelerde ziyaret ederler ve türk köylerindeki camilerde ülkenin acil istikrara ve yaralıların acil şifaya kavuşması için allah’a dua ederler.
+
araştırma yaptığımız zamanda emekli eğitimcilerden biri 76 yaşındaki ahıska doğumlu allahverdi hoca kazakistan’da ilkokula gidecek çağı hakkında bize verdiği bilgilerden kısa aktarmak istiyorum. allahverdi hocanın dediklerine göre “1945 yılın güz aylarından bir gündü. sürgün olunmamıza bir yıl tam olmamıştı. iklime, açlığa dayananlar sağ salim kaldı. dayanamayanlar ise kara toprakla kavuştular. köy halkının yolu sürekli mezarlığa doğru idi. halkın bir araya toplanıp yürüdüklerini görünce çok korkuyordum, çünkü o adamların mezarlığa doğru omzunda götürdüklerinin çoğu okul yaşındaki çocuklar idi. onların bazıları kötü hastalıklara uğradılar. öyle bir zaman idi ki, dün birlikte oynadığımız çocuğu bugün göremiyorduk” dedi.
https://iif.giresun.edu.tr/Files/ckFiles/iif-giresun-edu-tr/sempozyumlar/giresun%202.pdf

hekimlik uygulamalarında kapsamı giderek genişleyen bir etik sorun olarak vicdani ret
+
ülkemizde son yıllarda islami değer yargılarına dayanan yaşam biçiminin kamusal alanda etkisini arttırmasıyla, gündelik hekimlik uygulamalarında cinsiyeti nedeniyle hastayı reddetme ve bu eylemi vicdani ret kavramına dayandırma eğiliminde bir artış yaşanmaktadır. tarihte yaşanan görünümünden farklı olarak bu kez hem erkek hem de kadın hekimlerin karşı cinsten olan hastaları reddetmeleri, benzer taleplerin hastalardan da gelmesi ve cinsiyeti nedeniyle hekim seçme davranışının yaygınlaşması söz konusudur. bu durumun hekim ve hasta hakları açısından ele alınıp alınamayacağı, gerektiğinde uygun cinsiyetten hekim sağlanamamasının bir hasta hakkı ihlali olup olmadığı tartışma konusudur. ayrıca hemşirelik, diş hekimliği, sağlık teknisyenliği gibi alanlarda bu tür eğilimlerin nasıl yaşandığı gibi sorular da yanıt beklemektedir
+
benzer bir sorunun, son onyıllarda yakın ve ortadoğu coğrafyasında yaşanan çatışmalar nedeniyle ortaya çıkan kitlesel nüfus hareketinin yöneldiği avrupa ülkelerinde de saptandığı alanyazına yansıyan çalışmalardan anlaşılmaktadır. islami değer yargılarının hekimlik uygulamaları ile karşılaştığı modern batı toplumlarında ortaya çıkan uyumsuzlukların aşılması, öncelikle sorunların kavranması aşamasındaki güçlükler nedeniyle daha da yakıcı düzeydedir.
+
vicdani reddin kişisel bir tutum olduğu ve böyle bir talebi bulunan bir sağlık çalışanının öteki sağlık çalışanlarının uygulamaları yapması konusunda olumsuz bir tavrı olmayacağı savı, en azından islam teolojisi açısından sorunludur. benzer bir sorun kantian ve varoluşsal etik yaklaşımları benimseyen etikçiler açısından da söz konusudur. sözü edilen yaklaşımların tümünde eyleyen ya “eyleminin maximi bir doğa yasası olsa yine de onu isteyebileceği gibi”, ya “o durumda bir insanın yapması gereken o olduğundan” ya da “bir müslümanın öyle davranması gerektiğinden” belirli bir biçimde eylemektedir. her üç durumda da farklı eylem yanlıştır. bu yanlış bir kantian için “yanlış değerlendirme”, bir varoluşçu için “özgür olmayan eylem”, bir müslüman içinse “günah”tır. o halde vicdani retçinin eyleminin yalnızca kişisel olduğu savı bir yanıltma çabası değilse, bir yanılgıdır. bu argüman, sağlık çalışanlarının özerkliğini korumak açısından sağlık hizmetlerinde neden vicdani ret dışında bir kavrama dayanmamız gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
https://jag.journalagent.com/tjob/pdfs/TJOB_5_1_9_17.pdf

türk halk dindarlığının medyada dini sorular üzerinden değerlendirilmesi
http://acikerisim.ybu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/1217/emine_kaya_tez.pdf

erzurum şehri’nin kültürel coğrafyası (maddi kültür öğelerine göre)
+
philip wagner ve marvin mikesel tarafından 1962 yılında hazırlanmış olan reading in cultural geography adlı eserde, kültürel coğrafyacının beş ana konu üzerinde yoğunlaşması gerektiği ileri sürülmüştür. bu konular, kültür bölgesi, kültürel yayılma, kültürel ekoloji, kültürel etkileşim ve kültürel peyzajdır.
+
yaklaşık iki yıl boyunca rus esareti altında yaşayan şehir kendi halkının büyük bir bölümünü yaşanan göç, katliam ve hastalıklar sonucunda kaybetmişti. ancak iki yıl sonra bu esaret sona ermişti.
https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/62469e112d520dea2a38fac6ff530b79.pdf

yeni türkiyenin ön sözü çanakkale türküsü tarihi
+
şu ana kadar verilen bilgiler ışığında kesin bilinen şu ki bu türkünün çıkış noktası ve kesin yeri “çanakkale” dir.
+
marika papagika çanakkale türküsünü 1923 yılında söylemiş ve kaydetmiş rum sanatçı
http://canakkale.site.probase.com.tr/Portals/77/Belgeler/YEN%C4%B0%20T%C3%9CRK%C4%B0YEN%C4%B0N%20%C3%96N%20S%C3%96Z%C3%9C%20%C3%87ANAKKALE.pdf

ödenmeyen sağlık faturası – türkiye’de kömürlü termik santrallar bizi nasıl hasta ediyor?
https://ekoiq.com/arsiv/ekoiqsayi54.pdf

kentlere feminist coğrafya perspektifinden bakmak
+
türkçe coğrafya literatürde kadın konusunu ele alan ilk çalışmalar erol tümertekin’e aittir. hem cinsiyeti dikkate alan ilk çalışmaları yapması hem de konunun önemine değinmesi bakımından tümertekin daha 1950’lerde, coğrafyada cinsiyetin ihmal edildiği sorunu üzerinde durmuştur.
+
özgüç (1998a) “kadınların coğrafyası” ile hem bu alandaki ilk türkçe kitabı yayınlamış hem de coğrafyada kadınların ihmal edilişini ve kadınkonularının ele alınışını geniş bir biçimde anlatmıştır.
+
özgüç (1998a) coğrafya disiplininde kadınların dışlanması, durumu, statüsü ve mücadeleleri ile kadınlara dair çalışmaların nasıl geliştiğini türkçe literatürde ana hatlarıyla ele alan ilk yayındır.
+
mekânı feminist perpsektifle cinsiyet ve mekânın karşılıklı inşası bakımından ele almayı öneren çalışmalar ise ancak 2000’li yıllarda yayınlanmaya başlamıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/600582

karşılaştırmalı olarak türkiye’de kadın dostu ilçeler
https://www.tepav.org.tr/upload/files/1551939932-7.KARSILASTIRMALI_OLARAK_TURKIYEDE_KADIN_DOSTU_ILCELER.pdf

runik türk yazıtlarında ve eski uygur metinlerinde kadın hiyerarşisi
https://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2016/12/Hacer%20TOKY%c3%9cREK.pdf

göçle gelen ailelerin sağlıkla ilgili bazı davranış ve görüşlerinin saptanması
+
amaç: çalışma, erciyes üniversitesi sağlık, eğitim ve araştırma bölgesindeki sosyo-ekonomik düzeyi düşük, hızlı göç alan bir mahallede, göçle gelen ailelerin sağlıkla ilgili bazı davranış ve görüşlerini belirlemek ve hemşirelerin hizmet planlamaları yapmalarına yardımcı olmaktır.
gereç-yöntem: araştırma 1– 15 mayıs 2008 tarihleri arasında yapılmıştır. örneklem için evreni bilinen örneklem formülü kullanılarak 354 hane belirlenmiştir. araştırmada ailelere kartopu yöntemi kullanılarak ulaşılmıştır. veri toplama aracı, toplam 33 sorudan oluşmuştur. veriler yüzde ve ki-kare testleri kullanılarak değerlendirilmiştir.
bulgular: ailelerin %59.0’ının iç anadolu’dan, %52.5’inin iş bulma, %33.6’sının daha iyi yaşam koşullarına ulaşmak için göç ettiği bulunmuştur. ailelerin % 41.3’ünün 10 ve daha az yıldır kayseri’de yaşadığı, %89.8’inin ana dilinin türkçe olduğu belirlenmiştir. hastalanma nedeni olarak ifade edilen durumlar incelendiğinde %38.5’inin bakım eksikliği, %26’ının hijyen eksikliği, %12.4’ünün ise dini inançları gereği cezalandırıldıklarını düşündükleri için hastalandıklarını belirtmişlerdir. ancak doğu anadolu/güneydoğu anadolu’dan göçle gelenlerin %25.0’ı dini inançları gereği cezalandırılma durumunu hastalanma nedeni olarak ifade etmişlerdir. doğu anadolu/güneydoğu anadolu’dan göç edenlerin %27.3’ünün kırık, %35.2’sinin yanık, %19.3’ünün baş ağrısı, %43.2’sinin mide ağrısı, %40.9’unun yüksek ateş, %40.6’sının ishal için geleneksel yöntem kullandığı belirlenmiştir (p<0.05). sonuç: bu çalışmada göçle gelen ailelerin sağlıkla ilgili bazı davranış ve görüşlerini incelenmiş olup büyük bir bölümünün hastaneyi tercih ederken, azımsanamayacak bir kısmının da geleneksel yöntemlere başvurdukları belirlenmiştir. http://www.hacettepehemsirelikdergisi.org/pdf/pdf_HHD_171.pdf

tematik harita tasarımı
https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/6157/10125716.pdf

coğrafi düşüncede mekân tartışmaları
http://posse-ible.com/uploads/dergi/30.pdf

toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında ataerkillik ve iktidar ilişkileri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/618023

konaklama işletmelerinde kadın ve erkek yöneticilerin cinsiyet ayrımcılığına karşı tutumlarının karşılaştırılması
+
cinsiyet ayrımcılığının tanımı
“kadınlara karşı ayrımcılık” kavramı, birleşmiş milletlerin tanımına göre; medeni durumları ne olursa olsun siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel, kişisel veya diğer alanlarda kadın ve erkek eşitliğine dayanan insan haklarının ve temel özgürlüklerin, kadınlara tanınmasını ve kadınların bu haklardan yararlanmalarını veya kullanmalarını engelleme veya hükümsüz kılma amacını taşıyan veya bu sonucu doğuran cinsiyete dayalı her türlü ayrım, dışlama veya kısıtlamayı nitelemektedir.
https://birimler.dpu.edu.tr/app/views/panel/ckfinder/userfiles/17/files/DERG_/20/277-298.pdf

mekânsal veri analizi teknikleriyle türkiye’de toplam doğurganlık hızının dağılımı ve modellenmesi
https://cdn.istanbul.edu.tr/file/1CD58DF90A/6101CAD918C84D5A9629EA13AE26B837?doi=10.26650/JGEOG434650

günümüzde hala başlık parası uygulamasını devam ettiren aileler bulunmaktadır. türkiye’de başlık parası uygulayan ailelerin oranı % 16,8 olurken, güneydoğu anadolu bölgesi’nde bu oran % 42,3’tür.
https://www.karacadag.gov.tr/Dokuman/Dosya/www.karacadag.org.tr_24_DB6I28ID_sanliurfada_is_hayatinda_kadinin_yeri_sorunlar_ve_cozum_onerileri_projesi.pdf

salgında kadın olmak
https://www.kadinininsanhaklari.org/wp-content/uploads/2021/02/Salg%C4%B1nda-Kad%C4%B1n-Olmak-Uzun-Rapor-Final.pdf

istanbul’da bekâr kadın olmak
https://iletisim.com.tr/Images/UserFiles/Documents/Gallery/istanbulda-bekar-kadin-olmak.pdf

tekirdağ ilinde nüfus ve yerleşmenin coğrafi analizi
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt7/sayi35_pdf/3cografya/sahin_vedat.pdf

istanbul’da akut kalp krizi haritalarının coğrafi bilgi sistemleri ile üretilmesi ve geo¬istatiksel olarak incelenmesi
https://www.hkmo.org.tr/resimler/ekler/2c27682b80b4624_ek.pdf

suç ve kadın
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/96217

suç antropolojisi: kadın ve suç
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/71/1756/18622.pdf

dünyanın düzeltilmesi üzerine bir araştırma: genetizm ve insan hakları
+
bernhard, “dünya düzelticisi” adlı tiyatro eserinde, içeriğini pek bilmediğimiz; ancak dünyada çığır açacak bir araştırma üzerine odaklanır. doğadan nefret eden insanlar, yapay bir dünyaya kaymaktadırlar. bu eksen, onları samimiyetsizliğe ve belki de giderek riyakârlığa itmektedir. dünya, canlı canlı çürümekte ve insanlık iştahla seyretmektedir. araştırmanın tekinsiz seyri ve gerektiğinde barbarlığa da kapısını açan üniversite, anlaşılan o ki büyük bir ıslah önermektedir. bu nedenle, sürekli tetikte olmamız beklenmektedir; sonuçta tarih her şeyi hazmeder; özellikle de canavarlıkları…
+
insan türü için iyi olanın birey için de iyi olup olmadığı yanıtsız sorular arasındadır. baker‟e göre, biyoloji işte tam bu noktada, özünde siyasal olan bu soruya yanıt vermese bile, en azından bir yanıtın verilebileceği evrensel bir zemin oluşturma görevini üstlenmiştir. siyaset ise yaşamı türe, ölümü bireye layık görmektedir. hukuksal birikimimiz de buna paralel bir varsayımı bünyesinde barındırmaktadır. toplumun yaşayabilmesi için bireyleri mahkûm etmek veya “en iyi”nin yaşaması hukuki dile şu şekilde tercüme edilebilir: yaşamaya hakkı olmayan tek şey, toplumun egemenliğinin karşısına dikilendir. j.d. bernal‟in tespitini bir kez daha hatırlamakta yarar var: biyolojinin geleceği, biyolojik olduğu kadar toplumsal da bir sorundur.
+
toplumlar bilime fazla güvenmeye başlayınca, büyümenin sınırlarının belirlenmesi uzmanlara bırakılmaktadır.
+
bilimsel uzmanlık, insanların nelere katlanabileceğini saptayamamaktadır.
+
illich‟in de belirttiği gibi, insanlar üzerinde deney yapmak mümkün olunca, nazi bilimi bu sınırı ölçmeye kalkmış ve ortalama insan hakkında yaşama dair bazı keşifler yapılsa da, bir toplumun neye ne kadar tahammül edeceğine yönelik bir bilgi sağlanamamıştır.
+
yüzyıllardır insan doğası üzerine yazılan binlerce sayfa arasında son elli yıldır yazılanlar kadar kasvetlisi bulunmamaktadır.
+
insanlığın kendisiyle baş edecek bir donanımdan yoksun görülmesi, karanlığı daha da ağırlaştırmış ve hem özelde soykırımı hem de genelde şiddeti rasyonalize etmeye başlamıştır. popüler biyolojinin bu sava destek vermesi, sosyal bilimleri de tuzağa düşürmüştür. artık her şeyi açıklamanın pratik bir yolu bulunmaktadır. bu döneme “bencil gen” teorisi damgasını vurmuştur.
+
dawkins‟e göre, başarılı bir gende baskın özellik acımasız bir bencilliktir. genin bu bencilliği, bireyin davranışlarının da bencil olmasına neden olmaktadır. ancak burada evrim üzerine temellenmiş bir ahlakın savunusu da yapılmak istenmemektedir. insanların nasıl evrimleştiği anlatılmakta, ama insanların ahlaksal davranışlarının nasıl olması gerektiği söylenmemektedir. dolayısıyla, dawkins yanlış anlaşılmayı tehlikeli bulmakta ve sadece genlerin evrensel bencillik yasası üzerine inşa edilen bir insan topluluğunun, yaşamak için kötü bir topluluk olduğunu belirtmektedir.
+
yaşamı kopyalayan şey gen olduğu için, organizma genler için sadece bir araçtır. deyim yerindeyse genler bedenden bedene geçmektedir. organizma da bu durumda neredeyse onların kuklası, tutkularının oyuncağıdır.
+
bir bireyin gelişimindeki farklılıkların genetik programın sonuçları olarak algılanması, gelişim sürecindeki genel açıklama biçiminin sorunudur ve yapılan işin kötü bir biyoloji olduğunu da göstermektedir.
+
bir organizmanın dna dizisinin tamamına ve sınırsız hesaplama gücüne sahip olsaydık bile, organizmayı hesaplamamız mümkün değildir; çünkü organizma genlerinden kendini hesaplamamaktadır.
+
genlerin mi organizmayı yoksa organizmanın mı genleri kontrol ettiği henüz tartışmalı olsa da genetik determinizm, yani en azından genlerin yaşamın nihai belirleyici unsuru olup olmadığı konusunda gelecekte sıkıntı yaşanabilecektir.
+
biyoteknolojinin sadece kâra dönük bir ekonomik akılcılığa dayalı yeni bir endüstrinin kurumlaşmasını sağlaması ise işin sadece küçük bir boyutudur
+
sosyobiyolojinin tuzağı burada ortaya çıkmaktadır. bu tuzak, etiğin eleştirellikten uzak bir biçimde, “olan şeyin”, “olması gereken şey” olduğu sonucuna varan doğal yanılgısıdır.
+
insan doğası söz konusuysa, bu kadar geniş potansiyel yelpazesini, kanıtı olmayan belli bir genetik kodda toplamak, neredeyse iyiliği bir sapma olarak göstermektir.
+
arendt için insan doğası sorunu, gerek psikolojik anlamda gerekse felsefi anlamda yanıtlanamaz görünmektedir. çevresindeki her şeyi bilmeye, belirlemeye ve doğalarını tanımlamaya gücü yeten insanın aynı şeyi kendi için de yapabilmesi mümkün değildir.
+
insan doğasının kusurlu olduğu varsayımından hareket eden teoriler, çözümden uzaklaşarak sorunu çarpıtmaktadırlar.
+
esenlik teorisi, grubu saldırganlıktan korumak için yapılan özgeci bir davranışın, kendini feda etmeye kadar varmasından hareket etmektedir. bir bireyin esenlik kaybı gibi görünen davranışı, genetik açıdan tam tersi bir kazanım olmaktadır
+
peter kropotkin‟in ifadesiyle, dişleri ve pençeleri olan bir doğa, bireysel ve toplumsal moral ilkeler yaratamaz.
+
sosyobiyoloji kaderimizin biyoloji tarafından belirlendiğini varsaymamaktadır. sosyobiyoloji yoluyla hayvansal kalıtımımızın bizi neye eğimli kıldığını anlamak önemlidir; ki bu sayede eğilimin bizler için iyi mi kötü mü olduğuna karar verebiliriz ve içgüdü yerine zekâmızla olumsuz olanların üstesinden gelebiliriz.
+
adaletsizliğin uzun vadeli sonuçları türümüz için tehlikeli bir hal alacağından, etkinliğe geçecek güç “memeli buyruğu”dur. insan hakları hareketinin biyolojik sebebini de bu şeklide öğrendikten sonra, bunun diğer rasyonalist temellendirme denemelerinden çok daha etkili olacağından emin olmamız beklenmektedir. heller‟in de belirttiği gibi, bu tür bir biyopolitika, politikanın yurttaş özgürlüğüne dayalı ahlaki içeriğini ortadan kaldırarak, insanlığı cinsiyet ve ırk zeminine bağlı bir biyolojik prangaya mahkûm etmektedir
+
genel anlamda görülmektedir ki, bilimin kıyılarından açık sulara, toplumsal olana kulaç atmak kolay değildir ve genelde sığ sularda çırpınma tehlikesi bizi beklemektedir.
+
şiddet ve suçun ortaya konmasında da sosyal ve çevresel faktörleri yeterli görmeyen yeni yaklaşımlara göre, sosyal nitelikteki bakış açıları basit kalmaktadır ve bu nedenle de dikkate alınmamaları gerekmektedir. aksi takdirde yoksulların hepsinin suçlu olacağı görüşüne varırdık.
+
sırasıyla eşitlik, özgürlük gibi kavramları insanlığın tahayyülünden silmek peşinde olan bir bilimin ne anlama geldiğini belirtmeye gerek bile yoktur.
+
giorgio agamben‟in aktardığına göre, almanya‟da 1920 yılında felsefi kitaplar arasında yayınlanan yaşanmaya değmeyen hayatı ortadan kaldırma yetkisi başlıklı çalışma, ceza hukukçusu binding ile tıp profesörü hoche‟nin ortak eseridir. binding, intiharın insanın kendi varlığı üzerindeki özel bir egemenliği olduğundan hareket ederek, yaşanmaya değmeyen hayatın yok edilmesine yetki tanınması zorunluluğuna varmaktadır. bu ifadenin ötenazinin yasallığı sorununa gelmek için kullanılması, karşımıza agamben‟in deyimiyle, simetrik olarak “yaşanmayı hak eden hayat”ı çıkarmaktadır. bu noktada schmitt, durumu kendi egemenlik teorisine benzeterek, değeri belirleyen kişinin, daima değersizliği de belirleyeceğini belirtmiştir. değersizliğin belirlenmesi ise, değersizliğin yok edilmesi demektir.
+
insan, biyolojik varlığına indirgendikçe, hukuk da buna boyun eğecektir.
+
insanların yaşam hakkı açısından diğer tüm canlılarla eşdeğer olacağı ahlaki bir “biyosferik demokrasi” istense de, bookchin‟in de üzerinde durduğu gibi, zenginle yoksul, erkekle kadın, beyazla siyah, sömürenle sömürülen arasında bir ayrım yapmadıkça, insanlığın biyosfere verilen zarar nedeniyle daha ne kadar hırpalanacağı ekoloji açısından rahatsız edici bir sorundur.
+
hayatın her alanını tıbbileştiren sağlık sistemi, eski hakların tartışılmasına ve zaman zaman da yeni hakların geliştirilmesine neden olmaktadır. bir alanın tıbbileştirilmesi, insan hakları açısından o alanda kimi zaman olağanüstü hal çağrışımı yapmaktadır, ki bazen bir adım geri çekilmemiz istenmektedir. sağlık ve insanlık adına dile getirilen bu talepler ile tıpkı yaşam hakkında olduğu gibi, yeni bir insan hakkı hattı oluşturulması istenmektedir. oysa insan hakları mevcut konumunu korumanın ötesinde, geliştirmek zorundadır.
+
temel sağlık hizmetlerinin ulaşamadığı insanlığın büyük kısmının sorunlarına genetik mühendisliğinin yönelmesini beklemek, her zaman olduğu gibi iyi niyet göstergesinin ötesine geçmeyecek bir yaklaşım olarak kalacaktır. uygarlığa ait insani değerlerin, tüm insanlığın üzerini örtmesi, insan haklarının biyoteknoloji alanındaki tek çıkış noktasıdır.
http://www.msydergi.com/uploads/dergi/202.pdf

bilimin niteliği üzerine denemeler
evrim ve quantum kuramları
https://xfs-1.ikon-x.com.tr:8880/mulkiye/2015/09/3.pdf

1980-2015 yılları arasında savaşın kavramsal haritası
http://earsiv.etu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.11851/2482/486243.pdf

toplumsal cinsiyet ve mekan: kent mekanına eriiimde cinsiyete dayalı farklar ve eiitsizlikler
http://adudspace.adu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11607/3229/1/D%C4%B0LEK%20K%C3%96SE%20AKK%C4%B0RMAN.pdf

bir tıp fakültesinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin ruhsal bozukluklara yönelik tutumları
https://jag.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_22_1_57_62.pdf

tıp fakültesi öğrencilerinde psikolojik damgalama eğilimi: bir özel çalışma modülü örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1540812

biyolojide diyalektiği savunmak: levins ve lewontin
http://bilimveaydinlanma.org/content/images/pdf/mdt/mdtc1s2/biyolojide-diyalektigi-savunmak-levins-ve-lewontin.pdf

psikiyatrik tıp : konsültasyon – liyazon psikiyatri
http://www.psikofarmakoloji.org/pdf/1_1_2.pdf

evrimsel psikiyatriye giriş
+
biyolojik olarak hepimizin beyinlerinde psikiyatrik hastalıklara, saldırganlığa ve suç addettiğimiz davranışlara bizi sürükleyecek modüller, ağlar tâ doğuşta mevcuttur. yâni, şu veya bu yönde sapmaya eğilimli dolu tabancalar olarak dünyaya gelmekteyiz. bâzen tabanca çok dolu olduğu için, bâzen de çevresel zorlayıcılar çok şiddetli olduğu için tabanca patlamaktadır. bunları dizginleyen bütün üst-yapı kurumları da belli bir nurtürel ve kültürel evrim sonucunda gelişmiş, gökten zembille inmemişlerdir ve uzun bir toplumsal/kültürel evrimle şekillenmişlerdir. başlarda sözünü ettiğimiz ensest ve pedofili mes’elesine dönersek… eski mısır’da sâdece firavun ailesi için enseste “cevaz” verilmesi gibi “kanın safiyetini korumak” amaçlı istisnalar dışında, bu davranış bütün insan cemiyetleri tarafından ayıp, hukuk tarafından suç, dinler tarafından da günah telâkki edilmiştir. muhtemelen, 7-10 bin sene öncesinden önceki pek uzun kültürel evrim boyunca, tam bir panseksüalite yaşanmaktaydı (belli bir toplumsal harem sistemini koruyan başat erkeğin kontrolü altında olmak üzere, çoğu memelide ve bütün primatlarda böyledir) ama yakın akrabaların çocuklarında sakatlıklar çok görüldüğü ve çocuklarla cinsel ilişki de türün devamını sağlayıcı işleve sahip olmadığı -hattâ kösteklediği- için, böyle davrananlar doğal ayıklanmaya mâruz kaldılar; zamanla bunu yapmamayı toplumsal davranış örüntüsü hâline getiren kabileler ise klanlaşarak totemizme geçtiler. aynı toteme tapınan bu atalarımız kendi aralarından evlenemedikleri için, başka klanlardan kız almak için onlarla önceleri savaşmayı, zamanla da karşılıklı özgecilik ve işbirliği kurmayı öğrenerek daha da evrimleştiler, ktp’leri arttı. ama, bu “sapıkça” eğilimler genomumuzun bir yerlerinde, disfonksiyonel fakat fırsatını bulunca ortaya çıkan birer davranış modu olarak kaldılar. aile içi barışın ve hiyerarşinin korunmasında hemcinsel (homoseksüel) davranışın bütün memelilerde ve primatlarda var olageldiğini görmekteyiz; muhtemeldir ki, gereksiz “çapkınlıklara” engel olan bu davranış evrimsel olarak da süregelmiş, insanlarda da varlığını sürdürmüştür; kaçınılmaz olarak da, tam anlamıyla hemcinsel bireyler bütün popülasyonun sâdece küçük bir kısmını oluştururlar. yeni yaşama alanı için harp edip orayı istilâ eden pek çok memeli ve primat türünün, önceki topluluktan kalanları ya kovdukları ya da öldürdükleri (özellikle de dölleyici olan erkek bireyleri, dişileri ise bâzen haremlerine katarlar) bir hakikattir; aynı olgu, hem de 20. yy’de, insanoğlu tarafından sergilenebilmiştir. ‹şte bu yazı, bütün bunları değerlendirmek hususunda, henüz yeni olan bir düşünce disiplinini tanıtmaktadır. bu paradigma, muhtemeldir ki, yakın bir gelecekte, bilimsel evrim içindeki yerini bulacak ve “ruh hastalığı”, “normâl dışı davranış”, “cinsel sapma”, “suç”, “ayıp”, “günah” gibi kavramlara yeni bir açılım getirecek, teşhis, tedavi ve ceza kavramlarını da modifiye edecektir.
http://yenisymposium.com/Pdf/TR-YeniSempozyum-5e6215b7.pdf

birliktelik kuralları ve genetik algoritma ile sipariş yığınlama probleminin çözümü: bir ecza deposunda uygulama
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/234466

bilim ve iktidar
https://dipnotkitap.com/Images/UserFiles/Documents/Gallery/bilim-ve-iktidar-wep.pdf

biyoterörizm
https://www.ankemdernegi.org.tr/ANKEMJOURNALPDF/ANKEM_22_2_95_116.pdf

biyoterörizm ve sağlık
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/225562

yaşamın borkodu
http://www.vanherbaryum.yyu.edu.tr/bt/bttr.pdf

hemşirelik felsefesi ve temel kavramlar
+
esenlik: insanın tüm boyutları ile ahenk içinde olduğu iyilik düzeyinin en üst derecesidir.
sağlık: bireyin kendisi ve çevresi ile uyum ve barış içinde olduğu denge durumu olup, sağlığı sürdürebilme durumudur.
rahatsızlık (disease): vücut organ ve sistemlerinin kötü fonksiyonları ile ilgili biyolojik ve psikolojik değişimi ifade eder (yüksek ısı, hareket yetmezliği vb.).
hastalık (ılness): sağlık durumundan sapma veya eksikliktir.
ölüm: hayati fonksiyonların geri dönüşümsüz olarak durmasıdır.
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/hemsirelik_ao/hftemelkavramlar.pdf

halk sağlığı esenlik ölçeği: türkçe versiyonu geçerlilik ve güvenilirlik çalışması ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının değerlendirilmesi
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/6112/462486.pdf

‘ihtiyaç’ kavramı ve ibn haldun’un ‘umran teorisi’ne etkileri
http://isamveri.org/pdfdrg/D00064/2003_4/2003_4_PEKCANA.pdf

umut nedir?
http://www.guncedanismanlik.net/images/guncebultenaralik18.pdf

pozitif psikoloji ve umut
https://openaccess.ihu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12154/1267/Thseen%20Nazir.pdf

karaca-kandemir umut ölçeği (kkuö)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/285858

pozitif psikoloji bağlamında umudun dindarlıkla ilişkisi
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/1062/10027365.PDF.pdf

anaerkil toplumun sonu
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt9/sayi42_pdf/4sosyoloji_psikoloji_felsefe/demirhanserinken_nurhan.pdf

sosyal bilimler epistemolojisinde sorunların kaynağı: ontolojiyi unutmak
https://toplumbilimleri.com/sayi/145d3536-4a16-4553-80ba-aad9eabe2777TBD_1-3%20cilt%20say%C3%84%C2%B1%201-6.pdf

şehir coğrafyacısı olarak prof. dr. erol tümertekin
+
istanbul’un coğrafi anatomisini ortaya koyduğu çalışma olarak nitelendirdiği “istanbul’un coğrafi anatomisi” ya da “istanbul: une métropole anatolienne” adlı çalışma tümertekin’in kaleme aldığı son makaledir. makalenin girişinde yerleşmelerin oluşmasında insan mekân etkileşimi üzerinde durarak, istanbul şehrinin konumu ve gelişimine değinmiştir.
+
istanbul’un anatomisini ortaya koymayı amaçlayan makalenin sonunda varılan sonuç istanbul’un patolojik bir anatomiye sahip olduğudur.
+
bir görüşmemizde 1995 yılında yayınlanan “istanbul’un coğrafi anatomisi” adlı çalışmanın ismini bir doktor dostu ile yaptığı sohbet esnasında belirlediğini ifade etmişti.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1112522

istanbul denizlerinin anatomisi: karadeniz, boğaz, marmara denizi ve akdeniz
https://d2hawiim0tjbd8.cloudfront.net/downloads/kanalistanbul_1.pdf

kent gündemi
http://www.spoist.org/Pdfler/kent-gundemleri/kent_gundemi_sayi_1.pdf

istanbul kentsel büyüme sürecinin belirlenmesi, izlenmesi ve modellenmesi
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/49772.pdf

odun anatomisi
https://arac.kastamonu.edu.tr/images/2018/bolumler/ormancilik-ve-orman-urunleri/Duyurular/ORU110_odun_anatomisi_ders_notu.pdf

odun teşhisinin genel özellikleri
https://yayin.ogm.gov.tr/yaydepo/675.pdf

genel kadınlar ve genelevlerin tabi olacakları hükümler ve fuhuş yüzünden bulaşan zührevi hastalıklarla mücadele tüzüğü
https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/2.4.5984.pdf

fahişelik ise sistemli bir tecavüzdür; kurumsallaşmıştır ve bir meslek olamaz. piyasalaşmış bir tecavüz biçimidir.
+
fahişelik yasaklanmalıdır.
+
“fahişe” dediğiniz zaman sistemi yeniden üretmiş oluyorsunuz. son derece “erkek egemen”liğe uygun bir kavramsallaştırma bu…
+
seks işçisi kelimesini kullanmalarını beklemiyoruz ama “genel kadın” çok sorunlu bir terim.
+
denetim altında tutulacak bu kadınların rejimini de yine bu tüzük belirtiyor ve bu da sadece genel sağlığın korunması itibariyle yapılıyor.
+
hepimiz fahişeyiz ve boşanma davası açıyoruz.
+
önce bir sevişeyim, ondan sonra politika konuşurum…
+
yatakta sen benim fahişemsin.
https://tr.boell.org/sites/default/files/koh_kitap.pdf

daha bebekken evlendiriyorlar. resmen satıyorlar bizi. devlet bize sahip çıksın istiyorum ama başımıza bütün bu haller geldikten sonra ne yapsan boş. baksana bana. çocuk yaşımda fahişelik yapıyorum.
https://asylumineurope.org/wp-content/uploads/2017/11/resources_sex_workers_-_rapor_turkce_pdf.pdf

kadın hakları mevzuatı
https://www.istanbulbarosu.org.tr/files/yayinlar/kitaplar/doc/KADINHAKLARIMEVZUATI2020.pdf

türkiye’de ilk güzellik yarışmaları ve basının öncü rolü: genç cumhuriyet’in asri güzelleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/825252

inkılâplar devrinde bir millî mesele: beynelmilel güzellik müsabakası
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt8/sayi41_pdf/2tarih_siyaset_uluslararasiiliskiler/arikan_mustafa.pdf

atatürk dönemi güzellik yarışmaları ve keriman halis
https://acikerisim.deu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/6659/241538.pdf

ermeni “bilim adamları” pis amellerini sadece karabağ ve çevresinde değil bulundukları her yerde uygulamışlardır. sovyetler döneminde yaltaklıkları ve moskova’daki önemli liderleri sayesinde yüksek mevkilerde yer almışlar ve bu mevkileri ermeni ideolojisi için çekinmeden kullanmışlardır.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/8021/241627.pdf

geç antikçağ’da ermeniler ve hıristiyanlaşmaları üzerine notlar
http://dunyasavasi.ttk.gov.tr/upload/files/Ermeni_Kulliyat/1-Cilt/5-Turhan_KACAR.pdf

psikologlar, maalesef dinin çeşitli şekilleriyle sağlık arasındaki ilişkinin potansiyel göstergeleri olarak, mezhep faktörlerini büyük ölçüde gözardı etmektedirler
https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-file/39035

coğrafya terimi ilk kez eratosthenes (m.ö. 276-194) tarafından kullanıldı. yaklaşık iki yüzyıl sonra strabo (mö.64- ms.21), on yedi ciltlik “geographika” adlı eseriyle, yer kürenin tasviri ve tarihsel özelliklerini tanıtan, toplumların fiziki dünya ile olan ilişkilerini açıkladığı çalışmalar üretti.
+
strabo, coğrafyayı en geniş tabiriyle “yer sistemi bilimi” olarak tanımlamış ve yalnız devlet adamları ve komutanların değil aynı zamanda gök kubbe, karada ve denizde karşılaşılan her şey, hayvanlar, bitkiler, meyveler ve çeşitli bölgelerde görülen her nesne hakkında bilgi almak isteyen herkes için yararlı olduğunu belirtmiştir.
https://dosyalar.nevsehir.edu.tr/155aa2d858ee1d24df961ebe5981d9d6/iges-tam-metin.pdf

strabon’un hayaşa bölgesi kentleri; satala’dan zımara’ya
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/469311

strabo’nun coğrafyası
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/231264

coğrafyacı prens: pyotr alekseyeviç kropotkin
+
coğrafya insanlık için değeri olan duyguları yaratma yollarını sağlayan bir bilim olmalı; ırkçılığa, savaşa ve baskılara karşı mücadele etmeli; cehalet, haddini bilmezlik ve egoizmden doğan yalanları dağıtabilmelidir.
+
insansız bir doğa incelemesi modern bilim insanlarının daha önceki bilimsel eğitimlerine yapacakları son saygı duruşu olacaktır.
+
coğrafyanın tadının yeniden canlanmasıyla halkın dikkatini okullardaki coğrafyaya yönlendirmesi çok da doğal olacaktır.
+
seyahatler kadar çocukları ilgilendiren başka şey yoktur; ve çoğu okulda burada adını coğrafya olarak koyduğumuz dersten çok daha kuru ve çekiciliği az olan başka birşey de yoktur.
https://anarcho-copy.org/free/cografyaci-prens-pyotr-alekseyevic-kropotkin.pdf

pyotr alekseyeviç kropotkin ve karşılıklı yardımlaşma kavramı
+
milyonlarca insan yıl be yıl çalışmıştır. çoğunluğu meçhul, yoksul ve ihmal içinde ölmüş binlerce kâşif, deha ürünü makineleri geliştirmiştir. binlerce yazar, filozof, bilim adamı, dizgici, matbaacı vs. emekçi, bilgiyi oluşturmuş, yanlışları telafi etmiş, bilimsel düşünce ortamının oluşmasına sebep olmuştur.
+
kol ve zihin işçisi ayırımını, toplumda rekabet oluşmasının dolayısıyla çatışmalara zemin hazırlamasının sebebi gören kropotkin böyle bir ayırım karşısında kararlı bir duruş sergilemektedir.
+
kropotkin’e göre aşırı çalışma insan doğasına aykırıdır, bir avuç insanın lüksü için aşırı çalışmak, ortak refah için çalışmamaktır.
+
darwin, olguların çeşitliliğini; organik varlıkların işlev ve yapı olarak çevreye uyumunu, fizyolojik ve anatomik evrimi, entelektüel ilerleme ve ahlaki gelişimi genel bir anlayış içinde birleştirmiştir: hayatta kalma mücadesi: “bu, yalnızca tek canlı değil, onun soyundan gelenlerin başarısını da kapsamaktadır.” kopotkin’e göre, darwin, terimin yani hayatta kalma mücadelesinin dar anlamda kullanılmaması konusunda takipçilerini de uyarmış, “üyeleri birbirine en fazla sempati duyan topluluklar, en iyi gelişimi gösterir ve en fazla sayıda döl yetiştirir” biçiminde tespitlerde de bulunmuştur. bu tespitler malthusçu dar anlayışa göre daha geniş bakış açısını yansıtmaktadır.
+
kropotkin’e göre, hayvanlar arasında belli bir mücadele olsa bile, özellikle aynı türe ait hayvanlar arasında karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma da vardır, hatta daha fazla vardır. karşılıklı yardımlaşma da mücadele kadar önemli bir yasadır.
+
kara böcekler yolları üzerindeki hayvan kadavralarını (larva için gereklidir) yere gömerler. bu işi dört ya da altı kara böcek birlikte yapar. daha az gelişmiş hayvanlar bile örgütlenirler.
+
kropotkin’e göre, “yardımlaşma doğada egemen olan olgudur.” darwin’e göre, yardımlaşma içgüdüsü sürekli bir içgüdüdür. insanda ahlaki bilinci doğuran bu içgüdüdür.
+
herbert spencer’in fikrine göre işbirliği, evrimin kökenidir. işbirliği, evrim ilerledikçe fiziksel olmaktan ziyade düşünülmüş bir hal almaktadır. nihayet zoologlar da hayvanların hak ettikleri ilgiyi göstermeye başlamışlardır.
+
ahlaki gelişimde başrolü -karşılıklı savaşın değil- karşılıklı yardımlaşmanın olduğunu söyleyebiliriz.
+
ırklar ırklarla, kabileler kabilelerle, bireyler bireylerle savaşır, insanlık kastlara bölünmüş olarak çıkar, despotlar köleler edinir, dünya savaş yapmaya hazır devletlere bölünür.
https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/3102fd0d8577d1228a27b9a2dfa92d3a.pdf

anarşi, coğrafya, modernite
elisee reclus’nün seçilmiş yazıları
+
reclus’yü küreselliğin ilk peygamberlerinden biri olarak nitelemek yanlış olmayacaktır.
+
zengin, güçlü, hegemonik bir çekirdekle zayıf, yoksul, sömürülen çevreye bölünmüş dünyanın yerini “merkezi her yerde, çeperi hiçbir yerde” olan bir dünya alacaktır.
+
kaderimiz, miletierin başka bir miletin ya da hükümetin vesayeti altına girmeyeceği, ideal kusursuzluğa ulaşmaktır; bu, hükümetin ortadan kalkmasıdır, anarşidir, en yüksek düzenin ifadesidir.
+
fransız reform kilisesi’nden ayrılıp orthez kasabasındaki “hür kilise” nin pastörlüğüne getirilmişti. devlet kilisesini terk etmek, mesleğinde yükselmeyi, kendisi ve kalabalık ailesi için daha büyük maddi güvenceyi inançlan uğruna reddetmek demekti.
+
onun anarşizmi modem çağın en baskın iki dinine, sermayenin tannsallaştırılmasına ve devlete ibadete karşı keskin bir protestan başkaldırı olarak görülebilir.
+
dünyayı anlamak, tüm bileşenlerini, iç içe geçen faktörleri anlamayı gerektirir.
+
tüm enlem ve boylamlarda ‘bir’ olan insanlık, aynı şekilde; tüm çağlan kapsayan tek bir biçimde kendini gerçekleştirecek.
+
bir metrekareye, bazıları omuz omuza, birkaç kişi de yerleştirebiliriz ama insan toplumlan ve yeryüzü arasındaki ilişki hakkında hiçbir şey öğrenmiş olmayız.
+
elisee reclus anarşist coğrafyacılığın piridir. anarşist coğrafya terimi eserlerinin ruhunu mükemmel yansıtır: yeryüzünün tahakkümden kurtulması için verilen mücadelenin yazımı.
+
büyük bir mülkün çevresindeki araziyi yutması, en az yangın ve benzeri afetler kadar büyük bir felakettir.
+
yerleşim ağındaki düzensizlikler, arazideki engebeler, ırmak yatakları ve coğrafyanın bin bir uygunsuzluğuyla açıklanabilir.
+
başağın bitmediği yerde köy de olmaz.
+
kadınların erkeklere karşı bütün şikayetlerinde haklı oldukları çok açık.
+
kibirli, yukandan bakan semtler, duvarlannın ardında kokmuş avlular, iğrenç moloz ve çıta yığınlan saklayan sefil konutlarla birlikte kinlikleri varlıklarını sürdürürler.
+
ikiyüzlü yöneticilerin tüm çirbeyaz boyalı çitler ardına saklamaya çalıştıklan şehirlerde bile, sefalet bir şekilde yüzünü gösterir. çitlerin ardında, azrail diğer yerlerde olduğundan daha gaddardır.
+
bir kentsel yerleşim ne kadar güzel ve muhteşem olursa olsun, her zaman gizli ya da açık kusurları, kötülükleri, kronik hastalıklan vardır. organizmaya sağlıklı kan verilmezse, bunlar kaçınılmaz olarak kenti ölüme götürecek:tir. günümüzdeki kentlerin çoğu böyle sağhkh ve güzel bir gelecekten o kadar uzaklar ki!
https://anarcho-copy.org/free/anarsi-cografya-modernite.pdf

anarşizm ve coğrafya: anarşist coğrafyanın kısa bir şeceresi
http://www.posseible.com/uploads/dergi/96.pdf

coğrafya tarihi ve felsefesi
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/176428/mod_resource/content/0/Hafta%2011_H%C3%BCmanist%20co%C4%9Frafya.pdf

kur’ân’ın coğrafyası, insanın da coğrafyası
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/188609

antik anadolu cografyası
https://www.imo.org.tr/resimler/ekutuphane/pdf/15045.pdf

ermenistan’ın tarihî coğrafyası ve ermeniler
http://dunyasavasi.ttk.gov.tr/upload/files/Ermeni_Kulliyat/1-Cilt/1-Salim-COHCE-Ermenistan%E2%80%99in-Tarihi-Cografyasi-ve-Ermeniler.pdf

tarihte ermeniler
https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/3506/ermeni%20meselesinde%20ecmiazin%20katogigoslu%C4%9Fu%27nun%20rol%C3%BC.pdf

ermenistan tarihi
http://publishing.ysu.am/files/ERMEN%C4%B0STAN_%20TAR%C4%B0H%C4%B0.pdf

tarihsel ve mitolojik verilerin ışığında, doğu ve orta karadeniz bölgesi uygarlıklarının madencilik faaliyetleri
https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/b4f2b5fd96ca653_ek.pdf

uluslararası rejim tartışmaları ve karadeniz’de çevre yönetimi
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/35115/TEZ.pdf

desiderius erasmus’da ötekileştirme sorunsalı
+
ünlü eseri olan deliliğe övgüde türkleri dünyaya hükmetmeye çalışan barbar bir millet olarak nitelendirmektedir. aynı zamanda o, türklerin kendi dinlerini üstün görerek hristiyanlara tepeden bakıp, onları aşağıladıklarını ifade etmektedir. bu tutumu onun türklerle ilgili genel tutumu hakkında önemli bir fikir verse de, onun diğer yazılarında türklere karşı daha sert ve hakarete varan bir üslup benimsediği görülmektedir. öyle ki o, başka bir yazısında erasmus, avrupa’da osmanlıların bulunmasını içine sindiremediğini, türklerin adeta “kuduz bir köpeğe” benzediğini ve bu nedenle öldürülmelerinin normal olduğunu ifade etmektedir.
+
onun “türklerden ve şeytanlardan hoşlanıyorsanız böyle kurbanlar vermeye devam etmelisiniz” ifadesine yer vermesi ise türklerle şeytanları aynı türden bir kötülük olarak gördüğüne işaret etmektedir.
+
zencinin, rengini değiştirmek istersek onun yüzsüzleşip küstahlaşacağını iddia etmektedir. bununla birlikte onun, siyah tenli olanları da ötekileştirme kategorisi içine dâhil ettiği anlaşılmaktadır.
+
o, doğası itibariyle kadınların özünde delilik ve kötülük olduğunu ifade etmektedir. buna göre bir kadın doğasındaki deliliği/kötülüğü açığa çıkarmayı engellemek yerine, bir şey bildiğini iddia etmesi delilikte zirve yapmaktır.
+
ülke yöneticilerini kadınlara kıyaslayarak, onların kadınlardan daha aptal olduklarını iddia etmektedir.
+
erasmus’un kadınları ötekileştirmeyi temele alan bir eser kaleme almadığını, ancak onun yazılarının satır aralarında, özellikle de yaptığı kıyaslamalarda, kadınlara yönelik aşağılayıcı tutum benimsediğini ifade etmemiz gerekmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/761696

erasmus’un hristiyanlık anlayışı ve islam’a bakışı
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/1044/1/506272.pdf

foucault ve onuncu köy: türk sinemasının doğruyu söyleyen “deli”leri
+
hemen hemen bütün toplumlarda deli her şeyden dışlanır ve duruma göre kendisine dinsel, büyülü, oyunsal veya patolojik bir konum verildiği görülür.
+
foucault’ya göre rönesans’a kadarki ortaçağ tiyatrosunda delinin taşıdığı önem de vurgulanması gereken başka bir husustur. tiyatroda delinin çok ayrıcalıklı bir yeri vardır. tiyatro sahnesinde deli, hakikati önceden söyleyen kişidir, bu hakikati deli olmayan kişilerden daha iyi görendir ve üçüncü bir gözle donanmış kişidir. fakat tüm bu tiyatro eserlerinde, ister shakespeare’inkiler olsun isterse on yedinci yüzyıl başı fransız barok tiyatrosununkiler, olayları en akıllı kişilerden daha iyi gören bu delinin sözünü kimse dinlemez ve oyun biter bitmez geriye dönüp bakıldığında hakikati onun söylemiş olduğu görülür. deli, sorumsuz hakikattir. erasmus’da deliliğe övgü adlı eserinde delilerin “insan ruhu önüne perde gibi çekilen utanma” ve “tehlikeyi gösteren ve büyük eylemler yapmasına engel olan korku” duygularından vazgeçmiş olduklarını ve böylelikle özgürleştiklerini belirtir.
+
foucault, ortaçağ’da ve rönesans boyunca delinin statüsünü karakterize eden şeyin, esas olarak ona verilmiş olan varoluş ve dolaşım özgürlüğü olduğunu söyler. ortaçağ toplumları, ne kadar paradoksal olsa da delilik olgusu karşısında tamamen hoşgörülüdür. ona her zaman görece marjinal bir yer ayrılmış olsa bile, toplum içinde hoşgörüyle karşılanır. örneğin, her köyde köyün delisi olarak kabul edilen birinin olması adettendir; bu kişilikle, avrupa’nın az çok geri kalmış ve arkaik kimi bölgelerinde hala karşılaşılır. köyün delisinin ya da delilerinin marjinal bir statüsü vardır; çalışmazlar, evlenmezler, oyun sisteminin parçası değildirler ve dilleri görece olarak değersizdir. yine de kabul edildikleri, doyuruldukları ve belli bir noktaya kadar destek gördükleri bir toplumun içinde yaşarlar.
http://kilad.kocaeli.edu.tr/dosyalar/sayilar/sayi14.pdf

dünden bugüne anarşizm ve anarşizmin çözmesi gereken sorunlar
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/287379

derinlikten yüzeyselliğe: postmodern film
https://iletisimdergisi.kastamonu.edu.tr/index.php/kiad/article/download/74/28

pyotr kropotkin düşüncesinde karşılıklı yardımlaşma kavramının önemi
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt9/sayi43_pdf/4sosyoloji_psikoloji_felsefe/gungor_recepbatu.pdf

levi strauss’un karşılıklılık, marcel mauss’un armağan düşüncesinin anarşizmdeki temelleri
+
19. yüzyılda avrupa’da otorite’lerin sorgulamasına girişen anarşizm, bir şekilde antropoloji bilimini ve bazı antropolojik kuramların gelişmesini de etkilemiştir
+
levi-strauss, bazı esasların varlığından hareketle, en temel evlilik biçimini iki erkeğin karşılıklı olarak birbirlerinin kız kardeşleriyle evlendikleri ve bu evliliklerden doğan çocukların birbirleri arasında (kuzen evliliği) evlenebilmeleri şeklinde açıklar.
http://www.smartofjournal.com/Makaleler/1442176781_09_6.28_ID438_T%c3%bcncer_197-201.pdf

evrimin bir faktörü: karşılıklı yardımlaşma
https://anarcho-copy.org/free/kropotkin-karsilikli-yardimlasma.pdf

jeopolitik
http://anl.az/el_en/book/2016/ha_jeo.pdf

doğal çevre, kent ve çocuk ilişkisini yeniden kurmak “iskandinavya’da doğa temelli eğitim ve isveç orman okulu örneği
+
rousseau, “doğa” kavramını insan doğası üzerinden anlatırken; eğitimin doğaya dayalı olması gerektiğini ve çocuğun kendini gerçekleştirme idealine ulaşması için doğayla iç içe olması gerektiğini savunmuştur. réclus de eğitim anlayışı olarak rousseau gibi çocuğun kendi doğasıyla uyumlu bir şekilde gelişmesi gerektiğini belirtmiştir. çocuklar için doğa en önemli öğreticidir. çocuk doğanın içerisinde keşfederek ve deneyimleyerek kendini gerçekleştirebilir. reclus’ye göre “gerçek okul doğa olmalıdır ve bu eğitim yalnızca insanın düşleyebildiği güzel manzaraları ya da doğa yasalarını değil, aynı zamanda, aşmayı öğreneceği engelleri de içermelidir”.
http://alternatifokullar.com/files/2020/04/599103.pdf

kenti deneyimleme aracı olarak psikocoğrafya
+
sosyal coğrafya terimi ilk kez, coğrafyanın “mekandaki tarih‟ olduğunu ileri süren elisee reclus tarafından kullanılmıştır. mcdonough aktarımıyla elisee reclus, “coğrafya değişmeyen bir şey değildir. yapılır, tekrar yapılır, hergün; her an bireylerin eylemleriyle değişir‟ der. ayrıca reclus, mekanı toplumsal süreçlerin sonucu olarak kabul edenlerin aksine, mekanı toplumun işleyişinden ayırmaz ve onu toplumsal ilişkilerin yeniden üretildiği bir arena ve toplumsal ilişkinin kendisi olarak kabul eder.
+
psikocoğrafyanın kentsel çevrede uygulama yöntemi olan derive (sürüklenme), guy debord tarafından, değişken çevreler aracılığıyla yapılan geçici bir seyahat tekniği olarak tanımlanmıştır. sürüklenme, seyahat ve gezinme kavramlarından tamamen farklı olarak, oyuncu-yapıcı bir davranış biçimi ve psikocoğrafik etkilerin farkındalığını gerektirir. sürüklenme esnasında bir ya da birkaç kişi belirli bir süre boyunca hareket ve eylemleri için her zamanki gerekçelerini, ilişkilerini, işlerini ve boş zaman aktivitelerini bırakıp kendilerini bölgenin cazibesine ve rastlantılara bırakırlar. şans faktörü düşünüldüğünden daha az belirleyicidir; sürüklenme açısından kentler, devamlı akışlar, sabit noktalar ve belirli bölgelere giriş çıkışlardan vazgeçiren burgaçlarıyla psikocoğrafik etkilere sahiptir.
+
psikocoğrafya, bilinçli ya da bilinçsiz olarak örgütlenmiş coğrafi çevrenin, bireylerin davranışları ya da duyguları üzerindeki özgül etkilerinin işleyişini tanımlayan kavramdır.
+
birkaçımızın 1953 yazı civarında incelediği fenomen için genel bir terim olarak eğitimsiz bir kabyle tarafından önerilen psikocoğrafya kelimesi, çok da yersiz değildir. kelime hayatı koşullandırmanın materyalist perspektifiyle çelişmez ve nesnel doğa ile birlikte düşünülür. örneğin coğrafya, toprak niteliği ya da iklimsel koşullar gibi genel doğal güçlerin bir toplumun ekonomik yapıları üzerindeki belirleyici etkileri ve dolayısıyla da böyle bir topluma ilişkin dünya görüşü ile ilgilenir. psikocoğrafya; bireylerin duyguları ve davranışları üzerinde bilinçli bir şekilde organize olarak ya da olmayarak kendisni belli kanunların incelenmesine ve coğrafi çevrenin özel etkilerine göre ayarlayabilir. daha ziyade memnun edici bir belirsizliği ifade eden psikocoğrafi sıfatı, bu nedenle bu türden bir araştırma ile ulaşılan bulgulara, bu bulguların insan duyguları üzerindeki etkilerine ve hatta daha genel bir ifadeyle, benzer bir keşif ruhunu yansıtan herhangi bir duruma ya da davranışa uygulanabilir.
+
debord, kentsel mekanın önemsenmeyen farklı ruhsal bölgelere ayrıldığını öne sürer ve konuyu şöyle açıklar:
“birkaç metre boşlukla birlikte sokakların aniden değişen havası; bir şehrin farklı ruhsal atmosferlerinin olduğu bölgelere bariz bir şekilde bölünüşü; amaçsız (toprağın fiziksel şekliyle hiçbir ilişkisi olmayan) gezintilerle istemsizce izlenen en dirençsiz yol, belli yerlerin çekici ya da itici karakteri; tüm bunlar ihmal edilmiş gibidir. ne olursa olsun; özenli bir analiz tarafından ortaya çıkarılabilecek sebeplere dayanarak asla öngörülememiş ve hesaba katılmamıştır. insanlar bazı çevrelerin kasvetli ve bazılarının da huzurlu olduğunun biraz da olsa farkındadır. fakat insanlar, genel olarak zarif sokakların tatmin duygusuna yol açtığının ve yoksul sokakların ise bunaltıcı olduğunun açık ve samimi bir şekilde farkına vardıklarını kabul etmiş ve durumu bu şekilde ele almışlardır. aslında sonsuz sayıdaki karışım içinde birbirine benzeyen saf kimayasalların harmanlandığı ortamın mümkün olan tüm kombinasyonlarının çeşitliliği, herhangi bir manzararnın farklı bir biçiminin yapabileceği kadar farklı ve karmaşık algılara sebep olabilir‟.
+
sokakları trafiğe boğulmuş modern kent kurgusunda, arka planda kalan yaya için sürüklenme, hem bir keşif yöntemi; hem de meydan okuma haline gelmektedir. yürümenin sokak seviyesi için gerektirdiği sürekli bakış ile bireyin farkına varmadığı veya unutulmuş mekanları algılamasını sağlarken, aynı zamanda sürekli tekrar eden günlük deneyimlere ve monoton kent yaşantısına aykırı bir eylemdir.
+
defoe, de quincey, robert louis stevenson ve arthur machen gibi yazarlar londra‟yı, bir suç, sefalet ve ölüm mekanı olarak betimler ve kentin karanlık yönünü vurgularlar.
+
veba hastalarının algılarının tahribata uğramasıyla yön bulmak zorlaşır ve kentin tanıdık görünümü yabancılaşır, bozuma uğrar, londra lanetli bir coğrafyaya dönüşür. 1660‟lı yılların kentini tanımlayan cynthia wall, o yıllarda kentsel mekanda yol gösteren haritaların olmadığını bu nedenle yolculuk etmenin çok zor olduğunu belirtir ve ekler …yolunuzda görme yeteneğiyle, hafızayla, tarihle, tavsiyeyle, yönle ve şansla ilerlerdiniz.‟”
+
bazı yaklaşımlara göre, psikocoğrafya ile ilişkisi kurulan diğer bir kavram da “flaneur”dür. baudeleire ve benjamin “flaneur” kavramının edebiyat anlamında, edgar alan poe‟nun “kalabalıkların adamı‟ hikayesinde karşılık bulduğunu öne sürerler. londra sokaklarında bağımsız gözlemciyi tarifleyen poe, ilk kez kalabalığı modern kentin sembollerinden biri olarak gösteren yazarlardan biridir. hikaye kahve dükkanında oturup kalabalığı gözlemlerken, gözüne takılan bir yabancıyı izlemeye başlayan adamın şehir merkezinden banliyölere kadar süren yolculuğunu konu eder. baudelaire ve benjamin poe‟nun hikayesinin, yeni bir kentsel biçimin başlangıcını ifade ettiği ve hem kalabalığın adamı, hem de bu kalabalığın bağımsız gözlemcisi olan soyutlanmış ve yabancılaşmış figürü tariflediğini öne sürerler.
+
psikocoğrafya ve harita
genel olarak kente düzeni dayatan haritaların katılığına karşı, jørn ve debord, kentin gerçekte bu temsili düzenin altında kalan karmaşıklığıyla gözlemciyi yüzleştirmeyi amaçlamıştır.
+
the naked city
naked city (çıplak kent), parçalara ayrılmış paris haritasının ondokuz bölümünün birbirine kırmızı oklarla bağlanmasıyla oluşturulmuş, alt köşesindeki yazıda “psikocoğrafik döner platform hipotezinin gösterimi‟ olduğu belirtilmiştir.
+
greenwich duygu haritası
yoğun kırmızı alanlar ortak etkin uyarılmaları gösterirken, koyu mavi alanlar ortak sakinlik durumunu gösterir. bu harita coğrafik özelliklerin ötesinde, kentsel uyarıcılar tarafından harekete geçirilen duyguların haritasıdır.
https://polen.itu.edu.tr/bitstream/11527/3471/1/13966.pdf

arazi fizyografyası ile toprak taksonomik birimleri ilişkilerinin belirlenmesi üzerine bir araştırma, büyük menderes havzası örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/59051

yarı kurak iklim koşulları altında farklı fizyografya, benzer ana materyal üzerinde yeralan toprakların pedogenesisleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/199938

jeomorfoloji
http://yunus.hacettepe.edu.tr/~kdirik/JM_bolum_1.pdf

jeomorfoloji eğimi ve sorunları
https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/339bb32614d6812_ek.pdf

jeomorfoloji dergisi,
coğrafya bilimine katkısı ve dizini
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1157828

türkiye’de jeomorfoloji bilimi’nin tarihçesi (1915–2016)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/365617

hititoloji, pek çok bilim dalı ile beraber çalışmak, interdisipliner çalışmalar yapmak zorundadır. çünkü çiviyazılı tabletlerden elde edilen verilerin konusu gereği bazen dinler tarihi, bazen eskiçağ tarihi, bazen arkeoloji, coğrafya, tıp ve anatomi, biyoloji gibi bilim dalları ile çalışmak ve bu alanlardan yardım almak zorundadır. örneğin bir doğum ya da ölüm ritüelini içeren çiviyazılı metni anlamak ve günümüzle karşılaştırmak için tıp ve anatomi bilgisine ihtiyaç vardır ya da tarihi-coğrafya çalışmalarını yürütebilmek için coğrafyadan yardım almak gerekir.
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/kulturelmiras_ao/anadoluuygtar.pdf

ibn-i haldûn ve jared diamond’da uygarlıkların farklı hızda gelişmesinin incelenmesi
+
diamond, tüfek, mikrop ve çelik isimli kitabında, “neden şu anda avrupalı ve asyalı halklar zenginlik ve güç sahibi de başkaları değil? örneğin neden amerika, afrika ve avusturyalı yerlileri gidip avrupalıları ve asyalıları öldüremedi, egemenlikleri altına alamadı, onların köklerini kazıyamadı?” sorusunu sorar ve cevaplamaya çalışır.
+
ibn-i haldûn ve diamond, farklı çağların düşünürleri olsa da ikisi de farklı yerlerdeki toplumların neden farklı hızda geliştiğine benzer cevap verir: coğrafi faktörler. ibn-i haldûn, toplumların eşitsiz gelişimini güneş ışınlarının düşüş açısına göre sıcaklık derecesinden kaynaklandığını belirtir.
+
diamond da avrasya’daki akdeniz iklim kuşağının, özellikle bereket hilal’in, coğrafi olarak avantajlarını vurgular.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/982566

afrika ön insanlarının en uzun sürede evrimleştiği kıtadır, anatomik olarak çağdaş insan belki de ilk kez orada ortaya çıkmıştır, sıtma ve sarı humma gibi yerlilere özgü hastalıkların avrupalı kaşiflerin ölümüne yol açtığı yer orasıdır. uzun sürede kazanılmış bir ilk olma üstünlüğünün herhangi bir önemi varsa, niçin silahlar ve çelik ilkin afrika’da bulunmadı da avrupa’yı fethetmek böylece afrikalılara ve afrikalıların mikroplarına nasip olmadı?
https://www.ekomsu.com/attachments/download/95

rothman’ın üç farklı ideolojiye göndermede bulunarak anneliğin sosyal olarak nasıl inşa edildiğine ve kadın bedeninin bir dizi müdahaleye nasıl konu olduğuna yönelik yaptığı çözümleme emzirme konusuna da önemli açılımlar getirmektedir.
+
patriarkal, teknolojik ve kapitalist ideoloji olarak tanımladığı bu üç yapı birbiri ile iş birliği içinde kadınların bedenlerine ve gündelik hayatlarına müdahale ederek, toplumsal ilişkiler içinde konumunu belirlemekte ve onları güç ilişkilerine tabi kılmaktadır. patriarka kadınların bedeni, cinselliği, yeniden üretim sürecindeki rolü ve emeği üzerinde erkek egemenliğine işaret ederken, teknoloji ise kadınların bedenleri üzerinde tıbbi müdahaleler aracılığı ile doğrudan denetim kurmasına işaret etmektedir. beden ve teknoloji ilişkisinde tıp kurumu ön plana çıkmakta, beden bir makine olarak görülmekte ve tıbbi müdahaleye açık hale getirilmektedir. özellikle annelik üzerinden kadın bedenine müdahalenin yolu açılmakta ve doğurganlık durumu, hamilelik, doğum, emzirme gibi konular tıbbileştirilerek biyopolitik söyleme tabi kılınmaktadır. rothman’a göre kapitalizm ise ataerkil ideoloji ve teknolojinin yardımıyla kendi sisteminin devamını sağlayacak, üretim ve tüketim ilişkileri içinde kârını maksimize edecek şekilde toplumsal cinsiyet ilişkilerini yeniden üretmektedir. bu üç ideoloji birbiri ile iş birliği içinde toplumdaki hiyerarşik güç yapılarını oluşturmakta, sosyal olayların anlamını belirleyebilmektedir. dolaysıyla bu üç ideoloji; emzirmenin ve kadın bedeninin, neden biyopolitikanın, tıbbi gücün, gündelik hayatı düzenleyen diğer makro ve mikro iktidar yapılarının (diğer toplumsal kurumlar, hükümetler, mikro ölçekte faaliyet gösteren kuruluşlar, gruplar, ticari şirketler), merkezinde yer aldığını anlamamıza olanak tanır. çünkü biyoiktidar aynı zamanda rothman’ın bahsettiği bu üç ideoloji yardımıyla toplumsal cinsiyet rejimlerine etki eden güç ilişkilerini yeniden düzenlemekte ve bebek beslenmesini kadınların biricik görevi olarak tanımlayarak, bedenlerini ve gündelik faaliyetlerini organize etmektedir.
+
italya’da bir çalışma var yanılmıyorsam, ameliyathaneye playstation koymuşlar, ameliyat arasında cerrahlar playstation oynamış. playstation oynayan cerrahlar, laparoskopik ve robotik ameliyatları daha kısa sürede ve daha az komplikasyonla yapıyormuş.
https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-full-file/56274

cümleniz sıhhat ile sağ olasız: sıhhatname literatürüne zeyl
http://www.devdergisi.com/Makaleler/1656119575_16.pdf

tıp fakültesi öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutumları ve etkileyen faktörler
http://www.firattipdergisi.com/pdf/pdf_FTD_1163.pdf

tahkim alanında toplumsal cinsiyetin yansımaları
(hakem seçiminde cinsiyet çeşitliliği)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/972737

büyük iskender: coğrafyacı bir savaşçı kral
https://avesis.istanbul.edu.tr/resume/downloadfile/sudogan?key=49d7ea07-f7d0-41c5-a8f2-1312fccf14fa

orman ekosistemini oluşturan faktörler
https://www.ktu.edu.tr/dosyalar/ormanmuhendisligi_df7c3.pdf

madendere havzasında fizyoğrafik faktörlerin ve bazı fiziko-kimyasal toprak özelliklerinin belirlenmesi ve haritalanması
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/262489

hidrolojik fonksiyonlu havzalarda fizyoğrafik karakteristiklere ve arazi kullanımına bağlı olarak toprak özelliklerindeki değişimin araştırılması
+
hidrolojik fonksiyona sahip havzalarda sürdürülebilir su potansiyeli ve kalitesi için toprak koruma ve arazi ıslah projeleri fizyoğrafik faktörlerin olumsuz etkilerini minimize edecek şekilde planlanmalıdır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/279646

erzurum ili uzundere ilçesinde farklı fizyografyaya (taban ve yamaç) sahip meyve ve sebze bahçelerinden alınan toprak örneklerinin bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri
http://oaji.net/articles/2020/9352-1596012603.pdf

eber havzasında (afyonkarahisar) toprak erozyonunun değerlendirilmesi
+
eber havzasında erozyon riski 5 sınıfta ve 0 ile 85 ton/ha/yıl arasında değişmektedir. eber gölü havzasında % 28 çok hafif, %13 hafif, %14 orta, % 14 şiddetli ve %12 çok şiddetli erozyon saptanmıştır.
https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/3521/Eber%20Havzas%C4%B1%20Potansiyel%20Erozyon%20Risk.pdf

fizyografik özelliklerde çok hızlı bir değişimin etkisi benzer şekilde doğu karadeniz bölgesinin yağış rejimine de yansımaktadır.
https://webdosya.csb.gov.tr/db/artvin/duyurular/plan-aciklama-raporu-20190614153755.pdf

inebolu havzasında farklı fizyografik faktörlerin ve toprak sınıflarının belirlenmesi ve haritalanması
http://tucaum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/280/2016/12/Int_semp_AK10.pdf

insanlar ve erozyon
+
bugünkü suriye, bir zamanlar büyük verimliliğe sahip arazilerden ibaretmiş. zengin kırmızı-kahverengi topraklarla kaplı eğimli arazilerde yoğun ormanlar varmış ve gerek şehirler ve gerekse gemiler için kereste bu ormanlardan sağlanıyormuş. bir süre sonra arazi temizlenerek tarıma açılmış ve yüzden fazla şehir gelişmiş. ancak birkaç yüzyıl içinde, erozyon üst toprağın uzaklaştırılmasına ve eski şehir kalıntılarının verimsiz alt katmanın biraz üstünde kalmasına neden olmuştur. bu sahadan bir zamanlar roma’ya çok büyük miktarlarda şarap ve zeytin yağı ihraç edilirken bugün ıssız bir hale gelmiştir.
+
and dağları, himalayalar, karakurum, kayalık dağları ve afrika grabeninde, java, yeni zelanda’nın güney adaları ve merkezi amerika’nın bazı kısımları gibi volkanik sahalarda da yüksek erozyon oranları görülmektedir.
+
şüphesiz erozyon miktarındaki değişimlerde insanların araziyi kullanım şekillerini değiştirmelerinin de büyük rolü olmaktadır. arazinin yanlış kullanılması durumunda erozyon oranı kabul edilemeyecek oranlara kısa sürede ulaşabilmektedir.
http://cv.ankara.edu.tr/duzenleme/kisisel/dosyalar/09022016131015.pdf

türkiye’de toprak erozyonu ve çölleşme
https://www.turktob.org.tr/upload/dergi15/64-69.pdf

erozyon tahmin modelleri ile toprak kaybının hesaplanması
http://earsiv.odu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11489/625/1/10142597.pdf

ısparta yöresinde arazi kullanımına ilişkin sorunlar
+
araştırmanın yapıldığı ısparta yöresi topraklarında kültür bitkilerinin yetiştirilmesini ve tarımsal kullanımı kısıtlayan erozyon, sığlık, taşlılık, kayalık, drenaj bozukluğu, tuzluluk ve alkalilik gibi etkinlik dereceleri değişen sorunlar bulunmaktadır. bunlar arasında en yaygın olan sorun su erozyonudur. il genelinin %40’ında doğal bitki örtüsünün aşırı derecede tahribinden dolayı çok şiddetli erozyon mevcuttur. ısparta ili sınırları dikkate alındığında toprakların %59.6’sını çok sığ topraklar oluşturmaktadır. ilin %22.4’lük bir kesiminde taşlılık ve kayalılık problemi ile karşılaşılmakta olup, drenaj problemi olan sahalar 26881 hektardır. il genelinin 1781 hektarında da hafif tuzluluk mevcuttur. yapılan çalışmalar sonucunda son yıllarda taşlılık, drenaj bozukluğu ve tuzluluk sorunu olan arazilerde bir azalma görülmesine rağmen, erozyona maruz sahalarda artışla karşılaşılmaktadır.
hem araştırma sahamız, hem de ülkemiz genelinde karşılaşılan erozyon, sel, taşkın vb. çevre sorunlarının önlenebilmesi için, sorunların çözümüne mutlak surette havza bazında yaklaşılmalıdır. özellikle dağlık kesimlerde çalışmalara yukarı havzalardan başlanmalı, buralar hayvan otlatmasına kapatılarak koruma altına alınmalı ve toprak şartlarının elverdiği ölçüde dağınıkta olsa teraslar inşa edilerek otlandırma, çalılandırma ve ağaçlandırmalar yapılmalıdır. ancak en önemlisi, arazinin kabiliyeti dışında kullanımı kesinlikle önlenmelidir. buna uyulduğu takdirde sorunların büyük çoğunluğu kendiliğinden çözümlenmiş olacaktır.
https://core.ac.uk/download/pdf/148738422.pdf

toprak erozyonunun tarihi
+
bugün için bu uygarlıkların çoğu nüfusun artması, korkunç savaşlar, doğal afetler ve arazilerin gelişi güzel kullanılmaları sonucu meydana gelen şiddetli erozyon olayları ile sönmüş bulunmaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/34674

değersizleşme ve yabancılaşma bağlamında tüketim ahlâkı ve insan
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1023684

gerçeklik ve hiper gerçeklik; baudrıllard ve g.debord anlatılarından hareketle “hakikatin yeniden inşası”
+
post-modern çağ adeta bir fabrika gibi “hakikat” üretmektedir. “hakikat” kavramının anlam içeriğini dolduran güç, günümüzde meşruiyetini iletişim araçları ve medya ile sağlamaktadır. aynı zamanda toplum yapısının analizinde de, bu analizler sonucunda toplumun yeniden inşa edilmesinde de bu güç sahibi otorite büyük bir rol oynamaktadır. rasyonalizm’ in, pozitivizm’ in ve kapitalizm’ in söylemleriyle şekillenen post-modern çağın ruhu, teknolojik gelişmelerle birlikte toplumun topyekûn değişmesi için bir zemin hazırlamıştır. dolayısıyla artık daha kolay şekil alabilen toplum, daha kolay yönetilebilmekte, sosyalizasyon süreçleri kontrol altına alınabilmektedir. toplumsal yapıyı yerinden oynatabilecek güce sahip olan “otoritenin” bu gücü elde ederken kullandığı araçlardan sadece ikisi ; “gerçeklik” ve “hiper gerçekliktir”. gerçeklik bu otoritenin kontrolünde şekillenerek “gerçek” ten uzaklaşmış ve “gerçekliğin” bizatihi kendisi “hiper gerçeklik” formunu almıştır. otoritenin başat araçlarından olan “medya”, “gerçekliğin” dönüştürüldüğü bir sahne vazifesi görmektedir. tüm bu süreçleri içine alan bir dünyanın fotoğrafını çeken baudrillard ve g. debord, bu dünyanın içinde “üretilen bir toplumun” dinamiklerini analiz etmektedirler. bu çalışmada, baudrillard’ın “hiper gerçeklik” kavramı g. debord’ un “gösteri toplumu” ile tanımladığı “gerçeklik” kavramlarının tarihsel seyri, etimolojileri ve felsefi çağrışımlarının haritası genel hatlarıyla çizilecektir. sonuçta varılacak zemin olan “hakikat’ in yeniden inşası”, descartes’ten başlayarak nietzsche ve heidegger’ in “hakikat” görüşlerinden faydalanılarak, post-modern çağda, aslında pre-modern çağın “hakikat “ anlayışının nasıl yeniden inşa edildiğini, bu teorinin, inşa sürecinde kullanılan “hiper gerçeklik” ve “gerçeklik” kavramlarının perspektifinden bakıldığında nasıl göründüğünü ve sonucunda toplumsal yapıların tüm bu teoriler çerçevesinde nasıl şekillendiğini gösterecektir.
+
gerçeklik reel olana atıf yapmaktadır, aynı zamanda da hakikatin kendini açtığı bir yoldur. gerçeklik, ölçütünü hakikatten alır, fakat hakikat varlığını yalnızca kendisine borçludur. gerçeklik ise varlığını hakikatin kendisine borçludur.
+
debord hakikati, gösteride arar çünkü; gösteri öyle büyülü bir kavramdır ki ona göre kendini bir hakikatmiş gibi sunarak kurabilir. bu düşünce sisteminin gerçeklik ile bağlantısını ise; gerçek olanı tersine çeviren bir gösterinin fiili olarak üretilmiş olduğu düşüncesi ile kurar. debord, gerçekliğin ters yüz edilişinden ve tersine çevrilişinden sorumlu tuttuğu gösterinin dışında da bir gerçekliği düşünme imkanını bize sunar.
+
baudrillard hiper gerçek kavramıyla artık gerçekliğin – gerçek iddiasında bir sahte- gerçek dahi olsa – geri dönülmez bir kuşatılma altında olduğunu göstermektedir. hiper gerçeklikten sonra artık gerçekliğe herhangi bir ihtiyaç kalmamıştır. baudrillard bunun için televizyonların aktif rolünü vurgulamış ve panoptikon kavramını da kullanarak kuşatılmışlığın derecesini göstermiştir. artık post-modern insanın hakikati televizyondur.
+
hakikatin kavramsal olarak felsefe tarihindeki seyri ve onun üzerine inşa edilen düşünceler, hakikat fikrini artık dönüştürülebilir ve inşa edilebilir bir olgu haline getirmiştir. insan, inşa etmelerin en fonksiyonel versiyonu olarak hakikati inşa etmektedir. radyo, televizyon ve daha sonra internet, propogandif etkisi bir yana, etkili bir güç haline gelmesini bu inşa kudretine borçludur.
+
“çağımızdaki temel hastalığın adı: gerçeğin üretimi ve yeniden üretimi denilen şeydir.” (baudrillard, 2011: 44) baudrillard’ın bu tespitiyle “gerçekliğin” artık üretilen bir şey olduğu tespiti yapılabilmektedir. istenilen her şey insana bir gerçeklik gibi sunulabilir.
+
medya ve kitle iletişim teknolojileriyle hipergerçeklik üretilmekte, ve her an yeni hakikatler inşa edilebilmektedir. hakiki olma iddiasını şüphe geçirmez bir seviyeye getiren hipergerçeklik, dünya’yı düpedüz biz simülakra dönüştürmüştür. insan, artık bu gerçek-üstü gerçek dünyadan kaçamaz hale gelmiştir.
+
hakikatin artık inşa edilebilirliği düşünüldüğünde onu inşa edenlerin ne büyük bir güce sahip oldukları âşikârdır.
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt10/sayi53_pdf/4sosyoloji_psikoloji_felsefe/karapinar_alperen.pdf

gösteri toplumu
+
belirli her meta kendisi için savaşır, diğerlerini tanıyamaz ve her yerde kendini sanki eşi benzeri yokmuş gibi dayatmaya çalışır. bu durumda gösteri bu mücadelenin epik şiiridir.
https://ww4.ticaret.edu.tr/ssy/wp-content/uploads/sites/106/2020/03/G%c3%b6steri-Toplumu-Guy-Debord-PDFDrive.com-.pdf

kıyameti beklerken: hıristiyanlık’ta kıyamet beklentileri ve rus ortodoks kilisesindeki yansımaları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/85814

kıyâmet alâmetlerinin aklî ve naklî temelleri
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/1006/10048626.pdf.pdf

tüketim temelli hayat tarzları ve gösteri mekânı olarak kentler
http://iletisimdergisi.gsu.edu.tr/en/download/article-file/82903

toplumsalın yitik öznesi ya da metanın fetiş karakteri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/804335

tüketim toplumunda meta-marka bağımlılığının görünümleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1140327

‘gösteri toplumu’: geleneksel anlatı sinemasının simgesel düzenlemeleri üzerine düşünmek
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/113444

hiçliğe sürükleyen gösterinin dünyası
https://youngacademia.com/wp-content/uploads/2020/03/5-Hi%C3%A7li%C4%9Fe-S%C3%BCr%C3%BCkleyen-G%C3%B6sterinin-D%C3%BCnyas%C4%B1.pdf

toplumsal şiddet bağlamında fiten hadislerine ilişkin bir değerlendirme
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/932909

15. y.y. osmanlı popüler dînî edebiyatındaki fiten hadislerinin tahric ve tenkîdi (envâru’l-âşikîn örneği)
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS00439.pdf

muhaddislere göre fitnelerden kurtuluş çareleri: kitâbu’l-fiten’ler örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/191995

fiten rivayetleri bağlamında toplumların çöküşü
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/511256

etin cinsel politikası: feminist-vejetaryen eleştirel kuramın dayanakları üzerine bir okuma
+
etin cinsel politikası nedir? kadınları hayvanlaştıran, hayvanları da cinselleştirip dişilleştiren bir tavır ve davranışlar bütünüdür. (…) etin cinsel politikası aynı zamanda erkeklerin et yemeye ihtiyacı olduğu, hakkı olduğu ve et yemenin yiğitlikle alakalı bir erkek aktivitesi olduğu sanısıdır.
+
etin cinsel politikası neyi yediğimizin, kültürümüzün ataerkil politikası tarafından belirlenmesi ve et yemeye atfedilen anlamların çoğunlukla yiğitlik etrafında kümelenmesi demektir. (…) etin cinsel politikası’nın iddiası, toplumsal cinsiyet politikasının dünyamızda yapılanma şeklinin hayvanları (özellikle de tükettiğimiz hayvanları) nasıl gördüğümüzle ilgili olduğudur. ataerki, insan/hayvan ilişkilerine içkin bir toplumsal cinsiyet sistemidir. dahası, toplumsal cinsiyet inşasına hangi yiyeceklerin uygun olduğunu buyuran talimatlar da dahildir. kültürümüzde adam olmak, sahip çıkılan ya da inkar edilen kimliklere, ‘gerçek’ erkeklerin yapıp yapmadığı şeylere bağlıdır. ‘gerçek’ erkekler kiş yemez. bu yalnızca bir ayrıcalık meselesi değildir, simgecilikle de ilgilidir. kültürümüzde erkeklik, kısmen, et yeme ve diğer bedenlerin denetimi yoluyla inşa edilir.
+
bu bakımdan, çalışma bir anlamda, etin cinsel politikası aracılığıyla, kadınların ve hayvanların ortak imgeler üzerinden nesneleştirildiğini iddia etmektedir. bu durum, ataerkil kültürün toplum içerisindeki yapılanmasının sürdürülmesindeki temel nedenlerden biridir. diğer taraftan yazarın yukarıdaki ifadelerinde de değinildiği gibi, bu politika sadece kadınları ya da hayvanları metalaştırmamakta aynı zamanda erkekleri de belirli tanımlanmış roller edinmeye mecbur bırakmaktadır. bu bağlamda değerlendirildiğinde, yazarın erkek rolünün toplumsal inşasının, kadınların ve eti yenen hayvanların bedeni üzerindeki denetim aracılığıyla gerçekleştirildiğini ileri sürdüğü görülmektedir. ayrıca yeme biçimlerindeki bu ayrım cinsiyete bağlı olduğu kadar, sınıfsal bir nitelik de taşımaktadır. bu bakımdan farklı erkeklik rolleri arasında hegemonya sahibi olanın daha çok eti aldığı çıkarımında bulunmak yanlış olmayacaktır. çünkü kadınların ya da ikinci sınıf yurttaşların (yani hegemonik olmayan erkeklerin), ataerkil kültürde ikinci sınıf sayılan yiyecekleri (etten ziyade sebzeler, meyveler, tahıllar) tüketmeyi tercih etmelerinin(!) olağanlaştırıldığı aktarılmaktadır.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/46/2287/24049.pdf

müdahil bir çeviri örneği olarak eko-çeviri
+
çalışmamızda yöntemsel bakışından yararlandığımız vejetaryen-feminist kuramı geliştiren amerikalı, bağımsız akademisyen, aktivist carol j. adams günümüzde antitürcülük adı altında şekillenen düşünce hareketinin en önemli temsilcilerinden biri olarak karşımıza çıkar. etin cinsel politikası’nın da aralarında yer aldığı pek çok kitabın yazarı olan adams, uzun yıllara yayılan çalışmasında kadınlar ve hayvanlar üzerindeki ortak tahakkümü ve bu ortak tahakkümü mümkün kılan mekanizmayı ele alır. bu mekanizma “nesneleştirme” yoluyla “kayıp göndergeye” dönüştürme üzerine kuruludur. kayıp gönderge tabaktaki et ile yaşayan, nefes alan canlı arasındaki bağlantının yok edilmesi anlamına gelir. adams “tahakkümün en iyi işlediği yer olarak kopukluklar ve parçalanmışlıklar kültürünü” işaret eder. ona göre “bağlantılara itibar eden, örtüşen tahakküm biçimlerinin” farkındalığını kazanmak gerekir ve “etin cinsel politikası bağlantıları kurmak demektir.” carol j. adams’ın etin cinsel politikası’na göre “ayrılık fikriyle obezleşen bu hurafe ve parçalanmışlıklar kültüründen” istifade eden stratejiler bütünü ötekine gözlerini kapamayı mümkün kılmaktadır. dünya üzerinde yaşayan varlıklara kulak vermek için antitürcülüğü çeviri bağlamında işlevsel hale getirmek daha çok bağlantıya ışık tutabilir.
+
bu çalışmada adams’ın düşüncesine yer vermemizin en önemli nedeni kayıp göndergeye dönüştürmeyi mümkün kılan dilin yönlendirici kullanımının önemli rolünün altını çizmesidir. çünkü birazdan bahsedeceğimiz nesneleştirmenin ve kayıp göndergeye dönüştürmenin tüm adımları ilk önce dilde yaşanır.
hayvanı tüketilebilir ve sömürülebilir kılmak onu kayıp göndergeye dönüştürmek ve nesneleştirmek ile mümkündür. nesneleştirmenin adımları şöyle gerçekleşir:
1. dilin yönlendirici kullanımı;
2. kesim;
3. parçalarına ayırma;
4. ürünün kendisi ve tüketicisi etrafında bir anlatı oluşturma;
5. tarihi doğallaştırılma;
6. fiziksel deformasyon yaratma;
7. “ürünü” her yerde karşılaşılabilir kılma ve ürünün tüketimini normalleştirme;
8. stratejik mekân tercihleri yapma.
+
kullandığımız dilden duyguları arındıran ve ötekileştirmeyi kolaylaştıran bir diğer örnek de adlandırmalardır. hayvan yeriz ama et yediğimizi söyleriz. tüm bu dilsel kullanımlar hayvanı bireyselliğinden olabildiğince uzaklaştırmak üzerine kuruludur.
+
hayvanlar konusunda yaşanan “katmanlı cehalettir”. kayıp gönderge ve nesneleştirme öyle bir noktaya varmıştır ki hayvanların acılarını bilmediğimizin bile farkında değilizdir. cehaletimizin cahili konumundayızdır.
http://www.frankofoni.com.tr/wp-content/uploads/2020/09/Emine-Bogenc-Demirel-Fulya-Marmara.pdf

carol j. adams, feminist-vejetaryen eleştirel kuramı ortaya attığı ve bu yazının da temel kaynağını oluşturan kitabı, etin cinsel politikası’nın türkçe baskısının önsözünde “(…) yalnızca kadınlara değil, egemen olmayan bütün diğer insanlara ve hayvanlara yönelik cinsel şiddet ile kötü muamele arasında bir bağıntı olduğunu savunuyorum’’ diyor. bu bağıntı farklı açılardan ele alınabilir.
+
“etin cinsel politikası aynı zamanda erkeklerin et yemeye ihtiyacı olduğu, hakkı olduğu ve et yemenin yiğitlikle alakalı bir erkek aktivitesi olduğu sanısıdır.’’ der carol j. adams. güçlü, saldırgan, sinirli, mert, cesur olmak gibi erkekliğe has görülen özellikler et tüketimi; dingin, sakin, sabırlı, duygusal, hassas olmak gibi kadınlığa has görülen özellikler ise et dışındaki beslenme seçenekleriyle ilişki görülegelmiştir.
+
et yememek özellikle erkek bireyler için bir zayıflık göstergesi olarak görülebilmektedir. adams şöyle devam etmektedir: “dahası toplumsal cinsiyetin inşasında uygun besinlerin hangileri olduğu konusunda talimatlar da vardır. (…) bu sadece bir ayrıcalık meselesi değil, bir sembolizm meselesi. kültürümüzde “erkeklik” kısmen et yemek ve başka bedenler üzerinde denetim kurmak üzerinden inşa ediliyor.’’ erkeğin ağırlıklı olarak et ile beslenmesi, hayvan bedeni üzerindeki tahakkümünün bir çıktısıdır. bu çıktının, kadın bedeni üzerindeki tahakküm konusunda da erke bir zemin hazırladığı söylenebilir.
http://morpsikolojidergisi.org/wp-content/uploads/2019/03/morpsikoloji02.pdf

tüketim kültüründe beden güzelliği ve yemek yeme arzuları: kadınların tüketim pratiklerine yansıması
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/556884

psikoanalitik halkbilimi kuramı temelinde türk yemek kültürünün çağrışım sınırsızlığı: “oburluğun cinselliği”
+
eril yemek kültürünün oburluk cinselliği temelinde “güzel kadın tipi”, erkeğin bedeninin tatminkâr ölçülerine uyacak biçimde tasvir edilmektedir. buradaki güzellik algısı “kalem kaş, nergis göz, ok kirpik, gece saç, inci diş” gibi estetik mazmunlar yerine “kadının dolgun yenilebilir kısımlarına” odaklıdır. kastamonu sancak beyi galip paşa’nın ideal türk kadın tipini tarif ettiği “kara karı, kuru karı, keçi eti, durgun at // mazarratü’l mazarratü’l mazarrat’ül mazarrat // beyaz karı, şişman karı, koyun eti, yörük at // fâidatün fâidatün fâidatün fâidat” şeklindeki şiiri, kadın bedeninin cinsel haz temelli “ele avuca gelir” ve “bastığı yeri titreten” bir kilo ölçülerinde olması gerektiğini vurgulamanın yanı sıra “kadın bedeninin hayvansılaştırılarak” protein yüklü ve vücuda faydalı/lezzetli yenilebilir bir et ürünü” olarak algılanmasını örneklemektedir.
https://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=125&Sayfa=140

riyâzat-ı bedeniyye-i tıbbiyye ve tanzimat dönemi spor terminolojisinin oluşumu
https://core.ac.uk/download/pdf/50614284.pdf

kur’an âyetleri ve hadisler perspektifinden uyku hakkında bir değerlendirme
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/615285

cezaevinde mahkûm bedeninin disipliner örgütlenmesi: biyopolitik mekân, duyumsama, kural ve ihlal (1923-1953)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/835562

performatif imalar ve beden
+
her insanın biyolojik olarak sahip olduğu vücut kılları, ısıl dengeyi sağlamak, cilt sağlığını bazı dış etmenlerden korumak gibi işlevlere sahiptirler. vücut kılları özellikle kadınlarda bir “sorun” niteliği taşıdığı için kılların tercihen alınması ve ortadan kaldırılması bir gereklilik gibi görülmektedir. beden kılları çoğu insanda iğrenme hissi uyandırmaktadır. kılların çeşitli yöntemlerle alınması “temizliği” sembolize etmektedir. bedende bulunan kıllar hem erkek hem de kadında var olmasına karşın kadının kıllı olma durumu erkeksi olma durumuyla eşdeğerdir. çünkü kıllarının yarattığı cinsiyetsizleştirme durumunu ortadan kaldırmak için “iğrenç” , “abject” sayılanı da ortadan kaldırmak gerektiği düşüncesini doğurur. günümüzde kadın olduğunun belirleyicisi olarak beden kıllarının alınması, cinsiyet belirleyici bir gereklilik olarak görülmektedir. kadın bedeninde kılların olması iğrenme ve tiksinti yaratan bir durumdur. bu sebeple kadın bedeninden kılları uzaklaştırmak için çeşitli teknikler geliştirilmiştir. oluşturulan teknikler sayesinde çıkan kılların bedenden uzaklaştırılması bir “ritüel” halini almıştır. işkenceyi gerektiren bu ritüeller her ay belki de her hafta yaşanmasına beden maruz bırakılmaktır. kılsız bedenin güzelliği, kıllı bedenin iğrençliğe itilmesine sebebiyet vererek, kıllı olan bedeni tabulaştırmıştır. freud’a göre tabu “korkunç, tehlikeli, yasak, kirli” sayılan kutsallaştırılmışlıktan başka ikincil bir anlam taşıdığına göre, kadınlarda yaşanan kıllı bedenin tabu haline geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır.
+
erkeklerde ise durum tam tersidir. kıllı erkek makbule geçerken kılsız erkek gelişmemişliğin bir göstergesi olarak kabul edilmiştir. bu ikili karşıtlığı talep edeninse yine karşı cinsler olması da ilginçtir. cinsel çekiciliğin ilk belirleyicisi olan yüzde en belirgin nokta ise bıyık kabul edilir. kadınlarda bıyık olması iğrenç, çirkin, kirli ve erkeksi görünürken, erkeklerde gür bıyık güç ve çekicilik simgesi olarak görülebilmektedir. dikkat çekilmek istenen bu noktada deneyimlenen “bıyığın sürekliliği” isimli uygulamada, başlangıçta bir kadının iple bıyık alma tekniği ifşa edilmiştir (görsel 19). kadınların ritüeli haline gelen bıyık alma acılı bir süreçtir. bu acılı süreç sonucunda yüzdeki bıyıklar gitmiştir fakat kılların çekilmesi eylemiyle bedende yaşanan bazı değişimler gözlemlenmiştir. bünyede var olan cilt hastalığının etkisi ile meydana gelen kabarmalar, ipin kılları çekişinde oluşturduğu izler olup tıpkı bir bıyık şeklini almıştır. yani bıyık alınmış olmasına karşın dönüşümlü olarak yeni bir bıyığın oluşmasına sebep olmuştur.
+
kristeva’nın bahsettiği “ilk bastırmanın sınırı”, evrensel eril ve dişil bedenlerdeki sınırların göstergelere atfedilen tiksinti, bulantı ve iğrenme; “arzudan değil, tahammül edilemez bir anlamlamadan [signifiance] kaynaklanan ve anlam-olmayana ve imkânsız gerçeğe doğru evrilen, ama (olmayan) ‘ben’e rağmen yine de bir tiksinme olarak ortaya çıkan nesnenin ve göstergenin uçuculuğu.” sayesinde murdar olanın kadına ithaf edilmesi durumunu açıklar. bahsedilen nesnenin ve göstergenin uçuculuğu, nesne arayışından kaynaklıdır ve bu arayış kültürü ve dili oluşturur. kültüre ve dile yansıyan iğrenç, tiksinç ve bulantı durumlarının kadına yansıtılması kadının bıyıklı olmamasını ya da vücut kıllarının olmamasını bir gereklilik kabul ederek, kadında kılın iğreti durduğunu savunarak ikincil bastırmayla oluşan sınıra iter. yapılan uygulamada bıyığın alınması ve bedenin tepkisel olarak tekrar bıyık oluşturmasıyla, eril ve dişil bedenlerdeki sınırın aşılması ve hatta birleştirilmesi durumu yaratılmıştır (görsel 20). yalnızca bıyıkla birlikte, kadınlarda varlığı, erkeklerde yokluğu artık bir tabu haline gelmiş normların oluşturulduğuna dikkat çekilen bu uygulamayla, güçlü bir transgresyonel kurgu yaratılmıştır.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/8940/10291229.pdf

ilk kültürel gereç çuval ise: erkeklik ve et yemenin kesişimselliğinde bilimsel anlatıların kuruluşu
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/46/2036/21160.pdf

cemil meriç’e göre ideolojiler karşısında türk toplumu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/51637

şiirdeki hasta benim memleketim. hancı, bu memleketin düzeni. yoldaki yabancı, bu memleketi etkileyen başka bir memleket. içilen şarap boş vaatler, sarhoş olan çalışanlar, doktor idareci ve işverenler.
+
han sarhoş hancı sarhoş
yolda yabancı sarhoş
el çek tabip kalbimden
içimdeki sancı sarhoş
http://earsiv.erzincan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12432/2094/T%C3%BCrk%20Edebiyat%C4%B1nda%20Dirijizmin%20Halk%20Hik%C3%A2yeleri%20Boyutu.pdf

yönetim biçimlerinin “beden” üzerindeki etkileri ve sanata yansımaları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/203666

sanat-hayat bağlamında nesnelerin yeniden okunması
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/2295/c2ecc669-7021-457d-9950-451d4f04b5d1.pdf

beden kullanımı ve performans sanatı
+
bu sanatçıların belirgin motifleri, uygulama araçları insan anatomisinin klasik, bilinen tasvirine ışık tutmuştur.
+
shigeko kubota 1965 yılında new york’ta vagina painting performansı sergilemiştir.
https://acikerisim.isikun.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11729/1205/Eda%20%C5%9Eenkan.pdf

sanatta beden kavramı ve beden sanatı
https://tezarsivi.com/sanatta-beden-kavrami-ve-beden-sanati

bedenin ezoterik yolculuğu: performans sanatı
https://tezarsivi.com/bedenin-ezoterik-yolculugu-performans-sanati

mütevazı bir miras — batı’da obje sanatı/ kavramsal sanat/ post-kavramsal sanat ve türkiye’de 1965-1992 yılları arasındaki benzer eğilimler
https://saltonline.org/media/files/mtevaz-bir-miras-batda-obje-sanat.pdf

sanat ve direniş
http://i-rep.emu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11129/2693/SanatVeDirenis_OK%20kopya.pdf

nesne ile meta arasında sanat
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3906

osmanlıda üç hanım sultanın ziynet eşyası
+
küpelerinin gösterişli olması öbür ziynetlerini gölgede bırakıyordu. küpeler birer armudî bir fındık büyüklüğünde iki elmastan ibaretti.
http://busbed.bingol.edu.tr/tr/download/article-file/462065

toplumsal cinsiyet farklılaşması üzerine sosyolojik bir araştırma: erkeklerin küpe takması örneği
https://www.sosyalarastirmalar.com/articles/a-sociological-research-on-the-social-gender-differentiation-the-sample-of-mens-wearng-earrings.pdf

postpartum primipar annelerde yoganın emzirme yeterlilik ve maternal bağlanma üzerine etkisi
http://abakus.inonu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11616/14730/10236118.pdf

tokat ili toprak ve su kaynaklarının tarımsal açıdan değerlendirilmesi
+
bölgede sulama randımanı yönünden düşüşler olduğu gözlenmiştir. bu nedenle randıman artırıcı önlemlere gereksinim vardır. gerekli yerlerde tarla içi geliştirme hizmetleri bir bütün olarak ele alınmalı ve gerçekleştirilmelidir. sulanan topraklar uygun pulluklar ile işlenmeli, topraklarda pulluk tabanı oluşumuna izin verilmemelidir. sulama randımanlarının artırılması için bitki, toprak ve topoğrafya ilişkileri titizlikle incelenerek planlı bir şekilde suyun dağıtılması sağlanmalı, topoğrafik bozukluklar giderilmeli ve uygun sulama yöntemlerinin uygulanması gibi önlemler alınmalıdır. ayrıca sulama şebekelerinde sulama suyu tasarrufu sağlayan şebeke sistemlerinin geliştirilmesine öncelik verilmelidir.
http://ziraatdergi.gop.edu.tr/Makaleler/868076398_37-44.pdf

dersin öğrenme çıktıları
1 jeomorfolojinin temel öğretilerini kavrayabilme
2 yer şekilleri ve bunların çeşitli kuvvet ve olaylarla olan ilişkisi hakkında fikir sahibi olabilme
3 farklılık gösteren kayaçların gerçek biçim ve özelliklerini kavramak
4 araziyi fizyografik birimlere ayırabilme
5 toprak özellikleri ile arazi fizyoğrafyası arasındaki ilişkilerin öğretilmesi
https://obisnet.adu.edu.tr/PDFDERSF5?id_OgretimProgram=1000&id_Ders=7104&id_EgitimDil=1&basicAuthentication=7103999&contentDispositionType=inline

lisan fonksiyonlarının gelişimi ve lisanı etkileyebilecek bozukluklar
+
lisan yüksek kortikal fonksiyonların başında gelir .lisan bozuklukları beynin özel alanlarının hasarı ile ilişkilidir. serebral organizasyonun özel bozuklukları arasında anatomik ve fonksiyonel asimetri vardır. bu makalede afazi,apraksi,agrafi gibi iyi bilinen lisan bozuklukları incelenmiştir.
https://jag.journalagent.com/erciyesmedj/pdfs/EMJ_17_1_95_103.pdf

ekolojik planlama kapsamında denizli kenti’nin irdelenmesi
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TF04552.pdf

kıyamet senaryoları
http://isamveri.org/pdfdrg/D03292/2012/2012_16/2012_16_BATUKC.pdf

boşnak halk kültüründe doğum geçiş merasimi üzerine tespit ve değerlendirmeler
+
boşnaklar arasında, çocukları ölü doğan kadınların kanlarının şekerli olduğuna, bu yüzden cadıların bu kadınların çocuklarını doğmadan önce öldürdüğüne inanılmaktadır.
bu problemin çözümü adına anne adayı, ölü atın nalını almalı, bir demirci ustası gece yarısında bu naldan demir bir şerit yapmalı, hamile de bu demir şeritle kuşaklanmalı ve çocuk doğana kadar bu demir şeridi belinde taşımalıdır.
+
doğacak çocuğun çirkin, sakat olmaması, güzel olması için yapılan uygulamalar
hamile bir kadın, çok arzu ettiği bir şeyi yiyemezse, çocuk düşebilir ya da sakat olabilir.
+
kültürün en önemli göstergelerinden biri olduğunu ifade ettiğimiz geçiş aşamaları ve doğal olarak da doğum geçiş ritüeli, zaman içerisinde boşnaklar için de kültürün doğal değişim ve gelişim evresinden payına düşeni almış olsa gerektir. yani; oldukça uzun süre türk-islam kültürü etkisi altında yaşayan boşnaklar arasında, doğum geçiş ritüelleri adı altında icra edilen islamiyet öncesi inanç kültlerine ait pek çok ritüelin, kimi zaman çok fazla deforme olmadan kimi zaman da islâmi bir kimlik kazanarak veya boşnak inanç dairesi içerisine sızarak, kendine yepyeni bir yaşam alanı oluşturmuş olduğu açıktır.
+
özetle, türklerin bosna-hersek’te bulunduğu süre içerisinde gerek islami ve gerekse gayri islami pek çok inanç motifi, yukarıda ifade ettiğimiz üzere boşnaklar arasında da muhatap bularak kendine yeni bir yaşam alanı oluşturmuş ve o günden bugüne değişen formatlarda varlığını sürdürmüş olsa gerektir ki bu, çok köklü boşnak-türk ilişkisi göz önüne alındığında gayet doğal karşılanmalıdır.
http://dedekorkutdergisi.com/Makaleler/1839433075_sumbullu_yusufziya.pdf

geleneksel tıbbın yeniden üretim sürecinde kadın
-ankara kent örneğinde kuşaklar arası çalışma-
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/10790/Geleneksel%20T%C4%B1bb%C4%B1n%20Yeniden%20%C3%9Cretim%20S%C3%BCrecinde%20Kad%C4%B1n.pdf

sosyal haklar ve özürlüler: özürlülük modelleri bağlamında tarihsel bir değerlendirme
http://arastirma.disk.org.tr/wp-content/uploads/2020/08/2010sosyalhaklar.pdf

tarihte kadın
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/33408/sedef_kapanoglu.pdf

endokrin açıdan iskelet displazileri
http://www.journalagent.com/cocuk/pdfs/CD_14_1_1_15.pdf

çocukta servikal yerleşimli bir venöz malformasyon: olgu sunumu
https://tgkdc.dergisi.org/uploads/pdf/pdf_TGKDC_357.pdf