yazı 47

din ve maneviyatı kavramlaştırma: birleşme ve ayrılma noktaları
+
“manevi” gibi terimler, işlevsel kılmanın imkânsız olduğu subjektif manalara sahip gibi göründüklerinden davranışçı bilimadamları ruhsal sağlık ve hastalığı araştırmaktan uzak durmuş olabilirler.
+
araştırmacılar, psişeyi (psikolojiye ait ruhu) pneuma (dine ait ruh) dan ayırt etmek için uzun çabalar sarf etmelerine rağmen pek çok din psikoloğu, disiplinleriniyüzyılın başındaki william james, g. stanley hall ve edwin starbuck’un öncülük eden çalışmalarına dayandırmışlardır.
+
din, ruhsal hastalık potansiyelini arttırmasına ya da onu desteklemesine ve farklı açılardan ruhsal hastalığı kendine çekmesine rağmen aynı zamanda patoloji için alternatif tedavi yolları temin edebilir ve amish’ler gibi kapalı toplumlarda güvenilir sığınaklar sağlayabilir.
+
din ve maneviyatın aynı zamanda, sakatlık, hastalık ve olumsuz yaşam olaylarının üstesinden gelmede de etkili olduğu görülmüştür. dua (prayer), özellikle etkili bir başa çıkma mekanizması olabilir.
+
ayrıca din ve maneviyatın, özellikle beslenme, cinsel davranış ve sağlığı koruma davranışlarını kontrol eden, dinî olarak temellenmiş kuralları koymada, fiziksel sağlık durumları ile de ilişkili olduğu görülmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/46233

hastalık sürecinde bireylerin dinî eğilimlerine psikolojik bir yaklaşım
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/19664

psikoloji ve dinin etkileşimi: trendler ve gelişmeler
https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/19936/mod_resource/content/1/%C4%B0.2.%20Psikoloji%20Ve%20Dinin%20Etkile%C5%9Fimi.pdf

dindarlık ile politik güven arasındaki ilişkide yetkecilik ve sistemi meşrulaştırmanın aracı rolü
+
bu çalışmada, politik güven düzeyi ile kökten dincilik ve sorgulayıcı dindarlık yönelimleri arasındaki ilişkiler araştırılmış ve bu ilişkilerde yetkeciliğin ve sistemi meşrulaştırmanın aracı rolü olup olmadığı incelenmiştir. çalışmada, 177’si (%57.3) kadın, 132’si (%42.7) erkek, toplam 309 katılımcıya ulaşılmıştır. bulgular, politik güvenin kökten dincilik, yetkecilik ve sistemi meşrulaştırma ile pozitif yönde; sorgulayıcı dindarlık ile negatif yönde ilişkili olduğunu göstermiştir. çalışmada ayrıca, politik güven ile kökten dincilik ve sorgulayıcı dindarlık yönelimleri arasındaki ilişkilerde, yetkecilik ve sistemi meşrulaştırma değişkenlerinin aracı rol oynadıkları belirlenmiştir. elde edilen bulgular ilgili yazın ışığında tartışılmıştır.
https://www.psikolog.org.tr/tr/yayinlar/dergiler/1031828/tpd1300443320190827m000025.pdf

yükleme teorisi ve din ilişkisi üzerine bir değerlendirme
+
dinlerin en belirgin özelliklerinden biri, insanlara sundukları hazır nedensel açıklama kalıplarına sahip olmalarıdır. din, bize her tür yaşantıyı kendisi aracılığıyla açıklayabileceğimiz argümanlar sunmaktadır.
+
denekler, bütün iyi sonuçlarda tanrı’ya, bütün kötü sonuçlarda ise şeytana yükleme yapmaktadırlar. olayları tanrı’ya ve şeytan’a hamletmenin oluş oranları simetrik değil asimetriktir.
+
tanrı olumlu sonuçlarla ilgili olarak şereflendirilirken, şeytan olumsuz sonuçlarla ilgili olarak suçlanmaktadır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/143736

mahalle papazlarının hastanede yatan kilise üyelerine yönelik dua vaizliği
+
hastaneye yatırılan pek çok inanç geleneğine sahip kilise üyesi, kendi mahalle papazlarının ziyaretlerini bekler.
+
kutsal kitabı okuma, dinsel törenler ve dualar gibi papazlığa ait (pastoral) kaynakların kullanımı da muhtemelen değişir.
+
rahip, acı ve zevk göz yaşlarıyla ağlarken dua, kutsal kitap’tan alıntıları içeriyordu. bazı aile üyeleri kendi kendilerine yüksek sesle dua etti, kimileri ağladı, kimileri de dışarı çıktı.
http://isamveri.org/pdfdrg/D03296/2003_1/2003_1_AYDINAR.pdf

üniversite öğrencilerinde allah merkezlilik, başkası merkezli dışsallık ve olumlu bilişsel üçlü arasındaki ilişki
https://www.researchgate.net/profile/Ahmet-Guenes/publication/353825641_Universite_Ogrencilerinde_Allah_Merkezlilik_Baskasi_Merkezli_Dissallik_ve_Olumlu_Bilissel_Uclu_Arasindaki_Iliski_The_Relationship_Between_Allah_Centeredness_Others_Centered_Extarnality_and_Positive_Co/links/6113c37e0c2bfa282a3906b7/Ueniversite-Oegrencilerinde-Allah-Merkezlilik-Baskasi-Merkezli-Dissallik-ve-Olumlu-Bilissel-Ueclue-Arasindaki-Iliski-The-Relationship-Between-Allah-Centeredness-Others-Centered-Extarnality-and-Po.pdf

u. ü. ilahiyat fakültesi ögrencilerinin ibadet ve ruh saglıgı (psiko-sosyal uyum) ilişkisi üzerine bir inseleme
http://ktp.isam.org.tr/pdfdrg/D00193/2000_9/2000_9_HAYTAA.pdf

fiziksel ve sosyal hadiselere sebep atfetmede dinin rolü
http://ktp.isam.org.tr/pdfdrg/D02498/2003_1/2003_1_YAPICIA.pdf

din ve maneviyatın kavramlaştırılması ve ölçülmesindeki gelişmeler
https://www.researchgate.net/profile/Mustafa-Ulu-2/publication/278783602_Din_ve_Maneviyatin_Kavramlastirilmasi_ve_Olculmesindeki_Gelismeler_-_Beden_ve_Ruh_Sagligi_Arastirmalari_icin_Olasi_Bulgular/links/55857cfc08ae7bc2f44bb4c5/Din-ve-Maneviyatin-Kavramlastirilmasi-ve-Oelcuelmesindeki-Gelismeler-Beden-ve-Ruh-Sagligi-Arastirmalari-icin-Olasi-Bulgular.pdf

din psikolojisi açısından dünyevi istek duaları
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/46952.pdf

muallim naci – beşir fuad mektuplaşması: intikâd
http://turkoloji.cu.edu.tr/YENI%20TURK%20EDEBIYATI/selcuk_cikla_%20Muallim%20Naci-Besir%20Fuad%20Mektuplasmasi%20-%20intikad.pdf

hristiyan ve islam medeniyetlerinin ispanya’da buluşmaları ile rönesansın başladığını belirten beşir fuad, buna karşılık hristiyanlığın taassup ve zulmünün de arttığını söylemekte ve kilisenin bu tavrına karşı gelerek insanlığı doğmatizmin karanlığından kurtarmaya adeta and içmiş bir insanlar topluluğundan bahseder. bu gruba “fırka-i naciye” (kurtarıcı fırka) adını veren beşir fuad’ın kastettiği insanlar “copernic, kepler, galileo, bacon, descartes, bruno, v.d” dir. kendi deyimiyle, “papazların zindanlarına, işkencelerine, cellatlarına mukabil kullandıkları silah, “tarassud, tecrübe ve kuvve-i mümeyyize fabrikasının malûmatından olan ulûm ve fünûn, sarfettikleri barut muhâkemâtı akliyeden, attıkları mermiyyât delâil-i mukniadan başka bir şey değildir.” ona göre voltaire de kiliseyle yaptığı mücadeleyle onların safında yer alan bir aydındır.
+
voltaire’i takdir etmemek cehil olduğunu biliyorum, ama takdir etmek küfür olduğunu bilmiyorum. nedir bu ifrat ve tefrit. kimisi voltaire’i tanıyanı ikfâra çalışır, kimisi ibn-i sina’yı tanımak istemez. ikisini de hakkıyla tanısak, ikisinden de mümkün olduğu kadar hakimâne istifadeye çalışsak olmaz mı?
https://pdfs.semanticscholar.org/c59d/1e485a733794f8cdf18ee4305304b03ecadd.pdf

tanzimat dönemı’nde br aydın olarak ahmet mithat efendi ve düşünce
https://www.sosyalarastirmalar.com/articles/the-tanzimat-period-as-an-intellectual-ahmet-mithat-efendi-and-thought.pdf

beşir fuad’ın hususi mektuplarında “sanat, edebiyat ve bilim” üzerine düşünceleri
+
“yaşamak için ölmeli imiş!” beşir fuad
+
tarihin en eski zamanlarından orta çağa gelinceye kadar mektupların toplum yaşantısında önemli bir yeri olmuştur. hatta bedrettin tuncel’e göre mektubun ortaya çıkışı yazının başlangıcına kadar dayanmaktadır.
+
ben genellikle gece yazmayı adet edindim. gündüzleri elime kalem almaktan çok hoşlanmıyorum.
+
bendenizce asıl şiir cemiyet-i beşeriyenin [insan topluluğu] tehzib-i ahlakına [ahlakı güzelleştirme], tenvir-i efkârına [düşünceyi aydınlatma] hizmet eden manzumelerdir.
+
yalnız şiirde değil her şeyde istidat [kabiliyet] şarttır; bendeniz âlim ve mütefennin [fen adamı] olanların şair olabileceklerini iddia etmedim; şiirin tenvir-i efkâr [fikirleri aydınlatma], neşr-i hakikat [hakikatin yayma] yolunda istimal [kullanma] lüzumunu dermeyan ettim [ortaya koyma, söyleme].
+
insanların hatasını tenkit meydana kor, fikirlerindeki sakameti [eksiklik] tenkit tashih eder [düzeltme], evham [kuruntular] üzerine müesses olan [kurulan] hurafâtı [hurafeler] tenkit tahrip eder; dermeyan olunan [ortaya koyma, söyleme] fikirleri hadde-i tetkikten [araştırma süzgeci] geçirerek sevabını kabul ve aksini reddeden tenkittir.
+
fuad, şiir ve edebiyattan üstün gördüğü fenne, eğiliminin ve sevgisinin olduğunu belirterek kendisine unvan verilmek istenirse “bilim dostu” denilmesinin uygun olacağını, bu unvanın her türlü övünmeye değer olduğunu söylemiştir.
+
çeşitli milletlerin durumu eleştirel bir bakışla gözden geçirildiğinde, bu milletlerin servetleri, refah düzeyleri, büyüklükleri, bilimsel gelişimleriyle orantılı olduğu anlaşılacaktır. bu nedenle her milletini seven, devletinin geleceğini düşünen osmanlı, ciddi olarak bilme hizmet etmelidir düşüncesindeyim.
+
necip, ahlaklı adamların terbiyesiz çocuklarının görüldüğü gibi ahlaklı çocuklarında terbiyesiz babalarının bulunduğunu dile getirir.
+
beden ve yüz benzerliklerinin genetik olarak geçtiği, hatta bazı hastalıklarında genetik olarak geçebileceği, öteden beri bilinmektedir. bir çocuğun dış görünüşü anne ya da babasına benzeyebileceği gibi, iç organlarının da benzeme olasılığı vardır. ancak bu çocuk bir tek fertten değil, bünye ve huyları benzerlik taşıyan iki kişiden oluşur. insanlar arasında söylendiği gibi, çocuk ya anasına ya da babasına çekebildiği gibi, her iki taraftan da bazı huylar alarak, ortak bir mizaç oluşturabilir.
+
görüldüğü üzere fuad, özellikle fazlı necip’e yazmış olduğu mektuplarda matematik, fen ve fizyoloji ile alakalı düşüncelerini dile getirmiş gerek edebiyatta gerekse de diğer tüm alanlarda bilimden yararlanılması gerektiğinin altını çizmiştir.
https://www.researchgate.net/profile/Ahmet-Sahin-21/publication/342666327_BESIR_FUAD’IN_HUSUSI_MEKTUPLARINDA_SANAT_EDEBIYAT_VE_BILIM_UZERINE_DUSUNCELERI_Yasamak_icin_olmeli_imis_Besir_Fuad/links/5eff8864299bf18816fd95df/BESIR-FUADIN-HUSUSI-MEKTUPLARINDA-SANAT-EDEBIYAT-VE-BILIM-UeZERINE-DUeSUeNCELERI-Yasamak-icin-oelmeli-imis-Besir-Fuad.pdf

jean bodin’in devlet teorisi üzerindeki osmanlı etkisi
+
bodin’de ifadesini bulan mutlak egemenlik, güç, yetki ve zaman bakımından sınırsız, “her şeye kadir” bir anlayışı ifade etmektedir.
+
gökyüzünde sadece tek tanrı, yeryüzünde ise tek sultan vardır.
+
dünyada tanrı’dan sonra en büyük varlıklar hükümdarlardır.
https://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/20_1_10.pdf

machiavelli: barışı sevmek ve savaşmayı bilmek
+
insanlar kötüdür, kurnazdır, saftır, aptaldır, uysal, kadercidir, isyancıdır. yaşamı bunlardan bağımsız düşünemeyiz.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/804404

machiavelli: “şeytan” mı, “insan” mı?
+
insan ya söndürülmeli ya da okşanmalıdır. öyle bir kötülük yapmalı ki, yüreğinde korkudan intikam almaya yer kalmasın. insanları güzel şeylerle bir şeye inandırmak kolaydır. ama önemli olan bunu onlarda bir inanç haline getirmektir. bunun da yolu şiddetten geçer. eğer, şiddet tek başına yeterli olamıyorsa, o zaman kusursuz olarak tamamlanacak bir cinayeti tasarlayabilirsiniz.
http://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/alintilar/214.pdf

machiavelli ve nizamülmülk’ün siyaset anlayışlarının karşılaştırılması
+
machiavelli için insan doğası gereği toplumsal da değildir. insan bunun aksine bencildir, bunun sonucu olarak da kötüdür, ama sosyalleşebilir, kamu yararını düşünen kişiler, yani iyiler haline gelebilirler.
+
islam dinine göre, dolaylı olarak da nizamülmülk’e göre insanlar doğuştan kötüdür. dünyevi hırslarla donatılmışlardır. bu hırslar dizginlenmeli ve dine uygun olarak yaşanmalıdır.
+
machiavelli, tüm düşüncelerini, çok iyi bir şekilde analiz ettiği ‘‘insan doğası’’na göre temellendirmiştir. siyaset anlayışı da, onun insan doğasına ilişkin görüşleri ve kabulleri temelinde şekillenmiştir. o’na göre insanlar yaratılışları gereği kötüdür; bencil, ikiyüzlü, ahlaksız bir yapıya sahiptir ve sadece işlerine geldiğinde iyi olurlar. bu özellikleri evrenseldir ve zamana göre değişmez. ayrıca insanlar yalancı, açgözlü, menfaatçi ve olabildiğince çıkarcıdır. insanlar için her zaman ‘‘ben’’ duygusu ön plandadır.
+
machiavelli insan hakkındaki fikirlerini geniş tarih bilgisiyle de destekler. devletin kuruluş amacını bile bu özelliklere bağlamıştır. çünkü insanlar kötü yaratılmasalardı devlet de ortaya çıkamazdı. hırsları ve açgözlülükleriyle insanlar bir arada yaşayamamışlardır. menfaatleri için birbirlerine zarar vermişlerdir. bunu önlemek için düzeni sağlayacak bir otorite kurmuşlardır. o da devlettir. insanlar ‘‘iyi’’ olsaydı, kimseye zarar vermezlerdi ve birbirleriyle anlaşabileceklerinden dolayı devlete de ihtiyaç olmazdı. oysa ‘‘kötü’’ olduklarından dolayı birbirleriyle sürekli çatışma halindedir. menfaat için her insan diğerinin bir rakibidir ve önündeki engelidir. daha fazla elde etmek için diğerlerini yenmelidir. çünkü hırs hiçbir zaman son bulmaz. hep daha fazlasını ister ve asla yetinmez.
http://openaccess.ardahan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12427/705/%C3%96nalp%2C%20G%C3%B6kb%C3%B6r%C3%BC-Y%C3%BCksek%20Lisans.pdf

n. machiavelli ve t. hobbes’ta birey çıkarı – devlet çıkarı ilişkisi
+
insanlar asla politikada olduğu gibi bencil değildir.
+
machiavelli roma dininin kurucusu olan numa’nın başarısının vahşi insanları din aracılığı ile sivil itaate alıştırıp böylece dini devletin devamlılığı açısından bir araç haline getirebilmesi olduğunu iddia eder.
http://dspace.yildiz.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/1/554/0028181.pdf

sağlık çalışanlarında duygusal zekâ ve merhamet yorgunluğunun sosyo-demografik açıdan farklılıkları
http://www.ekevakademi.org/Makaleler/668739731_24%20Sebnem%20ASLAN-Melek%20YAGCI%20OZEN.pdf

hayalet uzuv
https://www.academia.edu/download/32885405/Hayalet_Uzuv.pdf

kamu hastanelerinde görev yapan başhekim ve başhemşirelerin duygusal zeka düzeyleri ile etik muhakeme yetenekleri ve etkileyen faktörler
+
bulgular: çalışmada yöneticilerin duygusal zeka ölçeği puan ortalaması 4.09±0.40 olup, başhemşirelerin başhekim grubundan daha yüksek düzeyde duygusal zekaya sahip olduğu ve bu durumun istatistiksel olarak anlamlı bulunduğu, yöneticilerin cinsiyete ve eğitim durumuna göre duygusal zeka düzeylerinin etkilendiği (p<0.05); yöneticilerin etik ilkeler ölçeği puan ortalamasının ise 3.88±0.38 olup, başhekimlerin etik muhakeme yeteneklerinin başhemşire grubundan yüksek olduğu, ancak her iki grup arasında etik muhakeme açısından anlamlı fark olmadığı ve yöneticilerin yaşının etik muhakeme yeteneğini etkilediği saptanmıştır (p<0.05). çalışmada, yöneticilerin duygusal zeka düzeyi ile etik muhakeme yeteneği arasında pozitif yönde ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.01). sonuç: elde edilen bulgulara göre yöneticilerin duygusal zeka düzeyleri ile etik muhakeme yeteneklerinin ortalamanın üzerinde olduğu ve başhemşire grubunda duygusal zeka düzeyi arttıkça etik muhakeme yeteneğinin de arttığı belirlenmiştir. https://www.researchgate.net/profile/Feride-Yilmaz-2/publication/336737527_Kamu_Hastanelerinde_Gorev_Yapan_Bashekim_ve_Bashemsirelerin_Duygusal_Zeka_Duzeyleri_ile_Etik_Muhakeme_Yetenekleri_ve_Etkileyen_Faktorler_-_Levels_of_Emotional_Intelligence_and_Ethical_Reasoning_Abilit/links/5daff14e92851c577eb9bf13/Kamu-Hastanelerinde-Goerev-Yapan-Bashekim-ve-Bashemsirelerin-Duygusal-Zeka-Duezeyleri-ile-Etik-Muhakeme-Yetenekleri-ve-Etkileyen-Faktoerler-Levels-of-Emotional-Intelligence-and-Ethical-Reasoning-Abi.pdf

sağlıktaki memnuniyetin sessiz sihri: “duygusal zeka”
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/150967

bir şah olsaydım hükmederdim cihana
batıl meclisleri yıkar giderdim
mektepler yaptırıp bütün köylere
cehaleti kökten söker giderdim
+
bir olurdu fakir zengin her zaman
bütün hastalara olurdum derman
ne gavur kalırdı, ne de müslüman
hepsini bir yola çeker giderdim
+
hasta ettiler inlerim
bitmez zalıma kinlerim
ne yâr ne yâren dinlerim
ben yurduma dönüyorum
https://cms.hacibayram.edu.tr/api/files/1/Hac%C4%B1bayram%20AHBV/thbmer(tr-TR)/Yas%CC%A7ayan%20A%CC%82s%CC%A7%C4%B1k%20Sanat%C4%B1%20Sempozyum%20Bildirileri-min.pdf

fabrikaya girerken en sıhhatliler arasından seçilen ve her biri 80 kilonun üstünde gelen bu işçilerin çoğu şimdi ciğerlerinden hasta.
+
senede bir yapılan ve sadece kendiliğinden gelen işçi ye uygulanan bu kontrolda elbise üstünden tansiyon alınıp, işçinin diline bakılıyormuş.
http://openaccess.marmara.edu.tr/bitstream/handle/11424/157227/001520429006.pdf

aşı-hastalık ilişkisi: söylenti mi, gerçek mi?
http://www.klinikgelisim.org.tr/kg_25_1/4.pdf

gök tanrı inancından günümüze kadar efsunlama “tu-tu-tu”lama uygulamaları
+
hopa ve sürmene’de, yüz felci geçirmiş kimseye, hoca okur ve hasta dalgınken pabucun tersi ile hastanın yüzüne vurur. okuyup üfledikten sonra ve evvel hastanın yüzüne “tu-tu-tu” yapar.
http://turkoloji.cu.edu.tr/CUKUROVA/sempozyum/semp_2/kalafat.pdf

eski türklerin geleneksel inanç sisteminde salgın
+
eski türklerin inanç sisteminde salgın, çoğunlukla erlik han ya da kötü ruhların gönderdiği bir felaket olarak düşünülür. inanışa göre erlik han ve kötü ruhlar, insanların kendilerine karşı saygısızlıkları karşısında onları cezalandırmak için ve kendilerine kurban sunulması için bu hastalıkları gönderirler. insanlar da onların isteğini yerine getirerek, onlara kurban sunarlar ve salgının sona ereceğini ümit ederler. ancak onların isteği yerine getirilse bile hastalık her zaman geçmez. bu süreçte salgın hastalığa yakalanan kişiye ise yaklaşılmaz. insanların salgın hastalığa yakalanan kişiyi bilmeleri ve ondan uzak durmaları için hasta kişinin çadırının girişine bir bayrak asılır. bu salgınları önceden bilmek ve tedbir almak amacıyla da çeşitli kehanetlerde bulunulur. bu kehanetlerden en önemlisi ateşe bakarak kehanette bulunmaktır. ayrıca “şamanın göğe çıkışı” motifi de bu kehanetler kapsamında değerlendirilebilir.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1268701

atatürk’ün saâdet anlayışı hakkında bir deneme
https://erdem.gov.tr/tam-metin-pdf/839/tur

din, maneviyat ve tıp: klinik uygulama için araştırma bulguları ve öneriler
+
son araştırmalar, dini inançların kemoterapi alımı ve diğer hayat kurtarıcı tedaviler gibi tıbbȋ kararları etkilediğini ve bazen de tıbbȋ tedaviyle çatışabildiğini göstermektedir.
+
pek çok hasta niçin dindardır?
+
araştırmalar, din/maneviyat ve sağlık arasındaki ilişkiyi gittikçe daha fazla ortaya koymaktadır.
+
en iyi ihtimalle din sağlıkla ilişkisiz olarak görülmekte, en kötü ihtimalle de din duygusal olarak sağlığa zararlı ve hastalıklı bir semptom ya da nevroz nedeni olarak görülmektedir.
+
din,
• tıbbȋ karar vermeyi etkileyebilir.
• tıbbȋ tedavi ile uyuşmayan inançlar ortaya koyabilir
• stres yaratan ve sağlık sonuçlarını olumsuz etkileyen manevi sıkıntılara neden olabilir
• hastalık tespiti ile uygun tedavi arasında engel teşkil edebilir.
https://bilimname.erciyes.edu.tr/sayilar/201302/20130209.pdf

osmanlı’nın tıp anlayışını ve akıl hastalarına yaklaşımını belirleyen faktörler ile bu anlayışın “mâ-hazar”da tezâhürü
+
osmanlı’nın akıl ve ruh hastalıklarına yaklaşımını anlayabilmek, öncelikle orta çağ dönemindeki islâm tıbbı ve eski türk tıbbı uygulamalarını bilmekten geçer.
https://umitgunes.net/images/tlck/5._tlck/V_TLCK_2.pdf

nuş etmediğim dehr de peymane mi kaldı
devretmediğim meclis-i rindane mi kaldı
+
baş vurmadığım seng-i bela var mı cihanda
cihanda yaslanmadığım kûşe-i meyhane mi kaldı
+
mecnun gibi bir leyla’yı hiramanın elinden
devretmediğim hane mi puthane mi kaldı
+
her şem-i seher yare niyaz etmede kâni
yüz sürmediğim mescit puthane mi kaldı
+
her dem ey zalim felek sineme dokunma benim
taş mı sandın yüreğim kal’a mı bedenim
http://www.abuzerakbiyik.com.tr/kitap/e-kitap/uc_kardes_sehir.pdf

bir tûl-i emeldir beşerin kurduğu hulyâ
hulyâ ile aldatdı nice kimseyi dünyâ
+
seyl-i firkatle şu cismimdeki tahrîbâtı
cûşiş-i dîde-i giryânıma sor sorma bana
+
dil-i şeydâ ne kadar olsa da yâra küstâh
bulamaz derdine bir dem ile çâre küstâh
güle etmez de fedâ cânını eyler feryâd
bu sebebden dediler bülbül-i zâra küstâh
görmüyor haslet-i mezmûmesini kendinde
gülüyor halka çekilmiş de kenâra küstâh
sözüne fennine aldanma onun dünyâda
münkerine dek eder gitse mezâra küstâh
çekiyor fitne-i dehrin siteminden âhı
söyleme bârika-i ebr-i bahâra küstâh
bağlamış zülf-i dil-âvîzine muhkemce dili
gitmeye bir gün ola başka diyâra küstâh
yâri medh etmededir re’fet’e zülm etdikçe
ne diyem hâmeme kim bir yüzü kara küstâh
+
pek kocaldı kahbe dünyâ tab‘ı hâlâ zâniye
pudralanmış çehremi lâkin buruşmuş nâsiye
https://www.sanliurfa.bel.tr/files/1/bsb_sonra/il_kultur_mudurlugu/12_siverekli_ibrahim_refet_divani.pdf

sende eksik sulh ve sükûn yoksa düşmânın mı var
serde şaşkın kimsesiz âşıka fermânın mı var
âşka düşmüş kalpten uzaklarda mihmânın mı var
‘noldun inlersin felek hercâi cânânın mı var
her makâm seyr eder bir mâh-ı tâbânın mı var.
+
bir garip dünyada tez geçtikçe yıllar artdı derd
merhametsiz çolde kalmış aşka sadık kaldı ferd
amma müşküldür geçinmek çok bozuk âlemde merd
‘benzini ey büstân fasl-ı hazân mı etdi zerd
yoksa başı taşra bir serv-i hirâmânın mı var.
+
gönül ister ki dünyâdan çabuk gitsin sapıklıklar
yeter yaptıklarından çok utansın böyle alçaklar
güzellikler gelirken kayb olur menhûs münâfılklar
‘şafak-gûn kan içinde dâğını seyr etse âşıklar
güneşte zerre görmezler felekte ayî bilmezler.
+
dünyâ denen çift der-beçe han bu
her yıl çürüyen tendeki can bu
kalplerde tüten nemli dühan bu
‘sultan yaşa’ her lahza sühan bu
‘bin yıl yaşasak yine cihan bu
gerdiş bu zaman bu, âsuman bu
+
yoruldum çok sıkıldım bitmeyen gavgâya bakmakla
içimden doğdu havf şanlı ejderhâya bakmakla
haşarattan kaçınmıştım yanan şem’âya bakmakla
susuzluktan yanar kalbim kurak sahrâya bakmakla
genişler fikr-i ferdâ bir derin deryâya bakmakla
yanıldım cennet-ül huld sandığım dünyâya bakmakla
http://www.cottage-education.org/books/Tahmisler.pdf

bir dem iken devlet-i dünyâyı her dem sandılar
bu fenâ gülzârının ıyşını âlem sandılar
+
gamzenin hançerleri zahmın dehânım sandılar
şu’le çıktı âteş-i dilden zebânım sandılar
http://earsiv.ebyu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12432/2796/FA%C4%B0K%20RE%C5%9EAD%20-%20TAR%C4%B0H%C4%B0%20EDEB%C4%B0YATI%20OSMAN%C4%B0YYE.pdf

inanç farkı gözetmeksizin kur’ân’a göre sosyal dengeyi bozan insan tipleri
+
sosyal yaşamdaki sapma ya da sapkınlık, var olanı fıtrat ve amacı dışında kullanmak demektir. makale çerçevesinde ele alınan olumsuz davranışların hepsi, insan fıtratına terstir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/427917

toplumsal bir hareket olarak isyan ve din
http://earsiv.hitit.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11491/5611/abdulhamit-budak2019.pdf

din ve siyaset ilişkisi bağlamında oy verme davranışı: niğde bölgesinde bir araştırma
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/304915

kadın sağlığının medikalizasyonuna feminist bakış açısı
+
medikalizasyon, ilk kez parsons tarafından kavramsallaştırılmıştır. ardından amerikalı sosyolog irving k. zola medikalizasyonun sosyal bir kontrol kurumu olduğunu söylemiş ve buna ilişkin çalışmalar yürütmüştür. zola, din ve hukuk kurumlarının elinde bulundurduğu gücün zamanla tıp kurumlarına geçtiğini ve sosyal kontrolün aracı olarak kullanıldığına işaret etmektedir. bu alandaki bir diğer önemli isim olan illich, sağlığa ilişkin her türlü durumun tıbbın alanına girdiğini savunmaktadır. en geniş anlamıyla medikalizasyon, tıbbi olmayan her durumun tıbbi bir dille tanımlanması ve tedavinin zorunluluk olarak ortaya çıkması olarak tanımlanmaktadır.
+
condrad medikalizasyonun en fazla kadın sağlığı alanında olduğuna işaret etmektedir.
+
lupton kadınların tarih boyunca “diğer, hasta, erkeğin tamamlanmamış hali” olarak tanımlandığını belirtmektedir.
https://www.researchgate.net/profile/Nedime-Guel-Dogan-Oezdemir/publication/348753906_Kadin_Sagliginin_Medikalizasyonuna_Feminist_Bakis_Acisi/links/616568c6e7993f536cc9972e/Kadin-Sagliginin-Medikalizasyonuna-Feminist-Bakis-Acisi.pdf

salgın sürecine yeni bir bakış: illich ve okulsuz toplum
+
illich okulu, derslere devam gerektiren ve öğretmene odaklanmış, programlanmış bir içeriğin sunulduğu kamusal bir dayatma mekânı olarak tanımlamaktadır.
+
eğitime ve eğitimciye böyle bir gücü veren toplum, âdeta öğretmeni devlet ve tanrı vekili hâline getirmiş, okulu ise erdemin ve istikbalin yegâne kaynağı olarak yüceltmiştir.
+
okula, ıllich’in baktığı perspektiften yaklaşıldığında, okul yok edilmesi gereken bir kurumdur.
+
endüstriyel toplum, kamusal eğitimi kutsal bir araç haline getirmiş; yazarın deyimiyle okulu ana rahmi gibi kutsamıştır.
+
illich yalnızca okulsuz bir toplum hayal etmez. ona göre yoksulluk sınırını tayin eden devlet yine sağlık, eğitim ve sosyal yardım kurumları ile birlikte oluşturduğu bağımlılık sistemine son vermedikçe; yoksulluk hiçbir zaman son bulmayacaktır.
+
salgın sürecinde dünyanın okulsuz toplum ile sınanması
+
salgın sürecinin önümüze çıkardığı en önemli sonuçlardan biri de şüphesiz mesleki eğitimin önemidir.
+
okullar hayatı dışlamak zorunda olan kurumlar değildir.
https://simitcay.com/wp-content/uploads/2021/02/Salgin-Surecine-Yeni-Bir-Bakis-Illich-ve-Okulsuz-Toplum.pdf

paul tillich’in tanrı anlayışı
+
paul tillich, “protestanlık ilkesi”nin dogmalara değil, teolojinin temeli olan ilkelere bağlı olarak kurulabileceği konusundaki düşünceleriyle tanınır. ona göre, bu ilkelerin en önemlileri martin luther tarafından açıklanmıştır. bu ilkeler, kutsal kitap, iman ve inayet gibi ilkelerdir. ilkenin karşıtı olan dogma, bir biçimlendirme ve gerçekliğin formüle edilmesidir.
+
nihaî ilgiye yönelik kayıtsızlık, ateizmin düşünülebilen tek formudur. bunun mümkün olup olmadığı, bu noktada çözümsüz bırakılması gereken bir problemdir. tanrı, bizim nihaî olarak ilgi duyduğumuz şeyin temel sembolüdür.
+
philia ve eros, tanrı’nın sevgisini sembolize edemez.
+
tillich, tanrı’yı doğaüstü bir varlık ya da tabiatın bizzat kendisi şeklinde ifade eden anlayışları reddederek tanrı’nın, teizmin anladığı anlamda bir “varlık” olmadığını iddia etmektedir. ona göre tanrı, bütün var olanların temelidir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/30700

din dilinin doğası
+
paul tillich’e göre, birbirinden kesinlikle farklı gerçeklik seviyeleri mevcut olup, bunlar farklı yaklaşımları ve farklı dilleri talep etmektedir. din dilinin doğası semboliktir. semboller ile işaretler arasındaki temel ayrım şudur: işaretler, her hangi bir şekilde işaret ettikleri şeyin gerçekliğine ve gücüne katılmazlar. oysa semboller, sembolize ettikleri şeyle aynı olmamalarına rağmen, onun anlamına ve gücüne katılırlar.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/143934

teftâzânî’nin tarif teorisi
https://acikerisim.sakarya.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12619/90031/T08287.pdf

talcott parsons’ın hıristiyanlık sosyolojisi: amerika’da seküler dinin oluşumu
https://www.researchgate.net/profile/Cevat-Oezyurt/publication/311656077_Talcott_Parsons’in_Hiristiyanlik_Sosyolojisi_Amerika’da_Sekuler_Dinin_Olusumu/links/5b0dfeb30f7e9b1ed7012a74/Talcott-Parsonsin-Hiristiyanlik-Sosyolojisi-Amerikada-Sekueler-Dinin-Olusumu.pdf

televizyon, artık, gerçek-doğru bilginin iletim aracı değildir.
+
televizyon kitle kültürü üretme aracıdır.
https://www.academia.edu/download/52076848/Sosyoloji_Notlari_Dergisi_3.pdf

psikolojik olarak dayanıklı olabilmek..
https://www.hisarschool.k12.tr/wp-content/uploads/images/PsikolojikOlarakDayanklOlabilmek_Mart2020_.pdf

türk sinemasında açık toplum ve kapalı toplum eleştirisi
https://www.atauni.edu.tr/yuklemeler/12945f84364b89b56f5a1e033a9da482.pdf

pazarlama etiğinde makyavelizm
https://www.sosyalarastirmalar.com/articles/machiavelism-in-marketing-ethics.pdf

herakleitos’un doğa anlayışı
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/46631.pdf

ruhlar arasında
https://yurttutan.info/wp-content/uploads/2017/12/Ruhlar-Aras%C4%B1nda.pdf

toplum sözleşmesi anlayışının temeli: machiavelli’de devlet ve birey
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1259788

ahlak-politika ilişkisi açısından machiavelli’nin politika teorisi
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/804065

katillerin katili: salgın hastalıklar
+
hastalığa yönelik çarenin ne olduğunun bilinmeyişi insanları dine yönlendirmiş ve tüm bölgelerde din statü kazanmıştır.
+
yerliler, hastalığın tanrı tarafından geldiğine inanmışlardır. bu nedenle, yerliler danslar eşliğinde tanrıya yalvararak, eski dünyalarına dönmenin hayalini kurmuşlardır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1180079

salgın ve kent: 1347 veba salgınının avrupa’da sosyal, politik ve ekonomik sonuçları
+
13. yüzyılda kaba yünlüler giyiliyor, seyrek olarak yıkanılıyor ve çıplak uyunduğundan ısınmak için akrabalar ve hayvanlarla beraber yatılıyordu.
+
kilise, veba salgınını önleme konusunda açık bir acze düşünce önemli bir itibar kaybına uğramıştır. bu itibar kaybı, düşünsel boyutta din ve dünya işlerinin yürütülmesi konusunda kilisenin yerini merkeze alan teolojik ve siyasal derin tartışmalara kapı aralamıştır.
+
almanya’da din adamlarının üçte biri, ingiltere’de ise yarısı salgına yenik düşmüştür. bu kadar çok din adamının ölümü, latincenin avrupa’daki egemenliğine son vermiştir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/461752

din ve ekonomi ilişkisi
+
“yalnız din imanla ilgili kavramlar değil, bütün moral kavramlar, hatta evlenme, boşanma, miras, ticarî senetler, borçlar, faiz, ölçü ve tartılar gibi tamamıyla dünya hayatıyla ilgili şeyler de tanrı düşüncesiyle yakından alakalıdır.” toshihiko izutsu
https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423880873.pdf

din ve kapitalizm
+
batı dillerinde bir işi dikkatle, tekrar tekrar yapmak ve bağlanmak anlamına gelen din, insanların tanrıya ve birbirlerine korku ve saygıyla bağlılığını ifade etmektedir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/101306

bedensel haz ve günah gayesiyle değil tanrı için zengin olmak amacıyla çalışabilirsiniz. yoksul olmayı istemek hasta olmayı istemekle aynı anlama gelir.
+
korkuyorum ki zenginliğin yükseldiği yerde dinin içeriği de aynı oranda cılızlaşmaktadır. bundan ötürü gerçek dindarlığın herhangi bir biçiminde dirilişin uzun zaman almasının, eşyanın tabiatı gereğince nasıl mümkün olabileceğini kestiremiyorum. çünkü din zorunlu olarak hem çalışkanlığı (endüstri) hem de tasarrufu (tutumluluk) üretmek zorundadır.
http://isamveri.org/pdfdrg/G00231/2017_1/2017_1_SENGULFN.pdf

din ve uluslararası ilişkiler: islam’ın dış politika kuramı
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/6672/274188.pdf

türk dış politikasında din unsuru
http://www.akademikortadogu.com/belge/ortadogu1%20makale/gokhan_kocer.pdf

ışid terör örgütünün doğmasında ve gelişmesinde etkili olan faktörler
http://adudspace.adu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11607/4151/603406.pdf

varoşun üç hali : “iç varoş”, “parçalanmış varoş” ve “bütünleşik varoş”
+
guy di méo’ya göre kimlik; bireyden mekâna bir sürekliliğe bağlıdır.
+
sonja’ya göre ‘insan, mekânsal bir hayvandır ve mekânsallık insan davranışlarını toplumsal eylemlerin her ölçeğine tahsis etmektedir.
+
alain tarrius’ un mekânsallık tanımını bu bağlamda çıkış noktası olarak alabiliriz:
‘mekân, bir topluluğun, bir cemaatin ya da üyelerinin yaşadığı halk arasında kendisini ‘biz’ olarak tanımladığı ve yaşadığı alanda biraradalığın tarihsel bilincine vardığı her tür ortaklığın; bir şekle ve toplumsal görünürlüğe kavuştuğu, bir isme sahip yapıdır’
+
medya kuruluşları ise temiz, sakin, yeşil ve her türlü şiddet unsurundan uzak olan eski istanbul’un, anadolu’dan gelen göçmenler tarafından bozulduğu ve bu göçmenlerin şehre yabancı iken şehirdeki yabancı halini aldığı üzerinde durmaktaydılar.
+
varoş; 1990lı yıllardan beri gelecek umudu olmayanların, dışlanmışların, umutsuzların ve ekonomik krizlerle toplumsal dışlanmışlık arasına sıkışmış, toplumsal ötekiliğe hapsolmuşların gecekondusu olarak tanımlandı.
+
gecekondulular, fiziksel görünüşleri ve düşünceleri açısından “kıro” [goffmancı deyişle] damgası yemişlerdi. goffman’a göre damgalanan; “bir şeylerin elediği ve toplumda kabul görmesini engellediği birey”dir.
+
onlar, siyasal otoritenin kendisine meydan okuyan ve toplumsal düzeni rahatsız eden siyasi islamcılar, milliyetçi kürtler ve radikal solcu aleviler’dir. ayrıca bunlar işsizler, sokak serserileri, mafyalar ve çoğunluğunu sokak çocuklarının oluşturduğu tinercilerdir.
+
ben buradan pek memnun değilim. çok arkadaşım yok, kendi insanlarımız hemşerilerimiz. değişik insanlar var önünü kesiyor bıçak çıkartıyor.
+
orası kötü kokuyor, gitmek istemiyoruz.
+
gazi mahallesi, genellikle iki anlamlı yeriyle anılmaktadır: bir yandan mezarlığı, diğer yandan polis merkezi.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/159424

ayağın askerlik süresince sık görülen ve iş gücü kaybına yol açan dermatolojik hastalıkları
https://www.researchgate.net/profile/Safak-Ekinci-2/publication/287088446_Dermatologic_Diseases_of_Foot_that_are_Commonly_Seen_in_Military_Service_and_Leading_Loss_of_Working_Power/links/57e8224708aed7fe466bd048/Dermatologic-Diseases-of-Foot-that-are-Commonly-Seen-in-Military-Service-and-Leading-Loss-of-Working-Power.pdf

kuzey kıbrıs türk cumhuriyeti’nde görev yapan askerlerde yüzeyel mantar hastalıklarının görülme sıklığı
+
çalışma kapsamına alınan 925 er ve erbaşın 185’inde (%20) yüzeyel mantar hastalığı saptanmıştır.
+
türk toplumunda, yüzeyel mantar hastalığı olan birçok erkek, hastalığının ilk olarak askerliğini yaparken başladığını ifade etmektedir.
https://cms.galenos.com.tr/Uploads/Article_32605/GMJ-45-135-En.pdf

haml-i sakîli ezdi, harâb etti milleti
kâbus-vâri her yüreğe çöktü zahmeti
lakin yakındır ermeye payan müddeti
âbisten-i zaman doğurur bir musîbeti
https://acikerisim.siirt.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12604/695/RECA%C4%B0ZADE%20MAHMUT%20EKREM.pdf

zâ’ir takarrüb et! şu muhakkar mezârı gör;
vâlâ-makâm-ı şâ’ir-i şöhret-şi’ârı gör.
+
bak hâlime şu cây-ı sükûnet-karârda!
encâm-ı kâr-ı dağdağa-i rûzgârı gör.
+
bak dahme-i melâl-i hayât-ı garîbime!
etrâfını ihâta eden iğbirârı gör.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/647464

nerden gelir o servet-i mel’ûneler bütün,
ırâdlar, ma’âdin-i mahzûneler bütün,
kâşâneler, konaklar, o gerdûneler bütün,
ruhsâr-ı şânınızdaki gülgûneler bütün
https://www.hakansazyek.com/files/II_Mesrutiyetin_Ilani_ve_Siirimizdeki_Yankisi.pdf

hürriyeti esarete tahvil kıldılar (*özgürlüğü esarete yem yaptılar)
ulviyeti mezellete tebdil kıldılar (*yüceliği alçaklıkla değiştirdiler)
milliyeti hamallığa tehzil kıldılar (*ulusumuzu istemeseler de köle ettiler)
her bârı duş-ı millete tekmîl kıldılar (*milletin her rüyasını döküp saçtılar)
kallâşlar, hükümeti terzîl kıldılar (*kalleşler, devleti rezil ettiler)
millet ki katlanıp durur envâ-ı mihnete (*milletimiz ki her çeşit sıkıntıya katlanıp durur)
bin türlü cevr ü şiddete her yolda zillete (*bin türlü haksızlığa ve şiddete, her türlü rezalete)
mûrane cem-i servet eder dâr-ı devlete (*karıncalar gibi toplanıp zengin kılar çapsız devleti)
bel’ettirir o serveti devlet şekavete (*sanır ki o, zengin devlet kötü iş yapmaz)
nefrîn bu hâle bâis olan bed-güherlere (*beddua ediyorum bu duruma neden olan kalbi bozuklara)
lânet, hezâr lânet o bîdad-gerlere” (*lanet, bin kere lanet o adaletsiz zalimlere)
https://www.egetelgraf.com/wp-content/uploads/2020/11/9-kas%C4%B1m-birle%C5%9Fik-pdf.pdf

türk töresinde askerliğin yeri ve türkiye’de askerliğe bakış açısında meydana gelen değişmeler
+
türkiye’de askerlik konusunda farklı görüşler dile getirilmektedir. bir kesim, askerliğin kutsal olduğunu ve her erkeğin askerlik yapması gerektiğini düşünürken bir diğer kesim mecburi askerliğin insan haklarına aykırı olduğunu ve askerlik yapıp yapmamanın kişinin kendisinin karar vermesi gereken bir durum olduğunu savunmaktadır.
+
kağan devletin başına geçince devleti tanrı adına (tanrıdan aldığı kut ile) töreye uygun olarak yönetmek zorundadır ve kağan da tüm halk da töreye uygun hareket etmek mecburiyetindedir.
+
“askerliğin bir vatan borcu, namus borcu olduğu, her türk’ün asker olarak doğduğu, askerlik yapmayan erkeğin adam sayılmadığı, sayılamayacağı” gibi ifadeler pek çok ağızdan sıklıkla dile getirilen söylemler olmuştur.
+
türk töresinde askerlik vatana, vatandan ziyade cihan hâkimiyeti mefkûresi doğrultusunda dünyaya adaleti yaymak adına tanrıya ödenen bir borçtur.
+
töreye göre vatanı koruma işi olan askerlik vatan, namus borcudur ve askerden kaçmak ahlaksızlıktır. bazı yörelerdeki “bizde askerliğini yapmamış erkeğe kız dahi verilmez” şeklindeki söz vatanı korumayan insanların ahlaki olarak değersiz kabul edildiğinin bir göstergesidir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/552632

halit ziya uşaklıgil’in kısa öykülerinde kadının toplumsal kimliğine bakış
+
ali askerdeyken, istanbul’da hizmetçilik yaparak sevdiğinin yolunu gözleyen emine biriktirdiği para ile mutlu bir yuvanın hayallerini kurmaktadır. ancak ali askerden döndükten sonra bir hastalığa yakalanır. emine’nin kazandığı bütün paraları nişanlısı için harcar ancak ali bir türlü iyileşmez. en sonunda köye dönmek zorunda kalan bu çift elde avuçta her şeyi yitirmiştir. nitekim köye dönerken ali’yi kaybeden emine’nin bütün hayalleri söner.
+
tedavisine karşılık alamayan zehra’yı dayısı sokaklarda dilencilik yapmaya zorlar. askerden önce sevdiği kişi olan bekir’den evlilik teklifi alan zehra, daha sonra gözlerini kaybettiği için bütün umudunu da kaybeder.
https://www.acarindex.com/pdfler/acarindex-4da06944-3d35.pdf

zorunlu askerlik hizmetine karşı vicdani ret ve sivil itaatsizlik
+
türkiye’de retçiliğin genel olarak antimilitarist bakış açısı çerçevesinde şekillendiği görülmektedir. “her türlü otoriteye, tahakküm ilişkisine, emir alıp vermeye ve şiddete karşı”, “milliyetsiz, ülkesiz, devletsiz, savaşsız, adil ve özgür bir dünya için”, “militarist aygıtın ve devletin işlediği hiçbir suça ortak olmamak adına” yapılan vicdani ret açıklamalarında vurgulanan başlıca değer antimilitarizmdir.
+
islam inancı nedeniyle, lâik niteliği olan bir orduda askerlik yapmak istemediğini, orduda islam inancının dışlandığını belirtmek suretiyle askerlik yapmayacağını açıklayan retçilerin73 muhalefeti politiktir.
+
ciddi bir baskı ile karşılaşmaları halinde politik ve kamu vicdanına seslenen bir eyleme dönüşmedikçe dini gerekçelere dayanan zorunlu askerliği ret eylemleri birer sivil itaatsizlik eylemine evrilmeyecektir.
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2015-116-1443

savaştan sürekli barışa: platon ve kant
+
platon, barışın ve adaletin kendisinde zuhur ettiği ideal bir devletin tesis edilebileceğini, kant ise devletler arasında sürekli bir barışın mümkün olabileceğini ileri sürer.
+
glaukon insanların “haksızlığa uğramaktan sakınamayacaklarını, haksızlık etmemeyi de her zaman beceremeyeceklerini anlayınca”, kimsenin haksızlık yapmaması ve haksızlığa da uğramaması için “bir anlaşmaya varmayı düşünmüşler, kanun koymuşlar” demektedir. şu hâlde, insanların sözleşme yapmalarının nedeni, birlikte yaşama zorunluluğu ve yaşam içinde her zaman haksızlık etmekten ya da haksızlığa uğramaktan kurtulmaya güçlerinin yetmemesidir. çünkü insanlar her zaman sahip olduklarından daha fazlasını elde etmek isteyen, güç ve iktidar peşinde koşan, bu uğurda da başkasına zarar vermeyi, haksızlık etmeyi göze alan varlıklardır. insanları bundan alıkoyacak tek şey, eşitliği sağlayan yasalardır.
+
platon’a göre savaş ve ayaklanma, aşağılık ve kötü bir şeydir. insan bunlara ihtiyaç duymamalı, barış ve karşılıklı iyi niyet dilemelidir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/494869

atatürk’ün sözlerinde asker ve askerlik mesleği
+
subaylarımız, askerlerimiz vatanseverlikleri ve dinî hisleriyle, milletimize yaraşır yiğitlikleriyle bu derece kuvvetli bir düşmana karşı taht şehrinin (istanbul) kapılarını korumakla gerçekten iftihar etmeye değer bir mevki kazanmışlardır. komuta ettiğim bütün birliklerin subaylarını, erlerini birer birer takdir ederim. bu yüce maksat uğrunda canlarını kahramanca feda eden kutsal şehitlerimizi derin ve ebedî bir saygı ile yâd ederim.
https://www.msb.gov.tr/Content/Upload/Docs/askeritariharsiv/ataturksozlerindeasker.pdf

sosyal devletten kerim devlete
+
“kerim devlet baba”, allah’ın uhdesine emaneti olarak aile/tebaasının bakımını sağlamakla yükümlüdür.
+
adil devlet babanın düsturu, herkese kendi aşını çıkarmak üzere iş bulacağı ortamı hazırlamaktır. kerim devlet baba ise, çeşitli sebeplerle iş bulamayan insanlara aş sağlamak üzere imarethaneleri devreye sokar. kerim devletin belkemiğini, modern hükümet/cemaat ikilemini hiçe sayan vakıf müesseseleri oluşturur.
+
aslında ilahî-dinî bir espri taşıyan inayet işlevinin yüklendiği devlet, geleneksel “kerim devlet” kavramının karşılığı sayılabilir. inâî devlet, devlet kurumlarının, vatandaşların iyiliğini sağlama kapasite ve niyetine sahip olduğu devlettir.
+
kerim devlet, örneğin geleneksel “tanrı misafiri” deyiminin de anlattığı gibi farklı kimlikleriyle tebaasını kucaklayan devletti.
+
gerçekten kerim/inâî bir devlet, herkese hem belli bir hayat standardının sağlandığı, hem de kimliğinin tanındığı bir devlettir. türkçede “karnı tok, sırtı pek” deyimi, kanaatimizce yeniden-dağıtım/tanıma ilişkisini en iyi özetler. buna göre ancak nâmerde muhtaç olmadan yaşayan, karnı tok, müreffeh bir insan, başkalarına karşı sırtı pek, başı dik, özgür, eşit ve kaygısız olarak kendini hisseder.
https://ciaotest.cc.columbia.edu/journals/bilgi%20/v11i2/f_0022875_18756.pdf

intiharın tarihselliği bağlamında beşir fuad ve topluma mâl olmuş kişilerin intiharlarından derlemeler
+
donne’un dile getirmeye çalıştığı şey isa mesih’in, tüm hristiyanlık mensubu insanların günahları için hayatından vazgeçip ölmeyi göze almasıdır. kısacası donne, bunu fedakârlık intiharı olarak görmüştür.
+
intiharla ilgili kesin ve net bir tanım yapabilmek bir yana kesinlikle doğru veya kesinlikle yanlış diyebileceğimiz herhangi bir değerlendirme yapmak mümkün değildir.
+
sokrates’e göre ölüm bir filozof için arzu edilendir. bilgiye ulaşmak için ruha yaklaşmaya çabalayan filozofa beden bir yüktür.
+
eğer yaşam iyiyse, insan onuruna zeval getirmiyorsa ve sevinçler üzüntülerden fazlaysa sürdürülmeyi hak eder. eğer hayat bu şartlara uymuyorsa, kötülüklerden kaçış yoksa yaşamak delilikten başka bir şey değildir.
+
antisthenes, m.ö. 446-366 yıllarında yaşamıştır. sokrates’den eğitim almıştır. antisthenes, yeterince zeki olmayan kişilerin kendilerini asmalarının daha faydalı olacağını savunnmuştur.
+
hayat bir işinize yaramadıysa, boşu boşuna geçtiyse, onu yitirmekten ne korkuyorsunuz? daha yaşayıp ne yapacaksınız?
+
voltaire; alaycı bir tavırla, ölen kişilerin cesetleri ile ailelerinin cezalandırılmasını eleştirirken, j.j. rousseau, başkasına zarar vermediği sürece intihara karşı çıkmamıştır. kendisi de mutsuz bir hayat yaşamış olan rousseau’nun da intihar ettiği söylentiler arasındadır.
+
bir araba, bir ev veya herhangi bir şey uğuruna yıllarımı aylarımı harcamak istemiyorum. iş hayatı bana çok yorucu geliyor. hem içten hem de dıştan yıpranıyorum. bir şeyler uğruna bunca sorun yaşamak bana mantıklı gelmiyor. bunun yerine her şeyi arkada bırakıp gitmek, her şeyi kapatmak daha mantıklı geliyor.
+
toplumsal yapının değişmesiyle, önceki dönemlerde günahkâr sayılan müntehirler, 1735 yılından itibaren cenevre’de deli ilan edilmeye başlamışlardır.
+
dünya sağlık örgütü [dsö]’nün 1974 senesinde intiharı tanımlama şekli şöyledir; “kişinin amacının bilincinde ve değişik derecelerde ölümcül amaçlı olarak kendine zarar vermesine intihar denir”.
+
uganda’da bulunan gisu yerlileri için intihar rasyonel bir eylemdir. gisular intiharı ölüm ve yaşam arasında yapılan mantıklı bir seçim olarak görürler.
+
antik mısır’da kimse intihar ettiği için hor görülmemiş, suçlanmamıştır. hiçbir intihar edenin cesedine işkence edilmemiştir. sadece intihar eden kişi deli olarak veya geçici bir dengesizlik halinde kabul edilmiştir.
+
babil prensi pyramus ile sevdiceği thisbe’nin bir dut ağacı altında buluşacakları sırada thisbe’nin karnını yeni doyurduğu ağzındaki kandan anlaşılan bir dişi aslanla karşı karşıya kalması üzerine kaçması ve kaçarken sırtındaki pelerini düşürmesi ile gelişen olaylar trajik bir aşk öyküsüne dönüşmüştür. aslan gelip pelerini kanlı ağzıyla parçalamıştır. bu pelerini kanlı ve paramparça halde bulan pyramus erken gelmediği ve sevdiğini koruyamadığı için kendini suçlamıştır. bunun üzerine dut ağacının yanına giderek göğsüne kendi kılıcını saplamıştır. akan kanlar bembeyaz dutları kırmızıya boyamıştır. bir süre sonra thisbe buluşma yerine gelmiş ve pyramus’u kanlar içinde bulunca pyramus’un kanıyla bulanmış kılıcı alarak kendine saplamıştır. inanışa göre karadut bu olaydan sonra ortaya çıkmıştır.
+
iyi insan yaşaması gerektiği kadar yaşar, yaşayabildiği kadar değil.
+
beşir fuad yalnızca intiharından sonra yaşanan salgından dolayı değil intihar şeklinden dolayı da inanılmaz bir ilgi toplamıştır.
+
beşir fuad, yayın hayatı boyunca 15 kitap, 200’den fazla da makale yayınlamıştır. charles dickens, gabriel tarde, emile zola, auguste comte, diderot, gustave flaubert gibi avrupalı pek çok aydını, türk aydınlarına o tanıtmıştır.
+
beşer: bu eser beşir fuad tarafından yazılmaya başlandığında üç cilt olması planlanmışsa da yalnızca iki cildi basılabilmiştir. 1886 ve 1887 yıllarında iki cildi yayınlanmıştır. bu eser içerik olarak insan fizyolojisi, anatomik bilgiler, matematiksel ilimler hakkında bilgi vermek amaçlı yazılmıştır. bunlar yanında günlük hayatı kolaylaştırıcı pratik bilgiler, sanatsal içerikler ve çocuk eğitimi ve yetiştirilmesi hakkında bilgiler de bulunmaktadır. beşir fuad’ın bu eseri yazma nedeni kendi mektuplarında da değindiği üzere edebiyata fazlasıyla yer ve değer verilen ülkede asıl öncelik verilmesi gereken fizyolojik bilimlerin yer etmemesinden şikâyetçi olmasıdır.
+
kalb: bu eserin yazarı bilinmemektedir. almancadan çevrilmiş bu eser kalp organının fizyolojisiyle alakalıdır. bu eser basılmamış yalnızca 1883 senesinde envar-ı zeka’da yayımlanmıştır. edebiyatçıların kalbi bir organ değil de romantik bir ürün olarak göstermelerine karşı çıkarken “kalb bir maddedir. bir tulumbadan başka bir şey değildir” demiştir.
+
mebhas-ı kıhıf ve netayici: bu makale de beynin işlevleri hakkında bilgi vermektedir. bu makalede ortaya konan mesele ruh diye bir şeyin var olmadığı, var olan şeyin beyin ve sinir sisteminin faaliyetlerinden başka bir şey olmadığıdır. beşir fuad psikolojinin ise fizyoloji bilimine dâhil olduğunu iddia etmiştir.
+
göz yaşlarına takriz: beşir fuad’ın yakın arkadaşlarından mustafa reşid’in 1886- 1887 seneleri arasında yazdığı “gözyaşları” adlı mini kitabının önsözünde gözyaşının biyolojik hikâyesini anlatması üzerine beşir fuad’ın yazığı bu beğence 1887 senesinde yayınlanmıştır. aynı esere beğence yazıp önsözdeki bilimsel kısmı beğenmeyen recaizade mahmut ekrem’le aralarında ufak bir tartışma geçmesi üzerine saadet gazetesinde “ağla gözlerim ağla” ismiyle bir makale yayınlamıştır.
+
beşir fuad, annesinin yaşadığı bu kötü süreçleri görmesinden kaynaklı olsa gerek bu hastalığın kalıtsal olup kendisinde de çıkabilmesinden, delirerek ölmekten her zaman korkmuştur. en sonunda annesi habibe hanım 1186 senesinin mart ayında vefat etmiştir. bu korkuya karşı koyamayan beşir fuad’a doktoru annesi gibi olmak istemiyorsa eğlenmesini ve mutlu olmasını tembih etmiştir. beşir fuad da evli olduğu halde içki ve kadınlara yönlenmiştir.
+
şaziye hanım’dan 1883 senesinde doğan ilk oğlu namık kemal kızılcık hastalığından iki yaşlarında vefat etmiştir. beşir fuad’ın en küçük oğlu mehmet selim ise 22 şubat 1884’te doğmuş, 2 şubat 1947’de emekli albay olarak vefat etmiştir. beşir fuad’ın ilk evliliğinden olma mehmet cemil ise 1912 senesinde vefat etmiştir.
+
beşir fuad ile ilgili belgeleri, fotoğrafları ve bir kısım kitapları istanbul’da çıkan önce aksaray yangınında 1931 senesinde de nişantaşı maçka yangınında yanıp kül olmuştur.
+
beşir fuad’ın yakın arkadaşı olan ahmet mithat efendi, fuad’ın ölümünden sonra onun biyografisini kendi bakış açısıyla kaleme almıştır. bu biyografiden elde ettiğimiz bilgilere göre; beşir fuad, intiharından önce hiçbir şekilde intihar edecek gibi görünmemektedir.
+
beşir fuad yukarıdaki mektupta görüldüğü üzere cesedini mekteb-i tıbbiye’ye bağışlamış olsa da ahmet mithat efendi başta olmak üzere, ailesi ve yakın çevresi buna müsaade etmediği için usulüne uygun şekilde eyüp sultan mezarlığına gömülmüştür. fakat burada bir süre sonra mezarı kaybolmuştur. bu nedenle günümüzde yeri tesbit edilememektedir.
http://adudspace.adu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11607/4534/3201.pdf

recaizade mahmut ekrem’in edebiyata dair bazı dikkatleri ve eleştirileri
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/913516

divan edebiyatında şairler kutsaldırlar. “kalpleri tanrı’nın huzmeleri olan kişilerdir. onun için tanrı’nın gönderdiği ilham rüzgârlarıyla kalplerinin denizleri dalgalanır ve mana incileri kenara gelir. bu mana incilerinin süslediği söz gelinleriyle herkesin kalbini büyülerler”.
+
bir kavme kalp lazımsa, edebiyat da lazımdır.
https://www.acarindex.com/pdfler/acarindex-c822502c-38ca.pdf

ahmet mithat efendi ‘ye natüralizmi tanıtan ilk türk pozitivisti beşir fuat’tır . beşir fuat, intiharından evvel ahmet mithat ‘a yazdığı mektupta annesinin mühim rahatsızlığının kendisinde de ortaya çıkacağına inandığı için intihar edeceğini ifade etmiştir.
+
ahmet mithat efendi , natüralizmi ahlaka ve dine uymadığı , üstelik hatta tersi olan değerleri kabul edip bunları yok saydığı için benimsememektedir. natüralizmin insanı izah yolunun materyalist olması ; ruhun fonksiyonlarını ve ilahi esasları yok sayan pozitivist ve naturalist anlayışın karşısında olan ahmet mithat efendi , beşir fuat ‘ı ateist ve materyalist inancından vazgeçirmeye ikna edememiştir.
+
voltaire hakkında derli toplu ilk kitabı beşir fuad yazmıştır. pozitivist ve materyalist bir düşünür olan , bütün yazılarında akılcılığı, bilimi ve ilerleme düşüncesini savunmuş olana beşir fuad; 1888’de yayınladığı bir eserinde, voltaire hayranı olmasının heyecanıyla bu düşünürün dini nasıl eleştirdiğini, insanlığı zincirlerinden kurtarmak için bağnazlıkla nasıl savaştığını anlatmıştır. beşir fuad’a karşı saldırılar başlamış ve havayı yumuşatmak isteyen muallim naci’de “ voltaire’i sevmenin kafirlik anlamına gelmeyeceğini ” işaret etmiştir.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/29356/4183.pdf

tanzimat dönemi türk edebiyatında romantizm-realizm tartışmaları üzerine bir inceleme
+
beşir fuat dünya edebiyatlarından verdiği örneklerle edebiyatta muhal ve hurafelerin bitmesini dile getirmekle birlikte küçüklüğümüzde okuduğumuz “kadın nine hikâyelerini, kurt ve tilki mesellerini, (…) kahraman katilleri tahir ile zühreleri, arzu ile kanberleri, ferhad ile şirinleri, âşık kerem’leri daha bilmem neleri” okumamız teklif edilirse bunu tahammül edilemez sayacağını ifade eder.
+
beşir fuat romantik sanatçıları da şu şekilde tespit eder: michelet ile augustin thierry tarz-ı cedidin müverrihleri, lamartine, musset ve théophile gautier şairleri, george sand ve balzac hikâye-nüvisleri idi. balzac’ı romantik miyânında tadat edişimiz klasiklere tebaiyyet eylemediğindendir. yoksa hakikat-i halde balzac hakikiyundandır. meslek-i hakikiyun emile zola’nın iltizâm eylediği tarîktir ki edebiyatı fenne tatbik etmekten ibarettir.
+
victor hugo’nun şahsında romantizme değinen beşir fuat, hugo’nun karşısına emile zola’yı, romantizmin karşısına realizmi çıkararak da türk edebiyatına realizmi tanıtmış olur.
+
hayalci bir şiir anlayışının karşısında beşir fuat’ın değerlendirmelerinin yavaş yavaş ironik bir üsluba büründüğü görülmektedir. ileride bu ironiyi açık bir istihza takip edecektir. şiir ve fenni kıyas ederken beşir fuat bu ironiye başlar:
gelelim fen ile şiirin mukayesesine:
şiiri fen mertebesine teali ettirmek için şiir hakkında şairane bir mehdiye söylemiştiniz. bilmem şairane olduğundan mı, methiyenizi muvafık-ı hakikat ve mukni-i vicdan göremiyorum.
+
recaizade, mustafa reşit’in gözyaşlarını ele alışını yerinde görmekle -hatta konuyu daha geniş tutmanın yerinde olacağını ifade etmekle- birlikte gözyaşlarını fennî ifadelerle izah edişini şu şekilde eleştirmektedir:
şiiri fenlendirmek veyahut fenne şiir katmak lâzımdır” fikr-i nev-zuhûruna bir taraftar-ı zî-iktidâr olduğunuzu anlatmak veyahut “fizyoloji” bilinmedikçe gözyaşından bahsolunamayacağı iddiasıyla meydana çıkabilecek mu’teriz-i mütefenninlere bir cemîle ibrâz etmek için mi bu iltizâm-ı mâ-lâ-yelzeme düştünüz?
+
mustafa reşit, eserinin mukaddimesinde“fizyoloji gözyaşı hakkında henüz son sözünü söylememiş ise de bu mâyiin gözlerin “medâr-ı ayn”da sühûletle dönmesi için şiddet-i lüzumu ve fıkdânı hâlinde birçok emrâz-ı ayniyenin zuhûr edeceği beyne’letibbâ müttefekün-aleyhtir” der. bu sözler ciddiyetle telakki edilse, âlemde ağlamanın ne olduğunu bilmeyenlerin ve en müessir facialar karşısında kayıtsız tebessüm edenlerin bir faydasının olabileceği hükmünü çıkarır.
+
beşir fuat, ….. recaizade’nin yaptığı alaycı eleştirilerin mesleğine yapılmış bir “taarruz” olduğunu ifade eder ve recaizade’nin “fizyoloji bilinmedikçe” ve “fizyoloji gözyaşı hakkında henüz son sözünü söylememiş ise de” diye başlayan eleştirilerini alıntılayarak fizyolojiye dair bu meselelerin recaizade için “çin lisanı kadar meçhul olduğunu” söyler; devamla ediplerin bir meselede karar verme hususunda “zevk-i selim”lerine göre hareket ettiklerini ancak kendisinin “zevk-i selim ashabından” olmadığını, “(…) keyfimizi mîzan-ı sahîh bilmek hak ve imtiyâzına mâlik bulunmadığımızdan, her iddiamızı delâil ve berâhîn serdiyle isbat etmek mecburiyetinde” olduğunu dile getirerek recaizade’ye, öğrencisi m. mehmet tahir’e verdiği cevaplardaki gibi fennî bilgileri ihtiva eden uzun bir ders vermeye çalışır.
+
beşir fuat, recaizade’nin itiraf ettiği gibi gerçekten ağlamayı çok sevdiğini, ayrıca gözyaşları’na yazdığı tarizde yine ağlayarak bizi de ağlatmak istediği için mükâfatını aldığını söyleyerek yazısını recaizade’yi alaya aldığı şu müstehzi ifadelerle bitirir:
bizi ağlatmak için bu kadar özenip giryeden hoşlandıklarını ve bunun bedâyi-i ulviye erbabınca en samimi mükâfat olduğunu beyan eyledikten ve bir de fazla olarak “ağlamak göze şifadır” gibi teşvikatta da bulunduktan sonra, bizim için birkaç damla gözyaşını dirîg etmek şiâr-ı insaniyete muvâfık olamayacağından diğerlerine nümûne-i imtisâl olmak üzere işte ben ağlamaya başladım: hi! hi! hi! hi! hi!
+
cenap şahabettin bu durumu hayal-hakikat etrafında bir değerlendirmeyle ifade eder. buna göre fikrin hayal ve hakikat etrafında gidip gelişinin sonucu olarak “kalemler aheste aheste timsal ve hayale doğru hareket” etmiş, insanın fizyolojik hareketlerinden ziyade ruhundaki müphem hareketlerin teşrihi daya uygun görülmüştür. bu ifadeler realist roman anlayışının artık eskisi gibi rağbet görmediğini ifade eder. devamla gelen ifadeler bunu desteklemektedir:
emil zola’nın romanlarını işgâl eden müfsidü’l- ahlak, marazü’l-kalp, zilal-dad ve iffetten ziyade şarab-ı müştehiyat ve mesaviye-yi hariz, tabakât-ı içtimaiyenin kademat-ı pestininde sürüklenen mahlukât-ı sefileye bedel eşhas-ı hikâyat-ı saf, meyl-i ma’ali ile meşhun, hassasiyeti selim ruhlardan teşkil olunmaya başladı, artık da-yı gulmetten muzdarip kadınlar, isterik erkekler yerine hikâyelerde temayülat-ı müstahsene-yi fıtriyeden başka bir şeyle kalplerinin nezafet-i cibilliyesi şaibedar olmayan mahlûklar kaim oldu. tabiatın tesavir-i ahvalinde kaleme tevdi’ edilen vazife adi bir fotoğraf menzilesinden kurtarılarak her manzaranın ancak ruh-ı şaire mekşuf olan hafaya-yı bedi’a ile işgali necabet-i edebiyeye muvafık görüldü.
https://acikerisim.ege.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11454/6454/halefnas2012.pdf?

beşir fuad’ın türk edebiyatında ilk eleştirel monografi olan victor hugo adlı eseri dolayısıyla beşir fuad’la menemenlizâde mehmet tâhir arasında başlayan, araya başka yazarların da girmesiyle büyüyen ve bir yılı aşan bir süre devam eden “hayalliyyun-hakikuyyun” (romantizm-realizm/natüralizm) tartışması, bu dönem içerisinde gerçekleşmiş bir eleştiri faaliyeti olarak dikkat çeker.
özellikle yeni yetişen genç sanatkârları etkileyen, onların sanat eserleri üzerinde düşünmesine zemin hazırlayan bu tartışmanın aldığı mahiyeti ve çıkan sonucu şu şekilde maddeler hâlinde gösterebiliriz:
➣ beşir fuad, şiirde letâfetin, ulviyetin ömrünün itibarî olduğuna, şair sözünün yalan olduğuna inanır. menemenlizâde mehmet tâhir, bunu büyük bir haksızlık sayar.
➣ beşir fuad, şairlerin eserlerinde “hakikat-i fenniye” (bilimsel gerçekler)nin bulunmasını ister. m. m. tâhir ise fenle şiirin birbirinden farklı şeyler olduğu, bunların birbirine karıştırılmaması gerektiği görüşündedir.
➣ m. m. tâhir, şiirin “hayâlât” tan (hayaller)da yararlanması gerektiği düşüncesindedir. beşir fuad, bunun tersine hayale karşıdır.
➣ beşir fuad, edebî sanatların şairlerin duygu ve düşüncelerini ifade etmekte düştükleri “acz”den kaynaklandığı, bunların gereksiz olduğu düşüncesini taşır. m. m. tâhir, beşir fuad’ın tespitine, yani edebî sanatların “acz”den doğduğu görüşüne katılmakla birlikte edebî sanatların aşırılığa kaçmamak kaydıyla gerekliliği üzerinde ısrar eder.
➣ beşir fuad, romantiklerin basit (zelîl) insanı yüceltmelerine karşı çıkar. bunu, hakikatin değiştirilmesi olarak görür. m. m. tâhir ise bu noktada amaca bakılmasından yanadır.
➣ beşir fuad, fen adamlarının şairlerden; fen bilgisi içeren eserlerin de edebî eserlerden daha üstün olduğu görüşünü ileri sürer. m. m. tâhir de aynı fikre katılmakla birlikte bunların birbirinden farklı, alanlarının ayrı olduğu görüşündedir.
➣ m. m. tâhir, edebî eserin güzel olan tabiatı daha da güzelleştirerek bünyesine kabul ettiği tezini savunur. beşir fuad ise en güzel şeyin tabiat olduğu, bu sebeple onun değiştirilmeden olduğu gibi anlatılması gerektiği düşüncesini taşır. ona göre “hakikatten başka hiçbir şey güzel değildir.
https://muratyayinlari.com/storage/catalogs/0605128001521292435.pdf

beşir fuad’a göre, osmanlı toplumunda eğitim geri kaldığı için gelişme olmamıştır. eğitim ile yetenekler geliştirilebilir. toplumdaki kötülükler yok edilebilir.
+
beşir fuad’ın eğitim anlayışı deneme-yanılma yoluyla gerçeği bulmadır. ancak bu sayede ilerleme olur. dolayısıyla beşir fuad, kaderciliğe de karşı çıkmaktadır: geleceği yaratmak, insanın elindedir.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/52884/1860-1908%20YILLARI%20ARASINDA%20OSMANLI%20DEVLET%C4%B0%27NDEK%C4%B0%20POZ%C4%B0T%C4%B0V%C4%B0ST%20VE%20MATERYAL%C4%B0ST%20AKIMLARDA%20K%C3%9CLT%C3%9CREL%20DE%C4%9E%C4%B0%C5%9EME%20OLGUSU.pdf

kendini tayin eden bir değişim öznesi olarak beşir fuad: mikrotarihsel bir çalışma
https://www.academia.edu/download/50230890/Besir_fuad.pdf

romantik edebiyatın eleştirisi bağlamında hüseyin rahmi’nin “istiğrak-ı seherî”si
+
hüseyin rahmi, beşir fuad’ın teşvikiyle, 1886 yılında kaleme aldığı “istiğrak-ı seherî” adlı diyaloğunda menemenlizade mehmet tahir’in “bir sergüzeşt” isimli hikâyesini gerçeklikten uzak bulduğu için eleştirmiştir.
+
esvabımı değişmeden karyolama yattım. uyumak için değil, düşünmek için yattım. dünyada gezmek istenilir ise hareket edilir; âlem-i hayalde seyahat etmek istenilirse bilakis sükûnet lazımdır, çünkü ötede ceset, beride ruh hareket eder: ruh ile ceset ikisi birden seyredemezler.
+
hüseyin rahmi ….. ifadesine de şiddetle karşı çıkarak şöyle der:
kemal beyefendi hazretlerinin:
“doldur kadehe şarab-ı nabı
mezc eyle şafakla mahitabı”
beyitlerindeki teşbihattan da anlaşılacağı veçhile şafak kırmızı, mehtap beyazdır. o halde menemenlizade’nin bir bakışta aklını alan duhter-i letafet-perverin cemal-i bî-naziri ak saçlı kırmızı yüzlü doksanlık bir bekri çehresine benzemesi lâzım geliyor.
+
ger seçemezse eşyayı gözlerin
işte böyle saçma olur sözlerin.
+
hüseyin rahmi, şairin çizdiği “şafak çehreli, mehtap saçlı, mahmur gözlü” portre karşısında “insan sabaha karşı böyle mahufü’l-manzar bir mahluk görmüş olsa ‘iyi saatte olsunlar’dan birine tesadüf ettim zannıyla yetmiş besmele çekerek hemen oradan fi rar etmenin yoluna bakar” diyerek menemenlizade tahir’le alay eder.
http://zemindergi.com/wp-content/uploads/2021/04/2-harika-durgun.pdf

serol teber’ın yaşamı ve eserleri üzerine
+
beşir fuad ve baha tevfik’in açtığı evrimsel biyoloji, materyalizm çizgisi, sonraki yıllarda ethem nejat ve mustafa suphi üzerinden sosyolojik tartışmalara atlayıp sürmüştür.
+
teber şunları yazmıştır: “ve insan, yapabileceği son etkin-liğin ancak intihar olduğunu, fakat artık, intihar edebilecek kadar olsun bir etkinlik yeteneğinin kalmadığını anlar…”
http://bilimveaydinlanma.org/content/images/pdf/mdt/mdtc2s2/serol-teberin-yasami-ve-eserleri-uzerine.pdf

derin boşluk: cemîle sümeyra ve “kendi kalemini kıranlar”
+
kitapta müntehir edebiyatçılar ve intiharları bölümünde 18. yüzyıl şairlerinden başlayarak günümüze uzanan süreçte 29 edebiyatçı ve intihar nedenleri ile eserlerinde intiharla ilişkilendirilen metinler yer almaktadır. bu isimler sırasıyla şöyledir: yedikuleli faizi, emir çelebi, beşir fuad, sadullah râmi paşa, mehmed galib efendi, ömer ihyâüddin efendi, şâkir efendi, tokadizâde şekib efendi, rüştü onur, halil nihat boztepe, rabia bayraktar, güngör rona, can iren, rasih güran, celâl sılay, yetik ozan (turgut günay), ilhami çiçek, kenan özcan, nilgün marmara, kaan ince, metin akbaş, sosyal ekinci, ilhan şevket aykut, kemal taştekin, erbay bulver, hüseyin alaçatı, nazir akalın, zafer ekin karabay, özge dirik.
+
beşir fuad, intihar biçimi en düşündürücü ve ilgi çekici olan müntehir edebiyatçıdır. beşir fuad, damarlarına uyuşturucuyu enjekte ettikten sonra bileklerini kesmiş ve “kâğıt dahi kanla mülemma…” sözleriyle o an hissettiklerini yazmaya başlamıştır. medrese eğitimi görmüş, hafız ömer ihyâüddin efendi’nin kendini asarak intihar etmesi de dikkat çekicidir. can iren’in ölümünü “bir bakıma yaşamına son bir kere kendi ölümü ile bir anlam katma çabası” olarak değerlendiren ve aydın intiharlarını reddeden yazılar yazan rasih güran, kendisi de hacettepe hastanesinin üçüncü katından atlayarak intihar etmiştir.
nilgün marmara, “sanatçının bir insan olarak çektiği ıstırap benlik öğesini içerir; varlığının bütününün istikrarına ve değerine, dünyayla ilişkilerine dair bir kaygıdır. bu ıstırabın sonucunda sanat eseri, izolasyonla ve dünyaya belirli bir tarzda tepki verip orada belirli bir tarzda eyleme geçmenin geliştirilmesiyle yoğrulur. bazı sanatçılar verdikleri tepkiyi aşırılaştırıp, ıstırap verici bir şekilde kendi benliklerinden yoksun oldukları hissine kapılarak dünyada eylemlerde bulunmaktan vazgeçerler. bu yokluklarda, incinebilir benliğin çeşitli ölümleri bir tür eşsiz, keskin ve somut ölüme, dolayısıyla intihara dönüşecektir.” sözleriyle intihar olgusuna açıklık getirmeye çalışır. 13 ekim 1987 tarihinde evinin balkonun atlayarak yaşamına son verir.
http://ibu.edu.mk/turkishstudies/wp-content/uploads/2019/04/17UsttenAliyeUslu-tde-tntm-253-256.pdf

islam ülkelerinde bilimin gerileyişi
+
bu gezegen üzerinde gelmiş geçmiş uygarlıklar arasında, bilimin lslâm ülkelerinde en zayıf olduğu konusunda günümüzde her hangi bir kuşku yoktur. içinde bulunduğumuz çağda, bir toplumun onurlu bir şekilde ayakta durması, doğrudan doğruya onun bilim ve teknolojideki gücüne dayandığına göre, bu zayıflığın tehlikeleri ne kadar vurgulansa azdır.
+
neden islam coğrafyasında bilimsel devrim olmadı? bu soruya doğru yanıtlar arayan çok sayıda bilim adamı vardır. 18-inci ve 19-uncu yüzyılın batılı oryantalistleri, islam dünyasındaki bilimsel hareketleri görmezden geldiler. bunun nedeni şu gerçeğe bağlanıyor: avrupa, bilim ve teknolojide (dolayısıyla askerlikte) kesin üstünlüğünü kurana kadar, islâm dünyasını kendisine yönelik bir tehdit olarak görmüştür.
+
aziz paul: bütün hastalıkları iblisler yaratır.
+
aziz augustin: hıristiyanların bütün hastalıkları cinlere atfedilmelidir
+
kilise: kadavraların kullanılması yasaklayarak bilimsel tıbbın gelişmesi engeller.
+
kilise: çiçek ve kolera gibi bulaşıcı hastalıklar ilahi takdir’indir
+
aziz augustin: fırtınalar şeytanın işidir
+
ortaçağ hıristiyanlığının aklın özgürlüğünü bastırmak için yaptıklarının listesi çok uzundur.
+
galileo’dan özür: 9 mayıs 1983 günü özel bir törende papa ıı. john paul galileo’nun engizisyon mahkemesinde yargılanıp ömür boyu evinde mahküm edilmesi için özür sayılan şu mesajı yayınlamıştır:
“galileo olayı sırasında ve sonrasında edindiği deneyim, kilise’nin daha olgun bir tutum içine girmesine yol açmıştır. …mütevazi ve sürekli bir incelemeden sonra, kilise inancın temelini, belli bir çağın bilimsel sistemlerinden ayırmayı öğrenmiştir.”
+
darwin’den özür: darwin’in 1859 yılında yayınlanan “türlerin kökeni” adlı yapıtı bütün inanç kurumlarının şiddetli tepkisine neden oldu. çünkü inanç kurumlarının dayandığı temel ilke “yaratılış” inancıdır. darwin ise, bu inancın yerine “evrim”i koymuştur. çatışma kaçınılmazdı. ne var ki, gene toplumsal bilinç, kiliseyi yola getirdi. darwin’i aforoz etmiş olan anglikan kilisesi, onun doğumunun 200-üncü yılı bağlamında eylül 2008 tarihinde şu mesajı yayınladı:
“seni yanlış anladığımız, sana karşı gösterdiğimiz ilk tepkide hatalı oluşumuz ve bu sebeple başkalarının da seni yanlış anlamasına yol açtığımız için özür dileriz.”
+
görünüş odur ki, bilimin alanı genişledikçe, teolojinin alanı daralıyor. çatışkılar devam edecektir; ama sonunda kazanan bilim olacaktır.
http://www.baskent.edu.tr/~tkaracay/etudio/agora/bilim/ScienceInIslam

edmund burke: yüce, etik ve devrim
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstream/11452/1285/4/503720.pdf

anıt mezarların peyzaj mimarlığı yönünden incelenmesi: izzet baysal anıt mezarı çevre düzenlemesi örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/271990

osmanlı mezar taşları etrafında gelişen kültür, medeniyet ve inanç dünyası üzerine bir inceleme: eyüp örneği
+
eyüp, bir sütçü köyü iken, fethin ruhani hatıralarının etrafında, millî mimarinin bütün güzellikleriyle bezenmiş, zamanla genişledikçe genişlemiş, ölümü güzel gösteren, nazirsiz bir ölüm şehri mertebesine ermiştir.
http://acikerisim.ybu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/2098/562109.pdf

kastamonu ferhat paşa ve atabey gazi camileri’nin hazirelerindeki mezar taşları
+
en güzel mezar kaybolmuş mezardır.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/9729/217445.pdf

türk mitolojisindeki karga/kuzgun imgesinin çağdaş türk resim sanatına yansımaları
+
resimde kurtuluş savaşı esnasında düşman askerleri tarafından yakılıp, yıkılan bir köy yerindeki katliam anlatılmaktadır. kompozisyonun ön planında kıyafetleri yırtılıp, tecavüz edilerek öldürülmüş, kilim üzerinde yatan bir kadın figürü ile devrilmiş bir beşik üzerinde geriye doğru yatan ölü bir çocuk figürü görülmektedir. geri ve ön planda yıkılmış, virane yapılar üzerinde uçan kargalarla olayın vahşeti daha da vurgulanmakta ve izlenimci renk anlayışı içerisinde tüm yüzeyi kaplayan sarı, kırmızı, turuncu renklerle oluşturulan bir akşamüstü sayesinde hüzünlü bir atmosfer yaratılmaktadır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1507342

bebek ölümlerinin incelenmesi: kırklareli örneği
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1567189

tarihsel gelişimi açısından çocuklarını öldüren anneler: bir derleme çalışması
https://www.ufuk.edu.tr/uploads/page/enstituler/sosyal-bilimler/ensdergi/say-6/salihmurateke.pdf

kadim şamanlıktan anadolu’nun velilerine/delilerine: malatya örneklemi
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1974923

osmanlı’nın meczûbları ve mecnûnları: erken modern dönemde hastaneler ve deliliğe bakış
https://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=110&Sayfa=97

paul virilio’nun kuramsal dünyasına kısa bir giriş denemesi
+
küresel savaş çağında iyimser olmak gerekir. üstelik bu imkânsız değildir.
+
yazara göre modern hayat gündelik döngüsünü biteviye sürdürmek zorundadır ve bir tür hız fenomenolojisi olarak tanımladığı bu döngü nedeniyle modern bireyi sürekli olarak hareket etmeye ve hızlanmaya zorlamaktadır.
+
antik çağdan itibaren hız ve savaş birbirine bağlı ve hatta birbirinden beslenen kavramlardır.
+
virillio’nun “kaza teorisi” olarak tanımladığı bir dizi doğal sonucun da müsebbibidir. sözgelimi kaza olmaksızın hiçbir teknolojik yenilikten söz etmek mümkün değildir; ulaşım, iletişim ya da bilgi teknolojileri alanlarında her teknolojik yenilik aynı zamanda (bu alanlara) özgü yeni birer kazanın ortaya çıkmasına neden olmuştur.
http://sssjournal.com/Makaleler/1045973194_22_54_6_ID2077_Sadakao%c4%9flu_204-214.pdf

virilio ve “hızlandırılmış hakikat” (gerçekliğin yok oluş estetiğine ilişkin bir deneme)
+
toplumsal dünyada olayları göstermeye aracı olan biçimler, asıl olayın/hakikatin kendisi haline gelebilir.
+
artık bilimsel ve mutlak bir doğru arayışı yoktur. hakikat, yanılsama dolu perspektifler üreten sanal bir dünyanın aşırılığı içinde yitip gitmiştir.
+
“değişimin dünyasallaştırılması”; varolan gerçekliklerin yüzeyinde hüküm süren “sonlu bir dünyanın içidir”.
+
dünyasal hakikate ilişkin bu duyum yitimi, bir değer olarak iletişimin oluşum sürecine ilişkin tarihsel bir kırılmayı haber vermek yanında, artık “bir hayalet uzuv haline gelen bir dünyayı” da haber vermektedir.
+
“hızlanım sineması” şeklinde adlandırdığı bu sanatsal oluşumun ardında da, açıkça “dünyanın gerçeksizleşmesi felaketini” bulgulamaktadır.
+
sinemanın temel felsefi dayanağı, kafalardaki normal boşluk duygusuyla rahatsız edilen her tür yaşamsal sorgulamanın, hızlandırılmış gerçeğin yüzeysel açılarıyla bozulması; özetle, “yaşama acısının bastırılması”dır.
+
dramı dramla bastırmak, virilio’nun deyimiyle “dünyanın gerçekleştirilmesi felaketinin” ilk adımıdır.
+
hızlı görüntüler yardımıyla oluşturulan bu basınç, bourdieu’nün de dediği gibi, olsa olsa “sözün ve düşüncenin dolaşımını terörize eder”.
http://www.irfanerdogan.com/dergiweb2008/18/KOSE.pdf

sürreal resimde kadın imgesi
https://www.researchgate.net/profile/Huriye-Altuner-3/publication/346628659_SURREAL_RESIMDE_KADIN_IMGESI_Arastirma_Makalesi/links/5fca2f19299bf188d4f17300/SUeRREAL-RESIMDE-KADIN-IMGESI-Arastirma-Makalesi.pdf

‘insan’ın anlamı üzerine bir araştırma’: abdülganî en-nablusî
https://www.academia.edu/download/52806484/MARIFE.9_1.TOPRAK.pdf

cinlenme vakaları ve psikoloji
https://www.cerideiilmiyye.org/wp-content/uploads/2019/08/vedat-yilmaz-22-sayi-cinlenme-vakalari-ve-psikoloji.pdf

ferri de aynen lombroso gibi çelişkiler içinde kalmış ve insanlığın suçla mücadele için henüz cezadan daha iyi bir araç düşünemediği ve icat edemediğini anlamışlardır.
+
ceza, sadece toplumsal ilişkilerden doğan suç eğilimlerini ortadan kaldırabilir veya onların yoğunluğunu azaltabilir.
+
aschaffenburg’a göre ıslah etme, suçlunun mahrum bulunduğu ve onun yetenekleriyle eğitimindeki dezavantajlarını dengeleyebilecek unsurları telkin etme suretiyle, suçluyu zararsız hale getirme gayesi daha ulvî bir nitelik kazanır.
+
enrico ferri’nin başını çektiği sosyolojik okul, suçu toplumun bir hastalığı olarak, hem biyolojik, hem de sosyal nitelikli köklere sahip olduğunu ispat etmeye çalışır.
+
hukukun bu dalının eski zamanlarda dayandığı hiçbir ilâhi cezayı, hiçbir kişisel veya sınıfsal öç (intikamı) bizim dünya görüşümüz kabul etmez.
+
andenes’e göre, insanları üç kategoriye ayırabiliriz:
a) ceza tehdidinden bağımsız olarak doğru yolda olan ve yasalara saygılı insanlar,
b) ceza tehdidi olmadığı takdirde, yasaları ihlâl edecek potansiyel suçlular
c) büyük bir ihtimalle yasalardan korkan, fakat bu korkunun onları suç işlemekten alıkoyacak kadar büyük olmadığına inanan suçlular.
+
cezanın alternatifini arayın, alternatif cezaları değil.
+
e. ferri şöyle der: “her haliyle, suçun sosyal sonuçları veya ters tepkisi ne olursa olsun, suç her zaman olağan dışı (anormal) faaliyet biçimi olmakla, suçun sosyal patoloji olmadığı, normal sosyolojiye ait olduğunu savunan durkheim’e katılmak elbette mümkün değildir.”
+
suç sosyal bir kötülüktür.
+
s. k. gogel, bu konuda haklı olarak şunu belirtir: “suç, sosyal hayatın en karmaşık sosyal olgularından olup, ancak sosyal hayat ve onun bütün olguları gibi bir dizi nedenlerle tanımlanır ve ortaya çıkar. bu nedenler, doğa, iklim şartları, mevsimler, toprağın verimliliği vb. gibi dış şartlar olabileceği gibi, ırk, halk, bölge insanlarının karakteri, eğilimleri, yapılarından kaynaklanan bazı insan biyolojisiyle ilgili nedenler ve nihayetinde, halkın tarihi, sosyal ve siyasi düzenden kaynaklanan sebepleri de olabilir.”
+
g. v. tarde, iklimin özellikle kişilere yönelik suçlarda belirli rol oynadığını ispatlamaya çalışarak şöyle der: “sıcaklığın, acımasız ve hunhar dürtüleri harekete geçirip, güçlenmesindeki etkisini inkâr etmeyi düşünmedim. kişilere karşı suçların, başka deyişle kanlı suçların ilkbahar veya yaz mevsiminde daha sık, mala yönelik suçların ise sonbahar ve kış mevsimlerinde işlendiğini biliyorum.” çalışmasının bir diğer bölümünde g. tarde; “kişilere karşı işlenen suçlar arasında sıcağın etkisine daha fazla, tecavüz ve ırza yönelik suçlar” olduğunu bildirir.
+
gramatica, devletin suçluları cezalandırma hakkını reddederken, ancel, suçluların ıslah ve yeniden eğitilmesi yolunda onlara yönelik sadece insani etki yöntemlerinin uygulanması gerektiğini savunur.
+
“suçlar ve cezalar hakkında” eserin yazarı c. beccaria montesquieu fikirlerini geliştirerek cezanın amacının sadece öç almak ve acı çektirmek değil, yeni suçları engellemek olduğunu yazıyordu. antropoloji öğretinin temellerini atan c.lombrozo: “suçlunun kimliğini fikir dağınıklığı ile soyut şekilde, sakin kabinelerde, kitap ve teorilerde değil, hayatın kendisinde öğrenin. hapishanelerde, hastanelerde, polis istasyonlarında, gece evlerinde, suç örgüt ve çetelerinde, serserilerin, fahişelerin, alkoliklerin ve ruh hastaları içerisinde öğrenin, onların hayatında, maddi anlamda var oldukları ortamda öğrenin. o yüzden suç rastgele olay veya “acımasız iradenin” ürünü değildir, tamamen doğal ve ceza ile karşı konulmaz bir eylemdir.”
http://tbbyayinlari.barobirlik.org.tr/TBBBooks/487.pdf

lyons hernt, deniz ve sıcak iklimin tiroit salgısının ifrazatını teşvik ettiğini ve bu bakımdan güney italya’da ilkel, vahşi ve ihtirasi suçların işlendiğini, buna karşılık tiroit salgısının genellikle iyi çalışmadığı ingilizlerde, bu gibi suçların çok az işlendiğini vurgulamaktadır. adam öldürme ve ırza geçme suçlarının yüksek hareketle ilgisi olduğu şeklindeki enrico ferri’nin teorisi, hernt’in yaptığı bu endokrinolojik gözlemle teyit edilmektedir.
https://hukuk.marmara.edu.tr/dosya/huk/%C3%96%C4%9ERENC%C4%B0/HUKUKUZEM/19-20/BAHAR/kriminoloji/5.hafta.pdf

her suçlu anormal bir ferttir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/96936

xx. yüzyıl başlarında istanbul’da intihar ve cinayet: eski bir teori üzerine değerlendirme
+
modern zamanların en önemli toplumsal sorunlarından biri olarak görülen intihar, özellikle xıx. yüzyılda sosyoloji ve psikoloji alanlarında görülen gelişmeler neticesinde bilimsel bir zeminde incelenmeye başlanmıştır. çeşitli teoriler üretilmiş, intihar vakalarının artmasıyla meydana gelen sosyal tahribatın önüne geçebilmek için bazı çözüm önerileri getirilmiştir. bu teorilerden biri de kriminolog enrico ferri ve enrico morselli ile başka bazı isimlerin öne sürdüğü; durkheim’in intihar (le suicide étude de sociologie) adlı çalışmasında incelediği, intihar ile cinayet arasında olduğu öne sürülen ters orantı teorisidir. teori, kendi zamanında eleştirilmiş, çürütülmüş veya bazı yönlerden doğruluk payı olabileceği ileri sürülmüştür.
+
guerry, henüz 1830 ve 40’lı yıllarda fransa’nın kuzey ve güneyindeki cinayet ve intihar oranlarını inceleyerek bir ters orantı tespit etmiştir. 19. yüzyılda enrico morselli ve enrico ferri adlı iki italyan bilim insanı ve sonradan ünlü avusturyalı psikiyatrist sigmund freud, intihar ve cinayeti aynı fenomenin iki yönü olarak açıklamayı önermiştir.
+
özellikle enrico ferri ile enrico morselli tarafından, kendilerinden önce yapılan bazı saptama ve incelemeler kullanılarak intihar ile cinayet arasında ters orantı olduğu kuramsal bir temele oturtuldu ve bir yasa gibi savunuldu. teori temelde intiharın cinayeti, cinayetin de intiharı dışladığı varsayımına dayanıyordu. bu iki eylem aynı anda aynı coğrafyada yaygın olarak görülemezdi. ferri ve morselli, intihar ve cinayetin zıt kutuplar veya aynı fenomenin iki yönü olduğunu iddia ettiler. bu zıtlık –eğer kabul edilirse- iki şekilde açıklanabilir; ya cinayetle intihar iki zıt akım oluşturmaktadır ve o denli zıttırlar ki birinde gerileme olmadan diğerinde ilerleme olamaz; ya da bunlar tek bir kaynaktan beslenen tek bir akımın iki ayrı koludur ve birisi gerilemeden diğerinde ilerleme olamaz. ferri ve morselli bu açıklamalardan ikincisini seçtiler; intihar ve cinayet, aynı durumun iki dışavurumu, ya şu biçimde ya diğer biçimde fakat asla aynı anda olmayan bir sonuç. aynı kaynaktan çıkan bu iki zıt eylemin alacağı biçimi ise toplumsal çevre belirlemektedir.
+
acaba ulemadan bazılarının fikri vechle intiharın seyri katlin seyrinin aksine midir?
+
hilmi ziya’ya göre her iki eylem de özünde ihtirası barındırır, anomi, asabi bir yorgunluktur ve bu asabiyet bazen nefse bazen de dışarıya yansıyabilir. birinci halde intihar ikincisinde cinayet olur.
https://www.academia.edu/download/58099169/XX._YUZYIL_BASLARINDA_ISTANBULDA_INTIHAR_VE_CINAYET_ESKI_BIR_TEORI_UZERINE_DEGERLENDIRME.pdf

suçun unsurları
+
suçu bütün unsurları ve özellikleri ile gözlerimizin önüne serecek bir tanımlamanın yapılması istenirken hareket noktasının dikkatle seçilmesi lâzımdır. eğer, hareket noktası, pozitif hukukun dışından seçilmişse, tanımlamanın, yalnız onu yapan kimsenin, moral, sosyal ve politik görüş ve inançlarına uymak gibi bir değeri olur. bu yüzden, suçu, [ahlâk düzenini ağır bir şekilde bozan ve bu nedenle devlet’in hoş görmeyeceği bir fiil] olarak belirten tanım ile, suçu tabiî suç biçiminde anlayıp [her zaman ve her yerde ortalama bir dürüstlük ve merhamet duygularına saldırıyı ifade eden bir hareket] diye tanımlayan kimselerin görüşleri ve son olarak, yukarıda iki tanımın bir uzlaştırılması sayılması mümkün ve ferrı tarafından verilmiş şu tanım da gerçeğe uymamaktadır : [antisosyal, bireysel güdüler tarafından meydana getirilen, hayat koşullarını bozan belli bir çağda halkın ortalama ahlâk duygularına aykırılık teşkil eden hareketler, cezalandırılabilir hareketlerdir].
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/11677/su%C3%A7un%20unsurlar%C4%B1.pdf

intiharlar coğrafyası: rusya örneği
http://web.deu.edu.tr/geomed/proceedings/download/033_GeoMed_2013_Proceedings_311-333.pdf

sosyal değişme-intihar ilişkisi: batman ili örneği
+
durkheim’e göre, intihar üzerinde, dini inançların etkisi, diğer bütün etmenleri bastıracak ölçüde büyüktür. çünkü dinin temel işlevi, insanların hepsini aynı inanç düzenine bağlayarak toplumsallaştırmasıdır. durkheim, protestan ülkelerde görülen intihar olaylarının, katolik ülkelere oranla çok daha yüksek düzeyde olması durumunu bu temelde açıklar. protestan kilisesi’nin, katolik kilisesi’ne oranla daha az bütünleşmiş oluşu ve özgür iradenin daha serbest oluşu gibi etmenler protestanlığın, bireysel düşünceye daha geniş yer vermesi sonucunu doğurmuştur. o’na göre bir dini toplulukta birey kendi yargılarına ne kadar çok yer veriyorsa, bu dini topluluğun, bireylerin yaşamındaki yeri o denli sınırlı olmaktadır. bu durum da, intiharın önlenmesinde dinin durdurucu etkisini azaltmaktadır.
https://www.researchgate.net/profile/Mcengiz-Yildiz-2/publication/325857685_Sosyal_Degisme-Intihar_Iliskisi_Batman_Ili_Ornegi/links/5b295e390f7e9b1d00362c12/Sosyal-Degisme-Intihar-Iliskisi-Batman-Ili-Oernegi.pdf

kadın ve suç: türkiye’de kadın ve organize suç ilişkisi
+
kadınlar, erkekler kadar suç içinde olmasalar bile özellikle fuhşa aracılık etmek, yer temin etmek, kadınları bu amaçla çalıştırmak, evrakta sahtecilik, hırsızlık ve nitelikli dolandırıcılık gibi suçlarda karşımıza aktör olarak çıkmaktadırlar.
+
caesar lombroso, kadın suçluluğu konusundaki çalışmalara öncülük eden kriminolojistlerden biridir. lombroso’ya göre, kadın suçluluğu konusunun iki temel tetikleyicisi vardır. bunlar kadınların fiziksel yapıları ve ataerkilliktir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/763917

iktidarın nüfus planlaması: kürtaj ve sezaryen üzerinden kadın cinselliğinin siyaseti
https://research.gold.ac.uk/id/eprint/11442/1/1006BRGek08.pdf

yabancı topraklarda ölen iki kadın: tezer özlü ve unica zürn’ün özyaşam eserlerinde ruhsal tedavi ve intihar izleklerinin karşılaştırılması
+
zürn’ün son doğumunda kadın doğum doktoru onu o denli sıkı “dikmiştir” ki, kocası ile daha sonraki cinsel birlikteliği sürekli olarak acı verir ve bu yüzden kocasından uzak durmak zorunda kalır.
+
bellmer’in yarı felç kaldığını görüp eski ve mutlu yaşama dönemeyeceğini anlayan zürn, eşinin kaldığı hastanenin altıncı katından atlayarak intihar eder.
+
özlü, 1985 yılından sonraki seyahatlerini gezi, kültürel bilgi edinme veya yazınsal toplantılar için değil bu sefer sağlık tedavisi için gerçekleştirir. hayatının beş yılını mani depresif tanısı ile sinir hastanesinde tamamlar. intihar teşebbüsünde bulunur ancak istediği gibi ölemez.
+
özlü, 18 şubat 1986 da 44 yaşındayken yabancı topraklarda kansere yenik düşerek ölür.
+
halusinasyon biçiminde zürn’ü neredeyse yaşamı boyunca takip eden “yasemin adam”, zürn’ün gerçekte karşılaştığı erkeklerin yerine koyduğu düşsel varlıktır.
+
yaşamış olduğu dönemin hem toplumsal hem de dini bakış açısına göre belki de birçok şeyin tabu sayılacağı olaylar yine özlü’nün bu eserinde cesurca dile getirilip anlatılmaktadır.
+
unica zürn şizofreni ve tezer özlü ise mani depresif tanıları ile tedavi görmüşlerdir.
+
babasının sürekli evden uzak kalması, annesinin farklı erkeklerle birlikte olması gibi aile hayatını derinden sarsabilecek olayların yanı sıra en travmatik yaşantı zürn’ün abisinin ona tecavüz etmesidir.
https://www.researchgate.net/profile/Umut-Balci/publication/331346223_Schriften_zur_Sprache_und_Literatur_II/links/5c7512a3458515831f702372/Schriften-zur-Sprache-und-Literatur-II.pdf

çağdaş sanat malzemesi olarak iplik
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/622493

divan şiirinde kötü şahsiyetler
+
lars svendsen de kötülüğün felsefesi adlı eserinde konuyla ilgili olarak “dünyada kötülük olduğunu yadsıyacak pek az kişi varken, kötü insan diye bir şey olduğunu kabul edemeyecek doğrusu çok fazla kişi bulunur” sözünü sarf ettikten sonra kötülüğün bilim dünyasındaki görünümünü “kötülük fikri rasyonel ve bilimsel dünya görüşünde kendine yer bulamadı. insanlık durumuna ilişkin hakikati belirleyen artık din değil bilimdi. günümüzde ise bu iş özellikle biyolojiye kalmış görünüyor. oysa ahlaki kötülük kavramına biyolojide yer yok” şeklinde özetlemiştir.
+
kalır sehbân-ı vâ’il şerm ile a’yâ mine’l-bâkıl
belâgatle ser-âgâz eylesem ta’bîr-i ma’nâya
https://www.academia.edu/download/60757429/Divan_Siirinde_Kotu_Sahsiyetler20191001-128044-14ngw2u.pdf

suç ve din: kayseri kapalı ceza infaz kurumu hükümlüleri üzerine uygulamalı bir araştırma
+
hükümlülerin; “insanların cezaevine düşmesi allah’ın takdiri sonucu olmuştur.” ifadesine verdikleri yanıtlar çerçevesinde, cezaevlerine düşmelerine neden olan suçu işleme hususunda kaderci bir yaklaşım sergiledikleri ve kendi sorumluluklarını geri plan ittikleri belirlenmiştir.
+
hükümlülerin suç işlemenin bireyde dini ve vicdani açıdan rahatsızlık yarattığı ve bunun yanında ahiret inancına paralel olarak öte dünyada da bir karşılığının olacağı düşüncesini taşıdıkları, dinin bireylerin suç işlemesini engellemede önemli bir role sahip olduğu fakat yaptırımların caydırıcılığı bakımından hukuk normlarının daha fazla etkin olduğu fikrini benimsedikleri saptanmıştır
+
dinin, kişinin adi (hırsızlık, gasp, yaralama, cinsel istismar,vb) suçlara karışmasına engel olduğu görülürken; dini gruplarda örgütlü ve planlı bir şekilde suçun nedeni olarak karşımıza din çıkmaktadır.
http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS03788.pdf

işlenemez suç
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/69398/800.pdf

kriminoloji ve metot meselesi
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/36905

işsizlik ve suç arasındaki ilişkiye teorik bir bakış
+
işsizlik, ücret, enflasyon, kişi başına gelir ve gelir dağılımındaki adaletsizlik gibi birçok makroekonomik değişkenin suça etkisi bulunmaktadır. bu çalışmada türkiye ekonomisi için en önemli sorunlardan biri olan işsizliğin suç üzerindeki etkisinin, konuyla ilgili yapılan çalışmaların değerlendirilmesiyle, belirlenmesi amaçlanmıştır.
çalışmada öncelikle 1968 yılında becker’ın oluşturduğu, ehrlich (1973), heineke (1978), schmidt ve witte (1984) tarafından geliştirilen suça yönelik ekonomik modeller analiz edilmiştir. çalışmada teorik bir değerlendirme yapılması amaçlandığından, konuyla ilgili bir model ya da analize yer verilmemiştir. izleyen aşamada, küresel krizin başlangıcı olan 2007 yılı ve sonrasında yapılan çalışmalar incelenmiştir. bu dönemin belirlenmesinde, işsizliğin, türkiye ve neredeyse tüm ülkelerde küresel krizle birlikte artış göstermesi ve son yıllarda özellikle türkiye için işsizliğin yüksek oranda seyretmeye devam etmesi etkili olmuştur. söz konusu dönemde yapılan çalışmaların neredeyse tamamında, işsizliğin suçun temel belirleyicisi olduğu ve işsizliğin suç üzerindeki etkisinin pozitif yönde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
+
suç faaliyeti ve suçlu, insanlık tarihi boyunca var olmuş, toplumu oluşturan bireylerin yanı sıra yazarların ve bilim adamlarının da çok eskiden beri ilgisini çekerek araştırma konularını oluşturmuştur. bu nedenle suçla ilgili çalışmalar, çok eski tarihlere dayanmaktadır. ancak, suçun kavramsal olarak tanımlanması, suçun bir bilim olarak incelenmesi sürecinde yapılmıştır. suç bir bilim olarak, “kriminoloji” kavramı adı altında ilk defa paul topinard tarafından 1879 yılında kullanılırken, bu kavram 1885 yılında italyan kriminolog raffaele garofalo’nun “criminologia” isimli kitabında, ilk kez kitap ismi olarak kullanılmıştır.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/336155

din-suç ilişkisi: bingöl örneği
+
dinin/dindarlığın suçu/suçluluğu engellediği, suça yönelimde bireyleri önlediği ve kontrol altında tuttuğu kriminolojideki yaygın düşüncelerdendir. hükümlülerin dindarlıkları ve dini tutumları ise bu yaygın düşünceyle bağdaşmamaktadır. ancak uyguladığımız dindarlık ölçeğine (ok-dini tutum ölçeği) göre, hükümlülerin dindarlıkları ile din öğreticilerinin dindarlıklarının neredeyse aynı düzeyde olduğu görülmüştür. suç işleyen, suçla ilgili kişi veya durumlarla doğrudan ya da dolaylı ilişkileri olan hükümlülerin dini grupları temsil eden, toplumdaki yüksek dini eğitime sahip ve din öğretimi yapan din öğreticilerine benzer dindarlık oranları göstermesi tartışmalıdır. buna neden olan noktalardan biri; uyguladığımız ölçeğin suçlu dindarlığını sağlıklı bir şekilde ortaya koyamamasıdır. yapılan analizler neticesinde uyguladığımız ölçeğin araştırmamızdaki hükümlü dindarlığının saptanmasında işlevsiz olduğu görülmüştür. ikinci nokta ise; hükümlülerin dindarlık düzeylerinin cezaevinde artış gösterdiğidir.
+
cezaevi ortamı, suç olaylarının gerçekleşmesini engellemekte; hükümlülerin bireysel olarak dini yönelimini arttırmakta ve bir iç hesaplaşma ile kendilerini dine adamalarına ve tövbe etmelerine imkân vermektedir. dolayısıyla araştırmamızdaki hükümlü dindarlığının özellikle cezaevindeki dini tutumlarla ilgili olduğunun altı çizilmelidir.
https://acikbilim.yok.gov.tr/bitstream/handle/20.500.12812/693268/yokAcikBilim_10134765.pdf

pandemi ile geçen bir yılın hırsızlık suçu bağlamında analizi: türkiye ve ingiltere örneği
+
suçların ve özellikle çalışmamızda değindiğimiz hırsızlık suçunun bir türü olan evden hırsızlık suçunun toplumun fertlerince işlenmesi, sosyolojik kuramlarla ele aldığımız üzere tek başına biyolojik yahut yapısal bir sorun olmayıp ekonomi, ülke mevzuatında yer alan düzenlemeler, dünya gündemi, salgın hastalıklar, savaşlar, doğal afetler ve düzensiz göçler gibi toplumda iz bırakan olaylarla da yakından ilişkilidir.
https://www.researchgate.net/profile/Oezge-Ayas/publication/348900769_KRIMINOLOJI_VE_TOPLUM_BILIMLERI_PANDEMI_ILE_GECEN_BIR_YILIN_HIRSIZLIK_SUCU_BAGLAMINDA_ANALIZI_TURKIYE_VE_INGILTERE_ORNEGI/links/601544bb299bf1b33e353855/KRIMINOLOJI-VE-TOPLUM-BILIMLERI-PANDEMI-ILE-GECEN-BIR-YILIN-HIRSIZLIK-SUCU-BAGLAMINDA-ANALIZI-TUeRKIYE-VE-INGILTERE-OeRNEGI.pdf