yazı 39

hastalıkların tanı ve tedavisi iyi anatomi bilgisi gerektirdiği için hekimlerin insan anatomisini çok iyi öğrenmeleri gerekmektedir. bu yüzden anatominin önemi geçmişten günümüze kadar özellikle vurgulanmıştır.
+
“kendi anatomisini bilmeyen cerrah taş üzerine yazı yontmaya çalışan kör bir adama benzer” sözüyle anatominin cerrahideki önemini belirten ünlü fransız cerrah guy de chauliac, “anatomi bilgisinden yoksun doktorlar köstebeğe benzerler. belirsizlikler içinde-karanlıkta-çalışan elleri ile birçok mezarlar yaratırlar” sözünün sahibi alman hekim prof. dr. f. tiedemann ve “anatomi, tıbbın ve cerrahlığın her kolunda vücut yollarını gösteren kılavuzdur. bir kaptan için pusula ile harita ne ise, hekim ve cerrahlar için de anatomi ve atlas o ölçüde önemlidir” diyen prof. dr. z. zeren’in cümleleri en bilinen örneklerdendir.
http://higheredu-sci.beun.edu.tr/pdf/pdf_HIG_1805.pdf

hüseyin hulki bey’in eseri ” tabâbet-i hakikiye ve mesâlik-i bâtıla-i tıbbiye ” nin günümüz türkçesine kazandırılması ve günümüz tıp anlayışıyla değerlendirilmesi
+
hüseyin hulki bey (1862-1894)
çoğunun memleketimiz hakkında hiçbir fikri yoktu. hatta osmanlı ülkelerinde tıp okullarının bulunmasını ve buralarda anatomi okunmasını akılları almıyordu.
+
hüseyin hulki bey, …… hekimin de; insan bedeninin coğrafik özellikleri mahiyetindeki anatomi ilmini, onun hayati vazifelerini gösteren fizyoloji ilmini ve bundaki değişme / bozulmaları gösteren hastalık ilmini bilmesi gerektiğini belirtmiştir.
+
vücudu zararlı mikroplara karşı savunmada ilaçları bir silah gibi gören hüseyin hulki bey, hangi ilacı nerede kullanması gerektiği hususunda fizyolojinin bilinmesi gerektiğine kesinlikle inanmıştır.
+
anatomi ve fizyolojiden hiç bilgileri olmayan ya da her şeyi saf fikirlere karıştırarak hikmetli sözler arasına sokmak isteğinde olan kadim hekimlerin mazeretlerinin doğal olduğu ifade edilmiştir.
+
hüseyin hulki bey …… sağlıklı olmayı “çeşitli organları şekil ve işlev bakımından tam ve doğal olan insanın, uzuvlarının çevrilmiş olduğu bilgilerle, ahenkli bir şekilde düzgün işleyebilmesi” olarak …….
+
adı geçen bozulmanın çeşidinin ise kimyevi, fizyolojik ve anatomik olabildiği belirtilmiştir.
+
bu aslında bedenin ahenginden başka bir şey değildir denilmiştir.
+
hüseyin hulki bey vücudun kendi düzenli işleyişi ile hastalıkları uzaklaştıracak ve iyileştirecek düzeninin bünye içerisinde mevcut olduğunu söylemektedir.
+
sağlıklı bir insanda hastalıkları kendi uzaklaştırma gücüne göre bir değişme/bozulma meydana gelir. bunu hüseyin hulki bey şu şekilde ifade etmiştir; …….
+
hüseyin hulki bey’in eserde en dikkat çekici yönlerinden birisi de anatomi ve fizyolojiye olan inancıdır. her fırsatta bu iki bilim dalına gönderme yapan yazar, tıbbın temelini neredeyse bu iki bilim dalı üzerine kurmaktadır.
+
günümüzde de hem tıp öğrencileri için hem de mesleği uygulamakta olan hekimler için anatomiye ve fizyolojiye hakimiyet önemlidir.
+
hüseyin hulki bey’in kesin çizgilerle belirtmiş olduğu bir durum da gerçek ile bâtıl tıp meslekleri ayrımıdır. bu ayrımda temel belirleyen fizyoloji ve anatomi gibi temel tıp ilimlerine olan bağlılık ve bilimselliktir.
+
hüseyin hulki bey iyi bir gözlemcidir. kararlarında acele etmeden, sebep sonuç ilişkisi kurarak ilerlemek istediğini anlamaktayız. bilimden, fenden ayrılmama noktasında da oldukça kararlıdır.
+
tıbbın temeli olan anatomi ve özellikle fizyolojiye çok önem vermiştir.
+
hüseyin hulki bey bu fasılda bâtıl, gerçek olmayan tıp mesleklerinden bahsetmektedir. hatta bunları tıp mesleği olarak değerlendirmenin doğru olmayacağını belirtmiştir.
+
ruh bilimcileri, psikologlar ne fikirde bulunan tabiblerdir?
+
hüseyin hulki bey homeopatların süslü ifadeler kullandıklarını da şu şekilde anlatmıştır.
“çaresiz hastanın tutulmuş halde bulunduğu sırada bay doktor, homeopatın alımlı ifadeleriyle süslü kanaat, vaad ve tedavideki teminleriyle hastalığın tedavisine hiçbir destek olmayacak şekilde, sağlığa veya ölüme hızla gitmekte olan fizyoloji ve hastalık ilimlerinden tek bir harf dahi bilmeyen halkı, işlerine geldiği şekilde yorumlayarak hastalıklı fikirlerini aşılarlar. böylece zavallı hasta, hastalığının merhametine kalmış olarak bekler. “
+
hüseyin hulki bey dozimetrede kullanılan yöntemlerin yanlış olan yönlerini ise şu şekilde tariflemiştir:
http://openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/5933/Mustafa%20HAYIRLIDA%C4%9E.pdf

herophilus …… hippokrates’in benzer tarihlerde ortaya attığı ve insanın sağlığını borçlu olduğu dört unsur dengesi teorisine (kabullenir görünmekle birlikte), bugünkü bilimsel bakış açısına yakın bir düşünce tarzıyla karşı çıktı.
+
herophilus’a göre insanın sağlığının bozulmasına sebep olan etken, insanda var olduğu söylenen dört temel unsurun (kan, kara safra, sarı safra, balgam) dengesinin bozulması değil, organlarda saptanan bozulmalardı.
http://endokrin.com/pdf/579567212231_herophilus.pdf

aristo’nun torunu erasistratus büyük bir anatomist ve doktordu. fizyolojinin kurucusu olarak da kabul edilir.
+
jacques-louis david’in (1748-1825) 1774 tarihinde tamamladığı, “antiochus ve stratonice” resminin antik dönemden alınan eğlenceli bir öyküsü vardır. antiokus suriye kralı seleceus’un oğludur. seleceus rica üzerine yunanlı demetrius’un kızı stratonice ile henüz 20 yaşına gelmeden evlenir. yaşlı kral ile uyumlu evlilikleri sonucunda bir çocukları olur. bu arada antiochus şiddetli bir hastalığa yakalanmış hiçbir şey yememekte ve içmemekte sürekli yatmaktadır. gün geçtikçe kilo kaybeden prense doktorlar teşhis koyamamakta ve prens yavaş yavaş ölüme doğru gitmektedir. erasistratus çağrılır. erasistratus prensi muayene eder, yanında oturarak bir süre gözlemler. kralın genç ve güzel karısı, prensin üvey annesi stratonice içeri girdiğinde, prensin nabzı hızlanır, taşikardi, yüzünde kızarma, sesinde bozulma, terleme, bakışlarında kırılma (sappho’nun semptomları) olur. bunun üzerine erasistratus bu bulguları diğer bulgularla birleştirerek antiokus’un üvey annesine aşık olduğunu, bu aşkın imkansızlığı nedeniyle prensin zamanla içine kapandığı ve çaresizleştiğini tespit eder. yaşlı krala oğlunun karısına aşık olduğunu bunun imkansızlığını ve bütün problemlerin bundan kaynaklandığını belirtir. kral bu duruma çok bozulur. fakat oğlunun sağlığı ve ülkesinin geleceği için tüm gelenekleri yıkarak genç karısını oğluna verir ve prens tümüyle iyileşir. erasistratus’un bu teşhis ve tedavisi kayıtlara geçen ilk psikosomatik hastalıktır. daha sonra ödip kompleksi olarak da çokça tartışılacaktır. ilk psikiyatrist ve kardiyak ritmolog olarak da tarihe geçmiştir.
http://journalagent.com/sscd/pdfs/SSCD_1_2_129_131.pdf

….. pulmoner dolaşımı servetus’tan 300 yıl önce ibn-al-nafis’in keşfettiğinin kabul edilmesinin gerektiğini bildirmiştir.
+
miguel servetus anatomide vesalius’un selefi olarak çalışmış …… küçük dolaşımı da tarif etmiştir. ….. napali’ye kaçarken yakalanmış ve yakılarak öldürülmüştür.
https://journalagent.com/tkd/pdfs/TKDA_26_1_61_62.pdf

tıbbın evriminde anatominin yeri ve andreas vesalius
https://www.researchgate.net/profile/Nuket_Bueken/publication/332901528_Tibbin_evriminde_Anatominin_yeri_ve_Andreas_Vesalius_The_Importance_of_Anatomy_in_Medical_Evolution_and_Andreas_Vesalius/links/5cd13427299bf14d957cebb2/Tibbin-evriminde-Anatominin-yeri-ve-Andreas-Vesalius-The-Importance-of-Anatomy-in-Medical-Evolution-and-Andreas-Vesalius.pdf

anatomiyi ilk kez bilimsel temellerine oturtan andreas vesalius (1514 – 1564) dur. havva’nın âdem’in kaburga kemiğinden yaratılması nedeniyle erkeklerin bir kaburga kemiğinin eksik olduğunun doğru olmadığını gösterince kilise ayaklandı. engizisyon tarafından verilen ceza nedeniyle kutsal topraklara bir hac gezisi yapmak için bindiği geminin batmasıyla ölmüştür.
https://web.itu.edu.tr/~bulu/recent_pubs_files/bilim_ve_din.pdf

kutsal emanetlerin hastalığın iyileştirilmesinde etkili olduğu inancı, ortaçağ boyunca hızla gelişti. sözgelimi azize rosalia’nın palermo’da yüzyıllarca muhafaza edilip iyileştirmede büyük etkinliği olduğu söylenen kemiklerinin, dinle ilgisi olmayan bir anatomist tarafından incelendiğinde, keçi kemikleri oldukları anlaşılmıştır.
+
anatomi bilimi, hem bedenin yeniden dirilmesi öğretisini güç duruma sokuyor, hem de kilisenin kan akıtılmasından tiksinen tutumuna aykırı düştüğü için günah saylıyordu. bedenin kesilip biçilmesi, papa bonifacius xvı nın emri yüzünden hemen hemen bütünüyle yasaklanmıştı.
+
görüldüğü gibi, bütün bir ortaçağ boyunca hastalıkların iyileştirilmesi ya da önlenmesi ya kör inançlara ya da bütünüyle rasgele yöntemlere dayanıyordu. anatomi ya da fizyoloji olmadan bilimsel bir girişimi gerçekleştirmek olanaksızdı; anatomi ve fizyoloji ise, insan bedeninin kesip biçilmesini gerektiriyordu, oysa kilise buna kesinlikle karşıydı. anatomiyi ilk kez bilimsel temellerine oturtan andreas vesalius (1514 – 1564) dur. kilise, insan bedeninde yok edilemez bir kemik olduğuna ve bu kemiğin yeniden dirilişte bedenin özünü oluşturacağına inanıyordu. vesalius, bu konuda yöneltilen bir soru üzerine, insan bedeninde böyle bir kemiğe rastlamadığını itiraf etti. aristoteles’in fiziğin ilerlemesini kösteklediği ölçüde galen de tıbbın ilerlemesini kösteklemişti. galen’in öğrencileri vesalius’un peşine düştüler. vesalius, ailesinin izniyle bir ispanyol soylusunun cesedini kesip biçerken, ölünün kalbi güya neşterin altında canlılık belirtileri göstermiş. bunun üzerine cinayetle suçlandı ve engizisyona curnallandı. engizisyon kutsal topraklara bir hac gezisi yaparak günahlarını affettirmesine karar verdi. bu amaçla çıktığı deniz yolculuğunda gemisi bir kazaya uğrayınca ölmüştür.
+
fizyoloji anatomiden daha sonra gelişti. fizyolojinin, kan dolaşımını bulgulayan harvey (1578 – 1657) ile bilimsel bir temele oturtulduğu söylenebilir. ispanyol üniversitelerinde kan dolaşımının varlığı xvııı. yüzyılın sonuna kadar kabul edilmedi.
+
ruhbilimin ve fizyoloji biliminin bugünkü durumunda, ölümsüzlük inancı, bilimden bir destek umamaz; bu konuda öne sürülen kanıtlar, ölümden sonra kişiliğinde yok olduğu doğrultusundadır.
https://web.itu.edu.tr/~bulu/favorite_books_files/bilim_din.pdf

çağlar boyu ağrı
+
ağrının tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. insanoğlu var olalıdan beri ağrı çekmektedir.
+
ağrı onlar için tanrıların bir gazabı idi. bu nedenle inançlarını arttırmaya, gerektiğinde insan bile kurban etmeye, büyü yapmaya ve dinsel inançlarıyla ağrılarını dindirmeye çalışırlardı. ya da çoğu anadolu uygarlıklarında olduğu gibi büyük ana’ya koşardı. insanın canı yandığında “anacığım” diye bağırması o günlerden kalan bir alışkanlık olsa gerek.
+
kutsal kitaplarda uygulanan ilk ağrı dindirme yöntemi şu şekilde dile getirilmektedir: “ulu tanrı adem’in derin bir uykuya dalmasını sağladı. uyurken kaburgalarından birini çıkardı. yarayı tekrar kapattı.”
+
eski mısır tıbbını aydınlatan kaynakların en eskisi 1862 yılında smith tarafından bulunan papiruslardır. mö 2000 yıllarına ait olan papiruslarda kalp bütün organların merkezi olarak kabul ediliyordu. ağrının doğal olaylara ve travmalara bağlı olduğu belirtilmekle beraber fizyolojik ve anatomik olaylar mistik düşüncelerle açıklanmaya çalışılıyordu. onlara göre fesat, ruha sol burun deliğinden giriyor ve vücutta ağrıya yol açıyordu. sinir sistemi bilinmiyordu. ağrı merkezi olarak kalpten söz ediliyor ve vücutta çeşitli kanallar ve damarlar aracılığıyla bir ağın kalbe bağlandığı kabul ediliyor. nepenthe adı altında büyük olasılıkla afyondan söz ediliyordu.
+
bu papiruslardaki geniş bilgilere rağmen daha sonra ki dönemlerde dinsel etkinin artması ile eski mısır uygarlığı’nda büyük bir gerileme gözlendi.
+
ms. 5. yüzyılda budizmin etkili olmaya başlaması olayların daha mistik ve dinsel yönden ele alınmasını birlikte getirdi ve hint uygarlığındaki gelişmelerde durgunluk başladı.
+
bir yıl 365 günden meydana gelir. akupunkturun 2500 yıllık geçmişi vardır. önceleri bambu kamışı ve balık kılçıkları ile uygulanan akupunktur daha sonraları altın, gümüş, çelik iğnelerle uygulanmaya başlanmıştır.
+
hammurabi kanunları’nda şöyle bir bölüm yer almaktadır: bir cerrah bronz bir alet ile hastanın gözünü tedavi ederse 10 şekel alır. gözünü kör ederse eli kesilir.
+
ağrı konusundaki en önemli teorilerden birini ise democritus (mö. 460-362) ileri sürmüştür. democritus dünyanın ateş, hava ve suyun sürekli değişen elementlerden meydana geldiğini ileri süren ünlü atom teorisini geliştirmiştir. atom teorisini ağrıya uygulayan democritus ilk ağrı teorisinin babasıdır.
+
hipokrat’ın tıp yaklaşımı akılcı, pratik ve doğanın kaynaklanın kullanmaya yöneliktir. ağrı vücuttaki bir dengesizlik olarak tanımlanmıştır. beyin vücuttaki ısıyı ayarlayan bir saigıbezi gibi görülmüştür. bugün algoloji olarak isimlendirilen ağrı biliminin kelime kökenini oluşturan algos – ağrı, yine hipokrat tarafından kullanılmıştır.
+
daha sonraları eski yunan bilim ve felsefesini etkisi altına alan platon ve aristotales ise insan anatomisi konusunda inanılmaz cehalet ile derin bir spekülasyon getirmişlerdir.
+
tarihte dogmalar üzerindeki perdelerin kalktığı, bilimsel araştırmaların özgürce sürdürüldüğü ender dönemlerden birisi olan bu dönemde büyük iskender’in generallerinden ptolemi önderliğinde anatomi ve fizyolojide önemli araştırmalar yapılmıştır.
+
eski roma tıbbı, galen’in ölümü ile yok olmaya yüz tutmuştur.
+
insanlık adına tıbbın gelişmesi islam tıbbı sayesinde olmuştur. ortaçağda hıristiyanlık karanlığa gömülürken islamiyet hem çok yayılmış hem de araştırmaya açık bir ortam yaratmıştır.
+
diğer ünlü bir islam bilgini ise ebul kasım zehrevi’dir (936-1013). zehrevi diğer bilginlerce kullanılan otların yanı sıra ağrı tedavisinde dağlamayı geliştirmişti.
+
diğer açık görüşlü bir anatomist belçika asıllı vesalius’tur. kendine sağlanan büyük olanaklardan yararlanmış ve “de humani corporis fabrica” isimli ünlü yapıtında (1543) galen’den gelen bir çok anatomik yanlış anlayışı değiştirmiştir. bütün bu özgür düşüncelerinin sonu ise sürgün ve suikast sonucu ölümü olmuştur.
+
18. ve 19. yüzyıllarda merkez sinir sistemi ile ilgili olarak willis, barelle, winslow. malphigi, von haller gibi araştırmacılar önemli ilerlemeler kaydettiler. 1794 yılında charles darwin’in dedesi erasmus darwin ağrıyı tanımlarken duygular normalden kuvvetli olduğu zaman (aşırı ışık, baskı, sıcak ve soğuk gibi uyaranlar) ağrıya yol açar demiştir. böylelikle ağrı ile ilgili şiddet teorisinin temelleri atılmıştır.
+
19, yüzyıl ve daha öncesinde ağrı kesiciler bu dönemde en çok kullanılan maddelerin başında papaveratum somniferum (afyon) gelmekteydi. diğer maddeler ise şarap ve alkol, mandagora, güzel avrat otu, marihuana (kannabis indika) idi.
+
morfin, 1806 yılında alman friedrich wilhelm sertürner (1783-1841) tarafından eski yunanca da rüyalar tanrısı morhpheus’tan esinlenerek opiumdan (afyon) üretilmiştir.
+
1850’lerde ise fransız cerrah charles gabriel pravaz (1791-1853) ve edinburgh alaxander wood (1817- 1884) birbirinden bağımsız olarak şırıngayı geliştirdiler. morfin enjeksiyonu genellikle lokal ağrılarda kullanılıyordu. görüldüğü gibi bugün her gün milyonlarca kez kullanılan şırınganın geçmişi sadece 150 yıl öncesine dayanır.
+
söğüt yaprakları eskiden çeşitli ağrılarda kullanılıyordu. 1897 yılında bayer’de bir kimyacı olan felix hoffman yan etkileri en aza indirgenerek kullanılabilecek olan asetilsalisilik asidi, bayer tarafından geliştirilen aspirini üretti. yani aspirin söğüt yaprağının bir ürünüdür.
+
tarihteki ilk ağrısız doğum yöntemi kraliçe viktorya’nın 1853’de prens leopold ve 1857 yılında prenses beatrice’in doğumunda kullanılmıştır. daha sonra ağrısız doğum ingiltere’de soylular ve alt sınıflar arasında yaygın taraftar bulmaya başladı.
+
ikinci dünya savaşı sonunda savaş sırasında kazanılan büyük deneyimlerle ağrı klinikleri kurulmaya başlandı. 1946 yılında tüm dünya da ağrı tedavisinin babası olarak kabul edilen bonica multidisipliner anlamdaki ilk ağrı kliniğini kurdu. bonica’nın 1954 yılında yayınladığı “ağrının tedavisi” isimli yapıtı hala tüm hekimler tarafından bir başucu kitabı olma özelliğini taşımaktadır.
+
anadolu türklerinden önce asya’daki türk medeniyetlerinden olan uygurlar’dan kalan belgelerde bir takım bitkisel ve hayvansal ilaçların ağrı kontrolünde kullanıldığı görülmektedir. uygurlu hekimler laik bir tıp anlayışına sahiptir. ilaç tedavisini büyü ve telkinden ayrı tutmuşlar, iki farklı tıp anlayışını birbirine karıştırmamışlardı. o dönemle ilgili belgelerde kulak ağası, mastit, diş ağrısı, karın ağrısı baş ağrısına karşı çeşitli bitkilerin kullanıldığı görülmektedir.
http://e-kutuphane.teb.org.tr/pdf/raporlar/agri_analj/3.pdf

helenik dönem (mö 700-mö 323)
• bilim felsefe üzerinden ilerliyordu.
• varlıklar ve olgular doğaüstü nedenlerle değil doğal nedenlerle açıklanmaya çalışılmıştır.
• bilim büyüden arındırılmıştır. gerçekçi yaklaşımlar (realistik düşünce) ön plandadır.
• deneysel araştırmalara ağırlık verilmiştir.
• gözlemsel incelemeler artmış ve neden-sonuç ilişkisi kurulmuştur.
• astronomi, anatomi ve zooloji alanında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir.
+
herofilos
• herofilos göz, sinir sistemi ve anatomi hakkında önemli çalışmaları yer almaktadır. sinir sisteminin merkezinde beynin yer aldığını belirtmiştir. aristotales ise sinir sisteminin merkezinde kalbin yer aldığını savunmuştur.
+
herophilos (herofilos) (mö. 335-280) ve erasistratos (mö. 304-250)
• herophilos ve öğrencilerine, ölülerin kutsallığını bozma ve otopsi yapma izni verilmiştir. anatomik inceleme yapabilmek için bu tabuyu ihlal eden bilinen ilk yunanlılar’dır.
• elde ettikleri bulgular, insan anatomisi bilgisini geliştirmek bakımından çok işe yaramıştır.
• herophilos’un ürettiği terminolojinin çoğu modern tıpta hala kullanılmaktadır.
• öğrencisi olan erasistratos, herophilos’un bulgularını toparlayarak ve “pnöma”nın atardamarlar ve sinirler yoluyla geçtiğini savunmuştur.
• pnöma (yunanca “nefes”) vücudun çoğunu çalıştıran ve yaşam gücü olarak düşünülen bir maddedir. ruh ya da cevher olarak da bilinir.
• erasistratos, pnömanın akciğerler vasıtasıyla havadan çekildiğini ve atardamarlardan gönderildiğini varsay. arıtılan pnöma nihayet beyne ulaştığında vücudu kontrol etmek ve hissedebilmek için sinirler yoluyla vücudun tamamına gönderiliyordu.
+
galen (ms. 129-210)
• doktor, bilim insanı ve filozoftur.
• antik roma’nın en önemli hekimlerindendir.
• deneysel fizyolojinin kurucusu ve dünyanın ilk spor hekimi olarak kabul edilmiştir.
• hekimlerin imparatoru, şeyhû’s seyadile (hekimlerin babası) gibi unvanlarla anılmıştır.
• galen’in tıbbi görüşleri “galenizm” olarak adlandırılmaktadır.
• galen etkisi yüzyıllar boyunca tıpta etkisini sürdürmüştür.
• tıbbın yanı sıra farmakoloji alanında da yeni teoriler geliştirmiştir.
• maymunlar üzerinde dikkatli ve titiz diseksiyonlar yaptı.
• arterlerin kan içerdiğinin keşfetti. fakat kanın tüm vücutta dolaştığı noktasında karışlıklık yaşamıştır.
• insan fizyolojisi ve hastalığı üzerine teorileri doğrudan bu araştırmaya dayanmaktaydı.
• kanla ilgili araştırmaları yanlış teşhis konmasına neden olarak 19. yy’ kadar uygulanan hastalıkların tedavisinde özellikle akdeniz bölgesi’nde kan alınması gibi yanlış uygulamaların yapılmasına sebebiyet vermiştir.
• galen herhangi bir buluş yapmamıştır, fakat bilimsel bilginin ilerlemeinde çalışmaları oldukça önemlidir.
+
antik yunanda sağlık bakım uygulamaları
• homeros zamanında yaşamı sürdüren gücün bir tür hava olan «nefes-ruh» olduğuna inanılmaktaydı.
• kanın kirli damarda dolaştığına, temiz kanın temiz kan damarlarında dolaştığına ve bu damarların hava taşıdığına inanılmaktaydı.
• iyileştirici tanrının «asclepias» olduğuna ve asclepias’ın yanında simge olarak yılan taşıdığına inanılmaktaydı.
• asclepias’ın kızı «hygea» sağlığı koruma tanrıçası, oğlu «telesphore»un iyileşme (nekehat) tanrısı olmuştur.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/115056/mod_resource/content/0/%C4%B0lk%20%C3%87a%C4%9Flara%20Bilim%20Antik%20Yunan.pdf

andreas vesalius (1514‐1564)
• tıp tarihinin en ünlü eserlerinden biri olan “de humanı corporis fabrica” isimli kitabını yayınladı.
• tıp tarihinde ilk anatomi kitabı olarak kabul edilen 663 sayfalık bu eserde dönemin ünlü sanatçılarından titian ile birlikte çalışarak 277 adet anatomi çiziminde bulundu.
• bu eserini tamamladığında 29 yaşında idi.
• isviçre‐basel’de basılan bu eserinde tiroid bezini tanomladı ve “glandes laryngis racidi adnatae” ismini verdi.
https://www.endokrincerrahisi.org/files/file/KongreSunumlari/24_nisan_2011/18.30_-_19.00/semih_baskan/tiroid_cerrahisinin_dunu-bugunu-yarini.pdf

adnan adıvar, 17. yüzyılda türk tabiplerinin modern anatomi ve fizyolojiye ilgi göstermedikleri için mavrokordato’nun görüşlerine değer vermediklerini de vurgular.
+
pneumaticum instrumentum circulandi sanguinis’in türkçeye çevirisi latin dili uzmanları tarafından gerçekleştirilmesi zorunludur. sağlam bir çeviri için dilbilimcilerin biyoloji, morfoloji, anatomi ve fizyoloji uzmanlarına danışmanları bir diğer zoru…..
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/420346

anatomi bilmeyen hekimlerle köstebekler birbirine benzerler, ikisi de arkalarında toprak tümsekler bırakırlar.
http://nobelmedicus.com/Content/1/21/123-124.pdf

paracelsus’un basel’de ibn sînâ’nın kanun’u ile beraber galen’in ciltlerini yakmasına ve andreas vesalius’un insan vücudunu incelerken ….. kadar onbeş asır hekimin rehberi galen olmuş ve ibn sînâ ve hippokrat ile beraber bir üçlü olarak görüntülenmiştir.
+
galen anatomisinin yanlışları, andreas vesalius’un paris tıp fakültesi öğrencisi iken hocası sylvius’un dikkatini çekmiş, fakat koyu bir galen taraftarı olan sylvius, yanlışın, galen’den beri insan vücudunun değişmesinden kaynaklandığını savunmuştu.
+
gerçeği söylemek gerekirse galen bugün pek önemsenmemektedir de… bilimde şüpheci olmaması, bir “grafoman” oluşu (yani çok aşırı yazması) ona pahalıya mal olmuştur. anatomide yaptığı hatalar da saymakla tükenmez. hattâ, galen’in yazıları özetlense bu kitap incilerle dolar taşar.
+
anatomi bilgisi olmayan bir hekimi plânı olmayan mimara benzetmişti.
anatomisi maymun ve domuzlar üzerinde yapılan çalışmalara dayanıyordu fakat buluşlarını tereddüt etmeden insan anatomisine nakletmiştir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/688915

xvı. yüzyılda tabiblerin fikirleri altüst olmuştu. anatomi ilmine karşı genel bir eğilim başgöstermişti.
+
tabibler eski bilgilerini değiştirmek için anatomi derslerine koşuyorlardı. vezal adındaki tabib eski tıp mesleğini tahrip etmişti.
https://istihbaratveanaliz.files.wordpress.com/2016/07/trk-tip-kurumlari.pdf

antropolojide kropotkin etkisi
+
insanların kuyruksuz maymunlardan türediği görüşünü ilk ifade edenlerden biri olan lucilio vanini bu görüşü 1616’da açıkça ileri sürdüğü için 1619’da idam edilmişti.
https://mirror.anarhija.net/tr.anarchistlibraries.net/mirror/z/zc/zeynel-cuhadar-antropolojide-kropotkin-etkisi.pdf

eğitimin sürecine baktığımızda; anatomi dersi -doktorun ilk öğreneceği şey; insan vücudunu öğrenecek- ortanın biraz üzerinde bir derecede öğrenilebilmiş. bilgisayar bilimi ise, hiç ile az derecelerinde öğrenilmiş. dünyanın bugünkü gidişiyle oldukça tezat teşkil eden bir durum ortaya çıkıyor.
+
size daha çarpıcı örnekler vereceğim. bakınız, cumhuriyet, fırat, tnönü ve karadeniz üniversitesi tıp fakültelerinde anatomi dalında 1 tane tam zamanlı çalışan yardımcı doçent vardır; profesör ve doçent ise yoktur. şimdi, biz bu fakültelerde öğrenci yetiştireceğiz ve yetiştirdiğimiz bu insanlara sağlığımızı emanet edeceğiz!..
+
ayrıca, cumhuriyet, dicle, erciyes, fırat, gaziantep, tnönü, karadeniz, marmara ve selçuk üniversitesi tıp fakültelerinde anatomi profesörü hiç yoktur. bunları kendim söylemiyorum; o üniversitelerden, o fakültelerden bize gelen kayıtları size aktarıyorum. sorduk, böyle cevap verdiler. eğer yanlış varsa, o kayıtlardandır; ama, bize gelen, bu rakamlardır.
+
anatomi dersi “orta” nın biraz üstünde öğrenilmiştir. tüm grubun yüzde 17’sinin “az” seçeneğini seçmiş olması, anatomi dersinin doktorluk mesleğindeki yeri ve önemi dikkate alındığında düşündürücüdür.
+
anatomi dalında cumhuriyet, fırat, inönü ve karadeniz tıp’ta yalnızca bir tam zamanlı yardımcı doçent bulunduğu, erciyes tıp’ta bir yardımcı doçent ve bir öğretim görevlisi tam zamanlı olarak bulunduğu, selçuk tıp’ta iki yardımcı doçent, uludağ tıp’ta iki profesör ve trakya tıp’ta bir profesör, bir doçent bulunduğu görülmektedir. ülkemizde anatomi dalında hemen hepsi tam zamanlı olan toplam 100 öğretim üye ve yardımcısı mevcuttur.
+
cumhuriyet, dicle, erciyes, fırat, gaziantep, inönü, karadeniz, marmara, selçuk üniversiteleri tıp fakültelerinde hiç anatomi profesörü bulunmamaktadır. bunlardan cumhuriyet, erciyes, fırat, inönü, karadeniz, marmara ve selçuk üniversiteleri tıp fakültelerinde anatomi doçenti de yoktur. anatomi profesörlerinin yüzde 28’i hacettepe üniversitesinde toplanmıştır.
+
tıp fakülteleri dekanları genelde anatomi, fizyoloji, farmakoloji, histoloji, mikrobiyoloji, parazitoloji, tıbbi biyoloji-genetik, patoloji, biyoistalistik, biyokimya ve embriyoloji gibi temel tıp derslerini “yeterli” bulmaktadırlar.
https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d18/c061/tbmm18061119.pdf

sağlık ve eğitim temelinde insan anatomisi ve fizyolojisi
https://www.pegem.net/dosyalar/dokuman/61351Pages%20from%20BASKI%20insan%20anatomisi%2018.12%20(1).pdf

dinsel yasaklara rağmen yapılan anatomi diseksiyonuyla-bedenin kesilerek incelenmesiyle keşfedilen organ yapıları resimlenerek kitaplara basılması tıbbi eğitimde görerek öğrenmenin önemi vurgulamıştır.
+
sanatçının çizdiği illüstrasyonlar-tıbbi resimler doğru anatomik bilgi ve tedavi için yol gösterici olur.
+
sanatçının dehasıyla dönemin sanattaki ve tıpta ki gelişmeleri görselleşerek eğitim materyali olan resimli anatomi atlasları yayımlanır.
+
erkek teni kırmızı kadının ki ise beyaz veya pembe olarak renklendirilirdi. roma döneminde de devam eden bu gelenekte yapılan modellerin anatomik doğruluğu tıp bilgisinin düzeyini gösterir.
+
tıp biliminde ki gelişmelerle batıl inançlardan uzaklaşılmaya başlanır. eski iskenderiye tıp eğitiminde teşrih ile kadavra bedenlerin üzerinde eğitim verilirdi. ilk anatomist olan herophilus beyinde ki karıncıkları incelemiş, beyin zarının sinüsleri sardığını saptamış ve dokuz eser yazmıştır.
+
roma döneminin en ünlü hekimi bergamalı galen (calinos, m.s. 129-200) anatomi ve fizyoloji çalışmaları sırasında önemli buluşlar yapmıştı. hipokrat’ın unsurlar nazariyesi ile erasistratos’un ruhlar (pneuma) nazariyesinden yararlanan galen’in oluşturduğu tıbbi görüşler 1400 yıl boyunca hiç şüphe uyandırmadan kabul gördü.
+
hıristiyan inancında ki tek tedavinin kutsal ruhun var olması düşüncesiyle kan akıtma, ampütasyon, diş çekme dışında ki cerrahi işlemler yasaklanmıştı. anatomi bilgisi araştırılmıyordu. fakat 13.yy. başlarında papa’nın itirazlarına rağmen ıı. frederik’in (1212-1250) izniyle kadavra diseksiyonu yeniden başlatılır. ilk tıp okulunun kurulduğu bologna’da mondino de luzzi (1275-1321) anatomi alanında ilk kitabı hazırlayarak anatominin mimarı unvanını alır. 1490’da ilk anatomi salonu italya’nın padova şehrinde açılır ve bir yıl sonra johannes de ketham 1491’de venedik’te ilk resimli tıp kitabı olan fascilus medicinae’yi basar.
+
ayrıca tıp eğitiminde görsel bilgi çok önemlidir. cerrahiyi yöntem ve teknikleri gösteren resimli kaynak azlığı cerrahinin bilim dalı olarak gelişmesini yavaşlatmıştır. tıp tarihi boyunca doğru anatomi bilgisiyle doğru tedaviyi sağlama düşüncesi kitaplarda ki teorik bilginin yanında görsel bilgilerin yer almasına neden olmuştur.
+
ebu ali ibn-i sina (980-1037) ise islam dünyasında şeyh el-reis batı da ise avicenna olarak bilinen türk asıllı bir hekimdir. el-kanun fi’t-tıbb tıp konusunda batı da rehber olan bir eserdir. ibn-i sina yaptığı çizimlerle anatomi açıklamalarına yer verdi. diğer yandan ibn nefis (?-1288) 1924’e kadar servetus’a atfedilen küçük kan dolaşımını tarihte ilk defa olarak “şerh teşrih el-kanun” (kanun’un anatomi bölümüne ek)” ve “şerh el-kanun” (kanun’a ek) adlı iki eserinde tarif etmişti.
+
14. yy.’da dinde reformların yapılması, aristo ve galen’in bilgilerinde ki eksik kısımların tespit edilmesiyle “tıpta rönesans” başladı. paraselsus daha önceki bilgileri ret ederek bitkilerden yapılan ilaçların yerine madensel ilaçları tedaviye kattı. anatomi kitaplarının resimleri insan bedeninin içyapısını merak eden sanatçılar tarafından sanatsal bir üslupla görselleştirildi. bilim ile sanatın iç içe geçmesiyle “artistik anatomi” kavramı oluşur. kadavra çalışmalarına katılan sanatçılar ve doktorlar yakın temas içinde olmuşlardır. çünkü bedenin doğru anatomisi figür resminde ve heykelde de önemli bir yere sahiptir. rönesans’ın önemli bilim adamı andreas vesalius (1514-1564) idam edilen mahkûmların üzerinde diseksiyon yaparak bedenin yapısını inceleyerek anatomi için doğru bilgiler kazandırır. bu bilgilerle galen’in dönemi sona ermiştir. vesalius, galen’in kalp, karaciğer, rahim üzerine yazdıklarının insan vücudunda olmadığı keşfetti. 1539’da tabulae anatomicae’yi yayımlar. eserde anatomi için ilköğretim şemalarına yer verdi. 1543 yılında de humani corporis fabrica libri septem’i (insan vücudunun yapısı üzerine yedi kitap) yazdı. anatomiyi doğrudan doğruya gözleme dayandıran vesalius’un fabrica’sı yalnızca anatomi biliminde devrim yaratmakla kalmamış, insan anatomisinin nasıl temsil edileceğine ve nasıl öğretileceğine dair ölçü getirmiştir. bu önemli kitapta ki anatomik illüstrasyonlarını flaman ressam jan stephan calcar (1499-1546) hazırlar. sanatçı bedeni sanat nesnesi olarak gösterirken anatomiye çok önemli katkılar sağladı. sanat eseri olan illüstrasyonlarını écorché (derinin kaslar görülecek şekilde soyulduğu anatomik model) olarak resmeder. iskelet olarak resmedilen bedenler ölümleriyle de yüzleştirir.
+
rönesans’ın önemli sanatçılarından leonardo da vinci (1452-1519) anatomi alanında ilkleri gerçekleştirdi. insan vücudunu bir sistem olarak değerlendi. vücuda bakışı dünyaya bakış açısını gösterir. bilimsel araştırmalarıyla sanatı birleştirerek araştırmanın ve merak etmenin önemini vurgular. leonardo da vinci, antonio pallaiuolo’nun anatomi çalışmalarına katılır ve hatta kendisi kadavra diseksiyonu yapar. marcantonio della torreyle de anatomi kitabının taslağını oluşturur. anatomi eskizleri yapar. ama torre erken yaşta ölünce yayımlanamaz. diğer önemli rönesans sanatçısı ve bilim adamı michelangelo buonarroti (1475-1564) mateo realdo colombo’nun de re anatomica kitap çizimlerini yapmıştır. maniyerist dönemin sanatçısı benvenuto cellini (1500-1571) ise anatomist vidis vidius ile çalışır. de anatome corpis humani kitabını hazırlarlar.
+
osmanlı imparatorluğu’nda tıp alanında çalışmalar ise 14. yüzyıldan itibaren başlar. ishak b. murat’ın (1389) havasü’l edviye ilk ilmi eserdir. 16. yüzyılda batının etkisi görülmeye başlanır. şirvanlı şemseddin-i itaki (1570-1640) 1632’de risale-i teşrih-i ebdan ve tercüman-ı kibale-i feylesefan eserini yazar. eserde yer alan resimler anatomik terminolojiyle yazılmıştır. özellikle kaslar hakkındaki bölüm ilgi çeker. resimlerde vesalius’un eserinden etkiler hissedilmektedir. itaki islam ve batı eserlerinden yararlanmasının yanı sıra kendi çizdiği resimler ve açıklamalarla yeni bilgiler vermiştir. eserde yer alan anatomi çizimleri batıda ki örneklere göre iyi değildir. çünkü sanat alanında aynı imkânlara sahip değillerdi. vücudun dört temel unsuru maddemsi sıvılar olan (hıltları); sevda, iç organlar ve fetüsün evreleri resimli olarak tanımlanır. sinirlerin yapısını anlatırken şemayı da ekler. sanatçı -hekim olarak çizimleri kendisi yapar. itaki’nin çizimleri üçe ayrılır; ilki eski anatomik çizimler gibi başı ters dönmüş, yuvarlak yüzlü ve çekik gözlü figürler, ikincisiyse vesalius’un fabrica’sında ki resimlere benzer, üçüncüsü ise avrupa kökenli olan modern resimler, kadın-erkek genital organları, kasları gösteren resimlerdir.
+
şanizade ataullah efendi’nin (1771-1826) hamse-i şanizade anatomi kitabı osmanlı döneminde basılan ilk tıp kitabıdır. kitapta 56 resim bulunur ve bazılarının altlarında erzurumlu agop imzası görülür.
+
17. yy. barok dönemde, anatomik çalışmalarının merkezi kuzey avrupa ülkeleri olur. çünkü burjuva sınıfı bağımsızlığını kazanarak üniversitelere yatırımlar yapar, ticaret canlanır. resim teknikleri yeni malzemelerle hızla gelişmeye başlamıştır. devinim düşüncesi sanatta, bilimde ve günlük yaşamda hakim olur. teşrihi göstermek için yapılan tablolarda ise tıp eğitiminin görme ve öğrenme ilişkisi belgelenir.
+
barok dönemin en önemli flaman sanatçısı rembrant van rijn (1514-1564) anatomist nicolas tulp ile diseksiyon çalışmalarına katılır. dr. tulp’un anatomi dersi tablosu toplumsal ve tıbbi alanda çok önemli bilgiler vererek tarihsel bir öneme sahiptir. çünkü teşrihin yılda bir defa yapılma zorunluluğu vardı. cesedin bozulmaması için kış ayı tercih edilirdi. 16 ocak 1632 tarihinde gözlemcilerin yer aldığı cerrahlar loncasında idam edilen bir mahkumun bedeni incelendi. fakat bu diseksiyon geleneksel anatomi çalışmasından çok farklıdır. dr. tulp parmakların hareketini gösteren flexor digitorum süprerficialisi gösterir. kendi sol eliyle ise bu hareketi belirten bir şekilde tutar. dikkatli izleyiciler arasında doktorlar, meraklı halk, iş adamları yer alır. rembrant döneme hakim olan devinim-zaman düşüncesini eserde ustalıkla resmeder. diğer flaman sanatçı jan vandelaar,(1690-1759) bernard siegfried albinus ile anatomist-ressam işbirliğini gösterirler. albunis anatomisi olarak bilinen tabulae sceleti et muscolorum corporis humani de ki çizimlerin ustalığı ayrı bir önem taşır. eser kuzeyin vesalius’u olarak gelecek kuşaklara rehber olmuştur. flaman diğer önemli ressam thomas keyzer (1596-1667) rembrant’ı etkilemiştir. sanatçının dr. sebastian egbertsz de vrij.’in anatomi dersi tablosunda sadece ise iskelet incelemesi görülür.
+
hekim frank h. netter (1906-1991)’in “netter collection of medical illustrations” (netter insan anatomisi atlası) 1989’da basılan en iyi medikal çalışmadır. 20.000’den fazla resim içerir ve 13 cilttir. sayfalar dolusu bilgiyi, tıp öğrencilerine bir bakışta öğreten bu görüntüler, yüzyıllar öncesinden, vesaliuslar’dan gelen tıp çizimi geleneğinde önemli bir sıçramayı temsil ediyor.
+
pubmed’deki bilimsel tıbbi makalelerde sakatlık ve tedavi süreci yayınlanır. 30’dan fazla cerrahi ameliyat geçirir. hasta ve hastalığı yapıtlarında birleştirerek acısını tüm gerçekliğiyle ortaya koyarak hekimlerin hastaya bakış açısını değiştirir. leonardo da vinci, micelangelo gibi büyük sanatçıların anatomi alanında ki katkılarının yanı sıra kahlo’nun kendi vücudunu konu aldığı tabloları, hastalıkla acının anatomi ve radyolojisi olur.
+
21. yy.’da çağdaş tıp çalışmaları dna, hücresel, hormonal olarak çok detaylı yapılırken kas, doku, zar, kemik vb. gibi anatomik özellikler öğrenilmiştir. body world sergisi bilimin, sanatın, teknolojinin birleşerek bedenin tüm çıplaklığıyla görüldüğü en son noktadır. anatomist dr. gunther von hagens ve dr. angelina walley tarafından bedenini bağışlayan insanlardan oluşturulan bir sergidir. insanın ana rahminden, ölümüne kadar ki serüveninin sanatsal bir estetikle anatominin her detayı üç boyutlu olarak izlenir. kasların, kemiklerin, bağların, sindirim sisteminin, endokrin sisteminin, derinin tüm yapısı, gerçek bedenlerde gösterilmesinin tıp eğitimi açısından katkısı çok büyüktür. tıp fakülteleri kadavra dersini sergi alanında yaparlar. çünkü kadavra çalışması yüzyıllar boyunca çok önemli bir yere sahip olmuştur.
+
plastinat olan kadavraların pozları ve sunumu, özel karakterlerinde ve anatomik varlık olarak, estetik kaygı ile dikkatle düşünülerek eğitime hizmet etmesi amaçlanmıştır. her plastinat farklı anatomik özellikleri sergiler. sergi halkın eğitiminde, sağlıklı olmada, hastalıkların vücutta yaptığı tahripleri görmesinde önemli bir rol üstlenir.
+
… serginin yaratıcısı dr. gunther von hagens, “kim olduğumuzun, nasıl düşündüğümüzün öyküsünü” anlattığını söylüyor. body worlds anatomik sergilerinin yaratıcı tasarımcısı dr. angelina whalley ise insan vücudunun karmaşık ama muhteşem olan tasarımını, eğitici olduğu kadar unutulmaz bir şekilde sergilediklerini söyleyerek “sergilerimizin bu kadar başarılı olmasının ardında yatan, ziyaretçilerin plastinatları gördükten sonra iç dünyalarına doğru yaşadıkları seyahat. şunu söyleyebilirim ki, kendilerine bakış açıları değişiyor, özellikle de sağlıklı ve hastalıklı iç organları gördükten sonra. bedeninizin sağlıklı olması sizin elinizde. ona ne kadar erken yaşta bakmaya başlardanız, o kadar faydasını göreceksiniz” diyor.
+
çağdaş teknolojinin imkânları sürekli yenilenerek eğitim alanında ki kullanımı devam etmekte ve görsel sanatların önemli olduğu düşüncesi vazgeçilmezliğini korumaktadır. özellikle anatomi bilimi için görsellik yüzyıllardır önem taşıyor. insanın öğrenmesinde ne kadar çok duyu organına hitap edilirse o kadar çabuk ve kalıcı öğrenme sağlanır.
+
kadavra çalışmalarının anatomi eğitiminde çok önemli olduğu günümüzde ki tıp eğitiminde devam etmektedir. çünkü anatominin tıbbın temeli olması tanı, tedavi ve koruyucu hekimlikte sağladığı kolaylıktır.
+
anatomik görüntülerin teknolojik imkanlarla elde edilmesi ressama ihtiyacı azaltmıştır. buna rağmen 19. yy.’ın başında amerika’da “tıbbi resim” kurumsallaşmaya başlamıştır.
+
ülkemizde anatomi eğitiminde probleme dayalı (pdö) eğitim ile sorun temelli yaklaşım (sty) modelleri kullanılmaktadır.
+
tıp bilimi görmeye dayalı bir bilim dalıdır. hastalıkların tedavisinde doğru anatomi bilgisi bir ilke olmuştur. bedene dair öğrenilen her yeni bilgi, kullanılan tedavi yöntemi kayıt edilmiş ve eğitimde kullanılmıştır.
+
tıp tarihi boyunca yapılan tıbbi illüstrasyonlar; cerrahi teknikleri öğrenme, bitkilerin ilaç yapımında kullanımı, doğru anatomi bilgisi ve halkın sağlık konusunda eğitiminin sağlanması amacına hizmet etmiştir.
+
ege üniversitesi bilgi ve iletişim teknolojileri uygulama ve araştırma merkezi’nde medikal illustratör olarak görev yapan merve evren’in bilgisayarla yaptığı üç boyutlu anatomi illüstrasyonları tıp kongrelerinde, kitaplarda, makalelerde ve halkın eğitimi için hazırlanan kitaplarda kullanılmaktadır.
https://cdn.istanbul.edu.tr/file/1CD58DF90A/1B112CB7EDA141B482C1C13DCABAC925?doi=10.16917/sd.81405

andreas vesalius
(1514 – 1563)
doktor, anatomi bilgini
doğum : 31 aralık 1514, brüksel.
ölüm : 15 ekim 1563, zakintos/iyonya.
aile : roma imparatoru v. charles’ın eczacısının oğlu.
+
bir dünya düşünün cin’ler, cadı’lar ve şeytan!.. fırtınalar bastonlu kocakarıların işi!.. ya mucizelerin öyküleri!.. gel de inanma!..
+
kilise,
– ”insanda yok edilemez bir kemiğin varlığını ve bu kemiğin bir gün yine dirilecek olan gövdenin özü olduğuna” herkesi inandırıyor!..
– çiçek hastalığına karşı aşı kullanılmasını “tanrı istemine karşı koyma” diye niteliyordu!.. hatta, kilise baskısından korkan tıp adamları bile!..
+
inanılır gibi değil, ama “1885’te montreal de görülen amansız bir çiçek salgınında katolik halkın aşıya karşı koyduğu, kiliselerinin de bunu desteklediğini” tarih yazar!.. nasıl ki, kilisenin; “aneztezi yani ameliyat öncesi hasta acı çekmesin diye uyutulmasına” karşı çıktığı gibi!..”
+
russell “o tarihteki tanrıbilimin kötü yanı, yıkıcı eğilimler yaratmak değil, böyle davranışlara yüksek bir töre süsü vermek, bilgisiz, barbar çağlardan kalma alışkanlıklara açıkça kutsal bir özellik tanımak olmuştur” der!..
+
işte, “zavallı devrimci” andreas vesalius böyle bir dünyada, 1543 tarihinde “insan vücudunun yapısı” adlı bir anatomi kitabı yazar!..
+
ve insan üzerinde disseksiyon (canlıların iç yapısını inceleme = kesme/biçme) çalışmaları yapar!.. araştırmak için ilk dissesksiyonu yapan “zavallı devrimci” andreas vesalius’tur.
https://onderlimoncuoglu.files.wordpress.com/2013/10/portreler-word-24-07-2013-a5-2.pdf

paracelsus (1493-1541)
+
çağdaşlarının gözünde paracelsus, büyücü ve hayret verici bir şifacıydı.
+
“tuhaftım ve benimle aynı olan kimse yoktu’ diyen paracelsus’un tam adı phillippus theophrastus bombastus von hohenheim’dir.
+
babasının asistanı olarak çalışan paracelsus, madencilerin madenlerin zehirli buharlarında hastalandıklarını gördü, hastalık yapan metallerin özelliklerini öğrendi. bir simyacının laboratuarında minerallerin mucizevi dönüşümlerini izledi ve bir gün bütün bu gizemleri keşfetmeyi umdu, kurşunu altına dönüştürerek zengin ve ünlü olmayı düşledi. buradaki deneyimi onun ilerideki yolunu oluşturmasını sağladı.
+
babası tarafından basel üniversitesi’ne gönderilen paracelsus, zamanın formal ve ezberci eğitimine karşı çıktı, diğer öğrencilerle birlikte bilginin doğru kökenini aramak üzere seyahatlere çıktı.
+
sizlere yıldızları ve bitkileri öğrenmenin latince ve yunanca gramer öğrenmekten çok daha kolay olduğunu söylüyorum. ilk önce tıbbı öğrenmek daha iyidir, latince sonra öğrenebilir.
+
tıbbın kökenini aradı ancak hiçbir üniversitede bulamadı. akademik eğitimi halkadan geçmeye çalışan köpeğin eğitimine benzetti.
+
bilginin sadece kitaplar aracılığı ile değil doğada araştırma ve inceleme ile öğrenebileceğini söyledi. kendisinden sonraki vesalius, giordano bruno ve galileo gibi eflatun ‘un felsefesine çekildiğini hissetti.
+
aristo’yu temel alan bu okulun mezunlarından vesalius, modern anatominin kuruluşuna öncülük etti, copernicus, dünyayı evrenin merkezinden uzaklaştırdı, galileo, onun bu bulgusunu doğruladı ve modern deney yöntemini geliştirdi. yayılan yeni dalga, sonunda ortaçağ sistemini devirdi. ama tüm bunlar gelişmelerin sonucunu bekleyen paracelsus öldükten sonra oldu.
+
tedavi sadece hatası olan organa değil, tüm vücuda uygulanmalıdır.
+
orduda hekimlik yaptığı zamanlarda yaraların yanlış tedavi edildiğini gördü ve “enfeksiyonu önlerseniz ve yarayı akmaya bırakırsanız, vücudun doğası onu tamamen iyileştirecektir” diyerek hazırladığı merhemlerle sayısız askeri tedavi etti.
+
otopsi yapılacaksa hoca kitaptan okuyor, asistan yerini gösteriyor ve bir berber ve cerrah kadavrayı kesiyordu. öğrenciler mezun olana kadar bir tek hasta görmeyi bile hayal edemiyordu. hiç dağlama yapmadan, bıçak kullanmadan hipokrat yemini eden öğrenciler arasında ‘kör köre yol açar’ deyişi yaygın bir şakaydı. bu tür otopsilere karşı çıkan paracelsus, idam sehpasından ceset çalan anatomistlere güldü.
+
zamanının öteki hekimleri ise kitaplara bağlıydı, araştırma yapmaz, dünyadaki maddelerin bileşimini bilmez, felsefe, astronomi ve erdemi küçümserlerdi. paracelsus, bu hekimlere yaşam ve çürümenin nedenini sordu. ’bir armudu ne olgunlaştırır, üzümü ne yapar? doğanın simyası. ottan sütü ne yapar, çorak topraklardan şarabı ne yapar? bu doğal sindirimdir. doğa simyayı gerçekleştirir. böylece, bir hekim de şeyleri olgunlaştırmalıdır’.
+
paracelsus, ara sıra hayret verici keşifler yaptığında saygıyla ’trithemius bunu bilmiyordu’ diyerek gururlanıyordu.
+
doğayı örnek alarak, galen’in karşıt karşıtı tedavi eder prensibi yerine, benzer benzeri tedavi eder prensibine inanır ve bunu tıbbına uygular.
+
bir çok hastalığı tedavi etti ancak hiç alkış göremedi. kendisine yöneltilen suçlamalara karşı hep savunmada kalarak mücadele etmek zorunda kaldı.
+
nüremberg’e giden paracelsus, burada sifilizli hastaları tedavi ederek birkez daha ün kazanır. ‘fransız hastalığının nedenleri ve kökenleri üzerine’ adlı çalışmasının ilk bölümleri yayınlanırken, devamı yasaklanır.
+
yaşamının son yıllarında paracelsus ılımlı, alçakgönüllü ve toleranslı oldu. tüm zamanını meditasyon ve fakirlere yardımla geçirdi. vasiyetinde paralarını fakirlere, tıp aletlerini ise berberlere bıraktı. ’büyük cerrahi kitabı’ adlı eserini 1536’da yayımlandığında büyük etki yarattı. bununla beraber ‘ büyük ve küçük dünyanın anatomisi ve destansı felsefe’ en hacimli çalışması olmuştur. burada, sihirsel inançları, batıl itikatları özetledi. evren, kurtuluş, astroloji, geometri, meteoroloji, kozmografi vb. konularını açıkladı. vasiyetini onaylattıktan üç gün sonra vefat etti. ne acıdır ki el yazmalarını ne öğrencileri ne de yakınları sahiplendi.
https://www.antalyaeo.org.tr/Resim/Upload/dozaj-3-web.pdf

müziğin bir pazarlama elementi olarak tüketici üzerinde duygusal, algısal ve davranışsal etkileri
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/42331.pdf

uyumsuzlar: flannery o’connor’ın öykülerinde sakatlık temsilleri
+
insanın kusursuz bir varlık olmadığı fikri, kimi eleştirmenleri sakat karakterleri eksiklik ve lütuf ekseninde yorumlamaya itmiştir.
+
bir taraftan fiziksel olarak sakatlanmış karakterlerin metaforik olarak da dünyanın günahlarını taşıdığı, bedensel engellerin zihin, kalp ya da ruhtaki bir engeli temsil ettiği, diğer taraftan, sakatların sakat olmayan insanlardaki bencillik ve yozlaşmanın ortaya çıkarılması amacıyla kullanıldığı öne sürülmüştür.
+
kullandığı ilaçlar nedeniyle teşhis aldıktan beş yıl sonra ciddi kemik erimesi sorunları yaşamaya başlar ve yürüyebilmek için koltuk değneklerine ihtiyaç duyar. çenesindeki nekroz nedeniyle yeme sorunları da yaşayan o’connor, hastalığının bir komplikasyonu sonucu otuz dokuz yaşında ölür. o’connor’ın kısa hayatında hastanelerin, doktorların ve ilaçların önemli bir rol oynadığı mektuplarında açıkça görülür.
+
hulga, incil satıcısının yalanlarına inanmış ve nihayetinde protez bacağını kaptırmıştır.
+
enjolras’a göre bu karakterlerin ortak özelliği, tanrı’yla dolaylı bir yoldan karşılaşmalarıdır. bu karşılaşma, kendi karakterlerini belirleyen kibirlerinin farkına varmaları yoluyla olur. ancak burada öykünün sahnelediği şey vurgulanmalıdır: buna göre, dindarlık da ateizm de “görüntülere” yaslanıyor olabilir. göründüğü gibi olmayan şeylerden geriye kalan tek materyal gerçeklik sakatlıktır. bu yüzden hulga, protezsiz kaldığında kendini incil satıcısına bağımlı hisseder, “beyni sanki düşünmeyi hepten bırakmış[tır]”.
https://www.researchgate.net/profile/Hivren-Demir-Atay/publication/340808045_Uyumsuzlar_Flannery_O’Connor’in_Oykulerinde_Sakatlik_Temsilleri/links/5e9ea10a4585150839ef5620/Uyumsuzlar-Flannery-OConnorin-Oeykuelerinde-Sakatlik-Temsilleri.pdf

sakat ruhlar, hasarlı hayatlar
+
toplu taşıtlar, toplu istismarların en yoğun yaşandığı yerlerdir.
+
“iki şey ister gerçek bir erkek: tehlike ve oyun. bu yüzden ister kadını, en tehlikeli oyuncak olarak.” diyor friedrich nietzsche böyle söyledi zerdüştadlı kitabında.
+
babam ve dedem yaşındaki insanın yanında “bir şey olmaz” diyerek oturduğunuz yerden kaç kez iğrenerek kalktınız?
+
günlük yaşamda hemen hemen hiç okuyup yazamaz ve kocasının malıdır. tarih kadından hemen hemen hiç söz etmez.
+
kur’an-ı kerim tabelasıyla evimizin duvarında ya da kitaplığımızda yer edinen bu kitabın içindekilerinin bizi artık alakadar etmediği görülüyor. gerçekten inansaydı insan, bir başka insanın ruhuna ve hayatına zarar vermeyi göze alır mıydı?
+
karşı masadaki başörtülü kız, seni baştan aşağı süzüyor. otururken bir gözü sende. ara ara sanki rekabete girmişçesine bakış fırlatıyor.
https://dergi.ingilizedebiyati.net/cuidek/article/view/34/36

islam hukuku’na göre tedavide necis maddelerin kullanımı
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/323184

islam düşünürü belhi’nin (849-934) ruh sağlığına yönelik görüşlerinin modern psikoloji doğrultusunda değerlendirilmesi
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/266845

müslüman psikologlar kertenkele deliğinden çıktı mı? islami psikoloji alanındaki gelişmeler
https://www.researchgate.net/profile/Zuhal-Agilkaya-Sahin/publication/332099906_MUSLUMAN_PSIKOLOGLAR_KERTENKELE_DELIGINDEN_CIKTI_MI_ISLAMI_PSIKOLOJI_ALANINDAKI_GELISMELER/links/5c9fb51f92851cf0aea2b577/MUeSLUeMAN-PSIKOLOGLAR-KERTENKELE-DELIGINDEN-CIKTI-MI-ISLAMI-PSIKOLOJI-ALANINDAKI-GELISMELER.pdf

islâm, “silm” kökünden mastar olup sözlükte “nefsini teslim etmek, boyun eğmek, sâlim olmak, lekesiz bulunmak, selâmete çıkarmak veya güvenliğe kavuşmak” gibi anlamlara gelmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/260602

islam fıkhında engellilerin ibadet hukuku
https://acikerisim.sakarya.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12619/94495/ILT0486.pdf

ilaç bileşimlerinde islam inancına göre haram olan maddelerin bulunma durumu
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/748076

sağlık hizmetlerinde manevi destek yöntemi olarak duanın kullanılması
http://kayit.asoscongress.com/files/asos2018alanya/2018_Din_Bilimleri_Tam_Metin_Kitabi.pdf

sosyokültürel, etik, tıbbi ve islami perspektiften kız çocuklarda ve kadınlarda sünnet
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/307902

ensest ve islam hukukundaki izdüşümü
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/184241

dinsel kaynaklı değişkenler açısından kamu çalışanlarının sağlık ve hastalığa yaklaşımlarının değerlendirilmesi
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1189636

islam perspektifinden obezite ve helal hayat
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1201812

eyüp peygamber, çarşamba günü deniz suyuyla yıkandıktan sonra tedavi olduğuna inanıldığı için her yılda seçilen bir çarşamba günü halk denize gidip yıkanır. böylece sabır öğreneceğine ve hastalığı varsa tedavi olacağına inanılır.
+
yanlış zamanda, meyve ağaçları çiçek açarsa ölüm veya hastalık uyarısı olduğuna inanılır.
+
kur’an kerimin bazı ayetleri, özellikle ayet’el kürsi, çocuğu nazardan, kötülüklerden ve hastalıklardan koruması için çocuğun göğsüne takılır.
https://www.researchgate.net/profile/Abdulbaki-Karaca-2/publication/334647224_INVESTIGATION_of_MOTHERS_COMMUNICATION_LEVELS_AGAINST_THEIR_NORMAL_CHILDREN_WHO_HAS_CHILD_WITH_INTELLECTUAL_DISABILITY/links/5d3837b0299bf1995b457ab9/INVESTIGATION-of-MOTHERS-COMMUNICATION-LEVELS-AGAINST-THEIR-NORMAL-CHILDREN-WHO-HAS-CHILD-WITH-INTELLECTUAL-DISABILITY.pdf

tanrı’nın varlığının delili olarak güzellik kanıtı
+
ister incil, ister kur’ân olsun, bütün semavi dini metinlerde evreni yoktan var eden tanrı’dır ve tanrı var ettiği evreni en güzel şekilde yaratmıştır.
+
tanrı ise yarattığı her şeyde kusursuzluk, güzellik ve mükemmelliği esas alır. aksi durum, o’nun mükemmel bir varlık olmasına aykırıdır.
+
tanrı’nın varlığını ispatlamada kullanılan nizam ve gaye delilinin bir sonraki aşamasını oluşturan bu delile göre, evrende muhteşem bir düzen, kusursuzluk ve uyum vardır. bütün bu uyum, kusursuzluk, gayelilik, oran-orantı ise güzelliği oluşturur.
+
evrenin güzelliği de ona bu güzelliği veren bir mutlak güzel’in varlığını gösterir. çünkü bütün var olanlar, varlıklarını mutlak güzel olan tanrı’dan almaktadırlar.
+
güzellik kanıtının başlangıç noktası evrende tek tek nesnelerde var olan uyum, oran-orantı, kusursuzluktur. tek tek nesnelerde var olan bu uyum ve güzellik bir bütün olarak evrenin tamamına yayılmıştır.
+
tanrı’nın varlığı konusunda en eski delillerden birisi hiç şüphesiz güzellik kanıtıdır.
+
evren estetik olarak çok güzeldir.
+
insanın gözü o kadar harika bir düzen ve güzellikte yaratılmıştır ki, böyle bir düzen ve güzellik yüce bir varlık olmaksızın açıklanamaz. çünkü göz zayıfladığı zaman, göz kapakları onu örter; göz kullanılması gerektiğinde açılır; rüzgâr vurmasın diye uykuda kapanır; kalbur gibi kirpik yaratılmıştır; baştan akan ter zarar vermesin diye gözlerin üstünü kaşlarla daraltmıştır. yine kulak, bütün sesleri almasına rağmen hiçbir zaman dolmaz. canlıların arzu ettikleri şeyi yemelerini sağlayan ağız, gözlerle burnun yanına yerleştirilmiştir. bütün bunlar öyle güzel bir uyum ve orantı da önceden düşünülüp yapılmıştır ki, bir rastlantının sonucu olması düşünülemez.
+
platon’a göre insan, diyalektik bir şekilde güzelden başlayarak aşama aşama yükselerek tanrı’yı bulur.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/116930

klasik mantık açısından tanrı’nın tanımlanamazlığı sorunu
+
mantıkçılara göre tanım; “bir terimin ana nitelikleri ve esaslı karakterleriyle belirtilmesi” anlamına gelmektedir. açıkçası “tanımak” fiilinden türetilen tanım, bir şeyin zihindeki, gerçeklikteki ve dildeki karşılığını bulma ve bu karşılıklardaki “sınır”ın tayin edilmesidir.
https://ilahiyat.sdu.edu.tr/assets/uploads/sites/72/files/sdu-ilahiyat-fakultesi-dergisinin-29-sayisi-yayimlandi-20092013.pdf

“boşlukların tanrısı” kavramı üzerıne bir değerlendirme
https://www.academia.edu/download/57098911/04._BOSLUKLARIN_TANRISI_KAVRAMI_UZERINE_BIR_DEGERLENDIRME.pdf

influenza salgınının olası kurbanı max weber’in teodise kuramı ve covid-19 salgını bağlamında aktüel değeri
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1202855

teizm ve ateizm: delilci kötülük problemi
+
hastalık sağlıklı olmanın eksikliği ise kötülük de aynı şekilde iyiliğin yokluğudur.
+
varlıktaki kusurluluk olgusu, dünyada kötülüğün meydana gelmesine kapı aralamaktadır. tahmin edilebileceği üzere metafiziksel kötülük, ahlâkî ve doğal kötülüğün meydana gelmesine de kaynaklık ediyor gibi görünmektedir, çünkü dünyadaki ahlâkî ve doğal kötülüklerin, varlığın nakıs olmasından kaynaklandığı söylenebilir.
+
nakıs bir şekilde yaratılmış olan insanların, tanrı’nın onlar için niyet ettiği mükemmelliğe ulaşmaları adına ahlâkî bir gelişme ve ruhsal bir olgunlaşma aşamasından geçmeleri gerekmektedir.
+
irenaeus’un teodisesinde tanrı, insanların karakterlerini geliştirmeleri için doğal kötülüğe; özgür iradenin büyük değerinden dolayı da ahlâkî kötülüğe izin vermektedir.
+
insan ise bilgi açısından nakıs ve aciz bir varlık olarak tasavvur edilmektedir. bu, tanrı ve insan arasında epistemik açıdan bir farkın olduğunu göstermektedir.
+
seven hiçbir aile doktorların ve hemşirelerin çocuklarına iyi bakacağını söyleyerek onu hastanede bırakıp tatile gitmez.
+
tanrı’nın hem kendisini hem de sevgisini yüzyıllar boyunca insanlara göstermediğini dile getiren rowe bu bağlamda, insanların çok şiddetli acılar çektiğini belirterek “holokost meydana geldiğinde tanrı neredeydi?” sorusunu sorar.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/73347/661922.pdf

yine şu âyet-i kerîme: “yer yuvarlağında yetkin bilgi sahipleri için nice âyetler, vardır, kendi fizyolojik ve psikolojik yapınızda da. hâlâ görmüyor musunuz?” (ezzâriyât 51/20-21).
+
allah’ın en iyiyi yapamadığı kabul edilirse o zaman o nâkıs olur; eğer ona kadir olduğu söylenirse yaptığından daha fazla aslaha sahip olduğu itiraf edilmiş olur.
+
hume’un demea karakteri diyaloglar’da bir noktada nihai telafi etme fikri üzerine kurulu bir teodise önerir. tanrı bütün acıların tamir edileceği tüm hastalıkların iyileştirileceği ve tüm adaletsizliklerin telafi edileceği bir son sağlayacaktır.
+
isa’nın hayatı, biyolojik ve psikolojik türden bazı hastalıkları tedavi etme mucizeleri ile doludur. bu tür olaylar, birçok kişi tarafından tanrı’nın hem var olduğu ve hem de yarattıklarına yakın olduğunun delili olarak görülmektedir.
+
masum çocuklara yapılan kötü muameleler, apansız yakalayan depremler, tsunamiler, yangınlar, ölümcül hastalıklar, haksız cinayetler, namus ihlalleri, bitmeyen savaşlar vb. daha burada adını sayamayacağımız nice acıların varlığı, hem teisti hem de ateisti izaha zorlayan çetin bir meseledir.
+
felaketler; zelzeleler, felaketler, kıtlıklar, salgın hastalıklar, seller ve savaşlar, ya şerle imtihanın bir unsuru, veya kötülüklerimizin cezalarıdır.
+
ansızın çıkıp gelen hastalıklar hakikatin peşinden koşmamıza engeldir.
+
bütün bunlar, mal ve para hırsından çıkıyor. bizi mal ve para biriktirmeğe zorlıyan sebep ise; ihtiyaçlarının kölesi bulunduğumuz tendir.
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/ilahiyat_ue/dinfelsefesi.pdf

yüce tanrı, sana yalvarıyorum
ödünç olarak küçük bir yardım
çok fazla bir şey istemiyorum
+
dün gece bir tepenin üzerinde durdum
ve koya doğru bakakaldım.
aşağısı, şehir gecenin karanlığı ile dolu
ki onun ilacı burada kalmak
+
günahlarım sonsuz, anlatılmamış olduğu halde.
+
intikamının azabından canımı bağışla
benimle beraber yeşil bir yolda yürü
+
cırcır böceğinin gülünç şarkısını duymak için
ve böceklerin kanatlandığı hapsi gör
+
din eğitimcilerinin burada dewey’den öğreneceği önemli ders şudur: biz kalp ile akıl arasında ayrım yapmamalıyız,
http://eskidergi.cumhuriyet.edu.tr/makale/2513.pdf

lgbt bireylerde dinî inanç, din ve tanrı tasavvuru, dinî ve manevî başa çıkma süreci
https://www.academia.edu/download/36045864/LGBT_Bireylerde_Dini_Inanc.pdf

john hick`in din felsefesinde kötülük problemi ve günümüz açısından teodise
+
edvard h. madden ve peter h. hare’ye göre, fiziksel kötülük, “yangın, sel, heyelan, kasırga, deprem, gelgit dalgası ve kıtlık gibi olayların ve kanser, cüzzam, tatanoz gibi hastalıkların ve buna ilâveten körlük, sağırlık, dilsizlik, çarpık organlar ve delilik gibi birçok duygulu varlığın yaşamın tüm imkânlarından yararlanmasına engel olan sakat bırakıcı özürler ve biçimsizliklerin neden olduğu korkunç acı, keder ve en sonunda gelen ölüm anlamına gelir. reason and religious belief (akıl ve dinsel inanç) adlı eserin yazarları insan davranışları sonucu ortaya çıkan acı ve ıstırapları da doğal kötülük kabul ederler.
https://www.academia.edu/download/31775212/John_Hickin_din_felsefesinde_kotuluk_problemi_ve_gunumuz_acisindan_teodise.pdf

taşköprülüzâde ahmet efendi’ye göre insan yaratılış itibariyle medenîdir. bu nedenle her şahıs faziletli (erdemli) şehri mesken edinmeye mecburdur.
+
farâbî’ye göre en üstün iyilik ve en üstün ve en büyük mükemmelliğe öncelikle ancak şehirde ulaşılır, şehirden küçük bir toplulukta buna ulaşılamaz. insan mutluluğa her şehirde değil sadece erdemli şehirde ulaşır.
+
insan mı şehri meydana getiriyor, şehir mi insanı meydana getiriyor?
+
çok bağırmak kölelerin ve bayanların hastalığıdır.
+
hastalıkların sebebi çok yemektedir. hastalık ise yaşamayı kederli ve tasalı kılar, zikre ve fikre mani olur.
+
ferç (cinsel) iştahtır. bunun da iki faydası vardır. biri onun lezzetiyle ahreti kıyas edip ahrete daha fazla rağbet etmektir.
+
aşka müptela olan taife cehalete düşer. aşk bir boş kalp hastalığıdır.
+
bir kimsenin kalbindeki dünya sevgisi, o kalbin hasta olduğunu gösterir.
+
stoacılardan zeno’nun tasarladığı ideal şehirler vatandaşları, bilgelerden oluşan şehirlerdir. bu şehirlerden oluşan bir dünyada, adalet kurumlarına ihtiyaç olmayacaktır.
+
phillips’in ele alıp karşı çıktığı bir diğer teodise ise fiziksel ve zihinsel hastalıklar ile ilgilidir. phillips’e göre, swinburne gibi bazı düşünürler fiziksel ve zihinsel rahatsızlıkların varlığını, bunların kişinin ahlâkî gelişimine katkısıyla açıklamaktadırlar. bunlara göre insanlar zaman zaman bazı aşırı tutkulara müptela olurlar. onların bu rahatsızlıkları belli süre zarfında kendilerine hissettirilmese, bu tutkular onların başına daha büyük sıkıntılar çıkarabilir. örneğin aşırı cinselliğe düşkün olan birisi belli bir süre ürolojik bir hastalığa yakalanabilir. benzer şekilde uyuşturucu kullanan bir kimsenin zihnî melekelerinde birtakım tahribatlar oluşabilir. bu acı olaylar ve hastalıklar, ona ve onu gözlemleyen başkalarına tutkularını kontrol altına almaları gerektiğini hatırlatacaktır.
phillips, bu görüşleri ileri süren düşünürlerin gerçeğin sadece kendi işine gelen tarafını gördüklerini, oysa bu hadiselerin her zaman anlatıldığı gibi cereyan etmediğini belirtmektedir.
https://www.tufed.net/arsiv/53.pdf

taş ve insanın kaderi
+
dinler tarihi, sembolik düzeydeki taş tecrübesiyle ilgili oldukça çok sayıda örnekle doludur.
+
kutsal taş olgusu üzerinde duran eliade’a göre sertlik, sağlamlık ve dayanıklılık gibi yapısal özelliğinden dolayı taş, dini düşünce açısından bir hierofaniyi, yani kutsalın bir tezahürünü temsil eder.
+
taşın büyüklüğünde ve sertliğinde, biçiminde ya da renginde, insan, içinde bulunduğu profan dünyadan farklı bir dünyaya ait bir gerçeklik ve güçle karşılaşır.
+
kuran-ı kerim’de belirtildiği üzere islam öncesi dönemdeki araplar, birçoğu taştan yapılmış olan putlara “bizi sadece allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk” (zümer, 3) ediyorlardı.
+
dinler tarihinde insanların taşlaşmasıyla ilgili efsane ve mitler sözü edilen diyalektik ilişkinin en güzel örneklerini sunarlar.
+
ey allah’ım bizi düşman eline düşüreceğine, taş et!
+
taş kesilme işi, iyiler için bir kurtuluş, kötüler için ise bir cezadır.
+
hem yahudilik hem de islam’da taş, en önemli ceza araçlarından biri olarak dini hukukta yerini almıştır.
+
biz, onların şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
+
taş, suçlu/günahkâr insanın bu dünyadan öbür dünyaya geçişine vesile olmakla onun dünyevi kaderinin son anını teşkil eder.
+
kâfirler için hazırlanmış ve yakıtı insanlar ile taşlar olan ateşten.
+
mesela bir taşın varlığı… mucizedir.
bir taşın varlığı nasıl mucize olabilir?
+
teistik perspektiften mahlûkat mevcudiyeti itibariyle aynı kaderi paylaşmaktadır. bu bakımdan taşla insan kaderi kesişmektedir.
+
sonra bunun arkasından yine kalpleriniz katılaştı, şimdi de taş gibi, ya da taştan da beter hale geldi. çünkü taşlardan öylesi var ki; içinden nehirler kaynıyor, yine öylesi var ki, çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor, öylesi de var ki, allah korkusundan yerlerde yuvarlanıyor… ve sizin neler yaptığınızdan allah gafil değildir.
+
eliade’ın da vurguladığı gibi inanmak, insanı taştan ve diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliktir.
+
insan açısından soteriolojik bir nitelik taşıyan şey, taşın hakikatidir. çünkü insan akıbeti her ne olursa olsun betonun değil taşın kaderiyle yollarının kesişmesini arzulamaktadır.
https://www.academia.edu/download/61605394/Tas_ve_Insanin_Kaderi20191225-22519-56lv8s.pdf

john hick’te kötülük problemi
+
“…dört yaşındaki lösemili kız para bulamadığı için hastanede rehin kaldı…”, “…yapışık ikizler ameliyatla birbirinden ayrılırken yaşamlarını yitirdiler…”, “…afrikada’ki binlerce çocuk salgın hastalıkların pençesinde kıvranıyor…”
+
“karın taşları, iç yaraları, bağırsak sancıları,
ifritçe çılgınlık , sıkıcı hüzün,
ay çarpması, insanı bitik düşüren güçsüzleşme,
gitgide marazlaşmış ve çoklarını götüren salgınlar,
şiddetli çırpınmalar, derin iniltiler, umutsuzluk
bırakmaz yakalarını hastaların, koşuşu döşekten döşeğe.
ve üstlerinde yengin ölü,
sallıyor mızrağını ama erteliyor saplamasını,
beklenilen başlıca iyilik ve son umut diye
çağrılmasına karşın, yeminlerle çoğu kez.
+
nasıl! bir elmayı yedik diye sonsuz bir ömür süreceğimiz bir zevk ülkesinden kovulmak! nasıl! yoksulluk içinde hepsi acı çekecek, hepsi de başkalarına acı çektirecek çocuklar meydana getirmek! nasıl! bütün hastalıklara tutulmak, bütün dertlere uğramak, yüzyılların sonsuzluğu içinde yanmak ha!”
+
kötü olayları sorgulamaya başlayan insanların akıllarına zaman zaman şöyle sorular gelebilmektedir: niçin insanlar ıstırap çekmektedir? niçin masum çocuklar hastalık ve ölümü tatmaktadır? rabbim beni bu acıya neden düçar etti? allah sevgili kullarına karşı işlenen bu zulme acaba neden dur demiyor? poidevin’in ifadesiyle: “nasıl oluyor da sevgi dolu ve her şeye gücü yeten bir tanrı, yarattıklarının bir çoğunun akla hayale gelmez acılar çekmesine razı olabiliyor?”
+
augustine’e göre, kötülük iyinin yokluğundan başka bir şey değildir. mesela, canlı bedenlerdeki hastalık ve yaralar yalnızca sağlığın yokluğudur. bu tür kötü, bir töz değildir, sadece iyi bir töz olan bedenin eksikliğidir. öyleyse kötülük bir ilinektir, başka bir deyişle sağlık denen iyiliğin yokluğudur.
+
john hick ise fiziksel kötülüğü şöyle tanımlamıştır: “doğal kötülük, hastalık yapan bakteriler, depremler, fırtınalar, kuraklıklar, kasırgalar ve benzeri durumlarda, insan eylemlerinden bağımsız olarak meydana gelen kötülüktür.”
+
kudretli ve sonsuz iyi bir tanrı’nın yarattığı evrende kötülük nasıl olur? binlerce insanın hayatına mal olan bu depremlerin ve diğer afetlerin kaynağı nedir? tanrı, hastalıklara, savaşlara, doğal afetlere neden izin veriyor, onları neden önlemiyor?
+
kötülüğün gerçek bir realitesi yoktur. o sadece iyinin mevcut olmamasından ibarettir. onun mevcudiyeti tıpkı karanlığın ışığa ilintisi gibidir. sağlık ancak hastalıktan sonra doğru olarak bilinip takdir edilir. çok çeşitlilik asla bir yetkinsizlik değildir, tersine iyi olan bir şeydir ve dünyanın zenginliğine bir katkıdır.
+
john hick’e yapılan eleştirilerden biri, dünyada kötülüğün gereğinden fazla olmasıdır. tanrı, niye insan vücudunun hastalığa kolayca yakalanabildiği ve büyük zorlukların, ıstırapların, depremlerin ve sel felaketlerin olduğu bir dünyada insanın gelişimine karar verdi?
+
hastalık, kaza, felaket ve trajedi durumunda herhangi bir adalet yok. haklı da haksız kadar hastalıktan ve talihsizlikten etkileniyor. aslında bir şey daha eklemek gerekirse bu öyle bir dünya ki iyi sık sık korkunç ve adaletsiz bir şekilde acı çekebiliyor oysa kötü genelde refah içinde yaşıyor.
+
tanrı nasıl soykırıma, kitlelerin açlıktan ölmesine, tedavisiz hastalıklara ve özellikle masum çocukların şiddetli acı çekmelerine izin verebiliyor? dostoevsky’nin yakındığı gibi, gelecekteki (cennetteki) nasıl bir karşılık bu gibi acılara değebilir?
https://milet.adm.deu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/11616/205313.pdf

aziz nesin’siz bir türkiye bence öksüz..
+
sevdiğim bir insanın kollarımda ölmesi bana daha da büyük bir acı veriyor.
+
o çığlıklar kulağımdan hâlâ çıkmıyor. “gidin buradan oruspular” haykırışlarını unutamıyorum.
+
önce adım adım, şimdi koşar adım geliyorlar.
http://openaccess.marmara.edu.tr/bitstream/handle/11424/149077/001519032006.pdf

andaman kabileleri gibi arkaik toplumlarda farklılığa pek rastlanmaz. fakat vücut yapısı ve nefrete dayanan farklılıktan doğan işlev değişmeye başladığından beri, cinsiyetler arasındaki asıl farklılık daha da genişlemiştir. grubun temas halinde olduğu habitat veya fauna daha dayanıklı ve güçlü olmayı gerektiriyorsa, işlerin yeni dağılımına göre seçici bir adaptasyon süreci başlayacaktır. büyük av alışkanlığı daha eril özellikler olan irilik, çeviklik ve zalimliği gerektirir. bu da cinsiyetler arasındaki işlev farklılığını giderek hızlandırır ve genişletir. grup, diğer gruplarla düşmanca ilişkiler kurdukça, işlev farklılığı büyür ve bu farklılık işletme (sömürme) ve gayret ayrımını beraberinde getirir.
+
tanrı tıpkı bir babanın çocuklarını sevdiği gibi, insanları sever. bu gerçekten doğru mu? bir çocuk tasavvur edin. iflah olmaz bir gırtlak kanserine yakalanmış. bu durumda onun gerçek babası ne yapar? şüphesiz onun acısını hafifletmek için elinden gelen her şeyi yapar. ya tanrı? o bu durumda bir şey yapıyor mu? kesinlikle hayır.
https://www.researchgate.net/profile/Ahmet-Sahin-22/publication/348154272_Meslek_Lisesi_Ogrencilerinin_Isletmelerdeki_Beceri_Egitimi/links/5ff0b959a6fdccdcb826423c/Meslek-Lisesi-Oegrencilerinin-Isletmelerdeki-Beceri-Egitimi.pdf

sekülerliğin biçimleri: hıristiyanlık, islâmiyet ve modernlik
+
talal asad, post-kolonyalizm, hıristiyanlık ve islâm’da iktidar araçları ve gerekçeleri, ritüel araştırmaları, intihar saldırıları üzerine çalışmalarıyla tanınmaktadır.
+
yazara göre, sekülarizm dinî olanın yerine geçerken iki şekilde kendini meşrulaştırmaya çalışmaktadır.
+
sekülarizm söylemi gerçekten modern aklın bir bilgi kategorisi
midir, yoksa modern devletin siyasî bir stratejisi olarak mı anlaşılmalıdır? bir söylemi ve eylemi dinî veya seküler kılan nedir?
+
seküler akıl, hoşgörü ile değil, ürettiği mit ve şiddet üzerinde yükselmektedir.
+
asad’a göre “seküler ne kendisini öncelediği varsayılan dinî olanın devamı ve kutsalın son aşamasıdır ne de kutsaldan basit bir kopuştur.” yani sekülarizm kutsal olanı dışlayan bir öze sahip değildir.
+
carl schmitt’te olduğu gibi seküler olanın din için bir maske olduğu ve seküler siyasî pratiklerin çoğunlukla dinî olanları taklit ettiği görüşüne de sapmaz.
+
ilk günah için verilen ceza mitinin tıptaki doğa yasalarının ihlali (yanlış beslenme, egzersiz yapmama) sebebiyle verilen ceza mitine dönüştüğünü ve tanrı’nın mutlak fâilliğinin doğaya atfedilmesi sonucu artık acının sekülerleştiğini vurgular. acı sekülerleşince, kutsal olanla irtibatı sebebiyle acının kutsal kökünü sağaltan geleneksel şaman, modern zamanlarla birlikte şair, mit anlatıcısı veya gösteri sanatçısına dönüşmüş ve bunların yaşadığı ve yaşattığı ruhsal tecrübe de esinlenme fikrinin sanatçının dış bir kuvvetin ilhamıyla zaptedilmesi olarak algılanmasına neden olmuştur.
http://www.isam.org.tr/documents/_dosyalar/_pdfler/islam_arastirmalari_dergisi/sayi23/172_178.pdf

ömer hayyam ve ölüm kaygısı
+
ömer hayyam ruhsal olarak rahatlamak amacıyla farklı çözüm yolları arar. psikolojinin diliyle kaygısıyla baş edebilmek için savunma mekanizması geliştirir. hayyam, aradığı sükûneti şarapla bulmaya çalışır.
+
yaşa, ister iki yüz, üç yüz, istersen bin sene,
bu köhne, yıkık evden çıkıp gitmek var yine!
ister padişah, ister sokak dilencisi,
aynı değeri biçer ölüm her ikisine
+
mademki havadan başka bir şey kalmadı elde,
mademki bir eksiklik, bir kusur vardır her şeyde,
öyleyse dünyada var olan her şeyi yok kabul et;
olmayan her şeyin de var olduğunu düşün sen de
https://www.acarindex.com/pdfler/acarindex-cacbe8af-a223.pdf

oğuz atay’ın romanlarında ironik dil
+
esasında söz konusu olan gerçeklik, dünyanın insan tabiatına yabancılaşmasıdır. tanrının öldüğü bir dünyadır bu. tanrının yerini kendi ‘ben’inden uzaklaşmış bireylerin inşa ettiği yalancı tanrılar almıştır.
+
karga da seni tutarım amang
kanadını kanadını yolarım amang
kışın kebap yaparım amang
yazın tanrı diye taparım amang
+
kafiye tanrısına kurban oldum. efendim?
+
tanrım! hep önsözlerde kalıyorum!
+
bütün çabalara rağmen gün ağarırken doktorlar, insanlıktan ümitlerini kesmek zorunda kalmışlardır.
+
serum şişesine takıldı gözü: düzenli damlalarla akıyordu sıvı.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/41505.pdf

hayatın son döneminde dini müzik ve sağlık: boylamsal bir araştırma
+
greeley’in yoğun dini tecrübeler üzerine olan çalışması ile bulunmuştur. çalışmasına katılan katılımcılar ilahi dinlemenin derin dini tecrübelerinin en yaygın tetikleyicisi olduğunu hatta onun incil okumak veya dua etmekten bile daha önemli olduğunu bildirmişlerdir.
https://bilimname.erciyes.edu.tr/sayilar/201502/20150215.pdf

sinema’da tanrı söylemi
+
doğrudan doğruya tanrı inancını konu edinen bir sinema filmi -muhtemelen- hiç çekilmemiştir.
+
nietzsche’nin öngörüsünün doğru çıkmadığını söylemek, sanırız ki, onun dile getirdiği deyişin yeterince kavranmamasından kaynaklanır. pk, aman tanrım ve tanrı ile sohbet filmleri günümüz dünyasında, dinlerdeki tanrı kavrayışının ne denli değişime uğradığını göstermesi açısından birer örnek olduğu söylenebilir.
+
bana bir tanrı verebilir misiniz?
+
tanrı’yı insanlar mı yapıyor yoksa tanrı(lar) mı insanı yaratıyor diye sormaktan kendini alamaz.
+
satıcı, elbette tanrı’nın insanları yarattığını, ancak tanrı heykelciklerini ise kendisinin imalatı olduğu cevabını verir.
+
tanrı’ya ulaşmak için kilisede şarap içilirken, müslümanlar şarabın tanrı’dan uzaklaştırdığını söylemektedir.
+
dinlerden hiçbiri, tanrı’nın dini değildir. bütün bu dinler, tıpkı tanrı heykelciği üreticisi gibi kendi ürettikleri tanrıları pazarlamaktadırlar.
+
tanrı’ya götürdüğünü söyleyen insanlar/dinler, ‘yanlış numara’ çevirmekten başka bir şey değildirler.
+
bütün insanlar, tanrı’nın çocuklarıdır/kullarıdır. eğer dinler tanrı’nın sözü olsaydı, kuşkusuz bu söz sütle duş almak yerine çocuklara içirilmesini söylerdi.
https://www.academia.edu/download/54980111/Sinemada_Tanri_Soylemi.pdf

ben tanrının konservatuvarından mezunum!
+
müzik endüstrisi gençlerin cebindeki paraya göz dikmiştir. onlara yönelik müzik yapmak zorundadır. bırakın mutfaktaki kadın da açsın radyosunu erol evgin’in nostaljik aşk şarkılarını dinlesin.
+
türkiye’de reklam müziklerinde görülen kalitenin pop müziğinde görülmemesinin nedeni, reklam müziklerinin karnımızı doyurmasındandır.
+
kazanacağım paralarla altyapımı oluşturabilir, kendi müziklerimi kaygısızca yapabilirim. kadınların pazarlanmadığı ortamlarda müzik yapılmasını sağlarım.
http://openaccess.marmara.edu.tr/bitstream/handle/11424/150934/001529160006.pdf

hüseyin cavid’in “iblis” faciasına dinî – felsefi bakış
+
şer insanın genetik kodundan mı gelir yoksa daha sonra dışarıdan mı edinilir? edebi tenkit alanında bu konu hep tartışıldı.
+
“papini’ye göre şeytan’ın birbirinden ayrı, ancak bütünleşmiş üç işlevi bulunuyordu: tanrı’ya ve evrenin düzenine karşı başkaldırmıştır; insanlığın ayartıcısı ve düşmanıdır; ancak evrende bir nihai işlevi yerine getirmediği takdirde tanrı’nın onu hoş görmeyeceğini bildiğinden, tanrı’yla işbirliği yapmaktadır.
+
tanrı hem şeytan’ı hem de kötülüğü, kurtuluş için gerekli olan eylemleri uygulamaları için kullanır. şeytan olmadan -iyilik ve kötülük arasındaki gerginlik olmadan- şiir, sanat, felsefe ve devlet yönetimi olamazdı.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/836628

transilluminasyon, ışığın vücut içinde aydınlattığı bölgeyi daha iyi görebilmek için ışıkları kısılan ya da karartılan bir odada bir vücut bölgesine ya da bir organa ışık tutulmasıdır. erken doğmuş ya da normal dünyaya gelmiş bir bebeğin başı, testisleri ve göğsüyle, yetişkin bir kadının memeleri uzun yıllar bu teknikle kolayca izlenmiştir.
https://doczz.biz.tr/doc/83377/say%C4%B1-%2310—ko%C3%A7-%C3%BCniversitesi

knidia karakteri üzerıne bir analiz
-görünenden görünmeyene-
+
plinius, praxiteles’in biri giyinik diğeri çıplak olmak üzere iki heykel yaparak bunları satışa çıkarmış olduğundan söz etmekte; kosluların giyinik olanı tercih ettiğini, knidoslularm da diğerini satın aldığını belirtmektedir.
+
tamamen çıplak görünümde sergilenen tanrıça, banyo yapmaya hazırlanır bir durumda betimlenmiştir.
+
çıplaklığın bütünüyle ön plana çıkarıldığı bu örneklerde, tanrıçanın kimi zaman bir eliyle göğsünü, diğer eli ile de cinsel organını gizler durumda betimlendiği görülür.
+
öyleyse knidia, knidosluların yaşamında aynı zamanda bir bereket tanrıçası mıdır?
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/977405

emzirme ve anne sütü ile ilgili sık sorulan sorular
https://mediworld.com.tr/images/pedimed/Emzirme.ve.Anne.S%C3%BCt%C3%BC.ile.%C4%B0lgili.S%C4%B1k.Sorulan.Sorular.pdf

birinci dünya savaşı ülkemizde kadın örgütlenmelerini arttırmış, türk kadını “o döneme göre epey radikal ilk tepkisel eylemlerini” gerçekleştirmiştir. 1913’te nuriye ulviye meylan’ın kurduğu osmanlı müdafaa-i hukuk-ı nisvan cemiyeti’nin yayın organı kadınlar dünyası’nda üyelerin peçesiz fotoğrafları yayınlanmaya başlamıştır. yayımlanan ilk fotoğrafın sahibi şair yaşar nezihe (bükülmez) hanımdır.23 osmanlı kadınlarının peçelerini atarak kendilerini basın yoluyla tanıtmaları büyük yankı uyandırırken yine bu derneğin üyelerinden belkıs şevket hanım, kadınların erkeklerce yapılan her şeyi yapabileceklerini kanıtlamak amacıyla ilk defa uçağa binen ve uçan kadın olmuştur.
https://www.academia.edu/download/58112211/History_Studies_Makale-Turkmen-Fusun.pdf

kur’an’da lisan kavramı ve lisanın kökeni
http://kayit.asoscongress.com/files/Filoloji%20Tam%20Metin1.pdf

allah‟ın hükmü, kadının rızası dışında yapılan tecavüzün cezası, en sahih görüş göre, tecavüzcünün kadına bakire birisinin mihri ile birlikte bekâret izalesinin tazminatını vermektir.
+
bu doktor tedavisiyle öldürür sağ olanı
ve kör eder gözü sağlam olanı.
https://www.researchgate.net/profile/Pinar-Coskun-4/publication/331833501_KULTUR_VE_MEDENIYET_KONGRESI_TAM_METIN_KITABI/links/5c8f7fa345851564fae4e2f9/KUeLTUeR-VE-MEDENIYET-KONGRESI-TAM-METIN-KITABI.pdf

montaigne ve montesquieu’de insan, erdem ve trogloditler
http://eskidergi.cumhuriyet.edu.tr/makale/87.pdf

rektörlüğe intihabınızı tebrik sadedinde, rektörhaneye telefon eltim; bulamadım. sırasıyla, devlethaneye, hastahaneye, muayenehaneye telefonlar ettim bulamadım. acaba siz, bu hanelerden gayri, hangi hanelerde bulunursunuz.
+
yatarken daima entari giyer, hastalığı sırasında gelen doktoruna hariç, kimseye entarili görünmezdi. pijamayı hiç sevmezdi, “ insan kazara yellenecek olursa, kokusu bunun neresinden çıkacak” derdi.
+
kadınsız bir yaşam
+
yazar dr. fahri celal, ibnülemin için, “hiçbir kadın eli, onun güzel alnına değmemiştir. hiçbir kadın, onun saçlarını okşamamıştır. öylesine yapayalnız, gölgesiz yaşamıştır” der.
+
ibnülemin, kadının soyup önüne koyduğu portakalı yemedi. ev sahibi ve eşi yalvarır derecede rica ettilerse de, nuh dedi, peygamber demedi.
+
rastgeldiği her erkeğe soyunan kadının soyduğu portakalı ben yemem!
+
mahmut kemal bey, peynire karşı alerjisi olan, bir düşmandı. peynir için “ sütün veledi zinasıdır” yani piçidir, derdi!
http://openaccess.marmara.edu.tr/bitstream/handle/11424/150305/001502286006.pdf

birinci dünya savaşı’nın son yılında osmanlı kadınları arasında yaşanan ahlaki çözülmenin vakit gazetesi’ne yansımaları
+
kadınların bazıları camilere, imarethane ve medreselere sığınırken; bazıları oldukça zor şartlar altında kendi evlerinde yetim kalan çocukları ile birlikte bir yaşam savaşı vermiştir. öyle ki yaklaşık yarısı çok kötü şartlar altında yaşayan kadınların neredeyse % 60 da çocuklarıyla birlikte hasta idi.
+
birinci dünya savaşı’nın başlaması ile çalışma hayatında daha fazla aktif olan osmanlı kadınları, kamuoyunun da büyük bir kısmı tarafından desteklenmişti. ancak savaşın sonlarına doğru osmanlı toplumunda zamanla ivme kazanacak olan toplumsal çözülme süreci başlamıştır.
+
tüm bunlarla birlikte osmanlı ülkesinde fuhuşun artması nedeniyle salgın hastalıklarda da artış yaşanmıştır. zira 1914 yılında frengi, bel soğukluğu gibi bulaşıcı hastalıklar oldukça sınırlı iken savaşın son yılında artış görülmüştür.
+
her memlekette hayatı hafif bir surette telakki eden, kumar hararetiyle bütün mevcudiyetini ısıtmaya çalışan veya haricen gösteriş yapıp başkalarının gözünü kamaştırmaya hayatta yegane gaye bilen insanlar vardır. fakat bunlar köşe bucakta kalmış, efkar-ı ammenin hürmetinden mahrumiyeti göze almış bir tip teşkil eder……. maalteesüf itiraf etmeliyiz ki bizim muhitimiz hastadır. hastalık; kumar, israf, ihtikâr, efkâr-ı edebi, mahsüllerin azlığı tarzındaki tezahürler bunu isbat etmekedir. bu vaziyet karşısında münevver sınıfa mensub kadınlar ve erkekler hastalığı bir tarafa bırakıp kabahatin kimde olduğunu araştırmaya dalarlarsa, hastalığın tedavisini unutarak birbirlerine karşı tefhirde bulunmakla vakit geçiren doktorlara benzemiş olur…… gerek erkekler ve gerek kadınlar kendi cinslerine has olan kusurları bitarafane nazarla göremezler…… madem ki kadınlar kadınlık meselesinde bitaraf olamıyorlar; memleketteki içtimai buhranın kadınlara taalluk eden tezahüratının erkekler tarafından teşrih edilmesine müsaade etmelidir. buna mukabil erkeklere taalluk eden buhran tezahüratına karşı da hanımlar evlerinin ve ailelerinin saadetlerinin müdaafa-i bekçisi sıfatıyla mücadeleye girişmelidirler. bugün memlekette mevad olan kumar, içki gibi mezr itisatlar neticesinde pek çok aile yıkılıyor, pek çok kadınlar ayrı ayrı köşede ağır ızdırablar çekiyorlar. bunların hiçbiri yalnız başına kendi hususi muhitini ıslah etmek ve içtimai hastalığa tutulan ferdi kurtarmak kuvvetine haiz değidir. fakat hastalığın esasından tedavisi için kadınlar müşterek bir mücadele açacak olurlarsa pek çok hüsn-ü tesir hasıl olabilir. erkeklere has olan fenalıkların tedavisine müteallik mesaide her memlekette kadınların pek büyük bir hissesi vardır….. bizde kadınlar ve erkekler ortaya bir kadınlık ve erkeklik çıkaracak yerde ortalıkta mevcud fenalıkları en münasib bir taksim-i vezaif ianesiyle ref etmeye teşebbüs ederlerse içtimai işlerimiz ikamet halinden çıkar ve müsmir bir şekle girer…
http://www.uysad.com/FileUpload/as907385/File/72-nevin_tuzun-birinci_dunya_savasi_nin_son_yilinda_osmanli_kadinlari_arasinda_yasanan_ahlaki_cozulme.pdf

kadınsız kentler
toplumsal cinsiyet açısından belediyelerin politika ve bütçeleri
https://dspace.ceid.org.tr/xmlui/bitstream/handle/1/1358/kadinsizkentler-ae.pdf

islam ilahiyatının dua teorisini, allah’ın her duaya hemen ve vasıtasız cevap vereceği şeklinde anladıklarını tecrübe etmekteyiz. bu durum çoğu zaman insanları temelsiz bir beklenti içerisine sürüklemektedir. hâlbuki hak inanca göre allah, duaya evrenin içinde potansiyel olarak var ettiği afiyet, sağlık, emniyet ve şifa ile cevap vermektedir. buna göre şifayı veren allah olsa bile vasıtası doktordur. rızkı veren allah’tır fakat vasıtası çabadır. güvenliği veren allah’tır fakat vasıtası akıldır. ancak kendi emek ve çabasına güvenme yerine insanları kör bir fatalizm içinde allah ile karşı karşıya getiren kusurlu tanrı tasavvurlarının aynı zamanda psiko-sosyal değer krizlerini derinleştirme yolu ile ateizm düşüncesine neden olduğunu tespit etmekteyiz.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/634772

din karşıtı yayınlar ve gençlerde ateistik eğilimin nedenleri
+
peygamberlerin hastalıklı kişiler olduğunu düşünüyorum. tanrı fikri onların ürünü olmalı.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1104770

dawkins ve tanrı hipotezi üzerine eleştirel bir yaklaşım
+
din denilince akla elbette ibrahimi dinler olan yahudilik, hıristiyanlık ve islam gelmektedir. bu üç dinin atası durumunda olan yahudiliğin tanrısı, dawkins’e göre kaba saba, yasak hastası, rakip tanrılara üstün görülen ve seçilmiş bir bozkır kabilesinin ayrıcalıklı tanrısıdır.
+
büyük dua deneyinden kasıt, duanın hastalığa bir yararının olup olmadığını incelemeye çalışan kişilerce yapılan ankettir. dua etmek hastalığa çare olabilir mi sorusu, bir bakıma dini tecrübe alanına girer.
+
herbert benson tarafından gerçekleştirilen dua deneyinin kapsamı, bir kısım hastaya dua edilmesi ve bir kısma da edilmemesi olarak belirlenmiştir. dua edilenlerin imdadına acaba tanrının yetişip yetişmeyeceği sorusu gündeme getirilerek, adeta bir tanrı sınaması yapılmıştır. büyük paralar harcanan deneyde kiliselere isim verilerek hastaların bazılarına dua etmeleri sağlanmış ve insanların dini duyguları istismar edilmiştir.
+
dua edilenlerle edilmeyen hastalar arasında sağlık yönünden bir fark olmaması tanrının olmamasıyla asla bir tutulamaz.
http://sosbilder.igdir.edu.tr/Makaleler/1075305071_02_Altuner_(15-31).pdf

bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yüzyılda bazı materyalist karakterli ideolojilerin reklamları yapıldı, bu sebeple de hem ülkemizde hem de ağrı’da gençlerin aileleri dışında bu tür ideolojileri enjekte eden illegal oluşumlar tarafından ateist yetiştirilmeye çalışıldığını, din, tarih, millet şuuru, örf ve adetlerinden uzaklaştırılarak heba edildiğini görmekteyiz. her gün bana gelip bu tür sorunlarını ileten ve yetkili olarak bizlerden çözüm isteyen birçok vatandaşımız vardır. bu problemleri yaşayan insanların ailevi ilişkiler başta olmak üzere bireyle, toplumla, kısacası insanlıkla sağlıklı bağlar kuramayacağını, üniversitelerde bu tür toplumsal vakalara yol açan hastalıkların ilacının bulunması için bilimsel çalışmaların yapılmasının gerekli olduğunu, bu tür problemlerin onarılmaz yıkımlara varmadan çözülebilmesi için bilim adamlarımızın bilgi ve fikir üretmelerinin oldukça önemli olduğunu hepinizin huzurunda bir daha belirtmek isterim.
+
bu hastalıkların ağrı yöresinde tedavi edilebilmesi için belediye olarak her mahalleye sosyal donatılarıyla birlikte selçuklu mimarisine uygun bir tarzda olmak üzere “her mahalleye bir külliye” projemiz vardır. bu projemize göre külliyelerde bu gençlerin hem islami hem de modern ilimleri almasını sağlama yollarını aradığımız gibi özellikle şiddet, uyuşturucu, zararlı alışkanlıkların pençesine girip bir takım illegal örgütlere kanıp hayatı heder olan gençlerimizi kurtarma çarelerini aramaktayız.
https://www.agri.edu.tr/upload/Ahmedihanisempozyumu3/smpson.pdf

ateistlerde olumsuz tanrı algısının psiko-sosyal açıdan değerlendirilmesi
+
bulgularda “diktatör”, “baskıcı”, “otoriter”, “despot”, “sadist”, “kalleş”, “alçak”, “dingilin biri”, “kendi yarattığına eziyet etmekten zevk alan ruh hastası”, “insanların sevgi saygı ve minnettarlık duygularına ihtiyaç duyan zavallı” şeklindeki tanrı tasavvurlarında kızgınlık, kin, nefret, isyankârlık ve düşmanlık gibi duyguya dayalı tepkisel söylemler sıklıkla ön plana çıkmaktadır.
+
bir erkek katılımcının tanrı’ya karşı öfke ve hakaret içeren ifadesi bu duruma örnek gösterilebilir: “bir sürü yoksulluk felaket katliam savaş ve vahşet… tanrısızlık daha mükemmel bir şey tanrı kullarını yaratmış kimi kör, topal, aç, susuz, tecavüze uğruyor, katlediliyor, işkence görüyor, kurşuna diziliyor, soğukta donarak evsiz ve aç ölüyor bu da tanrı’nın kulu. hani tanrı’nın adaleti nerede? o zaman tanrı, sadist kendi yarattığına eziyet etmekten zevk alan ruh hastası biri.”
+
ateistlerin “diktatör”, “baskıcı”, “otoriter”, “despot”, “gaddar, “zavallı”, “kalleş”, “dingilin biri”, “kullarına acı çektirmekten hoşlanan ruh hastası” şeklindeki tanrı tasavvurları öfke kızgınlık, kin, nefret, isyankârlık ve düşmanlık gibi duyguya dayalı tepkisel söylemlerdir. bu ifadeler, daha çok tutsaklık, ezilmişlik incinmişlik ve hayalleri yıkılmış insanın duygusal dünyasını yansıtmaktadır.
http://www.itobiad.com/en/download/article-file/745085

feuerbach’tan günümüze
militan ateizmin diyalektik eleştirisi
+
burjuva devrimi tamamlandıktan ve eski rejim hal edilip burjuvazi kendi toplumsal ilişkileri ve kurumlarıyla egemen sınıf haline geldikten sonra ise küçük burjuva aydınlanmacılığı kendi sınıfsal karakterinden vazgeçmediği müddetçe iki seçenekle karşı karşıya kalır. birinci seçenek, burjuvazinin iç çekişmelerinde görece dinselleşmeden uzak olan tarafa yamanıp, onun dinselleşmeyi daha yoğun biçimde kullanan rakiplerine din üzerinden ayar vermesinin aracı haline gelmek, yani bir çeşit “ateist tetikçilik” yapmaktır. bu pozisyon, tipik olarak, muhafazakârlara karşı liberallerin yanıdır ve başını dawkins’in çektiği neopozitivizm buradadır.
+
militan ateizmin ilk tarihsel metnini yazdığını söyleyebileceğimiz rahip jean meslier’e göre “tüm dinlerin kökeni cehalet ve korku[dur].” feuerbach’a göre tanrı, “bütün şüpheyi baskılayarak çözen cehalettir.” dawkins’e göre inancın önemli bir kaynağı bilgi boşlukları ve bunların din adamlarınca istismar edilmesidir.
+
türk burjuva devriminde bir aydınlanma eksiği saptamakta ve kendisini de bu eksik üzerinden tarif etmektedir. liberal ateizm ise bir özgürlük eksiği saptamakta ve kendisini bu eksik üzerinden tarif etmektedir. birincinin çözüm reçetesi önünde sonunda mayıs tarzı bir sivil-asker aydın öncülüğüne, ikincininki ise avrupa birliği’ne ve onun ideolojik çerçevesine çıkmaktadır.
+
pozitivizm, bilimin gerçekliğin bilgisini edinme ve onu açıklama gücü dininkine üstün geldikçe, elinin bu cephede güçlü olduğunu görüp mücadeleyi buraya sıkıştırdı. oysa dinin toplumsal işlevi hiçbir zaman yalnızca bundan ibaret olmamıştı ve geriye koca bir “maneviyat” alanı kalıyordu. din, yeni toplumsal düzene uyum sağlayıp hayatta kalmak için buraya doğru çekildi ve maddeyi açıklama iddiasından büyük ölçüde vazgeçip, insanın varoluşuna bir “mana” sunmakta, yani “halkın afyonu” işlevinde uzmanlaştı. bugün, en sofu insanlar dahi hastalandığında doktora gider; her kilisenin çan kulesinde, her caminin minaresinde paratoner vardır. ama dinsel teselli her zaman olduğundan daha önemlidir çünkü (büyük ölçüde bilimsel gelişmeler sayesinde) artık insanların çektiği acıların neredeyse tamamının sebebi toplumsal düzendir. eskiden, salgın hastalıklardan ya da kıtlık yıllarında açlıktan ölenler için “kader” denmesi, ilahi anlamı hariç doğruydu zira bu ölümler kaçınılmazdı. bugün ise insanlar açlıktan ya da hastalıktan değil, yemek ya da ilaç alacak paraları olmadığı için yoksulluktan, yani mevcut toplumsal ilişkiler sistemi yüzünden ölüyor.
+
pozitivizmin diyalektik olmayan bilimi, tüm bu acı karşısında kifayetsizdir. hangi hastalığa ilaç bulursa bulsun, hangi yüksek verimli tohumu geliştirirse geliştirsin, her zaman insanlığın bir kısmı bu çarelere erişemeyecek kadar yoksul olacaktır. din ise bu maddi acıları (ve orta sınıflarda bu maddi acıların yarattığı vicdani acıyı) teselli etmekte rakipsiz olduğu için düzen açısından vazgeçilmezdir ve yoksulluk, eşitsizlik, sefalet var olduğu müddetçe, o da var olacaktır. din ile kapitalist modernite arasındaki sorunlu ama sürdürülebilir evliliğin özeti budur.
http://bilimveaydinlanma.org/content/images/pdf/mdt/mdtc1s4/feuerbachtan-gunumuze-militan-ateizmin-diyalektik-elestirisi-3.pdf

doktorlar ölümcül hastalık tanısını nasıl söylemeli:
üniversite öğrencilerinin bakış açısı
+
bu çalışma sonuçları, doktorun hastaya kötü haber vermesinin eğitim ve deneyim gerektiren bir durum olduğunu düşündürmektedir
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1086764

bedenlerimize ait miyiz?
+
foucault, egemen gücün en önemli özelliklerinden birisinin “yaşam ve ölüm üzerindeki hak” olduğunu iletir.
+
egemen: yaşam, yaşatma, ölüm, öldürme, öldürtme gibi durumları kendinde saklı tutarken tabi olana daima özgürlük vaadini yine çeşitli şekillerde sunar: düşman, öteki, dış mihraklar, sınır, iç mihraklar, komünistler, sosyalistler, ateistler, eşcinseller gibi tehditlerin bertaraf edilmesi… barış isteyenlerin hapse atılması… küresel iklim değişikliğinin doğal afet sayılması… inşaatlarda ya da madenlerde ölen işçilerin ölümlerinin fıtrat meselesi sayılması… korkunun toplumsal bir olgu olarak sürekli hale getirilmesi…
+
arno gruen şöyle der:
hiçbir zaman başkaldırma şansımız olmamışsa, asla kendi kendiliğimize sahip olamamak gibi bir anlamsızlığı yaşamak zorunda olmak kaderimizdir. kendimizi, kusursuz bulduğumuz güçlü bir insanla özdeşleştirdiğimizde hiç kimse bizi bulamaz. din uğruna ölmek bile ölüme duyulan bir sevgidir, yaşama değil.
+
marcel proust da şöyle demişti:
acının, bize acıyı verenler tarafından dindirilmesi gerektiği yalanı tarafından kışkırtılan bir sevginin var olduğu bir dünyada yaşama cesaretini nasıl gösteriyoruz?
http://sekans.org/docs/e-sayilar/2019-e10/SEKANS_e10_09c_DOSYA_BedenlerimizeAitMiyiz_YalcinSavuran.pdf

post-modern kahramanın din ile imtihanı
+
kaptan, eğer anlamıyorsan sana anlatmanın bir yolu yok demektir.
+
olaylar karışık: bir gün evvelinde şehre bir adam gelmiş ve hastalara şifa, dertlilere deva, fakirlere eda bahşetmiş.
+
tanrı yeryüzüne inmiştir, çünkü yeryüzündeki metafizik şiddeti merhametle, hayır ve hasenat yapmakla sonlandıracaktır. isa, hastaları iyileştirir, dertlilere derman olur.
+
vattimo buradan yola çıkarak nietzsche’nin sözüne döner. tanrı ölmüştür, yine insanlar öldürmüştür onu. yine tanrı’nın ölümü demek, metafizik şiddeti sona erdirmek olacaktır. ve yine tanrı bir gün yeniden görünecektir.
https://www.academia.edu/download/46373089/Post_Oyku_1.5.pdf

josé saramago’nun din eleştirileri üzerine bir analiz
+
hastalık anında bir ilaç aramak yerine, “ilaçlar sizin bedensel zaaflarınız sonucunda uydurduğunuz hayallerdir” demek ne kadar makulse, var olmayan dini unsurların zaaflar neticesinde uydurulması da o kadar makul olur.
+
ölümden sonraki hayat, iman, dini ritüeller vb. gibi, mucizelerin de kurumsal dinin istismar araçlarından biri olduğunu düşünen saramago, tüm bunları din adına konuşanların safsataları olarak değerlendirmektedir.
+
bu düzmece hikayelerle insanların umut, korku gibi zaafları sömürülmektedir. saramago bu duruma örnek olarak “filin yolculuğu” adlı eserinde mucize gösterdiği iddia edilen filin kıllarından dertlerine deva bulmayı umut eden insanları gösterir. ona göre, tüm bunların sebebi insanların öteki dünyaya dair güzelliklerle karşılaşma umudu ve başlarına gelebilecek kötü şeylere karşı duydukları korkulardır.
http://www.beytulhikme.org/Makaleler/1485082198_14_Erdem_(797-818).pdf

marlow’un doktor faustus karakteri 16.yy ingiltere’sinin ortaçağ ve yeniçağın tohumları ve gerilimini içinde taşımaktadır.
+
büyüde başarılı olanlar ona göre; “insan aklının sınırlarına kadar ulaşabilirler./iyi bir büyücü yüce bir tanrıdır”.
+
dünyevi değildir ahmağın ne içtiği ne de yediği/ hoşnutsuzluğu sürüklemektedir onu uzaklara,/ tam varmamıştır farkına deliliğinin;/ gökyüzünden en güzel yıldızları ister / ve yeryüzündeki de en büyük zevki-/ ve hiçbir yakınlık ya da uzak durma / tatmin etmez derinden sarsılmış gönlünü
+
işte şimdi, eh felsefeyi,/ hukukçuluğu ve tıbbı/ ve ne yazık ki ilahiyatı da /tümüyle inceledim, tutkulu bir çabayla./ işte durmuşum burada, zavallı ahmak gibi! / ve bildiklerim farklı değil önceden öğrendiklerimden/ …/ ne vicdan azabım var beni üzen, ne de şüphem, / ne de korkum cehennemden, iblisten-/ buna karşı sevinçlerimin hepsi alındı, /…/ yoktur malım mülküm, ne param / ne de itibarı ve ihtişamı dünyanın; / it bile istemez böyle yaşamayı / bu yüzden istedim büyüyle uğraşmayı / hani olur da ruhun gücü ve ağzından/ kimi sırlar öğrenirim diye en azından
+
doktor faustus da faust da şeytanla anlaşma imzaladıktan sonra çalışma odalarından dışarı çıkar ve sonsuzluk arayışlarını dünyaya açılarak sürdürürler.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/13/1647/17599.pdf

dinî bir sorumluluk olarak çevre ahlâkının teolojik temelleri
+
islam inancı da yeryüzündeki bozulmadan insanı sorumlu tutar.
+
insanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır.
+
muhammed esed bu ayeti, modern dönemde karşılaşılan hava ve suyun kirlenmesi, deniz ve kara canlılarının nesillerinin tükenmesi, ozon tabakasının delinmesi ve bunun sonucunda çeşitli hastalıkların ortaya çıkması, küresel ısınma neticesinde iklimin ve doğal dengenin bozulması gibi hususlarla yorumlamıştır. dolayısıyla buna göre insanın kendi eliyle yapmış olduğu kötülükler ekolojik sistemin bozulmasının esas sebebidir.
http://i-sem.info/PastConferences/ISEM2016/ISEM2016/papers/6-ISEM2016ID273.pdf