yazı 29

insanlar bütün günü gün ışığından uzak, kapalı havasız ortamlarda, zehirli maddeleri soluyarak geçirirler. bu şartlar, en küçük bulaşıcı hastalığın büyük felaketlerle sonuçlanmasına yol açar.
+
savcı hemşerilerini yargılamayı, doktor insanların hasta olmasını, mimar evlerin yanmasını, camcı bütün camların kırılmasını arzular.
+
suç olmazsa savcı, hasta olmazsa doktor işsiz kalır.
+
bulaşıcı zehirler çoğalıyor: yakında vebanın bir değil dört çeşidine sahip olacağız.
+
bu ülkede hükümet görevlileri, artık her zamankinden daha fazla hastanın kabul edilmesi ve birkaç yıl öncesine göre daha fazla ayakta tedavi ve acil bakım sağlanması olgularından gurur payı çıkartıyorlar.
+
sanki insanların daha fazla hasta olması gurur duyulacak bir şeymiş gibi.
+
doktorlarla sağlık endüstrisinin çıkarları, halkın sağlığına karşı birleşmiş gibi görünmektedir.
+
fourier’ye göre ilaçla iyileştirilebilecek hastalıklarda bile hastaya tutkusal destek verilebilir.
+
hastanın, hastanede, çevresinde ölüler veya ölmek üzere insanlar görmesinin, hastalıklı bir hava solumasının, iniltiden başka bir şey duymamasının, üstelik « kendisine köle muamelesi yapan otoriter maaşlılar » tarafından tedavi edilmesinin iyileşmesini olanaksızlaştırdığını savunur.
+
hastane öyle bir iyilik yuvası, öyle bir yardım ki, hastayı yaşarken mezara indiriyor.
+
doktorlarımız, ruh hastalıkları tedavisinde, duvarları pişmiş elmalarla delmeye çalışan muhasaracılara benziyorlar.
+
uyum, hastanesiz bir toplumdur.
+
fourier, fabrikaların insanın beden ve ruh sağlığına zararlı olacak biçimde inşa edilişi, kentlerin sokaklarının pisliği, hijyenden uzaklığı ve hava almayacak biçimde iç içe geçmesini her zaman eleştirmiş, evlerin havadar tarzda, doğayla bütünleşecek ve geleneksel aile tarzında değil de ortaklaşa yaşama izin verecek ölçekte (falanster olarak) inşa edilmesini istemiştir.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/30096/Charles.pdf

çevre sorunlarının çözümü için radikal bir öneri: derin ekoloji
+
ekofeministlere göre derin ekolojistler erkeğin (insanın) doğa üzerindeki hakimiyetiyle kadının erkekler vasıtasıyla doğa üzerindeki hakimiyetini tarihsel ve felsefi açıdan görememektedir. naess’in ortaya koyduğu sınıfsız toplum düşüncesi yapaydır ve bir mal olarak doğa ile patriarşik toplumda bir mal olarak kadın arasındaki ilişkiye önem vermemektedir. en derin ekoloji ise hem feminist hem de siyasal- sosyal olarak eşitlikçidir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1724630

insan-çevre ilişkisi ve türkiye’de 1980 sonrası sağ siyasetin çevreye ilişkin yaklaşımı
http://www.ajindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423877875.pdf

çevreci hareketin siyasallaşma süreci
http://eskidergi.cumhuriyet.edu.tr/makale/52.pdf

insan merkezli patriarkal tüketim toplumu ekolojik krizle birlikte ekonomik ve sosyal krizi de getirdi. yaşam kalitesini; daha fazla tüketme ve daha fazla büyüme üzerine odaklayan kapitalist toplum tüm canlılarıyla birlikte doğayı, insanı ve de özellikle kadını tahakküm altında tutmayı artırdı. pazar ekonomisi ise, dışı yeşil, içi ne idiği belirsiz maddeleriyle kadını tüketimin hem öznesi hem de nesnesi haline getirdi.
+
21. yüzyıl kapitalizmin kendini yeşil bir posta bürüyüp elindeki savaşlarda kullanılan maddeler dahil değişik toksik maddeleri eritmeye çalıştığı bir asır olarak görülüyor.
+
kapitalist tüketim toplumu etkilerini çoğunlukla görünmez kıldığı kadar manipülasyon yöntemleriyle yeni de kadını yeni çarkların içine çekmeye çalışmaktadır. bu durum çocuğunu şu pakette bu organik gıdayla beslemekten, başka güzellik malzemesinin daha doğal, şu paket daha yeşile kadar uzanıyor. oysa o paket belki de “genetiği değiştirilmiş organizmalar” (gdo)’lu ürünler ya da amazon ormanlarında korunması gereken canlılardan yapılmış olabilir.
+
kapitalist patriarkal toplum doğaya ve doğanın varlıklarına nasıl alınıp satılıp kâr edilecek nesne gözüyle bakıyorsa kadına da öyle bakmaktadır.
+
erkekler yel değirmenleri inşa ederken kadınların sessizce söz dinledikleri, ekmek pişirip kilim dokudukları bir ekolojik toplum istemiyoruz.
+
sivil toplumun kaygısı ise tıpkı iklim değişikliğine samimi çözümlerden bir saptırma olan ‘green wash’ (yeşil yıkama) gibi bu sektörün de toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana akımlaşması ile birlikte gender wash-cinsiyet yıkamasına dönüşmesi ihtimalidir.
http://www.tr.boell.org/sites/default/files/2020-02/ekolojik%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCmde%20feminist%20tart%C4%B1%C5%9Fmalar%20kitap.pdf

porritt yeşil politika başlıklı kitabında tüm politik uçların sağ ve solun temelde doğa açısından yıkıcı olageldiği bu nedenle ekolojik temele dayalı yeşil politikanın gereğini savunmaktadır. dünyanın hayat veren kaynaklarına ilişkin geleceğe yönelik kaygılarını klasik ekonomik eylemlere dayandırmaktadır. zenginliği nicel değil nitel olarak tanımlamakta, buradaki temel ayrımı da ihtiyaçlar ve istekler üzerinde kurgulamaktadır:
… gandi’nin dediği gibi, “dünya herkesin ihtiyacına yetecek kadar olanını sağlar, fakat herkesin hırsını karşılamaya yetecek olanı değil”. isteklerle ihtiyaçlar arasındaki ayrım çizgisini çizmek hiç kolay değil ancak çizmemek işleri daha da zorlaştıracak. insan isteklerinin temelde sınırsız olduğu anlayışı birçok ekonomik analizin başlangıç noktasıdır.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/74766/mod_resource/content/1/B%C3%96L%C3%9CM%202.pdf

toplumsal ekoloji
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/55600

politik ekoloji
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1468997

ekolojik sorunların toplumsal sorunlarla ilişkisi
https://personel.omu.edu.tr/docs/ders_dokumanlari/9403_39554_1655.pdf

doğa üzerindeki tahakküm kavramının, insanın insan üzerinde, hatta erkeğin kadın, yaşlıların gençler, bir etnik grubun diğeri, devletin toplum, bürokrasinin birey, bir sınıfın diğer sınıflar ve sömürgeci güçlerin sömürge halklar üzerindeki tahakkümünden kaynaklandığına inanıyorum.
+
insanın doğaya hükmetme nosyonu, insanın insan üzerindeki, daha erken dönemlerde de erkeğin kadın; yaşlının genç üzerindeki ve nihayetinde devletin toplum üzerindeki tahakkümünden kaynaklanmaktadır.
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423869273.pdf

ekolojik hukuk bakış açısıyla ekosistem hakları
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2015-121-1530

çevre sorumluluğunun teolojik gerekçeleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/188399

ekoloji, insan ve din
+
paris halkı bütün kirli suları, idrarları ve hemen her çeşit pisliği gece-gündüz pencerelerden sokaklara boşaltırlardı. her an bir pencere açılır, “gare ı’eaui”, yani “savulun su!” sesini işitmeyen birinin, bir oturak ya da bir kova kirli su veya pislik başından aşağı dökülmüş olurdu.
+
insan, geniş sokakların ancak ortasından yürürse başına bir pislik dökülmesinden kurtulabilirdi. sokaklarda tuvalet bulunmadığından sokak köşeleri, kilise çevreleri, hatta sarayların etraft bile bu işte kullanılırdı.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/2053/294550.pdf

inanç sistemlerinden reklamlara: lüks konut reklamlarında yaratılan cennet
https://www.researchgate.net/profile/Serpil-Aygun-Cengiz/publication/301613912_Inanc_Sistemlerinden_Reklamlara_Luks_Konut_Reklamlarinda_Yaratilan_Cennet/links/57234b4c08aef9c00b810de9/Inanc-Sistemlerinden-Reklamlara-Lueks-Konut-Reklamlarinda-Yaratilan-Cennet.pdf

kültürel anlatılarda amazon kadını: hareketli bir çizgi roman uygulaması
+
uyum (erkek ve kadın arasındaki), kadınları bir mutfak önlüğü ve bir ocağın arkasına sınırlayacağımız bir aptallık ile sağlanamaz. doğa, her iki cinsiyeti de bilim ve sanat alanında eşit özelliklerle donattı.
+
kadınlar, kendi sağlıklarını hiçe sayarak birçok çocuk doğurmuş, bir ana olarak bu çocukları çok zorlu şartlar içinde yetiştirerek cumhuriyetin kurulmasında anadolu, türk ve cumhuriyet kadını imajlarının yaratılmasında öncü olmuşlardır.
+
kamusal alandan dışlanmış şeriat döneminin kadınları yerini, erkeklerle eşit haklara sahip cumhuriyet kadınını ortaya çıkmıştır.
+
cumhuriyet yol katettikçe kadını denetleme gereği duyulacaktı. buna bilimsel gerekçe bulunmakta gecikilmemişti. kadının “bünyesi”, biyolojisi zapt u rabt altına alınmasını gerektiriyordu. bu görüşler tıp çevrelerinde daha başka bir vurgu almış, kadının erkekten farklı bir “mahluk” olduğu, onun yaşamına zaman zaman “bilim adına” müdahale edilmesi gerektiği vurgulanmıştı.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/22829/10359092%20Referans%20Numaral%C4%B1%20-%20Kabul%20Onays%C4%B1z.yeniipdf.pdf

eğlence endüstrisinde kadına şiddet ve medya: müzik sanatçısı bergen örneği
+
müzik endüstrisi eğlence endüstrisinin en önemli alt kollarından biri olmuştur. kadın ise müzik ve eğlence endüstrisinin en büyük başrol oyuncularından biri olmuştur.
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1390217977.pdf

ekofeminizm: kadın-doğa ilişkisi ve ataerkillik
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/197575

ekolojik yaklaşımlı feminizm/ekofeminizm üzerine genel bir değerlendirme: kavramsal analizi, tarihi süreci ve türleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/866481

doğa-kadın dayanışması: eko-feminizm
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/5aa74ad99d41bd5a499babbbaa139179.pdf

çevreci eleştiri üzerine genel bir değerlendirme
+
ekofeministlere göre, erkeğin kadın üzerindeki egemenliği ile insanın doğa üzerindeki egemenliği arasında bir bağlantı vardır. onlara göre, doğanın tahribinden sorumlu olan insan merkezcilik değil, erkek merkezciliktir.
http://www.tekedergisi.com/makaleler/1535902975_17ayaz.pdf

yeşil ideolojiler bağlamında yeşil siyasetin türkiye’deki siyasi partilere yansımaları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/885605

doğanın siyaset paradigması: yeşil siyaset
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/438033

başka bir dünya: ekotopya!
+
ekolojik ütopya türünün öncüsü kabul edilen callenbach’ın ekotopya’sı da 1975 yılında yayımlanmış ve modern çağın gürültüsü, pisliği ve betonlaşmasına inat doğaya saygılı ve onunla uyumlu bir yaşam; alternatif bir dünyayı konu almıştır.
+
ekotopya başkanının kadın olmasıdır. yine iktidarda bulunan hayat kavgası partisi, kadınların egemenliğinde bir örgütlenmedir. zaten ekotopya nüfusunun büyük çoğunluğu yine kadınlardan oluşur.
+
sağlık kurumlarında artık uzun hasta kuyruklarına rastlanmaz; çünkü her tarafta küçük hastaneler ve klinikler vardır.
+
şehirler adeta küçük birer orman görünümündedir; her yer ağaçlarla kaplıdır.
+
caddelerde emniyet kapıları, kapıcılar, muhafızlar ya da diğer güvenlik önlemleri gibi şeyler yoktur.
+
ekotopya’nın çoğu caddesi geceleri zifiri karanlık olur.
+
ekotopya sokakları gece gündüz daima güvenlidir.
+
ekotopya’da gereksiz, görüntü ve gürültü kirliliği yaratacak hiçbir şeye rastlanmaz.
+
yatak odası ve mobilyaları da yoktur; çıplak zeminde şilte yataklarda yatarlar.
+
hastaneler ufak bir kır hastanesini andırır.
+
hastanelerde duyulan dezenfektan kokusu ekotopya hastanelerinde duyulmaz.
+
cinsel deneyimler kadınların lehine kurgulanmış ve bütün tabular yine kadınların lehine olacak şekilde yerle bir edilmiştir.
http://journals.manas.edu.kg/mjsr/archives/Y2018_V07_I04/0cfcf2ddf1530bf7254a2ecd32bfeffd.pdf

pazarlama iletişiminde sürdürülebilir tüketim olgusuna farklı bir bakış: ernest callenbach ve ekotopya yapıtı üzerine hermeneutik okuma çalışması
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423905491.pdf

saldırgan bireycilikle örülmüş olan endüstriyelizmin kişisel özerkliği yok ettiği, bireyin tüketim köleliği dışında her tür kültürel gelişmesine engel olduğu, insanı ürettiği ürüne, kendisine, topluma ve doğaya yabancılaştırdığı savunulmaktadır.
+
bilim ve teknoloji sanıldığı gibi insanlığın gelişmesinin tarafsız motor gücü değil, ideoloji yüklüdür.
+
endüstri toplumlarında mevcut kullanılış biçimleriyle bilim ve teknolojinin, doğanın ve insanların sömürülmesi mekanizmalarının genişletilmesi dışında bir gelişme yaratmadığı savunulmaktadır.
+
dünyaya yönelmiş her tehdit kendimize yönelik bir tehdittir; dünyada oluşturulan her yara bizim kendi yaramızdır.
http://www.aykutcoban.org/yayinlar/makaleler/Cevreciligin_Ideolojik_Unsurlarinin_Ekle.pdf

jonathon porritt, endüstriyelizmi, ….
http://www.aykutcoban.org/yayinlar/makaleler/Cevrecilik.pdf

politik ekolojide doğa-toplum diyalektik birliğine kuramsal bir bakış: toplumsal doğa ve doğanın kapitalist üretimi tezi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/353068

endüstrileşme ile birlikte insanların iştahı kabarır ve “tam da geleneksel kurallar etkinliklerini yitirdiği sırada bu iştahlara konu olan şeylerin daha bollaşması onları daha hırslı ve daha kural tanımaz yapar.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/593974

savaşın sanayileşmesi sürecinde savaş artık bir gösteri ve ritüel olarak görülmemeye başlamış hatta geleneksel orduların benimsediği rengarenk giysiler yerini cansız donuk kamuflajlara bırakmış nükleer silahlar ön plana çıkmıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/317225

zavallıyı koruyunuz çünkü o güvenilmez ve eğreti yaşam koşulları sonucu her gün yeni bir hakkından vazgeçmeksizin zenginlerle başa çıkamaz.
+
zavallıyı koruyunuz, eğer endüstrileşmenin meyvelerini vermesini istiyorsanız. çünkü bu zavallı tüketicilerin en önemlisidir…
+
devletin varlığını sürdürmesinin yolu savaşlardan ve çetin mücadelelerden geçmektedir çünkü askeri bakımdan güçlü olan devletin yıkılması da zordur.
+
kilise ve toprak sahiplerinin tartışmasız otorite olması, zenginlik, güç ve düşüncenin bu iki unsurda bulunması, temel ihtiyaçların karşılanması hususunda kısıtlı ve dar bir tarım ekonomisinin işlemesi, korkuya dayalı bir dünya düzenin sürdürülmesi, savaş, yıkım, salgın ve ölümlerin eksik olmaması orta çağ avrupası ve feodal yapının beslendiği kaynaklardır.
+
toprağın toprak sahipleri arasında bölünüşü, bu topraklar üzerinde siyasal iktidarında bölünüşü anlamına gelmektedir.
+
ortaçağın tek üretici sınıfı köylülerdir. hem kilise hem de toprak sahibi için çalışırlar; yine de ne ezilmekten ne de günahkâr olmaktan kurtulabilirlerdi.
+
endüstrileşmenin yarattığı stres geçmişte feodal yapının çözülmesinden dünya savaşlarına kadar pek çok oluşuma zemin hazırlamıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/626188

yeşil terimler ve anlamları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1030144

doğa paradigmasından siyasal paradigmaya: derin ve toplumsal ekoloji
https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/5521/10096214.pdf

sosyal hareketler sosyolojisi açısından çevre hareketleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-file/31653

çevre korumacılıktan radikal ekolojiye
https://personel.omu.edu.tr/docs/ders_dokumanlari/3972_72135_1655.pdf

çevrecilik hareketlerin sınıfsal boyutu ve kamu yönetimini etkileme potansiyeli
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/612730

post-endüstriyalizm ve seramik sanatı
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt12/sayi62_pdf/3sanat_sanattarihi_arkeoloji_mimari/isiktan_figen.pdf

anthony giddens’ın sosyolojisinde modernliğin boyutları
+
endüstriyalizm de yalnızca iş ortamını değil; ulaşım iletişim ve gündelik iş yaşamını da etkiler.
+
şiddet araçlarının tekel altına alınması modern devlete özgü bir eylemdir.
+
askeri güç ve şiddet unsurlarının tek elde toplanması ile ulusdevlet geleneksel devletten ayrılmaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/285592

endüstrileşme olgusu ve endüstriyel reklamcılık
+
endüstrileşme milli geliri, milli gelirin yükselmesi ise halkın satınalma gücünü arttırır. nihayet üretimdeki kalite artışı rekabeti, rekabette günümüzde önemli bir yer tutan reklam olgusunu doğurmuştur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/177909

anthony giddens’ta küreselleşme ve ulus-devlet ilişkisi
+
modernleşme, hepsi bir arada modern dünyayı oluşturan bireyselleşme, sekülerleşme, endüstrileşme, kültürel farklılaşma, metalaşma, kentleşme, bürokratikleşme ve rasyonelleşme süreçlerini anlatan bir terimdir.
+
modern toplumlarının kapitalist mi yoksa endüstriyel mi olduğu konusundaki tartışmalara, birini diğerinin bir alt türü olarak gören yaklaşımlara karşı giddens, kapitalizm ve endüstriyalizmi iki ayrı örgütsel küme ya da modernlik kurumlarıyla ilişkili boyutlar olarak görmek gerektiğini söyler.
+
endüstriyalizm kapitalizmin bedeni, kapitalizm onun ruhudur.
+
kapitalist toplumun ekonomik düzeni kapitalist ve endüstriyalisttir. kapitalist girişimcinin rekabetçi doğası, teknolojik yeniliklerin sürekliliğini beslerken endüstrileşmeyi geliştirir.
http://openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/5006/10207353.pdf;jsessionid=149AF064767D3E860D2E352DB11F6377

endüstrileşme sürecinde bir tüketim objesi olarak aile
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/198111

medya endüstrisi
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/kok/medyaendustrisi.pdf

güzellik ve sağlığın endüstrileşmesi ve ticarileştirici söylemlerin sosyal medyada inşası: instagram örneği
+
küresel güzellik pazarı genellikle beş ana iş koluna ayrılmaktadır. bunlar, cilt bakımı, saç bakımı, renk (makyaj), kokular ve banyo malzemeleridir.
+
bu ürünler incelendiğinde sanki birer temel tüketim malzemeleri gibi sunuldukları görülmektedir. ama bu ürünlerin bugün endüstriyel hale gelmesi daha çok olumsuz durumları barındırmaktadır.
+
güzellik endüstrisinin gelişimi politik, sosyal, ekonomik ve kültürel süreçlere ışık tutmaktadır. örneğin kadınların istihdamındaki dalgalanmalar, güzellik terapistinin tarihi ve istihdamının analizi ile anlaşılabilmektedir. kadınların bedenleri üzerindeki siyasi savaşlar, sunulan tedavilerle görülebilmektedir.
+
sağlığın endüstrileşmesinin bir adımı olarak görülebilecek olan güzellik ürünlerinin endüstrileşmesi aslında hastalıkların bile yaygınlaşmasına hizmet etmektedir.
+
beden, sağlık ve tıp endüstrisinin hem nesnesi ve temel amaçlarını edinmesinde aracıdır ve aynı zamanda kitlelere verilen mesajlar için uygun bir semboller dizinidir.
+
sağlık uygulamaları, varlığını ve meşruluğunu beden üzerinden kurmuş büyük bir iktidar alanıdır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1063148

emperyalizm ve kapitalist endüstrileşme
https://www.birikimdergisi.com/images/UserFiles/images/Spot/70/18-19/emperyalizm_ve_kapitalist_endustrilesme_bill_warren.pdf

endüstrileşme zorunluluğu ve mühendislik hizmetleri
https://www.emo.org.tr/ekler/3b3214d792caf31_ek.pdf?dergi=370

endüstrileşmiş konut üretiminde kitlesel bireyselleştirme
https://jag.journalagent.com/megaron/pdfs/megaron-87587-article-sariyar.pdf

cinsel zorbalık – ırza tecavüz olgusunun tarihçesi
https://www.booktandunya.com/2020/08/susan-brownmiller-cinsel-zorbalik-irza-tecavuz-olgusunun-tarihcesi/

tecavüzü, hegemonik erkeklik zemininden kavramak…
https://cins.ankara.edu.tr/tecavuz.pdf

anne çocuk sağlığı
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/cocukgelisimilisans_ao/annevecocuksagligi.pdf

covıd-19 pandemisinin görünmeyen yüzü: aile içi kadına yönelik şiddet
https://jag.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD-37973-LETTER_TO_EDITOR-UNAL.pdf

covid-19 pandemisi nedeniyle yaşanılan toplumsal izolasyonun aile içi ve kadına yönelik şiddet üzerine etkisi
http://unikasaglik.karabuk.edu.tr/Makaleler/1423649961_Y%c4%b1lmaz%20ve%20Ayd%c4%b1n%20Do%c4%9fan.pdf

meme kanseri modelleri
http://cms.galenos.com.tr/Uploads/Article_26312/NTS-5-30.pdf

kadın voleybolcuların durumluk ve sürekli kaygı düzeylerinin incelenmesi
http://acikerisim.gelisim.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11363/1661/599730.pdf

osmanlı ülkesine abd nüfuzu yerleştirme aracı: tıbbi misyonerlik
http://isamveri.org/pdfdrg/D03262/2018_16/2018_16_KESKINBORAHK.pdf

osmanlı döneminde denizli sancağında gayrimüslim doktor ve sağlık görevlileri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/422571

yakın şarkta batı nüfuzu üzerine bir değerlendirme: anadolu’daki amerikan misyon hastaneleri (1880-1930)
http://www.turkiyat.hacettepe.edu.tr/dergi/15sayi.pdf

19. yüzyılda ayıntab‘da gayrimüslim (ermeni) hekimler
http://basinyayin.kilis.edu.tr/duyuru_dosyalari/Mercidab%C4%B1k%20Sempozyumu%20Bildiri%20Kitap%2026-27%20Ekim%202017.pdf

kadın konukevi hizmeti almakta olan kadınların psikolojik dayanıklılık ile umut düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
+
kadına yönelik şiddet ilk olarak 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında toplumsal bir sorun olarak kabul edilmiş ve bu sorunla mücadele edebilmek için kadın danışma merkezleri ve kadın konukevleri açmanın vazgeçilmez ve acil bir gereklilik olduğu fark edilmiştir.
+
literatür taramasında bazı araştırmacılar tarafından ilk kadın konukevinin 1968 yılında norveç’te açıldığı belirtilmektedir.
+
türk dil kurumu sözlüğünde umut kavramı “ummaktan doğan duygu, ümit ya da olması beklenilen veya olacağı düşünülen şey” olarak ifade edilmektedir. umut kavramının ingilizce karşılığına bakmak gerekirse “hope” kelimesi arzu etmek, beklemek anlamında karşımıza çıkmaktadır. kökeni bilinmese de dans etmek, hoplamak, afyon, şarap gibi anlamlarla ilişkisi bulunmakta ve buradan hareketle umudun uyuşturucu ile bağdaştırıldığı görülmektedir.
+
umut yapı olarak sabit değil hareketli bir kavramdır, olaylara ve zamana göre farklılık gösterebilir. nowonty yaşam boyunca umudun sürekli değişim gösterdiği görüşünü savunmuştur. umut yaşaması için bireye güç vermektedir.
+
umuda yönelik ilk kuram stotland tarafından geliştirilmiştir. stotland’ın geliştirdiği umut teorisi bilişsel öğeleri temel almaktadır. stotland’a göre teorisinin temel felsefesi “bir amaca varmak için sıfırdan fazla beklentiye sahip olma” olarak belirtilmiştir. stotland tarafından umut seviyesinin yüksekliği, kişinin amaçlara ulaşma ihtimalinin fazla olduğuna inanmasının sonucudur. stotland ayrıca harekete geçebilmek için biraz da olsa hedefe yönelik düşüncelere sahip olmanın gerekli ve önemli olduğunu belirtmişti.
+
sürekli bir biçimde şiddet içeren saldırıların odağı olmak fiziksel ve psikolojik olarak birçok sağlık problemini de beraberinde getirmektedir.
http://acikerisim.ybu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/1966/599067.pdf

yeni kapitalizmin kültürü
https://anarcho-copy.org/free/yeni-kapitalizmin-kulturu.pdf

osmanlı hukukunda hekim sorumluluğu ve xvıı. yüzyılda ünlü bir fıtık cerrahı
+
eğer hasta ağır bir tıbbi müdahalede hayatını veya bir göz ameliyatında gözünü yitirirse hekime el kesme cezası verilirdi. hekimin başarılı geçen ameliyatlardan ücret alması yasaktı.
+
hasan beşe’nin hastaları çok çeşitlilik arz etmektedir fakat peşinen belirtelim ki içlerinde hiç kadın hasta yoktur. bu durum kadınların fıtık hastalığına yakalanma riskinin daha az olabileceğini düşündürebileceği gibi, çeşitli sosyal ve ahlâkî sebeplerle kadın hastaların cerraha gitmediği şeklinde de yorumlanabilir.
+
cerrahların verdikleri hizmet karşılığı ücret alıp alamayacakları fetva kitaplarına konu edilmiştir.
+
bir olayda, 90 gün süren bir tedaviden sonra hekime 1500 akçe ödeyen gemide çalışmakta olan bir hasta, gemiye avdetinden bir ay sonra yarasına alet dokununca tekrar tedaviye muhtaç olmuş ve hasta bu sebeple hekime ödediği tedavi ücretini talep etmişti.
+
bu işlemler yapılırken hastaya fazla acı hissettirmemek için uyuşturucu maddeler kullanılıyor muydu? bu soruyu sahillioğlu da sormuş ve hastalıktan “ifâkat” bulma tabirinin arap dilindeki kök anlamına temas ederek hastanın uyuşturulma ihtimalinden söz etmişse de kanımca bu zayıf bir olasılıktır. bu işlemlerin hangi araçlarla nasıl yapıldığı hakkında herhangi bir bilgi verilmiş değildir.
+
ameliyatların havaların sıcak olduğu bahar ve yaz aylarında yoğunlaştığı göze çarpmaktadır.
https://cdn.istanbul.edu.tr/FileHandler2.ashx?f=osmanli-hukukunda-hekim-sorumlulugu-ve-xvii.-yuzyilda-unlu-bir-fitik-cerrahi—fethi-gedikli_636921441556562521.pdf

anadolu selçuklu sultanlarının gayrimüslim kadınlarla evlilikleri
+
evlilikler daha ziyade bizans, gürcü ve haçlı prensesleriyle gerçekleşti.
http://dieweltdertuerken.org/index.php/ZfWT/article/viewFile/281/i_ciftcioglu

osmanlı toplumunda zimmî kadınların kadı mahkemelerini kullanma pratiği: vidin örneği (1700-1750)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/508408

osmanlı devleti’nde kadınların hak arama kültürü
https://cdn.istanbul.edu.tr/FileHandler2.ashx?f=osmanli-devleti%E2%80%99nde-kadinlarin-hak-arama-kulturu_ensar-kose.pdf

bulaşıcı hastalıkların yayılımının tahmininde deterministik modellerin kullanılması
+
bulaşıcı hastalıklar ile ilgili ilk matematik model 1766 yılında yayımladığı “an attempt at a new analysis of the mortality caused by smallpox and of the advantages of inoculation to prevent it” çalışması ile daniel bernoulli’ye aittir. çalışmada, bu dönemde çiçek hastalığı için geliştirilen bir aşılama yöntemi olan variolation tartışmaları matematik bir modelle değerlendirilmiştir. variolation, hafif düzeyde çiçek hastalığı enfeksiyonu taşıyan bir bireyden alınan yara kabuğu veya cerahatin sağlıklı bireylere burun veya ağız yoluyla verilmesi şeklindeki bir aşılama tekniğidir. variolation enfekte olmuş bireylerin % 30 olan ölüm risklerini % 1’e kadar indirse de, kimi zaman hastalığa belki de hiç yakalanmayacak olan bireylerin ölümüne de yol açması nedeni ile tartışma konusu olmuştur. bernoulli kurduğu modelle, yaygın olarak yapılacak aşılama sonucunda, toplum için ortalama beklenen ömrün 26 yıl 7 aydan 29 yıl 9 aya çıkacağını ispatlamıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/165714

türkiye’de ilk defa salgın oluşturan viral bir etkenin coğrafi bilgi sistemiyle mekânsal analizi: sığırların nodüler ekzantemi
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/9163/10299480_Olcay_%C3%87a%C4%9Flar_Tez_.pdf

finansal bulaşma üzerine bir literatür incelemesi
+
finansal bulaşma (financial contagion) kavramı kriz dönemlerinden sonra en çok tartışılan konulardan biri haline gelmiştir.
+
finansal bulaşma ekonomi ve finans yazınında özellikle son yıllarda sıkça yer alan bir konu olmasına rağmen bulaşmanın tanımına ve bulaşma kanallarına ilişkin ortak bir görüş mevcut değildir.
+
bulaşma (contagion) kavramı finans yazınında tıp alanındaki kullanımından adapte edilmiştir. yani hastalıklı olan bir piyasadan başka bir piyasaya hastalığın yayılması olarak düşünülebilir.
+
kısıtlı tanıma göre, yaşanan bir şokun başka bir ülkeye aktarılmasının veya piyasalar arasındaki korelasyonun sebebi ülkelerin birbiriyle olan ekonomik bağları (fundamental links) ile açıklanamıyorsa bulaşma etkisi söz konusudur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/411573

su mühendisliğinin 5000 yılı
https://izmir.imo.org.tr/resimler/ekutuphane/pdf/925.pdf

si epidemik hastalıkların matematiksel modeli ve kararlılık analizi
https://avesis.erciyes.edu.tr/dosya?id=eeb529cc-811b-45ff-9dd9-f22fdd2b0dae

salgın hastalıkların yayılımı için matematiksel modeller ve uygulamaları
http://tkmd.org/wp/wp-content/uploads/kadinvebilim5/Abstract_AyseH%20Bilge.pdf

matematiksel epidemiyoloji: pandemik a/h1n1 gribi vakası
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/98142

salgın hastalıkların tahmininde kullanılan si ve sis modellerin uygulamaları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/819139

tüberküloz’da bulaşma
+
uzun yıllar genetik geçişli bir hastalık olduğu düşünülen tüberkülozun bulaşıcı olduğu görüşü 16. yüzyılın ortalarında ortaya konulmuş ve bu dönemde hastaların toplumdan izolasyonu başlamıştır. 1843’de insandan alınan kazeöz materyalin tavşanlara enjeksiyonu ile tüberkülozun bulaştığını deneysel olarak gösterilmiştir.
https://verem.org.tr/uploads/pdf/23kongre/tuberkuloz_bulasma.pdf

insan ve hasta hakkı olarak tıpta helal standardı
https://www.dergiayrinti.com/index.php/ayr/article/download/1456/2570

avrupalı cadıların bostanları, istanbullu kocakarıların çiçek aşısı ve cinchon kontesinin kınakına ağaçları: modern tıp tarihi kadınları neden yazmadı?
+
eskiden insanlar hastalığın ne olduğunu bilmezlerdi. yatağa giderlerdi ve ölürlerdi. biz bugünlerde karaciğer, akciğer, bağırsak, mide, bilmem ne gibi lafları öğreniyoruz! insanlar karnında bir acı olduğunu bilirlerdi, insanlar bundan ölürlerdi. ölüm ilkin hastanın konuşmasını vururdu: hasta dilsiz olurdu.
+
otların başından hap yaparlardı. onu yutarduk. yolda, tarlalarda bir çiçek biter, mal yaylağında… şimdi yapan yok, ooh! doğru doktora gidiyiler. şimdi başı ağrıyan doğru doktora gidiyor…
+
hem modern tıbbın tarihi yazılırken ve bilgisi üretilip biriktirilirken, hem de modern tıp pratiği uygulanırken kadınlar bu süreçlerin dışına atılmaya çalışıldı ve büyük bir ölçüde atıldılar da.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/46/2249/23594.pdf

demokratik kitle örgütü olarak türk tabipleri birliği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/814269

değişim ve küreselleşmenin birey ve topluma etkileri
http://kimyakongreleri.org/kok2015/kok2015_004.pdf

aşırılıklar çağının mirası: hobsbawm’ın tarih anlayışı çerçevesinde savaşın dönüşümü
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/43946

eric hobsbawm’ın tarih anlayışı üzerine sosyolojik bir inceleme
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000455.pdf

insan hakları ve biyotıp sözleşmesi’nin uygulanmasında türkiye insan hakları ve eşitlik kurumu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/775256

atatürk’ün son hastalığı ve “beni türk hekimine emanet ediniz” isteği hakkında
http://tttk.org.tr/wp-content/uploads/2019/06/Atat%C3%BCrk%C3%BCn-Son-Hastal%C4%B1%C4%9F%C4%B1-ve-Beni-T%C3%BCrk-Hekimine-Emanet-Ediniz-%C4%B0ste%C4%9Fi-Hakk%C4%B1nda-C.-%C3%96ner-3.pdf

mersin’de dört hekimden birisinin tabip odasına üye olmaması, üçte ikisinin oda çalışmalarına katılmaması ve bugünden sonra da katılmayı düşünmemesi, hekimlerin örgütlü yaşamın gereklerini yeterince yerine getirmediğini ve meslek örgütlerine çok fazla sahip çıkmadığını düşündürmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/152927

türk tıp tarihinde 19. yüzyılda ve cumhuriyet döneminde on iki türk hekimi ve bazı sonuçlar
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1457558

bir fıkra tipi olarak keçeci-zâde izzet molla
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/595170

osmanlı türklerinde ilim üzerinden o. şevki uludağ ─ fuat köprülü tartışması ve o. şevki uludağ’dan a. adnan adıvar’a eleştiriler
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/13248

osmanlı dönemi ürolojisinde üç isim
https://turkishjournalofurology.com/content/files/sayilar/10/buyuk/219-2253.pdf

sonra ikinci kez “darülfünun osmanî” adıyla (1870-1873) öğretime başlar. halka açık dersler de programa konur. deneye dayalı ders verilmesine halk tepki gösterir ve bazı hocalar dinsizlikle suçlanır.
+
ord. prof. dr. erich frank
+
frank, böbrekte hiçbir hastalık olmadığı halde ”ortostatik albuminüri”nin olabileceğini ilk kez ortaya koyan bilim adamıdır. frank, daha sonra diabetes mellitus konusundaki yaptığı araştırmalar ile büyük bir ün kazanmıştır. kulak memesinden elde edilen bir damla kanda yaptığı şeker tayini ile yaptığı şeker yükleme testi popüler hale gelir. frank 1911’de “esansiyel hipertansiyon”u tanımlar. frank’ı daha sonra breslau’da oscar minkowski’nin kurduğu iç hastalıkları kliniğinde görüyoruz. frank 1912’de diabetes ınsipidus’u tanımlar. frank 1913’te doçent, 1919’da profesör ve 1925’te ord. prof olur.
http://guncel.tgv.org.tr/journal/35/pdf/364.pdf

millet inşâı: özcü, modernist ve etno-sembolcü yaklaşımlar
+
modernlik, insanların birbirine kopmazcasına bağlı olduğu pre-modern toplumlardaki geleneksel bağların aşınmasıyla birlikte ortaya çıkan aidiyet boşluğu için yegâne alternatif olarak “millet”i öne sürmüştür. “millet”, modern sosyal bölünmüşlüğe karşı yeni bütünleşme ve içe alma formudur; “millî kimlik” ise, premodern (geleneksel) aidiyet kiplerinin (dinî ve etnik) yerini alacağı düşünülen yeni aidiyet kipidir.
+
kolektif tutum ve imgelerin özcülüğünü sorgulayan sosyal inşâcı yaklaşımlar, millî kimliği anma, anlatı ve sembolleştirmeyle ilgili zengin sosyo-tarihî bir külliyata başvurarak ele alma eğilimindedir. söz konusu yaklaşımlar, faillerin (özellikle elitlerin) millî kimlikleri, vatandaşlığı, dost ve düşmanları yarattığı, manipüle ettiği veya parçaladığı biçimleri gösterir (cerulo, 1997: 390). hobsbawm, gellner ve anderson’un temsil ettiği modernist çizgiyi inşâcı yaklaşımlar içinde ele alabiliriz.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/55592

eric hobsbawm, millet olarak kavranan birimin belirleyici kriterlerinden birisi olarak “belirli bir teritoryal politik örgütlenme”yi, yani, belirli bir arazi üzerinde politik bir hükümranlık tesis edecek bir yapılanmayı öngören düşünürlerden birisidir. yine hobsbawn, ulusun, modern çağın icat edilmiş bir geleneği olduğunu belirtir. uluslar ve milliyetçilik, bir toplumsal mühendislik çabasının ürünüdür ve bu süreç içerisinde birçok gelenek icat eder. toplumsal düzeni sağlamak ve süreklilik kazandırmak için yeni gelenekler bilinçli bir şekilde icat edilmelidir. hobsbawm’a göre devlet risk altındaydı ve risk o kadar büyüktü ki “devlet otoritesi 1789’dan beri tehdit altındaydı. eğer devlet, olur da, yurttaşlarını rakip vaizlere kulak vermeden önce yeni dine inandırmayı başaramazsa, pekâlâ varlığını kaybedebilir”di. modernlik, insanların birbirine kopmazcasına bağlı olduğu pre-modern toplumlardaki geleneksel bağların aşınmasıyla birlikte ortaya çıkan aidiyet boşluğu için yegâne alternatif olarak “millet”i öne sürmüştür. “millet”, modern sosyal bölünmüşlüğe karşı yeni bütünleşme ve içe alma formudur; “millî kimlik” ise, premodern (geleneksel) aidiyet kiplerinin (dinî ve etnik) yerini alacağı düşünülen yeni aidiyet kipidir.
http://acikerisim.gelisim.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11363/2445/642529.pdf

modernist milliyetçi kuramlar ışığında türk milliyetçiliğine bakış
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/31848

milliyetçilik bu anlamda yeni bir laik din haline geldi.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/100313/mod_resource/content/0/6.%20Hafta.pdf

evrensel bir uzlaşmazlık fenomeni olarak milletler ve milliyetçilikler
+
milliyetçiliğin en az iki yüz yıldır yeryüzünde aramızda olduğu herkes tarafından kabul edilmesine rağmen, bugün gelinen noktada bu denli çetrefilli ve analitik olarak üzerinde bu kadar az mutabık kalınan ikinci bir siyasi fenomen bulmak güçtür.
+
milliyetçilik bukalemunvaridir, rengini bağlamından alır.
+
milliyetçilik literatüründeki yayınların çoğu ‘bir millet nedir?’ sorusuna yanıt arama çabasıyla ortaya çıkmış, ancak pek çok insan topluluğundan hangisinin ‘millet’ olarak nitelenmesi gerektiğine karar vermenin tatmin edici bir kriteri bulunamamıştır.
+
esasında millet kavramının etimolojisine bakıldığında, sözcüğün arapça kökenli olup, dinsel bir içerik taşıdığı ve daha büyük bir toplumsal üniteyi (ümmet) tanımlamak için kullanıldığı görülmektedir. islam milleti ya da hıristiyan milleti türünden kavramsallaştırmaları bu duruma örnek olarak vermek mümkündür.
+
buna karşın, ulus kavramı daha dar bir kapsama sahip olup, aynı devlet içinde birlikte yaşayan insanlara atfen kullanılmaktadır.
+
millet, tarihsel olarak evrilmiş istikrarlı bir dil, toprak, ekonomik yaşam ile kendini kültür ortaklığıyla dışavuran psikolojik yapıdan oluşan bir topluluktur.
https://iletisimdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/IKAD/article/view/617/549

yaşam kalitesi kavramının antik dönemdeki öncülleri
+
platon, ciddi bir hastalıktan muzdarip kimsenin hayatının yaşanmaya değer bir hayat olmadığını belirtmekte ve kronik hastalığa sahip olan ve bu nedenden dolayı işini devam ettiremeyen bir marangozu örnek olarak vermektedir.
+
platon’a göre, doktorların yardımları sayesinde uzatılmış bir yaşam, uzatılmış bir ölüm sürecine dönüşmektedir. bu durumda marangoz için en iyisi bir an önce ölüp tüm üzüntülerden kurtulmaktır, çünkü alışmış olduğu işini yapamadan sürdüreceği bir yaşamın onun için bir anlamı olmayacaktır. platon’a göre bu durumda olan bir kişi tıbbi tedaviyi reddedip hastalığını akışına bırakmalıdır.
+
platon’un devlet modeline göre sağlıkçıların görevi ancak iyileşebilecek olan hastalıkları tedavi etmektir. tıp sanatı, uzun süreli kötü bir yaşamı beraberinde getiren kronik hastalıkları değil, kısa sürede iyileşebilecek hastalıkları iyileştirmeye hizmet etmelidir. bu doğrultuda platon yıllar süren tedavileri benimsememekte ve ölümle olan savaşında diyet ve egzersiz yardımıyla uzun yıllar yaşayan herodikos’u kınamaktadır.
+
platon’un devlet’in bir başka pasajında hekimlerin kötü bir hayatı uzatmaya çalışmak zorunda olmadıklarından bahsetmesi ise, modern tıbbın “boşuna tedavi” nitelemelerini çağrıştırmaktadır.
+
işte asklepios bu gerçeği biliyordu. onun için de hekimliği yalnız bedenleri doğuştan sağlam olup da, geçici bir hastalığa tutulmuş insanlar için kullandı. bu hastaları ilaçla, bıçakla iyi ederken, onları gündelik işlerinden, yaşayışlarından ayırmıyordu. içini hastalık sarmış olan bedenleri kan alma, kusturma, içini temizleme gibi yollarla iyi edeceğim diye, kötü bir hayatı uzatmaya uğraşmazdı. böylelerin kendilerine benzeyecek çocuklar yapmalarını doğru bulmazdı. tabiatın verdiği ömrü yaşamaya gücü yetmeyen adamı, iyileştirmenin, ne o adama, ne de topluma fayda vermeyeceğine inanıyordu.
+
çünkü yaralanmadan önce sapasağlam olan insanlara, bir merhem yeter; bir içki bile onları iyi edebilir. ama yaradılıştan hasta ve kötü yaşamış bir insanın ömrünün uzatılmasında hiçbir fayda görmüyorlar; bu insanlar, kral midas’tan da zengin olsalar, hekimliğin bunlarla uğraşması gerekmez, diyorlardı.
+
aristo’ya göre insan eylemlerinin temel amacı, şartların el verdiği en yüksek duruma veya iyiye erişmektir. bu amacı gerçekleştiren kişi aynı zamanda en yüksek yaşam kalitesine de ulaşmaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/643981

bir hekimin hataları
+
benim ortaya koymaya çalışacağım hatâlar, kendi ihtisas sınırlarının dışına çıkıp, kâh bir ilim adamı, kâh bir peygamber edası takınarak milliyetçilik vaazları veren bir doktorun fikirlerindeki sakatlıklar, bilgisindeki çarpıklıklardır.
https://core.ac.uk/download/pdf/95044537.pdf

sağlık sektöründe kadın emeğinin toplumsal cinsiyet açısından analizi
+
sağlık sektörü, tarihsel olarak kadınların çoğunlukta olduğu bir sektör olmanın yanı sıra giderek daha fazla feminize olan bir sektördür.
+
kadınların işgücü piyasası dışındayken ucuz ve piyasaya kolayca çekilebilecek bir emek kaynağı oluşturması, kadın emeğinin değerinin düşük, toplumsal olarak elde ettiği gelirin “ikincil gelir” olarak algılanması, ev içindeki sorumluluklarının çoğu zaman değişmeden sürmesi nedeniyle bu sorumlukları ile uyumlu evde çalışma, kısa çalışma gibi atipik çalışmayı kolayca kabullenmesi, sabır ve tekrara dayalı işlerde yoğunlaşması, örgütsüz ve itaatkar olmaları, kolayca vazgeçilebilir olması gibi özellikler sermaye bakımından kadın işgücünü cazip hale getirmektedir.
https://www.calismatoplum.org/Content/pdf/calisma-toplum-1368-ac7e33a0.pdf

sevgili kadınlar,
sağlık hizmetleri muhafazakârlaşmaktadır. toplumun tarihsel sağlık birikimi modern tıp algısı içerisinde önce yok sayılmış, şimdilerde ise sağlıkta iktidar odaklarının tekeline alınmak ve ticari bir değere dönüştürülmek için geleneksel tıp adı altında yeniden toplumun hizmetine sunularak rant kapısına dönüştürülmek istenmektedir.
https://ses.org.tr/wp-content/uploads/2020/09/SES-KADIN-KURULTAY-K%C4%B0TABI.pdf

tıbbi söylem ve iktidar: medyada “diyet-zayıflık-sağlık” ilişkisi etrafında bedenin denetimi
+
beden bir form mudur? nesne midir? beden ruhun iğrenç giysisi midir? yoksa bize hayat veren organlarımızın taşıyıcısı yani biyolojik olan mıdır?
+
tıp, eğitim, siyaset, din, hukuk, medya gibi birçok kurum birbiriyle işbirliği içinde bedenleri şekillendiren söylemleri üretmekte, bedenle ilgili formları yönlendirmektedir.
http://proje.akdeniz.edu.tr/mcri/mjh/3-1/MJH-18-Meral_Timurturkan-Tibbi_Soylem_ve_iktidar_medyada_diyet-zayiflik_saglik_iliskisi_etrafinda_bedenin_denetimi.pdf

kadını görmeyen bilim ve sağlık politikaları
http://mersintabipodasi.org.tr/wp-content/uploads/2010/05/kadinhekimlik.pdf

türkiye’de kadınların sağlığı
http://www.phd.org.tr/19kongresunum/nilay_etiler.pdf

kadın ve doğa üzerindeki tahakküme alternatif bir bakış: ekofeminizm üzerine bir değerlendirme
https://journals.tplondon.com/bc/article/download/473/466/479

mevlüt akyıldız’ın gözüyle kadın ve erkek ilişkileri
http://journalofsocial.com/Makaleler/2005178206_1.%20ID338_6-28.%20Yayan&%c3%87erimli_1041-1053.pdf

genital estetik cerrahide ex-plissit modeli ile danışmanlık ve bakım
https://www.gevhernesibedergisi.com/Makaleler/1230087406_29-38.pdf

çalışan kadınların sağlık bilincinin sosyolojik analizi (malatya örneği)
https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/14703/354920.pdf

türkiye’de biyo-iktidar açısından sağlık hizmetleri ve kadın
https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/2595/445179.pdf

eski yunan ve roma’da filozof sofraları
+
mideye borçlu olduğun şeyi ver elindeki her şeyi değil.
+
pythagoras cinsel organa ya da hades‘in kapısına benzediği için bakladan uzak durmuştur. plinius‘a göre bakla ölülerin ruhlarını barındırmaktadır.
+
evden kaçsa da karşısına çıkan bakla tarlasına girmeye cesaret edemeyen pythagoras baklaya basmaktansa ölmeyi tercih ettiğini söyleyerek durmuş ve yakalanıp orada öldürülmüştür.
+
sokrates‘e göre önemli olan ölçülü yemektir, küçük bir parça ekmekle koca bir tabak yemeği tüketen kişi oburdur.
+
kinik felsefesinin kurucusu sinoplu diogenes‘in yemek alışkanlıkları hakkında anlatılanlar onun felsefesine uygun yaşam sürdüğünü göstermektedir. zamana ve mekana bağımlı olmak istemeyen filozof yemeğini heybesinde taşır ve bir heybeye sahip olmayanları “sakat” olarak nitelerdi. bu özelliğinden dolayı tapınakta veya agorada, canı nerede ve ne zaman isterse ulu orta yemek yemekten çekinmemiştir.
+
zenginlerin istediği zaman, yoksulların da yiyecek bir şeyler bulduğu zaman kahvaltı yapabileceğin söyleyerek bu konudaki fikirlerini yinelemekten geri durmamıştır.
+
ballı çörekler ve koku gibi şeyler basit yaşamın önündeki engellerdir.
+
pişirmenin gereksiz olduğunu düşünerek çiğ et yemeyi denemiş, ancak bu alışkanlığında ısrar etmemiştir.
+
filozof insan eti yemenin dine aykırı olmadığını dile getirse de bunu yapıp yapmadığını bilemiyoruz.
+
aynı dönemde hüküm süren makedonyalı aristokratlar çok daha zengin ve lüks sofralara kuruluyorlardı. aslen hippolochus‘a ait olan ve athenaeus aracılığıyla aktarılan bir metinde altın tabaklar içinde sunulan ve gümüş kaşıklarla yenen yemekler, bütün bir domuzun içine doldurulmuş ardıç kuşları, bülbüller, ateşte kızartılmış istiridye ve deniz tarağı, çeşit çeşit tatlı ve pastalar, oğlak yemeği için dağıtılan gümüş tabak ve altın kaşıklarla meyvelerin konduğu fildişi sepetler sanki makedonyalılar filozofların öğretilerini hiç duymamışlar gibi hissedilmesine neden oluyor.
+
kuru incir seneca için vazgeçilmez bir yiyecektir öyle ki aynı satırların devamında eğer ekmekle birlikte bulunursa onları kızarmış et yerine sayacağını, yalnız olurlarsa ekmek olarak kabul edeceğini dile getirmiştir.
+
sizin derin, doymak bilmez kör boğazlarınız şurada denizleri araştırır alt üs eder, burada toprakları; oltalarla, iplerle, çeşitli türden ağlarla, bin zahmete katlanarak her karada, hayvanların peşine düşersiniz. bir hayvan ancak sizin mide bulantınızda huzura kavuşabilir.
+
seneca buram buram tüten, tozu dumana karışan mutfaklarda hazırlanan yemeklerden çok doğada hazır bulduklarını tercih edeceğini de dile getirmiştir.
+
açlıktan gelen ölüm pek acı vermez, oburluktan gelirse insanı çatlatır.
+
rufus‘un eti daha az uygarlaşmış ve anca vahşi hayvanlara uygun bir yiyecek olarak tanımladığı söylenebilir. aşçıların faaliyetlerinden hoşlanmayan filozof yemek kitabı yazarlarının tabaktan zevk almak için yaptıkları işlerin sağlığı bozduğunu dile getirmiştir.
http://acikerisim.nku.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/20.500.11776/1495/5000186357-5000340889-2-PB.pdf

pieter bruegel’in janr (günlük yaşam) resimlerinde kırsal bellek
+
pieter bruegel ya da yaşlı bruegel (1525?-1569) olarak adlandırılan sanatçı, dört kuşak boyunca sanatla iç içe olan ve sanat yapan bir ailenin ilk önemli üyesidir. sanatçı, erken dönemlerinde çizim ustasıyken, daha sonra resme yönelmiştir. kırsal hayatı, mevsimleri, çiftçilerin ve köylülerin yaşamlarını resmetmiş; oldukça detaylı, karmaşık ve bir şeylerle uğraşıp iş yapmakta olan acayip ve ilginç figürlerle dolu alegorik yapıtlar ortaya koymuştur.
https://www.ijiia.com/wp-content/uploads/makale_files/66255388_file_name=Tugba%20Tastan.pdf

antik yunan’da kölelik: atina ve sparta örneği
+
erkek köleler dışarıya ait tüm işleri yapıyor, ağırlık taşıyor, tarlayı ekip biçiyor ve mahsulü topluyordu. kadın köleden ise ev işlerinde ve cinsel tatminde faydalanılıyordu.
+
mekik, kendiliğinden havada uçup dokuma işi yapmadıkça, ustanın kalfaya, efendinin köleye ihtiyacı vardır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/355338

kyrene sikkeleri üzerinde betimlenen silphion bitkisi ışığında antik çağda doğum kontrolü
+
grekçe “silphion”, latlnce “silphium ” adı ile bilinen bitki, ferula ailesinin bir üyesi olup, genellikle dev dere otu olarak bilinir.
+
silphion ağırlığı kadar gümüşten daha değerlidir.
+
plinius’un , günümüz araştırmacılarının gözünden kaçan veya her nedense üzerinde fazla durmadıkları: “kadınlar, mensturasyonlarını başlatmak için, onu şarapla içer ve onu yumuşak bir yünle kadınlıklarının içine (servüt) uygularlar” rivayetini akla getirmektedir. plinius’un bu anlatımı ise, silphion’un aynı zamanda kadınlar arasında doğum kontrolü amacıyla, gebeliği önleyici bir ilaç olarak kullanılmış olduğunu açık bir şekilde belgelemektedir.
+
özellikle i.ö. 7. yüzyılda yoğunlaşan koloni hareketlerinin başlangıcı için öne sürülen nedenler arasında kontrolsüz nüfus artışı da gösterilmektedir. hatta, bu dönemde özellikle sakat doğan çocukların ıssız yerlerde ölüme terk edildikleri rivayet edilmektedir.
+
antik çağ kadını bilinçli doğum kontrolü yapmıştır ve çeşitli bitkiler ile yapılan doğum kontrolü, günümüzde kırsal bölgelerde nadir de olsa hala varlığım devam ettirmektedir.
+
antik kaynaklarda sözü edilen bitkiler ile yapılan modern laboratuar deneyleri, klasik ilaçların çok etkili olduklarını göstermiş ve antik çağda kadınların daha iyi korundukları ortaya çıkmıştır.
http://tubaar.tuba.gov.tr/index.php/tubaar/article/download/16/249

roma zamanı ve öncesinde çıplak yumruk ve eldivenli boks
+
roma dönemlerinde boks eldiveni, metal çivilerin eklenmesiyle ve deri kayışların sertleştirilmiş bir formu üzerine sivri bir şekilde sarılmıştır. bu, sporun vahşetini büyük ölçüde arttırmıştır, birçok mağlupların ölmesine ya da sakat kalmasına neden olmuştur.
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt11/sayi59_pdf/3sanat_sanattarihi_arkeoloji_mimari/imamoglu_mehmet_osmanimamoglu.pdf

antik roma’da gladyatör oyunları
+
antik geleneğe göre gladyatörler, yasal olarak ölümü hak etmiş görülen, hayatta kalma şansı tamamen arenadaki dövüş becerisine bağlı, dövüş zamanlarının dışında kendileri için hazırlanmış olan, oldukça sıkı ve bir o kadar da kötü koşullardaki hücrelerinde yaşamak zorunda bırakılan kimselerdi.
+
gladyatör oyunları roma halkı için düzenlenen yegâne organizasyon olmayıp, bunun yanında atlı araba yarışları, vahşi hayvanlarla yapılan dövüşler gibi, birçok heyecan verici organizasyonlar da mevcuttu.
+
imparator caligula’nın da farklı türden gladyatör oyunları sergiletme gayreti içerisine girdiğini bilmekteyiz. onun bu tutumu sonucunda, arenada dövüşmek zorunda kalan kişilerin sosyal statülerinde de alışılmadık değişikliklerin yaşandığı ortaya çıkmaktadır. bu değişiklikler neticesinde, özellikle gladyatör olarak hiç bir öneme sahip bulunmayan yaşlı ve sakatların, iyi bir üne ve aile reisi olmalarına bakılmaksızın, arenalara sürüldüğü anlaşılmaktadır. bununla da kalmayan caligula, arenalarda dövüşmekle cezalandırılan (ad gladium veya ad bestias) tutukluların az olması durumunda, tribünlerdeki aşağı tabakadan birkaç kişinin seçilerek vahşi hayvanlara atılmasını emrettiği bilinmektedir. bu kişilerin vahşi hayvanlara atılmadan önce dillerinin kesilerek bağırmalarının önüne geçildiği de kaynaklar yoluyla aktarılmaktadır.
+
commodus, bir keresinde kentte bulunan ve ayaklarını doğuştan, hastalık veya kaza sonucu kullanamayacak halde olan bütün erkeklerin arenada toplatılmasını emretmiş ve onların dizlerinden birbirlerine bağlanarak tıpkı bir dev yılan görünümüne sokulmasını istemişti. birbirlerine ayaklarından bağlı olan özürlülere, kendilerini savunmaları için taş yerine sünger parçaları verilmiş ve bunun ardından tıpkı bir dev yılanı öldürür gibi topuz darbeleriyle vurularak öldürülmeleri sağlanmıştır.
http://durmushocaoglu.com/data/kutuphane/3_Antik_Romada_Gladyator_Oyunlari.pdf

eski yunan’da çocukların ve gençlerin eğitimi
+
tarihçiler, ne kadar çocuğun ölüme terk edildiği konusunda kesin bir sayı veremiyorlar, ama bu durumdan nasibini alanlar genelde kız çocukları, özellikle de kölelerin bebekleri, zihinsel engelli veya sakat doğmuş olanlar, evlilik dışı bebekler olmaktadır. bazen insanlar bu bebekleri meydandan alıp büyütebilirler ancak genelde terk edildikleri yerde hayatlarını kaybederler.
+
yunanlılar, sağlıklı çocuklara sahip olmak için ileri yaşlarda anne baba olmanın sakıncaları üzerinde de durmuşlardır. sokrates, bu konuda epey ileri giderek, gelecek kuşakların sağlıklı olabilmesi için 55 yaşını geçmiş erkek ve 40 aşmış kadınlardan doğan çocukların öldürülmesi gerektiğini çünkü bunların sakat olacağını ifade etmiştir.
https://acikerisim.deu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/7190/286501.pdf

antik çağdan modern olimpiyatlara binicilik sporu ve türk biniciliğinin olimpik gelişimi.
+
antik çağlarda at yarışları, en az bugünkü kadar heyecanlı ve çok daha tehlikeliydi. olimpik festivallerde at yarışları araba yarışlarından sonra yapılıyor, böylece zemin zaten fazlasıyla bozulmuş ve oyuklarla dolmuş oluyordu. bu bozuk zemin üzerinde atların tökezlenmesi sonucu binicilerin yerlerinden fırlayıp anında ölüme burun buruna kalması veya çok ciddi sakatlıklar yaşaması, yarışmalar boyunca sık karşılaşılan bir durumdu.
https://www.binicilik.org.tr/dokuman/e-yayin/20131017_antik_cagdan_modern_olimpiyatlara_binicilik_sporu_ve_turk_biniciliginin_olimpik_gelisimi.pdf

eskiçağlarda atletler (sporcular): eğitim, antrenman, beslenme ve sporcu yetiştirme geleneği
+
antik atletlerin bakımı ve sakatlıkların önlenmesi, paidotribes adlı eğitmenler tarafından sağlanan uzmanlık hizmetleri olduğundan, olimpiyat oyunları sırasında sağlık teşviki ortaya çıkmıştı.
+
hippocrates’in gıda üzerine yaptığı araştırmasına göre, sporcular tarafından vücut ısısını artırmak, ısınmak, spor yaralanmasından kaçınmak ve kasların esnek olması için, egzersiz öncesinde zeytinyağı kullanılırdı. günümüzde bu ihtiyacın devamı olarak, ısınma ve sakatlıkların önlenmesi için mentol, etofenamat, diclofenac vb. içerikli krem ve spreyler kullanılmaktadır.
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS02999.pdf

konuşamayan işitme engellilerin (sağırların) tarihi
http://dergi.kbb-bbc.org.tr/uploads/pdf/kbb22-1-4.pdf

giridli ali aziz efendi’nin makale-i felsefe adlı risalesi
+
hayvanlar, hayız yollu mahluk olmadıklarından yavruları dalak kanı ile beslenirler. dalak kanının tatlılığı ise diğer kana galiptir. şöyle ki, bütün hayvanlar, yediklerinden meydana gelen yeni kanı her gün hazmederler; erkeğin yaşına ve kuvvetine göre hazmetrne süresi iki buçuk saatten üç buçuk saate ulaşınca, birinci defa dahil et damarları meydana geldiğinde, çözünemez miktarda fazlalık olan eski kan dalağa, safranın fazlalığı [10b] öd kesesine, balgamın fazlalığı karaciğere itilir.
+
tıbba vakıf olan herkes kanın özünün tatlı olduğunu, acılığın ancak damarlann suyunda olduğunu bilir. dalak kanı, asli kanın özünden bir madde olduğundan oldukça tatlıdır. bu bağlamda insanın çocuğuna tuzlu kan ile tabaklama ve derinin gözeneklerine yapışan kan, tatlı dalağı kabul etmez.
http://isamveri.org/pdfdrg/D04068/2016_4/2016_4_SARITASK.pdf

platon’a göre, ilaçlar, vücuttan bazı sıvıları çekerek hastalığa son verirler. oysa güzel konuşma ustaları, ruhu sözleri ile iyileştiriyormuş gibi görünürlerse de sağladıkları geçici bir zevktir.
+
ingiltere’de rahip t. wilcocke, 1577’de verdiği bir vaazda, kalabalıkların doldurduğu tiyatroların londra’nın budalalık ve savurganlık anıtı olduğunu ileri sürüyor, veba salgını dolayısı ile tiyatroların kapatılmasına değinerek, bu önlemin hastalığı ancak geçici olarak önleyebileceğini, hastalık nedenini ortadan kaldıramayacağını, çünkü asıl nedenin insanların günahı olduğunu ve bu günâha oyuncuların yol açtığını, dolayısıyla veba hastalığına tiyatronun neden olduğunu söylüyordu.
+
victor hugo cromıvell önsözünde tiyatroda yoksulluğun, hastalığın, yozlaşmanın da gösterilmesini istemiştir.
+
kıyıcı tiyatro veba hastalığına benzeyecektir. veba nasıl acılı bir süreçle insanın tüm sıvılarını boşaltıyor, boşaltırken öldürüyor, fakat öldükten sonra hiç iz bırakmıyorsa, tiyatro da oyuncu ve seyirci üzerinde gerçek bir iz bırakmadan, onu yaralamadan bu kanlı işlemi gerçekleştirecektir.
+
dışavurumcu akım aynı zamanda yıkıcıdır. özlenen dünyanın kurulması için eski, kötü, hastalıklı, yoz düzenin yıkılmasını gerekli bulur. yıkmak, yapmak demektir. bu mucizenin gerçekleşebilmesi için kişi sorumluluğunun bilincine varmalıdır. bu da insana saldırarak, onu korkutarak, onu tehdit ederek sağlanacaktır. ancak böyle acılı bir süreçten sonra insan yeniden yaratılacaktır. ludwig rubiner dışavurumculuğun amacını 1917’de şöyle açıklamıştır:
“yaşamın amacı yalnızca ahlakidir. biz bir an için insan yaşamına yoğunluk getirmek istiyoruz. yüreği sarsan saldırılarla, tehlikelerle, korkularla insana toplumdaki sorumluluğunu hatırlatmak istiyoruz. biz, hor görülen, süprüntü sayılanlarız. biz kutsal kalabalığız. çalışmak istemiyoruz, çünkü çalışarak yapılan işler ağır gidiyor, gelişim olmuyor: biz mucizelere inanıyoruz. bizim için yıkmak, dinsel bir kavramdır, yaratıcılıktan ayrılmayan bir kavram”.
+
savaştan başka şeyde güzellik yoktur. saldırgan nitelikte olmayan hiçbir eser başyapıt olamaz. biz, dünyanın tek sağlığı olan savaşı, militarizmi, yurtseverliği, uğrunda ölünen güzel ülküleri ve kadınuı aşağılatılmasını yüceltiyoruz.
http://esgici.net/022_005/Sevda%20Sener%20%20Dunden%20Bugune%20Tiyatro%20Dusuncesi.pdf

tütsülenmiş füme yoğurt
https://www.mesaholding.com.tr/content/docs/mesayasam87.pdf

italyan tiyatrosunda 1970’lerden günümüze bir başkaldırı modeli olarak dacia maraini
+
kadınların (eş, çocuk, anne ya da metres olsun) kendilerini hep bir erkek üzerinden tanımlamaları, yaşam boyu kadın olarak verdikleri çeşitli mücadeleler tüm dünya edebiyatında yerini almaya başlamıştır.
+
roman yatay bir çizgi olarak düşünülebilir; tiyatroysa dikey bir çizgidir.
+
tiyatro insanla tanrı arasında, öteki tarafla bir bağ kurar. romansa insanın diğer insanlarla ilişkisini ortaya koyar.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/172530

benim bu çalışmada iddiam odur ki, kadınların bu çözümlemeleri dini kadın bedeni üzerinden kamusal alana taşıdığı için kamusal alanın islamlaşması yoluyla yeni bir dindarlığı bu defa da kadın eliyle inşa etmektedir.
+
bu islamlaşma mümkün olabilecek başka biçimlerin aksine son derece dişil bir islamlaşmadır.
+
islamcı erkekler neoliberal ekonomiyle eklemlenmekte bir beis görmeyip müslümanlıklarının gösterenlerini birer birer arkalarında bırakırken dini yaşamak ve kamusal olarak ifade etmek kadınlara kalmaktadır.
+
madun temsil edilmeye başlandığında, yani madun adına konuşan birileri çıktığında madunun mağdura dönüşmesi an meselesidir. yılmaz’a göre türkiyeli islamcı kadınların yaşadığı tam da budur. başörtüsü imgesi mazlumluğun ve mağdurluğun bir numaralı göstereni olarak kullanılırken tesettürlü kadınlar, ve onların dolayımıyla islamcı erkekler de, topluca madun/mağdur kategorisinin içine yerleştirilir/yerleşirler.
https://insanvetoplum.org/content/6-sayilar/8-9/16-d0104/hilal-alkan.pdf

türkiye’de değişen madun siyaseti ve ak parti’nin iktidar oluşuna ilişkin bir değerlendirme
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1033748

erkekliğin yol hali: “sarı mercedes” ve “otobüs” filmlerinde erkeklik kurguları
http://repository.bilkent.edu.tr/bitstream/handle/11693/54297/Masculinities_on_the_Road_The_Construction_of_Masculinities_in_%E2%80%9CMercedes_Mon_Amour%E2%80%9D_and_%E2%80%9CThe_Bus%E2%80%9D.pdf

yapıbozumcu kimlik okuması: spivak ve madun kadının kolektif özne statüsü
https://www.hukukkurami.net/media/file/28_01_saglam.pdf

edward said: oryantalist söylem analizinin metodolojik temelleri
+
foucault, avrupa toplumunda akıl hastalığının yaratılmasını, normatif, rasyonel benliğin tanımlanabilmesi için delinin kapatılıp susturulduğu bir ‘ötekileştirme’ süreci olarak betimler.
+
spivak’a göre bu sessiz tarih ancak madunlardan öğrenmeyi öğrenmeye açarak sessizliğini yıkabilir.
https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/d1d227d63cbacdeff25d201356c73b49.pdf

v. s. naipaul’un magic seeds adlı romanında madunların sessizliği
+
dışarıdaydın çünkü olmak istiyordun. her zaman saklanmayı tercih ettin. sömürge psikozu, kast psikozu. babandan miras kaldın. on sekiz yıldır afrika’daydın. orada büyük bir gerilla savaşı vardı. bilmiyor muydun.
http://www.sssjournal.com/Makaleler/279265880_16_71_6_ID2652_Bay_4449-4459.pdf

kültürel grameri yeniden dizmek: madunun (kadının) güçlenme pratiği olarak seyirlik oyunlar
https://sosyolojivefelsefe.files.wordpress.com/2011/10/kc3bcltc3bcrel-grameri-yeniden-dizmek-madunun-kadc4b1nc4b1ngc3bcc3a7lenme-pratic49fi-olarak-seyirlik-oyunlar.pdf

isviçre’deki minare karşıtı referandum afişlerinde islamofobi’nin söylemsel inşası
http://bilig.yesevi.edu.tr/yonetim/icerik/makaleler/307-published.pdf

müslümanlar sağlığa çok önem vermişler ve bu alanda önemli hekimler yetiştirmişlerdir. bunlar arasında batı’yı da etkilemeleri nedeniyle ali ibn abbas, ibn nefis ve ibn sina önemli bir yer tutar.
+
ali ibn abbas 10. yüzyıl hekimlerindendir. tıp sanatı adlı eseri ibn sina’ya kadar, yani 11. yüzyıla kadar el kitabı olarak kullanılmıştır. burada ali ibn abbas baştan ayağa doğru beden hastalıklarını sırasıyla konu edinir. bunların belirtilerini, teşhis ve tedavilerini ele alır. ayrıca cerrahi müdahalelerde cerrahların uyması gereken kuralları vermesi bakımından oldukça önemlidir. ona göre bir cerrahın anatomi bilgisi yeterli, aletleri ameliyat öncesi temiz olmalı ve ameliyat sonrasında hastanın bakımına özen gösterilmelidir. bu da müslüman hekimlerin bu konuda ne kadar titiz ve temiz olduklarının bir göstergesidir.
+
islâm dünyası’nın en önemli hekimlerinden biri de 13. yüzyılda yaşamış olan ibn nefis’tir. ibn nefis, şam’da nurettin zengî hastanesi’nde ve kahire’de kalavun hastanesi’nde doktor olarak çalışmıştır. ibn sinâ’nın kanunu’nun anatomi kısmı için açıklama adlı eserinde galen’in kan dolaşımına ilişkin görüşlerine itiraz etmiş ve düzeltmiştir. galen, küçük kan dolaşımını verirken kanın, kalbin sağ tarafından sol tarafına kalpte bulunan bir delikten geçerek ulaştığını söyler. ibn nefis ise yaptığı incelemelerde böyle bir deliği gözlemlemediğini belirtir. onun belirlemelerine göre kalbin sağ karıncığına gelen kan, akciğerlere gidip temizlendikten sonra kalbin sol karıncığına gelmektedir. böylece ibn nefis küçük kan dolaşımını düzeltir.
https://avys.omu.edu.tr/storage/app/public/ibrahim.serbestoglu/120556/Ortacag_Islam_Dunyasinda_Bilim_ve_Batiya.pdf

kendi zamanına kadar en büyük tıp kitabı olarak kabul edilen galen’in “anatomi kitabı” ıslam âlimleri tarafından tercüme edildikten sonra muhtevası olduğu gibi kabul edilmemiş, üzerinde tetkikler yapıldıktan sonra, içinden yanlış kısımları çıkartılmak suretiyle kabul edilmiştir.
+
ali ibni abbas, orta kulakta işitmeyi kolaylaştırıcı rolü bulunan üç küçük kemikçikten bu kemikçikler modern anatomi ilmince keşfedilmesinden asırlarca evvel bahsetmiştir.
+
burhaneddin, “şerhe’l-esbab” adlı kitabında kanın üzüm şekeri (glikoz) ihtiva ettiğini belirtmiştir. er-razî ise mide fonksiyonunda acı bir suyun rolünün bulunduğunu söylemiştir. huneyn bin ıshak ise açlık hissine, midedeki acı suyun sebep olduğuna inanıyordu.
+
şamlı alâeddin ebu el-a’la ali ibni ebi hazm el-kureyşi, kan dolaşımı nazariyesini sir william harvey’den 300 sene evvel tafsilatıyla izah etmiş, bu hakikat manchester üniversitesi’nden prof. dr. j. blaşam tarafından da teyit edilmiştir.
+
şamlı alaeddine’l-kureyşî vücut ısısının devamı için gıdaların yakıt olarak kullanıldığını belirttikten yıllarca sonra bu fikir batıda kabul edilmiştir. ebu sehl el-mesihî, gıdaların emiliminin, yaygın inanışın aksine, midede değil bağırsaklarda vuku bulduğunu asırlarca evvel izah etmiştir.
+
bugünkü tıp ilmi bir manada mikrop araştırmalarının neticesidir. mikrop ilk kez ibni sina ile tıp litaratürüne girmiştir. ibni sina, hasta insanların vücut salgılarının pis canlı mahlûklar ile koentamine (bulaşık) olduğunu açıkça belirtmiştir. ondan daha sonraları yaşayan ibni hatima ise insanın çok küçük canlılarla kuşatıldığını, bunların vücuda girip hastalık yaptığını açıklamıştır. bu noktalara dayanarak dr. gruner, müslümanların mikrobiyoloji bilgilerinden tamamen haberdar oldukları kanaatine varmıştır.
+
kanuni döneminde de musa bin hamun, eserinde cesetlerin teşrihine dair bilgi vermektedir. abdullatif bağdadî de kahire’de vebadan ölen 2.000 kadar iskelet üzerinde çalışarak galen’in osteolojiye ait yanlışlarını düzeltmiştir. ıbni maseveyh ve razî’nin maymunlar, ibni zühr’ün de keçiler üzerinde teşrih yaptığını biliyoruz. bu durumda tababette çok mühim olan anatomi ilminin tecrübeye dayalı temellerinin ıslam hekimlerince atıldığını görüyoruz.
+
islam dünyasında ilk müstakil anatomi eserini ibni el-nefis yazmıştır. “şerh-i teşrih-i ibni sina” adını verdiği bu eserinde ibni el-nefis, harvey’den 4 asır önce küçük kan dolaşımından bahsetmektedir. ıbni el-nefis bu kitabında michael servet’ten önce, 13. yüzyılda ilk defa akciğer dolaşımını tarif etmiştir. ıspanyol michael servet’in ıslam tababeti ile meşgul olması ve akciğer kan dolaşımını keşfeden ibni el-nefis’in bu eserinin madrid’deki escorial kütüphanesinde bulunması onun ibni el-nefis’den faydalandığını gösterir bir mahiyet arzetmektedir.
+
ibni sina dişlerin anatomisini şöyle anlatmaktadır:”alt ve üst çenede toplam 32 diş bulunur, 4 tane akıl dişinin olmadığı bazı durumlarda, bu sayı 28’dir. her iki çenede düz merkezi ön dişleriyle yanda bulunan kesici dişler olmak üzere 8 tane diş vardır. kesici dişlerden sonra, alt ve üstte olmak üzere her iki yanda birer köpek dişi yer alır. bu dişlerin ucu sivrice olup ısırma işleminde kullanılır. bunlardan sonra, üstte ve altta öğütmek için kullanılan 4 veya 5 tane azı dişi bulunur. eğer 5 tane azı dişi varsa toplam 32 diş eder. 5. azı dişi olan akıl dişi çıkmamışsa bu sayı 28 olur. akıl dişleri sonradan, yaklaşık 30 yaşlarında çıkar.
+
ibnü’l-heysem kitabü’l-menazir’de gözün anatomi ve fizyolojisini de incelemiştir. retina tabakasının gözün en hassas kısmı olduğunu ilk defa o ileri sürmüştür. öklid ve batlamyus’dan beri süregelen, görme hâdisesinin çıkan ışınların eşyaya ulaşarak gözün eşyayı görmesi inancının ilmî olmadığını söylemiştir. ibnü’l-heysem’e göre görme hâdisesi, eşyadan yansıyan ışınların göze gelmesi ve gözün arka odak noktasında birleşmesiyle gerçekleşir.
+
islam hekimleri bir hastayı tedavi ederken, modern tıbbın ancak çeyrek asırdan beri bildiği bağışıklık sistemine hususiyle dikkat ediyorlardı. onlar haklı olarak vücudun tabii müdafaa gücünün olduğuna ve hekimin vazifesinin ona yardım etmekten ibaret olduğuna inanıyorlardı. endülüslü ibni zühr bu nazariyeyi nefis bir ilmî üslupla izah etmiştir.
+
tıbbî ilimlerde yapılan en mühim yenilik, değişik branşların sistematizasyonu idi. firdevs, el-hikme, kamil el-sina, el-kanun, el-havi ve diğerleri bu mevzuyu gündemlerine alan ve bunu uygulayan emsalsiz hekimlerdir. yunanlıların bıraktığı miras bu çalışmalardaki bilgi ve metot zenginliğinden mahrumdur.
https://cetele.org/wp-content/uploads/2017/12/Musluman-ilim-Onculeri-IsikYayinlari.pdf

temel immunoloji
immun sisteme giriş
+
imminüte (bağışıklık) hastalıklar özelliklede enfeksiyon hastalıklarına karşı direnç olarak tanımlanır.
+
immun sistemin en önemli fizyolojik işlevi enfeksiyonları engellemek ve yerleşen enfeksiyonları ortadan kaldırmaktadır.
https://sistem.nevsehir.edu.tr/bizdosyalar/0193398843737a538a134e0ba0b641e8/1.b%C3%B6l%C3%BCm.pdf

enfeksiyon hastalıklarında immünoloji
https://www.klimik.org.tr/wp-content/uploads/2015/10/%C4%B0nfeksiyon-Hastal%C4%B1klar%C4%B1nda-%C4%B0mm%C3%BCnoloji-%C5%9E%C3%BCkran-K%C3%96SE.pdf

etimolojik açıdan tefsîr kelimesine baktığımızda, iki kök kelimeden söz edildiğini görüyoruz: bunlardan birisi, fsr; diğeri ise sfr köküdür. konumuz bakımından her iki kelimenin de ortak olan lügâvî anlamı, üstü kapalı olan bir şeyi açmak ve açığa çıkarmaktır.289 tefsir kelimesinin lügat bakımından et-tefsire kökünden olduğu da söylenmiştir. bu ise, hekimlerin, hastalığı ortaya çıkarmak için tahlil amacıyla kullandığı bir miktar su anlamına gelmektedir. bu anlamdan hareketle tefsir kelimesi şu şekilde tanımlanmaktadır: tefsir, âyetlerin üzerindeki örtüyü kaldırarak mânâyı açığa çıkarmak demektir.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/27763/499.pdf

ilk dönem müslüman hekimler ve gögüs kafesi
http://isamveri.org/pdfdrg/D00819/2014_18/2014_18_BATIRELF.pdf

tıbbi deontolojinin islami kaideleri
https://hayatvakfi.org.tr/wp-content/uploads/2016/10/HSVbulten008.pdf

din-bilim ilişkisi
+
islam dünyasında bilimin gerileme nedenleri
• moğol istilasının tahribatı.
• yöneticilerin, bilimin önemini göz
ardı edip lüks ve israfa yönelmeleri.
• ilk dönemlerin aksine artış gösteren cehalet ve yobazlık
+
şeyhülislâm saray kadınlarının da desteğini alıp padişahı rasathanenin günah olduğu yolunda doldurmaya başladı. “gökyüzünün sırlarını bulmaya çalışan devletlerin hepsi batmıştır” dedi ve hükümdarı ikna etti. ııı. murad “derhal yıkıla!” buyurdu ve kaptan-ı derya kılıç ali paşa, takiyüddin‟in rasathanesini bir gecede yerle bir etti.
+
islam dünyasında 1550‟lerden sonra pozitif bilimler medreselerden çıkartıldı. böylece de bilimle din arasında ciddi bir ayrışma ve dolayısıyla çatlak oluştu, bilimle din arasındaki doğal ortaklık bozuldu.
http://onderalkan.com/dindersioyun.com/ders-notlari/lise/nrllhbl/12.1.pdf

abbasiler döneminde islam tıbbı ve toplum sağlığı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/157437

her ne kadar müslümanların sadece ticari ilişkilerde ve ticaretin inceliklerinde ustalaştıklarına inanılsa da müslümanların üstün olduğu başka alanlar da mevcuttu. bunlardan biri de tıptır.bazı müslüman aileler, mesleklerindeki üstünlükleri sebebiyle sri lanka’nın seçkin hekimleriydi.
+
1760 yılında kral kirthi sri rajasinghe’ya tekrar bir süikast düzenlenir. o dönemde gopala ailesini temsil eden ve krallık hekimi olarak görev yapan gopala mudaliya, kralın farklı hastalıklara yakalanması sebebiyle süikast girişiminden şüphelenir. kral, en sadık destekçisi olan gopala mudaliya sayesinde kraliyet mutfağındaki başaşçı moladanda rala ve birkaç nüfuz sahibi kişinin düzenlediği olaydan haberdar olur. bu sadakatin altında kalmak istemeyen kral kirthi sri rajasinghe, isyancı moladanda’ya ait topraklarla birlikte birkaç ödül daha verip bu müslüman doktor gopala mudaliya’yı onurlandırır. bu olaydan sonra müslümanların gücü ve etkisi bir kat daha artmıştır.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000807.pdf

kanunî döneminde “mahfî” bir şair: mahfî-i gilanî ve bih-i çinî tercümesi
+
arz-ı hal ü sergüzeşt-i gilanî adlı otobiyografik bir eseri ve tercüme-i bih-i çinî adlı bir tıp risalesi tercümesi bulunmaktadır.
+
hekîm imiş ezelden çûb-ı çînî
ki her derde ki dirsen o devâdur
+
bih-i çinî ya da çub-ı çinî, smilax saparna adıyla bilinen ve eskiden kökü hekimlikte kullanılmış olan zambakgillerden yeşilimsi çiçekli, dikenli ve tırmanıcı bir bitkidir. saparna bitkisi günümüzde de alternatif tedavi yöntemlerinde kullanılmaktadır.
+
mahfî kendisi için hayır dua ister ve kimsenin tabiplere muhtaç olmaması için dua eder.
+
nažar ķıl hekīmā derīn köhne deyr
didi maĥfī tārīĥ el-‘ilmu bi-ĥayr
https://arastirmax.com/en/system/files/dergiler/79199/makaleler/7/3/arastirmax-kanuni-doneminde-mahfi-bir-sair-mahfi-i-gilani-bih-icini-tercumesi.pdf

karikatürlerle tıp tarihi
+
hadi göreyim seni. osmanlıyı 300 sene oyala. matbaaya günah desinler.
+
yaşadık. piyasada kedi kalmadı.
+
o dönemde avrupalılar, veba salgınının işledikleri günahlardan dolayı insanlara musallat olduğunu düşünmekteydiler. bu olsa olsa yüce yaratıcı’nın onlara bir cezasıydı ve kendilerini kırbaçlayarak, tanrı’nın bu cezayı kendilerinden kaldıracağına inanıyorlardı.
+
paracelsus, aslında tıpta eski olan her şeye karşı olan bir çılgındır.
+
artık eski ve geleneksel tıbba son verdim.
+
hoca kafayı yedi.
+
yaşasın çiçek hastalığı. 168 ispanyol askerim savaşmadan milyonlarca inka’lıyı teslim aldı.
+
hollandalı bir kumaşçı, hekimlerden daha önce düşündü, buldu:
hollandalı perde kumaşçısı antoni van leeuwenhoek, perde kumaş satıcısı olarak kumaşların dokumasını iyi görebilmek için tüm iyi kumaşçıların yaptığı gibi büyüteç kullanıyordu. perde takılacak camlarla uğraştığı için cam ve merceklerle araştırma yapmaya da meraklıydı. ingiliz geometri profesörü robert hooke’un (1665) mikroskop ile gözlemlerini tasvir eden micrographia (cell –hücre- kelimesini mikroskopla görerek vermiştir.) eserini okudu ve bu ona ciddi araştırmalar yapmak için ilham kaynağı oldu. büyüteçleri birleştirerek ilk el mikroskobunu yaptı ve bu ilk tıbbi mikroskopla mikroplar âlemini (tek hücreli mikroorganizmalar) ilk gören, aynı zamanda insan kan hücrelerini, eritrositleri ilk gören mucit unvanını elde etti (1674). doktor değildi ama başardıkları ile batılılar kendisine ilk mikrobiyolog demişlerdir. yaptığı mikroskop ile cisimleri en az 200 kat büyütebiliyordu.
+
kumaşçı antoni doktorların bulamadığını buldu. ben de ona muayene olurum artık.
https://www.dralicoskun.com/kitaplar/Tip-tarihi.pdf

günümüzde tıbbın babası olarak kabul edilen hipokrat (hippocrates); “bir hekim aynı zamanda filozof olursa ilahlar seviyesine yükselir” demiştir.
+
insan; içgüdüleri sayesinde hayatta kalarak nesillerini devam ettirmiş ve hastalıklarını kendileri tedavi etmiş olan hayvanların, faydalı ve zararlı bitkileri ayırt edilebildiğini fark etmiştir. hasta hayvanların hangi bitkileri yediklerini, hangilerinden uzak durduklarını gözlemlemiş ve bunları kendi hastalıklarında da kullanmaya başlamışlardır.
+
antik yunan ve roma dönemlerinde hippokrates ve galenus; “zıtlar zıtlarla iyileştirilir” ya da “benzer benzeri tedavi eder” sözleriyle ifade edilen tedavi yöntemleri, islam tıbbında “el-ilâcu bi’z-zıddu ve hıfzu’s-sıhhati bi’l-müşâbehetu” sözüyle birleştirilmiştir.
+
“el çek tabip el çek benim yaramdan, ölürüm kurtulmam ben bu veremden” bu türkü sözleri gevher nesibe sultanın ordu komutanına karşı beslemiş olduğu efsanevî aşkının özetidir.
+
komutan savaşı kazanmış, lakin yaralı olarak dönmüştür ve daha sonra da vefat etmiştir. bu olay üzerine gevher nesibe sultan üzüntüsünden verem hastalığına yakalanmıştır.
+
gevher nesibe sultanın, ağabeyine bulunduğu vasiyeti üzerine, 1. gıyaseddin keyhüsrev 1204-1206 yılları arasında şifahaneyi yaptırmıştır.
+
gevher nesibe hatun tıp sitesi de denilen bu külliye, tıp eğitimi bakımından dünyadaki ilk ciddi tıp kuruluşudur ve buna ilaveten dünyanın ilk tıp fakültesi olarak kabul edilmektedir.
https://www.researchgate.net/profile/Kifayet-Oezkul/publication/343064647_ANADOLU%27DA_ILK_TIP_MEDRESESI_GEVHER_NESIBE_HATUN_DARUSSIFASI/links/5f155387299bf1e548c66529/ANADOLUDA-ILK-TIP-MEDRESESI-GEVHER-NESIBE-HATUN-DARUeSSIFASI.pdf

“kadından ortopedist olmaz!”
efsaneyi yıkanlar…
https://www.aott.org.tr/Content/files/sayilar/423/423-4459.pdf

ressam dilsizdir.
+
susmak dilsizleşmek değil, konuşmaktan kaçınmaktır, yani gene bir tür konuşmadır.
+
kilise pek erken çağlardan beri yazıdan daha yalın bir dil bulm uştur: imge.
https://fatimekerimli.files.wordpress.com/2016/09/jan-pol-sartr-edebiyat-nedir-tr.pdf

bir kurmaca varlık olarak islâmî türk edebiyatı
+
tolstoy, yûsuf’un hikâyesindeki ahsenin ondaki evrensel kurgu olduğunu, metni anlatanın (tanrı’nın) mükemmel bir metin kurduğunu söylemektedir. o zaman biz bu ahsen sıfatından, metnin hikâye kuracaklar için örnek bir model olduğu anlamını çıkarıyoruz. zira bu metin öyle bir kurmacadır ki, dünyanın her yerinde, her sınıf ve yaştan insana bu hikâyeyi anlatsanız etkilenecektir. böyle bir metin kurmak hangi yazarın arzusu değildir ki?
+
acaba mükemmel bir kurmacada kaç tane kurgu vardır?
http://isamveri.org/pdfdrg/D228706/2012/2012_TOKELDA.pdf

sessiz dil: divan şiirinin deneysel dili
+
düşde görmüş leylî’yi bir gice bir sahip-nazar
boynunı eğmiş dururdu kabr-i mecnûn üstüne
bu beyitte, birisinin rüyasında leyla’yı, mecnun’un mezarı üzerine eğilmiş, boynu bükük bir halde gördüğü söylenmektedir. burada mecnun mezarda, leyla ise mezarın başında boynu bükük halde durmaktadır. hakikaten de leyla ve mecnun kelimelerinin arapça yazımları bu tasviri gösterir mahiyettedir. leyla ( ليلآ ) kelimesinin yazımındaki dik ve yüksek harfler, lamelif’in elif kısmının boynunun büküklüğü şâirin leyla’nın halini tasvirini aynen yansıtmaktadır. mecnun ( مجنون ) kelimesinin yazımında da bu incelik vardır. kelimeyi oluşturan hep yatay ve tek bir düzlemde yer alan harfler mecnun’un tablosu çizilen halini şeklen de göstermektedir. kelime sonundaki nun harfinin mezara benzerliği ise apaçık ortadadır. bir hattatın bu incelikleri hesaba katarak bu beyti yazdığı düşünülecek olsa her halde maksadımız daha iyi anlaşılmış olacaktır.
https://www.academia.edu/30734056/SESS%C4%B0Z_D%C4%B0L_D%C4%B0VAN_%C5%9E%C4%B0%C4%B0R%C4%B0N%C4%B0N_DENEYSEL_D%C4%B0L%C4%B0

dilbilimde işlevci – bîçimci yaklaşım
http://dad.boun.edu.tr/tr/download/article-file/52769

dünyayı anlamada dilin rolü: dilin temsil işlevi üzerine bir çalışma
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/3855/10155723.pdf

dünya konuşmaz. yalnızca biz konuşuruz.
+
bütün bilgilerin aracılı niteliği bir türlü anlaşılamamıştır.
+
tüm uygulamalar yorum içerir, tüm yorumlar da anlamayı.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/26/2047/21245.pdf

temizlik ve muadili kavramların tarihî metinlerden günümüze kullanım değerleri üzerine…
http://www.fed.sakarya.edu.tr/arsiv/yayinlenmis_dergiler/2010_2/makale_5.pdf

sosyal bir fenomen olarak dilin belirsizliği
+
modern zamanlarda belirsizlik bir “hurafe,” kesinlik ise “bilimsel”dir.
+
belirsizlik, tanımlanamaz; bir şey hem belirsiz hem de tanımlanmış olamaz.
+
belirsizlik bir şair için ne kadar arzulanır bir şeyse, bir bilim adamı ve filozof için de objektif üslup kaygıları nedeniyle o derece istenmeyen bir şeydir.
+
hiçbir dil kusursuz değildir.
+
çünkü adlar ve ifadelerinin toplamı sonludur, halbuki şeyler sonsuz sayıdadır. o vakit, aynı ifadenin ve tek bir kelimenin birçok anlamı olması kaçınılmazdır.
+
kesin bilgi arayışıyla birlikte yürütülen dili belirsizliğinden arındırma çabası, düşünce tarihinde on yedinci yüzyıl filozoflarından başka hiç kimseyi bu kadar meşgul etmemişti.
+
belirsizliğin kaynağı olarak dil bilginin önündeki en büyük engeldir ve belirsizliğin en kötüsü, kişi kelimelerini muhatabına niyetinden başka bir anlam nakletmek için seçtiği vakit vuku bulur.
+
her ifade birden fazla anlama sahiptir, fakat yalnızca bu anlamlar birbirleriyle çatıştığı vakit bu bir kusur halini alır.
+
dil iki şekilde insanı yanlış yola sürükleyebilir.
birincisi, kelimeyle gerçeklik arasındaki mütekabiliyette bir başarısızlık olabilir. bunun en açık örneği, varolmayan bir şeyin yerini tutan bir kelimeye sahip olma durumumuzdur. hatalı olarak varolduğuna inandığımız halde varolmayan bir şeyin yerine kullandığımız bir kelimeye sahip olmamızdır.
ikincisi, bizatihi düşüncenin kendisi değil de, düşüncenin linguistik temsil ediliş tarzı yanlışa sürükleyici olabilir. başka bir ifadeyle, hatalı olan düşünce değil gramerdir.
+
gerçekte kelimeler zihin üzerinde etkili olduğu halde, insanlar kendi zihinlerinin kelimelere yön verdiğine inanırlar. … kelimeler gerçekte doğaya aykırıdır. bu yüzden, bilgili insanların büyük ve ciddi tartışmaları, genellikle kelimeler ve adlar üzerinde anlaşmazlıklarla sonlanır. bunlar … bu tür tartışmaları tanımlar yaparak bir sonuca bağlamak mı daha iyi olur doğrultusundaki tartışmalardır. fakat, bu tür tanımlar da çare değildir. çünkü, tanımlar kelimelerden ibarettir ve bu kelimeler de başkalarını meydana getirir.
+
hobbes gerçek bir nominalisttir. ona göre sadece adlar vardır. kelimeler olmaksızın soyut düşünceleri kavramak da mümkün değildir. hobbes, hakikatin şeylerde değil, sadece kelimelerde ve kelimelerin kullanımında olduğunu şöyle özetler
+
locke’a göre, muhtemelen, tek bir kişi için hiçbir kelime belirsiz değildir, fakat her genel kelime birden fazla kişinin ağzında belirsiz hale gelir.
+
modern kusursuz dil arayışı, dinî bir arayışın sekülarizasyonudur. modernite, başka pek çok konuda olduğu gibi, dil konusunda da kendini dinin yerine ikame eder. bu yüzden, batıda yürütülen dil tartışmalarını şu şekilde özetlemek hiç de abartı olmaz: garp cephesinde yeni bir şey yok!
+
modern bilimden beklenen gerçekliğin kesin bilgisidir.
+
fizikçiler, pürüzsüzce işleyen mekanik bir evrene inanmaktan çoktan vazgeçtiler. kendi kendisinin bilmecesi olan insanın, içine atıldığı evrenin mutlak bilgisine uluşamayacağı meydandadır. einstein’dan beri, sadece dil değil, zaman ve mekan, ve hatta evren de belirsiz.
+
yirminci yüzyılın ilk otuz yılında fizikte yaşanan gelişmeler bize bilimde hiçbir mutlak doğrunun olmadığını, bilakis bütün kavram ve teorilerimizin keyfî, sınırlı ve tahmihi olduğunu açıkça gösterir. bu büyük gelişme bilimsel atom incelemelerinin bir sonucudur.
+
hayat insana çelişkilerle gelir. aksi takdirde, düşüncenin arnavut kaldırımları arasında yaban otları gibi yeşeren belirsizliği anlamak için ne felsefeye ne de sosyal bilimlere ihtiyaç duyardık. insan hayatı kaos ve düzenden örülmüş bir ağdır. bir oksimoron kullanmamıza müsaade edilirse, toplumsal hayat kaotik bir kozmostur: kaozmos.
+
dili belirsizliğinden dolayı bir hurafe olarak değil, bizatihi belirsizliğinden dolayı bir “oyun” olarak ele almak gerekir.
+
insan homo ludensdir; homo faber veya homo sapiens değil. homo ludens “oynayan adam”dır.
+
oyun olarak hayat yahut praksis homo ludensden önce mevcuttur. ontolojik varoluşunun temel özelliği “oyun” olan bir varlık, dünyayı da “oyun” olarak tecrübe ediyor olmalıdır. insan ve toplum hayatında başka hiçbir şey “oyun” olarak hayatı “dil”den daha iyi temsil edemez.
+
oyuncular oyunun öznesi değillerdir. oyunu sihirli kılan, oyunun oyuncular üzerindeki bu egemenliğidir.
+
oyuncu oyunu değil, oyun oyuncuyu oynar. oyun, oynayanı önceler. gadamer’in belirttiği gibi, oyun tecrübesi onu tecrübe eden kişiyi değiştiren bir tecrübe haline gelir.
+
dilin oyun olduğunu söylemek, oyunun “sosyal” bir fenomen olduğunu söylemek, “dilin sosyal bir fenomen” olduğunu söylemektir.
+
dil, bütün oyunlar içinde, insanlık tarihinin bugüne kadar keşfettiği en esnek, en açık uçlu ve yaratıcılığa en açık oyundur. oyun dildir; ve bu tez açısından tersi doğru değildir. en iyi durumda, dilin taşıdığı anlamın oyun olduğunu söyleyebiliriz. ontolojik öncelik dile aittir.
+
dil oyunları değiştiği vakit, kavramlarda bir değişim olur; ve kavramlarla birlikte kelimelerin anlamları da değişir.
+
bir kelimenin anlamı, onun kullanımını kuşatan ve belirleyen faaliyetlerde, yani “hayat formu”nda aranmalıdır.
+
bazıları aptalca dili, içinde her bir sözün matematiksel kesin bir anlam, tek bir anlam bulunan cebir gibi kesin bir şeye indirgemeye çalışır. her bir söze yalnızca tek bir anlamı bulunan bir deli gömleği giydirileblicektir; öyle ki, söylediğimiz şeyi bilimsel kesinlikle bilebilelim. ve mesajımızın alıcısı daima, kastettiğimiz şeyi tam olarak bilebilsin.
+
halbuki dil, hiçbir zaman mutlak kesinliğe ulaşılamayacak şekilde belirsiz ve çokanlamlıdır.
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/15560/1/210131.pdf

holistik hemşirelik bakımı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/709534

holistik (bütüncül) sağlık görüşü ve hemşirelik
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/837389

raymond aron’un savaş ve barış yaklaşımı
+
aron’a göre, savaş zafer elde etmek için değil, barışın yeniden tesis edilmesi için “siyasetin bir aracı” olarak nitelendirilebilir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/766425

türkiyede elit değişimi ve toplumsal yapıya etkileri
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/8353/190513.pdf

steril mimarlıklar: neoliberal geleceğin temassız mimari tasarım önerileri
http://egemimarlik.org/107/12.pdf

yönetim ve örgüt yapısına kuantum mekaniği açısından bir bakış
https://core.ac.uk/download/pdf/297935001.pdf

geleneksel tıpta iyileşmenin inanç boyutu üzerine kuramsal yaklaşımlar: psikosomatik tıp, plasebo etkisi ve kuantum iyileşme
+
geleneksel kültürün sağaltım tekniklerinden oluşan “halk tıbbı” ya da “halk hekimliği” uygulamaları, “doğal halk tıbbı” ve “dinsel büyüsel uygulamalar” olarak ikiye ayrılmaktadır. halk tıbbının en temel niteliği bütüncül (holistik) bakış açısına sahip olmasıdır. buna göre insan, içinde bulunduğu evren, doğa ve doğaüstü ile birlikte ve onların bir parçası olarak düşünülmektedir. bu anlayışta, hastalık ve sağlık konusunda da ruh ve beden birlikte tasarlanmaktadır. bu yaklaşımı temsil eden dinsel büyüsel nitelikte olan uygulamalar bu yazının merkezinde yer almaktadır. dinsel büyüsel nitelikteki halk tıbbı uygulamalarının en temel niteliği, hastaların bu uygulamadan şifa bulacağına inanması koşuludur. hastanın uygulamaya olan inancının da uygulamanın bir parçası olarak işlev gördüğü bu yaklaşımda, önce hastanın iyileştirilmesi sonra hastalığın iyileştirilmesi esas alınmaktadır. hastanın bu süreçteki inancı ve beklentisine yönelik psikolojisi iyileşmenin en temel koşuludur. insan bedenine mekanik bir yaklaşım içinde olan modern tıpta da iyileşmedeki psikolojik süreçlere odaklanan teoriler mevcuttur. psikosomatik tıp, plasebo etkisi ve kuantum iyileşme kuramları zihin ve beden etkileşimlerine odaklanarak, hasta psikolojisinin iyileşmedeki fizyolojik değişikliği başlatma potansiyelini inceler. bu yazıda da anadolu’da yaşayan “dinsel büyüsel” halk tıbbı uygulamalarındaki “inanma” koşulu, psikosomatik tıp, plasebo etkisi ve kuantum iyileşme kuramları ışığında yorumlanacaktır.
https://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=95&Sayfa=304

kanserin teşhis ve tedavisinde nanoteknolojinin önemi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/202677

nanoteknolojı̇nı̇n sağlık alanında kullanımı ve hemşı̇renı̇n sorumlulukları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/29703

hastalık olgusunun tarihsel açıklanışında önemli bir kavram: “etki göçü”
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/36/896/11215.pdf

hava yoluyla bulaşan hastalıklar görüş belgesi
iklimlendirme sistemleri etkisi ve öneriler
https://iskid.org.tr/wp-content/uploads/2020/04/Hava-Yolu-ile-Bula%C5%9Fan-Hastal%C4%B1klar.pdf

bütüncül (holistik) peyzaj planlama yaklaşımı
+
özellikle ülkemizde edafik ve topoğrafik karakteristikler dikkate alınmadan yapılar kurulmakta ve toprakların doğal özellikleri ortadan kaldırılmaktadır. binaların bitişiğinde bırakılan ve yeşil alan için ayrılan topraklar bile genetik özelliğini kaybetmiş, yapı artığı taş, beton, çimento maddeleri ile karışmış topraklardır. kent içindeki yeşil alan olarak düzenlenecek yerlere, kamyonlar dolusu toprak başka yerden taşınarak getirilmektedir. bu nedenle kent içi alanlarda, doğal toprak özellikleri, çok nadir hallerde varlığını koruyabilmiştir (çepel, 1994). bu durum, bitki örtüsünün yetişme ortamı olan toprağın değerini arttırmaktadır. bu nedenle toprak faktörü peyzaj fonksiyonunun değerlendirilmesi konusunda önemli bir bileşen haline gelmektedir.
http://acikerisim.ticaret.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11467/1431/M00690.pdf

muhasebede holistik yaklaşım – felsefik bir bakış
https://archive.ismmmo.org.tr/docs/malicozum/164malicozum/9.pdf

kuantum uyarlamalı genetik algoritmalar için çözüm kalitesini artıracak yeni bir yaklaşım
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1140386

holistik istikbal ve insan sonrası (post-human)
“fe eyne tezhebûn?” (nereye gidiyorsunuz?)
https://www.acapublishing.com/dosyalar/baski/LUMINOSOPHY_2021_205.pdf

insan şahsiyetinin gelişimine holistik bakış: felsefi perspektiften davranışçı ve bilişselci ekolün eleştirisi
http://isamveri.org/pdfdrg/D03583/2010_1_1/2010_1_1_ERDEMHS.pdf

holistik pazarlama unsurlarının müşteri sadakati üzerine etkisi: bankacılık sektörü üzerine bir araştırma
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000080.pdf

hastalık tedavisinde kullanılan bazı meyve ve sebzelerin dokularında eser element ve mineral tayini
http://abakus.inonu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11616/1031/242379.pdf

sigara,uyuşturucu ve hastalık risklerine karşı üzüm çekirdeği
https://www.medikalakademi.com.tr/?get_group_doc=19/1377189751-Grape-Seed-Article.pdf

ölçü değerlerinin tartışmasını da içeren maximum genişlik ve uzunluk arasındaki ilişki dahil yüz şeklini tam olarak gösteren bir başvuru kataloğumuz yoktur.
+
kafatası biçim bozuklukları
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/27584/mod_resource/content/1/Kafa%20yap%C4%B1s%C4%B1%20ve%20deformasyonlar.pdf

fontanel değerlendirmesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/191731

ortodontik tedavi görmek isteyen hastaların ve ailelerinin ortodontik tedaviye bakış açıları, tedavi hakkında bilgi edinme yolları ve kapanış bozukluğu farkındalıklarının değerlendirilmesi
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TT01148.pdf

maloklüzyonlar arası diş boyut uyumsuzluğunun karşılaştırılması
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/9a4ea7a191dd02548ac927f6f91a3347.pdf