yazı 41

eski toplumlarda diş anomalileri: kayalıpınar örneği
+
diş anomalileri klinik çalışmalarda çok kez rapor edilen, arkeolojik iskelet popülasyonlarında ise nadir görülen gelişimsel olgulardır. bu çalışmanın materyallerini sivas ili kayalıpınar arkeolojik yerleşim alanından elde edilen ve hellenistik-erken bizans’a uzanan iskelet serisi oluşturmaktadır. bu çalışmada, kayalıpınar insanlarındaki diş anomalilerinin çeşitleri, sıklığı, cinsiyete göre dağılımı ve muhtemel nedenlerini belirlemek amaçlanmıştır. araştırma sonucunda 150 bireyden 12’sinin (%8) çene ve dişlerinde bir ya da daha fazla diş anomalisi tespit edilmiştir. gömülü dişlerden sonra en çok karşılaşılan diş anomalisi konjenital diş eksikliğidir. oransal dağılım açısından cinsiyetler arasında istatistiksel bir farklılık yoktur. anomalilerin etiyolojisi ile ilgili genetik ve çevresel etmenlerin önemi üzerinde daha çok durulmaktadır. bu çalışmada ise diş gelişim sürecinde yaşanılan bir stresin ve persiste süt dişlerinin tespit edilen diş anomalileri üzerinde bir etkisinin olduğu/olabileceği düşünülmektedir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1589890

bir montofon buzağıda diprosopus olgusu
+
erciyes üniversitesi veteriner fakültesi patoloji anabilim dalı’na getirilen, canlı doğup 3 gün yaşadıktan sonra ölen bir adet dişi montofon ırkı buzağının kafası patolojik-anatomik ve manyetik rezonans (mr) görüntüleriyle incelendi. yapılan patolojik-anatomik muayenede, tek bir gövde ve ekstremite sistemine sahip buzağının, diprosopus, damak yarığı (palatoschisis) ve tek kökten çıkan çift dille karakterize anomalileri tespit edilmiş ve bulgular mr görüntüleri ile desteklenerek olguya diprosopus tanısı konulmuştur.
http://vetjournal.ankara.edu.tr/en/download/article-file/647756

transversal yön anomaliler
+
genetik ve/veya çevresel etkenler sonucu kafa yüz kemiklerinde ortaya çıkan iskeletsel bir anamoli ya da normalden sapma, üst çenenin veya alt çenenin ya da her iki çene kemiğinin büyümesini etkileyerek sagital, vertikal ve transversal yönlerde maloklüzyonlara yol açabilmektedir. transversal yön maloklüzyonlarının en belirginlerinden birisi tek ya da çift taraflı posterior çapraz kapanışlardır ve populasyonda %8-22 oranında görülmektedir. türk toplumunda bu oran %2.7 olduğu bildirilmiştir.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/66541/Transversal%20y%C3%B6n%20anomaliler-%20Ufuk%20Toygar%20Memiko%C4%9Flu.pdf

nöral krest kökenli hücrelerin ağız ve çene-yüz oluşumuna katkıları ve neden oldukları anomaliler
+
nöral krest hücreleri embriyonal dönemde nöral tüpün yüzey ektoderminden ayrışması sürecinde oluşan nöroektodermal hücrelerdir. bu hücreler insanda çok değişik hücre ve doku tiplerini oluşturabilme kapasitesine ve farklılaşma yeteneğine sahiptirler. ağız, çene-yüz ve diş dokularının, nöral krest kökenli hücrelerin göç edip farklılaşmalarının katkısı ile oluşması nedeniyle bu hücreler diş hekimliği araştırmaları açısından önemlidir. gelişim sırasında bu hücrelerin göçünde ya da farklılaşmasındaki herhangi bir bozukluk ağız ve çene-yüz bölgesinde çeşitli anomalilere neden olur. bu çalışmada, nöral krest hücrelerinin oluşumu, bu hücrelerden köken alan oluşumlar ve baş, boyun, yüz ve ağız boşluğu oluşumuna katılan nöral krest kökenli hücrelerden kaynaklanan anomaliler anlatılmıştır. ağız ve çene-yüz bölgesindeki birçok yapının oluşumu ve normal gelişmesi için nöral krest hücrelerinin sağlıklı bir şekilde oluşması, göç etmesi ve farklılaşmasının gerektiği anlaşılmaktadır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/93484

bir buzağıda brachygnathia inferior (micrognathia) olgusu
+
bu çalışmada, elazığ’da suni tohumlama sonrasında gebe kalan isviçre esmeri bir düveden doğan 7 günlük dişi bir buzağıda brachygnathia inferior (micrognathia, parrot-mouth) olgusu sunuldu. yapılan inspektif muayenede buzağıdaki doğmasal anomali brachygnathia inferior olarak tanımlandı. buzağıda alt çenenin üst çeneye göre 9 cm kısa olduğu, kesici dişlerin çarpık olduğu, üst damağın normal olduğu ve dilin büyük kısmının dışarıda kaldığı gözlendi. dilin uç kısımlarında kuruma sonucu renk değişimi gözlendi. buzağının annesini ememediği ve biberonla beslendiği görüldü. ellibeş gün sonra yapılan kontrolde buzağıda yeterli beslenememeye bağlı olarak gelişim geriliği tespit edildi. sonraki takiplerde buzağının 70. güne kadar biberon aracılığıyla sadece sütle beslendiği ve üç aylıkken öldüğü bilgisi alındı. brachygnathia inferior olgusu 7 ve 55. günlerde fotoğraflandı.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/217597

iki melez buzağıda diprosopus
+
kafkas üniversitesi veteriner fakültesi doğum ve jinekoloji anabilim dalı kliniğine getirilen ölü doğmuş iki adet dişi melez buzağıda inspeksiyon ve radyolojik muayene sonucunda diprosopus’tan şüphelenildi. yapılan patolojik-anatomik incelemede, her iki buzağıda da, iki ayrı kafatasının median hatta birbiriyle yapışmış oldukları görüldü. bu oluşumun, atlantooccipital eklem bölgesine kadar çift, bu bölümden sonra ise tek bir vücut olarak devam ettiği tespit edildi.
https://vetdergikafkas.org/uploads/pdf/pdf_KVFD_474.pdf

dinin salgın hastalık dönemlerindeki eğitsel rolü: covid-19 pandemisi özelinde bir araştırma
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1730485

bir vaka: kültürel fenomenlerin psikiyatrik tanılara etkisi
+
ele alacağımız vaka almanya’da çalışırken islam dininde az bilinen bir ibadet biçimi olan “itikafı” uygulaması nedeniyle şizofreni tanısı alarak tedavi edilen bir vatandaşımız olacaktır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/596231

hastaları üzerinde ortaya çıkan psikolojik rahatsızlıkları araştıran freud, bu rahatsızlıkların kaynağında toplumun, mevcut kanunların, ailenin ve dinin baskısı olduğunu ileri sürmüştür.
+
çağdaş varoluşçuluğun kaynaklarından biri olan ve yaşamı hastalıklar içerisinde geçen nietzsche, dini reddetmiş, özellikle hıristiyanlığın tanrı anlayışına ve bu anlayışın üzerine kurulan ahlaki yapıya karşı amansız bir mücadele vermiştir.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/27662/618.pdf

arapça yayın yapan ateist web siteleri üzerine sosyolojik bir araştırma
+
suriyeli kadın yazar wafa sultan 2007 yılında arap dünyasında yaygara kopartan kitabında insanın inanç sistemi, onun nasıl oluştuğu ve inançlardan vazgeçmenin zorluğu gibi konuları ele almaktadır.
+
sultan ayrıca dinlerin insanları soru sorma yeteneğinden uzaklaştırdığını ve bunun da ġslam toplumlarında hasta, aç ve cahil insanların artmasına neden olduğunu, değişmeye kapalı öğretileri kutsallaştırdığını söylemektedir.
+
suudi arabistanlı düşünür abdullah el-kâsimî‟nin sözleri:
hastalığı yaratıp sonra onu iyileştirmeye çalışmanın bir mantığı yoktur.
+
hastalıklarını listelemek istesek birkaç gün boyunca saymasını bitiremeyeceğiz. eğer tüm bu kusurların kökenini merak edersek bu kronik hastalıkların onunla var olduğunu buluruz.
+
dürüstlük ve cömertlik karakteri için yıkıcılığa ve nifaka kronik âşık olmuş tanrı‟nın hastalığına biraz geri dönünce, hastalığının her türlü vahşi baskı kanalıyla kontrol etmeye çalışan bir kitle hastalığı olduğunu görüyoruz.
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/7081/Abdulrahman%20Mohammed%20AL%E2%80%93MUSH%C4%B0K%C4%B0.pdf

ateist ve deistlere güvenmemenin 100 nedeni!
+
islam, isminin köken anlamında olduğu üzere barış dinidir. barış asıldır, savaş geçici bir çözümdür. bu, bir insanın hastalandığında tedavi olması veya ameliyat olması gibidir.
+
cinsel özgürlük ve feminizm adı altında hem erkeğin hem de kadının doğallığını bozmak suretiyle annelik ve aile değerlerini tahrip ediyorlar. fuhşun ve diğer cinsel sapkınlıkların aile birliğini bozan ve bulaşıcı hastalıkların artmasına neden olan yönlerini göremiyorlar.
https://www.anadoluvakfi.org/public/uploads/php/files/yayinDosyalar/yayin_0921165741.pdf

dini sosyalleşme: etki kaynakları ve araçların etkileri
+
beşeri ve sosyal bilimlerdeki üniversite profesörleri ateizme çok daha eğilimli ve dini organizasyonlara katılımları da oldukça eksiktir.
+
ciddi hastalık ve ölüm tecrübelerinin dini arzuları ve seçimleri nasıl etkilediğine dair ciddi hiçbir çalışma yoktur.
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423933032.pdf

sanatçı zamansız ve yaşsızdır
+
bu ülkede kadın olmak, şarkıcı ve ünlü olmak zor
+
evet kadın olmak da ünlü olmak da çok güzel. can yakmaya gelince evet canımı yaktılar ama ben her zaman canımı yakanı zamana bırakırım.
+
aslında bu kadınların suçu. anne kadın, çocuğu yetiştiren kadın, çocuğun şiddete eğilmemesini sağlayacak olan da kadın. bu halka tecavüzle başlıyor, şiddetle devam ediyor. her şey kadın da bitiyor.
+
kadının durumu malum. adı yok, ikinci insan muamelesi ve hala kıyafetlerine takınılması, hala namus şeref denilmesi beni çok üzüyor.
+
televizyonun karşısında sanki uyuşturucu verilmiş gibi oturan bir milletiz.
+
bütün iş kadında bitiyor tekrar ediyorum. kadın iyi yetiştirirse dünya daha iyi yer olur.
http://archive.ismmmo.org.tr/docs/YASAM/66YASAM/32-33.pdf

sultan en-nâsır muhammed’in oğlu anûk, zühre isimli bir şarkıcıya âşık olmuştu. bu şarkıcıyla buluşmak için birketü’l-ceyş’de bir ev yaptırdı. ancak babası bundan haberdar oldu ve onun bu şarkıcıyla buluşmasını yasakladı. hatta tedbir olarak emirlerinden akboğa’yı görevlendirerek, şarkıcıların başını çağırmasını, bütün şarkıcıları içki meclislerinden men etmesini ve evlenmeye zorlamasını emretti. bunun üzerine bazıları evlendirildi, bazıları kısa süreli hapse atıldı ve şarkı söylemekten men edildi.
+
böylece babasını bu dedikodularla meşgul ederken, kendisi de zühre ile görüşmeye devam etti. kendileri için söylenen dedikoduların yalan olduğunu ortaya çıkaran emir akboğa ve beştak, sultana olayın aslını anlattılar. sultan, anûk’un memlûklerinden tüm bunların doğru olduğunu teyit edince, oğlu anûk’u çağırtıp şiddetle azarladı ve hizmetçilerine onu dövmelerini emretti. ancak annesi, kendini siper ederek onun üzerine kapandı. sultan o kadar kızgındı ki oğluna doğru hançerini çekti. anûk korkudan titredi ve bu sebeple titreme nöbetine yakalanarak hastalandı. sultan onun tedavisi için tabip başı kadı cemaleddin’i gönderdi ancak anûk, bu travmanın ardından yakalandığı hastalık sebebiyle, 14 ekim 1340 tarihinde henüz on dokuz yaşındayken vefat etti.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/164301

göktürk devri küpeleri (vı-ıx. yüzyıllar)
+
göktürk devri’nde takı olarak en çok küpelerle karşılaşılmaktadır.
+
göktürk devri’nde küpe takma, gerek kadınlar gerekse erkekler arasında oldukça yaygın bir gelenektir.
+
kadınlara ait mezarlarda daha çok gümüş ve tunçtan yapılmış küpelere rastlanmaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/409993

kadın, ve günahkar metal altın
+
kadının bu hep yeraltındaki ve günahkar metalle ilişkisi nedir.
https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/2dc354827cad072_ek.pdf

amerikan misyonerliğinde kadın ve kadının rolü (ortadoğu örneği)
+
xıx. yüzyılın sonuna doğru amerikan misyonerlik kurumu abcfm, “dinsiz bölgelerdeki” kadınlar arasında daha fazla etkin olabilmek için misyoner kadın personeline tıp eğitimi vermeye başlamıştır. böylece erkek doktorun bile çok nadir bulunduğu bölgelerde kadınları daha kolay ve çabuk etkileyeceklerini hesap etmişlerdir. zira tıp sayesinde bedende oluşan rahatsızlıkları gidermenin, medeniyetten uzak kalmış insanların kalbine giden en kısa yol olduğunu daha önceki deneyimlerinden biliyorlardı. böylelikle bir misyoner olarak kimsenin gidemeyeceği yerlere doktor sıfatı ve aracılığı ile kolayca ulaşabilecek, müslüman ve protestanlaştırılacak olan hıristiyan halkın kendilerine yönelik olumsuz tavır almalarının da önüne geçilecekti.
+
suriye ve filistin’de mary eddy, -osmanlı devleti’nce tanınan ilk kadın doktor olarak- beyrut’ta açmış olduğu dispanser sayesinde özellikle kadınlar arasında büyük bir ün kazanmıştır. zira bu bölgede osmanlı devleti’nin zayıflamasına bağlı olarak sağlık hizmetlerin de aksamalar meydana gelmiş ve zamanla bu konuda misyonerlerin tıbbi çalışmaları ön plana çıkmıştır.
+
merzifon’da dr. carington’ın hemşiresi olarak miss baldwin ve miss taylor görülmektedir. hemşireler sağlık alanında olduğu gibi hastalara dua etmelerini teşvik ederek aynı zamanda onlara propaganda yapmışlardır.
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423934142.pdf

yüz asimetrisi ve taraf tercihi arasındaki ilişki: bir ön
çalışma
+
simetri bir bütünün ortasından geçen sanal bir düzleme göre sağ ve sol parçaların birbirlerinin ayna görüntüsü olması olarak tanımlanabilir. iskelet sisteminde gözlenen asimetrik yapılanma gerek mekanik etkenlere gerekse genetik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkabilir.
+
sağ elini kullanan bireylerde yüzün sol tarafına ait ölçüler, sol elini kullananlarda ise sağ tarafına ait ölçülerin yüksek olduğu saptanmıştır.
+
sonuç olarak taraf tercihinin yüzün morfolojik yapısında gözlenen asimetri açısından etkin olduğu, bununda beyin yarı kürelerinin asimetrik gelişiminden kaynaklanabileceği ileri sürülebilir.
http://tip.baskent.edu.tr/kw/upload/464/dosyalar/cg/sempozyum/ogrsmpzsnm12/6.1.pdf

beyinde biyokimyasal ve farmakolojik asimetri: ilaçların etki mekanizmasına yeni bir yaklaşım
+
insanların yaklaşık % 65’i sağlak, % 30’u ambidekster, % 5’i ise solaktır. hayvanlarda, % 25 sağlak, % 25 solak ve % 50 ambidekster bulunduğu bildirilmiş ve bunun doğru olduğu genel olarak kabul edilmiştir. böyle bir dağılım şans dağılımı olarak kabul edildiğinden hayvanlarda sağlaklık yada solaklığın tamamen şansa bağlı bir olay olduğu düşünülmüştür. insan’ın bu ayrıcalığı nedendir? eğer kendi başına bir yüce yaratıksa, neden cennetten kovulmuştur. eğer değilse, o zaman evrimin acımasız kurallarına uymak zorundadır. ve diğer hayvanlarda da insanda olduğu gibi belli bir etkenin etkisi altında manuel asimetrinin belli bir yöne doğru kayması beklenir. bu düşüncelerin ışığında, hayvanda el dağılımı tan tarafından yeniden araştırılmıştır. kedi ve kopeklerde insandakine oldukça yaklaşan bir dağılım saptanmıştır.
+
yukarıda değinilmiş olan hayvan ve insan deneyleri, manuel asimetrinin beyindeki bir biyokimyasal asimetri sonucu oluştuğunu düşündürmektedir. böyle bir asimetrinin psikiyatrik hastalıklarda önemli olduğu bilinmektedir. psikoaktif droglann etkilerinin beyindeki farmakolojik asimetri ile açıklanabileceği günümüzün en önemli konularındandır.
+
el tercihi ve şizofreni arasında bir ilişki olduğu bildirilmiştir. tam sağlak oranı şizofrenlerde normallere göre daha yüksek olarak bulunmuştur.
http://www.psikofarmakoloji.org/pdf/1_11_4.pdf

el tercihi yazı yazmak, resim yapmak, çatal ve bıçak kullanmak gibi çeşitli el işlerini yapmak için sağ ya da sol elin tercih edilmesi olarak tarif edilir. el tercihi cinsiyet, genetik ve intrauterin duruş pozisyonu gibi faktörlerden etkilenmektedir. yapılmış olan birçok çalışmada el tercihi ile immün sistem ve nöropsikiyatrik hastalıklar arasında anlamlı ilişkiler rapor edilmiştir.
+
sağ elimizi sol beyin, sol elimizi ise sağ beyin hemisferi yönetmektedir. bu yüzden solaklarda sağ beyin, sağlaklarda ise sol beyin daha baskındır. baskın olan hemisferin yönetmiş olduğu el, diğer ele göre yukarıda saymış olduğumuz işlevleri yerine getirirken daha üstün beceri sağlayacaktır. tercih edilen ele aynı zamanda dominant el de denilmektedir. insanların yaklaşık % 95’inde ellerin kontrolünü sağlayan motor alanlar sol hemisferde daha baskın olarak bulunmaktadır. böylece insanların büyük çoğunluğu sağ elini kullanmaktadır.
+
saunders ve ark. siyah üniversite öğrencilerinde yapmış oldukları bir çalışmada; siyahlarda solaklık oranının beyazlara kıyasla anlamlı derecede daha fazla olduğunu rapor etmişlerdir.
+
el tercihi ve bazı nöroendokrin anatomik asimetriler
+
el tercihi ile ilişkili olarak beyin lateral ventrikül büyüklükleri arasında anlamlı farklılıklar olduğu bulunmuştur. sağ ve sol elli kişilerde manyetik rezonans görüntüleme ile serebral ventrikül hacmine bakıldığında, sağ ellilerde sol serebral ventrikül hacmi sağdakinden anlamlı olarak büyük bulunmuştur. ayrıca burunda bulunan etmoid çatının el tercihine göre değişen asimetrileri rapor edilmiştir. yine tiroid lobları arasındaki asimetri de el tercihi ile ilişkili bulunmuştur. sağ ve sol elli kişilerde tiroid lob büyüklükleri ultrasonografi ile değerlendirildiğinde sağ ellilerde sol tiroid lobunun daha büyük olduğu gözlenmiştir.
+
sağ elli insanlarda görülme insidansının daha fazla olması solaklarda immün sistemin daha güçlü olduğunu düşündürmektedir. bilindiği üzere zona tek taraflı bir hastalıktır.
+
zona hakkında yapılan diğer bir çalışmada ise zona hastalığının solaklarda daha az görüldüğü ve vücudun sol tarafında daha sık olarak ortaya çıktığı rapor edildi.
+
geshwind ve galaburda solaklarda kanser insidansının az, lenfoma insidansının fazla olduğunu rapor ettiler. sağ elli insanlara göre daha güçlü immün sisteme sahip olan solaklarda, kanser hücreleriyle daha kolay baş edilecek ve kanser oluşumu zorlaşacaktır. hashimato tiroiditi, crohn hastalığı, romatoid artrit, ülseratif kolit gibi otoimmün ve inflamayuar hastalıkların sağ ve sol elli bireylerde görülme insidansları karşılaştırıldığında sol ellilerde görülme oranları yüksek bulunmuştur.
https://www.eajm.org/content/files/sayilar/171/buyuk/pdf_EAJM_177.pdf

mutluluğun yüzdeki ifadesinde ve algılanmasında hemisferik asimetri
+
kişiler arası iletişimde önemli bir rol oynayan mutluluğun yüzsel ifadesine ve algısına ilişkin hemisferik asimetriler farklı tekniklerle çalışılmıştır. ancak, asimetrinin kaynağının yüzün sahibi mi yoksa, yüzü gözlemleyen kişi mi olduğu henüz açık değildir. deney ı’de mutluluk ifadesinin hangi (sağ/sol) yarı-yüzde daha iyi tanındığı incelenmiştir. denekler sağ tarafında mutluluk ifadesi bulunan yüzleri daha ifade edici bulmuşlardır. deney ıı’de bu yanlılığın gözlemcideki hemisferik asimetriden mi yoksa poz veren kişinin yüzündeki asimetriden mi kaynaklandığının belirlenmesi hedeflenmiştir. uyarıcılar çok kısa bir süre ile sol görsel alanda (soga) /sağ hemisfere (sah) veya sağ görsel alanda (saga) /sol hemisfere (soh) sunulmuştur. yüzler soga koşulunda daha hızlı değerlendirilmiş; ancak, saga koşulunda daha ifade edici olarak değerlendirlmiştir. sağ tarafı mutlu olan yüzler saga koşulunda daha ifade edici bulunmuştur. sonuçlar, mutluluk ifadesinin tanınmasında bir sol hemisfer başatlığına ve genel yüz işleme hızında da bir sağ hemisfer başatlığına işaret etmektedir. ek olarak bulgular, deneklerin değerlendirme süresinde ve değerlendirme puanlarında bir cinsiyet farkı olduğunu göstermiştir. erkekler, uyarıcıları sağ hemisfer koşulunda, sol hemisfer koşulunda olduğundan daha hızlı değerlendirmişlerdir. kadınlar ise uyarıcıları, sol hemisfer koşulunda, sağ hemisfer koşulundan daha yüksek puan ile değerlendirmiştir.
https://www.researchgate.net/profile/Osman-Iyilikci/publication/287275390_Hemispheric_Asymmetry_in_Expression_and_Perception_of_Happiness/links/5aa84cad458515b024fb0801/Hemispheric-Asymmetry-in-Expression-and-Perception-of-Happiness.pdf

üniversite matematik bölümü öğrencilerinde işitme süresi ve göz kayma derecesi ile non-verbal zeka arasındaki ilişkiler
+
insanlarda sağ serebral hemisfer sanat, mimari, geometri ve matematik gibi vizüospatial ve non-verbal fonksiyonlarda, sol hemisfer ise hitabet, edebiyat ve şiir gibi verbal fonksiyonlarda dominanttır.
+
herrmann ve van dyke solakların çeşitli oryantasyonlarda sunulan aynı veya farklı duyusal paternleri değerlendirmede sağlaklardan daha hızlı olduklarını buldular. porac ve coren geniş bir öğrenci grubunda 3 boyutlu görsel paternlerin mental rotasyon testinde solakların daha iyi performansa sahip olduklarını rapor ettiler.5 ayrıca mimarlar ve sanat okuyan öğrenciler arasında solak oranının normal toplumla kıyasla daha fazla olduğu rapor edilmiştir.
+
insanlarda diyapozon kullanılarak işitme süresi ölçümü ve bu yolla işitsel asimetri tayini ilk kez dane ve bayırlı tarafından yapıldı. onlar işitme süreleri açısından sağlakların sağ kulak avantajına, solakların ise sol kulak avantajına sahip olduklarını rapor ettiler.
https://www.researchgate.net/profile/Senol-Dane-2/publication/288272278_Relations_between_hearing_duration_sum_of_the_monocular_shifts_of_two_eyes_and_nonverbal_intelligence_in_University_Mathematics_Students/links/59b660680f7e9b374355dd89/Relations-between-hearing-duration-sum-of-the-monocular-shifts-of-two-eyes-and-nonverbal-intelligence-in-University-Mathematics-Students.pdf

günlük kullanım ürünlerinin sol el kullanımına uygunluğu üzerine bir araştırma
+
primitif dönemden günümüze, sol kavramı ve sol el kullanımı farklılık olarak algılanmaktadır. yapılan birçok bilimsel araştırma göstermektedir ki; gerek çevresel gerek kalıtımsal nedenlerle şekillenen el tercihi, sağ el kullanımı kadar, sol el kullanımı da normal bir durumdur.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/423440

biga yarımadasında asimetrik havza gelişimi ve yapı ilişkisine bir örnek: yapıldak dere havzası
http://acikerisim.lib.comu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/COMU/457/Ozturk_Beyhan_Makale.pdf

sağlak ve solaklarda kemik ve hava yolu işitme süreleri arasındaki farklar
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/189227

anatomik ve morfolojik kriterler dâhilinde kişisel estetik algısının tespiti
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/DHFK96ET.pdf

ana tanrıçadan tefçilere: kadınların müziğinde simgeler
+
tefin kullanıldığı bir diğer bereket töreni ise inanna ve iştar kültlerindeki kutsal evlilik (hieros gamos) törenleriydi: “şairlerin ve rahiplerin anlatılarından elimize ulaşanlara göre, bu ritüel en az iki bin yıl boyunca toprağın ve halkın bereketini garantiye almak için yapılmıştır. cinsel birleşme yoluyla tanrıçayı temsil eden bir rahibe krala krallık unvanını verirdi. larsa’dan bir kil tablet üzerinde yer alan bir erotik sahne (c. mö 2000–1600) cinsel birleşme sırasında elinde bir lir tutan bir erkekle elinde bir tef tutan (ve belki de sallayan) bir kadını resmeder”.
http://porteakademik.itu.edu.tr/docs/librariesprovider181/Yay%C4%B1n-Ar%C5%9Fivi/2.-say%C4%B1/porte_akademik-2-56.pdf

müziğin toplumsal işlevi
müzik, siyaset, din ve ekonomi
+
din ve müzik ilk oluşumlarından bu yana birlikte bulunmuşlardır. kimilerine göre dinler, müziğin ve diğer sanatların varlığını tehdit edecek kadar meydan okuyucu olmuştur. ancak diğer yandan da din ve sanatın ayrılmaz bir bütün olduğu kabul edilir. aslında burada bir ikilem yoktur. kimi zaman karşıt, kimi zaman özdeş kurumlar olarak alınan din, müzik ve diğer sanatların gelişimi hep birlikte olmuştur. çünkü onlar bir bütün içinde bağımlı bir sistemin parçalarıdır. ayrıca kültürün her unsuru iki uçludur. biri diğerini etkiler, birinin yavaşladığı yerde diğeri devam eder.
+
müziğin siyaset, ekonomi ve din ile olan yakın ilişkisi yüzyıllardır devam ettiği gibi bundan sonra da devam edecektir. müzikte yeni türler, olumlu ya da olumsuz nitelendirilebilecek değişimler, gelişimindeki hızlanmalar, yavaşlamalarla hep toplumla ve toplumun çok önemli kurumları olan siyaset, ekonomi ve din ile birlikte yürüyecektir.
https://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/G%C3%96HER-Feyzan-M.-M%C3%9CZ%C4%B0%C4%9E%C4%B0N-TOPLUMSAL-%C4%B0%C5%9ELEV%C4%B0-M%C3%9CZ%C4%B0K-S%C4%B0YASET-D%C4%B0N-VE-EKONOM%C4%B0.pdf

1928-1960 yılları akbaba dergisi: kozmetik ve kişisel bakım ürünü reklamlarında kadın kullanımı
http://acikerisim.ticaret.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11467/2336/76804.pdf

ses dergisinde eril bakış altında nesneleştirilen kadın imgeleri
https://www.researchgate.net/publication/323639423_SES_DERGISINDE_ERIL_BAKIS_ALTINDA_NESNELESTIRILEN_KADIN_IMGELERI

gölgedeki bedenler: bedenin inşa sürecinde toplumsalın etkileri
+
baudriallard‟a göre bedenin kutsanmasının hızla yükseldiği dünümüzde artık dini anlamda maddi bir beden yoktur; beden artık işlevseldir ve güzellik ile erotizm gibi iki duruma sahip olan işlevsel beden sosyal ritüellerin ve pratiklerin bir bölümü haline gelerek ve kült bir nesneye dönüşerek yeni bir maddiyat kazanmıştır. buradan hareketle güzel bedenlerin, erotizmin yani cinselliğin aslında günümüzün işlevsel bedenlerine yüklenmiş değerler olduğunu ve bedenin sosyal değerler ve ritüellerin, tüketim piyasasının ve endüstriyel mantığın nesnesine dönüştüğü söylenilebilir.
https://alternatifpolitika.com/eng/site/dosyalar/arsiv/6-Aralik-2010/4.hande-topaloglu—bodies-in-the-shadow.pdf

toplumsal yapı, iktidar ve kadın bedenin kurgulanışı
+
kadınlar üzerindeki baskıyı biçimlendirmede dinden, edebiyattan ve kamu iletişim araçlarından yararlanılmıştır. bu bağlamda din kurumu ataerkil sisteme kadınların denetimi noktasında meşruiyet kazandırmıştır. yine kadın, cinselliği üzerinden şeytanlaştırılarak, hıristiyanlığın yasakları arasına mahkûm edilmiştir.
+
jimnastik, idmanlar, kas geliştirme, çıplaklık, güzel bedenin yüceltilmesi, sağlıklı beden üzerinde iktidarın uyguladığı kararlı yaklaşım, bedeni bir nesne olarak yüceltmektedir.
+
toplumsal denetimin idealize ettiği, bakire olma, çocuk doğurma, çekici olma, sağlıklı olma gibi halleri “norm” olarak kabul ederek, bunun dışında kalan durumları bilgisizlik, beceriksizlik ve hatta ahlaksızlık olarak etiketlemektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/418151

kuru ekmek arası az arabesk…
+
bu ülkenin köylerinden kentlere sürüklenmiş insanlarının fabrikalardan aldıkları ücretler yaşamaya yetmiyordu. kuru ekmeğin arasına katık olarak arabeski koydular. orhan gencebay ve neşe karaböcek yıllarca müzikleri ile onları mutlu ettiler. kuru ekmeklerine katık oldular.
http://openaccess.marmara.edu.tr/bitstream/handle/11424/175377/001529368006.pdf

inanç ve inançsızlığın psikolojisi
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/179913

z. a. işmöhemmetov’un “tukay ateizmi” kitabı üzerine
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/136404

türkiye’de yaşayan ıraklı göçmenlerin deizm ve ateizme yönelik tutumları
+
göç olgusu, insanlık tarihinin başından beri süregelen evrensel bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. göç olgusundan hareketle göçmen, mülteci gibi kavramlarla da yaşamlarımızda sıkça karşılaşmaktayız. göç olgusunun insan yaşamı üzerinde birçok etkisi bulunmaktadır ve bu etkiler en çok insan sağlığı ve psikolojisi üzerinde kendisini göstermektedir. göçün bireyin dini inancı üzerinde de etkisinin olacağı kuşkusuzdur.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1369656

tecrübî araştırmalar ışığında dindarlık ve maneviyat ile ruhsal ve bedensel sağlık arasındaki ilişki
+
bilim dünyasında özellikle son çeyrek asırda, dindarlık ve maneviyatın insan sağlığı üzerinde etkili olduğu kanaati yaygınlaşmakta ve bilimsel dergilerde bu konuya ilişkin yayınlanan araştırmaların sayısı her geçen gün artmaktadır. maneviyatın, önemli bilimsel sağlık platformlarından olan society of behavioral medicine’nin yıllık toplantısında tartışmaya açılan 15 konudan biri olması, bu konuya olan bilimsel ilginin bir göstergesidir.
+
dindarlık ve maneviyatın ruh ve beden sağlığını olumlu etkilediği sonucuna varıyoruz.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/109580

ateist ve deistlerin din algısı: üniversite öğrencileri üzerine psiko-sosyolojik bir araştırma
+
alevi kökenli deneklerimizden yeşim hanım (deist), dinin kendisine saçma geldiğini, özellikle sağlık açısından doğru bulmadığını beyan etmektedir:
bir keresinde adanalıların cem törenine gittik. yaşlı bir adam büyük bir kaptan ağzını değidirerek su içiyor, dede olduğunu söylüyorlar onun. sonra o suyu bardaklara doldurarak insanlara dağıtıyorlar. bu adam sağlıklı mı?… tükürük temas ediyor. bu dinde niye olsun?… başkasının içtiği bir suyu içmek bana ne gibi bir kazanç sağlayabilir, bu bana çok saçma gelmişti o zaman.
+
sinem hanım (deist) çok ciddi bir trafik kazası geçirdiğini anlatıyor:
bu zaten hayatımın en önemli olayı, dönüm noktası diyebilirim. aslında çoğu insan bunu şöyle algılıyor. öldürmeyen allah öldürmüyor, yaşatmak isteyen allah yaşatıyor. beni bir hastalıktan kurtarmak isteyen allah kurtarıyor gibi. ama orada çok önemli 20 hekim ile girmiş olduğum 10 buçuk saatlik ameliyat vardı. bu insanlar gerçekten bilime yıllarını vermiş insanlar, beni onların kurtardığını düşünüyorum. allah ile bir bağlantısının olduğunu zannetmiyorum.
http://kutaksam.karabuk.edu.tr/index.php/ilk/article/view/1425/1141

pratik ateizmi besleyen dinsel tutumlar
+
din, beraber yaşamın sağlıklı bir şekilde gerçekleşebilmesi ve herkesin özgürce yaşayabileceği ortak zeminin oluşması amacıyla insanlar için genel ilkeler koyar. bu yüzden dinin getirdiği ilkeler insanlık için sürekliliği ve yüksek değeri olan bir karakter gösterirken, insan üretimi olan şeyler değişkenlik gösterir. zira din anlayışları zaman, zemin ve zihin çerçevesinde oluşur ve bunların ortak üretimi olan şeyler tıpkı kendileri gibi değişkendir, tahlil ve tenkide açıktır. din, insan aklına hitap etmesi bakımından evrensel bir nitelik taşırken, din anlayışı; aklın potansiyeli, ilgi alanı ve çalışma şekli ile ilgili olması sebebiyle özneldir. ilmin nesnel, imanın ya da imansızlığın öznel olmasının gerekçesi de budur.
http://isamveri.org/pdfdrg/D00064/2020_3/2020_3_UNALY.pdf

kültürel tüketim ürünü olarak kadın bedeni: video klipler örneği
+
video kliplerde müziğin duygulara hitap etmesi bağlamında, erkek egemen ideoloji çerçevesinde eril bakışa yönelik erotik bir haz sağlama amacı apaçık görülmektedir. foucault’nun da ifadesiyle; “ iktidar cinselliği çizer, ortaya çıkarır ve ondan kaçmaması için hep denetim altına almak gereken bollaşan bir duyu olarak yararlanır; cinsellik duyu değeri olan bir etkidir”.
https://www.academia.edu/download/58195696/Asos-Tam_Metin_Makale.pdf

ekslibris tasarımında kadın imgesi
+
erotik, karşı cinsi sevmeyle ilgili her şey için kullanılır. erotik, bir diğer tanımlamayla; sevilen nesnenin ’’seven üzerinde sahip oldugu güç’’ demektir.
+
türkiye’de ekslibris sanatının öncülerinden ve ustalarından hasip pektaş erotizm, sanat ve kadın imgesi konusunda düşüncelerini ifade ettiği şu satırlar dikkate değerdir; “sınırların bittiği yerde erotizm başlar. erotizm, akıl ile duygu, birey ile evren arasındaki engeli deler geçer. tutkular tıpkı dinsel bir deneyim gibi nefsimizin dışarı taşmasını sağlayan bir güce sahiptir.
+
dinler, siyasi tarihimiz, sosyal psikolojimiz, davranış güdülerimiz kadının sahip olduğu, dönüştürücü, tam anlamıyla sahip olunamayan ve sürekli bir kopuş / göç arzusu uyandıran erotizm üzerinden şekillenir ve içerik kazanır.
+
cinsellik peşinde koşarken aslında hayatın da peşinden koşarız. para kazanır, zengin olur, itibar kazanır, aile kurar, çocuk yaparız. neslin devamı ve cinsel duyguların tatmini için erotizm kadına verilmiş ilahi bir hediyedir.
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/fd74ccebc91417b292849bb965915037.pdf

anlatımsal bir öğe olarak sinemada müzik kullanımı yapılanmalar, işlevler, analizler
+
enstrümantasyon tasarımının filmin gelen yapısı ve sahne ambiyansına getirdiği gücün ve uyandırdığı ruh halinin ilginçliğine öğretici bir örnek olarak, elia kazan’ın ‘ihtiras tramvayı/street car named desire (1951)’ adlı filmi verilebilir. filmin bir sahnesinde stanley avludan “stella” diye bağırır, eşi kıvrımlı bir merdivenden inerek kendisine doğru gelmektedir. bu anlarda duyulan müzik erotik duyumsamalar veren bir caz melodisidir ve örtük şekilde cinsellik çağrıştırmaktadır. piyano, saksafon ve pirinç nefesli sazlar kullanımı içinde enstrümantasyon gerçekleştirilmiştir.
https://www.researchgate.net/profile/Mustafa-Sozen/publication/284205555_ANLATIMSAL_BIR_OGE_OLARAK_SINEMADA_MUZIK_KULLANIMI_YAPILANMALAR_ISLEVLER_ANALIZLER/links/58adff24a6fdcc6f03f00823/ANLATIMSAL-BIR-OeGE-OLARAK-SINEMADA-MUeZIK-KULLANIMI-YAPILANMALAR-ISLEVLER-ANALIZLER.pdf

islamiyet ve kapitalizm
https://dlscrib.com/download/maxime-rodinson-304-slamiyet-ve-kapitalizm-g-uuml-n-yay-1-bas-305-m-1969-1_58f25faedc0d60a17dda9868_pdf

iyi bir dünyada yaşadığını düşünenler bu dünyayı aynen korumak, hayal kırıklığına uğramış kişilerse bu dünyayı temelden değiştirmek isterler.
http://www.dilbilimi.net/maltun_suzme_sozler.pdf

ilginçtir bizim modernleşmemizin iki motor gücünden biri tiyatrodur, biri de sinemadır. sinema, bir ayin gibidir, aynı zamanda hastane gibi, mabet gibidir. algı da öyledir. bilge karasu’nun ölmeden önce yazdığı son metinler, yayınlandığında gördük, öyle bir şey var. hastaneyi mabede benzetir, hemşireler rahibedir, bir tıp dini olduğunu o zaman fark ettim, mühim ayinlerin inşa edildiği yer hastane, diyor. rahipler hekimlerdir, rahibeler hemşirelerdir, diyor ve kendine özgü bir dil var orda, bir atmosfer var. hermetik bir yapı, sinema da öyle çünkü sinemada bir ibadet neşvesiyle icra edilirdi gösterim, gidenler de öyle izler, öyle yaşardı.
https://zeytinburnu.istanbul/Document/FileManager/bir_hayat_bir_hikaye.pdf

yunan uygarlığında hippocrates dönemine kadar mitolojinin etkisinde kalarak sağlık, hijyen, iyileştirme gibi görevler tanrılara mal edilmiş bunlar için kurulan sağlık tapınakları hastane olarak kullanılmıştır. açık hava, güneş, spor, kükürtlü su banyoları ve diyet uygulamalarına yer verilmiştir. buralarda kadınlar (rahibe) görevler üstlenmiş ampirik iyileştirme yöntemler ve dini törenler gerçekleştirilmiştir.
+
bu döneme ait en güçlü kurum, örgütlenmeye başlayan kilise ve ona bağlı manastırlardır. bunlar dini etkinliklerini rahip ve rahibelerle hasta bakımı, tıp ve edebiyatta hissettirmişlerdir.
http://megep.meb.gov.tr/mte_program_modul/moduller_pdf/Deontoloji%20ve%20Mesle%C4%9Fin%20Sorumluluk%20ve%20Y%C3%BCk%C3%BCml%C3%BCl%C3%BCkleri.pdf

yahudilik ve hıristiyanlık din geleneklerinde toplumsal cinsiyet
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/29910/OZLEM.pdf

robert schumann örneğinde duygu durum bozukluklarının yaratma sürecine yansımaları
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1426654

izmir’e gelen kadın gezginler
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/152495

tevhid şarabı kötülükleri yani dalaletleri, sapıklıkları doğurmaz. zâhid onu içip sarhoş olmadığı için bu sırra eremez.
+
leb, fenâfillahtır, yokluktur, sırdır. bu sırrın ancak sarhoşluk zamanında açıklanabileceğini söylüyor. dudak kırmızıdır. renginden dolayı da şaraba benzer. şaraba rağbet gösterenlerin kâfir olduklarını insanlara bu şekilde açıklamaktadır. şair, leb yani aşk daha doğrusu, fenâfillah şarabı ile sarhoştur.
+
o sarhoş ne kadar güzeldir ki, âlemdeki gamın ne olduğunu bilmez. yani âlem için gam çekmenin ne demek olduğunu bilmez. ne âlem için gam çeker, ne de gamın ne demek olduğunu bilir.
https://iksadyayinevi.com/wp-content/uploads/2020/03/tasavvuf-1.pdf

herşeyi kapsayan akıl (tanrı) coştu ve evren yaratıldı. “kaf” ile “nun” emrinden bu cihan bütünüyle sarhoş oldu. (“kaf” ile “nun” harfleri “var ol” anlamında olup “kûn” kelimesini ifade etmektedir ve allah’ın kainatı yaratırken verdiği emri karşılamaktadır.)
+
bil ki, aşkla âlemde sarhoş olan “ene’1-hak” sözünü söyler. yani hallac-ı mansur’un âşık olunca darağacında asılmış hâli sarhoş gibidir.
+
cinler, insanlar, kuşlar, vahşi hayvanlar, toprak, rüzgâr, su ve ateş de bu emirden sarhoş olmuşlardır.
+
öyle bil ki, ilâhî aşk içkisinden yeryüzü, gökyüzü ve gökte dolaşan yıldızlar da sarhoş ve şaşkındır.
+
hani gaflet şarabından içip de ayık kalan kişi var mıdır? hani sarhoşların topluluğunda aklı başında olan kimse var mıdır?
+
ey sarhoş gözlü sevgili! kaşlarının kıvrımında kirpiğinin okunu gözleyerek kan dökmek istersen, dökme.
+
düşünmekten beni mahmur eden ve nergise benzeyen gözlerin hangi şaraptan sarhoş olmuştur?
+
içki dağıtan güzelin dudağından sarhoş olmuşum. bu kadehten sevgilinin gözleri gibi yine çakırkeyfim.
+
aşığm adn cenneti, şu güzelliğine kavuşmadır. ey kevser şarabım, gitmeyen sarhoşluğum, nerdesin?
+
yüzün, dünyayı gül bahçesi hâline getirmiş bülbülü sarhoş ve şaşkın hâle getirmiş. amber kokulu saçlarını perişan etmiş. maharetini bulutunda gizlemiştir.
https://www.ktb.gov.tr/Eklenti/10861,imadeddinnesimipdf.pdf

insan, tesellisini iftirada ve hakikatlerin şekil ve rengini değiştirmekte bulan bir sarhoştur.
http://e-kutuphane.teb.org.tr/pdf/tebmecmuasi/1962eylul/7.pdf

mevlânâ’da ilâhi aşkla kendinden geçme, şarabın verdiği sarhoşluğa özdeştir.
+
ben senin verdiğin sütle sarhoşum.
+
hakk’a teslim oluş şarabının sarhoşlarıyız.
+
gönlü uyanık olan kişi, içmeden de sarhoştur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/261748

mal ve mevki küpüne düşen firavun, kendisini çok yüksek görüyor, insanları kendisine secde ettiriyor ve bundan sarhoş oluyordu.
+
böylece dünyada ister mal olsun, mevki olsun, ister ekmek; her biri sana sarhoşluk verir; bulamadın mı sersemleşirsin.
+
şarap bizden sarhoş oldu, biz şaraptan değil.
+
kötü kişilerin elinde sarhoşluk ve bilgisizlik, bilgiden iyidir.
+
aşk, evrendeki bütün varlıkları sarhoş eder, onları bir başka yaşayış katına çeker.
+
bütün evren tanrı’nın aşkıyla sarhoş, bütün gök cisimleri onun aşkından dönmekte; bütün canlı varlıklar bu aşk ile doğup bu aşk ile ölüyorlar.
+
aşka düşen, sevgi sarhoşu olan kişiler evrendeki her şey ile konuşurlar, onları anlarlar, onları hoş görürler.
+
mevlâna her zaman sarhoştur; ama o şarabın, tefin, neyin sarhoşu değil, tanrı aşkının sarhoşudur.
+
gök bile tanrı aşkından sarhoş olup dönüp dururken insan bu güce karşı nasıl dayanabilir?
+
tanrı aşkının şarabı gökten gelir ve bütün varlıkları sarhoş eder.
+
aşk, daha başlangıcında bile baştan aşağı şaşkınlıktır; akıl, aşka karşı şaşırır, can aptallaşır gider.
+
güneş, altın bir top gibi durmadan hareket ediyor, bulut gamlanıp ağlıyor, gök durmadan gece-gündüz aşk sarhoşluğu ile dönüp duruyor.
+
aşk insanları böylesine sarhoş ve dîvane eder ama kendisi akılların aklı, güçlerin gücü, canların canı, özlerin özüdür.
+
âşık aşk sesini duyunca her zerresi sarhoş olur, her zerresi bilinmeyen bir evrene doğru uçmaya başlar; dili değişir, bir başka söylemeye başlar.
+
aşk ile sarhoşluk aynı kaynaktandır; aşk ölümden kurtulmak, saf altın madenine düşmektir. gönül aşka verilince insan sadeleşir, her türlü şeyden vazgeçer; öyle ki, hiç bir malda ve mevkide gözü olmaz, hiç bir şey ona kötü gelmez.
+
deli olduğunu bildin mi, bu biliş akıldır; sarhoş olduğunu anladın mı, artık ayıksın sen.
+
sadece istediğimiz bir varlık boyutunda yaşamak, sarhoş olmak, gerçeklerden kaçmak demektir.
+
insanlar genelde bu dünyanın ekmeğine, malına, mevkiine bağlanmış, bütün hayatını bunlar üzerine kurmuş öyle bir sarhoşluk ve sersemlikle yaşamaktadırlar.
http://oygm.meb.gov.tr/kitap/pdf/8-Mevlananin-Egitim-Gorusleri.pdf

elemi bilirim diyordum, ne boş!
saadet beni mi etmişti sarhoş!
+
bir sürü erkek gözü, bir çok sarhoş nefesi…
https://atauni.edu.tr/yuklemeler/39ae364aa5ac971ad20559f718084534.pdf

kant tarafından 1784 yılında kaleme alınan ve “aydınlanma nedir? sorusuna yanıt” başlığını taşıyan makale şöyle başlamaktadır:
aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/710992

düşüş
+
insan düşüyor
+
insan, bir daha düşmemeye çalışırken daha sert düşüyor.
+
insan çünkü düşerken kendini nasıl kandırdığını göremiyor.
http://web2.bilkent.edu.tr/turkce-birimi/wp-content/uploads/sites/4/2015/09/Onur-Karab%C4%B1%C3%A7ak.pdf

en az düşmüş olan meleklerdir; en çok da şeytan düşmüştür. insan ise, meleklerle şeytan arasında bir yerdedir bu düşüşte. insanın ödevi, “düşme” yüzünden kendisine bulaşmış olan “kötü” yü yenmek, kötü itilimleriyle tutkularını bastırmaktır.
+
augustinus, origenes’in şeytan da dahil olmak üzere, bütün düşmüş ruhların sonunda tanrı’ya dönecekleri anlayışı ile sürekli tekrarlanan (periyodik) bir ‘düşme-kurtulma’süreci olduğu görüşüne de karşı çıkmıştır.
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/90850/mod_resource/content/0/FEL%20213%20Orta%C3%A7a%C4%9F%20Felsefesi%205.%20Hafta.pdf

ikonografik ve ikonolojik sanat eleştirisi yöntemine göre hugo van der goes’un “insanın düşüşü” adlı eserinin analizi
https://web.archive.org/web/20210227060843id_/https://asosjournal.com/files/asosjournalmakaleler/4ff547c0-64

solaklığın evrimsel tarihi
http://www.biyolojiegitim.yyu.edu.tr/mahmutevrim/set1996.pdf

fasiyal asimetri
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/448821

maksiller darlık ve mandibular asimetrinin teşhis yöntemleri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/693898

faust anlatılarında ölümsüzlüğün bedeli, ölümün mekanları
https://www.researchgate.net/profile/Burcu-Alkan-4/publication/336669478_Faust_Anlatilarinda_Olumsuzlugun_Bedeli_Olumun_Mekanlari/links/5dab1f1c299bf111d4bed854/Faust-Anlatilarinda-Oeluemsuezlueguen-Bedeli-Oeluemuen-Mekanlari.pdf

intihar etmeyeceksek içelim bari!
https://insancil.com/wp-content/uploads/2021/01/insancil-ocak-2021-kb.pdf

“herkese saglık” hedeflerinden “intiharlar” a genel bir bakış
https://fnjn.org/Content/files/sayilar/191/3.pdf

intihardı yaptığım, üstelik bunu seçimimin farkında bile olmaksızın seçmiştim. ölüm kararımı veren sanki ben değildim, içimdeki bir başka bendi, şeytani ve sinsi bir başka ben.
+
insanın bile isteye ölümün üstüne üstüne gitmesi dolaylı olarak da olsa intihar demektir.
https://www.academia.edu/download/34813717/Asli_Erdogan_Anlatilarinda_Ontolojik_Sorunlar.pdf

kur’an’da hem insanın kendine zarar vermesini hem de intiharı men eden ifadeler varır. şöyle ki, “…kendi canınıza kıymayınız/intihar etmeyiniz” ve “…kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın”.
https://www.acarindex.com/pdfler/acarindex-b8bc8b63-8970.pdf

hiçlikle savaşan, yalnız, umutsuz ve intihara meyilli insanın durumu daha net olarak belki eşikte olmak olarak nitelenebilir.
http://www.ekevakademi.org/Makaleler/775432333_16%20Mehmet%20Akif%20DUMAN.pdf

intihar, varlığın, kâinatın, dünyanın, hayatın ve zamanın islâm imanıyla anlamlandırılamaması sonucu boğulan, çaresizlik ve çözümsüzlük noktasına gelen kişinin başvurduğu trajik bir kaçıştır.
+
o şairler, o sevgili kitaplar, bunlar bütün yalanmış yahut yaşamaktan yorulmamış adamların sahte şiirleri, sahte felsefeleriydi. bütün şiir ve felsefe işte şu dakikada onun bu melal ve yeisinde muhtevî idi.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/54914/24072.pdf

‘‘insanlığa şimdiye kadar verilmiş en paha biçilmez şey ölümdür. bu nedenle en büyük günah onu kötüye kullanıp yanlış ölmektir.’’
simone weil
+
antik yunan ve roma ile hint ve çin kökenli inanç sistemlerinde bireyin yüce bir gaye uğruna öz kıyım davranışı sergilemesi, bir nevi dini bir intihar olarak açıklanmakta ve yüceltilmektedir.
+
radikalleşen kürt hareketinin marjinal gruplarınca gerçekleştirilen intihar saldırıları ile devlet güçlerinin sivil halkı da etkileyen orantısız güç kullanımları sonucu oluşan kaotik atmosferde sosyolojik bir krize değinen ve barış için bir araya gelen eylem gruplarının uğradığı saldırılar da (suruç katliamı ve ankara garı katliamı); saldırıları gerçekleştiren terörist grupların kimlikleri, saldırıların gerçekleştiği dönemde iktidarda bulunan siyasal partinin ve destekçilerinin saldırılarda ölenlere yönelik ayrımcı söylemleri (dinsiz, imansız vb.) ve saldırıları gerçekleştiren radikal islamcı terörist grupları neredeyse olumlayıcı söylemsel pratikeleri dini yapılanmalar açısından dini tutumlarca şekillendirilen şehitlik arzusunu yansıtmaktadır.
https://www.academia.edu/download/60271414/Sehitlik_Kavraminin_Kulturel_Yansimalari20190812-24514-14ieat0.pdf

“ilk türk pozitivist ve natüralisti” olarak tanıtılan beşir fuad’ın, oldukça genç yaşta intihar etmesi, intihar ederken bir elinde kalem ölüm ânındaki duygularını kâğıda kaydetmeye çalışması ve ölümünden sonra cesedini kadavra olarak mekteb-i tıbbiye’ye vasiyet etmesiyle de uzun süre adından söz ettiren karizmatik bir şahsiyettir.
+
getirdiği problemler içerisinde edebiyata ilk yansıyan husus, hocanın da vurguladığı gibi, düşüncedeki değişmedir. bu etkinin, değerler kaybının yol açtığı krizlerin ilginç örneğini de beşir fuat sergiler. hocanın akademik hayata girerken dikkatini çeken ve hocasıyla istişareler sonrası netleşen bu konuya yaklaşımını da “bir aydının intiharı”nın nedenini bilme çabası oluşturur. ona göre intihar psikolojisinin derinlerinde bir problem yatmaktadır.
+
hoca beşir fuat’ı intihara götüren etkenleri irdelerken, söz konusu intihar vakasının “mahiyet bakımından sebepsiz ve şekil bakımından dikkate şayan” olduğunu söyledikten sonra, hadisenin “bir devrin sosyal krizini bir açıdan yorumlama imkânı vereceği”ni söyleyerek, “türkiye’nin batı’ya yönelme, batılılaşma gayretleri içinde tutulan hatalı yolun bir cephesiyle nesiller üzerindeki yıkıcı tesirlerini göstermesi bakımından” faydalı olacağını belirtir.
+
hocaya göre “onu bedbinliğe sürükleyen, buna mukabil hayatı sevme ve bağlanma duygusu vermeyen materyalist dünya görüşünün ve onun tabiî bir sonucu olan dinsizliğin –özellikle dinin hayatta sosyal, psikolojik ve etik olarak önemli bir fonksiyon icra ettiği o devirde- onu intihara kadar götür”düğüdür.
+
haşim’deki sürekli intihar fikrine karşılık tanpınar’da, her şeye rağmen hayatı sevme ve yaşamayı benimseme vardır.
+
beşir fuad, orhan okay’ın yaklaşımıyla edebiyat dünyasına yeniden kazandırılır. okay’ın inceleme yöntemi, ideolojik saplantılardan uzak eser merkezli bir anlamlandırma çabasıdır. bu çalışma, orhan okay’ın açtığı yolda, beşir fuad’ın hurafelere boyanmış din anlayışı, hayale dayanan edebiyat anlayışı ve bilinçli intiharını metafizik bir başkaldırı eylemi olarak ele alır.
+
okay’ın beşir fuad çalışması, intiharından sonra unutulmaya yüz tutmuş bir aydını “…adeta bir kuyunun dibinden çıkarmak ve yeniden hayata kavuşturmak” amacını taşır. nitekim bu çalışma, mehmet kaplan’ın “devir-şahsiyeteser” metoduyla sadece beşir fuad’ı değil bir devri de açımlamaya yönelik önemli bir çabanın ürünüdür.
+
beşir fuad, genç yaşta intihar ettiğinde dönemin birçok yazarı bunun sebebini pozitivist, materyalist anlayışın bir neticesi olan dinsizliğe bağlar:
“materyalizm denilen şey cihanda mevcud-ı hakiki yalnız madde ile bir de onun havassından ibaret olup hassa maddeden, madde hassadan asla münfekk olamayacakları gibi bunların ebediyet ve ezeliyetlerine nazaran mahluk dahi olamayacakları ve binaenaleyh cihanda bir halık bulunamayacağı tarzında bir kıyas-ı batıl üzerine mebni olmakla beşir fuat gibi fünun-ı şettada behre sahibi bulunan bir adamın şu yoldaki ebatıla havale-i sem’-i itibar etmesi hakikaten calib-i istigrabdır.”
+
metafizik başkaldırı bağlamında intihar
+
genç yaşta intihar eden beşir fuad’ın intihar şekli ve intiharının nedenleri üzerine hem kendi döneminde hem de kendisinden sonra birçok görüş ortaya atılır. özellikle intiharını iki sene önceden planlaması ve bunu da fenne uygulama düşüncesi, bilinçli bir aydın intiharını yansıtır. onun “intihar niyeti bende iki seneyi mütecaviz oluyor ki mevcuttur. yalnız vakt-i merhununa talik etmiş idim”52 ifadesi, programlı bir intiharın ilk örneğidir. orhan okay, “insan psikolojisinde, özellikle bir aydının intiharında, derinlerde bir problemin olduğunu” söyler. aydının intiharı sadece eylemin nedenini değil kendi dönemini açımlayan sorunların ipuçlarını da bünyesinde barındırır; zira “çağımızda bir filozofa, sanatçıya ya da düşünüre yaklaşmak, belli bir tarzda onun çağına ve çağın sorunlarına da yaklaşmak demektir.” bu bağlamda intihar, çağın sorunlarını yansıtan bir ayna niteliği taşır; zira beşir fuad, servet-i fünun kuşağından önce ilim-din ve doğu-batı çatışmasını yaşayan öncü bir aydındır.
+
osmanlı aydınlarının yönünü batı’ya çevirdiği bir dönemde değişim ve dönüşüm sancılarını yaşayan beşir fuad, dönemi için ileri denilebilecek pozitivist ve materyalist bir dünyanın kapılarını aralar. materyalist bir dünya yaratma uğruna kendi hayatını feda eder; çünkü o, intiharını da bilime hizmet amacıyla gerçekleştirir:
“ameliyatımı icra ettim, hiçbir ağrı duymadım. kan aktıkça biraz sızlıyor. kanım akarken baldızım aşağıya indi. yazı yazıyorum, kapıyı kapadım diyerek geriye savdım. bereket versin içeri girmedi. bundan tatlı ölüm tasavvur edemiyorum. kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım. baygınlık gelmeye başladı…”
+
intihar esnasında onun kaygı ya da korku duymaması metafizik bir başkaldırının neticesidir; zira süleyman hayri bolay’a göre “o, ruhun olmadığını ispat etmek için bileğini keserek intihar eder.” bileklerin kesilmesiyle gerçekleşen intihar, ölüm ve yaşamın insan elinde olduğunu ve öte dünya anlayışının olmaması sonucu cezanın da olmadığını, bu nedenle ölümün korkulmaması gereken biyolojik bir olay olduğunun yansımasıdır. ali canip yöntem’ in deyişiyle “kendini ölümün mahiyetini göstermek için öldüren” ve bunu da planlı bir şekilde yapan beşir fuad, ruhun ölümsüzlüğüne başkaldırarak yeni bir değerin temellerini atar. kâinatı madde ve kuvvetten ibaret gören yeni anlayış, onun hayalini kurduğu yeni dünya düzeninin ipuçlarını verir; zira “başkaldıran insan, bir değer için ölümü göze alan insandır.” bu değer, hayal, hurafe ve metafizik görüşlerden uzak bilim merkezli yeni dünya özlemidir. nitekim vasiyetini içeren mektuptaki “vücudumu teşrih olunmak üzere mekteb-i tıbbiye’ye teberruan bahşettim. cenaze oraya naklolunmalıdır.” ifadeleri, hayatı boyunca mücadelesini verdiği yeni dünya hayalini ölümünden sonra da devam ettirme düşüncesini yansıtır.
+
intiharından dört gün önce ahmet mithat efendi’ye yazdığı “mezardan bir seda”, dünya görüşünün ne olduğu ve hayatını hangi gayeler uğruna feda ettiğini açıkça belirtir. hem kendi çağına hem de gelecek nesillere “hikmet ve sairem hakkında mesleğimi bilmek isteyenler âsârımda isimlerini takdir ile zikrettiğim hükemây-ı müteahhirînin âsârına müracaat etsinler.”60diyerek pozitivist ve materyalist dünya görüşünü kendisinden sonraki nesillere aşılamak ister. nitekim “hükemây-ı müteahhirîn” dediği büchner, d’alambert, voltaire gibi kişiler, hayatlarını metafizik değerlerle mücadele ederek geçirir. kendisine yakın bulduğu bu düşünürler gibi beşir fuad da toplumda dinin ve edebiyatta da hayalin egemen olduğu bir zihniyeti değiştirmek ister; zira “isyan bir değişimdir.” bu değişim ve dönüşüm, sadece beşir fuad’ın değil çağa ayak uydurmak için başka bir kabuğa bürünmek isteyen osmanlı aydınının sancılarıdır. değişim ve dönüşüm sancılarını derinden hisseden beşir fuad, metafizik anlayışa başkaldırarak pozitivist ve materyalist bir dünyanın hayalini kurar.

+
bileklerini keserek intihar eden beşir fuad, intihar düşüncesini iki sene öncesinden planlar. bilinçli bir aydın intiharının ilk örneği olan bu olay, yaşamın insan elinde olduğunu ve ölümün de korkulmaması gereken biyolojik bir olay olduğunu ispatlama amacı taşır. öte dünya anlayışına başkaldırarak gerçekleştirilen eylem, kâinatı “madde ve kuvvet”ten ibaret gören yeni bir anlayışın neticesidir. bu yeni anlayış, metafizik değerlerden arınmış akıl merkezli yeni bir dünyanın özlemini yansıtır.
+
orhan okay’ın türk edebiyatına ve düşünce dünyasına kazandırdığı en önemli çalışmalarından birisi beşir fuad’dır. doktora çalışması olarak hazırladığı bu eser ile tanzimat dönemi fikir ve edebiyatçılarından, ilk türk pozitivist ve materyalisti olan beşir fuad’ı türk aydınlarına tanıtır. bileklerini keserek intihar eden ve ölüm anını, kalemini kullanabildiği kadar kaydeden beşir fuad’ın genç yaşta intihar etmesi dönem türkiye’sinde dikkat çeker. okay, titizlikle hazırladığı çalışmasının adını “beşir fuad: türkiye’de pozitivizm ve natüralizmin ilk mübeşşiri” koyar. kendi dünya görüşüne çok uzak bir aydın üzerine böylesine objektif çalışma yapması önemlidir. bu doktora tezi 1969 yılında “beşir fuad, ilk türk pozitivist ve natüralisti” adı ile dergâh yayınlarından çıkar.
https://www.tybakademi.com/kitap/akademi22.pdf

tüketim ahlâkının değer dünyası rakamlardan ibaret olan katı, maddi ve soğuk bir nitelik arzetmekte iken; bu değer dünyasında var olmaya çalışan insan ise esnek, manevî ve duygusal bir nitelik taşımaktadır. hal böyle olunca insan, bu değer dünyasında sürekli bir çatışma, arada kalma, intihar, güvensizlik ve yalnızlaşma gibi toplumsal anomali haline itilmektedir.
https://www.academia.edu/download/48900731/5000200874-5000400139-1-SM.pdf

kanunlar bir ülkenin intihar metinleri olamaz.
https://www.academia.edu/download/38486868/Cagdas_Polislik_Dusuncesi_Kaygi_5_Sayi_132-150.pdf

bedenin başa dert oluşunu sıkça namus/töre cinayetlerinde gözlemliyoruz. namuslu olmak, salt kadın bedeni üzerinden sahip olunan bir erdem kabul edildiğinde, son tahlilde kadın oldukları için yakınları tarafından cezalandırılanlar (eşleri, kızları, kız kardeşleri, kuzenleri vd.) için “kadın olmak” gerçek bir derttir. elbette, yalnızca türkiye’de yaşayan kadınlar bu tip şiddete maruz kalmıyorlar ; fakat türkiye’de bu gerekçelerle öldürülen veya intihar ettirilen kadınların sayısı azımsanmayacak bir sayıdadır. yakınlarının cinsel saldırısına uğrayan ve sonra namusun kirlendiği gerekçesiyle bu sorunu ortadan kaldırmak isteyen suçluların zorla intihar ettirdiği genç kızlar için, cinsiyet bela değil midir? kendi seçimine bağlı olmaksızın doğuştan getirilen biyolojik özelliklerden dolayı, işyerinde tacize uğramaktan, namus temizleme gerekçesiyle hayatını kaybetmeye kadar uzanabilen sorunlar silsilesi içerisinde varlıklarını devam ettirmeye çalışan kadınlar göz önünde bulundurulduğunda cinsiyetli bedenin sorunsallığı oldukça görünür durumdadır.
https://www.researchgate.net/profile/Nilguen-Sofuoglu-Kilic/publication/344339049_BUTLER’I_SCHUTZ_ILE_OKUMAK_TOPLUMSAL_CINSIYET_KAVRAMI_VE_CINSIYET_AYRIMCILIGININ_BAZI_GOSTERGELERI_UZERINE_BIR_DEGERLENDIRME_Reading_Butler_with_Schutz_A_Review_on_Concept_of_Social_Gender_and_Some_Ph/links/5f69e64b299bf1b53ee9a627/BUTLERI-SCHUTZ-ILE-OKUMAK-TOPLUMSAL-CINSIYET-KAVRAMI-VE-CINSIYET-AYRIMCILIGININ-BAZI-GOeSTERGELERI-UeZERINE-BIR-DEGERLENDIRME-Reading-Butler-with-Schutz-A-Review-on-Concept-of-Social-Gender-and-Some-P.pdf

foucault, modern toplumlarda idam cezasının kaldırılmasının da, bireysel hakların tanınmasından ziyade bioiktidarın (insan) yaşamı(nı) kutsamasından kaynaklandığını iddia etmektedir.
+
intiharın, yirminci yüzyılda sosyoloji ve psikoloji disiplinlerinin araştırma konuları arasına girmesi, yaşam karşısında ölümü seçen kişilere duyulan şaşkınlıktan kaynaklanmaktadır. dinî inançlara göre, intihar edenler tanrı’nın verdiği yaşamı sonlandırdıkları için günahkâr sayılırlarken, modernite intiharı seçenleri kurban olarak görmekte, intihara teşebbüs eden bireyleri anormal ve hastalıklı olarak tanımlanmaktadır. modern toplumlarda norm, yaşamak ve yaşatmaktır; amacı yaşam olmayan her eylem bu anlamda sapkınlık olmaktadır. buna karşılık amacı yaşam olan her eylem de gerekli ve zorunlu olmaktadır.
https://www.academia.edu/download/36223691/dogubati.pdf

saint-simon
1760 – 1825
+
fikirleri destek bulmayınca ani bir moral çöküntüsü ile 1823 te intihara kalkıştı, ama kurtuldu ve iki yıl daha yaşadı. bu son yıllarda, dinin, sanayi toplumu üzerinde ki tesirleri ve işçi sınıfının durumu ile ilgilenmeye başladı. saint-simon bu son yıllarda comte ile kavgaya tutuştu. comte fikir ve düşüncelerinin çoğunu ona borçlu olmasına rağmen bu gerçeği, inkâr etmiş ve saint-simon’u «müfsit bir hokkabaz» olarak nitelendirmişti. 1825 yılında öldü. ve hemen akabinde ilâhlaştırıldı.
https://www.academia.edu/download/40945588/6083-16565-1-SM.pdf

“intihar” şiirinde, intihara teşebbüs edilirken cinselliği ön plana çıkan bir kadının gelmesi ve o anda ölümle yaşamın birleştirilerek trajik bir hâlin ortadan kalkması dikkati çeker.
+
sen tam tabancayı/ şakağına dayamışsın;/ kapı açılıveriyor/ ve üstündekileri/ bir bir fırlatıp atan/ bir leylak sesi.
https://www.acarindex.com/pdfler/acarindex-352f5716-9771.pdf

gogol, topluma faydalı olamadığı düşüncesiyle kendisini bir nevi cezalandırarak yemek yemeyi reddetmesi sonucu, aleksi ise rus staroverî mezhebi geleneğine bağlı olarak kendisini ateşe atarak intihar ederler. toplumlarına karşı sorumluluklarını yerine getirememenin, toplumlarının içinde bulunduğu sürecin onları felakete götüreceğinin öngörüsüne sahip olan bu kişilerin, çaresizliklerinin ve bir şey yapamamanın acısıyla kendi yaşamlarına son vermeleri yadırganmamalıdır. çünkü rus geleneğinde “insan tanrısallığa ancak kendi varlığını doğrulayan bir eylemle ulaşır, o eylem de intihardır.” anlayışı hâkimdir. kendi hayatına son vermek, rus aydınlarında çokça görülen bir eylem olduğu için, intihar bir olumsuzluk değil, aydın sorumluluğunu en sert şekilde ifade edildiği bir eylem olarak romanda yansıtılır.
http://turkoloji.cu.edu.tr/YENI%20TURK%20EDEBIYATI/kubilay_unsal_alev_alatli_ve_gogolun_izinde.pdf

ahmet mithat efendi’de müntehir anneler
+
intihar eden anneler mâzisinden kopan; fakat istikbâle bağlanamayan, geleneksel kodlarından uzaklaşan, şirazesini dağıtan bir neslin portresini vermesi bakımından önemlidir.
https://www.academia.edu/download/45988268/AHMET_MITHAT_EFENDIDE_MUNTEHIR_ANNELER._pdf.pdf

ölümü yaşama yeğleme anında ne tür bir mantığın ya da ne tür bir duygunun insana egemen olduğunu anlamak çok zor. belki de yanlış düşünüyorum: ölümü yaşama yeğleme değil de, ölüm(ecel) ve yaşam(kader) arasından sıyrılıp intiharı üçüncü bir var-yok oluş bildirgesi olarak sunma durumu olabilir karşımızda. yaşamı kuşatan alışkanlıkları aşma hırsının çaresizlikten intikam alma biçimi mi intihar? hayatta kalanı cezalandırıcı bir bedensel geri çekilme mi? yaşamın saçma ve yapay olanaksızlıkları karşısında konuşmama eylemi yerine mutlak bir sessizliğe gönüllü sürgün gitmek mi intihar?.. “gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar. yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir” diyordu albert camus. intiharı anlamanın güçlüğü karşısında aynı kanıya varmamak mümkün değil.
+
kim bilir, belki de: ölüm korkusundan ve yaşama sevincinden bir anlık yoksunma anında ışıksız bir boşluğu doldurma ihtiyacının dayattığı çaresiz ve aceleci bir karardır intihar. alt edemediğimiz sorunlara karşı bir gladyatör kurbanı gibi davranmak vahşi bir cesaret olsa gerek; ölümün işini bu kadar kolaylaştırmak her türlü kötülükle -içinde kin, nefret, intikam ve ihanet duygusu olmak üzereişbirliği yapmak demektir.
http://i-rep.emu.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11129/2693/1/SanatVeDirenis_OK%20kopya.pdf

“uzun sürmüş bir günün akşamı” adlı öyküde ölüm ve intihar, bizans’ta bir tapınma biçimi olan resimlerin yasaklandığı ikonakırıcılık döneminde keşiş andronikos’un yaşadığı inanç-baskı çatışması çevresinde dini boyutuyla ele alınır.
https://www.academia.edu/download/64895775/usves2_tam_metin_kitapcigi.pdf

kendini intihardan vazgeçirmeye çalışan şairin evin içindeki sıkışmışlığına tanık oluruz. ev, geri çekilebilecek son noktadır; sıkışma halini yansıtmasına rağmen bir sığınaktır da. evin her odasında gündelik hayatın normalliği ölüm endişesinin olağanüstülüğü altında ezilir.
+
ölüm renkli bir filmdir / bizzat yönettiğimiz filmde/ intiharlarımız ne kadar güzel gözükecek olsa da / ben intihar etmeyeceğim”
https://www.academia.edu/download/59038291/Radu_Vancu_Siirinde_Olumun_Mekansal_Ifadeleri_ve_Mekanin_Metinsel_Rolu20190426-1837-7e3d7i.pdf

intihar üzerine
https://ebookarchive.org/download/karlmarxintiharuzerineyenihayatyayinlari/Karl%20Marx%20-%20%C4%B0ntihar%20%C3%9Czerine%20%28Yeni%20Hayat%20Yay%C4%B1nlar%C4%B1%29.pdf

19. yüzyıl ortasına kadar sanat dünyasını şekillendirirken ancak sonrasındaki dekadanlıkta belirli farklarla görülecek yalnızlık, hüzün, tabiat fikri, intihar ve töreye karşı “acı içinde mücadele eden saf insan”ı doğurmuştur.
+
inanın çok değişik bir dünyada yaşadık; intiharla delilik arasında gidip geldik; bazıları kendini öldürdü… biri kendini kravatıyla boğdu, kimisi cansıkıntısından kurtulmak için ayyaşlıktan öldü; çok güzeldi!
+
intihar, volter’den mütercemdir.
+
tüm dinler ve devlet mekanizmaları genelinde söylenebilir ki hem inançlı bilinç açısından günah niteliğinden ötürü hem devlet iktidarına karşı geri dönülemez bir başkaldırı olması açısından intihar eyleminin toplumsal planda kabullenilmesi güçtür.
+
bütün bu eserlerde intihar sözcüğüne rastlamayız. intihar sözcüğünün ilk defa 19. yüzyıl şairlerinden âsaf’ın bir kasidesinde redif olarak kullanıldığını görürüz.
http://mjh.akdeniz.edu.tr/_dinamik/201/494.pdf

intihar ölümle karşı karşıya gelmemin en radikalleşmiş biçimidir.
+
eğer ölüm tümüyle arzulanası bir şey ise, o zaman apılacak en iyi şey intihar etmek olmalıdır. zira intiharın bizim için en yakın ölüm olanağı olduğu açıktır.
+
intihar ölümün en fakir imkânıdır.
+
intihar en fakir imkândır çünkü intihara teşebbüs eden kişi varolma nedenini tümüyle kendi iradesinde toplamaktadır, kendisini aşan bu amaçları unutmaktadır.
https://www.tufed.net/arsiv/54.pdf

decameron’da intihar düşüncesi ve tamamlanmış intihar
+
intiharın her zaman veya hemen hemen her zaman bir ruhsal bozukluğun sonucu olduğu bildirilmiştir. intiharın ruhsal hastalığı olanlarda olmayanlara göre daha sık olduğunu kabul ederken, bireyin kendini açmazda bulmasının sonucu da olabileceğine inanıyoruz.
http://www.turkpsikiyatri.com/Data/UnpublishedArticles/a2f6y9.pdf

insanlık tarihinin farklı evrelerinde farklı şekillerde tanımı yapılan intiharın genel geçer bir tanımını yapmak zordur. öyle ki temeli latince sui homicido kelimesine dayanan intiharın dilimizdeki karşılığı kendini katletmedir.
+
intiharın tanımı, kendini katletme veya öldürme denilip geçilecek kadar basit değildir ki bu durum, birçok tartışmaya sebebiyet vermiştir. örnek verilecek olursa; littre’ye göre insanın kendini öldürme eylemine intihar denir. bu noktada kendini kazara öldüren bir insanın ölümü de intihardır.
+
jamison’a göre: “intihara sebep olan hastalıklar genellikle psikiyatrik bozukluklardır. hiçbir intihar tehlikesi ruh hâli bozukluklarındaki yani depresyon ve manik depresyondaki kadar gerçek değildir”.
+
jaspers’e göre intihar, mantıksal olmalıdır ve insan bu mantıksal eylemi hak eder. sartre’a göre ise intihar, yaşamın saçmalığından ibarettir.
+
gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır; intihar. yaşamın yaşanmaya değip değmediğinde bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.
http://acikerisim.agri.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12501/506/EBRU%20G%C3%9CL%C5%9EAH%20G%C3%9CZEL.pdf

a. camus’nün bir dine ve bir tanrı’ya bağlanmayı reddettiği görülüyor. camus aynı şekilde intihan da reddeder. ona göre hayata gelinmiştir ve yaşanmalıdır. ama intihar, camus’nün ele aldığı başlıca temalardandır. çünkü ona göre intihar, yaşamın anlamının sorgulandığı temel sorudur. yaşamın yaşamaya değip, değmediği sorusunun yanıtı gizlidir intihar fikrinde.
https://www.tufed.net/arsiv/31.pdf

lucretius, (titus lucretius carus) m.ö. 94 – m.ö. 55 yılları arasında yaşamış roma dönemi şair ve filozoftur. 44 yaşında intihar ederek yaşamına son vermiştir.
+
altı kitaptan oluşan de rerum natura adlı eseri yazmış olan lucretius,
1. hiçten hiçbir şeyin çıkmayacağı,
2. hiçbir şeyin ortadan kaldırılamayacağı
ilkeleriyle birlikte, maddi cismin ve boşluğun var olduğunu öne sürmüştür.
+
epikuros felsefesini benimsemiş olan lucretius’un de rerum natura eserinde dünyanın yapısından, katmanlarından, gök cisimlerinden bahsederek dünya, gök cisimleri veya diğer her şeyin atom ve boşluklardan oluştuğunu bedenle birlikte ruhun da ölümlü olduğunu ve bu sebeple ölümden sonra korkulan tanrılar ve cezalarının aslında olmadığından söz edeceğiz.
+
lucretius’a göre bir şeyin tanrılarla bağının olabilmesi için veya tanrılar adına yapılmış olması için kusursuz olması gerekiyordu. fakat evrenin kusurlarını gördüğünden dolayı, dünyanın kusursuz tanrılar için yaratılmadığını ifade eder.
+
göz göre göre sürünürken insan yaşamı
ezici ağırlığı altında batıl inançların
+
“hiçten, hiçbir şey yaratılamaz tanrısal güçle.” der lucretius.
https://www.academia.edu/download/53180918/Lucretiusun-Doga-Felsefesi-Ruh-ve-Olum-Anlayisi.pdf

intihar notlarının analizi: eskişehir deneyimi
+
tüm olguların 95’inin (%56,5) intihar mektubu bıraktığı, 69’unun (%41,1) bir ya da birden fazla kişiye sms attığı, 4’ünün (%2,4) ise sosyal paylaşım sitesine intihar ve ölüm ile ilgili notlar yazdığı saptandı.
https://www.academia.edu/download/35828965/Intihar_notlarinin_analizi__Eskisehir_Deneyimi.pdf

gerçek aydının en geçerli seçeneği intihardır demek mümkün olur mu?
+
düşünsel bir faaliyet sonucu intiharı, hayır hiç de gücün tükenmesi, yeniliş, kaçış gibi görme eğiliminde değilim. tam karşıtı alçakgönüllülüğü hiç kaldırmayan güçlü bir başkaldırı intihar.
http://openaccess.marmara.edu.tr/bitstream/handle/11424/173315/001513854006.pdf

uyanışın ardından da sonuç gelir zamanla; intihar ya da iyileşme.
+
saçmaya dayanamayan bir kişi, intihar da edebilir ancak camus’ye göre amaç saçmaya rağmen yaşayan, yani başkaldıran insan olmak olduğu için, intihar ederek ölüme başkaldırmış olunmaz.
+
camus, bize, absurd ile kavga etmemiz gerektiğini, intiharın ise onun kazanmasına izin vermekten başka bir şey olmadığını söylemektedir.
+
camus, intihar düşüncesinin ortaya çıkmasını, her gün aynı yaşanan bir hayatın bıkkınlığının fark edilmesine bağlar; makineleşmiş bir düzende yaşanan donuk bir hayat, modern insanın en büyük ruhsal problemlerinden biri haline gelir.
+
bütün eylemler anlam ve değerden yoksunsa, cinayet de değersizdir.
+
camus, dünyanın özü gereği anlamdan yoksun olduğunu savunmuş, yine de intihar etmemeyi, tüm uyumsuzluğuna karşın hayatımızı sevmeyi ve yaşamayı otantik tutum olarak görmüştür.
https://www.academia.edu/download/67235366/656535.pdf

iyi ölümden kötü ölüme, “istemli” ölümden “istemsiz” hayata; öl[dür]me ve yaşa[t]ma hakkı üzerine
+
“uçsuz bucaksız çölde mezar bir vahadır, bir yer ve bir destektir. insan kendi deliğini uzamda sabit bir noktaya sahip olabilmek için kazar. ve yolunu şaşırmamak için ölür.”
emil m. cioran
+
intihar etmenin gücü, pliny tarafından erkeklerin bile tanrı üstünde sahip olduğu bir avantaj olarak görülüyor. deus non sibi potest mortem consciscere, si velit, quod homini dedit optimum in tantis vitæ pœnis. ‘tanrı istese bile intihar edemez, yaşamın tüm cezaları arasında insanlara vermiş olduğu en büyük nimettir.”
david hume
+
felsefe ölümü tercih etmektir.
https://www.academia.edu/download/63568447/Bir_Seferlik_Olum_MSGSU_Sosyal_Bilimler_Dergisi__Bahar__201720200608-89515-1nig6dj.pdf

intihar hakim ideolojinin ve yabancılaşmanın bir sonucudur
https://www.academia.edu/download/59024603/feur20190425-13496-1ag6fju.pdf

“bir beden neler yapabilir?” sorusunun biyoetiksel yankıması ya da ölüm ve yaşam üzerine felsefi bir soruşturma
+
deleuze’e göre hastalık ve düşünce arasında sıkı bir bağ vardır: “kendi gücünü belli bir orana kadar aşan, bizi kırılgan hâle getirecek olan bir alanın içinde olmadığımız sürece düşünemeyiz.”
+
peki, kendisinden kaçmak için kılı kırk yardığımız ölüm, bizi hastane yatağında bulduğunda ne olur? bugün bu konuda yardımımıza koşan sadece doktorlar değildir. felsefeciler, din âlimleri ve hatta hukukçular sağlık ekipleriyle birlikte bizi bekliyor olacaktır. tartışmanın ana ekseni “yaşam sonlandırmadır”.
https://jag.journalagent.com/tjob/pdfs/TJOB-66376-REVIEW-USLU.pdf

cehennemlik kadın
+
-resûlullah(s.a.v.) buyurdular ki: “bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşerâtından yemeye de salmamıştı.”
https://gonulincileri.com/oku/hanim_kardeslerimin_vazifeleri.pdf

“cehennem ehlinin çoğunluğu kadınlardır”: çok tartışılan bir hadisin kısa analizi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/602296

yaşama(ma)nın içinden bir ses duyuluyor: “intihar”
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/16579/1/2006_6_4.pdf

hegesias ise, intiharı, çoğunluğun yaşamına egemen olan acı ve çileden kurtaracak bir çare olarak öğütledi. hüsran evrensel bir deneyimdir hegesias’a göre, bu durumda intihar acısızlığa götüren bir seçenektir.
+
eduardvon hartmann ise, intihar konusunda çokçu hareket ederek, insanlığın, bilincinin olanaklı en büyük gelişimiyle, istemin aldatıcılığını ve başımıza sardığı belanın büyüklüğünü anlayabileceğini ve topyekün bir intiharla acılı ve saçma dünya sürecini sona erdirebileceğini söyler.
+
stoacılığın kurucusu zenon ve kendini açlığa terk eden stoacı kleantes, felsefelerini doğrularcasına intihar etmişlerdir.
+
sinoplu diogenes de intihar etmiş olabilir. onun başka şekilde öldüğü de söylenmiştir; ama rivayetlerden biri, nefesini tutarak kendini öldürdüğü yönündedir.
https://www.notlardergisi.com/images/dergi/notlar12.pdf

antik yunan ve roma felsefeleri ekseninde plotinos felsefesinde intihar
+
pythagoras felsefesinde, intihar, kozmosta var olan matematiğin ve matematiksel yapının bozulmasına ve kaybolmasına yönelik kişisel bir eylem biçimi olarak değerlendirilmiştir.
+
şayet bir insan, aklın buyurduğu/dikte ettiği (reasoned dictate) bir çizgide yaşayamıyorsa ölmelidir.
+
eğer varsa, sahip olacaksın; eğer sahip değilsen, hayattan ayrılacaksın. ‘kapı açık’. neden üzgünsün?
+
intihara olumsuz bakmak, özgürlüğün kapısını kapatmaktır.
https://openaccess.asbu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12961/185/00185.pdf

müzik ve dinî tecrübe etkileşimi hususunda bir araştırma
+
pisagor, ritim ve beden arasındaki ilişkiyi tam olarak bu şekilde ifade etmiş ve vücuttaki armonin bozulması neticesinde oluşan hastalıkların doğru ritimli müzikle düzeltilebileceğini iddia etmiştir.
+
dini bir hastalık olarak görenler olduğu gibi normal yaşantısının bir parçası haline getirenler de olmuştur.
+
insan, çeşitli durumlar vasıtasıyla bir vecd hali yaşadığında kendinden geçer. “kendinden geçip” tanrı’yı tanımaya ve anlamaya başlar. ileride değineceğimiz gibi bu durum kimilerine göre bilinç kaybı, sara nöbeti gibi hastalıklı durumlar olarak görülürken kimileri için kendinin farkına varmak, hiç olduğunu görmektir.
+
dinî tecrübe, yalnızca bir hastalık hali yahut yanılsama mıdır, insanda ortaya çıkardığı duygular evrensel midir, bu duygulanım neticesinde ulaşılan bilgilerin geçerliliği nedir, gibi soruların cevapları da birçok şekilde cevaplanmış fakat ortak bir kanaate varılmamıştır. mistik tecrübeyi üstün bir bilgi kaynağı olarak görenler olduğu gibi, bunun bir çeşit ruhsal hastalık hali ya da freudcu bir yaklaşımla anne karnına dönme arzusu olduğunu öne sürenler de olmuştur.
+
cioran’a göre, müziksiz bir hatırlama söz konusu değildir ve anılarımızı müzik dahilinde hatırlarız. içinde bir cehennem fikri olmadığını söyleyen cioran, bunun cehennemin müziği olmaması sebebiyle olduğunu düşünmektedir. çünkü hafıza ve müzik arasında bağlantı kurmuş ve cenneti hatırladığını ifade etmiştir. bunu, cennetin müziği olmasına, cehennemin ise müzikten mahrum olmasına bağlamaktadır. hatta cioran kendisini “müzikten sadece cennet ya da deniz uzaklaştırabileceğini” düşünür; zira bu ikisi, bizatihi müziktir. başka yönden baktığımızda, anıları, hastalık belirtisi olarak gören cioran’ın müzik hakkında söylediği “sapıtma” fikri ve inanç noktasındaki kafa karışıklığı daha görünür olmaktadır.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET001388.pdf

sekülerizm ve din arasında habermascı söylem analizi
+
17. yüzyıldan 19. yüzyıla uzanan avrupa aydınlanmasının temel paradigması şöyleydi: mitolojileri dünyanın büyüsünü bozarak dağıtmak, kuruntuları bilgi yoluyla yıkmak. aydınlanmanın çocukları olan modern pozitivizm ve sekülarizm, bu parametreler üzerine inşa edilmiştir.
+
bir takım batılı filozof, şair ve romancı böyle bir haberi sevinçle karşılayıp, tanrının ve dinin olmadığı kurtarılmış bir dünyaya doğru adım atıyorlardı.
+
sekülerleşme; “insanın, aklı ve dili üzerinde önce dini sonra metafizik denetimden kurtarılması olarak tanımlanır. bu dünyanın dini veya din misilli kavranışından soyularak bütün kapalı dünya görüşlerinin atılması, tüm doğaüstü mitlerin ve kutsal sembollerin parçalanmasıdır.
+
sekülerleşme, max weber’den ödünç alınan bir tanımla doğanın tılsımının bozulması, siyasetin kutsallıktan kurtarılması ve değerlerin kutsanmasına son verilmesidir.
+
iki kültür, din ve bilim arasındaki sürtüşmeden başlayarak batı kültürünü doğa bilimleri ile insan bilimleri, ateizm ile teizm arasında karşıt taraflara ayırmıştır.
https://www.tufed.net/arsiv/60.pdf

toplumsal süreçler ve yapı, örgütlenmeyi gerekli kılmakta ve örgütsel teşebbüslere teşvik etmektedir. öyle ki gündelik yaşamın her alanına sirayet eden örgütlülük, bireyi doğduğu andan öldüğü ana kadar kuşatmaktadır. çünkü bireyler örgütsel bir yapı olan hastanelerde dünyaya gelmekte ve öldükten sonra yine örgütsel bir mekan ve ritüel içerisinde (cami, cenaze namazı) gömülmektedir.
https://www.academia.edu/download/58087050/keskin_savas_imranuzun.pdf

nadir bir asimetrik sensörinöral işitme kaybı nedeni: serebellopontin köşede lipom
+
yirmi altı yaşındaki erkek hasta sol kulağında yaklaşık 5 yıldır var olan işitme kaybı yakınmasıyla polikliniğimize başvurdu.
https://www.researchgate.net/profile/Omer-Karakoc-2/publication/315768228_Nadir_Bir_Asimetrik_Sensorinoral_Isitme_Kaybi_Nedeni_Serebellopontin_Kosede_Lipom_Olgu/links/58e35e93aca2722505d172f4/Nadir-Bir-Asimetrik-Sensoerinoeral-Isitme-Kaybi-Nedeni-Serebellopontin-Koesede-Lipom-Olgu.pdf

kepçe kulak deformitesinde cerrahi yaklaşım ve sonuçlarımız
http://cms.galenos.com.tr/Uploads/Article_43503/tao-47-117-En.pdf

muhafazakar ve aileye yönelik reklamlarda; daha usturuplu giyinmiş, güler yüzlü, bakımlı, anneci tavır sergilenirken; gözlük, parfüm reklamlarında daha erotik ve seksi çağrıştıran görüntüler izliyoruz. bedenin çıplaklığının ön plana çıktığı reklamlarda hep yabancı tipli ya da yabancı kadınlar oynatılıyor. reklam yapıyoruz ama ahlak dışı diye tanımlayabileceğimiz şeyleri bizim kadınlarımız yapmamış oluyor.
+
kadınların en erotik şarkıları yazdıkları söylenebilir. erkeklerin fethetme ya da karşısındaki güzellik karşısında büyülenme üzerine geliştirdikleri erotizme karşı, her an geri çekilebilir, kontrolü elinde tutan bir teslimiyetle karşılık verir kadınlar. ne arzulamayı ne arzulanmayı bir güç olarak tasvir etmeyen, cinselliği öznelerinden soyutlayıp bütünüyle bir duygu ve ilişki biçimi olarak gösteren şarkılar yazar kadın popçular.
+
kadın pop müziği şarkıcıları bir erkeğin annesi, karısı, arkadaşı veya yoldaşı değil, sadece sevgilisi olabileceklerini açık açık ifade eder.
+
pop şarkılarında kadınlar erkekler dünyasında onlara aşık, onların ne mal olduğunu görmüş, onlardan bezmiş ama ne olursa olsun tek başınadır.
http://www.sosyalistfeministkolektif.org/wp-content/uploads/2017/02/15feministpolitika.pdf

gelişen müzik endüstrisi ve bunun müziksel yozlaşmaya etkileri
+
müzikte yozlaşmayı şarkı sözlerine indirgeyen kimi çevrelere göre etik değerlerden uzak yer yer erotizm yer yer argo içeren sözcükler barındıran müzik yoz müziktir. bu kişilere göre ahmet arif’in ünlü “gül memeler değil/dom dom kurşunu paramparça ağzımdaki” dizeleri son derece şiirsel bir anlatımken ibrahim tatlıses’in okuduğu türküdeki
dam üstünde un eler
tombul tombul memeler
memeler baş kaldımış
kavuşmuyor düğmeler
dörtlüğü müziksel yozlaşma nedeni sayılabilir.
+
kişisel yozlaşma, toplumsal yozlaşmaya bağımlıdır. müziksel yozlaşma ise kişisel yozlaşma ve toplumsal yozlaşmanın sonucudur. müziksel yozlaşma, kişisel yozlaşma ve toplumsal yozlaşmanın sebebi olamaz.
https://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/U%c3%87AR-Murat-Cenap-GEL%c4%b0%c5%9eEN-M%c3%9cZ%c4%b0K-END%c3%9cSTR%c4%b0S%c4%b0-VE-BUNUN-M%c3%9cZ%c4%b0KSEL-YOZLA%c5%9eMAYA-ETK%c4%b0LER%c4%b0.pdf

intihar nefsi müdafaaydı. ama bunu başka birinin yapması çok daha asildi.
+
intihar rakamlarının günümüz dünyasında bu denli yüksek olmasının başlıca nedeni hayatın zor ve insanların zayıf olması değil, insanların bir canlıyı öldürmeden insan olamayacakları gerçeğidir.
+
intihar, akla düşen bir damla asittir. onunla yıkanmasını bilmeyen delik deşik olur ve erir. bu yüzden intiharın eşiğinden dönen yoktur. oraya varan orada yaşar. oraya varan orada ölür.
+
ölümcül bir hastalığa sahip olan ile intihar etmekten yorgun düşenin ortak noktası, ilerleyen zamanda geri gidiyormuş gibi görünmeleridir. ancak bu, ilerleyen bir trenin sadece son vagonuna kadar yürümeye benzer. sonrası yoktur…
https://www.researchgate.net/profile/Caner-Kerimoglu/publication/314847085_Aphorisms_In_The_Novels_Of_Hakan_Gunday_Hakan_Gunday_Romanlarinda_Aforizmalar/links/5a16a5d5aca272df08074120/Aphorisms-In-The-Novels-Of-Hakan-Guenday-Hakan-Guenday-Romanlarinda-Aforizmalar.pdf

şair ayaş’lı şakir
+
fevkalâde azimkâr olan şakir artık her ne şekilde olursa olsun ölmeğe karar verdi ve yirmi üç gün bü ün ısrarlara rağmen ağzına hiç bir şey koymamak suretile intihar etti.
+
şâkir bu belâhânei hirmanda ölürsem
elbette benim âh çıkar son nefesim âh
http://openaccess.marmara.edu.tr/bitstream/handle/11424/135232/001640821010.pdf

selim ileri’nin “bodrum dörtlemesi”nde bunalım edebiyatının izleri
+
intihar belki de bir insanın kendinden ziyade geri kalanları cezalandırmasıdır ve mehmet de bunu başarmıştır. selim ileri de intihara apayrı bir pencereden bakar. virginia woolf’un “intihar bir eylemdir.” sözünü hatırlatan ileri, intihar eden insanın çoğu kez daha güzel bir dünyanın olabileceğini kafasında en fazla kurgulayan insan olduğunu; fakat kurguladığı dünyanın bugünkü dünyayla örtüşmediğini ve bugünkü dünyanın insanlarının o tasarlanmış güzel dünyayı daima yok edeceklerini çok iyi bildiği için onlara hakaret olsun diye kendini öldürmüş olabileceğini söyler. diğer yandan bu intiharla mehmet ve dolayısıyla yazar, a. camus’ye yakın bir tavır alır; çünkü camus’ye göre insan, intiharla her şeyi yıktığını, her şeyi kendisiyle birlikte götürdüğünü sanır; ama bu ölümden bile belki de yaşamaya değecek bir değer doğar.
https://www.academia.edu/download/59038512/5Makale-_SELIM_ILERININ_BODRUM_DORTLEMESINDE20190426-86092-1rmiuiy.pdf

rasyonel aklın inkâr ettiği sezgisel bilginin ruh sağlığına etkileri
+
aklın ürettikleri doğrultusunda düzenlenen yeni yaşam tarzı sadece intihar ile kendi yaşamına son verenlerinjsayısını çoğaltmamış, kendi dışındaki insanlara zarar veren suç oranları da arttırmıştır.
+
avrupa ve amerika ile kıyaslandığında ülkemizde intihar vakalarının düşük olduğunu görürüz. bu durumda en büyük etken olarak dini değerlere bağlılık, aile ve akrabalık ilişkilerin kuvvetli olması ve geleneksel değerlerin zayıflamış olmasına rağmen varlığını sürdürmesini gösterebiliriz.
https://www.academia.edu/download/47881131/1491165982_11KavalMusa-kda-209-224.pdf

gnostiklerin acı temel hakikati: dehşetle fark ettiler ki meğer iyi tanrı’nın dünyası ölü bir dünyaymış ve onun yerine bir gaspçı, kötülüğün tanrısı geçmiş. gnostiklerin ezilmesine, yasaklanmasına, yok edilmesine yol açan, bu hakikatin derinden kavranışı ve ilanıydı. insanlık şeyler hakkındaki hakikatle yüzleşemeyecek kadar kırılgan ama doğanın ve sürecin gerçekliğiyle berrak bir zihinle karşı karşıya gelen birisi için yanıt kaçınılmazdır: dünyayı kötülük yönetir.
http://images.ykykultur.com.tr/upload/document/80088433-1412-4c93-a510-2548c8a13dae.pdf

böylesi kaygan ve oynak bir zeminde, insan neye güvenecektir? tehdit tam olarak nereden gelmektedir? tanrı’dan mı yoksa doğadan mı?
+
kleist’ın bir hikâye gibi başlayan bu kısa eseri, sonrasında oldukça kuramsal bir yazıya dönüşür. onun asıl dert edindiği, insanın özgürlüğüdür. özgürlüğe yer çekiminden bağımsız ve benlikten azade kuklaların sahip olduğunu belirtir. ona göre böylesi bir özgürlükten gelen zarafet, “ya hiç bilince sahip olmayan ya da sonsuz bir bilince sahip olan insan bedeninde en saf haliyle belirir, yani kuklada ya da tanrıda”.
+
kukla ile tanrı arasında kalmış insan, asla tam olarak özgür olamayacaktır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1233116

ailesiyle yaşadığı problemlerden sonra yazdığı eserler de beklediği ilgiyi bulamayınca kleist iyice karamsarlığa düşmüştür, “prinz von homburg” ve “hermannschlacht” dramları ile yukarıda sözü geçen imha ettiği romanını kitapçılara götürmüş, ancak geri çevrilmiştir. dostları da onu terk etmiştir. hatta ailesinde en çok sevdiği ulrike de ondan yüz çevirmiştir. onun için artık intihar etmekten başka çare yoktur. daha çocukluğundan beri kafasına koyduğu intihar etme düşüncesini gerçekleştirme zamanı gelmiştir. hayattan ümidini kesmiş olan kanser hastası henriette vogel ile 21 kasım 1811 günü berlin’de wannsee kenarında intihar etmiştir. stefan zweig, diğer şairlerin daha mükemmel yaşadığını, kleist’ın ise mükemmel öldüğünü, ondan daha fevkalade ölen olmadığını söyler.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/11024

kozmopolit modern dünyada iyi ölüm imkânı
https://www.researchgate.net/profile/Derya-Cini-Simsek/publication/331375670_wwwuakborg_Afrika/links/5c7688ca458515831f741c14/wwwuakborg-Afrika.pdf

ıspartalılar sakat, bakımsız ve zayıf çocukları ölüme terkederek, sağlıklı ve gürbüz çocukların yaşamasına izin vermiş, böylelikle ele “üstün ırk” yaratma yolunu seçmiştir.
+
atina ise, çocuklarının bedence sağlıklarına önem vermeden, tüm halkını bağrına basmış, onların eğitimi ile ilgilenmiş, kavga yerine okumayı aşılamıştır.
+
sonuç, herkesin de çok iyi bildiği gibi ortadadır: atina, isparta devleti yıkıldıktan sonra tam bin yıl daha yaşamıştır. atina, bugün bile büyük bir hayranlıkla okunan euripides. aristophanes, anaksagoras, sokrates gibi düşünür ve yazarlar yetiştirmişken. isparta isimsiz kahramanlarıyla birlikte tarihe gömülmüştür.
http://openaccess.marmara.edu.tr/bitstream/handle/11424/124479/001615324001.pdf

güvenlik yönetiminde beden sağlığı ve sağlıklı beslenme
+
bir polisin, özellikle de bir polis yöneticisinin ruh hali, genellikle mevcut bir problemle ilgili kendiliğinden yardım istemeye pek elverişli değildir. polisler genelde sürekli olarak duygularını kontrol altında tutma konusunda bir baskı hissederek görev yaparlar.
+
yapılan çalışmalar polislerin bazı hastalıklara yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu ve ortalama ömürlerinin daha kısa olduğunu göstermektedir.
https://www.researchgate.net/profile/Fatih-Harmanci/publication/345943239_GUVENLIK_YONETIMINDE_BEDEN_SAGLIGI_VE_SAGLIKLI_BESLENME_2014_Demir_S/links/5fb28f21a6fdcc9ae058f119/GUeVENLIK-YOeNETIMINDE-BEDEN-SAGLIGI-VE-SAGLIKLI-BESLENME-2014-Demir-S.pdf

kendi zihninin tutsağı olmak: antik yunan’dan modern topluma varoluşsal yalıtım
+
hayatın anlamı nedir? benim hayatımın anlamı nedir? neden yaşıyoruz? neden buraya konduk? ne için yaşıyoruz? eğer ölmeliysek, eğer hiçbir şey kalıcı değilse o halde her şeyin ne anlamı var?
+
yalnızlık deneyimi evrensel olarak değerlendirilmesine rağmen tutarlı ve net bir yalnızlık tanımı yapmak mümkün olmamaktadır.
+
insanlık tarihi boyunca anlam ve yalnızlık, bitmeyen bir arayış süreci olarak karşımıza çıkmaktadır. öyle ki bu anlam arayışının sonucunda varılan nokta, ölüm kararı da olabilmektedir.
+
kişilerarası yalıtım, genellikle diğer insanlardan uzak olmak anlamına gelen, asosyallikle ilişkili olan bir yalnızlık boyutu olarak tanımlanmaktadır.
+
varoluşsal yalıtım, bir diğer adıyla tecrit, yalom tarafından kişi ile diğer varlıklar arasındaki, bağlantı kurulamayan boşluk olarak tanımlanmıştır.
https://www.academia.edu/download/58023088/Bourdieunun_Kavramlari_Dogrultusunda_Fiziksel_Engelliligin_Kulturel_Insasi_-_Konak_Ornegi.pdf

gösteri iktidarı ve militarist erkeklik
+
iktidar suçtur, tüm iktidar yapıları suça dayanır ve iktidarın “raison d’etre”i suçtur. iktidar kendi tekeline almaya çalıştığı ve yasallaştırdığı şiddetle ya da şiddet tehdidi ile baskı altına aldığı gruplara süreğen bir baskı uygular ve denetim altında tutmaya çalışır.
+
iktidarların varoluşları şiddet ile mümkündür, iktidar ve şiddet ayrılmaz bir biçimde birbirine bağlıdır. iktidarın varoluşunun sürdürülmesi şiddetin örtük ya da açık bir biçimde tüm iktidar ilişkilerinde üretilmesine bağlıdır.
+
her şey hiyerarşik bir mantıkla örgütlenmiştir ve düşünmenin, sorgulamanın olmadığı emir-komuta mantığı ile yürür. militarist iktidar toplumsal çelişkilerden bağışık olmadığı için istediği düzeni tam olarak kurmayı başaramaz. bu çelişkiler yani militarist iktidarın ideal kurgusu ile varolan gerçekliği arasındaki yarılma, sahte bir gösteri ile, yani “mış gibi” yapılarak (rasyonel, disiplinli, yenilmez bir ordu görüntüsü yaratılarak) aşılmaya çalışılır.
+
militarist iktidar disiplinsiz, şekilsiz bedenleri disipline eder ve şekle sokar, onları sıradan sivil olmaktan çıkarır ve onlara “askeri bir hava verir”. militarist yapı içerisinde bedenler bir mekanizmanın parçası haline gelir ve kendilerine düşen görevleri yerine getirirler. bu süreçte michel foucault’nun belirttiği gibi askerlerin bedenleri tüm parçaları hesaplanmış hareketleri yapabilmesi için eğitilir ve bedenler bu hareketleri otomatik bir biçimde istenildiği anda gerçekleştirmeyi alışkanlık haline getirirler.
+
militarist eril iktidar gösteriye dayanır, bu iktidar “gösteri iktidarı” (spectacle power) olarak adlandırılabilir.
https://www.researchgate.net/profile/Baris-Coban/publication/329364960_Gosteri_Iktidari_ve_Militarist_Erkeklik/links/5c04fdfa299bf182ad99e939/Goesteri-Iktidari-ve-Militarist-Erkeklik.pdf

modernite tartışmalarına alternatif bir yaklaşım: modern aklın eleştirisi ve geleneksel düşünce
+
bierstedt’in dönemin havasını özetlediği şekliyle, “doğaüstünün doğalla, dinin bilimle, tanrısal buyruğun doğa yasasıyla ve din adamlarının filozoflarla yer değiştirmesi söz konusuydu”.
+
bugün hiç kimse, benliğinin derinliklerinde bilimin ‘lâdinî’ olduğundan kuşku duymamaktadır; bunu kendi kendine itiraf etmese bile.
+
modernlik, aynı zamanda hem doğal hem de tanrısal olan; hem akıl karşısında saydam hem de yaratılmış olan kutsal dünyayı sekteye uğratmıştır.
+
tanrı adına söz alan papazlardan sonra, entelektüeller de akıl ve tarih adına konuştular.
https://insanvetoplum.org/content/6-sayilar/4-4/2-m0034/cemile-barisan.pdf

postmodern dönemde bedenin tüketim temelinde yeniden inşası
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/70324

sosyal devlete özlem
+
kardeşlerinin kaydolduğu dershaneye olan borçlarını ödeyemediği için cezaevine giren annesini cezaevinden çıkarabilmek için gerekli parayı bulamayan 18 yaşındaki genç, intihar etti.
+
uzun süredir işsiz olan 28 yaşındaki genç adam, 9 aylık olan ve kronik bronşit hastalığı nedeniyle mama dışında başka gıdayla beslenemeyen bebeğine mama çalarken yakalandı.
https://www.academia.edu/download/35316435/sosyal_devlete_ozlem.pdf

bürokrasinin başkenti ankara’da modern insanın yaşadığı sıkıntılar üzerine bir film…
+
yeraltı’nda yalnızca gerçeklik değil, gerçekliğin içinde aktığı zaman da sıkıcıdır. bu sıkıcılık, temelde tekdüzelikten ve dünyanın tümüyle dünyevi bir yer olmasından kaynaklanır.
+
insanın ahmaklığı baki kılınmış, hristiyanlığın ardından ise köle ahlakı temel etik ilke olarak genel kabul görmüştür. nietzsche’ye göre, platon ve isa’dan beri insanlık, işte bu köle ahlakının ve ahmaklığının değişik versiyonlarında yaşamaktadır.
+
kendi yabancılaşmasının ve köpekleşmesinin bir dışavurumuymuş gibi uluyan muharrem’in ulumaları, onun kendisine ve topluma yabancılaşmasının ötesinde anlamlarla yüklüdür.
http://www.sekans.org/docs/e-sayilar/2016-e1/(e0102els_28-39)_Yeralt%C4%B1_(ck_02).pdf

devlet taşıt araçları tarafından işgal edilen otoyolları inşa etmekte, insanların yaya olarak kullandığı yolları ele geçirmekte ve kent mekânını sömürgeleştirmektedir. lefebvre göre bu süreçte kentin en büyük düşmanı devletin elinde kent planlamasıdır.
+
lafargue kapitalizmin insanları sonsuz bir çalışma içine ittiğini, bunun yozlaşmaya, sağlığını yitirmeye sebep olduğunu eğlenceye, dinlenmeye zaman kalmadığını belirterek kapitalizmin “insan sağlığına zararlı” olduğuna ….
+
fazla çalışmayı ise filozoflar, ekonomistler ve din adamları çeşitli şekillerde temellendirerek benimsetmeye uğraşırlar;
çalışmanın antik yunan’da özgürlüğün bir kısıtlayıcısı olarak görülmesinden modern dönemde neredeyse tanrısal bir uğraşa dönüşmesinde ve bu algılamanın yerleşmesinde bazı ideolojik aygıtlar son derece önemli roller oynamışlardır.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/49959.pdf