yazı 45

organize suç örgütlerinin oluşumunda hemşehrilik ilişkilerinin rolü
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423911085.pdf

sosyal ve kriminal boyutlarıyla organize suç
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2005-60-177

organize suçlarla mücadele kapsamında organize suç örgütleri
https://www.egm.gov.tr/kurumlar/egm.gov.tr/IcSite/tadoc/ORGAN%C4%B0ZE%20SU%C3%87LARLA%20M%C3%9CCADELE%20KAPSAMINDA%20ORGAN%C4%B0ZE%20SU%C3%87%20%C3%96RG%C3%9CTLER%C4%B0.pdf

organize suç ve terör örgütleri ile mücadelede sivil silah: sosyal destekler
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/45728

gelir getirici suçlar temelinde suç örgütlerinin karşılaştırmalı analizi: erzurum örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/113433

vergi kavramı
vergiler, devletin kamu hizmetlerini yerine getirmek amacıyla, kişi ve kurumlardan, iradelerine bakılmaksızın, kanuna dayanılarak, cebren ve karşılıksız olarak mali güçlerine göre alınan ekonomik değerlerdir.
https://egitim.oaib.org.tr/Eklenti/102,alp-oaib-vergi-huk-temel-kavramlar-notu-2021pdf.pdf

vergi kültürü ve göstergeleri: türkiye üzerine bir değerlendirme
+
vergi kültürü, bir ülkede ve bir toplumda vergilemenin iktisadi, sosyal, kültürel, tarihsel, coğrafi, psikolojik faktörlerden etkilendiğini anlatan bir kavramdır.
+
bu tespitler çerçevesinde türkiye’de vergi kültürünün yeterince oluşmadığı söylenebilir.
+
türkiye’de vergi kültürünün tesis edilmesi, vatandaş olmanın yükümlülüklerinin benimsetilmesi ile gerçekleşebilecektir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/364907

verginin tarihsel gelişimi ve sebep olduğu bazı önemli olaylar
https://ms.hmb.gov.tr/uploads/2019/09/AhmetKAYAN.pdf

vergi teorisi
+
toplum olarak ormanlar, sahiller, yollar, okullar, hastaneler vb. ortak mallardan yararlanırken ‘alanya’lı balıkçılar’ gibi problemsiz bir şekilde yaşayabilsek devlete daha az ihtiyaç olurdu. ancak bu kolay ve mümkün değildir.
+
vergiler medeni bir toplumda yaşamak için ödediğimiz bedeldir.
+
güncel bir tanımı ile ‘devlet bireylerin huzur ve düzen içinde yaşamak üzere oluşturdukları bir siyasal kurumdur’. devlet adı verilen bu siyasal kurumun ayakta tutulması ve sürdürülebilmesi için bir takım harcamaların yapılması gerekmektedir.
+
bir bilim dalı için, teori bir binanın temeli gibidir. binanın katları temelin üzerinde yükselir. temeli ne kadar sağlamsa, bina o kadar sağlam ve uzun ömürlü olur (veya tersi).
http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/maliye_ue/vergiteorisi.pdf

vergi isyanları
+
vergi, devlet için önemli bir alacak halk için ise bir fedakarlıktır.
+
tarihi süreçte ülkemizde ve diğer ülkelerde çok sayıda isyan çıkmıştır. bu isyanların ekonomik, sosyal, dini, siyasi olmak üzere birçok boyutu bulunmaktadır.
+
wat tyler isyanı: isyanı tetikleyen olay yüzyıl savaşları’nın masraflarını karşılamak için polltax denen baş vergisi toplanması kararıdır.
+
14 yaşından büyük herkesten yaklaşık bir keçi değerinde para alındı.
+
ayaklandıktan 8 gün sonra da wat tyler öldürülmüştür.
+
viski isyanı: isyancılar viski vergisi ödeyenleri öldürmüş ve vergi müfettişlerini ziftleyip tüye bulamışlarıdır.
https://www.academia.edu/download/66146509/procdngsGjakova_11act8boo8k2021a_FINAL.pdf

varlık vergisi ve azınlıklar
+
“varlık vergisi” türk maliye tarihinde hatırlanması istenmeyen karanlık ve kötü bir olayın adıdır. 1942 yılında çıkarılan varlık vergisi kanunu ile olağanüstü savaş koşullarının yarattığı yüksek kazançların ve servetlerin vergilendirilmesi amaçlanmıştır.
+
esas amacın ekonomiyi “türkleştirmek” olduğu sonra anlaşılmıştır.
https://www.kanitymm.com.tr/wp-content/uploads/2020/02/2008-02-yaklasim-varlik-vergisi-ve-azinliklar-2.pdf

varlık vergisi ve ‘türkleştirme’ politikaları
https://www.academia.edu/19454278/Varl%C4%B1k_Vergisi_ve_T%C3%BCrkle%C5%9Ftirme_Politikalar%C4%B1_The_capital_levy_and_policies_of_Turkification_12th_edition_Istanbul_2014?auto=download

ekonomik ve siyasal boyutlarıyla varlık vergisi
+
tezel’e göre, resmi düzeyde inkâr edilse de, varlık vergisi’nin arkasında yatan asıl amaç, türkleştirme politikalarıyla koşut bir şekilde sürdürülen, gayrimüslimler yerine müslüman burjuvazi yaratma amacıdır.
+
müslüman-türk burjuvazisi, zengin rum, ermeni ve yahudi vatandaşların panik içinde elden çıkarmak durumunda kaldıkları taşınmaz mallara, fabrikalara ve mal stoklarına çok ucuz fiyatlarla sahip olmuştur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/263340

tek parti döneminde azınlık politikası ve varlık vergisi
+
istanbul basını ortaya çıkan karaborsadan özellikle gayrimüslim tüccarın yararlandığını belirterek bu kesimin elde ettiği kazancın komisyonlar aracılığıyla vergilendirilmesini istemiş, gayrimüslimleri karaborsacılık, hırsızlık, soygunculuk ve vurgunculukla suçlamışlardır.
http://www.ressjournal.com/Makaleler/1205678917_3%20Yelda%20TUTAR%20SERTER.pdf

osmanlılar’ı 600 yıl ayakta tutan vergi sistemi ve adalettir
http://dilbilimi.net/lowry_osmanli_adaleti.pdf

toplumsal cinsiyete duyarlı vergilendirme: ülke örnekleri özelinde karşılaştırmalı bir analiz
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/727158

kadın erkek eşitsizliğinin giderilmesinin vergisel boyutu
http://www.ekonomikyorumlar.com.tr/files/articles/152820004976_2.pdf

tampon vergisi: mali feminizm üzerine bir inceleme
http://www.kadinvehukuksempozyumu.com/bildiriozeti/Aylin%20Arma%C4%9Fan.pdf

bir yönetme enstrümanı olarak kaos: batı ve doğu dünyası için bir tarihsel arka plan denemesi
+
kaos kavramı gündelik hayatta genel anlamda olumsuz bir anlamda kullanılmaktadır. oysa kaos kelimesini hem olumlu hem de olumsuz anlamda kullanmak mümkündür.
+
yunan mythos yazarlarının hepsine göre, dünya var olmadan önce khaos vardı. khaos sözcüğü, “açık, boş olmak” anlamına gelen “khainein” fiilinden türemiş olmalıdır.
https://www.academia.edu/download/55187509/Kontrollu_Kaos.pdf

kutsal nehir dicle ve fırat
+
jeolojik dönemde dünya çok şekil değiştirmiştir. deniz olan yerler kara,kara olan yerler ise denizdi.
+
deniz ürünlerinin diyarbakır’da varlığı bu şehrin bir deniz kenti olduğunu göstermektedir
https://www.researchgate.net/profile/Yusuf-Haspolat/publication/351437586_Kutsal_Nehir_Dicle_ve_Firat/links/60a118c392851cfdf3389cc4/Kutsal-Nehir-Dicle-ve-Firat.pdf

rönesans döneminde tinsel mülkiyet kavramının gelişimi ve sanatçı hakları
+
merkezinde “insan‟ın yer aldığı konseptlerden biri olan hukukta toplumsal işlev ve normatif olma ağır basarken, bir diğer konsept olan sanat bireysel olduğu oranda normatif olma açısından daha kuralsızdır.
+
adem, sana sadece senin olan ve seçebileceğin ne görüntü, ne mekan, ne form sunduk, ne de garanti, sen kendi yargın ve kararınla buna sahip olacaksın.
+
nicolaus cusanus‟a göre, evrenin ne merkezi ne çevresi ne aşağısı ne de üstü vardır. evrendeki her nokta merkez sayılabileceği için, yerin evrenin merkezinde bulunduğu anlayışı da geçersizdir.
+
sanatçı onuru üzerinde de duran leonardo da vinci, bir entelektüel sanatçı konumunda, resmi zihinsel bir etkinlik olarak ele aldığından, resim sanatını bilim olarak görmeyenleri zanaatçı olarak niteler.
+
floransalı giotto ortaya çıktı; yalnızca keçiler ve benzeri hayvanların uğradığı dağların yalnızlığında yetişmiş biri olarak, sanatında dosdoğru doğaya yöneldi, beslediği keçileri ve çevrede gördüğü bütün hayvanları inceleyerek, onların çeşitli duruşlarını kayalara çizdi, öyle ki, bu uzun araştırmalar sonucunda, yalnızca çağının ustalarını değil, aynı zamanda çeşitli çağlarda ortaya çıkmış ressamları da geçti.
+
yapıtı başından sonuna kadar kendi eliyle yaratma istemi ilk kez michelangelo‟da ortaya çıkar.
+
sanat yapıtının sanatçı kimliğinin neleşmesi olarak ele alınması, sanatçı kimliğini, geleneğin üstüne çıkartarak ona artı değer yükler. sanatçının doğuştan gelen yaratıcı gücünün olduğu düşüncesi, sanatçı edimini ön plana çıkartır. orta çağ‟daki dinsel otoritenin karşısına sivil mesenlerin çıkması ve özellikle iktidar sahiplerinin propaganda gereksinimi ve bunun için sanata da başvurmaları, sanatçıya olan talebi büyütür.
+
sanatçı haklarının özünü teşkil eden tinsel mülkiyet, yaratıcı insan zekasının sonucu olup, üzerinde cisimleştiği malzemeden ayrı bir varlığa sahip olan fikri emek ürününü ifade eder. tinsel mülkiyetin nesnesi olan fikri emek ürünü soyuttur ancak bir malzeme üzerinde somutlaşır, taş, tuval, bronz gibi.
+
bir şiirin yazılı olduğu kağıt mülkiyet açısından değerlendirildiğinde, kağıdın maliki olan kişi şiirin de sahibi olarak kabul edilmiştir.
+
doğal hukuk her türlü pozitif hukuktan önce ve üstün olan, insanın özünde, doğasında yerleşik olan hukuktur.
+
doğal hukuk anlayışından hareket ederek, hak kavramını, etik nitelikli bir yetki olarak tanımlayan, hukuk bilgini hugo grotius, belli bir takım hakların insanın doğasında bulunduğunu iddia eder. hakkın temeli doğal hukuktadır, doğal hukuka uygunluktur. doğal hukuka göre, hak kavramı bütün hakların temeli olan özgürlükten doğar.
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423879489.pdf

seccade halılarda kullanılan bazı motifler ve bu motiflerin islam sanatında yeri
+
islam dininin temel ilkesi olan tek tanrıya inanış, islam sanatını şekillendiren en önemli etken olmuştur. tek tanrıya inanış puta tapınmayı reddetmiş ve bununla birlikte put sayılabilecek resim ve heykeller de reddedilmiştir.
böylelikle resim ve heykel sanatının islam sanatında yeri azalmış, geometrik ve bitkisel motiflerin ağırlıkta olduğu ve yazının kullanıldığı bir süsleme anlayışı yaygınlaşmıştır.
bunların yanı sıra bazı mihrap, cami, kâbe gibi kutsal unsurlar, kandil ve ibrik gibi dinsel anlamlı kullanım eşyaları, hayat ağacı, vazoda çiçekler ile cennet imgesi sayılan meyvelerin oluşturduğu bitkisel motifler ve yine kutsal sayılan hayvan motifleri de islam sanatının her alanında süsleme elemanı olarak yerlerini almış, seccadelerde de sıklıkla kullanılmışlardır.
https://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/ET%c4%b0KAN-Sema-SECCADE-HALILARDA-KULLANILAN-BAZI-MOT%c4%b0FLER-VE-BU-MOT%c4%b0FLER%c4%b0N-%c4%b0SLAM-SANATINDA-YER%c4%b0.pdf

sarah kirsch’in şiirlerinde tabiat betimlemesi
+
şair bereket ve hayatın simgesi olan bir bahçededir ve oradan çevresini gözlemlemektedir.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/44528/11458.pdf

ali şir nevāyî’de cennet-cehennem metaforu
+
kûyi seyride körüp anı mülayim gayr ile
ravza-i cennet ara dûzah azābımnı digil
+
bu beyitte nevâyî cenneti aşağılamakta sevgilinin yanındaki dilenciliği padişahlık olarak görmektedir. cenneti isteyenlere şaşırmakta ve hatta kızmaktadır çünkü ona göre cennet basit, hakir bir bahçeden başka bir şey değildir.
+
aşk ateşi …………..>cehennem ateşinden daha yakıcıdır metaforu
bu ot ki minde durur dûzah içre kaçkay halk
kivürseler mini âşûb birle mahşer ara
https://www.acarindex.com/pdfler/acarindex-78f1f6ae-6aa1.pdf

carolus linnaeus: bitki sistematiğinin babası
http://www.bilimtarihi.net/pdfs/LINNAEUS.pdf

eskiler; “istanbul ya hiç sevilmez; yahut çok sevilmiş bir kadın gibi sevilir; yani ber haline, her hususiyetine ayrı bir dikkatle çıldırarak”, derler.
+
ağaç kesmek, tiirkler için bir cinayet işlemek kadar büyük suçtur.
http://openaccess.marmara.edu.tr/bitstream/handle/11424/134039/001583153010.pdf

bir heterotopya olarak venedik
+
önceleri avrupa’da şehir merkezlerinde kilisenin yanında yer alan mezarlıklar, daha sonraları özellikle dinin daha az önemli olmaya başladığı zamanlardan itibaren şehir dışına çıkarılmaya başlanır.
+
‘kendini bil’ ve ‘ölçüyü kaçırma!’ istemi, estetik güzellik zorunluluğuyla atbaşı gider; kendini yüceltmek ve ölçüyü aşmak, apolloncu olmayan evrenin asıl düşman daymonlarıdır.
+
bedenleri silmek için yaratılmış bir ütopya vardır. bu, ölüler ülkesidir.
+
ölülere has bu ütopik kentte, bedenim bir şey gibi katı, bir tanrı gibi ölümsüz hale geliyor.
+
maskeler, boyalar ve dövmeler söz konusu olduğunda da beden büyük bir ütopik aktördür.
+
venedik için başlangıçta özellikle mimari açıdan güzel tasvirler yapılsa da sonraları salgın hastalığın yayıldığı bir şehir olarak aschenbach’ın sonunu getiren bir heterotopyaya dönüşür. bir anlamda kurtarıcı gözüyle gittiği bu güzel şehir, onun için bir mezarlığa dönüşür.
+
vücut, damarların bol bol saldığı suları dışarı atamıyordu. hasta birkaç saatte kuruyup kalıyor, zift gibi katılaşan kendi kanıyla zehirleniyor, kramplar, kısık iniltiler içinde boğuluyordu.
+
hastalık şehirde bir karmaşa yaratır. düzenbazlıkların, ahlaksızlıkların ve fuhuşun arttığı şehir tam anlamıyla bir çöküşe gider.
https://pdfs.semanticscholar.org/05fc/1f82124cfac98140b5a03737b64f61a35af3.pdf

dünyada barış ve sükun adına mesnevî’de bir metafor olarak hz. yusuf
+
güzellik, hz. yusuf ile özdeşleşmiştir. fakat, hz. yusuf sadece güzel değil aynı zamanda sıddikiyetin ve hakkın bir idareci olarak temsilcisidir.
https://dosyalar.semazen.net/e_kitap/dunyada-baris-ve-sukun-adina-mesnevide-bir-metafor-olarak-hz-yusuf-halef-nas.pdf

heterokroni olarak ev: andreas maier’in “das haus” adlı eserinde mekân ve bellek
+
ev olmasa, insan dağılmış bir varlık olurdu. ev, insanı gökten inen fırtınalara karşı koruduğu gibi, yaşamdaki fırtınalara karşı da ayakta tutar. ev hem beden hem de ruhtur. insan varlığının ilk dünyasıdır.
+
evin mahzeni ve tavanarası akılsallığın ve akıldışılığın temsilini oluşturur.
+
gerçekten de çatının akılsallığı ile mahzenin akıldışılığı, neredeyse hiçbir yorum gerektirmeksizin karşı karşıya konulabilir.
+
tavanarasında, korkular kolaylıkla ‘akılsallaştırılır’. mahzendeyse, jung’un bize sözünü ettiği kişiden daha yürekli bir insan için bile ‘akılsallaştırma’ daha yavaş ve daha belirsiz bir biçimde gerçekleşir.
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1512564501.pdf

cumhuriyetin ilk döneminde verem mücadelesi ve propaganda faaliyetleri
+
sağlıksız yaşam koşullarının yarattığı verem, türk edebiyatında aşk ve ayrılık acısının dayanılmaz ve öldürücü etkilerini en çok yansıttığı için üzerine vurgu yapılan hastalık olarak bilinmekteydi.
https://cdn.istanbul.edu.tr/statics/ataturkilkeleri.istanbul.edu.tr/wp-content/uploads/2013/03/ydta-13-14-tugluoglu.pdf

mendilimde kan sesleri verem sanat!
+
hastalıklar edebiyatın vazgeçilmezleridir, ve birer metafor olarak sık kullanılırlar. roman, öykü, şiir, sinema gibi bir çok alanda sıklıkla karşılaşabileceğimiz metafordur hastalıklar.
+
sinemanın kayıtsız kalamayacağı türden bir ‘ince’ hastalık olan verem, birbirine kavuşamayanların, aşk acısı çekenlerin, melankoliklerin , ayrılık kurbanlarının ve bir sevdaya düşen umutsuzların ‘yakalanacağı’ asil bir hastalıktır.
+
şifa bulmaz gönlüm senin elinden
boşuna zamanı harcama doktor
+
halk arasında ‘ince hastalık’ veya kara sevda hastalığı’ olarak bilinir. tıp dilinde ise tüberküloz.
https://silo.tips/download/mendilimde-kan-sesleri-verem-sanat

türk romanında verem üzerine bir inceleme
+
genç kız sevdiği erkeğe herhangi bir sebepten ötürü kavuşamayınca vereme yakalanır ve bunun sonucunda veremden ölür.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1156335

divan şairlerinin gözünden verem
+
olur yürekde ol hafakân u cigerde baş
başda sudâ’ u dilde leken sînede verem
+
ahmedî, yürekteki o çarpıntı ve ciğerdeki yara; başta ağrı, gönülde leke ve sînede verem olur demektedir. aşk derdi yürekte bir çarpıntıya, ağrıya sebep olur. şair, bu yürek derdiyle, onun aşkıyla hastalanır. onun yürek sıkıntısı zamanla vereme dönüşür.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/380613

ve sonuna kadar suçludur ay, onu yaratandan, ona ışık verenden aldığı ışığı reddeder ve daima karşı durur güneşe. tanrının kötü çocuğu şeytandır ay.
+
bir yara açıp geniş, derin,
o şaşırakalmış böğrüne,
acı vermek için göğsüne
şen tenini incitmek için
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/13/2099/21729.pdf

göz bebeğim boz cehennem baktığım yer kerbela
leyla’ya bir raşe vermez bende eski vaveyla
kelimeler elden düşme… bütün mısralar bayat
https://www.otuken.com.tr/u/otuken/docs/i/s/isimsiz-daglarin-tanrisi-1613043807.pdf

ercüment ekrem talu’nun “gün batarken” ve “kan ve iman” romanlarında birinci dünya savaşı
https://www.academia.edu/11689082/Erc%C3%BCment_Ekrem_Talunun_G%C3%BCn_Batarken_ve_Kan_ve_%C4%B0man_Romanlar%C4%B1nda_Birinci_D%C3%BCnya_Sava%C5%9F%C4%B1

hırsızlığın riyakarlık boyutu: suret uğrısı
https://www.academia.edu/download/61806788/3c_Hirsizligin_Riyakarlik_Boyutu_Suret_Ugrisi_-_Hirsizlik_Kitabi-sayfalar-313-32420200116-16356-1me6eio.pdf

hırkayı (deveyi, şalvarı) şaraba vermek söyleyişi üzerine art-zamanlı yöntemle bir deneme
https://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=91&Sayfa=82

anadolu kentlerinin öğrencileşmesi: başka bir kentleşme deneyimi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/593714

üniversitelerin kentlerine etkileri: denizli pamukkale üniversitesi örneği
https://iibfdergi.sdu.edu.tr/assets/uploads/sites/352/files/yil-2016-cilt-21-sayi-1-yazi14-10032016.pdf

sağlık bilimlerinde akademik kıyafet (cübbe-biniş) üzerine bir değerlendirme
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/758861

türk kültür çevresinde şamanizm ve şamanlık meselesi
http://www.ajindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423935116.pdf

corona virüsü, tüm dünyayı foucault’nun “tımarhanesine” ve “görünmeyen bir düşman/virüs” tarafından gözetlenen “panoptik cezaevine” çevirmiştir. beşeri olmayan bir virüs, tüm dünyadaki tüm beşerleri (bizleri) esir almıştır.
https://web.archive.org/web/20210501035136id_/https://johschool.com/files/tarih_okulu/088011c3-9273-48c1-9b0b-c20989bb1089.pdf

suç ve meslek ilişkisi üzerine bir kuramsal model çalışması
+
yaşam süresi, hastalık, ölüm ve suç oranlarının statüler ile olan bağı araştırmacıların dikkatini çekmiştir.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/32381/cansu_tekin_tez.pdf

köyde bir öğretim lideri: dilek livaneli
http://www.kalemacademy.com/Cms_Data/Contents/KalemAcademyDB/Folders/SayiMakaleleri/~contents/4AN2GY8UNZDH3HDC/10-23863kalem-2017-87-pdf.pdf

sovyetler birliği’nde psikiyatri kötüye mi kullanıldı?
http://bilimveaydinlanma.org/content/images/pdf/mdt/mdtc1s1/sovyetler-birliginde-psikiyatri-kotuye-mi-kullanildi.pdf

srebrenica: modern çağın kerbelası
+
psikiyatri doktoru radovan karadziç ve general ratko miladiç başkanlığında bosna hersek’teki terörlerine başladılar.
http://isamveri.org/pdfdrg/D01353/2006_42/2006_42_UNALA.pdf

türk kadın ve erkek dilindeki ortak kelimeler ne ölçüde eş değerdir? kadın kelimesi örnekleminde cinsiyetler arası anlam ve eş dizim örtüşmesi
+
kadın ve erkeklerin farklı dil özelliklerine sahip oldukları düşüncesi, özellikle 60’lı yıllardan sonra, cinsiyetin dil üzerindeki etkisine yönelik çalışmaların hızla artış göstermesine sebep olmuştur.
+
kadın ve erkeklerin “fonolojik, morfolojik, söz dizimsel veya sözcüksel düzeyde” konuşma biçimleri arasındaki farklılıklara odaklanırken, daha sonraki çalışmalar konuşma analizine dayalı bulguları merkeze almıştır.
+
kadın dili ile erkek dili hem içerik hem biçim açısından birbirinden farklıdır.
+
sözcük türü olarak erkekler ad ve belirteçleri, kadınların ise bağlaç, ünlem ve eylemsileri daha sık kullanır.
+
derlemlerde kadın kelimesiyle ikileme oluşturan tek kelime erkek’tir. bu kullanım her iki derlemde de benzer oranlarda görülmüştür.
+
kadının bir milliyet ismi olarak görülmesi de dikkat çekicidir.
+
erkek bütündür, kadın parçadır.
+
kadın sözcüğünün en çok eş dizimlendiği niteleme sıfatı güzel’dir.
+
kadın ve erkek dilinde kadın kelimesi özdeş değildir.
https://www.academia.edu/download/65201225/kad%C4%B1n_dili.pdf

içselleştirme, içealım, içeatım ve özdeşim
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/115044

dāvūd el-anṭākī’nin en-nuzhetu’l-mubhice fī teşḥīẕi’l-eẕhān ve taʿdīli’l-emzice adlı eserinde gebelerin ve çocukların tedbiri üzerine
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1853196

doğal doğumdan sonra doğal emzirmenin üç bileşeni: memeye emekleme, kanguru bakımı, biyolojik beslenme
https://jag.journalagent.com/kuhead/pdfs/kuhead_12_2_78_84.pdf

tasavvuf edebiyatlnda içki kavramına giriş ve yunus emre örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/73345

gürültülü yerlerde yaşayan ve çalışanlarda ülser, yüksek tansiyon ve taşikardi denilen kalp düzensizlikleri görülüyor!
+
ezan başlar başlamaz, uğultulu bir şekilde tümü, canlarının yandığından olacak, birlikte, koro halinde ulumaya başlıyorlar.
+
havanın karanlık olduğu zamanlarda, hoparlörlerden okunan ezanın şiddeti çok daha fazla hissediliyor!
+
sabah ezanı hoparlorden okunmaya başlar başlamaz, yatakta uyurken, fırlayıp uyanıyoruz…
http://www.afrikagazetesi.net/Afrika-Arsiv/Yil/Arsiv%202019/2019%20-%20Mayis/16%20Mayis%202019.pdf

bu mahallede saz sesinden, türküden, kahkahadan geçilmiyor. senin karın olacak o iblise yok mu? boyu bir karış iken bile gözü çalgıda, oyundaydı… hıfzına çalışırken bile gözlerinin içi gülerdi. bir tanesi ateşten kurtulamayacak.
https://www.academia.edu/download/40737959/Elestiri_ile_Ideal_Arasinda_-_Halide_Edipin_Sinekli_Bakkal_Romaninda_Din_Adami_Kavrami_Etrafinda_Bir_Tartisma.pdf

tuiavii avrupalı beyaz adama papalagi {göğü delen adam} adını verir. ona göre avrupalı; apartman anlayışı, cadde ve sokak tasavvuru, fabrikaların bacaları ve bu bacalardan çıkan duman görüntüsü ile gökyüzünü delmiştir.
https://web.archive.org/web/20180422045419id_/https://www.kayseri.bel.tr/uploads/edergiler/pdf/dusunen_sehir_01_web.pdf

kaçınılmaz bir kaosun heyula gibi ruhlarımızı esir aldığı bir dünyada, tüm kâinat ruhsuz cesetlerin temerküz ettiği bir mezarlık olmaktan kurtulamaz.
+
bir mekân olarak öteki şehir olan kabristanlar ve onların sakinleri bu ruhsuzluk karşısında daha diri duruyor.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/672563

hatt-ı nevküm ruhun üstünde nümâyân oldı
reşk-i seyr-i çemen-i ravza-i rıdvân oldı
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/214811

feminist kur’an okumalarında oryantalizmin etkileri
https://www.academia.edu/download/54540244/riba.pdf

akıl hastalığı, “şârî’nin cevaz verdiği sınırların haricine çıktığını idrak edemeyecek derecede aklın kaybolması veya zaaf derecesinde bulunmasıdır.” bir başka tanıma göre “pek az müstesna olmak üzere, fiillerin ve sözlerin aklın çizmiş olduğu istikametin dışına çıkmasıdır.
https://dergipark.org.tr/en/download/issue-file/10647

şapka (inkılâbı) ve din üzerinden verilen hatay bağımsızlık mücadelesi ‐ vedi münir karabay ve risalesi: şapka giymek haram değil?
+
şapka giymek katiyen haramdır. milbes (elbise) giymek kâfirliktir.
http://www.tarihinpesinde.com/dergimiz/nisan2013/M09_15.pdf

türk kadını
+
türk kadınlığı hayatında görgülerim ve hatıralarım
+
biz uşağı toprağa yatırmayız; çocuk dünyaya kolay gelirse ebe çocuğu doğar doğmaz yıkar, başını bir eyice düzeltir sonra burnunu iri olmasın diye sıkar, sonra bir güzel çenberle sım sıkı sarar, eğer kadın üç gün sallanırsa imama nusha yazdırırlar, lohsaya nushanın suyunu içirirler, bu da olmazsa fil dişi bir tarağı yazdırırlar sol ayağına bağlayınca çocuk allahın iznile hemencecik dünyaya ayak basar bu, hakkın hikmeti bire birdir.
+
— hanife kadın hastalarınız için ne yaparsınız?
— imamlar muska yazar hastanın başında ukur.
— sıtmaya ne yaparsınız? sizde çok mudur?
— sıtma bizde .çoktur, sıtmayı eyi etmek için sarımsağı yazıp hastaya yuttururlar.
http://193.140.143.67/bitstream/handle/11424/130362/001638258019.pdf

iletişimde yalan ve kur’an
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1376511

post-truth siyaset bağlamında yeni medya: 2019 yerel seçimi örneğinde bir inceleme
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1165412

post-truth kavramı ve türkçe karşılıkları üzerine
https://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2020/04/%C3%82dem-Terzi-_-POST-TRUTH-KAVRAMI-_-7-2.pdf

çöplükte biten yaşamlar: berci kristin’den bit palas’a istanbul, kirlenme ve çöp
https://www.academia.edu/download/52610804/Coplukte_Biten_Yasamlar.pdf

tarihte tıp ve biyoistatistiğin buluşması
+
tarihten önceki dönemlerde tevrat’a dayanılarak, ilk klinik denemenin peygamber daniel tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. daha sonra istatistik ve tıp, yunan bilim adamları tarafından bir araya getirilmeye çalışılmıştır.
+
fransız fizyolog claude bernard (1813-1878), tıbbın bilimsel olması için olasılıklara değil, gerçeklere dayanması gerektiğini iddia ederek, doktorların istatistiği reddetmeleri gerektiğini öne sürmüştür. matematikçilerin prensi olarak bilinen alman bilim adamı, carl friedrich gauss (1777-1855) ise, bernard’ın teorisinin tersini savunarak olasılık teorisi ve sayısal yöntemlerin tıp ve klinik yöntemler de dahil olmak üzere, tüm bilimsel disiplinlerde gerekli olduğunu savunmuştur.
+
19. ve 20. yüzyılda biyoistatistiğin yükselişi, insanlık açısından en önemli gelişmelerden birisi sayılmaktadır. biyoistatistiğin babası olarak kabul edilen ingiliz bilim adamı sir francis galton (1822-1911) ve karl pearson (1857-1936)’ın çalışmaları ile istatistik bir sosyal bilim olmaktan çıkartılarak matematik uygulamalı bir bilim haline getirilmiş ve veri toplamanın ne kadar önemli olduğu ve istatistiğin tıpta mutlaka kullanılması gerektiği kanıtlanmıştır.
http://tip.baskent.edu.tr/kw/upload/464/dosyalar/cg/sempozyum/ogrsmpzsnm16/16.P5.pdf

iki zola : deneysel romancı ve denek
+
ünlü romancı ve bilim
1867’de yayımlanan thérèse raquin, edebiyat ve sanat çevrelerinde adı birkaç yıldır bilinen émile zola’nın ilk önemli yapıtıdır. bu kitap, güdüleri tarafından cinayete sürüklenen bir kadınla bir adamın romanıdır.
+
zola, etten kemikten oluşan, kanlı canlı bu iki roman kişisini âdeta kadavraları kesip biçen “cerrahlar” gibi incelediğini, “vicdan azabını” bir “fizyoloji vakası”, “organik bir bozukluk” olarak ele aldığını anlatırken bilim tutkusunu da ortaya koyar.
https://www.researchgate.net/profile/Guel-Baysan/publication/354924171_IKI_ZOLA_DENEYSEL_ROMANCI_VE_DENEK/links/61546aee2b3487278200a3b2/IKI-ZOLA-DENEYSEL-ROMANCI-VE-DENEK.pdf

haçlı seferlerinde kadın
+
haçlılar arasında çoğu yerde kadınların olayların gelişiminde erkeklere nazaran daha etkili oldukları görülecektir.
+
ordudaki hayat kadınlarıyla cinsi ilişkiye giren askerler her gün düşman kılıçlarına karşı korunmasız durumdaydılar.
+
başarısızlığın nedenlerini işlenilen günahlarda arayan haçlı liderleri ordu içinde yapılan kanunsuzluklara ve düzen bozucu hareketlere karşı aldıkları sert tedbirlerin ilk hedefi kadınlar oldu.
https://www.academia.edu/download/55546294/Hacli_Seferlerinde_Kadin.pdf

‘kâğıdın yok, kimliğin yok, kaçıp kaçıp gidiyorsun’: ‘ kosmos’ filminin deleuzeyen okuması
+
yirminci yüzyıl toplumu sinematik bir toplumdur.
+
ben çalışmaya çoktan yüz çevirdim. yüreğim verdiğim emeğin karşılığı bir şey ummasın diye yüz çevirdim. çünkü bütün emeğinden ve emek çeken yüreğinin çabalamasından insana ne fayda var bulamadım. çünkü o zaman, insanın günleri dert, emeği keder oluyor.
https://www.academia.edu/download/60681788/Kagidin_Yok__Kimligin_Yok__Kacip_Kacip_Gidiyorsun-_Kosmos_Filminin_Deleuzeyen_Okumasi20190923-82492-13ajsve.pdf

ramazan günü içki içmiş ve bu yetmezmiş gibi arada bir birbirine sarılarak çoğunluğun inanç ve ahlak kurallarıyla bağdaşmayan davranışlarda bulunan iki sevgili, “polis marifetiyle” bir güzel rezil ediliyordu tüm ülkeye.
+
polis, bizim için bunlar pkk’li diyerek halkı kışkırttı.
+
ramazanı karşılama coşkusuyla sağa sola ateş ederken bir kadını öldürmüş vatandaşımız, ilk iki haber kadar yer bulamamıştı haberlerde kendisine!
+
batı’nın rasyonel aklı, yüzlerce yıldır kendi iktidarı için kullanmaktadır islamı.
+
ya, dünyanın egemenlerinin yönelttiği sürülerin içine katılacağız, iktidarların kışkırttığı kanlı kavgalara taraf olacağız; ya yaşamımızı kendimiz için bir amaç sayıp bedenimizin ve beynimizin olanaklarıyla davranacağız.
http://www.alperakcam.com.tr/makale/yeniden.pdf

herhalde ilk müslüman neslin anatomi, fizyoloji ve ernbriyoloji gibi alanlarda yeterli ilmî donanımı haiz olduğu inancının …..
https://www.academia.edu/download/57973669/Cagdaslik_ve_Cagdas_Donem_Kuran_Yorumlarina_Genel_Bir_Bakis.pdf

bu ayette geçen “alak” kelimesini eski müfessirler “kan pıhtısı” diye anlıyorlardı. fakat anatomi ve biyoloji alanındaki son gelişmeler, yaratılış evrelerimizde böyle bir “kan pıhtısı” döneminin olmadığını ortaya çıkarmıştır.
+
geçmiş müfessirler, embriyolojiden habersiz olduklarindan, haklı olarak bu üç anlamdan birincisini tercih etmişlerdir. halbuki “zaman”la gelişen “anatomi bilimi” bu birinci anlamı tercih etmenin yanlış olduğunu gösterdi.
https://www.academia.edu/download/56109541/Kuran_cevirilerindek_hatalar_-_Edip_Yuksel.pdf

kemalizm’in inşa sürecinde dinsel temaların kullanılması (1930-1935)
https://www.academia.edu/download/57625153/Kemalizmin_Kullanilmasinda_Din.pdf

cumhuriyetçi islâm
+
her cumhuriyet demokratik değildir ve her demokrasi cumhuriyet değildir.
+
mustafa kemal, müslüman bir reformcu olmasa da, islâm’ı bürokratikleştirerek ve pozitif bilimlerle uyumlu olmaya zorlayarak reforme etti.
+
türkiye’de bir yanda cumhuriyet yahut devlet, diğer yanda da islâm yok.
+
“mağdur kimliği türk toplumunda en yaygın kimliktir. din, dil ya da etnik aidiyet kimliklerinden çok daha yaygındır […] türk toplumu kendini öncelikle kendi içinde bir parçanın mağduru gibi hisseder,” diyor ahmet insel.
+
unutmamız gereken ilk kavram islâm’dır. siyasalın tarihsel sosyolojisi açısından bakınca islâm “yoktur”, yani ancak kendi tarihselliği içinde, belirli bir anda ve bağlamda ve devlet ve piyasayla ilişkisi üzerinden anlaşılabilir islâmlar vardır ve bunların dışında bir islâm yoktur. din alanında ve aşkınlık açısından biriciklik ilkesine göre tekil olarak yaşansa da, siyasalın sosyal bilimleri açısından islâm çoğuldur.
+
“ulemanın düzeni düzensizliğindedir,” der eski bir iran özdeyişi…
+
bir kez daha paul veyne’e kulak verelim: “itaatin kökeninde ideoloji yoktur.”
https://iletisim.com.tr/Images/UserFiles/Documents/Gallery/islam.pdf

cumhuriyet dilimize arapça cumhur kelimesinden gelmiştir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1679748

halk kavramı
+
‘halk’, arapça el-halk kelimesinden gelen yaratma anlamında bir kelimedir.
+
bu kavram ilimden nasibini almamış ve toplumda mevkii aşağı olanlar anlamında da kullanılmıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/217185

arapça “kalb” kökünden türetilmiş olan inkılâp kelimesi; bir halden başka hale dönüşme, biçim değiştirme, devrim anlamına gelir.
https://www.cag.edu.tr/uploads/site/lecturer-files/21-ataturk-ilkeleri-ve-inkilap-tarihi-ders-notlari-yrddocdr-ayhan-cankut-UdnQ.pdf

millet kelimesi, arapçadan türkçeye geçerken semantik açıdan anlam değişimi yaşamış kavramlardan birisidir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1408123

devlet, arapça ‘d-v-l’ kök fiilinin mastarıdır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/156945

islam ve sekülerizm gibi, insanların yaşam ve ölüm anlayışlarını ve eylemlerinin sınırlarını (veya sınırsızlıklarını) etkileyen farklı dünya görüşlerinin varlığına rağmen küresel, yani herkese uyan bir evrensel biyoetik, uygulanabilir bir fikir değildir.
https://www.researchgate.net/profile/Anke-Bouzenita/publication/355228311_EVRENSEL_BIYOETIK_DEGER_YARGISIZ_MIDIR_KULTUREL_DETERMINISTIK_BIYOETIGIN_DESIFRE_EDILMESI/links/6169479e25467d2f0032c493/EVRENSEL-BIYOETIK-DEGER-YARGISIZ-MIDIR-KUeLTUeREL-DETERMINISTIK-BIYOETIGIN-DESIFRE-EDILMESI.pdf

geçmişin vebasından bugünün koronasına: salgının ibadetlerin icrasına yansıması
https://www.sehirvemedeniyetdergisi.org/wp-content/uploads/2021/02/6-%C3%9Clfet-G%C3%B6rg%C3%BCl%C3%BC-608-632.pdf

şeytan inancı hemen bütün din, kültür ve medeniyetlerde görünen bir inançtır. şeytan ismi bazı niteliklerin adı olarak da kullanılmakla cin ve insanlara teşmil edilmiştir. islam öncesi türklerde şeytanlar/cinler her türlü hastalık ve kötülüğün sebebi olarak kabul edilmekte ve şamanlar tarafından hastalardan uzaklaştırılmaya çalışılmaktaydı.
https://www.researchgate.net/profile/Fevzi-Yigit/publication/336952240_Iblis’in_Suphelerine_Molla_Sadra’nin_Felsefi_Cevaplari/links/5e207499299bf1e1fab7e094/Iblisin-Suephelerine-Molla-Sadranin-Felsefi-Cevaplari.pdf

feminist olma öyküleri ve deneyim anlatıları üzerinden türkiye’de feminist hareketin dönüşümü
+
çok sarışın, çok makyajlı gelsen bir feminist toplantıya garipsenirsin diye düşünüyorum. bir ara mesela hepimizin saçı kısaydı ankara’da. asimetrik kesim kısa saç furyası vardı. ben mesela saçım uzunken çok şey hissediyordum kendimi mesela, çok muhafazakar.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/71441/603978%20%281%29.pdf

mulvey’e göre filmdeki kadın hem bakılan hem de teşhir edilendir.
+
bu kadınların ana işlevi zaten teşhir edilmek ve arzulanmaktır.
+
aptal seks tanrıçası miti hollywood filmlerinde görsel ve erotik etki amacıyla kullanılmıştır.
+
senaristler, yönetmenler ve hatta afiş tasarımcıları kadınları görmezden gelmiş, onları filmlerde bakılmaya değer dolgu malzemesi olarak kullanmışlardır.
+
baba ise ortalarda yok. üreme işini bile yapmamış ve cennette. tanrı ve baba ama tanrı ortalarda bile görünmemiş.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1591508

dindar kadınların annelik algısı: reçel blog ve müslüman anneler blogunun karşılaştırmalı analizi
+
dile getirilen annelik miti, kadının kendisini olduğu kadar anneliğini de politik bir meseleye dönüştürmüştür.
+
geleneksel ve ataerkil anlayışın kadına yüklediği roller din aracılığıyla da pekiştirilmekte, ataerkil sistem ve islam birbirlerini beslemektedirler.
+
kadınlar, bir taraftan, bu tür işlere hazırlanmış ve uygun bir şekilde donatılmışken, diğer taraftan, çocukları için katlandığı sıkıntılardan dolayı ayrıca mükafatlandırılmaktadırlar.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/935265

tüketim toplumu’nda din ve dini değerler: lüks hac ve umre örnek olayı
+
psikolojik açıdan tüketime sıkı sıkıya bağlanmanın duygusal kökenleri, hayatı anlamsız bulan, kendine, yaptığı işe, doğaya, diğer insanlara kısaca her şeye yabancılaşmış, canı sıkılan, boş, pasif, korkak ve izole edilmiş bir insan var oluşuna dayanmaktadır. hem bu ruh haline kapılıp hem de nedenlerini açıklayamayan insan kaygılarını, belirsizliği ve duygularını tüketim tutkusuna emanet etmek durumunda kalmaktadır. bu durum bir hastalık halini işaret ettiği halde hemen herkes aynı hastalıktan mustarip olduğu için bilinç seviyesinde hissedilememektedir. küresel tüketim kalıplarının yönlendirdiği postmodern dünyada, dini hayat diğer küresel hayat formlarıyla iç içe geçmekte, yer yer erimekte ve sonuçta featherstone’ın tabiriyle bir alt kültür olarak varlığını sürdürebilmektedir.
+
lüks yapılmış çadırlar vip organizatörlere açık artırmayla kiralanıyor. talepten dolayı vip usulü çadır düzenlenmek zorunda kalıyor. maalesef kıran kırana mücadele olduğunu görüyoruz.
https://www.academia.edu/download/51257401/7.mucahid.piskin.pdf

klâsik türk şiirinde hz. eyyub ve sabrı
+
dâimîyem her cân ermez bu sırra
gerçek âşık olan erer bu nûra
yûsuf sabır ile vardı mısır’a
bu da gelir bu da geçer ağlama
+
eyyub gibi hasta ve ateşler içindeyim. ayrılıktan ölmek üzere olan bir kûhken/ferhad’ım. yusuf gibi gam kuyusunda tutsak kaldım. yakub gibi ağlama kulübesindeyim.
+
eyyub’un hastalığıyla yakub’un sıkıntısını sorarsan kesin (olarak) hepsi gurbet belasıdır.
https://web.archive.org/web/20200209110420id_/http://www.ijla.net/files/ijla_arsiv/1446442777_9.pdf

âşık tarzı yer ile gök destanlarının kökeni üzerine bir inceleme
+
yer ile gök, proto-türk ve mitolojik dönemden itibaren yaratılışın ve dünya tasavvurunun önemli bir belirleyeni konumunda bulunmuştur.
+
yer ile gök destanları, “yer ile gök arasında tasavvurî olarak bir çekişmeyi konu edinen ve yer ile göğün karşılıklı olarak birbirlerine üstünlüklerini kabul ettirmek için çeşitli özelliklerini saydıkları destanlardır”.
+
türkler, yeri bir dikdörtgen, göğü de bu dikdörtgenin üzerine oturan bir daire şeklinde tasavvur etmişlerdir.
+
sâdiyâ aşk ile hayli yarıştı
yer ile gök birbirine karıştı
evvela cenk edüp sonra barıştı
ara yerde derd-i mihnet benimdir
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/505937

develili seyrânî’nin yerin katmanları hakkında bir destanı
+
jean-paul roux’nun belirttiğine göre orhun ve ongin yazıtları’nda gök ve yer “evren[in] iki ana bölge”sidir.
+
yeraltının girişi altaylılarca ‘yerin duman deliği’ olarak tasarlanır.
https://yeni.aadergisi.com/wp-content/uploads/2019/11/3.pdf

popüler dinin yeniden üretilmesinde ve yaygınlaştırılmasında türk korku sineması
+
türk korku sinemasında kitabî din ile popüler din bir araya gelmektedir.
+
türk korku sineması popüler dindarlığın yeniden inşasında ve toplumda yayılmasında rol üstlenmektedir.
+
popüler dindarlık daha çok korkudan, kötülükler, felaketler ve efsanelerden beslenir. hastalık, musibet, ölüm korkusu veya bireyin bu tür olaylar karşısında çaresizliği kişiyi popüler dindarlığa sevk etmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/703504

peygamberlik-tıp ilişkisi ve tıbbın kaynağı sorunu
+
tıbbın ilk defa nasıl ortaya çıktığı sorusunun cevabını kesin olarak bilmiyor olsak da her şeye rağmen bu, önemli ve anlamlı bir sorudur.
https://www.academia.edu/download/63880247/Peygamberlik-Tip_Iliskisi_ve_Tibbin_Kaynagi_Sorunu20200710-20854-u9ix56.pdf

xvıı. yüzyıl osmanlı’da iktidar-bilim ilişkisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/33702

iktidar ve bilim: popüler bilimin ekonomi politiği üzerine bir literatür değerlendirmesi
+
bilimin popülerleşmesinin ve popüler bilim yayıncılığının farklı coğrafyalarda ve tarihsel kesitlerde aldığı görünümün ekonomi politik bağlamla yakından ilintili olduğu saptanmıştır.
+
popüler bilim kavramının doğduğu ingiltere’de “popüler” kelimesinin on beşinci yüzyılda karşımıza çıkan kullanımı, “insanların bir kısmı ya da tamamıyla ilgili ve onları etkileyen” anlamındayken; on sekizinci yüzyılın sonlarında kelimenin kullanımı, “sıradan insanlara yönelik ve onlara uygun” şeklinde değişmiştir.
+
popüler bilim, avrupa’nın birçok ülkesinde “ilerleme”, “milliyetçilik” ve “dünya gücü olma” gibi kavramlardan ayrılması güç bir ideoloji olarak kurgulanmış ve propaganda amaçlı olarak kullanılmıştır.
https://globalmediajournaltr.yeditepe.edu.tr/sites/default/files/Erdal%20DA%C4%9ETA%C5%9E%20%26%20Mehmet%20EM%C4%B0R%20YILDIZ.pdf

hastanın farz namazları oturarak kılması meselesi (hanefi mezhebi bağlamında bir inceleme)
http://isamveri.org/pdfdrg/D02533/2013_22/2013_22_MAHMUTOGLUY.pdf

ruh ve beden bütünlüğüne dokunulmazlık kuramı bakımından ölme hakkı
+
yirminci yüzyılda bireyselciliğin gelişmesi neticesinde kendi kaderini belirlemek isteyen insan, bunun bir uzantısı olarak ölümüyle ilgili karar verme hakkının kendisine ait olduğunu iddia etmeye başlamıştır.
+
ölüm, insanın kesinlikle karşılaşması gereken bir olgudan ziyade, tedavinin sona erdirilmesiyle ortaya çıkan biyolojik bir hadise olarak görülür olmuştu. bu da, ölümün dinî ve ahlâkî boyutu perdelenerek yalnız tıbbî bir hadise olarak algılanmasına yol açmıştır.
+
‘ölme hakkı’ kişinin yaşamak yerine ölmeyi tercih etmesi, daha geniş ifade ile kişinin istediği zaman ve yerde ve de istediği biçimde ölmeye karar verme hakkına sahip olması demektir.
+
pythagoras, tanrı’nın vermiş olduğu ‘yaşam’ üzerinde insanın tasarrufta bulunarak ‘ölme hakkı’nın olmadığını belirtir.
+
platon ise, ölüm sonrası için bir prova olarak kabul ettiği yaşamı, hastalığın tamamen sardığı bir bedende sürdürmenin ne kişiye ne de topluma bir faydası olacağını ileri sürerek, kısmen ölme hakkını kabul etmiş; ancak bunun, tedavisi imkânsız bir hastalık ya da sakatlık halinde uygun olacağını belirtmiştir.
+
aristoteles, devlete karşı üretken kalma görevini ortadan kaldırdığı için hastalık ve sakatlık nedeniyle de olsa intihar etmeyi kabul etmemiştir.
+
kleantes (ö. mö. 223), zenon (ö. mö. 262) ve seneca (ö. ms. 65) müzmin hastalık nedeniyle intiharı ahlâkî açıdan doğru bir eylem olarak değerlendirmiş ve kendileri de intihar ederek yaşamlarını sonlandırmışlardır. seneca’ya göre intihar özgürlüktür; ölmek, yaşlılar ve iyileşmesi mümkün olmayan hastaların hakkıdır. epikurosçuluk ise intiharı akla aykırı bulmuştur. bu olumsuz bakış, çağdaşı olan ünlü tıp bilgini hipokrat’ın yemininde de görülmektedir; “benden ağı (zehir) isteyene onu vermeyeceğim” sözü bunun bir delilidir.
+
david hume (1711-1776) ise, bireyin kendi yaşamına son verme hakkının olduğunu ileri sürmüştür.
+
faydacılık okulunun kurucusu jeremy bentham (1748-1832) ve onu izleyen john stuart mill (1806-1873), bireyin bedeni ve aklı hakkında tek söz sahibi olduğunu, bu nedenle ölmeyi tercih edebileceğini ve yasaların da buna asla karışamayacağını savunmuşlardır.
+
1895 yılında alman hukukçusu jost, das recht auf den tod (öldürme hukuku) adlı eserinde, ölümü isteyen ümitsiz hastaların öldürülmesini önermiştir.
+
islâm hukuku kaynaklarında ‘ölme hakkı’ kavramı geçmemektedir. esasen daha genel olan hak kavramını tanımlama çalışmaları hicrî vıı. yüzyıla uzanmaktadır.
+
insanın psikolojik ve biyolojik yapısı, islâm literatüründe kullanılan anlamıyla ‘yaratılış fıtratı’ esasen ölümü arzu etmez. ünlü psikolog freud bu gerçeği “kimse kendisinin öleceğine inanmaz ve bilincimiz sanki bizler ölümsüzmüşüz gibi davranır.” sözleriyle dile getirmiştir.
+
ruh ve beden bütünlüğünü koruma ve kollama görevini yerine getirmekle yükümlü olan, öncelikle bizzat kişinin kendisidir. bu yüzden yaşamının kısalması veya son bulmasına yol açacak hastalığa yakalanmamak için gerekli bütün tedbirleri almak ve hasta olunmuş ise yeniden eski sağlığına kavuşmak için icap eden her türlü tedaviye baş vurmak yine emanete riayetin gereklerindendir.
+
ölme hakkı yaşam hakkından feragat etmeyi gerektirmektedir. bir başka deyişle kişi yaşamak yerine ölmeyi tercih etmiş olmaktadır. bu nedenle aynı zamanda temel haklardan kabul edilen yaşam hakkından feragat edilip edilemeyeceği de ‘ölme hakkı’ ile doğrudan bağlantılıdır.
+
islâm hukukçularına göre beden, cezanın uygulanacağı yer olması bakımından intihar eden için dünyevî bir ceza belirlenmemiştir. bu konuda sadece onun cenaze namazının kılınması, akılesi tarafından varislerine diyet ödenmesi ve terekesinden kefaret verilmesi gibi ölüm sonrası bazı hak ve sorumluluklarını hükme bağlamakla yetinmişlerdir. bununla birlikte insanın kendisini öldürmesini yani intiharı haram saymışlardır. ehl-i sünnet âlimleri de intiharı ‘büyük günah’ olarak kabul etmişlerdir.
+
insan yaşamaktan haz almayıp hayatın anlamını yitirince bazen ölmeyi temenni edebilir. bu patolojik bir durum olup ilgili kişinin ruhen çökmüş olduğunu gösterir.
+
bedene yönelik eylemler, kişinin kendisinin veya onun rıza ve izni ile işlenen başkasının zararlı eylemleri olmak üzere iki kısma ayrılır. kişi, kendisini yaralama, bir organını sakatlama veya kesme gibi bedenine zarar veren bir eylemde bulunamaz; çünkü can asıl; beden ona tâbidir. tâbi aslın hükmünü alır. buna göre can dokunulmazlık vasfına sahip olduğu gibi beden de dokunulmazdır. bir organı kesmek veya sakatlamak haramdır. bu nedenle islâm hukukçuları kişileri kendi bedenlerine yönelik kendi zararlı fiillerinin hukuken yasaklanmış olduğunu belirtmişler ve failine ‘tazir’ cezasını öngörmüşlerdir.
+
‘niçin âlem var?’, ‘ben neden dünyaya geldim?’ gibi sorulara konu olan alan, ‘mutlak hürriyet’ alanı içinde yer alır ve insan aklının sınırını aşar. buna göre de insanın sınırlı özgürlük alanı, allah’ın sınırsız mutlak hürriyet alanı içinde yer alır. dolayısıyla insanın özgürlük alanı sınırlıdır.
https://www.academia.edu/download/52812148/marife.2004_2.kayaa.pdf

fasih ahmed dede’nin gazellerinde “ateş”
+
anâsır-ı erba‘a olarak adlandırılan hava, su ve toprak elementlerinin dördüncüsü, canlı ve cansız varlıkların oluşumunda pay sahibi olan ateş, hayatın vazgeçilmez parçalarından biridir. tarih boyunca, aydınlanma, ısınma, pişirme, vahşi hayvanlardan korunma ve silah yapımında kullanılması gibi faydaları, temizleyici, iyileştirici olduğu ve canlılara sağlık, güç, bereket kazandırdığı inançları, öldürücü, tahrip edici, ürkütücü ve cezalandırıcı bir güce sahip olması ateşin tazim edilmesine yol açmış, pek çok kavim ve kültür tarafından kutsal kabul edilmiştir. bununla birlikte ateşin varlığı, yanmanın meydana geliş şekli insan düşüncesinde önemli bir yer tutmuştur.
+
anasır-ı erba‘a ile nefis mertebeleri arasında kurulan ilişkiyi ve ateşin bunlardan ilk basamak olan nefs-i emmarenin sembolü olarak görüldüğünü de hatırlamak gerekmektedir.
+
gül-zār-ı dâġ iden dil-i āteş hevāmuzı
itdi semūm-ı āha mübeddel śabāmuzı
gül bahçesini dağlayan gönül ateşi, hevâmızı da sabâ yelinden sam yeline çevirdi.
+
gül bahçelerinin oluştuğu mevsim olan bahar aynı zamanda vücutta kan deveranının tebeddül ettiği zaman olup, bu zamanda beyindeki akıl ve muhakeme hücresine kanın fazla hücumundan cinnet meydana geldiği söylenmekte, bu sebeple bahar aynı zamanda cinnet ayı olarak da zikredilmektedir. cinnetin kan yoğunluğundan ileri geldiği tahmin edildiği için de tedavi maksadıyla kan almak, dağ vurmak lüzumunun hâsıl olduğu ifade edilmektedir.
+
bu gam bahçesindeki bülbülünün ötüşü de, bahar yeli de, rüzgârı da ateştir.
+
hafif estiğinde güllerin açılmasına vesile olan rüzgâr şiddetli ya da kavurucu olduğunda güllere zarar vermektedir.
+
bana, damla damla her gözyaşım yakıcı kor olmakta, meğer bu kızgın tabiat yüzünden akarsu bile ateş kesilmekteymiş.
+
yanağın ateşten bir ayna olduğu için, ışığı, bakanın gözünü kamaştıracağından bakmaya güç yetmez.
+
pervane ateş ile münasebette bulunsa bu şaşılacak bir şey midir? dilberin parlak yanağının tabiatı zaten ateştir.
+
divan edebiyatında kırmızı rengi sebebiyle ateşin şaraba şarabın da ateşe benzetimi oldukça yaygındır. diğer yandan şarabın içene hararet vermesi sebebiyle de bu benzetmelerin yapıldığı düşünülebilir.68 fasih dede de pek çok şair gibi şarabın yanında şarap için kullanılan kâse, kadeh gibi kaplar ile sarhoşlukla ilgili terimleri ateşle birlikte kullanmıştır.
+
sıkıntılı mizacı olan/çabuk öfkelenen kimse şarap görünce sarhoş olur, ateş ile suyu birleştirmek zordur.
+
aşkın bülbülü olarak benim için ateşle gül aynıdır. bahçedeki her dikenin başı en güzel oturma yeridir.
+
gül ile çimenlik cennet bahçesidir fakat bülbüllere her çeri çöpü (rakip) ateş olur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/680620

gâlib’in has bahçesinin gülleri
+
divan şiirinde çiçeklerin “nasıl ve niçin” yer aldıkları ve şairlerin duygularını dile getirmeleri açısından ne tür bir işleve sahip oldukları bu konuyu incelenmeye değer kılmaktadır.
+
şükûfeden per-i tâvûsa döndü sahn-ı çemen
dilerse uçmaga gülşen değil bu demde asîr
https://www.gelisimveinsan.com/wp-content/uploads/2016/03/rkeles.pdf

geçmişle bağını koparmayan çağdaşlar: yinka shonibare, russell connor, cesar santos ve herman braun-veg
+
photoshop programının figürleri yerleştirmede, renkleri ayarlamada ona büyük katkı sağladığı doğrudur ancak santos’un çizim gücü ve insan anatomisine hâkimiyeti yadsınamaz. resimlerinde geçmiş ve şimdi bir birleşim içindedir. connor’ın yorumundan farkı, o iki farklı yapıttan figürleri alıp birleştirmek yerine geçmişe ait olanı kendi çağdaş figürleri ile bir araya getirir.
+
sanatçının geçmişle bağ kurmak adına seçtiği yapıtlardan biri de jean-honoré fragonard’a ait 1767 tarihli salıncak adlı resimdir. bu resim fragonard tarafından fransız kilisesi’nin mali işler müdürünün siparişi üzerine yapılmıştır. siparişi veren adam, güllerin arasından, bir aşığın sevgilisinin eteğinin altına baktığı ve salıncağı ise bir piskoposun ittiği bir sahne istemiştir. resim, hassas konulara dokunduğundan birkaç ressamın önerisine sunulduktan sonra fragonard’a gelmiştir. ancak fragonard, salıncağı iten kişiyi bir piskopos olarak değil de bahçıvan olarak yapmayı uygun görmüştür. pastel renklerden oluşan bir kıyafet giyen salıncakta sallanan kadının üzerine, ormanın her tarafını, özellikle de onu aydınlatan sıcak bir ışık düşmektedir. kadının sağ ayakkabısı ayağından sıyrılmış, bacağı öne uzanmış ve sevgilisine istenen etek altı manzarayı sunmaktadır.
https://ijiia.com/wp-content/uploads/makale_files/38669012_file_name=Figen%20Girgin.pdf

hoca ahmed yesevî’nin cennet ve cehennem çekişmesi şiirindeki hikmetler
+
cennet der: “ne dersin, sözü bilmez söylersin;
sende firavun olsa, bende yûsuf ken’ân var
+
cimrilik, yerilen ve azabı gerektirici bir ruh hastalığıdır.
cehennem der: “ben üstün, cimri kullar bende var
cimrilerin boynunda ateşli zincir-kelepçe var.
https://www.kelam.org/web/upload/users/78/files/academicians/HOCA%20AHMED%20YESEV%C3%8E’N%C4%B0N%20CENNET%20VE%20CEHENNEM%20%C3%87EK%C4%B0%C5%9EMES%C4%B0%20%C5%9E%C4%B0%C4%B0R%C4%B0NDEK%C4%B0%20H%C4%B0KMETLER%20osman_oral.pdf

islam hukukunda illet tespit yöntemleri (ta’lil)
+
sözlükte “illet”, arapça bir kelime olup mastardır. fiili ikinci babtan çekilir. isim olarak da kullanılır. gerek mastar gerek isim olarak illet, bulunduğu yerin durumunu değiştiren faktör demektir. bundan dolayı hastalanan kimse için ‘illetlendi’ veya “illetli” tabiri kullanılır. buna göre hastalık illet olmaktadır. hastalığa, illet denilmesinin nedeni de onun, hastayı değiştirmesi, kuşatması veya hasta üzerinde sürekli bulunmasından dolayıdır.
+
yemek yeme, doyma olayının illetidir.
+
hareket, hareket edenin hareket etmesini gerektiren illettir.
+
üşütmek, hastalık illetidir.
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=nrYrfswhXnqvTQoXVC1UlQ&no=5NsgpZauL4xqnOuT2dG-yA

asude bahar ülkesine yolculuk olan ölümün şair biyografilerinde ifade edilmesi
+
mübtelâ-yı elem-i memât olup maraz-ı ecelden şifâ vü necât bulmadı
+
kalem-i merg defter-i hayâtdan ismini resîd eyledi
+
kadın şairlerimizden zeyneb hiç evlenmeden vefat ettiği için lekesiz, tertemiz, el değmemiş anlamlarındaki “dûşize ve pâkize” kelimeleri ölümün ifade edilmesinde kullanılmaktadır:
meryem-i ismet-pâye cümle-i beytü’l-arûsa ve nigâr-hâne-i kenâr u bûsa dâhil ü vâsıl olmayup bu ‘âleme dûşîze ve muhaddere-i pâkize geldi gitti.
+
kûşe-i meyhânede câm elinde iken nakl itdi ve bezm-gâh-ı fenâdan ‘işret-hâne-i bekâya ayagı götürüb gitdi.
https://arastirmax.com/en/system/files/dergiler/79199/makaleler/8/8/arastirmax-asude-bahar-ulkesine-yolculuk-olan-olumun-sair-biyografilerinde-ifade-edilmesi.pdf

beliğ tezkiresi’nde şairlerin ölümünün ifade edilişi
https://www.acarindex.com/pdfler/acarindex-021aa3cc-78b5.pdf

xvıı. asır şairlerinden edirneli güftî ve “teşrîfât-üş-şüerâ”sı
+
gamzen ki işvede nigeh-i nâza nâz eder
çeşmin füsûn ü fitnede i’câza nâz eder
kaddin ki nâzda âlem efrâz-ı şîvedir
reftâre gelse serv-i serefrâza nâz eder
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/157594

sadreddin şîrâzî’ye göre nefsin hudûsu ve onun bedenle olan ilişkisi
https://metafizikajurnali.az/yukle/files/Metafizika.Vol.4%2CNo.2%2CSerial.14%2Cpp.8-32.pdf

türk tasavvuf düşüncesnde ölüm
+
ne bir soluk ne bir nefes.
hayat pınarı kuruyor.
derin bir sükût kaplıyor her yanı.
“öldü” diyorlar.
+
dünya ruhun hapishanesidir.
+
insanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar.
+
ölüm bir tükeniş değildir.
+
ölüm konusunda insanoğlu, ne yazık ki, çok yanlış bilgilerle doludur.
+
müsaade et şu ölülere de ölülerini defnetsinler.
+
zalimlerin, azgınların, hilekarların, kıskançların doldurduğu bir dünyadan çıkıp merhametlilerin en merhametlisi olan allah teâlâ’nın huzuruna gidiyorum.
+
şeker kamışı idim, ölümle şeker olacağım.
+
ölümde noksanlık değil kemâl vardır.
+
ölümden ne korkarsın korkma ebedî varsın
çün kim işe yararsın bu söz fasid davîdir
+
eğer sadıksanız ölümü temenni ediniz.
+
zindeyiken ölmek gerek varıp anda ölmez ola.
+
dünyadakilerin bu kadar korktuğu ölüm benim saadetimdir.
+
gözümde son marifet, azrâil’e tebessüm.
+
dünyadan uzak durman, orucun; ölüm, bayramın olsun.
+
uzun ömür ruha azaptır. ölüm ise ruha rahat ve sevinçtir.
+
mezar cennetler topluluğunun perdesidir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/33446

mustafa rûmî efendi dîvânı’nda dînî ve tasavvufî unsurlar
+
ölmeyip dâim bekâ bulmak dilersen mustafâ
var yürü meyhâne-i ‘âlemde nûş et kevseri
+
ölmek âsândır firâk-ı yâr güç
böyle müşkil maraz-ı ‘aşka tımâr güç
+
insanın sonunda varacağı yer karanlık bir kabirdir. insan bunu düşünüp endişelenmelidir, gülmeyi terk edip mâtem etmelidir.
https://acikerisim.sakarya.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12619/92733/T02575.pdf

dijital dünyanın kanaat önderleri olarak adlandırılan “influencer” kavramıyla ilgili literatürde yer alan tanımlardan bazıları şunlardır; influence kavramı sözlükte “etki, nüfuz, tesir, sözü geçerlik” biçiminde açıklanmakta, influencer ise “insanların davranış biçimini etkileyen ya da değiştiren kişi” olarak açıklanmaktadır. brown ve hayes influencer kavramını “tüketicinin satın alma kararını belirgin biçimde şekillendiren ve bunun da sorumluluğunda olan bir üçüncü taraf” olarak tanımlamaktadır.
+
bir başka tanımda ise; kelime anlamı “etkileyici” olan influencer kavramı, sosyal medyada ürettiği içeriklerle kanaat önderi haline gelmiş, kitleleri etkileme gücüne sahip, yorumları ile satın alma kararlarında yönlendirici, yüksek takipçi sayısına sahip kişileri ifade etmek için kullanılmaktadır.
https://www.researchgate.net/profile/Sevil_Bektas_Durmus/publication/338912964_Sosyal_Medya_Pazarlamasinda_Influencer’larin_Rolu/links/5e327fec458515072d6e2b4e/Sosyal-Medya-Pazarlamasinda-Influencerlarin-Rolue.pdf

politik iletişimde bir alan olarak internette gündemlerin yönlendirilmesi: obama’nın seçim kampanyası özelinde bir değerlendirme
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/724757

geleneksel kapalı toplumların ürettiği kanaat önderliği olgusuna yönelik bir saha araştırması
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1424847

sosyal medya etkileyicilerinin kanaat önderliği rolü
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1068524

yeni kanaat önderleri olarak sosyal medya fenomenleri: twıtter fenomenleri üzerine bir analiz
+
sen bir netizensin (bir net yurttaş) ve internetin sana mümkün kıldığı küresel bağlantılılık sayesinde bir dünya vatandaşısın. herkesle hemşerisin. fiziksel olarak tek bir ülkede yaşıyorsun fakat küresel bilgisayar ağı yoluyla dünya ile iletişim halindesin. gerçekte/sanal olarak dünyadaki her bir netizenin kapı komşususun. fiziksel bölünme yerini aynı sanal boşlukta var olmaya bıraktı.
https://elgizyilmaz.com/upload/yeliz_yucel.pdf

netandaşlar dünyasında yeni jenerasyon marka yönetim stratejileri: marka re-lansman uygulaması örnek vaka incelemesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/784750

türk hiciv edebiyatının sıradışı bir şairi: küfrî-i bahâyî ve eserlerinden örnekler
+
birisi farķ eylemez māhiyet-i eşyā nedür
birisi fehm eylemez śūret nedür ma’nā nedür
śorsalar bilmez birisi p.ħ nedür ĥelvā nedür
ikisi de ebleh [ü] lā-ya’ķıl ü dįvānedür
+
hiciv mecmuaları incelendiğinde şairlerimizin birbirlerinde gördükleri fizikî noksanlık ve şekil bozukluklarını da ağır şekilde hicvettikleri görülür. şairler kellik, kekemelik, aksaklık, körlük, sağırlık vb. sakatlık ve anatomik bozuklukların yanı sıra saç, sakal, bıyık, kaş, göz hicivleri de kaleme almışlardır. bahâyî’nin de buna benzer bir hicviyesi bulunmaktadır:
ey birāder görmedüm hįç burnuña beñzer burun
śanki olmış śūretüñ üstünde kįr-i ħar burun
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/173121

elfâz maânî için âyîne-i şandır
elfâza bakılmaz mı diyorlar hezeyândır
+
divan şiirinin söz yapısı, beyit ve dizelerde simetrik, paralel, yinelemeli, karşıtlamalı gibi türlü sözdizimsel düzenlemeler içerisinde görülür.
+
divan şairlerinin şiirlerine sadece türlü bilgi ve düşünceler ve bunların “şerh”i açısından bakmak, onların eserlerinin sanat yönünü, söz ve anlam açısından taşıdığı yapısal bütünlüğü görememek demektir.
+
divan şiirinde kelimelerin bir maksatla seçilmiş olması ve mazmunlar münasebeti geometrik bir mükemmeliyet meydana getirmiştir.
+
geçmiş yüzyıllarda, simetri ve paralelizm, uyum ve denge bütün dünya edebiyat ve sanatının temel öğesi olduğu gibi, en geniş anlamda her sanatkârın üslûbunun belirleyici göstergelerinden biri de olmuştur. prof. dr. yıldız ecevit, ortaçağ’da doğu ve batı’daki sanat anlayışına egemen olan temel estetik ölçütün “denge, uyum ve simetri” olduğunu söyler.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/650026

türkiye’de ilk tahnit yönteminin uygulayıcısı: nurettin ali berkol
+
tahnit, kadavraları fiske etmek için formol verilmesi ve soğuk hava depolarında saklanması yöntemidir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/643761

xıx. yüzyılda osmanlı’da anatomi eğitimi ve kadavra temininde yaşanan sorunlar
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/102113

belki âsîb-i dil-i mazlumedendür zelzele
belki sûz-ı nâledendür ihtirâk-ı ahterân
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/32736

hüsn ü aşk’ta anlam çeşitliliği yönünden kuşlar
+
kuşlar, islamiyet’ten önceki devirlerden beri türk toplumunda önemli bir yer tutmuş, türk kültürü, sanatı, etnografyası ve folklorunda her zaman yer almıştır.
+
bu manzumelerin hemen tamamında, herhangi bir kuş mânâ sanatları aracılığıyla söz konusu edilirken, anılan kuşun fizyolojik ve anatomik özellikleri hakkında halk inanışları ya da mitolojik ayrıntılardan benzetme yönü olarak yararlanılır.
+
çün kıldı hevâ rutûbetin sâz
göstermedi mürg-ı şu’le pervâz
( hava nemini iyice arttırdığı için alev kuşu kanat çırpamaz oldu. )
+
kanatları ıslanan kuşlar uçamazlar.
+
kim vardı diyâr-ı kimyâya
ankâya erişdi ya hümâya
((yoksa), kimya ülkesine kim varabildi! kim anka’ya ve hümaya erişebildi!)
+
baykuşun uğursuzluk getirdiğine dair olan halk inancı dolayısıyla, insanlar ve diğer kuşlarca dışlandığı kabul edilir.
+
sevgilinin olmadığı her yer bir baykuş yuvasıdır.
+
oldı dile şûm düşmen
vîrâneyi gör ki bûm-düşmen
(uğursuz talih, harabeden nefret eden bir baykuş gibi gönlüme düşman oldu.)
+
hüsn, gece vakti yanına geldiği sevgilisi aşk’ı uyandırmamak için sessiz feryât eden bir bülbül gibidir:
ya’nî ki o bülbül-i hôş-elhân
hâmûş hâmûş ederdi efgân
(yani o tatlı tatlı şakıyan bülbül durmadan sessiz sessiz feryat ediyordu.)
+
güncişk (serçe)
şiirimizde cüssesi itibariyle acizliği, muhtaçlığı ve önemsizliği simgeler.
+
çocukların en ilginç oyunlarından birisi de karların üzerine işeyerek tıpkı kıvılcım tanelerinin kar üzerinde çizdiği yem manzarasına benzer şekiller oluşturmalarıdır.
+
arapçası bulah, farsçası hümâdır. devlet kuşu demektir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/78642

aşkın terennümü: eski türk edebiyatında gazel
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/655796

kültürümüzde horoz
+
horoz, anatomik olarak ibik, gaga, sakal (gıdık), boyun ve göğüs tüyleri, göğüs, tüy, bacak, kulaklık, uzun kuyruk tüyü, orak, neşterler, telekler ve mahmuz gibi uzuvlardan oluşur.
+
horozcukotu: turpgiller familyasından eskiden kuduzun ilacı sanılan tere adında bir dağ bitkisi, yaban teresi
+
beş tavuğa bir horoz yeter.
(beş kadını yönetmek ve korumak için bir erkek yeter)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/234737

nokta-i süveydâ’nın önemi ve özellikleri
+
göz dediğimizde gözü oluşturan bütün anatomik organlar kastedildiği gibi kalp de birbirlerine bağlı ve kendi içlerinde bir bütünlük arz eden mertebelerden oluşur.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1171474

balıkesirli râsih
+
süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstüne
urma zahm-ı sineme peykân peykân üstüne
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/863974

çuvaş edebiyatında felsefi şiirin ve nesrin ustası: yuriy illarionoviç skvortsov (1931-1977)
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1498622

sabri esat’ın şiirinin atar ve toplardamarları
+
edebiyat ve tıp arasındaki ilişki çoğunlukla edebî metinlerde fizyolojik rahatsızlıkların ne derece yer bulduğu ve nasıl işlendiği üzerinden kurulur.
+
-çek ipleri kuklacı, çek ipleri kuklacı!
ne dertlerimi dinle, ne gözyaşıma acı…
bu bezgin hayatımın bence yok hiç değeri!
+
ölüm kavramını, örneğin kış mevsiminin tasviri ile anlatmak yerine, insan vücudunda durmadan çalışan bu iki damar grubunu birer trene benzeterek anlatmak arasındaki fark, şiirin dünyevi zihniyetle kurduğu ilişkiyi de belirler.
+
dikkat, tıbbî bir disiplin olan anatominin kavramsal değerlerini şiire transfer etmiştir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1849007

televizyonun arabesk müziğin soylulaşmasındaki rolü
+
çalışmada literatür taraması yöntemi kullanılmış, popüler kültür ve arabesk müzik ilişkisi, arabesk müziğin tarihsel gelişimi ve popüler kültürün bazı özelliklerini taşıyan arabesk müzik sanatçısı dilber ay’ın sunduğu kadere mâhkumlar programının yapısı ve işlevi üzerinde durulmuştur. televizyonun arabesk müziğin soylulaşmasındaki rolüne ve bunun sonuçlarına örnek olarak “dilber ay” verilmiştir.
+
orhan tekelioğlu’na göre çok farklı bir kanal olan flash tv medyanın kara koyunudur. reklamcıların hedef kitlesi olan ab grubuyla da pek ilgilenmeyen flash tv’nin programları bilinçli bir tercihle c ve daha da altı grupları hedefleyen bir içerikle izleyicisinin karşısına çıkmaktadır. tekelioğlu, flash tv’deki programları anlatmaya şöyle etmektedir: “birçok tuhaf programa (sadece “yalçın abi”li programları hatırlayın, yeter) sahip bu kanalın “eğlence” anlayışı da tam anlamıyla nev’i şahsına münhasır. hemen her gece biteviye göbek atılan, halay çekilen, ismini cismini kimsenin bilmediği “starlarla” dolu, çakma sarışın dansçıları, zenneleri, hatta ara sıra arzı endam eden seğmenleriyle bambaşka bir eğlencenin sunulduğu bu kanalda, salı geceleri rüzgar terse dönüyor, stüdyo kararıyor, ağır bir matem havası ekranı sarıyor. ‘kadere mâhkumlar’ programının vaktidir artık.”
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/206428

modern görsel kültürde beden, şiddet ve cinselleştirme
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/275679

kültür tarihinde ve sanatta ayak ve ayakkabı
+
ayağın ve ayakkabının sınıf, toplumsal cinsiyet, ruhsal derinlikler ve travmalar gibi birbirinden farklı bağlamlarda ne gibi anlamlarla karşılık bulduğu araştırılmıştır.
+
insanlığın, tarih sahnesindeki rolünün iki ayağı üzerinde durmaya (bipedal) başlamasıyla söz konusu olduğu düşünüldüğünde varoluşun fiziki yükünü üstlenenin ayak olduğunu söylemek mümkündür.
+
modern insanın sosyal yaşantısının büyük bir bölümü ayağın çıplaklığını normal karşılamaz.
+
sınıfsal bir gerçekliğin göstergesi olarak değerlendirilebilecek bu yalın ayaklık, toplumu oluşturan tabakaların en altında sıradanlaşmaktadır.
+
antik mısır’da değerli taşlarla ya da altınla süslenmiş ayakkabılar giymek firavuna ya da çevresindeki insanlara özgüydü.
+
neşet günal, tarla dönüşü, tuval üzerine yağlıboya,1961.
+
hristiyanlık sanatında kutsal kişilerin çıplak ayakla gösterilmesi yaygın olarak görülürken, papa’nın çıplak ayağının öpülmesi de bir saygı işaretidir.
+
çarmıhta isa imgesinin ayaklara ilişkin görünümü bir yönüyle sansasyonel ve sapkın bulunmuştur.
+
batı resim sanatı tarihinde kutsallara özgü çıplak ayağın, caravaggio’ya kadar doğal biçimde kirliliği gösterilmemiştir. o, hem sıradan halkın hem de azizlerin gerçek birer insan olarak ayak kirlerini gözler önüne serer. kirinden azade edilen ideal ayakların yerini gerçeğin lekelediği ayaklar almıştır.
+
petrus, “benim ayaklarımı asla yıkamayacaksın!” dedi. isa, “seni yıkamazsam yanımda yerin olmaz” cevabını verdi. simun petrus, “rab, o halde yalnız ayaklarımı değil, ellerimi ve başımı da yıka!” dedi. isa ona dedi ki, “yıkanmış olan temizdir; ayaklarının yıkanmasından başka şeye ihtiyacı yoktur. sizler temizsiniz, ama hepiniz değil.” isa, kendisini kimin ele vereceğini biliyordu. bu nedenle, “hepiniz temiz değilsiniz” demişti.
+
giovanni agostino da lodi, mesih havarilerin ayaklarını yıkıyor, ahşap üzerine yağlıboya,
+
modern dünya da dâhil olmak üzere, ayağı cinsel bir çekiciliğin merkezine alan kültürlere bakıldığında en çarpıcı örneklerden biri onuncu yüzyıldan itibaren çin’de görülen kadınlara özgü ayak bağlama uygulamasıdır.
+
john evans hodgson’a ait çinli üst sınıf mensubu kadınların, avrupalı kadınların giydiği bir ayakkabıya bakarken gülüşünü yansıtan resminde soylu hanımın ayaklarının küçüklüğü de dikkat çekicidir. onlar için avrupalı kadınların ayakları büyük olduğu için komiktir.
+
philip guston ve george baselitz resminde bir soykırım imgesi olarak ayak
+
“fetiş, dişil fallusun imgesi ya da ikamesidir yani kadının penisinin olmadığını yadsımamızın bir yoludur”. deleuze’a göre, ayağın fetiş olarak imgesi, fetişistin yokluğun farkına varmadan önce en son gördüğü şeyin ayak olmasından kaynaklanmaktadır. bu imge, organın olması gereken yerde olduğu başlangıç noktasını sürekli kılma işlevine sahip bir anıttır. bu anlamda fetiş, iğdiş edilmeye karşı bir koruma anlamına da gelmektedir.
+
bataille, sadece fetişistlerin ayaklara gerçek anlamda değerini verdiğini ileri sürer. ona göre ayak, batı kültürünün ihmal ettiği bir öneme sahiptir. idealizm onun pisliğe yakınlığını öne çıkarırken bataille onu idealizmin düşük statüsünden kurtarmanın da ötesine geçerek konumunu tersine çevirmek ister.
+
başparmak, insanı insansı maymundan ayıran sürecin önemli bir parçasıdır. dik durabilmek ve düşünülebilecek daha yüksek şeylere yaklaşmak, insan oluş sürecinde, ayağın başrolüyle gerçekleşmiştir.
+
ayaklar hayatın ‘pislikten ideale, idealden pisliğe bir git-gel hareketi’nden oluştuğuna işaret eder. böyle bir hayat öfkeye mahkûmdur; bu öfkeyi “ayak kadar aşağı bir organdan çıkarmak kolaydır.” ayak öyle aşağıdır ki, düşüş gibi (ayağın dengeyi sağlayamaması), ölümdür. ve ölüm olduğu için, en insani ve en arzulanır şeydir.
+
morglarda ölü bedenlerin kimliklerini içeren etiketlerin ayağa iliştirilmesinde, kuşkusuz pratik nedenler olmakla birlikte, ayağın her iki kutbun da sınırını oluşturması gerçeğini görebiliriz. bir zamanlar yaşamış ve bir kimliği olan bu cesetin her iki aleme ait nötr bölgesi ayaklardır.
+
konu kapsamında bir başka fetiş ve ölüm vurgusunu fredric jameson, andy warhol’un “elmas tozlu ayakkabılar” yapıtında görmektedir. ona göre, ayakkabıların gösterilme biçiminde açığa çıkan hem bir fetiş hem de ölüm içeriği bulunmaktadır.
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1628245326.pdf

cinsiyet, teknoloji ve kent: otomobilin muğlak heteronormativizmi
+
trafik, kent mekanları, teknoloji ve özellikle otomobil aynı zamanda heteronormativiteyi güçlendirecek şekilde dişil ya da eril biçimde cinsiyetlenmektedir. otomobil insana sağladığı bedenselleşme potansiyeli ile cinsiyet kimliğinin ve heteronormativitenin üretilmesine ayrıca katkı sağlamaktadır.
+
şehir otomobilin sokaklarının sözünü kestiği yerdir.
+
clarke otomobilin başka araçlardan farklı olarak çok daha fazla amerikan kültürünü temsil ettiğini belirtir: “o bireysellik, hareketlilik, sınıfsal statü, teknolojik sihirbazlığı yansıtır ve altın çağ amerikan düşüncesini, aynı anda doğadan zevk alma ve onu kontrol altına alma zevkini verir, şoförüne hızı ve iktidarı aynı anda bağışlar.”
+
“bir arabayı araba yapan kaçış”tır. bir adamın kim olduğu ve nerede olduğundan bir kaçış durumu. dışarı çık, eğer küçük hayatından ve çevrenden hoşlanmıyorsan arabana atla ve ordan sıvış.”
+
çocuklara ilkokuldan itibaren trafik kuralları öğretilir. ancak freund ve martin’in dediği gibi kent yaşamında dışarısı demek olan “trafik” sisteminde engellilerin, çocukların ve yaşlıların pek şansı yoktur.
+
trafiğin teknolojiyi, akışkanlığı, hızı, bedensizleşmeyi ve sonuç olarak otomobilleri iktidarlaştıran düzeneği heteronormativite başta olmak üzere hakim toplumsal iktidar biçimlerini güçlendiren sembolik bir normalleştirme yaratmıştır.
+
hız, teknoloji ve ölümü aşkın bir buluşma noktası olarak cinsel ilişkide kesiştiren ve otomobilin “öldürme potansiyelini” erotize eden ballard’ın “çarpışma” romanı trafiğe bu noktada otomobilin uysal gündelikleşmesini alt üst eden bir bakış atacaktır.
+
otomobillendikçe otomobilleşiyoruz.
+
otomobil kültürü evrenselleştirilebilir-benzer kurallar sistemleri gibi dursa da, otomobil ve trafik kültürü aslen “milli” ve “cinsel” özellikler taşır. almanya’da çalışan türk işçilerinin kapıkulu sınır kapısına kadar trafik krallarına uygun bir şekilde araç kullandıkları, fakat türkiye sınırlarına girer girmez başka bir insana dönüştükleri genelde bu konuda verilen en yaygın örnektir.
+
sadece teknolojik aygıtlar değil, mekanlar da heteronormativiteyi üretecek şekilde cinsiyetlenmiştir. burada “orospunun bedenini” hizmete sunan genelev mekanlarının27 devlet tarafından nasıl örgütlendiği ve tecrit edildiğini, tarihi kahvehane kültürüyle erkek kültürünün birbirini karşılıklı olarak nasıl ürettiğini farklı cinsel tercihe sahip olanların yaşayabilmek adına nasıl “ülker sokak”ta yaşama mücadelesi verdiklerini anlatan ve mekanlarla cinsiyetler arasındaki üretken ilişkiyi gösteren çalışmalar önem kazanır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/938080

kentli beden: mardin’de dokunma eşikleri
+
“dünya bedenin kumaşından yapılmıştır.” maurice merleau-ponty
+
beden ve kent arasındaki ilişki, zamanla şehirli bedenleri ve bedensel şehirleri oluşturmaktadır.
+
kenti insan anatomisine benzer şekilde okumak her zaman ilgi çekici olmuştur. atardamarlar, toplardamarlar, deri, doku, ten, tedavi, operasyon, kriz vb. bedene ait deneyimler şehirde zamanla içselleşir. örneğin; şehrin kirli sularının yol açtığı hastalıklardan, trafik çilesinin neden olduğu stresten, hava kirliliğinin kanseri tetiklemesinden sürekli şikâyet ederiz. zira canlı, yorgun, dinlenen, harekete geçen yani daima çalışan organlarla dolu bir bedendir şehir. şehir de terler, hıçkırır, ağlar, salyası akar, kan kaybeder ve ölür. zamanla şehrin bedene dönüştüğünü ya da bedenin şehirleştiğini gözlemleriz.
+
pallasmaa, mekânın toplamını ve mekânı oluşturan malzemelerin niteliklerini, ölçeğini gözümüz, kulağımız, burnumuz, derimiz, dilimiz, iskelet ve kas sistemimizle aynı zamanda ölçeriz diyerek bu çok boyutlu duyuşsal durumu ifade etmektedir.
+
harvey’in kan dolaşımı ve solunum hakkındaki bulgularının kamu sağlığı hakkında yeni fikirlerin doğmasına yol açtığı görülmektedir. on sekizinci yüzyılda aydınlanma planlamacıları, bu fikirleri şehirlere uygulamaya çalışmışlardır. zira planlamacılar, şehri insanların serbestçe dolaşıp nefes alabilecekleri bir yer, insanların sağlıklı kan hücreleri gibi içinde aktığı akışkan, atardamar ve toplardamarlardan oluşan bir şehir haline getirme çabası içinde olmuşlardır.
+
platner, havanın kan gibi olduğunu belirterek bedenin içinde dolaşması gerektiğini vurgular. zira bedenin içine hava alıp verebilmesini sağlayan zar ise deridir. kiri derinin en büyük düşmanı gibi gören platner’e göre gözenekleri tıkayan kir; ‚dışkıların atılmasını önler, tözlerin mayalanıp kokuşmasına yol açar, en beteri de deriye ağırlık yapan çerçöpün geri pompalanmasını kolaylaştırır. böylelikle havanın deri içindeki hareketi ‚kirli‛ sözcüğüne yeni bir anlam vermiştir. kirlilik, ruhtaki leke değil pis deri anlamına gelmeye başlamıştır. buna göre, deri, ahlâki başarısızlığın sonucu olarak değil insanların toplumsal deneyimi yüzünden kirlenmiştir. oysa kır hayatında, köylüler arasında derinin üzerinde tabakalanan kir, doğal hatta sağlıklı olarak görülürdü. bu anlayışa göre, insan sidiği ve dışkısı, toprağın beslenmesine yardım ettiği gibi bedende kaldığında ise özellikle bebeklerde besleyici ince bir tabaka oluşmasını sağlamaktadır. bu yüzden köylüler, insanın çok sık yıkanmaması gerektiğine inanıyorlardı, çünkü kurumuş sidikten oluşan tabaka bedenin bir parçasını oluşturuyor ve özellikle kundak bebeklerinde koruyucu rol oynuyordu.
+
trafik sistemlerine bedendeki kan dolaşım sistemini örnek almaya çalışan tasarımcılar, on sekizinci yüzyılda şehir sokakları için ‚atardamar/arter‛ ve ‚toplardamar‛ sözcüklerini kullanmaya başlamışlardır. planlamacılar, kötü bir anatomi çizerek de olsa kan mekaniğine başvuruyorlardı. şehirdeki hareket herhangi bir yerde tıkanırsa tıpkı bir bedenin bir arter tıkandığında kalp krizi geçirmesi gibi kolektif bedenin de bir dolaşım krizi geçireceğini düşünüyorlardı.
+
geleneksel şehir mimarisinin en güzel örnekleri ile dolup taşan mardin, bir ‚taş kent‛ görünümündedir.
+
pallasmaa, dokunmayla gerçekleşen duyguların, mimari deneyimi etkilediğini belirterek derimizin, dokunduğumuz cismin dokusunu, ağırlığını, yoğunluğunu ve ısısını okuduğunu belirtir. nitekim mardin’de eski bir taş yapının yüzeyi, onu yontan eller ve onu kullanan eller ile oluşan his, ona dokunmamız için bizi baştan çıkarır.
+
mezopotamya ovasına baktığınızda yalnızca deriniz değil gözünüz de dokunmaya başlar. zira bakış, bedenin algısına benzer bir bilinçaltı tanımlama içerir.
+
şehrin bedensel deneyimlerini daha yoğun yaşamak için bedenin yürümesi, gezmesi, dolaşması kısacası ‚aylak‛ olması gerekmektedir. aylak, tam da yürüyüşün tadına varan kişidir.
+
mardin kentinin her bir sokağı ‚benzer‛sizdir ve ‚aylak bedenler‛e kendi dilbilgisini kabul ettirir. sokaklar olabilecek en değişik görünümdedir. şehrin atardamarlarında, kalabalık kendini, bütün saflığıyla zorlamadan gösterir, kılcal damarlarını oluşturan tenha ve dar sokaklar ise kimi zaman cansız kimi zaman da insana özgü kıpırdanışlarla başkalaşır, titreşir, nefes alır ve canlanır. en önemli kıpırdanış, ‚yüz yüze‛ gelme ile gerçekleşir.
+
artık modern şehirlerin organsız bedenler gibi feryat ettiğini duyar gibiyiz. beni bir organizma yaptılar! beni yanlış biçimde katladılar! bedenimi çaldılar!.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/461590

ayakkabı kullanımı ile ayak deformiteleri, denge ve fonksiyonel performans arasındaki ilişkinin incelenmesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/210457

kız armağan etme kan bedelinden, poine’den kurtulmanın bir yoludur. evlilik kan davasına son verir, iki düşman öbeği özel bir barış antlaşmasıyla, philotes ile birleşmiş iki bağlaşığa dönüştürür.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/172517

uluslararası sosyal çalışma bağlamında kadına yönelen savaş tecavüzleri ve kolektif etmenleri
+
insanlık tarihini savaşların tarihi olarak okuyan, savaşı asıl belirleyici ve “insanlık tarihini şekillendiren en yaygın eylem” olarak kabul eden görüşler mevcuttur.
+
kendisini destekleyecek başkaları olmaksızın tek bir insan, asla şiddeti başarıyla kullanacak kadar iktidara sahip değildir.
+
tecavüzcülerin çoğunun yozlaşmış, embesil erkekler olduğunun söylenmesi, tecavüzün çevreden bağımsız bir eylemmiş gibi nitelendirilmesi, toplumsal kabul edilebilirliğinin, olağanlaştırılmasının önünü açmakta ve sistematikliğinin görülmesini engellemektedir.
+
tecavüz, modern dünyada da savaş silahı ve ödüllendirme işlevi gördüğü için savaşanları motive ederek tarafların savaşmalarını sağlamaktadır. ruanda, keşmir, ırak, bosna, arakan ve suriye, son otuz yılda görülen en bilindik örneklerdir.
+
savaş tecavüzleri, uygulanışı antik dönemlere dek eskiye götürülebilecek bir tarihe sahiptir. günümüzde de çokça uygulanışından ve vahşiliğinden bir şey eksilmemiş olmasına rağmen yok sayılmaya devam edilmektedir.
+
savaş öncesi dönemde, savaş dönemindeki tecavüzlerin zemini, titizlikle hazırlanmıştı.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1072794

göstergebilim tarihi
+
sofist bir filozof olan prodicus, uygun seçilmiş kelimelerin etkili bir iletişim için şart olduğunu savunmuştur. platon, kelimelerin evrensel ve objektif anlamlara sahip olduğunu belirterek, dilsel göstergenin nedensiz olduğunu ortaya koymuştur. platon’a göre bir şeye hangi ismi verirseniz verin doğrudur; verdiğiniz ismi değiştirip başka bir isim verirseniz o da doğrudur. aristo ise dilsel göstergenin bir araç olarak önemi üzerinde durmuştur; çünkü ona göre insanın ilerlemesi ve bilgi bu şekilde oluşmaktadır.
+
göstergebilime adını veren ilk kişi ise ingiliz filozof john locke olmuştur. locke, an essay concerning human understanding (insanın anlama yetisi üzerine bir deneme, 1690) isimli eserinde ilk kez semeiotike terimini kullanarak göstergeler öğretisi olarak nitelediği semiyotiğin, bilimin üç temel kolundan biri olması gerektiğini öne sürer. locke’a göre bu göstergeler öğretisinin amacı, zihnin nesneleri anlamak ya da bilgilerini başkalarına anlatmak için kullandığı göstergelerin niteliğini incelemektir. locke’un bu önemli eserinden etkilenen fransız matematikçi lambert ise göstergeler öğretisinin locke’dan sonraki en önemli temsilcilerinden biri olmuştur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/186659

2000 sonrası türk sineması korku film türünde mitler
+
batıdaki süreç ise; platon‟un devlet adlı eserinde mitleri de kapsayan “ütopya‟dan bahsetmesiyle başlamaktadır. plutarkhos (plutarch); toplumun yanlış ve asılsız bir mitolojiye sahip olduğunu, eski zamanlarda var olan ateist toplumlar kullanılarak, dönemin amiralleri, generalleri ve kralları üzerinden öyküleme yapıldığını savunmaktadır. 3.yy.‟da yaşayan euhemerus‟un the sacred record adlı kitabında her iki düşünürden etkilenerek; arap sahillerinin orda “panchaea‟ adlı bir adayı tanımlamaktadır. o ütopik adada ouronos(uranüs), kronos (satürn) ve zeus‟un heykelleri olduğundan ve zeus‟un barbarların da tanrısı olduğunu savunur. söz konusu düşünceler, euhemerus‟un teorisini ortaya çıkarmaktadır. euhemerizm; tüm tanrıların geçmişte yaşayan tanınmış kişilerden tasarlanıldığını savunan bir doktrindir.
+
ataerkil yapı ve erkek egemen sisteminin bilinçaltını yansıtan korku sinemasında kullanılan stereotipler, gündelik hayatta kadınlardan beklenen davranış kalıplarına uymaları için birer şablon görevi görmektedir.
https://acikerisim.ege.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11454/61289/askimfiruzearslan2019.pdf

yaşar nezihe bükülmez’in (1880-1971) hayatı, ataerkil ideolojinin denetim altına aldığı örneklerle doludur
+
bakıp da soyadıma sanma bükülmüyorum,
felek cefâlarıyla, gençken büktü belimi
+
hükm ėder hâkim efendi, haklı-haksız añlamaz,
yâ, ilâhî, intihârdan başka çarem kalmadı.
+
bu yazılar benim, -bir demir kafes içindeki kuş helecânı ile çırpınan- yaralı kalbimin feryâdlarıdır. emin olunuz ki ben her satırını göz-yaşları arasında yazdım.
+
babası okula gittiğini öğrendiğinde “pezevengin kızı, babıâli’ye kâtip mi olacaksın?” diye onu sokakta dövdüğünde ve komşularına sığınmak zorunda kaldığında bile kalemini bırakmamış, ataerkil ideolojinin kendisi için hazırladığı zorlu yollardan geçme azim ve kararlılığını göstermiştir.
+
ben ışıl ışıl bir yıldız idim
düştüysem yere gökyüzü utansın
https://www.humed.org.tr/eskisite/TR/Genel/Yrd.Doc.Dr.FusunCobanDoskaya2cfb.pdf

divan şiirinde tababet unsurları
https://avesis.ebyu.edu.tr/dosya?id=a487ff87-14ad-465e-875a-c993d433d120

meâric suresinde insanın olumlu ve olumsuz özellikleri
http://www.ekevakademi.org/Makaleler/1048081611_05%20Beyza%20Sumeyye%20KARAKAS%20TUGRUL-Huseyin%20YASAR.pdf

nev’î yahyâ’nın aynası
+
ayna, eşyayı aksettirmesi, bu aksin bir gölgeden, hayalden ibaret olması, parlaklığı, aydınlık ve lekesizliği, cilâlı, saf ve ikiyüzlü olması gibi özellikleri dolayısıyla edebiyatta mazmun konusu olmuştur.
+
ayna, yoğun bir karanlıktan ve gayet ince bir aydınlıktan meydana gelir. aynanın karşısındakini gösterme ve yansıtma özelliği, gerçekte aslı olmayan bir şeyin bir hayal misali ortaya çıkmasıdır.
+
ol mâhı görünmez diyü ‘âşık niçün ağlar
ışk ile meger âyînesi sâf degüldür
+
evet âlem bütün hâyâldir. fakat onda dâimâ bir hakîkat cilve-gerdir.
+
sûfîler, “belâ” sözü ile türlü türlü meşakkat, hastalık ve dertlerle dostlarının bedenlerini imtihân etmesini kastederler. çünkü üzerindeki belâ ne kadar güçlü olursa, kulun allah’a yakınlığı o kadar artar.
+
güneş-zerre sembolünde her varlık bir zerredir ve güneşe aynalık yapar.
+
ayna olmak ya da o aynaya muhatap olup hakîkati o aynadan seyreylemek aşk iledir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/53621

necip fazıl’da “ayna” imgesi
+
ayna, kapıları kapalı bu fildişi kulenin meraklıları için şeffaf perdelerle örtülü bir pencere gibidir.
+
âlem parlatılmamıiş bir ayna gibidir. ilahî emir, âlem aynasının parlatılmasını gerektirmiiş, âdem de bu aynanın cilasının ta kendisi olmuiştur.
+
zinhâr eline âyîne vermen ol kâfirin
zirâ görünce sûretini bütperest olur
+
gösterirsen ölmeden göster bana ol sîneyi
yoksa hasta son nefeste neylesin âyîneyi
+
gözüne mil çekersen
görünür gerçek dünya.
aynalarda sen, hep sen;
dost, sevgili, hep riya!
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/31108

şâirin mazmûn aynası: tab‘/meş‘ar
+
şâir neye ayna tutar, şiir neyin aynasıdır? bu sorular farklı yaklaşımlarla tabîat, toplum, insân olmak üzere çeşitli kelimelerle cevaplanmıştır.
+
insân yaratılışı da san‘atkâr tab‘ı da şâir meş‘arı da birer ayna sayılır.
+
tûtı-yi mu‘cize-gûyem ne disem lâf degül
çarh ile söyleşemem âyinesi sâf degül
+
nef‘î kendisini ta‘lîm usûlü çerçevesinde aynada taallüm eden papağana benzetir ki, bu papağanın teşe‘‘ur ettiğini yani şiir söylemeyi öğrendiğini varsaymak mümkündür.
+
tab‘ı mir’ât-ı cemâl-i can-fezâ-yı saltanat
sînesi âyîne-yi ‘âlem-nümâ-yı saltanat
+
nâmî’nin hâtır aynası ya sâde sâftır, tüm görüntülerden âzâdedir, boştur; eğer dolu olacak ise de mazmûn güzelleri ile dolu olur; yani, aynasını gayrı şeylerle, görüntülerle kirletmez.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/266453

klasik türk edebiyatı metinlerinde “gözgü” kelimesinin kullanımına dair
+
dost sûreti gözgü durur bakan kendi yüzin görür
gelsün o kendüsüz gelen ben râzumı ana direm
+
ahvel göre nazîrüni itse sana nazar
sen bulasın misâlüni gözgüde fi’l-mesel
+
ahmedi, şaşı olan kişinin nazar ettiğinde karşısındakini kendisi gibi göreceğini, kişinin kendisini aynada aynıyla bulabileceğini bildirir. ahvel’in karşısındakini şaşı olarak görmesi kişilerin birbirlerinin aynası olmasındandır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/268135

divan şiirinde toprak motifi
+
insanlığın yaratıldığı madde ve gömüleceği yer olması, topraktan bazı kullanılacak eşyaların yapılması (kûze “su testisi” gibi), çocukların toprakla oynaması, yaraya toprak basılması vb. telakkiler divan şiirinde sıkça yer almaktadır.
+
ŝahrā-yı çīn’i neyleyem būy-ı cür˘adan
mey-ĥānedür meşāmumuza ĥāk-i šīb olan
+
meyhane toprağının kokusu ile çin sahralarındaki ahuların misk kokuları kıyaslanmıştır.
+
güneş, sevgilinin bulunduğu topraklardaki mücevherleri başına taç yapar. âşık, sevgilinin kapısına yüzünü altın sarısı gibi yapmak için sürer. âşığın gözyaşı ve cür’a, toprakta bir cevhere dönüşür.
+
sevgilinin kapısının toprağına, istek ve gayretle ulaşılamaz, çünkü bu bir kimyadır. sevgilinin eşiğinin toprağı, hayat iksirinin cevheri, ayağının toprağı da mertlik ve iyilik kaynağıdır.
+
güneş, lal, yakut, inci gibi cevherleri terbiye eder. beyte göre güneş, taştan cevher yapmasa da memduhun ışığı, toprağı iksir hâline getirmektedir.
+
bazen âşık, sevgilinin mahallesindeki itlerin ayağının tozunu gözüne sürme olarak çeker. “çeşm-i ‘alîl” yani hastalıklı veya sarhoş bakışı ifade eden nergis, sevgilinin ayak toprağının karşısında etkisiz hâle gelir.
+
işigüŋ taşı ile ĥāk-i harīmüŋ besdür
bāķī-i ĥaste-dile bāliş ü bister yirine
“eşiğinin taşı ile temiz toprağın, gönlü hasta olan bâkî’ye yastık ve yatak olarak yeter.” burada sevgili uğrunda hasta olan âşığa toprak yatak, taş da yastık olmuştur.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/732978

mahiyeti, imkân ve sınırlılıkları açısından bilimsel tefsir
+
psikoloji, fizyoloji, anatomi, tıp gibi konusu farklı açılardan insan olan bilimler, insanı ancak kendi açılarından anlatabilirler. oysa bu tür anlatımlar, zihnimizde insanın tam imajını oluşturabilmemiz için tek başlarına yeterli değillerdir. bu bilimler, ancak sağlıklı bir şekilde iletişime geçtiklerinde ve bize sundukları veriler birbirini bütünleyecek şekilde düzenlendiğinde, insan hakkında kuşatıcı bir perspektif verebilirler.
+
tefsir ilmi ile pozitif bilimler arasında bilgi-nesne irtibatına dayalı bir ilişki vardır. disiplinler arası ilişkilerin izin verdiği ölçüde ve standartlarda, yürütülmesi gereken bu ilişki, bilimsel tefsirin temel referansını oluşturmaktadır. ancak bu süreçte bilimsel tefsirden maksadın kur’an lafız ve ibarelerinin delaletlerini açıklamak olduğu esasına riayet edilmeli, hiçbir bilim diğerinin yerine konmamalıdır. hâsılı bilimsel tefsir, disiplinler arası olgusunun tefsir ilmi bağlamındaki pek çok tezahüründen biridir.
+
kur’an’da zihin, akılla birlikte kalp, vicdan, beş duyu gibi idrak ve bilme aygıtlarının bir düzen ve hiyerarşiyle işledikleri psiko-biyolojik bir ortamdır.
+
kur’an’a göre insan ne tek başına akıl ne tek başına duyu/havȃs-ı hamse ne de tek başına duygu varlığıdır. salt mantıkla tasarlanan mekanik işleyiş, tabiat ve insan için geçerli değildir. elbette tabiat ve insanın da kendine özgü fizyolojik ve anatomik bir mekaniği vardır. fakat bu mekanik, ruhȋ-manevî bir güçle birleşik olarak, hatta bu gücün kontrolünde ayrılmaz bir bütün olarak işler.
+
bilimsel tefsirin istifade ettiği bilimlerin rollerini üstlenmesi, örneğin kevnî ayetler konusunda kendisini fizik, biyoloji, anatomi vb. bilimlerin yerine koyması doğru değildir. zaten amaç da bu değildir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/836978

gebelik sırasında saptanan kanamalarda doğru tanı için en önemli kriter kanamanın plasenta ile olan ilişkisidir. doğru yaklaşım için doğru anatomik tanı, gebelik kanamalarında önem taşır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/422851

hastalık kavramındaki bu değişkenliğe ve göreceliliğe karşın, tıp çevreleri hala hastalık kavramına bağlı olmayan bir sağlık tanımı yapamamış ve sağlığın tanımını hastalık kavramı ile anlatmak zorunda kalmıştır.
https://www.recepakdur.com/media/1274/02-ab-ve-sag-lk-sekto-ru-temel-kavramlartu-rkiye-ve-avrupa-birlig-i-nde-durum-vetu-rkiye-nin-birlig-e-uyumu-ataum-aras-tirma-dizisi.pdf

nedîm’in şiirlerinde gece
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1164938