yazı 34

tarımda su kalitesi ve su kirliliğinin önemi: bursa nilüfer çayı örneği
+
herhangi bir nedenle su kalitesinin bozulması ve suyun kirlenmesi sonucu tarımsal üretimde ciddi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. bu nedenle tarımda kullanılan suyun miktarı ve kalitesi tarımsal verimlilik açısından büyük önem taşımaktadır. son yıllarda, bursa ilinde tarımsal sulama ve su kirliliği konusunda ciddi sorunlar yaşanmakta ve bazı ciddi çevre sorunlarıyla karşılaşılmaktadır. son yıllarda nilüfer çayı’nda yaşanan kirlilik sorunu bunun güzel bir örneğidir.
+
genel olarak endüstriyel atıksuların sebep olduğu kirlenmelerde ekolojik denge bozulmasına daha çok rastlanmakta ve bu bozulma çoğunlukla geri dönüşü olmayan bir nitelik taşımaktadır.
+
bursa ovasında verimli tarım arazileri üzerinde bulunan kaçak sanayi kuruluşlarının atıksularını nilüfer çayına doğrudan deşarj etmeleri ile çayın su kalitesi bozulmuş ve kirlilik düzeyi artmıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/724593

su kalitesinin belirlenmesinde akuatik organizmaların önemi
http://eski.cmo.org.tr/resimler/ekler/6d87e1f7967ca96_ek.pdf?dergi=686

çalışan kadınların alternatif tıbba bakış açılarının sosyolojik analizi
https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/3642/1-26.pdf

organ nakli ve yaşam kalitesi
+
nakil sonrası ise hastalar, sağlığının eskisi gibi olacağını, hayatlarının normale döneceğini ve daha aktif olacaklarını düşünmektedirler. aslında, nakil olan hastanın hayatı kronik bir hastalıkla devam eder ve hastalar nakil sonrası fiziksel, psikolojik ve sosyal güçlükler yaşar ve yaşam kaliteleri olumsuz olarak etkilenebilir.
https://www.journalagent.com/bsbd/pdfs/BSBD-98598-REVIEW-OZSAKER.pdf

başağrısı ile prezente olan mukozal lezyonların eşlik ettiği intrakranial venöz malformasyon olgusu
https://jag.journalagent.com/tbdhd/pdfs/TBDHD-93723-CASE_REPORT-MEMMEDOVA.pdf

göğüs duvarının konjenital pektus dışı deformiteleri
https://www.solunum.org.tr/TusadData/Book/807/1252020131258-KISIM-2-DOGUMSAL-GOGUS-DUVARI–BOLUM-4-Gogus-Duvarinin-Konjenital-Pektus-Disi-Deformiteleri.pdf

kosta anormallikleri
http://www.journalagent.com/eurasianjpulmonol/pdfs/SOLUNUM_14_1_6_12.pdf

4-6 yaş arası çocukların oyuncak tercihleri ve oyun becerilerinin annenin depresyon düzeyi ile ilişkilendirilerek incelenmesi
http://acikerisim.gelisim.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11363/1214/535554.pdf

gözlükçülüğün tarihsel gelişimi ve türkiye’de gözlük sektörü
https://www.istka.org.tr/media/131779/g%C3%B6zl%C3%BCk%C3%A7%C3%BCl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn-tarihsel-geli%C5%9Fimi-ve-t%C3%BCrkiye-de-g%C3%B6zl%C3%BCk-sekt%C3%B6r%C3%BC.pdf

nizip ve köylerindeki buzağı, kuzu ve oğlaklarda anomalilerin insidansı ve bu olgularda bazı biyokimyasal değerlerin belirlenmesi
http://web.harran.edu.tr/assets/uploads/other/files/veteriner/files/dergi/2013-02/makale_1.pdf

böbrek rotasyon anomalileri (malrotasyon) ve cerrahi
http://www.jcam.com.tr/files/JCAM-3694.pdf

böbreğin pozisyon-yükselme anomalileri ve cerrahi tedavisi
http://www.jcam.com.tr/files/JCAM-3693.pdf

xvııı. ve xıx. yüzyıllarda sistemli hâle getirilen uyumsuzluk teorisi, tiyatro başta olmak üzere birçok sanat dalında kendine yer bulmuştur. teorinin doğuşunda aristoteles’in bazı görüş ve uygulamaları yol gösterici olsa da, asıl savunucuları arasında kant, schopenhauer ve beattie ön plana çıkmaktadır. “gülme, yıkılan bir umudun hiçliğe doğru ani değişiminden doğan bir duygudur.” diyen kant, gülmede “şaşkınlık” hissine vurgu yapmaktadır. ona göre, bir olaydaki/durumdaki uyumsuzluğu fark eden zihin, şaşkınlık hissinin verdiği heyecanla gülmeye başlamaktadır. “beklenmezlik” kavramını öne çıkaran schopenhauer, gülmenin kaynağını “bir kavramla, o kavram ilişkisi içinde düşünülen gerçek nesneler arasındaki uyumsuzluğun aniden algılanması” üzerinden açıklamaktadır. gülme eylemini “duygusal gülme ve hayvansal gülme” olarak ikiye ayıran beattie ise, kişiye rahatsızlık vermemek şartıyla uyuşmaz, uygunsuz ve bağdaşmaz anların gülmenin kaynağı olduğu kanaatindedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/227767

bir erkek içten içe âşık olacağı kadının yaşına, iskelet yapısına, etin dolgunluğuna, yüz güzelliğine dikkat etmektedir. kadınlar ise âşık olacakları kişinin yaşına, kuvveti ve cesaretine, fiziksel özelliklerine dikkat etmektedirler.
+
schopenhauer için kadının yaşı listenin başındadır. schopenhauer’in deyimiyle erkeğin tercihi on sekiz – yirmi sekiz yaş aralığında olmalıdır. bunun sebebi, bu yaşlar arasında kadının doğurganlığının yüksek olmasıdır. ikinci madde kadının fiziksel yapısıdır. fiziksel yapıdaki bir bozukluk (kısa boy, tıknazlık, doğuştan gelen aksak yürüyüş gibi) erkeğin kadına âşık olmasını engellemektedir. aynı zamanda kadının etine dolgun olması da gerekmektedir. bunun sebebi ise dolgun bir kadının cenini daha rahat besleyebilecek olmasıdır. erkeğin âşık olacağı kadındaki bir diğer özellik ise yüz güzelliğidir. schopenhauer’in deyimiyle burundaki bir eğiklik sayısız kızın kaderinde rol oynamıştır. burada da önemli olan türün tipidir. aynı şekilde kadınlar da erkeklerde bu tür özellikler aramaktadır. kadın için âşık olunacak erkeğin yaşının otuz-otuz beş civarında olması gerekmektedir. bu yaşlar arasındaki erkek doğurtucu gücünün doruğundadır. yüz güzelliği ise erkekte aranmamaktadır. dünyaya gelecek çocuğa bu özelliği verme sorumluluğu kadına aittir. erkekte asıl aranan kuvvet ve cesarettir. böylece kadın çocuğun hem sağlıklı olacağı hem de cesur bir koruyucusunun olacağı teminatını almış olur. kadın çocuğa kendi veremeyeceği erkeksi yapıyı, dar kalça, düz bacak, kas gücü ve cesaret gibi özellikleri taşıyan bir erkeğe âşık olmaktadır.
https://acikerisim.sakarya.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12619/90011/T08269.pdf

intihar insanı en yüksek ahlaki hedefe erişmekten alıkoyar ve bu sefalet ve mutsuzluk dünyasından gerçek kurtuluşun yerine sadece zahiren öyle görünen bir kurtuluşu getirir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/567848

asla huzurun olmadığı bu bencil olan mücadele dünyası; şeylerin birbirinin yolunu kestiği ve birinin diğerini tuzağa düşürdüğü bir dünya, ıstırap, yaşlılık ve ölümün dünyasıdır. hatta schopenhauer daha da ileri giderek bu dünyanın bütün dünyaların en kötüsü olduğunu söyler. fakat o, bütün bu kötümserliğine rağmen intiharı tasvip etmez, çünkü intihar bizi en yüksek ahlaki hedefe erişmekten alıkoyar. intihar gerçek kurtuluş yani özün kurtuluşu değil, bedenin kurtuluşudur. intihar eden kişi bedenini ortadan kaldırır, istencini, sonsuz isteme güdüsünü değil. dolayısıyla kurtuluş intiharda değil, istencin yok edilmesindedir. intihar, istencin yadsınması olmaktan uzaktır. intihar eden yaşamı ister. ancak yaşamın ona sağladığı koşullar onu doyurmamıştır. bundan ötürü o yaşama isteğini bırakmadan yalnızca bireysel görüngüyü yok ederek yaşamı bırakır. yani intihar eden, istenci bırakmadığı için yaşamı bırakır.
+
isteyerek ölmek, seve seve ölmek, neşeyle ölmek hayattan el etek çekmiş olanın, yaşama isteğinden vazgeçip onu yadsımış olanın ayrıcalığıdır. çünkü sadece o salt görünüşte değil gerçekten ölmeyi ister ve dolayısıyla o kişiliğinin sürmesine ne ihtiyaç duyar, ne de böyle bir şeyi arzu eder. o, bile isteye varoluşu terk eder; ona bunun yerine gelen hiçliktir, çünkü bunun karşısında varoluşumuz hiçliktir.
+
schopenhauer insanın insan olarak bütün eylemlerinin belirlendiğini savunur. ancak yine de insan davranışlarından dolayı sorumluluk hisseder, çünkü insanlar kendi eylemlerinin failleridir. sorumluluk olmaksızın ahlak olmaz. istenç yanlış yola sapmıştır ve bu suretle ve bu ölçüde dünya bozuk ve kusurludur.
+
schopenhauer’in dünya görüşü kötümser olsa da insan görüşü kötümser değildir. ona göre insanın yeryüzündeki hayatı boştur, fakat insan değil. çünkü insan daha iyi, daha anlamlı bir uğraş içinde olabilir. yani insan olduğundan daha iyi olabilir.
+
schopenhauer’e göre “aziz” olma yolunda ve bu ölçüde yol kat etmiş olan birisi dünyada kimsenin olmadığı kadar özgürdür, en gurur verici dünyevi zaferin ardından elde edilemeyecek bir dinginliğe ve kelimelerin anlatımına kifayet etmediği bir neşeye sahiptir.
+
kötümserlik, hayatın bir anlamı yoktur demek değildir. bu dünya mutluluk üzerine düzenlenmemiştir, yani hayatın gayesi mutluluk değildir. burada, mutlu olmak için bulunduğumuzu düşünmek bir yanılsamadır. ölüm kaçınılmazdır ve hayat onun gözünde zevkin ötesinde bir görevdir. ona göre ‘biz kurtarılmak için buradayız, doğal gereksinimlerimizi ve arzularımızı tatmin etmek (yani mutlu olmak) için değil. biz bu dünyadakiler yoldan çıktık, ezeli-ebedi düzenin dışına saptık ve hayat bizi geri getirecektir. bu yüzden ortaya çıktık, bu yüzden mekân ve zaman içine konulduk, ta ki zamanla, çeşitli ve birbirini kovalayan eylemlerimizle ve hayatımızın seyri içinde nasıl bir varlık türü olduğumuzu bulup ortaya çıkarabilelim. acı, ıstırap, hayal kırıklığı ve ölümle karşılaşma bizi kendimizi unutmaktan uzak tutacak-hayatta bu en yüksek gayeden başka bir gayemiz olduğunu düşünmekten alıkoyacaktır’. dolayısıyla ıstırap, doğru bir şekilde ele alındığında, bir arınma vasıtasıdır. ıstırap, hayatımızın ilk ve doğrudan konusu olmadıkça varoluşumuz dünyadaki en değersiz ve uygunsuz şey olur, amacından bütünüyle sapar.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/804080

aksaray ilinde meydana gelen motosiklet kazalarına bağlı kas iskelet sistemi yaralanmaları
+
motosiklet kazasına bağlı gelişen kas iskelet sistemi yaralanmaları yaşam boyu devam eden sakatlıklara ve ölümlere neden olabilmektedir. bu konuda toplumsal bilinç arttırılmalı, motosiklet kullanımı konusunda eğitim programları daha etkin ve yaygın hale getirilmelidir.
https://turkjemergmed.com/full-text-pdf/190/tur

meme kanserinde etkili tıbbi bitkiler ve sekonder metabolitleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/629150

insan toplumlarında kafatası deformasyonları
(etnoantropolojık bir araştırma)
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/71/1898/19917.pdf

kemik biyomekaniği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/403627

yurttaşlığın cinsiyeti: demokrasi ve farklılık
http://hfsa-sempozyum.com/wp-content/uploads/2019/02/HFSA9-Durakbas%CC%A7a-min.pdf

her başkanda bezginlik, her başta bir sızı var
https://www.kaznu.kz/content/files/news/folder3/Yerli%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce.pdf

sokrates bezginlik hissettiği ya da içinden çıkamadığı durumlarla karşılaştığında içinden gelen tanrısal bir ses (daimonion) kendisine nasıl davranması gerektiğini söylüyor ve o da bir tür dini sarhoşluk içine giriyordu.
https://dspace.gazi.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12602/173989/tuba_koksal_tez.pdf

whitehead’in tabiatçı teizmi:din ve bilimin uzlaştırılması
+
bir kaç nesil önce kilise sınıfı (clergy), daha açık konuşursak ralıip sınıfının büyük bir çoğunluğu cahilliğin (obscurantism) örneği idi. bugün onların yerini kötü şöhretleri ile bilim adamlan almıştır. her hangi bir neslin calıilleri, baskın metodolojinin uygulayıcılarının daha büyük kısmını oluşturur. bugün bilimsel metotlar baskındır ve bilim adamları gericidirler.
http://isamveri.org/pdfdrg/D00615/2003_37/2003_37_TURERC.pdf

hiçliğe mi? –tam da burada, sonun başlangıcını, ölü noktayı, geçmişe bakan bezginliği, yaşama karşı çevrilmiş istemeyi, en son hastalığın yumuşak ve hüzünlü belirtilerini görüyordum.
http://jocress.com/Makaleler/329956274_7-1-23_g%c3%bcng%c3%b6r.pdf

fârâbî, cahil devleti kendi arasında da birçok kısma ayırmaktadır: zaruret devleti, zenginlik devleti, bayağılık (hassa) ve düşüklük devleti, şeref devleti, güç ve kuvvet devleti ve demokratik devlet.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/103115/mod_resource/content/1/islam_felsefesi_tarihi_kitabi.pdf

j. royce’un sadakat anlayışı ve kötülüğün üstesinden gelebilmede sadakatin rolü
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/223431

sağlığın kadrini birkaç zaman sıtmayla eriyen kimse bilir; gecenin uzunluğunu hastalar bilir.
+
emirlerinize karşı çıktım mı? sizden hiç şikâyet ettim mi? hastaydım, çünkü siz böyle istemiştiniz, ben de öyle istedim. fakirdim çünkü siz böyle istemiştiniz, ben de bundan hoşnuttum.
+
epiktetos’a göre elimizde olan davranışlarımıza gelince, burada iyiyi belirleyen, olay ya da nesnelerin kendisi değil bizim onları kullanma biçimimizdir. bu yüzden epiktetos için de özgür istenç ahlakın mutlak koşuludur. ona göre hastalığı kötü sağlığı iyi olarak adlandırmak doğru değildir. hastalığı iyi kullanmak iyi, kötü kullanmak ise kötüdür.
+
ölümü cesaretle beklemek, hekim iyileşmekte olduğunu söyleyince çılgınca sevinmemek, kötüleştiğini söyleyince de müteessir olmamak gerekir. zira “kötüleşmek” ne demektir. bunun manası, canın tenden ayrılacağı vaktin yaklaşmasıdır. bu ayrılışa kötülük diye mi bakıyorsun? bu ayrılış vakti bugün gelmese bile yarın gelmeyecek midir? sen öldüğünde dünya yok mu olacak? öyleyse sıhhatli iken nasıl dinginsen, hasta iken de öyle ol.
+
bizi öldüren bir kılıç, bir tekerlek, bir deniz, bir kiremit ya da bir zorbadır. seni ahirete ulaştıracak yolun ne önemi var? hepsi birbirine müsavi (değil mi?). bu yolların en kısalarından biri seni bir zorbanın ahirete yolladığı yoldur. bir zorba, bir insanı kesinlikle altı ayda öldürmez. hâlbuki bir hastalık yıllarca sürebilir.
https://www.tufed.net/arsiv/56.pdf

felsefenin temel görevi, din ve bilimi düşüncenin rasyonel bir sisteminde bir araya getirmektir. önceki parçalarla bir çağda, bir toplumda varlığım oluşturan din, duygu ve amaçlan ile felsefenin aklî genelliğiyle bağlantı kurmalıdır. din, genel fikirleri özel düşüncelere, özel duygulara ve özel amaçlara çevirir. ferdin değişebilen eğilimleri onun kendisini aşan özel oluşunun ötesine yönlendirir. felsefe, dini bulur ve onu değiştirir; din, felsefenin kendi şemasına göre dokuduğu tecrübenin verileri arasındadır. din, duyguların tutarlı özelliğini telkin eden nihaî özlemdir, zira geçici olmayan genelleme temelde sadece kavramsal düşünceye aittir. yüksek organizmalardaki yalın duygulanımlar ile kavramsal tecrübeler arasındaki farklar, bu yüce birleştirme olmazsa hayat, bezginliği üretir. organizmanın iki yanı, kavramsal doğrulamayı temsil eden duygulanımsal tecrübede uzlaşmaya ihtiyaç duyar.
https://www.tufed.net/arsiv/37.pdf

direnmek elinizdeydi, bu neydi
çünkü ey paralar, bültenler, sabah gazeteleri
banka müdürleri, şirketler, tröstler ve karteller
ey papa xxııı. john, ey bütün din kitapları, nükleer denemeler
ey sizi bir şeylerle durmadan değiştirenler…
https://acikerisim.sakarya.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12619/77199/T09030.pdf

sıçanlarda farklı kafa travması modellerinin hipotalamo-hipofizier aksta hasar oluşturma etkinliğinin histolojik, biyokimyasal verilerle ve davranış testleriyle değerlendirilmesi
https://avesis.erciyes.edu.tr/dosya?id=1d9d3133-eef4-4677-9a7d-dcddcc522a94

erken bizans döneminde kafa travması izleri
+
7 adet kafatası morfolojik ve radyolojik olarak incelenmiştir. tüm kafataslarına 3 boyutlu tomografi çekilerek detaylı travma analizi yapılmıştır. yedi adet bütünlüğü tam olarak korunmuş kafatasından 4 tanesinde belirgin olarak travma izi saptanmıştır.
http://cms.galenos.com.tr/Uploads/Article_33201/GMJ-55-46-En.pdf

akgüney antik toplumundaki travma örneklerinin antropolojik açıdan değerlendirilmesi
+
2015 yılında akgüney nekropolünde ele geçen iskeletlerde travma izleri incelenmiştir. toplam 4 akgüney geç roma – erken bizans toplumu bireylerinde travma izlerine rastlanmıştır. 3 bireyin kafatasında travma var iken 1 kadın bireyde costada kırık saptanmıştır. kafatası travmalarına sert bir cisimle vurmanın neden olduğu tahmin edilirken, costada ki kırığın nedeni olarak düşme ihtimali daha kuvvetlidir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/982441

dragos ve haliç metro toplumlarında vertebral anomali
+
omurga kafatasının alt bölümünden başlayıp aşağıya doğru yani pelvise kadar uzanan bir sütundur ve içerisinde omuriliği barındırır. vücudumuzun dik durmasını sağlayan bu sütun vertebraların üst üste dizilmesinden oluşmaktadır.
+
vertebralar da doğuştan veya sonradan meydana gelebilecek her türlü farklılaşma vertebra anomalisi içinde değerlendirilebilir. özellikle antik çağlarda yaşamış insanlarda çevre koşulları, iş yükü ve sosyo ekonomik yapılarına paralel olarak bir takım hastalıklar olması kaçınılmazdı. dolayısıyla aşırı fiziksel güç gerektiren yoğun bir gündelik hayatta, gerek kadın gerekse erkek bireylerde omurgalara fazla iş düşmesi bu bölgelerde bir takım patolojilere neden olmuştur. vertebral anomalileri, artan vücut ağırlığı, yaşa bağlı oluşan değişiklikler ve yanlış omurga hareketleri tetiklemektedir.
+
vücudumuzun bel kemiği omurgamızdır. omurgamızın hareket etmemizde önemi büyüktür. bu sebeple sırtta yük taşımak, sürekli eğik olarak veya kollarımızı fazlaca kullanmamızı gerektiren bir işle uğraşmak, vertebralarda da ciddi anomalilere sebep olmaktadır.
+
birçok eski anadolu toplumunu oluşturan bireylerde vertebral anomaliler ile karşılaşılmaktadır. kullanım şekillerine birde yaş fonksiyonu eklendiğinde anomalilerin görülme olasılığı artmaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/564068

antik dönemde orbital selülit: cide/türbetepe tümülüsü’nden bir örnek
+
kadın bireye ait iskelette orbital selülit tespit edilmiştir.
+
orbital selülit örneği anadolu’da bulunan tek örnek olduğu için önemlidir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/86125

serbest doku nakli ile post travmatik ayak bileği rekonstrüksiyonu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/421658

karagündüz erken demir çağ iskeletlerine ait dişlerin odontometrik analizi
+
diş boyutları zaman içinde seçilim baskısı altında bir toplumdan diğer bir topluma bağlı olarak değişiklik göstermektedir.
+
dişlerden, topluluğa ilişkin morfolojik veriler topluluklar arası biyolojik ilişkilerin belirlenmesinde anlamlı odontometrik farklılıklara yol açmıştır.
+
neolitik dönemden itibaren beslenme alışkanlıklarının değişmesi diş boyutlarında önemli değişimlere neden olmuştur.
https://journals.indexcopernicus.com/api/file/viewByFileId/780491.pdf

dara (mardin) geç roma dönemi iskelet toplumu dişlerinde bir odontometrik analiz
+
erkek bireylerin üst çenedeki dişleri alt çenedeki dişlere göre biraz daha iridir. dişi ve erkek bireylerin alt çenelerinin kütleviliği ise birbirine benzer özellikler göstermektedir. dişlerin biçimin ifade eden taç birim endisi değeri açısından ise hem alt çenede hem de üst çenede istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. bu sonuca göre dişi ve erkek bireylerin dişleri biçim olarak birbirine benzer özellik gösterdiği söylenebilir.
+
anadolu topluluklarının diş boyutunda gerçekleşen küçülmenin büyük oranda çiğneme fonksiyonunu yerine getiren azı dişlerde meydana gelmesi, diş boyutundaki küçülmede, çene ve dişler üzerindeki çiğneme baskısının hafiflemesinin etkili olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir. beslenme biçimi ve besin hazırlama tekniklerindeki değişimin dişler üzerindeki çiğneme baskısını azaltması, anadolu topluluklarındaki diş boyutu küçülmesinin önemli bir nedeni gibi görünmektedir.
+
pleistosen devirden başlayarak, insanın diş yapısında, diş sayısının azalması, ölçülerin küçülmesi ve daha basit bir biçim kazanması şeklinde bir değişim görülmektedir. dişlerin morfolojik yapısında ve boyutlarındaki bu değişiklikler, kültürel değişmelerin en hızlı olduğu yörelerde en çok görülmektedir ve özellikle pleistosen devirden sonra gıda hazırlama tekniği, çanak-çömlek kullanılması gibi bir takım etkenlerin dişlerde küçülmelere yol açtığı ileri sürülmektedir. yiyeceklerin pişirilerek yumuşak yenmesi; dişlerin koparma ve çiğneme işlemini kolaylaştırdığından, diş boyutlarında ve alt çene kemik yapısında küçülmelere neden olabilir. kültürel değişmeler ile beyin ve diş ölçülerinin değişimleri arasındaki ilişki, pleistosen devirden sonra yoğunlaşmaktadır. araştırmalar, diş boyutlarında görülen küçülme eğiliminin yerleşik hayata geçen yani neolitik dönem ve sonrasında hız kazandığını göstermektedir. diş boyutundaki küçülmeyi anadolu iskelet topluluklarında diş boyutlarını konu alan çalışmalar desteklemektedir.
+
erkek bireylerde üst çene taç alan değeri ve taç endisi değeri dişi bireylerden daha yüksektir.
+
eski anadolu topluluklarının dişleri birçok bilim insanı tarafından karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve pleistosen dönemden bu yana diş boyutlarındaki küçülmenin varlığı ortaya konulmuştur. dara antik kenti toplumunun diş boyutu da diğer eski anadolu toplumlarıyla karşılaştırılmıştır. buna göre dara antik kenti toplumunun diş boyutu neolitik dönem toplumlarından daha küçük değere sahipken, tunç dönemi toplumlarına yakın değere sahiptir. diş boyutunda görülen küçülmenin neolitik dönemden bu yana devamlı ve sürekli bir şekilde olmadığı, çeşitli dönem ve toplumlarda diş boyutunda dalgalanmaların olduğu görülmektedir. bu dalgalanmaların nedeni araştırmacıların çalışmalarında belirttikleri gibi toplumun dışarıdan göç alması ya da almamasının etkili olduğu düşünülmektedir.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/43393/20900.pdf

zeytinli ada (balıkesir/erdek) toplumunda diş çürüğü
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/564058

kirazlıdere iskelet topluluğunun çene ve diş patolojisi açısından incelenmesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/392511

diyarbakır / salat tepe orta tunç çağı insanları: antropolojik bir inceleme
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/86119

riyazetten modern diyet toplumuna: kutsallık ve hiçlik arasında beden
+
bu çalışma, ruhun kemalâtı için az yemeği öğütleyen riyazet çağından beden için diyet toplumunu yücelten modern çağa geçişi analiz etmektedir. burada, hipotez olarak, ruh ve beden arasındaki ikircikli ve çatışmalı durumun, yerini insanın bedenîleştiği ve bedenin de hiçleştiği kollektif bir düzene bıraktığı öne sürülmektedir. beden, tüm özgürleşme söylemlerinin ötesinde, modernitenin hem bitmeyen sermayesi hem de açmazına dönüşmüştür. bu rejimde bireyler sıskalar ve şişkolar olarak kategorize edilirken; kendilik (the self) gittikçe görselleşir. öte yandan bu teşhir edici endüstrileşmiş görselleştirme beklenmedik biçimde tekrarlı, tekdüze ve algıyı körelticidir. burada beden vurgulandıkça kaybolur. mutluluk ve kurtuluşun salt spor salonu, zayıflama hapları ve diyet programlarına indirgendiği bu yeni yaşam formülü, bilhassa tıp bilimi ve medya aracılığıyla geniş kitleleri biteviye yeniden üretmektedir. mutlak güzellik ve mutluluğa ermeyi amaçlayan her temayül yeni bir tatminsizlik ve sonsuz bir arayış olarak kendi küllerinden doğar. bu çalışma, meksika yapımı malos hábitos (2007) filmi üzerinden, bedenî ve manevi varlık, bireysel ve toplumsal beden, açlık ve oburluk, ayna ve görünüm, arzu ve tatminsizlik arasındaki ikiliklere odaklanmaktadır. bu bakımdan, türkiye’de son yıllarda sıklıkla tartışılan beden ve özgürlük kavramları etrafındaki seküler yorumlara zımni olarak eleştirel bir duruş da sunmaktadır.
+
yenen her şey iktidarı besler.
+
diyet toplumunda yenmeyen şey de iktidarı besler.
https://insanvetoplum.org/content/6-sayilar/11-6-1/8-m0160/sertac.timur.demir.pdf

bedene ilişkin yaklaşımlar üzerine bir değerlendirme
https://iletisimdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/IKAD/article/view/417/371

sosyal tabakalaşma
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/sosyoloji_lisans_ao/sosyal_tabakalasma.pdf

ingiliz antropolojisinin bunalımı
https://www.birikimdergisi.com/images/UserFiles/images/Spot/70/60/ingiliz_antropolojisinin_bunalimi_jairus_banaji.pdf

dinsel mit-ritüel kuram
https://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=94&Sayfa=170

fazıl ahmet aykaç’ın “şeytan diyor ki” adlı eserinin çeviri yazısı ve metin incelemesi
http://acikerisim.kirklareli.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/20.500.11857/755/345495.pdf

kırılganlık kavramı ve özerklik değeri ışığında devletin sorumluluğu
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2020-151-1951

kutsal ve seküler düalizminde seküler kutsallığın kuramsal bir değerlendirmesi
https://avesis.yildiz.edu.tr/dosya?id=4ef82fe9-c194-4a87-81d1-267a14d1ca15

çipura ve levrek yavrularında görülen hastalıklarda histopatolojik incelemeler
http://adudspace.adu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11607/373/3/melike%20dereli%20g%C3%BCr_tez.pdf

yaşlılarda postür ve yürüme
http://geriatri.dergisi.org/uploads/pdf/pdf_TJG_50.pdf

batı tiyatrosunda deforme bedenin bir komedi unsuru olarak yolculuğu
+
toplumda normal bireyler ve damgalı bireyler vardır.
+
bedensel deformasyonların bu durumda ait olduğu sınıflandırmalar ise sakat, özürlü, engelli, kusurlu, anormal ya da daha kutsal olarak gazi, kazazede gibi sıfatlarla isimlendirilir.
+
rönesans döneminde, eğer hamile bir kadın dana görünüşlü bir bebek dünyaya getirirse, bu bebek o dönem için dana görünüşlü olarak değil, doğrudan dana olarak tanımlanabiliyordu.
+
obezite tıbben bir hastalık olarak kabul edilmesine rağmen, bir obezin yaşam koşulları ya da yeme alışkanlığı ile ilgili çokça mizah malzemesi çıkarılabilir.
+
komedinin önemli bir kolunu oluşturan karikatür sanatı da mizahının büyük bir bölümünü bedensel deformasyon üzerinden temellendirmiştir.
+
aristoteles gülünç olmanın, kusurlu ya da çirkin olmakla bir ilgisi olduğunu savunmuştur.
+
komedi, ortalamanın altında olan ve çirkin olarak gördüğümüz şeylerin taklididir.
+
romalı düşünür cicero da bu yaklaşımı destekleyerek gülünç olanın çirkinlikten ve biçim bozukluğundan kaynaklandığını söyler.
+
deforme beden belli sahneleme teknikleriyle seyirciyi duyarlılıktan uzak tutmayı başarabilirse, seyirciyi güldürebilir.
+
mizahın olmazsa olmazı rahatsız edici ya da tehdit edici bir unsur barındırmasıdır.
+
umberto eco, doğru orantılanmış bir şeyin güzel olarak kabul edilmesi hususunda ortak bir kanıya varılabileceğini söylüyor.
+
mö 6. yüzyılda yaşamış olan pitagoras’a göre evren matematik yasalarının gerçekleşmesi sonucu oluştuğu için varlığın temeli düzene ve matematik kurallarına dayalıdır.
+
güzel olan matematik kuralları çerçevesince kusursuzca belirlenmiş olandır.
+
biçim için gerekli iki şey vardı: oran ve simetri.
+
4. yüzyılda romalı yazar julius obsequens tarafından yazılan liber prodigiorum (mucizeler kitabı) anormal doğumlardan, çift cinsiyetli bebeklerden ve garip doğa olaylarından bahseder.
+
romantizm; anormalin, ahlaki ve toplumsal açıdan hangi manada kabul göreceğinin öyküsünü yazmıştır.
+
iktidarın medeniyetin standartlarını belirlediği normalizasyon politikalarından nasibini alan bedenin ilk karşılaştığı kavram ise “normal beden” di.
+
bedenin sağlığının, dayanıklılığının ve gücünün bu denli önem kazanması, deforme bedeni de sağlıksız, dayanıksız ve güçsüz bir konuma getirmiştir.
+
19. yüzyılın ortalarında ucube gösterileri, döneminin en rağbet gören eğlence odağı olmuş; organizatörleri içinse kârlı bir sektöre dönüşmüştür.
+
amerikan müzesi neredeyse keşfedilmiş her ucubenin sergilendiği bir sahne haline gelmişti.
+
tıbbileştirmeyle, normalleştirmeyle birlikte bir tür hiyerarşi oluşur.
http://academicrepository.khas.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12469/2516/0100621DilaraTopuklular.pdf

toplumsal dünyanın bedensel temelleri: durkheim, simmel ve weber sosyolojisinde bedenin yeri
https://arastirmax.com/en/system/files/dergiler/286580/makaleler/1/37/arastirmax-toplumsal-dunyanin-bedensel-temelleri-durkheim-simmel-weber-sosyolojisinde-bedenin-yeri.pdf

kapitalizmin zorunlu şartı
“protestan ahlâk”
http://eskidergi.cumhuriyet.edu.tr/makale/150.pdf

sekülerleşme perspektifinden dinî ve seküler fundamentalizmler
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt1/sayi2/sayi2pdf/kirman_m_ali.pdf

teolojik sekülerleşmenin neden olduğu inanç ve davranış problemleri
https://www.eskieserler.net/files/mpdf%20(947).pdf

bursa, balıkesir ve bandırma müzelerindeki kyzikos sikkeleri
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/804632a41162d7cc49f6754ede359559.pdf

uşak ili ulubey ilçesinde yetişen karadutların (morus nigra l.) morfolojik, fenolojik ve pomolojik özelliklerinin belirlenmesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/259752

20. yüzyıldan günümüze tekstil yüzey tasarımının giyim tasarımına yansımaları
+
salvador dali (1904-1989) ile çalışan schiaparelli, dali‟nin illizyonist yüzeylerini giysiye ve aksesuarlara taşımıştır.
+
“the skeleton dress”te yumuşak dokuların kullanılması ile sert iskelet izlenimi verilmiş ve olduğunun aksi bir görünüm yaratılmıştır.
+
kısmen iskelet ve dantel benzeri heykelsi bir görünüm sağlayan herpen‟in 2011 kış koleksiyonu “escapism”i tasarlarken amerikalı heykeltraş kris kuksi‟nin (1973) barok heykellerinden esinlenmiştir.
+
tamamı 3d yöntemi ile basılmış olan iskelet görünümlü giysi tasarımı, metropolitan museum of art‟da sergilenmektedir.
+
koleksiyondaki, tekstil malzemesi kullanılmadan oluşturulmuş olan bu giyside, bedenin üzerine yerleştirilen kemik görünümlü bir form elde edilmiştir.
https://avesis.marmara.edu.tr/dosya?id=02460414-2d0e-4c16-ba29-808c36d8b960

alexander mcqueen giysi tasarımlarında deformasyon: bir vaka çalışması
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1349366

20.yy.dan günümüze giyim tasarımında deneysel yaklaşımlar
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1481734233.pdf

giyim modasında gerçeküstücü yaklaşımlar
https://acikerisim.deu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/9871/186189.pdf

gerçeküstücülüğün yenilikçi giyim modasına etkileri
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1533295210.pdf

istatistiklerle dünyada ve türkiye’de iç giyim ve yatak kıyafeti ticareti
https://www.tigsad.org/ic-giyim-rapor-2014.pdf

giysi tarihi
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/136745/mod_resource/content/2/4.%20HAFTA%20Ampir%20D%C3%B6nem%2C%201900-1910%E2%80%99lu%20y%C4%B1llar.pdf

büyük beden kadın giysilerinde müşterilerin karşılaştığı problemler ve müşteri beklentileri
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/8719/234586.pdf

osmanlı dönemi 19. yüzyıl modası ve değişimi
https://dubito.s3.eu-central-1.amazonaws.com/dubito-v2/2020/9/16/1602842185576-enveriye.pdf

klasikten moderne osmanlı kadın entarisindeki silüet değişiminin incelenmesi
https://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=121&Sayfa=117

yarı hızlı (semi rapid) ve hızlı üst çene genişletmesinin dentofasiyal yapılar ve çiğneme kaslarının tonositelerinde yaptığı değişimlerin incelenmesi
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/8f240d662877f7802a678252a2edb715.pdf

gebeliğin semptomatik hale getirdiği orbital venöz malformasyon: olgu sunumu
https://acikerisim.medipol.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12511/1025/S%C3%BCt%C3%A7%C3%BC%2C%20Mustafa.pdf

doğumsal spinal malformasyonlar
https://turkradyolojiseminerleri.org/Content/files/sayilar/23/384-405.pdf

ayrık omurilik malformasyonları
http://norosirurji.dergisi.org/pdf/pdf_TND_863.pdf

hastanelerdeki iğne yaralanmaları ve el hijyeni uygulamaları
https://www.klimikdergisi.org/wp-content/uploads/2021/01/hastanelerdeki-igne-yaralanmalari-ve-el-hijyeni-uygulamalari.pdf

ulu şeyh cemâleddîn aksarâyî
+
lebin itmedi deva itdi gözün hasta beni
bi’llah ey ‘îsî-nefes seven ölsün mü seni
+
bedende bulunan hastalıklar doğal hastalıklardır ve yaratılıştandır. bir başka ifade ile doğuştan var olan hastalıklardır. doğal olmayanlar ise bazı zaaflardan ileri gelir.
+
cemâleddîn aksarâyî’ye göre doğal olmayan hastalıklar dış etkenlerle oluşur. misal, rüzgâr ya da benzer dış etkenlerin hastalıklara sebep olabileceğini söylemiştir.
+
cemâleddîn aksarâyî kuduzu belirtileri nedeniyle önce psikolojik hastalıklar arasında söylemiş sonra hasta köpeklerin ısırmasıyla ortaya çıkan, bir çeşit zehirlenme olarak nitelemiştir.
+
cünüp bir mümin necis olmaz.
+
insanoğlunun takvalık, saf paklık ve tertemizlikle vasıflanması gerekir ki, hakk sübhânehû ve teâlâ bütün isimleriyle ona tecellî etsin.
+
allah-u teâlâ: “ey insanoğlu! ben hastalandım da sen beni ziyaret etmedin.”
kul: “ya rabbi! seni nasıl ziyaret edeyim?! sen âlemlerin rabbisin!”
+
cemâleddîn aksarâyî hayatını kur’an ilimlerine ve insanlığa adamış bir müfessir, tıp ilimlerinde, özellikle deri hastalıklarında uzman, hem dünyevi hem de ahiret hayatı için allah yolunda şifa dağıtmış, tek başına bir değer olmuştur.
https://aksaray.ktb.gov.tr/Eklenti/62572,ulu-seyh-cemaleddin-aksarayi-hayati-ve-eserleripdf.pdf

şiddetli alt ve üst yer darlığı alt çene geriliği ve üst ileri itime sahip bir olguda tedavi seçenekleri
+
yapılan çalışmalara göre, türk toplumunun %20-30’unu sınıf ıı maloklüzyona sahip bireyler oluşturmaktadır.
https://www.turkjorthod.org/content/files/sayilar/75/buyuk/1300-3550-25-2-146.pdf

sınıf ıı div 1 anomaliler ve tedavi prensipleri
+
insanların yüz güzelliğini en çok etkileyen maloklüzyonlar, iskeletsel kökenli olan maloklüzyonlardır.
+
iskeletsel sınıf ıı maloklüzyon, oldukça yaygın olarak gözüken ortodontik problemlerden biridir ve popülasyonun yaklaşık 3’te birinde görülür.
https://neu.edu.tr/wp-content/uploads/2015/10/sinif-2-div-1-anomaliler-ve-tedavi-prensipleri.pdf

sınıf ıı malokluzyonlarda uygulanan tedavi yaklaşımlarının üst hava yolu üzerine etkileri
https://jag.journalagent.com/eudfd/pdfs/EUDFD_34_2_66_72.pdf

sınıf ıı bölüm 1 ve sınıf ıı bölüm 2 olgularda erken dönemde transvers ve sagital düzeltim sonrasında temporomandibuler eklem ve dentofasiyal yapılarda meydana gelen değişikliklerin 3 boyutlu olarak değerlendirilmesi
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/1101/8d7484dd-dd85-415c-83f9-0335c5db6047.pdf

angle sınıf ıı bölüm 2 malokluzyonların erken dönem tedavisi
(2 vaka nedeniyle)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/278747

üst çene darlığı teşhis ve tedavi yöntemleri
https://neu.edu.tr/wp-content/uploads/2015/10/ust-cene-darligi.pdf

hızlı üst çene genişletmesinin tıbbi faydaları: literatür derlemesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/48223

alt çene transversal iskeletsel darlığın orta hat distraksiyonu ile tedavisi: iki olgu sunumu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1260844

iskeletsel sınıf ıı maloklüzyonlu hastalarda kullanılan aktivatör apareyinin kas aktivitesine olan etkilerinin emg ile incelenmesi
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/10082/224763.pdf

iskeletsel sınıf ııı malokluzyonun ortognatik cerrahi tedavisi: olgu raporu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/195979

iskeletsel sınıf ııı tedavisinin uzun dönemde etkileri: vaka raporu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/195981

otizm spektrum bozukluğu
https://www.ailevecalisma.gov.tr/media/5616/otizm-spektrum-bozuklugu-kitabi-2016-indirmek-icin-tiklayiniz.pdf

otizm etyolojisinde genetik ve güncel perspektif
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/98847

dikkat eksikliği ve otizm tanılı çocuk olgularda elektroensefalografi bulguları
https://jag.journalagent.com/epilepsi/pdfs/JTES_21_3_133_138.pdf

bir günah vergisi olarak türkiye’de sigaranın vergilendirilmesinin vergi kaybı açısından değerlendirilmesi
+
fransız paul leroy beaulieu’nun de söylediği gibi “fazla vergi vergiyi öldürür”.
https://un-pub.eu/ojs/index.php/ijntss/article/view/2765/7222

vergi devletlerinde keyfî vergileme uygulamaları: uydurma tuhaf, acayip, saçma-sapan ve komik vergiler
+
son nefes vergisi.
+
insanların günlük idrarlarını toplayan ve idrarın kendiliğinden ürettiği amonyak maddesinden yararlanarak bunu çamaşırhanelerde temizlik maddesi olarak kullanan kimselerden vergi alan bir devletin yaptığı iş fazlasıyla komik, gülünç, garip, acayip, tuhaf ve dahası saçma-sapan değil de nedir?
https://www.researchgate.net/profile/Coskun-Can-Aktan/publication/345848873_VERGI_DEVLETLERINDE_KEYFI_VERGILEME_UYGULAMALARI_Uydurma_Tuhaf_Acayip_Sacma-Sapan_ve_Komik_Vergiler/links/5fafbab5a6fdcc9ae050ec97/VERGI-DEVLETLERINDE-KEYFI-VERGILEME-UYGULAMALARI-Uydurma-Tuhaf-Acayip-Sacma-Sapan-ve-Komik-Vergiler.pdf

ülkemizde ve dünyada birey ve toplum sağlığına zararlı ürünlerin vergilendirilmesi ve günah vergisi kavramı
https://vergiraporu.com.tr/upImage/org/2015-190-Ulkemizde_Ve_Dunyada_Birey_Ve_Toplum_-Goktug_Yuceturk.pdf

ricardo’dan george’a rantların vergilendirilmesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-full-file/62251

medikal turizm kapsamında gelen yabancı hastalar ile yerli hastaların memnuniyet ve sadakatlerinin karşılaştırılması
+
algılanan doktor imajı ile hasta memnuniyeti arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik bir araştırma
+
doktorlar hastaların bilgilenme arzularını küçümserler.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/251735

mimariyi yaşamak
+
mimariyi tüm duyularımız ve duygularımızla algılarız. ritmini hissederek, zamanına uyarak… ona dokunmak, dokusunu, kokusunu hissetmek, sesini duymak, gözlerini kapayıp ruhunu hissetmek mimariyi yaşamaktır.
+
pallasmaa’ya göre mimari tıpkı şiir gibi, insanın bir iç dünya deneyimini “çok duyulu deneyim” ile yeniden inşa etmesini sağlar ve birbirleriyle etkileşen ve kaynaşan birçok duyusal deneyim alanı içerir.”
+
aalto’nun helsinki akademic book shop’da da çatı pencerelerinden beyaz ve yalın alanlarda ışığın sessiz ve mekana saygılı bir şekilde süzülüşünü izleriz.
+
çağımızın büyük mimarı louis kahn’ın, 12 şubat 1969’da zürih’te mimarlık üzerine verdiği “sessizlik ve ışık” başlıklı konferansında; “mimarlık, sessizlik ve ışığın arasında var olan bir başlangıçtır” diyerek ışığın tasarımlarındaki değerine dikkat çekmiştir.
+
v. hugo “ notre –dame katedrali taştan oluşmuş büyük bir senfonidir” sözüyle mimarinin kompozisyonu içinde müziği tanımlamıştır. leland kitabında, mimarlığın işitsel algısının mimarlığın görsel algısı tarafından neredeyse bütünüyle baskılanmış olduğunu ifade etse bile, mimariyi “işitmek”ten söz etmektedir.
+
ışıkyıldız’ın da belirttiği gibi; friedric von schelling (1805), “mimarlık donmuş müziktir” derken mimariyle sesi ilişkilendirmiş, steen eiler rasmussen (1994) ise, kitabının ‘mimariyi işitmek’ adlı bölümünde mimarinin biçimlendirilmesi ve malzemesiyle işitilebildiğini anlatmıştır: “çoğu kimse, büyük olasılıkla, mimarinin ses çıkarmadığını, bu yüzden de işitilemeyeceğini söyleyecektir. fakat mimari aynı şekilde ışık da çıkarmaz ama yine de görülebilir. onun yansıttığı ışık görülür ve böylece biçim ve malzemesi hakkında bir izlenim edinilir. aynı şekilde mimarinin yansıttığı ses de duyabilir. bu ses yansımaları biçim ve malzeme hakkında izlenim uyandırır ve farklı biçimdeki odalar, farklı malzemeler, sesi farklı yansıtırlar.
+
müzikal analojideki işi, arkitektonik ögelerle yapmak, mekânsal orkestrasyon yaratmak olasıdır.
+
kubbeler, kubbeli tonozlar, yivler, nişler akustik açıdan mekanda önemli mimari elemanlardır. sesler mekanlarda, mekanın boyutlarına, kullanılan malzemenin niteliğine göre değişirken, bu aynı olmama durumu mekana ait bir iç sesin olduğu gerçeğidir aslında. akılda kalan o iç sesle mekanlarla iletişim kurulur. mekanlarda renklerin iç titreşimleri de ses olup, onlara kulak verilmesini ister. malzeme üzerinde biriktirdikleri ya da geri döndürdükleriyle mekana seslenirken, mekanda duyulan bir ses, ya da sessizlik kişiyi geçmişte yaşanan başka mekanlara, zamanlara gönderir çoğu kez.
+
yapısal unsurlar yapıda yeni ve özel ses odakları oluştururken, kent ölçeğinde de durum aynıdır. örneğin; freiburg gibi, şehirde bulunan su kanallarından akan suyun sesi şehrin iç sesidir. suyun varlığı kentte dolaşırken bize dinazmizmi ve yaşamın sürekliliğini anımsatır. ağaçlarda kuşyemliklerinin, bahçelerinde kuş evlerinin olduğu almanya kasabalarının sesi; kuş sesi olarak hafızalarda yerini bulur.
+
marcel breuer’in mimariyi anlattığı dizeler mimarlığı nasıl algıladığımızı anlatmaktadır;
mimarlık?
kulaklarımızla işittiğimiz renkler,
gözlerinizle gördüğünüz sesler,
avuçlarınızla dokunduğunuz boşluklar,
dilinizdeki mekanın tadı,
ölçülerin güzel kokusu,
taş’ın özsuyudur
http://acikerisim.ticaret.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11467/1445/M00704.pdf

türkiye için yeni nesil eğitim binaları ve sessiz okul ilkesi için fiziki hazırlıklar
+
cansever “… asudelik, sessizlik, huşu, dürüstlük, yanlıştan kaçınma…” yı ibadetin bir özelliği olarak sunmuş. lees eğitimin sessizliğe, sessiz durmaya ihtiyacı olduğunu belirttikten sonra eğitimin sessiz okul ilkesinden fayda görebileceğini anlatmış.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/337280

heterokroni olarak ev: andreas maier’in “das haus” adlı eserinde mekân ve bellek
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1512564501.pdf

heidegger ve şeylerin sessizliği
+
yalnızca şairler, poetik tanıklıkta, kendini şeylerde gizleyen varlığın poetik sessizliğini söyleyebilir.
+
çağın, oldukça uzun bir düşünme sürecine dayanan bu sonu, hiçbir şeyin kendine ve bir diğerine kendi olmanın eşsiz değeri içerisinde ulaşılamayan ve bu nedenle, bir şeyin kendisini söyleme olanağından daima uzak olunan derin bir sessizlik söylemidir.
+
şeyler sessizdirler ve şeylere kendi açıklığında yaklaşabilmenin tek yolu varlıkbilimsel bir sessizlikte olanaklıdır.
+
şeylerin sessizliği, şeyleri anlatmaktan öte onları duyabilecek olan bir dilin karanlığına açık olmanın öyküsüdür.
+
“heidegger ve şeylerin sessizliği”, şeyleri dinleyen ve şeylerin dili olabilecek olan düşünsel ve düşsel yalnızlığın anlatısıdır.
+
yalnızca şairler, modern dünya’nın teneke gürültüleri arasında sıkışıp kalmış şeylerin sessiz melodisini duyabilir.
+
birini duyabilmek ya da bir şeyi hissedebilmek için, gözlerimizi kapatmamız gerekir. şair ve dil ilişkisi, şairin tüm olağan ve verili şeylere gözlerini kapaması ile başlar. görüntülerin, biçimlerin, adı konulmuş duyuların yerini dipsiz bir sessizlik alır.
+
dilin varlığı sessizdir. şairin sorusuna verilen yanıt, sessizliğin dilinde konuşur.
+
novalis’in sözlerinde, dilin varlığı yalnız, gizli, kendi-açıklığında, bilinemez ve sessizdir.
+
dilin varlığı, varlığının tuhaf sessizliğidir.
+
varlığın sessizliğinde insan olmanın tek yasası vardır: dinlemek ya da sessizliğin söylediğini duyabilen kulaklara sahip olabilmektir.
+
varlığın sessizliği, dilin kaynağıdır. dil, bu sessizliğin kendini söylemesi olarak açığa çıkar. burada, söyleme, bir açığa çıkma yolu olarak anlaşılmalıdır. sessizliğin söylediğinde, hızla ve devasa bir biçimde genişlemekte olanın gürültüsü bir anda kesintiye uğrar ve sessizliğe dair sessizlik başlangıç olur. heidegger, dilin söylemesi ve sessizlik ilişkisini hölderlin’in barışı kutlama’sındaki “bu, yazgının yasasıdır… ne zaman ki oraya sessizlik geri döner, aynı zamanda bir dil de geri döner” sözleri ile betimler. hölderlin’in sözlerinde dile kaynaklık eden sessizlik, poetik sessizliktir. sessizliğin poetik olması ile anlatılmak istenen, bir şeyin kaynağını kendisi ile birlikte açmasıdır.
+
“varlık”ın her şeyi yerle bir eden fırtınasının yakınlığı sessizdir. bu sessizliğe, yalnızca söz ve yapıt (sanat yapıtı) olarak ait olunabilir. “eğer sözün kendi kökenini kendisiyle birlikte taşıma gücü olmasaydı, poetik olarak açığa çıkmanın özü de dâhil olmak üzere dünyadaki her şey, bir belirsizlik ve karmaşa içerisine gömülürdü.”
+
şeylerin sessizliği, yalnızca poetik sözde kendini açabilir.
+
şeyler, şairin hem hüznü hem de sevincidir. şair, daima şeylere uyanır. şeylerde var olur. şairin sözleri şeylerin sessizliği olur. yeryüzünün karanlığı ve dünya olarak açığa çıkmanın ışığı arasında şeyler, arafta kalmış ruhun huzursuzluğudur.
+
şeylerin sessizliğine çağrı, insan varlığı ve dil arasındaki o en eski ilişkiye seslenir. burada, çağrının sessizliği, bir susma biçimi olarak anlaşılmamalıdır. sessizlik, sesin yokluğunu anlatmaz. şeylerin sessizliği ve insanın suskunluğunu birbirine karıştırmamalıyız. yalnızca insan susabilir. diğer tüm şeyler sessizdir. en temelde, tüm diğer şeylerden dille ayrılan varlık olması bakımından insan susma yetisine sahiptir. şeyler ise yalnızca ve arı bir biçimde sessizdir. bu nedenle, şeylerin sessizliği, sessizliğin en ürküncüdür.
+
sessizlik, seslerin, anlamların, görüntülerin susması değildir. sessizliğin en derin anlamı, “uyanış”tır. o, sürgünlüğünü yitirmiş ve kendini güvende olmanın olağanın dokusu ile örülmüş duvarları arasında gizleyen ruhun uyanışıdır. ruh, ölümlü yazgısına uyanır. ölüm, sessizdir. trakl’ın verklarung (transfigurasyon)’u, “kemikten bir köprünün üzerinden geçen ölüme yolculuk”un anlatısıdır. bu anlamda sessizliği anlatan bir başka söz sınırların ortadan kalkmasıdır. şeylerin sessizliği parçalanmış ruhun parçalarını bir araya getirir.
http://www.ethosfelsefe.com/ethosdiyaloglar/mydocs/Snm-Heidegger.pdf

bir sessizliğin ya da yhvh’nin tarihi (yhvh’nin telaffuz edilmeme olgusu üzerine bir araştırma)
+
bugünkü hıristiyan dini literatüründe yehova olarak telaffuz edilen ve yahudi tanrısının ismi olarak kullanılan kelime aslen dört sessiz harften oluşmaktadır: y.h.w.h.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/153869

dilin sınırlarında yaşayan sessiz beden
+
hayat bir ömür boyu hapis cezası.
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1549021989.pdf

çalışan sessizliği diye bir kavram!
https://tusside.tubitak.gov.tr/sites/images/yb_-_calisan_sessizligi_white_paper.pdf

kant ve wittgenstein’ın tanrı anlayışı: sessiz iman
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/424126

maurice blanchot düşüncesi’nde sessizliği yazıya çekmek
+
michaud’a göre maurice blanchot’nun yazıları onları inceleme çabasına karşın sessizdir.
+
dil, hapishaneden farksız olduğunda sessizlik bu yazarlar için yeni bir ev haline gelmiştir.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/26/1668/17796.pdf

endişeli bir biçimde gizemli ve değişen gerçekliği sorgulayan insan yerinde şimdi sessizlik ve tanrı vardır.
https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/32b03ca2ff97589e6640cf03c263970d.pdf

isviçreli düşünür max picard ”lnsamn doğasım hiçbir şey sessizliğin yitimi kadar fazla etkilemedi” diye yazmıstı. “şiir sessizlik içinde boy atar ve anlamım ondan alır.” picard düşünceyi kışkırtan kitabı sessizliğin dünyası’nı kierkegaard’m sözleriyle bitirir: “sessizliği yarat.”
+
büyük sanat hep sessizlikle ilgilidir. sanatın sessizliği yalnızca sesin yolduğu değildir, başlı başma duyusal ve zihinsel bir durumdur; gözlemleyen, dinleyen ve bilen bir sessizliktir bu. öyle bir sessizlik ki, ideal yolduğunun neden olduğu özlemi ve melankoliyi duyumsatır. büyük mimarlık da sessizliği duyumsatır. bir yapıyı deneyimlemek yalnızca onun mekânlarına, biçim ve yüzeylerine bakmak değildir; bir taraftan da ona özgü sessizliği dinlemekle ilgilidir. ve her büyük mimarlık ürünü tek defaya özgü bir sessizliğe sahiptir.
+
mimarlığın görevi sessizliği yaratmak, sürdürrnek ve korumaktır. büyük mimarlık maddeye dönüşmüş sessizliktir, taşlaşmış sessizliktir. inşaatın gürültü patırtısı bittiğinde, işçilerin bağrışları kesildiğinde, yapı zamana ait olmayan bir sessizlik anıtına dönüşür.
+
bizim ihtiyacımız zahitçe geri çekilen, yoğunlaşan ve insanı kendi iç dünyasına çağıran bir mimarlığadır, sessizliğin mimarlığınadır.
https://abl.gtu.edu.tr/hebe/AblDrive/73746022/w/Storage/326_2010_2_456_73746022/Downloads/palasmaa.pdf

tanrı ilk önce sessizliği yarattı: tam, yekpare, bütün. tüm yaratıklar -erkek, kadın, hayvan, böcek, kuş ve balık- bu sessizlikle beraber mutlu bir şekilde hayat sürdüler ta ki bir gün erkek ve kadın birlikte yere uzanıp kendi aralarında ilk sözcüğü yaratana dek. bu durum tanrı’nın çok gücüne gitti ve sözcük torbasını öfkeyle dünyanın üzerine silkeleyip, evrenini sözcük yağmuruna tuttu. tanrının sözcük hazinesi tüm yaratıkların üzerine sağanak gibi yağdı, eskiden sessizlikten oluşan bütün, ebediyete dek bozuldu. tanrı dünyayı sözcüklerle lanetledi ve bundan sonra erkek ve kadın, başlangıçtaki sessizliğe geri dönmek için sonsuza dek mücadele edecekti.
+
makine küresel olarak ilerliyor ve gürültünün henüz sızmadığı sessizliğin yeri giderek daralmaktadır.
+
uygarlık, rahatsız edici sessizlikleri örtbas etmek üzere tasarlanmış bir gürültü komplosudur.
+
tıpkı karanlık gibi, sessizliği de elde etmek zordur, gelgelelim zihin ve tin sessizliğin desteğine ihtiyaç duyar.
+
kendi doğamızı da içerecek şekilde doğa susturulmuştur.
+
doğa arada sırada, hem de sözcüklerden çok daha gürültülü şekilde konuşur.
+
doğa sessizliklerle doludur. mevsimlerin birbirini izlemesi sessizliğin ritmidir; geceleyin sessizlik çöker gezegene, günümüzde çok daha az hissedilse de. her bir doğa parçası, sessizliğin muazzam kaynaklarını andırır. max picard’ın tasviri adeta bir şiirdir: “orman, ağır ağır akan incecik bir dereden süzülen büyük bir sessizlik kaynağına benzer ve havayı parıltısıyla doldurur. dağ, göl, tarlalar, gökyüzü -hepsi de insanların yaşadığı kentlerdeki gürültülü şeyler üzerine sessizliklerini boşaltmak için bir işaret bekliyor gibidirler.
+
picard’ın ileri sürdüğü gibi sessizlik bizleri “tüm şeylerin hakiki kaynağı” ile yüzleştirir ve nesneleri doğrudan ve bir anda serer önümüze.
+
picard’a göre hiçbir şey, sessizliğin kaybı kadar insan karakterini değiştirmemiştir. thoreau sessizliği “bozulmaması gereken sığınak”, savunulması gereken zorunlu bir barınak olarak tanımlamıştır. artan ses karşısında sessizlik zorunludur. manipüle edici kitle kültürü, ayn düştüğü sessizlikten korkar; sessizlik tam da bu dünyaya ait olmadığı için bir direniş aracıdır.
+
sokrates sessizliğin bir saçmalık alemi olduğu hükmüne varırken, aristotales sessiz olmanın mide şişkinliğine yol açtığını iddia etmiştir.
+
herbert spiegelberg’e göre “fenomenoloji sessizlikte başlar”.
+
işte evrenin ölçüye gelmez süreçleri ve kuvvetleri, uyumlu ve sessiz. sessizlikte, canlı doğanın derinlikleri ve gizemlerinin içinden ne çok şey açığa çıkıyor.
+
cioran, “tüm nesneler, ancak tam bir sessizlikte şifresini çözebileceğimiz bir dile sahiptir” sonucuna vararak, şeylerin sessizliğindeki gizleri göstermiştir.
+
northrup frye, beckett’in amacının, “sessizliği geri getirmekten başka bir şey olmadığını” keşfetti.
+
thoreau açısından “en doğru toplum her zaman, tek başınalığa giderek yaklaşırken, en mükemmel konuşma sonunda sessizliğe bürünür.
https://anarcho-copy.org/free/makinelerin-alacakaranligi.pdf

selfie: yüzün kaybı ve metalaşması bağlamında postmodern deneyim
+
gün içinde milyonlarca selfie, kullanıcılar tarafından sosyal ağlara yüklenmekte ve öteki’nden etkileşim beklemektedir. imgenin aşırılığı, şeylerin içeriğini boşaltarak onu tamamıyla anlamsızlaştırır.
+
yüzün imgesinin sosyal ağda paylaşılması ve değişik şekillerde sergilenmesi, onun asıl değerini yok eder. yüzün gerçek varlığı yerine, imgenin değeri konuşulur. bakış, yüzün kendisine değil, tamamıyla görüntüsüne dönüktür.
+
yüzün imgesinin sürekli bir biçimde ifşası ve bolluğu, yüz’ün yitirilmesi demektir.
+
birey, selfie aracılığıyla kendisini üretmeyi denemektedir. ancak üretilen yalnızca boşluğun kendisidir.
+
yüz, çıplak bir yüzey olarak, sakladığı anlamlarla maske gibidir ve maskenin arkasındaki “gerçeklik”in ne olduğunun kesin bir yanıtı yoktur.
+
kendi yüzünü görmemeli insan, bundan daha korkunç bir şey yok.
+
giorgio agamben, yüzü, “insanın çaresi olmayan sergilenme hali ve içinde saklandığı ve saklı kaldığı açıklığın ta kendisi” şeklinde tanımlar.
+
yüzün nesneleşmesi ve meta değeri, “yüz’ün anlamını ya da gerçekliğini yitirmesine mi neden olur?
+
yüz, selfie’de görüntüye dönüşerek sömürülür. sürekli sergilenen yüz, kendine yabancılaşır ve şeyleşir. han, yüzün şeyleşmesini, heideggerci anlamda, ortadan kayboluşla yorumlar.
+
selfie’de yüzün yakın çekimi, onu “pürüzsüzleştirerek yüzeye dönüştürür” ve aynı zamanda “bedenin pornografik görünmesine” imkân tanır.
+
yüzün aşırı görünürlüğü, müstehcenliktir. müstehcenlik ve şeffaflık ise, aşkınlığın tam zıddı olarak kült değeri yok edendir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/764714

osteoporotik kemikte çimento kullanımı
http://dergi.totbid.org.tr/20193/totbid.dergisi.2019.37.pdf

doğuştan çarpık ayak (pes equino varus)
http://dergi.totbid.org.tr/20175/totbid.dergisi.2017.56.pdf

doğuştan çarpık ayak etiyolojisi
http://dergi.totbid.org.tr/20152/totbid.dergisi.2015.25.pdf

van kalesi höyüğü’nden elde edilen erişkin insan iskeletlerinin sacrum kemiklerinde gözlenen anomalilerin değerlendirilmesi
+
konjenital anomalinin, yaklaşık %40 ila %60’nın nedeni bilinmemektedir. konjenital malformasyonun etiyolojisi genetik (%30-40) ve çevresel (%5 ila 10) olabilmektedir. genetik etiyoloji arasında; kromozomal anormallik %6, tek gen hastalıkları %25 ve multifaktöriyel hastalıklar %20-30’u oluşturur, ancak konjenital anomalinin yaklaşık % 50’sinde neden henüz bilinmemektedir. artış gösteren akraba evlilikleri konjenital malformasyona katkıda bulunan önemli bir faktör olarak belirtilmektedir. araştırmalar birbirleriyle yakın akraba olan anne-babaların çocuklarında malformasyonların anlamlı şekilde yüksek olduğunu göstermektedir.
https://avesis.yyu.edu.tr/dosya?id=d58df756-afc9-4595-8b0c-a724410d5716

van yöresinde konjenital malformasyonların görülme sıklığı ve dağılımı
https://jag.journalagent.com/vtd/pdfs/VTD_16_3_95_98.pdf

konjenital anomaliler: tanımlama, sınıflama, terminoloji ve anomalili fetusun incelenmesi
http://www.turkjpath.org/pdf/PDF_46.pdf

ortopedik anomalilerin görülme sıklığının araştırılması
https://aott.org.tr/Content/files/sayilar/604/604-6343.pdf

ilkokul öğrencilerinde çeşitli konjenital malformasyonların görülme sıklığı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/168733

maksiller ortopedik splintin dentofasiyal yapılar üzerine etkisi: olgu sunumu
https://jag.journalagent.com/eudfd/pdfs/EUDFD_29_1_61_66.pdf

giysiyle gelen biçim-sizlik
+
parmar, düşük bel kesimli pantolonların açıkta kalan bel bölgesi ile böbreklere zarar verdiğini ifade etmiştir. aynı çalışmada “kendisine kalçalarda yanma, ağrı hissiyle başvuran hafif kilolu üç genç kadının 6 ile 8 ay süreyle düşük belli kot pantolon giydiklerini ve hastaların 4 ile 8 hafta bol kesimli pantolon giydikten sonra hiçbir şikâyetlerinin kalmadığını” tespit etmiştir.
+
giyilen dar pantolonların genital bölgedeki ısıyı yükselttiğini, vajinal mantar enfeksiyona yakalanma riskini de artırdığını ifade eden parmar ayrıca “bel kemiğinin altındaki sinirlere baskı yaparak kalçalarda paresthesia adı verilen bir yanma hissine neden” olduğunu belirtmiştir.
+
3 yaşına gelen kız çocuklarının ayakları sıkı bir biçimde bağlanır ve bu şekilde ayakların doğal büyüme süreci engellenmiş olur. uygulamaya küçük yaşta başlanmasının sebebi, kemiklerin henüz gelişmemiş olması ve kıkırdak halinde bulunan bu kemiklere biçim vermenin daha kolay olmasıdır. yetişkin çağa geldiklerinde, ayakları kırılan ve deforme olan kız çocukları, enfeksiyon, felç ve kaslarda körelme gibi pek çok olumsuz ve ciddi rahatsızlıkla karşı karşıya gelmişlerdir.
+
imre, oldukça üzücü ve ürkütücü biçimde x. yüzyıldan günümüze kadar, milyonlarca çinli kadının, küçük lotus ayaklara sahip olmak için inanılmaz acılara maruz kaldığından söz eder. neo konfüçyonizm felsefesinin bu geleneğin yayılmasında büyük bir etkisi olduğunu belirtirken, “altın lotus” olarak da bilinen bu geleneğin felsefik disiplinini “acı ile olgunlaşmak” olarak ifadelendirir. böylece küçük ayaklı çinli kadınların acı çekerek olgunlaştıklarına, bununda karşılığında, sosyal kimlik, ekonomik güç, saygınlık ve iyi bir eş elde edeceklerine inandırılmışlardır.
+
kadınlar, vücudun biçimini vurgulamak, modayı takip etmek, stil yaratmak, güzel ve şık görünmek vb. uğruna dar, sivri burunlu, yüksek topuklu ayakkabılar kullanmaktadır. bu da özellikle orta yaşlardan sonra, varis oluşumundan kalça ve dizlerde kireçlenmeye, bel ağrılarından kamburlaşmaya kadar çeşitli sağlık sorunları ve ayak deformasyonuna neden olmaktadır.
+
yüksek topuklu ayakkabı giyimi ile yüksek topuk kullanımında tarak kemiklerine binen yük ve kemiklerin görünümü
+
kadınların güzelliği, ayak sağlığı ve bedeni taşıma işlevi hiç önemsemeden sadece modayı takip etmek, güzel görünmek, gözde olmak, kimlik ve saygınlık kazanmak için, küçük ayakla veya yüksek topuklu ayakkabı biçimi ile özdeşleşmiştir. ama her şeye rağmen yüksek topukların yarattığı etki, giyilirken çekilen sıkıntılara rağmen her dönem her millet tarafından tercih edilmektedir.
+
giysiyi tamamlayan donatıların, tarihte ne zaman ve ne amaçla kullanıldığına ilişkin kesin bir bilgi olmamasına rağmen, geçmişinin ilk çağlara dayandığı ve doğa-inanç ilişkisi sonucu ortaya çıktığı bilinmektedir. ilk çağlardan günümüze kadar insanlar, kemik, taş, deniz kabukları, hayvan dişleri, boynuzları, tüyleri vb. doğada bulunan tüm malzemelerden giysi donatıları yaparak, bel, baş, saç, kulak, burun, boyun, parmak, göbek deliği vb. bedenin her noktasını süsleyerek, beden üzerine bilinçli ya da zoraki müdahalelerle çeşitli sembolik anlamlar içeren izler oluşturmuş, vücutta biçimsel deformasyona sebep olmuştur.
+
platt çalışmasında, yetişkin bir padaung kadınının, halkalardan birini çıkarması durumunda, yıllar boyunca boyun omurlarında oluşan deformasyondan dolayı boyun kaslarının küçülerek yok olduğunu, buna rağmen çıkarmak istenirse, hayatının geri kalanı boyunca yatalak yaşamak ya da özel boyunluklar takmak zorunda kalabileceğini belirtmiştir.
+
küpe malzemeleri de egzama (cilt hastalığı) vb. hastalıklara neden olmaktadır. ilginç biçimde bazı topluluklarda (hindistan’da brahmanlara ait mabetlerdeki kabartma resimlerden yola çıkıldığında), kulak memesinin uzatılmasının ise yüksek zekâ ve etik değerle ilişkili olduğu ifade edilmektedir. aynı biçimde kulak memesini delerek uzatmanın ise güneş kültü’ne gönderme yaptığı söylenir.
+
esasen insan anatomisine müdahale etmenin en cesur yollarından biri kafatasının kalıplandırılmasıdır. bu sanat özel yetenekler gerektirir ve geleneksel olarak annenin görevidir. bir annenin bebeğinin kafatasını sıkması ve yoğurmasına yönelik ilk provokasyon, belki de yumuşaklık vermesiydi. bu oyuncu dokunma, daha sonra ırksal ve estetik kavramların eklendiği daha bilinçli deformasyon çabalarına dönüşmüştür. böylece, geniş kafalar daha da genişlemiş, düz burunlar yüze doğru düzleşmiş, konik oksiput bir noktaya kadar keskinleşmiştir (bugün daha çok uzaydan gelen insan ile ilişkilendirilen biçim). bu muhteşem formlar, basit bir fare kapanından daha ustaca olmayan mekanizmalar yardımıyla elde edilmiştir. uzun kafalara olan hayranlık, eski mısırlılar, amerika yerlileri ve eyalet fransızları gibi benzer olmayan halklar arasında da yaygındır. fransa’nın bazı bölgelerinde bebeğin kafasını bağlama (sıkma) geleneği geçen yüzyıla kadar hala gözlemlenmekteydi. dünyanın daha iyi kısmı için güzellik idealleri oluşturduğu bilinen bir ulustan beklenenin aksine, bu tür kafa deformasyonu için güdüler estetik olmaktan ziyade öjenikti.
+
anatomileri yeniden düzenleme dürtüsüyse bedeni bambaşka biçimlere bürünmeye sebep olan bu edimleri, vücudu istenilen ideal görüntüye ve modanın dayattığı güzellik anlayışına kavuşturmayı daima arzulamıştır.
+
giysi ve diğer süslenme unsurlarıyla bedenin olağan biçimlerinin dışına çıkma ve biçimini bozma isteği, toplumsal yapının dışa vurumsal eylemlerinin de bir sonucu olarak görülmüştür. toplumsal geleneğin devamıyla gerçekleşen aynı zamanda bireysel irade ve tercih edilebilme noktasında söz sahibi olunamayan bu ritüel ve/ya inanç biçimlerinin giysi ve donatılara yansıma biçimleri de bir o kadar ilginçtir. günümüzdeyse bastırılmış dürtüsel ve istemsel davranışlardan arındırılmış biçimde (geleneksel toplumlarda uygulatılmak zorunda bırakılırcasına) tek tipliliğe ve bedene yapılan deformasyona ne yazık ki oldukça istekli görünmektedir.
http://mts.sosyalarastirmalar.com/Makaleler/594614660_evecen_arzu.pdf

bedensel (fiziksel/ortopedik) yetersizlik ve bedensel yetersizliğe sahip olan bireylerin eğitimi (el kitabı)
https://osmaniyeram.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/80/01/396162/dosyalar/2018_07/30101411_2-_BEDENSEL_YETERSYZLYK_VE_EYYTYMLERY.pdf

ortopedik özürlülerde kullanılan destekleyici teknoloji
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1596162

üniversite hastanemizde konjenital anomalilerin görülme sıklığı ve dağılımı
https://eurjther.com/content/files/sayilar/15/buyuk/4.pdf

ürogenital sistemin konjenital anomalileri
https://www.selcukyucel.com.tr/wp-content/uploads/docs/donem-5-ogrenci-dersi-pediatrik-uroloji.pdf

riskli doğum eylemi
http://docs.neu.edu.tr/staff/betul.mammadov/risklerdokumeylemi_15.pdf

üriner sistemin konjenital anomalileri ve üriner sistem taşları
https://www.turkrad.org.tr/assets/kisokulusunumlar/1-uriner-sistem-trd-kis-okulu-kocakoc-2012.pdf

konjenital böbrek anomalileri
http://www.journalagent.com/cocuk/pdfs/CD_13_4_141_146.pdf

pelvisin değerlendirilmesi ve doğum biçimine karar verilmesi; güncel durum
https://www.tmftp.org/files/sunumlar/29-nisan-2017/salim-erkaya.pdf

üreteropelvik bileşke darlığı
https://jag.journalagent.com/cocukcerrahisi/pdfs/CCD_30_SUP_2_55_79.pdf

üreteropelvik bileşke darlıklarında tanı ve takip
http://www.jcam.com.tr/files/JCAM-3820.pdf

doğum eylemi
http://docs.neu.edu.tr/staff/zeynep.kirikkaleli/dogumeylemi_1.pdf

böbrekler
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/90488/mod_resource/content/1/9.pdf

fetal abdominal anomaliler
https://turkradyolojiseminerleri.org/content/files/sayilar/15/buyuk/261-83.pdf

down sendromlu olgularda ultrasonografik bulgular
https://perinataljournal.com/Files/Archive/tr-TR/Articles/PD-20090172002tr.pdf

konjenital skolyoz
http://norosirurji.dergisi.org/pdf/pdf_TND_869.pdf

yeni gelişmeler ışığında konjenital anomalili böbreklerde üriner sistem taş hastalığı’nın tedavisi
https://endouroloji.org.tr/bultenler/ENDO2014070205.pdf

bertolt brecht estetiği ve türk tiyatrosuna etkileri
+
brecht’in tiyatrosu bedendeki ahenksizliği açığa çıkarır, çünkü gestus aracılığıyla bedenin hareketlerinin daima başka nedenlerle olan ilişkisini de kapsadığını görür; tıpkı artaud’nun tiyatrosu gibi brecht de yasa’dan yola çıkarak bedene uygulanan şiddet üzerinde durur.
+
önemli bir nokta da maskelerin oyundaki işlevidir. tek tek kişiler değil de gruplar gösterildiğinde, kullanılan teneke maskeler bozuk bir düzenin insanlarının ilkelliğini vurguluyordu. sahnede ilk bakışta hurda yığını izlenimi uyandıran askıya dizilmiş bir dizi maske, oyunun ikinci yarısında sahnenin ön kısmına getirildiğinde asılmış olan kişileri dile getiriyordu. maskenin dışında bir de kaplumbağa kabuğu biçiminde zırh taşıyan askerler, askerlerin dansı sahnesinde kabukları önlü arkalı kullanarak, hayvanımsı, tuhaf yaratıklara dönüşüyorlardı.
+
valinin hastalıklı yüzü; valinin karısının boynundaki tasmanın üstünden tepeden bakan donuk bakışları ve elindeki çatal (yiyici maskesi; tembelliği), uyuşukluğu dile getiren katı yürekli yengenin araba lastiğinin içine gömülmüş hantal bedeni; at bakıcısını baştan çıkaran kızın breugel’in tiplerini anımsatan karikatürümsü görünümü gibi.
http://docs.neu.edu.tr/library/6427281560.pdf

butō’da özne/nesne beden
+
savaş sonrası japonya’sında ortaya çıkan öncü bir dans olan butō, bedenin özel bir kavranışına dayanan kendine özgü bir estetiğe sahiptir. bu estetik, ana akım dansın “ideal beden” anlayışının tersine, modern yaşamın bir sonucu olarak sakatlanmış ve acı çekmekte olduğuna inanılan insan bedeninin bütün çıplaklığı ile sahne üzerinde sergilenmesi ve bu yolla özgürleştirilmesiyle ilgilenmektedir.
+
lehmann “sapkın bedeni” şöyle tarif eder: “hastalık, yetersizlik ya da deformasyon nedeniyle normdan sapan ve ‘ahlakdışı’ bir büyülenme, rahatsızlık ve korkuya neden olan” bir beden. butō sahnesinde karşılaşılan tam da böyle bir bedendir. hijikata butō yapan birinin “ateşli bir sakatlanma arzusu” taşıdığından söz eder: “ancak, normal, sağlıklı bir bedeniniz olduğu halde, engelli olmayı ya da engelli doğmuş olmayı arzu etmeye başladığınız zaman butō’da ilk adımınızı atarsınız”. bu durum aslında herhangi bir butō gösterisi izlemiş olan biri için son derece açıktır. karşısında ayakta durmakta, yürümekte, en basit hareketleri yapmakta zorlanan, düşen, sürünen dansçılar; gündelik dışı, tuhaf, sakat insanları hatırlatan yüz ifadeleri (bazen sonuna kadar açılmış bir ağız, görmüyor gibi bakan gözler, vs.); bükülmüş, titreyen ya da ancak çok yavaş hareket edebilen uzuvlar, vb. vardır. izlediği dansçılar, özgürce hareket ediyor olmaktan çok, sanki görün diyor olmaktan çok, sanki görünmez güçler tarafından kıstırılıp sakatlanıyor gibidir; ana akım dansın tersine beden “genişletilmek” yerine “sıkıştırılmaya” çalışılmaktadır.
+
bedenime bakıyorum, bakıyor olmam onu sıkabilecek olsa da. dokunuyor, yalıyor, ısırıyor, çimdikliyor, vuruyor, parçalıyor ve ovuyorum. bir orağı göz kapaklarıma bastırıyorum, penisimi tutuyor, göbeğimi ovuyor ve onu kabartıyorum. bunun gibi basit edimlerin yüzlercesini üst üste yığdığımda, üzgün hissediyorum, neden olduğunu bilmeden. ikiye bölünüyorum. gözlüyorum
+
bizler atalarımızdan bizi ağlatan, dönüşüme uğramış bir beden miras alırız. oysa onların dört bacağı vardı.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/13/1977/20669.pdf

pablo picasso, peter voulkos ve sergei isupov’un seramik eserlerinde beden ve cinsiyet ilişkisi
+
görseldeki figürinin bedeni stilize edildiği dikkati çekmektedir. bedenin anatomisi gerçek bir bedenin temsilinden uzaktır. yapısal olarak biçimleri bozulmuş, sadeleştirilmiş ve cinsiyetin rolü ön plana çıkarılmıştır. kadın bedeni uzuvlarının belirgin hale getirilmesi ve yapısal deformasyonun oluşturulması; figürinin bir sanat eseri olarak nitelendirilmesine olanak tanımaktadır.
+
pablo picasso’nun vase deux anses hautes isimli seramik vazosu bu duruma bir örnek olarak gösterilebilir. picasso’nun yukarıdaki eseri seramik heykeldir. esere bakıldığında kullanım eşyasından ziyade bedenin cinselliği ve deformasyonu öne çıkmaktadır. picasso’nun bu eserinde soyutlama yaptığı ve bedeni deforme ettiği görülmektedir. aynı zamanda kadın uzuvlarını bilinçli olarak öne çıkararak toplumsal bir eleştiri yaptığı ileri sürülebilir. çünkü beden yapıbozuma uğratılmıştır. bedeni kuşatan gri lekeler ile ortadaki geniş siyah çizgiler; biçimlerin bilinçli olarak belirginleştirildiğini kanıtlar. kadının yüzündeki ifade duygusuz ve anlamsızdır. dolayısıyla picasso seramik çalışmalarını kavramsal bir zemine oturtmuş olup; seramiği sanatsal olarak ifade etmiştir.
+
voulkos’un eser çözümlemeleri incelendiğinde iki önemli durum öne çıkmaktadır: birincisi kütlesel ve ağır formlardır; diğeri ise bedenin yapıbozumudur. yukarıdaki eserinde bu iki yönelim dikkati çekmektedir. sanatçının eserlerinde figüratif biçim arayışı pek öne çıkmasa da yukarıdaki eseri az sayıda olan çalışmalarından birisidir. eserde kütlesel formların üzerinde detay ve ayrıntıdan uzak; kadın figürlerinin biçimleri deforme edilerek uygulanmıştır. bedenler bilinçli olarak yapıbozuma uğratılmış; toplumdaki yeri ve önemi vurgulanmıştır. ayrıca sanatçı bu eserinde olduğu gibi diğer eserlerinde de geleneksel form ve biçim arayışına karşı çıkmış; seramiğin modern bir çizgide gelişmesine öncülük etmiştir.
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1607548403.pdf

“ezilenlerlerin tiyatrosu”nun modern dans eğitiminde bir yöntem ve teknik olarak stüdyoya katılması
+
belki de tiyatro kendi içinde devrimci değildir; ancak kesinlikle devrimin bir provasıdır.
+
imge tiyatrosu ve ezilenlerin tiyatrosu’nun aşamaları
birinci aşama: vücudu tanımak
bu aşamada bireyin vücudunu tanımasıyla kastedilen şey, bedeninin taşıdığı sosyal izlekleri fark etmesini sağlamaktır. bir iş türü vücutta farklı bir kas yapısının gelişimine ya da deformasyona neden olurken bir başka iş alanı tam tersi bir gelişime yo açabilir. vücut yapılan işin türüne göre diğerlerine karşı bir yabancılaşma sürecine girer.
+
bu aşamadaki amaç işçilerin ve köylülerin üzerlerine giydirilen toplumsal statüden dolayı vücut yapılarının nasıl kullandıklarını keşfedip “farkında” olmalarını sağlamaktır. aynı farkındalık çalışması kadın gruplarıyla da denenebilir. boal bunun amacını şöyle açıklar: “eğer bir kimse bu şekilde kendi kassal yapılarını ayrıştırabilirse, bu kişi başka meslek ya da sınıflara özgü yapıları kesinlikle birleştirebilecektir; yani bu kişi kendisinden farklı karakterleri fiziksel olarak “yorumlayabilecektir””.
+
ikinci aşama: vücudu anlatımsal kılmak
boal, kültürün duygu ve düşüncelerimizi sözlü dille ifade etmeye yönlendirildiğimize inanır fakat sözlü dil hiyerarşik bir yapıya aittir ve ayrıştırılamaz. bu aşamada sözel dil yerine, oyuncuların bedenlerini kullanarak çeşitli olayları anlatması ve bedeni bir dil olarak kullanılması hedeflenir. beden bir anlatım aracı olarak kullanılır. bu aşamanın feminist tiyatrolarca kullanılması oyuncuların bedenleriyle ilişkilerini sorgulamalarını sağlayacaktır, kadın bedeninin kısıtlandığı alanların farkına varılacaktır.
+
boal baskıyı şöyle tanımlar; “yöneten sınıflar, yaşlılar, „üstün‟ ırklar veya erkek cinsi kendi değerlerine sahiptir ve bu değerleri zorla, tek taraflı bir şiddetle ezilen sınıflara, gençliğe, aşağı olarak değerlendirdikleri ırklara, kadınlara empoze ederler”. boal, tiyatronun baskının kırılması için ön ayak olabilecek yegane araç olarak görür. birçok kadın tiyatroda sessizliğini bozarak, gerçek hayatta üzerlerinde var olan baskıyla, tiyatro yoluyla mücadele eder.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/84441/mod_resource/content/0/MOD%20259%209.%20HAFTA%20BOAL%20EZ%C4%B0LENLER.pdf

antonin artaud’nun “vahşet tiyatrosu” ile jacques lecoq’un “bufon tiyatrosu”nda vahşilik ve arınma
+
yaşam, tıpkı genel olarak insanlık için olduğu gibi birey için de katlanılması güçtür. içinde yerini aldığı uygarlık, bireye belirli bir miktar yoksunluğu zorla kabul ettirir ve diğer insanlar, bireyin uygarlığının ahlaki kurallarına rağmen ya da uygarlığın kusurları nedeniyle bireye belirli bir ölçüde acı verirler. buna doğanın birey üzerindeki incitici etkileri -birey buna kader adını verir- eklenir. bu durumun bireyde sürekli bir bunaltılı bekleyiş haline ve doğal narsisizminde ağır bir zedelenmeye yol açacağı varsayılabilir…birey, uygarlığın kurallarına, bu etkilere uygun derecede bir direnç ve uygarlığa karşı düşmanlık geliştirir. ama birey, doğanın, kaderin tüm insanları olduğu gibi kendisini de tehdit eden üstün güçlerine karşı acaba kendisini nasıl savunmaktadır?
+
veba bir şehre yerleştiği zaman şehrin bütün kurumlarını çökertir ve insanlar sağlıklı olduklarını düşünürlerken bir anda ölüverirler. bu kaos ortamında insanlar çileden çıkıp içinde uyumakta olan çatışmalardan güç alarak onları salıverir. artaud bu salıvermeyi ise; “oğul, şimdiye dek söz dinler ve erdemli, babasını öldürüyor; cinsel eğilimlerde kendini tutmuş olan, yakınlarına tecavüz ediyor.” şeklinde ifade etmiştir. tıpkı freud’un da ilk atanın ölümü hikayesinde betimlediği ve oedipus kompleksini tanımladığı gibi bir olayı tarif etmektedir. işte tiyatro da veba gibi böylesi bir yıkımı konu almaktadır. bu yıkım, insana sağlıklıymış hissi veren kurumların işe yaramadığı, onlar yüzünden doğan çatışmaların büyümesiyle ortaya çıkan kaos ve ruhun bütün sapkınlıklarının dışarıya çıkmasını sağlayan bir illetin yıkımı olarak ifade edilmektedir. ama bu yıkım sonunda ya ölüme ya da arınmaya götürür. tiyatronun işlevi de budur: acılardan arınmak.
+
halk tarafından iyi karşılanmadıkları için sosyal alanlarda aktif olamayan ve dolayısıyla fakirlik yaşayan kambur, topal ya da cüce olan insanlar genellikle soytarılık yapmaya başlamışlardır. ve bu durum yaygınlaşınca zengin aileler, bir itibarlık gösterisi olarak konuklarına kendi soytarılarını sunmuşlardır. kralın soytarısı da bu dönemde oldukça popüler olmuştur. bu soytarıların alaycı şakalar yapmasına izin verilmiş, böylece soytarılar her türlü söylenemeyen gerçeği hiç çekinmeden şaka adı altında söyleyebilmişlerdir.
+
eski ve iyi bir psikiyatrik tanıma göre, bir psikopat, topluluğun kendisine yönelttiği talepler karşısında ya kendisi acı çeken, ya da kendisi topluluğa acı çektiren biridir. o halde, bir anlamda hepimiz birer psikopatız, çünkü her birimiz, ortak iyiliğin bizden istediği içgüdüsel vazgeçmelerden ötürü acı çekiyoruz. ama bu tanım, özellikle, bu talepler karşısında çöken, ya nevrozlu, yani hasta, ya da suçlu olan insanlara yöneliktir. bunu daha ayrıntılı tanımlarsak, ‘normal’ insan bir psikopat‘tan, iyi yurttaş, bir suçludan, pek de öyle, başka durumlarda sağlıklı birinin bir hastadan ayrıldığı gibi kesin sınırlarla ayrılmamaktadır!
+
michel foucault’nun da savunduğu üzere herkesin artık birer deli olduğunu varsayıldığında, uygarlık içinde normal olanı aramaktan ziyade insanın varoluşuna ve onun gerçekliğine odaklanmak gerekmektedir.
+
michel foucault, toplumun inşasını araştırırken mülkiyet, kölelik, atölye ve ordu gibi küçük iktidar bölgelerinin devlet birliğini oluşturduğunu anlatmaktadır. mülkiyetin başlamasıyla gelişen medeniyet, beraberinde üzerinde kurulan köleliği getirmiştir.
+
foucault’nun söylediği gibi; “disipline edici bir dünyadayız, bir düzenleme dünyasındayız.” ve bu disiplin, toplumsal gövdeyi oluşturan en ufak unsurlara kadar denetimin sağlandığı, insanı davranışları, tavırları, beceri ve performansları ile gözetleyip onun konumunu belirleyen bir iktidar mekanizmasıdır.
+
sağlık durumu üzerine yazdığı bir yazısında; kollar ve bacaklarında aşınma hissinin olduğunu, adımlarının ve hareketlerinin tamamen tutarsız ilerlediğini, kaslarının sanki bükülüp açıldığını ifade eden artaud, yaşamın onun için bir yorgunluk olduğunu belirtmektedir.
+
rodez akıl hastanesi’ne yatırılan artaud, burada da ona uygulanan yöntemler nedeniyle zarar görmüştür. bir yazısında uygulanan elektroşok tedavilerinin birinde öldüğünü ve rodez’e hapsolduğunu anlatmakta ve yapılan hiçbir uygulamanın da işe yaramadığını söylemektedir.
+
artaud’nun dünyası; savaşların, kötülüğün, hastalıkların, sefaletin, yoksulluğun ve engellerin hüküm sürdüğü, temel ihtiyaçların bile bulunamadığı bir bedenin sindirim sistemi üzerine kurulu bir dünyadır ve kendisi bu dünyanın yok edilmesi gerektiğinden bahsetmektedir. dünya savaşları’nı görmüş olan, ülkelerin güçlerini yarıştırdığı, sistemin tüketim üzerine kurulup, öte yanda tüketime katılamayacak kadar yoksullaşan insanların bulunduğu bir dönemde kötülük üzerine kurulu bir düzenin varlığına karşılık kendi varlığını bulamayan tiyatro adamı, “ben bu dünyadan değilim” diyerek kendini ifade etmeye çalışmakta ve kendi dünyasını tiyatro ile yaratmaya çalışmaktadır. onun yaratacağı tiyatro insanın bedeni, yetenekleri ve aklının dahil edildiği bir sistemin ürünü olacaktır86 ve hayal ettiği bu sistemi kendi kurduğu vahşet tiyatrosu’yla gerçekleştirecektir.
+
bu bulgular ışığında artaud’nun vahşet tiyatrosu’nu, kendi hayatına anlam katmak ve yaşadığı vahşetten kurtulmak ya da arınmak için geliştirdiği söylenebilir.
+
egemen güçlerin varlığından dolayı insanların özgür olmadığını söyleyen artaud, iktidarın var ettiği düzenin bilincine vararak ona gerçek düzeni yani insanın doğasını göstermek istemektedir. eğer bu bilince varamayıp ona tepki oluşturulamadığı takdirde görülecek tek şey düzensizlik olacaktır. bu düzensizlik artaud’nun açıkladığı üzere; açlığa, kana, savaşa ve salgın hastalıklara neden olan bir düzenin sonucudur. fakat vahşet tiyatrosu bunu değiştirmenin yine insanlığın elinde olduğunu seyirciye sunmak istemektedir. dolayısıyla burada vahşetten bahsederken akan kana değil, kanın aktığı nedenlere odaklanmak gerekir.
+
hastanenin işleyebilmesi için ölülerin olması gerekiyordur. ölülerin olması için insanların birbirlerini öldürmesi gerekiyordur. insanların birbirlerini öldürmesi için savaş çıkarmak gerekiyordur. bu tarz bir durum insanların hayat örgütlenmesindeki absürt boyutu ortaya çıkarır. bufonlar esas olarak absürtlüğünü ifşa etmek için insan ilişkilerinin sosyal boyutundan bahsederler.
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/19646/1/Eyl%C3%BCl_BA%C5%9EO%C4%9ELU.pdf

tadashi suzuki’nin tiyatrosu
+
tadashi suzuki‟nin the tale of lear‟ında foucaultcu bakışın izleri görülür. dünya bir akıl hastanesidir, hastalara bakmakla yükümlü hemşireler ve iyileştirmekle yükümlü doktorlar da en az diğerleri kadar hastadır. yönetmen, kendisinin de hasta olduğunu, yapım yoluyla bu hastalığın nedenlerini araştırdığını söylemektedir. yalnızca the tale of lear‟de değil, hamlet ve macbeth sahnelemelerinde de suzuki, bir hastane olarak dünya imgesine başvurur. mikro ve makro tüm iktidar sahipleri ya da iktidar talipleri, tüm oyunlarında tekerlekli sandalyeleri taht ya da iktidar makamı olarak kullanırlar.
+
artık kolaj, görüntünün yeniden yapılanışının organik unsuru olarak ortaya çıkmaktadır; bu anlamda, görmenin daha sentetik aşamasına karşılık gelir. uzamın yeni deformasyonlarının yaratıcısı kolaj, assemblage‟a, çevre düzenlenmesine, heykel-mimarlık sentezi kavramlarına ve eylem gösterisine (happening) götüren evrim zincirinin anahtar unsurudur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/172492

tiyatroda bedensel anlatımın karakter yaratmaya etkisi ve önemi
+
insan vücudu kaslardan, eklemlerden ve birleşik kemiklerin şekillenmesinden oluşur. vücudun iskelet, kas, eklem, sinir ve damar sistemleri ile olan ilişkisine vücut mekaniği denir.
+
tüm hareket bir postür içinde başlar ve biter. doğru postürde iskelet öğeleri vücudun destek yapılarını zedelenme ve deformasyondan koruyacak şekilde düzgün dizilmiştir ve eklemlere minimal yük biner doğru postür minimum kas aktivitesi ile sağlanabilen postürdür.
+
dinlenmek veya uyumak için alınan postür; inaktif, dik duruş ve hareketler esnasında oluşan duruşlar; aktif postürdür. yapılan hareketin sonucu olarak devamlı değişen çevre şartlarına göre, uyum sağlamaya çalışan; aktif bir postürdür. postürü yapan kişi için kalıtımsal, fiziksel, sosyal durum, iziksel koşullar, içinde bulunduğu duygusal durum, yaş, cinsiyet ve meslek önemlidir.
+
örneğin kalça; top, soket tarzı bir eklemdir, femurun (uyluk kemiği) üst ucu ve kalça kemiğindeki asetabulum denen kemik parçası soketini oluşturur. eklem kemiklerin üzerindeki kıkırdak neredeyse sürtünmesiz ve ağrısız hareket sağlar. artirit oluştuğunda ya da kıkırdak zedelendiğinde eklem sertleşir ve ağrı yapar. her eklemde sinovya denen eklemi fibröz dokudan oluşan bir zarf ya da kapsül gibi saran düz bir doku vardır. sinovya sürtünmeyi ve eklemin yıpranmasını azaltan bir sıvı salgalar.
+
oyuncu için artık bedeni, sahnede seyircisi ile iletişim kurmada bir ifade aracı, sahne ise bu iletişimin uzamıdır. oyuncunun bunu sağlayabilmesi bedenini özgür ve bilinçli kullanabilmesine, ifadeyi algılanabilir kılmak için duygusal, sezgisel ve düşünsel algılarının açık olmasına bağlıdır. oyuncunun malzemesi onun bedeni, duyguları, düşünceleri, yetenekleri ve şimdiye kadarki edinimleridir. bunların ifadeye dönüştürülebilmesinde oyuncu teknik bilgiye ve yönteme ihtiyaç duyar. oyunculuk tarihi de gösterir ki yöntem ve öneride getirilen her türlü yenilik oyuncunun bedensel var oluşunu önemsemiş bunun ifadesinde çağ, toplumsal değerler, teknik imkânlar, düşünceler, sanata yaklaşım, sanatın alımlayıcısı ve sanatın uygulatıcısı önem kazanmıştır.
+
dramatik bir sahnede, birisi bıçaklandıktan sonra merdivenin iki basamağını iner, sonra oturur, dizlerinin üstüne çöker, sonra da ölürse inandırıcılığında kaybeder. tabii başka bir durumda, parodi öğesi olarak böyle bir davranış kullanılabilir. ancak birçok oyunculuk hareketi ve tepkileri, belli bazı teknikler olmadan inandırıcı olmazlar.
+
tiyatroda bedensel anlatım, dramatik anlatımın ayrılmaz bir bütünüdür. oyuncu duygusal ve fiziksel gerekçelendirmeleri ile karaktere ve anlatıma en uygun hareketleri bedensel anlatımına dahil etmiş olmalıdır. insan yapısı gereği tüm ihtiyaçlarını tamamlamada hareketten faydalanır. hareket kimi zaman kişinin farkında olduğu bilinci kimi zaman da hiç fark etmediği otonom sistemi ile devreye girer ama nasıl olursa olsun kişinin bedensel anlatımına yansır.
+
bedensel anlatıma dönüştürmede oyuncu için bir önemli unsurda güçtür. sağlık, fiziksel güç cesaret ve azim bu güç dahilinde bedensel anlatıma aktarılır. imgelem, hassasiyet, duyuş inceliği, kuvvet ve oyuncuya ait beş duygu oyuncunun bedensel anlatımında kullanacağı araçlardır. oyuncuya ait beş duygu; mimik duyusu, sahne duygusu, seyirci duygusu, ritim ton duygusu ve oran duysu olarak tanımlanabilir.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/43685.pdf

yaşamdan ruha açılan kapı: tıbbın sanatla harmanlanışı
+
sağlık çalışanlarından tıp öğrencilerine, hasta yakınlarından hastalara değin toplumun tamamı hem bedenen hem de ruhen hastalanmaya başlamıştır. doktorlara uygulanan şiddet, polis devletinin getirdiği baskılar, kapitalizmin sağlık/ilaç sektörü üstündeki gücü, insanlarının yüzünün gülmemesi/gücünün kalmaması, yaratıcı düşüncenin yeşerememesi, bilakis yerini nefrete, ego çatışmalarına, refleks düzeyinde büyüyen kavgalara, aşağılamalara, iletişimsizliklere sürüklemesi karamsar bir tabloyu gözlerimizin önüne sermektedir.
+
duvarlaşmış insanın kabuğunu ancak sanat soyabilir. yoksa yaşanan sıkışmalar depresyon ilaçlarıyla, sentetik şekilde bastırılmaya çalışıldıkça, giderek daha da yalnızlaşılmakta ve mutsuzlaşılmaktadır.
+
tıp insan anatomisinin, organların, rasyonel varlığın üstüne yoğunlaşırken, sanat çıkmazların, sezgilerin, tecrübelerin göz önünde bulundurulmasını dikkate alır ve kişiyi diğerleriyle bir araya getirerek birey haline dönüştürür.
+
insanlar arasında büyük farklılıklar olmasa, tıp bir sanat yerine bilim olabilirdi.
https://toraks.org.tr/site/community/downloads/2438

beden ve sağlık eğitimi
+
nasıl oturulduğuna dikkat edilmelidir! düzgün oturulmazsa, sırt kemiğinde deformite olabilir ve buna leğen kemiğinin eğrilmesi de eklenirse çok kolay bir şekilde skolioz, kifoz gibi hiç hoş olmayan bedensel deformasyon oluşabilir.
https://www.prosvetnodelo.com.mk/CMS/Upload/Uchebnici/new/Fizicko%20za%20VII%20oddelenie%20turski%20jazik.pdf

ateşin türkler için belki de en önemli işlevlerinden biri onun iyileştirici bir güce sahip olmasıdır. halk hekimliğinde ateş hastaları iyileştirmek için kullanılan bir araçtır.
+
bizi iyi yollardan servete götür agni. insanı yoldan çıkaran hatalardan bizi koru. bizi hastalıklardan koru. yorulma nedir bilmez muhafızlarınla bizi her zaman koru agni. bizi kötünün, yıkıcının, yalancının ya da talihsizliğin eline terk etme.
https://acikerisim.sakarya.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12619/94421/T05011.pdf

türklerde ateşin temizleme ve tanrı’ya haber ulaştırma gibi fonksiyonları dışında bir de kehanet aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. bununla ilgili anlatılan bir rivayette türkler, bir gün belirler ve o gün büyük bir ateş yakarlardı. ateşten yükselen alevlerin rengine göre kehanette bulunulurdu. alev yeşilimsi renkte olursa bereketli bir yıl olacağına, kırmızı olursa savaş olacağına, sarı olursa hastalık ve salgın olacağına, siyah renkte olursa hükümdarın öleceğine ya da uzak bir yolculuğa çıkacağına hükmedilirdi.
https://erdem.gov.tr/tam-metin-pdf/258/tur

veteriner hekimlikte antibiyotikler
https://interactivepdf.uniflip.com/2/34834/312877/pub/document.pdf

kasapların kişilik özellikleri
+
kasaplar genelde içe dönük, sosyal açıdan yükselme ve ba şarılı olma arzusu taşıyan, cinsel yönden de agresiv sekse eğilimli kişilik özellikleri göstermiştir. bu durum, hayvan kesme filmin kasaplarda bir ruhsal doyum yolu olabileceği, latent agresiv dürtülerini bu yolla tatmin edebilecekleri şeklinde yorumlanmıştır.
+
sözlüklerde “kasaplık” kelimesine bakıldığında iki anlamda kullanıldığmı görüyoruz: a. kasabın işi, kasabın uğraşısı (mesleği), b. acımasızca davranan, kan dökücü kimsenin niteliği, hunharlık).
https://dusunenadamdergisi.org/storage/upload/pdfs/1593588198-en.pdf

aslında nikâh, sözlük olarak cinsel ilişki, ergenlik ve evlenmek mânâlarına gelir. terim olarak ise nikâh, ayrı cinslerin birbirinden karşılıklı olarak faydalanma sözleşmesini dile getirmektedir.
+
nikâh, insan toplumlarında (ve üreme zamanında ev ve yuva yapan hayvanların) kadın ile erkeklerin kendi aralarında kimin kime ait olduğu, hangi kadının hangi erkekle, hangi erkeğin de hangi kadınla beraber olup birlikte yaşayacağı hususunda aralarında serbest bir irade beyanı ile karar verip etrafındaki kişilere de ilan etmeleridir.
+
materyalistlere göre insan, ʺmükemmel bir hayvanʺdır. ʺhomo machineʺ, ʺbiyolojik makine”dir. insan ile hayvan arasında kalite değil, sadece derece farkı vardır. sırf insana ait olan bir öz yoktur.8 böylece batı düşüncesi insanı, parça parça ve bir yönüyle ifrat ve tefrit ölçüleri içerisinde ele aldı ve onu bölük pörçük etti. bugün tüm insanlık bunun sıkıntısını çekmektedir.
http://www.isav.org.tr/img/20150917__3763086200.pdf

türk ve isviçre hukuklarında evcil hayvanlara verilen zararlara ilişkin özel hukuktan doğan sorumluluk
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2017-129-1643

türk tasavvufunda hayvan ruhu ve koruyucu pirler sembolizmi
https://api.hacibayram.edu.tr/files/1/Hac%C4%B1bayram%20AHBV/hbektasveli(tr-TR)/4.%20Uluslaras%C4%B1/T%C3%9CRK%20TASAVVUFUNDA%20HAYVAN%20RUHU%20VE%20KORUYUCU%20P%C4%B0RLER%20SEMBOL%C4%B0ZM%C4%B0%20-%20Mehmet%20Surur%20%C3%87ELEP%C4%B0.pdf

kırgızlarda evlilik ve aile
http://bilig.yesevi.edu.tr/yonetim/icerik/makaleler/3530-published.pdf

insan anatomisinde altın oranlama ve sanat eserlerindeki karşılaştırmalı analizi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/813237

rinoplasti
burnun yeniden doğuşu
+
burun yüzün tam ortasında bulunan, kişinin yüz güzelliğini, duruşunu, karşısındaki kişilerdeki ilk izlenimini önemli ölçüde etkileyen bir organdır.
+
genel olarak burun estetiği operasyonunda burun kemeri alınır, kıkırdakları şekillendirilir, kemikleri keserek şekillendirilir, daha düzgün bir çatı oluşturulur.
https://www.surppirgic.com/hekimlerimiz/item/download/22_836a134b7e32242b397d2ebb190c53a0.html

levator kas fonksiyonu zayıf gözlerde silikon çubuklar ile frontale askı cerrahisi
http://www.istanbulsaglik.gov.tr/w/tez/pdf/goz/dr_iskender_alkin_solmaz.pdf

birçok anomalili crouzon sendromu: bir olgu sunumu
+
crouzon sendromu otozomal dominant geçişli, kraniyosinostoz ve dismorfik yüz görünümü ile karakterize olan bir sendromdur.
+
hastalarda belirgin ekzoftalmus, pitozis, hipertelorizm, gaga şeklinde burun, kulak ve damak anomalileri mevcut olabilir.
http://causapedia.com/public/pdf/2018-14-1601-bircok-anomalili-crouzon-sendromu.pdf

tek yanlı yarık dudak burnu deformitesinin primer onarımı
https://cerrahpasamedj.org/Content/files/sayilar/114/114-648.pdf

ileri derece travmatik nazal deformasyonu olan olgularda uygulanan osteotomili ve osteotomisiz açık septorinoplasti yöntemlerinin karşılaştırılması
http://libratez.cu.edu.tr/tezler/7227.pdf

beden dismorfik bozukluğu: bir gözden geçirme
+
beden dismorfik bozukluğu (bdb) psikiyatride son zamanlara değin ihmal edilmiş bir hastalıktır. kişinin görünümünde varsaydığı bir kusurla aşırı uğraşması ve bu kusuru gizlemek için kompulsif davranışlara girmesi olarak tanımlanmaktadır.
https://dusunenadamdergisi.org/storage/upload/pdfs/1588683416-en.pdf

ergenlerde beden imajı ve beden dismorfik bozukluğu
http://www.istanbulsaglik.gov.tr/w/tez/pdf/ruh_sag_hast/dr_burcu_goksan.pdf

beden dismorfik bozukluğu olan iki hastada tedavi niyetine madde kullanımı: olgu sunumu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/207457

kriptooftalmus, sindaktili, kuşkulu genitalya ile karakterize bir yenidoğan nedeniyle fraser sendromu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/690361

üç kardeşteki aynı nazal tip deformitesi
https://jag.journalagent.com/tr-ent/pdfs/KBBI_24_4_230_232.pdf