yazı 38

başkasına ait olmaya yazgılı öznelerin gezindiği karanlık arka sokaklarda büyübozumu
+
iranlı filozof daryuş şayegan , “üçüncü dünya’nın hemen her köşesinde” bulunan “bir örnek” olarak “tahran’da taksi olarak kullanılan mercedes’ler” üzerinden “gerçek-ötesi” bir biçim değiştirmeyi ya da “biçimsizleş(en) muazzam bir çarpıklığ(ı)” resmeder:
“bir alman arabası olan mercedes’in erkeksi, muktedir ve işlevsel bir görünümü vardır. … tahran’da taksiye dönüşen bu arabada, tabiri caizse ruhunun özelliğini veren hatları artık bulamadığımız gibi, çarpıklık alanının dağıtıcı etkisi arabaya, bir de toplumsal ortamın alçaltıcı etkisini musallat etmektedir. … arabanın içinde sağa sola asılan çok renkli küçük ampuller, ön panelde genellikle isviçre manzaraları (ya da imamlar’ın posterlerini) gösteren kartpostallar, hemen yanında direksiyonun üzerinde hüzünle oynaşan kötü kağıttan bir çiçek demeti arabanın içini dönüştürür, arabada yoksul bir halk bayramının havasını yaratır. araba, asıl işlevine eklenen ikinci bir hayat kazanır”.
+
şayegan, kültürel bir şizofreniye dönüşen yerinden edilmişliği ve başka diyarlara savrulmuş seyyaliyet halini, bilincin kendi merkezinden kopması, boşlukta kalması ile zemine oturamamasını onarılamaz şekilde yaralanması ile açıklar.
+
bu şeyler varolmaya başlar başlamaz çürümek için yeterince yaşlanmıştır bile.
+
bu alan, “gerçekliğin maskeler arasında gizlendiği, yalanların tek başlarına bir amaca dönüştükleri ve özerk bir yaşam sürdürdükleri ‘gerçek-altı’ bir dünyadır”.
+
insan, modern dünyayı kendi elleri ile üretmekte ve ama kendi yaratımlarının kontrolünü yitirerek, onların kölesi haline gelmektedir. fromm, yabancılaşmayı çağdaş insanın ruhsal bozukluklarının kaynağı olarak tanımlar ve klinik örneklerle ele alarak, sınıflandırır. ona göre, birey, bir gelecek tasarımının nesnesine dönüşüp, tarihsel akışa inanıp, yargılamadığında “umut yabancılaşması”na düşer. gazeteler, liderler, partiler, devletler ve dinlerin oluşturduğu kamuoyu putları ve bilgelik tanrılarına aklını emanet ettiğinde “düşünce yabancılaşması”na uğrar ve kendi yarattığı putların kölesine dönüşüp, fanatikleşmesinin heyecanlarında anlam ararken, içsel donuklaşma ile buzlaşır. yalancı “büyük aşk”ta, sevme gücünü sevgiliye aktarıp, onu putlaştırır ve sevgiliyi kaybettiğinde boşluğun karanlık girdaplarında kaybolur.
+
insan artık yarattığı kendi putunun esiri, nesnesi olmuştur. kendisindeki yaratıcılığı göremez, artık yarattığı puta tapınarak kendi içsel zenginliği ile ilişkiye girer.
+
rockmore, hıristiyan teolojisinde isa mesihle tanrıya dönüp kurtuluşa erme anlayışında (ilk günah ve kefaret) yabancılaşma kavramı olduğunu söyler.
+
feuerbach’a göre, “varlık öznedir; düşünce ise yüklemdir; yani, fikir dünyanın bir yansımasıdır; dünya fikrin yansıması değildir”.
+
emeğini bir başkasının hizmetine sunarak üretim sürecine yabancılaşan insan için çalışma, kendisine içkin değil, dışsaldır. artık, onun emeği ile üretim yapılan iş de, bu işi ortaya çıkaran kendi varlığı da bir başkasınındır. emek, bağımsız değerler kaynağı olan canlılığını yitirmiş ve kendisi ile “çevresini kuşatan nesneler ve doğa dışsallaşmıştır.”. bu nedenle çalışan “mutlu değil mutsuzdur, fiziksel ve zihni enerjisini serbestçe geliştirmez, bedenini harcar ve zihnini yok eder”.
+
alman devleti bizleri en zor, en pis işlerde çalışmak üzere çağırdı, bir almanın ya da herhangi bir avrupalının emek gücünü kullanmayı talep edemeyeceği türde işlerde çalıştırmak için.
https://calismatoplum.org/Content/pdf/calisma-toplum-1848-2fe09ebe.pdf

görsel günlükler bağlamında kent ve süreci
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/8542/G%C3%B6rsel%20G%C3%BCnl%C3%BCkler%20Ba%C4%9Flam%C4%B1nda%20Kent%20ve%20S%C3%BCreci.pdf

ilkel benliğin yakın dönem sanatında bıraktığı izlere bir örnek: basquiat
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1422869249.pdf

sanatta çirkinin ifadesi yok değildir. şair rimbaud ve benn’de anatomik korku, beckett’te ise fiziksel iğrençlik ve iticilik vardır.
+
değişen toplumsal değerler doğrultusunda felsefede ve sanatta güzellik, çirkinlik ve çirkinliğin estetiği
http://journalofsocial.com/Makaleler/552322295_10.%20ID315_6-26.%20G%c3%b6kkaya&Kubat._656-666.pdf

güzel?
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/358081

palyatif bakım hastalarında manevi bakım
https://88.255.218.197/xmlui/bitstream/handle/20.500.12436/591/4%20Palyatif%20bak%C4%B1m%20hastalar%C4%B1nda%20manevi%20bak%C4%B1m.pdf

insanın afrikalı kökeninin peşinde: leakeyler
http://bilimveaydinlanma.org/content/images/pdf/mdt/mdtc3s3/insanin-afrikali-kokeninin-pesinde-leakeyler.pdf

darwinci güzellik kuramı
+
tarih boyunca pek çok filozof, güzelliğin ne olduğunu anlamaya çalıştılar ve çeşitli teoriler ortaya koydular. bu felsefe içerisinde zor bir alan olan estetik alanını oluşturmaktadır.
+
antik çağ’dan günümüze pek çok ünlü filozof güzelliğin ne olabileceği konusunda teoriler ortaya koymuş olmalarına karşın, ancak bir tanesi, charles darwin’in evrim teorisi temeline dayalı olarak, insanın sosyal psikolojik evrimi çerçevesinde geliştirilen ve şu ana kadarki geliştirilmiş olan güzellik teorileri içerisinde en kapsamlı, evrensel bir açıklama getirebilenidir. bu teori dr. denis dutton tarafından yakın zamanda geliştirilmiş olan darwinci güzellik teorisi’dir.
+
güzellik bu kadar kapsamlı ve karmaşık bir konu olmasına karşın, pek çok insan ‘güzellik nedir?’ sorusuna en uygun cevabı zaten bildiklerini düşünebilmektedir. halk arasında yaygın bir kanaate göre bu, ‘bakan kişiye göre değişir ve kişisel bir deneyimdir’. bazılarına göre – özellikle de akademisyenlerin – tercih ettiği bir tanım olarak güzellik, ‘kültürel olarak şartlandırılmış bakış koşullarına göre ve kişiden kişiye göre değişir’.
+
dutton’a göre güzellik deneyimiyle ilişkili duygu yoğunluğu ve hazzın, evrimleşmiş insan psikolojisiyle ilişkili olduğuna dair hiçbir kuşku yoktur.
+
diyebiliriz ki, güzelce kesilmiş göz yaşı damlası biçimindeki bir elmasın, sadece kültürümüz bize o parlayan şeyin güzel olması gerektiğini söylediği için güzel olduğunu düşünmüyoruz.
https://www.ulakbilge.com/makale/pdf/1459419968.pdf

dünyanın başına gelen “derin sapkınlık”: dünyevileşme
http://isamveri.org/pdfdrg/D01910/2001_3/2001_3_GULERI.pdf

kilisenin inancına göre havva, adem’in eğe kemiğinden yaratılmıştı. bu sebeple de erkeklerin eğe kemiklerinden biri noksandı. bir anatomist olan vesalius, insan kadavraları üzerindeki gizli çalışmalarında, kemiklerin eksik olmadığını ve bu inancın hurafe olduğunu ortaya koyunca, kutsal kitabı yalanlamış olmak suçundan engizisyon mahkemelerince ölüme mahkum edildi.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/42929.pdf

modernizm ve postmodernizm arasında islam ve hakikat ya da müphemliğin postmodern politik teolojisi
+
bauer dürüstse, müslüman ebeveynlere evlatlarının “benim bedenim, benim tercihim, benim kararım” diye karşılarına çıkmasının postmodernizmin yaldızlı kavramlarının mantıki bir sonucu olduğunu açıkça ifade etmelidir.
+
postmodernizm, bütün tanımları belirsizliğe iterek, anomaliyi ve asırlarca sapkınlık olarak tanımlanan fiilleri sapkınlık olmaktan çıkarıp normalleştirmektedir. müslümanların asırlar boyu görmezden geldiği anormallikler vardıysa bile, bunlar hala teolojik ve fıkhi olarak “sapkın, haram, günah, yanlış, tuğyan, fısk, fücur, fuhuş, suç, ayıp, isyan, nisyan” idi. böyle olduğu için de ancak küçük bir oranda “anormallik”, toplumun geri kalanının nazarında mahkûm olduğundan “gözden ırak, gönülden ırak” kalıyor, nesiller için rol model olamıyordu. oysa bugünün “her şey mubah postmodernizmi”, narsizm çağına gömülü körpe nesillere “beni yargılayamazsın!” zırhını giydirir.
+
bütün tercihler normalleştirilir ve harama haram demek “militan müphem-perestler” eliyle yanlış, medeniyetsizlik hatta suç haline getirilir. yani postmodernizm islam’ın bütün temellerini tersine çevirir.
+
islam toplumu evvela, tabir-i caizse “gâvura gâvur” der, sonra kendi haline bırakır.
+
o, müslümanlara belki “inandığınız allah ve peygamber sizin postmodern olmanızı isterdi, dolayısıyla “kurtuluşa erip, cennete gidecekler postmodern olanlarınızdır” diyebilir.
https://www.academia.edu/44317336/MODERN%C4%B0ZM_VE_POSTMODERN%C4%B0ZM_ARASINDA_%C4%B0SLAM_VE_HAK%C4%B0KAT_YA_DA_M%C3%9CPHEML%C4%B0%C4%9E%C4%B0N_POSTMODERN_POL%C4%B0T%C4%B0K_TEOLOJ%C4%B0S%C4%B0

devlet adamlarından öğütler: bizans, avrupa ve osmanlı’da nasihat kültürünün evrimi üzerine gözlemler
+
john, orta çağların klasik tanrı-kilise-insan hiyerarşisinin dışına çıkmış
ve siyasi yapıyı seküler bir çerçevede yeniden kurgulamıştı.
+
osmanlı ve bizans’ta da gördüğümüz üzere mevcut yapıyı anatomik bir şekilde incelemiş, hükümdarı akıl, devlet adamlarını ayak, kiliseyi ise ruh şeklinde tanımlamıştı.
https://www.academia.edu/1336314/Devlet_Adamlar%C4%B1ndan_%C3%96%C4%9F%C3%BCtler_Bizans_Avrupa_ve_Osmanl%C4%B1da_Nasihat_K%C3%BClt%C3%BCr%C3%BCn%C3%BCn_Evrimi_%C3%9Czerine_G%C3%B6zlemler

türk tiyatro eğitiminde oyunculuk anlayışının evrimi
http://earsiv.halic.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12473/1540/435274%20%2825%29.pdf

anadolu uygarlıklarında temizlik kavramı ve uygulamalarının evrimi
+
fiziksel temizlik genel anlamda; “herhangi bir nesnenin veya canlının kendi doğasına ait olan veya olmayan, olumsuz algılanan, nahoş duygu ve düşünceler uyandıran, kimyasal, biyolojik, fiziksel unsurlardan arınmayı ve arındırma”yı ifade etmektedir. fiziksel temizlik uygulamaları genellikle kişisel temizlik, çevre temizliği ve tıbbi temizlik olmak üzere üç ana başlıkta değerlendirilmektedir.
+
temizlik kavramının açılımları ve uygulamalarında da döneme paralel, tanrı kavramı ön plana çıkarılarak, dinin buyrukları ve yaptırımları doğrultusunda gerçekleştirilmiştir.
+
hititlerin temizlik kavramı, sağlık kaygılarına değil ritüellerin gereklerini yerine getirmeye dayalıdır. hititçe kirlilik, pislik, iffetsizlik ve lekelenme anlamına gelen papratar ve temiz, saf anlamına gelen parkui-, temizlenmek anlamına gelen parkunusözcüklerinin % 95 oranında dini metinlerde geçmektedir.
https://www.researchgate.net/profile/Suekran-Sevimli/publication/277669871_THE_CONCEPT_OF_HYGEINE_AND_ITS_EVOLUTION_IN_ANATOLIAN_CIVILIZATIONS_ANADOLU_UYGARLIKLARINDA_TEMIZLIK_KAVRAMI_VE_UYGULAMALARININ_EVRIMI/links/5572b37808aeb6d8c01768c0/THE-CONCEPT-OF-HYGEINE-AND-ITS-EVOLUTION-IN-ANATOLIAN-CIVILIZATIONS-ANADOLU-UYGARLIKLARINDA-TEMIZLIK-KAVRAMI-VE-UYGULAMALARININ-EVRIMI.pdf

evriminizi nasıl alırdınız?
+
insan sıkılan bir varlıktır. barınmak ve hayatta kalmak gibi temel ihtiyaçları saymazsak sıkılmak, birlikte olmak için yeterince kuvvetli bir sebeptir. can sıkıntısını gidermek (ve tabi hayatta kalabilmek) için insan, yanına kendisi gibi sıkılan diğer insanları da alarak onlarla birlikte bir hayat kurmuştur.
http://www.elyadal.org/pivolka/29/PiVOLKA_29_01.pdf

anadolu’da hamam kültürünün evrimi
https://www.zdergisi.istanbul/media/magazines/pdf/Anadoluda_hamam_kulturu_evrimi.pdf

evrim kuramı ve bağnazlık
https://turuz.com/storage/her_konu-2018/2689-100_Soruda_Evrim_Qurami_Ve_Baghnazliq-Cemal_Yildirim-2002-165s.pdf

jeolojik tarihinde biolojik evrim ilişkisi
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1553156

paul bloom ve dini inançların ortaya çıkmasında evrimsel rastlantı tezi
https://www.acarindex.com/pdfler/acarindex-9210a41a-30d0.pdf

said nursi’nin evrim eleştirisi
https://www.researchgate.net/profile/Hueseyin-Allahverdi/publication/344567287_VAN_YUZUNCU_YIL_UNIVERSITESI_SOSYAL_BILIMLER_ENSTITUSU_FELSEFE_ANABILIM_DALI_SAID_NURSI’NIN_EVRIM_ELESTIRISI_YUKSEK_LISANS_TEZI/links/5f80801e458515b7cf7490a4/VAN-YUeZUeNCUe-YIL-UeNIVERSITESI-SOSYAL-BILIMLER-ENSTITUeSUe-FELSEFE-ANABILIM-DALI-SAID-NURSININ-EVRIM-ELESTIRISI-YUeKSEK-LISANS-TEZI.pdf

oruç tutan bireylerin ramazan ayı ve ramazan bayramı’nda besin tüketim durumlarındaki değişikliklerin saptanması
+
ramazan ayında bireylerin %39.4’ü ve ramazan bayramında % 8.9’u yorgunluk- halsizlik yaşarken, ramazan ayı süresince %24.4’ü unutkanlık, dalgınlık, dikkatsizlik ve durgunluk, %6.7’si de kabızlık ile karşılaştığını belirtmiştir.
https://webdosyasp.diyanet.gov.tr/muftuluk/UserFiles/tokat/Ilceler/sulusaray/UserFiles/Files/Ergenlik%20d%C3%B6neminde%20psiko-sosyal%20problemler_94c2c9b1-e6a6-46f7-9986-b35a74cd7907_a9502188-bdd6-4f1f-bf66-a51f6e8b5077_338c9007-fe80-4471-a04b-7ea4444bcad5.pdf

kırşehir’deki kadınların annelik hüznü yaşama durumları
https://www.researchgate.net/profile/Nurdan-Aymelek-Cakil/publication/342439075_KIRSEHIR’DEKI_KADINLARIN_ANNELIK_HUZNU_YASAMA_DURUMLARI/links/5ef487774585153fb1b3c6b0/KIRSEHIRDEKI-KADINLARIN-ANNELIK-HUeZNUe-YASAMA-DURUMLARI.pdf

türk erkek ve kız çocuklarında doğumdan dokuz yaşına kadar ayağın bîyometrik yapısı üzerinde bîr araştırma
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/43203/20075.pdf

dört ayak üzerinde yürüyen aile öyküsü: nedeni genetik mi yoksa halk sağlığı genlerimiz mi?
+
2005 yılında türkiye’nin güneyinde suriye sınırında yaşayan bir aile taşıdığı özel durumla dünyanın özellikle bilim insanlarının ilgisini çekti. on dokuz çocuklu, yoksul ve sosyoekonomik düzeyi düşük bu ailenin yedi çocuğunun sağlık sorunları mevcuttu. anne ve baba yakın akrabaydı. ailenin çocuklarının tümü on iki yaşın üzerindeydi. sağlıksız yedi çocuğun mental retardasyon, konuşma zorluğu, yürüyüş problemleri vardı. özellikle beş çocuğun nörogelişimsel sorunları belirgindi. biri erkek dördü kadın bu beş çocuk kuadripedal yürümekteydiler. evet bu beş yetişkin elleri ve ayakları üzerinde yürüyordu. insanoğlunun dört milyon yıldır bipedal olduğu düşünülünce bu durum evrim ile ilgilenen bilim insanlarını oldukça meraklandırdı.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1683815

her canlı ve hücrenin genetik yapısında ölüm programı vardır. ancak zamanı gelmeden ölüm programı çalıştırılmaz. ölüm programı normal fizyolojik şartlarda zamanı gelince aktive edilir ve ölüm bu programa göre gerçekleştirilir.
+
materyalist evrimciler fizyolojik şartlarda meydana gelen programlı hücre ölümünde canlının sağlığı ve faydası için hücrelerin kendi hayatını feda ettiğini, yani intihar ettiğini söylerler.
+
körelmiş organ iddialarından en meşhuru; daha önceleri kuyruklu olduğu varsayılan insanın ekolojik şartların etkisiyle kuyruğunun kopması ancak kuyruk sokumu kemiğinin halen vücutta görevsiz olarak devam etmesine ait kabuldür. evvela kuyruk sokumu kemiğinin vazifesiz olduğunu iddia etmek, ancak anatomi bilmemekle izah edilebilecek bir yaklaşım olabilir. çünkü bu kemiğin insan bedeninin sağlıklı hareket edebilmesi, omurga yapısının sabitlenmesi ve bölgesinde bulunan kasların bir arada durabilmesi için oldukça önemli görevleri vardır. körelmiş olma ihtimali ise; weismann’ın fareler üzerinde yapmış olduğu kuyruk kesiminin, gelen nesillerdeki kuyruk yapısı üzerine etkisinin araştırıldığı çalışma sonucunda bu varsayım çürütülmüştür.
http://yaratiliskongresi.dpu.edu.tr/assests/images/2.pdf

anadolu’da gordion roma devri halkı astragalus ve calcaneus’larının biometrik ve morfolojik tetkiki ile ontojenetik ve filojenetik münasebetleri üzerinde bir araştırma
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/43908/12754.pdf

“sonuçsalcı” yaklaşımın ürünü olarak “yolsuzluk”un anatomisi: hangi iş ahlakı?
+
yolsuzluk kavramı, özellikle 90’lı yıllardan itibaren ulusal ve/veya bölgesel olmaktan çıkarak küresel ölçekli bir sorun şeklinde ele alınan bir olgu halini almıştır.
+
literatürde, “yolsuzluk” kavramının üzerinde mutabık olunan belli bir tanımından söz etmek olanaklı görünmemektedir.
+
faydacı ahlak anlayışının topluma hâkim olması durumunda ise yolsuzluk yaygınlaşabilecek ve normal bir olgu haline gelebilecektir.
+
faydacı ahlak anlayışı, “derin düşünülmüş bir haz ahlakı” olarak nitelenmektedir.
+
“faydacı ahlak” anlayışı, eylemin ahlaken iyi olabilmesinin yolunun, eylemden etkilenen “en yüksek sayıda insana en yüksek mutluluğu vermesi” olduğunu kabul etmektedir.
+
jeremy bentham ve john stuart mill. bentham, doğruluğun ve iyiliğin, “fayda”ya göre tanımlanmak zorunda olduğunu; aksi halde doğru ve yanlışın bir manası olmayacağını ileri sürmektedir.
+
“kötü insanın olmadığı, kötü hesaplayan insanın olduğu” ifade edilmektedir. buna göre, herkes aynı şeyi yani mutlu olmayı istemektedir, ama bazıları yapılması zorunlu olan haz ve acı veren duyguların karşılaştırılmasına dayanan hesaplamayı ya hiç yapmamıştır ya da eksik yapmaktadır.
+
“dürüstlüğün toplumsal bir erdem olması”nın yolu, dürüstlükten toplumun faydalanmış olmasına bağlıdır; toplum faydalandığı ve toplum için olumlu “sonuç doğurduğu” için dürüstlük, bir erdemdir.
+
tatmin olmamış sokrates olmak tatmin olmuş bir ahmaktan, hâlinden memnun olmayan bir insan olmak, hâlinden memnun domuz olmaktan yeğ olmaktadır.
+
“ahlak, kesinliği olmayan ve belirsizlikler üzerine inşa edilen bir olgudur” fikri ön plana çıkartılarak ahlak kavramı zeminsizleştirilmiştir.
+
böylece “insan nedir?” ve “niçin yaşar?” gibi sorular, ben merkezli bir faydacılık anlayışıyla yeniden yanıtlanır olmuştur. yeni bir genesis (yaratılış) hikâyesi bulunmuştur. bu sebeple, metafizik ve ahlaki sorulara cevap arayan ve bulan “akletme”nin ortadan kalktığı, hayatın teolojisinin bittiği ifade edilmiştir. böylece akıl, dünyevi amaçlara ulaşmak için en tesirli araçları bulan ve “nasıl?” sorusunun cevabının peşinde koşan “zeka”ya indirgenmiştir. ve tanrı ölmüştür; insan tanrılaştırılmak suretiyle iyi-kötü-doğru-yanlışın ölçüsü olarak kabul edilmiştir. tüm bu anlayışların bir yansıması olarak; yaşamanın hegemonik bir anlam kazandığı görülmektedir: “büyük balık, küçük balığı yutar”.
+
en nihayetinde büyük acılar ve krizler ve hatta dünya savaşları, insanların ve ülkelerin maksimum güç hırsından hiç bir şey azaltmamıştır. kısacası, adım adım ve bazen de acı tecrübelerle de yoğrularak, dünya tarihi daha öncekinden farklı bir şekilde dindışı (seküler) bir temelde yeniden yükseldiğini göstermektedir. böylece “yeni” değerler yeryüzüne hâkim kılınmıştır. bu yeni değerler bağlamında, bilimde kesinlik önerilirken; ahlak ve değer alanında inanılmaz bir rölativizm ve belirsizlik ön plana çık(artıl)mıştır.
+
uluslararası ilişkiler ve sınırlar bir kez daha yeniden düzenlenmiştir, uluslararası düzeyde de içte olduğu gibi aynı “kirli tarz siyaset” ön plana çıkartılmıştır. bu durumun vahameti, özellikle de doğu bloğu ülkelerinin yıkılması ve soğuk savaş döneminden yeni bir döneme geçilen süreçte ortaya çıkan “kirli” ilişkilerin boyutlarından da anlaşılmaktadır. bu “kirli ilişkiler”, derinlemesine incelendiğinde yine faydacı ve sonuç endeksli “belirsiz” bir ahlak anlayışının tezahürlerinin asıl sebep olduğunu görmek hiç de zor değildir. çünkü mesele, güç ve iktidardır ki bunun da en önemli ayağı zenginlik ve kazanç olarak ortaya çıkmaktadır. bu anlamıyla siyaset, iktisadın bağımlısı olmuştur. bu yaklaşıma göre, “ahlak ve iktisat arasındaki ilişkiyle ilgili herhangi bir tartışmada, kişisel-çıkar ve rasyonel davranış kavramları merkezi bir konumda bulunmaktadır”. buradaki birey kavramı yerine, devlet kavramını konulduğunda da sonuç değişmemektedir. yani siyasetin ahlak anlayışının da bu faydacı iktisatla paralel olarak, egoist bir seyir izlediği anlaşılmaktadır. daha trajik olan, bu anlayışın hâkim olduğu küresel kuşatmanın “karşı konulamaz” ve “alternatifsiz bir güç” olarak ön planda tutulması ve entelektüel anlamıyla yapılan bütün tartışmalardan değilse de, reel dünya ve kuşatıcılık anlamıyla pozitif iktisadın da “karşı konulamaz” gösterilmesidir.
+
yolsuzluk meselesinin, bir “devlet (yönetim) sistemi” meselesi değil, “küresel sistem” meselesi olduğu söylenebilir. belirtildiği gibi, yolsuzluğun bir sistem sorunu olduğu doğrudur; ancak sorun olan sistemin tespiti, burada daha önemli bir sorun haline gelmektedir.
+
“kirletilmiş bir siyaset” ve “kötü devlet fikri”, dikkatlerin asıl gücün (sermaye) üzerinden başka yöne çevrilmesinin aracı olarak kullanıldığını göstermektedir. tüm bu unsurlar bir araya getirildiğinde, “zenginliğin kazanılmış değil, edinilmiş” olduğu fikrinin hiç de yabana atılacak bir fikir olmadığını söylemek daha da anlaşılır bir hal almaktadır.
+
insan mekanikleştirilmiş ve insan zihni tümüyle dar ekonomik kazanç ve kayıplarının rasyonel bir şekilde dengelenmesiyle doldurulmuştur. ve “kalp sadece kan pompalayan bir organın adı” olmuştur.
+
sorulması gereken bir tek soru kalmaktadır: hangi (iş) ahlak(ı)?
http://www.isahlakidergisi.com/content/6-sayilar/6-3-cilt-2-sayi/m0033/kucur.pdf

ellen altfest’in eserlerinde öne çıkan yaklaşımlar: temsiliyet ve psikolojik etkiler
http://arts.artuklu.edu.tr/en/download/article-file/984783

modern resim sanatında çıplaklık ve erotizm olgusu
https://acikerisim.sakarya.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12619/92215/T05509.pdf

biyomedikal tıbbın yükselişiyle yasal meşruiyetini kaybeden geleneksel tedaviler, modern tıbba yöneltilen keskin eleştirilerle birlikte 20. yüzyılın sonlarına doğru yeniden ivme kazanmaya başlamıştır. bireyler bir nevi patlama sayılacak bir yoğunlukla geleneksel-alternatif yöntemlere başvururken3 2008 yılında dünya sağlık örgütü’nün (dsö) geleneksel tıbbın bilgi birikiminden yararlanma çağrısından sonra 140’tan fazla ülke geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanında yasal düzenlemelerinin bulunduğunu bildirmiştir.
https://dergipark.org.tr/en/download/issue-file/46367

tıbb-ı nebeviye kutsiyet atfedilerek popüler bir konu hâline dönüşmesi, bu alanın metalaşması ve kimi zaman dinî duyguları istismar etme aracı olarak kullanılması sonucunu da doğurmuştur. “dinî değerleri kullanarak toplumdan maddî veya manevi çıkar sağlama” bir değer olarak dinin istismarı anlamına gelmektedir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1483421

tıbbın kestiği parmak acımaz: seküler tıbbın kutsallaşması
https://app.trdizin.gov.tr/makale/TXpJek1qRTJOZz09/tibbin-kestigi-parmak-acimaz-sekuler-tibbin-kutsallasmasi

almanya’da mesleki rehabilitasyon kurumlarında verilen mesleki eğitimler
+
tıbbi düzeyde eğitilmiş anatomi bilen banyo elemanı (tellak)
https://avesis.ebyu.edu.tr/dosya?id=b5614257-1f40-40a4-8c98-8ccef61cdf77

ülkemizde kızlık zarı ve adli tıp sorunları
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/95976

batı resim sanatında tıp ve mikroskobik anatomi (histoloji) olgusu
+
okuyan erkeklerle yün ören kadınların bulunduğu iç mekanlar yapmaktan vazgeçmelisiniz, biz yaşayan insanları, soluk alan, hisseden, acı çeken ve seven insanların resmini yapmalıyız.
+
estetik kaygı “…tenin fizyolojisini ve onun yanı sıra varlığın duygusal hallerini ortaya koymaya yönelik resim araçlarına ilişkin bir bilinç…” olarak ifade edilmektedir.
+
edvard munch, hasta odasında ölüm
+
hastalık, delilik ve ölüm benim beşiğimde kalan ve beni yaşam boyu takip eden siyah meleklerdir.
http://acikerisim.akdeniz.edu.tr/bitstream/handle/123456789/2709/T03862.pdf

lagina hekate kutsal alanından üç heykel parçası
+
kutsal alanda anatomik boyutlarda bağımsız heykellerin olduğunu göstermesi açısından önemlidir.
+
sağlam olan sol göğüs üzerindeki kıvrımlar, elbisenin bağlanış şekline ve kadın anatomisine uygun olarak yelpaze gibi açılmıştır.
+
insan anatomisine uygun ölçülerde yapıldığı anlaşılmaktadır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/222204

damien hirst’ün eserlerinde “ölüm” teması
+
sanattaki ölüm ve gerçek ölüm arasındaki fark, birinin bir kutlama olması ve diğerinin sıkıcı bir gerçek olmasıdır.
+
hirst’ün lisans öğrencisiyken kadavralar üzerinde çalışmalar yapan, anatomi ve patoloji kitaplarını inceleyen biri olduğunu dile getirilmekte ve masa üzerindeki bir kadavra başıyla çekilmiş gülümseyen fotoğrafını önemli bir belge olarak sunmaktadır.
+
hirst, andy warhol’un da kullandığı bir strateji olan ‘yaratıcı rahatsızlık stratejisi’ni benimsemiş ve formaldehit tankları içerisine yerleştirdiği ölü hayvanları sergilemiştir.
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1554838675.pdf

patrick raynaud’un ölü bedeni: “anatomik tiyatro” çalışması üzerine
+
patrick raynaud’un ‘anatomik tiyatro’ çalışması ölüm kavramına ilişkin yeni bir görünürlük açmaktadır.
+
ölü beden, işlevini kaybetmiş parçaların yığınıdır. belirli bir işlevi kalmayan bedenin, bu dünyanın imgesi olmaktan çıkması durumudur. dolayısıyla beden, simgesel olanın tarafına geçmiş olur. simgesel olan, belirli bir anlam aralığının temsilidir.
+
diğer canlılar için ölüm, bir ‘telef olma’ olarak değerlendirilebilirken, insan için ölüm, özel bir anlama sahiptir.
+
staocular, ölümü hayatın en önemli olayı kabul etmiş, iyi yaşamayı öğrenmenin iyi ölmeyi ya da iyi ölmeyi öğrenmenin iyi yaşamayı öğrenmek olduğunu düşünmüşlerdir.
+
hans holbein’in ‘ölü isa’nın mezarındaki cesedi’ çalışması, ölü bedenin içinde bulunduğu durumu doğrudan bize göstermektedir.
+
ölüm müstehcen ve rahatsız edici bir şeye dönüşmüştür.
+
patrick raynaud, ölüm kavramının ele alınışına yeni bir anlayış getirmiştir. bu anlayış doğrultusunda yapmış olduğu ‘anatomik tiyatro’ çalışmasındaki korunaklı sandıklar, yerleştirmiş olduğu çıplak figürlere yaşam alanı sağlamıştır.
+
ölüm, bedenin biyolojik sınırıdır.
+
ölüm, insanı kendisinden alıp götürür. ölü, artık insan değildir.
+
yataylığa sabitlenmiş olan ‘anatomik tiyatro’ çalışmasındaki çıplaklık, bedenin saflığını ve arınmışlığını göstermektedir.
+
her ölüm bir gizlilik halidir. açığa çıkanın ardında tam olarak ne olduğu bilinmeyen muammalar bütünüdür.
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1617826739.pdf

iki antropolog, maragaret mead ve ı rhoda métraux. 1957 senesinde amea rika’da lise öğrencileri arasında biliminsanı imajının ne olduğu üzerine bir araştırma yaparlar.
bu gençlere göre biliminsanı şöyle biri: yaşlıca ya da orta yaşlı ve gözlüklü… sakallı da olabilir… ya da tıraşsız ve dağınık… beyaz önlük giyen ve test tüpleri, şişeler, gaz ocakları ve tuşlu garip makineler gibi aletlerle dolu bir laboratuvarda çalışan adam.
ve ayrıca, bilimden başka hiçbir ilgi alanı olmayan, bedenini önemsemeyen ve elbette ki karısına ilgi göstermeyen ve çocuklarıyla oynamayan asosyal biri.
http://openaccess.marmara.edu.tr/bitstream/handle/11424/134362/001641048010.pdf

varoluşçu felsefeden varoluşçu psikolojiye (birbirlerini sürekli yanlış anlayanların ontolojik bütünlüğü)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/84391

sıkıntı’nın felsefesi
+
yaptığım küçük nabız yoklaması sırasında, kadınlardan daha çok erkekler sıkıldıklarını doğruladılar. psikolojik araştırmalar, erkeklerin kadınlardan daha çok sıkıntıya maruz kadıklarına işaret ederek aynı doğrultuda gidiyor. (bu araştırmalar schopenhauer’in sıkıntı duygusunun yaşla birlikte ortadan kaybolduğu şeklindeki tezini de teyid ediyor.)
+
kierkegaard “sıkıntı tüm kötülüklerin kaynağıdır” diye öne sürdüğü zaman, abarttığına inanıyorum. suçların çoğunun sıkıntıya yüklenebileceğini düşünmüyorum, zira sıkıntı kimi kez cinayete kadar gidebilen bir dizi kötülük için açıklama hizmeti görse bile, bu kötülükler çoğu kez duygulanımdan ileri gelir.
https://www.academia.edu/download/57590370/Lars_FR._H._Svendsen_-_Sikintinin_Felsefesi.pdf

görme ve söylemenin mekanı olarak birey ve denetim: michel foucault’da ışık ve söz rejimi
+
görünürlüğü yöneten ışık rejimi görünürlüğün içinde sakladığı gözetim ve denetimi göstermez, böylece görünürlük daha baştan denetime hizmet eder ve görebilmenin ufuklarını daraltır, görebilmeden yoksun olarak görülebiliri, görüşü dayatır.
+
hastaneler, fakirhaneler, halk hamamları, okullar, evler ve akıl hastanelerinin hepsi içinde neyin görülebileceğinin işlenmiş bir ussallığını inşa eder.
+
çağdaş toplumda insanlar tıpkı mahkumlar gibi ışığın nüfuzuna maruz kaldıkları sürece bireydirler. iktidarın kendilerinden beklediği normlara katılma tutum ve davranışını zor kullanımına gerek kalmadan yerine getirirler.
+
mahkumlar görmeden görünürler, gardiyanlar ise görülmeden görürler. bu bir ışık rejimi sayesinde gerçekleşebilir.
+
foucault, cinselliğin tarihine giriş’te, onsekizinci yüzyıldan beri “söyleme kışkırtma” aracılığıyla cinselliğin nasıl denetime tabi hale geldiğini ve cinsellik hakkındaki söylemlerin katlanması ve çeşitlenmesinin nasıl iktidarın uygulanma araçları olduğunu ortaya koyar.
+
us kamaşması olarak delilik, gözün güneşe baktığında, kamaşması ve hiçbir şey görmemesi gibidir.
+
deliliğin, bireyselleştirilmesi ve bir inceleme nesnesi haline gelmesi modern söz ve ışık rejiminin söyleme ve gösterme teknikleriyle donatılmıştır.
https://www.researchgate.net/profile/Himmet-Hueluer/publication/330325084_GORME_VE_SOYLEMENIN_MEKANI_OLARAK_BIREY_VE_DENETIM_MICHEL_FOUCAULT’DA_ISIK_VE_SOZ_REJIMI/links/5c390763299bf12be3c13ff8/GOeRME-VE-SOeYLEMENIN-MEKANI-OLARAK-BIREY-VE-DENETIM-MICHEL-FOUCAULTDA-ISIK-VE-SOeZ-REJIMI.pdf

berk için çıplak vücudun incelenerek şiire yansıtılması, türk-islam geleneği içinde hep korunması ve saklanması gereken önemli bir “mahrem”in tabu olmaktan çıkarılması şeklinde bir anlam da taşıyor olabilir. asırlardır bütün ilahi dinlerde kıymetli bir mücevher gibi gizlenmiş olan gövdenin, sıradan bir uzuv olarak gözler önüne serilmesi, ifşa edilmesi ve bu şekilde bir kutsalın perdelerinin indirilerek “nâmahrem”konuma getirilmesi, tabu olmaktan çıkartılarak zahirileştirilmesi de düşünülmüş olabilir.
+
tarih insan gövdesini sevisel bir varlık olarak görmek istememiştir. bu yüzden de insan, bedenini utançla saklama yoluna gitmiş, kendini öyle kurmuştur. böyle bakmıştır gövdeye tarih. böyle de biçimlendirmiştir. gövdenin ölümü de böyle başlamıştır. öte yandan, tarihin bedeni konu edinmesi, ona bir nesne olarak bakması ise ancak yakın çağların sorunu olacaktır. gövde, özgürlüğüne de öyle kavuşacaktır.
+
berk’e göre gövde ancak çağımızda laikliğini elde etmiş, bu yüzden de soyunma özgürlüğüne kavuşmuştur.
https://pps.kaznu.kz/ru/Main/FileShow2/149690/82/446/1600/%D0%9A%D0%BE%D1%82%D0%B8%D0%B5%D0%B2%D0%B0%20%D0%9B%D1%8E%D0%B4%D0%BC%D0%B8%D0%BB%D0%B0%20%D0%9C%D1%83%D1%80%D0%B0%D1%82%D0%BE%D0%B2%D0%BD%D0%B0/2020/1

gizem ya da sapkınlık: türkiye’de 1930-60 yılları arasında seksoloji söylemi
+
çok fena huylu olduğunu anladığınız bir adamla bile gayet güzel uyuşmak kabildir.
+
izdivaç bir muammadır. bir sırdır. bir piyangodur.
+
kocanız senelerce aynı koltuğun aynı köşede tozlanmasından içinde garip bir miskinlik duyacaktır.
+
kocanızı kadın ihtiyacı içinde bırakmayınız.
+
karnının doyurmalısınız ki başka yerde yemek yemeğe kalkmasın.
+
kocanıza çıplak ayağınızı göstermeyiniz.
+
ayağın bütün bacakla birlikte, güzel bir çorap ve ökçeli iskarpin veya terlikle arz etiği güzel manzarayı ve kazandığı sevgiyi, onun bütün çıplaklığı ve kusurlarıyla birlikte erkeğe göstererek kaybettirmemek lazımdır.
+
kadın,“ruhunda aynı zamanda hem iffet hem de fuhuş isteği” taşır.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/62806/18613.pdf

nietzsche’nin bıyıklarından abdullah cevdet’in sakalına (doğu batı örnekli bir formalizm ironisi)
http://www.mehmetakifduman.com/uploads/4/8/7/6/48765639/1.n%C4%B0etzsche%E2%80%99n%C4%B0n_biyiklarindan_abdullah_cevdet%E2%80%99%C4%B0n_sakalina_(do%C4%9Eu_bati_%C3%96rnekl%C4%B0_b%C4%B0r_formal%C4%B0zm_%C4%B0ron%C4%B0s%C4%B0).pdf

japon kılıçları’nın yapım sürecinde bilginin rolü ve piyasası üzerine
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/791498

inanmak mı zor, inkar mı?
+
delil özellikle anatomi, botanik, yeryüzündeki yaşamla ilgili bilimsel keşifler ve son dönemlerde de evrenin kaynağı gibi verileri kullanır.
+
âlemin, yaratılmış olduğu halden daha güzel, daha tam ve mükemmel olma imkanı yoktur.
+
sonuç itibariyle dinlerin açıklaması ile tatmin olup inanmanın daha kolay ve tutarlı, evrendeki mikrodan kozmosa var olan düzeni aşkın bir tanrının dışındaki sebeplerle açıklamaya çalışan görüşlere dayanarak tanrıyı inkar edip, inanmamanın ise daha zor olduğu gözükmektedir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/207295

iş yaşamında cinsiyetçiliğin kökenleri: lilith, lucy ve ardi
+
evrim sürecinde doğayı kontrol edebilmeyi başarmış, dili, sanatı ve teknolojiyi yaratmış insan türü; yine bu ürünleri sayesinde birçok zorluğu aşmış ama bir tek kadının önündeki “görünmez” engellerin üstesinden gelememiştir.
https://www.ttb.org.tr/dergi/index.php/msg/article/viewFile/534/511

avrupa’da veba salgını ve salgında din faktörü (viyana örneği)
+
hastalığı yenmek için her şeyden manevi bir yardım beklendiği görülmektedir. aslında ortada olan şey, olağan dışı bir şekilde (manevimitolojik-ilâhî) ortaya çıktığı düşünülen bu salgınların, yine olağandışı bir yardım ile (özellikle ilâhi/dînî) ortadan kaybolması inancıdır.
+
kilise ve din adamları ortaçağ dönemi ve sonrasında halk üzerinde diğer zümrelerden daha fazla etkiye sahiptir. çaresizlik insanları ilahi kudrete ittiğinden görülebilecek her türlü olağanüstü durum mucizevî olarak değerlendirilmiştir.
+
yahudilerin yok edilmesiyle hastalığın kaybolacağı inancı ortaya çıkmıştır. bu fikri destekleyenlerin başını ise dini otoriteler çekmektedir.
+
salgınlar sırasında kilise en etkili kurumların başında gelmiş ve dini sadakat olgusu bu dönemde çok fazla güçlenmiştir. kiliselere verilen önem sadece hastalık döneminde gerçekleşmemiş, kişilerin ölümünden sonra bile yakınları tarafından kiliseye gömülmesi istenerek ölümden sonra da bu önemin devam ettiği görülmüştür.
+
en acısı da, ölmediği halde sokakta yığılıp kalmasından dolayı bazı veba kurbanlarının bu görevliler tarafından bu mezkûr çukura atılmasıdır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/781062

görsel sanatlarda kadın ve doğa ilişkisinde bütünlük arayışı
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/24605/10395235%20imzas%c4%b1z.pdf

bilim, cinsiyet, nesnellik: feminist nesnellik arayışı üzerine bir tartışma
+
gerçeğin çölüne hoş geldin!
+
o “hiçbir yerden bakmaz” ama “her şeyi görür”. fakat haraway’in deyişiyle bu yalnızca bir tanrıcılık hilesidir.
+
hiçbir yerden bakmadığını iddia eden, “tanrılaşan bilimci”ye esastan bir itiraz vardır. nesnelliğin kaynağı özne ile nesne arasındaki epistemolojik yarık değil bölünme’dir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/593927

ülkemizde ateizme yönelme sebepleri
+
tanrı tanımazlığın felsefi adıyla ateizmin kökleri insanlık tarihinin ilk zamanlarına kadar varsa da yoğun olarak rönesans’tan sonra bilimin ve aklî düşüncenin gelişmesiyle ortaya çıkmıştır.
+
sosyal medya da dâhil medya araçlarının körüklediği insanın kendisini her türlü kayıt ve kontroden bağımsız hissetmesi arzusu, din bilim ilişkisinin sağlam bir zemine oturtulamaması, din dilinin günümüz insanının anlayabileceği düzey, biçim ve formda sunulamaması ve arkaik bir karakter taşıması, dinin ticarî ve siyasî amaçlar için istismar edilmesi, dinî metinlere literal/ lafızcı bir biçimde yaklaşan dinî grupların din anlayışları ile şiî-ismailîlerin ve onların yolundan giden grupların bâtınî/ ezoterik din yorumları insanımızı ve özellikle gençlerimizi ateizme yönlendirmekte ve kendi din iklimi ve manevî değerlerinden uzaklaştırmaktadır. ateizmin doğurduğu en olumsuz sonuç ise kâinatın var edicisi allah’ı inkâr ederek, o’nun vaz ettiği vahiy kaynaklı değerler sisteminden bireyi ve toplumu mahrum etmesidir. vahiy kaynaklı değerler sisteminden mahrum olan birey ve toplumun ise nefsî arzularının etkisi altında olacağı aşikârdır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/888659

eski uygur metinlerinde fizyoloji ve maṇḍala
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1553951

sanatsal bir ifade dili olarak “eylem” ve “tahribat”
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1074080

toplumlarda tütüne yüklenen misyonlar
+
dinsel baskılardan kaçınmak, toplum baskılarına karşı çıkmak, özgürlük mesajı vermek için bile sigara tüketilmiştir.
+
yüzyıllar boyunca sigara içmek sağlıklı bir alışkanlık olarak görülmüştür. tütün, 16. yüzyılda, “kutsal ot” ve “tanrının şifası” olarak da adlandırılmıştır. tütünün faydalarına inanış artmakta ve bilim adamlarının çalışmaları da hep bu yönde ilerlemiştir.
+
şeyhülislam bahaî mehmet efendi’nin tütünün dine göre haram değil, mekruh olacağına dair fetvası tütün kullanımına karşı başlatılan mücadelenin sonlanmasına kadar gitmesine neden olmuştur.
+
altıparmak mehmed efendi ise tütünü “helal” olarak tanımlamış ancak sonrasında bu görüşü savunmaktan vazgeçmiştir.
+
anatomi laboratuvarında çalışan hekimlere, kadavranın kokusunu azaltmak ve kadavradan bulaşma ihtimaline karşı sigara içmeleri önerilmiştir.
+
prag’da 16.yüzyılda görülen veba salgınında çocuklara sınıflarda sigara içmeleri tavsiyesinde bulunulmuştur. sigaranın, hastalık bulaşına ve pis havaya karşı insanları koruduğu düşüncesi yaygınlaşmıştır.
+
16.yüzyılın başlarında japonya’da çayın yanında tütün ikramı zorunlu hale gelmiş, bu yüzyılın sonunda ise tütün ürünleri içmek tüm avrupa’da entelektüel duruşu simgelemiştir.
https://www.acarindex.com/pdfler/acarindex-0e36db5a-2562.pdf

leonardo da vinci’nin “paragone”si ve söze karşı resim
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1175509

sinematografik terörizm özgün propaganda yöntemleri ve film teknikleriyle bir terör örgütünün göstergebilimsel analizi (daeş örneği)
+
giordano bruno’nun şöyle der: “tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için tanrı’yı kullanırlar.
https://www.researchgate.net/profile/Zahit-Kilit-2/publication/337403869_Cinematographic_terrorism_semiotic_analysis_of_a_terrorist_organization_with_unique_propaganda_methods_and_film_techniques_DAESH_example_Sinematografik_terorizm_ozgun_propaganda_yontemleri_ve_film_tek/links/5dd5aa5a299bf11ec866cc68/Cinematographic-terrorism-semiotic-analysis-of-a-terrorist-organization-with-unique-propaganda-methods-and-film-techniques-DAESH-example-Sinematografik-teroerizm-oezguen-propaganda-yoentemleri-ve-film.pdf

şans tanrıçası fortuna’nın tekerleği ile “kader” inancının bir unsuru olarak “çark-ı felek” metaforu arasındaki münasebet
+
dünya; denîdir, alçaktır, orada huzur bulmak mümkün değildir.
+
homer, “kader lanettir, hiçbir doğan ondan dışarı çıkamaz.” derken cebriyyeci’ler gibi çıkar sesi. nietzsche, mutezile alimleri gibi insanı çeker başrole: “yüzlerce ruhun tesiri ile senin hayatın senin kaderin olur.”
+
zira çark dönmekte, “eşek”ler devr-i daim etmektedir.
+
yalnız başıma ölümlülere kader eklerim
yükseltir, alçaltır; iyiyi veririm tıpkı kötü gibi
çıplağı giydirir, giyiniği soyarım
sonra; kim üstümde ise ortaya koyacak maskaralığını
+
önce tarümar eder, sonra teselli; ne şakacı bir idrak!
buz gibi erir onda yoksulluk, hakimiyet…
+
kaba ve kibirli kader! çark, ki her daim dönmekte!
varlığın kötü, talihin beyhude, her daim çözülmekte!
+
yaşlı gözlerle şikayet ediyorum fortuna’nın açtığı yaralardan,
zira alındı elimden hediyeler o dikkafalı tarafından.
+
dünyaya acı çekmek, sınavını tamamlamak ve ebedi hayat için biriktirmek üzere gelen insanın burada “cennet”i yaşaması onun bizzatihi aleyhinedir. bu yüzden felek hep kamburdur ve çark-ı felek insana bela ve musibetten başka bir şey getirmez.
+
mâhuñ yüzine kara sürüp gezdürür felek
öykündi var ise yine yâruñ yanagına
http://www.mehmetakifduman.com/uploads/4/8/7/6/48765639/4.%C5%9Eans_tanri%C3%87asi_fortuna%E2%80%99nin_tekerle%C4%9E%C4%B0_%C4%B0le_%E2%80%9Ckader%E2%80%9D_%C4%B0nancinin_b%C4%B0r_unsuru_olarak_%E2%80%9C%C3%87ark-i_felek%E2%80%9D_metaforu_arasindak%C4%B0_m%C3%9Cnasebet.pdf

x men film serisinde yaratma eyleminin temsili: tanrısal özelliklere evrilen insan anlatımı üzerine islami açıdan bir değerlendirme
+
yunan anlatılarında ilk ilkel oyunlardaki “maske oyunu” da bu indirgemeci anlayışın bir örneği olarak tanımlanabilir. şöyle ki; oyun sırasında üst üste takılmış üç maske sırasıyla kaos (doğaya karşı zayıf olan insan), kuş gagası (doğa ile mücadele içerisinde var olan insan) ve insan yüzü (tanrısal özellikleri taşıyan insan) şeklindedir. burada en son gözüken insan yüzü maskesi, tanrının insana dönüşmesi hikâyesi, insanın tanrıyı yer yüzüne indirmesi, insan olarak tanrıyı temsil etmesi talebi vardır.
+
bu karakter aslında göründüğü gibi sıradan bir kahramandır. ancak biz toplumsal bir maskeyi görürüz. bu türde dekor ve zaman gündelik-sıradandır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1025823

the lobster: insanat bahçesi veya burada olmanın sosyolojisi üzerine
http://www.ethosfelsefe.com/ethosdiyaloglar/mydocs/Blc-Lobster%20Son%20x.pdf

parion tiyatrosu triton heykeli üzerine yeni gözlemler
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1158151

tekir kedilerinde sert damağın morfolojik olarak incelenmesi
http://dspace.balikesir.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12462/11300/Ay%c5%9fe_Gizem_Ermi%c5%9f.pdf

17. yüzyıl hollanda resim sanatında vanitas imgeleri
https://www.ulakbilge.com/makale/pdf/1519119806.pdf

orta çağ’dan avangard’a beden-kafa ilişkisinin imgesel halleri
+
pacteau’nun ifade ettiği gibi, özellikle kadın bedeninin her parçasına yapılan övgülerin ve onun üzerine, bir bakıma, şiddetli yönelimin, iktidar ve yönetme itkilerinin açığa çıktığı bir yer olarak kadın bedenini gündeme getirmektedir.
+
ölen danaların sorumluluğunu değil de, ölen danalar karşısında sorumluluk hissetmeyen biri var mıdır?
+
insan, aynı bir hükümlünün hapisten kaçması gibi, ‘baş’tan kaçtı.
+
orta çağ’da gülme korkuların yenilmesine dairdir ve kendisini birtakım imgelerde açığa vurmaktadır.
+
gülmek, tanrı’nın yokluğudur. komikten farklı hatta bambaşkadır.
+
mizah/ öbür dünyanın suyuyla/bu dünyanın şarabının karışımıdır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1603584

kadınlarda üriner inkontinans ve damgalanma
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/816162

anatomik özellikleri göz önünde bulundurulduğunda figürünün akromegali hastalığını tasvir ettiği kuvvetle muhtemel bir görüştür.
+
cücelik, en eski zamanlardan bu yana muhtemelen en yaygın olarak tasvir edilen patolojik bir bozukluktur.
+
atinalı erkek karısını aşırı derecede kıskanırdı. bu sebeple de evin düzeni eve gelen erkek misafirlerin kadınlarla karşılaşmayacak şekilde planlanmaya çalışılırdı. ama erkekler kendilerine ayrılan andron denilen odada musikişinas ve dansöz gibi kadınlarla eğlenebilirlerdi.
+
bilinmektedir ki kozmetik anlayışını hijyenden ayırmak zordur.
+
kadınlar eşleri uygun görmese de makyaja oldukça önem vermişlerdir. beyaz kurşun cildin rengini açmak için kullanılırken, kırmızı kurşun ise ruj olarak kullanılmıştır. her iki üründe cilde ciddi zararlar verirdi.
https://www.ilem.org.tr/mediaf/3._cilt-1.pdf

ilk acı çeken bedenin sanata yansıması
+
david le breton’a göre; dini inançlar kâinatı açıklayabilmek için bedenin maruz kaldığı acıyı temel almışlardır. bu anlamda acıyı tanrıya göre tanımlamaya ve insanların bu acıları üstlenebilmelerini ve başa çıkmalarını sağlayabilmelerini amaçlayarak ifadeleri belirleme yoluna gitmişlerdir.
+
çarmıha gerilen mesih isa ile bir olma bedenin devamlı acı çekmesini isteme zorunluğu meydana çıkarır. bedenin acı çekmesi ile inançlı bir insanın işlemiş olduğu günahlarından kurtulduğuna inanılır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1176957

bilimin felsefeye dayandığı görüşünün bir timsâli olarak galenos
+
galenos’a göre, evren, gerek hippokrates zamanında, gerekse kendi zamanında halini değiştirmemiş, “nizâm-ı âlem” aynı kalmıştır. gerek sâbit yıldızlarda, gerekse gezegenlerde, ay’da, güneş’te, insanları olumsuz yönde etkileyip belirleyen değişmeler olmamıştır.
+
eğer öğrenen kişi, ‘zenginlik erdemden üstündür’ derse ve ‘tıb sanatı insanın faydasına değil de mal kazanmaya yarar’ diyen ilkeden hareket ederse, tıb’da hiç kimse maharet sahibi olamaz, işinin ehli ve hâzık olamaz.
+
galenos’a göre eğer, hippokrates’i benimsiyorsak, tıbdan önce felsefe tahsil etmemiz, felsefeyi kullanmamız, ondan yararlanmamız, onu uygulamamız gerektir. ancak, böylece, hippokrates’ten daha ileriye gitmiş oluruz. bütün bunlann aksini söylemek, sözlerde didişmektir. kargalar ve saksağanlar gibi boşuna sesler çıkarmaktır.
+
astroloji ise şarlatan pratisyenlerin faaliyet alanına benzer. tıb astroloji ile değil, astronomi ile paraleldir. çünkü astrolojinin hiçbir bilimsel temeli yoktur.
+
ne belâlar getirdi bâşıma fikr-i nâmûs
kırılır gâhice şem’in alevinden fânûs
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/693092

kadın bir hekim olarak agnodike’nin yunan dünyasındaki varlığı üzerine
+
eskiden, kadın ebeler yoktu ve gururlu-namuslu kadınlar, alçakgönüllülük ve utanç nedeniyle ölmekteydiler çünkü atinalılar kölelerin ve kadınların tıp sanatını öğrenmesini yasaklamışlardı.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1390751

antik yunan’da kadın
https://www.researchgate.net/profile/Grozi-Delchev/publication/351785347_PRODUCTIVITY_OF_CORIANDER_CORIANDRUM_SATIVUM_L_BY_INFLUENCE_OF_SOME_HERBICIDES_HERBICIDE_COMBINATIONS_AND_HERBICIDE_TANK_MIXTURES/links/60aa80f645851522bc109f77/PRODUCTIVITY-OF-CORIANDER-CORIANDRUM-SATIVUM-L-BY-INFLUENCE-OF-SOME-HERBICIDES-HERBICIDE-COMBINATIONS-AND-HERBICIDE-TANK-MIXTURES.pdf

uyku solunum bozukluklarının baş-boyun antropometrisi ile ilişkisi
+
burnun anatomik yapısı, solunan hava için oldukça önemli olduğu tartışılmazdır. morfolojik olarak yüz içindeki konumundan ziyade fonksiyonel olarak incelenmesi gerektiği kanaatindeyiz.
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=gyLHMouPes-CvnhRcjQsKUfCT_unvtfJSmUCygHRtd4yjqtPrrhmf855-zCofQ_k

antik roma’da soğan, sarımsak ve pırasa kullanımına dair
https://www.researchgate.net/profile/Ayse-Tug-Kiziltoprak/publication/349867234_Gobekli_Tepe_Kazilarinin_Sanliurfa’nin_Kent_Imgesine_Etkisi/links/6044d62e92851c077f21b7ef/Goebekli-Tepe-Kazilarinin-Sanliurfanin-Kent-Imgesine-Etkisi.pdf

modern heykelde soyutlaşan beden imgeleri
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/184052

müstensihi bilinmeyen bir kıyafetname’de “sûretten sîrete gidiş”in kültürel kimlik açısından incelenmesi
https://www.researchgate.net/profile/Nihan-Tomris-Kuecuen/publication/351985011_Similar_Investment_and_Gambling_Alternatives_That_Differ_Due_to_Culture_Turkey_Kosovo_and_Japan_Comparison/links/60b3bc8745851557baaeb32e/Similar-Investment-and-Gambling-Alternatives-That-Differ-Due-to-Culture-Turkey-Kosovo-and-Japan-Comparison.pdf

farinelli örneğinde kastrasyon
+
kastratoların toplumsal-sanatsal-ekonomik-dini gerekçelerle beden bütünlüklerinin zedelenmesi insanın araçsallaştırılması anlamına gelmektedir.
+
kastrasyon insan ve diğer memeli türleri erkeklerinde testisleri vücuttan ayırarak üreme yeteneğini ortadan kaldırma işlemidir.
+
italya’da, ses sanatçısı olarak çalışması yasak olan kadınların seslendirmesine uygun şekilde bestelenmiş parçaları okumak üzere müzikal nitelikleri uygun ergenlik öncesi erkek çocuklara kastrasyon yapılarak seslerini muhafaza etmeleri sağlanmıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/643853

bedenin kültürel gerekçelerle sakatlanması ve söğüt’te sünnet
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/43351/18661.pdf

iğdiş, sünnet, bedene şiddet kitabı
https://www.academia.edu/41403343/%C4%B0%C4%9ED%C4%B0%C5%9E_S%C3%9CNNET_BEDENE_%C5%9E%C4%B0DDET_K%C4%B0TABI

nicholas kalmakoff’un eserlerinde doğu mistisizmi, ezoterizmi ve mehmet siyah kalem etkileri
+
kalmakoff’un figürlerindeki, gerek çizgisel, gerekse anatomik hareketlerde, bugün kimliği gizemini hâlâ koruyan, resimlerinde orta asya islâm öncesi ve sonrası türk geleneklerini yansıtan mehmet siyah kalem’den bile izler bulmak mümkündür.
+
kalmakoff’un resimlerinde sıklıkla kullandığı çıplak kadın figürleri bu resimde cehenneme ait figürler olarak anlatılmıştır. kalmakoff’a göre cehennemin bu yaratıkları oraya aittir ve orada mutludur. kalmakoff yüceltilen figürleri cehennemin içinde tasvir ederek yine iyi kötü kontrastlığında yer değişikliğine gitmiştir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1274713

medeniyette kadının rolü; kadın mimarlar ve zaha hadid örneği
+
bedenin ve cinsiyetçi imgelerin mimari tasarımda kullanılması yapı tarihi kadar eski bir gelenektir. tarihsel süreç içerisinde beden yapılarda analojik ve anatomik anlatımlarla kullanılmıştır. kadının mimariyi biçimsel olarak etkilemesi ise en çok doğurganlık özelliği ile ortaya çıkmıştır. kadın gövdesi daima içine alan bir mekân olarak düşünülmüş ve bütün içbükey nesneler onun rahmiyle, karnıyla özdeş tutulmuştur. çatalhöyük’te duvar resminde peçeli tanrıçanın karnında bir daire çizilmiştir ve ortasında güneşi temsil eden bir nokta vardır. bu onun güneş’i içinden çıkarttığına inanılan karnını temsil eder ve aynı zamanda karnının güneş’in evi olduğunu gösterir.
+
joseph campbell’in doğu mitolojisi’nde ırak’taki en eski tapınak külliyelerini şu şekilde anlatmaktadır: “iki yüksek duvarla çevrilidir; dişi cinsel organlarını çağrıştırır biçimde ovaldir. ana tanrıçaya adanan hint tapınaklarında iç odanın dişilik organını temsil eden biçimde oluşu gibi, bu tapınaklar da doğanın üretici gücünü dişinin hamilelik ve emzirme yeteneklerine benzeten simgelerdi”. miken sanatında da,” tholos” mezar yapıları aynı yorumla ele alınmıştır. bu mezarlar, bir rahmi andıran planı ve plan üzerinde yükselen yapı biçimiyle dikkat çekerler.
+
yapılan birçok araştırmada da kadın mimarların mimari konusunda daha başarılı olduğu ve tasarımlarında dişiliğinin daha yoğun şekilde hissedildiği ileri sürülmektedir. bahsedilen tez, son dönemlerde erkek mesleği gibi görülen mimarlık etiğinin özellikle “zaha hadid” in yaptığı ve inşa ettiği tasarımlarla da daha kuvvetlenmektedir. zaha hadid modern mimarlık dünyasında eril hegemonyaya karşı direnen bir kadın mimardır.
https://www.researchgate.net/profile/Zeynep-Yesim-Ilerisoy/publication/331413293_MEDENIYETTE_KADININ_ROLU_KADIN_MIMARLAR_VE_ZAHA_HADID_ORNEGI_WOMEN’S_ROLE_IN_CIVILIZATION_WOMEN_ARCHITECTS_AND_CASE_OF_ZAHA_HADID/links/5c7843f5458515831f7819d7/MEDENIYETTE-KADININ-ROLUe-KADIN-MIMARLAR-VE-ZAHA-HADID-OeRNEGI-WOMENS-ROLE-IN-CIVILIZATION-WOMEN-ARCHITECTS-AND-CASE-OF-ZAHA-HADID.pdf

islamî bakış açısıyla epifiz bezinin işlevi
+
insan o hatıranın neresindedir ve kendisini hatıra içinde nasıl konumlandırır?
+
“hafıza,” bilgi ve deneyimlerin depolandığı yer; “hatırlama” ise, bilgi ve deneyimlerin depolandığı yerden şimdiki zamanda kullanılmak üzere geri çağrılması işlemidir.
+
hemen hemen bütün memelilerde, neredeyse beynin ortasına gömülü şekilde bulunan küçük bir kozalak benzeri beyaz yapı, “epifiz bezi” olarak adlandırılır.
+
henüz epifiz bezinin tam işlevi bilimsel olarak açıkça anlaşılamamıştır.
+
gece vaktinde ruhsal bağın güçlendiği düşünülmektedir.
+
epifiz bezinin varlığı, en az 2000 yıldır bilinmektedir. ilk olarak yunan anatomi uzmanı galen, m.s. 2. yüzyılda epifiz bezinin beyinde düşünce akışını düzenleyen bir kapakçık görevi yaptığını ileri sürmüştür. m.s. 4. yüzyılda da herophilus benzer bir düşünceyi savunmuş ve bu organı “düşüncenin kası” olarak tanımlamıştır.
+
bir isveçli anatomist olan nils holmgren, 1918 yılında kurbağa ve köpekbalığının epifiz bezini incelediğinde, bu bezin belirgin duyusal hücreler içerdiğini ve retinanın koni hücrelerine benzerlik gösterdiğini keşfetmiştir. bu gözlemlere dayanarak holmgren, epifiz bezinin “üçüncü göz” olarak işlev görebileceğini öne sürmüştür.
+
bugüne kadar yapılan araştırmalara bakıldığında, çoğunlukla epifiz bezinin anatomik olarak konumu, şekli, işlevi üzerinde durulduğu görülür. bunun yanında, kültür ve din merkezli sosyolojik ve psikolojik çalışmalarda epifiz bezi daha çok ruh-beden ilişkisinde bağlantı noktası olarak kabul edilir. bu yüzden, “ruhun penceresi, ruh gözü, ruh molekülü” şeklinde de isimlendirilmiştir.
+
gazzâlî (1986) ve elmalılı hamdi yazır (1942), “cismanî kalp” için, “göğsün sol tarafında bulunan, kozalak şeklindeki sinir ve kas dokularını toplayan organ,” ifadesini kullanmışlardır. ancak, ruhun kalp ile olan bağlantısını da göz önünde bulundurarak, epifiz bezi ile kalp arasında bir alışveriş olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
+
insan, “nefs, ruh, beden” üçlüsünden meydana gelir ve bu üçlü birbirlerini tamamlayan unsurlardır. tasavvufî yaklaşıma göre bu ögelerin her birinin belirgin sıfatları vardır. nefsin sıfatı heva, ruhun sıfatı akıl ve bedenin sıfatı da histir.
+
kimi müslüman kültürlerde epifiz bezi ön plana çıkarken kimi kültürlerde de kalp, ruh-beden ilişkisindeki organ olarak gösterilmiştir. tasavvufta “süveyda” olarak vurgulanan, anatomide “aschofftawara düğümü” (the aschoff-tawara’s node) adıyla bilinen “kalpteki siyah nokta” da tıpkı epifiz bezi gibi insan vücudunda henüz sırrı bilimsel anlamda açıklanamamış gizemli detaylardan biridir.
+
son zamanlarda kimi araştırmacıların, islam geleneğinde “teheccüt” olarak adlandırılan gece namazının vaktinin epifiz bezinin aktif olduğu saatlerle örtüştüğüne dikkati çektiği görülmektedir.
https://88.255.218.197/xmlui/bitstream/handle/20.500.12436/1655/%c3%9c%c3%a7%c3%bcnc%c3%bc%20G%c3%b6z%c3%bcn%20Hat%c4%b1rlamadaki%20Yeri%20A%c3%a7%c4%b1s%c4%b1ndan%20Ruh-Beden%20%c4%b0li%c5%9fkisi.pdf

sanatta dönüşüm ve şeyler
+
iflas eden sistemler insan doğasının değişmezliği üzerine kurulmuş olanlardır, onun gelişmesi ve iyileşmesi üzerine kurulmuş olanlar değil.
+
bulaşık makinesi tanrıları/mühendisleri, bulaşık makinesini yaratırlarken en küçük fincanı bile düşünmüşlerdir hiç şüphesiz. her şey; bulaşık makinesinin, bulaşık makinesi olarak varlığını idame ettirebilmesi içindir.
+
insanlara dair değil, ‘mallara’ dairdi.
+
bu limonu gören biri, bir limon resmini değil gerçek bir limonu görmelidir.
+
katedraller ya da fabrikalar aynı amaçlara hizmet etmeseler de hiç kuşkusuz kendi bağlamlarına sıkı sıkıya tutunmak zorundadırlar. biri ölümü, yaşamı, öbür dünyayı, cenneti, cehennemi, cezayı, mükâfatı hissedilebilir hale getirmesi gereken kutsanmış bir mekân olarak tasarlanırken, bir diğeri de üretim işleyişinde üst düzey verim elde edebilecek şekilde tasarlanır. her bir detay bu mekânların halet-i ruhiyesini ve yaratılış amaçlarını destekler nitelikte olmalıdır. örneğin bir katedralde mevzu bahis olan hiç şüphesiz tanrı’dır ve dolayısıyla da mekân içerisinde yer alan bütün göstergeler tanrı kavramına işaret etmek durumundadır. zaten birçok gösterge ancak bu sayede varlığını sürdürebilmeyi başarır. her şey ilahi bir mükemmelliğin aynası olmak durumunda olduğu için, kusur ne tanrısal ne de kabul edilebilir bir şey değildir. todorov’un aktardığına göre papa büyük gregorius “resimler harfleri bilmeyenlerin kitabıdır” der.
+
mekân tanrıları/mimarlar da kutsallık atfedilmiş olan herhangi bir mekânı yaratırken görece olarak en önemsiz kolonları ya da pencereleri dahi hesap etmek durumunda kalır.
+
sanatın yürüdüğü yollar incelendiğinde; sanat nesnesi ve sanat mekânlarına bu gibi “mutlak” anlamların yüklendiği zamanlar görünür halde gelir. bir ortaçağ katedralinde yer alan bütün unsurların -örneğin bütün sanatsal üretimlerin- altında yatan ideoloji; tanrının varlığından bir an için dahi duyulabilecek olan olası bir şüphenin önüne geçmek için hareket eder. ihtişamlı ve mükemmel tavan resimleri ya da kusursuz bir anatomi bilgisi ile ustaca yontulmuş mermer heykeller… yaradılış öylesine mükemmel ve huşu uyandıracak bir gerçeklikle gözler önüne serilir ki; farklı bir yaradılış kurgusunu düşünmeye mahal bile verilmemiş olur. mermerlerdeki ya da resimlerdeki ustalık/ kusursuzluk; mermerin -nihayetiyle- bir taş olduğunu ya da resmin -nihayetiyle- boyadan yapılma olduğunu unutturma işlevi de görür. bu işlev bir gerçeklik illüzyonu yaratmak, bu illüzyon da bir mutlakiyetler sistemi oluşturabilmek için gereklidir.
+
neden bir pipo, bir pipo olmadığını iddia etmektedir?
+
geleneksel resmin/heykelin/mimarinin gerçeklik illüzyonları ile var ettiği dokunulmazlık alanının yanı sıra yarattığı kutsallık dayatması öylesine başarılı bir mekanizmaya dönüşmüştür ki; örneğin aziz petrus bazilikası duvarları arasında gezinen bir kişi kendini bir anda tanrılar diyarında tanrıya hesap verirken ya da cehennem ateşinde diri diri yanmak üzereyken bulabilir ve akabinde ansızın el açıp tövbe edebilir. bu illüzyon sayesinde bir resim ya da bir heykel; bir resim ya da bir heykel olmaktan çok daha başka bir işlev üstlenir. bu illüzyon bir resmin ya da bir heykelin bir tanrı olarak algılanabilmesi, bir mimarlık şaheserinin de tanrının evi olarak algılanabilmesi için çalışabilmeye cüret edebilecek güçtedir.
+
herhangi bir dış etkenin bu aşkı etkileyemeyeceği, resmin her bir mikrometresinden de anlaşılabilir. sevgililer tanrıların katında, cennetin korunaklı bir yerinde sevişiyorlar gibidir.
+
her şeyden yalıtık olan sevgililer; tanrı katından yeryüzüne, bir anda savaşın göbeğine düşüverirler.
http://sanatveinsan.com/wp-content/uploads/2021/01/4.2.8.SANATTA-DONUSUM-VE-SEYLER-Evren-Selcuk.pdf

cerrahi hemşireliğinin tarihçesi
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/29454

el kol hareketleri, yüz ifadeleri, dinlenen müzikler, mekanikleşen selamlaşma merasimleri, dillerden düşürülmeyen sloganlar, içeriği söylenen tarafından pek de anlaşılamayan sloganik şiirler, sırf partili (örneğin komünist parti ya da naziler) imajı yaratmaya yarayan idealize edilmiş kahramanların anlatısı romanlar, güçlü erkek ve kadının üstün fizyolojik yapısını betimleyen resimler tümüyle diktatörlüğün emrine amade sanatsal çalışmalardır. tarihin her döneminde iktidarlar, sanatı kendi ideolojilerini yayma aracı olarak görmüşlerdir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1141612

ayakkabı tasarımında balkan coğrafyasında milat öncesi devirlerden günümüze ayak anatomisinin önemi
+
ilk çağlarda ayakkabı insanın giyinme ve soğuktan korunma ihtiyaçlarına karşılarken, günümüzde estetik arayışlarına da cevap vermektedir. insanoğlu daima yaşamında sağlığını göz önünde bulundurarak hareket etmiştir.
+
günümüzde mühendislik bilimleri tüm dünyada gelişmişken ayakkabı tasarımlarının ayak anatomisi ve fizyolojisi dikkate alınarak yapıldığı bir gerçektir.
https://atif.sobiad.com/index.jsp?modul=makale-detay&Alan=sosyal&Id=AW4Q6eFEyZgeuuwfeBbw

rus ve türk edebiyatlarında beden politikaları (1900-1940)
+
elifhan köse’ye göre: “soyut hümanist-politik birey bedenselleştiğinde, karşılığını 17. yüzyılda, erkek olarak bulur.” köse, “insan anatomisinin tıp literatüründe erkek bedeni üzerinden” gösterildiğini vurgular ve “kadın bedeninin, özellikle üreme organlarının, bu anatomiye ‘ilave’ özelliklerin dâhil edilmesi” olarak yansıtıldığını söyler.
+
tıp biliminin gelişimi de söz konusu makine-beden fikrinin kabulüne ivme kazandırmıştır. anatomi “sadece fiziksel makinenin yaylarını gün ışığına çıkarmak ister.” ölümden sonra geriye sadece, beden kalır ve parçalarını, en dayanıksızdan en dayanıklıya doğru, zaman içinde çürüyerek kaybeder. ruhun beden üzerinde hiçbir tesiri yoktur. “etten ve kemikten yapılmış bütün o makine” ölümle ortaya çıkar.
https://www.researchgate.net/profile/Duygu-Oezakin/publication/344329373_RUS_VE_TURK_EDEBIYATLARINDA_BEDEN_POLITIKALARI_1900-1940/links/5f68a7f2a6fdcc0086320ace/RUS-VE-TUeRK-EDEBIYATLARINDA-BEDEN-POLITIKALARI-1900-1940.pdf

dil sükûtta eller icraatta: osmanlı sarayında ve toplumunda dilsizler
http://earsiv.odu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11489/222/10082316.pdf

kelam ilmi açısından rüyanın bilgi değeri
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/4601/10256855.pdf.pdf

genetik teori
+
hastalıkların genetik kaynağı teorisi, günümüz tıbbının en sağlam şekilde desteklediği doktrinlerden biridir.
+
tıp bilimi kanserin “dna kopyalamasındaki hatalar” yüzünden geliştiğini ve hücrelerin yavaş yavaş normalden “anormale” ve sonunda “kötü huylu” hücrelere doğru değişmesine sebep olduğunu iddia eder. kanser genlerinin haritalaması bu yüzden modern tıbbın en son girişimlerinden biridir.
+
epigenetik teori
+
epigenetik bilimi araştırmaları genlerin hiçbir şekilde “değiştirilemez” olmadığını, genlerin kişilerin çevresine karşı bir tepki olarak kendilerini değiştirebildiklerini göstermektedir. kısacası dna ve buradan hareketle bir organizmanın biyolojisi, düşüncelerin ve inançların enerjetik bilgisi dahil olmak üzere hücrelerin dışından gelen sinyallere kendisini sürekli olarak uyumlamaktadır.
+
“inancın biyolojisi”
+
bruce lipton’un “inancın biyolojisi” çalışmasında sundukları ferahlatıcı şekilde bilimsel temellidir. eğitimli bir hücre biyoloğu olan dr. lipton, hücre davranışlarının ve genlerin epigenetik ifadelerinin gerçekten de kişinin inançları ve dünyayı algılama tarzı tarafından etkilendiğini bilimsel deneyler aracılığı ile göstermiştir. bu da bizim genlerimiz tarafından kontrol edildiğimiz yerine genlerimizi kontrol edebildiğimize yönelik derin bir anlam değişimini ortaya koymuştur. “kurbandan efendiye” çabucak epigenetikçilerin sloganı olmuştur.
+
prensipte her iki araştırmacı, “zihin genleri kontrol eder” ve “düşünceler biyolojiyi değiştirir” yaklaşımında inançların ve düşüncelerin de, hastalıkların ardında yatan sebepler olduğu sonucuna da varmışlardır. “olumsuz bir inanç sizi hasta edebilir” (lipton) ve “düşünceler hastalık yaratırlar” (dispenza) iddiasındadırlar.
+
“doğa bizi asla aldatmaz, kendimizi aldatan bizleriz” – rousseau
+
beynin biyolojisi
+
“psişe, beyin ve beden arasındaki ayırım tamamen akademiktir. gerçekte hepsi bir bütündür.” – ryke geerd hamer
+
dr. hamer hastalıkların sebebini araştırmak için beyni yakından dikkate alan ilk kişidir. beyin bedendeki tüm süreçleri kontrol etmektedir. hastalarının beyin tomografileriyle tıbbi kayıtlarını ve kişisel öykülerini karşılaştırarak, bir duygusal travmanın ya da “çatışma şoku”nun (kendi deyimiyle dhs) beynin bu hastalığın sürecini kontrol ettiği tam olarak aynı bölgede, gözle görülebilir bir işaret bıraktığını fark etti.
+
psişenin “biyolojisi”
+
“o ya da bu şekilde, her şeyi kapsayan tek bir psişenin parçalarıyız.” – carl jung
+
iyileşmenin biyolojisi
+
“tıbbın sırrı, doğa kendi kendini iyileştirirken hastanın dikkatini dağıtmaktır.” – voltaire
+
genlerin biyolojisi
+
“yaşayan doğanın geri kalanından ayrı değiliz; genlerimize ve kemiklerimize kadar onun bir parçasıyız.” neil shubin
https://learninggnm.com/SBS/extdocs/Understanding_Genetic_Diseases-turkish.pdf

çağdaş sanatta bir medyum olarak hayvan kullanımı
+
doğaya hükmetme arzusunda ısrarcı olan insanlık, kendi sonunu hazırladığı kaosa doğru ilerlemektedir. antroposantrik düşünme biçimi sanat tarihinde de etkisini göstermektedir. insanın hayvanla olan ilişkisinde kurduğu pragmatist düşünce ile her türlü canlı ve nesne bir metaya dönüşmüştür.
https://www.e-skop.com/images/UserFiles/Documents/Editor/hayvan_kullan%C4%B1m%C4%B1.pdf

prepubertal dönemdeki hymen’ in anatomisi ve klinik önemi
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/22284.pdf

meşrulaştırma aracı olarak sinemada tecavüz: 1990 sonrası türkiye’de bağımsız sinema üzerine eleştirel bir analiz
+
sigmund freud, 1915-1918 yılları arasında viyana üniversitesi’nde verdiği psikanalize giriş derslerinde kadınlık başlığına ayrı bir yer ayırmış ve bu derste; anatominin bize, erkek olanın erkeklik ögesi sperm hücresi ve onu içine alan şey, dişi olanın ise, yumurtacık ve yumurtacığı barındıran organizma olduğunu öğrettiğini ifade etmiştir. her iki cinste bulunan ve cinsel işleve yarayan bazı ortak organlar üzerinde duran freud bu anatomik bulguların ardından etkinlik edilgenlik kavramları üzerinde durmuş ve ardından psikanaliz yöntemiyle ortaya çıkardığını iddia ettiği bilgiler ışığında doğumdan sonra kadınlık ve erkekliğin oluşum sürecini açıklamıştır.
+
kadının kendisini aşağı bir yaratık olarak görmeye iten güçlerin neler olduklarını araştırmak ve bu sorunun yanıtını, ataerkil toplum koşullarında ve kadının bu toplumdaki aşağı görülen yerinde aramak gerekirken freud, bunun yerine anatomik fark gibi biyolojik olguya dayanan çocukluk deneyimini temel almayı yeğlemiştir.
+
erkeklik de tıpkı kadınlık gibi yukarıda sözünü ettiğimiz şekilde büyük ölçüde biyoloji, anatomi ve kısmen de psikolojinin araştırma konusu olmuş ve ilk kez feminist kuramların getirdiği bakış açısı sayesinde erkekliğin toplumsal bağlamda şekillenen bir şey olduğunun kabulü gerçekleşmiştir.
http://images.tsa.org.tr/documents/mesrulastirma_araci_olarak_sinemada_tecavuz_1990_sonrasi_turkiye_de_bagimsiz_sinema_uzerine_elestirel_bir_analiz_338/03303300055941.pdf

sanatta ideal beden imgesi, öteki ve iğrençlik bağlamında bir araştırma
+
erkek egemen kültür ve popüler kültürün dayattığı ideal güzellik anlayışına karşı sıradan bedenler, norm dışı bedenler, bedenin görünmesi istenmeyen yönleri, ötekileştirilmiş beden formları, bedenin biyolojik yönleri, bedenin kusurlu sayılan yanları odağa alınmıştır. çağdaş sanatta ötekileştirilmiş beden olarak ele alınan formların yer alması bir iktidar mücadelesi olarak görülmektedir. çalışmada bu konular örnek sanatçı ve eserler üzerinden incelenmiştir.
+
sanat tarihinde çeşitli karnavalesk görüntüler, gratesk yapılar ve biçim bozma örnekleri olarak hironymus bosch, yaşlı peter bruegel, francisco goya ile abartılı insan figürleri yapan on yedinci yüzyıl maniyerist sanatçılarının eserleri sayılabilir. bozulmuş insan bedeni anatomisi ve parçalarını, ölü bedenleri, hastalar ile delileri akademinin klasik yöntemiyle resimleyen delocroix ve gericault’yu da bu listeye eklemek mümkündür. bu durum aslında sanatçıların popüler güzellik anlayışlarına yaklaşımlarını da göstermektedir. sıradan kitle kültürü içerisinde yerleşik güzellik anlayışlarını sanatçılar mutlaka bir biçimde eleştirmişlerdir.
+
çağdaş sanatta kullanılan ‘iğrençlik’ kavramı son yıllarda sanatçıların cinsiyet ve seksüalitenin konuşulmayan ‘kötü’ yönlerini vurgulamak için kullandığı çürümüş gıdalar, çürümüş beden atıkları, saç, kıl, dışkı, regl kanı, çürümüş hayvan bedenleri gibi malzemelerin etkisini tanımlamak amacıyla öne çıkarılmıştır.
+
currin, klasik güzellik olarak adlandırılabilecek olan hakim kültür veya bir beden güzellemesini açıkça hicveden çalışmalar üretmektedir. yüksek sanat eseri olarak görülebilecek resimlerdeki ideal beden imgesini alıp, güzelleştirilme uğruna anatomisi bozulmuş bedenler olarak yeniden tasarlamaktadır. ince uzun boyunlar, omuzlar, göğüsler, bel, kalça gibi beden parçaları estetik bütünlüğü tekinsiz biçimde hatalı gösterecek anatomik abartılarla resmedilmiştir. bu nedenle gerçek anlamda doğru anatomi ve ideal güzellik imgesinin aslında gerçekdışı veya absürt olarak kalacağı gerçekliğini vurgular.
http://sanatveinsan.com/wp-content/uploads/2021/06/5.1.12.Sanatta-Ideal-Beden-Imgesi-Oteki-ve-Igrenclik-Baglaminda-Bir-Arastirma-Burhan-Yilmaz.pdf

bir şiddetin anatomisi: latin batı’nın haçlı terörü
http://ktp.isam.org.tr/pdfdrg/D01949/2004_20/2004_20_DUZGUNSA.pdf

tanah’ta cinsel sapkınlıklar
+
bir pasajda kızını fahişeliğe sürükleyenlerin ülkeyi ahlaksızlığa sürüklediğinden bahsedilmiştir.
+
tanah’a göre fahişelikle kazanılan para haramdır. bu şekilde kazanç sahibi olanlar, tapınağa bağış yapamaz.
+
tanah’a göre fahişelik yapanlar, bir lokma ekmeğe muhtaç duruma düşerler. tanah’ta fahişe, derin bir çukura veya bir soyguncuya benzetilmiştir.
https://www.siirt.edu.tr/dosya/personel/necati-sumer-makale-tanahta-cinsel-sapkinliklar-akademik-sosyal-arastirmalar-dergisi-s-29-2016-s167-177-siirt-20173142219851.pdf

disiplin:
“…bir iktidar tipi, iktidarı icra etmenin bir tarzı olup, koskoca bir aletler, teknikler, usuller, uygulama düzeyleri, hedefler bütününü içermektedir; o bir iktidar „fiziği‟ veya „anatomisidir‟, o bir teknolojidir.”
+
foucault başka bir yerde disiplini şöyle izah etmektedir:
“bedene işlemlerinin özenli denetimine izin veren, onun güçlerinin sürekli olarak tabi kılınmasını sağlayan ve onlara bir uysallık-yarar oranını dayatan bu yöntemlere „disiplinler‟ adı verilebilir”.
+
kapitalist ekonominin gelişmesinin, beden üzerinde işleyen iktidar olarak anatomo-politik‟in devreye sokulmasını mümkün kıldığını açıkça ifade eden foucault homo economicus‟un yeniden üretilmesinin, bireylerin bedenlerinden elde edilecek kazanımı da zorunlu kıldığını ve bedenin bu şekilde, bir siyasetin nesnesi olduğunu da eklemektedir. foucault‟ya göre disiplin, bedenden elde edilen yararı, şiddet yoluyla elde edilenden daha masrafsızca, bedensel becerileri geliştirerek ve bedeni daha yaralı hâle getirip uysallaştırarak kazanmayı sağlamıştır.
+
anatomo-politika
foucault‟ya göre biyo-iktidarın unsurlarından ilki on yedinci yüzyıl‟ın
sonlarında ortaya çıkan ve bedeni adeta bir makine olarak alan, onu terbiye eden, yeteneklerini arttıran, güçlerini ortaya çıkaran ve disipline edici tekniklerle şekillendirilen, bedenin anatomo-politika‟sıdır. foucault‟ya göre anatomopolitika:
“…insan bedenlerini kuşatan ve onları bilgi nesneleri haline getirerek tabi kılan ve bilgi ilişkilerine silah, menzil, iletişim yolu ve destek noktası olarak hizmet eden maddi ve teknik unsurların bütünüdür.”
+
foucault‟ya göre normalleştirme, disiplinin bir icraatıdır: disiplin normalleştirir.
+
anatomo-politikanın işlev gördüğü uzam beden iken biyopolitikanın işlev gördüğü alan nüfustur.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/49729.pdf

engelliliğin iktidarla ilişkisi: sosyolojik bir çözümleme
+
iktidarın ortaya çıkış fenomenine göre kavim içerisindeki üyelerden bedensel olarak diğerlerine göre daha güçlü olan üyenin kendi iradesini topluluğun diğer üyelerine empoze etmesiyle en üstün politik otoriteyi ele geçirir ve iktidarı elde eder.
+
jean bodin iktidarı, “kendi başına politik üstünlük prensibi olan, kendisinden yüce olan tanrı haricinde hiçbir şeyi tanımayan mutlak egemen” şeklinde tanımlamaktadır.
+
siyasi iktidarda diğer iktidar alanlarından bağımsız değildir, hiç bir siyasi iktidar tahakkümü altında bulunan toplumların inançları, kültürleri ve değer yargılarından bağımsız olarak varlığını sürdüremez.
+
iktidara boyun eğmenin temelinde onun meşruiyet zemini vardır.
+
max weber’in iktidarı açıklarken kullandığı kavramlar egemenlik ve meşruiyettir. weber iktidarla ilgili bunu elinde tutanların altındaki kişilerin yalnızca emirler uygulamalarının yeterli olmadığını aynı zamanda bu emirleri yerine getirenlerin onun geçerli olduğunu kabul etmeleri, emirlere uyma isteği ile davranmaları gerektiğini söyler.
http://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/7195/530286.pdf

siyasal liderlikte karizma olgusu: recep tayyip erdoğan örneğinde teorik ve uygulamalı bir çalışma
http://dergisosyalbil.selcuk.edu.tr/susbed/article/download/512/494

maneviyatı dindarlıktan ayırmak: hilomorfik bir bakış açısı
+
maneviyat (spirituality) nedir sorusu aslında mantıklı bir sorudur. düalist ve hilomorfik insan tabiatı görüşlerinin önemli neticelerini değerlendirirken biz bu duruşu muhafaza ederiz. biz, 21. yüzyıl amerika’sında maneviyatın dindarlıktan ayrı düşünülmesi gerektiğini savunuyor, maneviyatın incelenebilmesi için kavramsal olarak netleştirilmesi gerektiğini ileri sürüyoruz. her insanın beden ve ruh şeklinde birbiri ile uyumlu iki prensipten oluşan bir öz olduğu ve bu özün doğasının da maneviyat olduğu düşüncesini destekliyoruz. idrak ve irade maneviyatın işlevleridir ve bu işlevlerin gerçek neticeleri de hakikat ve iyiliktir. sağlık disiplinlerindeki ahlakçı, teorisyen, araştırmacı ve pratisyenleri, maneviyatın bu yönleri arasındaki etkileşime odaklanmaya davet ediyoruz. maneviyatı, hayata yönelik bir tutum, hayatı anlamlandırmak, başkalarıyla ilişki kurmak ve aşkın olanla bütünleşmek arayışı şeklinde tanımlıyoruz. dsm’de (tanı ölçütleri kitabı, 4. edisyon amerikan psikiyatri derneği, 1994) yer alan maneviyat kodlamasına karşı çıkıyoruz. maneviyat, dindarlıkla eş anlamlı veya inanç kaybı ile ilgili veyahut da kültürel çeşitliliğin bir unsuru olmadığı için bu maddenin yeniden ele alınması veya tamamen dsm’den çıkarılmasını öneriyoruz. insanların dindar değil ve fakat manevi doğdukları konusunda ısrar ediyor ve bu iki kavram arasındaki farkları her zaman gösteriyoruz. söz konusu iki terim hakkında işe yarar epistemik çabalar elde edilmek isteniyorsa maneviyatın dindarlıktan ayrılması gerektiği sonucunu çıkarıyoruz. dini-maneviyat (religious-spirituality) şeklindeki güncel birlikte kullanımları doğru bulmuyoruz.
https://www.academia.edu/download/52138958/tasavvufdergisi_maneviyati_dindarliktan_ayirmak.pdf

zihinsel engelli bireylerde dini tutum motifleri (bursa örneği)
https://acikerisim.sakarya.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12619/94396/T04949.pdf

siperler tıpkı çiçek tarhları gibi küreklerle kazılır. ancak, treadwell’in dikkat çektiği üzere, “kürek mezar kazıcının da aletidir ve savaş için açılmış toprak kapatılabilir de.” her ne kadar havan ve top ateşlerine karşı tek savunma yeri olsa da, siperdeki hayat, bir mezarda yaşamaktan farksızdır. asker mezarda geçireceği zamanı siperde âdeta önceden deneyimler. daha doğrusu, siper bir araftır. siperdeki hayatın habitusu, yeryüzündeki hayatın mezarda içselleşmesi ile yeraltındaki ölümün yerin yüzeyinde dışsallaşmasını kısa bir süreliğine örtüştürür. en küçük bir yaşama güdüsünün olmadığı, umudun tamamen ortadan kaybolduğu böylesi bir toposta artık tek hakim bir havan veya tüfek mermisi ya da hastalık ile gelen ölümdür. siper öylesine korkunç bir mekândır ki kaçınılmaz sonun gecikmesi bile acı vericidir. sassoon’un siperde intihar (suicide in the trenches) adlı şiirindeki romsuz ve bitlenmiş, yaşamak için hiçbir amacı kalmamış genç, sıradan ve adı öldükten sonra bile hatırlanmayacak asker, siperdeyken, ölüm bir an önce kendisini bulmazsa, kendisi ölümü bulacak kadar hayattan yalıtılmıştır. intihar, siperdeki korkunç fiziksel şartlardan, varoluşsal amaçsızlıktan ve derin umutsuzluktan kurtulmanın yegâne yoluna dönüşmüştür.
+
siperde intihar
genç bir askeri tanımıştım, sıradan
hayata boş bir neşe içinde sırıtan,
horlayarak uyurdu ıssız karanlıkta
ıslıkla eşlik ederdi erkenden tarlakuşuna.
+
kışın o siperde, korkutucu ve suratsız
darbeler gelirken, bitliydi ve romsuz,
bir kurşun sıkıverdi beynine
ve bir daha adını anmadı kimse
+
siz, gözlerinden alev çıkan kibirli korkaklar
siz, asker delikanlılar yürürken alkışlayanlar,
sinin yuvanızda ve dua edin bilmeyin diye
gençlik ve kahkahaların gittiğini nereye!
https://dspace.msgsu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/123456789/62/16.pdf

namaz’ın dua’nın ve her işe „bismillah“ diyerek başlamanın diyalektiği, varoluşun genel izafiyet teorisi-herşeyin teorisi ve tasavvuf…
+
bu evrende varolan her şey-her varlık, her an kendince bir namaz ve dua halindedir! insanın görevi bu hali bilince çıkararak, doğa’nın bilgisini üretmektir!…
http://www.aktolga.de/m37.pdf

orhan türkdoğan’da din ve milliyetçilik ilişkisi
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS03229.pdf

bilişsel devrim ve bilişsel sinirbilimler: uzun bir geçmişin kısa hikâyesi
http://yenisymposium.com/Pdf/TR-YeniSempozyum-a1c526c8.PDF

ebeveyn kaybı yaşamış üniversite öğrencilerinde otobiyografik bellek üzerinden allah tasavvurunun incelenmesi
+
katılımcıların paylaştıkları otobiyografik anılarda sırasıyla yakın, affedici-bağışlayıcı, koruyan-gözeten, yaratıcı-kudretli, kural koyan-adaletli, sabır veren allah tasavvurları öne çıkmıştır.
+
ebeveyn kaybı yaşamak bir yandan allah’ın kudretine, yaratma ve öldürme gücüne teslim olmayı gerektirirken; diğer yandan koruyup gözeten bir allah’ın varlığına yakinen şahit olmayı da mümkün kılmaktadır.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000931.pdf

düştüğü bunalım sonucu intihar eden gökalp, arkadaşı abdullah cevdet tarafından gerçekleştirilen bir ameliyatla ölümden döndü.
+
ücretsiz olarak yemek ve harç veren tek kurum olan baytar mektebi’ne kaydoldu. mezunları arasında mehmet akif ersoy’un da bulunduğu bu okulda, doğal bilimler ve anatomi alanındaki derslere devam etti.
https://www.platanuskitap.com/Webkontrol/uploads/Fck/Dosya_2_2.pdf

öğrencisi e. g. boring’in anlattığına göre titchener kadınlann bulunmadığı, sigara dumanı dolu bir odada konulann sözel raporlar halinde müzakere
edilmesini isterdi.
+
1904 yılında deneyciler grubunun oluşturulduğu yıllarda kadınlar sigara içmek için çok temiz olarak addediliyorlardı.
+
titchener psikolojisi saf bir bilimdir. psikolojinin uygulamaya dönük veya yararcı kaygılan olmadığını ileri sürer. psikolojinin “hasta zihinleri” iyileştirmek, toplumu veya bireyleri ıslah etmek gibi bir görevinin olmadığını söylemiştir. psikolojinin meşru olan tek amacı zihnin yapısını veya hakikatini keşfetmektir.
+
bu zamanda kadınların deneysel psikologların toplantısına katılmaktan men edilmesi beni hayreder içerisinde bırakıyor. son derece eski kafalı bir yaklaşım bu!
+
fizyolojideki ilk gelişmeler
yeni psikolojiye rehberlik edip harekete geçiren fizyoloji araştırmalan 19. yüzyılın son dönemlerinin bir ürünüdür. fizyoloji 1830’lu yıllarda özellikle deneysel yöntemin fizyolojiye uygulanmasını kuvvetle destekleyen alman fizyologu johannes müller’in (1801-1858) etkisiyle deneysel yönelimli hale gelmiştir. müller, berlin üniversitesinde prestiji yüksek bir anatomi ve fizyoloji profesörüydü. şaşılacak derecede üretici bir bilim adamıydı. geçirdiği bir kriz esnasında intihar etmesinden önce ortalama yedi haftada bir bilimsel bir bildiri hazırlardı.
https://www.academia.edu/download/64899884/_Duane_P_Schultz_Modern_Psikoloji_Tarihi.pdf

baskıcı bir laiklik modeli olarak türk laikliğinin anatomisi
+
türkiye uygulamış olduğu laiklik pratiği ile islam dünyasında benzeri olmayan bir ülkedir. ancak türkiye’de kurumsallaşmış bulunan laiklik uygulamaları bu uygulamanın anavatanı olarak görülebilecek batı toplumlarındaki uygulamalara da pek benzememektedir. türk laikliğini müstesna kılan en temel unsur, onun dini toplum hayatından tümden kaldırmak gibi aslında laik bir devletin yapmaması gereken bir misyonu kendisine hedef olarak seçmesidir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/17745

insanın yaşam alanlarıyla kurduğu ilişkinin resmin olanaklarıyla incelenmesi
+
rönesans’taki bir çok sanatçı gibi piero da, tanrı’nın yarattığı her şeyin temelinde kusursuz bir geometrinin yattığına ve insanoğlunun bu geometriyi tanımak, anlamak ve çizmek zorunda olduğuna inanıyordu.
+
aydınlanma, sanayi devrimi ve mutlakıyetçi feodal sistemin çöküşü tanrı, insan ve dünya algılarını tepetaklak etmişti. hıristiyanlık dini, toplumdaki belirleyici rolünü tamamen kaybediyordu.
http://libratez.cu.edu.tr/tezler/7010.pdf

sanatçının esin kaynağı olarak salgın hastalık ve hastalığın resim sanatına yansıması
https://www.acarindex.com/pdfler/acarindex-5951-6315.pdf

biyolojik cinsiyet – toplumsal cinsiyet ve cinsel arzu kesişiminde cinsellik
+
butler şöyle der:
“kadın olmanın” kültürel bir zorlamanın neticesi olduğu muhakkaktır. ve bu zorlamaya cinsiyetin neden olmadığı açıktır. eğer beauvoir’ın iddia ettiği gibi, ‘beden bir konum’ ise; zaten kültürel olarak yorumlanmamış bir bedenden bahsetmemiz mümkün değildir. dolayısıyla, biyolojik cinsiyet, yorumdan önce var olan anatomik bir olgu değildir. tanım itibari ile biyolojik cinsiyet esasında toplumsal cinsiyetten başka bir şey değildir”.
+
ne var ki, butler’ın beauvoir’ın öne sürdüğü fikrin özgün yorumunun sonucunda ortaya çıkan “biyolojik cinsiyet ve toplumsal cinsiyetin aslında aynı şey olduğu” iddiası kolaylıkla anlaşılabilen ve hazmadilebilen bir iddia olmaktan çok uzaktır.
+
biyolojik cinsiyetin doğallığından kastedilen, üreme organlarının işlevine göre ortaya çıkan, doğuştan olan ve toplumsal olarak belirlenmeyen bir tanımla açıklanamayacak bir hale dönüşür. zira ilk bakışta—gayet “masumca”— bazı organların işlevi temel alınarak yapılıyormuş gibi duran bu ayrım, söz konusu organların bir ayrıma esas teşkil etmeleri açısından ele alındığında, neden bu organların esas alındığı sorusunu da beraberinde getirir.
+
bedenlerimizde ve akıllarımızda, her özelliğimizde, var olan doğa fikrine (idea of nature) uymaya zorlandık. kendimizi ve diğerlerini “erkek” ve “kadın” olarak yaşamamız doğal olgular değil politik kategorilerdir.
https://www.tapv.org.tr/wp-content/uploads/2019/06/Cinsellik-ve-Cinsel-E%C4%9Fitim-Konferans-Kitab%C4%B1.pdf

sanatta bedensel ve zihinsel sınırlar: uzuv-uzantı olarak sanat pratikleri
+
bir tür, yeni koşullara uyarlanmak zorunda olduğunda, bu amaca yönelik olarak anatomisini ya da fizyolojisini değiştirmek zorundadır. bir objeyi yakalamak istediğinde, bir uzantısını değiştirip kıskaç haline getirmesi gerekir; bir soğuma ortamına uyarlanmak zorunda olduğunda kalın bir yağ tabakası oluşturması gerekir ya da tüylerini sıcaklık veren bir kürke dönüştürmesi gerekir. bütün bunlar sadece biyolojiden, genetik olanlardan geçer ve bedeni (soma) ilgilendirir: burası endosomatik alanıdır.
tersine, insanla birlikte, bedenin dışında arzu edilen eylemi yansıtma olasılığı ortaya çıkar. insan bir ağaç parçasını, çakmaktaşını alır ve bunlardan alet yapar. ya da soğuğa karşı mücadele etmek için bir giysi üretir, ateşi bulur. daha sonra bir sanayi geliştirir ve bu sanayiyle çevresini etkileme olanağı bulur, ardından daha çok az değişen bedenini değiştirmeden bütün ortamlarda hayatta kalabilme olanağı sağlar: burası da egzosomatik alanıdır.
+
modern tıbbın doğuşu ve tıp bilimindeki ilerlemeler de bedeni nesne tasarrufuna düşürmüştür. david le breton’a göre bu nesneleşme süreci modern tıptan çok eskiye, 16. yüzyıl ortalarında vesalius’a kadar uzanmaktadır; “anatomistler yalnızca tıbbın değil modernitenin de kalbinde yer alan, bir yanda insan, diğer yanda bedeni şeklindeki ikiciliği descartes’ten ve mekanist felsefeden önce oluşturmuşlardır.”
+
fineberg’e göre, orlan’ın estetik operasyonlarla defalarca bedeninin (yüzünün) anatomik yapısını değiştirme ve bunu sahneleme biçimiyle kelimenin tam anlamıyla yüzünü araçsallaştırır. “fakat insan bedeninin nesneleştirilmesini ve beden parçalarının fetişleştirilmesini muazzam bir ölçekte çok dramatik ve büyük bir gösteriye dönüştüren sanatçı matthew barney’di.”
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/8489/SANATTA%20BEDENSEL%20VE%20Z%C4%B0H%C4%B0NSEL%20SINIRLAR%2C%20UZUV-UZANTI%20OLARAK%20SANAT%20PRAT%C4%B0KLER%C4%B0_Umut%20Reyhanl%C4%B1.pdf

eva, sevgilisi tek kişilik yatakta uzanarak ezber yapmaya çalışırken ona örgü örerek keyifle eşlik eder. ademoğlunu gösteren oldukça büyük bir anatomi posteri önünde, sırtında battaniyesi, sandalyede eğreti oturmaktadır. yanı başındaki resim sehpasında olasılıkla sevgilinin portresi durur. sevgilisi sonunda anatominin kitaptan öğrenilmeyeceğine karar verir!
https://www.researchgate.net/profile/Ulas-Basar-Gezgin/publication/329987979_Savasa_Otekinin_Gozunden_Bakmak_-_Vietnam_Yapimi_Vietnam-Amerikan_Savasi_Filmleri_Uzerine/links/5c277f94a6fdccfc70704a20/Savasa-Oetekinin-Goezuenden-Bakmak-Vietnam-Yapimi-Vietnam-Amerikan-Savasi-Filmleri-Uezerine.pdf

vejetaryenliğin motivasyon, değer ve inanışları ve bunların mekânlara yansıması: istanbul’da nitel bir çalışma
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET001781.pdf

ibn sînâ, gazzâlî ve ibn rüşd’de eskatoloj
http://www.naciozsoy.com/imamgazaliakademik/ibnSinaGazzaliveibnRusddeeskatoloji_ahmetcapku_DT.pdf

küresel kapitalizme karşı iki makro politik eleştirel yaklaşım: michael hardt, antonio negri ve slavoj zizek
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/42878.pdf

theodore ebu kurra’nın ikona savunusu
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000587.pdf

müziğin toplumsal işlevi müzik, siyaset, din ve ekonomi
+
siyaset, din ve ekonomi kurumları, sanatın her alanını kendi ihtiyaçları açısından eleştirir ve hangi tip sanatın üretileceği, sanatın rolü ve pozisyonu hakkında büyük rol oynarlar.
+
müzik belki de, tüm sanat dalları içinde insanları etkileme ve birleştirme gücüne en çok sahip olandır.
+
siyasetin direkt içinde olan ya da siyasi mesajlar içeren müzisyenler tarih boyunca olmuştur. fırat kutluk’un müzik ve politika (1997) adlı kitabında değindiği gibi monarşi karşıtı bir mason olan mozart, napoli’de cumhuriyetçiler için marş yazan domenico cimarosa, italyan ulusal parlementosunda görev yapan ve şarkıları özgülük şarkıları olmuş verdi, brüksel’de sahnelenen operasından sonra hollanda krallığı’nın egemenliğine başkaldıran halkı sokaklara döken auber, israil’li askerler için askeri kamplarda müzik yapan daniel barenboim ve eşi jacqueline du pre, sisteme zarar verdikleri gerekçesiyle vatandaşlıktan çıkarılan rus soprano vishnevskaya ve viyolensel sanatçısı rostropovitch, nazi döneminde müzik odası başkanlığı yapan ve faşist damgası yiyen richard struss, kominist olduğu gerekçesi ile idam edilen erwin schulhoff, yahudi karşıtı görüşleriyle tanınan ve hitler’e yakın olması nedeniyle faşist olarak tanınan wagner ve niceleri.
+
pek çok eski kültürde müziğin tanrıların bir hediyesi olduğu inanılırdı.
+
“müzik ilk insan olan adem ile birlikte var olmuştur.” bu görüşe göre ilk insan adem ile var olan müzik, sonraki insanlarla birlikte değişerek günümüze kadar gelmiştir. alman müzik bilgini jacob adlun’un “müzik bilginliğine giriş” adlı kitabında bu görüş, açık bir şekilde dile getirilmiştir. müziğin ortaya çıkışı ile ilgili bir başka görüş ise, “müziğin adem’in torunlarından biri tarafından bulunduğu” görüşüdür. tevrat’ta belirtilen bu görüşe göre ise müzik, adem’in büyük oğlu habil’in soyundan gelme lemek’in oğlu yubal tarafından bulunmuştur. tevrat’ da müziğin bulucusu olarak methuasel, tubalkain ve hz. musa’nın da adları geçmektedir. bir başka görüşe göre ise, “müzik tanrılar tarafından bulunmuştur.”
+
ilahî dinlerde de müzik ve din ilişkisi başlangıcından beri iç içedir. musevilikte dini müzik içinde çalgıcılar kadınlardı. değişimli korolar vardı. solo şarkıcılarından biri erkek diğeri kadındı.
https://www.academia.edu/download/39229430/muzigin-toplumsal-islevi.pdf

kur’an kursu öğrencilerinde depresyon düzeyi üzerine bir araştırma (konya örneği)
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/9350/211428.pdf

hayatın esere düşen gölgesi: nigâr hanım’ın şiirlerinde ızdırap
+
dirîg, geçdi hayatım bu âlem-i gamda
yazık, yazık heder oldu bütün bir ömr-i azîz;
tehâcüm-i elem etdikçe kalbimi tehzîz
tezâhür etmede ye’sim bu çeşm-i pür-nemde
https://www.academia.edu/download/58070086/GENC_TURKOLOGLAR_CALISTAYI_BILDIRI_KITABI.pdf

andaş çeviriye anokhin’in işlevsel sistem kuramı ve chernov’un etkinlik kuramı kapsamında yaklaşım
https://www.researchgate.net/profile/Aymil-Dogan-2/publication/327895603_ANDAS_CEVIRIYE_ANOKHIN’IN_ISLEVSEL_SISTEM_KURAMI_VE_CHERNOV’UN_ETKINLIK_KURAMI_KAPSAMINDA_YAKLASIM/links/5bac1d8592851ca9ed291e7e/ANDAS-CEVIRIYE-ANOKHININ-ISLEVSEL-SISTEM-KURAMI-VE-CHERNOVUN-ETKINLIK-KURAMI-KAPSAMINDA-YAKLASIM.pdf