yazı 44

bir gün gerçeği öğreneceksiniz, o zaman gerçek hepinizi delirtecek.
https://zdocs.ro/doc/biz-hepimiz-suluyuz-36oejmzmnzpl

yirminci yüzyılda bu kadar büyük ölçekte kan dökülmesinin sebebi bu çağı tanımlayan ve damgasını vuran politik mücadelelerin bir sonucudur. bu mücadeleler birbirine eklenerek çağımızın en büyük iki zulmünü ortaya çıkarmış ve umutlarla başlayan bir yüzyılı örgütlü bir deliliğe dönüştürmüştür.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/29258/4082.pdf

theodor wiesengrund adorno ve müzik sosyolojisi
https://www.tesadernegi.org/wp-content/uploads/2017/05/muzik.pdf

theodor w. adorno’nun perspektifinden popüler türk müziğinde standartlaşma sorunsalı
+
theodor w. adorno, max horkkeimer, herbert marcuse ve en son olarak da, jürgen habermas gibi isimlerle birlikte kapitalizmin toplum üzerindeki kontrolünü ve bunun yarattığı eşitsizlikleri eleştirmiştir. horkheimer ile birlikte gerçekleştirdiği çalışmada kültür endüstrisinin kapitalizmin egemenliğinin merkezinde durduğunu iddia etmiştir.
+
theodor w. adorno’nun iddiasına göre popüler müziğin üretiminde, metinsel biçim ve dinleyici tepkisi standartlaştırılmıştır ve benzer bir öz yapıyı açığa vurur. kapitalist toplumlardaki endüstriyel üretim standartlaştırılmış ürünlerin ortaya çıkmasına sebep olur. bu ürünler, sırf kendileri için bilindik olduğundan dolayı böylesi bir endüstriyel ürünü talep eden veya arzulayan izleyiciler topluluğunun üyeleri tarafından yüzeysel biçimlerde kullanılanılır. böyle bir sistem endüstriyel aygıtları kontrol edenler tarafından –kapitalist veya burjuva sınıf– toplumun domine edilmesini kolaylaştırır. nüfusun büyük çoğunluğu edilgen durumdadır ve onları istediklerini düşündükleri ürünlerle beslemekte olan kültür endüstrisi tarafından manipüle edildiklerinden sahte bir mutluluk içindedirler.
+
şarkının sözlerinde sevgiliye tepeden bakılmakta, hor görülmekte ve sevgiliye sözel şiddet uygulanmaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/205038

popüler müziğin felsefi bazı dayanakları ve günümüze etkileri
+
bedenin özenle paketlenmesi için seçilen giysilerin tasarımları zevkli, görünümleri göze batıcı ve bir araya getirilişleri alışılmamış bir tuhaflıktaydı… zaten çok hızlı değişim geçiren sahne giysileri, bedene yapışmış iç çamaşırlarıyla veya makyaja benzeyen boyalarla, sentetik saç renkleriyle, heykelimsi saç biçimleriyle ve dövmelerle giderek daha hızlı bir şekilde birbirine karışıyordu.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/47615.pdf

theodor adorno: kültür endüstrisinin kıskacında kültür
+
bu yanılsama alanında siyasetten kültüre, dinden hukuka bireylerin bilinçleri açık bir işgal altındadır. bireylerin kendi deneyimlerine dayanan düşüncelerine müsaade edilmez. onların neleri nasıl düşüneceklerini belirleyen rasyonalizasyon, öznelerin bilinçlerine müdahale eder ve toplumsal ilişkilere ne şekilde ve nasıl gireceklerini tekrar tekrar düzenler. adorno tüm bu sürece bakarak, bireylere “kapıdan teslim düşünce kümeleri” dayatıldığını belirtir. böylece birey işten çıktıktan sonra boş zamanı içinde de şeyleşmiş bilincin etkisi altında kalır. bu bilinç ona ne dayatılıyorsa onu yansıtan bir hal almıştır. böylece bireye istenilen şekil verilir. örneğin afrika’dan getirilen köleleri akıl ve evrensel değer kavramlarına dayanarak destekleyen bir birey yaratmak işten bile değildir. bunun için bazen günlük okunan bir gazete bile yeterli olmuştur.
+
radyo farklı frekanslara sahiptir. böylece birey istediğinde frekansı değiştirebilir. hatta isterse ses ayarlarıyla oynayabilir. birey böylece radyoyu kendisinin kontrol ettiğini düşünür. bu elbette ki bir yanılsamadır. bu bakımdan “makinelerin insanların hizmetine sunulduğu” gibi ifadelerin içi boştur. birey her frekansta aynı içeriklerle karşılaşır. bu sunulanlardan geri kalmamak için -bir engel olmadığı sürece- radyosunu açık bırakır. bu durumda yaptığı tek şey, aynı ya da benzer içeriklerin kendisine hangi spiker tarafından sunulacağını seçmek ve bunu istediği ses yükseliğinde dinlemektir.
+
adorno tüm bu değişimleri, mevcut totaliteye daha fazla uyum getirmeleri dolayısıyla birbirlerinden ayırmaz. bunlara işaret ederek, sık sık sinemaya gitmenin nasıl zararlı bir şey olabileceğini anlatır. sinemanın toplumsal kontrol araçlarından önemli bir tanesi olduğunu belirtir ve onu önemli kılan özelliklerden birini, sinemanın rasyonalizasyon bakımından bir laboratuar olması olarak belirler.
+
adorno’nun şu cümlesi televizyonu anlamak bakımından önemli bir hareket noktası oluşturur: “televizyon, radyoyla sinemanın sentezini hedefler”. öyleyse televizyon hem radyoya hem de sinemaya dair özellikleri birlikte taşır. bu kendini bilhassa radyo ve sinemayla paylaştığı ortak kalıplarda ve klişelerde gösterir. fakat televizyonun etkisi radyo ve sinemanın çok ötesindedir. televizyon bireylere adeta bir “rüya olmayan rüya” gördürür. bu “rüya” öyle bir niteliğe sahiptir ki, bireyi gündelik yaşamdan koparırken, gerçek olanın ekranda yansıyanlar olduğuna inandırır. bu noktada -sinemayı aşan düzeyde- uyaranların çeşitliliğinin ve -radyonun da sahip olduğu- uzun süreli yayının, televizyonun etkisini her geçen gün daha fazla kuvvetlendirdikleri görülür.
http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/3603/46794db7-52e4-4d22-a355-4640e9b6f3f0.pdf

edebiyat sosyolojisi açısından adorno estetiğinin toplumsal temelleri
https://www.e-skop.com/images/UserFiles/Documents/Editor/Edebiyat%20Sosyolojisi.pdf

amerikan board kayıtlarına göre bursa’da papaz dövüşü: amerikalı misyonerlerle yerli ruhban sınıfının iktidar mücadelesi (1832-1860)
+
istanbul’u bir tarafta tutarsak, bursa kesinlikle osmanlı imparatorluğu sınırları dâhilindeki en güzel şehirlerden biri. eksik olan tek şey tanrı’nın ve mesih isa’nın öğretisi.
+
misyonerleri asıl sevindiren husus ise zulüm ve zorbalığıyla tanınan başpapazın bursa’dan ayrılacak olmasıdır.
+
piskoposun ifadesiyle misyonerler cehennemin en kuytu mağaralarından çıkıp gelmiş kimselerdir. onlar, kuzey okyanusunun dipsiz sularına batmayı hak eden şeytanın uşaklarıdır.
+
okullarımız kapatıldı, kitaplarımız iki kez toplatıldı ve halkın nazarında yok edildi. tanrı’nın kelamından başka bir şey ihtiva etmeyen kitabı mukaddeslere bile tahammül yoktu.
+
vaazlar kesintiye uğramaktadır. buna bağlı olarak da tanrı kelamının daha geniş kitlelere yayılmasının önüne geçilmektedir.
+
misyonerin ifadesiyle herşeye kadir olan ve hükmedenin inayetiyle pekçok yerde şer hayra dönüşmüştür ancak bursa’da durum giderek daha felaket bir hâl almaktadır.
+
rahipler, her geçen gün muhalefetlerini daha da arttırarak kararlı bir biçimde itirazlarını sürdürmüşlerdir.
+
başpapaz, konuklarının misyonerleri ziyaret etmemelerini zira onların voltaire’i takip ettiklerini ve kâfir olduklarını söylemiştir.
+
fen ve tekniğin hazinelerini gözler önüne seren yegâne lisan da ingilizcedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/273813

rousseau’da aile kavramı
+
rousseau’ya göre tarihin en başlarında özgürdük ama modern toplumda kendimizi hep başkalarıyla kıyaslayarak, beğenilmek için maskelere bürünerek yozlaştık ve özgürlüğümüzü kaybettik.
+
rousseau insanın en mutlu döneminin doğal durum olduğuna inanmakla birlikte, ancak toplumsallaşma sayesinde aklın, özgür iradenin ve mükemmelleşme yeteneğinin gelişebildiğini kabul eder.
+
kadınlar daha çok evde oturup, kulübeyi ve çocukları beklemeye alıştılar. erkekler ise ortak gecim araç ve gereçleri peşinde koşar oldular.
+
aileye politik toplumların ilk örneği diyebiliriz: bu toplumlarda baş bir baba, halk da çocuklar gibidir; hepsi de eşit ve özgür doğdukları için, özgürlüklerinden ancak çıkarları uğrunda vazgeçerler.
+
devlet her şeyi kucakladığında olabileceği her şey olacaktır. aile çocuklarını gösterirken şöyle diyecektir: onların sayesinde mutluyum…herkes sadece kendisi için mutlu olmak isterse vatan için kesinlikle mutluluk söz konusu olamaz.
+
devlet kalır, aileler çözülür.
+
aristokrasinin sürdürdüğü ve aileyi bozup dağıtan haylaz ve çapkın hayata karşı, rousseau, aile hayatının ağırbaşlılığını yüceltir” rousseau, ilerde daha ayrıntılı tartışılacağı üzere aile hayatının ağırbaşlılığını ise kadınlar üzerinden kurar.
+
gençlerimizin başka diyarlardan getirdikleri sapıklıkları düzeltmek sizin elinizdedir.
+
baba buyurmalıdır.
+
kocanın karısının davranışı üzerinde gözetim kurabilmesi gerekir; çünkü tanımak ve bakmak zorunda olduğu çocukların ondan başka hiç kimseye ait olmamalarının sağlanması onun için önemlidir.
+
kadınların en önemli görevinin çocuk doğurmak ve büyütmek olduğunu iddia edeniii rousseau aileyi kadın bedeni üzerindeki denetim mekanizması ve kadın için sosyal güvenlik/refah/düzen ağı halinde sunmaktadır.
+
rousseau’ya göre erkek bütün insanlığı temsil eder; çünkü yalnızca o, özgür iradesini kullanabilir ve kendisinin efendisi olabilir. kadın, kamu hayatında yer almamalı, kendisini bütünüyle ev-içi görevlere adamalıdır.
+
doğa kanunu gereği baba, sadece yardımı oğlu için gerekli olduğu sürece çocuğun efendisidir; bu dönem geçtikten sonra eşit hale gelirler; o zaman, babadan tamamen bağımsız olan oğul babaya baş eğmez, sadece saygı borçlu olur; çünkü şükran duygusu yerine getirilmesi gerekli bir borçtur ama istenebilecek bir hak değildir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/612398

eğitim ve sanatta yenilikçi sıradışı yönleriyle joseph beuys
+
beuys için önemli olan, şu ya da bu tür bir estetik hazdan ziyade seyircinin yaratıcı (iyileştirici) sürece bizzat katılmasıdır. seyirci seyircilikten sıyrılıp sanatçılığa soyunmalı, sahneye inmelidir. dünya gerçek bir sahne, her insanda sanatçıdır – yeter ki farkına varsın, niyet etsin.
+
özgürlüğünü hisseden, özgürlük durumunda olan ve bütün diğer koşulları geleceğin sosyal düzeninin total sanat yapıtını yaratmayı öğrenen her insan bir sanatçıdır.
+
dünyamızın nasıl değişeceğini belirlemek birkaç kişiden ibaret olamaz.
+
sanatçıya göre günümüzün en büyük sınırlayıcı mekanizmalarından biri de okuldur. çünkü okul öğrencileri geliştirmez, yönlendirir düşüncesindedir.
+
düşünce ve söz tıpkı bir heykelin plastik bir nesneyi gördüğü şekilde plastik sayılmalıdır.
+
ölü bir tavşana resimler nasıl anlatılır?
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/596375

çağdaş sanatta büyük boyutlu sanat yapıtlarının yüce ile ilişkisi
+
günümüz sanat ve edebiyat kuramları literatüründe yücenin tekno-yüce, eko-yüce, gotik-yüce, banliyö-yüce gibi farklı yönelimlerle ele alındığı görülür.
+
1960’larda adorno, doğal yüceyi insanlığı temsil etme gücünü hızlıca kaybetmiş olan avrupalı estetik duyarlığın geçici bir aşaması olarak görmüştür.
+
longinus’a göre sanat ve hayattaki asalet, ancak tehditkâr ve bilinmeyenle karşı karşıya gelindiğinde keşfedilebilir.
+
burke’e göre doğadaki büyüklüğün ve yüceliğin en güçlü şekilde işlediğinde neden olduğu tutku şaşkınlıktır; ve şaşkınlık bir dereceye kadar korkuyla tüm hareketlerin askıya alındığı bir ruh halidir.
+
korkunç olan ne varsa, aynı zamanda yücedir de.
+
dehşet duygusuyla aynı etkiyi yapacak her şey yücedir.
+
gündelik konuşmada sevdiğimiz her şeye “küçük” ismini eklemek olağan bir şeydir.
+
hayranlık ve sevgi arasında büyük bir fark vardır. ilkinin nedeni olan yüce, her zaman büyük objelerde ve dehşette bulunur; sonraki küçük ve sevimli olanda.
+
burke’e göre yüce bir hoşlanmadır; ama bu hoşlanma korku ve dehşet duygularıyla karışıktır.
+
güzel, ona hükmetme arzusundan bağımsız olarak haz veren bir şeydir, yücedeki dehşet de zarar vermediği sürece haz verir.
+
kant, yüceliği “matematik yüce” ve “dinamik yüce” olarak ikiye ayırır. matematik yüce, imgelem ve akıl arasındaki ilişkiyle ilgilidir. kant, mutlak büyüklükte olan bir şeyi yüce olarak tanımlar.
+
nicolai hartmann’a göre yücenin çerçevesi kant’ın çizdiğinden çok daha geniştir. 1953’te hartmann’ın ölümünden sonra yayımlanan estet”k adlı metninde hartmann, yüce ile büyük ve üstün olan her yerde karşılaşıldığını söyler.
+
acı ve dehşet zararlı olmadıkları sürece yücelik nedenleridir.
+
tarihin belli bir noktasında anıtlar kitsch ile ilişkilendirilmiştir.
+
insanların yeryüzündeki kardeşliği ancak kitsch temeli üzerinde kurulabilir.
https://globalmediajournaltr.yeditepe.edu.tr/sites/default/files/12_bengisu_bayrak_nazan_alioglu.pdf

sinemada korkunun verdiği hazzın yüce kavramı ile açıklanması ve antonio margheriti’nin danza macabra (1964) filmi
+
scognamillo korku filmi seyircisinin bu anlamda, “eskiden idamları ve işkenceleri izleyebilmek için meydanlara dökülen, alkış tutan, heyecanlanan, bayram eden kalabalıklarla” oldukça benzer olduğunu söyler.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/966901

jean-luc marion’da doygun fenomen ve yüce
https://www.academia.edu/download/53446413/KGB_33_Selami_Varlik_makale.pdf

turner’in yüce estetiği: edmund burke üzerinden bir okuma
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1501137802.pdf

bahtin, kant ve danto’da sanatın bir işlevi olarak itibarsızlaştırma
+
bahtin grotesk anlayışı olarak; orta çağın bedeni itibarsızlaştıran, ruhun yüceliğini ön plana koyan skolastik felsefesine karşı, bedeni hayatın alanı olarak gören, ideal dünyayı itibarsızlaştıran rönesans döneminin edebiyatını referans gösterir.
+
yüce “öyle bir büyüklüktür ki, yalnızca kendi kendisine eşittir. yücenin öyleyse doğanın şeylerinde değil, ama yalnızca bizim idealarımızda aranması gerekir.
+
bahtin ne kadar insan bedenini itibarsızlaştırmanın bir aracı olarak görmüşse, kant’ta yüceden kaynaklanan haz ve acıyı o kadar beden ve aklın birliğinde aramıştır.
+
yüce dağların, azgın dalgaların dehşet verici varlığı, artık yaşamı tehdit eden bir şey olarak anlamını yitirmiş, insanın seviyesine inmiş ve itibarsızlaştırılmıştır.
+
“itibarsızlaştırma” kavramı; bahtin, kant ve danto’da basitleştirmek, kendi seviyesine indirgemek veya kendi seviyesinin altına çekmek olarak varoluşsal bir eylemi ifade etmektedir.
http://www.beytulhikme.org/Makaleler/351978342_13_Erenozlu_(219-232).pdf

borden parker bowne’un tanrı anlayışı
+
herbert spencer, durant drake’den farklı olarak, âlemin bir sebebinin olduğunu kabul eder ama bu sebebin mahiyetinin dolayısıyla da zekî olup olmadığının bilinemeyeceğini öne sürer. spencer, antropomorfizme yol açacağı gerekçesiyle evrenin sebebi’ne herhangi bir kavram veya sıfat atfedilmesine karşı çıkar. spencer’ın bakış açısına göre evrenin sebebi’ne her ne olursa olsun sıfat atfetmek, onun için yücelme değil alçalma anlamına geleceğinden âlemin sebebi’ne zekâ kavramını da atfetmemek gerekir. zira, zekânın mekanik hareketi aşması gibi, evrenin sebebi’nin de zekâyı aşan bir varlık olması ihtimal dahilindedir.
+
glenn r. morrow’a göre, anlaşılabilir evreni kavrayan beşerî zekânın gerçekleşebilmesi için, varlıklardaki bütün anlaşılabilirliğin ve insanda tezahür eden zekânın kaynağı olan daha yüce bir bilgilendirici zekâ gereklidir.
+
bowne’a göre tüm varlıkların en yücesi olan tanrı, herşeyin hizmetçisi ve ağır yük taşıyanların başlıcası olmalıdır.
+
bowne’un anlayışına göre insanın beşerî akıldaki mükemmel varlık tasavvurunda yer alan sevgi ve iyilik konusundaki kişiliğe ait ideallerinin gerisinde kalan bir tanrı’ya kulluk edilemez.
https://acikerisim.erbakan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12452/5045/547545.pdf

islam ve hristiyanlık’da tanrı kavramı
+
öyleyse akla gelebilecek en yüce varlık olan tanrı, mükemmel olmalıdır. eğer tanrı’da herhangi bir kusur olmuş olsaydı o, akla gelebilecek en yüce varlık olamazdı. mükemmel bir varlık sevgi dolu(şefkatli) bir varlık olmalıdır.
+
yüce babanızın mükemmel olması gibi siz de mükemmel olunuz.
+
öyleyse inanıyorum ki isa mesih’in babasının, muhammed’in tanrısı olduğu iddiasının nasıl saçma olduğunu görebilirsin. muhammed’in tanrısı sadece kendisini sevenleri sever ve inançsızların düşmanıdır. kullarına, boyun eğinceye kadar inançsızların peşine düşmeleri ve öldürmeleri emredildi. kur’ân’nın tanrısı, isa mesih’in ortaya koyduğu ve ilan ettiği ilahi baba’ya bir hakarettir.
+
neticede ilk olarak, teslis olan hristiyan tanrı inancının rasyonel olarak reddedilemez olduğunu ve ikinci olarak islam tanrı kavramının tam tersine rasyonel olarak reddedilebilir olduğunu gördük. çünkü islam’ın tanrısı ahlaken eksik olduğundan akla gelebilecek en yüce varlık değildir. bir teoloğun haykırdığı gibi; “tanrı için tanrıya şükür.”
http://www.itobiad.com/tr/download/article-file/490097

islâm’ın bir üfürükçü hoca (osman alyanak) tiplemesi ile mahkum edilme girişimidir. öyle ki yılmaz güney bu filminde, marksist bir bakış açısıyla, kapitalizmin yalnızlığa sürüklediği bireyi ve dinin insanları nasıl boş vaadlerle oyaladığı temasını işler.
http://www.omermenekse.com.tr/wp-content/uploads/2017/02/turk-sinemasinda-din-ve-din-adami-imaji.pdf

yerel bir dünyevileşme kavramı:“özerk dünyevileşmeler”
https://www.academia.edu/download/65719195/YEREL_BIR_DUNYEVILESME_KAVRAMI_OZERK_DUNYEVILESMELER.pdf

türkiye’de siyasal islam’ın yükselişine farklı yaklaşımların tarihsel ve kültürel bir perspektifle değerlendirilmesi
https://www.academia.edu/download/39795452/10085019_TEZ.pdf

maddenin kendiliğinden macerasında ruh’ un yeri nedir?
https://web.itu.edu.tr/~kcankocak/docs/ruh-nedir-bilim-ve-gelecek-kerem-cankocak.pdf

din-felsefe ilişkisi bağlamında ruh kavramına iki farklı yaklaşım: islam ve platon örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/219967

ibn sînâ’da ruh-nefs kavramı ve ruh kasidesi bağlamında ruhun bedenle olan münasebeti
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1396380

platon’un ruh kuramı
https://sbd.aku.edu.tr/arsiv/c15s1/c15s1b9mustafakaya.pdf

aristoteles’in ruh anlayışı
https://www.journalagent.com/pausbed/pdfs/PAUSBED_2014_18_91_98.pdf

felsefeden tasavvufa ruh anlayışı
http://www.ekevakademi.org/Makaleler/1745271966_28%20Ismail%20SIMSEK.pdf

platon’un ruh anlayışı
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/46632.pdf

kur’ân’da ruh kavramı
https://arastirmax.com/tr/system/files/dergiler/79201/makaleler/28/1/arastirmax-kuranda-ruh-kavrami.pdf

bergson’da ruh-beden ilişkisi
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/27840/507.pdf

saramago’nun 1995 yılında kaleme aldığı ‘körlük’ isimli roman distopya türünde bir eserdir. sağlıklı olmadığı düşünülen ve hızlı değişim gösteren bir düzenin anlatıldığı bu tür eserlerde toplum ve bireyde üzerinde ortaya çıkan kötümser yansımalar okuyucuya aktarılmaktadır. bu eserlerde insan doğasında bulunan ‘kötülüğün’ devlet veya din ile otoritenin elinde nasıl tehlikeli hale gelebileceği, kaosa sürüklenen toplumlar esas alınarak anlatılmaktadır.
+
insanlar arasındaki kavga öyle ya da böyle bir tür körlüktür.
https://ctc.aydin.edu.tr/wp-content/uploads/2021/06/10.17932CTC2021ctc21031.pdf

max weber; “sermayenin dindarları dünyevileştirdiğini söyler, bu da bireyin ve toplumun din ile olan bağlarının zayıflaması anlamına gelmektedir.
http://risaleakademi.org/public/uploads/documents/Mehmet%20Evren.pdf

tıb zibidisi: hastasını bir insan olarak değil de önüne gelmiş bir deneme tahtası ve altın yumurtlayan tavuk gibi gören, hipokrat yeminini unutmuş bir fırsatçıdır.
+
medya patronluu zibidisi: 11 ay porno resim ve yazı bastıktan, gazetesinde ya da televizyon kanalında her türlü fuhşiyâtı mubah görüp gösterdikten sonra ramazan köşesi yaparak bir ayda müslümanları kafese koyacağına ve tirajını ya da “reyting”ini doğrultucağına saf saf inanan akıl ve ahlâk fıkarâsı bir fırsatçıdır.
+
köşe yazarlığı zibidisi: kendisini dev aynasında gören, zibidiliğinin ezikliğini ve acısını hıncına hedef kıldığı yerleşik düzenden de devlet erkânından da bürokratlardan da dindarlardan da, dindar ilim adamlarından da çıkardığına inanan ezik bir anarşist; ya da başkalarının zibidiliklerine yalakalık eden bir dalkavuktur.
http://www.turkiyespot.com/fizikekitap/dinilimmedeniyet(dusunceler).pdf

maurice maeterlinck bu konuda şöyle yazar:
ne zaman düşünsem, cömert, adil ve âkil bir tanrının bu dünyada, engelli doğan canlılara veya bedbaht yaratmaya bilgelikle rıza göstermesini kabul edemiyorum. çünkü tanrı, varlıktır ve yarattığı herşeye bu varlık içinde yer vermiştir. dünyadaki varlıklara, mesela ben, siz, taş ve ağaca varlık dışında bir mekan vermemiz muhaldir. dolayısıyla nasıl olur da âkil, adil ve zeki bir tanrı, benim ve sizin, yani varlığın, daha doğru bir ifadeyle kendisinin bedbaht olmasına rıza gösterebilir?
http://journals.miu.ac.ir/article_4016_1f11b448431f00df614d5edc36359ffa.pdf

dünyevileşen müslümanlar ve postmodern kapitalist aile
+
aile, toplumsal örgütlenmenin ve kurumsallaşmanın temel çekirdeğidir. anne, baba, çocuklar ve bunların akrabalıklarından oluşan ekonomik ve toplumsal birliktir. aile algısı yüzyıllara dayanır.
sekülerizm, batı toplumlarını açıklamak için kullanılırken müslüman toplumlar için kullanılacak olan kavram dünyevileşmedir. dünyevileşme, kendini “orta yol” olarak tanımlayan islâm’dan ve onun temel öğretilerinden sapmadır.
modernizm ve sonrası dönemde hayatın bütün ünitelerinin dinden arınacağı veya dinin etkisinin minimize edileceği iddiaları olmuş bu da sosyal bilim uzmanlarını özellikle felsefeci ve sosyologları sekülerizm/dünyevileşme üzerinde araştırma yapmaya itmiştir. postmodern kavramı ise günümüz toplumlarında yaşanan gelişmeleri açıklamak için kullanılmakta ve bir önceki döneme göre toplumun yeni evresini betimlemektedir.
günümüz kapitalizmi de tüm parametrelerini üretmek ve tüketmek üzerine dizayn etmek için var olmuştur. postmodern kapitalist dönemle başlayan evrilme ise “derin aşkı” yok ettiği için kadına ve aileye uygun görülen rol “plastik cinsellik” olmuştur. böylece aileyi bir sosyal sermaye olarak sunan kavramların kutsiyetine aracılık eden aygıtlar, postmodern kapitalist toplumda internetin gelişmesiyle geleneksel aracı olma rollerini kaybetmişlerdir. bu dönemde müslüman kesim de dünyevileştiği için ailenin dışında mevzilenen güçler sosyal sermaye olan aileyi güçsüz kıldıkları için geleneksel dindar ailenin yerine inşa edilen “postkuramsal manevi” aile yapısı da bundan etkilenmiştir.
https://www.academia.edu/download/52000612/UUBK2015A4.pdf

kapitalizm dini ve islam dini
https://www.researchgate.net/profile/Armagan-Oeztuerk/publication/338540732_Kapitalizm_Dini_ve_Islam_Dini/links/5e1ab7eb92851c8364c63869/Kapitalizm-Dini-ve-Islam-Dini.pdf

diyanet’in din söylemi ya da başkasının alanında “kaçak” din inşası
http://www.umrandergisi.com.tr/u/umran/pdf/96-1410790580.pdf

gürültü
https://www.metalurji.org.tr/dergi/dergi127/der127_22.pdf

gürültü
https://www.ttmd.org.tr/PdfDosyalari/TTMD-Dergisi-39.pdf

gürültü kirliliğinin peyzaj planlama yönünden değerlendirilmesi ve çözüm önerileri
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/35489

gürültünün insan sağlığı üzerine etkileri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/888136

yarasa çorbası: koronavirüs hakkında modern çağın mitleri ve şehir efsaneleri
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1056307

yanlış bilgi salgını: covıd-19 salgını döneminde türkiye’de dolaşıma giren sahte haberler
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1238220

kenan dininde, incil’de geçen ifadeler esas alınarak, kutsal fahişeliğin olduğunu savunan görüşler mevcuttur.
+
ey sen! ey sarhoşlardan birisi
ey fahişelerden istediğini bakirelerden de isteyen
rüya görmeye devam etmektedir, çölde dalga
köpükleri ve midyeler ektiğinden beri
gece gündüz afrodit’in doğumunu beklediğinden
beri…
https://www.academia.edu/download/61841538/proceedings-book20200120-80073-3cn143.pdf

medya duyarsız ve değerlerden arınmış kitleler yaratmaktadır. medyanın yarattığı gösteri dünyası içinde kurgusal olayların yanında, hayatın kendisi de bir gösteri nesnesi haline gelmektedir. gerçek hayatlar, yaşanmış olaylar ne kadar acı, hüzün, şiddet vb. taşısa da eğlence kültürünün bir parçası olabilmektedir. kitlelerin istediği şey; eğlenmek ve oyalanmaktır. bu nedenle her şey bir gösteri olarak izlenmekte, tüketmekte ve kısa zamanda unutulmaktadır. gerek bireysel gerekse toplumsal hafızada yer etmemektedir. bu nedenle tıpkı ‘kullan at!’ eşyalar gibi, medyanın sunduğu göstergelerde izlenip unutulmakta, yani tüketilmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/588409

hayatın en alt rütbesi dünya ile teselli olup onunla oyalanmaktır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/494848

heidegger’e göre insanlar genelde varolanın bütününden ve de varlıktan tümüyle habersiz şekilde varolanı tüm bağlantılarından izole ederek hesaplanabilir ve denetlenebilir olanda oyalanmaya meyleder. hatta en önemli ve hayati meselelerde karar alırken bile bu durum bundan ibarettir. fakat sürekli olarak varolanın kendisinde oyalanmak ve her zaman el-altında hazır olanla teorik şekilde meşgul olmak, hem bu varolanın verilme olanaklarını gözden kaçrımak hem de gizli olanın gizliliğinin egemen olmasına izin vermemek anlamına gelir. bu ise anlamlı bir varoluşa sahip olmamıza olanak tanıyan, dahası varolanları bize veren ve onlarla bir karşılaşmayı mümkün kılan varlığı terk etmek manasına gelir. varlığı unutan ve hatta bu unutmanın vuku bulduğunu bile unutan insan, bu bakımdan kendi temelini ve ayırt edici özelliğini, yani varlığın açıklığında ikamet ediyor oluşunu da unutmuş olur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1223277

kapitalist sistemin kazandıkça kazanmayı arzulayan tutumuna, insanların “içsel gücüyle” karşı durmasını, özgürce nefes almayı istemesi gerektiğini söyler. bununla birlikte böyle bir sistem içerisinde kendisini bir kurtuluş ümidi gibi sunan sosyalizmi de bu kitleleri oyalamak ve bireyi bütün içinde yok saymakla suçlar. “buna karşın sizleri çılgın umutlarla kızıştırmak isteyen sosyalist kandırıkçıların düdüğü kulaklarımızda çınlamıyor mu hep?” diye ifade eder. çağının düşünce akımlarından demokrasiyi ise bir bakıma onaylar görünmektedir. hatta jaspers “sadece demokrasi, gelecek olan varlıkların büyümesini sağlayacak toprağı temin edebilir.” diyerek nietzsche’nin demokrasi hakkındaki pozitif görüşlerini sunar. ancak bu onama tam ve tek başına bir onama değildir. çünkü nietzsche bu onaylamayı, çağının siyasi akımları içerisinden kendince onaylamaya en yakın bulduğu sistem olarak sunar. bu durum aynı zamanda toplumu oyalama ve dolaylı olarak aynı sistem içerisinde tutma şeklidir ve nietzsche için aşılması gereken bir şeydir.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/73457/476500.pdf

felsefenin esas hedefi yaşamı yadsımak ve öte dünyacı idealler ile insanı oyalamak ve neticede insanı kendisine, yaşama ve bütün bir varoluşa düşman hale getirmek değildir.
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/1453/1/440055.pdf

kafka’ya göre hayat, özellikle de yaşadığı kapitalist düzen insanı sadece sahte mutluluklarla oyalamaktadır.
http://acikerisim.dicle.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11468/6631/Franz%20Kafka%27n%C4%B1n%20eserlerinde%20tan%C4%B1nma%20ve%20yabanc%C4%B1la%C5%9Fma%20problemi%20%C3%BCzerine%20bir%20inceleme.pdf

bilim adamları ve şarlatanlar, sıklıkla bir kişide ikisi bir arada.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/71758/538806.pdf

iyi niyetler daima dilbilgisine terstir.
http://www.ithaki.com.tr/wp-content/uploads/2017/08/Dorian-Grayin-Portresi-on-okuma-ithaki.pdf

güneş merkezli evren anlayışı: kopernik, kepler ve galilei neyi değiştirdi?
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/804064

kopernik, kepler, galileo, newton: bilimsel dünya görüşünün oluşumunu nasıl etkilediler?
http://bilimveaydinlanma.org/content/images/pdf/mdt/mdtc1s4/kopernik-kepler-galileo-newton-bilimsel-dunya-gorusunun-olusumunu-nasil-etkilediler.pdf

ikona mı, put mu? ikonakırıcılık tartışması
+
bizans imparatorluğu 726 ile 843 yılları arasında ikonakırıcılık tartışması adıyla anılan dinsel bir çekişmenin içine düştü. daha sonraki yüzyıllarda avrupa‟da reform‟da ve karşıreform‟da yaşanan dinsel çatışmalarda olduğu gibi, bizans dönemindeki ikonakırıcılık tartışması, siyasal ve toplumsal alanlarda büyük yankılar uyandırırken sanatsal üretimi derinden etkiledi.
https://www.academia.edu/download/56315761/Ikonakiricilik_Tartismasi_-_John_Lowden.pdf

geometriden haberi olmayanlar girmesin.
https://e-dergi.tubitak.gov.tr/edergi/yazi.pdf;jsessionid=8r9kfwuORGe3mzD-4Be8+9Hx?dergiKodu=4&cilt=42&sayi=626&sayfa=88&yaziid=27399

nicolaus copernicus
bilimin yükselişi
+
kilise sansürü korkusu, onun bu görüşlerini yayınlamasını geciktirmesine neden oldu.
+
onun eserinde önemli olan şey, dünyanın geometrik üstünlük tahtından indirilmesidir. daha sonraları bu durum hıristiyan teolojiyle de çelişecek, insana verilen kozmik önemi tutarsız hale getirecekti
+
katolik kilise’si de copernicus’un kendisini olmasa da doktrinini mahkum etmişti. doktrini inceleyen kilise, “felsefi bir aptallık ve saçma olduğunu, kutsal kitap ile açıkça çeliştiğinden bütünüyle dine aykırı” olduğunu ilan etti.
https://www.academia.edu/download/64942399/I3.1.2.1.Nicolaus_Copernicus.pdf

küresel terörist
+
tanrı insanın aptallığını sınırlamadığı halde, zekasını sınırlıyor.
http://www.evreninsirlari.net/dosyalar/129_s14_01.pdf

çağdaş epistemolojide mistik inançların epistemolojik değerine ilişkin problemler ve çözüm arayışları
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1483548

psikodelig ilaçlar ve mistik deneyim: mistik deneyimin kısa yolu
https://dergipark.org.tr/download/article-file/10288

eski bir hakikat yeni bir kavram: hakikatin önemsizleşmesi ya da post-truth
https://www.ispartaokulu.com/wp-content/uploads/2021/05/IOD-2021-11.s25-35.pdf

ortaçağda “fail” kavramı ve tanrı
+
şiddetli bir yağmur sonucunda güçlü bir akıntının evin yıkılmasına neden olması durumunda, ‘evi yıkan sel sularıdır’ ifadesinden hareketle, sel sularına ‘fail’ denilebilir mi ve bu bağlamda ona bir sorumluluk yüklenebilir mi?
+
ilim, irade ve ihtiyar gibi bir takım niteliklerden yoksun olan taş ve duvar gibi cansız nesneler fail olamaz.
https://bilimname.erciyes.edu.tr/sayilar/201502/20150210.pdf

orhon yazıtlarında ‘itaat’ kavramı
http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20DILI/engin_cetin_kavram_alani_itaat.pdf

tarihî şivelerde ve türkiye türkçesinde yaşlılık ifade eden kelimeler
http://acikerisim.ticaret.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11467/665/M00490.pdf

yaşlılık
http://hmyo.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/438/2019/03/Ya%C5%9Fl%C4%B1l%C4%B1kla-%C4%B0lgili-Temel-Kavramlar.pdf

yaşlılık olgusuna sosyolojik bir yaklaşım
https://acikerisim.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/15615/514682.pdf

türkiye’de coğrafi bakış açısıyla köy kavramı
http://tucaum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/280/2016/12/Int_semp_BC2.pdf

bahçe-şehir kavramı ve ankara bahçelievler semti üzerinden irdelenmesi
+
üst gelir grubundan insanlar sağlıklı çevrelerde yaşarken düşük gelir gruplu insanlar daha sağlıksız ve kalabalık binalarda yaşamak durumunda kalmıştır.
+
bahçe şehir kavramı, teorik anlamda ilk olarak ebenezer howard’ın çalışmalarında görülmüştür. howard’a göre bahçe şehir; “sanayileşmeyle birlikte kirlenen, kalabalıklaşan ve düzensiz bir yapıya bürünen büyük kentlerin dışında oluşturulan, doğa ile bütünleşmiş ve tüm fonksiyonlarıyla kendini besleyebilen yeni bir yerleşim türüdür. ideal yaşam, kırsal ile kentsel yaşamın avantajlarının bir araya getirildiği, sakıncalarının kaldırıldığı, iki modelin karışımı olan yarı kentsel bir modelle mümkündür.”
+
bahçe şehir kavramına göre, ortada bir ana şehir olmalı ve bu ana şehrin etrafında küçük şehirler olmalıdır. ana şehir doluluğun ve beraberinde getirdiği sorunların simgesi iken buna bağlanan küçük şehirler yarı doluluk yarı boşluk üzerine kurgulanmış ve bu sorunlardan uzakta, sosyal, ekonomik, kültürel anlamda kendi kendine yetebilir olmalıdır.
+
bahçelievler konutları, ankara kent planlamasını yapan jansen tarafından 1934 yılında tasarlanmış ve bahçe şehir kavramı öncelikli plana alınmıştır. çünkü avrupa’da da birçok büyük kentte işçiler ve memurlar üst üste istiflenmiş konutlarda yaşama problemiyle karşı karşıya kaldığı için bahçelievler’de önerilen memur konutlarının ne olursa olsun yüksek katlara gitmemesi gerektiği, ihtiyacın durumuna göre bitişik ve sıra evler yapılması gerektiği, bu şekilde de konutların ekonomik hale dönüştürülebileceği öngörülmüştür.
+
sonuç olarak ankara için, konut için, insan ölçekli yaşam için önemli bir örnek olan bahçelievler konutlardan her gün bir yenisi daha yıkılıp apartman olmaya bırakılmıştır.
https://www.researchgate.net/profile/Zeynep-Yesim-Ilerisoy/publication/328007336_BAHCE-SEHIR_KAVRAMI_VE_ANKARA_BAHCELIEVLER_SEMTI_UZERINDEN_IRDELENMESI/links/5bb2899aa6fdccd3cb8132e3/BAHCE-SEHIR-KAVRAMI-VE-ANKARA-BAHCELIEVLER-SEMTI-UeZERINDEN-IRDELENMESI.pdf

siyasi coğrafya açısından sınırlar ve tarihi süreç içinde türkiye’de sınır kavramı
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423873159.pdf

hz. peygamber’e hakaretin cezası
+
hakaret, arapça kökenli olan ve zillet anlamına gelen “óĝè” kelimesinden türetilmiştir. hakaret, “bir şeye veya bir kimseye yönelik küçültücü söz ve davranış” anlamına gelir. “hakaret” kelimesi türkçe’de de aynı anlamda
kullanılmaktadır.
+
türk ceza kanunu’nun 125. maddesinin birinci fıkrasında “hakaret” şöyle tanımlanmıştır: “bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırmaktır.” tanımda geçen “şeref” kavramı bir kimseye verilen mânevî değerlerin bütününü ifade eder.
+
islam hukuku’nda hz. peygamber’e hakaret eden bir kimse için öngörülen aslî cezalar ölüm cezası veya ta’zîr cezasıdır.
http://www.usuldergisi.com/img/usul30_8.pdf

iletişim fakültesi öğrencilerinin sahte/yalan haberlerle ilgili görüşlerine yönelik betimleyici bir çalışma
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1232468

sahte haberler’in arkaplanı
https://eavi.eu/wp-content/uploads/2020/01/tr-beyond-fake-news.pdf

“doğruluk kontrol merkezi” ve “yalan haber” kavramlarına ilişkin içeriklerin medyada yansımasının araştırılması
+
papa francesco, ilk sahte haber yaratıcısının havva’yı yasak ağacın meyvesini yemeye ikna eden yılan olduğunu ifade ederek kavramın başlangıcına teolojik bir yorum getirmiştir (papa: ilk sahte haber üreticisi incil’deki yılandır, 2018).
+
hakikat sonrası çağda gerçek ve yalanlardan başka, tam olarak gerçeği yansıtmamakla birlikte yalan da denemeyecek muğlak ifadelerden oluşan üçüncü bir kategori vardır. zenginleştirilmiş gerçek denebilir buna. neo-gerçek. yumuşak gerçek. suni gerçek. hafif gerçek. gerçeği böyle agresif bir biçimde örterek, yalan söyleme eylemini yumuşatırız.
+
%49 oranıyla türkiye en fazla yalan haberle karşılaşılan ülke olarak belirlenmiştir.
+
elde edilen veriler göz önünde bulundurulduğunda taranan içeriklerin içinde “yalan haber” kavramının %43,75 oranında yer aldığı görüşmüştür ve onu %28,13 oranıyla “sahte haber” kavramı izlemiştir.
http://acikerisim.ticaret.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11467/2609/%E2%80%9CDo%C4%9Fruluk%20Kontrol%20Merkezi%E2%80%9D%20ve%20%E2%80%9CYalan%20Haber%E2%80%9D%20Kavramlar%C4%B1na%20%C4%B0li%C5%9Fkin%20%C4%B0%C3%A7eriklerin%20Medyada%20Yans%C4%B1mas%C4%B1n%C4%B1n%20Ara%C5%9Ft%C4%B1r%C4%B1lmas.pdf

bir olgu nedeniyle sağır dilsizde farik-mümeyyizlik kavramı
https://cbuadlitipabd6.tripod.com/sitebuildercontent/sitebuilderfiles/1073-turkish.pdf

islam hukukunda illet kavramı ve faizin illeti
+
kur’an faizle borç vereni akıl hastası bir adama benzetir. deli adam nasıl dengesizliği sebebiyle hakimiyetini kaybederse, aynı şekilde borç veren kişi de para verirken o denli dengesini kaybeder ki, şuurunu yitirir. onun akılsızlığı o denli büyüktür ki, bencilliğinin ve açgözlülüğünün nasıl insan sevgisine, insan kardeşliğine ve dostluğuna kökten bir darbe vurduğunu ve insanlığın genel maslahatına nasıl zarar verdiğini farketmez. bir çok şeyi feda ederek zengin olduğununun farkına varamaz. işte o da bu dünyada deli bir adam gibi davranır. ahirette de aynen bu dünyadaki gibi deli olarak dirilecektir. çünkü herkes hangi konumda ölmüşse ahirette o konumda dirilir.
+
sonuç olarak ticaret sosyal hayatın temeli olup, ihtiyaçların karşılanması ve refah düzeyinin yükselmesi için kaçınılmazdır. faiz ise sosyal hayatta dengesizliklere, adaletsiz gelir dağılımına, sömürüye ve iktisadi hayatta pahalılığa sebeb olan bir hastalıktır.
+
illet’in sözlük anlamı hastalık demektir. bir isim olarak ise, hastalık ve müessir sebep anlamına gelir. hastalığa illet denmesi de insan bedeninde değişiklik meydana getirmesidir.
https://tkbb.org.tr/Documents/Yonetmelikler/Islam_Hukukunda_Illet_Kavrami_ve_Faizin_Illeti.pdf

avf kabilesinden birçok grup görüyorum,
ez-zibirkân’ın zaferan boyalı sarığını “ziyaret ediyorlar”
+
“nikâhımız altına aldığımız birçok kadın mehirsizdir”,
geri kalan diğer kadınları da fidye karşılığında almışız.
+
mızraklarımızla nice dul kadını “nikâhlamışız”,
diğerlerini de amca(oğullarını) ve dayı(oğullarını) istedikleri halde aldık.
+
“ergenlik çağına varmadan”,
küçük yaşta müslüman olmakla hepinizi geçtim.
+
bütün “dul kadınların” ihtiyaçlarını sen gidermişsin,
peki, bu garip “dul adamın” ihtiyacını kim giderir.
+
oğullarımızın oğulları bizim oğullarımızdır,
kızlarımızın oğulları ise elin oğullarıdır.
https://www.artuklu.edu.tr/dosyalar/DergiMakale/00000/00000043_xk5fha7gzxkwc.pdf

allah’ın iradesi ve kötü fiiller
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/47050

beckett’in mutlu günler oyunu üzerine bir inceleme
+
hep denedin. hep yenildin. olsun. gene dene, gene yenil. daha iyi yenil.
+
yirminci yüzyılın çaresiz tanığı olarak, belirsizliklerin, savaşımların, yenilgilerin, umutların, düşlerin ve düş kırıklıklarının öznesi ve nesnesi olan insan, kendisini ancak dilin ve bedenin bozulmasıyla dile getirmiştir.
+
yeryüzü çok dar bugün.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/73993

inançlı işlemlerde el ve işbirliği ile hareket kavramı
+
inançlı işlem, inanan kişinin malvarlığına dahil bir hakkı, belli bir amaçla inanılana devrettiği, inanılanın da söz konusu hakkı, amacın gerçekleşmesinden sonra tekrar inanana devretmekle yükümlü olduğu bir borç ilişkisidir.
+
inançlı işlemler saf inançlı işlemler ve karma inançlı işlemler olmak üzere ikiye ayrılır. saf inançlı işlemler, inananın yararına yapılan, bir diğer ifadeyle inanan kişinin çıkarının üstün tutulduğu işlemlerdir.
https://hukuk.deu.edu.tr/wp-content/uploads/2021/05/NALAN-KAHVECI.pdf

islâm’da tavsiye ve teşvik edilen oyunlar ve sportif faaliyetler
https://www.academia.edu/download/57610954/Islamda_tavsiye_ve_tesvik_edilen_oyunlar_ve_sportif_faaliyetler.pdf

oyun, sinema ve politik gerçeklik
+
politik olanın içinden çıkmamış bir sinemanın sunumu imkansızdır.
+
oyun, der schiller, insanın insanlığıdır: ‘insan yalnızca oynadığı zaman insandır…en basit tanımıyla oyun, kendinden başka amacı olmayan, şeyler ya da kişiler üzerinde güç uygulamayı hedeflemeyen etkinliktir. evet güç uygulama amacında olmayan, ancak kuralları yalnızca oynayan çocuğun kurduğu, çocuğun egemen olduğu bir oyun… çünkü schiller, tanrısallığın ve aynı zamanda tastamam insanlığın karakteri olan şu özelliği dışa vurur: çalışmaz, oynar. ne teslim olur, ne direnir. buyurmanın bağlarından da, boyun eğmenin bağlarından da muaftır.
+
mitolog joseph campbell’a göre, ritüeller üç temel ilgiyle ilişkilidir: zevk, güç ve ödev.
+
tanrılara karşı bir ödev olarak eylenen ritüeller, aynı zamanda eğlence ve zevki de getirmektedir.
+
dünyada hiçbir iyilik yoktur.
+
belki sorun iblisler değil ama meleklerin yokluğudur. belki insanların doğası böyledir… insan kaç kere düşmüş ve kalkmıştır?
https://www.academia.edu/download/57086314/Ozlm-oyun.pdf

ortaçağ hristıyan dünyasında bellek kavramı ve gizem oyunları: york döngüsü
+
gizem oyunları hem toplumsal işlevleri hem de içerikleri açısından, hristiyan vahyiyle gelen ilahi bilgiye ilişkin belleği destekler bir yapıya sahiptir.
+
gizem oyunları, dinin işlevinin ve din algısının yeniden tanımlanmaya başladığı 16. yüzyıl itibariyle ortadan kaybolacaktı.
http://dtcfdergisi.ankara.edu.tr/index.php/dtcf/article/view/5236/5488

thespis’in delileri: tiyatroda tek etki ve istanbul
+
aaa ben madımak yangınının bu kadar tüyler ürperten bir toplumsal gerçek olduğunu bilmiyordum.
+
insanoğlunun güzelliklerini olduğu kadar, rezilliklerini de, utançtan başını kaldıramamasını gerektiren olayları anımsatmak ve belleği kötüye karşı uyanık tutmak da sanatçının önde gelen görevleri arasındadır, öyle olmalıdır ve genco erkal ile ekibi bu disiplinin artık şahikası olmuşlardır.
+
aymazlık, yangını göre göre görmezden gelmektir. dinamitten, benzin deposuna dönmüş bir evde oturmakta diretmektir. mal canın yongasıdır derler ama burada fünyesi oluveriyor. sıvas’a, madımak oteline, aziz nesin’e göndermelerle oyun günümüzün türkiyesi’nde yaklaşan şeriat düzeninin yangın kokusuna dikkat çekerken, bunu yaparken üstelik eğlendirirken yoldaki yeni hücrelere aymaya çağırıyor hepimizi. sahnedekilerin komik hallerine gülerken, kendi aymazlığımızın da ayırtına, unutuşun hazin iradesine de ayıyoruz. thespis’in yaşayan delilerinin başında gelir genco erkal ve o yaşını başını almış sakin, dingin ve bilge görünüşü altında saklar içindeki deliyi.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/118203

dionysos ayinlerinden doğan trajedi, mö 6. yüzyılda kendisi de ilk tiyatro oyuncularından olan atina’lı thespis tarafından yaratıldı. trajedinin en önemli temsilcileri aiskhylos, sophokles ve euripides’dir. eserleri mitolojik öğeleri içerse de, her vatandaşın vicdanında duyduğu, aklından geçirdiği sorunları dile getirmekten de geri kalmaz.
+
yunan tiyatrosu daima denize veya dağlara bakar. bu manzara dekorun doğal bir parçasını oluşturur.
https://www.imo.org.tr/resimler/ekutuphane/pdf/16184_17_56.pdf

tolstoy‘un içki ve sarhoşluk veren maddelere dair bır yazısı: tanrı’ya mı yoksa kârun’a mı hizmet etmelidir?
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/191927

kolonyal söylemin yarattığı nevrotik siyah ve nevrotik beyaz: jean genet’in zenciler (les nègres) oyunu üzerine bir inceleme
+
kabul edilmesi benim için son derece acı veren bir gerçek olsa da, ifade etmek zorundayım ki, siyah insan için bir tek alınyazısı var; ona kendini tüketircesine peşinden koşma coşkusu veren bir tek kader: beyaz olmak.
+
fanon’un da söylediği gibi bu kolonyal karşılaşmadan sonra artık siyah insanın en büyük arzusu estetize edilen beyaz insanın dünyasıdır. fanon bu arzuyla birlikte nevrotikleşen özneler üzerinde durur. siyah insan artık kendinden nefret ederek, beyaz dünyaya kendini kabul ettirmeye çalışır. fanon, beyaz insandaki üstünlük duygusuyla siyah insandaki aşağılık duygusunun patolojik bir durum yarattığını söyler.
+
eğer samimiysem, şunu söylemeliyim ki beni ilk etkileyen şey, dünyayı yeniden yaratma kaygıları olmadı. elbette, bu da gelecek ve buna karşı duyarsız değilim, ama kendimi onlara anında yakın hissetmemi sağlayan şey, beyaz dünyaya yönelttikleri kindi, bir toplumu yok etme, parçalama kaygılarıydı.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/418786

evlilik içi ırza geçme
https://jag.journalagent.com/adlitip/pdfs/ADLITIP_23_2_35_42.pdf

antonin artaud, samuel beckett: bedeni sarsmak
+
beckett’in tiyatrosu artaudcu bakış açısına göre acımasız mıdır?
+
beckett’in sahneye getirdiği bedenler, kurukafa ya da kadavra olarak görülebilirler. o, bedenin dağılış sürecini sahnelemek ister. bizlere bedenleri “düzgün” bir şekilde sunmak istemez. aksine bedenin sürekli değiştiğini ve kötüleştiğini savunur.
+
işte tipik bir insan- ayağının kusurundan ötürü ayakkabısını suçlayan!
+
zihin, beden kadar acı çekebilir. sahnede karakterlerden birinin ayak parmaklarıyla uğraşırken diğerinin derin düşüncelere dalmasıyla gerçekleşen zihin ve beden ayrımı uzun süre sürdürülemez.
+
günah ahlaki olmaktan önce, fizikseldir; vladimir “kendi ayaklarının günahı”ndan bahseder – ve fazlasıyla derin düşünceler kurmasına izin vermeyen böbreklerinden, mesanesinden ya da idrar yoları yüzünden geçici olarak ortadan kalkarlar.
+
jacques derrida, fiziksel ve metafiziksel olanın arasındaki çözülmez ayrımı işaret ederek insanı, artaud’un dediği gibi, “dinsel-dışkısal insan” olarak tanımlamıştır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/203672

ilişkiselliğin iki yönü: şehir ve beden
+
şehir, bütün yönleriyle insanın ‘kendisini’ temsil eden bir ‘sürekli şimdide varolan’ mekandır.
+
şehir sosyologu park’a göre ‘şehir, bir ruh durumu, bir gelenek-görenek toplamı ve bu göreneklerden miras aldığımız, bu geleneklerle aktardığımız örgütlü tutumlar ve duygular toplamıdır. şehir sadece fiziksel bir mekanizma ve sunî bir yapı değildir, onu inşa eden bireylerin hayatlarını içeren doğanın ve kültürün ürünüdür.
+
şehir insanın doğal mekanı sosyal ve fizikî inşa çabasının ‘ürünü’ ve dolayısıyla kendisini seyrettiği aynadır.
+
john of salisbury, “bir şehrin formu insan bedenine benzer; şehrin sarayını ya da
kutsal mekanını baş; merkezini mide ve evlerini de el ve ayak temsil eder. insanlar bu nedenle kutsal mekanlarda yavaşlarlar (rasyonellik ön plana çıkar) ve çarşıda hızlanırlar (tutku ve duygusallık ön plana çıkar)” analojisi şehir bedenin izdüşümüdür; mekanları insanların kendi suretine uygun olarak tutarlı ve bütün hale getirilen şehir, toplumsal süreklilik açısından bir iktidar merkezidir yargısını da içermektedir.
+
grek şair alcaeus bir şiirinde
‘ne evlerin iyi yapılmış çatıları
ne iyi örülmüş duvarlar
ne kanallar ne de tershaneler
şehri meydana getirir,
fakat insan
bu imkanları kullanarak şehri meydana getirir’
diyerek, şehrin yalnızca insanın içine doğduğu doğal ve/veya hazırlanmış bir ‘sahne’ olmadığını insan tarafından yine insan için kurulduğunu çok sarih bir ifadeyle ortaya koymaktadır.
+
aslında şehir calvino’nun dediği gibi her kent biçimini karşısında durduğu çölden alır.
+
felsefi antropolojinin dört insan formunun (‘logos insanı’, ‘tanrısal insan’, ‘biyolojik insan’ ve ‘kaotik insan’) şehir planlama teorilerinin kabulleriyle eşleştirerek dört farklı şehir ve anlam ilişkisi kurabiliriz.
+
vitruvius’un mimariyi insan bedeninin geometrik ilişkilerle, kemikler ile kaslar, gözler ile kulaklar arasındaki simetri üzerine kurmasından etkilenen ortaçağ mimarları tanrının yeryüzü temsilcisi, tanrının yeryüzündeki imajı olan insanın, beden yapısının bir tapınağın mimarisinde nasıl temsil edilebileceğini roma şehrini ve şehirdeki kutsal mekanları inşa ederek göstermişlerdir.
+
kutsal beden imajı ve “kapalı” şehir anlayışıyla ortaçağ şehri, antikçağ şehirlerinden farklılaşmaktaydı.
+
ortaçağ roma’sında şehrin tapınak ve katedrallerle renkliliği ve çeşitliliğini temsil eden “beden” paganların ve arınmışlığın sembolü olan genç hıristiyan erkeklerin bedeni olmuştur.
+
‘kendini bilmek’ kendine özen göstermek ve sağlıklı, güçlü ve bakımlı bir bedene sahip olmakla özdeşleştirilmiştir. böylece beden sadece şehrin mekanlarında akan ve estetik bir form kazandırılması gereken pasif bir mekana dönüşmüştür.
+
rönesans venedik’inde şehirde değeri ve iktidarı temsil eden “beden” yurttaş hıristiyan erkek bedeniyken, yeniçağ paris’inde şehrin devrimin ve demokrasinin temsili eşitlikleri besleyeceğine bir ideal olarak inanılan cinsellikten uzak bir kadın bedeni olmuştur.
+
19.yy’la gelinceye kadar insan bu dünyadaki bedeni için değil, öte dünyadaki ruhuna ulaşmak amacıyla yaşamıştır. bu yy’dan sonra ise öte arayışları ve cennete dönüş umudu kalmayan insan, kendi cennet bahçesini şehirler inşa ederek kurmayı amaçlamıştır.
+
20.yy’da kitle iletişim araçlarının beden üzerindeki baskısı, diyet formülleri, estetik operasyonları, egzersizleri, kusursuz beden imajları şehirli insanı etkisi altına alarak varoluşsal çöküş yaşayan insan anlayışına zemin hazırlamıştır. bu noktada baudrillard’ın “insanı cezalandıran artık tanrı değil, bedeninin tam da kendisidir” yargısı sorunu apaçık ortaya koymuştur. çünkü insan artık plastize olmuş bedeninin tahakkümü altındadır, onu yok sayarak ya da ondan uzaklaşarak değil bilakis onu (sartre’ın dediği gibi bedenim ben’im) ‘ben’in kendisine dönüştürerek’ kutsamıştır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/617119

başlangıçtan rönesans’a aşağı ve yüce bir meslek: oyunculuk
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1797507

foucault biyopolitiğinde özne ve iktidar ilişkileri: devletin ötesinde bir stratejik oyun
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1474578

kutsal oyun kavramı ve gündelik hayatta zamanın nitelendirilmesi
http://acikerisim.akdeniz.edu.tr/bitstream/handle/123456789/2625/T03778.pdf

modern avrupa tiyatrosundaki dini ve ruhani boyutlar
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1563821

16 ve 17. yüzyıllarda coğrafya alanındaki en önemli iki ismi bernhardus varenius ve gerardus mercator’dur.
+
henüz 28 yaşında iken ölmesine rağmen geographia generalis adlı eseri yazan ve modern coğrafyanın kurucusu kabul edilen varenius ile, geliştirdiği projeksiyon sistemini özellikle alçak enlemler için bugün hala kullanmaya devam ettiğimiz mercator hem insanlığın bilimsel mirasına hem de coğrafya biliminin bir dönemi geride bırakarak yeni bir aşamaya geçmesine büyük katkılar sunmuşlardır.
+
en önemli eseri olan geographia generalis’i de 1650 yılında amsterdam’da tamamlamış ve aynı yıl sağlıksız çalışma ortamından kaynaklandığı düşünülen sebeplere bağlı olarak ölmüştür.
+
varenius’un başyapıtı olan geographia generalis’in ünü dönemin koşullarına göre coğrafyanın genel bilimsel prensip ve temellerini ortaya koyup, sistematize etmesinden kaynaklanmaktadır. eserin ilk bölümü matematiksel olarak dünyanın şekli, boyutları, hareketleri ve ölçülerine ayrılmışken ikinci bölüm dünya ile güneş ve yıldızlar arasındaki ilişki, farklı yerler arasındaki zaman farkı ve gün uzunluğu gibi konulardan bahsetmektedir. üçüncü bölüm ise yeryüzünün belli bölümleri hakkında kısa bilgilere, konum ve boylam hakkında ifadeler ile küre ve harita yapımı konularına ayrılmıştır. varenius genel bir kabul olarak modern coğrafyanın temellerini atan bilim adamı olarak değerlendirilmektedir. bölgesel coğrafya kavramını dile getirmiş, coğrafyanın sadece dünyanın bütününü değil farklı bölümlerini de ele aldığını ifade etmiştir. buna göre bir yerin değerlendirmesi yapılırken konum, sınırlar, topografik özellikler, beşeri özellikler ve ekonomik özellikler incelenerek coğrafi bir analiz yapılmalıdır.
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/cografya_lisans_ao/cografya_gecmis_kavramlar_cografyacilar.pdf

coğrafyayı bir bilim dalı olarak canlandıran, “coğrafya çifttir.” diyerek coğrafyayı ilk olarak genel ve özel coğrafya şeklinde bölümleyen bilim insanı, bernhardus varenius’tir. geographia ceneralis (genel coğrafya, 1650) adlı eserinde bölgesel coğrafya kavramını ortaya attı. yeryüzünü etkileyen rüzgâr, deniz vb. etmenleri ele alıp nedenlerini ve etkilerini açıklamaya çalıştı. yapıtı 150 yıl süreyle temel coğrafya kitabı olarak kullanılmıştır.
https://depo.pegem.net/oabtcografyacikmissorularcozum.pdf

timberlake wertenbaker’ın bülbülün aşkı adlı oyununda kadının sessizleştirilmesi ve sessizleştirilmeye tepkisi: pagliaesk bir yaklaşım
https://www.sosyalarastirmalar.com/articles/the-silencing-of-woman-in-timberlake-wertenbakers-the-love-of-the-nightingaleand-her-reaction-to-the-silencing-a-pagliae.pdf

rönesans’tan aydınlanma’ya bedenin eğitimi
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1278877

bedenin din namına istismarı: tanrı’nın (yaramaz) çocukları ve “flörtle balık avlama”
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/682921

bilinmeyen bir tanrıya iman
https://www.academia.edu/download/40677671/87706370_1302090830.pdf

solunum sisteminin evrimine bir bakış
+
canlı sistemlerin nasıl çalıştığı ile ilgilenen fizyoloji bilimini evrimsel bakıştan koparmak fizyoloji eğitiminin kalitesini düşürecek, bilim insanları ve sağlık emekçilerinin niteliksiz şekilde yetişmelerine sebep olacaktır.
http://bilimveaydinlanma.org/content/images/pdf/mdt/mdtc4s3/solunum-sisteminin-evrimine-bir-bakis.pdf

bilim ile dinin kesiştiği yerde büyük bilimciler
+
“galıleo: bilimin amacı sonsuz bilgeliğin kapısını aralamak değil, sonsuz olan yanlışlığı sınırlamaktır.”
–bertolt brecht
+
pek çok büyük bilimcinin dile getirdikleri hristiyan inancı bilimsel düşüncelerini nasıl etkiledi?
http://bilimveaydinlanma.org/content/images/pdf/mdt/mdtc4s3/bilim-ile-dinin-kesistigi-yerde-buyuk-bilimciler.pdf

‘otorite-birey ilişkisi: hıristiyanlık ve islamiyet’teki teolojik temelleri’ (bilimsel toplantı)
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/1143/13404.pdf

tillich’e göre tanrı’ya yönelik iki farklı yaklaşım tarzı birbirinden ayırt edilebilir: yabancılaşmanın üstesinden gelme ve bir yabancıyla karşılaşma.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/143918

karacaoğlan’da şiirsel bir imge olarak giyim, kuşam
+
benim sevdiğim bülbül ünlüdür.
ördek simalıca, yeşil donludur.
+
karacoğlan der ki konup göçmedim
ak göğsünün düğmelerin açmadım
fırsat elde iken alıp kaçmadım
öldürmeli beni döğmeli değil
+
güzelin göğsüne kavuşamayan karacaoğlan’ın pişmanlığı ölümle eşdeğerdir. bu dünyada kalmanın şartıysa, ak göğsün düğmelerini çözebilmektir.
+
karacaoğlan der ki bilirim seni
adadım yoluna kurban bu canı
koynunda beslenen ayvayı narı
çözüp düğmelerin deresim geldi
+
karacaoğlan’da düğme, cinselliği harekete geçiren bir objedir.
+
karac’oğlan eğmelerin
gönül sevmez değmelerin
iliklenmiş düğmelerin
çözer elif elif deyi
+
karacaoğlan der öldüğümü bilsinler
toplansınlar namazımı kılsınlar
mezarımı yol üstüne kursunlar
geçerken uğrasın yolu kızların
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/33145

kadının ve kaderin “tırpan”ı
+
pederin peder olacağına kaderin kader olsun.
+
dut ağacı dut verir,
yaprağını kıt verir!
oğlan büyük… kız küçük…
sarılması tat verir.
+
kadın bu dünyada bir çift dudak, meme ve kalçadan ibaret cinsel bir nesnedir. bu dizeler roman bağlamında ağanın niyeti bozduğunun, dürü‟nün, deyim anlamıyla ayvayı bir ömür boyu yiyeceğinin işaretleri ile doludur.
+
bu köyde, çayır çimenin yeşili kızların gözüne yansımıştır. bu yüzden “göküş‟ olurlar. biraz büyüyüp serpildi mi, birkaç altın akçaya yaşlı ve zengin adamlara verirler sorgusuz sualsiz.
+
tırpan, uluguş nine‟nin ve dürü‟nün kimliğinde, ezilmiş, yok sayılmış kadının ruhunu ve öcünü, zamanı gelince salıvermek üzere içine hapseden bir semboldür.
http://www.ajindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423932674.pdf

akılcı inançtan inançlı akla: deizm ve panteizm kıskacında eınsteın’ın tanrı anlayışı
+
einstein tanrı ile evreni aynı mı görmektedir?
+
tanrı düşüncesi, etkileyici, eğlenceli ve çekici, ama tanrı’nın bu düşünceye gülüp gülmediğini ve benimle alay edip etmediğini bilemem.
+
niçin bana ‘tanrı ingilizleri cezalandırmalıdır’ diye yazdınız? her ikisiyle de yakın bir ilişkim yok. ben sadece tanrı’nın kendi çocuklarının birçoğunu, bir tek kendisinin sorumluluğunu üstlenebileceği sayısız aptallıklarından ötürü cezalandırmasını esefle izliyorum. bana göre onu bir tek var olmayışı bağışlatabilir.
+
sadece kişisel bir tanrı’ya inanmamak kesinlikle felsefe değildir… bireysel bir tanrı anlayışı bana oldukça yabancı ve hatta safça geliyor.”(…)“doğaya hiçbir zaman insanbiçimci (anthropomorphic) olarak anlaşılabilecek bir amaç, bir hedef ya da herhangi bir şey yüklemedim. doğada gördüğüm şey, sadece çok eksik olarak kavrayabildiğimiz ve düşünen bir insanı tevazu hissiyle dolduran mükemmel bir yapıdır. bu mistisizmle işi olmayan içten bir dinî duygudur.
+
özel bir tanrı düşüncesi bana, ciddiye alamadığım, antropomorfik bir kavram gibi geliyor. insan sınıfı dışında bir irade ya da amaç tasarlamaya güç yetiremeyeceğimi de duyumsuyorum. görüşlerim spinoza’nınkilere yakın: yalnız alçakgönüllüce ve eksiksiz olmadan algılayabileceğimiz, mantıksal sadelik içindeki düzen ve uyuma inanç ve güzelliğe hayranlık. salt insansal bir sorun- bütün insan sorunlarının en önemlisi- olarak, eksik bilgi ve kavrayışımızla, ısmarlama değerler ve aktörel yükümlülüklerle yetinmek zorunda olduğumuza inanıyorum.
+
ben bir ateist (tanrıtanımaz) değilim ve kendime panteist (tümtanrıcı) diyebileceğimi de sanmıyorum. bir sürü farklı lisanda yazılmış kitaplarla dolu muazzam bir kütüphaneye giren küçük bir çocuğun konumundayız. çocuk, bu kitapları birilerinin yazmış olması gerektiğini bilir. ama nasıl olduğunu bilemez. yazılmış oldukları lisanları anlamaz. çocuk sadece, kitapların düzenlenişinde gizemli bir tertip olduğuna dair belirsiz bir şüphe duyar ama bunun ne olduğunu bilmez. bana öyle geliyor ki, en zeki insan evladını bile tanrı’ya karşı tutumu bu şekildedir. fevkalade biçimde düzenlenmiş ve belirli yasalara uyan bir evren görmemize karşın, bu yasaları ancak belli belirsiz anlayabiliriz. sınırlı zihinlerimiz, takımyıldızları hareket ettiren o gizemli gücü algılayamaz. spinoza’nın panteizminden etkileniyorum ancak onun modern düşünceye katkılarına daha çok hayranlık besliyorum. çünkü o, ruh ve bedeni iki ayrı şey olarak değil “bir” şey olarak bahseden ilk filozoftur.
+
einstein’ın yukarı alıntıladığımız ifadelerinden ortaya çıkan resim, tanrı tasavvurlarına dair çeşitli tavırlar arasındaki bazen paradoksal, bazen karmaşık, bazen tutarsız, diyalektik bir ilişkidir.
https://www.academia.edu/download/63495275/einst20200601-52727-1tki6p1.pdf

şairler mutsuzluğa mahkûm
+
şairler bana kalırsa mutsuz olmaya mahkûmdur. romancılar bir parça benim gibi medyatik olurlarsa, hayattaki mutluluk imkânlarından yararlanabilirler.
+
nâzım hikmet ve yahya kemal yaşarken mutlu olmuş istisnai şairlerdi. bütün topluma şairliklerinin gücünü kabul ettirmişlerdi.
http://openaccess.marmara.edu.tr/bitstream/handle/11424/173454/001520147006.pdf

arnavutluk cezaevlerinde islam ve hristiyan din hizmetleri
+
gayesi suçluyu nizam ve intizama alıştırmak, onu gerek bedenen gerekse fikren çalıştırarak terbiye ve netice olarak ıslah etmek olan cezaevleri arnavutluk’taki ceza infaz sisteminde ikiye ayrılır. bunlardan ilki “paraburgim” denilen hapis öncesi yani cezası kesinleşmemiş olan tutukluların bulunduğu yerdir. ikincisi ise “burgim” denilen cezası kesinleşmiş hükümlülerin tutulduğu yerdir.
+
bilindiği üzere arnavutluk ve arnavutlar katı bir komünizm rejiminden geçtiler. özellikle 1967 yılında ülkedeki tüm dinlerin yasaklanmasıyla başlayan bu rejim 1990 yılında sona ermişti.
+
hükümlüler, kendi din komiteleri ile iletişim kurabilir. bu ancak devlet tarafından resmi olarak tanınan komiteler ile genel cezaeviler müdürlüğünün anlaşması çerçevesinde mümkündür.
https://www.academia.edu/download/61568661/MDR_cezaevi20191220-79506-zz8ouy.pdf

eğitim, din ve bilim ekseninde krzysztof kieslowski’nin “dekalog – jeden” isimli yapıtı üzerinden sosyolojik bir inceleme
http://egitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2018/09/E%C4%9Fitim-Din-Ve-Bilim-Ekseninde-Krzysztof-Kieslowski%E2%80%99nin-%E2%80%9CDekalog-Jeden%E2%80%9D-%C4%B0simli-Yap%C4%B1t%C4%B1-%C3%9Czerinden-Sosyolojik-Bir-%C4%B0nceleme.pdf

inancın erdemleri: inanç oluşturmanın kanıtsal olmayan etiğine doğru
+
zihnin gözlerini kapatmak bedeninkileri kapatmak kadar kolaydır: ve birincisi gönüllülükle ikincisinden daha sıkça yapılır ve yine de dikkat edilmez; zira zihnin eylemleri duyumlarınkinden daha çabuk ve geçicidir.
joseph butler, “upon self-deceit”
(kendini kandırma üstüne) (1726)
+
clifford’a göre, “inandığımız her şeyi” sorgulamak, “evrensel bir görev”dir. emin olmak gerekir ki, inançlarımızın pek çoğu, birinci-el tecrübeden ziyade, kültürün bir üyesi oluşumuzla elde edilmektedir.
+
inançlarımızın pek çoğu tabi ki, kanıtlara dair bağımsız bir değerlendirme temelinde olmaktan ziyade, eğitim ve kültür vasıtasıyla elde edilmektedir.
+
kimse yetkili olmadığı inançlara sahip olmamalıdır.
http://isamveri.org/pdfdrg/D03434/2008_2/2008_2_AYDINS.pdf

john locke’da dini inancın rasyonalitesi
+
locke’un bu konudaki fikirlerini değişik eserlerinde görmek mümkündür. a letter on toleration adlı eserinde inanmanın tamamen irademiz dışında gerçekleştiği çok açık bir biçimde ifade edilmektedir. locke orada şöyle der: “bir şeyin doğru olduğuna inanmak bizim irademiz dâhilinde değildir”.
+
“inancımız (kabullerimiz) ihtimaliyet temeline göre düzenlenmelidir” ifadesinde olduğu gibi locke ‘inanma’ (believe) eylemini ‘kabul etme’ (assent) kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanmıştır.
+
lock’a göre biz hayatta sadece bilgi ile yaşayamayız. eğer hayatımızın her alanında kesin doğru bilgiye göre yaşamak istersek hayat çıkmaza girer, çünkü her zaman bilmediklerimiz bildiklerimizden fazladır.
+
insanın doğru bilgi arayışında karanlıklar içinde kaybolmaması için tanrı ona muhakeme yetisi (judgement) vermiştir. buna göre zihin, kanıtların ispat ediciliği olmaksızın herhangi bir önermenin doğru veya yanlış olduğu, ona katılması veya katılmaması gerektiği konularında fikir üretir. işte zihnin bu muhakeme etme faaliyeti söze dökülürse kabul etme (assent) ya da reddetme (dissent) olarak adlandırılır. muhakeme, fikirlerin zihinde birleştirilip ayrılmasıdır ki, bizdeki kabul ya da inanç oluşturmaya neden olan mekanizma da budur.
http://www.beytulhikme.org/Makaleler/1513810156_11_Olmez_(181-197).pdf

tanrı’yı ispatta klasik ve çağdaş teistik delillerin karşılaştırılması
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/37595/HUSEYIN.pdf

inanma iradesi: william james’in imanın pragmatik savunusu üzerine bir değerlendirme
+
pragmatik argümanları, dini inancın ürettiği/üreteceği faydaları temele alarak bu inanca sahip olmanın rasyonelliğini sağlamaya çalışan argümanlar şeklinde tanımlayabiliriz. dini inanç lehindeki pragmatik argümanlara blaise pascal’ın (1623- 1662) “bahis” (wager) ve william james’in (1842-1910) “inanma iradesi” (the will to believe) argümanlarını örnek olarak zikredebiliriz. bu argümanlar, iman etmenin ortaya çıkardığı faydalara işaret ederek tanrı inancı için bir destek oluşturma çabalarıdır.
+
clifford’ın delilcilik anlayışına göre, kişinin bir önermeye inanmada rasyonel olarak değerlendirilebilmesi için, bu önermeyle ilgili kişinin yeterli epistemik gerekçeye sahip olması zorunludur. inanma iradesi ise, kişinin yeterli epistemik güvenceye sahip olmadığında da meşru olarak inanabileceği durumların var olduğunu ileri sürmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/222037

tanrı fikri tanımlanmadığı sürece, aynı derecede kuvvetli teizmi ve ateizmi savunmak kabildir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/717423

john hick’e göre inanç ve bilginin epistemik statüsü
https://web.archive.org/web/20210106032954id_/https://sbedergi.com/files/7bc8b280-18cf-48ae-ab6e-fa3cf1541651.pdf

pragmatik iman anlayışı
https://www.researchgate.net/profile/Abdulkadir-Tanis/publication/331320306_PRAGMATIK_IMAN_ANLAYISI/links/5c73bed8458515831f6d2474/PRAGMATIK-IMAN-ANLAYISI.pdf

ulusun estetik temsili
+
milliyetçilik projeleri ve ulus devlet öncelikle bir inşa ve gelenek icadı süreciyle beraber yürür. ortak bir dil, tarih yazımı, alfabe ve eğitim müfredatı gibi devletin bürokratik kurumları ve aydınları kuşatan bir seferberliği gerektirir.
+
kendini duygusal özdeşleşmeler çerçevesinde estetize edemeyen bir milliyetçilik projesi başarılı olamaz. bu anlamda bütün milliyetçilikler şiirden, edebiyata, resim ve mimariden heykele ya da günümüz formlarına kendini estetik olarak ortaya koymak durumundadırlar.
+
faşizmi milliyetçilik ve ulus devlet süreçlerinde ve “gelenek icadı”ndaki en uç örnekleriden biri olarak düşünmek gerekir.
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000636.pdf

marlowe’un faustus ve goethe’nin faust eserlerinde günah ve affedilme
+
marlowe’a göre doğruluğu ve iyiliği anlatan kitaplar ve dinî bilgi insana mutluluk değil mutsuzluk ve umutsuzluk vermektedir. marlowe bu yöndeki görüşleri nedeniyle ateist olmakla suçlanmış ve sonunda da bir bar kavgasında bıçaklanarak öldürülmüştür.
https://www.researchgate.net/profile/Mustafa-Gultekin-2/publication/349324965_Marlowe’un_Faustus_ve_Goethe’nin_Faust_Eserlerinde_Gunah_ve_Affedilme/links/602add9a299bf1cc26cb5dfa/Marloweun-Faustus-ve-Goethenin-Faust-Eserlerinde-Guenah-ve-Affedilme.pdf

christopher marlowe’a göre timur
+
bu eserdeki timur adeta, aktaracağımız kısımlardan da anlaşılacağı üzere, tanrı’yı inkar eden, peygamber’e kafa tutan ve milton’un pradise lobundaki gibi tanrı’ya isyan eden bir şeytan kılığındadır.
+
yağmacılık, çapulculuk ve hırsızlıktan oluşan timur, insanlığın yüz karası, tanrı’nın lanetidir.
+
beyazıt açtır ve bunun üzerine timur bir et parçasını kılıcının ucuna takarak beyazıt’a uzatır ve ona şöyle seslenir: “ye yoksa karnını deşerim”. beyazıt parçayı alıp ayakların altında ezer. öfkelenen timur: “işte hançerim. karını semiz iken kes, ye çünkü biraz daha yaşarsa veremden zayıflar” diyerek alay eder.
+
bundan sonraki sözler islam’da küfür sayıldığı için ancak bir kısmını veriyoruz: “kılıcım milyonlarca türkü kesti ve onları cehenneme yolladı. tüm din adamlarını (preast), yakınlarını ve dostlarını kestim . şimdi ey muhammet gücün varsa kendin aşağı gel ve bir mucize yarat….”
+
marlowe bu hoş olmayan ifadelerle timur’u kafir olarak gösterir ve islâm dinine inananlara da göndermelerde bulunur.
https://erdem.gov.tr/tam-metin-pdf/351/tur

christopher marlowe, shakespeare’den önceki en büyük oyun yazandır; daha doğrusu shakespeare’den önceki tek büyük oyun yazarıdır.
+
marlowe’un “güzel çılgınlığı” kimi zaman sağa sola, bu arada bekçilere ve polis memurlarına saidırmasına neden oluyordu. düello ettiği için hapis yattı bir ara.
+
kimine göre de, hükümet siyasal nedenlerden ötürü, frizer’e bu gizli ajanı ortadan kaldırma görevini vermiş.
+
bir müzik aletinin altın telleıi gibidir kadınlar;
onlara uzun süre dokunulmazsa, haşin ve uyumsuz sesler çıkarırlar.
+
gelgelelim bu şiiri okuyanlar, christopher marlowe’un eşcinsel eğilimleri olduğunun da hemen farkına varırlar.
+
onun erkek kılığında bir kız olduğuna yemin ederdi kimileri;
çünkü erkeklerin arzuladığı her şey vardı onun görünüşünde.
https://www.cag.edu.tr/uploads/site/lecturer-files/mina-urgan-ingiliz-edebiyati-tarihi-yapi-kredi-yayinlari-2003-8S6t.pdf

christopher marlowe oyunlarında gücü istemenin çatışma yaratmadaki rolü
https://openaccess.maltepe.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12415/7849/10395658.pdf

elbette, isa mesih’e olan inancınız virüslere karşı bizi bağışık kılmaz. ancak tanrı’nın lütfunu deneyimleyen kişi, tanrı’nın kendisini sevdiğini bilir ve tüm yaşam koşullarında ruhu esenlik içinde olur.
https://www.orientierung-m.de/wp-content/uploads/2020/04/KORONA-VI%CC%87RU%CC%88SU%CC%88-VE-KORKU-.pdf

eskiçağ’da doğu akdeniz’de kutsal alanlarda arınma
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000803.pdf

türk dünyası efsanelerinde ayı tasavvurunun değişim ve dönüşümü
https://www.academia.edu/download/33514175/Seckin_Sarpkaya_-_Turk_Dunyasi_Efsanelerinde_Ayi_Tasavvurunun_Degisim_ve_Donusumu.pdf

türkiye sahası efsanelerinde ayı
https://www.academia.edu/download/40552635/Seckin_Sarpkaya_-_Turkiye_Sahasi_Efsanelerinde_Ayi.pdf

arapça asıllı وفاء / vefâ sözcüğü “sözü, vaadi yerine getirmek; sözünde durmak” anlamını taşımaktadır.
+
şimşek, sönücüdür ve çok vefasızdır.
+
vefasızlık, köpekler için ardır.
+
dünya çocuğu, dünya gibi vefasızdır.
+
ey pis, vefasız nefis.
+
dünya hırsı, geçim telaşı, doyumsuzluk, aptallık, cahillik ve yalan, vefayı cefaya dönüştüren etmenlerdir.
+
edebe riayet bakımından aptal bile olsam vefada, istekte akıllıyım, anlayışlıyım.
+
akıllıdan bir cefa gelse o cefa, cahillerin vefasından daha iyidir.
+
aptalın sevgisi şüphesiz ayının sevgisidir. kini sevgidir, sevgisi kin.
https://www.researchgate.net/profile/Ghadir-Golkarian/publication/348302900_Mevlana’ya_Vefa_Kitabipdf/data/5ff7040b45851553a026ef6b/Mevlanaya-Vefa-Kitabi.pdf

ibn miskeveyh ve kınalızâde ali çelebi’de adâlet düşüncesi: siyasi bir kavram olarak adâletin serencâmı
+
en büyük kanun yüce tanrı’dan gelen kanundur. hâkim de onun katından gelen ikinci kanundur. para ise, üçüncü kanundur. tanrı’nın kanunu bütün kanunlar için örnek teşkil eder.
+
buna göre adâleti sağlayan birinci unsur tanrı, ikincisi hâkim ve üçüncüsü de paradır.
+
tanrı’nın kanunu, hâkimlerin işlettiği hukuk vasıtasıyla sağlanır. para ise ibn miskeveyh’in ifadesiyle adâleti gerçekleştiren sessiz bir araçtır.
+
tanrı, hâkim ve para arasındaki dengeyi güçlü bir şekilde kuran toplumsal yapılar payidar olurlarken, bu dengeyi sağlayamayanlar yok olup giderler.
+
allah’ın kanunu olan, nâmus-ı ilâhideki(şeriat) hükümlere tabi olarak, halk arasında adaletsiz davranan zalim kişileri otoritesiyle dize getirmeli ve toplumda adaleti sağlamalıdır.
+
kınalızâde “nâmûs-ı evvele muti’ olmayan kâfir ü münafıktır. ve nâmûs-ı sâniye muti’ olmayan tâgî ve mâriktır. ve nâmûs-ı sâlise muti’ olmayan hâyin u sâriktir.” diye ifade ederek, birinci ölçüye yani ilâhi kanuna itaat etmeyenin kafir ve münafık, ikinciye yani hâkime itaat etmeyenin isyankar ve üçüncüye yani paraya itaat etmeyenin ise hain ve hırsız olduğunu belirtir.
+
padişahın saltanatı ve hükümeti ilahi bir lütuf ve hediyedir. dolayısıyla padişah aynı zamanda imamet ve hilafet makamına da sahiptir. bu yüzden padişaha itaatsizlik etmek, doğrudan ilahi buyruğa itaatsizlik olarak değerlendirilir.
+
kadim türk geleneğinin siyasi yapısında var olan “kut” anlayışıyla, devlet başkanı ve kutsal arasında bir irtibat kurulmuştur. türklerin islamiyet’i kabulüyle birlikte türk-islam geleneği sentezlenmiş, devlet başkanlarının kutsalla olan ilişkisi devam ettirilmiştir. bu durum “seni yeryüzüne halife yaptık.” vb. ayetlerle desteklenmiş ve “allah’ın gölgesi”, “allah’ın halifesi” gibi kavramsallaştırmalar olarak karşımıza çıkmıştır.
+
ibn miskeveyh’de ise bu durum farklıdır. ibn miskeveyh hükümdarı, adaleti sağlamaya çalışan bir bekçi olarak görür. hükümdarın amacı dini gelenekleri ve hukukun bütün emirlerini korumaktır. bu açıdan filozofumuz, devlet başkanlığını allah’ın verdiği bir durum olarak görmez. hatta ibn miskeveyh’e göre hükümdar olmamak bir şükür vesilesidir. zira hükümdarın etrafında olan arabalar, atlar, köleler, hizmetçiler kısacası şaşalı hayatı, onun gerçeği görmesini zorlaştırır. dolayısıyla hükümdarın otoritesi kutsal değildir. bu otoriteyi hak eden ve hükümdarlık yapabilme özelliğine sahip olan her insan bu görevi yapabilir.
http://www.asosjournal.com/files/asosjournalmakaleler/1719197679_14655%20Muhammed%20U%C4%9Fur%20AYT%C4%B0MUR.pdf

beauvoir, candide’in bahçesinde
+
kendi bahçemizi ekip biçmemiz gerekir.
+
kendi bahçesini ve bağını yetiştirmek, insanın kendi yaptığı çardakların altında dolaşmak, iyi bir yere yerleşmek, (…), ne ölümü, ne de canlıların kötülüğünü düşünmek.
+
yaşamak bizi bir şeyler yapmaya ister istemez zorluyor. temel ihtiyaçlarımızı gidermek için çalışmak zorundayız. peki ama sonra? insan bununla yetinmiyor, kendine amaçlar bulmak istiyor. yalnızca karnını doyurmak için çalışmak yetmiyor. başka ne için çabalamalı? her ne için çabalıyorsak buna gerçekten değer mi? amaç her ne olursa olsun kendimizi kandırıyor olmadığımızdan emin olabilir miyiz?
+
milyonlarca senelik dünyada en eski şey yirmi bin yaşında… bu bile biraz palavralı bir rakam.
+
dünyaya ne halt etmeye geldiğimiz sualine o da cevap veremedi.
+
insan denilen şu garip hayvanın niçin yaratıldığını size sormaya geldik.
+
neden bu toprağa, bu kadına, bu çocuklara benim diyeyim? bu çocukları dünyaya getirdim; buradalar. kadın yanımda; toprak ayaklarımın altında. onlarla benim aramda hiçbir bağ yok.
+
neyin benim olduğunu bilmem için, gerçekten ne yapıyor olduğumu bilmem gerekir.
+
insan bir başka insanla ya da olguyla arasındaki ilişkiyi biçimlendiremezse, bu ilişki yok demektir.
+
çocuğu isteklerini yerine getirmediği için ‘sen benim çocuğum değilsin’ diye anneler babalar olmuştur.
+
herkes kendi bahçesine hapsolmuştur.
+
insan kendini gerçekleştirmek gibi garip bir amacı olan bir varlıktır; ancak yolu dikenlerle ve engellerle doludur.
+
dünyada bu kadar çok yaratıcı iş yok, insanlar yaşamlarını fabrikalarda, tarlalarda, madenlerde ve benzerlerinde tüketmek zorunda kalıyorlar.
+
büyük umutlarla yapılan devrimlerin acı sonuçlanmasında bile kendini asla sorgulamamış, neye sahip olduğunu bilmemiş, ne yaptığını anlamamış insanların payı büyüktür.
+
halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… içimizde şeytan yok… içimizde aciz var… tembellik var… iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden de daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var… hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.
+
beauvoir iki kadın örneği verir; biri ayakkabısının su alıyor olmasına ağlamakta, diğeriyse çin’de açlıktan ölenlere.
+
sartre yaşamı boyunca hiçbir mülk edinmemiştir, ne evi, ne arabası, ne bahçesi olmuştur, ama onun bahçesinin küçük kaldığını söyleyebilir miyiz?
+
bahçemizi ekip biçelim, evet, ama ancak kendimizi kandırmamayı başardığımızda gerçek bahçemizi bulabileceğimizi kabul etmek zorundayız.
https://www.academia.edu/download/54589234/Beauvoir.pdf

gaziantep geleneksel evlerinde iç mekan bezemesi
+
gaziantep evlerinde az görülen kubbe tavanlar genellikle başoda olarak bilinen misafir odalarında, konak tipi evlerde cennet odasında ve büyük sofalı evlerin sofa tavanlarında uygulanmıştır.
http://docs.neu.edu.tr/library/6719915645.pdf

silvia federici, caliban ve cadı: kadınlar beden ve ilksel birikim
+
‘‘inançsız, korkusuz, uyumsuz, kusurlu bir yaratık,’’ (17.yy fransa’da kadınlar için kullanılan bir deyiş ).
+
adamın gözünde o kadın, hisleri ve tercihleri pek de önem taşımayan, parçalanmış bir maldan ibaretti: kafası ve kalbi sırtından ve ellerinden ayrılmış, rahminden ve vajinasından kopartılmıştı. beli, kasları tarlada çalışmaya zorlanmış, elleri beyaz adamı beslemeye, ona bakmaya mecbur… vajinası adamın cinsel zevklerini tatmin etmeye yarar ve doğruca rahme açılır, adamın sermaye yatırımını yaptığı yere. seks bir sermaye yatırımıdır, bunun meyvesi olan çocuk ise birikmiş artı değer…
http://cdn.hitit.edu.tr/hepdergi/files/52053_2107010016196.pdf

kadınlar, toprak mücadeleleri ve müştereklerin yeniden inşası
http://www.feministyaklasimlar.org/wp-content/uploads/2015/06/2_SilviaFederici1.pdf

eril alanda dişil paslaşmalar: kadın mühendis olmak
https://www.emo.org.tr/ekler/cba46f98408379b_ek.pdf

seks işçiliği ve söylemler
http://kirmizisemsiye.org/wp-content/uploads/2021/08/Seks-Isciligi-ve-Soylemler.pdf

devlet değişmez bir düzen üzerine kurulmuş olup, temel hedefi de söz konusu bu düzeni sürdürmektir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/460742

the lobster: insanat bahçesi veya burada olmanın sosyolojisi üzerine
+
platon’a göre devlet adamı, sürüden farklı bir kategoride yer alan ve sürünün her bireyini doğru şekilde yetiştiren bir tanrı-çoban olarak tasvir edilir. sürünün gönüllü olarak yönetimi kendisine devrettiği ve onun da sürüyü eşyanın doğasına uygun şekilde yönettiği kimsedir, devlet adamı… bu bağlamda peter sloterdjik’in ilginç tespitiyle, devlet adamı bir hayvanat bahçesi bakıcısı olmalıdır. kültürün mutlak iktidarı, kafesteki hayvanların vahşi doğasını uysallaştıran bir uzmanlıkla sürüyü beslemek ve çiftleştirmek karşılığında kendi kategorik farklılığını yani tanrılığını ilan edebilecektir.
https://www.academia.edu/download/54024283/Blc-Lobster_Son_x.pdf

ergenlik: cennete ikinci bir veda mı?
+
müslüman toplumlarda, ergenliğe geçişin birey açısından cennetten kovulmanın (çıkarılmanın) ikinci bir tekrarı olarak yorumlanabileceğini ortaya koymuştur.
+
…insanın yaratıldıktan sonra içine konulduğu cennet ya da bahçe, her ne kadar birçok metinde mezopotamya’da fırat ile dicle nehirleri arasındaki bir bölgede gösterilse de yine de bu mekân maddi dünyanın ötesinde bazı olağanüstü özelliklerle betimlenir. bu dünyada çalışmak, yorulmak, acı çekmek, üzülmek yoktur. dünyada var olan ölümün aksine hayat, savaşın aksine barış vardır. dünyada insan günahın ve ölümün esareti altında iken orada tam bir özgürlük vardır. her türlü yiyecek içecek mevcuttur ve bunların hiçbirisi dünyadaki yiyeceklerden değildir. zira dünyaya düşen insan yemeye alıştığı meleklerin yiyecekleri yerine hayvanların yediği yiyecekleri yemek zorunda kalmıştır. bu ise onun son derece zoruna giden bir durumdur.
+
cennetten çıkarılan ilk insanlarla onların soyundan gelecek olan diğer insanlar için başlayacak olan eziyetli, çileli, hastalıklı ve ölümlü yeryüzü süreci (“sürgün” ya da “düşüş”), rab tanrı’nın şu son eylemleriyle gerçek anlamda başlayacaktır.
+
şeytana uyarak yasaklanan ağaçtan yemek, çıplaklığın/cinselliğin fark edilmesine; ölüm, hastalık, acı ve keder bilmeyen ilk insanların yeryüzüne indirilerek ölümlü, hastalıklı, acılı ve kederli, çalışmak ve üremek zorunda olan fani varlıklar olarak hayat sürmelerine neden olmuştur.
+
ergenlik dönemi, yukarıda da ifade edildiği üzere, kız ve erkek çocuklarının ruhsal, fiziksel ve sosyal anlamda değişmeye, gelişmeye ve olgunlaşmaya maruz kaldıkları bir süreçtir. yaşanan ruhsal ve bedensel değişimler, erkek ve kız çocuğunun benliğini, bedenini ve cinselliğini keşfetmesine, kendisinin ve karşı cinsin bedeni/cinselliği üzerine yoğunlaşmasına neden olmaktadır. ergenlik döneminde kız çocuklarında görülen belli başlı bedensel değişiklikler şunlardır: büyüme hızlanır, meme başı belirir, kalçalar büyür, koltuk altları ve kasıklar kıllanır, meme dokusu büyür ve meme oluşumu tamamlanır, büyüme tam hızlanır, ilk adet kanaması gerçekleşir, hafif ses değişikliği yaşanır, adetler düzene girer, rahim ve yumurtalıklar tam olgunlaşır. erkek çocuklarında ise testisler büyür, memede şişlikler meydana gelir, omuzlar genişler, büyüyen ve sertleşen penis kökü, kasık ve koltuk altlarında kıllanma meydana gelir, penis deri rengi koyulaşır, ses değişikliği yaşanır, “ıslak rüya”18 görülür, sakal çıkar, dış genital organlar olgunlaşır, üreme organlarının olgunlaşması tamamlanır, büyüme tam anlamıyla gerçekleşir.
+
ergenlik, cennete ikinci bir vedadır.
https://www.academia.edu/download/36545508/ERGENLIK_CENNETE_IKINCI_BIR_VEDA_MIDIR.pdf

inanç sistemlerinden reklamlara: lüks konut reklamlarında yaratılan cennet
+
reklam metinlerinde, cennet, yaşam boyu iyi bir insan olmanın karşılığında elde edilen bir hak olarak değil, fakat bir meta olarak olarak karşımıza çıkmaktadır.
https://www.academia.edu/download/45038552/2015_luks_konut_reklamlari.pdf

yeniçağ’daki spiritüel cevher anlayışına de la mettrie’nin itirazı
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1350903

kur’an’a gore hukuk devleti ve insan hakları
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/10071

mehmet âkif ersoy’da aile, toplum ve insan
https://acikerisim.sakarya.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12619/92896/T03597.pdf

tanrı insanı balçıktan yaratmış, işte ilk heykel
+
abidin dino’nun heykelleri ankara ve istanbul urart sanat galerilerinde ilk kez sergileniyor. elli heykelin her biri sınırlı sayıda çoğaltılmış ve gümüş olarak dökülmüş.
+
dino, “insanoğlu hep boyundan büyük işlere kalkışıyor. balçıkla biçimler yaratmaya girişiyor oda” diyor ve ekliyor: “canlılar sonunda toz oluyor. heykellerse binlerce yıldan beri yanı başımızda.
+
resim “gibi” ler dünyasında, resmin arkasına geç, imge kaybolur. heykellerin etrafında fır dolan, her tarafı anlamlı, somut, ellenir bir varlık.
+
tanrı insanı balçıktan yaratmış. al sana ilk heykel, ilk heykeltıraş. boratav’a göre, eski türk tanrılarından ay-ata toprakta insan biçimli iki çukur kazmış. balçığı bu kalıpların içine döküp, erkek ve kadın olarak canlandırmış.
http://openaccess.marmara.edu.tr/bitstream/handle/11424/167186/001512650006.pdf

bu hayatta huzur
+
ölümlü hayata gelen hepimiz için kurtarıcı şöyle dedi, “dünyada sıkıntınız olacak” (yuhanna 16:33). yine de o, ölümlü hayatındaki hizmeti sırasında öğrencilerine şu harika sözü verdi: “size esenlik bırakıyorum, size kendi esenliğimi veriyorum. ben size dünyanın verdiği gibi vermiyorum”. o’nun tüm öğrencileri için verdiği bu kişisel huzur vaadinin bugün devam ettiğini bilmek bir tesellidir.
https://media.ldscdn.org/pdf/magazines/liahona-december-2016/2016-12-00-liahona-tur.pdf

david hare’s via dolorosa oyununda iki ulusun kapalı alanda kalma korkusu
+
temel eylemi iki ulusun aynı topraklar üzerinde barışçıl bir şekilde nasıl hayatta kalacaklarına dair sorularla temellendirilmiş olan via dolorosa (1998), bir yandan da farklı inanca ve dine bağlı farklı iki toplumun evrensel anlamda sorunlarını ele alır. bu çalışma inançları ve fiziksel görüntüleri, kültürleri, yaşam biçimleri birbirlerinden tamamen farklı olan iki farklı toplumun, aynı topraklar üzerinde nasıl ve ne şekilde yaşama tutunabilecekleri, güçlü olanın mı yoksa dini inancı güçlü olanın mı bu coğrafyada hayatta kalabileceğine dair, bir batılı yazarın öznel görüşlerini betimler.
+
allahınız rab size söylediği gibi, dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız bütün diyar üzerine yerleştirecektir.
+
insanlar sürekli olarak ingiltere’de sığ bir yaşam sürdüğümüzü söylüyor. yaşamlarımız sığ olmak zorunda çünkü artık kimsenin artık hiçbir şeye inanmadığı bir ülkede yaşıyoruz. tüm yaşamım, bana söylendiği kadarıyla: ‘batı medeniyeti? dişleri dökülmüş yaşlı mendebur’. bu yüzden insanlar israil’e gitmemi söylüyorlar. israil’de insanlar inandıkları bir şey için savaşıyorlar.
+
biz bir fikri öpmüyor muyuz? taşlar veya fikirler? taşlar veya fikirler?
https://www.researchgate.net/profile/Cueneyt-Oezata/publication/329122947_DAVID_HARE’S_VIA_DOLOROSA_OYUNUNDA_IKI_ULUSUN_KAPALI_ALANDA_KALMA_KORKUSU_The_Claustrophobia_of_the_Two_Nations_in_David_Hare’s_Via_Dolorosa_Cuneyt_OZATA/links/5bf6a10d92851c6b27d1f3c9/DAVID-HARES-VIA-DOLOROSA-OYUNUNDA-IKI-ULUSUN-KAPALI-ALANDA-KALMA-KORKUSU-The-Claustrophobia-of-the-Two-Nations-in-David-Hares-Via-Dolorosa-Cueneyt-OeZATA.pdf

esâmî-i lâle şiirleri ve istanbullu hâtif’in esâmî-i lâle matlaları üzerine bir inceleme
+
osmanlı bahçe kültürü ve istanbul lalesinin tarihi serüveninin başlangıcı, sınırları lale devri’yle çizilen yanlış algının aksine, fatih dönemine dayandırılabilir. fatih’in fethedilen yeni ülkelerden ve komşu memleketlerden, fiyatlarının yüksekliğine aldırmadan pek çok lale türünün soğanlarını istanbul’a getirtip zengin bir koleksiyon oluşturduğu bilinmektedir.
+
bahçenin en muteber bitkisi “gül” dür. gülün diğer bütün çiçekler üzerindeki hakimiyeti ona özel bir mekan olan “gülzâr” ya da “gülistân”ın tahsisinden anlaşılır. islam kültür ve medeniyetinde gül islam peygamberini sembolize eder.
+
lâle rûhân hüsne verdi safâ-yı envâr
doğdu bugün çemende bir âfitâb-ı gülzâr
+
o bir nûr-ı mücessemdir düşünce hâk-i gül-zâra
değil lale getürmüş serv-i sebz-endâmı reftâra
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423933233.pdf

türk kültüründe bahçe ve en görkemli halka; osmanlı saray bahçeleri
+
bahçe kültürü; tarihsel süreçte batıda seyretmek, doğuda içinde yaşamak fikri ile gelişmiştir.
+
dünya ruhlarla doludur. dağlar, göller, ırmaklar hep canlı nesnelerdir. ırmak ve göller şamanistler için yalnız coğrafi isimler değil; konuşan, duyan varlıklardır.
+
saray bahçeleri, osmanlı bahçe kültürünü en iyi anlatan bahçe mekanlarıdır.
+
zenginlik arıyorsan hindistan’a git,
bilgi ve bilim arıyorsan avrupa’ya git,
ama saray görkemi arıyorsan osmanlı’ya gel.
+
servinin dimdik duruşu ve insan üzerindeki tanrısal etkisi, zaman içinde bu bitkinin saray bahçelerinden çıkıp mezarlıklara da dikilmesine ve kutsal sayılmasına neden olmuştur.
+
bu hoş bahçede çeşitli bitki ve ağaçlar bolluk içinde enfes meyveler verir. soğuk, berrak ve içilebilir sular her köşeden şırıldayarak akar, güzelim ağaçlar ve çayırlar gözü okşar. kuşlar cıvıldayarak etrafta uçuşurlar.
+
mahremiyet derecesi en yüksek tutulan ve padişah ile ailesinin ve haremin yaşadığı prestij mekanı olan dördüncü avlu, lala bahçesi olarak da bilinmektedir.
https://www.gecekitapligi.com/Webkontrol/uploads/Fck/yayin_23.pdf

içkinin tarihi her ne kadar asurlar ve biraya dayanıyorsa da mısırlılardan alınan bir efsaneye göre arpayı çimlendirip malt yapma insanlığa tanrı oziris’in armağanı. herhalde tanrı oziris malt hülasası formülünü, zayıf çocuklara kuvvet versin diye mısırlılara vermiş olmalı!.. ısa’dan önce 10 ile 7’inci yüzyıllarda şerbetçiotunun devreye girmesiyle günümüzün birası ortaya çıktığında oziris’in ne düşündüğü meçhul tabii…
+
anadolu’da kimi kez gizli gizli tüketilen biraya çeşitli şifreli isimler de takılmış. bunlardan biri de yozgat’ta kullanılan “fatma ananın helvası”.
http://openaccess.marmara.edu.tr/bitstream/handle/11424/162607/001500665006.pdf

çocuktaki bahçe’nin “flora ve fauna”sı: çocukluktan yaşlılığa bir canlılık estetiği
+
feyyaz kayacan’ın 1982 yılında yayımlanan çocuktaki bahçe başlıklı romanı, gerçekçi bir zeminde sunulan yaşam kesitlerini fantastik olay ve durumlarla buluştururken, gerçekliğin tek bir düzlemde algılanabileceği fikrini de sorunsallaştırır. roman, her geçen gün ölüme yaklaştığını düşünen yaşlı anlatıcının baskı altında geçen çocukluk günlerini anlatma arzusunu dile getirmesiyle başlar. bu yönüyle bir geçmişe dönüş anlatısıdır.
+
ben feyzi en okunaklı adımlarla toprağımı aramaya geldim. toprağım bahçedeydi. bahçe çocukluğumda.
+
ve annemin sesi, gözü, eli vardı her sözcükte. soluklarımın saymanıydı annem. evdi, bahçeydi, odaların toplamıydı.
+
feyzi düşündüğü, düşlediği her yerde, her sözcüğün kapısında, kaplumbağanın kabuğu gibi bahçeyi sırtına oturmuş bulmaktan sıyrılmak için türlü hileler biriktirmişti, hile olduğunu bilinçliyemeden.
+
feyzi, bahçeyi bir kaplumbağanın kabuğu gibi tahayyül eder. bahçe, anneye göre koruyucu bir zırh işlevine sahipken, feyzi için bir yüktür.
+
rüyalarda üzerine düşünmeyi en çok sevdiğim unsurlar, uyanıkken diplere gömülen şeyler, bir önceki günün akışı içinde unuttuğum şeylerdir – karanlık yapraklar, aptal dallar. aynı şekilde, ‘gerçeklik’ içinde de düşmeyi tercih ederim ben.
+
romanın başında yaşlı anlatıcı, hastalıkların yarattığı bitkinliği, yaşamı ucundan da olsa tutarak atlatmaya çalışır. böbreğine, yüreğine, usuna, serçeparmağına onlara özgü bir dille seslenirken, yaşamı “lastik gibi çekip uzat[tığının]” farkındadır. çocukluğunu bir canlanma aracı olarak uyandırır; fakat çocukluk anılarında da hastalığa ve bedene ait imgeler peşini bırakmaz. duvarlar, “bahçenin derisi ya da tırnakları”dır. kapı, duvarın “nabzı[dır], us-damarı ve bilinç-nöbetçisidi[r]”. mahallenin bisikletçisi fahri bey, gençler arasında “motosiklet cerrahı profesör fahri” diye anılır; çünkü “motosikletin işletim sırlarını otopsi yapar gibi” anlatır.
+
ona göre löklök baba’nın “eti karanlıktan”, “kemikleri gürültüden” yapılmıştır.
+
fırtına bahçedeki ağacı devirdiğinde, doktor panayot ilk yardıma koşar: “nabzınız nerde, dedi, sorabilir miyim? dalın ucunda mı? hangi dalın? olmaz. o benim için biraz fazla yüksek. yetişemem. bana yakın bir dalı indirmeniz mümkün değil mi?”. feyzi, doktor panayot’un kendisiyle konuştuğunu, hastaneye kaldırılması durumunda ağaca uygun bir yatak bulmanın zor olacağını anlattığını hayal eder. doktorun “tıbbi” yanıtının feyzi’nin fantezisindeki yansıması daha da gülünçtür:
yalnız, efendime söyleyim, kırık dalların ucundan tansiyonu fışkırıyor. görüyorsunuz değil mi, şüphesiz ve mükemmel. işte o yerlere dikiş yapmak, tansiyon damarına koterizasyon tarikiyle müdahelede bulunmak, cerrahi bir müstaceliyet kespetmiştir. sonra bakın, feyzi beyfendiciğim, ağacın şurasında iltihab-ı zeyl-i dûdî yani frenkçesiyle, apandisit emareleri görüyorum. onu da hemen ameliyat etmeliyiz. yalnız acı duyurutmadan. nasıl yapacağız onu? eter ile kloroformla filan bayıtmayacağız. ağaç kısmı alışık değildir onlara. spiritizma yaparak uyutacağım. bakın işte…
https://www.academia.edu/download/63484676/gaziantep_uni_der20200531-115899-79cqs3.pdf