yazı 42

kutsal şeylerin materyal ekonomisi: helal tıbbi tüketim
+
bilginin üretimi bakımından din ve tıp örtüşmez görünmektedir, hatta bu mücadeleler kadim bir meseledir. insan bedenini bilme biçimleri konusunda ayrışmalarına rağmen, kimi zaman birlikte simgesel bir siyaset üzerine uzlaşabilmektedirler. bu bağlamda son on beş yılda dünyada hızlıca gelişen helal tıp piyasası, tıbbın ve dinin ayrışmasındaki dönüşüme güncel ve verimli bir örnektir. bu çalışma, helal tıp piyasasına konu olan materyallerin üretim-tüketiminin toplumsal iktidar ilişkilerinin ve tıbbi kategorilerin bir yansıması olup, olmadığını incelemektedir. bu tartışmayı materyal kültürün beden ve toplumsal iktidar ilişkileri eksenindeki kuramsal dayanakları ve türkiye’de helal piyasasındaki aktörlerin söylem ve eylemlerini ortaya koyarak tartışmayı amaçlamaktadır.
+
bedenle temas etmeyen hiçbir din yoktur. ritüellerin sergilenmesi, giyinilen kıyafetler, dinen uygun olan davranışlar, temas edilmesi uygun görülen nesneler dini aidiyetin bedendeki temsilidir.
+
dünya üzerindeki tüm dinler ilkeleri, buyrukları, kurumları ve ritüelleriyle bedenlerimizi şekillendirir.
+
saat metaforu insan bedenini mekanik biyolojik ve fizyolojik bütünlüğüyle açıklayan tıbbın tahayyülüdür. hristiyanlığın insanın kesilmesine ve kan akıtılmasına yönelik katı görüşleri nedeniyle, alan bulamayan anatominin bilimsel keşfi ve ardından gelişen fizyoloji bilimi insan bedenine bakışın sekülerleşmesine imkân tanımıştır.
https://www.academia.edu/download/62028585/5.yazi20200207-79117-1odt6md.pdf

çok sağol, sol ayağım
+
ey okur, dünya karmakarışık olmaya başladı.
+
dünyaya sakat olarak, sadece boynuyla sol ayağını oynatarak merhabasını çeken christy brown’ın öyküsüdür bu. sol ayağının parmaklarını kullanarak hem yazar, hem ressam olmayı başarmış bir üstün insan. bir dev.
+
sallanan kafasından, çarpık ağzından iğreniyordur. kardeşlerinin iterek yürüttükleri tekerli arabasında olduğu vakitler, insanların bakışlarından da artık tedirgin oluyordur.
http://openaccess.marmara.edu.tr/bitstream/handle/11424/171150/001522045006.pdf

şantiyelere ve hafriyat sahalarına terk edilen köpekler iş makinelerinin, dozerlerin, beton mikserlerinin, hafriyat kamyonlarının altında kalarak, insan yakınlığından uzak, bakım ve ihtimamdan mahrum, açlık, susuzluk ve hastalıktan ölüyor.
https://mekandaadalet.org/wp-content/uploads/2020/11/MADjournal_2019.pdf

burada kadın dövülür. burada kadına söverler. şikâyet edemezsiniz: hele bir edin! işinizden, ekmeğinizden olacağınız muhakkaktır. hem, dayağı birçok gözün önünde yeseniz de, hâdisenin tek şahidini bulamazsınız. susacaksınız: size sövecekler… susacaksınız: size dövecekler… sokaklara atılmamak, açlıktan köpekler gibi gebermemek için susmanız lâzımdır.
https://www.academia.edu/download/55535729/makaleler.pdf

ankara’nın ritmi: mekân, kadın ve engellilik
+
hem “sağlam-bedenlilik” hem de ataerkilliğin birlikte engelli kadınların bedenlerinin kontrol altına alınmasında bir rol oynadığını söyleyebiliriz.
https://www.academia.edu/download/62918375/MAD-JOURNAL_2019_egbatan_ve_ak20200411-55590-1kwd340.pdf

sağlam bedenlilik ideolojisi üzerine eleştirel bir inceleme
+
fiziksel/bedensel bir ideal”in bizi bedenimizi tümüyle kontrol etmenin “mümkün” olduğu şeklindeki bir “mit”e inandırarak o ideale ulaşmak için çaba sarfetmeye yönelttiğini öne sürmek mümkündür.
+
oliver’a göre, kapitalizmin temelini sağlamlaştıran “bireycilik”, “tıbbileşme” ve “kişisel trajedi kuramı” ideolojileri tarafından desteklenir.
http://dergi.neu.edu.tr/public/journals/7/pdf/sayi2-ekim-2017-Nuran-Aytemur-Sag%C3%A7roglu.pdf

ahmed paşa’nın güneş kasidesi ile sâfî’nin güneş kasidesi’nin dil özellikleri yönünden mukayesesi
+
bir şehenşâh-ı kader kadr ü kazâ-râdur ki olur
bâmına hindû zuhal der-gâhına çâker güneş
+
hükm-i tugrâ-yı kader kadrin kazâ imzâ ider
dâyim eflâkun sicillâtına sebt eyler güneş
+
“muhaderat”ta feminal söylem
+
türk edebiyatının ilk kadın yazarlarından fatma aliye hanım’ın “muhaderat” adlı romanı, kadınlığını gerçekleştirmek isteyen başkişinin, kendisini nesne ve kurban yapmaya çalışan çevreye/topluma isyan ve itaat merkezli çelişkili tepkilerinin anlatımından oluşur.
https://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/EDEB%c4%b0YAT-B%c4%b0L%c4%b0M%c4%b0-SORUNLARI-VE-%c3%87%c3%96Z%c3%9cMLER%c4%b0-2.-C%c4%b0LT.pdf

kısacası, insan herhangi bir hakka sahip olduğunu ileri sürecekse, önce bunu hak edecek biçimde davranmalı, ahlaki ödev ve yükümlülüklerini yerine getirmelidir. sadece muhatabına değil, aynı zamanda ve öncelikle hamisine de ödev ve yükümlülük yüklemeyen herhangi bir hakkın varlığından söz edilemez. işte salt bu nedenle bile insanların intihar etme hakkına sahip olduğunu söylemek zordur.
+
insan da tanrının malı olduğundan, kendi varlığını sürdürmek ve kendisine zarar vermemek zorundadır.
+
insanın yaşamı da tanrının mülkiyetidir ve sadece yaşamın kullanımı insanın mülkiyetindedir. insan tanrıya ait olan bu yaşamı intihar ederek yok edemez. temel doğa yasasından diğer doğa yasaları ve bunlardan da doğal haklar doğar.
http://hukukbook.com/wp-content/uploads/2019/05/HFSA-Hukuk-Felsefesi-ve-Sosyolojisi-Arkivi-23.pdf

yeni fikir dergisinin başyazarı naci fikret, fikirlerinin türkiye’de rağbet görmemesinden hep yakınmış, hatta bu yakınmayla ilişkili olarak defalarca intihar etmeyi planlamıştır.
https://www.academia.edu/download/37569277/yeni_fikir_hareketi-konya.pdf

ilim ve fen kızlara lâzım mı?” diyen!
ne cehâlet! bu nasıl halt etmek!
öyle söz söyleme git ey câhil!
kadın efrâd-ı beşerden mi değil!
+
senelerce kovaladım
usanmadım seni tanrı,
fezâ’ kazan, kafam kepçe
bulamadım seni tanrı;
+
babillerde fuhuş, kadınlar ve tanrılar
+
namdar rahmi, naci fikret ile tanıştığı ve arkadaşlığını geliştirdiği dönemlerde rahatının kaçtığını söyler. zira naci fikret’in derin bir ilmi vardır. ilgilendiği ilimler kimya, biyoloji, fizyoloji, tıp ve felsefedir. ilerleyen yıllarda bu ilimlere dinler tarihi ve arkeoloji de eklenir.
+
şu son günlerde ilim ve hakîkat için genç rûhlarda şedîd bir açlık hissedilmiş olmalı ki her taraftan birbiri arkası sıra gazetelerin, mecmû’aların intişâre başladığını meserretle görüyoruz. çünkü çok senelerden beri spor cereyânı; fikir cereyânlarının, ilim fa’âliyetlerinin tamâmıyla zararına olarak hastalık epidemisi şeklinde ve tamâmiyle kumâr mâhiyetinde, zavallı genç rûhları istîlâ etmiş bulunuyordu. spor; gâyesi olan muhâfaza-ı sıhhat noktasından o kadar geniş sûrette inhirâf etmişti ki birçok gençler kuvvetlenecekleri yerde bil’akis zayıflıyor, kansızlığa, hatta vereme ve kalb hastalığına tutuluyorlardı. fikir ve ilim sâhasındaki za’if ve fakru’d-dem ise tedâvisi müşkül denilecek derecede vehâmet peydâ etmişti. şimdi çok şükür mes’ûd bir aksü’l-‘amel başlamıştır; bunun canlanması, kutlanması, vatan ve milletin selâmeti nâmına cidden şâyân-ı arzûdur.
+
cinsel organlar sadece insanda değil tüm varlıklarda enerjinin atımı ile üremeyi sağlayıcı değil, belki de beslenmenin sonucu açığa çıkan enerjinin atımı için mekanik bir yoldur (muşta, 1990: 89). bir erkekle kadının birlikteliği, erkeğin kadınla üremeyi sağlamak istemesinden ibaret değildir. burada asıl olan kadın ile erkeğin enerjilerinin atımıdır. iki cinsiyet arasındaki fark enerji seviyeleridir ve bir erkeği bir kadına yönelten asıl şey kadının enerji seviyesinin erkeğin enerji seviyesinden düşük olmasıdır.
https://dspace.gazi.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12602/175751/?sequence=1

kıbrıslı türklerin %75’i mutlu!
+
kargaları bile güldürecek siyasilerin ezberleri topluma ezberlettirildi, sapla saman karıştırıldı, atla eşek yarıştırıldı, ahbap çavuş ilişkileriyle en belirgin …..
+
yaşamak ve var olmak için bişey yap ey kıbrıslı türk
https://hasder.org/wp-content/uploads/Archive/addedFiles/31f3d6f2-45e6-4957-b1be-a0bcc1ecce69.pdf

ölümden de beter: ölüm olayının morfolojik olarak beddualara yasıması
http://www.kousbad.org/arsiv/cilt3.pdf

tablolardaki ölüm nesneleri: vanitas natürmort geleneği
+
fani olduğunu hatırla!
+
memento mori ya da ‘fani olduğunu hatırta`… bu sözlerin, yazı olarak resim yüzeyine dâhil oluşu ortaçağ’a dayanmaktadır.
https://www.researchgate.net/profile/Burcu-Guenay/publication/339042354_TABLOLARDAKI_OLUM_NESNELERI_VANITAS_NATURMORT_GELENEGI_OBJECTS_OF_DEATH_IN_PAINTINGS_VANITAS_STILL_LIFE_TRADITION/links/5e3a739592851c7f7f1d0e05/TABLOLARDAKI-OeLUeM-NESNELERI-VANITAS-NATUeRMORT-GELENEGI-OBJECTS-OF-DEATH-IN-PAINTINGS-VANITAS-STILL-LIFE-TRADITION.pdf

çifte cinayet: “tanrı’nın ölümü”nden “insanın ölümü”ne
+
foucault, antropolojik düşünceden kopuşun nietzsche ile başladığını özenle vurgular. nietzsche’nin ölümünü ilan ettiği şeyin tanrı’nın ölümü değil, insanın ölümü olduğunu açıkça ifade eder.
+
foucault mürşidi nietzsche gibi ahlaki bir bağlamdan hareketle ya da batı değerlerinin gözlemi sonucunda değil, batı düşüncesindeki bilgi sistemlerinin arkeolojik analizi neticesinde insanın ölümü düşüncesine varır ve insanın ölümünün nietzsche’nin tanrı’nın öldüğüne ilişkin düşüncesinin metafizik ve epistemolojik bir neticesi olduğunu belirtir.
https://www.academia.edu/download/58403232/Cifte_Cinayet-_Tanrinin_Olumunden_Insanin_Olumune.pdf

tennessee williams’ın kısa oyunlarında “çürümüş dünya” ve “kaçak benlik” metaforları
https://www.salakfilozof.com/wp-content/uploads/2018/05/turel-ezici-makale.pdf

iran sinemasının anlatı kodları: din, sansür, şiir ve belirsizlik
https://www.researchgate.net/profile/Mustafa-Sozen/publication/330117542_IRAN_SINEMASININ_ANLATI_KODLARI_DIN_SANSUR_SIIR_ve_BELIRSIZLIK/links/5c2e69ea299bf12be3ab2de4/IRAN-SINEMASININ-ANLATI-KODLARI-DIN-SANSUeR-SIIR-ve-BELIRSIZLIK.pdf

nasıl toprak oluyoruz?
https://www.researchgate.net/profile/Mustafa-Sahin-4/publication/318284599_Nasil_Toprak_Oluyoruz_NASIL_TOPRAK_OLUYORUZ/links/5960ce1ba6fdccc9b1f5913d/Nasil-Toprak-Oluyoruz-NASIL-TOPRAK-OLUYORUZ.pdf

aziz nesin ve nikolai v. gogol’da bürokratik devlet mekanizması: kamu tercihi teorisi bağlamında çarlık rusya’sı ve türkiye karşılaştırması
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423880326.pdf

cesedin metalaşması: kapitalizm, bedenin politik ekonomisi ve kadavra ticaretinin doğuşu
+
kapitalizmde beden maddi değer üretirken fiziksel olarak tükenir ve sembolik olarak değersizleşir. çalışma rejimine dayanan sermaye iktidarının nesnesi olan beden, ölüm halinde kadavra olarak tıbbi bakışın bilgi nesnesine dönüşür.
+
kapitalist toplum tarihsel olarak yoksulların bedenlerinin değersizleştirilmesine ve metalaşmasına dayanan piyasacı bir ideolojiye yaslanmaktadır. yoksulların bedenleri hem yaşarken hem de ölüm halinde değersizleştirilmekte ve metalaştırılmaktadır.
https://www.academia.edu/download/65327934/Cesedin_Metalasmasi_Kapitalizm_Bedenin_Politik_Ekonomisi_ve_Kadavra_Ticaretinin_Dogusu.pdf

hastane ve hastane dışı otopsi olgularında “bronşial mukus ve kalp kanında” postmortem olarak saptanan gram negatif çomakların sayısı ile morgda kalma sürelerinin karşılaştırılması
https://www.researchgate.net/profile/Bekir-Kocazeybek/publication/302539026_Comparison_of_the_Number_of_Gram_Bacilli_in_Broncial_Secretion_and_Heart_Blood_and_Staying_Time_in_the_Morgue_in_Autopsy_Cases_of_Hospitals_and_Non-Hospitals/links/59030e0caca2725bd723acdf/Comparison-of-the-Number-of-Gram-Bacilli-in-Broncial-Secretion-and-Heart-Blood-and-Staying-Time-in-the-Morgue-in-Autopsy-Cases-of-Hospitals-and-Non-Hospitals.pdf

yüzyıla ait güney italya mimarisinde kerestenin geleneksel kullanımı: çatı yapılarının restorasyonu
https://www.academia.edu/download/56278410/Francesca_Brancaccio-1.pdf

yaralar
+
yara, farklı özellik ve derecedeki kuvvetlerin vücutta oluşturduğu hasar olarak tanımlanabilir.
http://klinikgelisim.org.tr/eskisayi/klinik_2009_22/05.pdf

post- modernist anlayışta sosyal dışlanma: yoksul ve çirkin sözleşmesi
+
sosyal temsiller, dini inançlarımıza, politik fikirlerimize ve nefes almak kadar kendiliğinden yarattığımız bağlantılara tutarlılık sağlayan fikirler deposu gibidir.
+
bir bireyin özgürlüğünden vazgeçmesi, insan olma niteliğinden, insanlık haklarından ve hatta görevlerinden dahi vazgeçmesi anlamına gelmektedir.
+
bireylerin oluşturduğu toplum, daha sonrasında bireyin kendini kabul ettirmek zorunda kaldığı bir kalabalık olarak karşısına dikilmektedir.
+
çirkinlik sıfat olarak olumsuz ve kötü olan her şeye atfedilmiştir. gördüğümüz şişman biri de çirkin olarak tanımlanmaktadır, mide bulandırıcı ya da kokuşmuş şeyler de.
+
güzellik bir statü müdür?
+
reklamlarda, birbirinden şık, fit ve seksi kadını ev temizlerken, iş yerinde çalışırken ya da sokakta yürürken görürüz.
+
haber bültenlerinde ise acı bir müzik eşliğinde sokaklardaki yaşlı kadınlar, adamlar, sokak çocukları görüntülenmektedir.
+
“kirlenmek güzeldir” diyen reklamlarda görülen çocukların dahi zengin bir mahallenin, pembe yanaklı, güzel yüzlü çocukları oldukları aşikardır.
+
hollywood sineması hayal üzerine kurulduğundan, estetikten yoksun hiçbir birey; ana karakter ya da iyi bir karakter olarak sunulmaz. pasolini gibi yönetmenlerin filmlerinde karşımıza çıkan ucubemsi, asimetrik yüz hatlı, şişman oyuncular, bir hayal dünyası sunan sinemaya atılan bir çamur gibi görülmüş, zaman içerisinde pasolini’nin bu seçiminin hollywood’a, estetik sanata ve insan doğasına protest bir duruş olduğu fark edilmiştir.
+
kadın imgesi bir sanat eserinde kullanıldığında, yani bedeni ya da kişiliği bir gösteren olarak sunulduğunda, çok ciddi bir sorunsal haline gelmektedir.
+
japon yönetmen sion sono, “koi no tsumi” (aşk suçları, 2011) adlı filminde estetik beğeninin, duruşun ve pazarlamanın bedenin metalaşmasında nasıl kullanıldığının altını çizmiştir. aynanın karşısında çıplak olarak markette yapacağı sosis satışının provasını yapan kadın, bu provalardan sonra markette satışlarını arttırmaktadır. kadının, beden dilini ve kadınsılığını kullanarak adeta sosis yerine kendini sattığı görülmektedir.
+
günümüzde kadınların “ideal” ve “mükemmel” olma arzusu, kitle iletim araçları doğrultusunda oluşturulmaktadır. bu ilgiyi korumanın en önemli mekanizması ise bu idealizmin şişmanlık ve ete yönelik bir tiksinti üzerine inşa edilmesidir.
+
lacan’cı yaklaşımla baktığımızda, parça-bütün ilişkisiyle açıklayabileceğimiz bu durum karşısında, kadın, hemen kesilip ya da eritilip yok edilmezse tüm bedeni sararak bütüne karşı duracak bir muhalefet gözüyle yaklaşmaktadır.
http://gizemsimsekkaya.com/wp-content/uploads/2017/07/%C5%9E%C4%B0M%C5%9EEKGizem.pdf

tanalith-e çözeltisi ile emprenye edilen bazı ağaç malzemelerin kendi kendine yanma özellikleri
+
maksiller sinüs metastazlı meme karsinomu
https://www.academia.edu/download/61380540/SIVAS_UMTEB20191130-69670-165sgig.pdf

cerrahların yüzyılı —ııı— kurtuluş
+
semmelweis adlı bir doktor, günümüzün bütün tıbbi kurallarının aksine lohusa ateşinin ölülerde disseksiyon yapan ve ellerini temizlemeden hastalan muayene eden hekimlerin ve tıp öğrencilerinin ellerinden geçen bulaşıcı maddelerden meydana geldiğini iddia etmektedir.
+
semmelweis’in geçirdiği sarsmtı o kadar etkiliydi ki, delirmekte olduğunu sandı. intihar etmeyi düşündü. sayısız kadının bizzat katili olduğu savı onu uykularından etti. bu düşünce onu yaşamının sonuna kadar terketmeyecekti. çok yıllar sonra şöyle yazmıştı : «benden dolayı vaktinden önce mezara gidenlerin sayısını sadece tanrı bilir».
+
hiç bir hastaya istisna tanımadan hepsi lohusa ateşine tutulmuş o koğuşun ilk yatağında rahim kanseri olan bir hasta yatmaktaydı. semmelweis ve öğrencileri koğuşa girmeden ellerini temizlemişlerdi. fakat ondan sonra hastalan arka arkaya, evvela rahim kanserli hastayı, sonra da ötekileri muayene etmişler, her muyene arasmda ise ellerini hiç yıkamamışlardı. semmelweis hayatının ikinci buluşunu yapıyordu. bulaşma maddeleri sadece ölüden canlıya taşınmıyor, cerahatli ve çürümüş halleri olan hastalardan, sağlıklılara geçiriliyordu.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/54187/10877.pdf

neoliberal politikaların üreticisi olarak doktorlar
+
parmenides’in logos’u
+
çocuk ve dijital oyun etkileşimine etiksel bir bakış
https://www.academia.edu/download/53261125/ICHACS_2016_A_Fresh_Start.pdf

aynadaki ben/lik “handan”ın imgesel halleri ve varoluş süreci
+
bireyin soylu bir gerçekle kendi değerlerini fark etmesi, akıp giden zaman içinde kendini yeniden kurma çabasının varoluşsal bir sancısıdır. bireyin duyumsadığı özgürlük ve kendini tanıma arzusu sanatın, insanı sınır tanımaz yeni varoluşlara çekmesi ile yeni bir anlam kazanır.
+
kadının vücudu gibi ruhu da kocasının sahası.
+
handan, kadının sadece cinsel bir meta olmadığını ve erkeklerin bedensel ve ruhsal olarak kendilerini kullanmayacağını ortaya koyan sihirli otoriter bir dişidir.
+
handan’la her şey konuştuk neriman. senin uykunu getiren içtimaiyat, iktisat, felsefe, hatta politika her şey konuştuk. yavaş yavaş gözümün önünden onun ziyadar gözlerinin, ziyadar saçlarının nisviyeti uçtu; narin, beyaz göğsünü görmez oldum.
http://turkoloji.cu.edu.tr/YENI%20TURK%20EDEBIYATI/veysel_sahin_aynadaki_benlik.pdf

omurilik yaralanması ve kendilik kavramında değişim
+
omurilik yaralanması bireyin yaşamında önemli değişimlere neden olur. bunlardan en önemlilerinden biri de kendilik kavramında değişimdir.
+
sağlıktaki bazı değişimler bireyin bağımsızlığını, üretkenliğini dolayısı ile kendilik kavramını etkileyebilir. kendilik, yaşam deneyimimizin en önemli yönü olup, dört önemli öğesi; kimlik, özgüven, rol ve beden imajıdır.
https://www.academia.edu/download/62820225/Alteration_of_Self-Concept_Following_Spi20200404-10607-udwo2b.pdf

cinsel taciz ve travma: eleştirel bir deneyim aktarımı
+
klinik psikoloji alt alanı tarafından önerilen tedavi yöntemlerinin kadını bağlamından koparma çabalarının yanında teorik zemin sunmaya çalışan “bilimsel” makalelerin taciz konusunu tartışma şekilleri de şüphe uyandırıcıdır.
+
psikoloji literatürüne hâkim, kadının acısı kişiseldir ve kişisel uyum ile çözülür varsayımı feminist terapi yaklaşımı tarafından eleştiri gören en önemli varsayımdır.
https://www.academia.edu/download/37597110/61-68-Eyupoglu_1.pdf

agroterörizm (tarımsal terör)
https://researchgate.net/profile/Celal-Tuncer/publication/287330117_Agroterorism_Tarimsal_Teror/links/5675673d08ae502c99cdf80e/Agroterorism-Tarimsal-Teroer.pdf

nusret bey’in suçsuz olduğu mahkeme kararıyla da tescil edildi. ancak, nusret bey’in idamının üzerinden 6 ay geçmişti.
+
divan edebiyatında güzellik, yer yer akıl almaz boyutlara ulaşırken; halk edebiyatında daha makul boyutlarda ele alınmıştır.
+
diyar diyar dolaştım
kara gözlü yar için
+
seni bana verseler
dilenmeye razıyım
+
gerdan kat kat olmuş çok canlar yakar
+
seneler önce urfa’da elektrik akşam ezanından sonra yanar, gece saat 22.00’de sönerdi. elektrik sönünce karanlığın kucağına düşen şehirde sahurla günün ağarması beklenir, şehrin güzellikleri de karanlığa gömülür, onlar da bekleyişe girerdi.
karanlıktan en çok fırıncılar etkilenirdi.
çünkü urfa’da işe en erken giden fırın işçileridir.
+
üzerinizde iyi koku vardır, diye kadınlar burunlarını tıkadılar ve görünmemek için üzerlerine sargı geçirdiler. çünkü geçenlerde mehmet ağa’nın bir çocuğu da iyi koku aldığı için hastalandı ve öldü! yalnız ibrahim paşa ailesince değil, o havalide öteden beri iyi kokulara böyle kötü bir özellik isnat edildiğini sonra öğrendik.
https://surkav.org.tr/sanliurfadergi/surkav25.pdf

hz. peygamberin hastalıklara karşı tutumu
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1210759

“(hastalıkta) bulaşıcılık yoktur” hadisinin isnad ve metin açısından tahlili
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/85986

hadislerde geçen hastalık adları
http://isamveri.org/pdfdrg/D02568/2010_2/2010_8_2_ATMACAV.pdf

‘uğursuzluk üç şeydedir…’ rivayetinin isnad ve metin yönünden tahlili
+
“uğursuzluk (şu’m) üç şeydedir; ev, kadın ve at” rivayeti hakkında müslüman bilginlerin farklı yorumları vardır. bu çalışmada öncelikle bu yorumların hadis ilmi açısından anlamı değerlendirilmiş, sonrasında üzerinde çalıştığımız hadisin isnad ve metin tahlili yapılmıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/304456

frankenstein’in ona modern bilimin güçleri tarafından bahşedilen tanrı benzeri yeteneği sadece kaos ve umutsuzluk üretir ve bu ütopya ile distopya arasındaki bağın altını çizer. distopya enerjisini ütopyacı umutların ve özlemlerin başarısızlığından alır. frankestein’da, “insanın kusursuzlaşabilirliği” ütopyacı vaadi, dünyayı harap eden “kötücül bir iblis” kâbusuyla son bulur. böylesi bir sonuç koşullara bağlı veya rastlantısal değildir, ütopyacı girişimin mantığından ileri gelir.
+
stefan zweig, “kendileri ile savaşanlar” isimli kitabında hölderlin için “şiirin efsanesi” başlıklı bölümde, “gökyüzüyle yeryüzü arasını havanın doldurması gibi şiir de düşüncenin üst katmanlarıyla altının arasındaki boşluğu, tanrılarla insanlar arasını kapatır” diye tanımlar.
+
ruh, mit, tanrı vb. söylevler toplumları var eden doğal katmanlarken, saf hiçlik ya da kesin hiçlik gibi algılar toplumları var eden bir söylev olarak düşünülmez. fakat bu olgular toplumlar için inkâr edilse de evrenin doğasında vardır. dolayısıyla toplumlar içinde var olduğunu söylemek mümkündür.anlamsız bir şeyin varlığının kabulünün neredeyse mümkün olmadığını, toplumlar için ancak anlam ifade edecek bir şeyin kesin gerekli olduğunu” (tillman vd., 1995, s.98) söyleyen stockholder var olan değerler ve kabul edilenler ile ilgili problem yaşadığı çıkarımını yapmamıza neden oluyor. gereklilik, bilinç, ruh, mit vb. birçok değer anlaşılmaya çalışılmıştır. bütün bu ve buna benzer değerler konusunda “bilincimizi belirleyen şeyin sözden önce görsellik” olduğunu düşünür. görsel olarak oluşturulan bilinç ile toplumların düzenini var eden sözsel yaptırımların hiyerarşisi arasında fark olması gerekir. belki de bu nedenle metaforlar onun için çok önemlidir. konuşmalarında birçok farklı metafor örneği verir. “kullanılan metaforların algılanması kişilerin bilinç yapılarının şekli ile doğru orantılı olarak farklılık gösterecektir. bu farklılık yeni şeylerin keşfi anlamına da gelmektedir.
https://www.academia.edu/download/55177060/version21.pdf

sanat ve mimarlık / ütopya ve distopya arasında tersine çevrilebilir kader ya da arakawa ve gins’in ölüme karşı yaşam parkurları
+
sanatçı çift “ölmemeye karar verdik” sloganıyla manifestolarını ilan ettikten sonra, ölümü durdurabilecekleri araçlar yaratmanın yöntemini araştırırken,“gerçekten ölmek zorunda mıyız?” sorusuyla çıktıkları yolda, mimari bedeni normallikten azad edip dünyayı farklı bir şekilde algılamanın imkânını sorgulamışlardır.
+
senin öykün orada bedeninde başlıyor ve her şey yine bedeninde bitecek.
paul auster
+
insan kendini yeni baştan inşa edebilmek için sürekli olarak yıkmak zorundadır.
theo van doesburg
+
elli yıl sonra 20 mayıs 2010’da, gazeteler arakawa’nın ölümünü duyurur. ancak yaşamın bu doğal sonu sıradışı bir şekilde verilmiş, sanatçının eşi madeline gins the new york times’a verdiği röportajda ölümlülüğün kabul edilemez olduğunu söyledikten sonra şöyle devam etmiştir: “insanların ölmek zorunda olmaları ahlâk dışı. ölümün yasa dışı ilân edilmesi için başlattığımız davayı sürdüreceğim.”
+
arakawa (1936-2010) tokyo’daki matematik ve tıp eğitimlerinin ardından musashino sanat üniversitesi’nde öğrenim görmüştür. bedene olan ilgisi onu tıp eğitimine yönelttiyse de, bir doktorun hasta bir bedeni onarabildiği, ancak eski sağlıklı hâline döndüremediği düşüncesiyle bu daldan uzaklaşarak sanata yönelmiş ve “ölümü alt etmek”olarak tanıttığı bir konsepti sanatsal yönden ifade etmenin yollarını aramaya başlamıştır.
+
arakawa ve gins’in ortaya attıkları ise, içinde bulunduğu şartların ağırlaştırılmasıyla fiziksel açıdan zorlanan bedenin, kendi kendini onarmasına yönelik bir sav.
http://sosbildergi.msgsu.edu.tr/images/dergiler/pdf/2017/nisan/18/16.say-2.compressed.pdf

ekim devrimi’nin 103. yılında sovyetler birliği’nde tıp
leningrad kuşatmasında kentin sağlığı
erken dönem sovyet sosyalizmi’nin psikiyatriye özgün katkısı: nöropsikiyatri dispanserleri
sovyetler birliği’nde aşılama-bağışıklama çalışmalarının örgütlenmesi
+
antik yunanistan’ın tıp geleneğini temsil eden aesculape tapınaklarından birinin duvarında, “aesculape kendisine başvuranların yaralarını, hummalarını, sancılarını ve diğer acılarını çok güzel efsanelerle etkileyip, rahatlatıcı şuruplar içirerek ve yaralarını deşerek, dıştan ilaçlar sürerek iyileştirir” yazılıdır.
buradan tıbbın ve hekimliğin tarihsel olarak ‘hastaları iyileştirmek’ üzerine örgütlendiğini görebiliriz. bunun nedeni, insanlığın çağlar boyunca hastalıkların ‘nedenleri’ konusunda yeterli bilgiye sahip olmayışıdır. hastalarının ağrılarının gerçek nedenini bilmeyen hekimler, ağrıyı önlemekten çok iyileştirmenin yollarını aramışlardır.
+
19. yüzyılda sağlığın örgütlenmesini hayal edin. hekimler ya muayenehanelerinde ya da hastanelerde, kendilerine başvuran ‘hastaları’ iyileştirmeye çalışıyor. yani örneğimizde bireyler çiçek hastalığına yakalanıyorlar ve hekime başvuruyorlar. maalesef artık yapacak bir şey yok. oysa şimdi jenner çiçek hastalığının aşısını buldu. fakat aşı ‘hastada’ işe yaramıyor ki, hastalanmadan ‘önce’ yapılması lazımdı…
o halde ya insanlar hasta olmadıkları halde aşı yaptırmak için hekimlere başvuracaktı ya da insanları hastalıklardan koruyabilmek için sağlık hizmetini ‘yeniden örgütlemek’, insanların hasta olmadan da, hasta olmadıkları halde de başvuracakları yeni kurumlar yaratmak gerekecekti.
+
weitling’den günümüze sol ilahiyatçılığın diyalektik eleştirisi
+
“sol ilahiyatçılık” esasen, kapitalist üretim biçiminin dünya çapında egemen olduğu günümüz koşullarında, ezilenlerin kurtuluşundan yana bir dinyazımı ve bu dinin bir toplumsal mücadele programı olarak sunulmasıdır.
+
din coşku demekti ve insan coşku olmaksızın yüce bir şey yaratma becerisine nail olamazdı.
https://www.researchgate.net/profile/Nazli-Can/publication/346609055_COVID-19_Surecinde_Yayginlasan_Uzaktan_Egitimin_Degerlendirilmesi_ve_Egitim_Emekcileri_Acisindan_Incelenmesi/links/5fc933f8299bf188d4f13c14/COVID-19-Suerecinde-Yayginlasan-Uzaktan-Egitimin-Degerlendirilmesi-ve-Egitim-Emekcileri-Acisindan-Incelenmesi.pdf

bir gün demedi ki, namaz kıl, ibadet et. ama benim ateist olmama üzülürdü. mesela çocuklar hasta oluyor. annem diyordu ki allah büyüktür bir şey olmaz. ben de doktor necibe hanım büyüktür diyordum, çünkü iyi doktordur. allaha inanmayan bir insanın hayata karşı direnişi bence çok daha güçlü.
http://openaccess.marmara.edu.tr/bitstream/handle/11424/170333/001522501006.pdf

samuel taylor coleridge’in the rime of the ancient mariner adlı şiirinin ekoeleştirel açıdan analizi
+
insanlığın doğaya zarar verme süreci yeni başlamış bir olay değildir. çevre sorunları insanlığın tarihi kadar eskidir, ancak sanayileşmeden önce, tarım toplumu zamanında bu durum bölgesel düzeydeydi. sadece tarım alanları açabilmek için ormanların yok edilmesiyle başlayan bu süreç, sanayi devrimi’nden sonra hız kazanmıştır. insanoğlu, teknolojik olanakların da gelişmesiyle doğayı sınırsızca sömürebileceği bir kaynak olarak görmeye başlamıştır. önceleri bölgesel düzeyde hissedilen çevre sorunu, artık küresel boyutta hissedilen çevre felaketine dönüşmüştür.
+
ayrıca günümüzde çevre sorunları toplum tarafından yeterince karşılık bulamamakta ve gündeme getirilememektedir. doğayı bilinçsizce sömüren ve onun yıkımına neden olan insan, kendisinin de onun bir parçası olduğunu unutmakta; doğaya zarar vermenin aslında kendisine zarar verme anlamına geldiğini görmezlikten gelmektedir. günümüzde çok az sayıda insan bu sorunu gündeme getirmeye çalışırken, pek çok insan da çevre sorunlarının ulaştığı endişe verici boyutun farkında değildir.
+
hiçbir büyücülük, hiçbir düşman eylemi bu felakete uğramış dünyada yeni yaşamın yeniden doğuşunu sessizleştirmedi. bunu bizzat insanlar yaptı.
+
carson, radyoaktif tehlike üzerinde duran ilk yazarlardandır. ayrıca kimyasalların kanser, doğum kusurları ve genetik bozukluklara neden olduğunu şu şekilde ifade etmektedir:
“geçen çeyrek yüzyıl boyunca bu güç sadece rahatsız edici boyutta artmadı, aynı zamanda karakter olarak değişti. insanın çevreye en endişe verici saldırısı hava, toprak, nehirler ve denizi tehlikeli ve hatta öldürücü maddelerle kirletmesidir. bu kirlenme büyük ölçüde telafi edilemez; yalnızca yaşamı desteklemek zorunda olan dünyada değil, canlı dokularda da başlattığı kötülük zinciri geri döndürülemez. çevrenin artık bu evrensel kirlenmesinde, kimyasallar tam da dünyanın doğasını –tam da yaşamının doğasını– değiştirmede radyasyonun uğursuz ve pek bilinmeyen ortaklarıdır”.
+
sonunda sisi deldi, bir albatros geldi,
çıkageldi öyle bir yerlerden;
iyi yürekli bir tanrı kuluymuş gibi
bakıp selamladık hepimiz birden.
+
güneşin kendi iyilikleri için doğduğunu zanneden denizciler, bu düşüncelerinin doğruyu yansıtmadığını çok geçmeden anlarlar.
+
cehennem sıcağında bakır gökte
duruyordu kan rengi olmuş
güneş öğle vakti tam tepesinde direğin;
öyle ufalmış ki boyu ayla eş.
+
ve inanılmaz bir şey oldu,
tanrım! denizin ta kendisi çürüdü
ve sümük gibi olmuş o sularda
sümüklü yaratıklar sürünüp yürüdü!
+
denizin kendisi de işlenen bu günahtan ötürü çürür ve sümüksü bir hale gelir. bu çürümüş denizde dolaşan canlılar da deniz gibi gibi sümüksü ve iğrençtir.
+
ah işte baktı yüzüme nefretle
gemideki herkes, genç olsun, yaşlı olsun;
sövüp birlikte bana astılar boynuma
haç yerine ölüsünü albatrosun.
https://www.academia.edu/download/63007758/SAMUEL_TAYLOR_COLERIDGEIN_THE_RIME_OF_THE_ANCIENT_MARINER_ADLI_SIIRININ_EKOELESTIREL_ACIDAN_ANALIZI20200419-52688-1gtx2od.pdf

peygamber, insanların dünya ve ahirecce de kurtuluşa ermesini arzu eden, ümmetini çok seven, onların günahkarları için kıyamet gününde şefaatçı olmak için çırpınan, hastalandığında şifa dileyen ve veren bir “dede”dir.
+
ahmak, ağzıma helva tıksa onun helvasından hastalanır, ateşlenirim!
+
çalgıcıdan sonra mevlana, çalgıyı ele alır. onun için çalgı, hasta gönüllerin mahallesine getirilen bir alettir: “getir meclisimize çalgıyı, kerem sahibi ol bize karşı, kerem sahibi; hasta gönüllerin mahallesinde merhametli davran, merhametli. ”
+
ahlaksız bir davranışta bulunan kimselere şu tavsiyelerde bulunmaktadır: bunlar bilge kimselere -ruh doktorlarına- gitsinler. doktorlar onların hastalıklarını, orta yola dönünceye kadar, onlara öğretecekleri karakter özellikleri ile tedavi edeceklerdir.
+
insanlarda hayvani nefs, nâtık (düşünen) nefse galebe çalar ve arzular daima düşünceye muhalefet eder. ibn bâcce bu tür insanları hayvanlardan daha tehlikeli olarak kabul etmektedir, çünkü bu tür insanlar hayvani karakterli fiillerini gerçekleştirmek için akıllarını kullanırlarken, hayvan ise sadece tabiatının gerektirdiğini yapmaktadırlar. bu tür insan hastalıklı bedene benzer; ona iyi gıdalar verirseniz bu sadece onun hastalığını arttırır.
+
bozuk devletleri kesretle (çokluk) nitelendiren ibn bâcce, bu devlet ahalisinin durumlarının hasta insanlara benzediğini, zararlı maddelerden şifa, iyi gıdalardan zarar gören insanlar gibi olduklarını, sözlerinin yalan olduğunu, çoğu fiillerinin hatalı olup insanı olgunluğa götürmediğini belirtmektedir. buna karşılık erdemli devlette insanların görüşlerinin hepsi doğru olup eylemleri de mutlak olarak erdemlidir. bu yüzden erdemli şehrin insanları tıp ve kaza (hakimlik) ilmine ihtiyaç duymazlar.
https://www.academia.edu/download/59354576/Dogudan_Batiya_Dusuncenin_Seruveni_Cilt_720190522-75064-2q6sm6.pdf

maskenin ardında: insanın öteki karşısında gizlenme ihtiyacı
+
gündelik yaşam dışarıya ve ötekine gösterilen bir persona maskelemesi ile özdeşleşmektedir. insanın gizleyecek neyi vardır? bu metinde insanın gizlenme gereksinimi, kendisini başkasına gösterirken bir örtünün altından, bir maske ya da kozmetiğin ardına gizlenmesinden bahsedilecektir. michel leiris‟in maskeleme, toro ve torero görüşleri bağlamında ilerleyecek olan düzlemde; insanın ötekiyle olan iletişiminin esasen bir monolog olduğundan söz edilecektir. ardından kendi olanın çıplaklığının başkalarının bakışlarıyla olan donakalma ilişkisi incelenecektir. bu konunun ele alınmasındaki temel amaç insanın gündelik yaşamda kendisini genel olandan ayrıştıran yönlerini izler göz karşısında gizleme gerekliliği ve bu durum dahilinde yaşadığı tekinsiz karşılaşmalardır. maskenin sürdürülebilirliği ve parçalanmaya açık gerilimi tartışılmaya çalışılmaktadır. insan, kendi maskesinin altında gerçekten bir canavar mıdır? kendine bile bakacak cesareti yok mudur? başkası ya da öteki kendi canavarını açığa çıkarırsa, maskeden arınmak düşüncesi bizi de avlayabilir mi?
https://www.academia.edu/43787571/MASKEN%C4%B0N_ARDINDA_%C4%B0NSANIN_%C3%96TEK%C4%B0_KAR%C5%9EISINDA_G%C4%B0ZLENME_%C4%B0HT%C4%B0YACI_Behind_the_Mask_Human_s_Need_For_Hiding_Against_of_the_Other_%C3%96zlem_DER%C4%B0N

tıp düzleminde adalet
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/11249/T%C4%B1p%20D%C3%BCzleminde%20Adalet.pdf

postmodern dönemde neopagan düşünce ve sinema
https://www.academia.edu/download/46337982/ahmet_guveb.pdf

liberal ve muhafazakâr gelenekte michael oakeshott: rasyonalite, sivillik ve devlet
+
oakeshott şunu savunur, “bir hastanın hastalıklarını hafifleten ‘tıp bilimi’ denen bir soyutlama değildir; şifacı, sanatını, toplumdan değil, belirli öğreticilerden öğrenen belirli bir uygulayıcıdır”.
https://www.academia.edu/download/65323095/Doktora_Tezi.pdf

biliyorum ki öğretmenliğin en uygun yolu olarak bizlere öğrencilere şunları söylememiz öğretildi; sayfa 35, bölüm 4’ü açın. her zaman kitabı sağ elimizle tutmalıyız, sol elimizle değil. kafamız düz bir şekilde karşıya bakmalı ve ayak parmaklarımız 45 derecelik mükemmel bir açıyla durduğundan emin olmalıyız.
http://www.elestirelpedagoji.com/FileUpload/ks7397/File/elestirel_pedagoji_sayi_48.pdf

herkesin, “tanrı” tasavvuru, tahayyülü ve tefekkürü farklıdır.
https://www.acapublishing.com/dosyalar/baski/LUMINOSOPHY_2021_516.pdf

bir ilahiyatçı dünyanın en güçlü bilgisayarına sorar… “tanrı var mı?”
bilgisayar bunu bilmek için gerekli işlem gücüne sahip olmadığını söyler ve ….. ilahiyatçı son kez sorar; “tanrı var mı?” bilgisayar yanıtlar; “artık var!”
https://www.academia.edu/download/35177836/PostmodernBirFenomenOlarakSiberpunk.pdf

hegel’den marcuse’ye yabancılaşma olgusu
+
hegel’in tanrı’ya atfettiği özellikler aslında insanın kendi nitelikleridir; insanın kendi istek ve güçlerinin yansıtılmasıdır. asıl bu durum, insanın kendisinden uzaklaşmasına ve yabancılaşmasına neden olmaktadır.
+
feuerbach tanrı’yı insandan bağımsız olarak ele almaz. tanrı düşüncesi, insanın kendisini nesneleştirmesi neticesinde ortaya çıkar ve böylece insan kendisini yabancılaştırmış olur.
+
insan kendi niteliklerini tanrı’ya aktarırken kendini olumsuzlar ve fakirleştirir; “tanrı’nın zenginleşmesi için insanın yoksullaşması gerekir, yani tanrı her şey, insan ise bir hiç olmalıdır.
+
insanı egemenliği altına alan tanrı gerçekte insanın yabancılaşmasıdır. din ya da tanrı inancı, insanın özyabancılaşmasının kutsal biçimidir ve hem bu yabancılaşma türünü hem de yabancılaşmanın kutsal olmayan biçimlerini açığa çıkarmak gerekmektedir.
https://sosyalbilimlerdergisi.com/uploads/files/5b5987c8721cd16b34f928b9bf2c6f46.pdf

feuerbach’ın antropolojik ateizmi ve teistik açıdan değerlendirilmesi
+
ona göre, insan dinin hem başlangıcı, hem merkezi, hem de sonudur. din ise, insanın kendisine tapınmasıdır.18 insan kendisinde görmeyi istediği, fakat bir türlü görmeyi başaramadığı nitelikleri hayâlî bir varlığa atfetmektedir ve farkına varmadan da bu varlığı tanrı konumuna yükseltmektedir. yani, insanın tanrı diye taptığı şey, ulaşmak isteyip de bir türlü ulaşamadığı yüceltilmiş sıfatlardan başka bir şey değildir. bu anlamda insan tanrı’ya değil idealize edilmiş benine tapmaktadır.
+
feuerbach’a göre tanrı düşüncesi insânî düşkünlüklerimizin karşısına olanaksız bir mükemmel koyarak bizi kendi doğamızdan vazgeçirmektedir. bu nedenle tanrı sonsuz, insan geçici idi, tanrı her şeye kadir insan ise zayıf, tanrı kutsal insan ise günahkar idi.
+
feuerbach’a göre din, insanlığın çocukluk rüyasıdır. ona göre, insanlık er veya geç bu rüyadan uyanacak, mutluluğu ve huzuru gök yüzünde değil yeryüzünde, tanrı’da değil bilimde, inanmada değil bilmede arayacaktır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/188608

tanrı adına savaş
https://www.academia.edu/download/60761123/Karen_Armstrong_-_Tanri_Adina_Savas20191001-2412-1c19ckv.pdf

tevfik fikret şiirinde acının estetiği
+
çığlık, insanın acıyı ifade etme biçimi olmaktan ziyade, acının kendi hakikatini ortaya çıkarması ve kendi dilince, insan aracılığıyla konuşması gibidir. varlık’ın hiçbir dolayımlayıcıya ihtiyaç duymadan “hayret”i yaratması gibi acı da “çığlık”ı yaratır. varlık “hayret” olarak kendini gösterir, acı ise “çığlık” olarak. ikisi de dolaysız, aracısız, ilksel, kendinden menkul, gayrı aklîdir; ikisi de dil-öncesidir, bilincin ve dilin kurduğu sembolik alanın altında, dipte, bilinci ve dili önceleyen bir yerdedir.
+
breton, bilimsel bilginin ve tıbbî kaygıların en başat olması gereken durumlarda bile (hastalık, kaza, ameliyat vs.) ahlâkın ve kültürel referansların önemli dinamikler olduğunun altını çizer.
+
zborowski’ye göre, acı sadece kliniklerde ve laboratuvarlarda değil, toplumsal yaşamın karmaşık labirentlerinde de gözlemlenmelidir.
+
acıyı tanımlarken semptomlardan, dokulardan, hastalıklardan, biyokimyasal verilerden yararlanan tıbbî terminoloji ile kültürün sözcük dağarcığı arasındaki farkın büyüklüğü oldukça önemlidir.
+
acı duyumunun yorumlanması ve inşâsı olarak acı kültürü, acının kaynağından tamamen ayrılarak bağımsızlaşma, kaynağa ihtiyaç duymamaya başlama ve bizatihi bir varlık olma eğilimindedir. değerler alanı olarak kültür (ve onun daha özel ve kutsal formu olan din) “giderek” baskınlaştıkça, içerisinden çıktığı kaynağı (kaynağın yanı sıra kaynağa dair tıbbî bilgiyi de) ardında bırakıp onu yok sayma eğilimi gösterir.
+
yahudilerin, inançlarının ve türlü ıstıraplarla dolu tarihsel sürgünlüklerinin derin hafızasına sahip oldukları gerçeği, acı verici bir durum karşısında bugün gösterdikleri tavırlara bakılınca da anlaşılabilir: mark zborowski, farklı sosyalkültürel-inançsal aidiyetlere sahip insanların acıya yönelik tavırları arasındaki farklılıkları gözlemlerken, yahudi hastaların yalnızlığa ve iletişim kurabilecekleri herhangi bir insandan mahrum kalmaya tahammül edemediklerini tespit eder. özellikle acıları şiddetlendiğinde, yanlarında başka insanların –bilhassa ailelerinin– olmasını isterler. acı verici, sıkıntılı bir durumdayken yalnız kalmak, onların kültürel değerlerine ters bir şeydir. zborowski’ye göre yahudilerin acıyı bir uğursuzluk belirtisi saymaları, acı karşısında yalnız kalmaktan ve onu tek başına karşılamaktan kaçınmaları, yahudilerin acı dolu tarihleriyle ilgili bir şeydir.
+
rahibe ameliyat masasındadır. bir tarafta “var gücüyle hastalığa deva bulma”ya çalışan hekim, diğer tarafta ise “hekim bıçağı yaraya soksun da daha çok acı çeksin diye bekleyen” kendisi! tüm ameliyat süreci, isa’nın çarmıhta işkenceyle öldürülmesi olayını ihtiva eden hıristiyan kök-hikâyesinin farklı bir çeşitlemesi olarak telakki edilir ve ameliyat bir şevkle karşılanıp rahibe tarafından adeta bir fırsata çevrilir: rahibenin muhayyilesinde cerrahi aletler çile tasvirlerindeki işkence aletleri, çevresindeki diğer rahibeler isa’nın kutsal yaverleri, hekim ise zalim bir cellattır!
+
hastalık, der pascal, “hıristiyanların doğal halidir.”
+
melankolinin yiyecek ve içeceklerle, sıcaklık ve soğuklukla da çeşitli ilgilerinin olduğunu düşünen aristoteles, son olarak “bütün karasafralıların sıradışı olmasının nedeni hastalık değil doğa.” diyerek melankolik mizaç üzerindeki birincil etkenin doğa olduğunu öne sürer.
+
hıristiyan ideolojisinin günah sayarak (acedia) din-dışı ilan ettiği melankoliyi, aydınlanma ideolojisi de hastalık ve suç olarak görmüştür. kitlesel kapatmalar ve tutuklamalarla onu baskı altına almış, muhalif potansiyelinden korkulan melankoli ve tinsel acı kliniğin ve hapishanenin duvarları arkasında kriminalize edilerek susturulmuştur.
+
cioran; shelley ve baudelaire gibi şairlerin “organizmamızın en derinine müdahale et[tiklerini]” söylerken, romantiklerin kaos karşısında kurucu bir tavır göstermelerine karşın dekadans şairlerin yıkıcı bir müdahaleciliğe sahip olduklarına işaret eder: “zira şair bir tahrip etkenidir, bir virüstür, kılık değiştirmiş bir hastalıktır.”
+
yürür, fakat suların böyle kahr-ı hiddetine
nasıl tahammül eder eski, hasta bir tekne?
+
siz toplanın başında bu na’ş-ı mükerremin,
siz ey kadınlığın ebedî iştikaları
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET001751.pdf

yazık ki yazık kendine gel güzel kızım. tesettür seni örter, perdeler. örtü ve perde ile sır dairesine girer, erkek tarafında efsunlu gözükür ve cazibeli olursun. örtü kadını erkek gözünde kıymetlendirir, hor ve hakir bakışlardan muhafaza eder.
+
boşanmış ve ahlaki bir erdemi olmayan sanatçı müsveddelerinin evlilik programlarında evliliğe dair akıl aldık.
+
kıçı başı açık kadınların programlarında “hocam islam’da bu var mı, islam bu husus üzerine ne diyor” diye soruların karşısında dine dair fetva ve anlatımlarda bulunan hoca kılıklı tiplerle dinimizi öğrendik.
+
annemiz kaybolsa, evladımız yitse cep telefonu kaybolduğu kadar çırpınmayız.
+
parkta yürüyorum, gençler yıldızların ürpertici görüntüsünden habersiz, rüzgarın saçlarını okşamasından ve tenini öpmesinden yoksun cep telefonu başında ona bağlı vakit geçiriyorlar.
https://www.istanbulalperenocaklari.org/wp-content/uploads/2021/03/ALPEREN-eylul-2019.pdf

gadamer 100 yaşındayken, ölmeden hemen önce, tıp doktorlarının kendisine yaptığı söyleşi çağrısına uyarak, belki de felsefenin çağrısına uyarak, kamu önünde, tıp doktorlarının önünde yaptığı son konuşmada, eski yunanlıların sorduğu gibi, heidegger’in yeniden dillendirerek sorduğu gibi, son bir defa daha τί ἐστιν [ti estin] diye soruyordu: τί ἐστιν [ti estin] ağrı?
+
platon devlet adamı’nda, siyasi evrimin ilk basamağı olarak, kralın yönetme karakteri ve erdemini herkeste bulunması mümkün olmayan yüce bir bilgi çeşidi olarak sunar ve ona göre bir insan resmen bir kral olsun ya da olmasın, yönetime ilişkin yararlı bir bilgiye sahipse bir kral sayılmalıdır, tıpkı iyileştirme becerisine sahip birisinin resmen bir doktor olmasa da doktor sayılması gerektiği gibi.
http://www.kutadgubilig.com/wp-content/uploads/2019/01/kgb-25.pdf

doğa ve insan ilişkisi bağlamında caspar david friedrich’in manzara resimleri
https://www.ulakbilge.com/makale/pdf/1579787387.pdf

günümüz sanatında yaşam ve ölüm sembolü olarak kafatası
https://www.academia.edu/download/61303335/DAMLA_OZTURK20191122-58083-o74s31.pdf

doktor’un sağlığında en nefret ettiği şey “tâbi insan”ların o’nu tekrar etmesi idi. biz, o’nun kaygısını anladık ve asla da “doktorcu” olmadık.
+
doktor’un gençliğinde müslüman inanç ve gelenekleriyle tanışmış oluşunu, namaz dahi kılışını değil, diyalektik, tarihsel ve felsefî materyalizme olan sıkı bağlılığını söylemeliyiz.
http://sorunpolemik.com/pdf/Sorun-Polemik-24.pdf

din yorgunluğu söylentisi
-narsizmin yükselişi, diji-dindarlık ve umudu tazelemek
+
taha abdurrahman’a göre zaman ikiye ayrılır: teknolojik zaman ve ahlaki zaman. teknolojik zaman dünyaya hükmetme imkânı veren ve milletler arasında değişen bir zamanken, ahlaki zaman vahyin inmesiyle sahibini bulur. son vahyin sahibi müslümanlar olduğuna göre ahlaki zaman onların uhdesindedir. dolayısıyla modernitenin ahlaki bağlamda ifsat ettiklerini ıslah etmek müslümanlar için bir düşünsel konfor değil, bir dinî vecibedir.
+
korona salgını ile ilgili esrarengiz olan durumlardan biri hastalığa yakalananların aşırı yorgunluk ve hâlsizlik çekmesi. hastalık kalıcı yorgunluğa birebir benziyor gibi görünüyor. hastalığı atlatan ancak uzun vadede şiddetli belirtiler yaşamaya devam eden hasta sayısı giderek artmakta. bu belirtilerden biri de kronik yorgunluk sendromu. koreli düşünür byung-chul han yorgunluk toplumu adlı kitabında yorgunluğu neoliberal başarı toplumunu etkileyen bir hastalık diye tanımlamıştı. kimileri buradan kimileri başka göstergelerden hareketle din yorgunluğu söylentisini dolaşıma soktular ve bu kavram oldukça rağbet gördü. fakat şu soruları gündeme getirmediler: insanlar yorulabilir, dindar yorulabilir, dinî odaklı kurumlar yorulabilir. yorgun insanı, yorgun toplumu anlarız da ne demek yorgun din? dini hesaba çeker gibi din yorgunluğundan bahsetmek idraksizliğin de ötesinde meseleyi tam anlamıyla kavramamaktır aynı zamanda. hâlbuki asıl hesaba çekilmesi gereken din değil, bu öngörüsüzlük ve dinle kurulan ilişkinin emanet paradigmasından uzaklaşmasıdır.
+
covid-19 virüsü, patolojik sosyal fay hatlarını derinleştirerek tükenmiş toplumumuzu yıpratıyor. bizi toplu bir yorgunluğa sürüklüyor. bu nedenle koronavirüs, yorgunluk virüsü olarak da adlandırılabilir.
+
o zaman tanrı üzerine, tanrı ve koronavirüs üzerine konuşalım.
+
peki, çok fazla şeyden bahsettiniz. ilk olarak, söylediklerinizin, röportaj yaptığım ve hasidik bir haham olan haham kennick ile olan benzerliğinden çok etkilendim. o da aynı fikri aktarmıştı. senden sana kaçıyorum. yani korku ve kaçış tam anlamıyla tanrı’ya dönmektir. bu manada bir davet, ama siz aynı zamanda bir ceza ve gelecek olayların işareti olduğundan bahsettiniz. sizce yaşadıklarımız bir ceza mı yoksa sadece uyanmamız için bir çağrı mı? bu durumda covid-19’u nasıl görüyorsunuz?
+
peki, bu aslında beni son soruma yönlendiriyor. yani burada farklı dinler var ve vadinin farklı noktaları var ama bir araya geliyorlar. böylece, dağ zirvesinde buluşmalarıyla ruhen birbirine bağlılar. bugün gördüğümüz dünyanın kendisi de jeopolitik olarak baktığımızda ve bu hastalığın yayılışına baktığımızda birbirine bağlı, tepkiler de öyle. her şeyin birbirine nasıl bağlı olduğunu anlamanın arka planı, (bu konudaki) ruhani teoriniz nedir ve koronavirüs bu durumda nasıl vuku buluyor?
+
oldukça etkili girizgâhınız için teşekkür ederim. sizinle, beni zorlayan ve pek çok insanın da zorlanacağını bildiğim bir fikri paylaşmama izin verin ve bizim de öyle olacağımızı (zorlanacağımızı) biliyorum, bazı insanlar müteakip sebepten ötürü söylediğinizi anlamakta zorlanacaklardır. yahudi cemaatine bakalım. yahudi cemaati hem new york hem israil de çok ağır hasar gördü ve cemaatin en ağır hasar alan kesimleri aynı zamanda en dindar kesimleriydi. durum böyleyken, eğer virüs bize tanrı’yı unutmamayı öğretmek için geldiyse nasıl oluyor da teknolojiyle, bilimle en az alakadar olan ve görünüşte en dindar insanları buluyor? bir şeyler ters gidiyor, eğer covid-19’dan alınacak ders kendimize itibar etmemekse yanlış insanlar cezalandırılıyor.
+
ancak burada önemli bir nokta var ki, virüs sadece covid hastalarını değil, artık sağlıklı insanları bile yorgun bırakıyor. slavoj zizek pandemic! covid-19 shakes the world (pandemi! covid-19 dünyayı sallıyor) adlı kitabında bir bölümü bütünüyle “neden sürekli yorgunuz?” sorusuna ayırıyor. keza, zizek, salgının bizi yorduğunun açıkça farkında.
+
covid-19 salgınının başlangıcından bu yana google’da estetik cerrahi aramaları hızla artış gösterdi. karantina sırasında, estetik cerrahlar, yorgun görünümlerini iyileştirmek isteyen müşterilerden gelen sorularla dolup taştı.
+
sağlık çılgınlığı covid-19 salgınından önce zaten yaygındı. şimdiyse, sanki sürekli bir savaş durumundaymışız gibi, esas olarak hayatta kalmakla ilgileniyoruz. hayatta kalma savaşı olduğu sürece, iyi bir yaşamın nasıl olacağı sorusu ortaya çıkmıyor.
+
salgın intihar sorununun iyice derinleşmesine sebep oldu. güney kore’deki intihar oranı salgın patlak verdiğinden beri hızla arttı.
+
yoksulluk ve açlık sınırındaki yığınlardan toplanan vergilerin israf edilmesi, devlete, hukuka ve adalete duyulan güvenlerini sarsıyor.
+
din köylüdür, kent sekülerdir.
+
boğaziçi kadife darbesi sürecinde şimdi dördüncü aşamaya gelinmiştir. dördüncü aşama, sedat peker’in sosyal medya üzerinden başlattığı aşama olarak değerlendirilmektedir.
+
çok gürültülü bir dünyada yaşıyoruz.
http://umrandergisi.com.tr/u/umran/pdf/323-1625662765.pdf

wolfgang borchert’in kısa öykülerinde anne imgesi
+
tabi ki dindar bir şairim. bunu saklamıyorum. ben güneşe, balinaya, anneme ve çimene inanıyorum. bu yeterli değil mi. çünkü çimen, sadece çimen değil.
+
yoğun yaşanılan yirmi altı yıllık bir ömür
+
politik fıkralar anlattığı için ihbar edilir ve tutuklanarak 1944 ocak ayında berlinmoabit’eki askeri hapishaneye gönderilir.
+
karaciğerinin iflası ile noktalanan yaşamına kadar geçecek olan iki yıl içinde olabildiğince çok sayıda öykü ve tek tiyatro eseri kapıların dışında’yı yazar.
+
doktorlar, tedavi edebilecekleri bir hastadan çok ölüm tarihini uzatacakları bir gençle yüz yüze olduklarının bilincindedirler. günlerini çoğunlukla yalnız ama yazarak geçirdiği hastanede 20 aralık 1947’de vefat eder.
+
wolfgang borchert. yirmi altı yıllık bir ömür. bunun beşte birini, anne veya aile kuralları; beşte iki dilimini eğitim sisteminin kuralları; diğer bir beşte birini mesleki kurallar ve son beşte birini de savaş kuralları şekillendirmiştir.
+
genel olarak cinsiyet doğrultusunda değerlendirdiğimizde erkekleri askeri disiplin baskılarken kadınları da yazılı ve sözlü toplumsal-kültürel kurallar kıskacına alır.
+
annelerin güçlü bir sevgiye sahip oldukları inancını koruyan yazar, çağrı niteliğindeki denemeleriyle anneleri savaşı karşıtı (vicdanı red ) platforma davet eder.
https://www.academia.edu/download/57600635/Wolfgang_Borchertin_Kisa_Oykulerinde_Anne_Imgesi.pdf

doğanın gerçekliği, tanrı’nın doğası: zeki tasarım düşüncesi nasıl bir felsefi projedir?
+
zeki tasarımcı olarak tanrı anlayışı, saf bir inanma ihtiyacının ötesinde, özellikle son çeyrek yüzyılda darwin üzerine yapılan çalışmalara karşı kullanılan bir araştırma projesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
+
tanrı anlayışı da farklılaşmıştır. böyle bir dönemde “doğalcılık” ve “yaratıcı anti-realizm” yükselen değerler olmuştur.
+
bertrand russell, din ile bilim adlı kitabının “evrim” başlıklı bölümünde, insanlığın bilimsel faaliyetinde, kendisine en yakın değil en uzak şeyleri önce keşfetmeye çalıştığını söyler.
+
russell’ın dikkati çektiği bu nokta insan aklının bir çırpıda kavrayamayacağı kavramların kullanılmasının ve bu kullanımda doğanın gerçekliği ile tanrısallık adına çarpıtmaların çok rahatça yapıldığının bir göstergesidir.
+
doğal din olgusunun karakteri hume’a göre kısaca şuydu: gerçek (kitabı olan, ilahi) dinlerden farklı olarak doğal din olgusunda, insanın büyü, mucize, çeşitli simgeler ve doğaya ilişkin bilgisi artmasına rağmen azalmayan hayreti başrolde oynadı.
+
değişimden korkanların, değişime ayak uyduramayanların ya da mevcut durumunu korumanın sıkıntısı içinde olanların, muhafazakarlık aracı, teizme sığınmaktadır.
+
günümüzde paradoksal biçimde dinsel muhafazakarlık değil; değerler muhafazakarlığı söz konusudur.
+
zeki tasarımcı argümanı doğal bir duygudaşlık olarak, insanın doğa karşısında şaşırması, doğanın büyük bir organizasyon, düzen örneği ve sistem gibi algılanmasından kaynaklı hayretine ve merakına karşılık gelen bir söylemdir.
+
doğal teoloji ortaya çıktığı 17. yüzyılda ingiliz hıristiyan kilisesi için ateizm ve materyalizmle ilgilenmeye başlayan, bu akımlara sempati duyan bireylerin toplumda çoğalmasını engellemek amacıyla çalışan bir savunma mekanizmasıdır.
+
doğada bir düzen gerçekten var mıdır? doğada düzen olduğu kadar düzensizlik de bulunabilir mi? ya da doğada düzen işleyişi tasarımlanmış bir mekanizma gibi görmeye bizi iten nedir? her düzenli – görünen- işleyiş tasarımlanmış mıdır?
+
doğanın düzen ve iyilik dolu görünüşü dışında, düzensiz ve felaketlerle dolu bir yüzü de vardır. zeki tasarımcının neden bu türden felaketlere yol açacak bir sistem tasarımladığını, evrende kötülük problemine neden imkan verdiği, genel olarak tanrı düşüncesine karşı ileri sürülen klasik bir argümandır. dolayısıyla, eğer doğanın gerçekliğinde ve tanrı’nın doğasında bir amaç ve zeki tasarım varsa, zeki tasarımcının kusursuzluğa göstermekten çekinmeyeceği bir özenden de bahsetmemiz gerekecektir.
+
kemik yığınlarından nesli tükenmiş canlıların iskeletini oluşturmak görevi cuvier’nindi. bu usta anatomist, nesli tükenmiş olan bir uçan sürüngeni yeniden “canlandırdı” ve çağcıl insanın görüşüne sundu.
+
anatomik kanıtlardan yola çıkarsak, insan varlıklar dizisinin son öğesidir. plana göre onun ötesinde maddi bir gelişme sözkonusu olamaz.
+
gözlerimizi kapatalım ve matematiksiz bir dünyayı hayal etmeye çalışalım. ya matematik olmasaydı? genetik bilimi olmayacaktı, birçok insan sebebi anlaşılamayan hastalıklardan, genetik bozukluklardan ölecekti.
https://openaccess.iku.edu.tr/bitstream/handle/11413/1000/Mant%C4%B1k%2C%20Matematik%20ve%20Felsefe%20VI.%20Ulusal%20Sempozyumu%20Evrim.pdf

âdem ve havva’nın kitabı: eski ahit apokrifasında âdem ve havva’nın hayatı
+
havva, kendisini suçlar. kabil’in habil’i öldürmesinde de, âdem’e düçar olan hastalık konusunda da, yılanın şit’e saldırmasında da sorumluluğun kendisine ait olduğunu düşünür.
+
âdem hastalığında şit ve havva’dan bahçenin duvarının dibine gidip tanrı’dan yani bahçe sahibinden “lütuf yağı” talep etmelerini ister.
+
baruh’un kitabında ayrıca acı, keder, üzüntü, felaket, yıkım, her türlü hastalık ve belanın yanı sıra insan onurunu zedeleyen, insanı alçaltan her türlü durum, insanın karakterinin zayıflatılması ve ahlaki gevşeklik, kısaca tüm kötülükler âdem’in tanrı’ya karşı haddini aşmasının bir sonucudur.
+
(1) ve âdem, otuz oğul ve otuz kız babası oldu. (2) ve (âdem) hasta oldu ve yüksek sesle ağladı. “oğullarım, ölmeden önce sizleri görmem için yanıma gelin.” dedi.
+
(4) ve oğlu şit dedi ki: “âdem baba, senin hastalığın nedir?” ve o: “çocuklarım, ağrı ve sızılarım daha çok arttı.” dedi. (5) ve onlar da dediler ki: “ağrı ve hastalık nedir?”
+
(1) ve şit cevap verdi ve dedi ki: “baba, yemek için kullandığın şeyler hakkında ne düşünüyorsun ve onları arzulamaktan dolayı üzüntülü müsün? (2) şayet durum buysa söyle bana, ve ben gideceğim ve cennet’ten sana meyveler getireceğim. başımın üzerine hayvan gübresi yerleştireceğim ve ağlayıp, gözyaşı dökeceğim ve dua edip, yakaracağım. ve rab, beni duyacak ve meleğini gönderecek (3) ve sana onu (meyveleri) getireceğim. ve böylece şu dert, keder seni terk edecek” âdem ona dedi ki: “hayır, oğlum şit; fakat hasta ve kederli değilim.” şit: “sana bu olanlar nedir?” dedi.
+
(1) sonra, hayvan bağırarak şöyle dedi: “hey, havva, ne açgözlülüğün, ne hırsın, ne de üzüntün/ağlaman bizim yüzümüzdendir. (2) fakat sana, hayvanların yönetimi sana verildiği halde senin ağzın tanrı’nın ondan yememeni emrettiği ağaçtan yemek için nasıl açıldı? bunlardan dolayı bizim doğamız değiştirildi. (3) bu yüzden şimdi ben seni azarlamaya başlarsam sen bunu kaldıramayabilirsin/ buna tahammül edemeyebilirsin.”
http://evreninsirlari.net/dosyalar/128_s12_01.pdf

bir sapma davranışı olarak fuhuş
+
fahişelik insanlık tarihinin en eski mesleğidir denir. bu söyleme pek çok açıdan getirilebilecek eleştiriler bir yana bırakılacak olursa, fuhuşun en eski sapma davranışlarından biri olduğu açıktır. fuhuş, tarih boyunca değişik ölçülerde ve şekillerde bütün toplumlarda var olmuştur ve yakın gelecekte de varlığını sürdürecek gibi görünmektedir.
+
fuhuş bütün toplumlarda görülür, fakat aynı zamanda, toplumun büyük çoğunluğu fuhuşu onaylamaz. bazılarına göre fuhuş, kişiyi insanlığından koparan bir düşkünlük ve doğanın kanunlarının büyük bir ihlaliyken; diğerleri fahişeliği topluma faydalı herhangi bir meslek olarak görmektedir.
+
lombroso, ferrero ile birlikte yazdığı “suçlu kadın, fahişe ve normal kadın” adlı eserinde üçünü biyolojik açıdan karşılaştırmış, suçlu kadınların ve fahişelerin biyolojik bakımdan anormal, doğuştan dejenere oldukları sonucuna varmıştır. buna göre, tarihin başında cinsiyetler arasındaki ilişki fuhuşa dayanıyordu, erkek sadece kadın hamileyken onun yanında kalmaktaydı. zamanla tecavüz ve fuhuştan evlilik fikri doğdu. lombroso’ya göre bu, tıpkı suçtan ceza kanununun doğması gibidir. evrimsel açıdan gelişmeyen ilkel canlılar arasında fuhuş halen yaygındır; örneğin, izlandalılar veya tahitililer eşlerini eve gelen misafire ikram etmezlerse yaptıkları saygısızlık olarak algılanır. gelişmiş toplulukların içindeyse ancak aşağı sınıfta bulunan kadınlar bu işi yaparlar.
+
fahişeler, normal bir kadında bulunamayacak ilkellere ait genetik kalıntılar taşımaktadırlar. bir fahişede büyük bir çene kemiği, kafatası asimetrisi, garip dişler, basık ve geniş bir burun, wormian kemikler ve delice bakan kaşarlanmış gözler bulunur. en düşük fahişelerin yüzü ise bir erkeğinkini andırır.
+
fahişeler, doğuştan fahişe ve rastlantısal fahişe olarak ikiye ayrılırlar. doğuştan fahişeler, frijit olmalarına rağmen erken yaşta gelişmiş ve cinsel ilişkiye girmişlerdir. içlerinde şehvet duygusu taşımamalarına rağmen bu işi yapmalarının sebebi ahlaken düşüklüklerinin delilik mertebesine varmasıdır.
+
anne olmayı neredeyse tiksinç bulmalarına rağmen içlerinde büyük bir hayvan sevgisi bulunur. dindar bir karakter gösterirler, çoğu fahişenin meryem ana resmi taşıdığı gözlemlenmiştir.
+
otto weininger de bütün kadınların fahişelik eğilimine sahip olduklarını belirtmekte ve bunu içlerinde anne olmak için hayvani bir güdü beslemelerine benzetmektedir. buna göre, doğuştan “anne tipi” veya “fahişe tipi” şeklinde iki ayrı kadın tipi yoktur; gerçek kadın bu ikisinin arasındadır. fahişelik, baştan çıkarılmanın veya sosyal durumların per se bir sonucu değildir.
+
kingsley davis’in işlevselci teorisine göre, fuhuşun iki nedeni vardır. birincisi, cinsel ahlak bir yandan görünüşte fuhuşu kınarken, diğer yandan farkında olmaksızın veya ironik bir biçimde fuhuşun sosyal bir kurum olarak varlığını sürdürmesini sağlamaktadır. ahlaki sistem seksi önce iki türe ayırır: kişinin eşiyle anlamlı ilişkisinin bir parçası olan seks ve fahişeyle yapılan anlamsız seks. ayrıca belirli cinsel davranışları (oral veya anal seks) ahlaksız olarak kodlar, dolayısıyla bu davranışların ahlaklı kadınlarla yani eş veya kız arkadaşla yapılamayacağını erkeğin bilinçaltına yerleştirir. böylece cinselliğin ahlaksız yönünü yaşamak isteyen erkekler, ahlaksız kadınlara yani fahişelere giderler. kısaca, ahlaki sistem fuhuş için bir talep yaratır.
+
ikincisi, fuhuşun gördüğü fonksiyon, cinsel ahlakı güçlendirmektedir. fahişelerin varlığı, ahlaklı kadınların yani eşlerin ve kızların saygınlığının korunmasına hizmet eder. seks endüstrisi, erkekleri, evlenmeden önceki, evlilik dışındaki ya da diğer ahlaksız seks türleri için fahişelere gitmeleri hususunda cesaretlendirmektedir. ahlaksız seksin duygusal bir yönü olmadığından evlilik veya aile kurumu için tehdit oluşturması da imkansızdır.
+
augustinus dahi, “eğer fahişeler, insan topluluğundan uzaklaştırılırlarsa, şiddetli arzuların uyanması vasıtasıyla onlar toplumun hepsini karıştıracaktır.” sözüyle fahişeliğin toplumsal açıdan işlevsel olduğunu belirtmişti.
+
davis’e göre, bir kadının neden fahişe olduğu değil fakat neden bu kadar az kadının fahişe olduğu ilginç bir sorudur. fahişenin cinsel yeteneklerinden çok çalışmasına dayanarak kazandığı para, özsaygısını ve toplumdaki konumunu yitirmesine neden olur. ve genellikle kadınlar için parasal getiri, kişiliğin yitiminin yerini dolduramaz.
+
fahişe alt kültürünü benimsemek, bir kadının fahişe olmasına yol açan en önemli etmenlerden biridir. suçun nedenlerini alt kültüre bağlayan teorilere göre, belirli bir alt kültüre mensup olmak kişiyi belirli amaçlara yöneltir. bu nedenle fahişe alt kültürü incelenmelidir.
+
mersin genelevi’nde çalışan bir kadın kendisini namus bekçisi olarak nitelendirmektedir: “toplum bize kötü kadın olarak bakıyor, ama toplumun beni dışlamaya hakkı yok, bana gelen insanın namusunu koruyorum, kendi namusumu veriyorum, namus bekçisiyiz…”
+
ve en önemlisi, hiç kimse ahlaki açıdan fahişelerden daha iyi bir insan olduğunu iddia edemez. diğer insanlar ikiyüzlüyken, fahişeler en azından oldukları gibi davranmaktadırlar; aslında, bu açıdan, ahlaken daha üstündürler.30 amerikalı bir fahişe, kamuoyunda fuhuşa karşı sesini en yüksek perdeden çıkartan bir politikacının kendisinin en sadık müşterisi olduğunu söylemiştir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1670171

eğer dilenciye para veren kişi neden verdiğinin bilincinde ise o zaman dilenciye para vermek rasyonel bir davranıştır denilebilir. bir insan dilenciye neden para verir? birincisi dilenciye parar vererek öbür dünya’da ki refahını artırmayı amaçlamş olabilir. şayet öbür dünya için sevap kazanmak üzere vermiş ise, evet o zaman dilenciye para vermek rasyonel bir davranıştır. dilenciye parayı öbür dünyanı düşünmeden de vermiş olabilir. o an için kendi vicdanını rahatlamak için vermiş olabilir. şayet dilenciye para vermesi o an için kişinin daha huzurlu olmasını sağlamışsa ve kişinini amacı biraz daha huzur ise, o zaman bu davranış rasyonel bir davranıştır.
http://www.mku.edu.tr/files/933-62f70d03-43bf-423a-ad76-9a6bfb55567d.pdf

dünyevileşme tehdidi altındaki din(darlar)
https://www.academia.edu/download/56648294/ozdemir-dunyevilesme.pdf

türk devlet geleneğinde iktidarın meşrulaştırılmasında rüyanın kullanımı
+
bu rüyalar alelade rüyalar değil kurucu rüyalar olup siyasi bir mesaj taşımaktadırlar (caroline finkel de osman gazi’nin rüyasını kuruluş efsanesi olarak nitelendirmektedir.). diğer taraftan buraya kadar naklettiğimiz rüyaların benzerlikleri son derece dikkat çekicidir. bir kere rüyaların hepsi siyasi içerik ve kaygılar taşımaktadır. ikincisi hepsinde merkezdeki motif ağaçtır ve bu çok dikkat çekicidir. dikkat çeken farklılık ise ağacın köklerini saldığı yer konusundadır. osman gazi’nin ve dukak’ın rüyasında ağaç rüyayı görenin göbeğinde kök salarken diğerlerinde ocak ya da ateşlikte kök salmaktadır. bu durum ister istemez insanın aklına ocakla göbek arasında bir bağlantı olduğu, bir özdeşlik ilişkisi kurulabileceğini getirmektedir. çünkü türk kültüründe ocak kelimesi soy sop ve neslin devamı anlamına gelmektedir. göbek ve göbek bağı ise bugün hala türkçemizde soy‐sopun devamlılığı anlamında kullanılmaktadır. ayrıca göbek kordonu anne ve çocuk arasındaki bağı temsil eden bir sembol iken burada bir erkeğin göbeğinden ağacın büyümesi üzerinde ayrıca durulması gereken bir husustur.
+
bu rüyaların verdiği en önemli mesaj hiç şüphesiz siyasi olanıdır. her şeyden önce rüyada halkın sembol dilinin kullanılması siyasi erk iddiasında bulunan kişi veya grupların bu iddialarını geniş halk kitlelerine duyurmak ve onları ikna etmek için kullanabilecekleri en etkili yollardan birisidir.
+
o dönemlerde sufilerin menkıbeler üreterek iktidarın meşruiyetinin sağlanmasında önemli roller oynadıklarını biliyoruz.
https://www.researchgate.net/profile/Abdullah-Temizkan/publication/338192743_TURK_DEVLET_GELENEGINDE_IKTIDARIN_MESRULASTIRILMASINDA_RUYANIN_KULLANIMI/links/5e060193a6fdcc283742a002/TUeRK-DEVLET-GELENEGINDE-IKTIDARIN-MESRULASTIRILMASINDA-RUeYANIN-KULLANIMI.pdf

fuzûlî’nin rind ü zahid eserinde mekân: meyhane ve mescit
+
meyhane, rind‟in kendisi için huzur verici bir mekândır.
+
pîr, meyhanede/harabatta rind‟in tüm sıkıntılarını çözmede yardımcı olur. pîr, bu mekânda hakikat yolculuğunda bir anlamda yolunu bulmaya çalışan rind‟e kılavuz olur.
+
meyhaneden çıkmasını beklediği rind‟in geri gelmediğini gören zâhid meyhaneye gider ve ikili arasında meyhane ve mescit tartışması tekrar başlar.
+
meyhane ve mescit, “insan ilişkileri çerçevesinde düşünüldüğünde paylaşmanın ve ortaklığın sembolü, ortak olarak paylaşılan sözün, sevincin, acının” yeridir.
+
mescittekilerin hepsi, kavga ve dövüş adamıdırlar. akla yasak olan şeyin onların sohbetine rağbeti var. meyhanedekilerin hepsi, kendilerinden habersizdirler.
+
hakiki rindin yeri anlayış güzelliğinin meyhanesidir. rind meyhanede irade kadehini şeriat sahibinin elinden alır.
+
zâhid‟e göre meyhane tanrı‟dan boşalmış bir mekân iken, rind‟e göre ise tanrının her yerde hazır olmasından dolayı meyhane tanrı‟dan boş değildir. bir yerde tanrı varsa orası şeytan‟dan/iblis‟ten boştur. meyhane zâhid‟e göre gafillerin mekânı iken rind için burası, dertliye derman, yaralı gönüllerin merhemidir.
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423933810.pdf

sivas ve çevresinde hayatın çeşitli safhalarıyla ilgili bâtıl inançların ve büyüsel işlemlerin etnolojik tetkiki
+
soldan sağa birinci sırasındaki ve yukardan aşağı birinci sırasındaki harfler okunduğunda m etin kelimesi ortaya çıkmaktadır. sağlamlık, sıhhat anlamına gelen bu kelimenin yazılı bulunduğu vefk’i taşımakla hasta çocukların iyi olacağına inanılmaktadır.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/4908/Sivas%20ve%20%C3%A7evresinde%20hayat%C4%B1n.pdf

wesleyancı dinsel rasyonalistlerin tutkuları ve bireysel ekonomik başarıları
+
toplumdan kopmuş ve bu dünyadan ayrı kılınmış bir ibadet tarzı, yararsız ve gereksiz görülmektedir. tanrının gizli kalmış sonsuz hazinesini bilim yoluyla açığa çıkartarak, ekonomik faaliyetinden edindiği tüm kazançlarını tamamıyla yeniden kazanç maksatlı işine aktararak başarıyla kucaklaşmak; manastır hücrelerinde aç ve susuz kalarak ve insanlardan ayrı çile çekerek yapılan ibadetin yerini almıştır. tanrı yolunda çile, mesleki yaşamda tutkuyla erişilmek istenilen çile; maksatlara varmada katlanılan zahmetlerle ve düşülen yoksunluklarla çekilmektedir.
https://www.kafkas.edu.tr/dosyalar/sobedergi/file/01%20(1).pdf

dinsel rasyonalizmdeki iktisat ahlakının çalışma hayatına etkileri
+
işsizliğin büyük boyutlara ulaştığı toplumsal gerginlik ortamında dahi, papazlar gibi çalışmadan yemek yenilmesine şiddetle karşı çıkmış oldukları için dilenciliğe karşı olumsuz bir tavır sergileyen metodistler; tanrıya yönelişi iş etkinliğinde buldukları için, işsize iş bulmayı insanı kötülükten kopararak dürüst ve iyi ahlaklı bir hayata kavuşturmak olarak algılamışlardır. pek çok metodist, bu yorumdan daha da ileri gitmiş, işsize iş verilmesini onu tanrıya kavuşturma olarak görerek, zenginin fakire iş olanağı yaratmasını bir iman borcu haline getirmiştir. zenginin lüks tüketimine ve ihtiyacı dışındaki kazancını ekonomik etkinliği dışında tutmasına şiddetle karşı çıkan metodistler; işçiyi verimsiz kılan ve çalışmadan para kazanmaya yönlendiren içki ve kumara karşı etkili yasaklamaların getirilmesinde rol oynamışlardır.
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423937107.pdf

evanjelik bir hareket: metodist kilisesi
http://isamveri.org/pdfdrg/D186150/2009/2009_POLATB.pdf

şarkılarla dinî ve ahlakî değer aktarımı: barış manço örneği
https://www.researchgate.net/profile/Muhammed-Turanalp/publication/332764873_Sarkilarla_Dini_ve_Ahlaki_Deger_Aktarimi_Baris_Manco_Ornegi/links/5e240c56458515ba2092f118/Sarkilarla-Dini-ve-Ahlaki-Deger-Aktarimi-Baris-Manco-Oernegi.pdf

tanrı dağı’ndan hira dağı’na: türk sağının tarihsel arkaplanı
+
roma’dan devşirilen ve “[y]üceltilmiş bir osmanlı geçmişini gelecekte yeniden canlandırma ülküsü, dinin bekasını devletin bekasına ilintilendiren ‘devlet-i ebed-müddet’ algısı” aynı zamanda türk sağının devlet nosyonunun dinle ilişkilenmesi üzerinden bütünlüklü bir kutsiyet kisvesine sahip olmasının da yolunu açmaktadır.
+
bunun yanında, “devlet-i ebed-müddet” kavramının bağlamlarına daha yakından bakındığında da görüleceği gibi, türk sağı devlet nosyonu bazında da, tarih anlayışıyla paralel bir biçimde, hegelci bir çizgide yer almaktadır. misalen, hegel’e göre: “devlet, dünyada mevcut ilahi düşüncedir [… ve] tanrının yeryüzündeki yürüyüşüdür”; “devlet, can ve mal üzerinde hak iddia eden ve onların feda edilmesini isteyen yüksek realitedir”; “[i]nsan bütün insanlığını devlete borçludur: özü yalnızca oradadır. insan sahip olduğu bütün değere, tüm tinsel gerçekliğe devlet sayesinde sahiptir”; ve hatta “tinin son ereğinin gerçekleştirdiği alan devlettir”. ayrıca, hegel’in fikriyatındaki devletin kutsiyeti ise, devletin tanrının yeryüzündeki tezahürü olduğuna dair irdelemeleri üzerinden oluşmaktadır çünkü “devlet ancak tanrı gibi görüldüğü takdirde ona itaat kayıtsız ve şartsız olabilir. […] yani öznelliğin, nesnel ve mutlak bir şekil alabilmesi için tanrı gibi yeterli bir kapsam ve evrenselliği olmalıdır ve modern dünyada bu devlet tarafından temsil edilir”. tüm bunlara ek olarak, bir bütünlük içinde ulus bilincini vücuda getiren “halk tini” (volkgeist) kavramı da yalnızca bir devlet vasıtasıyla zuhur edebilme niteliğine sahiptir. başka bir deyişle, “[d]evletin kendinde ve kendisi için olan içeriği halkın tininin kendisidir. gerçek devlet bu tinle yaşar”. 20. yüzyıl ulus-devlet nosyonunun temelinde yatan ana kavramlardan biri de bu halk/ulus tini kavramsallaştırmasıdır. bu kavramsallaştırmanın anadolu coğrafyasındaki tezahürü ise türk sağının devlet ve millet algısının birlikteliğinde kendini gösterir. “devlet olmazsa türk milleti ne varlığını ne de yaşamını sürdürebilir […] tüm bunlara ek olarak, “[d]evletler mücadelesi aslında milletler mücadelesi” olduğundan devlete başkaldırmak milletin varlığına da “ihanettir”.
https://www.academia.edu/download/62112397/emek_yildirim-sahin.pdf

“iyi biri nasıl olunur?” sorusuna sartre’ın sanat anlayışından bir cevap denemesi
+
dürüst bir kimsenin eylemlerinin sonul anlamı neyse o olarak özgürlük araştırmasıdır.
+
şimdi “iyi bir kimse nasıl olunur?” sorusunu jean-paul sartre’a soralım. sartre’ın bu sorunun cevabını şeytan ve yüce tanrı başlıklı sanat yapıtıyla veriyor olduğunu düşünüyorum.
+
zincire vurulmuş prometheus oyununda, intihar etmeye hazırlanan genç kadın io, tam o sırada fark ettiği prometheus’a şöyle soruyor: “kim çözebilir senin zincirlerini?” prometheus’un cevabı: “senden doğacak biri”.
+
şeytan ve yüce tanrı oyununun felsefi altyapısını anlamak isteyen bir okuyucu ateist hümanist varoluşçuluğun temel argümanlarının farkında olmalıdır.
+
insan, gerçekte, öznel bir yaşam (subjective life) sahibi olan bir tasarıdır (project).” “bu kendi tasarısından (projection of the self) önce hiçbir şey var değildir.”
+
swammerdan hayvan anatomisi dersine şöyle başlıyordu: “burada sizlerin karşısında, bir böceğin anatomisini, takdiri ilahinin kanıtını sunuyorum”. oysa buna bugün kaç kişi inanmaktadır?
http://web.deu.edu.tr/felsefe/wp-content/uploads/2020/06/%C4%B0zmir-Felsefe-G%C3%BCnleri-2019-Bildiri-Kitab%C4%B1.pdf

bir hayat felsefesi ve mutluluk öğretisi olarak sınıfsız aylaklık
+
aylaklığın ilk akla gelen anlamı tembelliktir. maalesef, hemen hemen her kültür ve medeniyet çevresinde karşımıza çıkan bu yanılgıdan dolayı aylaklığın karşıtı olarak çalışkanlık yüceltilmekte tembellik de doğal olarak aşağılanmaktadır.
+
dinlerin, kültürlerin ve ideolojilerin çoğunun aşağıladığı ve lanetlediği bir insan hali olarak düşünülen aylaklığın; gerçekte ne olduğu hususunda çeşitli terim ve teoriler ortaya konulmuş olsa da şu ana kadar kendi içinde tutarlı, bütünlüklü bir aylaklık tanımı ve teorisinin kurulduğunu söyleyemeyiz.
+
kierkegaard (1813-1855); “kahkaha benden yana” adıyla türkçeye çevrilen eserinde, hem aylaklığın kötülüklerin anası olduğu iddiasına karşı çıkmakta hem de onun yüce bir hayat tarzı olduğunu savunmaktadır.
+
aylak. boş kaldığında canı sıkılan kişi değildir; o, bu boş kaldığı süreçte ya sıkılmadan tembellik yapar ya da sevdiği bir işi yapar. kısacası aylak, boş kalmaktan değil belki sevmediği işi yapmaktan ve sorumluluk almaktan sıkılır. asıl boş kalmaktan ürken veya canı sıkılan, hiç durmadan çalışan hırs sahibi kimselerdir ki bunlara asla aylak sıfatı yüklenemez.
+
eğer aylaklığı; boş durmak, boş oturmak, çalışamamak ve tembellik etmek gibi ilk anlamlarıyla alırsak islam’ın da onu aşağıladığı söylenebilir. fakat boş durmanın kötülendiği durumları ifade etmek için kullanılan hadis referanslarının tam olarak aylaklığa işaret ettiğini söylemek zor görünüyor.
+
asalaklığın aylaklıkla karıştırılma sebebi her ikisinin de çalışmayı sevmemesi ya da tembel olmalarıdır. teknik bir terim olarak asalak, başka bir canlıdan beslenen organizmanın adıdır ki buna canlılar âleminde parazit adı da verilir. hayvan ve bitkiler arasında asalak varlıklar olduğu gibi insanlar arasında da kendisi çalışabilecekken, bilerek çalışmayıp başka bir insanın emeğiyle beslenen onun ürettiğini tüketen ve sömüren asalak tipler vardır.
+
hadis olarak ifade edilen rivayetlerden birisi şudur: “boş duranı allah sevmez.”
+
rağıp el-ısfahani’nin aktarımına göre, yezid b. mühelleb şöyle demiştir: “aylaklığa alışmamak için dünyaya ihtiyacımın devam etmesini isterim; çünkü boşluk insanın yapısını bozar.”
https://www.researchgate.net/profile/Mehmet-Oenal/publication/338653398_Bir_Hayat_Felsefesi_ve_Mutluluk_Ogretisi_Olarak_Sinifsiz_Aylaklik/links/6001b57a45851553a0490f4b/Bir-Hayat-Felsefesi-ve-Mutluluk-Oegretisi-Olarak-Sinifsiz-Aylaklik.pdf

tanrı algısı ve psikodinamik terapide kullanılması
https://www.researchgate.net/profile/Guelsen-Oezgen/publication/320740781_KITAP_BOLUMU_TANRI_ALGISI_VE_PSIKODINAMIK_TERAPIDE_KULLANILMASI_icinde_PSIKOTERAPI_VE_PSIKOLOJIK_DANISMADA_MANEVIYAT_KURAMLAR_VE_UYGUAMALAR_2017_KAKNUS_YAYINCILIK/links/5a0164ce4585159634c2de48/KITAP-BOeLUeMUe-TANRI-ALGISI-VE-PSIKODINAMIK-TERAPIDE-KULLANILMASI-icinde-PSIKOTERAPI-VE-PSIKOLOJIK-DANISMADA-MANEVIYAT-KURAMLAR-VE-UYGUAMALAR-2017-KAKNUeS-YAYINCILIK.pdf

ailecek sessizliği seven bir aileyiz. çarşı beni hasta ediyor. çarşı-pazar gezen bir insan olmadığım için burada yaşamak istedim. doğayı seven bir insan olduğum için burada yaşamaktan mutluyum. manzara çok güzel. yaşadığı yerde mutlu olmak insanın elinde. elindeki imkânlarla mutlu olmayı bilmeli insan. önemli olan sağlık. kapımı çalan komşularım olsun gerisi önemli değil.
+
haftada üç kere astımdan dolayı doktora çıkıyordum. buraya geldim çok şükür astım ney kalmadı.
https://tabularasafelsefe.com/wp-content/uploads/2020/10/tabula-rasa-33.-say%C4%B1.pdf

metdoist bakış açısıyla rasyonel ekonomik etkinliğin dinsel dokusu
+
ahlâkça bozulmuş dünyaya yönelmede suçlu ve sorumlu altın veya gümüşler midir şeklindeki bir soruya, john wesley çok açık bir şekilde yanıt vermektedir; hata, paradan kaynaklanmamaktadır, parayı kullanan kimsenin eğilimi günahkarlığa yol açmaktadır. o halde, ekonomik uğraşı sonunda gümüş elde etmek kınanmamalıdır; yerilmesi gereken eğilim bunların günahkarlık içinde savrulup yok edilmesi,parasal kaynakların lüks tüketime veya zevk alemine aktarılması alışkanlığı olmalıdır.
+
kötü olan dünya, para, zenginlik ve kazanç değil; insanın günahkarlık eğilimi, birikimlerini günah yolunda savurma alışkanlığıdır. böylece, ekonomik teşebbüs, kazanç peşinde koşma, edinilen kazançların ekonomik faaliyet içinde tutularak birikimi gerçekleştirme gibi emeller; dinsel bir güdüyle benimsenmiş, bir ölçüde buna zorunlu kılınmıştır.
+
hiç tereddüt etmeden, metodist, taraftarlarına ‘kazanabildiğin kadar kazanmalısın’ diye öğüt vermektedir. metodistler, ekonomik faaliyet sonucu paranın kazanılmasını özendirdikleri ölçüde edinilen kazançların faaliyet dışında harcanmasına da karşı çıkmışlardır. tanrının mutemetliği düşüncesi, edinilen kazançların tanrıya ait olduğu inancını da beraberinde getirmiş, kişisel maksatlar için yapılan her harcamayı böylece isyankarlık olarak nitelendirmiştir.
+
beşer doğası aylaklığın yol açtığı tahribat üzerine dayanmamalıdır, düşüncesi, çok fazla rağbet bulmuştur. çalışmak, mutluluğun bir koşuludur. sürekli ve verimli çalışkanlık,ahlaki karakterin bir işaretidir.
+
artık,dinsel güdülerle dahi olsa hiç bir işle uğraşmayan, ibadet mazeretiyle bile olsa zamanını verimli şekilde değerlendirmeyen bir kimse; iyi bir dindar olarak nitelendirilmediği gibi, iyi ahlaklı olarak da kabul edilmeyecektir. 18. asrın dünyasında din, sıkı ve disiplinli bir çalışma olmaksızın ne bu dünyaya ayak uydurulur ve ne de öbür dünyada kurtarılmışlardan olunur anlamındaki bir inancın doğruluğunu belirleyen öğretiyi ve deneyimi kutsamıştır.
+
wesley, metodistleri, ’çok rağbet edilen ve zararsızmış gibi görünen sapkınlıklardan kendinizi uzak tutun; tiyatro oyunu, roman ya da mizah kitaplarını okumayın; şarkı söyleyerek, neşeli sohbetlere katılarak, ,zevk ile sefa alemlerine düşerek; zamanınızı ve paranızı boşa harcamayın.’ diye öğüt vermektedir.
+
metodist için maça gitmek, tiyatroda oyun seyretmek, barda içerek kendinden geçmek, eğlenceli sohbetlere katılmak, kilise ya da manastırın duvarları arasında kendisini ibadete adamak; kısacası iş dışındaki uğraşılarıyla vakit öldürmek ve kendisini verimsiz kılmak, en büyük günahkarlık olarak görülmüştür.
+
kişinin mesleki etkinliğinde kendisini tanrıya adaması gerektiği düşüncesi; işine ara vererek kiliseye ve manastıra gitmesini, orada dünyayla ve insanlarla ilgisini keserek münzevi bir yönelişe girmesini tembellik ve aylaklık mazereti şeklinde görüyor; iş anında ve her yerde dua ederek içten tanrıya yönelişi esas alıyor, tanrının iradesini iş yaşamında uygulamasını en büyük dindarlık sayıyordu. artık ibadet etmek için, tanrıya yönelmek için kepenk kapatmasına ve bu dünyadan kopmasına gerek kalmıyordu. bu dünyadan kopmak, insanlardan uzaklaşmak, tembellik içinde münzevi odalarına kapanmak; artık dindarlık olarak görülmüyordu.
+
iş anında tanrıya yönelmek,insanlar arasında tanrı emirlerine bağlı kalmak, tanrının insanlardan beklediği dürüstlük ve sevgiyi alış-verişi esnasında tüm insanlara göstermek; methodistin asla vazgeçemeyeceği yegane ibadeti haline gelmişti.
+
metodistin bir tek bakış açısı bulunmaktadır, bu da, kendisini günlük işine adamış olmasıdır. bu dünyaya ait işler, tanrıyla sürekli olarak kurulmuş bir bağ gibidir; tanrı iradesinin yerine getirildiği tek ortam, iş yeridir.
https://arastirmax.com/en/system/files/dergiler/9383/makaleler/19/arastirmax-metdoist-bakis-acisiyla-rasyonel-ekonomik-etkinligin-dinsel-dokusu.pdf

ekonomik rasyonalizmin dinsel güdüsü dünyevi asketikizmden bireysel seçim mantığı çıkar uyumuna ve en yüksek faydaya geçiş
+
asketikizm (çilekeşlik), bedensel güdüleri ve doğal ilgileri yadsıyan orta çağ katolikliğinin asırlar boyu ruhu tanrıyla barıştırma veya nefsi öldürme terbiyesinin yegane yöntemi haline gelmiş, kurtuluşa erişmeyi sınırlandırdığı kilise duvarları içinde öbür dünyaya hazırlık maksadıyla metodik olarak arttırılan ibadet şeklinde uygulanmıştır.
+
orta çağın kilise asketikizmde; kendi menfaatleri uğruna dünya işleri için çalışarak tanrıya ait kılınmış zamanı mammon’a (zenginlik tanrısına) adamaktır, ticarette aldığı bir malı daha yüksek bir fiyatla veya zanaatkarlıkta ürettiği bir malı maliyetini aşan bir fiyatla satmak hırsızlıktan başka bir şey değildir, esas itibarıyla ticari faaliyet günahkarlıktır, mal biriktirmek ve servet edinmek kardeşliğe aykırı olan tamahkarlıktır, kişinin kendisini düşünmesi bile cemaat ruhundan kopulması anlamına geleceği için en büyük imansızlıktır.
+
quakerler, baptistler, methodistler arasında teşebbüsün,işin hiç durmaksızın tekrar edilmesi olgusu, tanrının daima kendisini gözettiği, gördüğü hissiyatı üzerine kurulmuştur. tanrıtanımaz bir günahkar,zenginliğe giden yoldan birine girerek tevekkül edemez;onlar,ancak iş yapmak istedikleri zaman bize yönelirler; takva sahibi dindar bir kimse ise,servete yönelen yolundan daima emindir.
+
sanayi devrimi sonrasında işadamlarının imanı haline gelen dünyevi asketikizmin, tutumluluk ve dakiklik temelindeki rasyonel-metodik çalışma tarzını işyerine taşıdıktan sonra, tanrı şanını arttırma olarak öne çıkan puritan dinsel güdülerinin etkisini kaybettiğini belirten m.weber; değer içerikli rasyonel ekonomik faaliyete geçişin gerçekleştiğini, böylece, her türlü dinsel güdülerden arınmış kazanç/başarı maksadının temel hedefi haline geldiğini öne sürmüştür.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/8842

max weber’in yorumunda meslek ahlakı olarak dünyevi asketikizm
+
bu dünyayı olduğu kadar tüm bedensel ilgi ve istekleri ret eden, dünyayı terk etmenin bir görüntüsü olarak dilenciliği öven orta çağ avrupasının asketik (çilekeş) yöneliş öğretisi nedeniyle; tanrıya ait kıldığı tüm insan ömrünün bir anını dahi dünya işlerine ayrılmasını tamahkârlık dolayısıyla günahkârlık olarak görülmüş, ibadet kilisenin duvarları ile sınırlı kılınmış olduğundan da kurtuluşu ancak kilise içinde veya yoluyla erişileceği görüşünde ısrar edilmiştir. hâlbuki kurtuluşa ermede kilisenin aracılığının ret edilmesiyle en son şekline ulaşan kilise karşıtı mezheplerinin (quaker, methodist vs.) çıkmasına ve üst sınıflar tarafından rağbet görmesine neden olan dünyevi asketikizm kuramı, kilise-manastır hücrelerinde ekmek ile suyla aç kalarak ve kırbaçladığı vücuduyla isa’nın çarmıhtaki acısını yaşayarak bedeni (nefsi) öldürmeyi şart koşan orta çağ çilekeşliğinin dayandığı aynı kanaatkârlık ve yoksunluk duyguları içinde çektiği çileyle işyerini tapınak haline getirilmesini sağlamıştır. dünyevi asketikizm sayesinde, ibadet kilise dışına çıkarılmış, sevgi ile dürüstlüğü hâkim kılma yoluyla ibadet insanlar arasına taşınmış, mesleki çalışma tanrıya yönelen yegâne takva yolu haline gelmiş, mesleki başarı hatta parasal kazanç tanrı hoşnutluğunun neredeyse yegâne kanıtı olarak görülmüştür. böyle olunca dünyevi asketikizmin, öncelikle, kazanç peşinde koşan ve giderek sermaye birikimini kendinde toplayan yükselen burjuvalar tarafından imanla benimsenmesi gayet doğal ve gerekli olacaktır. bu nedenle, m. weber’e göre, bir kural olarak, hangi toplumsal tabakaya özgü yaşama biçiminin belli dinlerin oluşumuna derinden tesir etmiş olduğu, en azından açığa çıkartılabilir. bir dinin kendisine özgü sayılan doğasının, bu dini ayakta tutan belirli bir tabakanın içinde bulunduğu sosyal ortamının basit bir işlevi olduğu, ya da, bu tabakanın ideolojisini betimlediği veya bu tabakanın maddi ya da ideal olan çıkar konumlarını yansıtmakta olduğu tezi, m. weber tarafından eleştirilmiştir. ekonomik ve politik etmenler tarafından belirlenen toplumsal baskıların özel bir koşuldaki dinsel ahlak üzerindeki etkisi açık ve kesin olmasına karşın; esas olarak dinsel kaynaklar tarafından biçimlendirilmiş eğilimler ve hepsinden önemlisi dinin açıkça bildirdiği ve vaat ettiği içeriği büyük bir baskıda bulunur. bildirilen bu hedef ile vaatleri, gelecek nesil, toplumsal yaşamın yegâne temeli olarak çoğunlukla yeniden yorumlar. bu gibi yeniden yorumlamalar, oluşmakta olan dinsel topluluğun gereksinimlerine uygun düşen ilhamlarını da beraberinde getirerek, dinin özüyle uyumlu kılınır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/53293

cioran: tanrı, intihar, boşluk…
+
cioran üzerine düşününce ilk aklımıza gelen konulardan birisi de ölüm ve intihar fikri. “yeni tanrılar” kitabında da yazarın bu konudaki düşünceleriyle karşılaşıyoruz.
+
dünya kötü bir yerdir ve insan hayattan bunaldığında, bir hiç olduğunu fark ettiğinde, onca olumsuz duruma tanık olup hiçbir şey yapamadığında gidebilme ihtimalinin olması yaşatıcıdır.
+
kendini öldüreceğini düşünmek iyi gelir. daha huzur verici konu yoktur. ona yaklaşır yaklaşmaz, nefes alır insan. onun üzerine tefekkür etmek neredeyse bizzat eylem kadar özgürleştiricidir.
+
acı çekmemiş biriyle yapılan her sohbet gevezeliktir.
https://www.gazeteduvar.com.tr/dergi/kitap_dergi_2019-47.pdf

antikçağ’dan günümüze boş zaman üzerine bir değerlendirme
+
çalışma ve boş zaman ayrımının yunan medeniyetinde ortaya çıkmasındaki en önemli etken, tüm antik dönem boyunca özgür yunan vatandaşlarının hayatını kolaylaştıran ve onların çalışma dışında kalan zamanını önemli ölçüde artıran kölelik sistemi olmuştur.
+
boş zaman, köken olarak latince uygun, özgür, serbest, izinli olmak anlamına gelen ‘licere’ kelimesi ile yunanca boş zaman ve bu zaman boyunca karşılıklı konuşularak kazanılan bilgi, bu konuşmaların yapıldığı yer anlamına gelen “scholē” kelimelerine dayanmaktadır.
+
kapitalizmdeki iş bölümü ve bu iş bölümünden kaynaklanan problemler, boş zaman ihtiyacının daha da belirginleşmesine sebep olmuştur. bu durum ise eğlence endüstrisi olarak adlandırılan yeni ihtiyaçlara zemin hazırlamıştır. böylelikle kapitalizmin örmüş olduğu ucuzdan pahalıya sıralanan meta dünyasının ortasında kendisini bulan insanın bir zamanlar ruhsal ihtiyaçlarını karşılamak için kullandığı boş zaman, kaynağını bilmediği çeşitli problemlere kapitalizmin çözüm olarak sunduğu pahalı metaları satın almak için kullandığı bir alan haline gelmiştir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/424120

tüketim toplumu bağlamında boş zamanların kurumsallaştırdığı bir mekân: alışveriş merkezleri (avm)
https://www.journalagent.com/pausbed/pdfs/PAUSBED_2012_13_63

turistlerin boş zaman motivasyonunu ve tatminini etkileyen faktörler: beldibi örneği
https://www.acarindex.com/pdfler/778-826.pdf

boş zamanlar sosyolojisi
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/sosyoloji_lisans_ao/bos_zamanlar_sosyolojisi.pdf

püritanizm’ den hedonizm’ e değişen boş zaman kavramı
+
boş zaman ilk olarak thornstein veblen’in “aylak sınıf teorisi” (the theory of leisure class) adlı kitabında kullanılmıştır. ancak veblen çalışmasında “boş zaman”ın kendisinden çok “boş zaman”ı kullanan gruplar üzerinde durmuştur. veblen tüketimin sadece biyolojik ihtiyaçların tatminin ötesinde toplumsal statü göstergesi olma özelliğini ifade ettiği teorisini geliştirdiği dönemin etkisiyle teorisini daha çok fiziksel olarak çalışmayan, sadece üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulundurmaları sebebiyle bunların getirilerini tüketen sınıfı dikkate almıştır.
http://www.sdergi.hacettepe.edu.tr/makaleler/PrutanizmdenHedonizmeDegisenBosZamanKavrami.pdf

türk kızları ve kadınları düşman subaylarıyla aşk serüvenleri yaşamak için çırpınırlarken, çıkarlarını emperyalist ı̇tilaf devletleri’nin zaferine bağlamış erkekler de her tür rezilliğe hazırdırlar. ı̇çlerinde eşcinsel ı̇ngiliz subaylarıyla yatıp kalkan ve onların himayesinde kumarhane işleterek para yapanlar mı ararsınız; bir ı̇ngiliz subayına pezevenklik edenini mi ararsınız hepsi var bu toplumda. (…) sodom ve gomore’de anlatılan batı hayranı zümre, iğrençliğin son aşamasına varmıştır. emperyalist devletlere göbeğinden bağlı bu türkler, alafrangalığa heveslenen komik insanlar değil, ahlaksız savaş zenginleri de değil, düşmanla işbirliği yapan, türk ordusunun zaferine öfkelenen vatan hainleridir.
https://www.acarindex.com/pdfler/acarindex-158c78cc-136c.pdf

devrime giden yol (modern dünyada gündelik hayat – henri lefebvre)
+
devrimci düşüncenin temsilcilerinden henri lefebvre, toplumun devrime giderken izlediği, izleyeceği -izlemesi gerektiği- yolu büyük ölçüde “gündelik hayat“ çerçevesinde oluşturmuştur. gündelik hayatın modern dönemle birlikte bilinç kazandığını düşünen lefebvre’nin, tüm çabası gündelik hayatı çözümlemek içindir. çünkü bütünsel bir devrim, marx’ın dediği gibi ekonomiye değil, lefebvre’ye göre gündelik hayata saldırmakla mümkündür. devrim için devletin, politikanın, ekonominin veya hukukun yanında gündelik hayatın da dönüşümünü tasarlamak gerekir. “bütün”, gündelik hayatta gizlidir.
+
kadınlar: gündelik hayatın ağır yükü kadınlar üzerindedir. adeta tutsaktırlar. gündelik hayatın hem öznesi hem nesnesi hem de ikamesidirler. moda, ev, güzellik, dişilik, cinsellik vs. kadınlar etrafında şekillenir. gündelik hayatın efendisi, gündelikliğin çirkin yüzünü kadınlar sayesinde gizler.
+
orta sınıf: gündelik hayatın efendisi tarafından aldatılan kesimdir. bu sınıf da efendinin kurbanı ve nesnesidir. orta sınıf kendini bildi bileli hep tatmin peşinde koşmuştur. hiçbir zaman iktidar da olamamışlardır, üretime katkıları da olmamıştır. üslupsuz, anlamsız ve değersizdirler. gündelik hayat, orta sınıfı kuşatır ve yutar. işçi sınıfıyla yaşam biçimleri benzer, ancak kendilerini işçi sınıfından üstün görerek, farkında olmadan burjuvaziye hizmet eder.
+
otomobil: lefebvre, otomobili bürokratik yönlendirilmiş tüketim toplumu içerisinde, alt sistem olarak ele almıştır. otomobil bu toplumda üstün bir nesne olarak birçok davranışı düzenlemektedir. trafik, yollar, köprüler, park yerleri otomobil merkezli düzenlemelerdir. ayrıca gündelik hayatın sıkıcılığı içerisinde otomobil; kazasıyla, ölümüyle, yaralısıyla risklerle dolu bir macera, bir zevk, bir oyundur. hızıyla, büyüklüğüyle, gücü ya da fiyatıyla toplumda hiyerarşi sağlayan otomobil, gündelik hayatı ele geçirmiştir. gündelik hayatın efendisinin yardım ve yataklığını yapar.
+
dil-üstdil-yapıt: lefebvre’ye göre dil değersizdir ama değerleri oluşturur. gündelik hayatı oluşturur. gündelik hayatı süsleyerek gizler. gündelik hayatın efendisi, iknayı, zorlamayı, baskıyı dil ile uygular. diğer taraftan modern dünyada herhangi bir söylemin ön koşulu üst dildir. lefebvre’nin üst dil söylemi, zijderveld’te modern dünyada sıfırdan keşfedilecek yeni ve büyük bir teorinin söz konusu olmadığı görüşü olarak karşımıza çıkar. düşünüşler mevcut düşünceler, söylemler mevcut söylemler üzerine kurulur. bu yüzden lefebvre’ye göre modern dünyada her yapıt başka bir yapıt üzerinedir. modern dünyanın yapıtları yeni değil yansımadır.
+
terörizm: bürokratik yönlendirilmiş tüketim toplumu aynı zamanda bir baskıcı toplumdur. şöyle ki; toplumda baş gösteren itirazlar baskıyla susturulur, sapma olarak değerlendirilir ve etkisizleştirilir. bu baskıcı toplumun sonucu terörist toplumdur. lefebvre buradaki terörist toplumla şiddetin ve kan dökmenin hakim olduğu terörü kastetmez. şiddetin ve kan dökmenin hakim olduğu toplum terörist değil terörize olmuştur. terörist toplumda ise şiddet gizlidir. bu toplumun her bireyi üzerinde her yönden baskı uygulanır. her insan kendisinin teröristi haline gelir. herkes iktidarı bir anlığına da olsa ele geçirerek terörist olmak ister. terörist toplumda, baskı sayesinde diktatöre hacet yoktur, herkes kendi kendisini cezalandırır zaten.
https://www.academia.edu/download/38031739/MODERN_DUNYADA_GUNDEL_K_HAYAT.pdf

geleneksel dönemden post-modern döneme beden anlayışının değişimi
+
hıristiyan beden karşısında kayıtsız kalarak tanrı ‘ya daha çok yaklaşmayı umuyordu.
+
tanrı’nın gözünde bütün insan bedenleri aynıydı, ne güzel ne çirkin, ne üstün ne de aşağıydı. imgeler ve görsel formlar artık önemli değildi.
+
antik yunan’da çıplak ve güzel beden doğa’nın bir armağanı olarak görülüyor aynı zamanda çıplaklık uygarlığın bir başarısı olarak değerlendirilip, yurttaşlara nasıl çıplak olunacağı okullarda öğretiliyordu.
+
…. birtakım bağnaz söylemlerin telkin ettiği gibi bir gözyaşı vadisi olmayabileceği görüşünden de ayrı düşünülemez… bu bağlamda, beden bir günah kuyusu olmak bir yana gelişmeye kaynaklık bile edebilir.
+
cinsel ilişkiye, evlilikte bile, yalnız tanrının şanını arttırmak için tanrı tarafından istenen bir araç olarak “üretken ol ve çoğal” buyruğuna uyarak izin verilir. dini şüphelere karşı olduğu gibi, bütün cinsel tahriklere karşı da —soğuk banyoların yanı sıra ölçülü bir perhiz, sebze perhizi— şu reçete verilir: “mesleğinde var gücünle çalış”.
+
alain corbin’e göre “bedenini cesedi olarak” görmek 19. yüzyıldaki pek çok hıristiyan’ın benimsediği bir “çileci tavır” olarak devam etmekteydi.
https://www.researchgate.net/profile/Ferhat-Tekin-2/publication/348383194_GELENEKSEL_DONEMDEN_POST-MODERN_DONEME_BEDEN_ANLAYISININ_DEGISIMI/links/5ffc354ea6fdccdcb846d3ba/GELENEKSEL-DOeNEMDEN-POST-MODERN-DOeNEME-BEDEN-ANLAYISININ-DEGISIMI.pdf

antonioni sinemasında varoluş ve yabancılaşma teması ışığında macera filmi
https://www.academia.edu/download/66098813/ANTONIONI_SINEMASINDA_VAROLUS_VE_YABANCILASMA_TEMASI_ISIGINDA_MACERA_FILMI.pdf